Etiket: anayasa değişikliği

  • ‘Selefist anlayışa karşı tüm ilerici güçler birleşmeli’

    ‘Selefist anlayışa karşı tüm ilerici güçler birleşmeli’

    PİRHA- Paris’in Villiere le bel banliyösünde Avrupa’da Hayır Platformu tarafından bir panel düzenlendi. Alevi Kültür Merkezi’nde düzenlenen panele Yusuf Şahin, Nurten Çakıcı ve yazar İrfan Dayıoğlu katıldı.

    Panelde ilk olarak konuşan Nurten Çakıcı referanduma sunulacak anayasa değişikliği paketinin neler içerdiğini aktardı. Çakıcı ayrıca yaklaşan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü vesilesiyle şu an hapiste olan kadın siyasetçilerin mücadelesini de kutladı.

    8 Mart’ın bir mücadele günü olduğunu aktaran Çakıcı, kadınların bu mücadeleyi kazanmasından, toplumda hak ve temsiliyet eşitliği sağlanmasından sonra kutlama yapılabileceğinin altını çizdi ve tüm kadınları 16 Nisan’da kadını yok sayan tekçi AKP-MHP faşist zihniyetine karşı hayır oyu vermeye çağırdı.

    Yusuf Şahin ise referandumda evet diyenlerin istediği gibi propaganda yapabilirken, hayır diyenlerin saldırıya, baskıya ve zulme uğradığını belirtti.

    İrfan Dayıoğlu ise Şengal’de ortaya çıkan yeni duruma değinerek AKP-KDP eliyle geliştirilen ve Ezidi toplumuna soykırım dayatan selefist anlayışa karşı bölgenin tüm ilerici güçlerinin hep birlikte mücadele etmesi gerektiğini belirtti.

    Dayıoğlu referandum için hayır cephesinin ortak bir coşku yaratması gerektiğinin de altını çizdi.

    (ES)

     

  • ‘Barzani’nin gelişi ‘evet cephesi’ni güçlendirmek içindi’

    ‘Barzani’nin gelişi ‘evet cephesi’ni güçlendirmek içindi’

    PİRHA- Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinte ‚’Referanduma doğru’ başlıklı bir panel düzenlendi.

    Yoğunluklu olarak Koçgirililerin üye olduğu Bergisch Gladbach Eğitim Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelde Gazeteci Fehim Işık referandum sürecini değerlendirdi.

    Barış sürecinin geldiği noktayı aktaran Işık , Erdoğan’ın referandum sürecinde desteğini kaybettiği Kürtleri yeniden kazanmak istediğini aktardı. Işık Barzani ziyaretini ise ‚’Erdoğan zor durumda. Eğer zor durumda olmasaydı, Barzani’nin Türkiye’ye gelişini referandumda evet cephesini güçlendirmek için bir argüman olarak kullanma yoluna gitmezdi.’’ şeklinde yorumladı.

    Söyleşinin ardından soru-cevap bölümüne geçildi. Gazeteci Işık referandum süreci ve sonrası için gelen soruları yanıtladı.

    Söyleşinin ardından hayır kampanyası için organize yapıldı.

    (ES)

     

  • ‘Barış için Hayır, diyeceğim’

    ‘Barış için Hayır, diyeceğim’

    PİRHA : Ahmet Nesin, Türkiye’deki basın özgürlüğüne atıfta bulunarak, “Sorun, gazete okumayan bir cumhurbaşkanının yönettiği ülkede yaşamak ve bu mesleği yapmaya çalışmak’’ diyor.

    Ahmet Nesin , Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu  ile birlikte Özgür Gündem Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyasına katıldığı için “terör örgütü propagandası” iddiasıyla yargılandı. Çıkarıldıkları mahkemede daha sonra tahliye edildiler.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın , “Ne Avrupa’da ne de diğer ülkelerde Türkiye’deki basın kadar özgür bir medya var’’ diyerek savunduğu basın özgürlüğünü ve referandum sürecini Gazeteci-Yazar Ahmet Nesin ile konuştuk.

     Özgür Gündem tarafından başlatılan Nöbetçi Yayın Yönetmenliği kampanyasına katıldığınız gerekçesiyle hakkınızda soruşturma açıldı tutuklandınız. Gerekçesi de ‘terör örgütü propagandası’  yapmak. “Babamdan 70 yıl sonra aynı suçtan tutuklandım’’ demiştiniz. Dördüncü kuvvet medyanın Türkiye’de durumu nedir şimdi?

    Esasında ben bu olayda kaşındım desem daha doğru olur. O dönem hem kitap fuarlarına gidiyorum, hem de Antalya’da oturuyorum. O yüzden öyle bir tarihi denk getirmem gerekiyor ki, hem fuar olmasın, hem de İstanbul’da olayım. Anlayacağınız bana uygun gördükleri tarihi ben öne aldım. Hem Nöbetçi Yayın Yönetmenliği yapacaktım, hem de çocuklarımı görecektim.

    Ama işin geldiği noktada, bana soruşturma açıldığı söylendiğinde ben tutuklanacağımı anlamış, eşime ve kimi arkadaşlarıma söylemiştim. O dönem ilginç bir şey başlatmışlardı; Kürtlere, barış hareketine destek veren Türkleri tutuklamaya başladılar. Dikkat edin, Can Dündar, Erdem Gül, akademisyenler ve arkasından biz. Aramızda sadece Erol Önderoğlu Kürt. Bu sistem daha sonra da devam etti. Aslı Erdoğan ve Necmiye Alpay’la. Onların serbest kalmasıyla Cumhuriyet Gazetesi’nden arkadaşlar alındı aynı mantıkla.

    Babamdan 70 yıl sonra tutuklanmam ilginç. Türkiye’de sistemin medyaya bakış açısını değiştirmediğini gösteriyor. Sadece ben mi, Ahmet ve Mehmet Altan kardeşler de Çetin Altan’dan 49 yıl sonra aynı mantıkla hapisteler.

    Gazeteciler ya hapiste, ya yargılanıyor, ya da ülkelerini bırakmak zorunda kaldı. Uzun süredir Avrupa’dasınız. Türkiye’de basının düştüğü bu duruma Avrupa nasıl bakıyor? Yeterince ilgililer mi?

    Sanırım ben ve yaşıtlarım şanslı en son gazeteciler. Biz gazete patronlarının gazeteci olduğu neredeyse son kuşağız. Son dönemde hep söylüyoruz ya, ‘’Bu yeni dönemdekiler gazeteci mi, böyle yalakalık mı olur, 2 satır yazmayı bile bilmiyorlar“ diye. Esasında onların fazla bir suçu yok, çünkü patronları gazeteci değil. Öyle olunca da, hem mesleği bilmiyor hem hükümetlerin ihalesine girince, iş bu noktaya geliyor.

    Avrupa basına ve yapılan baskılara çok önem veriyor. Gazeteci olarak Birleşmiş Milletler’de 2 kez, Avrupa Konseyi ve Fransa Meclisi’nde 1’er kez konuştum. Lozan Sosyalist Parti bölge toplantısında konuştum. Haftaya İsviçre İnsan Hakları Günleri’nde ve Birleşmiş Milletler’de birer konuşma daha yapacağım. Benim gibi onlarca arkadaşımız konuşuyor. Ayrıca gazeteler bizlerle yeterince söyleşi yapıyor. Sorun gazete okumayan bir cumhurbaşkanının yönettiği ülkede yaşamak ve bu mesleği yapmaya çalışmak.

    Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliğini onayladı. Referandum 16 Nisan’da. Seçim döneminden farklı olarak evet ve hayır olmak üzere iki cephe var. Hayır cephesi  çok farklı eğilimleri biraraya getirdi. Hayırcılar sizce nasıl bir kampanya yürütmeli?

    Önceki gün PKK, HDP, CHP, SP ve Ülkücülerle aynı oyu vereceğimi yazdım. Bu ekip cephenin bir yanı ama kendi içinde de cephelere bölünmüş durumda. Doğrusu da bu esasında, çünkü hepimizin hayır nedenleri farklı. Ortak nokta bu referandumun demokrasi adına, Türkiye adına yapılmadığı, sadece Erdoğan için yapıldığı. Bu da bizleri aynı amaçta oy kullanmaya itti.

    O yüzden kampanyalar da farklı olmalı ve oluyor da. Şimdiye kadar 3 ülke ve 6 değişik şehirde konuşma yaptım. Bu hafta yine yollara düşüyorum. Söylediğim tek şey evet diyenleri ikna etmek.

    Peki Neden Hayır diyeceksiniz?

    Esasında her maddenin her fıkrasına itirazım var. Bunları tek tek sayarsam sayfalar bitmez. Ama önem sırasına göre söylersem ben her konuda ilk olarak Türkiye’de barışı savunuyorum ve Erdoğan ve AKP’yle bunun olmayacağını biliyorum. Yani barışa inandığım için, önce Kürtlerle tekrar masaya oturulmalı diyorum. Bunun için de bu referandumdan hayır çıkması, faşizme izin verilmemesi gerekiyor. Erdoğan ve AKP’yle olmaz dediğime bakmayın, referandumdan çıkacak güçlü bir hayır Erdoğan’ı tekrar masaya oturmaya zorlayabilir. O zaman oturmak zorundayız, karşımızdaki temsilci o ve kim olursa olsun muhattap o ya da ilerde başkası. Anlayacağınız barış için hayır.

    Elif Sonzamancı/KÖLN

  • ‘Alevilerin Hüseyni duruşunun gereğidir Hayır’- VİDEO

    ‘Alevilerin Hüseyni duruşunun gereğidir Hayır’- VİDEO

    PİRHA- Almanya’da yaşayan Aleviler referandumda neden hayır diyeceklerini PİRHA’ya anlattı.

    İktidarın inşa etmeye çalıştığı diktatörlüğü kabul etmediklerini belirten Melek Ana, bunun Alevi felsefesine de ters olduğunu söyledi. Alevilerin cumhuriyet tarihi boyunca baskı altında kaldıklarını ve katliamlara uğradıklarını ifade eden Melek Ana, eşitliğe adalete ihtiyacı olan bir toplum olduğumuzu da sözlerine ekledi.

    Referandumun saltanatın kurumsallaşması olarak değerlendiren FEDA Pirler Kurulu Üyesi Mustafa Deprem de, insanlık değerlerinin saltanatın başına geçen kişinin gözlerinden değerlendirileceğinin altını çizdi. ”Hayır demek demokrasi ve insanlık görevidir” diyen Deprem , ”Görülüyor ki bir Kerbela olayı ile karşı karşıyayız’’ şeklinde konuştu. Ortadoğu’nun haritasının değiştirilmek istendiğine vurgu yapan Deprem, insanlığı yoketmek isteyen diktatörlüğe karşı birlikte mücadele etmenin Alevilerin Hüseyni duruşlarının bir gereği olduğunu söyledi.

    Pir Mustafa Aslan ise neden hayır dediğini şöyle ifade etti:

    ”Kirli bir savaş, zülüm altında bırakılan insanlık dramla karşı karşıya. Bunu sinsice bir politika ile ‘ben diktatörlüğümü size onaylatıyorum’ demeye getiriyor. Referandumla kendi zulmüne referans aramaktadır. Hak ve hakikattan kaynaklı varlık sebebimiz olan gerçeklere sahip çıkmak için hayır diyeceğiz. Zulüm hiçbir inancın özü değildir.”

    Pir Veli Uğur da Aleviliğin yaşamına aykırı bir sistem kurulduğunu belirterek, birazcık yoldan, erkandan nasibini alan bir Alevinin buna evet demeyeceğini ifade etti.

    Ayten Şimşir ise süreci sadece referandum üzerinden değerlendirmemek gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    ”Alevilere yönelik geliştirilen bir politika var. Alevi açılımından dem vurarak alanlarda politika yapan bir zihniyet kendi nefis deryasında boğulmak üzere. Aleviler başta olmak üzere diğer inançları yok sayan bir zihniyetle başbaşayız. Görevden alınan bir çok memur ne hikmetse Alevi-Kürt kökenli. Biz Aleviler hayır diyeceğiz.’’

    Elif Sonzamancı/LEVERKUSEN

    Haberin videosu:

  • ‘Zulmün bertaraf edilmesi için Hayır’

    ‘Zulmün bertaraf edilmesi için Hayır’

    PİRHA- Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Êzîdî Dernekleri Federasyonu (FKE) ve Kürdistan İslam Topluluğu’ndan (CÎK) oluşan Mezopotamya İnançlar Platformu referandumda hayır diyeceklerini açıkladı. Konuya yönelik yapılan basın açıklamasında ”Zulme karşı, hakikat yolunda zalimlere hayır diyoruz” denildi.

    Platform adına açıklamayı Mustafa Deprem okudu. Deprem 15 yıldır iktidarda olan AKP’nin farklı inançlara, etnik gruplara, işçilere, sanatçılara, akademisyenler ve gazetecilere yaşam koşulları bırakmadığını belirterek, kadına şiddetin de AKP döneminde arttığını söyledi.

    İnançların özü olan ahlakın, bu iktidar döneminde ayaklar altına alındığını savunan Deprem, şunları ifade etti:

    ”AKP eliyle dinler düşman ilan edilmiş, bu iktidar güçlendikçe inanç ve düşünce özgürlüğü ortadan kaldırılmıştır. Herkese ve her kesime demokrasi özgürlük diyerek, iktidara gelen bu hükümet  kendinden olmayan kesimleri yavaş yavaş derdest etmiştir. Kürt açılımı diyerek Kürtler, Alevi açılımı denilerek Aleviler üzerinde takiye yapılmıştır. Cami-cemevi projesi ile asimilasyon politikalarını zirveye taşımışlardır. İnanç özgürlüğü diyerek Hristiyan ve Êzidi inancına mensup halkları etkilemeye çalışmış,  sonra da miting meydanlarında Êzidiliği, Zerdüştlüğü düşman ilan etmiştir. Türk- İslam sentezi dışında olan ve kendisine biat etmeyen bütün islami kesimleri de baskı altına almıştır.”

    Deprem, referandum seçimlerinde ‘Hayır’ gerekçelerini ise şöyle açıkladı:

    ”Bizler Mezopotamya İnançlar Platformu olarak bu referandumda hayır, diyoruz.

    -Şehirlerin, mezarlıkların, ibadethanelerin yıkımına hayır diyoruz.

    -Kadınların, gençlerin ve çocukların katledilmesine hayır, diyoruz.

