Etiket: avukat

  • Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    Sivas Madımak Katliamı Davası 12 yıldır tozlu raflarda tutuluyor: AYM neyi bekliyor?

    PİRHA- 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı. Sivas Madımak Oteli’ne saldıran 15 bin kişiden sadece 124 saldırgan yargılandı. Katliamın arkasındaki güçler ve dönemin sorumluları da dahil kimseye dokunulmadı. Türkiye’de süren davalar zamanaşımına uğrarken, AYM’ye yapılan başvuru ise 12 yıldır tozlu raflarda bekletiliyor; Peki neden?

     

    Sivas Madımak Oteli’nde Asım Bezirci, Asaf Koçak, Ahmet Özyurt, Asuman Sivri, Behçet Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Edibe Sulari, Erdal Ayrancı, Gülender Akça, Gülsüm Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, Koray Kaya, Mehmet Atay, Menekşe Kaya, Metin Altıok, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Muammer Çiçek, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Uğur Kaynar, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Özlem Şahin, Sait Metin, İnci Türk bundan 33 yıl önce 2 Temmuz’da katledildi.

    30 Haziran’da başlayan Pir Sultan Abdal anma etkinliğine katılmak üzere Sivas’a gelmiş aydınlar, sanatçılar ile etkinlikleri izlemek üzere orada bulunanlar, Madımak Oteli’nde yakılarak, vahşice katledildiler. Devlet katliamı önleyebilirdi, önlemedi.  Orada, apaçık bir insanlık suçu işlendi ama gerçek sorumluları yargılanmadı, katiller korundu. 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı.

    Sivas Madımak Katliamı, önceki pek çok katliamda yaşananlarla neredeyse aynıydı. Hazırlıklar çok öncesinde başlatılmış, saldırganlar örgütlenmiş, etkinlik sırasında Kuran’a , Kabe’ye, Peygambere ve Müslümanların maneviyatına saldırıldığına dair asılsız söylentiler yayılmış, bu içerikte bildiriler dağıtılarak, yerel gazetelerde haberler yapılarak belli bir kesim kışkırtılmış, tarih 2 Temmuz’u gösterdiğinde ise saldırının dozu artırılmış, önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırılmış, ardından bu saldırı kalabalık bir güruhla konukların kaldığı Madımak oteline yönelmiş, otel kuşatılmış, parke taşları sökülerek taşlanmış, ardından ateşe verilmiş, tüm çıkış kapıları kapatılmış, içindekiler ölüme teslim edilmişti. Madımakta alevlere karşı yaşam mücadelesi verildiği o dakikalarda;  dönemin Cumhurbaşkanı “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” buyurmuş, hükümettekiler olayı izlemekle yetinmiş,  otel çevresinde bulunan askerler saldırganlara müdahale etmediği gibi yangını söndürme ve kurtarma faaliyeti yürütmemiş, hatta bölgeyi terk etmişti.

    YARGILANMADILAR

    2 Temmuz 1993 tarihinde iktidarda SHP-DYP hükümeti bulunuyordu. Tansu Çiller başbakan, Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner, Sivas Valisi ise Ahmet Karabilgin’di.

    2012 yılına kadar devam eden ve Sivas Madımak Katliamı Davası olarak bilinen katliam davasında diğer katliam davalarında olduğu gibi etkin bir süreç yürütülmedi.

    15 BİN SALDIRGAN

    15 bin saldırganın olduğu katliamda sadece 124’ ü hakkında dava açıldı. Dava sanıklarından Ali Kurt ve Mevlüt Atalay pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemeye yaptıkları başvurularında olayda Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgüt bağlantılarını anlattılar, ancak mahkeme “olayda örgüt yok” dedi. Olay sonrası tutuklanan 124 saldırgandan birçoğuna hafif cezalar verilerek, ağır tahrik indirimleri uygulandı.  33’ü hakkında idam cezası verildi ancak bu ceza, sonrasında müebbet hapse çevrildi. İdam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanmadılar. Mahkeme 2012 yılında, yakalanmayan 7 saldırgan hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi ve dosyayı kapattı.

    Ceza almasına rağmen yakalanmayan katiller arasında Refah Parti yöneticileri de vardı. Katillerin savunmanlığını yapan sekiz avukat ise sonrasında AKP’den milletvekili seçildi.

    UTANÇ!

    Başta katliamda yakınları kaybedenlerin aileleri olmak üzere Alevi toplumu, 33 insanın yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılmasına izin vermezken, katliam sırasında ölen iki saldırganın adının da yer aldığı isimler listesi “Bilim ve Kültür Merkezi”ne yazıldı.

    KATİLLERE AF!

    Katliamın asli faillerinden olduğu gerekçesi ile hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş bulunan dava sanığı Ahmet Turan Kılıç, tartışmalı ve uzman hekimlerin itirazını içeren bir Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından affedildi ve 31 Ocak’ta tahliye edildi.

