PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve Yeşil Sol Parti milletvekili adayları, Hataylı yurttaşlarla bir araya geldi. Sancar, burada yaptığı konuşmada “Hem iktidarı göndermeye hem bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Bu sömürü düzenini, rant, savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Yeşil Sol Parti tam da değişimin adresi ve aktörüdür” dedi.
HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları ve Yeşil Sol Parti milletvekili adayları, Hatay’da seçim çalışması yürüttü. Samandağ Meydan’da düzenlenen halk buluşmasında konuşan Mithat Sancar, “Bayramlaşmak için gelmek isterdik ama bayramlar neşe, sevinç günleriyken bizler burada kederi ve acıyı yaşıyoruz” dedi.
“HESAP SORMAK İÇİN GELİYORUZ”
HDP Eş Genel Başkanı Sancar, iktidarın, depremin sonuçlarından sorumlu olduğunu belirterek şu konuşmayı yaptı:
“Kurdukları rant ekonomisi ile sömürü düzeni ile şehirlerimizi birer enkaz yığınına çevirdiler. Depremden sonra ulaşmayan yardımlar, kurtarma ve müdahale ekipleri, can kayıplarımızı kat be kat artırdı. Bu bir tabii afet değildir. Yaşamını yitirenlerin hepsinin devri daim olsun.
Burada acı ve keder var ama bu acı aynı zamanda umuda dönüşmüş. İşte Samandağ halkının ve Antakya halkının özelliği de budur. Antakya şehrinin kültürünün, medeniyetinin buradaki halkların yarattığı ruhun tam da örneğini yaşıyoruz. Acıyı umutla bölüştürmek, kederi değişim iradesi haline getirmek. Yasımız var, yasımızı tutacağız ama aynı zamanda yasımızı umuda dönüştüreceğiz, umudun kaynağı yapacağız acılarımızı. Acılarımızdan umut yaratalım ki bir daha bu acılar asla yaşanmasın. İşte sizde gördüğüm budur. Kaybettiğimiz canların hesabını sormak, yıkılan kentlerimizin hesabını sormak için, hala bir mezar taşı bile olmayan kayıplarımızın hesabını sormak için hep birlikte geliyoruz.
Bizler diyoruz ki bu iktidardan hesap sormak için önümüzde tarihi bir fırsat var. Bu hesap sormak ölülerimize karşı görevimiz, burada acı çeken milyonlara karşı sorumluluğumuzdur. Onun için bu iktidarı mutlaka, hep birlikte göndereceğiz, gönderdikten sonra da mutlaka bütün bu yolsuzluk düzenini, rant ekonomisini, savaş politikalarının, yıkım zihniyetinin hesap vermesini sağlayacağız.
“İKTİDARI HEP BİRLİKTE, BİRLEŞEREK GÖNDERECEĞİZ”
Meydanlarda pişkin pişkin geziyorlar, sorumluların hepsi sanki hiçbir şey olmamış, kendi suçları yokmuş gibi meydanlarda vaatlerde bulunuyorlar, çürük temeller atıyorlar. İşte bu iktidarın belki de en göze çarpan özellikleri, yüzsüzlük, pişkinlik. Bütün bunları bu ülkenin halkları hak etmiyor. Bu iktidarı hep birlikte göndereceğiz, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri birleşerek göndereceğiz ama bu iktidarı göndermekle iş bitmiyor. Bizim belirlediğimiz bir hedefimiz daha var. Bu düzeni de değiştirmeliyiz. Biz hem iktidarı göndermeye hem bu düzeni değiştirmeye geliyoruz. Bu sömürü düzenini, rant, savaş düzenini değiştirmeye geliyoruz. Yeşil Sol Parti tam da değişimin adresi ve aktörüdür.
Devrimci ve demokrat mücadelesinin en özel şehirlerinden biri Samandağ ve Antakya, Yeşil Sol Parti sana emanettir. Kerem kardeşim size emanettir. Bizler Meclis’e en güçlü şekilde girmeliyiz. Bizler, yüzyıllık kısır döngünün sömürü, inkar ve savaş, düşmanlaştırma ve nefret politikalarının bitmesi için bu düzeni değiştireceğiz. Artık o kısır döngülere geri gitmek olmasın diye değiştireceğiz. Bu düzen sadece savaş ve sömürü değildir, aynı zamanda çete ve mafya düzenidir. Susurluk’ta suç imparatorluğu çıktı demiştik ama şimdiki tablo kaç suç imparatorluğu eder? Yeniden suç imparatorluklarına dönmemek için bu düzeni değiştirmeye geliyoruz.
“BÜYÜK BARIŞI KALICI HALE GETİRECEĞİZ”
Bu ülkeye kalıcı barışı, güçlü demokrasi ile birlikte getireceğiz. Savaşı, bitireceğiz. Güçlü demokrasi kuracağız. Yerel demokrasi ile birlikte katılımcılığı, halkın iradesinin esas alınmasını sağlayacağız. Hep birlikte büyük barışı kalıcı hale getireceğiz. Bu bayramı, bu umut ve coşkunuzu ortaya koyarak, acı ve kederden uzaklaştırdığımız için sizlerin önünde boynumu eğiyorum, helal olsun size.
Oylarımız Yeşil Sol’a, değişimin adresine, demokratik dönüşümün güvencesine, barışın kurucu aktörüne gelsin. Yeşil Sol hem barışın kurucusu hem demokratik dönüşümün güvencesi olacaktır. Hep birlikte yeni yaşamı inşa edeceğiz. Kentlerimizi kültürümüzle birlikte yeniden kuracağız ama asıl hedefimiz yeni yaşamı inşa etmek. Bu çöküşleri, bu yıkımı bu kan talan ve yalan düzenini bir daha yaşamamak için hep birlikte Yeşil Sol’un ağacı altında birleşiyoruz. Ağacımızın kökleri her yerdedir, bu ülkenin her köşesindedir, en büyük can kaynaklarından biri de bu ağacı besleyen kaynaklardan biri olan Antakya’dır, Samandağ’dır.”
PİRHA-Samandağ’da moloza karşı başlayan Yaşam Nöbeti’nin 7’nci gününde yürüyüş yapılarak, molozların kaldırılması istendi. Kaldırılan enkazlarla birlikte bu yıkımlara, başta kanserojen asbest tozu olmak üzere zehirli enkaz tozlarının ve toksik kimyasalların yol açacağı sağlık sorunlarının eklendiğini belirten İklim ve Adalet Komisyonu üyesi Doktor Demet Parlar, “Enkazların tüm uyarılara rağmen deprem bölgelerinde inanılmaz bir hızla kaldırılıyor. İnşaat rantının önünü açmak için gösterilen bu aceleciliğin yaratacağı büyük tehlikelerin göz ardı ediliyor” dedi.
Maraş merkezli depremlerde en çok yıkımın yaşandığı Hatay’da molozların yaşam alanlarına dökülmesine dönük başlatılan Yaşam Nöbeti 7’nci gününde sürdü.
Yeşilköy Mahallesi’nde bir araya gelen aralarında gıda mühendisi, asbest söküm uzmanı, metalurji mühendisi, kimya mühendisi, çevre mühendisi ve ekolojistlerden oluşan ekip mahallede Yeşilköy Mahalle halkını moloza ve molozun etkilerine ilişkin bilgilendirdi.
Bilgilendirme sonrası aralarında halkında olduğu çok sayıda kişi molozun döküldüğü alana kadar yürüyüş yaptı. Yürüyüşte askerlerin moloz alanını kapatmasına karşı “Depremzedelere değil şirketlere barikat”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları atıldı.
“YIKIMLARA GEÇİT VERMEYECEĞİZ”
Kaldırılan enkazlarla birlikte bu yıkımlara, başta kanserojen asbest tozu olmak üzere zehirli enkaz tozlarının ve toksik kimyasalların yol açacağı sağlık sorunlarının eklendiğini belirten İklim ve Adalet Komisyonu üyesi Doktor Demet Parlar, “Enkazların tüm uyarılara rağmen deprem bölgelerinde inanılmaz bir hızla kaldırılıyor. İnşaat rantının önünü açmak için gösterilen bu aceleciliğin yaratacağı büyük tehlikelerin göz ardı ediliyor. Oysa deprem bölgesinin acil ihtiyaçları gıda teminidir, nitelikli geçici barınmadır, halk sağlığı hizmetleridir. Kurulacak yeni yaşam alanlarının nasıl ve nerelerde olması gerektiğinin kararını uzmanlarla yerel halkın ortaklaşarak alması gerekiyor. Rant uğruna, bölgenin geleceğini yok edecek uygulamaların engellenmesi gerekiyor. Deprem sonrası yeni sosyal ve ekolojik yıkımlara geçit vermeyeceğiz” dedi.