    -Halk tarafından seçilmişlerin hapishanelere doldurulmasına hayır, diyoruz.

    -Bilim insanlarının ve yüzbinlerce insanın haksız yere görevlerinden ihraç edilmesine hayır, diyoruz.

    -Gazetecilerin doğru haber yapma ve doğruları yazma haklarının ellerinden alınmalarına hayır, diyoruz.

    -Halklarımızın ve inançlarımızın üzerindeki zorbalığın ve zulmün bertaraf edilmesi için hayır diyoruz.

    -İslamı siyasetlerine alet ettikleri için hayır diyoruz.

    -Din adamlarının ve imamların istihbarat elemanı olarak kullanılmasına,  faşizm ve turanizme alet edilmelerine hayır diyoruz.

    -Diktatörlüğe, faşizme ve zulme karşı herkesi hayır demeye çağırıyoruz”

    Haberin videosu:

     

  • ‘Hayır kampanyasının motor gücü olacağız’

    ‘Hayır kampanyasının motor gücü olacağız’

    PİRHA- HDK-Almanya,  1. Meclis Toplantısı’nı Köln kentinde gerçekleştirdi. DGB Haus’ta yapılan meclis toplantısına yaklaşık 50 meclis üyesi katıldı.

    HDK- Almanya Yürütme kurulu üyesi Aynur Karakaya tarafından yapılan açılış konuşması ve saygı duruşunun ardından divan seçimine gidildi. HDK-Almanya Eş Sözcüleri Elif Sonzamancı ve Ali Mitil’in yanında divana Frankfurt kenti Eş sözcüsü Şengül Yalçın seçildi.

    Almanya Faaliyet Raporu’nun okunmasının ardından, kentler çalışmaları hakkında bilgi verdi. Faaliyet bilgilendirmelerinin ardından, kent çalışmalarına dair öneriler sunuldu.Toplantının bu gündem maddesinde aynı zamanda örgütlemedeki eksikler de ifade edildi.

     

    Toplantının ikinci ve temel gündemi ‚’’ Nasıl bir hayır kampanyası yürütmeliyiz’’ başlığı ile yapıldı. HDK-Almanya Eş Sözcüsü Elif Sonzamancı anayasa değişikliği ve referandum süreci üzerine bir sunum gerçekleştirirken, HDK-Almanya Eş Sözcüsü Ali Mitil de hayır kampanyasının örülmesi süreciyle ilgili platform düzeyinde alınan kararları aktardı. Daha sonra meclis üyeleri hayır kampanyasına yönelik fikirlerini belirtti. İkinci gündemin sonunda HDK- Almanya olarak Hayır Platformları’nın motor gücü olunması gerektiği, bu süreçte aynı zamanda HDK örgütlenmesinin de geliştirilmesi gerektiği vurgulandı.

    Toplantıda  HDK Almanya – Çözüm ve Uzlaştırma Kurulu da seçildi. Kurula Nilgün Kaya, Yüksel Wessling ve Metin Ayçiçek seçildi.

    Haberin Videosu:

     

  • ‘Gazeteciler toplama kampında değil ama cezaevinde’

    ‘Gazeteciler toplama kampında değil ama cezaevinde’

    PİRHA-Hayatın Sesi Televizyonu Avrupa Temsilcisi, aynı zamanda Evrensel Gazetesi yazarı Yücel Özdemir ile kapatılan televizyonlar, gazetecilerin durumu, Almanya- Türkiye ilişkileri, Almanya’nın seçim gündemi üzerine konuştuk. 

    Geçtiğimiz günlerde OHAL kapsamında hazırlanan 687 sayılı yeni Kanun Hükmünde Kararname (KHK), Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Kararnameye göre kapatılarak el konulan yayınlar Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından satılacak. Bu televizyonların arasında Hayatın Sesi Televizyonu’da yer alıyor.

    Kararın ardından Hayatın Sesi Televizyonu Avrupa Temsilcisi, aynı zamanda Evrensel Gazetesi yazarı Yücel Özdemir ile konuştuk. Söyleşimizin rotası sadece kapatılan televizyonlar değildi elbette. Almanya Türkiye’liler açısından önemli bir ülke. Buradaki gelişmeler Türkiye gündemini önemli ölçüde etkiliyor. Özdemir ile Almanya- Türkiye ilişkileri, Almanya’nın seçim gündemi üzerine de konuştuk.

    Türkiye’de 15 Temmuz darbe girişimi sonrası muhalif yayın yapan bütün yayınlar kapatıldı, mallarına da el konuldu. Şimdi yeni yayınlanan KHK’ye göre el konulan yayınlar satışa çıkarılacak. Hayatın Sesi Televizyonu, TV 10 da bu yayınlar arasında. Öncelikle bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Bunun adı düpedüz gasptır. Televizyonumuza gönül veren işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve çalışanlarının emeğiyle, alınterleriyle kurduğumuz Hayatın Sesi, hiç bir mahkeme kararı olmadan Kanun Hükmünde Kararname’yle kapatılmakla kalınmadı, el koydukları mallarımızı TRT’ye verdiler. 10 yıl için aldığımız lisansın parası da yeni ödenmişti. Şimdi lisans parasını ödediğimiz televizyonumuz yandaş birisine ‘lisanslı televizyon’ diye satılırsa şaşırmayız. Belki el koydukları mallarımızı da bu yandaşa hibe ederler. Böylece dört dörtlük bir gasp tamamlanmış olacak. Çünkü bir gecede onlarca televizyonları ve radyoyu kapatan, gazetecileri, siyasetçileri gözaltına alan, akademisyenleri işten atan anlayıştan her şey beklenir.

    Türkiye’de yaşananlar sık sık Hitler dönemi ile karşılaştırılıyor. Siz de Evrensel ve Yeni Hayat gazetelerindeki köşe yazılarınızda zaman zaman bu karşılaştırmaları konu edindiğiniz yazılar yazıyorsunuz. Ben de sizden iki dönemi karşılaştırmanızı isteyeceğim. Zira bir çok benzerlikler bulunuyor…

     Bu benzerliği aslında bakarsanız Erdoğan’ın kendisi yaptı. Cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığın birleştirilmesinin mümkün olduğunu ve bunun tarihte örneklerinin olduğunu söyleyerek, Hitler Almanya’sının “Uniter Başkanlığı”nı işaret etmişti. Gerçekten de tarihe baktığımızda gücün tek elde toplanmasını ifade eden “Uniter Başkanlık”, Hitler’i “Führer” yapmıştı.
    Almanya’daki tarihçiler ve analizcilerin çoğu bugünün Türkiye’sinde olanları Hitler faşizminin erken dönemine (1933-35) benzetiyor. 30 Ocak 1933’te bir koalisyon hükümetiyle başbakanlık koltuğuna oturan Hitler, 5 Mart 1933’teki erken seçimlerde salt çoğunluğu elde ediyor. Bunun için 27 Şubat 1933’deki Reichtag Yangınını etkili şekilde kullanıyor. Bir provokasyon olduğu sonradan ortaya çıkan bu yangınla, önce Almanya Komünist Partisi (KPD) sonra sendikalar, aydınlar ve Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD) karşı bir cadı avı başlatılıyor. O zaman faşizme karşı mücadelenin en dinamik gücü olan KPD’nin başına gelen, bugün diktatörlüğe karşı çıkan en önemli aktör olan HDP’ye yapılanlara çok benziyor. KPD’nin milletvekilleri de meclisten atılıyor, tutuklanıyor. Ve sonra da toplama kamplarında öldürülüyor.
    Yangından sonra çıkarılan “Yetkilendirme Yasası” ile parlamento, bugünün Türkiye’sinde olduğu gibi devre dışı bırakılıyor ve her şey Hitler tarafından KHK’lerle yönetiliyor.
    O günün Almanyasın da sadece parlamento içinde olanlar değil, dışındaki gelişmeler de bugünün Türkiyesi’nde olanlara çok benziyor.

    KPD ile SPD birbirini suçlayarak faşizme karşı birleşik cephe kurmaya yanaşmıyor. Bugünün Türkiye’sinde ise HDP ile CHP arasında böylesine bir cephenin tartışması dahi yapılmıyor. Basına, aydınlara, sanatçılara, Yahudiler ve diğer azınlıklara yönelik yapılan baskı ve katliamlarla da bugünün Türkiye’sinde yapılanlar arasında pek çok benzerlik var.

    Joseph Goebels’in Mart 1934’te “Propaganda Bakanlığı”na atanmasıyla birlikte, basın ve aydınlar üzerindeki baskı özel plan çerçevesinde sistematik hale getirildi. Goebels her fırsatta basının “Alman ulusunun çıkarına göre yayın yapması”ndan söz etti ve bunu yapmayanları “vatan haini” ilan etti. Liberal basında çalışan gazeteciler ve üniversitelerdeki öğretim üyeleri aşama aşama işten atıldı. Ve sonunda rejime muhalif hiç kimseye yaşama hakkı tanınmadı.

    Bugün Türkiye’de gazeteciler, aydınlar, yazarlar, sanatçılar evlerinden alınıp toplama kamplarına götürülmüyorlar, ama cezaevlerine konularak susturuluyorlar. Bir kısmı da hükümetin dediklerini yapmadığı için işten atılıp, mesleğini yapamaz hale getiriliyor. Bir tek fark: Hitler faşizmi döneminde bunun da yasası çıkarılmıştı. Bizde ise pratikte her şey hallediliyor.

    Bütün bu benzerliklere rağmen Hitler faşizminin, bugüne kadar gelmiş geçmiş en büyük barbarlık olduğunu söylememiz gerekiyor. Karşılaştırma ve benzerlikler kesinlikle Hitler faşizminin yaptıklarını hafifletmemeli. Ya da Türkiye’deki durumun o dönem ki gibi korkunç olduğu şeklinde anlaşılmamalı. Benzerlikler gidişatın vahametini gösterme ve girilen yoldan dönme açısından önemli.

    Kapatılan Hayatın Sesi Televizyonu Avrupa Temsilcisi Yücel Özdemir

    Darbe sürecinin ardından Almanya’ya iltica başvurusu sayısı arttı. Bunların arasında bir çok gazeteci de var. Almanya’nın Avrupa İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Michael Roth, “Türkiye’deki bütün muhalif zihniyetler, Alman hükümetinin onlarla dayanışma içinde olduğunu bilmeli” açıklaması ile iltica talep edenlere sıcak baktıklarını açıklamış oldu.

    Almanya, geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye’de baskıya uğrayanların en çok geldiği ülke. Son sığınmacılar kriziyle birlikte kapıları sığınmacılara kapatan Almanya, Türkiye’deki gelişmeler nedeniyle özellikle gazeteciler ve aydınlara sığınma kolaylığını açıklamak zorunda kaldı. Bunun birinci nedeni elbette Almanya’da gazetecilere yönelik baskılara karşı yükselen dayanışma. Uzun aradan sonra ilk kez Almanya’da Türkiye’deki otoriter sisteme karşı demokrasi güçleri, aydınlar, sendikacılar, halk arasında dayanışma bu denli yükselmiş bulunuyor. Herkes baskılara karşı birşeyler yapmak istiyor. Bu nedenle 2 Şubat’ta Türkiye’ye giden Başbakan Angela Merkel, basına yönelik saldırıları gündeme getirmek zorunda kaldı. Bir taraftan içerideki ve dışarıdaki savaşta kullanılmak üzere Türkiye’ye silah satışını arttıran Merkel hükümeti, diğer taraftan içerideki eleştiriler nedeniyle basın ve düşünce özgürlüğüne yönelik baskınları gündeme getirmiş, muhalefet partileri HDP ve CHP ile bir araya gelmişti. Bu çelişkili durum Alman hükümetinin halen Erdoğan’a açık bir tutum alma niyetinde olmadığını gösteriyor.

    Dolayısıyla gazeteciler ve akademisyenler Almanya’ya gelmeye devam edecek. Federal Göç ve Sığınma Dairesi tarafından açıklanan rakamlara göre, 2016’te 5166 kişi Türkiye’den gelerek Almanya’da iltica talebinde bulundu. Bunlar arasında yüksek rütbeli askerler, hakimler, savcılar, gazeteciler var. Ama gelenlerin büyük bir bölümünü Kürtler oluşturuyor. Kasım ayına kadar ilticası değerlendirilen yaklaşık 1500 kişinin 1200’ü kendisini Kürt olarak tanımlıyor. Bu da artan baskı koşullarının Kürtleri bir kez daha göçe zorladığını gösteriyor.

    Türkiye’de muhalif basına yönelik baskılara karşı Almanya’daki gazetecilerden büyük destek geldi. Siz de ortak çalışmalar yaptınız. Nasıl bir çalışma yapıldı?

    Avrupa’daki en büyük gazeteci örgütü olan Alman Gazeteciler Cemiyeti (DJV) Genel Başkanı Frank Überall, iki kez bizzat Türkiye’ye gitti ve gelişmeleri rapor etti, yetkili kurumlara rapor halinde iletti. Kapatılan Hayatın Sesi, İMC, Özgür Gündem, baskına uğrayan Cumhuriyet’i ziyaret etti. Keza, TV 10 ile birlikte Almanya’da düzenlediğimiz protesto etkinliklerine de Alman gazeteci örgütleri temsilcileriyle katıldı, konuşmalar yaptı.

    Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü de Türkiye’deki gelişmeleri yakından izliyor ve sürekli açıklamalar yapıyor. Pek çok gazete, televizyon ve dergi gelişmelere geniş yer vermeye devam ediyor. Ayrıca bu süreçte bazı Alman gazeteleri işten atılan meslektaşlarımızla dayanışmak için köşe yazıları yazdırmaya başladılar.

     

    Kapatılan TV 10 ve Hayatın Sesi Televizyonu için düzenlenen protesto 

     

    Biraz da Almanya gündeminden konuşalım. Zira hükümetlerden bağımsız, Türkiye Almanya için her zaman önemli bir partner ülke, Almanya’da Türkiye için. Osmanlı’dan bu yana gerek askeri, gerekse ticari anlamda birbirine bağlı iki ülkeden bahsediyoruz. Son dönemlerde ise mülteci krizi odaklı görüşmeler çerçevesinde, Merkel ile Erdoğan ilişkileri çok konuşuldu. Alman kamuoyunda da tepkiler var. Almanya’da sizce Merkel-Erdoğan ilişkisi eyalet ve genel seçim atmosferini nasıl etkiler?

