Etiket: alevi

  • AFA: Alevi inanç merkezlerine yönelik saldırılar nefret suçudur!

    AFA: Alevi inanç merkezlerine yönelik saldırılar nefret suçudur!

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi inanç merkezlerine ve kutsal mekânlarına yönelik saldırıların nefret suçu olduğu vurgulayarak, yetkilileri; saldırının arka planını ortaya çıkarmaya, sorumluları derhal açığa çıkarmaya ve Alevi toplumunu hedef alan nefret suçlarına karşı etkin tutum almaya çağırdı.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Dersim’de Düzgün Baba Ziyaretgahı’na, Maraş’ta ise Elif Ana Türbesi’ne yapılan saldırıya tepki gösterdi.

    “SALDIRI NEFRET SUÇUDUR”

    Alevi inanç merkezlerine ve kutsal mekânlarına yönelik saldırıların artarak devam etmesini kaygı ve öfkeyle takip ettiklerinin belirtildiği açıklamada, saldırıların nefret suçu olduğu vurgulandı.

    “ALEVİ İNANCI HEDEF ALINIYOR”

    Saldırıların, doğrudan Alevi toplumunun inancını ve varlığını hedef aldığına dikkat çekilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Özellikle “yakma” biçiminde gerçekleştirilen bu saldırı, Madımak Katliamı’nın acısını hâlâ yüreğinde taşıyan Aleviler açısından son derece ağır ve provokatif bir anlam taşımaktadır. Bu nedenle yaşananları “münferit olay” söylemleriyle geçiştirmek kabul edilemez.

    Alevilere yönelik nefret dilinin, ayrımcı politikaların ve cezasızlık anlayışının bu saldırıları cesaretlendirdiği açıktır. Yetkilileri; saldırının arka planını ortaya çıkarmaya, sorumluları derhal açığa çıkarmaya ve Alevi toplumunu hedef alan nefret suçlarına karşı etkin tutum almaya çağırıyoruz.

    İnanç değerlerimize, kutsallarımıza ve ziyaretgâhlarımıza yönelik hiçbir saldırıyı kabul etmeyeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/AVUSTRALYA 

     

  • Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda Birlik Cemi yürütüldü-VİDEO

    Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda Birlik Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Saldırıların hedefi olan Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda Birlik Cemi yürütüldü. 7’den 70’e onlarca yurttaşın katıldığı cemde, Yol’a sahip çıkılacağının mesajı verildi.

    Alevi inancının en önemli mekanlarından olan Maraş/Pazarcık’taki Elif Ana ile Dersim’deki Düzgün Baba ziyaretlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılar Alevi toplumunun tepkisini çekti.

    Dersim’de Pirler Meclisi’nin çağrısıyla Düzgün Baba Ziyaretgahı‘nda Birlik Cemi yürütüldü. Kureyşan Ocağı’ndan Kadir Bulut tarafından yürütülen cemde, Yol’a sahip çıkılacağının mesajı verildi.

    Lokmaların pay edilmesi ve çerağların sırlanmasıyla erkan sonlandırıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Almanya Alevi Kadınlar Birliği Kampı: Dayanışma ve örgütlenme vurgusu-VİDEO

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği Kampı: Dayanışma ve örgütlenme vurgusu-VİDEO

    PİRHA- Almanya Alevi Kadınlar Birliği’nin düzenlediği Kadın Kampı’nda siyaset, Alevi inancı, göçmen kadınların sorunları, hukuk, psikoloji ve dayanışma başlıkları ele alındı. Kadınların örgütlü mücadelesinin büyütülmesi ve Alevi kurumlarında eşit temsiliyeti güçlendirme çağrıları öne çıktı.

    Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından 16-17 Mayıs tarihlerinde Almanya’nın Koblenz kentinde bulunan Koblenz Cemevi’nde düzenlenen Kadın Kampı, Almanya’nın farklı kentlerinden gelen çok sayıda kadının katılımıyla gerçekleştirildi. İki gün süren programda siyaset, Alevi inancı, göçmen kadınların sorunları, psikoloji, hukuk ve dayanışma başlıkları ele alınırken, kadınların örgütlü mücadelesinin güçlendirilmesi yönünde önemli mesajlar verildi.
    Programın açılışı AABF NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Arslan Ana’nın okuduğu gulbeng ile başladı.
    Açılış bölümünde konuşan Almanya Alevi Kadınlar Birliği yöneticileri ve kadın kurum temsilcileri, kadınların toplumsal yaşamın her alanında eşit ve özgür bir şekilde var olmasının önemine dikkat çekti.
    Ardından Gustavsburg Cemevi Eşbaşkanı Funda Likoğulları’nın moderatörlüğünü üstlendiği panel bölümüne geçildi.

    SİYASETTE KADININ ROLÜ

    “Kadın ve Siyaset” başlıklı ilk panelde 24. Dönem Siirt Milletvekili Gültan Kışanak, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, CHP İzmir Milletvekili Sevda Kılıç konuşma yaptı.

    Gültan Kışanak, Almanya Alevi Kadınlar Birliği tarafından düzenlenen Kadın Kampı’nda yaptığı konuşmada kadınların toplumsal yaşamın her alanında özne haline gelmesi gerektiğini vurguladı. Kadınların erkek egemen sistem tarafından belirlenen sınırlar içerisinde tutulduğunu belirten Kışanak, eşit ve demokratik bir gelecek mücadelesinde kadınların söz sahibi olması gerektiğini söyledi.
    Kadınların tarih boyunca erkek egemen zihniyetin çizdiği rota içerisinde hareket etmeye zorlandığını ifade eden Kışanak, kadın mücadelesinin temel hedefinin yaşamın her alanında kadınları yeniden söz ve karar sahibi yapmak olduğunu dile getirdi.
    Alevi kurumları içerisindeki kadın çalışmalarını da değerlendiren Kışanak, cemevleri ve Alevi örgütlerinin yürüttüğü kadın mücadelesini önemli bulduğunu ifade etti. Kadınların örgütlü mücadelesinin büyümesinin toplumsal dönüşüm açısından belirleyici olduğunu vurgulayan Kışanak, Almanya’daki Alevi kadın örgütlenmesinin güçlü bir örnek oluşturduğunu söyledi.
    Yüksel Mutlu, Alevi kadınların kimlik, özgürlük ve inanç ekseninde yürüttüğü mücadeleye dikkat çekti. Mutlu, kadınların Alevilik içindeki gerçek bilgiye ne kadar sahip olduğunu sorgulaması gerektiğini belirterek, özgürlük kavramının yeniden tartışılması çağrısında bulundu.
    Mutlu, kadınların hem inanç alanında hem de toplumsal yaşamda daha güçlü söz sahibi olması gerektiğini belirterek, örgütlü kadın mücadelesinin büyütülmesinin önemine dikkat çekti.

    ALEVİ İNANCINDA KADIN KİMLİĞİ VE KADIN OZANLARIN TARİHSEL ROLÜ

    Ardından sanatçı Mercan Erzincan Alevi inancında kadın kimliği ve kadın ozanların tarihsel rolü konusunda bir sunum yaptı. Erzincan, kadınların Alevi kültürü ve müziği içerisindeki yerine ilişkin yaptığı konuşmada, bağlamanın yalnızca bir müzik aleti değil, aynı zamanda kültürel hafızanın ve ortak yaşamın önemli bir parçası olduğunu söyledi.

    Kadınların kültürel üretimin merkezinde yer almasının önemine dikkat çeken Erzincan, özellikle genç kuşakların sazla, deyişlerle ve Alevi kültürüyle buluşturulması gerektiğini ifade etti.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNDE KADININ GÖRÜNÜRLÜĞÜ
    Devam eden oturumlarda Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Leyla Solmaz, Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Başkanı Özgür Demir, NRW İnanç Kurulu Başkanı Nejla Arslan, AABK önceki Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu, AABF Genel Saymanı Melek Şahin ve Gazeteci Elif Sonzamancı konuşmalar gerçekleştirdi.

    Özgür Demir, Alevi toplumunda kadınların hala eşit bir konumda olmadığını belirterek, özgürlük mücadelesinin örgütlü bir şekilde büyütülmesi gerektiğini söyledi.
    Kadınların hem yaşadıkları toplumlarda hem de kendi inanç kurumları içerisinde cinsiyetçilikle karşı karşıya kaldığını ifade eden Demir, eşitliğin olmadığı bir yerde özgürlük mücadelesinin kaçınılmaz olduğunu vurguladı.
    Konuşmasında Alevi inancındaki kadın anlayışına da değinen Demir, Alevilik öğretisinin özünde kadın-erkek eşitliğinin bulunduğunu ancak bunun kurumlarda tam anlamıyla hayata geçirilemediğini söyledi.
    “Canın cinsiyeti yoktur” diyen Demir, Alevi öğretisinde eşitliğin yalnızca bir temenni değil, yaşamın temel ilkesi olduğunu ifade etti. Hacı Bektaş Veli’nin “Kadın erkek farkı yoktur, eksiklik senin görüşlerindedir” sözünü hatırlatan Demir, bu yaklaşımın bir sistem tarif ettiğini belirtti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN KENDİNİ YENİLEYEN BİR MÜCADELE HATTINA İHTİYACI VAR”

    Leyla Solmaz, Alevi örgütlenmesinin sürekli gelişen ve kendini yenileyen bir mücadele hattına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Solmaz, geçmiş yıllardaki güçlü örgütlenme ruhunun korunması ve yeni kuşaklara aktarılması gerektiğini vurguladı.
    Kadın örgütlenmesinin güçlenmesinin Alevi toplumunun demokratikleşmesi açısından da belirleyici olduğunu belirten Solmaz, mücadeleyi büyütme çağrısında bulundu.
    Nejla Arslan Ana, Alevilikte kadın meselesinin yalnızca bir eşitlik tartışması olmadığını, bunun aynı zamanda hakikatin fark edilmesi meselesi olduğunu söyledi.
    Alevi inancında insanın cinsiyetiyle değil, “can” anlayışıyla ele alındığını vurgulayan Arslan, kadın ve erkeğin birbirinden üstün ya da eksik görülmediğini ifade etti. Dünyanın birçok yerinde kadınların hala eşitlik mücadelesi verdiğini belirten Arslan, Alevilikte ise kadının hakikatin merkezinde yer aldığını söyledi.

    “CAN” SÖYLEMİ ÜZERİNDEN KADIN SORUNLARININ GÖRÜNMEZ KILINMASI

    Nevin Kamilağaoğlu, kadın mücadelesi ve Alevi toplumunda kadınların yaşadığı eşitsizliklere ilişkin yaptığı değerlendirmede, inançta dile getirilen eşitlik anlayışının yaşamın pratiğinde yeterince karşılık bulmadığını söyledi.
    Kadınların hala ciddi eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığını belirten Kamilağaoğlu, yalnızca “can” söylemi üzerinden kadın sorunlarının görünmez kılınmasına karşı eleştirilerde bulundu.

