Etiket: anma

  • Rakel Dink: Kutsal olan devlet değil, yaşamdır

    Rakel Dink: Kutsal olan devlet değil, yaşamdır

    Hrant Dink’in katledilişinin 10’uncu yılında binlerce kişi, “10 yıldır Hrant’ız, adaleti kazanacağız” sloganıyla Dink’in öldürüldüğü Agos Gazetesi’nin önünde buluştu.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilişinin 10’uncu yılı dolayısıyla Harbiye’de bulunan TRT binası önünde toplanan binlerce kişi, “10 yıldır Hrant’ız, adaleti kazanacağız” sloganıyla Dink’in katledildiği Şişli’deki Agos Gazetesi binası önüne doğru yürüyüşe geçti. Taksim Meydanı’dan TRT binası önüne kadar polisin ablukası altında başlayan yürüyüşte ellerinde karanfiller taşıyan yurttaşlar, “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz” pankartı açtı.

    Türkçe, Kürtçe ve Ermenice “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”,”10 yıldır Hrant’ız adaleti kazanacağız” dövizleri taşındığı yürüyüşte sık sık “Hepimiz Hrant’ız hepimiz Ermeniyiz”, “Yaşasın halkların kardeşliği” ve “Katil devlet hesap verecek” sloganları atıldı. Agos Gazetesi önünde arama noktalarından geçen kitle slogan ve alkışlarla anmanın yapılacağı yere geldi.

    “KÜRDÜZ, LAZIZ, TÜRKÜZ, ERMENİYİZ, ÇERKESİZ”

    Bu yılki anmanın sunuculuğunu gerçekleştiren Bülent Aydın, “Hrant Dink’i tertip sürecinde korumayan devlet, cinayete göz yumanları korudu, terfi ettirdi. Hrant’ın arkadaşlarının çabasıyla kamu görevlilerinin yargılanmasına başlandı. Gerçek katiller hala ortaya çıkarılmadı. 10 yıl oldu, hala adalet yok. Katilleri koruyan cinayete ortaktır. Biz Hrant’la birlikte eşitlik, özgürlük mücadelesi veren ve milli mutabakat cinayetiyle öldürülmesini kabul edemeyenleriz. Kürdüz, Lazız, Türküz, Ermeniyiz, Çerkesiz. 10 yıldır Hrantın davasını takip edenleriz” diye konuştu.

    “GELİN, BU ÜLKEDEKİ GÜVERCİN TEDİRGİNLİĞİNİ KALDIRALIM”

    Anma töreninde konuşan Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ise şunları söyledi:

    10 Yıl. Dile kolay. Tam 10 Yıl. Sensiz hiç kolay değil. Sensiz olmak, sevdiğinin yanında olmayışı, hele kalleş bir planla benden almaları ayrıca acı, ayrıca keder ve üzüntü dolu.

    Acısı 20 yılı bulanlara, 30’u 40’ı bulanlara ben şimdi ne diyeyim? Çocuğu öldürülenlere ben şimdi ne diyeyim?

    10 yıldır burnumun direği nasıl yanarak sızlarmış, gözyaşlarım ekmeğimi nasıl ıslatır, ne kadar tuzlu imiş, bunları yaşayarak öğrendim. Kin ve öfkeyle nasıl baş edilirmiş, yüce lütufla öğrendim. Yokluğunu her düşündüğümde, aynı alev ateşi gibi, bedenimi yakar ve yakar, sanki derimi kaldırsam alev fışkıracak olur.

    “ANNELER ÇOCUKLARINI TOPRAĞA VERMEK İÇİN DOĞURMUŞLAR SANKİ”

    10 yıldır neler neler oldu. Ah sevgilim. Malatya katliamı, İskenderun, Sevag Balıkçı, Roboski, Gezi Olayları, Suruç, Diyarbakır, Sur, Mardin, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Tahir Elçi, Ankara, 15 Temmuz, Maçka, İzmir, Gaziantep, Ortaköy, Havaalanı ve Ortadoğu’daki savaş. Operasyonlar, terör, daha neler neler… Ülke kan gölüne döndü. Kimileri insan kanıyla duş yapmayı arzuladı. Ülkeyi bir karabasan sardı. İnsanlar korkar oldu, nefes alamaz hale geldi. Kişilikler ayakaltına alındı. Onurlar kırıldı, küçümsendi.

    Anneler çocuklarını toprağa vermek için doğurmuşlar sanki. Doğumu teşvik ediyorlar, fakat doğanların yaşam hakkını korumayı kimse düşünmüyor. Her gün ve her gece işlenen başka cinayetlerse, iş cinayetleriyse, kadın cinayetleriyse siyasi cinayetten sayılmıyor. Kimse üstüne alınmıyor.

    “KALKIN DAĞLAR, DENİZLER, KALKIN TANIKLIK EDİN” 

    Terörün gücü ve gücün terörü altında, olan yine halklara oluyor. Kimin neye ne dediği bize olanı değiştirmiyor. Teröre savaş açtığını söyleyen devletlerin estirdiği terör, berikiyle aynı kapıya çıkıyor. Bir gün bu devlet Ebu Gureyb’te ABD oluyor, öbür gün Halep’te Rusya, bir gün Güneydoğu’da Türkiye oluyor, öbür gün Muhaliflerine karşı Suriye… Bir gün kuzeyden esen rüzgâr ekiyor ölüm tarlasını, bir gün güneyden esen… Lanetli hasadı toplayansa yine biz, yine halk… Kıyılarımıza bebek ölüleri vuruyor… Dahası var mı?

    Ey, gök ve yeryüzü… Ey, dağlar ve denizler… Kalkın, tanıklık edin. Bu topraklarda dökülen kanlara siz tanıklık edin. Çünkü insanlar sustu, susturuldu. Öldü, öldürüldü. Yas tutabilecek güç bile bitti. Yapılan zorbalıklar canilikler sınırları aştı. Akıllar durdu, akıllılar yok edildi.