    Evet, dediğiniz gibi Almanya Türkiye açısından önemli. Ama Türkiye de Almanya için önemli. Kökleri neredeyse 250 yıl öncesine kadar uzanan Türk-Alman ilişkilerinde hep egemenlerin, tekellerin çıkarları ön planda olmuş.

    Alman sermayesi için geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye Ortadoğu’ya, İslam dünyasına açılan kapıdır. Bu nedenle siyasi ilişkiler ne kadar gerilimli olsa da ilişkilerde hep bir denge gözetilir. Örneğin, Fransa ya da başka bir ülke Ermeni soykırımını tanıdığında Türkiye’nin gösterdiği sert tepkinin bir benzeri Almanya’ya gösterilmedi. Soykırımdan yana oy kullanan Türkiye kökenli milletvekiller günah keçisi yapıldı, öfkeler onlara yöneltildi. Merkel de dengeyi kaçırmamak için üst düzeyde oylamaya katılmadı. Son bir-iki yıl içinde Türk-Alman ilişkileri gerilimli olmasına rağmen, ticaret ve yatırımlar aksamadan devam etti, silah satışı arttı.

    Merkel ilişkileri dengeli götürme niyetinde olduğunu son Ankara ziyaretinde de gösterdi. Özellikle AB ile Türkiye arasında imzalanan sığınmacılar anlaşmasının sürmesi, Erdoğan’ın AB’nin sınır bekçisi olması konusunda verdiği güvencenin karşılığını ödemekten çekinmiyor. Aksi halde sığınmacı akınının yeniden başlaması, içeride ırkçı AFD’nin oylarının tavan yapmasına yol açabilir ve Merkel de başbakanlıktan olabilir. Merkel böylesine bir durumla karşı karşıya kalmamak için Erdoğan’a karşı verilmesi gereken tavizlerin çoğunu vermeye devam edecek gibi görünüyor.

    Kısacası Merkel, iç politik dengelerden ötürü Erdoğan’ı ne tam karşısında ne de tam yanına alıyor. Bir konuda desteklerken diğer konuda eleştirerek dengeyi gözetiyor. Ancak, Erdoğan’ın yaptıkları ve yapacakları bu denge politikasının çok fazla uzun sürmeyeceğini gösteriyor. Referandumdan çıkacak sonuç bu açıdan önemli.

    Evet konuya da girmiş olduk. Referandum sürecindeyiz. Almanya göçmen ve mülteciler açısında en kalabalık Avrupa ülkesi diyebiliriz. Almanya’daki doku, referanduma nasıl yansıyacak sizce?

    Referandum sürecinde her bir oyun, altın değeri var. Zira, “Evet” ve “Hayır”ın yarıştığı bu süreçte, sonucu gerçekten çok az bir oy farkı da belirleyebilir. Genel olarak yurtdışında 3 milyona yakın oy var ve bu oylar toplam seçmenlerin yüzde 6,5’ine tekabül ediyor. Almanya’da ise yaklaşık 1,5 milyon seçmen var. Almanya’dan yüzde 50 katılım olduğunu varsaydığımızda referanduma yaklaşık yüzde 2 etkide bulunabilir. Durum bu kadar önemli. Bu nedenle özellikle AKP, yurtdışındaki oyları almak için yoğun bir çaba harcayacak. Başbakan Yıldırım bu yüzden Oberhausen’e geliyor.

    2015’teki iki genel seçime baktığımızda AKP’nin yurtdışındaki oy ortalaması Türkiye’deki ortalamadan yaklaşık yüzde 10 daha fazla. Ama referandumda bunu koruyacağını sanmıyorum. Katılım oranı arttıkça oy oranı düşecek gibi görünüyor.

    Peki son olarak, nasıl bir referandum kampanyası yürütmek gerekiyor?

    Erdoğan’ın bütün stratejisi, gerilim üzerinden referanduma gitmek. 1 Kasım seçimlerindeki taktiği izleyecek. Kanımca, “Hayır” cephesinin Avrupa’da gerilimi artırıcı değil, düşürücü, özellikle kararsız seçmenleri kazanacak bir söylem kullanması gerekiyor. Sonuçta, referandum süreci bittiğinde “Evet” ve “Hayır”cılar aynı işyerinde çalışmaya, aynı semtte yaşamaya devam edecekler. İpleri koparmayacak tarzda, bugün “Evet” diyen emekçileri ömür boyu AKP’nin saflarında kalmasını sağlayacak söylemlerden uzak durmak gelecek açısından önemli.

    Hayır inisiyatiflerinin mümkün olduğu geniş kesimleri alacak şekilde kurulması, herkesin kendi Hayır gerekçelerini etkili şekilde anlatması durumunda Avrupa’dan otoriterleşmeye, tek adam-tek parti yönetimine karşı önemli bir destek yerine gelmiş olur.

    Elif Sonzamancı/KÖLN

     

  • 12 gerekçeyle Aleviler neden ‘HAYIR’ diyor?

    12 gerekçeyle Aleviler neden ‘HAYIR’ diyor?

    Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 11 Şubat 2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından referandum tarihi de belli oldu. YSK Başkanı Sadi Güven anayasa değişikliği referandumunun 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılması kararının alındığını açıkladı. Genel kamuoyunda  ‘Evet’, ‘Hayır’ tartışmaları sürerken bir çok Alevi Kurumundan da referandumda hayır oyu kullanacaklarına dair açıklamalar gelmeye devam ediyor. Birgün Gazatesi yazarı Turan Eser bu haftaki yazısında, Alevilerin referandumda neden ‘Hayır’ diyeceklerine dair bir tablo ortaya koyuyor;
    Turan Eser’in bir dizi gerekçe sıraladığı yazısı şöyle:

    12 gerekçeyle Aleviler neden ‘HAYIR’ diyor?

    Bir; Her çiçekten bal eyleyen Aleviler, “tekçilik düşüncesine” HAYIR diyor.

    AKP “Türk Tipi Başkanlık sistemi” öneriyor. Bunu da “tek adam, tekçi rejim-tekçi toplum” ideolojisi üzerine kuruyor. Alevi öğretisi ise “yol bir sürek bin bir” diyerek, “yetmiş iki millete aynı nazarla eşit bakmalı” diyor. Alevi, Sünni, Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Ermeni ve tüm renklerin kardeşliğini kutuplaştıran, çoğulculuğa, doğrudan demokrasiye ve katılımcılığa karşı olan değişikliğe HAYIR diyor.

    İki; Rızalıkla cem olmayı, farklı gönülleri eşitlikte birlemeyi hak bilen Aleviler, “tek adam” otoriterliğine HAYIR diyor.

    Alevi öğretisi rızalık üzerine kuruludur. Her insanın kendi geleceğini belirleme, yönetme, söz ve karar hakkına saygı duyar. İnsan hakları gereği, milyonların bu temel hak, adalet ve özgürlükleri tek bir insana teslim edilemez. Otoriter rejimlerin bin bir türlü zulmüne maruz kalmış Aleviler, bu acı tecrübeleri “bir daha asla” yaşamamak için, AKP Anayasa paketinin ruhunda yer alan gerici otoriterleşmeye HAYIR diyor.

    Üç; Aleviler gericiliğe ve yeni rejime HAYIR diyor.

    Aleviler, herkesin dini kendine diyerek, farklılıkları kucaklayan laiklikten yanadır. Dolaysıyla Aleviler, yurttaşlık hakkı yerine, siyasal İslamcılığı birleştirici kimlik olarak dayatan tekçi anlayışa HAYIR diyor.

    Dört; cumhuriyetin demokratikleştirilmesinden yana olan Aleviler, Halifelik özlemlerine HAYIR diyor.

    Toplumun siyasallaşması, siyasetin de toplumsallaşmasının tek yolu, siyasetin demokratikleştirilmesiyle mümkündür. Siyasetin demokratikleşmesi için siyasi partiler kanunun demokratikleşmesi ve seçim barajının sıfıra düşmesi gerekir. Cumhuriyetin demokratikleştirilmesi yerine “Hilafet isteriz” çığlıklarına karşı, Aleviler HAYIR diyor.

    Beş: “Adâlet her işte, Hak’kı bilmektir“ diyen Aleviler, hak ve adalet için HAYIR diyor.

    Haklar ve adalet oylamaya sunulamaz. Aleviler, insan haklarını ve yargı bağımsızlığını tümüyle yok edecek olan, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinin 12’sini, HSYK’nın 13 üyesinin 6’sının, Üniversite rektörlerinin ve bakanların atanmasını tek adama teslim edilmesine HAYIR diyor.

    Altı: “üç can bir cem” diyen Aleviler “egemenliğin” halktan alınıp tek adama devredilmesine HAYIR diyor.

    AKP Anayasa paketi tek adama sınırsız yetki veriyor. TBMM’nin ve “milli egemenlik” hakkını tek adama devrediyor. Cumhurbaşkanın, hem başbakan, hem parti genel başkanı olacak ve milletvekilleri adaylarını o belirleyecek. Tek tek insanların iradesini, seçme-seçilme hakkını bir tek kişinin eline teslim edilmesi asla kabul edilemez. İşte bu nedenle Aleviler HAYIR diyor.

    Yedi; İnsani kamillerin muhabbet meclisinden yana olan Aleviler, tek aklın monolog fetvası ve bencil tahtına HAYIR diyor.

    Aleviler demokrasi ve katılımcılıktan yanadır. Yasama, yürütme ve yargının tek elde toplanmasına razılık göstermez. Halkın haklarını koruyacak olan hukuk devleti, demokratik katılımcı meclis düşüncesine aykırı dayatmalara karşıdır. Kanun yapma, kararname yayınlama yetkisinin, parlamentonun, mahkemelerin, üniversitelerin bir tek kişinin keyfi yönetimine bağlanmasını önlemek için HAYIR diyor.

    Sekiz; Alevilik, görgü yoludur. Görgülere uymayanlara ve hesap vermekten kaçanlara HAYIR diyor.

    Kimse bu dünyada dokunulmaz ve hesap vermekten muaf değildir. Dolaysıyla toplumun birarada yaşama kurallarını tek kişi belirleyemez ya da veto edemez. Halkın seçtiği Meclis’i feshedemez. Meclis, toplum ve siyaset üzerinde vesayet kullanamaz. AKP’nin tek adam rejiminde hesap verme ve yargı denetimi yoktur. Dolaysıyla Aleviler, halka hesap vermekten kaçanlara HAYIR diyor.

    Dokuz; “Benim Kâbem İnsandır” diyen Aleviler, insana karşı baskıcı, ayrımcı ve yasaklara HAYIR diyor.

    AKP Anayasa paketi insan temel hak ve özgürlüklerini gasp etmekle kalmıyor. Aynı zamanda azınlıkların, ötekilerin ve mağdurların haklarının korumuyor ve çoğunlukçu rejime tabi olmasını dayatıyor. Aleviler azınlık hakları gaspına HAYIR diyor.

    On; “İncinme ve incitme“ diyen Aleviler, Anayasa’nın toplumsal uzlaşma ve barış sözleşmesi olduğuna inanır. Dolaysıyla demokratik ve olağan koşullarda, halkın iradesinin doğrudan buluştuğu ortamlarda yapılır. Oysa AKP, OHAL ve KHK rejimi ile şiddet ve korku ortamında „Hayır“ı düşmanlaştırarak yeni rejim dayatıyor. Aleviler, zorun ve gücün kullanıldığı, OHAL ve KHK rejimlerine HAYIR diyor.

    Onbir;“Gelin canlar bir olalım” diyen Aleviler, Şeyh Bedreddin gibi “yarin yanağından gayri her şeyin paylaşıldığı“ insanca ve hakça bir düzen için, insanın insana kulluk düzeni kurmaya çalışanlara karşı HAYIR’lı nesiller yaratmak için HAYIR diyor.

    Oniki; Aleviler AKP’nin Alevi politikasındaki asimilasyoncu ve ayrımcı politikalarına HAYIR diyor.

    AKP’nin Alevi politikalarındaki sicili kabarıktır. Laiklik karşıtı ve kendine özgürlükçü AKP politikaları Alevi haklarına, eşit haklar ve eşit yurttaşlık talebine karşı çıkmıştır. AKP, Aleviliği devletleştirmek ve Sünnileştirmek için Alevilere iki yeşil çizgi dayatıyor;- İslamcılık ve cami!

    Alevilerin ise iki kırmızı çizgisi vardır; Bir; “laiklik ve insan hakları hukuku” İki; “Eşit yurttaşlık ve eşit haklar.” İşte bu nedenle, AKP’nin asimilasyon ve tektipleştirme paketine HAYIR diyen Aleviler, “HAYIR’lar fetola, şerler defola” diyor.
    14.02.2017 – birgün

  • ‘Farklı inançları yok sayan anayasaya  Hayır diyoruz’

    ‘Farklı inançları yok sayan anayasaya Hayır diyoruz’

    PİRHA-Geçtiğimiz günlerde bir çok kurumun biraraya gelerek oluşturduğu ‘’Avrupa’da Hayır Platformu’’ yazılı bir açıklama yaparak başta Aleviler olmak üzere, Êzidîler, Ermeniler, Süryaniler gibi tüm farklı inançları yok sayan bir anayasa değişikliğine hayır dediklerini belirtti.

    Açıklamada diğer kurumlara da açık olunduğu kaydedilerek ‚’’Platformun temel hedefi AKP-Erdoğan faşizminin halklarımıza dayattığı tekçi yönetimi yasallaştıracak referandum propagandaları döneminde hayır kampanyasını en geniş biçimde örgütlemektir.’’ vurgusu yapıldı.

    Bugüne kadar yapılan tüm anayasaların, özellikle de 12 Eylül Anayasası hep gerici ve faşist bir içerik taşıdığı ifade edilen açıklamada:’’ Bütün anayasaların değişmez ilkesi olan ırkçı bakış açısı hep korunmuş, Türkiye’de yaşayan tüm uluslar ve azınlıklar ile farklı inanç grupları sürekli yok sayılmıştır. Bu durum, demokratikleşme kisvesi adıyla 12 Eylül Anayasası’nda yapılan tüm değişikliklerde korunmuştur. Referandumda onaylanması durumunda mevcut parlamenter sistemi değiştirip tekçi-diktatoryal bir rejimi yasallaştıracak olan 18 maddelik metinde de bu temel yaklaşım değişmeden kalmıştır. Mevcut Anayasa’daki anti-demokratik, faşizan unsurlar yetmezmiş gibi yapılmak istenen değişiklik ile tüm farklılıkların yok sayıldığı, tek kişinin hegemonyasına dayalı, tüm renkleri ve farklılıkları ile “Başkan’a” biat etmiş bir toplum hedefleniyor’’ denildi.