    1997 yılında tahliye edilen ve sonrasında hepsi firar eden sanıklardan Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki dava 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle düştü.

    Katledilenlerin aileleri 33 yıldır bu katliamın sorumlularının ceza alması için bir hukuk mücadelesi veriyor. Yıllarca süren ve cezasızlık politikasına karşı aileler, avukatları aracılığıyla 2014 yılında davayı AYM’ye taşıdı. 2024 yılında yapılan görüşmenin ardından ek bir rapor hazırlanması talep edildi ancak 12 yıldır henüz bir karara varılmadı.

    ANA DAVA SÜRECİ

    1993-2001 yılları arasında 8 yıl boyunca çeşitli mahkemelerde yargılamalar yapıldı. Bu yargılamalar sonucunda 2001 senesinde Yargıtay tarafından 33 sanığa idam, 4 sanığa 20 yıl ve 1 sanığa ise 15 yıl hapis cezası verildi. 13 Mart 2012 tarihinde firari olan 5 sanık hakkında dava, zamanaşımı nedeniyle kapatıldı. 2014 yılında 5 sanık için verilen zamanaşımı kararının kesinleşmesinin ardından ailelerin avukatı Şanal Sarıhan AYM’ye başvuruda bulundu. 14 Eylül 2023 tarihinde dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.

    AYM’YE BAŞVURU VE BEKLEME SÜRECİ

    2014: Aileler AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
    29 Haziran 2021: Başvurunun 7.yılında AYM ilk olarak başvuruyu gündemine aldı.
    15 Şubat 2024: Başvurunun 10. yılında AYM Genel Kurulu başvuruyu görüştü.
    Şubat 2024: Ek rapor hazırlanmasına karar verildi.
    30 Haziran 2026: Başvurunun 12. yılında hala bir karar yok.

    AYM’NİN BENZER DAVALARDAKİ KARAR SÜRELERİ

    2012 Eylül – 2022 Ağustos tarihleri arasında 10 bin 397 davada AYM’nin ortalama karara süresi, 2 yıl 6 ay 27 gün. Delil sorunu/adil yargılanma ihlali kararlarındaki ortalama süre, 2 yıl 8 ay 19 gün. AYM’nin karara varmak için en uzun süre beklettiği dava için geçen süre ise 8 yıl 24 gün. Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl AYM’ye başvurunun üzerinden ise 12 yıl geçmesine karşın neden karar vermiyor? AYM neyi bekliyor?

    AİLELERİN BAŞVURU GEREKÇELERİ

    Aileler AYM’ye yapmış oldukları 2014 tarihli bireysel başvuruda şu ihlalleri iddia etmişlerdir:

    1.Yaşam Hakkının İhlali – 35 kişinin akıbetinin belirsizliğinin 30 yıldan fazla devam etmesi
    2.Adil Yargılanma Hakkının İhlali – Etkisiz ve oyalayıcı yargısal süreç
    3.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali – 30 yılı aşan yargılama süresi
    4.Toplantı ve Gösteri Hakkının İhlali
    5.İnsanlığa Karşı Suç Statüsü – Zamanaşımına uğramaması gerekliliği

    AİLELER VE AVUKATLARIN İDDİALARI

    Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan ve Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest durumda olduğunu, otuz yılı aşan bu süre zarfında faillerin korunması, firari sanıkların yakalanmaması ve yargılamanın bilinçli bir şekilde sürüncemede bırakılması konularını gündeme getirdiler.

    SOMUT İHMAL ÖRNEKLERİ

    Davanın yeterince önemsenmediği ve ihmallerin çok fazla olduğu belirtilen başvuruda, 30 yıl içinde firari sanıkların ciddi şekilde aranmadığı, yurt dışında bulunanların iade talep işlemlerinde gecikmeler olduğu ve seçici bir arama stratejisi izlendiği (bazı sanıkların evlerinde dahi aranmadığı) belirtilmiştir.

    AYM’NİN YAKLAŞIMI VE “ART NİYET” İŞARETLERİ

    1.2014-2021 (7 yıl): Başvuru gündeme alınmadı.
    2.2021-2024 (3 yıl): İnceleme yapıldı ancak kararlaştırılmadı.
    3.2024 (Şubat): Ek rapor hazırlanmasına karar verildi – (bir erteleme şüphesi)

    Avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest (görülmeye devam eden) durumda olduğunu ve 2014’teki başvurunun AYM tarafından 12 yıldır karara bağlanmadığını, bu süreçte herhangi bir ara karar dahi verilmediğini belirterek bunun etkisiz bir hukuk yolu oluşturduğunu savundu.

    ULUSLARARASI YARGIYA GİDİŞ

    AYM’deki bu bekletilme nedeniyle Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar Av. Dr. Günal Kurşun, Av. Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.