    Kalkın dağlar denizler, gök ve yer… Siz tanık olun. Tarihe ve bugüne siz tanık olun. Günahların ağırlığına, cinayetlerin çokluğuna, yaşamların söndüğüne siz tanık olun. İblis’in sonu gelmeyen oyunlarına, yalanlarına ve son bulmayan küstahlık ve pervasızlıklara siz tanık olun. Adaleti saptıranlara, bu kadim topraklarda yaşanan iğrençliklere siz tanık olun.

    “Boşların boşu” diyor ki: “Büyük işlere girdim. Kendime evler inşa ettim, bağlar diktim. Bahçeler, parklar yaptım, oralara türlü türlü meyve ağaçları diktim. Dal budak salan orman ağaçlarını sulamak için havuzlar yaptım. Kadın, erkek köleler satın aldım… Herkesten çok sığıra, davara sahip oldum. Altın, gümüş biriktirdim; kralların, illerin hazinelerini topladım… Böylece büyük üne kavuştum, benden önce yaşayanların hepsini aştım. Bilgeliğimden de bir şey yitirmedim. Gözümün dilediği hiçbir şeyi kendimden esirgemedim. Yaptığım her işten zevk aldı gönlüm…Yaptığım bütün işlere, Çektiğim bütün emeklere bakınca, gördüm ki, hepsi boş ve rüzgarı kovalamaya kalkışmakmış.”

    “DEVLET HER SEFERİNDE KUYRUĞUNU OLAY YERİNDE BIRAKTI”

    10 yıldır neler neler oldu. Önümüze bir dava süreci verdiler. Mahkemelere girdik çıktık. Üzerimize gülündü, hakaret edildi, “Ya sev ya terk et” denildi. Önce “Cinayette örgüt yoktur” dendi, sonra Yargıtay “Örgüt varmış ama birkaç milliyetçi gençle sınırlı” dedi. Sonra gün geldi, cinayeti işleyen, sonra üzerini örten, bundan çıkar sağlamaya çalışan devletin içindeki ittifaklardan biri birden bozuldu… Birkaç milliyetçi gençten oluşan örgüt gitti, yerine FETÖ geldi. Bir ara Ergenekon’muş gibi yaptılar, ama bizim davayı teğet geçti. Devlet her seferinde kuyruğunu olay yerinde bırakıp “işte iblis” diyor. Ne yalan, ne doğru. Yılanın peşinden gitmek yerine yılanın gömleğiyle uğraşmaktan ne zaman yorulacağız?

    10 yıl önce sorduğumuz soruyu yeniden soruyoruz..

    Hedefe koyanlar, tehdit edenler, “Hrant, öfkemizin hedefisin” diyenler, Genelkurmay’dan bildiri yayınlayanlar ne zaman adalet önüne çıkarılacak?

    Olay yeri görüntüleri yine ortalığa saçılıyor. 10 yıl önce, bu saatlerde, burada sivilden çok jandarma varmış diyorlar. Bekliyoruz bakalım, kaç yıldır süren bu soruşturma ne zaman nihayete erecek.

    “KUTSAL OLAN DEVLET DEĞİL, İNSANDIR, YAŞAMDIR”

    Daha önce de dedik, yine diyeceğiz. Bu cinayetin faili meşhurdur. Bu cinayetin faili öyle görünüyor ki tüm kademeleriyle devlettir. Bu halkın vicdanının bunu anlamak için 10 yılda ortaya saçılan kepazeliğin ötesinde bir şeye ihtiyacı da yoktur. Yok eğer, devlet değilse yine o devlet kendi içindeki taşları ayıklamakla sorumludur.

    Kutsal olan devlet değil, insandır. Kutsal olan yaşamdır.

    Devlet 10 yıldır bu ülkenin kutsallarına kıyıp duruyor. Tıpkı 100 yıl önce de, 100 yıldır da kıydığı gibi… Her ne milletten, her ne ırktan, her ne inançtan olursa olsun, yaşamı kutsal saymadığın sürece bu topraklara layık bir devlet olunamaz kardeşlerim.

    Bugün sizlerle 10 yıl önce öldürülen eşimin acısını paylaşıyor, davasından bahsediyor olmak inanın acı verici. Ama ülkenin demokratikleşmesi için bu dava da bu milletin önemli bir davası.

    Eşim, mahkemelerden ziyade halkın vicdanını önemserdi. Tüm bu yaşananlar içinde bizlere gelecek adına hâlâ umut veren tek şey, halkın bu cinayeti vicdanlarında mahkûm etmesidir.

    Bu dava, Türkiye’nin demokratikleşme anahtarlarından biridir. Illâ bir şey için kullanacaksanız bunun için tepe tepe kullanın.

    Bu dava hakikati ararken kendini hapislerde bulan, barış ve özgürlük için mücadele ederken özgürlüğü elinden alınan tutuklu gazeteci ve milletvekili dostlarımızın da davasıdır. Tanrı’dan dileğim bir an önce sağlıkla sevdiklerine kavuşmalarıdır.

    “SADECE BİRLİKTE YAŞAMAK DEĞİL, EŞİT VE MUTLU YAŞAMAK ÖNEMLİ”

    Bugün, bu karanlık dönemde “neyse ki bizimkiler iktidarda” diye avunanlar, sanmayın ki iktidarda olan sizdendir. Sizin iyi niyetlerle bu ülkeyi yönetmesi için gönderdikleriniz, halk çocuğuyken Devlet Adamları oldular. Sözlerini çoktan unuttular. Şimdi suçlarına sizi ortak etme peşindeler. Siz bunu hak etmediniz. Hep birlikte çok daha iyilerini hak ediyoruz. Ve çok daha iyilerini umarım başaracağız.