    Açıklamada Hayır deme gerekçeleri ise şöyle sıralandı: ’’ Hayır kampanyamızın gerekçeleri çok açıktır:

    ‘Tek Millet, Tek Dil, Tek Bayrak, Tek Vatan’ diyerek Kürtlerin ve diğer tüm halkların varlığını inkar etmektedir. Kürtlerin anadilde eğitimini yasaklamaktadır. Kürtlerin demokratik bir toplum istemlerini ve birlikte yaşama taleplerini reddettiği için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    Başta Aleviler olmak üzere, Êzidîler, Ermeniler, Süryaniler gibi tüm farklı inançları yok saydığından bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    İşçi haklarını, grev, toplu sözleşme ve çalışma haklarını dikkate almadığı için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    İnsan haklarını değil aksine diktatoryal yönetimi esas aldığı için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    Hiçbir kişi halktan daha büyük değildir, bunun için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    Tek adam diktatörlüğünün kadınlara yönelik şiddetine, gerici yaşam biçimin dayatılmasına, çocuklara yönelik tecavüzü yasalaştırma girişimlerine, LGBT’leri ötekileştiren, katledilen erkek egemen zihniyetine HAYIR DİYORUZ!

    Halklar, uluslar, inançlar, cinsler tek adam diktatörlüğüyle bastırılamaz. Tek adam diktatörlüğünü ve onu yaratan gerici sistemi reddettiğimiz için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    Ezilen halkları, ulusları, sınıfları, inançları, cinsleri öteleyip, Saray’daki diktatörü onaylayan bir Anayasa’ya karşı olduğumuz için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    Tüm uluslar için tam hak eşitliği; tüm inançlar için tam özgürlük, tam özgürlüğü güvenceleyen gerçek bir laiklik, kadının, gençliğin, aydınların ve tüm bir halkın demokratik haklarını ilan eden demokratik bir anayasayı savunduğumuz için bu anayasa değişikliğine HAYIR DİYORUZ!

    Gelin hep birlikte eşit, demokratik ve özgürlükçü bir ülke için referandumda HAYIR diyelim.”

  • TV10’un satışa çıkarılmasına Almanya’daki Alevilerden tepki

    TV10’un satışa çıkarılmasına Almanya’daki Alevilerden tepki

    PİRHA- TV10’un da aralarında bulunduğu KHK ile kapatılan kuruluşların satışa çıkarılmasına Almanya’da yaşayan Alevilerden sert tepki geldi. 

    Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında hazırlanan 687 sayılı yeni Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK), Resmi Gazete’de yayımlandı. 687 sayılı yeni KHK’ye göre , YSK, eşitlik ilkesine aykırı yayın yapan özel radyo ve TV’lere ceza veremeyecek. El konulan yayınlar satılacak.

    Kararnameye göre ; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 133. maddesi uyarınca, kayyum atanmasına karar verilip, kayyumlık yetkisi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından kullanılan şirketler, ortaklık payları ve varlıkların Terörle Mücadele Kanunu ile Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunu kapsamına giren suçlardan dolayı müsaderesine karar verilmesi halinde müsadere kararı, satış ve tasfiye edilmesi suretiyle TMSF tarafından yerine getirilecek.

    Karara ilk tepkiyi TV 10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin vermişti. Büyükşahin devletin ortaya koymuş olduğu bu zorla el koyma yaklaşımına sessiz kalmayacayacaklarını ve mücadelelerini sürdüreceklerini söylemişti.

    Almanya’da yaşayan Aleviler karara yönelik  PİRHA’ya konuştu.   Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Bedrana Yıldırım, bu kararla hakikatın sesini kısmak istediklerini belirterek şunları söyledi:

    ’’ Aleviler kendi inançlarına TV10 aracılığıyla sahip çıkıyorlardı. Asimilasyon politikalarına devam ederek , şimdi de KHK ile kapattıkları televizyonumuzu satışa çıkarıyorlar. Bu büyük bir korku girdabına girdiklerinin göstergesidir. Biz Demokratik Alevi Federasyonu olarak, yapılan bu zulme karşı ,TV10 televizyonunun yanında  olduğumuzu, zalime boyun eğmeyip, biat etmeyeceğimizi, mücadaleye devam edeceğimizi belirtmek istiyoruz. ’’

     

    FEDA Eşbaşkanları Veli Kaya ve Bedrana Yıldırım

    FEDA Eşbakanı Veli Kaya ise Tv10’un Alevilerin inanç, kültür ve geleneklerini topluma taşıyan, yasatmaya çalışan sesi olduğunu kaydetti. Bu karara Alevilerin sessiz kalmaması gerektiğini ifade eden Kaya  şöyle konuştu:

    ’’İslamist faşist AKP iktidarı, diktatörlüğünü pekiştirmek için “dikensiz gül bahçesi”,  öteki olarak adlandırdığı, tüm kurum kuruluş ve toplumları hizaya getirme, sindirme ve teslim almaya yönelik saldırılarına devam ediyor. Başta Aleviler, Kürtler, emekçiler ve ötekiler, bu  Muaviye-Yezit zihniyetin kurbanları oluyorlar. Peşpeşe çıkardıkları KHK ile TV10’un da aralarında bulunduğu kanallar kapatıldı. Bu yetmiyormuş gibi malvarlıklarına da el konuldu. Bu hukuksuz saldırıya sessiz kalmayacağız.’’

     

    Pir Veli Uğur

    Koçgiri Pirlerinden Veli Uğur halkın emeği ile kurulan bir televizyonun , sermayeye yön verenlerce kapatılmasının bir zulüm olduğunu aktardı. TV10’un Hak ve Hakikat’ın sesi olduğunun altını çizen Uğur, halkın bu televizyonu tırnakları ile kaza kaza oluşturduğunu, alınan kararın zalimce bir karar olduğunu belirtti.

    Pir Veli Uğur zorbaca herşeyi ters yüz eden bir sistemle karşı karşıya olduğumuzu kaydederek , ’’Yanlışı doğru diye dikte ediyorlar. Sanki bu kadar talanı başkası yapıyor. İyi bir iş yapmış gibi katliamları ile övünüyorlar. Bu talana karşı hesap sormak, yol ve yöntemi üzerinde çalışmak gerekir. Bu zorba ve eşkiya sistemi teşhir etmek gerekir. Alevi pirleri de yolu sürmeli’’ dedi. Uğur, bu yolu temiz ve pak aldıklarını ve öyle de devam ettirmek gerektiğini belirterek, Alevilere birlik olma çağrısında bulundu.

     

    Melek Ana

    Melek Ana (Uğur) ise TV10’un mal varlıklarını satışa sunulması kararına tepki göstererek, TV10’un herhangi bir sermayedar ya da devletten yardım almadığını halkın emekleri ile kurulduğunu, kimsenin böyle bir karar verme hakkı olmadığını söyledi.

    “Bu televizyon bizim emeklerimizle oluştu. Tüm ülkenin Alevi inancının birleştiren bir televizyondu. Halkın olan birşeye ancak halk karar verir’’ diyen Melek Ana, yıllar boyu katliamlardan geçen, ,inançları yok edilen Alevilerin bu duruma tepki göstermeleri gerektiğini söyledi. Melek Ana bilhassa kadınların bu duyarlılığı göstermesi gerektiğine vurgu yaptı.

    Hüseyin Narlı

    TV10 programcısı Hüseyin Narlı ise tepkisini şöyle belirtti:

    “Basına yönelik baskılardan bizler TV10 olarak payımıza düşeni aldık. TV10 Alevi televizyonculuğunda bir aşamaydı. Devletin istediği değil gerçek Alevi fotoğrafını yansıttı. TV10’un sesinin kesilmek istenmesi Alevi toplumuna yönelik sindirme çabasının bir işaretidir. Gezi’nin, 7 Haziran’ın rövanşıdır. ‚’’

    Elif Sonzamancı/ALMANYA

     

  • Cumhurbaşkanı, Anayasa değişiklik teklifini onayladı

    Cumhurbaşkanı, Anayasa değişiklik teklifini onayladı

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Meclisten geçen Anayasa değişiklik teklifini onaylayarak Başbakanlığa gönderdi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başkanlık sistemine geçişi içeren 6771 sayılı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifini onaylayarak referanduma gönderdi.

    Anayasa değişikliği Resmi Gazete’de yayımlandıktan 60 gün sonraki ilk pazar günü referanduma sunulacak.

    Referandum tarihinin 16 Nisan olması bekleniyor.

    Ayrıntılar gelecek…

  • ‘Ülke zifiri bir karanlığa gömülecek’

    ‘Ülke zifiri bir karanlığa gömülecek’

    PİRHA – Anayasa değişikliği başta olmak üzere Türkiye’nin gündemindeki temel sorunları PİRHA’ya değerlendiren Av. Erdal Doğan “Toplumun %35’i değiştirilen anayasanın ne getirip ne götüreceği konusunda bir bilgi sahibi değil” dedi.

    “Toplumun %35’i değiştirilen anayasanın ne getirip ne götüreceği konusunda bir bilgi sahibi değil” diyen Av. Erdal Doğan OHAL’e ilişkin şu ifadeleri kullandı “OHAL darbecileri değil, hükümete muhalif olan tüm kesimleri hedefine aldı. Hedefine almakla kalmadı, yargı bir anlamda alt üst edildi. Hakkında kesinleşmiş bir hüküm olmayan birçok insan çeşitli suçlamalarla görevlerinden ihraç edildi. Bir kısmı tutuklandı” dedi.

    Yaşam tarzına müdahale ve Eğitim müfredatına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Doğan “Reyna katliamı belki bir başlangıçtı hayata müdahale açısından, yaşanan katliam açısından. Bu katliam halk arasında, özellikle de dezavantajlı yani eşit yurttaş olmayan halk arasında büyük kaygı yarattı. Seküler laik Türkler, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar veya farklı inançta olanlar için bir cehennemin başlangıcı mı olacak kaygısı taşınıyor. Maalesef söylemler ve uygulamalar bu kaygıyı güçlendiriyor” değerlendirmesinde bulundu .

    Av. Erdal Doğan’ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle.

    S. Acar: Başkanlığı öngören anayasa getirilmek isteniyor. Bunu bir hukukçu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Av.Erdal Doğan: Anayasa değişikliği hızlı bir şekilde geçirildi. Meclis gündemine sokulan anayasa değişikliğiyle ilgili tartışmalar zaten kamuoyunda fazlaca gündeme geldi. Ama yine de çok ilginç bir şey söyleyeyim istatistiksel verilere göre Mecliste ve özellikle ülke gündeminde bu değişikliğin neler getirip neler götürdüğü konusuyla ilgili halkta yapılan anketlerde toplumun % 35’i halen bu anayasa değişikliğinin neler getirip, neler götüreceği konusunda bilgi sahibi değil. Bunun nedeni de bildiğiniz gibi medyadaki iktidar tarafından tekelleşme ve diğer muhalif medyaların susturulması hususu, hatta Meclis Tv’nin bile kapatılması bir anlamda sansürlenmesi. Bu konuyla ilgili CHP gurubundan bazı milletvekilleri kendi olanaklarıyla teleskop yayını yaptı.

    “OYLAMADA GİZLİLİK İLKESİ AÇIK AÇIK İHLAL EDİLDİ”

    Bu Anayasa değişikliğinde HDP’nin grubu içerisinde 11 milletvekilli tutuklulu olduğu için oylamaya katılamadı. Bu konuyla ilgili düşüncelerini ifade ettiler. CHP gurubu ise bu bu konuyla ilgili çeşitli eylemlerin yanı sıra görüşlerini kamuoyu ile paylaştı. CHP, özellikle MHP ve aynı zamanda AKP’nin içerisinde Anayasa değişikliğine karşı tereddütle bakan kişilerin fikrini değiştirmeleri konusunda epey bir çaba sarf etti. Ama maalesef MHP’den çok az bir grup milletvekili ret oyu verdi ve çekimser kaldı. Büyük oranda MHP daha önce AKP ile yapılan konsensüs ile ilgili Devlet Bahçeli’nin nezdinde yapılan konsensüs sonucu bu anaysa değişikliğine evet çıktı. 330’un üzerindeki her bir madde oylanmış oldu. 338, 340, 333 oranında oy çoğunluğuyla referandum yeterliliğini aldı. Burada en büyük hata usul açısından yani  bu konudaki oylamada gizlilik ilkesi bildiğiniz gibi ihlal edildi. Bunu çok açık açık ihlal ettiler. Bunlar kayıtlarla yani milletvekillerin çektiği görüntülerle ve Meclis Tv’de olan görüntülerle çok aşikar.

    CHP’nin bu konuyla ilgili bir çıkışı oldu biliyorsunuz. Gizli oy açık sayım ilkesi ihlal edildiği için konuyu anayasa mahkemesine taşıyor. Anayasa mahkemesi bu konuyla ilgili geçmişteki kararları var yani bunun bir anayasal ihlal olduğunu ve seçim ihlali olduğunu ve tekrar seçime gidilmesi için bir karar verilebilir. Ama anayasa mahkemesi üyeleri bu konuda bağımsız ve tarafsız davranacaklar mı orası şüpheli.

    S.Acar: Neden Şüpheli?

    Çünkü kendi üyeleriyle ilgili FETÖ davasıyla ilgili soruşturmada alınanlarla, tavır ve tutumları çok yadırganacak bir tutumdu. Ayrıca bu KHK’lerle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvurulara ilişkin “biz bakmayız, bu konu bizi ilgilendirmiyor” diyerek geri göndermiş olmaları da ne kadar iktidar dümen suyunda, faaliyet gösterdiğinin de belli.

