Etiket: alevi

  • Kadriye Doğan: Kürtlerin hak mücadelesiyle Alevilerin hak mücadelesinin birleşmesi gerekiyor-VİDEO

    Kadriye Doğan: Kürtlerin hak mücadelesiyle Alevilerin hak mücadelesinin birleşmesi gerekiyor-VİDEO

    PİRHA- DAD önceki dönem Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Türkiye toplumunun bir yüzyıl daha baskıyla, yoklukla, inkarla gidemeyeceğini, gitmek istemediğini ifade ederek, “Kürtlerin hak mücadelesiyle Alevilerin hak mücadelesinin birleşmesi gerekiyor. Bu demokrasinin de temel taşı olacağına inanıyorum” dedi.

    “HEPİMİZE SORUMLULUK DÜŞÜYOR”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) önceki dönem Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, toplumun barış sürecini sahiplendiği taktirde başarıya ulaşacağını belirterek, “Bu toplumda ciddi bir umutsuzluk ve bu süreci sadece Erdoğan’ın kendi geleceğini pekiştireceği bir oyalama süreci olarak algılanmasına yol açacak kadar bir savsamaya gittiği yönünde bir şey gözlemliyoruz. Ama bu gerçek olmamalı. Toplum buna izin vermemeli. Her birimize bu anlamda sorumluluk düşüyor” dedi.

    “KÜRTLERİN HAK MÜCADELESİYLE ALEVİLERİN HAK MÜCADELESİNİN BİRLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Barış süreci örerken ve demokratik toplumun inşa ederken Alevi toplumunu bu sürecin öznesi haline getirmek gibi bir sorumluluğun olduğunu ifade eden Doğan, “Aleviler Kürtler kadar gelecekte kendilerini var etmek istiyorlarsa, demokrasi ve barışın inşasında aynı düzeyde sorumluluk almaktan da kaçınmaması gerekiyor. Bu sorumluluğu üzerimize alıp bizim de topluma çıkmamız gerekiyor. Kürtlerin hak mücadelesiyle Alevilerin hak mücadelesinin birleşmesi gerekiyor. Bu demokrasinin de temel taşı olacağına inanıyorum” diye belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Ali Kenanoğlu: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında inkara son verilmeli!-VİDEO

    Ali Kenanoğlu: Cumhuriyetin ikinci yüzyılında inkara son verilmeli!-VİDEO

    PİRHA-Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, yüz yıl boyunca Alevilerin  inkara, imhaya tabii tutularak kontrol altına alınmak istendiğine dikkat çekerek, “Yüz yıldır ısrarla ve inatla uygulanan politikalar tutmamıştır. O nedenle de Cumhuriyet ikinci yüzyılında herkesin inancını yaşayabildiği, kimliğini koruduğu, varlığını sürdürebildiği, dilini konuşabildiği, kendi ana dilinde eğitimini yapabildiği, kendi ana dilinde ibadetini yapabildiği bir cumhuriyet olursa o cumhuriyet hepimizin cumhuriyeti olur” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, ajansımıza konuştu.

    Ali Kenanoğlu, Alevilerin yüz yıllık inkar, imha ve asimilasyon politikalarının sonucunda bugün var olma mücadelesi verdiğinin altını çizerek, “Devletin Alevi alanına müdahalesi, ikinci yüzyılda ‘Alevi Diyaneti’ diyebileceğimiz cemevi başkanlığı oluşturma şeklinde oluyor. İnkara, imhaya tabii tutulan Aleviler, kontrol altına alınmak isteniyor” dedi.

    Cumhuriyetin birinci yüzyılında Kürtler ne yaşamışsa Alevilerin de, Lazların da, aynı şeyleri yaşadığına dikkat çeken Kenanoğlu, şunları belirtti:

    “Çünkü cumhuriyetin bir makbul vatandaşı vardı. Türk olacaksın ve Sünni Müslüman olacaksın. Bu vatandaş tanımı dışında kalan herkese karşı da inkar, asimilasyon ve imha politikaları uygulandı. Sadece Alevilere değil, bütün bu toplumsal yapıların hepsine birden. O nedenle cumhuriyetin ikinci yüzyılında artık bu yüz yıllık hataların bırakılması gerekiyor.

    Yüz yıldır ısrarla ve inatla uygulanan politikalar tutmamıştır. Çünkü toplumun gerçekliğine aykırı. Dolayısıyla cumhuriyetin ikinci yüzyılında inkar politikalarından vazgeçilerek, toplumsal yapıların kendi gerçekçiliğinin kabulü ile ancak yoluna devam edebilir. O nedenle de Cumhuriyet, herkesin inancını yaşayabildiği, kimliğini koruduğu, varlığını sürdürebildiği, dilini konuşabildiği, kendi ana dilinde eğitimini yapabildiği, kendi ana dilinde ibadetini yapabildiği bir cumhuriyet olursa o cumhuriyet hepimizin cumhuriyeti olur.”

    Demokratik bir anayasa ihtiyacın olduğunu dile getiren Kenanoğlu, “Önce bir zihniyet değişimi gerekiyor. Anayasalar toplumların ortak yaşam sözleşmesidir. İşte o yaşam sözleşmesinin birlikte, bir iradeyle oluşturulması gerekiyor. Bir rızalıkla oluşturulması gerekiyor ki her birimiz bu cumhuriyeti kendi cumhuriyetimiz olarak görebilelim. O nedenle demokratik anayasayı yapabilmek için önce bir zihniyet değişikliğinin oluşması gerekiyor. Bu yüzleşmekle mümkündür. Yani geçmişin hatalarının yüzleşilmesi gerekiyor. Yani yüz yıldır Alevilere yapılanlarla yüzleşilmesi gerekiyor. Yüz yıldır Kürtlere yapılanlarla, Çerkezlere yapılanlarla yüzleşilmesi gerekiyor. Bu yüzleşme sağlanırsa ancak o zihniyet değişikliği sağlanır” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cemal Salman: Alevi inancı tanınmalı, ayrımcılık son bulmalı!-VİDEO

    Cemal Salman: Alevi inancı tanınmalı, ayrımcılık son bulmalı!-VİDEO

    PİRHA- Yazar Cemal Salman, Alevilerin cumhuriyetin ikinci yüzyılında kimliklerinin tanınmasını istediğinin altını çizerek, “Alevilere dönük ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor” dedi.

    Yazar Cemal Salman, Alevilerin ulus-devlet inşaasının dışında tutulduğuna dikkat çekerek, “Haliyle o görmeme ya da yok sayma hali yüzyıl boyunca Alevilerin çeşitli sorunlar yaşamasına yol açtı. Bugün yeni yüzyılın başında Alevilerin sorunları devam ediyor. İnanç kimliklerinin tanınmaması, cemevlerinin ibadethane sayılmaması, okullarda zorunlu din eğitiminin ağırlıkta Sünni içtihat üzerinden veriliyor olması, Alevi köylerine cami yapılması ya da Alevi dergahları üzerinde bir takım müdahalelerin olması gibi meseleler Alevilerin inançla ilgili sorunların halen devam ettiğini gösteriyor” dedi.

    “CUMHURİYET HÜKÜMETLERİ ALEVİLERİ TAM OLARAK BİR YURTTAŞLIĞIN EŞİT ÖZNESİ GÖRMÜYOR”

    Alevlerin yurttaş olarak hizmet almada da sorunlarla karşı karşıya kaldığını vurgulayan Salman, “Çünkü köylerine hizmet almaktan, mahallelerine hizmet götürmeye, Alevi çocuklarının kamuda istihdamından, toplumsal alanda açık, örtük ayrımcılığa uğramaya kadar çeşitli sorunlarla yüzleşiyorlar. Bu iki durum cumhuriyet iktidarlarının ya da hükümetlerinin Alevileri tam olarak bir yurttaşlığın eşit özneleri, aktörleri olarak görmediğini gösteriyor” diye belirtti.

    “Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Aleviler  temel sorunlarının çözülmesini istiyor” diyen Cemal Salman, şunları ifade etti:

    “Sonra için belki daha bir ortak yurttaşlık üzerinden Aleviler hayatlarını devam ettirebilir. Alevi inanç kimliğinin temel kırma noktalarının çözülmesi lazım. Bunun içinde pek çok kanuni düzenleme gerekiyor. İkincisi de Alevilere dönük ayrımcılığın ortadan kaldırılması gerekiyor.”

    Alevilerin kendini ifade etmede, kimliğini sahiplenmede önemli bir yol aldığının altını çizen Salman, “Aleviler yüzyıllardır çok zor şartlarda kimliklerini aktarıp, bugüne getirdiler” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Celal Fırat, Meclis’i Alevi soykırımına karşı tutum almaya çağırdı!-VİDEO

    Celal Fırat, Meclis’i Alevi soykırımına karşı tutum almaya çağırdı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırının durdurulması talebini bir kez daha dile getirerek, Meclis’i saldırı ve soykırıma karşı daha güçlü bir tutum almaya çağırdı.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar, milletvekilleri ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek basın açıklamasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edilecek.

    Konuya ilişkin DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz aldı.

    “MECLİS ALEVİ KATLİAMINA KARŞI TUTUM ALMALIDIR”

    Celal Fırat, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Suriye’de 8 Aralık 2024 tarihinde BAAS rejiminin sona ermesinin ardından geçen süreçte başta Aleviler olmak üzere farklı inanç ve kimliklere sahip yurttaşlar ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Katliamlar, zorla kaybetmeler, faili meçhul cinayetler, kadınlara yönelik kaçırma, şiddet, yerinden edilmeler, ayrımcı uygulamalar sürüyor.

    Biz de burada defalarca dile getirdik. Aynı şekilde, Avrupa’da yaşayan Suriye insan hakları topluluklarının da uluslararası çağrıları gündemde yerini korumakta olup Suriye’deki Alevi katliamının durdurulması çağrısıyla Alevi kurumların öncülüğünde yürütülen imza kampanyası Meclis’e ulaştırılmıştır.

    Suriye’deki Alevilere yönelik saldırının durdurulması talebi bir kez daha dillendirilmektedir. Uluslararası hukukun, insan haklarının gereği olarak bu ihlallere karşı Meclis’i daha güçlü bir tutum almaya, Suriye’de yaşanan tüm hak ihlallerine karşı yurttaşların can güvenliğini savunmaya buradan bir kez daha davet ediyorum.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi kurumları Meclis’te olacak!

    Alevi kurumları Meclis’te olacak!

    PİRHA- Suriye’de Alevilere dönük soykırıma karşı Alevi kurumlarının öncülüğünde başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar 10 Haziran’da Meclis’e sunulacak. Alevi kurumlarından oluşan heyet 9 Haziran’da Meclis’te bir dizi temasta bulunacak.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar, milletvekilleri ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek basın açıklamasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edilecek.

    9 Haziran (yarın) Meclis’te Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleriyle görüşme yapacak heyette aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) , Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcilerinin bulunduğu isimler yer alacak.

    HABER MERKEZİ

     

  • Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

    Zeynel Kete: Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın güçlendirilmesine bağlıdır!

    PİRHA-Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, Alevi inancında mekanların kutsallığının toplumsallığıyla açıklanabileceğine dikkat çekerek, “Hafızanın taşıyıcı parçaları yok edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir” dedi.

    Alevi toplumu için mekân denilince dağ etekleri, dere boyları, sarp coğrafya parçası, orman içi yerler, kayalıklar, türbeler, dergahlar akla gelir. Mekanlar aynı zamanda Alevi toplumunun tarihsel ve inançsal hafızasını da yarına taşımanın yerleridir. Son 30 yıldır ise Alevilik cemevlerinde yaşatılmaya çalışılıyor. Devletin Alevi inancını ve mekanlarını tanımaması sorunun merkezinde yer alırken, Aleviliğin devlete bağlama girişimleri de mekanlar üzerinden sürdürülüyor.

    DAD Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete ile, Alevi inancının ve toplumsallığının içinde ‘mekan’ı konuştuk.

    ALEVİ İNANCINDA GEÇMİŞ VE GELECEK ANDA İKRARLIDIR

    Alevilikte mekansal ortam ile insan ilişkisini nasıl okumak lazım?

    Türkiye’de Alevilik üzerine yürütülen tartışmalar çoğu zaman inanç özgürlüğü, cemevlerinin hukuki statüsü, zorunlu din dersleri veya kimlik siyaseti etrafında şekillenmektedir. Bunlar kuşkusuz önemli başlıklardır. Ama Alevilerin sorunu bu konu başlıklarını da içine alan ama daha kapsamlı bir analize ihtiyaç vardır. Ancak Alevi toplumunun son yüzyılda yaşadığı dönüşümü anlamak için daha derine inmek gerekir. Çünkü Aleviliğin yaşadığı kriz yalnızca bir inanç krizi değildir. Bu aynı zamanda bir mekân krizi, bir hafıza krizi ve bir toplumsallık krizidir.

