Etiket: anayasa değişikliği

  • Cuma Erçe: Meclis’te kurulacak komisyonda Aleviler de olmalı!-VİDEO

    Cuma Erçe: Meclis’te kurulacak komisyonda Aleviler de olmalı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti ile Alevi kurum başkanları Meclis’te bir araya gelerek sürece dair toplantı yapmıştı. Suriye’de yaşanan Alevi katliamı, barış süreci ve anayasa değişikliğine ilişkin görüşülen toplantıya dair konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, diğer partilere de görüşme talebinde bulunacaklarını belirtti.

    DEM Parti eş genel başkanları ile Alevi çatı örgütlerinin başkanları Meclis’te bir araya gelerek sürece ilişkin toplantı yapmıştı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, toplantıya dair konuştu.

    Erçe, Suriye’de yaşanan Alevi Katliamı’na yönelik yapılacaklar, barış süreci ve anayasa değişikliğine ilişkin konuların konuşulduğu toplantının detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    “YAPTIĞIMIZ GÖRÜŞMELER İLE TALEPLERİMİZİ SIRALAMIŞTIK”

    Suriye’de sürmekte olan Alevi soykırımına karşı geçtiğimiz aylarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan bütün partilerin grup başkan vekilleriyle görüştüklerini hatırlatan Cuma Erçe, şunları söyledi:

    “Bunların içerisinde muhalefet partilerinin yanı sıra iktidar partileri de vardı. Ve o görüşmemizde Suriye’de yaşanan soykırımdan duyduğumuz rahatsızlığı ve öfkeyi ifade etmiş ve ardından da taleplerimizi sıralamıştık. Bu taleplerimizin öne çıkan iki başlığın birincisi Suriye’ye bir gözlemci heyeti göndermek istediğimiz ve bunun için Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve Birleşmiş Milletler’in garantörlüğünü lazım olduğunu ifade etmiştik. İkinci talebimizde de insani yardım koridorunun açılması ve dolayısıyla deprem bölgesinde yaptığımız dayanışmanın bir benzerini Suriye’de soykırıma tabi tutulan Alevilerin olduğu bölgelere de yapmak istediğimizi ifade etmiştik. Bu iki talebimizin sonrasında da İçişleri Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’ndan yaklaşık üç kez randevu talep ettik. Ancak olumlu ya da olumsuz bir yanıt gelmemişti. Görüşmelerimiz bununla sınırlı değildi. Aynı zamanda Avrupa Birliği Delegasyonu’yla görüşmüştük. Almanya Büyükelçisi ile görüşmüştük ve aynı taleplerimizi onlara da iletmiştik.”

    “PARTİLERLE GÖRÜŞME TRAFİĞİ BAŞLATMA NOKTASINDA ALEVİ KURUMLARI OLARAK KARAR ALDIK”

    Suriye’de yaşanan katliamın hala devam ettiğini vurgulayan Cuma Erçe, partilerle bir görüşme trafiği başlatma noktasında Alevi kurumları olarak karar aldıklarını belirtti. Erçe, bu görüşmelerde anayasa değişikliğine ilişkin de konuşulduğunu belirterek şunları kaydetti:

    “Kadınlara zulmediliyor, çocuklara zulmediliyor. Taciz, tecavüz, kaçırma olaylarıyla ilgili çok sayıda bilgi elimize ulaşıyor. Özellikle gençleri hedef alan, genç erkekleri hedef alan ölümler gerçekleşiyor. Kadınları, genç kadınları kaçırma operasyonları gerçekleşiyor. Bütün bunların ışığında da yeniden partilerle bir görüşme trafiği başlatma noktasında Alevi kurumları olarak bir karar aldık. Bu görüşmemizde sadece Suriye meselesini değil aynı zamanda çok tartışılan fakat bu tartışmaların içerisinde kendimizi bulamadığımız anayasa değişikliği tartışmaları ve aynı zamanda da bir tarafın ‘terörsüz Türkiye’ diye adlandırdığı, diğer tarafın ‘barış süreci’ olarak adlandırdığı, adının tam olarak konmadığı süreçle ilgili de düşüncelerimizi paylaşmak için siyasi partiler ile görüşme kararı aldık.

    Görüşme taleplerimizin ilkine DEM Parti’den yanıt geldi ve DEM Parti’nin sayın eş başkanları ve aynı zamanda İstanbul milletvekili, bizim de Alevi dedemiz olan Celal Fırat dede ile birlikte oluşan bir heyete Alevi kurum başkanları olarak ziyaret gerçekleştirdik. Oldukça verimli ve anlamlı bir görüşme oldu.”

    “SURİYE’YE GİDECEK DEM PARTİ HEYETİNE TALEPLERİMİZİ İLETTİK”

    DEM Parti ile yapılan görüşmede Suriye’deki Alevi soykırımına dair neler yapılabileceğine ilişkin konuşulduğunu belirten Cuma Erçe, barış sürecine ilişkin kaygılarını da dile getirdiklerinin altını çizdi. Erçe şunları söyledi:

    “DEM Parti’nin bir milletvekili heyetini, bölgeye göndereceği bilgisini almıştık zaten. Bu heyetten beklentilerimizi ve taleplerimizi ilettik. Ardından sürmekte olan barış süreci meselesine dair de hem endişelerimizi, kaygılarımızı ilettik hem de karşılıklı bilgi alışverişinde bulunduk. Bu oldukça yararlı bir bilgi alışverişi oldu. Sürecin nasıl işlediği, neler konuşulduğu, hangi hususlarda bir anlaşmaya varıldığı, nerelerde bir tıkanıklık olduğu konusunda yeteri kadar bilgi sahibi olamayışımızın yarattığı sıkıntıyı ifade ettik.

    TALEPLERİMİZİN BİZİM TARAFIMIZDAN İFADE EDİLMESİ ANLAMLI OLACAK

    Aleviler adına dostlarımız da olsa hiçbir partinin, hiçbir kurumun söz söylememesi, söz kurmaması kurulacaksa bu sözleri Alevi kurumlarının kurması ve dolayısıyla da sürecin bizzat içinde, varsa bir müzakere masası o masada da mutlaka yer almak istediğimizi ifade ettik. Bununla ilgili de farklı düşünmediklerini, bizim gibi düşündüklerini gördük. Anayasa değişikliği meselesinde de aynı keza yine eğer demokratik bir anayasa olacaksa eşit yurttaşlığa dayalı, laik ve demokratik cumhuriyeti esas alan bir anayasa olacaksa herkesin inancından, dilinden, ırkından, milliyetinden, cinsiyetinden dolayı ötekileştirilmediği, öldürülmediği, katledilmediği, hor görülmediği, 2. sınıf vatandaş olarak görülmediği bir anayasa olacaksa bu anayasaya taraf olacağımızı ancak bizim taleplerimizi yine bizim tarafımızdan ifade edilmesi halinde anlamlı olacağını ifade ettik.”

    “MECLİS’TE KOMİSYON KURULACAKSA TEMSİLCİLERİMİZDEN İÇİNDE OLMASI GEREKİYOR”

    Meclis’te bulunan diğer partiler ile de görüşme talep edeceklerini belirten Cuma Erçe, Meclis’te bir komisyon kurulacaksa Alevilerin de taleplerini dile getirecek temsilcilerin komisyonda yer alması gerektiğini partiler ile yapacakları görüşmelerde dile getireceklerini söyledi. Erçe, şunları kaydetti:

    “Meclis’te eğer bir komisyon kurulması düşünülüyorsa, o komisyonun içerisinde de temsilcilerimizin olması gerektiğini, bizim adımıza sadece bizim söz sahibi olabileceğimizi ifade edeceğiz.
    Alevi kurumları olarak zaten anayasa komisyonlarımızı kurduk, anayasa çalışmalarını başlattık. Geçmişte yapmış olduğumuz çalışmaları güncelliyoruz ve bu anlamda ne istediğini bilen yerdeyiz. Eğer gerçekten ortada tartışılan haliyle bir anayasa değişikliği sadece AKP’nin ömrünü uzatmaya yönelik bir çabaysa bunun zaten karşısındayız. Buna asla izin vermeyiz.
    Ama gerçekten onurlu bir barışı hedef alan laik ve demokratik bir cumhuriyet idaresini hedef alan bir değişiklik olacaksa biz de onun içinde sözümüzü söyleriz. Biz sadece ve sadece demokratik eşitlikçi bir anayasaya evet deriz. Bunun ötesinde zaten yokuz. Bizim de çabamız bu yöndedir.”

    “ÜLKENİN YARARINAYSA ABDULLAH ÖCALAN’LA DA TAYYİP ERDOĞAN’LA DA GÖRÜŞÜRÜZ”

    Halkların ve ülkenin yararına bir durum ise PKK Önderi Abdullah Öcalan’la da, Tayyip Erdoğan’la da görüşme gerçekleştireceklerini vurgulayan Cuma Erçe şunları ifade etti:

    “Son görüşmelerde Ömer Öcalan’ın yaptığı görüşme sonrasında DEM Parti’nin parti sözcüsü bir açıklama yaptı. Abdullah Öcalan’ın siyasi figürlerle, siyaset dünyasıyla, demokrasi dünyasıyla, demokratik kamuoyu dünyasıyla görüşmeler yapmak istediğini biz de oradan duyduk. Belli isimler örnek olarak ifade edildi.
    Barzani gibi, Talabani gibi, Mazlum Abdi ve benzeri isimler. Ama anlaşılan o ki siyaset dünyasından da, demokrasi mücadelesi yürüten kurumlar dünyasından da görüşmeler yapmak istediğine dair bir duyum var. Elbette ki biz bu tür meselelerde halkın, halkların tarafıyız.
    Dolayısıyla ülkenin yararına, halkların yararına olacak her türlü olayda içinde yer alırız, almakta zorundayız. Asla ve asla önceden kurgulanmış önceden hesaplanmış, özellikle egemen güçlerin, özellikle AKP- MHP iktidarına yarayacak bir projenin içinde yer almayız. Ama gerçekten halkların yararına, ülkenin yararına bir durum ise elbette ki Abdullah Öcalan’la da görüşürüz. Elbette ki Tayyip Erdoğan’la da görüşürüz.

    ALEVİ KURUMLARI MEMLEKET MESELELERİNDEN ASLA KENDİNİ SOYUTLAMAMIŞTIR

    Bu açıdan biz zaten görüşmelerden hiç kaçmadık. Sadece görüşmelerde ne istiyorsak onu aleni bir şekilde söyleriz. Asla ve asla hedeflerimizden ya da ilkelerimizden bir gram geri durmayız. Programımızdan bir gram geri durmayız.
    Dünyaya nasıl bakıyorsak, meseleye nasıl bakıyorsak, durduğumuz yerden kendimizi ifade ederiz. İmralı Adası da olsa bunu böyle yaparız, saray da olsa bunu böyle yaparız. Dolayısıyla Alevi kurumları bugüne kadar olduğu gibi memleket meselelerinden asla kendini soyutlamamıştır. Dışında kendini tutmamıştır, görmemiştir.