    Bu bir rejim değişikliği çünkü bir parlamenter sistem eksikliklerine rağmen bugüne kadar sürdü. Şimdi bütün kurumlar aslında değiştirilmeye çalışılıyor. Tüm demokratların, solcuların muhaliflerin amaçladığı daha demokratik bir cumhuriyet çabasıydı. Bu demokratik cumhuriyet çabası içerisinde daha demokratik bir parlamenter sistem, baraj sisteminin ortadan kaldırıldığı, yasama organının daha iyi çalışabileceği, aynı zamanda yürütme üzerinde hem yasamanın hem de yargının daha çok denetimini sağlayabileceği ve bu anlamda da yargının bağımsız ve tarafsız olabileceği bu temelde güçlendirilmiş bir parlamenter sistem savunuluyordu.

    Şimdi baktığımızda özellikle 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasının başlamasından itibaren bir şekilde yargıda büyük bir değişikliğe gidildi. Mecliste de dört bakan görevden alınmıştı o zamanlar kabine değişikliği yapıldı. Ve seçimler oldu. 7 Haziran seçimi oldu 7 haziran seçimi daha ilk günden MHP gurubundan ilk gece açıklamasında yeni seçim startı verilmişti. 1 Kasım seçimine giderken gerçekten halk ciddi bir şekilde terörize edildi. Özellikle Güneydoğu ve Doğu bölgelerinde Kürt illerine göre çoğunluğu oluşturan bölgelerde yapılmış olan güvenlik önlemleri hukuki olmaktan çıkmış ve bunlar tamamen anayasa ihlali biçiminde olmuştu. Uluslararası sözleşmeleri ihlal eden bir güvenlik konsepti içerisinde insan hakları ihlali ve insanlığa karşı suçların işlendiği bir sisteme dönüşmüştü.

    O dönem içerisinde sıkı yönetimin daha beterini diyebileceğimiz hukuki önlemler, sokağa çıkma hakkı, seyahat özgürlüğü, yaşam hakkı, işkence yasakları gibi bir sürü temel hakların ihlal edildiği bir dönemdi o dönem. Sonrasında 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Bu girişimin hemen arkasından fiiliyata bir buçuk iki yıl önce başlayan uygulamanın aslında yasal bir durumu oluşturulmaya çalışıldı, OHAL süreciyle. OHAL’in çıkış nedeni yine Anayasal hükümler içerisinde OHAL çıkış nedeni belli olan bir hedefe göre kilitlenir.

    S.Acar: Nedir bu hedefler?

    E.Doğan: Darbe girişimine karşı, darbecilerin ortaya çıkartılması, bu konuda etkisiz hale getirilmesi ve yargının daha demokratik işlemesine, yargının, parlamenter sistemin, idarenin demokratik sistemle işlemesi için çabaları amaçlar OHAL.

    Tam tersine OHAL darbecileri değil hükümete muhalif olan tüm kesimleri hedefine aldı. Hedefine almakla kalmadı yargı bir anlamda alt üst edildi. Hakkında kesinleşmiş bir hüküm olmayan birçok insan çeşitli suçlamalarla görevlerinden ihraç edildi. Bir kısmı tutuklandı. Yargıyı bir kısmı halen stajı süren yargıç ve savcılardan oluşan bir yapıyla idare eder hale geldi. Kolluk dediğimiz polis bu konuyla daha yetki sahibi oldu. Ve bu konuyla ilgili KHK’yle çıkarılan Olağanüstü yetkilerle, polis çok daha geniş yetkilerle donatılarak, yargının da yetkisini almış oldu. Böylelikle Olağanüstü Hal rejimi daha önce, bir buçuk iki yıl önce başkanlığı fiilen uygulayan Cumhurbaşkanı’nın bu durumu OHAL’le hukuki hale getirilmeye çalışılıyor. Yetmezmiş gibi Başkanlık rejimiyle de bu tamamen anayasal bir hükme kavuşturulmaya çalışıldı. Bunu devlet Bahçeli kendisi “fiiliyatta olanı hukuki hale getirmektir” dedi.

    “BAŞKANLIK REJİMİNİN OLDUĞU ÖRNEKLERDE OLMAYAN YETKİ GÜNDEMDE”

    Burada tek bir adam sistemi, tek bir kişinin yargı üzerinde, parlamento üzerinde ve aynı zamanda da yürütme üzerinde yetkisinin olduğunu gördüğümüz bir durum. Yargının büyük bir oranını kendi seçiyor, yürütmeyi, bakanlar kurulunu dışarıdan seçebiliyor, parlamento içerisinde fes etme yetkisine sahip. Böyle olağanüstü, şuanda başkanlık rejiminin olduğu örneklerde olmayan bir yetki gündemde. Parlamenter sistemde olmayacak, başkanlık rejiminde de olmayacak. Çünkü örnek aldıkları ne Fransa’da böyle ne Amerika’da böyle ne de demokrasi götürülmeye çalışılan Suriye’de böyle.

    Suriye’de bile denetim mekanizmaları var. Yani Esad‘ın başında olduğu rejimde bile denetim mekanizmaları olan bir sistem. Böyle bir durum elbette ki korkunç bir tabloyu getirecek önümüze. Halen gözaltına alınmamış, tutuklanmamış, kapatılmamış birçok muhalif veya muhalif ses, aynı zamanda kurumlar, basın, medya, sivil toplum kuruluşunun kapatılması gündeme gelecek.

    S.Acar: Sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınanlar, tutuklananlar oldu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    E.Doğan: Bu konuyla ilgili zaten müjdeliyorlar bu sene itibariyle 75 tane hapishanenin bitirileceğini söylüyorlar. Çünkü mevcut olan hapishaneler, gözaltı durumlarını kaldıramaz boyutta. Hatta geçen günlerde CHP’li bir milletvekili basına bir açıklama yaptı. Sosyal medyada 17 bin kişi hakkında soruşturma başlatıldığı, fakat gözaltı birimlerinin yoğun olduğundan bu konuyla ilgili girişimin şuanda başlatılmadığıyla ilgili bir bilgiydi.  Bu, hükümet tarafından, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından red edilmedi.  Başkanlık rejimi geçerse, özellikle referandumda evet çıkarsa bu, sosyal medyadaki soruşturmalarda başlar, birçoğu tutuklanır. Çünkü şuan elimizde kalan çok az muhalif basın İnternetten yayın yapıyor. Bu konuda mevcut sayılı birkaç gazetenin kapatılmasının yanında, tüm medyaya hakim olma ve ses çıkarılmaması konusuyla ilgili zifiri bir karanlığa gömülecek ülke.

    “REİNA KATLİAMI BELKİ BİR BAŞLANGIÇTI HAYATA MÜDAHALE AÇISINDAN”

    S.Acar: Bu sistem değişikliği eğitimi nasıl etkileyecek?          

    E.Doğan: Bu aynı zamanda bütün sistemim değiştirileceği gibi, Milli Eğitim müfredatını da değiştirme projeleri. Eğitimi dinselleştirme, diyanetin bu konuda özellikle reina katliamı öncesindeki yıl başı kutlamalarıyla bugüne kadar açıklayamadığı hususlardaki kin, öfke, ayrımcılık ve nefret söylemlerini topluma dalga dalga yaygınlaştırması, eğitim sistemi ve medya sistemiyle daha çok kolaylaşacak. Reina katliamı belki bir başlangıçtı hayata müdahale açısından.

    Bu katliam, halk arasında özellikle de dezavantajlı seküler laik Türkler, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar  için bir cehennemin başlangıcı olacak. Bu yalnızca belli bir kesim için değil, Türk ve Sunni de olabilir. Ama daha demokrat, daha seküler yaşamak isteyen insanlar içinde bir tehdit durumu söz konusu olacak.

    S.Acar: Anayasa değişikliği ekonomiyi nasıl etkileyecek?

    Bu getirilecek anayasa değişikliği referandumda evet çıkarsa, ekonomik güvensizlik daha da artacaktır. Türkiye aynı zamanda bir BM üyesi ve ondan da öte daha kıta ötesi hukuk sistemi olan Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği aday ülkesi. Konsey kurucu üyesi, AİHM’in sistemine dahil olmuş, Anayasasında AİHM’yi yasalarından üstün tutmuş, Anayasal hükmünde tutmuş, içtihatları böyle kabul etmiş bir ülke Türkiye.

    “KENDİSİNİ DENETLEMEYECEK BİR MEKANİZMAYA BÜRÜNMEK İSTİYOR” 

    Bütün bu içtihatlar, bütün o demokratik yaşamı ve toplumu hedefleyen, ilke ve hükümler bir anlamda hiçleştirilecek, yok edilecek, tam tersine kendisini denetleyemeyecek bir mekanizmaya bürünmek isteyecek.

    Bütün o bloklardan, demokratik değerlere sahip çıkmaya çalışan sistemden bir kopuşu getirecek. Buda aynı zamanda Avrupa Birliği sürecinden kopuş. Zaten birçok söylem veya politik yaklaşımı da o şekilde. Örnek aldıkları sistem Çin, Rusya, İran gibi denetlenmeyen ve bu konuyla ilgili demokratik sistemi sorgulanmayan, idam cezalarının ciddi bir şeklide uygulandığı, muhalif seslerin çok yer bulmadığı bir sisteme öykünme durumu var. Şunda mevcut olan Avrupa Birliği mekanizması ve aynı zamanda BM mekanizması Türkiye’deki keyfiliklerin bir kısmını önlemektedir. Bunlar halen çok ciddi bir şekilde rahatsızlık vermekte Türk idarecilerine.

    Semra Acar / İSTANBUL

     

  • Odabaş: Din dersi kararı anayasal düzene kavuşturulmalı

    Odabaş: Din dersi kararı anayasal düzene kavuşturulmalı

    PİRHA-ABF Örgütlenmeden Sorumlu Genel Sekreteri ve Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, İstanbul 9. İdare Mahkemesi’nin zorunlu din dersi ile ilgili verdiği kararı PİRHA’ya değerlendirdi.

    Çocuklarının zorunlu din dersinden muaf tutulmasını isteyen bir ailenin açtıkları muafiyet davasında mahkeme ”din derslerine katılmamayı tercih edebilecekleri en tabii hakları olduğundan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” kararını aldı. Mahkemenin verdiği kararın Aleviler açısından olumlu ve umut verici bir karar olduğunu vurgulayan Odabaş, ”Yıllardan beri Alevi kurumları ve Alevi yurttaşlar olarak zorunlu din dersleriyle ilgili mücadele ediyoruz. Mahkemenin vermiş olduğu bu kararın örnek teşkil edeceğini düşünüyoruz.” dedi.

    Yerel mahkemenin almış olduğu kararın önemli bir karar olduğunu söyleyen Odabaş, ayrıca şunları belirtti: ”Önemli olan bu kararın uygulanıp uygulanmayacağı. Bu doğrultuda geçmişte alınan AİHM kararları da var. Ancak uygulanmıyor.”

    “İSTEMEDİĞİMİZ ŞEYLERİ BİZİM ÇOCUKLARIMIZA AŞILIYORLAR”

    Şu anki eğitim sistemine de değinen Odabaş, ”Şu anki sistemde çocuklarımız yarış atı gibi koşturuluyor. İstemediğimiz şeyleri bizim çocuklarımıza aşılıyorlar. Zorunlu din derslerindeki dayatmaları kabul etmeyen çocuklar öğretmenler tarafından farklı bir muamele görüyorlar, yalnızlaştırılıp ötekileştiriliyorlar. İnsanların çocuklarına kendi evlerinde inançlarını, örf ve adetlerini öğretmeleri en doğalıdır. Mahkemenin aldığı karar da ancak anayasal düzene kavuşturulursa o zaman hem Aleviler hem de diğer dinlere mensup insanlar açısından daha iyi olacağına inanıyorum.” dedi.

    Suay Abak /İSTANBUL

  • ‘İnsanın mühürlenemediğini anlatmamız gerekiyor’

    ‘İnsanın mühürlenemediğini anlatmamız gerekiyor’

    PİRHA- 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ilan edilen OHAL sürecinde medyada kısıtlandığını ve yasaklandığını düşündükleri akademisyen, gazeteci ve siyasetçilere yer vermeyi amaçlayan internet ortamındaki yayınlara bir yenisi daha eklendi: WEBİZ…

    WEBİZ, ilk facebook canlı yayınını 11 Kasım 2016’da gerçekleştirdi.

    WEBİZ’de yayınlanan programalardan biri de Reya Heq programı. Bu program, Alevilerin sorunlarını dile getiren, gündeme ilişkin meselelerin konuşulduğu 25 dakikalık bir program. Programın sunucusu Çilem Küçükkeleş. İlk programında Aleviler ve Anayasa ve OHAL konularını Ali Kenenoğlu ile konuşan Küçükkeleş, bu haftaki programında ise Kemal Bülbül’ü konuk edecek. Programında eğitim müfredatı, yeni gelen müfredatta bütün okulların İmam Hatip’e çevrilmesi, zorunlu din dersleri ve Alevi çocuklarının ne yapacağı” gibi konular konuşulacak.

    “ALEVİLER KENDİ BAKIŞ AÇILARIYLA BAKABİLSİN DİYE BU PROGRAMI YAPIYORUZ”

    İnternet üzerinden yayın yapan ‘WEBİZ’ Tv’de Reya Heq programını sunan HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş PİRHA’ya konuştu. Küçükkeleş “Alevilerin de bu özgür basının yaptığı yayınlara kendi dili, kendi rengi, kendi bakış açısıyla dahil olabilmesi için biz de Webiz Tv’de Alevi programı yapmaya karar verdik” dedi.

    Alevilerin kendi güçleriyle oluşturduğu bütün ekranlar kapandığı için yeni bir televizyon yaratmanın da çok büyük ekonomik imkanlar gerektirdiği için internet üzerinden bir çok özgür basın çevresinin yayın yapmaya başladığını söyleyen Küçükkeleş, “Tek renkli, tek sesli, tek akıl, tek düşünceli medya güruhuna karşı bizim de sesimizi rengimizi umudumuzu anlatabileceğimiz bir ekran” dedi.

    İnternet üzerinden yayın yapmanın dezavantaj olduğunu söyleyen Küçükkeleş, “İnternet meselesinden dolayı Türkiye’nin her tarafında herkesin özellikle hala coğrafyasında yaşayan Alevilerin malesef ki bu programları izleme olanağı yok” dedi.

    “ALEVİ EKRANLARININ TEKRAR YAYINA DÖNMESİ ELZEM BİR İHTİYAÇ”

    Alevi ekranlarının tekrar yayına dönmesinin elzem bir ihtiyaç olduğuna vurgu yapan Küçükkeleş “En azından onlar yayına dönene kadar kentte internet iletişimi olabilen Alevi toplumuyla en azından bu kadar çabuk değişen gündemle bizim nasıl baktığımızı, nasıl değerlendirdiğimizi, içinde kendimizi bulup bulmadığımızı değerlendirebileceğimiz bir İnternet televizyon programı” diye konuştu.