    Bugün birçok Alevi kurumu genç kuşakların inançtan uzaklaştığını, ziyaret kültürünün zayıfladığını, ocak sisteminin etkisini kaybettiğini ve cemlerin toplumsal işlevlerinin daraldığını tartışmaktadır. Fakat çoğu zaman sonuçlar konuşulurken nedenler yeterince sorgulanmamaktadır. Bu yaşananların tamamı kapitalist modernite sisteminden bağımsız değerlendirilemez.

    Oysa temel soru şudur: Bir inanç sistemi, onu üreten zaman mekânlardan koparıldığında ne olur? Alevi inancında geçmiş ve gelecek anda ikrarlıdır. Günümüzde Aleviliğe ait inançsal hakikat, geçmiş neden anda birleşmiyor. Bir inanç, kültür yada hafıza anda birleşmezse geleceğe taşınır mı? Bir toplumsal hafıza, taşıyıcı coğrafyasından uzaklaştırıldığında nasıl dönüşür? Bir topluluk, kendi kutsal alanlarıyla bağını kaybettiğinde hangi örgütlenme biçimlerine yönelir? Mekandan uzaklaşma ile kültürün aktarımı arasında nasıl bir ilişki vardır? Bu soruların yanıtları bizi doğrudan mekân, hafıza ve iktidar ilişkisine götürmektedir.

    “ALEVİ ZİYARETGAHLARI, OCAK MERKEZLERİ HAFIZANIN MADDİ TAŞIYICILARIDIR”

    Ziyaretgahlar Alevi toplumu için neden önemlidir? Alevi toplumunun kutsal mekanla kurduğu ilişki nedir?

    Fransız düşünür Henri Lefebvre, modern sosyal teorinin en önemli kavramlarından biri olan “mekânın üretimi” yaklaşımını geliştirmiştir. Lefebvre’ye göre mekân nötr değildir. Mekân toplumsal ilişkiler tarafından üretilir. Aynı zamanda toplumsal ilişkileri yeniden üretir. Yani insanlar mekânları yaratırken, mekânlar da insanları ve toplumsal ilişkileri şekillendirir. Mekanın üretimi ile toplumsal ilişkilerin üretimi arasında paralele bir ilişki vardır. Bu perspektiften bakıldığında Alevi ziyaretgâhları olan kutsal mekânlar, yalnızca dini alanlar değildir. Onlar tarih boyunca Alevi toplumsallığının üretildiği alanlardır. Komunalitenin yeniden üretildiği yerleşkelerdir. Bir ziyaretgâhın kutsallığı yalnızca orada bulunan türbeden kaynaklanmaz. Kutsallık toplumsallığı inşa ederse iktidar ilişkisinden uzaklaşır. Asıl kutsallık, yüzyıllar boyunca o mekânda biriken toplumsal ilişkilerden kaynaklanır. Cemler orada yapılmıştır, rızalık orada kurulmuştur, lokmalar orada paylaşılmıştır.

    Ana dili bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılmıştır. Geçmiş ve gelecek bu mekânlarda ikrarlaşmıştır. Bu mekânlarda yeni kuşak ile eski kuşak bir aradadır. Topluma ait bütün değerler bu mekânlarda yeni kuşaklara aktarılır. Dış baskılara karşı bu mekanlar öz savunma mekanlarıdır. Kültürel ve toplumsal direniş bu mekânlarda inşa edilir. Dersim katliamı öncesi Sey Rıza kendisine ikrar veren ocak evlatları ve aşiretlerle Halwori’de bir araya gelip, ikrar verdikleri bilinen bir örnektir. Toplumsal hafıza orada aktarılmıştır. Dolayısıyla ziyaretgâhlar, Alevi toplumunun kendisini yeniden ürettiği mekânsal merkezlerdir. Zaman ve mekan olmadan kültür üretilmez. Bu nedenle bir ziyaretgâhın kaybı , Kutsal mekanın yol edilmesi yalnızca fiziksel bir mekânın kaybı değildir. Kapitalist modernite sisteminin demokratik toplum (Rıza toplumunun) kutsal mekanlarına yönelmesi, Eko-karım politikalarını hayata geçirmesi bu çerçevede değerlendirilmelidir. Bir toplumsal üretim alanının ortadan kaldırılmasıdır. Toplumsallığı, komunalitenin yok edilmesidir.

    Alevi inancında “mekan” sadece bir yer değildir. Halkın görünür, ruhların devriye olduğu mekanlardır. Bu hakikatten dolayı “mekan” mülk olarak kabul edilmez. Toplumsal hafızanın, kolektif hafızanın, tarihsel belleğin görünür olduğu mekanlardır. Kolektif hafıza kuramının kurucusu Maurice Halbwachs’a göre insanlar geçmişi bireysel olarak değil, toplumsal çerçeveler içerisinde hatırlar. İnsanın varoluş hakikati toplumsaldır. Toplumsallıkta insanlığın başlangıç evresi mevcuttur.

    Hatırlamanın da mekânları vardır. Kollektif hafıza merkezleri toplumun evvelini hatırlatır. Ayrıca katliamların yapıldığı mekânlar travmaların, acıların yeniden canlandığı yerlerdir. Bir toplumun hafızası, belirli coğrafyalar( ziyaretler, mezarlar, çeşmeler, ulu ağaçlar, dağlar, ırmaklar, mağaralar…vs )ve semboller içerisinde korunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi ziyaretleri, ocak merkezleri, kutsal mekanları ve kutsal dağlar hafızanın maddi taşıyıcılarıdır. Hafızanın taşıyıcı parçaları yol edildiğinde toplumsallıkta parçalanır. Kapitalist modernite sisteminin dünyanın bir çok yerinde Rıza toplumunun hafıza taşıyıcı parçalarını yok etmesi boşuna değildir. Kendisine yönelik kültürel direniş damarını yok etmeye yönelik bir Eko-kırım, kültürel soykırımdır.

    Düzgün Bawa, Ana Fatma, Ana Haskar, Ağuçan, Sultan Hıdır, Kureyşan, Bamasor, Şix Çoban ya da yüzlerce yerel ziyaret yalnızca inanç merkezleri değildir. Onlar aynı zamanda hafıza mekânlarıdır. Bir Alevi ziyaretine gittiğinde sadece dua etmez, gulbank okumaz, niyaz olmaz, lokma dağıtmaz, aynı zamanda geçmiş kuşaklarla yeniden ilişki kurar. Tarih, hafıza tekerrür eder. Kimlik yeniden inşa olur. Kimliğin taşıyıcı parçaları yenilenir, tekrar hatırlanır. Kim olduğunu hatırlar. Nereden geldiğini hatırlar. Topluluğun tarihini hatırlar. Ana dili akışkan olur. Kuşaklar bir birleri ile ruhsal, zihinsel olarak bir olurlar. Bu nedenle kutsal mekânların tahribi aynı zamanda hafızanın tahribidir. Toplumsallığın dağıtılmasıdır, yabancılaşmasıdır, birliğin dağıtılmasıdır. Toplumsal öz savunmanın etkisiz hale getirilmesidir. Bugün birçok genç Alevinin ocak bağlarını ya da ziyaret kültürünü yeterince tanımamasının nedeni sadece eğitim eksikliği değildir.

    “OCAK SİSTEMİ DEVLET DIŞI BİR OTORİTE ÜRETMEKTEDİR”

    Kentlere taşınan Alevilerin kutsallarla kurduğu ilişkide zayıflık yarattı mı? Cemevleri yeni mekanlar olarak nasıl bir kutsallık büründü?

    Hafızanın üretildiği mekânlardan uzaklaşılmasıdır. Mevcut cemevlerinin ve dernek hattının çoğunlukla bu hafızayı yeni kuşaklara aktarmadığı gerçekliği orta yerde duruyor. Foucault’nun mekanın denetlenmesi ile iktidar arasındaki ilişkiye yönelik belirlemeleri son derece önemlidir.

    Kutsal mekanlarımızın bulunduğu yerleşkelerde HES, JES, maden ocakları..vs yapılması sadece enerji elde etmek değildir. Alevi yerleşkelerinde, Kürt halkının ağırlıklı yaşadığı mekânlarda bu faaliyetlerin yapılması merkezi iktisatçı bir aklın siyasetinin sonucudur. Michel Foucault iktidarın yalnızca yasalarla ya da zor kullanarak işlemediğini söyler. İktidar mekânları düzenleyerek de işler. Mekanların ele geçirilmesi ile toplumun kontrol ve denetim altına alınması ile ilişkisine yönelik derinlikli söylemleri son derece önemlidir. Çünkü mekânın kontrolü insanların davranışlarının kontrolünü de beraberinde getirir.

    Bu perspektiften bakıldığında Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Alevi kutsal coğrafyalarına yönelik müdahaleleri yalnızca güvenlik ya da modernleşme politikaları olarak okumak eksik kalır. Dersim katliamı öncesi raporlarda Ocak sistemine ve kutsal mekanların dağıtılması, ocak pirlerinin yakılması, katledilmesi bu aklın sonucudur. Aslında yaşanan şey, alternatif bir toplumsallığın denetim altına alınma sürecidir. Devlet dışı oluşumların devlet denetimine alınmasıdır. Ocak sistemi devlet dışı bir otorite üretmektedir. Bu otorite iktidar üretmiyor. Dikey bir ilişkilenme değildir. Pirler devlet dışı bir meşruiyet üretmektedir. Ziyaretgâhlar devlet dışı bir hafıza üretmektedir. Alevi inancının temel ölçüsü ” arsızdan, hırsızdan, nursuzdan, pirsizden uzak durmak ” ilkesidir. Bu ilkenin özü, devletten, iktidardan uzak, hakikate yakın olmaktır” Bu nedenle merkezileşme süreçleri aynı zamanda bu mekânsal ağların çözülmesini hedeflemiştir. Devletin istediği şey yalnızca toprak üzerinde egemenlik kurmak değildir. Hafıza üzerinde de egemenliktir.

    “ZİYARETGAHLARIN ZAYIFLAMASI YALNIZCA İNANÇSAL BİR KAYIP DEĞİLDİR”

    Özellikle kırım, soykırım uygulanan Alevi coğrafyasında mekana da yönelme olduğunu görüyoruz. Dersim Soykırımı bunun en acı örneğidir.

    Elbette, 1937-38 Dersim’de yaşananları yalnızca askeri ya da siyasi bir soykırım olarak değerlendirmek eksik kalır. Bu süreç aynı zamanda hafızanın mekânsal altyapısına yönelik bir müdahaledir. Bu anlayış “Tekke ve zaviyeler yasası” ile 1924 tekçi Ulus devlet anlayışının anayasası ile hukuki bir forma kavusturulmustur. Bu yasa ile Alevi hafızasına ait canlı kaynaklar (pirler, murşitler, rayberler…) denetime alınmış, yok sayılmıştır. Doksanlı dönemlerde başlayan olağanüstü hal, yasaklar, köylerin boşaltılması, ambargolar, sürgünler vs hafızanın, toplumsal yapının yok edilmesine yönelik bir anlayışın sonucudur. Sürgün edilen insanlar yalnızca evlerinden ayrılmamıştır. Ziyaretlerinden ayrılmıştır. Ocaklarından ayrılmıştır. Kültüründen, dilinden, komunalitenin, ekonomik üretimden, topraktan ayrılmıştır. Atalarının mekânlarından ayrılmıştır. Toplumsallıktan uzaklaşmıştır. Tarihsiz, hafızasız, belleksiz ve toplumsuz bırakmaktır. Hafızanın toplumsal çerçevesi dağıtılmıştır. Mekan Nahak anlayışın zihniyetine göre yeniden üretilmiştir. İnsanlar Hakk’a yürüyen yakınlarını köylerine getirip sıralayamadılar. Toplumu, toplumun önderlerini, hakikat ve özgürlük uğrunda Hakk’a yürüyen canları mezarsız bırakmaları basit, sıradan bir olay değildir. Bir mezara sahip olmak bir tarihe, hafızaya, öyküye, direnişe sahip olmaktır. Kendi topraklarınızda bir mezarının olması sizin o topraklara dönmeniz yolunu açar, bir tarihe sahip olursunuz.

    Halbwachs’ın kavramlarıyla ifade edersek, hafızanın toplumsal çerçeveleri parçalanmıştır. Lefebvre’nin kelamı ile söylersek, toplumsal mekân yeniden üretilmiştir. Foucault’nun diliyle söylersek, iktidar yeni bir mekânsal düzen kurmuştur. Bu nedenle Dersim meselesi yalnızca geçmişe ait bir travma değildir. Bugün hâlâ devam eden bir hafıza sorunudur. Bir hafızanın soykırıma ugratılmasıdır.