    HÜKÜMETİN BARIŞ MESELESİNDE SAMİMİ OLMADIKLARINI DÜŞÜNÜYORUZ

    Ama biz hükümetin barış meselesinde samimi olmadığını düşünüyoruz. Kürtler kadar samimi olmadıklarını düşünüyoruz. Kürtlerin bu konuda daha vefakâr, daha cefakâr bir tutum içerisinde olduklarını, daha samimi durduklarını izliyoruz, gözlemliyoruz. Hükümet tarafının böyle davranmadığını nereden biliyoruz?
    1514’teki o büyük katliamın mimarı olan Yavuz Sultan Selim’e kahramanlık destanları yazarak bize sundukları ifadelerden biliyoruz. İdris-i Bitlisi’ye duydukları sempatiden biliyoruz. Ve bütün bunların ışığında aslında barış dilinden uzak bir hükümetin yaptıklarından da endişe duyuyoruz.”

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    DEM Parti ile Alevi kurum yöneticileri arasında önemli toplantı!

     

  • Murat Emir: Sapıklık diyorsunuz, cinsel kimlik ürolojinin alanı mı?

    Murat Emir: Sapıklık diyorsunuz, cinsel kimlik ürolojinin alanı mı?

    PİRHA – Milletvekili Murat Emir, TBMM Anayasa Komisyonu’nda başörtüsüne yönelik anayasa değişiklik teklifinin görüşmeleri sırasında eşcinsellik tartışmaları ile ilgili uzman olarak ürolog davet edilmesine tepki gösterdi. Emir, “Sapıklık, sapkınlık diyorsunuz. Cinsel kimlik ürolojinin alanı mı?” diye sordu.

    TBMM Anayasa Komisyonu, başörtüsü ile ilgili anayasa değişiklik teklifinin görüşmeleri sırasında eşcinsellik konusunu değerlendirmek üzere komisyona psikiyatrist yerine ürolog davet etti. Milletvekillerine bilgi veren Ürolog Prof. Dr. Zeki Bayraktar, Türkiye’nin bir dip dalgayla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Henüz bunun kamuoyu tarafından da algılanabildiğini düşünmüyoruz çünkü bu dip dalga kamuoyunun algılayabileceği şekle gelmemiş. Kamuoyu eşcinsel ve transseksüel bireyleri görür, biz ise bunun öncüllerini görüyoruz şu anda” dedi.

    “BURADA DERİN BİR CEHALET GÖRÜYORUM”

    CHP Ankara Milletvekili Murat Emir ise bir önceki toplantıda komisyona dinlenmesi için bir psikiyatristin davet edilmesi önerisini hatırlatarak, anayasa hukukçusu olarak davet edilen kişinin de AKP’de MYK üyesi olduğunu belirtti.

    Aynı zamanda Tıp Doktoru olan Murat Emir, geçen haftaki oturumda “sapkınlık”, “sapıklık” ifadelerinin kullanıldığını hatırlatan  şu konuşmayı yaptı:

    “Komisyonun ilk gününde ısrarla Türk Psikiyatri Derneğinin bir temsilcisini çağırın demiştim. Bilim insanı gelsin, birkaç kişi gelsin, Türk Tabipler Birliğinden de gelsin ve bu konuda bizi aydınlatsınlar. Ben burada derin bir cehalet görüyorum. Kendi pozisyonumu ifade edeyim önce yanlış anlamalara izin verilmemesi için. Türkiye’de, bu ülkede, bu toplumda çocuklarımızı, ergenlerimizi korumak birincil görevimizdir ve bunun için millî eğitimden tutun birçok alanda yapılması gereken birçok şey olduğuna inanıyorum, bu alanın başıboş bırakılmaması gerektiğine inanıyorum.

    Bakın, ergenlik karmaşası, cinsel kimlik bunalımı, cinsel kimlik arayışı, normatif davranış, psikolojik sorunlar, intihar, depresyon, ya bunlar üroloğun işi değil arkadaşlar, bunlar psikiyatristlerin işi, psikologların işi, ergen psikiyatrisiyle uğraşanların işi; getirin bir tane uzman onlar anlatsın bunları.

    Evet, bakın bu soruların hangisi ürolojinin alanıdır? Hocam, bakın söylediğiniz kelimeler… Ergenlik karmaşası ürolojinin alanı mıdır? Psikolojik sorunlar ürolojinin alanı mıdır? İntihar, depresyon ürolojinin alanı mıdır? Ruh sağlığını korumak, cinsel kimlik ürolojinin alanı mıdır Hocam?”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim Kadın Platformu’ndan başörtüsü tepkisi: Referandum konusu yapılamaz-VİDEO

    Dersim Kadın Platformu’ndan başörtüsü tepkisi: Referandum konusu yapılamaz-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kadın Platformu, TBMM Anayasa Komisyonu’nda, başörtüsüne ilişkin kanun teklifinin görüşmelerine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Temel hak ve özgürlükler referandum konusu yapılamaz, çoğunluk arkasına sığınılarak ortadan kaldırılamaz” denildi.

    Dersim Kadın Platformu, TBMM Anayasa Komisyonu’nda, başörtüsüne ilişkin kanun teklifinin görüşmelerine başlanmasına ilişkin açıklama yaptı. Platform adına açıklamayı Yeşil Sol Parti PM Üyesi Nurşat Yeşil okudu.

    “BAŞÖRTÜSÜ MESELESİNİN GÜNDEME TAŞINMASININ SİYASİ BİR ANLAMI OLDUĞUNU BİLİYORUZ”

    Başörtüsü hakkını temel bir insan hakkı olarak gördüklerini ve herhangi bir anayasal güvenceye ihtiyaç duyulmaksızın korunmasının zorunlu olduğunu söyleyen Yeşil, “Türkiye’nin çoklu ve ağır bir krizle pençeleştiği, kadınların ve LGBTİ+ların hayatta kalma mücadelesi verdiği, kadına ve çocuğa yönelik şiddet ve istismarın artarak devam ettiği, kadın cinayetlerinin katliama dönüştüğü bir süreçte, başörtüsü meselesinin gündeme taşınmasının siyasi bir anlam ve sonucu olduğunu biliyoruz. Türkiye’nin ikinci yüz yılının nasıl şekilleneceğini belirleyecek olan seçim sürecinin başlamış olması ile eş zamanlı yapılan başörtü tartışmalarında meselenin haklar meselesi olmadığını da görmek gerekiyor.  İktidarıyla, muhalefetiyle kadın bedeni, giyimi, kuşamı kadınların taleplerinden bağımsız olarak seçim sürecinin malzemesi haline getirilerek manipüle ediliyor. Anayasa’nın bizzat iktidar bloku eliyle fiilen askıya alındığı, ülkenin anayasasızlık cenderesine sıkıştırıldığı, iktidar-hukuk ilişkisinin iç içe geçtiği bir dönemde, meclise sunulan anayasa değişikliğinin çok ciddi tehlikeler barındırdığının farkındayız” dedi.

    “KADINLARIN HAYATLARINA KASTEDENLERİN YAPACAKLARI ANAYASAYI KABUL ETMEYECEĞİZ”

    Bugün başını örten ya da örtmeyen milyonlarca kadının acil ihtiyacının meclisin ne giyeceği hakkında yapacağı anayasa değişikliği olmadığını belirten Yeşil şöyle devam etti:

    “Kadınların içine itildiği ekonomik çöküş ve yoksullaştırılmadan çıkış için somut ekonomik planlar, şiddetten etkin bir şekilde korunması için acil önlemler, bütünlüklü ve eşitlikçi politikalardır. Yasaları uygulamayan, failleri cezalandırmayan, başta Medeni Kanun ve Ceza Kanunu olmak üzere yasaların altını oyanlar, kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddeti ortadan kaldırmayı hedefleyen İstanbul Sözleşmesi’nden hukuka aykırı şekilde çıkanlar, çocukları cinsel istismar ve sömürüden korumayı amaçlayan Lanzarote Sözleşmesi’ni hedef alanlar, kadınların kazanılmış haklarına ve hayatlarına kastedenler ve onların işbirlikçilerinin yapacakları anayasayı kabul etmeyeceğiz. Temel hak ve özgürlükler referandum konusu yapılamaz, çoğunluk arkasına sığınılarak ortadan kaldırılamaz.”

    PİRHA/DERSİM

  • HDP Grup Başkanvekili Oluç: AKP’nin randevu talebini kabul etmedik!

    HDP Grup Başkanvekili Oluç: AKP’nin randevu talebini kabul etmedik!

    PİRHA – HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, AKP’nin Anayasa değişikliği konusunda randevu talebini kabul etmediklerini açıkladı.

    Halkların Demokratik Partisi Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında AKP’den gelen görüşme talebini kabul etmediklerini söyledi. Oluç, söz konusu talebin, başörtüsü konusunda yapılmak istenen Anayasa değişikliği kapsamında olduğunu açıkladı.

    “YETERSİZ OLACAĞINI SÖYLEMİŞTİK”

    Saruhan Oluç, “başörtüsü” konusundaki çıkışı “Teklif iktidarın seçim manevrası” diye yorumlayarak şu açıklamada bulundu:

    “Bildiğiniz üzere Cumhur İttifakının Meclis’e sunduğu bir anayasa değişikliği teklifi var. Biz daha önce yaptığımız açıklamada da bu konudaki tutumumuzu açıklamıştık. Ayrımcılık yapılmaması, hak ve özgürlüklere bir bütün olarak yaklaşılması gerektiği konusundaki ilkesel tutumumuzu vurgulamıştık. Bu kadar hak gaspının, ayrımcılığın, eşitsizliğin ve hukuksuzluğun yaşandığı, özgürlüklerin ve demokrasinin ağır saldırı altında olduğu bir süreçte, sadece başörtüsü ile ilgili getirilen değişiklik teklifinin de Türkiye’deki özgürlükler sorununa çözüm üretmek konusunda yetersiz olacağını söylemiştik.

    Bizlerin başörtüsü ile ilgili sorunu geçmişte de yoktu, bugün de yoktur. 2015’ten beri başörtülü vekillerimiz var Meclis Grubumuzda. Ama Kürtler, Aleviler, tüm inanç ve kimlikler başta olmak üzere bütün vatandaşların eşit yurttaşlık hakkının olmadığı bir ülke ortamında, bu toplumsal talepleri karşılayacak bütünlüklü düzenlemelerin yapılması gerektiğini söylemiştik. Sadece başörtüsü ve aile kurumu üzerinden yapılacak bir değişikliğin, yaklaşan seçimler öncesi iktidar blokunun seçim manevrasını hatırlattığını söylemiştik. Bu adımı seçim manevrası olmaktan çıkarmanın yolunun da bütün ayrımcılıkları ortadan kaldıracak düzenlemeler olduğunu, özellikle de Anayasanın 10’uncu maddesinde bir değişiklik yapılması gerektiğini söylemiştik. Manevradan çıkarılacak tutum bu olurdu. Ama bu konudaki önerilerimize cevap verilmedi.

    “AKP’YE RANDEVU VERMEDİK”

    AKP grup yönetimi anayasa değişiklik teklifini görüşmek üzere çarşamba günü için bizden bugün bir randevu talebinde bulundu. Biz bu talebi hem grup yönetimimizde hem de parti yönetimimizde tartıştık. Bu talebi yetkili kurullarımıza ve eş genel başkanlarımızla değerlendirdik. Tutumumuz şudur: HDP’ye yönelik bir intikam davası olan kapatma davasının bütün hızıyla devam ettirilmesi, en son partimizin anayasal hakkı olan hazine yardımının iktidar blokunun baskısı sonucu bir hak gaspı olarak AYM tarafından ve Anayasa’ya aykırı bir şekilde bloke edilmesi ve bunun gerçekleşmesi için Cumhur İttifakı bileşenlerinin ağır baskısının AYM üzerinde yaşanması nedeniyle, AKP Grup Yönetimi ile anayasa değişikliği teklifi hakkında görüşmeme kararı aldık. Randevu taleplerine olumlu cevap vermedik bu nedenle. Elbette AKP Grup Yönetiminin diyalog çabalarını olumsuz görmüyoruz. Ancak iktidarın bizlere yönelik politikaları nedeniyle böyle bir görüşme zemininin ortadan kalktığını düşünüyoruz.