    Melek Şahin, kadınların yaşadığı görünmeyen duygusal yük ve manevi dayanışmanın önemine dikkat çekerek, güçlü görünmenin her zaman güçlü hissetmek anlamına gelmediğini söyledi.

    Elif Sonzamancı, kadının Alevilikteki yerinin günümüzde önemli ve popüler bir araştırma alanı haline geldiğini söyledi. Sonzamancı, inançsal ve toplumsal zeminde kadını merkeze alan yaklaşımın Aleviliği önemli bir noktaya taşıdığını belirtti. Alevi inancının kadını merkeze alan bir yaklaşım tarif ettiğini ifade eden Sonzamancı, buna rağmen günümüzde kadının Alevi toplumundaki yerinin ve öneminin yeniden sorgulanır hale geldiğine dikkat çekti.

    Alevi inancında sosyal yaşamın bireysellikten çok kolektif üretim ve paylaşım üzerine kurulduğunu belirten Sonzamancı, rızalık temelinde şekillenen toplum yapısının demokratik katılımın tarihsel bir biçimi olarak da okunabileceğini söyledi.

    GÖÇMEN KADINLARIN KARŞILAŞTIĞI HUKUKSAL SORUNLAR

    Hukukçu ve Göçmen Kadın Hakları Uzmanı Dr. Esma Çakır Ceylan, göçmen kadınların karşılaştığı hukuksal sorunlar üzerine sunum yaptı. Kadınların sosyal haklara erişimi, şiddet karşısında hukuki destek mekanizmaları ve dayanışma ağlarının önemi vurgulandı.
    Ardından Prof. Dr. Aslı Aydın Özdemir, kadın, yasa ve psikoloji ilişkisi üzerine bir sunum gerçekleştirdi.

    WORKSHOPLARDA ORTAK ÇÖZÜM ÖNERİLERİ TARTIŞILDI

    Programın ikinci bölümünde katılımcılar dört ayrı çalışma masasında bir araya geldi. “Alevi kurumlarında kadın”, “Göçmen kadınlar ve hukuksal haklar”, “Manevi destek ve dayanışma” ile “Kadın, yasa ve psikoloji” başlıklı workshoplarda kadınların yaşadığı sorunlar ve çözüm önerileri tartışıldı.

    Etkinliğin sosyal program bölümünde sanatçı Gülcan Yalnız sahne aldı.

    PİRHA/ALMANYA

     

  • ‘Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun!’-VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun!’-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ve İbrahim Karakaya, Suriye’de Alevilere özelde de kadınlara dönük saldırılara karşı uluslararası güçlerin sessizliğine tepki göstererek, “Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun” çağrısında bulundu.

    HTŞ’nin Suriye’de Alevilere, kadınlara ve farklı inanç gruplarına yönelik saldırıları sürüyor. Son olarak Betül Süleyman Alluş adlı kadın HTŞ’liler tarafından kaçırıldı.

    Türkiye’nin bir çok kentinde sokağa çıkan Alevi ve kadın kurumları Betül Süleyman Alluş’un serbest bırakılması ve ailesine teslim edilmesini istedi.

    Ajansımıza konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz ve İbrahim Karakaya, Suriye’de Alevilere dönük saldırılara dair ajansımıza konuştu.

    “SALDIRILARA SESSİZ KALAN BİR AB İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, selefi grupların kadınlara saldırısının münferit olmadığını, yıllardır kadınların kaçırılıp, köle pazarlarında satıldığını belirtti.

    Suriye’de HTŞ’nin iktidara gelmesiyle beraber Alevilere özelde de kadınlara saldırıların arttığını vurgulayarak, “HTŞ iktidarı, uluslararası emperyal güçlerin Suriye politikasındaki bir araç aracı halinde getirildi. Dolayısıyla onu besleyip orada koruma görevini de üstlenen bu ülkeler oradaki politikalarına karşı sessiz ve duyarsız kalması onlar açısından doğaldır. Kadınlara yönelik taciz, tecavüz, kaçırma, Alevilere yapılan soykırıma varan politikaları onları çok da ilgilendirmiyor. Saldırılara sessiz kalan bir AB ile karşı karşıyayız” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ SOYKIRIMINI DURDURUN”

    Türkiye’nin Alevilere yönelik saldırılara karşı bir politika üretmediğini vurgulayan Karakaya, şunları dile getirdi:

    “Bu da Türkiye’de yaşayan biz Alevilerin gururuna ve onuruna okunan birşeydir. Dolayısıyla bizdeki bu duygu kırılmasını yaşatmamaları gerekir. Biz ülkemizde ve Orta Doğu’da halkların, inançların eşit ve özgür bir şekilde barış içinde yaşamasını savunan bir inancı sahibiz. Dolayısıyla bu coğrafyada birlikte yaşayacaksak herkesin kendi inancıyla, kendi diliyle, kendi kimliğiyle var olmasını savunuyoruz. Suriye’deki Alevi soykırımını durdurun.

    Türkiye’de de biz aynı şeyi yaşıyoruz. Yani kültürel anlamda, inanç anlamda biz kendimizi ifade edemiyoruz. Halen yasaklı bir inanç halindeyiz. Ve dolayısıyla bu coğrafyada barış isteniyorsa eşit ve özgür koşullarda yaşamak istiyorsak bunun gereği neyse o yapılmalı.”

    “KAÇIRILMALARI MEŞRULAŞTIRIYORLAR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcıları Aydın Deniz de, Colani rejiminin tek adam rejime dönüştüğünden beri Suriye’de yaşayan hem Alevi hem de Alevi olmayan diğer farklı inançlardan hatta seküler Sinnilerden de olan kadınlara  ciddi bir yönelim içinde girdiğini söyledi.

    Saldırıların kaçırmalar, tecavüzler, şiddet boyutuyla artarak devam ettiğine dikkat çeken Deniz, “İlk defa Betül olayında Suriye hükümeti kaçırılan bir kadını kabul etti ve bunun da aslında kendisinin kaçırılmadığını, kendi isteğiyle İslam’a sığındığını dile getirerek orada kadınlara yönelik yeni bir dönemi başlattı. Bu baskı döneminde kadınları etkilemek, bu yolla da onların yaşam hakkını gasp etmeye çalışmak hem de kaçırılmaları meşrulaştırmak üzerine bir kurguları var” diye belirtti.

    “ULUSLARARASI GÜÇLER ÜZERİNDEKİ BASKIYI ARTTIRMALIYIZ”

    Bu kurguların boşa çıkartmak için uluslararası kuruluşların baskı yapması gerektiğinin altını çizen Deniz, şunları ifade etti:

    “Bu yeni yönteme hiçbir Suriyelinin alışmaması gerekiyor. Sadece Aleviler değil Alevi olmayan diğer kadınların da bundan mağduriyet duymaması adına ciddi bir çalışma yapmak gerekiyor. Uluslararası güçler Suriye’yi paylaşım üzerine kendilerini ayarladıkları için oradaki ranttan kaynaklı birçok şeyi görmezden geldiler.

    Bizler bir buçuk yıldır çeşitli raporlar hazırlamamıza rağmen dünyanın çeşitli dillerinde hazırladığımız raporları Birleşmiş Milletler’e, Avrupa Parlamentosu’na, çeşitli ülkelerin Dışişleri Bakanlığı’na, Türkiye’deki yetkililere vermemize rağmen orada yaşananlara dair hepsi gözünü kulağını kapatmış durumda. Çünkü ortada bir rant var. Suriye’nin paylaşımı var ve oradan neler koparırız adına uluslararası güçler olaya müdahale etmiyor. Sadece kamuoyu baskısı arttığında müdahale ediyormuş gibi görünüm oluşsa da aslında bugünkü yaşadığımız örnekler halen şunu gösteriyor. Oradaki HTŞ terör örgütü unsurları, halklara terör estirmeye devam ediyor. Bugünden sonra kadın hareketinin ya da Alevi hareketinin uluslararası güçlere yapacağı bir baskı belki HTŞ hükümetinin geri adım atmasına da neden olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD: Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    DAD: Kutsallarımızdan elinizi çekin!

    PİRHA- Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırıya ilişkin açıklama yapan DAD, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin” dedi.

    Elif Ana’nın oğlu Mehmet Ocak’ın heykeli (Mehmet Baba) psikolojik rahatsız olduğu söylenen bir şahıs tarafından ateşe verildi. Saldırganın gözaltına alınarak tutuklandığı öğrenildi.

    “SİSTEMATİK BİR SALDIRI DALGASI”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), saldırıya dair açıklama yaptı. Rêya Heq Alevi toplumu, Dersim’de Düzgün Baba Ziyaretgâhı’na yapılan çirkin saldırının derin üzüntüsünü ve öfkesini henüz yaşarken, bu kez Maraş Pazarcık’ta bulunan Elif Ana Türbesine yönelik bir saldırı gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, “Bu saldırı, karşı karşıya olduğumuz durumun münferit birer “adli vaka” değil, inancımıza ve kimliğimize yönelik sistematik bir saldırı dalgası olduğunu açıkça göstermektedir” denildi.

    Failin saldırı esnasında, Türkiye’nin karanlık dönemlerinden hafızalara kazınan ve paramiliter yapılarla özdeşleşen isimler üzerinden sloganlar attığı iddiasına dikkat çekilen açıklamada, “Bu durum saldırının arkasındaki zihniyetin ve verilmek istenen mesajın boyutlarını gözler önüne sermektedir” diye belirtildi.

    “KUTSALLARIMIZDAN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Elif Ana’nın Alevi öğretisinin “Hakikat Ana Yoludur” düsturunu kemaletiyle en güçlü şekilde temsil eden bilgelerden biri olduğunun vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Ziyaretlerimize, kutsallarımıza ve türbelerimize yapılan bu saldırıları sadece bir yapının tahribi olarak değil; toplumsal hafızamıza ve inancımıza yönelik bir saldırı olarak görüyoruz. Kutsallarımıza yönelik saldırıların failleri “akli dengesi yerinde değil” gibi gerekçelerle sıradanlaştırılmamalı, faili ve arkasında ki güçler kim olursa olsun cezasızlık politikalarıyla geçiştirilmemelidir. Düzgün Baba ve ardından Elif Ana ziyaretine yapılan saldırılar kuşkusuz ki toplumsal barışın temel taşlarını yerinden oynatma girişimleridir. Bu karanlık elleri ve onları cesaretlendiren iklimi tanıyoruz. Kutsallarımızdan elinizi çekin. Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    >MARDEF’ten Elif Ana Türbesi’ndeki saldırıya tepki: Toplumsal barış hedef alınıyor

     

  • ABF Yol Erkân Kurulu: Düzgün Baba Alevi toplumunun niyaz kapısıdır!

    ABF Yol Erkân Kurulu: Düzgün Baba Alevi toplumunun niyaz kapısıdır!