    Murray Bookchin’in geliştirdiği komünalizm ve ekolojik toplum yaklaşımı, insan topluluklarının tarihsel olarak dayanışma, karşılıklılık ve ortak yaşam ilkeleri etrafında örgütlendiğini savunur. Bu açıdan bakıldığında Alevi toplumsallığı birçok yönüyle komünal özellikler taşımaktadır. Musahiplik bireysel değil toplumsaldır. Lokma bireysel değil ortaktır. Rızalık bireysel değil kolektiftir. Cem bireysel değil topluluk merkezlidir. Komünal toplum modelinin yönetim formudur. Toplumun öz savunmanın inşasıdır. Alevilikte insan ancak toplum içerisinde kemale erer. Birey kemaletini toplumsallık içinde inşa eder. Kemalet ve marifet ehli olmak birbirine bağlıdır. Kemalet marifete yol açar, marifet kemalete. Kutsal mekânlar aynı zamanda kemalet ve marifet edinme yerleridir. Bu nedenle ziyaretgâhlar yalnızca dini mekânlar değil, komünal yaşamın merkezleridir. Toplum burada kendisini yeniden üretir, dayanışmasını örgütler, aidiyetini güçlendirir. Kimliği korur ve yeni kuşaklara aktarır. Dolayısıyla ziyaretgahların zayıflaması yalnızca inançsal bir kayıp değildir. Komünal yaşam biçiminin de zayıflamasıdır.

    “ALEVİLİK PAYLAŞIMI, KOMUNALİTEYİ, NEOLİBERALİZM, KAPİTALİST MODERNİST ANLAYIŞ, TÜKETİMİ BÜYÜTÜR”

    Bütünlüğün ve bir olmanın mekanları olan ziyaretgahların Alevililiğin sosyalitesi anlamında karşılığı?

    1980 sonrasında neoliberal politikalar yalnızca ekonomik alanı dönüştürmedi, mekânı da dönüştürdü. Köyler boşaldı. Mahalleler parçalandı. Kamusal alanlar daraldı. Toplumsal ilişkiler piyasalaştı. İnsanlar giderek daha bireysel yaşam biçimlerine yönlendirildi. Söz konusu Aleviler olunca dernek hattı üzerinden Alevi toplumu kontrol ve denetim altına alındı ve başarılı da olundu. Özellikle 1990’lı yıllarda Kürtlerin demokrasi mücadelesinde ivme kazanması sürecinde, Kürt Alevilerin çoğunun bu mücadeleye ikrar vermesi, politik ve siyasi alanda özne olmaları tekçi ulus devlet anlayışını ürküttü. Sivas Katliamı Baba İlyas hattında bu mücadeleyi engellemeye yönelikti. Yine mekan üzerinde toplum kontrol ve denetim altına alınmak istendi. Kısmi de olsa başarılı da olundu. Alevi toplumu dernek hattına hapsedildi. Dernek hattı geleneksel örgütleme modeli olan Ocak Sistemi’ne adeta alternatif hale getirildi. Söylem boyutunda her ne kadar ki “Devletin Alevisi olmayacağız” denilse de yerel yönetimler “Aleviliğin Yerel Diyaneti” şeklinde hizmet verdi. Dernekler ocaklara alternatif, derneklerin resmi dedeleri pirlere alternatif oldular. Daha çok Türk İslam Aleviliği çoğu dernekte resmi tez olarak ritüel haline getirildi. Bu derneklerin çoğu adeta birer zigurat gibi resmi ideolojinin yerini aldı. Aleviler kendileri ile ilgili stratejik düşünmekten, sistemin “iyi” ve ” kötüsünün” dışında üçüncü alanda varolma mücadelesi vermediler.

    Somut, güncel bir örnekleme olması açısından Kemal Kılıçdaroğlu bunun için bir model oldu. Daha kısa süre öncesinde birçok Alevi kurumunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğrafı, Atatürk ve Hazret-i Ali’nin fotoğrafıyla yan yana duvarlara asılmıştı. Bu dernekler şimdi Kemal Kılıçdaroğlu’nun fotoğraflarını indirdiler. Burada kılıçdaroğlu’nu desteklemek amacıyla böyle bir cümle kurmuyorum. Alevi toplumunun stratejiden uzak, anlık ve sistem içinde sürekli birilerini ön plana getirip birilerini yok sayma hükmündeki bir anlayışları üçüncü alanda buluşmadıklarını, kendi hakikatlerini esas almadıklarını somut bir ifadesidir. Bu anlayışta Alevi toplumunu resmi ideoloji ile ilişkilendirir istem dışı olma anlayışından uzaklaştırır çok rahatlıkla kontrol ve denetime alınır.

    Bu süreç Aleviliğin tarihsel toplumsallığıyla doğrudan çelişmektedir. Çünkü neoliberalizm bireyi merkeze koyar. Alevilik ise topluluğu. Alevilik paylaşımı, komunaliteyi, neoliberalizm, kapitalist modernist anlayış, tüketimi büyütür. Dinci, milliyetçi, cinsiyetçi, endusrriyalizmi esas alır. Alevilik demokratik inancı, cinsiyet özgürlükçü anlayışı, 72 milletin bir araya gelerek 73 milletin oluşturduğu ‘Rıza Toplumu’nu esas alır. Bu topluma Gürühu Naci ve Gürühu Naciye ismini vermiştir. Bu nedenle günümüzde yaşanan inançsal çözülmeyi yalnızca asimilasyon ve devlet politikalarıyla açıklamak yeterli değildir. Kapitalist modernitenin yarattığı toplumsal parçalanmayı da hesaba katmak gerekir.

    “HAFIZA YALNIZCA KİTAPLARDA YAŞAMAZ, MEKÂNLARDA YAŞAR”

    Doğa üzerinde de on yıllara yayılan ve artarak devam eden bir tahakküm söz konusu. Toprağa, ağaca, suya niyaz olan, rızalık isteyen bir toplum olan Aleviler için doğa ne anlama geliyor? Eko-kırım politikalarına karşı nasıl yaklaşılmalı?

    Kapitalist modernite doğayı ekonomik değer üzerinden tanımlar. Alevi inancı ise doğayı canlı ve kutsal bir varoluş alanı olarak görür. Çar anasırda bir libasa bürünen Halkın kendisidir , kelamı güçlü bir ekolojik anlayışı ifade eder. Bu nedenle son yıllarda kutsal dağların, ziyaret alanlarının, ormanların ve vadilerin maden ya da enerji projelerine açılması sadece çevresel bir mesele değildir.

    Bu süreç aynı zamanda kutsal coğrafyanın metalaştırılmasıdır. Bir ziyaret alanının sular altında bırakılması yalnızca taşların yok edilmesi değildir. Orada biriken yüzlerce yıllık hafızanın da silinmesidir. Bu nedenle ekolojik mücadele ile inanç mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Özellikle ulus devlet anlayışını aşamayan solcuların,pozitivist ve kaba bilimsel bakış açısını esas alan kesimlerin ekoloji mücadelesinde inanç alanının mücadelesini tali durumda görmesi şirketlerin işini kolaylaştırmaktadır. Kutsal coğrafyanın savunulması aynı zamanda toplumsal hafızanın savunulmasıdır. Başka bir ifade ile: Yol’un geleceği hafızanın geleceğidir.

    Bugün Alevi toplumunun karşı karşıya olduğu temel mesele yalnızca eşit yurttaşlık mücadelesi değildir. Asıl mesele, toplumsal hafızanın yeniden üretilip üretilemeyeceğidir. Çünkü hafıza yalnızca kitaplarda yaşamaz. Mekânlarda yaşar. İlişkilerde yaşar. Ritüellerde yaşar. İkrar ve rızalık ile yürür. Ziyaretlerde yaşar. Pir’in, Ana kadının nefesinde can bulur. Sazın telinde evrene yayılır. Ocaklarda yaşar.

    Aleviliğin geleceği, kutsal coğrafya ile toplumsal hafıza arasındaki bağın yeniden güçlendirilmesine bağlıdır. Ziyaretgâhların korunması, ocak sisteminin canlandırılması, cemlerin toplumsal işlevlerinin güçlendirilmesi pir ve talibin ikrar tazelemesi ve komünal yaşam değerlerinin yeniden üretilmesi bu nedenle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda politik bir görevdir. Çünkü hafızasını kaybeden toplumlar zamanla yönlerini de kaybederler.

    Aleviliğin önündeki temel mesele, geçmişe dönmek değil; hafızasını geleceğe taşıyacak yeni mekânlar, yeni ilişkiler ve yeni toplumsallık biçimleri yaratabilmektir. Geçmişi inkar etmeden an ve geleceğin şartlarına göre yeniden inşa edilmesinin yolunu bulmaları gerekiyor. Yol’un sürekliliği de tam burada, hafızanın ve mekânın birlikte savunulmasında yatmaktadır.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • GADEV Alevi Akademisi’nde “Bir Alevi Coğrafya/Hacıbektaş” konuşuldu

    GADEV Alevi Akademisi’nde “Bir Alevi Coğrafya/Hacıbektaş” konuşuldu

    PİRHA- GADEV Alevi Akademisi’nin 2026/2027 eğitim programının, ikinci konferansı olan “Bir Alevi Coğrafya/Hacıbektaş” paneli yoğun katılımla gerçekleştirildi.

    Alevi toplumunun inançsal, kültürel ve tarihsel birikimini bilimsel bir perspektifle ele almayı hedefleyen GADEV Alevi Akademisi, 2026/2027 eğitim programını sürdürmeye devam ediyor

    GADEV Alevi Akademisi’nin ikinci konferansı olan “Bir Alevi Coğrafya/Hacıbektaş” paneli Aylin Fırat’ın moderatörlüğünde yapılırken, panele Prof. Dr. Şükrü Aslan ve Prof. Dr. Sırrı Bektaş konuşmacı olarak katıldı.

    Panelde; Hacıbektaş coğrafyasının köklü ritüellerini, derin inanç yapısını, yüzyıllardır yaşatılan kadim geleneklerini ve tarihsel süreçten günümüze uzanan demografik dokusunu geniş çerçevede ele alındı.

    Panel, Volkan Yılmazer’in seslendirdiği deyişlerle sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Kimlikleri aşağılayan ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez!’

    ‘Kimlikleri aşağılayan ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez!’

    PİRHA- Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dair söylediği ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemine tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Kimlikleri aşağılayan, halkları birbirine karşı ötekileştiren ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez. Tüm kamuoyunu; ayrımcı, cinsiyetçi ve etnik kimlikleri hedef alan söylemlere karşı ortak bir tutum almaya çağırıyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dair söylediği ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemine tepki gösterdi.

    Yapılan açıklamada, Rahmi Koç tarafından dile getirilen ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadelerin, yalnızca Kürt kadınlarını değil; eşitlik, insan hakları, demokrasi ve toplumsal barış değerlerine inanan herkesi derinden yaraladığını ve incittiğini ifade etti.

    “HALKLAR ARASINDA DÜŞMANLIĞI KÖRÜKLEMEKTE”

    Kürt kadınlarının, yüzyıllardır inkâr, asimilasyon, ayrımcılık, savaş ve yoksulluk politikalarına karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “Kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruyarak onurlu bir direniş geleneği yaratmıştır. Bugün Kürt kadın hareketi, örgütlülüğü, özgürlük mücadelesi ve toplumsal dönüşümdeki öncü rolüyle yalnızca bulunduğu coğrafyada değil, dünyanın birçok yerinde kadınlara ilham veren önemli bir deneyim olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Kürt kadınlarını küçümseyen, onları cehalet veya geri kalmışlıkla özdeşleştiren her türlü alçakça söylem; cinsiyetçi ve etnik ayrımcılığı yeniden üreten, toplumsal önyargıları besleyen bir anlayışın yansımasıdır. Mizah kisvesi altında dile getirilen bu tür ifadeler, kadınların onurunu yapılmış saldırıdır ve halklar arasında düşmanlığı körüklemekte ortak yaşam kültürüne zarar vermektedir” denildi.

    “KAMUOYUNU; AYRIMCI, CİNSİYETÇİ VE ETNİK KİMLİKLERİ HEDEF ALAN SÖYLEMLERE KARŞI ORTAK BİR TUTUM ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Alevi kadınlar olarak biliyoruz ki kadınlara, halklara ve inançlara yönelik ayrımcı dil; toplumsal barışı, birlikte yaşam iradesini ve demokratik değerleri zayıflatır. Kimlikleri aşağılayan, halkları birbirine karşı ötekileştiren ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez. Kürt kadınları bu coğrafyada yaşamı yeniden üreten, emeğiyle toplumu ayakta tutan, barışı savunan ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan kadınlardır. Onların mücadelesi küçümsemeyi değil,  saygıyı ve dayanışmayı hak etmektedir. Rahmi Koç gibi insanlıktan, onurdan ve ahlaktan nasibini almamış olanlar,   Kürt kadınının bu değerlerinin  önünde bırakalım saygısızlık yapmayı, saygıyla ile eğilmek durumundadır.