    “Biz mutlaka bir çıkacak yer buluruz, sızacak bir kaya buluruz, mutlaka kendimize bir yol çizeriz” diyen Küçükkeleş “Yasaklamalar sadece maddi şeyler içindir. Yani kapılar, binalar için, insana uygulanamayan, insanın mühürlenemediğini bir şekliyle bu sisteme anlatmamız gerekiyor” dedi.

    “DEVLET YARDIMI OLMADAN, KENDİ LOKMALARIMIZLA YAPABİLİYORUZ”

    “Başladığımız bu yolun büyümesini, Alevi ekranlarının yeniden açılmasını ve doğal olarak geliştirdiğimiz yol ve yöntemin devlet yardımıyla değil de kendi lokmalarımızla da yapabileceğimizi, sadece devletin sunduğu imkanlarla sınırlı kalmayıp kendi imkanlarımızla bütün bu ceberut sisteme mutlaka sesimizi duyuracağımız kanallarımızı yaratacağımızın bir  göstergesidir” diye konuştu.

    Küçükkeleş “Bunun en doğal yolu ve yöntemi Alevi ekranlarının açılmasıdır. Ama bunlar olana kadar da yolumuza devam edeceğimizin göstergesidir” dedi.

    MEDYA NEREYE?

    OHAL sürecinde, Türkiye medyası ağır bir bilançoyla karşılaştı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti(TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası(TGS), Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu(DİSK) tarafından yayınlanan verilere göre, OHAL’in ilan edilmesinden bu yana geçen dört aylık süreçte, 133 gazeteci gözaltına alındı, 2 bin 308 gazeteci işsiz kaldı. Aralarında TV ve radyo kanalları, haber ajansları, yayınevleri ve gazetelerin de olduğu 131 yayın kuruluşu kapatıldı. 146 gazeteci cezaevlerinde tutuklu bulunuyor.

    Kanun Hükmünde Kararnameyle kapatılan medya kuruluşlarından İMC TV, Yol TV, Hayatın Sesi TV muhabirleri 30 Ekim Pazar günü “Kanal kapatmalara inat kendi TV programımızı yapıyoruz” duyurusuyla Periscope, Facebook gibi sosyal medya kanalları üzerinden bir canlı yayın gerçekleştirmişti. “HaberSİZsiniz” adını koydukları oluşum aynı yolla yayını sürdürüyor.

    Semra Acar/İSTANBUL

  • ‘Hangi bütçeyle kampanya yürüteceksin?’

    ‘Hangi bütçeyle kampanya yürüteceksin?’

    HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, referandum kampanyası sürecine dair Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a “Hangi bütçeyle bu kampanyayı yürütecek?” sorusunu yönelterek, “AKP mi organize edecek ya da Cumhurbaşkanı partiliymiş gibi AKP mitinginde mi konuşacak?” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), hafta sonu gerçekleştirdiği Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu toplantılarında referandum sürecinde yürütülecek kampanyanın ana hatlarını masaya yatırdı. İki gün boyunca devam eden toplantıların sonuçlarını ise HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen kamuoyu ile paylaştı.

    Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulunan Bilgen, toplantılarda “kalıcı OHAL süreci” olarak değerlendirdikleri Anayasa değişikliğini ve referandum sürecinde yürütecekleri kampanyayı kısmen planladıklarını bilgisini verdi.

    “KHK DÜZENLEMESİ ÖLÜYE MAKYAJ YAPMAKTIR”

    Bilgen, referandum gündemine geçmeden önce bugün yayımlanan dört yeni Kanun Hükmünde Kararnameye ilişkinde değerlendirme yaptı. Bilgen, “Bu kararname ölüye makyaj yapmaktır. Avrupa Konseyi’nin kritik toplantısı öncesi böylesi bir düzeltme ölümü gösterip, sıtmaya razı etmektir. Öldürülen özgürlüklerin makyajlanarak uluslararası arenadaki sıkışmışlıktan kurtulmanın arayışıdır. Bir inceleme komisyonunun geçte olsa kurulması önemlidir. Ancak OHAL’i tümüyle kaldıran göstermelik mekanizmalar değil esastan bir adım atılmalıdır” diye konuştu.

    Bilgen, toplumun referandum öncesi bu süreci tartışmasının olanaklarının yaratılması gerektiğini ancak bunun yaratılmadığını ifade ederek, “Birkaç kişinin içeriğini bildiği, sadece Bahçeli ve Erdoğan’ın bildiği, vekillerin içeriğini bilmeden imzaladığı hatta mükerrer imzaladığı bir paket olmuştur. Toplumsal dinamiklerin bu sürece katılması imkansızlaştırılmıştır” dedi.

    Bilgen, referandum sürecinde kadar kaygılarını da paylaşarak, “Seçim hilelerine dair bir kaygımız var. ‘Hayır’ demenin ne kadar özgür bir ortamda gerçekleşeceğine dair kaygımız var. ‘Hayır’ diyen, ‘hayır’ diyeceği tahmin edilen çevrelere dönük şimdiden baskılar yapılmakta, bu da sürecin ne kadar antidemokratik olacağının göstergesidir” ifadelerini kullandı.

    “CUMHURBAŞKANI HANGİ BÜTÇEYLE KAMPANYA YÜRÜTECEK?”

    “Cumhurbaşkanı hangi bütçeyle bu kampanyayı yürütecek?” diye soran Bilgen, şöyle devam etti: “AKP mi organize edecek ya da Cumhurbaşkanı partiliymiş gibi AKP mitinginde mi konuşacak? Cumhurbaşkanı için ayrılan örtülü ödenekten mi harcayacak yoksa Cumhurbaşkanı tarafsız olması gereken pozisyonu ile mi bu kampanyayı yürütecek? Cumhurbaşkanı bütçesi herkesin alın terinden kesilerek oluşturulur. Eğer toplumun bir kesimi Cumhurbaşkanı gibi düşünmüyorsa, pakete ‘hayır’ diyorsa Cumhurbaşkanı’nın onların vergisini kendi tercihi lehinde kullanma hakkı olabilir mi? Bunun demokratikliği, hukukiyeti olabilir mi? Cumhurbaşkanı düşüncesini kamuoyu ile paylaşabilir, herkesin söz söyleme hakkı ne kadar varsa onun da o kadar vardır ama mevkisinin imkanlarını kullanması seçime şaibe düşürecektir.”

    Bilgen, referandum tavırlarının bir kez daha “net biçimde hayır” olduğunun altını çizerek, “Bizim açımızdan sokağın, toplumsal kesimlerin, insanların günlük hayatını etkileyecek olması, bu seçime duyarsız kalmaması, sandığa gitmesi gerekmektedir. Bu süreç kararsız kalınacak, dışında kalınacak bir süreç değildir. Bu süreç, herkesin söz söylemesi gereken, aktif olması gereken bir süreçtir” dedi.

    KAMPANYA PLANLAMASI 

    Bilgen, kampanya sürecinin somutlaştırılması tartışmalarının devam ettiğini de belirterek, şu ana kadar netleşen planlamalarına ilişkin şunları söyledi: “İnsanların on yıllarca verdiği emeğe el konulmasına, işine son verilmesine karşı ‘Hayır’ diyor olacağız. Yakın zamanda çalışmalarımızı netleştireceğiz. Netleşen bazı toplantılarımız var; Kadın Meclisi’mizin bir Ankara toplantısı planlaması var. Ayrıca biz bileşenlerimizle tartışmalarımızı yapacağız. Biri Diyarbakır, biri de İstanbul olmak üzere iki deklarasyonla demokratik mücadele çağrısı yapacağız. Bütün çevrelerin sorumluluğunu yerine getirmesi için destek verici bir sorumluluk üstleneceğiz. Farklı kesimlerle bu süreci tartışıyoruz. Referandum bizim için OHAL’e hayır deme referandumudur. Çeşitli kesimler, platformlarla Türkiye’deki farklı gruplarla buluşmalar planlamaya devam edeceğiz. Şubat ayının ilk haftalarında halk toplantıları organize edeceğiz. Mümkün olduğunca çok il ve ilçede bu süreci halkımızla tartışacağız. Bu süreçteki medya sansürü karşısında da sesimizi duyurmanın yol ve yöntemlerini belirleyeceğiz.”

    “HAYIR DEMEK İÇİN NET GEREKÇEMİZ VAR”

    Açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Bilgen, “boykot” tartışması gündemlerine girip girmediği sorusuna “Hiçbir şekilde böylesi bir alternatif dahi gündeme gelmedi. Hiçbir spekülasyon yapılamayacak kadar net bir ‘Hayır’ı en güçlü şekilde sandıktan çıkaracağız. En net hayır bizim seçmenimizdedir. Yüzde 85’in altında HDP seçmeninde hayır bulan anket sonucu yok. Bu tabloya rağmen HDP seçmenin ‘hayır’ demesi için net gerekçesi varken sadece HDP üzerinden bir polemik yaratmayı da siyaseten doğru bir strateji olarak görmüyoruz. Boykot gündemimizde yok. Meclis’teki tavrımız tutuklu milletvekillerimize dikkat çekmek için alınan bir tavırdır” yanıtını verdi.

  • Önlü, Dersimspora yapılan saldırıları Meclis gündemine taşıdı

    Önlü, Dersimspora yapılan saldırıları Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-HDP Dersim Milletvekili  Alican Önlü  Dersim Spor’un Silivri Spor maçında ve daha önceki tüm maçlarda uğradığı ırkçı ve ayrımcı saldırılara yönelik meclise soru  önergesi verdi.

    2009 yılında kurulan Dersimspor, Tunceli Amatör Ligi’nde şampiyon olup Türkiye Futbol Federasyonu tarafından 2010-2011 sezonundan itibaren ilk defa uygulamaya konulan Bölgesel Amatör Lig’e dahil oldu.

    2014-2015 sezonunda Dersimspor, Bölgesel Amatör Ligi 3. Grup’u lider tamamlayarak tarihinde ilk kez 3. Lig’e yükseldi.

    2 yıldır 3. ligde mücadele veren Dersimspor deplasman maçlarının birçoğunda Kimliğinden ötürü ırkçı saldırılara maruz kalıyor. Çatalca Spor Kulübü ile yaptığı maçta ise tabelada ismi sansürlenmişti. Silivri Spor maçında da kulübün yönetici ve taraftarları tarafından hakaret ve küfürlere maruz kalmıştı. Dersimspor aynı maçı yöneten hakemin tutumlarını da yanlı bularak eleştirmişti.

    “İKTİDARIN KUTUPLAŞTIRICI SÖYLEMLERİ HER ALANDA KARŞIMIZA ÇIKIYOR”

    Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay KILIÇ tarafından Anayasa’nın 98. ve İçtüzüğün 99. maddesi gereğince yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle verilen önergede HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, “İktidarın kutuplaştırıcı söylemleri eğitimde, sağlıkta, kültür ve sanatta, yaşamın her alanında olduğu gibi barışı, kardeşliği dostluğu pekiştiren sporda da karşımıza çıkmaktadır” vurgusu yapıldı.

    “DERSİM SPOR KULÜBÜ SİLİVRİSPOR MAÇINDA SALDIRILARA MARUZ KALDI”

    Operasyonların, baskıların en yoğun yaşandığı, coğrafya olan Dersim’de her türlü zorluklara rağmen Dersimspor kulübü faaliyetlerini sürdürmektedir diyen Önlü, “Silivri Spor ile yaptığı karşılaşmada da bugüne kadar ki süreçte yapılan tüm karşılaşmalarda, rakip seyirci ve yöneticilerin küfür ve hakaretlerine, bilinçli taraflı hakem uygulamalarına maruz kalmıştır. Dersim Spor taraftarları ise, güvenlik kontrolü adı altında her türlü ayrımcılığa ve kötü muameleye tabi tutulmuşlardır, dedi.

    Alican Önlü’nün verdiği önergede şu sorular soruldu;

    1. Bakanlığınızca, Dersimspor’un katılmış olduğu karşılaşmalarda bilinçli, taraflı hakem uygulamaları iddialarına ilişkin soruşturma yapılacak mıdır? Bu iddialar doğru ise hakemler hakkında gerekli idari ve hukuki süreç başlatılacak mıdır?
    1. Dersimspor taraftarlarına yönelik “güvenlik kontrolü” adı altında, kötü ve ayrımcı muamelelere maruz kaldıkları yönündeki iddialara ilişkin gerekli idari ve hukuki soruşturma başlatılmış mıdır?
    1. Dersimspor’un karşılaşmalarda, rakip seyircinin ve yöneticilerin hakaretlerine maruz kaldığı yönünde ki iddialarına ilişkin gerekli inceleme ve soruşturma başlatılacak mıdır?
    1. Yine 18 Aralık 2016 da Dersimsporun, Çatalca Spor ile yaptığı karşılaşmada, Dersimspor kulüp müdürlerine, teknik ekibine, futbolcularına ve taraftarlarına yönelik ırkçı tezahürat ve küfürler edilmiş, ikinci yarıdan sonra ise tabelada Dersimspor yerine xxxxspor yazmıştır. 18 Aralık’ta gerçekleştirilen bu karşılaşma ile ilgili gerekli inceleme yapılmış mıdır? Yapılmamış ise sebebi nedir?
    1. Son olarak Dersimspor- Kemerspor karşılaşmasında, taraflı hakem uygulamaları iddialarına ilişkin idari ve hukuki soruşturma başlatılmış mıdır?
    1. Bakanlığınızca, sporda şiddetin ve ayrımcılığın önüne geçmek amacıyla alınan tedbirler nelerdir?
  • ‘Aleviler “geri zekalı” mı ki? Bir vali yok, kaymakam yok!’

    ‘Aleviler “geri zekalı” mı ki? Bir vali yok, kaymakam yok!’

    PİRHA- Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı Dedelerinden Adıgüzel Erbaş, Alevilerin tarihte hiç rahat etmediklerini belirterek, sürecin Alevilerin aleyhine işlediğini vurguladı. Erbaş, eğitim müfredatının da gerici olduğunun altını çizdi.  