    Sevgi başkaları için bir şeyler yapmaktır. Sevgi yolunda yürüdüğünüz zaman canınız yanacak, acıyacaktır elbet. Sevgi en güçlü ruhsal savaştır. Sevgi kötülüğe iyilikle cevap verir. Sevgi olmadan iman olmaz.

    Sevgiyi giyinin.

    “Tanrı’yı seviyorum deyip de kardeşinden nefret eden yalancıdır. Çünkü gördüğü kardeşini sevmeyen, görmediği Tanrı`yı sevemez.”

    Tanrı’yı seven kendisini de komşusunu da sevsin.

    Sevgili dostlar. Tam 10 yıldır sizinle birlikte buradayız. Acıda akraba olduk demiştik. Hikâyelerimizi anlattık, dinledik. Bir o kadar da acı ve acılık dolu, keder ve gözyaşı dolu hikâyeler oluştu, çoğaldı, binlerce, on binlerce…

    Sadece birlikte yaşamak değil, eşit ve mutlu yaşamak önemli olan. Ve onurlu, özgür yaşamak… Gelin, bu ülkedeki güvercin tedirginliğini kaldıralım. Gelin, güvercinlere kıymayalım. Çutagımın dediği gibi:

    Gelin önce birbirimizi anlayalım…
    Gelin önce birbirimizin acılarına saygı gösterelim…
    Gelin önce birbirimizi yaşatalım.

    Haberin Videosu

  • Hrant Dink katledilişinin 10. yılında anılacak

    Hrant Dink katledilişinin 10. yılında anılacak

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, katledilişinin 10. yılında İstanbul’da katledildiği yerde anılacak.

    Anma, bugün saat 14:30’da Agos Gazetesi önünde gerçekleştirilecek. Ayrıca, Ankara ile Almanya ve Fransa gibi bir çok ülke de Dink için anma etkinlikleri düzenlenecek.

    Ankara’da Hrant Anma İnisiyatifi’nin çağrısıyla 15.00’te Yüksel Caddesi’nde buluşulacak.

    Ardından saat 18.00’de yine Yüksel Caddesi’nde bir basın açıklaması yapılacak. Dink, Almanya, Fransa, Kanada, İngiltere ve Avusturya’da düzenlenecek etkinliklerle anılacak.

  • Pakrat Estukyan: Tiyatro gibi bir mahkeme devam ediyor

    Pakrat Estukyan: Tiyatro gibi bir mahkeme devam ediyor

    19 Ocak 2007 tarihinde genel yayın yönetmeni olduğu Agos Gazetesi binasının önünde suikast sonucu öldürülen Hrant Dink cinayetinin üzerinden 10 yıl geçti.
    Hrant Dink, 19 Ocak’ta çeşitli  eylem ve etkinliklerle anılacak. İlk olarak Hrant Dink’i anmak amacıyla AKADER, DAF, EHP, Halkevleri, Kaldıraç, Nor Zartonk, ÖDP ve Yeniyol öncülüğünde saat 14.00’te “10 yıldır Hrant’ız adaleti kazanacağız” sloganıyla Dink’in katledildiği Agos Gazetesi önüne yürünecek. Yine aynı bileşenler tarafından akşam saat 20.00’de ise Kurtuluş Akbank önünden Agos Gazetesi’ne yürüyüş düzenlenecek. Dink’in Arkadaşları ve Özgürlükçü Hukukçular Platformu üyesi avukatlar ise saat 14.30’da Agos Gazetesi önünde bir araya gelecek.

    Dink cinayetinde ilk yargı süreci Nisan 2007’de başladı. 2007’den bu güne kadar geçen 10 yıllık süreç içinde cinayetin azmettiricileri hala bulunamadı. Emekler gibi ilerleyen bu yargı sürecine ilişkin Agos Gazetesi yazarlarından Pakrat Estukyan, PİRHA’ya konuştu.

    Estukyan, ”Komedi gibi bir mahkeme, tiyatro gibi bir mahkeme devam ediyor. Bir beklenti neredeyse kalmadı. Bir devlet cinayetinin bütün safhalarını Hrant Dink örneğinde toplum olarak yaşamaktayız.”dedi.

    “CİNAYETE HAZIR İKLİM HALA SÜRDÜRÜLÜYOR”

    Türkiye’nin içinde bulunduğu bu karanlık ve baskıcı dönemle Dink’in katledildiği dönem arasındaki benzerliklere dikkat çeken Estukyan, ”Hala aynı günleri yaşıyor gibi bir ruh hali içerisindeyiz. Çünkü etrafımızda yine aynı olaylar oluyor.” ifadesinde bulundu.

    Estukyan, Dink suikastinin Kasım 2015’teki Tahir Elçi cinayetiyle benzer olduğunu vurgulayarak belli gazetelerde belli isimlerin tetikçilik yaptığını, insanları hedef gösterdiklerini ifade etti. Geçtiğimiz günlerde mecliste Garo Paylan’a karşı yapılanları da hatırlatan Estukyan ,”Yine aynı kaygıları yaşatacak bir iklim Türkiye’de günden güne örülüyor.” dedi.