    Bizler Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak, Rahmi Koç’un sarf ettiği sözlerinde yansıyan nefretin ve düşmanlığın yarattığı toplumsal rahatsızlığın farkına varmasını, özrünü açık, samimi ve doğrudan Kürt kadınlarına yönelik biçimde ifade etmek zorundadır, bunu istiyor ve bekliyoruz. Aynı zamanda tüm kamuoyunu; ayrımcı, cinsiyetçi ve etnik kimlikleri hedef alan söylemlere karşı ortak bir tutum almaya çağırıyoruz. İnsan onurunu, eşit yurttaşlığı ve toplumsal barışı savunmak; vicdani, ahlaki ve demokratik bir sorumluluktur.”

    HABER MERKEZİ

     

     

  • DAD İzmir Eş Başkanı Dapaklı: Nafaka hakkının sınırlandırılması kadınları şiddet ortamına mahkum eder-VİDEO

    DAD İzmir Eş Başkanı Dapaklı: Nafaka hakkının sınırlandırılması kadınları şiddet ortamına mahkum eder-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin süresiz nafaka uygulamasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesine tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi Eş Başkanı Fadime Dapaklı, kararın kadınların yaşadığı eşitsizlikleri görmezden geldiğini belirterek, “Bu yaklaşım kadınları ekonomik ve psikolojik baskı altında evliliklerini sürdürmeye zorlayacaktır” dedi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) süresiz nafaka uygulamasına ilişkin düzenlemeyi iptal etmesi kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor. Karara tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi Eş Başkanı Fadime Dapaklı, düzenlemenin kadınların yaşam gerçekliğini dikkate almadığını ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştireceğini söyledi.

    “KADINLAR EVLİLİĞİ SÜRDÜRMEYE MECBUR BIRAKILACAK”

    Kadınların evlilik sürecinde çoğu zaman eğitimlerinden, kariyerlerinden ve ekonomik bağımsızlıklarından vazgeçmek zorunda kaldığını belirten Dapaklı, bakım emeğinin büyük ölçüde kadınların omuzlarına yüklendiğini ifade etti.

    AYM kararının özellikle sorunlu evliliklerde kadınların ekonomik ve psikolojik baskı altında kalmasına yol açacağını söyleyen Dapaklı, “Bu karar, birçok kadının istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda bırakılması anlamına geliyor” dedi.

    İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının ardından kadın haklarına yönelik yeni gerilemeler yaşandığını belirten Dapaklı, iktidarın yaratmak istediği kadın profilinin “makbul kadın” anlayışına dayandığını savundu.

    “Kadınlardan evde oturmaları, çocuk büyütmeleri, eşlerine itaat etmeleri bekleniyor” diyen Dapaklı, “Kadınlar hem ekonomik hem de psikolojik olarak mağdur ediliyor ve bu yaşam biçimine mecbur bırakılıyor” ifadelerini kullandı.

    “KADINLARIN KAZANILMIŞ HAKLARI GASP EDİLİYOR”

    Kadınların yıllardır verdikleri mücadele sonucunda elde ettikleri hakların hedef alındığını söyleyen Dapaklı, nafaka hakkına yönelik müdahalenin kadınların toplumsal yaşamdaki konumunu daha da zayıflatacağını belirtti.

    “Kadınların büyük bedeller ödeyerek kazandıkları hakların gasp edilmesini kabul etmiyoruz” diyen Dapaklı, alınan kararların kadınları yok saydığını ve eşitlik mücadelesini geriye götürdüğünü vurguladı.

    “MÜCADELE ALANINI GENİŞLETMELİYİZ”

    Türkiye’de kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin her geçen gün arttığına dikkat çeken Dapaklı, nafaka hakkının sınırlandırılmasının kadınlar açısından ciddi sonuçlar doğuracağını söyledi.

    “Bu karar, kadınların şiddet gördükleri ve öldürülme riskiyle karşı karşıya kaldıkları evliliklere mahkum edilmesi demektir” diyen Dapaklı, kadınların yaşamın her alanında eşitsizlikle mücadele ettiğini ifade etti.

    Kadınların sokakta, iş yerinde, fabrikada ve evde ayrımcılığa maruz kaldığını belirten Dapaklı, hak kayıplarına karşı örgütlü mücadelenin büyütülmesi gerektiğini vurgulayarak kadınlara dayanışma ve mücadele çağrısında bulundu.

    Semra ACAR – İZMİR

     

     

  • Pir Gökmen Savak: Yol’u yaşatırsak insani bütün değerleri yaşatmış oluruz!- VİDEO

    Pir Gökmen Savak: Yol’u yaşatırsak insani bütün değerleri yaşatmış oluruz!- VİDEO

    PİRHA – Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, Ocak sisteminin köylerde çok güzel işlediğini, insanların orada olgunlaşarak bir kemalette erdiğini o kemalettle de kominal bir yaşam çizdiğinin altını çizdi. Gençlere çağrıda bulunan Savak, “Yol’unuzu kesinlikle bırakmayın. Değerlerinizi yaşatın, suiistimal etmeyin, Aleviliğin felsefi, kültürel değerlerini yaşatın” dedi.

    Reya Haq Aleviliğinde ocak sistemi inançsal sürekliliğin toplumsal dayanışmanın ve yol erkanın kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlayan temel kurumsal yapılardır. Ancak köylerden kentlere göç ile birlikte ocak sistemi zayıflamış Pir-Talip ilişkisi de sekteye uğramıştır.

    “KÖYLERDE KOMİNAL BİR YAŞAM VARDI”

    Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Gökmen Savak ile köyden kente göç ile zayıflayan Ocak sistemini ve Pir-Talip ilişkisini konuştuk. Köy yaşamında ocak sisteminin en üst noktalarda yaşandığına dikkat çeken Savak, “İnsanlar ocakta öğretisini görüyordu, pişiyordu, olgunlaşıyordu yani kemalette eriyordu. O kemalet sayesinde de paylaşımcı kominal bir yaşam sürüyordu” diye konuştu.

    Köylerden kentlere göç ile birlikte ocak sisteminin zayıfladığını belirten Savak, “Çünkü köyden kente göç ile birlikte Aleviler ocaklarından koptular. Ocak da Pir de köyde kaldı” diye konuştu.

    Kente göç eden Alevilerin bir süre sonra kimlik sorgulamasıyla karşılaştıklarını belirten Gökmen Savak, Cumhuriyet döneminde Alevilere yönelik yapılan katliamların ruhsal, sosyal ve ekonomik kaygıları ortaya çıkarmasının Alevilerin inançlarından uzaklaşmasında etken olduğunu dile getirdi.

    Gökmen Savak, Alevilerin kentlerde örgütlenme ihtiyacı duyduklarını ve bunu da kurumlar açarak gerçekleştirdiğini belirtti. Ancak kurumların ocak sistemininden farklı olduğunu söyleyen Savak,  Alevilerin kente kurduğu kurumsal yapıların zamanla siyasi boyuta kaydığını belirterek, Alevi Yol önderlerinin siyasette karışmaması gerektiğine dikkat çekti.

    “PİR’LER SİYASETÇİ OLDU”

    Alevi öğretisinde Pir’in en büyük makam olduğunu ancak ideolojik bir kayma yaşayan Pir’in siyasetçi olmaya çalıştığını kaydeden Savak, “Bu da bizim için en büyük sorun oldu. Siyasetçi kendi partisinde siyaset yapan bir bireydir ama Pir Yol’un önderidir” dedi.

    “PİR TOPLUMA GÜVEN VERMELİ”

    ‘Yol cümleden uludur” sözünü hatırlatan Savak, Alevilik Yol’unun sürdürülmesinde en büyük görevin Pir’e düştüğünü belirtti. Savak, Pir Yol’a rehber olacaksa ‘Eline diline, belime sahip olacağım. Başka bir makam gözetmeyeceğim. Kendimi bu topluma adayacağım bu Yol’u en güzel şekilde taşımayı görev edineceğim’ ikrarını vermesi gerektiğini belirtti.

    Pir’in topluma güven vermesi gerektiği, inancın kutsiyetinin farkında olmasıyla birlikte ocak sisteminin de varlığını sürdüreceğini söyleyen Savak, “Yol’u yaşatırsak insani bütün değerleri yaşatmış oluruz” dedi.

    GENÇLERE ÇAĞRI: HÜSEYİN’İ DURUŞU UNUTMAYIN

    Alevilik Yol’unun bir değer ve miras olduğunu söyleyen Baba Mansur Ocağı Piri Gökmen Savak, gençlere çağrıda bulunarak, “Yol’unuzu kesinlikle bırakmayın. Değerlerinizi yaşatın, suiistimal etmeyin, Aleviliğin felsefi, kültürel değerlerini yaşatın. Alevi’ce yaşama dileğini hiç bir zaman unutmayın. Hüseyin’i duruşu unutmayın” diye konuştu.

    Semra ACAR – İZMİR

  • Ali Rıza Orman: Alevi felsefesinin evrensel değerini ortaya koymaya çalıştık- VİDEO

    Ali Rıza Orman: Alevi felsefesinin evrensel değerini ortaya koymaya çalıştık- VİDEO

    PİRHA- Be One Festivali’nde açtığı bilgilendirme standında Alevi felsefesini ziyaretçilere anlatan eğitimci ve yazar Ali Rıza Orman, hazırladığı çalışmayla Aleviliğin yalnızca bir inanç değil, akıl, bilim, adalet ve yaşam merkezli evrensel bir felsefe olduğunu ortaya koymayı amaçladıklarını söyledi.

     

    Köln’de düzenlenen  Be One Festivali’nde çok sayıda kurum ve girişim bilgilendirme stantları açarak ziyaretçilerle buluştu. Festival kapsamında Alevi felsefesini tanıtmak amacıyla kurulan bilgilendirme standında yer alan Porz Alevi Derneği yöneticisi, eğitimci ve yazar Ali Rıza Orman, hazırladığı çalışmayla Alevi düşüncesinin evrensel boyutuna dikkat çekti.

    Orman, hazırladıkları çalışmayla Alevi felsefesinin temel ilkelerini derli toplu biçimde ortaya koymayı amaçladıklarını söyledi. Orman, Alevi düşüncesinin çoğu zaman yalnızca bir inanç sistemi ya da Anadolu’ya özgü bir kültürel yapı olarak algılandığını, oysa insanlığa yaşamı açıklayabilecek güçlü ve evrensel bir felsefe sunduğunu vurguladı.

    “ALEVİ FELSEFESİ ÇOK TUTARLI VE YAŞAMI BİZE İZAH EDEBİLECEK BİR DİSİPLİNE SAHİP”

    Ali Rıza Orman, projenin çıkış noktasını anlatırken Alevi felsefesinin yeterince sistematik biçimde ortaya konulamadığını belirterek, “Oysa gerçekte çok tutarlı ve yaşamı bize izah edebilecek bir disiplini olan bir felsefeden söz ediyoruz. Bu anlamda da evrensel değerde bir felsefe.”

    Orman, çalışmada özellikle Alevi düşüncesinin temelini oluşturan dört ana ilkeye dikkat çektiklerini ifade etti.

    “KAİNATIN BİR BÜTÜN OLDUĞU, BÜTÜN PARÇALARIN AŞK İLE BİR ARADA OLDUĞU”

    Alevi felsefesinin temel çizgilerini sıralayan Orman, şu değerlendirmede bulundu:

    “Öncelikle kainatın bir bütün olduğu, ikincisi kainattaki bütün parçaların aşk ile bir arada olduğu, üçüncüsü sürekli bir değişimin olduğu, dördüncüsü de gerçekleri kabul etmenin, yani aklın ve bilimin önümüze koyduğu gerçekliği kabul etmenin yaşamı güzelleştirdiğine dair dört temel çizgiyi göstermeye çalıştık.”

    “HEM ALMANCA HEM TÜRKÇE HAZIRLANDI”

    Hazırlanan çalışmanın iki dilde yayımlandığını belirten Orman, uluslararası düşünürlerin sözlerine de özellikle yer verdiklerini belirterek,  “Bu proje hem Almanca hem Türkçe hazırlandı. Her bölüm iki dilde yer alıyor. Ayrıca uluslararası alanda değer görmüş filozofların, yazarların ve düşünürlerin sözlerini de kullandık. Bunun nedeni şu: Aslında Alevi felsefesi kainata dair birçok konuda bize cevap verebilecek yetkinlikte ve yetenekte bir felsefe” ifadelerini kullandı.