“MOLOZLARIN GELİŞİ GÜZEL BİR ŞEKİLDE YAŞAM ALANLARINA DÖKÜLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR”
Molozun nereye döküleceği yönünde tartışma yürütülürse yanılacaklarını belirten Metalurji Mühendisi Cemalettin Küçük, “Olay bir moloz konusu değildir ortada bir yıkıntı vardır ve bu yıkıntılar yaşamın bir parçasıdır. Yıkıntıların gelişi güzel kamyonlara yüklenip gelişi güzel yaşam alanlarına dökülmesi doğru değildir. Yıkıntılar eğer bir kimyasala bulaşması söz konusu olmuşsa, kimyasala bulaşmış olan kısımlar ayrıştırılıp temiz olan yıkıntılar farklı bir yere alınarak ayrıştırma birimlerine getirilmesi gerekiyor” diye konuştu.
Açıklama ‘Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok’ sloganlarıyla sona erdi.
PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası, deprem nedeniyle birçok kentte inşaat aşamasındaki yapıların dahi yıkıldığına işaret ederek, “Hatay’da yaptığımız incelemeler maalesef yapı denetim sisteminin işlemediğini ortaya koyuyor” dedi.
Merkez üstü Pazarcık olan 7.7 büyüklüğündeki deprem ile merkez üstü Elbistan olan 7.6 büyüklüğündeki iki deprem, Maraş, Malatya, Antep, Hatay, Adıyaman, Osmaniye, Adana, Kilis ve Urfa’da büyük yıkıma neden oldu. 6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrasında şehirler adeta enkaz yığınına döndü.
“İNŞAAT AŞAMASINDAKİ BİNALAR DAHİ YIKILDI”
Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, depremde yıkılan binalara işaret ederek, “Yapı denetim sistemi yenilenmeli, sorumlular hesap vermelidir!” dedi. Yazılı yapılan açıklamada yapı denetim sisteminin işlemediğine vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Bu yıkımlarda ‘depreme dayanıklı(!)’ olarak yapıldığı iddia edilen yeni binaların hatta daha inşaat aşamasında olan binaların dahi yıkıldığını hemen hemen her kentte gözlemledik. Bu yapı denetim hizmetlerinin amacına uygun yapılmadığını, tamamen şekli denetimlerin gerçekleştirildiğini ortaya koyuyor. Şimdiye kadar yapı denetim kuruluşlarının denetimlerini düzgün yürütmedikleri, zemin ve temel etütlerinin yerinde denetimi esas alacak şekilde yapılmadığını ve bünyelerinde buna uygun personel bulundurmadıklarına ilişkin düşüncelerimizi kamuoyu ile paylaştık. Hatay’da yaptığımız incelemeler maalesef yapı denetim sisteminin işlemediğini ortaya koyuyor.
Öncelikli olarak yapı üretim ve denetim sisteminin acilen gözden geçirilmesi gerekiyor. 1956 yılından bugüne şekli olarak gerçekleştirilen yapı denetim hizmetlerinin amacına uygun bir şekilde gerçekleştirilmediği görülmektedir. Yapı denetim sistemindeki hata, eksik ve aksaklıkların ortaya çıkarılması gerekiyor. Aksi takdirde şimdiye kadar olduğu gibi halka değil ranta ve müteahhitlere hizmet eden yapı üretimi ve denetimi gerçekleştirilmeye devam edilecektir.
Deprem bölgesindeki Cumhuriyet Başsavcılıklarını göreve davet ediyoruz. Görevini yerine getirmeyen, denetim hizmetlerini şekli olarak gerçekleştiren yapı denetim kuruluşu sahipleri, yönetici ve sorumluluğu bulunan çalışanlar, şantiye şefleri, müteahhitler ile bunları denetlemekle görevli il yapı denetim komisyonu ve merkez yapı denetimi komisyonu üyeleri hakkında acilen soruşturma başlatılmalıdır. Aksi takdirde on binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine neden olan olguları ortadan kaldırmamız mümkün değildir.”
PİRHA- Antakya’da bir fabrikada çıkan yangın kontrol altına alınmaya çalışılıyor.
Hatay’ın merkez Antakya ilçesi Küçükdalyan Mahallesi Yeşilova Caddesi’nde bulunan Küçük Sanayi Sitesi’ndeki bir fabrikada henüz belirlenemeyen bir nedenle yangın çıktı.
İhbar üzerine yangın yerine çok sayıda itfaiye sevk edildi.
İtfaiyenin yangını kontrol altına alma çalışmaları sürüyor.
PİRHA – Milletvekili Ali Kenanoğlu, yaşanan depremin ardından Hatay halkının talep ve kaygılarını aktardı. Bölgenin ranta kurban edilme riski taşıdığını vurgulayan Kenanoğlu, demografik yapının değiştirilmemesi gerektiğinin de altını çizdi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Maraş merkezli depremler nedeniyle büyük yıkıma uğrayan Hatay’da incelemelerde bulundu. Kenanoğlu, Asi Nehri kıyısında yaptığı aktarımda yıkımın bir hayli derin olduğunu ifade etti.
DEMOGRAFİK YAPININ KORUNMASI UYARISI!
Antakya ve Samandağ’da yoğun bir göçün söz konusu olduğunu belirten Kenanoğlu, demografik yapının bozulmaması konusunda uyarılarda bulunarak şu bilgileri paylaştı:
“Maraş bölgesindeki yıkımı görmüştük. Antakya’daki yıkım da oldukça felaket. Şehrin büyük bir kesiminde yıkım var ve şehir kullanılamaz durumda. Arama-kurtarma faaliyetleri bitirilmiş durumda. Şu anda kimi yerlerde enkaz kaldırma çalışmaları yapılıyor. Şehrin önemli bir kısmı bölgeyi terk etmiş durumda. Özellikle Mersin’e göçün yoğun olduğu biliniyor ama kalanlar da bu şehirde yaşantısını sürdürmek istiyorlar. Hatay’ın bir bütün olarak bir rant alanına dönüştürülmesini istemiyorlar. Burada hem demografik hem de kültürel yapının korunmasına yönelik talepler var. Komple şehrin tekrardan kurulması gerekiyor.”
“KONTEYNERLERİN TEMİN EDİLMESİ LAZIM”
Samandağ ilçesindeki son durumu da paylaşan Ali Kenanoğlu, diğer ilçelerde olduğu gibi Samandağ’da da büyük bir yıkım olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:
“Tabii burada insanların söylediği, ilk iki gün herkesin kaderine terk edilmiş olması burada da dile getiriliyor. Özellikle can kaybının yarı yarıya indirilebileceğini, iki gün boyunca insanların enkaz altından seslerinin geldiğini ancak hiçbir yardım ekiplerinin kendilerine ulaşmadığını, dolayısıyla da o insanların kurtarılabilme imkanları varken kurtarılamadıklarını söylüyorlar. Şu anda burada da enkaz çalışmaları yürütülüyor. Belli bir sayıda insan burayı da terk etmiş durumda. Ama gidenlerin geri döneceklerine dair bir umut da var. Halkın, belediyenin organizasyonu ile burada bazı ihtiyaçlar gideriliyor. Ancak halen daha çadır ihtiyacının olduğu ifade ediliyor.
Bütün deprem bölgelerinde çadırdan öte evlerin yapılana kadar kalınabilecek konteynerlerin temin edilmesi lazım. Antakya’da olduğu gibi Samandağ’da da insanlar buraların rant haline dönüştürülmemesi gerektiğini söylüyorlar. Bununla birlikte diğer taraftan demografik kültürel yapı ile oynanmaması ve göç eden insanların buraya dönebilecekleri koşulların oluşturulmasını istiyorlar.”
PİRHA – TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, deprem bölgesinde görev yapan hekim ve sağlık çalışanlarıyla bir araya geldi. Sağlık emekçileri, çalışma koşullarının çok kötü olduğunun altını çizdi. TTB heyeti, ciddi halk sağlığı sorunlarının yaşanmaması için AFAD merkezli koordinasyondaki eksiklik ve özensizliklerin ivedilikle giderilmesi gerektiğini belirtti.
Türk Tabipler Birliği Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, TTB İnsan Hakları Kolu Başkanı Dr. Ali Karakoç ile birlikte depremin vurduğu Samandağ, Reyhanlı, Kırıkhan, İslahiye ve Nurdağı’nda görev yapan sağlık emekçileriyle buluştu.
Bölgede konteynır olanaklarının çok sınırlı olduğunu, çadırlarda ise ısınma sorunlarının çözülmediğini aktaran sağlık emekçileri, dönüşümlü çalışmanın onar günlük görevlendirmeler ile yürütüleceği söylenmesine karşın Sağlık Bakanlığı’nın bölgede görevlendirdiği koordinatörlerin birer ikişer aylık görevlendirmeler planladığını aktardı.
Kamu otoritesi tarafından Hatay’ın ilçelerine verilen desteklerde ayrımcılık yapıldığını belirten sağlık emekçileri; Antakya, İskenderun, Samandağ, Defne gibi ilçelerde büyük bir yıkım olmasına, sağlık hizmeti verebilecek hastanelerin birçoğu yıkılmasına karşın, gerek barınma gerekse de çalışma koşullarının çok kötü olduğunun altını çizdi.
“AFAD MERKEZLİ KOORDİNASYONDAKİ EKSİKLİKLER VE ÖZENSİZLİKLER İVEDİLİKLE GİDERİLMELİ”
TTB heyeti de söz konusu ayrımcılığın sadece barınma ve çalışma koşullarına ilişkin olmadığına, bu ilçelerde diğer deprem bölgelerinden farklı olarak olağanüstü güvenlik önlemlerinin alındığına dikkat çekti.