    Geçtiğimiz hafta İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Alevilerin en çok Adnan Menderes ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan zamanında rahat ettiklerini söylemişti. Soylu böyle söylerken, iktidara yakın akademisyenler de Alevilere yönelik nefret söylemlerini sürdürüyor. Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Eğitim Fakültesi Bilgisayar ve Teknolojileri Eğitim Anabilim Dalı Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Bekir Kürşat Doruk’un derste Alevilerle ilgili “Aleviler dine dair her şeyi yanlış anlamış, Aleviler içki içip sapıtıyorlar” ifadelerini kullandığı basında yer aldı. Daha önce de Muş Alparslan Üniversitesi’nde araştırma görevlisi Abdulkadir Şen Alevilere hakaret etmişti.

    Hem Soylu’nun açıklamaları, akademisyenlerin nefret söylemleri ve eğitim müfredatının iyice gericileştirilmesine Alevilerin tepkisi yükseliyor.

    ALEVİLER HİÇ RAHAT ETMEDİ 

    Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı Dedelerinden Adıgüzel Erbaş, PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’deki sürecin Alevilerin lehine gelişmediğini belirten Erbaş, televizyon kanallarında, gazetelerde ve kentlerde Alevilerin canını sıkan, aşağılayan olaylar yaşandığına dikkat çekti.

    “Erdoğan dönemini yaşayarak görüyorum” diyen Adıgüzel Erbaş Dede, “Aleviler tarihte hiç rahat etmemişlerdir. Nasıl rahat etmişler? 81 ilin valisi var. Bir Alevi vali var mı? 800 kaymakam var, bir  Alevi kaymakam var mı? 15 orgeneral var, bir Alevi orgeneral var mı? Yani bunu söylerken biraz sağduyulu olmak gerekir. Süleyman Soylu’nun sağduyulu olmadığını biliyorum ben. Aleviler gerizekalı mı? Bir tane vali yok, kaymakam yok” ifadelerini kullandı.

    EĞİTİM MÜFREDATI GERİCİ”   

    Eğitim müfredatının gerici olduğunu belirten Adıgüzel Erbaş Dede, şunları kaydetti:

    “Bilimsel eğitimden uzaklaşan gerici ve şeriatçı bir müfredattır. Eğitim Bir-Sen’in hazırladığı bir müfredattır. Gericidir, şovendir. Atatürk ilkeleri, İnönü tarihteki yerini almışlardır. Onları müfredata alsalar da almasalar da İnönü’nün 2. dünya savaşına ülkemizi sokmayışı ve Mustafa Kemal’in bağımsızlık mücadelesi verişini onlar yazsa da bu halk biliyor, yazmasa da halk biliyor. Ancak Eğitim Bir-Sen’in hazırladığı gerici bir müfredattır. Ülkeyi adım adım şeriata götüren bir müfredattır. Çocuklarımızı gericileştiren bir müfredattır.”

    “BAŞKANLIĞA HAYIR”

    Başkanlığı öngören Anayasa değişikliğine de tepki gösteren Adıgüzel Erbaş Dede, “Hayırda hayır vardır, onu beğenirim.  Ben severim Hayır’ı. Zaten gülbanglarımızda da ‘vakitler hayır ola’ diye başlıyoruz” diyerek referandumda hayır diyeceğinin sinyalini de verdi.

    Nilgün Mete-Semra Acar/İSTANBUL

     

  • Medya Gözlem Raporu açıklandı

    Medya Gözlem Raporu açıklandı

    2016’nın son çeyreği Ekim-Kasım-Aralık ayını kapsayan BİA Medya Gözlem Raporu’na göre, 131 gazeteci 2017’ye cezaevinde girdi, 41 gazeteci ve medya çalışanı gözaltına alındı, KHK ile 24 medya organı kapatıldı.

    Ekim, Kasım ve Aralık ayını kapsayan BİA Medya Gözlem 2016 4. Çeyrek Raporu açıklandı. Raporda, “OHAL dönemi hapsedilen/tutuklanan gazeteciler” ve “yasaklamalar, kapatmalar, toplatmalar” ile “saldırı, tehdit ve engellemeler”, “AYM”, “AİHM” ve “RTÜK” bölümleri yer alıyor.

    Rapora göre; 131 gazeteci Ocak 2017’ye cezaevinde girdi. Gazetecilerin hepsi TMK ile TCK kapsamında “örgüt”, “terör” veya “devlet kurumlarının eleştirisi” ile bağlantılı suçlamalar kapsamında hapiste bulunuyor. Gazetecilerin 81’i cemaat medyası, 31’i Kürt medyasını temsil ediyor. 2015’in aynı döneminde 31 gazeteci cezaevindeydi; gazetecilerden 17’si Kürt medyasında.

    GAZETECİ CİNAYETLERİ/YARGILAMA

    Hrant Dink Cinayeti

    Dink’e adalet 10 yılda gelmedi: Agos gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in İstanbul Şişli’deki Agos gazetesi önünde öldürülmesiyle ilgili kamu görevlilerinin yargılandığı 2’si tutuklu 35 sanıklı dava, cinayetin 10. yılında sürüyor. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 30. Celse sonunda eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Başkanı Ali Fuat Yılmazer’in tutukluluğunun sürmesine karar verdi. Yargılamaya 16-20 Ocak 2017 günlerinde, Yılmazer’in sorgusuyla devam edilecek.

    Musa Anter Cinayeti

    Anter davasında “FETÖ” kancası: Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, aydın ve gazeteci Musa Anter’in 1992 yılında öldürülmesi ve 90’larda JİTEM’in işlediği cinayetlerle ilgili Hamit Yıldırım’ın tutuklu yargılandığı davada, yakalanamayan sanık “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın defteri olarak belirtilen belgenin delil olarak incelenmesine, tek tutuklu sanık Hamit Yıldırım’ın PKK’ya katılıp katılmadığının Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığına sorulmasına karar verdi. Yıldırım’ın tutuklu kalmasına karar veren mahkeme, tanıklardan Ömer Özüyılmaz’ın FETÖ soruşturması kapsamında tutuklu olup olmadığını da araştıracak. Duruşmada İsveç’te yaşayan ve bir türlü ifadesi alınamayan itirafçı sanıklardan Aziz Turan’ın (Abdulkadir Aygan) bir röportajı izlendikten sonra dinlenen Hamit Yıldırım, “Ben yem olarak kullanıldım” dedi. Yıldırım, Anter cinayeti öncesine Şırnak’ın FETÖ imamı olduğunu ileri sürdüğü Davut isimli bir kişinin, kendisinden yurt yapılması için bir arsa istediğini bu talebi gerçekleştiremeyeceğini belirterek, “Bu arsayı vermediğim için bu dosyada sanık olarak yargılanıyorum. Savcı Osman Coşkun’un talimatıyla yakalandım.” diye konuştu. Dava 14 Mart 2017’ye bırakıldı

    HAPİS GAZETECİLER

    Rapora göre; 131 gazeteci 1 Ocak 2017’ye cezaevinde girdi. Tutuklu gazetecilerin 81’i Cemaat medyasına çalışanlardan oluşurken habercilerden 31’i Kürt medyasındandı. Ayrıca, Cumhuriyet gazetesinin 11 yazar, yayın yetkilisi ve muhabiri de “FETÖ/PKK’ye yardım veya bu örgütlerin propagandasını yapmak” suçlamasıyla tutuklandı. Bu kişiler, TMK ile TCK kapsamında “örgüt” bağlantılı olarak hapiste bulunuyor. Beş gazeteci de çeşitli “yasadışı örgütlere üyelik” (MLKP, DHKP-C, TKEP/L, Direniş Hareketi) suçlamasıyla, biri de üç örgüte birden üye olmaktan (Ergenekon Örgütü Mersin Teşkilatı, Türk İntikam Birliği Teşkilatı ve İç Örgüt) cezaevlerinde tutuluyor. Bir gazeteci eski AA çalışanıyken bir gazeteci de Yurt gazetesi yazarı olarak “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ve “Devlet büyüklerine hakaret”ten tutuklandı. 131 gazeteciden 18’i hükümlüyken 7’si halen yargılanıyor, 106’sıysa soruşturma geçiriyor.

    OHAL: DARBE GİRİŞİMİ KAPSAMINDA 79 MEDYA ÇALIŞANI TUTUKLANDI

    Fethullah Gülen Cemaati’ne yakın ulusal ve yerel medya organlarından çalışan 79’u gazeteci ve medya temsilcisi Olağanüstü Hal’in (OHAL) ilan edildiği 20 Temmuz’dan itibaren tutuklandı. “FETÖ yöneticiliği veya üyeliği”, “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs-darbecilik”, “örgüte yardım”, “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte bilerek yardım” ve “örgüt propagandası” şüphesiyle açılan dosyaların büyük çoğunluğu soruşturma aşamasında bulunuyor. OHAL öncesi tutuklanan ve bu suçlamayla karşılaşan iki gazeteciyse halen yargılanıyor. Adana’da ikisi tutuklu 13 medya temsilcisi hakkında “FETÖ üyeliği”nden OHAL sonrası ilk dava açıldı.

    TUTUKLAMALAR

    Rapora göre; OHAL’de cezaevi şartları: OHAL döneminde tutuklu bulunan gazeteciler, aile ve avukatlar dışında üç arkadaşı ile de görüşebilmeleri hakkı uygulanmıyor. Ailelerle ayda bir yapılan açık görüş iki ayda bire, haftada bir yapılan telefon görüşmesi de 15 günde bire indiriliyor. Eskiden sınırsız olan avukat görüşmeleri haftada bir kez ve sadece bir saate indirildi. Ayrıca, avukat görüşmeleri bir infaz memuru eşliğinde ve kamera gözetiminde yapılıyor. Dışarı mektup dahil yazılı herhangi bir materyal gönderilmesine izin verilmiyor. Dışarıdan da hiçbir mektuba izin verilmiyor. Gazeteci ve yazarlar bu kısıtlamayı ‘En insafsız ceza, psikolojik işkence’ diye eleştiriyor.

    Ayrıca, rapora göre aralarında kapatılan Özgür Gündem Genel Yayın Yönetmeni Zana Kaya, Yayın Danışma Kurulu üyeleri yazar Aslı Erdoğan ve dilbilimci Necmiye Alpay’ın de bulunduğu 9 gazeteci tahliye edildi.

    GÖZALTILAR

    Ekim-Kasım-Aralık 2016’da, 21’i Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan medya organları için çalışanlar, 4’ü de uluslararası medya temsilcisi olmak üzere toplam 41 gazeteci ve medya çalışanı gözaltına alındı.

    SALDIRI, TEHDİT VE ENGELLEMELER

    Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde en az 8 gazeteci ve 1 gazete merkezi saldırıya uğradı. Ayrıca, 105 gazeteci ve 1 medya organı fiilen veya sosyal medyada ezici çoğunluğu iktidara yakın çevrelerce tehdit edildi. Ayrıca, 2 gazeteci ve bir haber sitesi de sözlü saldırıya uğradı. İki gazetecinin sosyal medya hesapları saldırı gördü.

    HAK ARAMA VE CEZASIZLIK

    90’lı yıllarda işlenen Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetlerine ilişkin Umut Davası, Anayasa Mahkemesi’nin üç sanığın bireysel başvurusunda ihlal tespit etmesi üzerine, yeniden görülecek. Gazeteci Cihan Hayırsevener’in Bandırma’da öldürülmesiyle ilgili yedi yıllık davaya, Yargıtay’ın cezaları bozması nedeniyle ve Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılması üzerine, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edilecek. Cumhuriyet gazetesi eski yayın yönetmeni Can Dündar’a yönelik, NTV muhabiri Yağız Şenkal’ın da bacağından yaralanmasına yol açan saldırıyla ilgili davada sanıklar tutuksuz yargılanıyor.

    SORUŞTURMALAR, AÇILAN/SÜREN DAVALAR, KARARLAR

    Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde 73 gazeteci TMK uyarınca toplam 547 yıl 6 ay hapis istemiyle yargılandı; 5 gazeteci toplam 15 yıl 2 ay 3 gün hapse mahkum edildi. 5 gazeteci beraat ederken birinin davası zamanaşımından düştü.

    Bu dönemde yargılanan 73 gazeteciden 38’i, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü dolayısıyla Özgür Gündem gazetesine yönelik baskılar bir günlük sembolik eylemle dikkate çeken ve “Eş yayın yönetmenliği” kampanyasına katılanlardı. Bu davalar kapsamında 1 Ocak 2017 itibariyle henüz karar çıkmamıştı.

    99 gazeteci “örgüt yöneticiliği,” örgüt üyeliği” veya “örgüt örgüte yardım”dan toplam 1606 yıl 6 ay hapis istemiyle yargılandı. 29’una dava yeniydi. 16 gazeteci “devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma”, “casusluk” veya “devletin güvenliğine dair belge tahrip, temin veya yayınlamak” iddiasıyla 10 kez ağırlaştırılmış müebbet, 1 müebbet ve 257 yıl hapis istemiyle yargılanıyordu.

    18 gazeteci, “suç ve suçluyu övmek”, 5’i “Türk milletini aşağılamak”; 2’si “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”; 1’i “dini değerleri aşağılamak”, 1’i “Atatürk’ın anısına hakaret”ten toplam 79 yıl hapis istemiyle yargılandı. Bu gazetecilerden 2’si “kin ve düşmanlığa tahrik”ten beraat etti. Bir gazeteci “gizliliği ihlal”den yargılandı; 2 bin 100 TL adli para cezasına mahkum oldu; 1’i, “yayın yasağını ihlal”den 4,5 yıl hapis istemiyle yargılanmaya başladı.

    Tüm bu suçlamalardan hepsine istenen cezaların toplamı 10 ağırlaştırılmış müebbet, 1 müebbet ve 2 bin 494 yıl 6 ayı buluyor.

    HAKARET KİŞİLİK HAKLARI VE TAZMİNAT DAVALARI

    Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde 1 gazeteci hakaret suçlamasıyla açılan ceza davası kapsamında toplam 7 bin 300 TL adli para cezasına ve kişilik haklarına saldırıdan da 10 bin TL manevi tazminat ödemeye mahkum edildi. Halen yedi gazeteci toplam 62 yıl 4 ay hapis ve 100 bin TL de manevi tazminat istemiyle yargılanıyor.