    Orman, dünya çapında tanınan düşünürlerin görüşleriyle Alevi öğretisinin ortak noktalarını yan yana getirdiklerini belirterek şöyle konuştu:

    “O uluslararası yazarların ve düşünürlerin sözleriyle bizim söylediklerimizi yan yana getirdiğimizde aslında Alevi felsefesinin Anadolu’ya sıkışmış, küçük bir inanç ya da bir tarikat veya mezhep gibi algılanamayacağını görüyoruz. Güçlü bir felsefesi olduğunu ve bu felsefenin evrensel değerde olduğunu anlatmak istedim.”

    “AKIL, BİLİM, ADALET, DEMOKRASİ VE ETİK KONULARINI İŞLEDİK”

    Çalışmada Alevi düşüncesinin toplumsal yaşama ilişkin yaklaşımını da ele aldıklarını ifade eden Orman, şunları söyledi:

    “Bir felsefenin temel çizgilerini koyduk. Aleviliğin adalete bakış açısı, akıl ve bilime bakış açısı, toplum, demokrasi, birey, teoloji ve etik gibi konularda çalışmalar hazırladık. Bunların hepsinde de Victor Hugo’dan Montaigne’e, Albert Einstein’dan başka düşünürlere kadar insanların yaşama dair söyledikleriyle Alevilerin söylediklerini yan yana getirmeye çalıştım.”

    “KATRE-İ GEVHERDİR SIRRI HAKİKAT”

    Albert Einstein ile Alevi düşüncesi arasındaki benzerliğe dikkat çeken Orman, şu örneği verdi:

    “Albert Einstein diyor ki; ‘Bir kum tanesindeki sırrı çözebilseydik kainatın bütün sırrını çözerdik.’ Bizde de dedelerimizin söylediği bir söz vardır: ‘Katre-i gevherdir sırrı hakikat.’ Yani gerçeğin sırrı maddenin en küçük parçasında gizlidir. Aslında aynı şeyi söylüyoruz ama bunların farkına varmıyoruz.”

    “HACI BEKTAŞ VELİ BU FELSEFEDE EN ÖNEMLİ MİHENK TAŞLARINDAN BİRİ”

    Alevi düşüncesinin tarihsel kaynaklarına da değinen Orman, Hacı Bektaş Veli’nin bu felsefenin en önemli yapı taşlarından biri olduğunu belirtti.

    Kadına verilen değerin önemine işaret eden Orman, Bacıyan-ı Rum yapılanmasını hatırlatarak şöyle konuştu:

    “Bacıyan-ı Rum bu dünyada ilk defa ortaya çıkan güçlü kadın örgütlenmelerinden biri anlamına geliyor. Üstelik bu örgütlenme 1200-1300’lü yıllarda gerçekleşiyor. Ancak biz bunu göremiyoruz. Bugün hala kadın-erkek eşitliği ve kadın sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Oysa bu değerleri hayata geçirebilsek birçok sorunu çözebiliriz.”

    Orman, Hallac-ı Mansur ve Harabi gibi isimlerin de Alevi düşüncesinin önemli kaynakları arasında bulunduğunu ifade etti.

    Harabi’nin sözlerinin yanlış yorumlandığını belirten Orman, şunları kaydetti:

    “Tanrı’yı nerede aramamız gerektiği konusunu çok net işlemiş ve çok güçlü bir entelektüeldi. Mesela onun ‘Ey zahit şaraba eyle ihtiram’ sözünü çoğumuz şişedeki şarap olarak anlıyoruz. Oysa oradaki şarap bilgidir. Hem de bilimsel bilgi. Yani o deyişte anlatılan şey; ‘Ey inanan, bilgiye saygı duy’ çağrısıdır. Meyhane ise kainattır. Bunları anlatamıyoruz. Bunların anlatılması gerektiğini düşünüyorum.”

    “ALEVİLER TOPLUM VE DEMOKRASİ HAKKINDA NE DİYOR?”

    Hazırladıkları çalışmada Alevi düşüncesinin demokrasi, toplum, birey, adalet ve bilim konularındaki yaklaşımını sistemli biçimde ortaya koymaya çalıştıklarını belirten Orman, “Aleviler toplum ve demokrasi hakkında ne diyor? Akıl ve bilim hakkında ne diyor? Adalet hakkında ne diyor? Birey hakkında ne diyor? Bunların hepsini burada topluca işlemeye çalıştık” dedi.

    “YAŞAMIN HUKUKU”

    Albert Einstein’ın insan bilincine ilişkin değerlendirmesinden hareketle önemli bir metafor kullanan Orman, birey ve toplum ilişkisini şu sözlerle anlattı:

    “Albert Einstein diyor ki; ‘İnsan bilinci kendisini tüm diğer her şeyden ayrışmış olarak yaşar.’ Oysa bir yaprak tek başına değildir. Dalda başka yapraklar vardır. Dallar da tek başına değildir. Ağaç vardır. Ağaçların içinde bulunduğu orman vardır. Dolayısıyla yaprağın mutluluğu yalnızca kendi hukukunu savunmaktan geçmez. Ormanın hukukunu savunmaktan geçer.”

    Alevi felsefesinin bu konuda çok net bir cevap verdiğini belirten Orman, sözlerini şöyle tamamladı:

    “İnsanlar açısından baktığımızda bireyin hukuku mu, yaşamın hukuku mu dediğimizde Alevilerin verdiği cevap çok nettir: Yaşamın hukuku. Bireyin hukuku üzerinden hareket ettiğinizde sahip olmak ve hükmetmek gündeme gelir. Ama yaşamın hukukunu esas aldığınızda sahip olmanın ve hükmetmenin hükmünü kaybettiğini görürsünüz. Alevi felsefesi bunu söylüyor. Çalışmanın amacı da hem Alevi felsefesini derli toplu hale getirmek hem de onun evrensel değerini ortaya koymaya çalışmaktır.”

    PİRHA/KÖLN

     

  • Helvacı’da Cemevi halkın lokmalarıyla ayakta: İnancımıza ve Cemevlerimize sahip çıkalım-VİDEO

    Helvacı’da Cemevi halkın lokmalarıyla ayakta: İnancımıza ve Cemevlerimize sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA- İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’nde Aleviler ve Sünniler yıllardır bir arada yaşıyor. PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, cemevinin halkın katkılarıyla kurulduğunu belirterek Alevi toplumuna cemevlerine sahip çıkma çağrısı yaptı.

    Dersim ve Elazığ başta olmak üzere birçok kentten göç alan İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi’nde farklı inançlardan yurttaşlar birlik ve beraberlik içinde yaşamını sürdürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, cemevinin kuruluşundan bugüne kadar tüm ihtiyaçlarının halkın lokmalarıyla karşılandığını belirterek, “Kendi inancımızı kendi imkanlarımızla yaşatıyoruz. Herkes cemevlerine sahip çıkmalı” dedi.

    İzmir’in Aliağa ilçesine bağlı Helvacı Mahallesi, 8 bin yıllık tarihi, kültürel ve doğal dokusuyla bölgenin en köklü yerleşimlerinden biri olarak biliniyor. Neolitik Çağ’dan günümüze kadar birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Helvacı’da, Aleviler ve diğer inançlardan yurttaşlar birlik ve beraberlik içinde yaşamlarını sürdürüyor.

    Önemli bir Alevi nüfusunun da yaşadığı Helvacı Mahallesi, 1972 yılından bu yana başta Dersim ve Elazığ olmak üzere birçok kentten göç aldı. Alevilerin kendi imkanlarıyla kurduğu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’ni ziyaret ettik.

    “CEMEVİMİZİ HALKIN LOKMALARIYLA İNŞA ETTİK”

    PSAKD Helvacı Cemevi Başkanı Süleyman Laçin, Helvacı Mahallesi’nin kadim bir tarihe sahip olduğunu belirterek, özellikle Dersim ve Elazığ’ın Karakoçan ilçesinden yoğun göç aldığını söyledi. Helvacı’da Aleviler ve Sünnilerin bir arada yaşadığını ifade eden Laçin, bugüne kadar herhangi bir sorun yaşamadıklarını dile getirdi.

    Helvacı Mahallesi’nin verimli arazileriyle önemli bir tarım merkezi olduğunu belirten Laçin, hızlı sanayileşme ve depolama yatırımlarının tarım alanlarını ve yerel üretimi olumsuz etkilediğini söyledi.

    Eskiden köy halkının büyük bölümünün tarımla uğraştığını belirten Laçin, günümüzde ise sanayinin gelişmesiyle birlikte insanların demir-çelik fabrikalarında, Petkim ve TÜPRAŞ gibi işletmelerde çalıştığını ifade etti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Helvacı Cemevi’nin temelinin 2011 yılında atıldığını, Mayıs 2015’te düzenlenen törenle hizmete açıldığını aktaran Laçin, kendisinin de kuruluşundan bu yana çeşitli görevlerde bulunduğunu ve bugün başkanlık görevini yürüttüğünü söyledi.

    Cemevinin bir kültür merkezi olarak değil, doğrudan bir inanç merkezi olarak faaliyet yürüttüğünü vurgulayan Laçin, “Burası kültür merkezi olarak değil, doğrudan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı bir cemevi olarak açıldı” dedi.

    “XIZIR AYINDA GELENEKSEL KAVUT YAPIYORUZ”

    Cemevinin yapımının Helvacı halkının lokmalarıyla tamamlandığını belirten Laçin, mahalle sakinlerinin cemevine sahip çıktığını söyledi. Muharrem ayında lokma ve aşure dağıttıklarını ifade eden Laçin, Sivas ve Maraş katliamlarının yıl dönümlerinde de anma programları düzenlediklerini kaydetti.

    Xızır ayında geleneksel kavut yaptıklarını ve cem erkanı yürüttüklerini belirten Laçin, faaliyetlerini genel olarak bu tür etkinliklerle sürdürdüklerini söyledi.

    “CEMEVLERİMİZE SAHİP ÇIKALIM”

    Köylerden metropollere yaşanan göç nedeniyle Aleviliğin geçmişteki kadar yoğun yaşatılamadığını ifade eden Laçin, bunda ekonomik koşulların ve iktidarın baskıcı politikalarının da etkili olduğunu söyledi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kabul etmediklerini belirten Laçin, “Bizim inancımızı tanımayanı biz de asla tanımayız. Kendi inancımızı kendi imkanlarımızla sürdürmeye çalışıyoruz” dedi.

    Laçin, Alevi toplumuna her yerde cemevlerine sahip çıkma çağrısında bulundu.

    “HELVACI KÖYÜ’NDE BİRLİK VE BERABERLİK HAKİM”

    Altı yıldır Helvacı Cemevi’nde cenaze erkanı yürüten Göksel Savak da Alevi öğretisinin hem güzel hem de meşakkatli bir yol olduğunu belirterek, Aleviliğin yüzyıllar boyunca devlet baskısına maruz kaldığını ifade etti.

    Savak, cemevinin elektrik, su ve benzeri giderlerinin köy halkının lokmalarıyla karşılandığını söyledi.

    Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi verdiğini belirten Savak, “Devletin Alevi inancını ve cemevlerini tanımasını, diğer inançlara gösterdiği hak ve imkanların bizlere de tanınmasını bekliyoruz” dedi.

    Helvacı Mahallesi’ndeki birlik ve beraberlik ortamına dikkat çeken Savak, “Kürt, Alevi ya da Sünni olsun; cenazelerimizde de hayırlarımızda da mutluluğumuzu da hüznümüzü de birlikte yaşıyoruz” diye konuştu.

    “CEMEVİNDE YAPILACAKLARA CANLARLA BİRLİKTE KARAR VERMEK İSTİYORUZ”

    Metropollerde ekonomik koşullar ve yoğun çalışma hayatı nedeniyle hafta içi cemevine gelenlerin sayısının az olduğunu belirten Savak, Helvacı sakinlerine cemevine daha fazla uğrama çağrısında bulundu.

    “Kahvede oturacaklarına buraya gelsinler, birlikte muhabbet edelim” diyen Savak, şöyle devam etti:

    “Biz isteriz ki her gün gelip çayımızı içsinler. Karşılıklı konuşalım, tartışalım; eksiğimiz, fazlamız neyse birlikte tamamlayalım. Herkesin bir geçim derdi, ekmek kavgası var. Bu nedenle gelemiyor olabilirler. Ama hafta sonları en azından bir saatliğine de olsa canlarımız gelip bizimle otursa çok mutlu oluruz. Kurs mu açılacak, etkinlik mi yapılacak; bunlara birlikte karar vermek istiyoruz. Evde sıkılacaklarına gelsinler, birlikte vakit geçirelim.”