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Yol Erkân Kurulu, Düzgün Baba Ziyareti’nin, kimliği belirsiz kişiler tarafından tahrip edilmesine tepki göstererek, “Düzgün Baba yalnızca Dersim’in değil, tüm Alevi toplumunun niyaz kapısıdır. Bu kapıya sahip çıkmak; yolumuza, erkânımıza ve inancımıza sahip çıkmaktır” dedi.

    Rêya Heq Alevi inancının önemli mekanlarından Düzgün Baba’da, “Nınga Düldülü” olarak bilinen ve Düzgün Baba’nın atının ayak izlerini taşıdığına inanılan kutsal nişaneler ile ziyarette bulunan mağaranın iç kısmının kazılarla tahrip edildi.

    Nişanelerin kazılmasına Dersim halkı ve Alevi kurumları sert tepki gösterirken, aralarında köy muhtarının da bulunduğu 4 kişi yakalandı.

    “DÜZGÜN BABA YALNIZCA TAŞIN, AĞACIN YA DA TOPRAĞIN BULUNDUĞU BİR ALAN DEĞİLDİR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Yol Erkân Kurulu, Düzgün Baba Ziyareti’nin, kimliği belirsiz kişiler tarafından tahrip edilmesine tepki göstererek, Alevi toplumunun gönül telini incitildiği belirtildi.

    Düzgün Baba Ziyareti’nin, herhangi bir coğrafi alan, tarihî kalıntı ya da rant kapısına konu olabilecek bir mekân olmadını belirten ABF Yol Erkân Kurulu, “Düzgün Baba, Dersim Aleviliği’nin inanç dünyasında, Hakk’a açılan murat kapısının sembolüdür. Orası yalnızca taşın, ağacın ya da toprağın bulunduğu bir alan değil; canlı cansız cümlesinin bir nesneden olduğu, canların yüz yıllardır lokmasını paylaştığı, niyetini yakardığı, derdini sır ettiği ziyaretgâhımızdır” dedi.

    Definecilik adı altında yürütülen talan ve tahribatın; yalnızca Alevi inancına karşı işlenmiş bir suç olmadığını vurgulayan Yol Erkân Kurulu, aynı zamanda doğaya karşı da işlenmiş bir suç olduğunu ifade etti.

    “HEM YAŞAM ALANLARIMIZA, HEM DE İNANÇ MİRASIMIZA YÖNELİK BİR SALDIRIDIR”

    Yol Erkân Kurulu, yaptığı açıklamanın devamında şunları dile getirdi:

    “Ziyaretlerimizdeki “gizli hazine”, sizin nefsinize hizmet eden bir maden değil; kalbimize işlenmiş manevi bir sır ve murat kapısıdır. Düzgün Baba mekânı, Mürşitlerimizden Pirlerimize ve Analarımıza, yolumuzun Taliplerinden gelecek kuşaklara aktarılan bir emanettir. Düzgün Baba’ya uzanan her hoyrat el; Dersim’e ve Alevi toplumunun gönlündeki maneviyata uzanmış demektir. Özellikle son yıllarda kutsal ziyaret alanlarına yönelik definecilik faaliyetleri ve maden sahası çalışmaları, ciddi bir tehdit hâline gelmiştir. Bu durum, hem yaşam alanlarımıza, hem de inanç mirasımıza yönelik bir saldırıdır.

    BU KAPIYA SAHİP ÇIKMAK; YOLUMUZA, ERKÂNIMIZA VE İNANCIMIZA SAHİP ÇIKMAKTIR

    Bizler; kutsal ziyaretlerimize, ocaklarımıza ve dergâhlarımıza yönelen hiçbir saldırıyı sıradanlaştırmayacağımızı, inanç mekânlarımızın talan edilmesine sessiz kalmayacağımızı kamuoyuna ilan ediyoruz. Düzgün Baba yalnızca Dersim’in değil, tüm Alevi toplumunun niyaz kapısıdır. Bu kapıya sahip çıkmak; yolumuza, erkânımıza ve inancımıza sahip çıkmaktır. Düzgün Baba’ya yönelik saldırı girişimine ilişkin soruşturmayı yakından takip edeceğimizin ve hukuki sürece müdahil olacağımızın herkes tarafından bilinmesini istiyoruz. Düzgün Baba, temiz gönüllerin dilde dileklerini, gönülde muratlarını kabul eylesin.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    Alevi kadınlar: Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var! -VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere, özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirterek, “Dünya kamuoyu sessiz kaldıkça zulüm büyüyor. Zalimler bilsinki dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var” dedi.

    HTŞ’nin Suriye’de Alevilere, kadınlara ve farklı inanç gruplarına yönelik saldırıları sürüyor. Son olarak Betül Süleyman Alluş adlı kadın HTŞ’liler tarafından kaçırıldı.

    Türkiye’nin bir çok kentinde sokağa çıkan Alevi ve kadın kurumları Betül Süleyman Alluş’un serbest bırakılması ve ailesine teslim edilmesini istedi.

    Ajansımıza konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Suriye’de Alevilere özelde de kadınlara yaşatılanları kabul etmediklerini belirtti.

    “ALEVİ KADINLARI CARİYE PAZARLARINDA SATILIYOR”

    ABF Genel Başkan Yardımcısı Ana Sevim Yalıncakoğlu, öncelikle Suriye’deki Alevi kadınların yaşadığı zulüm, işkence ve  nitelikli cinsel şiddetin 2013 yılından itibaren sürdüğünü vurgulayarak, “HTŞ çeteleri Suriye rejimini ele geçirdiği andan itibaren Alevilere yönelik çok sistematik bir saldırı başladı. 2025 Mart ayından itibaren sürekli kadınları kaçırıp Selefi çetelerin cariyesi haline getiriyorlar ve İdlib’de bir cariye pazarında satıyorlar” dedi.

    “DÜNYADA YEZİDLER VARSA, ZEYNEPLER DE VAR” 

    Zulmü yükselten unsurun başta Türkiye olmak üzere tüm dünya halklarının sessiz kalışı olduğunu dile getiren Sevim Yalıncakoğlu, şunları ifade etti:

    “Eli kanlı bir katil olan Colani kravat taktıktan sonra neredeyse bir barış elçisi ilan edildi. Saldırılarda böylece arttı.Çünkü suçluların cezasız kalacağını düşünüyorlar. En son Betül’ün kaçırılmasında da gördüğümüz gibi ve işin daha acı bir tarafı bunun yani Betül’ün hem kaçırıyorlar hem de Betül kendi isteğiyle geldi diyorlar. Betül’ün kaçırıldığına, cari olarak tutulduğuna ve nitelikli cinsel saldırıya sistematik şekilde uğradığına çok eminim. Betül’ün de aslında bakışlarından biz bunu yakalıyoruz. Ne kadar büyük bir hüzünle ve korkuyla bakıyor.

    Şunu söyleyelim ki dünyada evet çok zalimler var ama çok ses çıkaranlar da var. Suriye’de katledilen, soykırıma uğrayan Alevi halkı asla yalnız değil. Biz Türkiye Alevileri olarak, Avrupa Alevileri olarak her zaman yanlarında olacağız ve onların sesine ses olacağız. Dünyada Yezidler varsa, Zeynepler de var.”

    “SALDIRILARI DURDURUN”

    DAD İstabul Şube Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz ise, Suriye’deki saldırılara karşı uluslararası güçleri ve insan hakları örgütlerini görevlerini yapmaya çağırdı.

    Mevhibe Akdeniz, Dersim Katliamı’nda yaşatılanlarla, Suriye’de kadınlara yaşatılanın aynı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

    “Bugün Dersim’in kızları neyse, Koçgiri’nin kızları neyse, onlar nasıl kayıplarsa ve bizim yaramızsa bugün Suriye’de Alevi kadınlara aynısı yaşatılıyor. Suriye’deki kadınlar da aynı şekilde bizim yaramızdır. Bu saldırılar karşısında bir an önce insan hakları örgütlerinin harekete geçmesini ve gereğinin yapılmasını istiyoruz.

    Kültürümüzün, inancımızın ve bizlerin tanınmasını istiyoruz. Yani bizim kimliklerimiz, inançlarımız yüzyıllardır vardı. Var olmaya da devam edecek. Suriye’de ve ülkemizde yaşanan bu baskı ve zulme karşı herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz. Kadınlarımız, çocuklarımız, bütün Alevi halkının kültürüne sahip çıkılması ve tanınması yönünde kamuoyu oluşmasını istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği: Kirli ellerinizi kutsalımızdan çekin!

    İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği: Kirli ellerinizi kutsalımızdan çekin!

    PİRHA – Dersim’in önemli inanç merkezlerinden biri olan Baba Düzgün mekanına yönelik gerçekleştirilen tahribata ilişkin yazılı açıklama yapan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği, kutsallara yapılan saldırıyı kınadı. Açıklamada yapılan bu provokasyonlara karşı ortak tavır almaya çağrıda bulunuldu. 

    Önceki gün Dersim’in kadim inanç merkezlerinden biri olan Baba Düzgün mekanında bulunan nişaneler tahrip edilmişti. Kutsal mekana yönelik yapılan bu saldırıya tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Yapılan saldırıyı kınayan bir açıklamada İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği’nden geldi. “Duzgın bawa ma re jarge wo, desyone xo ye qılerınu jiyar u diyarune ma ra bonce! diyerek Düzgün Baba Mekanı’nın Alevi inancının sembolü olduğu belirtilen açıklamada, yapılan saldırı kınandı.

    Raya Haq inancının ser çeşmesinin Dersim coğrafyası olduğu kaydedilen açıklamada, “Kutsallarımızın en başında gelen Düzgün Bawa ziyaretimiz, sadece bir ziyaret yeri değil, binlerce yıllık inancımızın, hafızamızın ve kimliğimizin yaşayan bir parçasıdır” denildi. Açıklamada, kutsal mekanlara yapılan saldırı Dersim halkının hafızasına yönelik olduğu belirtildi.

    Açıklamada Düzgün Baba başta olmak üzere tüm ziyaretlerin her türlü saldırıya karşı halkın ortak iradesiyle korunacağı belirtilerek, “Bizler, atalarımızdan emanet aldığımız bu kutsal mirası gelecek nesillere en güçlü şekilde aktarmak için her türlü çabayı göstereceğiz” denildi.

    Son olarak açıklamada halkın yapılan saldırıya karşı ortak tavır alması gerektiğini vurgulandı.

    PİRHA/İZMİR

  • Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir, düşürmek istiyorlar!-VİDEO

    Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir, düşürmek istiyorlar!-VİDEO

    PİRHA-Yazar Turabi Saltık, Alevilikte ocak sisteminin binlerce yıldır var olduğunu vurgulayarak, “Ocaklar elzemdir. Pir-talip ilişkisi ocaklarda kurulmalı, sorunlar giderilmeli, Yol sürdürülmelidir” dedi. ‘Dedeler Zirvesi’nin Dersim’de yapılmasını, “Dersim’i düşürmek istiyorlar” diyerek açıklayan Saltık, ‘Büyük Kurultay’ çağrısında bulundu.