     

     

    Suay Abak – İSTANBUL

  • Demirtaş cezaevinden mesaj gönderdi

    Demirtaş cezaevinden mesaj gönderdi

    Gazete Duvar’ın haberine göre, Berlin’de, Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in anısına yapılan konferansta Avrupa ve dünyadan pek çok sol hareket temsilcisi bir araya geldi. Konferansa HDP Eşbaşkanı Selahttin Demirtaş, tutukluluğu sebebiyle sembolik olarak davet edildi.
    Almanya’nın başkenti Berlin’de, 1919 yılında öldürülen sosyalistler Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in anısına düzenlenen konferansa dünya sol hareketinden bir çok isim katıldı. Berlin’de Luxemburg ve Liebknecht için anma yürüyüşü düzenlendi.
    Junge Welt gazetesi tarafından düzenlenen konferansa Avrupa ülkelerinin sosyalist hareketlerinin yanı sıra Brezilya ve Küba gibi Latin Amerika ülkelerinden de temsilcileri katıldı. Bask sosyalist bağımsızlıkçı Sortu partisinden Arnaldo Otegi, Küba Granma gazetesinden Arlín Alberty Loforte, Brezilya’nın Sosyalizm ve Özgürlük Partisi’nden Jean Wyllys konuşmacılar arasındaydı.
    Konferansa davetli Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) üyeleri Almanya’nın vize vermemesi nedeniyle etkinliğe katılamadı.

    “HAREKET ETMEYEN ZİNCİRLERİNİ FARK EDEMEZ”

    “Sağa karşı yeterli değil-Sosyalist alternatifler için mücadele” başlığı ile yapılan konferansa, Türkiye’den HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş davet edildi ancak tutukluluğu nedeniyle İzmir Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Demirtaş’ın konferansa gönderdiği mesajı okudu.
    Demirtaş, “4 Kasım’dan beri HDP vekilleri olarak özgürlüğümüzden mahrum bırakılmış durumdayız. HDP’nin katettiği gelişmenin Avrupa ve Ortadoğu halkları için umut kaynağı olduğunun bilinciyle, iktidarın faşizan politikalarıyla cezaevinden de mücadele ediyoruz.” dedi.
    Türkiye’deki baskıcı ortamın dikta rejimine doğru kaydını söyleyen Demirtaş, “OHAL süreci Türkiye’deki tüm demokratik kesimleri hedef almıştır. Hiç bir muhalifin kendini güvende hissetmediği devlet terörü ile karşı karşıyayız, Türkiye’de faşizme karşı kazanacağımız zafer başta Suriye olmak üzere Avrupa ve çevre ülkelere de ilham kaynağı olacaktır. Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez, gelin hep beraber hareket edelim zincirlerimizi parçalayalım” ifadelerini kullandı.

    “TÜRK BASININI ERDOĞAN REHİN ALDI”

    HDP adına konuşan Kürkçü, Türkiye’deki basın özgürlüğüne, “Türk medyası Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından rehin alındı ve halklarımıza şiddet ve yalanın propagandası dışında hiçbir şey sunmuyor” sözleriyle değindi. Kürkçü: “İnsanlık, özgürlük, barış uğruna verdiğimiz mücadelenin dünyanın her yanında yankılandığını görüyoruz. Biliyoruz ki, asla yalnız değiliz. Güvenle haykırabiliriz: Yaşasın halkların enternasyonal dayanışması, yaşasın enternasyonalizm” dedi.

  • Alibeyköy Cem Evi’nde Davut Sulari deyişleri

    Alibeyköy Cem Evi’nde Davut Sulari deyişleri

    Bu akşam Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alibeyköy Cem Evi ve Kültür Merkezi’nde düzenlenecek etkinlikte Davut Sulari Deyişleri okunacak.

    Bugün (15.01.2017 Pazar) saat 17:00 da PSAKD Eyüp Şubesi Kültür Komisyonu öncülüğünde yapılacak etkinliğin sunumunu Çağla Gülkoparan yapacak. Davut Sulari’nin anılacağı etkinlikte Öznur Sulari ve Hasan Deniz’de Sulari’den deyişler okuyacak.

    Alibeyköy Cem Evi Kültür Komisyonu etkinliğe katılım çağrısı yaptı.

    Adres: Karadolap Mah. Sayayolu Cad. Gelincik Sok. No: 35 Alibeyköy

  • Bugün günlerden ROBOSKİ

    Bugün günlerden ROBOSKİ

    Şırnak’ın Uludere ilçesindeki Roboski ve Gülyazı köylerinden 28’i aynı aileden 34 kişi savaş uçaklarının bombardımanıyla öldürülmesinin üzerinden geçen 5 yılda dava açılmaması bir yana sorumlular bile tespit edilmedi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri’ne (TSK) bağlı savaş uçakları, Ortasu Köyü’nün sınır bölgesini bombardımana tuttu. 28 Aralık 2011’de akşam 23:00 civarında meydana gelen olay, ertesi sabah duyuldu. Türk meydası ise  Genelkurmay Başkanlığı’nın resme internet sitesinden doğrulanana yaşanan bu katliama sessiz kaldı.

    Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan katliamın yaşanmasının üzerinden 48 saat geçtikten sonra açıklama yaptı. Açıklamasında, “Genelkurmay Başkanı ve komuta kademesine bu konudaki hassasiyeti nedeniyle medyaya rağmen teşekkür ediyorum” dedi.

    Kamuoyu baskısı ve yaşanan infialin aylarca sürmesi sonucunda Erdoğan’ın sözleri de daha da sertleşti. 30 Mayıs 2012’de bu kez Erdoğan, “30-40 kişilik grup, katırlar, insanlar var. O yükseklikten bu Ahmet midir? Mehmet midir? Bilmek mümkün değil. TSK görevini samimi şekilde yapmıştır. Tazminatı da açıkladık. Ama birileri istismar ediyor. Allah aşkına tazminatsa tazminat… Bizim resmi tazminatımız ötesinde yaptık. İlla terör örgütünün istediğini mi söyleyeceğiz. Kusura bakmasınlar” açıklamasında bulunmuş ve tepki toplamıştı.

    AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de “Uludere bir operasyon kazasıdır” dedi.

    Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da üç ay sonraki açıklamasında yaşanan olayla ilgili resmi özür beklenmesinin “yanlış olduğu”, öldürülen sivillerin ailelerine tazminat ödeneceği belirtilmişti. “Uludere’de kasıt yok” iddiasını sürdürdü.