    Anayasanın her gün çiğnendiği, hukukun askıya alındığı bir süreçte getirilen anayasa değişikliğini samimi, inandırıcı ve güven verici bulmuyoruz. Seçim ortamına girmiş bir ülkeden bahsediyoruz. 3-4 ay, bilemediniz 5 ay içerisinde seçimlerin yapılacağı bir ortamda yargı vesayetinin HDP’ye yönelik işletilmesi, yargı vesayetiyle siyasetin dizayn ediliyor olması ve HDP’ye yönelik demokratik siyasetten ağır tasfiye politikalarının devam etmesi; seçimlerin adil ve demokratik bir ortamda yapılmayacağına dair önemli işaretlerdir. Demokratik siyasete kastedilmiştir iktidar tarafından. Bu nedenle Cumhur İttifakının AYM üzerindeki açık baskısını göz önünde bulundurduğumuzda, bu teklifin tartışılmasını samimi ve güven verici bulamadığımızı vurguluyoruz. Bunu kamuoyu ile paylaşmak istedik.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Devletten medet ummak sorunumuzu çözmez’-VİDEO

    ‘Devletten medet ummak sorunumuzu çözmez’-VİDEO

    PİRHA- HDK-A Avrupa Eşsözcüsü Demir Çelik, AKP-MHP iktidar blokunun uzun soluklu olmayacağını düşündüğünü söyledi. Çelik, “Onların keyfi yönetimlerine razı gelmemek, insani, vicdani, ahlaki değerler sahibi olan herkesin görevidir. Bütün muhalifler sokağı meşru görmeli. Meşruiyetini yitirmiş bir devlet, meşruiyetini yitirmiş bir meclisten medet ummak, meşruiyetini yitirmiş yasama ya da yargı faaliyetlerinden medet ummak sorunumuzu çözmeyecektir” dedi. Çelik, gasp edilen hakların ise birlikte mücadele ederek kazanılacağını ifade etti. 

    HDK-A Avrupa Eşsözcüsü Demir Çelik referandum sürecine yönelik PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede AKP-MHP koalisyonu başta olmak üzere iktidar blokunun Kürt, Alevi, demokrasi, kadın karşıtlığı temelinde yönlendirmek istedikleri bir süreç olduğuna dikkat çekti.

    Referandumda karşılıkları olmadığını anlayınca zora başvurulduğunu kaydeden Demir, şunları ifade etti:

    “100 yıl öncesinde imtiyazsız, sınıfsız bir toplum üzerine kurulan militarist Kemalist devlet, toplumun çoklu kimliğini ötelemiş, yer yer katliamlarla ortadan kaldırmış, geri kalanları ise asimilasyon politikalarıyla terbiye etme yöntemini benimsemiştir. Bu süreçte bir kez daha Kürt statüsü gündeme gelince, Alevilerin inanç ve itikatlarına yönelik talepler gündeme gelince, kadın özgürlük mücadelesinin giderek umut olmaya başladığı, demokrasi mücadelesinin faşizme karşı direnişi büyüttükleri bir dönemde onların önüne devletin zor aygıtları ile çıkıyorlar. Referandumda karşılığının olmadığını bilen devlet, devletin bütün kurumları ile yetinmedi YSK ve Anayasa Mahkemesi’ni de arkasına alarak halk iradesini çelmeye, çalmaya , şaibe ve hilelerle, kendilerine bir pirus zaferi yaratmaya çalıştılar.”

    “FAŞİZME KARŞI HALK CEPHESİ ÖRGÜTLENMELİDİR”

    Her türlü zorbalığa rağmen referandumda hayır sonuçlarının takdir edilmesi gerektiğine vurgu yapan Çelik, şunları belirtti:

    “Bu bir umuttur. Bu yenilgi kaybetme değildir. Ceberrut otoriter devletin karşısında örgütsüz halk kitlelerinin demokrasi, adalet, hak arayışı ile biraraya gelmesidir. Bu umudu Türkiye’nin demokratikleştirmesine dönüştürebilirsek, bu umudu halkların birlikte barış içerisinde yaşamasına dönüştürebilirsek anlamlı olur. AKP-MHP blokunun tek adama dayalı totaliter rejim istekleri, beraberinde toplumun temel taleplerini bastıran anlayışlarına karşın biz yan yana gelmeyi başarabilirsek, fazişme karşı halk cephesini örgütleyebilirsek yarınlar bizimdir diyebiliriz.’’

    Yurtdışındaki seçim atmosferine de değinen Demir her şeyden önce Türkiye’de hiçbir şeçimin şeffaf gerçekleşmediğini vurguladı. Demir, seçimlerde hilelerin yapıldığını ve iktidar partilerinin lehine sonuçların çıktığını ifade etti.

    “OY VERME İŞLEMİ KONSOLOSLUKLARDA OLMAMALI” 

    Yurtdışındaki oy verme işlemlerinin konsolosluklarda yapılmasına karşı çıkan Demir, “Hele hele yurtdışı oylama işleminin devletin organı olan konsolosluklarda gerçekleşiyor olması antidemokratiktir. Kaldıki oy verdikten sonra sandıkların orada kalması, o sandıkların burada açılmadan gönderilmesi, o sandıkların başına nelerin geldiği konusunda söylenen bir çok senaryoyu haklı kılıyor. Sandıkların müdahale edildiği, iktidar partisinin lehine olacak şekilde sonuçlandırıldığı kanısı var. Avrupa’da özellikle Almanya’da, devletin paramiliter devlet aygıtlarının yaygın olması, konsolosluklarla sol sosyalistlerin, demokratların ilişkilerinin sınırlı olması, bir çok sosyalistin demokratın farklı ülkelerin vatandaşı olması bir dezavantaj. Bu durumu fırsata dönüştüren devlet buradaki oyları manipule edebiliyor. Yüksek oranda evetlerin çıkıyor olmasını bir yanıyla böyle görmek gerekir’’ şeklinde konuştu.

    ‘AVRUPA SEÇİMLERDE DAHA AKTİF OLMALIYDI’

    Çelik, Avrupa’nın seçim dönemindeki tutumunu da eleştirdi. Avrupa’nın daha etkin bir şekilde seçimi takip etmesi gerektiğini vurgulayan Çelik , “Erdoğan’ın 15 yıllık uygulamalarına yönelik bir kısım pratiğini görmezlikten gelen, onun diktatöryal bir takım uygulamalarını duymazlıktan gelen, yakılıp yıkılan sivil vatandaşları, çocukları, görmezlikten gelen Avrupa, meşru olmayan bir seçimin karşısında duracağına, demokrasi cephesinin yanında yer alacağına, zayıf işlevsiz, durumu kurtarmaktan ibaret olan yaklaşımı kabul edilmezdir’’ dedi.

    Avrupa’nın referandumun meşruiyetinin olmadığını tez elden dile getirmesi gerektiğini ifade eden Demir, gerekirse insan hakları ihlalinden hareketle uluslararası ceza mahkemelerine taşınması gerektiğini söyledi. Demir, söz konusu olan bir halkın geleceği olduğunu belirtti.

    Toplumun sivil, demokratik özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı olduğunu aktaran Demir, 12 Eylül anayasasının iptal edilmesi gerektiğini savundu. Demir, “Kürtlerin ve diğerlerinin eşit vatandaş hakkını kazandığı, kadın özgürlük hareketinin kendini bulduğu, Alevi inancının, demokrasi ve emek hareketinin örgütlü haklarının tescil edildiği bir anayasa olmalıydı’’ dedi.

    “AKP-MHP iktidar blokunun uzun soluklu kalmayacağı kesin’’ diyen Demir, “Onların keyfi yönetimlerine razı gelmemek, insani vicdani ahlaki değerler sahibi olan herkesin görevidir. Bütün muhalifler sokağı meşru görmeli. Meşruiyetini yitirmiş bir devlet, meşruiyetini yitirmiş bir meclisten medet ummak, meşruiyetini yitirmiş yasama ya da yargı faaliyetlerinden medet ummak sorunumuzu çözmeyecektir. Haklarımız özgürlüklerimiz gasp edilmiştir. Bu gasp edilen hakları birlikte mücadele ederek elde edebiliriz’’ ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER DEVLETTEN MEDET UMMAMALI”

    Devletin Alevilere yönelik politikalarını da eleştiren Demir, şunları söyledi:

    “İnkar ve asimilayon politikalarından Aleviler de nasibini aldılar. Hatta katliamlara uğradılar. Dersim Koçgiri, Maraş, Sivas, Gazi daha bir çok yerde katliam yaşadılar. Cemevleri statülere kavuşturulacağına, cümbüş evi denilerek hakir görüldü. Alevi inancı tarih boyunca sapkın mezhep olarak yargılandı, itibarsızlaştırıldı. İslamın Hanefi mezhebi dayatıldı. Türkleştirme dayatıldı. Bu yönüyle Alevi hareketinin AKP faşizminden medet umması kabul edilemezdir. Bir kısım Alevi dedeleri AKP politikaları çerçevesinde Alevileri ikna turuna çıktılar. 16 Nisan’dan sonra gördük cemevinin yıkım kararı çıktı. Kendi itikatını, kendi inancının taleplerini egemenden beklemeden ondan icazet almaya kalkışmadan, öz gücüne, hak ve hakikatına dayanarak talep etmesi, olması gerekendir. Biz Aleviler olarak direnişi büyüten bir gelenekten geliyoruz.’’

    Elif SONZAMANCI

     

  • Köln’de ‘Hayır’ımıza sahip çıkıyoruz’ eylemi-VİDEO

    Köln’de ‘Hayır’ımıza sahip çıkıyoruz’ eylemi-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’de referandumunun ardından, sandıklarda usulsüzlükler yapıldığı gerekçesiyle düzenlenen protesto eylemleri yayılırken, Avrupa’da da protesto eylemleri düzenleniyor. Bergisch Gladbach Eğitim ve Kültür Merkezi Başkanı Halil Yılmaz, Haziran Hareketi’nden Zahide Genç, Leverkusen Alevi Dergahı yöneticilerinden Hanım Ökmen, sanatçı Pınar Aydınlar ve Maraş Girişimi NRW temsilcisi Salman Ökmen, referandumun sonucunu ve yaşanan usulsüzlükleri PİRHA’ya değerlendirdi. 

    Almanya’nın Köln kentinde‚ ‘Hayır’ımıza sahip çıkıyoruz’ eylemi düzenlendi. Hayır oyu kullanan bir çok seçmen Dom Kilisesi önünde biraraya gelerek, referandum oylamasında yapılan usulsüzlükleri protesto etti. Eylemde Çiler Fırtına, kamuoyunu Almanca bilgilendirirken, Hayati Paşahan ise Türkçe bilgi verdi.

    Referandum sonuçlarına tepki gösteren seçmenler tepkilerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Bergisch Gladbach Eğitim ve Kültür Merkezi Başkanı Halil Yılmaz referandumda çıkan sonuçların şaibeli olduğuna dikkat çekerek, AKP’nin devletin bütün imkanlarını kullandığını kaydetti. Sandıklar kapanır kapanmaz hızla sayımın yapıldığını ifade eden Yılmaz, hayır’ın beklentilerinin altında olduğunu, fakat seçim sonuçlarında hayır’ın kazandığını belirtti.