    30 Kasım 1925’te çıkartılan, 13 Aralık 1925 yürürlüğe giren Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair 677 Sayılı Kanunla: Alevi ocakları ve dergahları kapatıldı. Alevi Bektaşilerin Pirlik, Mürşidlik, Dedelik, Babalık ve Çelebilik gibi unvanları ve de Alevi inancı (öğretisi) yok sayılıp yasaklandı. Alevi pirleri inançlarının gereklerini yerine getirdikleri için baskıya, katliama maruz kaldı. Dergahlardan bazıları müzeye çevrilerek (Hacı Bektaşi Veli Dergahı gibi) bazıları ticari işletme statüsünde tekrar Alevi derneklerine kiralanarak (Karaca Ahmet Dergahı gibi) bazıları da üstüne siyasi partilerin ilçe binaları inşa edilerek (Karaağaç Tekkesi gib) hiçleştirildi.

    Son olarak Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dede ile ‘Dedeler Zirvesi’ yaptı. Yapılan toplatıya tepkiler yükselirken, ocak evlatlarının bu ve benzeri toplantılarda yer alması tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Alevi inancının ve toplumsallığının merkezinde yer alan ‘Ocak Sistemi’, ‘Rızalık’, ‘Pir-Talip ilişkisi’nin yeniden tartışılmasına da yol açtı.

    Yazar Turabi Saltık ile, ‘Ocak Sistemi’ ve ‘Pir-Talip ilişkisi’ne dair konuştu.

    “OCAKLAR BİN YILLARDIR BU TOPRAKLARDA VAR”

    PİRHA: Alevi öğretisinde ve toplumsallığında ‘Ocak Sistemi’nin yeri nedir? Günümüzdeki karşılığı nedir? 

    Turabi Saltık: Alevi toplumu en uzak geçmişinden günümüze kadar Alevi yolu ve süreğini ocaklar ve dergâhlar yoluyla sürdürdü ve bugüne kadar getirdiler. Ocakların temeli Pir-Talip ilişkisi üzerinden yürütülmüştür. Ocaklar tarihin belli zamanlarında 4-5 sefer yıkıldı, kuruldu, dağıldı. Savaş, sürgün, göç benzer dayatmaların etkisinde kalarak dağıtıldı.

    Talipler sürgünlerle farklı coğrafyalara gidince pirlerde taliplerin doğum, yaşam, hakka yürüme hizmetlerini yerine getirmek için taliplerle birlikte taliplerin savrulduğ,u dağıtıldığı, sürgün edildiği topraklara dağıldı.

    Aleviler dünyanın bir çok coğrafyasına dağıldı. Dağılınca ocakları da oraya gitti. Dolayısıyla da ocakların temeli semavi dinlerden önce vardı. İşte bugün Göbeklitepe’ye baktığımızda 10-12 bin yıl geriye gidiyor. Birinci sav bu.

    İkinci görüş, ocakların Ali’nin evlatları zamanında oluşturulduğu.

    Üçüncü görüş ocakların Hacı Bektaşi Veli ve Anadolu erenlerinin Anadolu’ya gelişiyle birlikte 11., 12. yüzyılda kurduğudur.

    Dördüncü görüş ise Şah Hatayi döneminde kurulduğudur.

    Temelinde bu dört görüş var. Ama bu görüşler içinde benim kanaatim, ocakların semavi dinlerden çok daha eskiye dayandığıdır.

    Ocaklar dörde ayrılır. Mürşid Ocağı, Pir Ocağı, Rehber Ocağı, Düşkün Ocağı. Bu ocakların hiçbiri diğer ocaktan üstün değildir. Ocakların kendi içinde hiyerarşisi, otokontrollüdür. Pir-mürşit-rayber-talip ilişkisi otokontrollü yapılır. Bağlanan ocak, mürşit ocağıdır, Bağlı ocak pir ocağıdır. Her ocak, bir başka ocağın talibidir. Yani Alevilikte yol sürdürürken pir de olsa, talip de olsa hepsi taliptir. Ocak da taliptir. Bir ocak, bir diğer ocağa bağlıdır.

    Dolayısıyla da ocaklar da Pirlik, mürşidlik, taliplik böyle ortaya çıkmıştır. Ama ocakzadeler çoğalmıştır. Bu doğaldır. Evrimleşme, üreme, çoğalma yoluyla ocakzadeler çoğalmıştır. Ama bu bir ocağın içinde her birey pirlik yapamaz. Pirlik yapabilmenin de yolu, koşulları vardır.

    Bizim ocaklarımız temelinde 12 baş ocaktır.

    Bu 12 baş ocağın Anadolu’da tarihsel mekanı tarihi Dersim coğrafyasıdır. 1400’lü yıllara gelince Dersim’deki saldırılar sonucu 2 Ocak yine taliplerin başında başka coğrafyaya gidiyor. Örneğin Abdal Musa Ocağı diyoruz. Abdal Musa Ocağı Dersim’den Antalya’ya gidiyor. Antalya Elmalı Tekke’de dergâhını oraya kuruyor. Ama Abdal Musa’nın babası Dersim’de yerleşiktir. Daha sonra bugünkü Pülümür’de Hasan Gazi diye bir köyümüz var. Bu köy çok tarihi bir köydür, eskidir. Hasan Gazi, Abdal Musa’nın babasının ismidir.

    Diğer iki ocağımız da İstanbul’a gidiyor. Bunlar Şahkulu ve Karacaahmet Ocağı’dır. Geri kalan bu 12 Ocağın 3’ü Dersim coğrafyasında ayrılınca diğer 9 Ocak Dersim’de bugün yerleşiktirler.

    Alevi öğretisi hukuklu bir toplumdur. Dar-ı Mansur’dur. Alevilikte hukuk Dar-ı Mansur’la yürür. Cinayet yoktur. Öldürme yoktur. Hapishane yoktur. Cezaevi yoktur. İdam yoktur. Çünkü insan yaşamı merkezindedir. Dolayısıyla da Alevilik komüncü bir geleneğe sahiptir ve insanı merkeze almıştır.

    Sarısaltık Ocağı’nın bir mensubuyum. Her Sarısaltık’lı pirlik yapamaz. Yapabilmesi için o ocaktan ocağın büyüğünden el alması, himmet alması lazım, yetişmesi lazım. Pir kendini Alevi Yol’u, süreği ve Alevi erkanıyla donatması lazım. Bu anlamda entelektüel olması, bilinçli olması, toplumsal sorunlara vakıf olması, topluma önderlik edebilecek, kanaat önderliği yapabilecek, cemaat ehli olacak, toplumu çekip çevirecek ve dinleyeni, dinletenini olacak biri olmalı.

    Böyle olunca her ocakzade pirlik yapamaz. Biz bugün bakıyoruz herkese dede deniyor, pir deniyor. Öyle değil. Bir cem yürütemez, cem bağlayamaz. Ne yapar? Küçük şeyler yapabilir. Örneğin, talibe gider, gülbengini verir ama o bir posta oturma, bir ocağı temsil etme yetkisine sahip değildir.

    “PİR-TALİP İLİŞKİSİ OCAKLARDA KURULMALI”

    -El verme ve rızalık Alevi inancının temelini şekillendiriyor. Toplumsal ve sosyal örgütlenmesini bu temel üzerine kuruyor. Binlerce dedenin olması bu rızalığı nereye koyuyor? Burada bir aşınma durumu söz konusu mu? Talibini tanımayan pir, pirini tanımayan talip var. Bu rızalık nasıl alınacak, nasıl oluşacak? 

    Turabi Saltık: Rızalık alıp vermek ocakta başlar, talibe yönelir. Talip pir arasındaki ilişkide de rızalık alınır, rızalık verilir. Bir ceme pir otururken, bir posta otururken bile o cemde bulunan halkın, topluluğun içine girer. Önce kendi özünü dara kaldırır. Eğer ki orada rızalık alırken, bir tek canımız dahi onda razı değilse o cemi bağlayamaz. Tak ki onu ikna edene kadar, rızalığını alana kadar. Ama bugün öyle mi? Öyle değil. Rızalık yok. Rızalık olmayınca da pir-talip ilişkisi bitti.

    Pir-talip ilişkisi ocaklarda kurulmalı. Ocaklar elzemdir. Pir-talip ilişkisi üzerinden sorunlar giderilmeli, yol sürekli sürdürülmeli. Toplumsal erkan, cemler, semahlar, yol düşkünlüğü gibi Aleviliğin yaşamı boyunca uyması gereken kuralları kendi ocağının pirleriyle, mürşidiyle çözmeli. Yoksa derneklerin disiplin kurullarıyla yürünmez, yürümediğini de görüyoruz işte.

    “MAAŞ ALAN DEDE TOPLUM İÇİNE ÇIKAMAZ”

    -Devlet Alevilerin sorunlarını çözmek, Aleviliği tanımak,eşit yurttaşlık haklarını vermek yerine Kültür Bakanlığı altında bir başkanlık kurdu. Bu başkanlık son olarak 4-5 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’ yaptı. Dedelerin orada olmasını nasıl görüyorsunuz?

    Bu konunun evveliyatı da var. Yıllar önce cemevleri üzerinden İzzettin Doğan ve çevresi sürekli devletle temas halindeydi. İzzettin Doğan, Aleviliği Kültür Bakanlığı’na, Diyanet’e bağlanması için çalıştı. Ama Diyanet ve çevreleri, devlet Aleviliği inkâr ettiler. Sadece inkâr etmekle kalmadılar, asimilasyon politikalarını sürdürdüler.

    Günün sonunda Aleviliği Kültür Bakanlığı altında bir masaya bağladılar. Bir takım yol düşkünü diyebileceğimiz kendine dede dediğimiz kişiler de gitti. Alevilerin eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması gibi taleplerinin kabulü yerine 3-5 masa, sandalyeye, maaşa tamah eden bir noktada duruyorlar.

    Şimdi ‘Dedeler Zirvesi’ne gidenler ‘maaş bağlansın’ taleplerini orada da dillendirdiler. İşte o sözünü ettiğimiz rızalık almayan, yetişmeyen, donanımlı olmayan pirler, dedeler, ocakzadeler oraya tama etti, gittiler. Biz biliyoruz ki maaşla dedelik yapılmaz. Maaş alan dede olmaz. Pir bugüne kadar çıralıklarla Yol’u sürdürmüş, bugüne getirmiştir.

    ‘Dedeler Zirvesi’ne gidip ‘maaş bağlansın’ diyenlere karşı olan pirlerimiz var.

    “DERSİM’İ DÜŞÜRMEK İSTİYORLAR”

    -Dersim’de olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir. Dersim’i düşürmek istiyorlar. Dersim Aleviliğin bin yıldır Aleviliğin merkezidir.