    3 Ocak 2012’de Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç tarafından yapılan açıklamada da, yaşanan olayla ilgili resmi özür beklenmesinin “yanlış olduğu”, öldürülen sivillerin ailelerine tazminat ödeneceği belirtilmişti. Aileler, Şubat 2012’de Başbakanlık tarafından verilen 123’er bin liralık toplam 4 milyon 182 bin lira tutarındaki tazminatı “kan parası ve sus payı” olarak gördükleri için kabul etmediler.

    ASKER SINIR TİCARETİNDEN HABERDARDI

    30 Aralık’ta İnsan Hakları Derneği (İHD) ile İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği ortak heyeti köylere ulaştı.

    Köylülerin sınır ticareti yaptığından askerlerin haberdar olduğunu açıkladılar. “Hayatlarını kaybedenler mazot ve gıda maddeleri üzerinden sınır ticaretiyle uğraşıyordu. Sınır ticareti yıllardır Karakolun bilgisi dahilinde yapılıyor. Özellikle son bir ayda karakol sınır ticaretine kolaylık ve müsamaha tanıyordu.”

    Bombardımanın gerçekleştiği bölgede inceleme yapan insan hakları örgütlerinin bir hafta yazdığı raporda da olaydan sonra hiçbir resmi kurumun yaralıları ve cenazeleri almak için harekete geçmediği, bu gecikmenin bazı yaralıların kan kaybından veya donarak ölmelerine yol açtığı yer aldı.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatıldı. Şırnak Valisi Vahdettin Özkan, Gülyazı Alay Komutan Vekili Albay Hüseyin Onur Güney’in görevden alınması için İçişleri Bakanlığı’na başvurdu. 8 Ocak 2012’de Albay Güney açığa alındı.

    Soruşturma kapsamında, 17 muvazzaf askere ise “sınır ticaretine göz yumdukları” gerekçesiyle görevi ihmalden soruşturma açıldı.

    2 Ocak 2012’de Uludere Kaymakamı Yavuz, hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye ziyaretinde bulunduğu sırada saldırıya uğradı. Beş gün sonra Yavuz’a saldırdıkları iddiasıyla gözaltına alınan yedi kişiden beşi çıkarıldıkları mahkeme tarafından “Kasten insan öldürmeye teşebbüs” iddiasıyla tutuklandı.

    HERON GÖRÜNTÜLERİ İZLETİLDİ: DEHŞETE DÜŞTÜK

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nda Uludere Alt Komisyonu kuruldu, toplantıda heron görüntüleri izletildi. Görüntülerle ilgili konuşan CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, “Dehşete düşerek izledik. Çünkü olayın başından sonuna kadar her karesi, bu insanların kaçakçı olduklarını gösteriyor. Yanlarında katırlarla çıplak gözle görünüyor” dedi.

    Milli Savunma Bakanlığı komisyona sunduğu raporda, Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığın ve Uludere Sulh Ceza Mahkemesi’nce konulan gizlilik kararını gerekçe göstererek sorulara yanıt vermedi.

    Meclis Uludere Alt Komisyon Başkanı AKP Ordu Milletvekili İhsan Şener, 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayda Genelkurmay’ın talimat vermiş olabileceğini açıkladı.

    Alt komisyon raporu bir yıl sonra, 27 Mart 2013’te onaylandı. BDP Milletvekili Kürkçü de Uludere Alt Komisyonu’nun raporuna koyduğu muhalefet şerhinde, raporun soruları cevapsız bıraktığını açıkladı.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Roboski katliamıyla ilgili soruşturma dosyası hakkında 12 Haziran 2013’te görevsizlik kararı verdi ve dosyayı Genelkurmay Askeri Savcılığı’na gönderdi.

    Savcı dosya kapsamında 1,5 yıldır sadece Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere kurumlara yazı yazarak belge istedi.

    “ÖLDÜRÜLEN SİVİLLE ‘KASITLI’ BOMBALANDI”

    Dört ayaklı minarenin önünde açıklama yaparken öldürülen Tahir Elçi’nin de aralarında bulunduğu Roboskili ailelerin avukatları, görevsizlik kararına ve dosyanın askeri savcılığa yollanmasına itiraz etti. İtiraz dilekçesinde, “ihmal veya taksirle değil de, öldürülen sivillerin ‘kasıtlı’ biçimde savaş uçakları tarafından bombalandığı” ifade edildi.

    “Ölenlerin, sadece o akşam değil on yıllardır bölgede başka bir geçim kaynakları olmadığı için, sınır ticareti yapan köylüler olduğu herkes tarafından bilinmektedir.”

    BAŞINDAN BERİ KAÇAKÇI OLDUKLARI BİLİNİYORDU

    2. İnsansız Hava Aracı (İHA) Filo Komutanlığı’nda “uçucu” olarak görev yapan ve olay günü İHA’yı kontrol eden Yüzbaşı Duran İspir baştan itibaren görüntülerdeki kişilerin “kaçakçı olduğunu değerlendirdiğini” söyledi.

    İspir, 27 Kasım 2013’te askeri savcılığa verdiği ifadede, görüntülerdeki kişilerin yol boyunca İHA alçak irtifada uçtuğundan sesini duymuş olmaları gerekirken düzenlerinde bir değişiklik olmadığını belirtti.

    “Bu durum klasik terörist harekât tarzıyla uyuşmuyordu. Teröristler İHA sesi duyduklarında ya hareket etmeden beklerler ya da ısılarının algılanmasını engelleyecek yerlere saklanırlar.”