    Semra ACAR – İZMİR 

  • AKD Aliağa Şube Başkanı Çiçekdal: CHP içindeki bölünmeler demokrasiye zarar verir – VİDEO

    AKD Aliağa Şube Başkanı Çiçekdal: CHP içindeki bölünmeler demokrasiye zarar verir – VİDEO

    PİRHA – Alevi Kültür Dernekleri Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılçdaroğlu’nun Alevi kimliğine yönelik eleştirileri doğru bulmadığını belirterek, Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun beraber yürümesinin demokrasiye katkı sunacağını söyledi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararını demokratik olmadığını kaydeden Alevi Kültür Dernekleri Aliağa Şube Başkanı Suat Çiçekdal, AKD örgütünün her zaman demokrasiden yana olduğunu hatırlattı.

    “ALEVİ KİMLİĞİ SİYASETE MALZEME YAPILMAMALI”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine yönelik yapılan hakaretleri de değerlendiren Çiçekdal, Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğine yapılanları provokasyon olarak nitelendirdi. Kılıçdaroğlu’nun yada herhangi bir siyasetçinin  Alevi kimliği üzerinden değerlendirilip hakaret edilmesini doğru bulmadığının altını çizen Çiçekdal, şunları söyledi:

    “Çünkü insan Alevi, Sünni, Kürt yada mezhebi ne olursa olsun siyaset yapabilir. Bu tamamen onu bağlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüttüğü siyaseti de Alevi toplumuna bağlamak doğru değil. Biz Alevileri gerçekten çok incitiyor, çok kırıyor.  Biz sonuçta bu ülkenin eşitsiz yurttaşlarıyız. Siyaset yapanlarımız da olacak farklı mecralarda görev alacak insanlarımız da olacak ama böyle konularda Alevi kimliği kullanıldığı zaman çok üzülüyoruz.”

    “ALEVİLER HER ZAMAN DEMOKRASİDEN YANA”

    Hacı Bektaşi Veli’nin ‘İncitsen de incitme’ sözünü hatırlatan Çiçekbal, Alevilerin her zaman 72 millete bir nazarda baktığını ve demokrasiden yana olduğunu belirtti.

    Çiçekbal, CHP’nin güçlü bir muhalefet partisi olduğunu ve  içinde yaşanan bu bölünmenin de demokrasiye zarar vereceğini belirterek, iki tarafında bir araya gelerek beraber yol yürümesi gerektiğini söyledi.

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • PSAKD Bornova Cemevi Başkanı Çelik: Kılıçdaroğlu kimliğiyle değil siyasetiyle eleştirilmeli-VİDEO

    PSAKD Bornova Cemevi Başkanı Çelik: Kılıçdaroğlu kimliğiyle değil siyasetiyle eleştirilmeli-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, CHP’deki “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği üzerinden hedef alınmasına tepki gösterdi. Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun kimliği veya inancıyla değil, liderlik vasfı ve siyasi tercihleriyle eleştirilmesini beklerdik” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkanlık görevine gelmesiyle başlayan tartışmalar sürerken, Alevi kimliği üzerinden yapılan eleştiriler de tepki çekiyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, yaşanan sürecin toplumda kaygı yarattığını belirterek, PSAKD ve Alevi Bektaşi Federasyonu’nun mutlak butlan kararına karşı olduklarını daha önce yaptıkları açıklamayla kamuoyuna duyurduklarını hatırlattı.

    “KİMLİĞE YÖNELİK SALDIRILAR ALEVİLERİ ÜZDÜ”

    Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği ve inancı üzerinden yapılan hakaretlerin kabul edilemez olduğunu söyleyen Çelik, CHP içerisinden yükselen bazı söylemlerin Alevi toplumunda rahatsızlık yarattığını ifade etti.

    Bazı çevrelerin Kılıçdaroğlu’nu “düşkün” ilan etmeye çalıştığını belirten Çelik, şunları söyledi:

    “Düşkünlüğün ne olduğunu bilmeyen kişiler bile bu kavramı kullanıyor. İnançla ilgisi olmayan insanlar sırf Alevi kimliği nedeniyle Kılıçdaroğlu’nu düşkün ilan etmeye çalışıyor. Bir insanın kimliği ve inancı üzerinden eleştirilmesini doğru bulmuyoruz.”

    “ELEŞTİRİLER SİYASİ ZEMİNDE YAPILMALI”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun eleştirilecekse yürüttüğü siyaset üzerinden eleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Çelik, kimlik ve inanç temelli saldırıların toplumsal barışa zarar verdiğini söyledi.

    “Bir insan Kürt olabilir, Alevi olabilir ya da farklı bir inanca sahip olabilir” diyen Çelik, “Bunları hedef göstererek eleştiri yapmak kabul edilemez. Güçlü bir muhalefet inşa edilmek isteniyorsa eleştiriler kimlikler üzerinden değil, siyasi tutum ve uygulamalar üzerinden yapılmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER CHP İÇİNDEKİ TARTIŞMANIN TARAFI DEĞİL”

    Kimlik temelli saldırıların ardından birçok kişinin Kılıçdaroğlu’na destek vermek zorunda hissettiğini dile getiren Çelik, CHP içerisinde tehlikeli bir kutuplaşma yaratılmaya çalışıldığını savundu.

    Özgür Özel ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortak bir zeminde buluşması gerektiğini belirten Çelik, yaşanan gelişmelerin yalnızca CHP’yi değil, muhalefetin bütününü etkilediğini söyledi.

    Türkiye’de iktidar değişimi beklentisinin yükseldiği bir dönemde yaşanan bu krizin toplumda üzüntü yarattığını ifade eden Çelik, “Bu CHP’nin kendi iç sorunudur. Aleviler bu tartışmanın tarafı değildir” dedi.

    TOPLUMSAL BARIŞ SÜRECİ SAHİPLENİLECEKTİR”

    CHP’de yaşanan güç mücadelesinin toplumsal barış sürecine etkisine ilişkin değerlendirmede bulunan Çelik, hem Özgür Özel’in hem de Kemal Kılıçdaroğlu’nun toplumsal barışa ilişkin süreci sahiplenmeye devam edeceğini düşündüğünü belirtti.

    “Toplumsal barış sürecini her iki tarafın da kucaklayacağını ve sahiplenmeye devam edeceğini düşünüyorum” diyen Çelik, süreci yakından takip ettiklerini kaydetti.

    Semra ACAR / İZMİR

     

     

  • İnanç Dolu: Hiçbir kurum, dernek ve kişinin Alevi değerleri üzerinden rant devşirmesini kabul etmiyoruz!

    İnanç Dolu: Hiçbir kurum, dernek ve kişinin Alevi değerleri üzerinden rant devşirmesini kabul etmiyoruz!

    PİRHA- Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla yapılan anmaya Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın katılması tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.

    Alevi toplumunun ‘Alevi Diyaneti’ olarak tanımladığı Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevilerin yıllardır yaptığı etkinliklere ortak olmaya çalışıyor.

    Son olarak Adıyaman’ın Yedioluk Köyü’nde, Ağuçan Ocağı pirlerinden Ap Aziz Dede’nin Hakk’a yürüyüşünün 60. yıl dönümü dolayısıyla anma programı düzenlendi.

    Anmaya, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin de katılırken, PSAKD Adıyaman Şube yönetimi, bu durumu protesto ederek, anmayı terk etti.

    Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ, bağımsız bir dernek olduklarını, herkese davetiye gönderdiklerini, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da anmaya çağırmalarında herhangi bir sakınca görmediklerini, organizasyonun kendi tasarruflarında olduğunu ifade etti.

    Zeki Akdağ’ın sözleriyse tartışmaları beraberinde getirdi. Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu, Alevi inanç değerlerinin Alevi toplumunun değeri olduğunu, hiçbir kurum, dernek ve kişinin bu değerler üzerinden rant devşirmesini kabul etmediğini vurguladı.

    “İKTİDARINI DEVAM ETTİRMEK İSTEYENLER İKRARDAN UZAKLAŞTI”

    Alevi toplumunun ikrarla ayakta durduğunun altını çizen İnanç Dolu, “Derneklerin kurulmasıyla ikrarın yerini iktidar aldı. İktidarı devam ettirmek isteyenler ikrardan uzaklaştı” dedi.

    Yaşanın bütün Alevi toplumunu ilgilendirdiğine dikkat çeken Dolu, ” Yıllardır anmalar ve etkinlikler lokmalarla yapıldı, yapılıyor. Etkinliklikleri karşılamak elbette bir bütçe gerektiriyor. Ancak pirlerimizin yaptığı gibi ‘bir lokma, bir hırka’ ile, namerde muhtaç olmadan yapmalıyız. Ancak bazı dernekler ve başkanları kim olduğuna bakmadan yada Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ da olduğu gibi rızasız lokma alıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz, Alevi Yol’una uzak tutumlarını kınıyoruz” diye belirtti.

    “BİZİM TOPLUMUMUZDA HERKESE DAVETİYE GÖNDERİLMEZ”

    Dede Aziz Türbesi Koruma ve Güzelleştirme Derneği Başkanı Zeki Akdağ’ın ‘Biz herkese davetiye gönderdik’ sözünü de değerlendiren Dolu, “Bizim toplumumuzda herkese davetiye gönderilmez. Kaldı ki Axuçan Ocağı evladı olarak bize davetiye gelmedi. ” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/PİRHA

     

  • Kuyulu Kavaklı Köyü’nde 35 yıl aradan sonra cem erkanı yürütüldü- VİDEO

    Kuyulu Kavaklı Köyü’nde 35 yıl aradan sonra cem erkanı yürütüldü- VİDEO

    PİRHA – Amasya’nin Göynücek ilçesine bağlı Kuyulu Kavaklı Köyü’nde 35 yıl aradan sonra cem erkanı yürütüldü.

    Amasya’nın Göynücek ilçesine bağlı bulunan çoğunluğu 1938 Dersim Katliamı’ndan sonra göç edenlerin yaşadığı Kuyulu Kavaklı Köyü’nde 35 yıl sonra ilk defa cem erkanı yürütüldü.

    Köydeki okulu cemevine çeviren köylüler 35 yıl sonra yürüttükleri cem erkanında 12 hizmeti yerine getirdi. Cem erkanını İmam Rıza Ocağı’ndan Hüseyin Solmaz yürütürken, cem erkanında gülbang okundu, deyişler söylendi, semah dönüldü, lokmalar paylaşıldı, gönüller birlendi.

    “KÖYLÜLER ÖZÜNE DÖNMEK İSTİYOR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Sarıyer Şube Başkanı Celal Özer, 35 yıl sonra köyde yapılan cem erkanın insanları tekrar eski ritüellere yönlendirdiğini söyleyerek, herkesin özüne dönmek istediğini ifade etti.. Köydeki okulun odasını cem erkanı için dönüştürdüklerini belirten Özer, gerekli çalışmaları yaptıktan sonra cemevi yapmayı planladıklarını dile getirdi.

    HABER MERKEZİ

  • BE ONE Open Air Festival Köln’de binleri buluşturdu- VİDEO

    BE ONE Open Air Festival Köln’de binleri buluşturdu- VİDEO

    PİRHA- Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen BE ONE Open Air Festival’de konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinden demokrasi mücadelesine, toplumsal barıştan ortak dayanışmaya kadar birçok başlıkta birlik mesajı verdi. Festival, farklı halklar, inançlar ve siyasi çevrelerden binlerce kişiyi özgürlük, eşitlik ve demokrasi talebi etrafında buluşturdu.

     

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) tarafından düzenlenen BE ONE Open Air Festival, Almanya’nın Köln kentindeki Tanzbrunnen etkinlik alanında yoğun katılımla gerçekleştirildi.

    “Vielfalt- Birlik -Freedom” sloganıyla düzenlenen festival, farklı kültürlerden ve toplumsal kesimlerden binlerce insanı müzik, dayanışma ve özgürlük ortak paydasında bir araya getirdi.

    Gün boyunca süren etkinliğe siyasetçiler, sivil toplum örgütü temsilcileri ile Avrupa’nın bir çok ülkesinde yaşayan aleviler katıldı.

    “ALEVİLER EŞİT YURTTAŞLIK HAKLARINA KAVUŞMADAN TOPLUMSAL BARIŞ MÜMKÜN DEĞİL”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan yaptığı konuşmada, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin demokratik bir Türkiye mücadelesinin ayrılmaz parçası olduğunu vurguladı. Binlerce kişinin katıldığı festivalde konuşan Bakırhan, birlik, dayanışma ve ortak mücadele çağrısında bulundu.