    Önce Dersim’de çeşitli çalışmalar yaptılar. Köylere kadar cemevi açtılar, ilçelere girdiler. Geçmişte Düzgün Baba’da, Hozat’ta, Sarısaltık’ta benzer şeylerle siyasal iktidarla temasında olan, düşkün sayabileceğimiz insanları yanına aldılar.

    Dersim’de 4 Mayıs bizim için bir kara gündür; soykırımın, katliamın günüdür. Böyle bir günü bilinçli bir şekilde seçtiler. Oradaki üniversite çevresiyle, valilik çevresiyle, AK Parti iktidarıyla birlikte Dersim’e yöneldiler. Çünkü biliyorlar ki Anadolu’da Dersim ayakta kaldı. Dersim’i düşürürsek bütün Anadolu’da Aleviliği de düşürürüz.

    Ben de bir Ocakzade olarak bu anlayışı şiddetle kınıyor, protesto ediyorum.

    Devlet bu inatla bir yere gidemez. Geçmişte 300 tane dede topladılar, hacca götürmek istediler, bulamadılar. Başarılı olamadılar, başarılı da olamayacaklar. Çünkü Aleviliğe ters. Kendini parçalasalar da, maaş da verseler Alevilik maaşla yürümez. Maaş alan dede toplum içine çıkamaz. Toplumun rızalığını alamaz. Toplumun evine, talibin evine gidip o helal lokmayı da yiyemez.

    Yol, ikrar, Dar-ı Mansur’u rızalıkla getirmiştir. Ocak, Talip, Pir, Müşfik ilişkisiyle sürdürmüştür. Böyle devletin kanatlarının altına girerek bu şekliyle bir Alevilik yürümez. O Aleviler de Alevilerin nazarında yol düşkünü olabilecek düzeye gelmiş insanlardır.

    “BÜYÜK ALEVİ KURULTAYI YAPILMALI”

    -Alevi kurumları, bu toplantıya tepkilerini dile getirdiler. Bu tür oluşum ve politikalara karşı ne yapılmalı?

    Turabi Saltık: Alevi örgütlerine, federasyonlarına ve tüm Alevi toplumuna, Alevi entelektüellerine, yazarlarına, aydınlarına, gazetecilere, sanatçılara görev düşüyor.

    Diyanet’ten pay isteyenler var. Paysa bu cumhuriyet kurulurken Alevilerin temel malı, mülkü parasıyla kuruldu. Biz borcumuzu böyle almayız. Dedelere maaş olarak değil. Biz eğer ki para alırsak da köylerimizi yaparız, köprülerimizi yaparız, boşaltılmış köylerimiz var, yollarımız var, çeşmelerimiz var, okullar açarız, kültür merkezleri açarız, kütüphaneleri açarız, tarih çalışmaları yaparız. Biz belgesel, sinema, film çalışmaları yaparız. Yoksa dedeye tutup imam gibi maaş verdiğin zaman o dede olmaz, imam olur, müftü olur. Bunun da toplumda karşılığı olmaz.

    Bin yıldır her türlü baskı, şiddet, sürgün ve katliamlara rağmen Alevilik düşürülmedi. Bugüne kadar geldi. Kim üzerinden geldi? Ocaklar üzerinden, dergahlar üzerinden geldi. Pir, Talip ve Ocaklar üzerinden geldi. Rızalık kültürüyle getirdiler.

    Bugün de bana göre Alevi Pirleri, Alevi Ocakları, alanında entelektüelleri, sanatçıları, yazarları, araştırmacıları, örgütleri, cemevleri bir araya gelmeli, günlerce sürecek büyük bir kurultay yapmalı. Tıpkı, eee, 11., 12. yüzyılda yapıldığı gibi bir kurultay yapılmalı. Bu kurultayda Aleviliğin yarını nasıl olmalı? Alevilik yarına nasıl taşınmalı? Yaşayan bir Alevilik var. Yarına nasıl gider? Alevi hareketi, Alevi pirleri, Alevi örgütleri, yarını nasıl okuyacak? Savaşları nasıl okuyacak? Dünyayı nasıl okuyacak? sorularına cevap bulunmalı. Kurultayda kararlar alınmalı. Bu kararlar tabana örgütler aracılığıyla, pirler aracılığıyla, talipler aracılığıyla yansıtmalı. Ciddi bir çalışma içine girilmeli.

    Dünya 8 milyar nüfusa ulaştı. Bu 8 milyar insandan Alevileri kaç milyar insan tanıyor? 1 milyar insan tanıyor mu? Alevilerin Birleşmiş Milletler’de, insan hakları kuruluşlarında, uluslararası mahkemelerde, sorunlarını gündeme getiriyor mu?Tüm bunların olması için Dünya Alevi Birliği oluşturmalı.

    Aleviler böyle bir yol almalılar. Bu gidişe dur demeli. Aksi tatilde Aleviliğin içi boşaltıldı. Cemevlerin içi boşaltıldı. Cemevlerinde kitle kalmadı. Gençlik kalmadı. Kadın kalmadı.

    Alevilik geleceğe taşınmalı. Yarınki Alevilik ancak böyle kitlelerle, pir, talip, ocak, dergâh rızalığıyla yarına taşınır.

    Diren KESER/PİRHA

  • PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek: Dersim’de yapılan toplantı Aleviliğe ihanettir! – VİDEO

    PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek: Dersim’de yapılan toplantı Aleviliğe ihanettir! – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de gerçekleştirdiği toplantıya tepki gösterdi. Kurumu “asimilasyon merkezi” olarak nitelendiren Erkek, “Dede talibinden rızalık almadan talibi adına hiçbir şey yapamaz. Biz bu toplantıya katılanları dede olarak görmüyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Alevi kurumlarının tüm itirazlarına rağmen kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerini ve Dersim’de gerçekleştirilen “Dedeler Zirvesi”ni PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KATLİAMLARLA BİTİREMEDİKLERİNİ ASİMİLASYONLA YOK ETMEK İSTİYORLAR”

    Erkek, başkanlığın kuruluş sürecini ve amacını şu sözlerle eleştirdi:

    “Bundan 4 yıl önce AKP hükümeti bugüne kadar katliamlarla yok edemedikleri, bitiremedikleri Alevileri asimile ederek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu; Alevi kurumlarının büyük uyarılarına rağmen, ikazlarına rağmen, mitinglerine rağmen, protestolarına rağmen, basın açıklamalarına rağmen. Bizi önemsemediler, kaale almadılar ve Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumudur. Yaptıkları göz önündedir.”

    “CEMEVLERİNE KENDİ TABELALARINI KOYDULAR”

    Kurumun köylerde yürüttüğü faaliyetlerin bir rıza inşası değil, “kandırmaca” olduğuna dikkat çeken Erkek, şunları kaydetti:

    “İlk icraatları kaymakamlıklar, güvenlik kuvvetleri ve valilikler marifetiyle Alevi köylerini dolaşarak, Alevi köylerinde toplantılar yaparak ‘Devlet bugüne kadar sizi tanımıyordu, bundan sonra sizi tanıyacak. Sizin ihtiyaçlarınızı karşılayacağız’ diye yalan sözlerle halkı kandırmaya çalıştılar. Ve her gittikleri yerde resimler çektirdiler. Köylülerin konuşmadığı şeyleri konuşuyor gibi yansıttılar. ‘1580 tane cemevinin ihtiyaçlarını karşıladık’ dediler. Aslında öyle değildi. Köylülerin kendi imkanlarıyla yapmış olduğu cemevlerine kendi tabelalarını koydular.”

    “DEDELERE MAAŞ BAĞLAMAK İSTİYORLAR”

    Toplantının esas amacının dedelere maaş bağlamak olduğunu belirten Erkek, eleştirilerini şöyle sürdürdü:

    “Bu ceberrut kurumun son icraati; bundan 89 yıl önce Dersim’de yapılan soykırımın yıl dönümünde, Dersim’in merkezinde bir toplantı yapmak oldu. Hiç talibi olmayan bir kısım kendini dede olarak lanse eden, toplumda karşılığı olmayan yaklaşık 130 tane kişiyi 4 Mayıs’ta, yani Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde Dersim’in merkezine toplantıya davet ettiler. Toplantının esas mahiyeti dedelere maaş bağlamaktı. Oysa tüm Alevi kurumları, tüm demokratik kitle örgütleri, Dersim halkı, Dersim Tertelesi’nin 89. yılında anma etkinlikleri yapıyordu. Devletin bu katliamlarla yüzleşmesini talep ediyorlardı. Ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bütün bunlara rağmen bile bile Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde bu insanları toplantıya çağırdı.”

    “MAAŞLI DEDELİK YOL’A İHANETTİR”

    Alevilikte dedelik makamının devlet güdümüne giremeyeceğini vurgulayan Erkek, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi: ‘İlle de bir dostun gülü yaralar beni.’ Bizi de en çok yaralayan şey bu toplantının o güne gelmesi. Aleviler tarih boyunca hiç kimsenin güdümüne girmediler. Hiç kimseden maaş almadılar. Dedelik de bu değil. Dede alimdir, bilgilidir, hukukçudur, adaletlidir. Dede serçeşmedir, insan-ı kamildir. Dede talibinden rızalık almadan talibi adına hiçbir şey yapamaz. Biz bu toplantıya katılanları dede olarak görmüyoruz. Aleviliğe ihanet ettiklerini düşünüyoruz.”

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • Aysel Doğan mezarı başında anıldı-VİDEO

    Aysel Doğan mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümünde mezarı başında anıldı. Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın ömrü boyunca barış ve adalet mücadelesi verdiğini belirtti.

    Kürt siyasetçi Aysel Doğan, ölümünün 4’üncü yılında Dersim Şehir Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. Anmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Tevgera Jinen Azad (TJA), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), DEM Parti Dersim İl Örgütü, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Cevdet Konak ve çok sayıda kişi katıldı. Anmada özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu.

    Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın bu topraklara barış ve adalet gelmesi için çalıştığına dikkat çekti. Kordu, “Kürt halkı ve Türkiye halklarının onurlu yaşamı için hayatını verdi. Dersim için çok emek verdi. Mücadeleye ve emeğe katkıları çok büyüktü. Onun yarattığı emekleri barışla, barış ve demokratik toplumla ve özgürlükle taçlandırmak için de elimizden geleni yapacağımıza kendisine ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenle söz veriyoruz” diye konuştu.

    Ardından konuşan DEM Parti Dersim İl Örgütü Eş Başkanı Özcan Ateş de, Aysel Doğan’ın dili, inancı üzerine emek verdiğini ifade ederek, “Çok zulüm gördü ama her defasında ‘Kadınım, Aleviyim, Kırmancım o da yetmiyor Dersim’liyim diyordu. Işıklar yoldaşı olsun. Sana söz olsun ki barış gelene kadar senin yolunda ilerleyeceğiz” dedi.

    Konuşmaların ardından lokmalar pay edildi, çeraxlar uyandırıldı ve mezarı başına karanfiller bırakıldı.