    Yaklaşan gruba top atışı yapılmasına da “geçmişteki tecrübelerime binaen güvenilir olmadığı, kötü sonuçlar doğurabileceği” gerekçesiyle karşı çıktığını ve bunu Filo Komutanı Binbaşı Şahin’le de paylaştığını söyleyen İspir, “Nihayetinde bizden grubun lazerle işaretlenmesini istendi. İşaretlemeyi yaptım. Uçaklar taarruzlarını gerçekleştirdiler” dedi.

    TAKİPSİZLİK KARARI VERİLDİ

    Roboski katliamını soruşturan Genelkurmay Askeri Savcılığı, “kovuşturmaya (davaya) yer yok” kararı verdi.

    Kararın gerekçesi şöyle açıklandı: “TSK personelinin bahsi geçen TBMM ve Bakanlar Kurulu kararları çerçevesinde kanunun emrini icra kapsamında kendilerine verilen görev gereklerini yerine getirdiklerini, görevi yerine getirirken kaçınılmaz hataya düştükleri dolayısıyla eylemleri hakkında kamu davası açılmasını gerektiren sebep bulunmadığı anlaşıldığından…”

    KATLİAM ANAYASA MAHKEMESİNE TAŞINDI

    Roboskili ailelerin avukatı Tahir Elçi bianet’e yaptığı açıklamada, “böyle bir kararın hukuka aykırı ve kabul edilemez olduğunu” söyledi. “Böyle bir karar bizim için sürpriz olmaz. Olayda sorumluluğu bulunan kurumun bünyesinde yer alan askeri savcılık tarafından, soruşturmanın objektif tarafsız ve adil yürütülemeyeceğini söylemiştik.” Mağdurların ailelerinin karara itirazı da reddedildi. Roboskili aileler ve yüzlerce avukat Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yaptı.  Bireysel başvuru yapan avukatlara, Anayasa Mahkemesi’nden Anayasanın “Kişinin Dokunulmazlığı, Maddî ve Manevi Varlığı” başlıklı 17. maddesinin üç fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesini talep etti.

    Ayrıca en üst düzey yetkililerin başvuruculardan resmi özür dilemesi, takipsizlik ve  takipsizliğe itirazın reddi kararının kaldırılması, öldürme olayı nedeniyle sorumluluğu doğabilecek Bakanlar Kurulu’nun, tüm askeri ve mülki yetkililerin yargılanmasının sağlanması için dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesi talep edildi.

    Adalet Bakanlığı, Rorobski katliamıyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne yapılan başvuru kapsamında sunduğu görüşünde; “Bakanlığımız olayın meydana gelmesinde etkili olan ‘kaçınılmaz hata’nın tespitinin yapıldığını belirtmek ister” ifadesi yer aldı.

    ROBOSKİ’DE ANMALARA YASAK

    Devlet tarafından yapılan bir katliam olarak Türkiye tarihine utançla giren Roboskî Katliamı’nın üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen yas devam ediyor. Roboskî’de katliamdan bu yana düğün, eğlence gibi etkinlikler yapılmıyor. Yakınlarını kaybeden aileler siyah dışında kıyafet giymiyor. Her perşembe günü katledilenlerin bulunduğu mezarlıkta anma düzenleniyor. Geçen hafta yapılacak anma öncesi katliamda yakınlarını kaybeden ve Roboskî Derneği Başkanı olan Veli Encu ile birlikte çok sayıda kişi gözaltına alındı. Dinmeyen gözyaşları, susmayan ağıtların duyulduğu Roboskî’de, aileler bu yıl engellemelerde bulunulduğunu, ancak ne pahasına olursa olsun Roboskî’de anma yapacaklarını söylüyor. (S.K)

     

     

  • Maraş Katliamı lanetlendi: Unutturarak kurtulamazsınız!

    Maraş Katliamı lanetlendi: Unutturarak kurtulamazsınız!

    38 yıl önce Maraş Katliamı’nda  hayatını kaybedenleri anmak için bir araya gelen Aleviler, Maraş’ta yapımı devam eden cemevinin önünde biraraya geldi.

    Yörük Selim mahallesinde gerçekleştirilen yürüyüşün ardından konuşmalar yapıldı. Yapılan anmaya CHP ve HDP milletvekillerinin yanı sıra PSKAD Genel Başkanı Gani Kaplan, Hacı Bektaş-ı Derneği Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Tuncer Baş, Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir, Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa  Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı Turgut Öker, Avrupa Alevi Hareketi ve Türkiye Alevi Bektaşi Federasyonu Muhittin Yıldız ve pek çok yönetici de katıldı.

    İlk olarak Almanya Alevi Birlikleri İnanç Kurulu Başkanı Cafer Kaplan konuştu. Kaplan “Bugüne kadar anmalarımızı bile yasak kapsamına alanlar barışı, kardeşliği, sevgiyi savunduğumuzu gördün” dedi.

    YILDIZ: BARIŞ SAVAŞÇISI OLMAYI SÜRDÜRECEĞİZ

    Daha sonra Alevi Bektaşi Federasyonu Muhittin Yıldız konuştu. Yıldız “Bizim her zaman şiarımız barış olmuştur. Onun için barış savaşçıcı olmaya devam edeceğiz” dedi.

    ÇANKAYA: MESAJIMIZI İYİ İZLESİNLER

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu 2. Başkanı Mehmet Ali Çankaya ise “Burada verdiğimiz her mesajı iyi izlesinler. Bizer buraya yüzleşmeye ve kardeş olmaya geliyoruz” açıklamasında bulundu.

    ÖKER: ANMAYI ENGELLEYENLER İNSANLIK ÖNÜNDE UTANÇ İÇİNDELER

    AABK Onursal Başkanı Turgut Öker , “Burada insanların kaybettiklerini anmalarını bile engelleyen zihniyet belki sayısal azlıktan dolayı mutludur ama insanlık önünde utanç içinde olduklarını görmelidir” dedi.