Antep’e içme suyu sağlayan Pazarcık Baraj Gölü’nün yanına bir geçici barınma alanı kurulduğu, bu alandaki atık suyun baraj gölüne aktarıldığı bilgisine de erişen TTB heyeti; ciddi halk sağlığı sorunlarının yaşanmaması için AFAD merkezli koordinasyondaki eksiklik ve özensizliklerin ivedilikle giderilmesi gerektiğini belirtti.
PİRHA – HDP Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Mecliste yaptığı basın açıklamasında depremdeki ağır bilançonun sorumlularını işaret etti. Hatimoğulları, “Halk, sizin bu insan düşmanlığınızı, bu ırkçı yaklaşımlarınızı, yoğunluklu olarak Alevilerin yaşadığı bölgeleri ölüme terk ettiğinizi unutmayacak” dedi.
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, 6 Şubat’ta yaşanan depreme ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) basın toplantısı düzenledi. Hatimoğulları, Maraş merkezli afeti “Son yüzyılın en büyük depremi ile karşı karşıya kaldık” sözleri ile özetledi.
Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, “Saray iktidarı kayıplarımızın bu kadar çok olmasının temel nedeni” diyerek ihmaller nedeniyle ölümlerin arttığını ifade etti.
“İSTEYEREK BİR CİNAYETE GÖZ YUMULDU”
Milletvekili Tülay Hatimoğulları, “Deprem değildi bizi öldüren” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Deprem değil binaların dayanıksızlığı, denetimsizliği öldürdü bizi. Deprem değil devletin kurumlarının beceriksizliği, devletin ilgisizliği, ihmali, alakasızlığı öldürdü bizi. Bugüne kadar AFAD diye ortalığı velveleye verdikleri kurumların içinin ne kadar boş olduğu bir kez daha karşımıza çıktı. Kızılay ve AFAD gibi liyakatsiz, beceriksiz, teçhizatsız kurumlar. Yakınlarını ve yandaşlarını atayarak bu kurumların içini boşaltan saray iktidarı, depremde kayıplarımızın bu kadar büyük olmasının temel nedeni. Deprem değildi bizi öldüren, saray rejiminin bize karşı niyetiydi, deprem bölgesindeki insanlara karşı niyetiydi ve koltuğunu koruma sevdasıydı. Bilerek ve isteyerek bir cinayete göz yumuldu. Bilerek ve isteyerek bir seferberlik ilan edilmedi. Bilerek ve isteyerek gönderilen yardımlar engellendi. Sınırda askerler tarafından bekletildi. Ülkenin başına gelen en büyük felaket Saray rejiminin, tek adam rejiminin ta kendisidir. Bütün yetkileri kendine bağlayan, kurumların özerkliğini kendine bağlayan, Kızılay’ı, AFAD’ı iyice içi bomboş kurumlara çeviren bu rejim katliamın altına imza atanın ta kendisiydi.
“BİZLER ÖLÜME TERK EDİLDİK”
Cumhurbaşkanı ve yetkililer derhal istifa etmelidir. AFAD ve Kızılay başkanları dahil olmak üzere bütün yöneticileri de derhal istifa etmelidir. Çünkü sadece sınıfta kalmadılar, bu cinayetin aynı zamanda ortağı konumundalar. İlk izlenimlerimi depremle ilgili paylaşmak istiyorum. Deprem olduğu ilk anda ailem tarafından haberdar edildim. Ailem Samandağ’da yaşıyor. Benim de yaşadığım mahalle yerle bir oldu. Daha önce AFAD’da gönüllü olarak çalışmış, madende, kurtarma ekiplerinde gönüllü olarak çalışmış arkadaşlarla ve bir grup sağlıkçı ile yola çıktık. Yol kötüydü, 100 kilometreyi 4-5 saatte gidebildik. Bunu kabul ediyorum; yollar kötüydü ve zincirleme kazalar vardı. Biz Hatay’a gittiğimizde kent karanlığa teslim edilmişti.
Bu deprem 04.17’de gerçekliyor. Akşam karanlık çökene kadar bir polis ve jandarma yoktu sokakta. Bu tam terk edilmişliğin vesikasıdır. Orada yerel yetkililerle yaptığım görüşmeler sonucunda, yerel yetkililerin de merkezi hükümeti çaresizlik içinde beklediğinin canlı tanığıyım. ‘Lütfen Meclis’te bir şeyler yapın, hükümet devreye girsin’ sözlerini oradaki birçok insandan duydum. Ertesi gün yine bir jandarma ve polis dahi yoktu.
Böylesi afet zamanlarında bugüne kadar Türkiye’de alışıla gelen gelenek nedir; hemen asker sokağa çıkar ve asker sokakta görünürdü. Ama burada asla iki güne kadar bir asker yoktu sokaklarda. Devlet bu depremde yoktu, devlet adeta buharlaşmıştı ve bizler ölüme terk edildik. Bilerek ve isteyerek ölüme terk edildik.
“AFAD EKİBİ KÜREĞİ DE BİZDEN İSTEDİ”
Birinci günün gecesinde saat 3 sularında bir AFAD ekibi en çok zarar gören mahallelerden birine, benim olduğum mahalleye geldi. İlk AFAD ekibini biz karşıladık ve birlikte olduğumuz arkadaşlarla arama kurtarma çalışmalarına fiilen katıldık. Kepçe yoktu. 40 dakikayı aşkın, bir kadını kurtarmak için bizzat kepçe bulma işini ben üstlendim. Bunu büyük bir onur ve mutlulukla söylüyorum. Bir kadını kurtarmayı başarabildik. Oraya kepçeler seferber edilseydi, yakın illerden o kepçeler gelebilirdi. İçişleri Bakanı depremin şiddeti, hava koşulları vs. açıklamalar yapıyor ama biraz önce söyledim tugayın orada mevcut olan iş makinaları harekete geçirilebilirdi. AFAD’ın elinde ilk ekipte birkaç makas, birkaç kazma vardı. Küreği de bizden istediler, o saatte kürek bulduk. AFAD yönetimi derhal istifa etmelidir, asla onlara teşekkür etmeyeceğiz.
“CESARETİNİZ VARSA DEPREM BÖLGESİNDE SÖYLEYİN”
Hala çıkıp utanmadan sıkılmadan ihmal yok, biz halkın yanındaydık deme cüretini gösteriyorlar. Cesaretiniz varsa İçişleri Bakanı da Milli Savunma Bakanı da Cumhurbaşkanı da gitsin bunu deprem bölgesinde insanlara söylesin. Yandaşlarını toplayıp kendisini alkışlatacak bir senaryo değil gerçekten gelişigüzel, herhangi bir deprem bölgesine gitsin ve sorsun devlet yanınızda mıydı diye. Bu gerçekleri bir ben anlatmıyorum. Depremde yakınlarını, arkadaşlarını, çevresini, kentini kaybetmiş bir insan olarak burada konuşuyorum.”
“İMAR AFFI CİNAYETE ATILMIŞ İMZADIR”
“İmar affına hayır diyen tek partiydik. İmar affı için bir altyapı çalışmasının olmadığını, o binalarda oturulup oturulmayacağı değerlendirmesinin yapılmayacağı kanaati bizde yüksekti. Nitekim yanılmadık. Keşke yanılsaydık ve o kadar canımızı kaybetmeseydik. İmar affı cinayete atılmış imzadır. Bu asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bu iktidarın alnındaki kara yazılardan biri olarak kalacaktır. Antakya bütün o ilçelerin tarihsel olarak ortak ismidir. Antakya’nın sadece binası insanı değil bin yıllık tarihi dokusu da enkazda kaldı. İnsanların yaşadığı en büyük acılardan biri, enkaz altında bulunan insanların açıklanan sayıdan birkaç kat fazla olmasıdır.
Devlet bizim sesimizi duymadı, devlet bizi bu bölgelerde ölüme terk etti. Ancak burada toplumsal dayanışma gerçekten büyük bir umut oldu. Toplumsal dayanışma ağlarına emek veren herkese, yurt içinden, yurt dışından katkı veren, gerçekten depremzedelerin yaşama tutunmaları için bir dal olmayı başarabilen bütün dayanışma ağlarına, katkı sunan herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Pazarcık’ta oldukça sistematik çalışan ve çok kişinin yarasını sarmaya çalışan cemevinin yardım mekanizmasına el koydular. Farklı alanlarda kurulan bu dayanışma merkezlerine bu iktidar el koymak istiyor. Ya siz gelmediniz, bu insanlar bizlerin yaralarını sardı. Üstüne üstlük onları mı cezalandıracaksınız? Bu mu sizin adaletiniz?