    Ardından 9 Ocak 2013 yılında Paris’te katledilen Sakine Cansız’ın mezarını ziyaret edildi. Kitle Sakine Cansız’ın mezarına karanfil bırakıp, çerağ uyandırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • GADEV Alevi Akademisi’nde, ‘Adıyaman’ konuşuldu

    GADEV Alevi Akademisi’nde, ‘Adıyaman’ konuşuldu

    PİRHA-GADEV Alevi Akademisi, Alevi coğrafyalarını demografi, ritüel ve gelenekler üzerinden ele alan 2026/2027 eğitim programını başlattı. İlk konferansta Veli Büyükşahin tarafından Adıyaman başlığı ele alınırken, Ali Sizer’in deyiş ve kılamlar seslendirdi.

    Alevi toplumunun inançsal, kültürel ve tarihsel birikimini bilimsel bir perspektifle ele almayı hedefleyen GADEV Alevi Akademisi, 2026/2027 eğitim programını başlattı.

    Programın ilk etkinliğinde, “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlıklı konferansla başladı.

    Açılış konuşması yapan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ve Prof. Dr. Şükrü Aslan, Alevilik ve eğitim programı hakkında konuştu.

    Sanatçı Ali Sizer, seslendirdiği deyişler ve kılamlar ile inanç ve kültürün sözlü aktarım geleneği hakkında bilgi paylaştı.

    Gazeteci Veli Büyükşahin de, “Bir Alevi Coğrafya Bulam / Adıyaman: Demografi, Ritüeller, Gelenekler ve Mekânlar” başlığıyla ilgili sunum yaptı.

    HABER MERKEZİ

  • Antep’te Alevi kurumlarından ortak tepki: Asimilasyon zirvesini tanımıyor, Denizleri unutmuyoruz! – VİDEO

    Antep’te Alevi kurumlarından ortak tepki: Asimilasyon zirvesini tanımıyor, Denizleri unutmuyoruz! – VİDEO

    PİRHA- Düztepe Cemevi’nde bir araya gelen Alevi kurumları ve yöre dernekleri, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki gösterdi. Yapılan ortak basın açıklamasında ayrıca 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan anılırken, Hıdırellez bayramı vesilesiyle barış ve kardeşlik mesajları verildi.

    Alevilerin yoğun katılım gösterdiği açıklamaya; Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Tilkiler Köyü Eğitim Kültür Sağlık ve Dayanışma Derneği ile Adıyaman Balyanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği temsilcileri katıldı.

    “DERSİM’DEKİ TOPLANTI AÇIK BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”

    Açıklamada ilk sözü alan ABF Genel Başkan Yardımcısı Bülent İlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”nin zamanlamasına ve içeriğine dikkat çekti. İlik, şunları kaydetti:

    “4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıldönümünde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından, Dersim’de düzenlenen ‘Dedeler Zirvesi’ toplantısı açık bir asimilasyon toplantısıdır. 4 Mayıs tarihi, Dersim halkı ve Aleviler için kara bir gündür. Bu tarihin seçilmesi bir rastlantı değildir. Dersim coğrafyası özel olarak hedef alınmıştır. Alevilerin tarihsel, inançsal ve kültürel olarak yoğun yaşadığı bu coğrafyada yapılmak istenen söz konusu toplantı; Aleviliği devlet eliyle tanımlama, yönlendirme ve dönüştürme çabasının bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Alevi inancının özüne aykırıdır ve açık bir asimilasyon girişimidir.”

    İlik, Aleviliğin bürokratik müdahalelerle şekillendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Alevilik; Ocaklarıyla, Mürşitleriyle, Pirleriyle, Talipleriyle ve kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yoludur. Alevi toplumunun iradesi yok sayılarak planlanan bu tür toplantılar meşru değildir ve kesinlikle kabul edilemez” dedi.

    “DENİZLERİN MÜCADELE MİRASI YOL GÖSTERİYOR”

    Dersim Katliamı anmasının ardından, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Türkiye Devrimci Hareketinin önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da unutulmadı. Tilkiler Köyü Derneği Başkanı Eren Ovayolu, “Üç Fidan”ın bağımsızlık mücadelesinin önemine değindi:

    “Denizler; baskıya, sömürüye ve emperyalizme karşı halkın geleceğini savundukları için idam edildi. Türkiye’nin yakın tarihi göstermiştir ki baskıyla, idamlarla ve yasaklarla halkın özgürlük mücadelesi durdurulamamıştır. Denizlerin uğruna mücadele ettiği eşit, demokratik ve bağımsız bir ülke özlemi bugün de güncelliğini korumaktadır. Bugün de gençlerin geleceksizlikle karşı karşıya bırakıldığı, emeğin değersizleştirildiği bir dönemde; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bıraktığı mücadele mirası yol göstermeye devam etmektedir.”

    HIDIRELLEZ MESAJI: HIZIRI BEKLEME HIZIR OL

    Açıklamanın sonunda AKD Genel Merkez Başkan Yardımcısı İbrahim Halil Özdemir, Hıdırellez bayramına dair bir açıklama yaparak doğa ve insan sevgisine vurgu yaptı. Özdemir, Hıdırellez’in Alevi inancındaki yerini şu sözlerle özetledi:

    “Alevi yol ve erkânında Hızır; darda olanın yoldaşı, umudun taşıyıcısı ve hakikatin rehberidir. Hızır’ı idrak etmiş her can içindeki iyiliği harekete geçirerek yaşamda ‘Hızır’ı bekleme, Hızır ol’ anlayışıyla vücut bulan düsturu ilke edinir. Çünkü biliriz ki; dara düşene el uzatan, lokmasını paylaşan, adaletin ve hakkın yanında duran her can, Hızır’ın kendisidir. Hıdırellezin özü paylaşmaktır. Lokmanın bölüşüldüğü, dileklerin ortak edildiği bu anlamlı gün; birlik olmanın, rızalıkla yaşamanın ve kardeşliği büyütmenin ifadesidir.”

    Basın açıklaması, asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadele çağrısıyla sona erdi.

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun beraat etti

    Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun beraat etti

    PİRHA –  Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Avcılar Şubesi ve Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun hakkında açılan davanın, görülen duruşmasında beraat etti. 

    Hacı Bektaş Veli Vakfı Avcılar Şubesi ve Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun, 19 Mart 2026 tarihinde savcılıkta Colani hakkında suç duyurusunda bulunduğu esnada gözaltına alınmış daha sonra tutuklanmıştı.

    Uzun’un bugün Küçükçekmece Adalet Sarayı’nda görülen davasında beraat kararı çıktı.

    Konuya ilişkin sosyal medya hesabından açıklama yayınlayan Okmeydanı Cemevi, “Hakikati söylemek suç değildir. Suriye’de yaşanan Alevi katliamına sessiz kalmayan, mazlumun sesi olmaya çalışan Yeşilkent Şube Başkanımız Aslan Uzun hakkında açılan davada beraat kararı verilmiştir. Bu karar; yalnızca bir kişinin değil, adaleti savunanların, hakikati haykıranların, zulme karşı susmayanların vicdanında da karşılık bulmuştur. Çünkü bizler biliriz, Mazlumun yanında durmak suç değil, insanlık borcudur. Yeşilkent Şube Başkanımız Aslan Uzun’a ve vakfımıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyor; bu süreçte dayanışma gösteren Alevi kurumlarına ve tüm canlara yürekten teşekkür ediyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’de Aleviler, mahallede ateş yakarak Hıdırellez’i kutladı – VİDEO

    İzmir’de Aleviler, mahallede ateş yakarak Hıdırellez’i kutladı – VİDEO

    PİRHA – Alevilerde kutlanan Hıdırellez, toplumsal birlikteliği güçlendiren, dileklerin kabul olması için özel ritüelleri yapıldığı bir gün. Hanım Yola da bugün için evi olan 40 kişiden topladığı lokmalarla kendine ev niyetine anahtarlık alıp dileklerde bulundu. 

    Alevi inancında Hıdırellez, yalnızca mevsimsel bir dönüşümü değil, doğanın yeniden canlanışını, toprağın uyanışını ve yaşamın kendini yeniden üretme gücünü simgeler. Bu özel gün, bolluğun, bereketin ve paylaşımın kolektif hafızada yeniden kurulduğu bir eşiktir. Doğa ile insan arasındaki kadim bağın güçlendiği Hıdırellez’de, insanın doğayla uyum içinde var olma arayışı da ritüeller aracılığıyla görünür kılınır.

    Hızır ve İlyas’ın buluştuğuna inanılan Hıdırellez, bu yönüyle zamanın kutsal bir kesitine işaret eder. Bu buluşma, yardımlaşmanın, darda olana yetişmenin ve yaşamı çoğaltmanın simgesidir.

    Yoğunluklu olarak Alevilerin yaşadığı İzmir’in Çiğli ilçesine bağlı Şirintepe Mahallesinde, 5 Mayıs akşamı ateşler yakılarak Hıdırellez kutlandı.  Kimileri dilek tutup ateşten atlarken kimisi halay çekti. Bu kutlamaların şüphesiz en çok eğlenenleri çocuklar oldu.

    “40 KİŞİDEN LOKMA TOPLADIM”

    Hıdırellez’de kimileri evinde bereketi simgeleyen her gıdadan oluşan tepsi hazırlayıp dua ederek kutladı.

    Bu ritüeli yerine getirenlerden biri de Hanım Yola. Yola evi olan 40 kişiden lokma toplayarak, topladığı bu lokmalarla ev niyetine kendine anahtarlığı olan bir kolye aldı.

    Yola, “Bugün için arkadaşlarımdan topladığım lokmalarla kendime anahtarlık aldım. Dilerim bugün herkesin kalbindeki duası kabul olur” dedi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

     

  • Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de kültürel soykırım çalışması yaptığını vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken,toplantıya katılan dedelerin, “maaş”, “Diyanet’ten pay verilsin” gibi konuşmalar yaptığı ortaya çıktı.

    Alevi toplumu ve kurumlarının ise, toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, ‘Dedeler Zirvesi’ne dair sorularımızı cevapladı.

    “ABDÜLHAMİT’TEN DEVRALINAN BİR MANTIKTIR”

    PİRHA: Dersim’de, katliamın başlangış tarihi olan 4 Mayıs’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Bu ne anlama geliyor?

    Zeynel Kete: 4 Mayıs, Dersim toplumsal hafızasında, Dersimliler tarafında Roja Reş (Kara Gün) olarak tanımlanan bir gündür. Dersimliler buna Tertele demişler. Kavramlar çok önemlidir. Bu yönüyle kavramları kendi hakikatiyle buluşturmak lazım. Sistem de bunu biliyor. Yani Nehak anlayış diye tanımladığımız devletçi anlayış kavramların içeriğini ya boşaltır ya da halkların ulusal düzeydeki belirli günlerin, haftaların içlerini de boşaltmaya çalışıyor.