    “SOKAKLARA ÇIKIP MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Referandum sonuçlarını kabul etmediklerini dile getiren Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Biz Aleviler değil sadece, demokrasi ve insan haklarını savunan herkesin sorunudur. Buna karşı bir tavır sergilemeliyiz. Aleviler ve bu sistemin karşısında olan herkes zarar görecek. Ne kadar gariptir ki, İstanbul’da Sultangazi Cemevi’nin yıkım kararı çıkıyor. Bize gözdağı vermek istiyorlar. Yıkım kararı durdu ama yarın başka bir yeri yıkacaklar. Yılmamak, direnmek gerekiyor. Sokaklara çıkıp, demokrasi için mücadele etmeliyiz.”

    “DEVLET KURUMLARI AKP HÜKÜMETİNE ÇALIŞIYOR”

    Haziran Hareketi’nden Zahide Genç ise eşitsiz koşulda, OHAL koşullarında referanduma gidildiğine dikkat çekerek, devletin bir çok kurumunun, medyanın AKP hükümetine çalıştığını, buna rağmen halkın kendi çabası ile sokaklarda direnişi örgütlediğini kaydetti. Baskılara rağmen ciddi bir hayır cephesinin oluştuğunu ifade eden Genç, sandıkları koruduklarını ama oyların çalındığını belirtti. YSK’nın kararları konusunda Türkiye’de şikayet için başvurulacak bir merci bulunmadığını dile getiren Genç, bu nedenle tepki göstermek için YSK’nın sonuçları açıklamasını beklemenin bir anlamı olmadığını söyledi.

    Leverkusen Alevi Dergahı yöneticilerinden Hanım Ökmen ise bütün Türkiye’nin tek bir adama teslim edilemeyeceğini ifade ederek, “Erdoğan’ın başa gelmesi Alevileri daha çok göçe zorlar. Mesela Maraş’ta bir göç yaşanmıştı, şimdi yine insanlar göçe zorlanacak’’ dedi.

    “HAYIR DEMEKTEN VAZGEÇMEYİZ”

    Zor bir süreçten çıktığımıza dikkat çeken sanatçı Pınar Aydınlar ise referandum sonrası süreç hakında şu noktalara değindi:

    “Zor bir süreçten çıktık. Sonucun bu olacağını bilerek bu kavgaya katıldık. Dün vardık, bugün varız, yarın da varolacağız. Aslında o sandıklarda hayır çıktığını bütün dünya biliyor. Biat kültürü ile kendini vareden sistemin piyonları sandıklardan ‘evet’ çıktı sonucunu bize dayatıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hem Türkiye’de, hem de Avrupa’nın dört bir yanında alanlara çıkarak direne direne kazanacağız. Bizler Gezi, Suruç, Ankara, Nusaybin, Gever gibi bir çok katliama tanıklık etmişiz. Hiçbirimizin geleneği, kavgası, tarihi, sandıklara bağlı değildir. Bizler demokratik alanlarda mücadele yürütmek istiyoruz. Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanması ile beraber HDP milletvekillerinin iradeleri tutsak edildi. Dost ve düşman da bilsinki baskı ve yok etme politikalarına rağmen biz kazanacağız. Kerbela’da İmam Hüseyin, Pir Sultan’ın, Cizre’de bodrumda çağrı yapan Mehmet Tunç’un duruşu nasılsa bizim tarihimiz orada yatıyor. Bizler Seyid Rıza’nın torunlarıyız. Hayır demekten de vazgeçmeyiz.”

    Maraş Girişimi NRW temsilcisi Salman Ökmen de Alevilere büyük sorumluluk düştüğünü dile getirerek, zulmün yaşandığı bir coğrafyada direnmek zorunda olunduğunu söyledi. Sultangazi Cemevi’nin yıkım kararına da tepki gösteren Ökmen, yarın başka bir cemevine de sıranın gelebileceğini bu nedenle Alevilerin birlik içinde mücadele etmesi gerektiğini belirtti.

    Elif SONZAMANCI

    Haberin Videosu:

  • AGİT’ten Türkiye’ye referandum eleştirisi

    AGİT’ten Türkiye’ye referandum eleştirisi

    PİRHA- Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) referandumla ilgili usulsüzlük iddialarının araştırılmasında Türkiye’nin işbirliğine yanaşmamasını eleştirdi.

    Alman Yayıncılar Ağı’na (Redaktions-Netzwerk Deutschland) konuşan AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi Direktörü Michael Georg Link, manipülasyon iddialarının araştırılması konusunda Türkiye’nin tutumunu “Maalesef iş birliğinden söz edilemez” sözleriyle eleştirdi.

    Link “YSK’nın yanlış ya da mühürsüz oyları geçerli sayma kararının Türk yasalarına aykırı olduğu sabittir” dedi.

    Link ayrıca , “Bizim tarafsız olduğumuz yönündeki eleştiriler açıkça siyasi güdümlü”  şeklinde konuştu

    Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nden (AKPM) gözlemciler pazartesi günü yaptıkları açıklamada, oylamanın yasal standartlara uygun olmadığı kuşkusu taşıdıklarını belirtmişlerdi.

    GABRİEL: TÜRKİYE’DEKİ GERGİNLİK BURAYA TAŞINMASIN

    Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel referandum sonrası Türkiye’deki gerginliklerin Alman toplumuna taşınmasını istemediklerini söyledi.

    Bakan Gabriel Ortadoğu ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Türkiye’de toplum derin bir biçimde bölünmüştür, bu bölünmüşlüğü daha ileri bir noktaya götürmekten kimsenin bir çıkarı olamaz” ifadesini kullandı.

    Gabriel açıklamasında AB’nin sınırları olduğunu vurgulayarak, Türkiye’nin idam cezasını geri getirmesinin federal hükümet açısından “bir kırmızı çizgi” olduğunu hatırlattı.

    Bakan, bu sınırın aşılması durumunda federal hükümetin Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerinin kesilmesinden yana görüş belirtmek zorunda kalacağını da söyledi.

    (ES)

  • “Diyanet kul hakkı yiyor”

    “Diyanet kul hakkı yiyor”

    PİRHA- Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Başkan Yardımcısı Nihat Nalça Diyanet politikalarını eleştirerek ‘’Diyanet bir tek mezhebe hizmet ediyor. Müslüman Hanefi mezhebine. Camiler kuruyor, imamların parasını ödüyor, ama Alevilere ne bir cemevi kuruyorlar, ne de masraflarını karşılıyorlar. Bırakın ibadetini bile yapamıyor. Böyle Diyanet olmaz. Bütün halklardan toplanan vergilerin bir kesime kullanılması kul hakkı yemek değil mi? Bu da İslama terstir’’ dedi.   

    PİRHA’ya değerlendirmelerde bulunan Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Başkan Yardımcısı Nihat Nalça, federasyon bünyesinde Avrupa’da 23’ün üzerinde dernekleri olduğunu belirterek, bu rakamın giderek büyüdüğünü kaydetti. Federasyon olarak kültürel ve inançsal bazda faaliyetler yürüttüklerini ifade eden Nalça, inançları ve kültürel değerleri gençlere iletmek sorumluluğunu taşıdıklarını söyledi. Nalça, “Tabii burada dilden de bahsediyorum. Çünkü Türkiye’deki bütün diğer diller asimilasyonun etkisindedir’’ şeklinde konuştu.

    “İNSANLAR ARAP KİMLİĞİNDEN DEĞİL ALEVİ KİMLİĞİ NEDENİYLE KATLEDİLİYOR”  

    Arap Alevileri üzerinde yütütülen asimilasyon politikalarına da değinen Nalça, ‘’Suriye’de yapılan kıyımları, oradaki Arap Alevilere yapılan kıyımları görüyoruz. Arap kimliğine değil Alevi kimliğine bakılarak katlediliyor bu insanlar. Sırf Hatay’da yarım milyon mülteci var.

    Arap Alevilerin en yoğun yaşadığı Hatay, Ortadoğu’nun İstanbul’dan sonraki en büyük şehri idi. Şimdi ticaret durmuş durumda. İşsizlik arttı, halk perişan durumda. Adana ve Mersin’de de yaşayan Arap Aleviler var. Kendi kültürlerini, dillerini öğrenemiyorlar. Bu kültürel bir kıyımdır. Bir yoketme, asimilasyon politikasıdır. Herkesin kendi kültürünü öğrenme hakkı vardır. Biz elbette çocuklar Türkçe öğrenmesin demiyoruz ama kendi dillerini kültürlerini de öğrensinler. Bugünkü rejimde bu mümkün değildir’’ diye konuştu.

    “OTURMA ODASINA, YATAK ODASINA GİREN DEVLET REJİMİ OLAMAZ”

    Referandum sürecine de değinen Nalça, her şeyden önce ileriye gitmek istediklerini, geriye gitmek istemediklerini söyledi. ‘’İnsanların barış içinde birarada yaşamasını istiyorsak görüşlerine saygı göstermek lazım’’ diyen Nalça, ‘’Oturma odasına, yatak odasına giren bir devlet rejimi olamaz. İnsanların giyiminden, inancına, davranışlarına kadar karışan bir devlet sistemi olamaz. İnsanlar fikirlerini özgür bir şekilde söylemeleri lazım’’ dedi.

    Referanum sonrası kurulmak istenen sistemin Türkiye insanı için hayırlı olmayacağına vurgu yapan Nalça şunları belirtti:

    ‘’Tek kişinin karar verdiği hiç bir şey sağlıklı olmaz. Hakimleri, savcıları, milletvekillerini değiştirecek bir yetki alanı olacak. Meclisi fes edecek. Bunu da yenilemek olarak lanse ediyorlar. Mesela bir savcı cumhurbaşkanı hakkında bir suç duyurusunda bulunmak isterse, bunu nasıl yapacak bu şartlarda’’

    Diyanet politikalarını da eleştiren Nalça, ‘’Türkiye’deki vergiler orada yaşayan bütün halklardan toplanan vergiler Diyanet’e veriliyor. Diyanet bir tek mezhebe hizmet ediyor. Müslüman Hanefi mezhebine. Camiler kuruyor, imamların parasını ödüyor, ama Alevilere ne bir cemevi kuruyorlar, ne de masraflarını karşılıyorlar. Bırakın ibadetini bile yapamıyor. Böyle Diyanet olmaz. Bütün halklarda toplanan vergilerin bir kesime kullanılması kul hakkı yemek değil mi? Bu da İslama terstir’’ şeklinde konuştu.

    Bütün halkların barış ve kardeşlik içerisinde yaşaması gerektiğini kaydeden Nalça, tek kişilik rejime karşı olduklarını, insanların kardeşliği, barışın sağlanması, çocukların, kültürlerinin geleceği için hayır, dediklerini aktardı.

    Elif SONZAMANCI

     

  • ‘Karadeniz Türk İslam algısıyla kuşatılmıştır’-VİDEO

    ‘Karadeniz Türk İslam algısıyla kuşatılmıştır’-VİDEO

    PİRHA- Karadenizli sanatçı ve yazar Ali Mahir Abdik, bir zamanlar AKP’nin demokratik bir süreci başlatma iddiasında olarak iktidara geldiğini, şimdi ise demokrasinin engeli haline geldiğini belirtiyor. Abdik Karadeniz’in silkelenerek, kendi küllerinden kendisini yeniden varederek, geçmişteki güzel günlere çıkabilmesi için referandumda hayır çıkması gerektiğini ifade ediyor.