“ENKAZ ALTINDA KALANLARIN BİR MEZAR TAŞI OLSUN”
Orada yıkılan binalarda önce enkaz altında kalan canların, mümkünse vücut bütünlüğü bozulmadan, çıkarılması zaten birinci ve en acil görevlerimiz arasındadır. Bu çağrıyı bir kez daha yineliyoruz. Şu anda kaba bir şekilde enkaz kaldırma çalışmaları başlamış ve insanlar vücut bütünlüğü olmadan çıkarılıyor. Belki de bazı insanların dikili bir mezar taşı bile olmayacak. Şu an dışarıda yakınlarının enkaz altından çıkarılmasını bekleyenler bari bir mezar taşları olmasını istiyor. Bu o kadar insani ve o kadar anlaşılabilir bir şey ki! Ancak buna da hizmet etmeyen bir enkaz kaldırma çalışması yürütülüyor.
“TOPRAKLARIMIZA SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAĞIZ”
Bunun yanı sıra enkaz kaldırıldıktan sonra kenti yeniden inşa etmeye gelecektir sıra. Bu iktidarın 5’li çetesine şimdiden peşkeş çekmeye çalıştığının farkındayız oradaki toprakları. Ama buradan bir kez daha uyarıyoruz. Sakın ve sakın orada insanları ölüme terk ederek ve bölgeyi insansızlaştırarak bir demografik yapı değişimine ya da oradaki tarihi kentin dokusunu daha da bozmaya çalışan bir plan ve projeden, bir ticaret alanı gibi göreceğiniz plan ve projeden uzak durun. Buna asla müsaade etmeyeceğiz. Bizler topraklarımızı seviyoruz. Bizler yeniden döneceğiz, o topraklarda hayatlarımızı kuracağız, yeniden inşa edeceğiz. Tüm yurttaşlarımıza, depremden etkilenen bütün bölgelerden göç eden yurttaşlarımıza bir kez daha sesleniyoruz. Lütfen topraklarınızı satmayın, topraklarınızı terk etmeyin. Topraklarımıza sonuna kadar sahip çıkacağız, kentimize ve yaşam alanlarımıza yeniden sahip çıkacağız.
İktidarın yine ben yaptım oldu, gelen yardımları iç ettim oldu anlayışında olmaması lazım. Mavi Marmara olayında olsun, 15 Temmuz’da gelen bağışlar olsun, iktidar bu bağışları yiyip bitirdi. Amacına uygun kullanmadı. Sakın ola ki bu paraları önceki gibi yemeye kalkmayın, buna asla müsaade etmeyiz, kursağınızda bırakırız.
“BU HALK IRKÇI YAKLAŞIMINIZI BÜYÜK HARFLERLE NOT ALDI”
Hükümet sözcülerinden biri diyor ki, ‘Sayın Cumhurbaşkanı ve bizimle ilgili söylenenleri not ediyoruz. Şimdi yaralarımız açık ya şimdi susuyoruz.’ Büyük bir iş mi yaptığınızı sanıyorsunuz, siz zaten sustunuz, siz zaten ölümleri izlediniz. Şu saatten sonra hangi cüretle neyi not alıyorsunuz? Halk not aldı; halk sizin bu insan düşmanlığınızı, bu ırkçı yaklaşımlarınızı, yoğunluklu olarak Alevilerin yaşadığı bölgeleri ölüme terk ettiğinizi unutmayacak. Tarih unutmayacak, tarih bunu büyük harflerle not aldı. Bunu sağlam sayfalara yazdı, bunu da siz unutmayın.
Antakya binlerce yıla dayanan, köklü ve kadim bir yaşam alanı. Çok tanrılı dinlere ev sahipliği yaptığı gibi 3 büyük semavi dine de beşiklik etmiş bir memlekettir. Ezan, çan, hazan ve devlet tarafından hiçbir zaman kabul edilmeyen Hazreti Hızır’ın buluştuğu, kaynaştığı bir yaşam alanıdır. Tarih boyunca defalarca yıkılmış ve tekrar tekrar tarih boyunca küllerinden yeniden kendini yaratmıştır. İnsanlar bütün bu yıkımlara rağmen asla kenti terk etmeden, adeta o topraklara tutunurcasına tekrar yaşamı yeniden diriltmiş ve günümüze kadar getirmiştir. Yaşadığımız bu büyük depremde çok canımızı kaybettik, evlerimiz yıkıldı. Kentimizi asla terk etmeyeceğiz. Bizden önce terk etmeyip kenti yeniden küllerinden yaratanlar gibi kentimizi terk etmeyeceğiz. Asi Nehri bütün kayıplarına rağmen asi asi ters akmaya devam edecek. Kiliselerimizin çanları, minarelerimizin ezanları, hazanlarımızın ilahileri ve Hazreti Hızır Türbesi’nden yükselen “Ya Ali ya Emirü’l Mü’minin” duaları birbirine karışmaya devam edecek. Göçük altından yükselen sesleri hiçbir zaman unutmayacağız.”
PİRHA-Depremden sonra hem enkaz altındakilere hem de yakını Dersimli Akademisyen Mehmet Yıldırım’ı kurtarma ümidiyle Hatay’ın Antakya ilçesine gönüllü olarak giden Zafer Talan, “Biz cenazemize 10. gün ulaşabildik, savcıların cenazelerden DNA testi yaptığı yere gittik orada gördüğümüz tabloda laik bir ülkede olmaması gerekenler vardı. Cenazemizi götürürken kendi aralarında cenaze namazı kılınacak mı diye konuşuyorlardı ama Dersim Belediyesi’nin aracını görünce cenazeyi diğer cenazelerden ayırmak istediler. Biz cenazemizi kaldırırken cenaze torbamız yırtıldı, bende oradaki görevliye bir tane daha cenaze torbası getirmesini istedim bana ona o bile fazla gerek yok diye cevap verdi” dedi.
Maraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından binlerce kişi yaşamını yitirirken, yüz binlercesi de evsiz kaldı.
Antalya’da Muratpaşa Belediyesi’nde çalışan Zafer Talan, hem enkaz altındakilere hem de yakını Dersimli Akademisyen Mehmet Yıldırım’ı kurtarma ümidiyle depremde Hatay’ın Antakya ilçesine gönüllü olarak gitti. Zafer Talan, gönüllü olarak gittiği Samandağ’da yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
Deprem olduktan 2-3 gün sonra Antakya’ya gittiğini ifade eden Zafer Talan, “İlk gittiğimizde herhangi bir yardım yoktu ve hiçbir iş makinesi yoktu. Ben gittikten 2-3 gün sonra yardım gelmeye başladı. Bizim müdahale edeceğimiz binanın yanında Ankara’dan bomba uzmanı ekipler gelmişti kendi arkadaşlarının olduğu binaya bütün ekipleri götürmek istiyorlardı. Silahlara ve mühimmatlara ulaşmak istediklerini söylüyorlardı, orada genelde asker ve polisler kalıyordu. Bizim müdahale edeceğimiz binada başçavuşun silah ve mühimmatları olduğu için oraya müdahale etmek istiyorlardı bende orada ulaşılması gereken insanlar varken silahın ve mühimmatın çok önemli olmadığını söyledim. Orada askerler ve polisler kendi arkadaşlarını kurtarma derdindeydi, halkta çaresizce ulaşabildiği insanlara ulaşıp bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Ne yazık ki enkaz yerlerinde insanlar çaresizdi ve insanların barınabileceği, lavaboya gidebileceği bir yer yoktu. İnsanlar sokakta terk edilmiş haldeydi. İnsanlar belediyelerden gelen yardımlarla yaşamaya çalışıyorlardı. Asker ve polisler insanları kurtarmak yerine bir an önce silah ve mühimmata ulaşma peşindeydi” dedi.
“CESETLERİN OLDUĞU YERDE DİYANET VAKFI GÖREVLİLERİ TARAFINDAN CENAZE NAMAZI KILINIYOR”
Kendi cenazelerine 10. gün ulaşabildiklerini belirten Zafer Talan, “Kendi cenazemize polisler eşliğinde bir yere gittik savcıların gideceğimiz yerde DNA testi aldığını söylediler ama gittiğimiz yerde gördüğümüz tabloda laik bir ülkede olmaması gerekenleri gördük. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin çadırları vardı onların karşısında da Diyanet Vakfı’nın çadırları vardı. Dersim Belediyesi’nin cenaze aracını görünce oradakilerin tavrı biraz değişti, kendi aralarında konuşuyorlardı. Daha sonra ben kayıt alınan yere gittim savcı kaydı aldı biz cenazemizi götürürken kendi aralarında cenaze namazı kılınacak mı diye konuşuyorlardı ama Dersim Belediyesi’nin aracını görünce cenazeyi diğer cenazelerden ayırmak istediler. Biz cenazemizi kaldırırken cenaze torbamız yırtıldı, bende oradaki görevliye bir tane daha cenaze torbası getirmesini istedim bana ona o bile fazla gerek yok diye cevap verdi. İnsanların inancından veya ırkından dolayı ayrıştırılamayacağını başsavcıya ilettim. Cumhuriyet Başsavcısı olarak bir cesedi teşhis ediyorsunuz ama karşınızda Diyanet Vakfı görevlileri tarafından cenaze namazı kılınıyor siz neden buna müdahale etmiyorsunuz dediğimde sessiz kaldı. Ölümüz üzerinden ayrıştırma oldu, bu yüzyılda inancından, ırkından dolayı bir afet olayında ölülerin ayrıştırılmaması gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) 12-13 Şubat’a ilişkin deprem inceleme heyeti bilgilendirme notlarını paylaştı. Sağlık emekçileri, sağlık alanında ciddi koordinasyonsuzlukların olduğunu ve acilen bulaşıcı hastalıkların önüne geçecek tedbirlerin alınması gerektiğini belirtti.