    FEZLEKE VE YARGILAMALAR

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) çeşitli siyasi partilere mensup 152 milletvekili hakkında 787 fezleke bulunuyor. 4 Kasım sabahından itibaren gözaltına alınan HDP Eş Genel Başkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş, HDP grup Başkan Vekili İdris Baluken dahil 10 vekil tutuklandı. Bundan bir ay sonra HDP Diyarbakır Milletvekili Çağlar Demirel ve Siirt Milletvekili Besime Konca de “PKK üyeliği” ve “PKK propagandası”ndan tutuklandı.

    YASAKLAMALAR, TOPLATMALAR

    Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde en az 12 yayın yasağı veya geçici yayın yasağı, 54 gazetecinin mal varlığına el konuldu; 8 İnternet haber sitesi sansür edildi. KHK ile 24 medya organı kapatıldı. Uluslararası medyadan iki gazeteciye Türkiye’ye giriş yasağı veya sınırdışı uygulandı. 1 gazetecinin sürekli basın kartı yenilenmedi; 2’sinin basın kartı iptal edildi. HDP’li yetkililer tutuklanırken İnternet haberciliğini de derinden etkileyen bölgesel elektrik kesintileri yaşandı. Red Hack soruşturmasında dropbox gibi bulut depolama servislerine sansür geldi. 1 tabela, 2 eyleme yasak getirildi. Ayrıca, beş sansür olayı daha yaşandı.

    ANAYASA MAHKEMESİ

    Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde ifade özgürlüğüne dair başvurularda hiçbir karar almayan Anayasa Mahkemesi, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” fiiline dair TCK’nın 299. Maddesini de Anayasaya aykırı bulmayınca tepki çekti. Bu dönemde AYM’ne başvurular devam etti: Cumhuriyet gazetesi, 10 çalışanının “FETÖ’ye yardım”dan tutuklanmasına yaptığı itirazdan sonuç alamayınca AYM’ye başvurdu. Ayrıca, Diyarbakır Barosu, bölgede Ekim sonunda yaşanan İnternet kesintilerle ilgili bu mahkemeye başvuru yaptı.

    AİHM

    Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde AİHM, 1 gazeteci, 1 vicdani retçi ve 1 parti temsilcisinin başvurusunda “ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle Türkiye’yi 8 bin 500 avro (yaklaşık 30 bin 350 TL) manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

    RTÜK

    RTÜK, Ekim-Kasım-Aralık 2016 döneminde haber, film ve program yayınlarından dolayı TV kuruluşlarına 6 uyarı, 11 para cezası, radyo kuruluşlarına da 1 uyarı ve 5 para cezası uygulandı. Kurul, Radyo ve TV’lere toplam 1.559.955 TL idari para cezası verdi.

  • Bütçe hazırlama yetkisi cumhurbaşkanına veriliyor

    Bütçe hazırlama yetkisi cumhurbaşkanına veriliyor

    OHAL’de bakanlar kurulunun kanun hükmünde kararname ile yaptığı uygulamaları artık cumhurbaşkanı tek imzayla gerçekleştirecek.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın onayına sunulan başkanlık sistemini içeren anayasa değişikliği teklifinin referandum sürecindeki paketinde anayasal sistemden sıkıyönetim şartları OHAL’e taşınacak ve bütçe hazırlama yetkisi de cumhurbaşkanına verilecek. Değişiklikler halkoyunda kabul edilirse, OHAL’de bakanlar kurulunun kanun hükmünde kararname ile yaptığı uygulamaları artık cumhurbaşkanı tek imzayla gerçekleştirecek.

    Hürriyet‘ten Bülent Sarıoğlu‘nun haberine göre, öğretim üyelerinin rektör seçimine son verilmesi gibi hâkim ve savcıların üst kurullarına üye seçme hakları da sona eriyor. Şu anda HSYK’da 22 üyeden 6’sını atayan cumhurbaşkanı, yeni modelde 13 üyeden 6’sını belirleyecek; kalan 7 üye için TBMM’de seçim yapılacak. ‘Askeri yargı’ Türkiye hukuk sisteminden kaldırılırken, genelkurmay başkanının MGK’da başbakandan sonra gelen sırası da bakanların arkasına taşınıyor. Paketin ikinci bölümü, yeni bir seçim sisteminin 2019’dan önce yürürlüğe konulmasına yönelik altyapıyı da kuruyor.

    12. MADDE: SIKIYÖNETİM OHAL’E TAŞINDI

    Referanduma sunulacak düzenlemeyle sıkıyönetim uygulaması Türkiye’nin anayasal sisteminden kaldırılıyor. Anayasa’daki sıkıyönetim maddesi ile diğer maddelerdeki sıkıyönetim ifadeleri çıkarılıyor. Buna karşılık sıkıyönetim ilanı gerektiren şartlar büyük ölçüde olağanüstü hal (OHAL) uygulamasının içine taşınıyor.

    Mevcut Anayasa, devletin olağanüstü yönetim usullerini OHAL ve sıkıyönetim olmak üzere iki evreye ayırıyor. OHAL ilanını gerektiren birinci evre, “doğal afet, ağır ekonomik bunalım, şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” halinde oluşuyor. Daha katı önlemler gerektiren sıkıyönetim ise “OHAL’den daha vahim şiddet hareketleri, savaş hali, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyet’e karşı kuvvetli ve eylemli kalkışma” halinde ilan ediliyor. Mevcut Anayasa’ya göre, cumhurbaşkanı

    başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, Milli Güvenlik Kurulunun da görüşünü alarak OHAL ve sıkıyönetim ilan edebiliyor. Değişikliğe göre, OHAL ilan yetkisi cumhurbaşkanına geçiyor. Cumhurbaşkanı, tek başına alacağı kararla 6 aylık OHAL ilan edebilecek. Bu karar aynı gün TBMM’nin onayına sunulacak. Meclis bu süreyi kısaltabilecek veya kararı kaldırabilecek. Sonrasında cumhurbaşkanının talebiyle TBMM dörder aylık sürelerle OHAL’i uzatabilecek.

    İki güvenlik evresi teke indirildiğinden cumhurbaşkanı şu hallerde OHAL ilan edebilecek: “Savaş, savaşı gerektirecek bir durumun başgöstermesi, seferberlik, ayaklanma, vatan veya Cumhuriyet’e karşı kuvvetli ve eylemli bir kalkışma, ülkenin ve milletin bölünmezliğini içten veya dıştan tehlikeye düşüren şiddet hareketlerinin yaygınlaşması, anayasal düzeni veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerinin ortaya çıkması, şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması, tabii afet veya tehlikeli salgın hastalık ya da ağır ekonomik bunalımın ortaya çıkması.”

    Normalde temel hakları, hürriyetleri sınırlamaması ve kanun alanlarına girmemesi gereken cumhurbaşkanı kararnameleri için OHAL’de bu şart uygulanmayacak. Şu anda da cumhurbaşkanı başkanlığındaki bakanlar kurulunca çıkarılan KHK’larla temel haklar ve hürriyetler sınırlanabiliyor. Yeni uygulamada bu düzenlemeler cumhurbaşkanının tek imzasıyla yürürlüğe girecek.

    16. MADDE: CUMHURBAŞKANI ‘İDARİ BAŞSAVCI’ GİBİ

    Sıkıyönetim sistemi kaldırıldığından, anayasadaki “Sıkıyönetim komutanları Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olarak görev yaparlar” hükmü de çıkıyor. Bu durumda cumhurbaşkanının OHAL’de TSK’yı nasıl kullanacağı, bu konudaki genel yetki maddesine bağlı olarak ileride çıkarılacak uyum kanunlarıyla düzenlenebilecek. Değişikliğin bu halinde TSK’nın OHAL döneminde kullanımı konusunda bir açıklık yok. OHAL kararnameleri Meclis’e sunulacak ve 3 ay içinde karara bağlanmazsa kendiliğinden

    yürürlükten kalkacak. Ancak savaş ve mücbir nedenlerle TBMM toplanamazsa bu süre uygulanmayacak. Bu anayasa değişikliğinden önce çıkarılan ve şu anda uygulamada olan KHK’lar için bu şart geçerli olmayacak.

    ‘Torba madde’ eleştirisine konu olan bu düzenlemeyle (Anayasa’nın) tam 36 maddesinde değişiklik yapılıyor ve 21 maddesi de kaldırılıyor. Anayasada’ki tüm maddelerde “Başbakan” makamı ayıklanıyor ve birçok maddedeki “Bakanlar Kurulu” ifadeleri çıkarılıyor. Bunlar arasında “Yürütme yetkisi ve görevi” başlıklı maddedeki ayıklamayla cumhurbaşkanının bu yetkiyi bakanlar kurulu ile paylaşmasına son veriliyor. Ayrıca yasanın belirttiği sınırlarda vergi güncelleme hakkı bakanlar kurulundan alınıp cumhurbaşkanına veriliyor. Genelkurmay başkanının cumhurbaşkanınca atanması sürecinde “bakanlar kurulunun teklifi” şartı kaldırılıyor.

    Maddenin en önemli düzenlemelerinden birisi de Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’yla ilgili olanlar.

    DDK, kararnameyle yeniden yapılandırılacak. DDK, özel şirketler dışında neredeyse ülkedeki tüm kurumları ‘idari bir başsavcı’ gibi soruşturabilecek. DDK’nın yetkisine ‘idari soruşturma açma’ yetkisi ve görev alanına ise Türk Silahlı Kuvvetleri de ekleniyor. DDK, tüm kamu kurum ve kuruluşları ile DHMİ, ÇAYKUR, TPAO, MKE gibi sermayesinin yarıdan fazlasının kamunun katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında , Türk-İş, Hak-İş, DİSK gibi her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma, denetleme ve soruşturma yapabilecek. Böylece Türkiye Barolar Birliği, TOBB, Türk Tabipleri Birliği, Türk Eczacılar Birliği, Bankalar Birliği, TESK, TMMOB, TÜRMOB gibi meslek birlikleri cumhurbaşkanlığının soruşturma alanına girecek.

  • 4 yeni KHK Resmi Gazete’de yayımlandı

    4 yeni KHK Resmi Gazete’de yayımlandı

    OHAL kapsamında 4 yeni Kanun Hükmünde Kararname Resmi Gazete’de yayımlandı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında 4 yine KHK yayımlandı.

    OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu, 367 kişi kamu görevinden çıkarıldı, 124 kişi görevine iade edildi, 2 medya kuruluşu kapatıldı.

    Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 682, 683, 684 ve 685 sayılı kararnamelere göre:

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında 2 Ocak’ta toplanan Bakanlar Kurulunca Anayasa’nın 121’inci maddesi ile 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 4’üncü maddesine göre, alınan kararlar doğrultusunda hazırlanan 682, 683, 684 ve 685 sayılı kanun hükmünde kararnameler, Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    OLAĞANÜSTÜ HAL İŞLEMLERİ İNCELEME KOMİSYONU KURULDU

    685 Sayılı KHK ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere “Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu” kuruldu.

    Ayrıca 685 Sayılı KHK’da, komisyonun, olağanüstü hal kapsamında doğrudan kanun hükmünde kararnameler ile tesis edilen işlemler hakkında, kamu görevinden, meslekten veya görev yapılan teşkilattan çıkarma ya da ilişiğin kesilmesi, öğrencilikle ilişiğin kesilmesi, dernekler, vakıflar, sendika, federasyon ve konfederasyonlar, özel sağlık kuruluşları, özel öğretim kurumları, vakıf yükseköğretim kurumları, özel radyo ve televizyon kuruluşları, gazete ve dergiler, haber ajansları, yayınevleri ve dağıtım kanallarının kapatılması, emekli personelin rütbelerinin alınması gibi görev alanları yer aldı.

    Komisyon, görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi, devlet sırlarına ilişkin ilgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercilerinden talep edebilecek.

    İHRAÇLAR

    Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararnamede, terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca (MGK) devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ve gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı veya irtibatı olan kamu görevlerinin ihraçlarına ilişkin liste yer aldı.

    Buna göre, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan 3, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumundan 2, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansından 1, Çevre ve Şehircilik Bakanlığından 1, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünden 10, İller Bankasından 2, İçişleri Bakanlığından aralarında vali yardımcısı, kaymakam ve hukuk müşavirlerinin de olduğu 134, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünden 23, Türkiye İstatistik Kurumundan 2, Kamu Gözetimi, Muhasabe ve Denetim Standartları Kurumundan 1, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezinden 2 ve Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlardan 186 kişi görevden ihraç edildi.

    Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmayacak, haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilecek.

    Kamu görevinden çıkarılan bu kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın, rütbe veya memuriyetleri alınacak ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilemeyecekler. Ayrıca bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyecek, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemeyecek, bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılacak.

    Bu kişilerin silah ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilot lisansları da iptal edilerek, oturdukları kamu konutları veya vakıf lojmanlarından da 15 gün içinde tahliye edilecekler.

    İhraç edilenler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamayacak. Bu kişiler hakkında bakanlıkları ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunacak, bildirim üzerine pasaport birimlerince de pasaportları iptal edilecek.

    30 KİŞİ GÖREVİNE İADE EDİLDİ

    Söz konusu KHK’da göreve iade edilen kişilerin listesine de yer verildi.

    Buna göre, Diyanet İşleri Başkanlığında 73, TRT’de 2, Çevre ve Şehircilik Bakanlığında 1, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünde 8, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında 2, İçişleri Bakanlığında aralarından vali yardımcısı ve kaymakamların da olduğu 8, Türkiye İstatistik Kurumunda 1 ve Sağlık Bakanlığında da 30 kişi, daha önce çıkarıldıkları kamu görevlerine iade edildi.

    Söz konusu personelden bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren 10 gün içinde göreve başlamayanlar “çekilmiş” sayılacak. Bu kapsamda, göreve başlayanlara da kamu görevinden çıkarıldıkları tarihten göreve başladıkları güne kadar geçen süreye tekabül eden mali ve sosyal hakları ödenecek.

    Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamayacak. Bu personelin görevlerine iadesi, kamu görevinden çıkarıldıkları tarihte bulundukları yöneticilik görevi dışında öğrenim durumları ve kazanılmış hak aylık derecelerine uygun kadro ve pozisyonlara atanmak suretiyle de yerine getirilebilecek.

    2 TV KANALI KAPATILDI

    683 Sayılı KHK ile terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olan 2 özel televizyon kanalı kapatıldı.

    Kapatılan özel televizyonlara ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak bedelsiz olarak Hazine’ye devredildi.