    BAŞ: İKİ ASKERİN YAKILMASI DAHA ÖNCE BU TOPRAKLARDA YAŞANDI

    Hacı Bektaş Veli AKV Genel Başkanı Tuncer Baş ise, iki askerin yakılmasının daha önce bu topraklarda da yaşandığını belirterek “Bunun önünde durmazsak daha yaşanacaktır” dedi.

    DEMİR: TEK İSTEĞİMİZ DAVALARIN GERİ AÇILMASI

    AKD Genel Başkanı Doğan Demir de, “Bizim bu hükümetten tek isteğimiz geriye dönük davaların tekrar açılması” dedi.

    KAPLAN: İNSAN YAKANLARLA MARAŞ KATLİAMINI YAPANLAR AYNI ZİHNİYETTE

    PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise “Cizre’de bodrumda insanları yakanlarla askerleri yakanların, Maraş’ta katliam yapanların zihniyeti aynıdır” dedi.

    Kurum temsilcilerinin yaptıkları açıklama sonrası ABF Genel Başkan Yardımcısı Sevim Yalıncakoğlu basın metnini okudu.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “38. yılında bir kez daha Maraş’ta Katliamda yitirdiğimiz Canları anmaya geldik. 38 yıl sonra tam da burada, 5 canımızın hunharca katledildiği bu mahallede yeniden Cem olduk. Bu 5 Canımızın huzurunda mezar yerleri bile belli olmayan yüzlerce canımızın anısına buraya bir de Cemevi yapıyoruz. Bundan sonra da inatla ve inançla bir araya gelmeye ve katliamı unutturmamaya kararlıyız.

    “ACILAR YOK SAYILARAK DİNMEZ”

    Bilmeliyiz ki yaralar unutarak kapanmaz. Acılar yok sayılarak dinmez.

    Yüzleşmeliyiz…

    Yüzleşeceğiz ki bir daha bu acıları yaşamayalım. Bu katliamı yapanlar ve buna ortak olanlar da yaptıklarının ne kadar vahşice bir eylem olduğunu idrak etsinler ve bilsinler. ! Amacımız intikam almak değil.Aksine bu utanç unutulmasın ki bir daha olmasın!

    “GERÇEK SUÇLULAR CEZALANDIRILMADI”

    38 yıl geçmesine rağmen hala katliamın ardındaki gerçek suçlular cezalandırılmamış, Devlet arşivlerine, Genelkurmay arşivlerine davanın avukatları dahi erişememiş ve engellenmiştir. Dava dosyası kamuoyundan hukuksuz bir şekilde gizlenmektedir. Katledilenlerin mezarları kaybedilmiş ve sorumlular cezasız bırakılmıştır. Devlet bir an önce bu tutumundan vazgeçmeli ve dava dosyalarını hukukçulara açmalıdır.

    Bu katliamdan Hak’ka yürüyen canların sayısını belirleyemediğimiz gibi isimlerine dahi ulaşamadığımız canların varlığını düşünüyoruz. Devlet bu katliamın doğrudan içinde olduğu için 38 yıl geçmesine rağmen katliamla yüzleşilmesine de engel olmaktadır.

    “HER YIL ENGELLENİYORUZ”

    Biz her yıl anmaya geldiğimizde engelleniyoruz, araçlarımız bekletiliyor, saldırıya uğruyoruz ve sürekli bir saldırı ile karşılaşacağımız tehdidi ile sindirilmeye çalışıyoruz. Bizim amacımız acımızı paylaşmak. Çünkü bizim inancımız ağaca toprağa ikrar vermiş bir inançtır. Bu topraklar Alevilerin kadim topraklarıdır. Aşıklarımızın sadıklarımızın yetiştiği topraklardır. Bizi buradan göç ettirmeye çalışılması Alevi asimilasyonudur. Bunun farkındayız ve toprağımıza sahip çıkacağız. Asla bu topraklardaki kadim Yolumuzun yok edilmesine izin vermeyeceğiz!

    “SENEYE YİNE MARAŞ’TA OLACAĞIZ”

    Can’lar biz seneye yine burada Maraş’ta olacağız, her 2 Temmuz’da yine Sivas’ta olacağız, her 3 Temmuz’da yine Çorum’da olacağız, her 12 Mart’ta yine Gazi’de olacağız. Gezi’de yitirdiğimiz çocuklarımızı, Cemevimizin avlusunda vurulan Canımızı ve dahi nice insanlık suçu olan katliamları unutturmayacağız.

    “ZULÜMLER KARŞISINDA YOLUMUZDAN DÖNMEDİK”

    Kerbela’dan bugüne zalimlerin karşısında Hüseyin olduk Zeynep Ana olduk. Hiçbir zulüm karşısında yolumuzdan dönmedik, nerede bir katliam varsa mazlumların tarafında olduk. Boyun eğmedik bundan sonra da boyun eğmeyeceğiz. Pirimiz Hünkâr Hacı Veli’nin bilinci Pir Sultan’ın direncini her zaman yüreğimizde ve gönlümüzde taşıyacağız.

    “DAVAMIZ DİVANA KALMAYACAK”

    Buradan biz Aleviler olarak ilan ediyoruz! Davamız Divana Kalmayacak!”

    Basın açıklaması sonrası yürüyüş gerçekleştirerek anma sonlandırıldı.

    Diren Keser – MARAŞ

               

     

     

  • 38. yılında Maraş anmaları başladı

    38. yılında Maraş anmaları başladı

    Valilik tarafından yasaklanan Maraş Katliamı’nın 38. yıldönümünde yaşamını yitirenler anılmaya başlandı.

    Maraş’ın Yörük Selim Mahallesi’ne sabahın erken saatlerinde alana girmek isteyen Alevi kurumları polisin müdahalesi ile karşılaştı. Saygı duruşu ve gülbanglarla başlayan anmanın yapıldığı yere karanfiller bırakıldı.