SES Eş Genel Başkanı Gönül Adıbelli, Eski MYK üyesi Fikret Çalağan ve Halk Sağlığı Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zencir’den oluşan heyet, deprem bölgesindeki çalışmalarını sürdürüyor.
Heyetin bölgede yaptığı incelemeler ve depremin vurduğu illerde çalışma yürüten SES ve TTB gönüllülerinden aldıkları bilgi ve izlenimler rapor haline getirilerek kamuoyu ile paylaşıldı.
“KENT TAMAMEN BOŞALTILACAK”
“Nurdağı İnceleme Raporu” başlıklı paylaşımda 40 bin nüfuslu ilçede binaların yüzde 30’unun enkaz altında olduğu belirtildi. Arama kurtarma ekiplerinin ise ilk gün halk ve gönüllü gelenler tarafından yürütüldüğüne dikkat çekilirken şu bilgiler paylaşıldı:
“Donanımlı ekipler 3. gün başlamış, halen çok yetersiz. İlk gün enkaz altından çok sayıda canlı çıkarılmış. Elektrik ve su sıkıntısı var. Köylere yeni yeni elektrik ve su veriliyor. Düzensiz çadır kent var. Bir de evlerin önüne kurulmuş çadırlar var. Çadırlara elektrik jeneratörlerle veriliyor. Sobasız çadırlar var.
Hastane ağır hasarlı. Hizmet yok. Bahçesinde sahra hastanesi, UMKE ve sağlıkçılar için konteynerler var. Sağlıkçıların barınması yetersiz. Ambulans içinde kalıyorlar. Sağlıkçılar idari izin kullanamıyor. Genelge sadece birinci derece kaybı olanları ve SB kapsıyor. Üniversite personelini kapsamıyor. Gönüllü çok fazla. Koşullar, yiyecek dışında kötü. Sevkler Antep’e yapılıyor. Ya da İstanbul’a helikopter kullanılarak yapılıyor.
Eczane yok, ilaçlar sahra hastanesinin yanına getirilmiş. Mevcut eczanenin ilaçlarına el konulmuş, imza tutanağı ile birlikte. Sağlıkta en büyük sorun organizasyonun olmaması. Ağır hasar nedeniyle kent tamamen boşaltılacak. Resmi bildirilen ölümler 980. Tahmin edilen 5 bin.
“3. GÜN İLK MÜDAHALE YAPILDI”
1800’lerde kurulmuş olan İslahiye’ye ilişkin İnceleme Raporu’nda ise çarpıcı bilgiler yer alıyor. İslahiye’nin bataklık okaliptus ağaçları ile kurutulduğuna dikkat çeken uzmanlar, bu aşamada Osmanlı’nın, farklı etnik ve dini grupları bölgeye yerleştirdiğini belirtiyor.
Nüfusun 75 bin civarında olduğu belirtilen raporda, deprem sonrası köylere göçün 40-50 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.
Hastane kayıtlarına göre mevcut 1100 vefatın olduğu bilgisi paylaşılırken raporda şu verilere de yer alıyor:
“Kaydedilmeden ya da köyde gömülenleri dahil ettiğimizde ölü sayısı 1500 kişi. Mağduriyet 20 bin. Atatürk Mahallesi en büyük yıkım olan yer. Dağa yakın olan binalar daha sağlam. Ovaya yapılan binalarda yıkım fazla.
Başhekim yok, baş koordinatör ve acil sorumlusu koordinasyonu yürütüyor. Türkmenistan, İranlı Sağlıkçılar, acil, ortopedist, beyin cerrahı uzmanları ile destek verdiler. 3. Gün travma ünitesi kuruldu, ameliyat yapıldı, ilk müdahale yapıldı. Enkaz çalışmaları çarşamba akşamı başladı, gündüz donanımsız çalışıldı. Bununla birlikte Fransız, Katar ekipleri de çarşamba geldi ve ekipman yeterli idi.
Yol en büyük sıkıntı oldu. Erişilmesine büyük engeldi. Yollarda çökmeler vardı. Almanların yüzyıl önce yaptığı köprü sağlam, beş yıllık köprüler yıkılmış. Yollarda ciddi çatlaklar vardı. Bu durum ambulansları çok etkiledi.
Vatandaş açısından adı değiştirilen köylerin yeni isimleri tam bilinmiyor, 3 köy, Kürt köyü. Altınüzüm-Haltanlı, Yeşilyurt-Dolan, Boğaziçi-Kürküt. Yerli nüfus yeni isimleri bilmiyor. Bu nedenle Yardımlar ulaşamadı. İsimler 80 sonrası 2 kez değişmiş.”
HASTANELER YIKILDI ANCAK OKULLAR AYAKTA!
Antakya Deprem Bölgesi İnceleme Raporu’nda ise 2 milyonu bulan nüfustan ciddi azalma olduğu söyleniyor. “Ölü sayısı ile ilgili çeşitli öngörüler var, 15 bin ile 120 bin arasında değişiyor” denilen raporda şu bilgiler yer alıyor:
“Hatay tamamen enkaz altında. Birçok hastane yıkılmış, bunun yanında yıkılmayanlarda ise ciddi hasar olduğu çıplak gözle dahi görülüyor. Dikkat çeken bir başlık da okullar görece daha az zarar görmesine karşı hastanelerin yıkılmış olması, ciddi hasar görmesi. Örnek olarak Hatay Eğitim ve Araştırma hastanesi verilebilir. Bu hastane Kocaeli depreminden sonra 2003 yılında yapılmasına karşın tümüyle yıkılmış olmasının anlaşılır bir yanı bulunmuyor.
Tüm deprem bölgesinde olduğu gibi Hatay’da da donanımlı arama ve kurtarma faaliyetleri ancak 3. gün başlayabilmiş. Yine artık canlı çıkmaz algısı ile yürütülen enkaz çalışmaları da dikkatleri çekiyor. Bu çok sıkıntılı. Hala yaşayan birçok insanın ölümüne yol açacak görünüyor.
Gezilen yerlerde en çok dikkati çeken çöp yığınları idi. Plastik şişelerin yanında yemek tabakları, gıda atıkları, etrafa saçılan kullanılamaz hale gelen yardım malzemesi vb. Bulaşıcı hastalık için ciddi tehdit niteliği taşıdığını mutlak not etmeliyiz. Su, hala ciddi sorun olmaya devam ediyor. Şişe suyu açısından sorun olmamasına karşın kullanma suyu ile ilgili ciddi sorun var. Klorlanmış tanker suyu ihtiyacı yakıcı bir şekilde devam ediyor.
Tuvalet ciddi sorun, şehrin içinde az sayıda sahra tuvaleti var. Özellikle kamu görevlilerinin, askerlerin, belediyelerin kaldığı barınma yerlerinde (çoğu okul) tuvaletler sağlam bir şekilde var. Mühendislerce hasar tespiti yapılarak buraların halkın kullanımına açılması, önemli. Elektrikler hala yok. Bu çadırları olumsuz etkiliyor. Isınma çok ciddi sorun.”
“MOĞOLİSTAN SAHRA HASTANESİ DAHA DONANIMLI”
Raporda, deprem bölgesindeki sağlık hizmetlerinin genelde ne aşamada olduğu konusunda da bilgi verildi. Sağlık Bakanlığı’nın kurduğu sahra hastanelerinde olanakların çok sınırlı olduğu bilgisi paylaşılırken şu hususlara dikkat çekildi:
“Moğolistan Sahra hastanesi daha donanımlı. Monitör, Ekg cihazı, küçük cerrahi işlemlere izin veren küçük bir ameliyathane, sterilizasyon ünitesi, yaralı taşıma için sedyeler yanında, yürüteçler, defibilatör vb. Türkçe de bilen sağlık emekçileri ciddi katkı sağlıyor.
Türkiye genelinde on binlerce gönüllü hekim, TTB ve SES gibi örgütlerinin gönüllü görevlendirme çağrılarına SB’nın kulaklarının tıkaması kabul edilemiyor.
En büyük sorun ceset torbasının olmaması. Bunun yanında cenaze yakınlarının kefen, yıkanma vb. işlemlerle ilgili talepleri olmuş. Son günlerde ceset kokuları artmış. Bu birimde çalışmanın çok travmatik olduğu, en fazla 2 gün ile sınırlı olması gerektiği görüşünde.
Şu ana çalıştığı sahra hastanesinde poliklinik çalışmalarında hayvan ısırığı çok, Kuduz aşısı yok, poliklinik başvurularında ASYE (akut solunum yolu enfeksiyonu) ve AGE’lerin (akut gastroenterit) çoğunlukta, yara yeri enfeksiyonları, uyuz, psikolojik şikâyetler (özellikle ilaç kullananların ilaç bulamamaları nedeniyle yoksunluk yaşanmaları) öne çıkıyor. Uyuz tedavisinde sorun var, yıkanmaları gerekiyor, mümkün değil. Yine kullanılan malzemelerin kaynatılması ya da tamamen değiştirilmesi sorun. Bu sorun büyümeden hijyen koşulları düzeltilmeli.