    Ali Mahir Abdik Karadenizli bir yazar ve sanatçı. Aynı zamanda Gelsenkirchen Alternatif Derneği yöneticilerinden. Geçtiğimiz seçimlerde HDP için çalışmalar yürüttü, şimdi ise Avrupa’da Hayır Platformu bünyesinde Hayır kampanyası faaliyetleri yürütüyor. Abdik ile referandum sürecini konuştuk. Abdik referandum ile oylanacak anayasal değişikliklerin bir partinin ilelebet iktidarda kalabilmesinin güvencesi olan bir nizamname olduğunu düşünüyor. Bu vesileyle AKP’nin sürekli iktidarda kalmayı planladığına dikkat çeken Abdik, AKP’nin 15 senelik bir dönemde çok günaha, kanunsuzluğa ve yolsuzluklara battığını dile getiriyor.

    Ayrıca hak ve hukukla anılmayacak önemli bir dönemin mimarı olduklarının da altını çiziyor. AKP’nin yargılanmaktan korktuğunu,bunun için kendisini bir anayasal zırha büründürerek , gelecekteki yargılamaların önünü kesmek istediklerini belirten Abdik, sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Hayır olanakları ortadan kaldırılırken, evet için devletin bütün imkanları seferber ediliyor. Buna karşı hayır kampanyasını kısıtlı imkanlarla da olsa sürdürmeye çalışan demokrasi dinamiklerine kovuşturmalar , baskılar, tutuklamalar gırla gitmektedir. Adalet profili açısından sınıfta kaldığını söyleyeceğimiz bir süreci yaşıyoruz.’’

    Bir zamanlar AKP’nin demokratik bir süreci başlatma iddiasında olarak iktidara geldiğini kaydeden Abdik, AKP’nin şimdi demokrasinin engeli haline geldiğini söylüyor. AKP’nin bu değişimini de şöyle açıklıyor:

    “Kopenhag kriterleri ile birlikte Türkiye bir demokratikleşme sürecine girdi. İlk 10 yılını AKP böyle geçirdi. Bu bir kesim için AKP üzerinden Türkiye’ye demokrasi gelecek kanısına da yol açtı. Vesayet ilişkilerinin ortadan kalkması demokratikleşme sürecinin olmazsa olmazları idi. AKP’nin o dönemki işleri toplumsal bir destek aldı. Bu tıpkı serbest rekabetçi dönemin yaşandığı, milli burjuvazinin kendi sınırlarını çektiği, serbest rekabetçi koşulları devreye soktuğu bir dönemdeki kısmi demokratik hak ve özgürlüklerin kullanılabilmesine benziyor. Sonrası; eşyanın doğasına uyan şey, serbest rekabetçi dönem, tekelleşme süreci ile ortadan kalkıyor, daha baskıcı, daha tekçi bir sistem oluşuyor. Tekelci sermayenin egemenlik arayışıdır bu. Çünkü kısmi demokratik koşullarda bile, kendi kazançlarını güvencede görmediği için tekelleşmeyi önümüze getiriyor. Bu siyasetin 10 yıllık geçmişinde serbest rekabet dönemini andıran gelişmelerin yaşanmasına benzetiyorum ben. Arkasından farklı siyasetlerin, farklı renklerin; sosyal topluluklar, çevre, kadın, emek, doğa, vs. Bütün bunlar siyasetin temsiliyete geçmesi gereken bölüklerdir. Bu bölüklerin siyasete dahil edilmesi demokratik bir iklimde mümkündür. AKP’nin siyaseti giderek tekelleşmiştir. Bütün bu farklıların kendi mekanizmalarını kurarak temsil edilmesini engellemeye çalışmıştır. Yani demokratik bir süreci başlattığını iddia eden AKP aynı zamanda gelecekte demokrasinin engeli haline gelmiştir.”

    Abdik bir Karadenizli olarak bu süreçte Karadenizlilerin neden evet dememesi gerektiğini de açıklıyor. Temsiliyetine izin verilmeyen farklılıkların, eğer evet çıkarsa kendilerini ifade etme haklarının tamamen ellerinden alınacağına vurgu yapan Abdik, değişikliklerden geçirilmiş bu anayasayı yeni bir polis ve devlet nizamnamesi olarak adlandırıyor.

    “Marmara’da, Trakya’da, Akdeniz’de , Güney’de, nerede olursak olalım ülkemizde bir demokrasi problemi var’’ diyen Abdik şunları belirtiyor:

    “Demokratik bir iklimin gereksinimi olan yerlerden biri de Karadeniz’dir. Karadeniz bir bölge olarak Türkçülüğün ve İslamı iktidar etme hallerinin en yoğun yaşandığı ve toplumun bu güdülerle kullanıldığı bir coğrafya. Karadeniz geçmişinde Türkçü ve İslamcı unsurların çok az olduğu, çok az olsa bile Yahudiliğin, Alevi inancının, Kuzey ve Güney Kafkasya halklarının inançlarının kol gezdiği bir coğrafyadır. Bu coğrafyada güzel bir ilişki vardı, halklar birbirini ziyaret eder, Havralar, camiyi, camiler kiliseyi ziyaret eder özel günlerini beraber yaşarlardı. Karadeniz böyle bir coğrafya iken, bugün Karadeniz’de farklı halklar , Karadenizin kadim halkı Lazlar, Megreller, hemen hemen hepsi sanki buharlaşmıştır. Sanki bu coğrafyada sadece Türkler vardı, sadece İslam vardı gibi bir algı üzerinden Karadeniz kuşatılmış. Halkların nefes alabilme, kendilerini ifade edebilme, farklılıklarını kendi renklerini demokrasiye katabilme mekanizmalarını hapseden bir etken haline gelmiştir. Bu nedenle Karadeniz’in silkelenerek, kendi küllerinden kendisini yeniden varederek, o güzel günlere çıkabilmesi adına bu anayasanın geçmemesi, hayırla önünün kesilmesi gerekiyor.’’

    Abdik son olarak demokratik bir iklimin hakim olması için bütün halklar, inançlar nezdinde, kimlikler nezdinde, demokrasinin bütün dinamiklerini kucaklayan bir ortak barış ve kardeşlik toplumu hülasasında buluşarak yola devam edilmesi gerektiğini vurguluyor.

    Elif SONZAMANCI

  • ’Hayır demeniz terörist olmanız için yeterli’-VİDEO

    ’Hayır demeniz terörist olmanız için yeterli’-VİDEO

    PİRHA- Düsseldorf kentinde yapılan Hayır mitingine katılan Ali Kenanoğlu, ’’Bugün Türkiye’de terörist olmak için elinize silah almanız gerekmiyor. Gazeteci, akademisyen, yazar olmanız, hayır demeniz terörist olmanız için yeterli. Barış için imza atanlar terörist olarak suçlanıyor, idamları isteniyor. Bizler idamlardan korkmayan Seyid Rıza’ların torunlarıyız. Biz idamlardan korkmayan Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız. Bu yüzden bu rejime hayır diyeceğiz’’ dedi.

    Almanya’nın Düsseldorf kentinde Avrupa’da Hayır Platformu tarafından bir miting düzenlendi.

    ’Tek adam diktatörlüğüne, faşizme ve başkanlığa hayır’ mottosuyla düzenlenen etkinlik önce yürüyüşle başladı. DGB Haus önünde biraraya gelen kitle, Johhannes Rau Platz’a kadar yaklaşık 3 kilometre yürüdü. Yürüyüş sırasında sık sık, “Diktatör Erdoğan” sloganları atıldı.

    Miting alanında ilk konuşmayı yapan Almanya Hayır Platformu sözcüsü Fatoş Göksungur,  Almanya’da oy verme işleminin 27 Mart’ta başlayacağını hatırlatarak, 16 Nisan’da faşizmi sandığa gömeceklerini söyledi.

    Göksungur’un ardından konuşan HDP’nin eski Milletvekili ve MYK Üyesi Ali Kenanoğlu ise HDP’nin baskı ve zulümlerle korkacağını zannettiklerini belirterek, “Katliamlar sindiricek, baskılar susturacak zannetiler. Oysa Newroz’da gördüler ki bütün alanları barış ve coşku havasıyla doldurdular. 2017 Newroz’u onlara cevap, bizlere de motivasyon vermiştir’’ dedi.

    “PADİŞAHLIK DÖNEMİNE GERİ DÖNME REFERANDUMU”

    “Anayasalar toplumların ortak yaşam sözleşmesidir’’ diyen Kenanoğlu, 16 Nisan’da anayasa değişikliğini öngören bir referandum yapılacağına dikkat çekerek şunları belirtti: ’

    ’Anayasalar toplumların ortak yaşam sözleşmesidir. O topraklarda yaşayan farklı kimliklerin, inançların birarada nasıl yaşayacağının belirleneceği bir sözleşmedir. Sözleşmelerin karşılıklı olarak birlikte yapılması gerekiyor. Cumhuriyet tarihi boyunca hiçbir anayasa karşılıklı olarak o topraklarda yaşayan halklar tarafından onların talepleri üzerine yapılmamıştır. Hepsi dayatma ile yapılmış anayasalardır ve 16 Nisan referandumunda da karşımıza sunulacak olan anayasa aynı amaçla aynı yöntemle getiriliyor, biz bu nedenle bundan önceki bütün anayasalara hayır dediğimiz gibi, bu dayatma ile karşımıza getirilen anayasaya da hayır diyoruz. Türkiye 130 yıldır parlamentoyla yönetiliyor. Parlemento padişahın yetkilerini kısıtlamak için Meşrutiyet ile birlikte kuruldu. 130 yıl sonra bu meclis ortadan kaldırılıp, padişahlık dönemine geri dönme referandumu yapılıyor.’’

    “CUMHURBAŞKANI İDAM SEHPASINI VAAT EDİYOR”

    Türkiye’de terörist olmak için hayır demenin yeterli olduğunu kaydeden Kenanoğlu, ”Bu anayasa değişikliğine giderken, anayasayı ve referandumu savunanlar buna ‘Evet’ diyenler bize ne öneriyorlar? Cumhurbaşkanı ve başbakanı dinlediğimiz zaman bize önerdiği tek bir şey var, diyor ki; ‘Evet derseniz 16 Nisan’dan sonra idam sehpasını kuracağız, idamı getireceğiz. Bize yeni bir yaşam, ortak bir yaşam vaat etmiyor, bize idam sehpasını vaat ediyor. Kimin için diyor: teröristler için. Bugün Türkiye’de terörist olmak için elinize silah almanız gerekmiyor. Gazeteci, akademisyen, yazar olmanız, hayır demeniz terörist olmanız için yeterli. Bugün barış için imza atanlar terörist olarak suçlanıyor, idamları isteniyor. Bizler idamlardan korkmayan Seyid Rıza’ların torunlarıyız. Biz idamlardan korkmayan Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız. Bu yüzden bu rejime ‘Hayır’ diyeceğiz ve ‘Hayır’ın sesini yükselteceğiz” dedi.

    Hakkari eski Belediye Eş Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu ise, “’Hayır’ için bin sebebimiz var ama tek sebebimiz dahi ‘Evet ‘için yok” diye konuştu.

    Almanya Yeşiller Partisi’nden Berivan Aymaz da hayır kampanyasına Avrupa’da yaşayan bütün halkın katılması gerektiğini belirtti.