    Bu mivalde düşündüğümüzde 89 yıl önce alınan kararın yıl dönümünde anma yaptığı bir günde, Dersim’e çıkartma yapmaları öyle kendiliğinden, sıradan bir takvim değil. Yani şu söyleniyor: 89 yıl önce yapmış olduğumuz çalışma hala devam ediyor. Bize bunu söylüyorlar. Hala devam ediyor bu.

    4 Mayıs’ta Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı bünyesinde Dersim’e 81 il ve yurt dışında 130 tane ocaklara kayyum olarak atanacak, toplumsal meşruiyeti olmayan, kendi talibinden ve Reahaq coğrafyası toplumsallığından rıza almayan kesimlerle beraber yeniden bir kültürel soykırım çalışması yapılıyor.

    Aslında bu Abdülhamit’ten devralınan bir mantıktır. Çünkü Abdülhamit’in Kızılbaşları vardı. Abdülhamit kendi döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun son bakiyesini kurtarmak açısından ne yaptı? Reahaq coğrafyasına özel olarak yetiştirdiği, bu inancı bilen, biraz daha halkla diyalog kurmaya çalışan, çok karşıtlık oluşturmayan özel olarak eğitilmiş asimilatörleri gönderdi.

    Bu coğrafyaya gönderilirken bir tarafta Emevi İslam’ı yumuşak bir şekilde anlatılarak işte bir sentez oluşturmaya çalışıyorlardı. Yapılmak istenen şudur. Dersim’de herhangi bir birey ve ocak evladı kendi tarihsel hakikatinden uzaklaştığı anda aslında kendi Kürtlüğünde de uzaklaştı. Bunu nereden biliyoruz? Bunu raporlarda biliyoruz. İster askeri olsun, ister bürokrat olsun, o dönemde çeşitli uzmanların yazmış olduğu raporların hepsi ortak akıl şudur. Reahaq ve Kürtlük birbiriyle bağlıdır. Eğer gerçekten de Reahaq’tan uzaklaşırsa, ana dilini, kültürünü, inancını unutursa, Kürtlüğünü de unutur. Asıl proje budur.  Abdülhamit’ten devir alınan bir proje. 4 Mayıs’a denk gelmesi de bundan dolayıdır. Devlette devamlılık esastır mantığı bu anlama geliyor.

    Ama şu bilinsin Dersim döneminde de halkın ve bu coğrafyada yaşanan binlerce yıllık komünal kültürün dışında hareket eden Nehakla anlaşanlar o günde lanetleniyordu, bugünde lanetleniyor.

    Bizler Reahaq evlatları olarak pirler, mürşidler, ocağımızın toplumsal hafızası cem erkanı yürüttüğü zaman cem meydanında bulunan talip topluluğunda rızalık almadan cem meydanı açılmıyor. Şimdi siz talip topluluğundan rızalık almadınız, ocağınızdan rızalık almadınız, pirinizde, mürşidinizde, rayberinizden, müsahibinizden rızalık aldınız mı? Almadınız. Toplumsal hürriyetiniz var mı? Yok.

    “PİR-TALİP TOPLULUĞU YENİDEN İKRARLAŞMALIDIR”

    -Toplantıya katılanlarda ocak evladı, karşı çıkanlarda. Pir-Talip ilişkisi bu örneğe bakarak yeniden mi güncellenmeli?

    Zeynel Kete: Katılanlara baktığımızda, büyük bir bir kesimi bu inancın takip ettiricisi ocak evlatlarıdır. Dersimli olan var, Adıyamanlı olan var. Reahaq coğrafyasında olanlar vardır. Bunların bir kısmı cemevlerinde zaten hali hazırda cemevi başkanıdırlar. Yıllardır bu asimilasyon anlayışına hizmet etmişlerdir. Fotoğrafta gördüklerimin %90’ı zamanında Cem Vakfı kültüründen gelmiş. Oradan icazet almış. Belki bir kısmı da ocak evladı da olmayabilir. Çünkü o dönem kendilerine bir yazıyla el veriliyordu.

    Pir-Talip topluluğunun yeniden ikrarlaşması, ocak kültürünün yeniden canlanması için ne yapmalıyız? Bu çok önemli bir sorundur. Bütün asimilasyon politikalarına rağmen hala devlet Dersim’de eğer ocağa yöneliyorsa o zaman şunu sormalıyız. Niye ocağa yöneliyor? Demek ki hala çekindiği bir nokta var. Hala ocakta direnen bir damar var. İlerisi için bu damarın emen kesminin bakası için riskli olabileceğini tahmin ettiklerinden dolayıdır ki buna yöneliyorlar. Çünkü hakikat nerede kaybedilmişse oradan aranacak. Hakikat nerede ser verirse de oraya da yöneliyorlar.

    İnşa süreci geçmişin ne olduğu gibi ne de modernizmin içinde boğdurtmak. Ama mümkün mertebe bu hakikati devam ettiren yol evlatlarının hepsi talip topluluğuna gitsinler. Taliplerle görüşsünler. Tekrar yeniden taliplerini kayıt altına alsınlar. Müsahiplik, pirlik, mürşüdlük, rahberlik ikrarlı yeniden tazelesinler. Herkes bulunduğu bölgedeki kutsal hafızalarıyla yeniden ilişkilensin. Ana diliyle cem erkanları yürütülsün. Jiyar diyarlara gidilsin.

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı ve bir ocak evladı olarak son dönemlerde yapmış olduğumuz geleneksel erkanlarımızda halkımızın kendi tarihsel hafızasına, analarının anılarına, diline müthiş bir ilgisi var. Cemleri yürüttüğümüzde hepsi böyle büyük bir duygu seli içinde. Geçmişle tekrar yeniden ikrarlaşmak, bağ kurmak arayışı vardı. Çünkü modernizm bu konuda ciddi sorun yarattı ve mevcut sistem içileşen dernek hattı da çökmek üzeredir. Bu çerçevede halkta güçlü bir arayış var.

    “OCAK PİRLERİ KENDİ TALİPLERİNİ ARSIZA DÜŞÜRMESİNLER”

    -Fiziksel kırımın yanında bir de inançsal kırım yanı var. Dersim’de ve genelde Alevilikle ilgili nasıl yürütülüyor?

    Buraya katılanlardan basına yansıyan fotoğrafları da gördüğüm kadarıyla ben kadın görmedim. Yani oraya topladıkları o asimülatörler, Yol’un hafızası bunlara düşkün diyor. Yol’un hafızası kendi talibinden, pirinden, mürşidinden rızalık almadan yol adına bu tip çalışmalara katılan Nehak’ın sofrasına gideni, bağdaş kuranı asla ve asla kabul etmez. Pirlerimiz bize diyorlardı “Ey can, yolunu arsıza, hırsıza, nursuza düşürme. Muhannete gitme. Kadı darına varma.”

    Eğer Dersim’deki pirler, mürşidler, rayberler hakikati kendisine yol edinen ve Yol’a ikrar veren canlar tarihsel misyonlarını oynayabilselerdi Reahaq Alevi inancındaki o komünal, demokratik, ahlaki, politik inancı hafızayı güncelleyebilselerdi bugün bunlar olmazdı. Devlet devletliğini yapıyor zaten. Sorunun en büyük nedeni biziz.

    Bir çağrıda bulunuyorum: Ocak pirleri kendi taliplerini arsıza düşürmesinler.

    “VERECEĞİMİZİ CEVAP HAKİKATİMİZLE TEKRAR YENİDEN İKRARLAŞMAK, OCAKLARIMIZLA BİRLEŞMEKTİR”

    -Dersim’in üzerinden bu kadar politika uygulanmasını neye bağlıyorsunuz. Neden Dersim?

    Ulus devlet anlayışı kendisini inşa ederken kendi muteber vatandaşını yaratmış. Bir de muteber olmayan vatandaşını yaratmıştı. Şimdi muteber olmayan vatandaşı Kürt’tür. Kürtçe konuşur. Alevidir, Bektaşi’dir. Dersim etnik yapı olarak tekçi anlayışa uymuyor. Kürt’tür. İnanç olarak, etno-dinsel yapı olarak uymuyor. İnanç olarak da yine bu tekçi anlayışın belirlemiş olduğu inancın çizgisinin dışındadır. Çünkü Hakk inancıdır. Burası Kürt, Reahaq inancının ser çeşmesidir.

    Böylelikle imparatorluklar döneminden Cumhuriyet modernitesine kadar Dersim’e bir yönelim olmuş. Ama en planlı, programlı yönelim ulus-devlet dönemi yani cumhuriyet modernitesi döneminde olmuştur. Bu minvalde Dersim’in çok değerli ozanı Şeyh Gazi’nin konuyla ilgili bir sözü vardır; İmparatorluklar döneminde de, Cumhuriyet döneminde de, Tanzimat döneminde de bize düşen katliamdı, ölümdü. İşte neden Dersim? sorusunun cevabı buradadır.

    Çünkü Dersim’de bu coğrafyada geleneksel damar var. Aryenik damar bu coğrafyada güçlüdür. Kürtlük damarı güçlüdür. Kültürel direniş damarı güçlüdür. Yani bir atom zerresi kadar da olsa bile bu kültürel direniş damarı, bu kaç bin yıllık Aryenik kültür, Reahaq kültürü bu coğrafyada yeniden filizlendiğinde, tarihsel hakikatiyle bütünleştiğinde gerçekten de güçlü bir direniş sergiledi.

    Ezidiler için Lâleş neyse, Müslüman camia için Mekke neyse Kürt Alevi inancının ser çeşmesi Dersim’dir. İç Anadolu’daki bir kesim Bektaşilerin merkezi de Hacı Bektaş’tır.

    Dersim düşürüldüğünde, Dersim hakikatinden uzaklaştırıldığında, Dersim karşıt Alevilikle donatıldığında, Türk İslam Aleviliği Dersim’e egemen olmaya başladığında bir coğrafyada yok edilir. Eğer Dersim’i çökertirlerse, tarihsel hakikatinden uzaklaştırırlarsa, ciddi boyutuyla Malatya, Adıyaman, Sivas, Elazığ, Erzincan gibi yerleşkelerdeki Kürt-Alevi inancı da yok edilir. Hafıza burasıdır. Bu saydığımız çeperdeki illerdeki bütün ocakların yeri de burası. 12 ocağın ziyaretlerinin merkezleri burasıdır. Kadim yer burasıdır. Mekan burasıdır. Siz bir toplumu mekansız bıraktığınızda, hafızasız bıraktığınızda doğal olarak mekansız kaldı mıydı, hafızasız kalır. Hafızasız kaldı mıydı, çok rahatlıkla üzerinde deney yapabilecek bir kadavraya döndürebilirsiniz.

    Barış döneminde, Abdülhamit’ten beri devralınan raporlardaki hareketlerden alınan feyzle bugün Dersim’e yönelimesi ahlaki değil. Bu süreçte Dersim’deki pirler, ocak evlatları kendi enerjilerini rıza toplumuna, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaya harcasalar, ikrarlı ve rızalı yaşamı daha rahat inşa edebiliriz.

    Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı da verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle tekrar yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir. Dersim bu konuda doğasıyla, toprağıyla, taşıyla, tarihsel hafızasıyla ve diliyle yeniden ikrarlaşarak bu karşıt çalışmayı boşa çıkara bilmelidir.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Seher Şengünlü Yılmaz’dan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz!

    Seher Şengünlü Yılmaz’dan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz!

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim’de yapılan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki göstererek, “Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı.  Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken, Alevi toplumu ve kurumlarından toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    “KATLİAMA DAİR TEK BİR SÖZ EDİLMEDİ!”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’nin yapılmasının bir mesaj içerdiğini belirterek, ” 4 Mayıs; canlarımızın katledildiği, ocaklarımızın söndürüldüğü, inancımızın ve kimliğimizin hedef alındığı bu kara tarihtir. Bu topraklarda hâlâ dinmeyen acının, yüzleşilmeyi bekleyen tarihsel bir yaranın yıldönümünde; Dersim’de yaşanan katliama, sürgünlere, kayıplara ve devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarına dair tek bir söz dahi edilmemesi kabul edilemez” dedi.

    “ALEVİLİKTE İNANÇ ÖNDERLİĞİ DEVLET MEMURLUĞUNA İNDİRGENEMEZ”

    Vahim olanın, toplantının ana gündeminin dedelere maaş bağlanması olduğunu dile getiren Seher Şengünlü Yılmaz, “Alevi inancının özüne ve tarihsel bağımsızlığına gölge düşürecek bir çerçevede ele alınmış olmasıdır. Alevilik’te inanç önderliği devlet memurluğuna indirgenemez. Pirlik, dedelik ve analık makamı hakikat yolunun rızalıkla taşınan emaneti; toplumsal ikrarla yürütülen bir hizmettir. Bu değerler ne makamla ne maaşla tarif edilebilir” diyerek tepkisini ifade etti.

    “DERSİM’İN ACISINI GÖRMEZDEN GELEREK, HAKİKATİN ÜZERİNİ PROTOKOL TOPLANTILARIYLA ÖRTEMEZSİNİZ”

    “Dersim, hafızadır. Dersim, hakikatle yüzleşme çağrısıdır” diyerek sözlerini sürdüren Seher Şengünlü Yılmaz, şunları belirtti:

    “Dersim’de, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde susmak; sadece tarihe değil, o tarihte yitirdiğimiz canlara ve bugün hâlâ adalet bekleyen toplumsal hafızaya da sırt dönmektir.

    Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir.

    Dersim’in acısını görmezden gelerek, hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz. Hafızayı susturamaz, rızalık üretmeden meşruiyet sağlayamazsınız. Dersim’i anmadan Dersim’de konuşmak, hakikati eksik bırakmaktır. Hakikat er ya da geç sözünü söyler.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı!

    Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı!

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı. Anmada, adalet ve hakikatle yüzleşme vurgusu öne çıktı.

    Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde,Mersin Cemevi’nde anma yapıldı.

    Mersin Cemevi’nde Kadın Komisyonu ve yönetimi tarafından yapılan anmada, katledilenler anısına çerağ uyandırıldı.

    Anmada, Dersim Katliamı’nın acısını yalnızca bir halkın değil, insanlığın ortak hafızası olarak görüldüğü belirtilerek, “Dersim Katliamı’nın 89. yılında hatırlamanın, yüzleşmenin ve vicdanı diri tutmak oldukça önemli.İnsan, unuttuğu yerde eksilir; hatırladığı yerde çoğalır. Bu yüzden anmak, geçmişe takılı kalmak değil; geleceği daha adil, daha merhametli kurabilmenin yoludur” denildi.

    Acıyı yarıştırmadan, insanlığı büyüten bir dilin kullalması gerektiğinin vurgulandığı anmada, “Asla ve kat’a unutmadan; hakikati, adaleti ve vicdanı yaşatmalıyız. Unutmadık, unutturmayacağız” diye belirtildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de Dersim anması: Barışın yolu yüzleşmeden geçer-VİDEO

    Mersin’de Dersim anması: Barışın yolu yüzleşmeden geçer-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan askeri harekatın 89. yıldönümünde, demokratik kitle örgütleri ve Alevi kurumları Mersin’de bir araya gelerek yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada 4 Mayıs’ın “Dersim 38 Tertelesi Günü” olarak kabul edilmesi çağrısı yapıldı.

    Mersin’de düzenlenen anma etkinliği, inanç ritüelleriyle başladı. Program kapsamında Baba Mansur Ocağı’ndan Baki Erdoğan, katliamda hayatını kaybedenlerin anısına gülbeng okudu ve açılış konuşmasını gerçekleştirdi. Duygusal anların yaşandığı anmada çerağlar uyandırıldı ve katılımcılara lokma dağıtıldı.

    “MODERN DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE BİR HALK YOK EDİLDİ”

    Kurumlar adına hazırlanan ortak basın açıklamasını Mersin Dersimliler Derneği Başkanı  Ruşen Çığlık okudu. Açıklamada, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının Dersim halkı için bir “ferman” niteliği taşıdığı vurgulandı. “Roza Şaye / Roza Reş” (Kara Gün) olarak adlandırılan bu sürecin, toplumsal tarihin en trajik sayfası olduğu ifade edilen metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Bu kararnameyle, ‘Tunceli’ adı verilen bir soykırım projesinin startı verilmiş; bir halk tüm insani değerleri ve toplumsal varoluşuyla yok ediliş sürecine tabi tutulmuştur. Binlerce insan bomba yağmurlarıyla, on binlercesi ise askeri operasyonlarla katledilmiş; çocuklar ganimet olarak evlatlık verilmiş, aileler sürgünlerle parçalanmıştır.”

    “DÜNYA ÖRNEKLERİYLE YÜZLEŞİLMELİ, TÜRKİYE ÖZÜR DİLEMELİ”

    Açıklamada, Almanya, İtalya, Avustralya ve Kanada gibi ülkelerin geçmişteki asimilasyon ve katliam politikalarıyla yüzleşerek mağdurlardan özür dilediği hatırlatıldı. Türkiye’nin de ancak kendi tarihiyle yüzleşerek saygın bir toplum haline gelebileceği belirtilerek; toplumsal barışın yolunun geçmişin acılarını kabul etmekten geçtiği vurgulandı.

    Anmada, devlet yetkililerine şu talepler yöneltildi:

    “Arşivler Açılsın: 1937-38 dönemine ait tüm devlet arşivleri kamuoyuna sunulmalıdır.
    İsim İadesi: “Tunceli” ismi yerine “Dersim” ismi resmi olarak iade edilmelidir.
    Resmi Özür: Dersim halkından ve mağdur ailelerden devlet nezdinde resmi olarak özür dilenmelidir.
    Kayıplar Açıklansın: Sürgün listeleri ve “ganimet” olarak verilen kayıp çocukların akıbeti açıklanmalıdır.
    Mezar Yerleri: Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, naaşları ailelerine teslim edilmelidir.
    İnanç ve Dil Özgürlüğü: Kızılbaş Alevi inancına ve bölge dillerine (Zazaca/Kırmancki ve Kürtçe) yönelik engeller kaldırılmalıdır.
    Doğa ve Kültür Koruması: Dersim’deki doğa talanı projeleri durdurulmalı, yok olma tehlikesi altındaki kültürel miras koruma altına alınmalıdır.

    Anma, “Unutmadık, unutturmayacağız” sloganları eşliğinde, toplumsal barış ve adalet temennileriyle sona erdi.

    PİRHA/MERSİN

  • Alevilerden Gola Çeto’da ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Bu toplantıya katılanlar düşkündür!-VİDEO

    Alevilerden Gola Çeto’da ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Bu toplantıya katılanlar düşkündür!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler Gola Çeto’da anıldı. Anmada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlarla yok edemedikleri Aleviliği, ‘Dedeler Zirvesi’ gibi toplantılarla yok edilmek istendiğine dikkat çekerken, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de, Alevilikte rızalığın önemine işaret ederek, toplantının ‘Barış karşıtı’ bir organizasyon olduğunu vurguladı.

    Dersim Tertelesi’nin 89. yılında, Gola Çeto’da anma düzenlendi.Anma, Kuryeşan Ocağı evladı Hülya Bokurt’un çerağ uyandırması ve Şıx Delil Berxecan Ocağı evladı Ergün Haydaroğlu’un gulbang vermesi ile Gola Çeto ziyaretine niyaz olunmasıyla başladı.

    “Dedeler Zirvesi’ne karşı Gola Çeto’da yapılan anmaya DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu,  demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.

    “TARİHLE YÜZLEŞMEKTEN KORKUYORLAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlarla yüzleşme olmadığı için demokrasi, özgürlük gelmediğini belirtererek, “Katliamlarda murad edilen Alevileri yok etmekti. Tarihle yüzleşmekten korkuyor. Demokrasinin olmamasından kaynaklı kötülükleri yaşamaya devam edeceğiz. Topluma bunu doğru anlatmalıyız. Gülistan Doku cinayetinin nedeni de bu yüzleşememedir. Bugün emekçilerin yaşadığı sıkıntıların, yoksulluğun nedeni de bu yüzleşememedir” diye konuştu.

    “BÜTÜN BU ÇABALARI BOŞA ÇIKARTACAĞIZ”

    “Katliamla yok edemediklerini Aleviliği yok ederek yapmak istiyorlar” diyen Erçe, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dedeler Zirvesi’yle Aleviliği nasıl öldürürürüzün toplantısını yapıyorlar. Sözüm ona kendilerini dede diye tarif edenler bu toplantıya gidiyorlar. Alevilere çağrımızdır; bunları meydanlarınıza almayın! Soykırımın her türlü yolunu deniyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. Bütün bu çabaları boşa çıkartacağımızı ilan ediyoruz.”

    “BARIŞ KARŞITI BİR ANLAYIŞIN ÜRÜNÜDÜR”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, katliamların süreklilik arz ettiğini ifade ederek, “Cemevinde toplantıda asimile edilenler katılıyor. Rızalık Aleviliğin esasıdır. Devlet memurluğu yaparak dedelik olmaz. Nehaqın ekmeğini yiyenden Pir olmaz. Bu hakikate ikrar verenlere sesleniyoruz: bunlar rızalık almamıştır. Bugün bu topraklarda toplantı yapanlar kutsal mekanlarımıza girerek bizi coğrafyamızdan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bunlara karşı durmak zorundayız. Bizim sorunumuz tüm halkların, inanç toplulukların ve emekçilerin yan yana gelmesiyle çözülür. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ve çalışmaların yürütüldüğü bir süreçte bu uygulama ‘Barış karşıtı’ bir anlayışın ürünüdür. Bu toplantıyı yapanlar düşkündür, bunların selamı alınmaz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

    Canlı yayını izlemek için tıklayınız…