Birinci basamak sağlık hizmetlerinin hala başlamamış olması önemli sorun. Çocuklara kızamık, gebelere tetanoz, grip ve covid aşılarının bir an önce yapılması kritik önemde. Yine enkaz çalışmasında olanlara tetanoz proflkasisi acil çalışmalar arasında yer almalı.
Her gün sahadan gözlem raporlarına göre sağlık alanında da ciddi koordinasyonsuzlukların olduğu, deprem sonrası çok sayıda bulaşıcı hastalık riskinin açığa çıktığı görülmektedir. En acil olanın an itibari ile bulaşıcı hastalıkların önüne geçecek tedbirlerin alınmasıdır.”
PİRHA- Depremin ardından Antakya’ya yardıma giden Öğretmen Bedia Çaka, “Antakya’da gerçekten devlet yoktu. Halk kendi gücüyle hareket ediyordu. İnsanlar enkazları tırnaklarıyla kazıdılar. Mersin’de Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi’mizin yerini depremzedeler için yaşanabilir hale getirdik” dedi. İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir de, “Uzun vadeli çalışmalar yürütülmeli” diye konuştu.
Maraş Pazarcık ve Elbistan merkezli depremlerin ardından hem bireysel hem de kurumsal yapılar kendi imkanlarıyla bölgeye giderek yaraları sarmaya çalışıyor.
Mersin’de yaşayan Öğretmen Bedia Çaka ve İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir, yaşadıklarını ve depremzedeler için yaptıkları çalışmaları anlattılar.
“ÖZELLİKLE ÇOCUKLAR İÇİN BU DURUM ÇOK YIKICI, OKULLAR KAPATILMAMALI”
Mersin’de yaşayan Öğretmen Bedia Çaka, depremin ikinci günü İHD ile birlikte Antakya’ya yardıma gittiğini söyleyerek şunları aktardı:
“Orayı gözlerimizle görmek için ve nasıl yardım edebiliriz diye gittik. Gördüklerimiz yansıtılanlardan çok daha kötü. Henüz kimse yoktu biz gittiğimizde. Gönüllü insanlar birbirine yardım ediyordu sadece. Araçlarımızla oraya gıda, su ne bulduysak yükleyip gittik. Orada gerçekten devlet yoktu. Halk kendi gücüyle hareket ediyordu. İnsanlar enkazları tırnaklarıyla kazıdılar. İki gün sonra Mersin’e döndük ve burada Hayat Ağacı Kadın Kooperatifi’mizin yeri vardı. Orayı depremzedeler için yaşanabilir hale getirdik. Buradaki yurttaşlar da çok destek verdi. İnsanlara yer temini de yapıyoruz. İmkanlarımız doğrultusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz. Özellikle çocuklar için bu durum çok yıkıcı. Okullar kapatılmamalı. Depremzede çocuklar okula gitmeli. Okullar sadece eğitim veren yerler değil. Çocuklara ilaç olacaktır.”
“BÖLGEDE UZUN VADELİ ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİ”
İHD Mersin Şube Eş Başkanı Hakkı Demir ise şunları dile getirdi:
“Depremin ardından Antakya’ya hem acil ihtiyaçları götürdük hem de orada yaşananları görmek istediğimiz için gittik. En ufak bir hak arama, düşünce açıklama eyleminde sokakları saran devlet orada yoktu. Bir arkadaşımız orada enkaz altındaydı. Bilgileri geldi bize. Oraya AFAD’ı yönlendiremedik. Uzman ekibin müdahale etmesi gerekiyordu. Şimdi o binada enkaz kaldırmaya başladılar. Her yerde durum böyle. Uzun vadeli çalışmalar yürütülmeli. Bölge hemen ayağa kalkamaz. İnsanlar devlete bugünler için vergi veriyor. Ama devleti yanında göremiyor. Orada yağmacı diyerek bazı sivil ve resmi kişiler şiddet uyguluyor. Bununla ilgili de bir çalışma yapıyoruz. Yakında paylaşacağız.”
PİRHA- KESK Kadın Sekreteri Döne Gevher, heyet olarak Adana, Osmaniye, İskenderun, Antakya’da çalışmalar yürüttüklerini, enkazların hala kaldırılmadığını, genel bir koordinasyonsuzluk yaşandığını söyledi. Deprem bölgesinde hijyenin ciddi bir sıkıntı olduğunu belirten Gevher, “Cenazeler defnedilemiyor, enkaz altında cenazeler. Bu durum çok acı” dedi.
Maraş merkezli 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki depremlerin üzerinden 8 gün geçti. Depremler 10 ilden bazılarında büyük yıkım gerçekleştirdi. 6 Şubat’taki depremlerin en ağır hasara yol açtığı kentlerin başında ise Hatay geliyor.
KESKS Kadın Sekreteri Döne Gevher, heyet olarak Adana, Osmaniye, İskenderun, Antakya’da çalışmalar yürüttüklerini, mümkün olduğunca yereller üzerinden koordinasyonlar, iletişim ağları oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.
“GENEL BİR KOORDİNASYONSUZLUK VAR”
PİRHA mikrofonuna konuşan Gevher, Antakya’nın enkaza dönüştüğünü belirterek, şunları kaydetti:
“Depremin ikinci günü Adana’daydık. Üçüncü gün Antakya Samandağ’a geçtik. Antakya enkaza dönüşmüş durumda. Çok sayıda kayıp var. Genel bir koordinasyonsuzluk var. Dağıtımın her yere ulaşmasına engel oluyor. En uzak noktaya bile yardımların ulaştırılması lazım. Benzin ciddi bir sorun. Biz mobilize araçlarla ihtiyaç duyulan malzemeleri taşımaya çalıştı az sayıdaki gönüllü arkadaşlarımız. Hala çalışmaya devam ediyorlar.”
“Burada gördüğümüz şey, aslında devletin itibar üzerinden yürüttüğünün bir itibarsızlığa dönüşme hali” diyen Gevher, “İtibar böyle bir dönemde hızlıca hareket edebilmek, koordine olabilmek, demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, iktidar, muhalefet, hepsinin bir araya gelerek şeffaf yürütülebilecek bir çalışma anı oluşturabilmektir. Ama böyle bir çalışma ağı yok” ifadelerini kullandı.
Devletin bürokratik tarzının deprem bölgesinde de devam ettiğine dikkat çeken Gevher, şöyle devam etti:
“Yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler yoğun bir çalışma içerisinde ve bu çalışmayı da her yere ulaşabilecek şekilde yapıyorlar. Devletin bürokratik tarzını burada da görüyoruz. ‘Gelip alsınlar, gelip yapsınlar, talep etsinler’ şeklinde. Talep etmenin ötesinde yardımların en ücra köşelere ulaştırılması gerekiyor.”
“ENKAZLAR DURUYOR, HİJYEN CİDDİ SORUN, TEMİZ SUYA İHTİYAÇ VAR”
Enkazların hala durduğunu belirten Döne Gevher, “Hijyen ciddi bir sorun. Salgın hastalıklarla karşılaşmak yüksek. Temiz suya ihtiyaç var. Elektrik kısmen var. Her yerde yok. Kış koşulları sorun. Her şeyden önemlisi cenazeler defnedilemiyor. Enkaz altında cenazeler. Bu durum çok acı. Kolay atlatılamayacak. Hep birlikte dayanışma içinde sorumluluk alınması gereken bir süreç. Depremzedeler için yaşam alanları oluşturulması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Depremden etkilenen kamu emekçilerine hala ulaşamadıklarını, bir tespit gerçekleştiremediklerini söyleyen Gevher, “Antakya’da yıkım çok ağır. Henüz bir tespit yapamadık. Hepsi bir travma yaşadı. Telefon hattı da sıkıntılı. Emekçilerin idari izinli olarak kabul edilmesi gerekiyor. Hepimiz çok etkilendik. yoldaşlarımızı kaybettik” dedi.
PİRHA – Hatay’da deprem nedeniyle yıkılan evlerde arama-kurtarma çalışmaları yapılmadan enkazların kaldırıldığı ifade ediliyor. Yurttaşlar, yıkılan evlerin altında insanların olduğunu belirterek “Umarız canlı olarak çıkanlar olur” umuduyla enkaz başında bekleyişlerini sürdürüyor.
Maraş merkezli büyük depremlerin büyük yıkıma neden olduğu Hatay’da arama kurtarma çalışmaları kısmi olarak sürüyor. Antakya’da depremden 157 saat sonra bir yurttaş kurtarılmış olsa da kimi yıkılmış binalarda arama yapılmadan enkaz kaldırma işlemlerine geçiliyor.
Hataylı yurttaşlar, tam bir haftadır devletin yardımlarından yoksun kaldıklarını ifade ederek yaşadıkları mağduriyete dikkat çekiyor. Depremde yakınlarını kaybeden bir yurttaş, “Yıkımın 3. günü buraya geldim ve o gün burada bir tuğla dahi oynamamıştı. 4. günü enkaza kendim girdim. İnsanlar gelmiyor çünkü buraya girmeye korkuyorlar” diyerek yaşadıkları zorluğa dikkat çekti.