    Mitingte sanatçılar İpek Rençber, Kirvem Erdal, Ercan Polat bir dinleti verdi. Miting müzik eşliğinde çekilen halaylarla son buldu.

    Elif SONZAMANCI

  • ’AKP Alevilerin yerleşimlerini işgal ve gasp ediyor’

    ’AKP Alevilerin yerleşimlerini işgal ve gasp ediyor’

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Pirler Kurulu Üyesi Mustafa Deprem Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak’ın, Maraş’ın Pazarcık İlçesi’nde Alevi Kültür Derneği’ni ziyaret etmesini ve orada sarfettiği sözlerini eleştirdi. Kaynak’ın sözlerinin tamamen tesvirat ve gerçekleri tersyüz etmeye dayalı olduğunu kaydeden Deprem, bu ifadelerin aba altında sopa gösteren bir mantığın ifadesi olduğunu söyledi.

    Devletin Sunni-Hanefi inancıyla yönetildiğine dikkat çeken Deprem, Kaynak’ın söylemlerinin tek adam yönetimini meşrulaştırmak ve 15 yıldır iktidarda olup, gerçeklerle ilgili olmayan iddialarda bulunmanın halkın zekası ile alay etmek olduğunu vurguladı.

    “MANİPÜLASYON VE KARALAMA MEKANİZMASI DEVREDE”

    Bugün Türkiye’de ciddi bir demokrasi mücadelesi verildiğini ifade eden Deprem, devamında şöyle konuştu: “Toplumsal vicdan, toplumsal mücadele ile birleştikçe, devlet ve iktidar odakları manipilasyon ve karalama mekanizmalarının her türlü araç- gereçlerini kullanmaktadırlar. Halkın zekasıyla alay etmeyi politika haline getirmişlerdir. Halbuki politik ahlak toplumsal vicdanın sesidir’’

    Daha dün Maraş katliamına neden olan zihniyetin devamcılarının, bugün o katliama çok üzüldüklerini söylediklerini aktaran Deprem, “Bunu söyleyeceklerine, samimi iseler Maraş katliamının yıldönümünde baskı ve yasaklama yerine halkın mezarlarının yerini öğrenmelerini ve bir tas su dökmelerini engellemesinler” dedi.

    Mustafa Deprem

    “AFAD KAMPI ALEVİLERİ COĞRAFYASINDAN ETMEK DEMEKTİR”

    “Dersim katliamına, ezan okumaya getirilen yasaklamaya parallellik kurmaya çalışacağına 15 yıldır ellerinde bulunan devlet imkanları ile katliamın sahiplerini ortaya çıkarsınlar’’ diyen Deprem ‚ “Maraş’a gidip ‘Maraş hadisesini saymazsak’ diyeceğine,  faillerini bulup hak yerini bulmalı ve adalet sorulmalı idi. Bu da yetmiyor, iki yıldan beri Maraş’ta yapılmakta olan AFAD kampı ile Alevi coğrafyası olan Maraş’ın etnik ve inanç yapılanmasını devlet eliyle değiştirmek istenmesini acaba hangi demokrasi ve iyi niyetle anlatacak. Bunu diyenler Maraşlıların gözlerinin içine bakarak timsah gözyaşları döküyorlar. AFAD kampı Maraş’ın demografik yapısını değiştirmek amaçlıdır. Alevilerin doğal yerleşim alanlarını, devlet ve AKP iktidarı aracılığı ile işgal ve gasp etmek istemektedirler. Başbakan Yardımcısı‚ ‘demokrat adil ve hukuk devleti olmayan devlet herkese zulmeder’ diyerek bilinçaltındakileri dile getirdi. Ne zamanki devlet, hukuk devleti olmaya, evrensel insan haklarının herkesin hakkı olduğuna inandığını halka ispat ederse o zaman demokrasiden bahsetsin’’ şeklinde konuştu.

     

    Deprem son olarak AKP’den taleplerini şöyle sıraladı:

    • Biz Aleviler olarak inancımız üzerindeki emellerinizden vazgeçmenizi istiyoruz.
    • İnancımızın doğallığı içinde, yaşam felsefemizi biat kültürüne dönüştürmeyeceğiz. Hak ve hakikat mücadele anlayışımız varolmamızın özüdür.
    • Bu özümüzü engellemeye kalkanlar tarihte hep lanetle anılmışlardır. Biz artık kendi coğrafyamızda kendi inancımızı özgür bir toplum anlayışıyla, herkesle birlikte barış içinde yaşamak istiyoruz.

     

    Kaynak ne demişti?

    Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak, Maraş’ın Pazarcık İlçesi’nde Alevi Kültür Derneği ve Cemevi’ni ziyaret etti. Kaynak burada yaptığı konuşmada, “Herkes nasıl inanıyorsa o inancının gereklerini ona göre yapabilmeli” ifadesini kullandı.

    Kaynak ayrıca Recep Tayyip Erdoğan’ın belediye başkanı olmasından itibaren cemevi sayısının arttığını öne sürdü.

     Kaynak, Maraş katliamından söz ederken hadise ifadesini kullanarak şöyle konuştu:

    “Acısını unutmayacağımız Maraş’ta bir hadise yaşadık. O hadiseyi saymazsak, o hadiseyi yok sayalım manasında demiyorum. O hadiseyi saymazsak aslında Maraş barış içerisinde ne kadar güzel yaşanan bir şehir, çok açık bir mecra. Barış içerisinde herkes yaşıyor, birbiriyle akraba oluyor, alışveriş yapıyor, en önemlisi de dost oluyor. Sünni İslam ezanını Maraş Ulu Camii’nde bir müezzin, sırf orijinal haliyle ezan okuduğu için jandarmanın mavzerinden atılan kurşunla minarede vurulmuştu. Ama aynı anda Dersim bombalanıyor. Seyit Rıza’nın o söylediği şey unutulacak bir şey mi, ‘Bir mazlumu katlediyorsunuz’ diyor, bu unutulacak şey değil. Bundan sonraki süreç bizim bu ülkeyi bir arada tutmanın çaresini hep birlikte oturup konuşup uygulamamız gereken bir süreçtir.”

     

    Elif SONZAMANCI

  • ‘Kadın gazetecilere cinsiyetçi saldırılar yapılıyor’

    ‘Kadın gazetecilere cinsiyetçi saldırılar yapılıyor’

    PİRHA- Özellikle kadın gazetecilere yönelik uygulamaların daha da ileri gittiğini belirten Gazeteci Mehveş Evin, kadın gazetecilerin sosyal medya üzerinden hedef gösterildiğini, kadın gazetecilere yönelik cinsiyetçi saldırıların, ölüm tehditlerinin olduğunu, yandaş medya tarafından direk terörist olarak afişe edildiğini söyledi. 

    Türkiye’de gazetecilere yönelik sistematik saldırılar devam ediyor. Kısa bir süre önce Venedik Komisyonu, anayasa değişikliklerine ilişkin hazırladığı raporda ’’yazdıklarına dayanarak, terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla, gazetecilere yönelik cezai kovuşturmaların yoğunlaştırılması, ilgili ve yeterli sebep olmadan tutuklanmaları da aynı şekilde endişe kaynağıdır. Bunlar demokrasiyi iyileştirmek yerine daha çok zayıflatır’’ ifadelerini kullandı.

    Yazdıkları nedeniyle işten atılan gazeteciler arasında yeralan Mehveş Evin Türkiye’de gazetecilerin durumunu PİRHA’ya değerlendirdi.

    Darbe girişimi öncesinde, özellikle Gezi döneminde giderek artan baskılar olduğunu kaydeden Evin, 7 Haziran seçimlerinin ardından medyadaki tüm çeşitliliğe yönelik baskılar olduğunu, fakat darbe girişiminden sonra işlerin çok daha ciddiye bindiğini ifade etti.

    160’tan fazla medya kuruluşunun kapatıldığına dikkat çeken Evin, tüm bu renklilik, farklılık , muhalif seslerin duyulabilmesinin önünün büyük oranda engellendiğini belirtti.

    Demokratik bir duruşta yayını sürdürmek isteyenlerin ağır baskılarla karşı karşıya kaldıklarına vurgu yapan Evin, “Gazete ve televizyonların yazarı, yöneticisi terör propagandası ile suçlandılar. Ekonomik anlamda da, mesela basın yayın ilanları ile ilgili dağılımın değiştirilmesi küçük yayınları ekonomik olarak etkiledi. Muhalif gazetecilerin işten atılması süreci devam etti. Yıllardır var bu uygulamalar ama darbe sürecinde çok daha fazla arttı. Özgür Gündem davası mesela önemli bir dava. Gazetecilere karşı bir dayanışma var orada. Nöbetçi yayın yönetmenlerin neredeyse tamamına dava açıldı’’ dedi.

    “İNTERNET ÜZERİNDEN BİR  DİRENİŞ MEDYASI OLUŞTU”

    Hapse atılan gazetecilerin durumunun da ciddi olduğunu kaydeden Evin, “Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin rakamlarına göre 158 gazeteci hapiste. Gazetecileri Koruma Komitesi’nin (CPJ) verilerine göre bu rakam 82. Bu rakam neden ayrı diyecek olursak: Bazen medya çalışanlarının tümü diye hesaplanıyor, bazen gazetecilik faaliyetiyle doğrudan bağlantılı olan, resmi anlamda, diye ayrım yapılıyor ama sonuç değişmiyor. 158 ya da 82 rakamı aynı yere çıkıyor. Türkiye 2016 yılında hapisteki gazetecilik anlamında rekor kırdı’’ şeklinde konuştu.

    Gazetecilerin sözkonusu durumdan etkilendiğini vurgulayan Evin devamında şunları söyledi:

    “Yaptıkları haberler yüzünden gece yarısı evleri basılıp hapse atılan gazeteciler, dışarıdaki gazetecilerin üzerinde şöyle bir etki yarattı: Ben de her an alınabilirim, yaptığım bir haber yüzünden soruşturmaya uğrayabilirim, tehdit edilebilirim. Bu durum medyadan seslerin daha cılız çıkmasına neden oldu. Buna rağmen direniş medyası diyebileceğimiz web üzerinden yayınlar yaparak, gönüllü yazılar yazarak özellikle internet üzerinden bir medya yoğunlaşması yaşandı. Türkiye medyasında hala mücadele devam ediyor.”

    Yabancı medya kuruluşu çalışanlarının da doğrudan hedef gösterilgini belirten Evin, şu örneği verdi: Mesela Beşiktaş’ta bomba patladı. BBC’nin yeri oraya yakın. Onlar önceden biliyorlardı gibi hedef gösterildiler.”

    Artık insanların görüş vermekten bile çekindiğine değinen Mehveş Evin, şiddet olayları yaşandığında gazetecilerin kısıtlandığını, fotoğraf çektiklerinde direk gözaltına alındıklarına dikkat çekti. Gazetecilerin doğrudan güvenlik güçleri tarafından hedef alındığına vurgu yapan Evin, “Hatay’da oldu, Urfa’da oldu. Gazeteci arkadaşlarımız terör suçlamasıyla gözaltına alındılar. Halbuki makinasını almış, tek derdi haber yapmak istemesi. Pratik olarak sahada haber yapmak çok zor hale geldi’’ şeklinde konuştu.

    “HAYIR DİYENLER HAİNLİKLE, TERÖRİZMLE ÖZDEŞLEŞTİRİLİYOR”

    Özellikle kadın gazetecilere yönelik uygulamaların daha da ileri gittiğini belirten Evin, kadın gazetecilerin sosyal medya üzerinden hedef gösterildiğini, kadın gazetecilere yönelik cinsiyetçi saldırıların, ölüm tehditlerinin olduğunu, yandaş medya tarafından direk terörist olarak afişe edildiğini söyledi.