    “GELİN CANLAR BİR OLALIM” ÇAĞRISI BUGÜN DAHA DA ANLAMLI”

    Konuşmasına Alevi inanç ve direniş geleneğine vurgu yaparak başlayan Bakırhan, Pir Sultan Abdal’dan Hallac-ı Mansur’a uzanan tarihsel mirasın bugün de yol gösterici olduğunu söyledi. Baskılar, hukuksuzluklar ve adaletsizlikler karşısında ortak mücadele edilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, gençlerin ve emekçilerin demokrasi mücadelesinde birlikte hareket etmesinin önemine dikkat çekti.

    “CEMEVLERİNİN STATÜSÜNÜN TANINMASI İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Alevilerin yıllardır dile getirdiği temel taleplerin karşılanması gerektiğini ifade eden Bakırhan, cemevlerinin resmi statüye kavuşması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve eşit yurttaşlık hakkının tanınması için mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasının da demokratikleşmenin önemli başlıklarından biri olduğunu belirtti.

    “ALEVİLER DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEKTİR”

    Alevilerin tarih boyunca demokrasinin, özgürlüğün ve adaletin yanında yer aldığını söyleyen Bakırhan, bugün de aynı kararlılığın sürdüğünü belirtti. Kürt halkının dil ve kimlik mücadelesi ile Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinin ortak demokrasi mücadelesinin parçaları olduğunu kaydeden Bakırhan, toplumsal barışın ancak bütün halkların haklarının tanınmasıyla mümkün olacağını ifade etti.

    “O MASADA SADECE KÜRTLER YOK, EZİLENLER VAR”

    Barış ve demokratik çözüm tartışmalarına da değinen Bakırhan, yürütülen süreçlerin yalnızca Kürt halkını değil, emekçileri, kadınları, gençleri ve tüm ezilen kesimleri ilgilendirdiğini söyledi. Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının da bu demokratikleşme gündeminin önemli başlıklarından biri olduğunu belirten Bakırhan, dayanışmanın büyütülmesi çağrısında bulundu.

    “KÜRTLER SADECE KENDİLERİ İÇİN DEĞİL, 86 MİLYON İÇİN DEMOKRASİ İSTİYOR”

    Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasal gelişmelere değinen Bakırhan, demokrasi talebinin yalnızca belirli bir kesime ait olmadığını vurguladı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasına ve tutuklu yargılamalara tepki gösteren Bakırhan, demokrasi mücadelesinin tüm toplumun ortak talebi olduğunu söyledi.

    “BU SİSTEMİN EN BÜYÜK KORKUSU BİRLİKTE OLMAMIZDIR”

    Toplumsal muhalefetin ortaklaşmasının önemine dikkat çeken Bakırhan, iktidarın en büyük korkusunun farklı kesimlerin bir araya gelmesi olduğunu ifade etti. Kadınların, gençlerin, emekçilerin ve demokrasi güçlerinin ortak mücadele yürütmesi halinde daha güçlü sonuçlar alınabileceğini belirtti.

    Konuşmasının sonunda cezaevlerinde bulunan siyasetçilerin özgürlüğüne kavuşması için mücadeleyi sürdüreceklerini belirten Bakırhan, demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesinin büyüyerek devam edeceğini ifade etti.

    “DEMOKRASİYE SAHİP ÇIKMAK İÇİN BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ“

    CHP Bursa Milletvekili Nurhayat Altaca Kayışoğlu, Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmelere dikkat çekerek demokrasi, halk iradesi ve seçme-seçilme hakkının korunması çağrısında bulundu.

    Kayışoğlu, Türkiye’de yaşanan gelişmelerin demokratik değerlere yönelik ciddi tehditler oluşturduğunu belirterek, farklı toplumsal kesimlerin ortak mücadele yürütmesinin önemine vurgu yaptı.

    “BU KADAR DA İLERİ GİTMEZLER DEDİĞİMİZ HER ŞEY YAPILDI”

    Son haftalarda yaşanan siyasi gelişmelere değinen Kayışoğlu, geçmişte ihtimal verilmeyen birçok uygulamanın hayata geçirildiğini söyledi. Türkiye’de demokrasiye yönelik baskıların giderek arttığını ifade eden Kayışoğlu, yaşananların toplumun geniş kesimlerinde kaygı yarattığını belirtti.

    Türkiye’de farklı siyasal ve toplumsal kesimlerin demokrasi ortak paydasında buluştuğunu dile getiren Kayışoğlu, Kürtlerin, Alevilerin, Türklerin, muhafazakârların, milliyetçilerin, sosyal demokratların ve sosyalistlerin yerel seçimlerde ortak bir demokratik irade ortaya koyduğunu söyledi.

    31 Mart Yerel Seçimleri’nde Cumhuriyet Halk Partisi’nin birinci parti olarak çıktığını hatırlatan Kayışoğlu, bunun halkın değişim talebinin açık göstergesi olduğunu ifade etti.

    “AKP’Yİ 23 YIL SONRA SANDIĞA GÖMDÜLER”

    Yerel seçim sonuçlarının iktidarda ciddi bir rahatsızlık yarattığını belirten Kayışoğlu, seçimlerde ortaya çıkan halk iradesinin ardından çeşitli siyasi müdahalelerin gündeme getirildiğini savundu. CHP’nin seçim başarısının ardından partiyi ve muhalefeti etkisizleştirmeye yönelik girişimlerin arttığını ifade etti.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik süreçlere de değinen Kayışoğlu, kamuoyunda karşılık bulmayan iddialarla siyasi sonuç alınmaya çalışıldığını söyledi. Toplumun geniş kesimlerinin demokratik iradesini korumaya devam ettiğini ifade eden Kayışoğlu, muhalefetin halk desteğini sürdürdüğünü belirtti.

    Kayışoğlu, bugün verilen mücadelenin yalnızca bir siyasi partiye yönelik olmadığını belirterek, meselenin demokrasi, hukuk devleti ve cumhuriyet değerlerinin korunması olduğunu söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik girişimlerin aynı zamanda demokratik kurumları hedef aldığını savunan Kayışoğlu, tüm demokratik güçlerin ortak sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini ifade etti.

    “BUGÜN BURADA SADECE BİR ALEVİ FESTİVALİ YAPMIYORUZ“

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise Alevilerin yalnızca geçmişte yaşadıkları acıları anmak için değil, kendi tarihlerini ve geleceklerini birlikte kurmak için bir araya geldiklerini söyledi.

    “ARTIK TARİHİMİZİ DE YAZMAK İÇİN BİR ARAYA GELİYORUZ”

    Alevilerin yıllarca yaşadıkları acıları paylaşmak için buluştuklarını ancak bugün bunun ötesine geçtiklerini belirten Mat, artık kendi tarihlerini yazmak, kültürlerini yaşatmak ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla bir araya geldiklerini söyledi. Festivallerin aynı zamanda umutların, dayanışmanın ve ortak mutluluğun paylaşıldığı alanlar olduğunu vurguladı.

    Festival alanındaki kültürel ve toplumsal çeşitliliğe dikkat çeken Mat, etkinliğin yalnızca Alevilere ait bir buluşma olmadığını ifade etti. Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Ermenilerin, Almanların ve farklı inançlardan insanların aynı alanda bir araya geldiğini belirten Mat, bu tablonun birlikte yaşamın en güçlü örneklerinden biri olduğunu söyledi.

    “CHP’YE YÖNELİK BASKILARI ŞİDDETLE KINIYORUZ”

    Türkiye’de son dönemde yaşanan siyasi gelişmelere de değinen Mat, geçmişte farklı siyasi partilere yönelik baskılara karşı nasıl tutum aldıysalar bugün de aynı ilkeli duruşu sürdürdüklerini söyledi. Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik girişimlerin kabul edilemez olduğunu belirten Mat, demokratik siyasetin baskı altına alınmasına karşı olduklarını ifade etti.

    “GÜÇLÜ BİR CHP’YE DE İHTİYACIMIZ VAR”

    Türkiye’nin demokratikleşmesi, barışın sağlanması ve halkların özgürleşmesi için güçlü bir demokratik muhalefete ihtiyaç olduğunu belirten Mat, yalnızca CHP’nin değil, DEM Parti’nin, sosyalistlerin, devrimcilerin ve bütün demokrasi güçlerinin ortak mücadele yürütmesi gerektiğini söyledi.

    “BİR ARAYA GELMEK ZORUNDALAR”

    Konuşmasının sonunda demokrasi güçlerine birlik çağrısı yapan Mat, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların ancak ortak mücadele ve dayanışmayla aşılabileceğini ifade etti.

    Festivalde sanatçılar  Suavi, Efkan Şeşen, Sasa, Ceren Bozkurt, Zeynep Bakşi Karatağ, Aylin Yıldırım, İlkay Akkaya, Mavi Der Rote, Grup Emman, Ser Davul Zurna ve Miraz sahne aldı.

    Sanatçılar sahne performanslarıyla izleyicilere unutulmaz anlar yaşatırken, festival alanında kurulan stantlar ve çocuk programları da büyük ilgi gördü.

    Festival boyunca halaylar çekildi, türküler hep bir ağızdan söylendi.

    PİRHA/KÖLN

  • Bakırhan Köln’de konuştu: Bir olmak tarihsel bir zorunluluktur-VİDEO

    Bakırhan Köln’de konuştu: Bir olmak tarihsel bir zorunluluktur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Almanya’nın Köln kentinde düzenlenen Be One Festivali resepsiyonunda yaptığı konuşmada, Türkiye’de demokrasi güçlerinin ortak mücadele zemininde buluşmasının tarihsel bir zorunluluk haline geldiğini belirterek, “Hiçbir dönem olmadığı kadar bir olmaya ihtiyacımız var” dedi. Müzakere sürecinin mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurgulayan Bakırhan, demokratik çözüm, barış ve eşit yurttaşlık taleplerinden geri adım atılmayacağını söyledi.

    Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF), 30 Mayıs’ta  Köln’de geniş katılımlı bir açık hava festivali düzenlemeye hazırlanıyor. “BE ONE adıyla,  “Yarınlara Umut Ol” sloganıyla Tanzbrunnen’de gerçekleştirilecek etkinlik, binlerce canı ortak bir buluşmada bir araya getirecek.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Be One Festivali kapsamında gerçekleştirilen resepsiyonda konuştu. Festivalin adının taşıdığı anlamın günümüz siyasal koşulları açısından büyük önem taşıdığını belirten Bakırhan, demokrasi güçlerinin ortak mücadele zemininde buluşmasının zorunlu hale geldiğini söyledi.

    Bakırhan, dünyayı yöneten kapitalist ve emperyalist sistemlerin muhalefet eden toplumsal kesimleri parçalamaya çalıştığını belirterek, demokrasi güçlerinin birlik oluşturamadığı her durumda baskı politikalarının güç kazandığını ifade etti.

    “BAŞIMIZA NE GELİYORSA ASLINDA BİR OLMAMAKTAN KAYNAKLIDIR”

    Festivalin adındaki “Bir Ol” çağrısına dikkat çeken Bakırhan, yaşanan sorunların temelinde birlikte hareket edememe halinin bulunduğunu söyledi.

    Türkiye’de demokrasi mücadelesi yürüten kesimlerin amaçlarına ulaşmaması için çeşitli mekanizmaların devreye sokulduğunu kaydeden Bakırhan, bu tabloyu aşmanın yolunun ortak mücadele ve ortak söz üretmekten geçtiğini belirtti.

    “MÜZAKERE ETMEK MÜCADELEDEN VAZGEÇMEK DEĞİL”

    Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürece değinen Bakırhan, müzakerenin mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurguladı.

    Müzakerenin Kürt halkının anadil hakkından, Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerinden, kadınların özgürlük ve demokrasi mücadelelerinden vazgeçilmesi anlamına gelmediğini ifade eden Bakırhan, değişenin yalnızca mücadelenin yöntemi olduğunu söyledi.

    DEM Parti’nin yürüyen müzakere süreci nedeniyle hiçbir zaman sessiz kalmadığını belirten Bakırhan, CHP’ye yönelik operasyonlardan gazetecilerin tutuklanmasına, gençlere dönük baskılardan kayyım uygulamalarına kadar her konuda dayanışma içinde olduklarını kaydetti.

    “HİÇBİR DÖNEM OLMADIĞI KADAR BİR OLMAYA İHTİYAÇ VAR”

    Türkiye’de toplumun demokrasi istediğini ve kayyım politikalarına karşı çıktığını belirten Bakırhan, mevcut koşulların demokrasi güçleri açısından önemli fırsatlar sunduğunu söyledi.

    Bu dönemde iç tartışmaların geri plana bırakılması gerektiğini ifade eden Bakırhan, farklı toplumsal kesimlerin omuz omuza mücadele etmeyi sürdürmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.