“SAHİP ÇIKMAZSAK BU MEMLEKET ELİMİZDEN GİDECEK”
Hatay’da Adnan Menderes Caddesi’ndeki enkazlar 6. günde kaldırılmaya başlandı. Yurttaşlar, enkazların başında “Umarım canlı olarak çıkanlar olur. Artık söyleyecek söz kalmadı” diyerek duygularını dile getirdi.
Enkaz başında bekleyişini sürdüren bir diğer yurttaş da “İsterim ki bütün Hatay halkı, Hatay gençleri gelsin, memleketine sahip çıksın. Eğer sahip çıkmazsak bu memleket elimizden gidecek. Size yalvarıyor ve rica ediyorum, memleketimizi koruyalım sevelim. Buradan başka yerimiz yoktur” çağrısında bulundu.
Öte yandan bölgeye akın eden gönüllü yurttaşlar ise Hatay merkezde stantlar kurarak depremzedeler için gıda ve ilaç yardımına başladı.
PİRHA- Yaşanan depremlerin ardından kendi imkanlarıyla bölgeye yardıma giden gençler, “Genel olarak plansız, programsız bir durum var. Isınma, barınma ve beslenme sorunu yaşanıyor.Birçok ilden insan buraya yardım için geldi ama devlet gelemedi. Bu yaşananlar açık bir katliamdır. Hükümet suçludur” dedi.
Yaşanan depremlerin ardından bölgeye duyarlı birçok insan gitti. Devletin gerekli ve yeterli yardımı yapmadığını söyleyen yurttaşlar birbirinin yarasını sarmaya çalışıyor.
Depremin en çok vurduğu yerlerden biri olan Antakya’ya yardıma giden gençler yaşadıklarını ve tanık olduklarını anlattı. Gençler bölgede özellikle ısınma, barınma ve beslenme sorunu olduğunu söyledi.
“BİRÇOK İLDEN GÖNÜLLÜ İNSAN KENDİ İMKANLARIYLA BURAYA YARDIMA GELDİ”
Gençlerden Halil Yakut izlenimlerine dair şunları paylaştı:
“Bizler depremin ikinci gününden bu yana Antakya’dayız. Biz buraya geldiğimizde burada hiçbir yardım yoktu, ta ki üçüncü günün başına kadar. Hiçbir arama kurtarma ekibi, devletin tek bir yetkilisi yoktu. İnsanlar enkaz altında, göçük altında kalmışlar. Yakınlarını kaybeden insanlar perişan haldelerdi. Yağmur yağmıştı, çok kötü durumdalardı. Çadır yoktu. İnsanlar sokaklarda ısınmak için ateş yakmışlardı. İkinci günün sonundan itibaren buraya gönüllü insanlar geldiler. Türkiye’nin birçok ilinden insan buraya yardım için kendi imkanları ile geldi. Burada düne kadar devletin tek bir yetkilisi yoktu. Buraya gönüllü gelenler gıda yardımı, giyecek yardımı getirdiler. Buradaki insanlara onları dağıttılar.
“CİDDİ ŞEKİLDE YARDIMLAŞMA, DAYANIŞMA VE ORGANİZASYON SORUNU YAŞANIYOR”
Hala ciddi bir ısınma sorunu var. Bugün itibarıyla çok az sayıda çadır getirip yaptılar. Ancak bu yeterli değil. Gıda yardımı her yere ulaşmıyor. Sadece şehir merkezlerine bu yardımlar getirilmiş. Arka sokaklara, merkeze uzak yerlere ulaşmakta çok zorluklar yaşanıyor. Plansız programsız bir durum söz konusu. Depremin dördüncü gününde AFAD’dan çok az sayıda kişi geldi. Bunlar çok yetersiz kalıyor. Burada insanlar gönüllü olarak enkazlarda çalışıyorlar ama onlar da bir yere kadar iş yapabiliyorlar.
“ANTAKYA DÜMDÜZ OLMUŞ, HARİTADAN SİLİNMİŞ DURUMDA”
Genel olarak insanların durumu burada çok kötü. Isınma, beslenme sorunu var. Geceleri eksilere iniyor burada hava. Ciddi bir yardım, dayanışma ve organizasyon sorunu var. Bakan Murat Kurum açıklama yaptı ve AFAD’ın dışındaki hiçbir yardıma izin vermeyeceklerini söyledi. AFAD’ın dışında hiçbir koordineye izin verilmezse burada hiçbir şey yok demektir. Çünkü Antakya dümdüz olmuş durumda, haritadan silinmiş durumda. Hiçbir evde, binada kalınabilecek bir durum yok.
“BU YAŞANANLAR AÇIKÇA KATLİAMDIR, HÜKÜMET SUÇLUDUR”
Biz buraya geldik, ülkenin dört bir yanından insanlar geldi ama devlet buraya gelemedi. Japonya’dan, Yunanistan’dan kurtarma ekipleri geldi ama devlet gelemedi. Devlet 50 bin kişiyle Suriye’ye sınır ötesi operasyonlar yapıyor ama Antakya’ya giremedi devlet. Aslında giremedi değil girmedi. Hükümet suçludur. Suçlu olduklarını bildikleri için interneti kestiler, suçlu oldukları için buraya gelemiyorlar, suçlu oldukları için buradaki gazetecileri gözaltına alıyorlar, burada yaşananların anlatılmasını istemiyorlar. Deprem uzmanları yıllar öncesinden açıklamalar yaptı. Hatay için Maraş için yıllardır uyarılar yaptılar. Bu yıkımları engellemek için projelerde sunmuşlar ama hükümet bunları dikkate almamış. Bu açıkça bir katliamdır. Burada Elektrik Mahallesi’nde göçük altında 3 kişi var ve dördüncü günde hala oraya bir yardım gitmedi. Böyle çok yer var yardım gitmeyen.”
Deprem bölgesinden acı haberler gelmeye devam ediyor. 4 gündür kayıp olduğu belirlenen Antakya Yahudi Toplumu Başkanı Şaul Cenudioğlu ve eşi Tuna Cenudioğlu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) ve İsrail’in acil durum müdahale ekibi ZAKA tarafından ölü bulunduğu öğrenildi.
Merkez üssü Maraş olan 7.7 ve 7.6’lık depremler, Türkiye’yi derinden sarstı. Can kayıpları artıyor. Bölgede OHAL ilan edilirken; arama kurtarma çalışmaları da devam ediyor.
Antakya’nın Yahudi cemaati de depremde büyük yara aldı. Bazı cemaat üyelerinin depremin ardından kendi imkanlarıyla şehirden ayrıldığı, ayrılamayanlara ulaşılıp şehir dışına çıkmalarına yardımcı olunduğu belirtildi. 10 cemaat üyesinin de Adana üzerinden İstanbul’a ulaşması sağlandı.
CANSIZ BEDENLERİNE ULAŞILDI
Ancak tüm uğraşlara rağmen, Antakya Yahudi Cemaati Başkanı Şaul Cenudioğlu ve eşinin bulunamadığı ve kendilerine ulaşılamadığı belirtilmişti.
Şalom’un haberine göre; dört günün sonunda bugün Yahudi Toplumu, Şaul Cenudioğlu ve eşi Tuna Cenudioğlu’nun enkaz altında cansız bedenine ulaşıldığı bilgisini paylaştı.
SİNAGOG HASARLI
Antakya Sinagogu da depremde hasar alırken, sinagogda da çatlaklar ve çukurlar olduğu öğrenildi.
Türk Yahudi Toplumu’ndan yapılan açıklamada, “Tarihi Antakya Sinagogumuz ile beraber 2500 yıllık Yahudi hayatı da yaşanan bu büyük acı ile son buldu” ifadeleri kullanıldı.
PİRHA-SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen, depremin etkilediği Hatay’da gözlemlerini “Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz. İnsanlar burada kendileri seferber olmuş durumda. Gönüllüler var. Ellerinde sadece kazma, kürek var. Yakınlarına ulaşmaya çabalıyorlar ama mümkün olmuyor. Görünüyor ki devlet dediğimiz şey burada çöküntüden başka bir şey değil” ifadeleriyle aktardı.
Depremin etkilediği Hatay’da bulunan SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen izlenimlerini paylaştı. “Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz” diyen İşleyen, insanların dayanışmayla ayakta durmaya çalıştıklarını aktardı.
“DEVLET DEDİĞİMİZ ŞEY ÇÖKÜNTÜDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”
İşleyen şöyle konuştu:
“Antakya’dayız. Yok olmuş bir kentten söz ediyoruz. Her yıkıntının altından insanların yardım çığlığını duyuyoruz. Neredeyse her enkazın altından bu ses geliyor ama yardım edebilecek kimse yok. İnsanlar burada kendileri seferber olmuş durumda. Gönüllüler var. Ellerinde sadece kazma, kürek var. Yakınlarına ulaşmaya çabalıyorlar ama mümkün olmuyor. Görünüyor ki devlet dediğimiz şey burada çöküntüden başka bir şey değil. 20 yıllık saltanat insanların tepesine çöktü. Gördük ki devlet dediğimiz şey bir avuç haraminin banka hesapları ve onları koruyan sopadan başka bir şey değil. Eğer başka bir şey olsaydı insanların yardım çığlıklarına el uzatanlar olurdu. Burada ekmek, su, battaniye hiçbir şey yok. İnsanlar dayanışmayla ayakta durmaya çalışıyor. Bizler de bu dayanışmanın parçası olarak elimizden geldiğince yardımlarına koşuyoruz.