    AYRINTILAR

     

  • ‘Alevilerin karanfil koyması neden yasak?’

    ‘Alevilerin karanfil koyması neden yasak?’

    Aleviler, 38. yılında katliamı protesto etmek için Maraş’a gitmeye hazırlanırken, Maraş Valiliği’nin anma ve basın açıklamalarına yasak kararı getirmesi tepkilere neden oldu.

    Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil ve beraberindeki heyet bugün yasağın kaldırılması için Maraş Valisi Vahdettin Özkan ile görüştü. Görüşmeye ilişkin açıklama yapan Erbil, “Maraş valisiyle görüştük. 24 Aralıkta 38. yılı Maraş katliamı protestosunu  gerçekleştirmek istediğimizi tekrarladık. Vali yasağın devam ettiğini, bu dönemin hassas olduğu için izin vermeyeceklerini söyledi” dedi.

    Erbil, bu tavrı üzerine Valiye, “Savaş uçaklarıyla çocukların öldürülmesi, meclisin bombalanması serbest, Alevilerin karanfil koyması yasak mı?” dediklerini aktardı.

    Valiye itirazlarını bildirdiklerini belirten Erbil, “Yasak devam ediyor ama biz de basın açıklamasını yapmakta kararlıyız” dedi.  (N.M)

  • Seyit Rıza ve yoldaşları için mum yakıldı, katliam lanetlendi

    Seyit Rıza ve yoldaşları için mum yakıldı, katliam lanetlendi

    Dersim Soykırım Anma Platformu, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 79. Yılında İstanbul Galatasaray Meydanı’nda anma etkinliği düzenledi. Lokma dağıtıp, mum yakan Platform üyeleri, Dersimliler olarak, tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceklerini ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının unutturulmayacaklarını vurguladılar.

    Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Dersim Soykırım Anma Platformu üyeleri, idam edilişinin 79. Yıldönümünde Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı. Anmayı , Dersim katliamın gerçekleştirildiği 1938 yılına atfen saat 19.38’da gerçekleştiren anma etkinliğine, sanatçılar Ferhat Tunç, Hasan Ali, Erdoğan Emir, Özlem Gerçek, Taylan Yıldız ve Musa Baki katıldı. Seyit Rıza ve Dersim katliamında hayatını kaybeden ve göçe zorlanan Dersim halkının fotoğraflarının taşıyan Platform üyeleri, Seyit Rıza’nın meşhur sözünün yer aldığı “ Yalan ve hilelilerimizle baş edemedik bu bize dert oldu, önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” yazılı pankart açtı.

    “TEKÇİ ZİHNİYET SÜRÜYOR”

    1938 tarihinin mumlarla yazıldığı anma etkinliği, Seyit Rıza ve arkadaşları için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Anmada ilk sözü alan Alibeyköy Dersimliler Derneği Başkanı Mesut Gerçek, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının nerede olduğu hala bilinmediğini hatırlatarak, Dersim katliamından bugüne hiçbir şey değişmediğini tekçi zihniyetin sürdüğünü vurguladı.

    ‘TEKÇİ ZİHNİYETE TESLİM OLMAYACAĞIZ !’

    Dersim katliamının tanıklarının anlatımlarının okuduğu anmada, Dersim Soykırım Platformu adına açıklamayı Ovacık Dernek Başkanı Ali Ekber Derman okudu. Bundan tam 79 yıl önce Dersim’de insanlık tarihinin en vahşi, en barbar katliamlarından biri olan 1937/1938 Dersim tertelesi yapıldığını hatırlatan Derman, “ Dersimliler, kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden hunharca boğazlanarak, yakılarak, bombalanarak ve silahla taranarak öldürüldüler” dedi. Dönemin İşçileri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in “ Mağaralarda böcek gibi zehirlenip, kimyasal gazlarla boğularak kafileler halinde kurşuna dizilip uçurum diplerine attılar” sözünü hatırlatan Derman, on binlerce Dersimlinin soykırımdan geçirildiğini belirti.

    Tek dil, tek millet, tek din, tek mezhep, tekçi, ırkçı faşist zihniyetinin hayata geçirilmesi için önce Ermenilerin, Süryanilerin, sonra Kürtler ve Alevi Kızılbaşlıların kendi topraklarında kıyımdan geçirildiğini hatırlatan Derman, o günden bugüne bu tekçi ve ırkçı zihniyetin sürdüğünü vurguladı. Dersim katliamıyla amaçlanın Dersim halkını teslim olmak, kimliksiz, onursuzca yaşamalarını dayatma olduğunu vurgulayan Derman, Dersim halkının dün olduğu gibi bugünde teslim olmadığını kaydetti. Derman, “ Seyit Rıza ve dava arkadaşlarını komplolarla esir alan, tutsak yapan, ama teslim alamayan tekçi zihniyet onların onurlu duruşlarından, direnişi mirasından korktuğu için hazmedememiş ve Seyit Rıza’nın vasiyetine rağmen, çocuğunu kendisinden önce asarak, faşist kinini acımasızlığını gözler önüne sermiştir” dedi. İdam sehpasını cellada bırakmayıp, idam sehpasına korkusuzca yürüyen Seyit Rıza’nın, “ Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu, bende senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözlerini hatırlatan Derman, “ Biz Dersimliler tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceğiz ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının unutturulmaya çalıştırılan tüm değerlerini unutmayacağız” diye konuştu.

    Derman, Dersim Soykırım Platformunun taleplerini şöyle sıraladı: “ 1937/ 38 katliamdır, soykırımdır, mezar yerleri açıklansın, arşiveler açılsın, hesap verilsin, doğayı katleden baraj istemiyoruz.”

    Anma etkinliğinin ardından çevreye lokma dağıtıldı.