    Referandum sürecine de değinen Evin, “Türkiye OHAL ile yönetiliyor. Hukuk bir tarafa bırakılmış. Patlayan bombalar baskılar. Korkunç bir korku iklimi yaratıldı. Düşüncelerin özgürce tartışılmadığı, hayır diyenlerin alenen hainlikle terörizmle özdeşleştirdiği bir ortamda referanduma gidiyoruz. Referandumda iktidarın beklediği kadar güçlü bir evet çıkmayacak. Bir de Avrupa ile bir kriz çıkartıldı. Avrupa ülkeleri ile böylesi bir dönemde, Deniz Yücel’in tutuklanması olayında olduğu gibi, dünyaya biz herkesten büyüğüz mesajı vermek istiyorlar. İçeride milliyetçiliği öven bir tavıra girildi. Belki kısa vadede bazılarını etkileyebilir, fakat uzun vadede bu kabul görmez. Ayrıca uluslararası krizin Avrupa’da yaşayan Türkiyelilere ekonomik ve sosyal anlamda negatif geri dönüşü olacaktır.”

    Elif SONZAMANCI

  • ‘Eğer katiller cezalandırılsaydı bu noktaya gelmezdik’

    ‘Eğer katiller cezalandırılsaydı bu noktaya gelmezdik’

    PİRHA- Almanya’nın Frankfurt kentine bağlı Hattersheim Alevi Kültür Merkezi’nde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle bir panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı, CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı katıldı.

    Etkinlik İbrahim Kılavuz’un okuduğu bir şiirle başladı. Ardından Hattersheim Alevi Kültür Merkezi Kadın Kolları temsilcisi Gülay Bulut kısa bir açılış konuşması yaptı.

    Hattersheim AKM Başkanı Muzaffer Akkuş moderatörlüğünde gerçekleşen panelde ilk sözü HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı aldı.

    Özellikle Alevi kurumlarında düzenlenen 8 Mart etkinliklerinde, organizasyonların kadınlar tarafından yürütülmesi gerektiğini ifade eden Sonzamancı, konuşmacıların da mümkün olduğu kadar kadın seçilmesini önerdi. Konuşmasını Avrupa’da da kadına yönelik şiddet yaşandığını vurgulayarak sürdüren Sonzamancı, Almanya Federal Emniyet Teşkilatı ile Federal Kadın ve Aile Bakanlığı tarafından ortak yürütülen bir araştırmaya göre geçtiğimiz yıl Almanya’da 100 binden fazla kişinin aile içi şiddetine uğradığını, şiddeti yaşayanların büyük bir çoğunluğunu kadınların oluşturduğuna dikkat çekti. Sonzamancı ayrıca Almanya’da işlenen kadın cinayetlerine somut örnekler de verdi.

    Türkiye’de durumun daha vahim olduğuna değinen Sonzamancı, AKP hükümeti döneminde 2002- 2017 Ocak ayı tarihleri arasında toplam 14 bin 293 cinayet işlendiğine dikkat çekti.

    Kadınların toplumsal yaşamın dışına itildiğini kaydeden Sonzamancı, politika alanında da kadınlara AKP döneminde daha fazla yönelme olduğunu kaydetti. Figen Yüksekdağ’ın milletvekiliğinin ve parti üyeliğinin düşürülmesini örnek veren Sonzamancı, AKP’nin hukuk sistemini de kendine göre şekillendirdiğine vurgu yaptı.

    Referandum sürecine de değinen Sonzamancı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kayanın Hollanda tarafından “istenmeyen kişi” ilan edilerek sınır dışı edilmesine yönelik ise, ‚’Hangi düşünceden olursa olsun herkesin kendini ifade etme hakkı vardır. Fakat bir taraftan Avrupa’ya kızıp demokrasi isteniyor. Diğer taraftan aynı anda Gazi Katliamı’nın yıldönümü dolayısıyla gerçekleştirilen yürüyüşe polis gaz bombasıyla müdahale ediyor. Burada bir sorun olduğunu düşünüyorum’’ dedi.

    Daha sonra söz alan CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı ise kadın hakları üzerine başladığı konuşmasını, referandum sürecini anlatarak sürdürdü.

    Anayasa değişikliği için yangından mal kaçırır gibi acele davrandıklarını belirten Yarayıcı, AKP’nin faşizmi biran önce yasalarla hayata geçirmek istediklerini söyledi. Eğer referandumdan evet çıkarsa çok daha karanlık bir sürece girileceğini, antidemokratik uygulamaların giderek artacağını kaydeden Yarayıcı, ‘’Başkanlık sistemi dediği şey rejim değişikliği, Cumhuriyetin değerleri çok önemli, ona yeni şeyler katarak, Kürt, Türk, Arap, Ermeni halklarının mücadelesini ortaklaştırarak, herkesin eşit yurttaşlık temelinde onu büyütmek, geliştirecek bir ortam yaratılması gerektiğine inanıyorum. Ama başkan olacak kişi bütün yetkileri tek elinde bulundurmak istiyor. 1876’da Abdulhamit aynı şeyi yaptı. Anayasayı yaptırdı. Anayasa yapanları derdest etti. Meclisi 30 yıl boyunca kapattı.’’ dedi.

    Cizre’de, Sur’da yapılan katliamları, Dilek Doğan, Uğur Kurt cinayetlerini örnek veren Yarayıcı, ‘’Eğer gerçekten katiller cezalandırılsaydı, polis, asker, sivil kim tarafından yapılıyorsa bu katliamlar bugün bu noktaya gelmezdik. Adaletin özgürlüğün olmadığı yerde nasıl bağımsız bir yargıdan bahsedeksiniz. Reyhanlı, Roboski, Ankara, İstanbul katliamlarına yol veren yapı kim ise aynaya bakacak’’ şeklinde konuştu.

    ‘’Evet çıktığında boynumuzu büküp teslim olmayacağız’’ diyen Yarayıcı, mücadelemizi daha da artıran bir yöntem arayacağız. Hayır çıktığında ülke refaha mı erecek. Faşizmin araçları artarak belki devam edecek’’ diye konuştu.

    Konuşmaların ardından soru cevap kısmına geçildi. CHP’nin genel politikalarına yönelik eleştirilerin yöneltildiği bu bölümde Yarayıcı, ‘’CHP bir kitle partisi. Bir yaşam alanı yaratılabilir. Buradan bir mücadele yürütüyoruz. Hatalarımız, eksiklerimiz var. Dokunmazlık meselelerinde de , tezkere meselesinde de sizin gibi düşünüyorum. Eklemeleddin İhsanoğlu adaylığı meselesinde de sizin gibi düşünüyorum” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun bakanların Avrupa ülkelerine alınmamaları ile ilgili gösterdiği tepki ve toplantılarını iptal etme kararını ise Yarayıcı diplomatik hamle olarak savundu. Yarayıcı  “Siyasette diplomasi denilen bir olgu var. Burada demokrasiyi arayanlar, kendi ülkelerinde demokrasiyi unutturup her türlü haksızlığı reva gören bir yapıdan bahsediyorum. Bundan bahsetmek gerekir miydi, gerekirdi. Ama diplomasi dili de gereklidir. Tüm parti yetkililerinin böyle bir açıklama yapması doğaldır. Bu kısır tartışmayı bugün bırakalım. Bundan sonra nasıl bir mücadele yürüteceğimize kafa yoralım’’ şeklinde konuştu.

    Panelde dinleyiciler ikna olmayınca karşılıklı tartışmalar da yaşandı.   (E.S)

     

  • ‘Cizre’de, Sur’da yaşananların Rojava ile ilgisi var’-VİDEO

    ‘Cizre’de, Sur’da yaşananların Rojava ile ilgisi var’-VİDEO

    PİRHA-Gazeteci Fehim Taştekin Suriye’de iki model ortaya çıktığına dikkat çekerek, “Biri halkların demokratik birliğini esas alan Rojava, diğeri IŞİD’in ortaya koyduğu model. Türkiye maalesef silahla, diplomasi ile karanlık modeli benimsedi, diğer modele savaş açtı. Cizre’de, Sur’da meydana gelenlerin Rojava ile ilgisi var’ dedi. 

    Almanya’nın Köln kentinde ‘son sürat teokratik diktatörlüğe doğru’ konulu bir panel düzenlendi.

    Almanya-Türkiye İnsan Hakları Derneği (TÜDAY) tarafından organize edilen panele,  konuşmacı olarak eski Eğitim-Sen Genel Sekreteri Sakine Esen Yılmaz, HDP Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Gazeteci Fehim Taştekin ve Siyaset Bilimci Naif Bezwan katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise gazeteci Elmas Topçu yaptı.

    Panele yönelik engelleme çabalarının olduğunu belirten Topçu, Almanya’daki son gelişmeler ile birlikte, panelin engellenmesi için belediyeye de başvuruların olduğunu kaydetti.

    Panelde ilk konuşmayı yapan gazeteci Fehim Taştekin Türkiye’de muhalif  bütün yayın organlarının kapalı olduğunu belirterek, bu şartlarda meseleleri tartışacak bir alan kalmadığına vurgu yaptı. 6 ayda 3 kez işinden olduğunu belirten Taştekin 10 bin gazetecinin işsiz kaldığını ifade etti.

    Türkiye’nin dış politikaları nedeniyle büyük kayıplar verdiğini aktaran Taştekin devamında şunları söyledi:

    ”Erdoğan kendine birden bire sünni bir dünyanın hamisi olmak gibi bir rol biçti. Dış politikaları nedeniyle bütün komşularını kaybetti. Suriye’ye demokrasi getireceğini söyledi. Orada iki model ortaya çıktı. Biri halkların demokratik birliğini esas alan Rojava, diğeri IŞİD’in ortaya koyduğu model. Türkiye maalesef silahla, diplomasi ile karanlık modeli benimsedi, diğer modele savaş açtı. Cizre’de, Sur’da meydana gelenlerin Rojava ile ilgisi var. Aşağıda demokratik bir yapılanma oluşurken, kuzeydeki Kürtlere etkisi AKP’yi kaygılandırdı.’’

    AKP’nin paralel yapı ile mücadele ederken, paralel bir toplum yarattığını kaydeden Sakine Esen Yılmaz, bin’e yakın dernek kapandığını, böylelikle bütün muhalefeti susturduklarını söyledi. Eğimin içinin yıllardır boşaltıldığını ifade eden Esen Yılmaz, AKP’nin de eğitimsiz bir toplum hedeflediğine dikkat çekti.

    Faysal Sarıyıldız ise Cizre’de şahit olduklarını aktardı. Avrupa’da temaslarda bulunduklarını belirten Sarıyıldız, bir çok kez Avrupalı parlamenterlerin söylediklerine inanamadıklarını, bu durumda görsel argümanları gösterdiklerini kaydetti. Kürdistan’da yaşananların 1933 Almanya’sı ile çok benzediğinin altını çizen Sarıyıldız. ‚’’Bir yıldır faşizm var zaten. Faşizmin yaptığı, AKP’nin yapmadığı birşey kalmadı. O dönem Erdoğan ve Davutoğlu HDP’nin yaygara kopardığını bodrumlara gittiklerini ve kimsenin olmadığını belirtmişti. Oysa aynı anda bizler bodrumda mahsur kalan insanlarla kontak kurduk. Kimisinin üzerine benzin dökülüp yakılmıştı. Bizi de kamuoyuna karşı kriminalize etmeye çalıştılar’’ şeklinde konuştu.