    Birlik sağlanamadığında kayyım politikalarının, yargı müdahalelerinin ve antidemokratik uygulamaların önünün açıldığını söyleyen Bakırhan, kent uzlaşısı deneyiminin ise ortak mücadelenin başarı sağlayabileceğini gösterdiğini dile getirdi.

    “40 YILLIK MÜCADELE MASADA OYUNA GELMEZ”

    Yürütülen müzakere süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulunan Bakırhan, Kürt özgürlük mücadelesinin onlarca yıllık birikime sahip olduğunu ve temel hedeflerinden vazgeçmeyeceğini söyledi.

    Bugüne kadar Kürt tarafının çeşitli adımlar attığını belirten Bakırhan, bundan sonraki aşamada iktidarın sorumluluk üstlenmesi gerektiğini ifade etti. CHP’ye yönelik operasyonlar ve Ortadoğu’daki gelişmelerin bazı adımları geciktirdiğini söyleyen Bakırhan, geciken her adımın demokratik çözüm sürecini olumsuz etkilediğini kaydetti.

    “TEMMUZ AYINA KADAR BİR YASA BEKLİYORUZ”

    İmralı görüşmelerine de değinen Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın son görüşmede temmuz ayına kadar yasal düzenleme beklentisini dile getirdiğini aktardı.

    Bakırhan, yapılacak düzenlemelerle silahlı yapıların sona erdirilmesinin ardından insanların siyasal ve toplumsal yaşama katılabileceğini, sürgündeki siyasetçilerin dönebileceğini ve siyasi tutukluların özgürleşebileceğini söyledi.

    Ayrıca milyonlarca insan hakkında açılan soruşturma ve davaların da gündeme geleceğini belirten Bakırhan, demokratik zeminin genişlemesinin demokrasi güçlerini zayıflatmayacağını, tam tersine güçlendireceğini ifade etti.

    “DEMOKRATİK ZEMİN AÇILDIKÇA BİZ BÜYÜYECEĞİZ”

    Sürecin hiçbir toplumsal kesimin aleyhine olmadığını dile getiren Bakırhan, demokratik alan genişledikçe sosyalistlerin, kadınların, Alevilerin, Kürtlerin ve emekçilerin daha güçlü örgütlenme imkanlarına kavuşacağını söyledi.

    Müzakere sürecinin dönem dönem aksadığını ancak tamamen sona ermediğini ifade eden Bakırhan, ilk aşamanın sonuna gelindiğini ve artık iktidarın gerekli yasal düzenlemeleri yapması gerektiğini belirtti.

    “SANDIK İRADESİNİN YOK SAYILMASINI KABUL ETMİYORUZ”

    Konuşmasının önemli bölümünü CHP’ye yönelik baskılara ayıran Bakırhan, halk iradesinin yargı operasyonları ve farklı yöntemlerle etkisizleştirilmesine karşı olduklarını söyledi.

    Kendisine güvenen siyasal aktörlerin sandıkta yarışması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, halktan destek alamayan iktidarın farklı yöntemlere başvurduğunu ifade etti.

    DEM Parti’nin CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile yaptığı görüşmeye de değinen Bakırhan, yaşananların muhalefeti bölme ve etkisizleştirme amacı taşıdığını belirtti.

    “CUMHURİYET HALK PARTİSİ BÖLÜNMEDEN BU SÜREÇTEN ÇIKMALI”

    Muhalefetin temel görevinin CHP’nin birlik ve bütünlük içinde bu süreci aşmasını savunmak olduğunu söyleyen Bakırhan, sosyalistlerin, Kürtlerin ve Alevilerin de bu tutumu desteklemesi gerektiğini ifade etti.

    Kürt hareketinin yıllar boyunca çeşitli saldırılarla karşı karşıya kaldığını ancak bölünmediğini belirten Bakırhan, bugün yürüyen müzakere sürecinin de bu direncin sonucu olduğunu kaydetti.

    “BU SİSTEMİ ALT ETMENİN YOLU OMUZ OMUZA MÜCADELEDEN GEÇER”

    Dünya ve Türkiye’deki mücadele deneyimlerinden ders çıkarılması gerektiğini söyleyen Bakırhan, kent uzlaşısı deneyiminin farklı toplumsal kesimlerin bir araya geldiğinde nasıl sonuç alabileceğini gösterdiğini ifade etti.

    Kimin daha haklı olduğuna ilişkin tartışmalar yerine ortak mücadeleyi büyütmenin önemine işaret eden Bakırhan, mevcut sistemin bölme politikalarının boşa çıkarılması gerektiğini söyledi.

    “ALEVİLERİN EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİ HAKLIDIR”

    Avrupa’daki Alevi kurumlarının uzun yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüğünü belirten Bakırhan, bu kurumların önemli kazanımlar elde ettiğini söyledi.

    Türkiye’nin Avrupa’daki Alevi kazanımlarını tehdit olarak görmemesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, eşit yurttaşlığın Aleviler, kadınlar, Kürtler, gençler ve tüm ezilen kesimler için temel bir hak olduğunu ifade etti.

    Alevi kurumlarına teşekkür eden Bakırhan, Avrupa’daki demokratik kazanımların Türkiye’de de elde edilebileceğini kaydetti.

    PİRHA/KÖLN

     

  • Alevi kurumları: İnanç kimliği üzerinden siyaset ve nefret dili kabul edilemez-VİDEO

    Alevi kurumları: İnanç kimliği üzerinden siyaset ve nefret dili kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA – AKD Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları ve PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden Alevi inancına dönük nefret söylemine tepki göstererek, “Biz Alevi hak mücadelesi veren kurumlar olarak Alevi kimliği ön plana sürülerek yapılan hakaretleri ve genelleme yapılıp bütün Alevileri içine alan nefret söylemini asla kabul etmiyoruz” dediler.

    CHP içinde son günlerde yargı kararları ve ‘mutlak butlan’ tartışmalarıyla tırmanan kriz ile genel merkez binasına yönelik gerçekleştirilen polis müdahaleleri, Alevi kurumlarının tepkisini çekti. Süreçle birlikte ‘Mutlak butlan’ kararı sonrası CHP Genel Başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği hedef alınarak sosyal medyada ve çeşitli mecralarda üretilen nefret söylemlerine karşı Alevi örgütleri tepki gösterdi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, yaşanan antidemokratik uygulamaları ve inanç kimliği üzerinden yürütülen nefret kampanyalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SEÇİMLE BELİRLENMİŞ YÖNETİMİN ALAŞAĞI EDİLMESİ DEMOKRASİ AYIBIDIR”

    AKD Samandağ Şube Başkanı Kenan Kahiloğulları, CHP içerisinde ‘mutlak butlan’ gerekçesiyle şekillenen mevcut hukuki ve siyasi durumu bir “demokrasi ayıbı” olarak nitelendirdi. Seçimle iş başına gelmiş bir yönetimin mahkeme kararlarıyla saf dışı bırakılmasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Kahiloğulları, şunları söyledi,

    “Bugün itibarıyla mutlak butlanla ilgili olan süreç bir demokrasi ayıbıdır. Asla ve asla kabul edilemez. Seçimle belirlenmiş bir yönetim mahkeme eliyle ve mahkemeden de öte kanunsuz bir şekilde, hukuksuz bir şekilde alaşağı edilip bir önceki genel başkan haksız bir şekilde o koltuğa oturtuldu. Bunu bütün Türkiye görüyor.”

    “KILIÇDAROĞLU BÜTÜN ALEVİ TOPLUMUNU TEMSİL EDEMEZ”

    Krizle birlikte Kemal Kılıçdaroğlu’nun şahsında tüm Alevi toplumunu hedef alan genellemelere ve nefret söylemine sert tepki gösteren Kahiloğulları, siyasetin inanç kimliklerinden bağımsız yürütülmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz Alevi hak mücadelesi veren kurumlar olarak Alevi kimliği ön plana sürülerek yapılan hakaretleri ve genelleme yapılıp bütün Alevileri içine alan hakaretlerin yapılmasını asla ve asla kabul edemeyiz. Kemal Kılıçdaroğlu da bütün Alevi toplumunu temsil edemez. Bugün itibarıyla kendisi siyaset yapıyor. Siyasi mücadele içinde olan bir kişinin mezhebi üzerinden genelleme yapıp hakaret edilmesini asla kabul edemeyiz.”

    “NEDEN KILIÇDAROĞLU KONUŞULURKEN ALEVİLİK HEDEF ALINIYOR?”

    PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek de sosyal medyada yükselen nefret söylemlerinin doğrudan Alevi toplumunun inancına yönelik bir saldırıya dönüştüğünü ifade etti. Türkiye’nin siyasi tarihinde sağ ve Sünni siyasetçilerin yönetimlerinin hiçbir zaman inanç kimlikleriyle eleştirilmediğini hatırlatan Erkek, çifte standarda tepki gösterdi:

    “Ne gariptir ki senelerdir Türkiye’yi sağ ve Sünni kesim yönetiyor ama hiçbir zaman sosyal medyada ya da başka mecralarda hiç kimse ‘Sünni Başbakan’ ya da ‘Sünni Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel şunu söyledi’ gibi şeyler söylemedi bugüne kadar. Neden Kemal Kılıçdaroğlu konuşulurken Alevilik konuşuluyor? Neden Alevilere hakaret ediliyor? Sanki Alevilik eşittir Kemal Kılıçdaroğlu… Yok öyle bir şey.”

    “SİYASİ PARTİNİN KAPILARININ KIRILMASI FAŞİZMDİR”

    Cumhuriyet Halk Partisi veya herhangi bir siyasetçi ile Aleviliğin özdeşleştirilmesinin doğru olmadığını; eleştirilerin inançlara değil, kişilerin siyasi pratiklerine yöneltilmesi gerektiğini belirten Erkek, parti binasına yönelik gerçekleştirilen kolluk kuvveti müdahalesini de faşizan bir uygulama olarak niteledi:

    “Kemal Kılıçdaroğlu eşittir Alevi toplumu değildir. Kemal Kılıçdaroğlu Alevi olabilir ama bir siyasetçidir. Cumhuriyet Halk Partisi eşittir Alevilik değildir. Herkes kimi eleştiriyorsa onu zikretsin, onu konuşsun. Alevi toplumu şuna tepki gösterir: Kurumsal bir siyasi partinin polis zoruyla kapılarının, pencerelerinin kırılarak içeri girilmesini asla kabul etmiyoruz. Bu faşizanca bir harekettir, faşizmdir. Yapılan baskınları da şiddetle kınıyoruz.”

    Cevahir FINDIK/SAMANDAĞ-ANTEP

  • Varto’da süren ‘Çadır Nöbeti’ni DAD Varto Meclisi ziyaret etti!- VİDEO

    Varto’da süren ‘Çadır Nöbeti’ni DAD Varto Meclisi ziyaret etti!- VİDEO

    PİRHA –  Varto’ya bağlı Çalıdere Köyü’nde JES projesine karşı başlatılan ‘Çadır Nöbeti’ 26. gününde kararlılıkla devam ediyor. Çadır nöbetini ziyaret eden DAD yöneticileri, mücadele çağrısı yaptı. 

    Muş Varto Çalıdere köyü sınırları içinde planlanan JES projesine karşı başlatılan ‘Çadır Nöbeti 26’inci gününde devam etti. Büyük bir kararlılıkla devam eden çadır nöbetine destek ziyaretleri de devam ediyor.

    Lokmalarıyla çadır nöbetini ziyaret eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD)  yöneticileri, lokma duasının ardından kısa bir açıklama yaptı. DAD Varto Meclisi, yaptıkları ziyarette yaşam alanlarına sahip çıkma çağrısı yaptı.

    “MÜCADELEMİZ DEVAM DECEK”

    Seyit Sabun Ocağı’ndan Pir Mehmet Seydalioğlu, DAD Varto Meclisi’ni kuracaklarını belirterek, “Bu meclis, demokratik Alevi anlayışını yaygınlaştırmak ve örgütlemeyi hedefliyoruz. Yine kaybolmuş Pir-Rayber-Talip ilişkisinin geçmişteki varlığını günümüze taşımak istiyoruz” dedi.

    Sütiye Dapaklı ise birlik, beraberlik ve dayanışma çağrısı yaparak, yaşam alanları için mücadele edeceklerini söyledi. Dapaklı, “Bizim bütün davamız memleketimizdir. Biz kimseden bir şey istemiyoruz, kimse de bizden bir şey istemesin. Memleketimizi vermiyoruz. Mücadelemiz daim olsun” diye konuştu.

    Çadır nöbetini “Her vaş koka xo ser be no kewe”, “her ot kökünün üstünde yeşerir” pankartıyla Qılçıx köyü ( Bahçelievler mahallesi) devraldı.

    PİRHA/VARTO