PİRHA-Antakya ve Samandağ ilçelerinde deprem sonrası yaşanan yıkımı gözlemleyen HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Hatay’da devlet ve iktidarın olmadığını, büyük bir yıkım ve acının olduğunu vurguladı.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, depremin yıkım yarattığı Hatay’ın Antakya ve Samandağ ilçelerinde ziyaretlerde bulundu. Sancar’da HDP milletvekilleri Tülay Hatimoğulları, Züleyha Gülüm, Hüseyin Kaçmaz’ın yanı sıra HDP Hatay, Adana ve Mersin il eş başkanları ve partililer eşlik etti. Antakya’da Armutlu Mahallesi’nde yaşanan yıkımı gözlemleyen Sancar, yurttaşlara da sohbet etti.
Gözlemlerin ardından açıklama yapan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, depremin etkisini bölgeye gelince doğrudan gördüğünü belirtti. Antakya’nın tamamen kaderine terk edilmiş durumda olduğunu belirten Sancar, “Geçtiğimiz bölgelerde pek çok yıkılan bina gördük. Ama kurtarma çalışması yoktu. İnsanlar sokakta kalmış. Barınma, ısınma imkanları, şu, ekmek, çadır yok. Kısacası burada devlet, iktidar yok. Acı, öfke ve elimizde olan tek imkan dayanışma var. Ancak yardımların da her türlü yöntemle engellenmeye çalışıldığını görüyoruz. 1999 Gölcük depreminin yaralarını sivil dayanışma ile sarabilmiştik. Fakat şimdi ona da imkan verilmiyor. Yine de haklarımıza yaralarını sarmak için el ele vermeye çağırıyoruz” dedi.
DAYANIŞMA ÇAĞRISI
Felaketin boyutlarının çok büyük olduğuna da dikkati çeken Sancar, “Deprem bir doğal felaket. Ama onu toplumsal yıkıma ve insani trajediye dönüştüren yönetimlerdir. Eğer tedbirler önceden alınsa, acil yardım ve müdahale çalışmaları hızla organize edilse, bu kadar büyük can kaybı olmazdı. Ülkenin kaynakları insanca yaşam ve bu tür felaketler için kullanılsaydı yıkım bu kadar olmazdı. Bizim şimdi ki görevimiz dayanışmayı yükseltmek. Düzenin yıktığı yerleşim ve hayatları birlikte inşa edeceğiz. Bu düzenin yıkıma devam etmemesi de bizlerin mücadelesiyle olacak. Kayıplarımız için baş sağlığı diliyor, geriye kalanlara sabır diliyoruz. Bu ülkeyi bu yıkımdan hep birlikte çıkarmak hepimizin boynunun borcudur” diye konuştu.
Heyet ardından Samandağ ilçesine geçerek burada ziyaretlerde bulundu.
Hatay Valisi Rahmi Doğan, Maraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7,4 büyüklüğündeki deprem sonucu kentte yıkılan binalar bulunduğunu belirterek, “Hayatını kaybedenler var, çok sayıda da yaralımız var. İskenderun’daki ve Antakya’daki devlet hastaneleri yıkıldı. Polisevi de yıkıldı” dedi.
AFAD, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde saat 04.17’de, 7,4 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini bildirdi. Hatay, Antep, Urfa, Maraş başta olmak üzere 10 şehir depremden etkilendi. Deprem nedeniyle pek çok bina yıkıldı.
Hatay merkez ve ilçelerinde de bazı yapıların yıkıldığı, birçoğunun da hasar gördüğü bildirildi.
Dörtyol ilçesinde 5 katlı bir binanın yıkıldığı bilgisine ulaşılırken merkezde ise özel bir hastanenin yıkıldığı, Payas, Reyhanlı ve Erzin ilçelerinde de evlerin zarar gördüğü ve çökmeler meydana geldiği kaydedildi.
KURTARMA ÇALIŞMALARI YAPILIYOR
Kırıkhan-Reyhanlı arasındaki yolda ise çökme meydana geldi. AFAD koordinesinde başlatılan arama kurtarma çalışması devam ediyor.
“DEVLET HASTANELERİ VE POLİSEVİ YIKILDI”
Hatay Valisi Rahmi Doğan, Maraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7,4 büyüklüğündeki depremde Hatay’ın da etkilendiğini belirterek, kentte yıkılan binaların olduğunu açıkladı. İskenderun ve Antakya’da devlet hastaneleri ile polisevinin yıkıldığını belirten Doğan, şöyle devam etti:
“Antakya ve Kırıkhan’da yıkık binalar var. İskenderun’daki ve Antakya’daki devlet hastaneleri yıkıldı. Polisevi de yıkıldı. Vatandaşların oturduğu binalarda yıkıntılar var. Şu anda jandarmanın bahçesine bir karargah kurduk, bütün birimleri buraya topladık. Elimizdeki imkanlarla oralara müdahale etmeye çalışıyoruz. Havaalanı pistinde biraz sıkıntı var, uçakların inmesinde problem yaşanıyor. Mevcut imkanlarımızla faaliyetleri koordine ediyoruz. Hayatını kaybedenler var, çok sayıda da yaralımız var.”
PİRHA- Arap Alevilerin yeni yıla merhaba dediği Ras el-Seni bayramı Antakya’da coşkuyla kutlandı.
Ras el-Seni, Arap Alevilerde geleneksel olarak yüzyıllardır kutlanmaya devam ediyor.
Baskı, inkar ve imha politikaları nedeniyle, Anadolu ve Mezopotamya halklarının dini ritüellerini, kültür ve geleneklerini özgürce gerçekleştirememesi gerçeğinden Arap Aleviler de payını alıyor.
Ehliddar Kültür Merkezi’nin ‘Asimilasyona karşı kültürümüzü yaşatıyoruz’ çağrısıyla 14. Geleneksel Ras el-Seni bayramı coşkuyla kutlandı.
Kaldırım Müzik Topluluğu, Ataba Muvvel Atışmaları, Ehliddar Tiyatro Topluluğu, Arapça Düet, Farfur Tiyatro Topluluğu’nun sahneye çıktığı 14. Geleneksel Ras el-Seni bayramına çok sayıda kişinin yanı sıra Gezi direnişinde katledilen Ahmet Atakan’ın annesi Emsal Atakan da katıldı.
14. Geleneksel Ras el-Seni şenliği geleneksel Kbeybet çekilişi ve çekilen halaylar ile son buldu.
PİRHA- Hatay Arsuz’a bağlı Kurtbağı Mahallesi’nde yapılması planlanan krom zenginleştirme tesisinin ÇED toplantısı köylüler ve çevre örgütlerinin eylemi sonucu yapılmadı.
Hatay’ın Arsuz ilçesine bağlı Kurtbağı Mahallesi’nde, Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) süreci kapsamında düzenlenmesi planlanan krom zenginleştirme tesisi halkın tepkisini çekiyor. Verimli toprakların yer aldığı ve “kayısı cenneti” olarak anılan bölgede açılması planlanan tesise karşı mahalle halkı protesto eylemi düzenledi.
Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Barış Atay, Arsuz Belediye Başkanı Ahsaf Güven, Kurtbağı Mahallesi Muhtar İhsan Kızıldağ, siyasi parti temsilcileri ve demokratik kitle örgütü üyelerinin de destek verdiği eylemde yurttaşlar doğanın talan edilemsine karşı mücadele edeceklerini dile gtirdiler.
Kolluk güçlerinin yoğun önlem aldığı ÇED toplantısı, köylüler ve çevre örgütlerinin engellemesiyle yapılmadı.
“PROJESİ İPTAL EDİLMELİDİR”
İskenderun Çevre Koruma Derneği de Hatay Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü’ne yaptığı başvuruda projeye dair itirazlarını sıralayarak, “Kurtbağı Mahallesinin ekonomisi kayısı zeytin, domates, elma, lahana, erik gibi tarımsal ürünlere dayalı iken, özellikle kayısı için adına festivalle düzenleniyor ve ticari anlamda ihracata konu edilerek hem bölge hem ülkemiz açısından ekonomik katma değer yaratıyorken planlanan tesisin tarımın kalbinde yaratacağı olumsuz etki açıktır” denildi.
Anayasanın 56.maddesi ile güvence altına alınmış olan “Herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunun hatırlatıldığı değerlendirmede, “Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir” ilkesini ihlal ettiğinden ve şirketlerin yaşam alanlarımıza saldırmasına neden olduğundan, Demircan Krom Madenciliği İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından Krom Zenginleştirme Tesisi kurulması projesi iptal edilmelidir” denildi.