    Bir gazeteye verdiği Cerablus operasyonuna yönelik yorumundan dolayı Mardin Artuklu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’ndeki görevinden uzaklaştırılan Naif Bezwan ise Türkiye’de 30’lu, 60’lı, 80’li yıllarda da antidemokratik uygulamaların olduğunu, fakat şimdi yaşananların çok farklı bir yerde durduğunu belirtti.

    Konuşmaların ardından panelistler soruları yanıtladı.

    Elif SONZAMANCI

    Haberin videosu:

  • ‘8 Mart geriliklere hayır demenin basamağı olacak’

    ‘8 Mart geriliklere hayır demenin basamağı olacak’

    PİRHA- Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu’nun (FEDA) Kadın Meclisi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı.  FEDA, Açıklamada 8 Mart’ın kadına reva görülen tüm geriliklere hayır demenin ve mücadeleyi yükseltmenin bir basamağı yapılacağına inandıklarını belirtti. 

    Kadın özgürlük sorununun 5 bin yıldır görmezden gelindiğine işaret edilen açıklamada , “Bugün kadın, dünyada yaşanan kaostan en çok etkilenen cins olmaktadır. Avrupa’da yoğun olarak maruz kaldığı emek sömürüsünün yanı sıra, bedeni metalaştırılmış ve reklam aracına dönüştürülmüştür. Mezopotamya topraklarında, eril zihniyetin çığrından çıkmış vahşi yüzü olan IŞİD güruhunun saldırılarının ilk hedefi olmaktadır. Zalim akıl önce kadınları vurmaktadır’’ denildi.

    Açıklamada, buna karşın 8 Mart’ın direniş ruhunun, Mezoptamya topraklarında Zarifelerin, Beselerin, Sakinelerin, Arin Mirkanların ve bugün de Şengalde Ezidi kadınların direnişinde vücut bulduğu ifade edildi.

    Açıklamada ayrıca şunlar belirtildi:

    “Mezopotamya topraklarında yayılan umut, Türkiye’de AKP-Erdoğan devleti tarafından bitirilmek istenmektedir. Kadının bir çok bedel ödeyerek elde ettiği kazanımları, Kanun Hükmünde Kararnamelerle bitirmek istemektedir. Biz Alevi kadınları olarak AKP devletinin getirmek istediği başkanlık sisteminin bizlere neleri kaybettireceğini  iyi bilmekteyiz. Onun için bu 8 Mart’ın kadına reva görülen tüm geriliklere hayır demenin ve mücadeleyi yükseltmenin bir basamağı yapılacağına inanıyoruz.’’

    (ES)

  • Freiburg’da Xızır cemi

    Freiburg’da Xızır cemi

    PİRHA-Almanya’nın Freiburg kentinde Xızır Cemi yapıldı. Freiburg Alevi Kültür Dergahı’nda yapılan cemi Pir Hüseyin Bildik yürütürken, Bildik’e zakir Ali Hıdır eşlik etti.

    Cemde Xızır ayının bolluğun ve bereketin simgesi olduğu vurgulanarak, lokmalar darda, zorda kalan mazlum halklara adandı.

    Pir Hüseyin Bildik yaptığı konuşmasında Alevilerin referandumda hayır demesi gerektiğini vurgulayarak, bunun Alevi felsefesinin bir gereği olduğuna işaret etti.

    (ES)

  • ‘Atalarımız, tarih boyunca zulme hayır dediler’

    ‘Atalarımız, tarih boyunca zulme hayır dediler’

    PİRHA-Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Olağan Seçimsiz Genel Kurulu sonrası sonuç bildirgesini yayımladı. Bildirgede anayasa değişikliğinin onaylanacağı referandumda hayır vurgusu öne çıktı.

    Hayır’ın, Kerbela’dan bu yana verilen savaşın adı, zulme, biat kültürüne ve tek adamlığa karşı çıkış olduğu belirtilen bildirgede, ’Hayır, Pir Sultan’ın Hınzır Paşa’ya cevabıdır. Nesimi’nin yobazlıkla mücadelesidir’’ denildi.

    Sadece bu referandumda veya AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana değil, geçmişten günümüze Alevilerin, ‘hayır’ın en büyük örgütleyicileri olduklarının altı çizilen bildirgede, “Ecdatlarımız bu onurlu tavırları nedeniyle tarih sahnesinde birçok kez bedel ödemişlerdir ama asla inançlarını var eden ilkelerinden taviz vermemişlerdir. Duruma göre pozisyon almayıp, katilleri ve cellatları önünde bir kez dahi eğilmemişlerdir. Atalarımız, tarih boyunca zulme hayır dediler’’ vurgusu yapıldı.

    Bildirgede, bugün de esarete karşı, siyasal İslama karşı, çok sesliliği susturan güce karşı, yobazlığın karanlığına karşı, şiddete karşı, bu ülkenin umudu olan aydınlara yapılan baskılara karşı ve sonsuz yetkiye karşı hep bir ağızdan hayır dedikleri ifade edildi.

    (ES)

  • ‘Aleviler hayır kampanyasında etkili çalışmalı’

    ‘Aleviler hayır kampanyasında etkili çalışmalı’

    PİRHA- Attendorn Alevi Platformu tarafından refarandumda hayır konulu bir panel düzenlendi. Burada konuşan HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı, Alevilerin hayır kampanyasında etkili bir şekilde çalışması gerektiğini belirtti. 

    Almanya’nın Attendorn kentinde,  Caritas-Zentrum’da düzenlenen etkinliğe HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı katıldı. Sonzamancı konuşmasında Alevilerin hayır kampanyasında etkili bir şekilde çalışması gerektiğini belirterek, devletin Aleviler üzerindeki asimilasyon politikalarına değindi. Referandumda hayır çıksa bile mücadelenin devam ettiğini kaydeden Sonzamancı, bu anlamda tek adam diktatörlüğüne dur demenin demokrasi mücadelesi açısından önemli bir moral kaynağı olacağını ifade etti.

    Konuşmanın ardından soru-cevap kısmına geçildi. Daha sonra Attendorn Alevi Platformu üyeleri söz alarak  düşüncelerini ifade etti. Toplantıda ayrıca hayır kampanyası için nasıl örgütlenmesi gerektiği de konuşuldu.

    (ES)

  • Dergahlarda Alevi gelenekleri yaşatılacak

    Dergahlarda Alevi gelenekleri yaşatılacak

    PİRHA- Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) 22  Ocak tarihinde yapılan 7. olağan kongresinin ardından ilk meclis toplantısını gerçekleştirdi. Dortmund ve çevresi Alevi Dergahı’nda (DAKME) gerçekleştirilen toplantıya 40’ın üzerinde meclis üyesi katıldı.  

    Toplantı Pir Rıza Yağmur’un gulbangı ile başladı. Yağmur yaptığı konuşmada sürecin Aleviler açısından da çok kritik olduğuna vurgu yaparak, Alevilerin sorumluluklarını yerine getirmesi gerektiğini söyledi. FEDA’nın her zaman yol açıcı bir rolü olduğunu kaydeden Yağmur, eksikliklerini gidererek, FEDA’nın bütün Alevilere hitap eden bir konuma gelmesi gerektiğini söyledi. Yağmur ayrıca hayır kampanyasına FEDA olarak aktif katılım gösterilmesi gerektiğine de işaret ederek, evet çıkması halinde ülkenin krize sürükleneceğini ifade etti.

    Yağmur’un konuşmasının ardından meclis çalışmaları tartışıldı. Toplantının sonunda ise planlamaya geçildi. Buna göre FEDA’nın mümkün olan her dergahında hayır etkinlikleri yapılmasına ve hayır kampanyası etkinliklerine aktif şekilde katılması karara bağlandı.

    ETKİNLİK PLANLAMASI YAPILDI

    Ayrıca önümüzdeki 3 ay içinde eylem planlamasına gidildi. Planlamaya göre 8 Mart ve Newroz, etkinliklerle bütün dergahlarda kutlanacak. Ayrıca 4 Mayıs Dersim Tertelesi vesilesiyle paneller düzenlenecek. Yine Koçgiri harekatı için de paneller dizisi planlamalar içerisinde yer aldı.

    2-3 Haziran tarihleri arasında Frankfurtta gerçekleştirilecek Dersim Festivali’nin hazırlıklarının ise devam ettiği belirtildi.

    Mecliste ayrıca komisyonlar da seçildi.

    ÇOCUĞUN 40 DUASI OKUNDU 

    Mecliste alınan en önemli kararlardan biri de Alevi toplumunun geleneklerinin dergahlarda yaşatılması kararı oldu. Buna göre musahiplik, kirvelik, nikah ve çocukların 40’ı geleneği bütün dergahlarda yaşatılacak.

    Toplantının ardından ise bir çocuğun 40 töreni yapıldı. Pir Yağmur çocuk için dua okudu.

    (ES)

     

  • Bakan Zeybekçi’ye Köln’de protesto

    Bakan Zeybekçi’ye Köln’de protesto

    PİRHA- Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi Köln’de AKP Yurtdışı Seçim Koordinasyon Merkezi ve Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD ) tarafından organize edilen ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ adlı etkinliğe katıldı. Etkinliği 350 kişi izledi. Dışarıda ise bir grup Zeybekçi’yi protesto etti.

    Zeybekçi konuşmasına, katılımcılara hediye olarak Erdoğan’ın selamını getirdiğini söyledi. Zeybekçi ayrıca 16 Nisan’da yapılacak anayasa değişikliği referandumunda katılımcılardan evet oyu istedi.

    Dışarıda ise bir grup Zeybekçi’yi protesto etti. Protestocu grup Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel’in serbest bırakılmasını talep etti.

    Bakan Zeybekçi referandum etkinliği öncesinde Leverkusen kentinde bir kültür etkinliğine katıldı. Fakat burada herhangi bir konuşma yapmadı.

    ETKİNLİKLERE İZİN VERİLMEMİŞTİ

    Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın perşembe akşamı Gaggenau kentinde katılacağı etkinliğe belediye tarafından izin verilmemesinin ardından Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin Pazar akşamı Köln’ün Porz semtinde katılacağı toplantı da iptal edilmişti. Bunun üzerine Bakan Zeybekci’nin Köln yakınlarındaki Frechen’daki referandum etkinliğine katılacağı açıklanmıştı. Ancak bu etkinlik için toplantının yapılacağı Golden Palast adlı salonun işletmecisi mekanı kiralamaktan vazgeçmişti. Buna gerekçe olarak da, salonun sahibi ile işletmecisi arasındaki sözleşmede siyasi etkinliklere izin verilmemesi gösterilmişti.

    ADALET BAKANI MAAS’TAN ERDOĞAN’A TEPKİ    

    Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Almanya’da referandum etkinliklerinin iptali ile ilgili olarak Almanya’ya yaptığı Nazi benzetmesine Alman siyasetçilerinden tepki geldi.

    Adalet Bakanı Heiko Maas, katıldığı bir televizyon programında Erdoğan’ın sözlerinin kabul edilemez olduğunu söyledi. Maas ayrıca diplomatik ilişkilerin kesilmesine kadar gidecek bir gerilimi kimsenin isteyemeyeceğini, bu nedenle Almanya’da Türk hükümet yetkililerinin etkinliklerine genel yasak getirilmesi taleplerine karşı olduğunu belirtti.

    (ES)