    Başvuru gerekçeleri arasında ulusal yargı mekanizmalarının adaleti tesis etmekte tamamen yetersiz kalması, yargısal sürecin bir oyalama aracına dönüşmesi ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık nedenleri yer almıştır.

    Diren KESER-Fırat ALTINTAŞ/İSTANBUL

     

  • Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıklayarak, O. Yıldız’ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetlerde bulunduklarını belirtti.

    5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıkladı.

    Çimen, sosyal medya platformu X’den yaptığı paylaşımda, şunları belirtti:

    “Gülistan Doku dosyası kapsamında Örtbas ekibinde yer alan 25 kişilik şüpheli listesi tarafımızca hazırlanmıştır. Bu kişiler baştan suçlu ilan edilmeyecek olup Baş şüpheli T. SONEL tarafından yanlış yönlendirilenlerde muhakkak vardır. Malum şüpheli T. SONEL dönemin en üst düzey kamu görevlisidir. Yine dosyamız maktulüne yönelik cinsel saldırı olayının yaşandığı ve Uyuşturucu içilen yer olan Gençlik Merkezini valilikten sözleşmeli olarak suç tarihinde İşleten O. YILDIZ’ ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetimizi yaptık.”

    HABER MERKEZİ

  • İHD Antep Şube Eş Başkanı Bahri Oğuz: Faili meçhul dosyalar adi suç değil, örgütlüdür!-VİDEO

    İHD Antep Şube Eş Başkanı Bahri Oğuz: Faili meçhul dosyalar adi suç değil, örgütlüdür!-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Antep Şube Eş Başkanı Avukat Bahri Oğuz, Adalet Bakanlığı bünyesinde yeni kurulan “Faili Meçhul Suçlar Araştırma Dairesi Başkanlığı”nı PİRHA’ya değerlendirdi. Oğuz, sivil toplumun ve hak örgütlerinin dışlandığı, arşivlerin açılmadığı ve 90’lı yıllardaki sistematik ihlalleri kapsam dışı bırakan bir yapının “gerçek bir yüzleşme” yaratamayacağını vurguladı.

    Adalet Bakanlığı, 25 Nisan 2026 tarihinde yaptığı duyuruyla Faili Meçhul Suçlar Araştırma Dairesi Başkanlığı’nı kurduğunu ilan etti. 75 ilde, 638 soruşturma dosyası ve 698 maktul üzerinde inceleme yapacağı belirtilen bu yeni birim, kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getirdi. İHD Antep Eş Başkanı Avukat Bahri Oğuz, komisyonun yapısı, kapsamı ve Türkiye’nin cezasızlık kültürü üzerindeki etkilerine dair uyarılarda bulundu.

    “SADECE KADIN VE ÇOCUK CİNAYETLERİYLE SINIRLI KALMASI EKSİKTİR”

    Komisyonun kurulma sürecinin Gülistan Doku dosyasıyla gündeme geldiğini hatırlatan Oğuz, belirlenen kapsamın darlığına dikkat çekti:

    “Bunu sadece son yıllardaki faili meçhul suçlarıyla sınırlamamak gerekliydi. Her ne kadar kadın ve çocuk cinayetleriyle sınırlı olacağı söylenilmişse de elbette ki 90’lı yıllarda yoğunlaşmış ağır insan hakları ihlallerine değinmeden bu şekilde bir komisyonun kurulmuş olması sadece bu suçlara kadın ve çocuk cinayetlerinin gölgede kaldığı ve aydınlatılamadığı dosyalara değinileceğinin söylenmiş olması yeterli olmayacak ve eksik kalacaktır.”

    “ZAMAN AŞIMI VE CEZASIZLIK BU İŞİN GÖBEĞİNDEDİR”

    Oğuz, faili meçhul dosyalarının temel sorununun teknik değil, politik bir “cezasızlık pratiği” olduğunu ifade etti. Yakın zamanda onanan Dargeçit JİTEM davasını örnek gösteren Oğuz, yargının sorumluluğuna işaret etti:

    “Zaman aşımı konusu ve cezasızlık faili meçhul dosyalarının tam göbeğinde yer alan sorunlardır. Özellikle yıllar boyunca etkili bir soruşturma yapılmaması, delillerin toplanmaması, tanıkların dinlenmemesi ve soruşturmaların sürüncemede bırakılması cezasızlık pratiğinin de bir sonucuydu. Komisyonun bir başına kurulmuş olması muhtemeldir ki zaman aşımını durdurmayacak. Bu konuda siyasi bir irade ortaya konması gerekir ve yargının da üzerine düşen sorumluluğu üstlenmiş olması gerekir.”

    “FAİLİ MEÇHUL DOSYALAR BİREYSEL DEĞİL, ÖRGÜTLÜDÜR”

    90’lı yıllardaki hak ihlallerinin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunan Bahri Oğuz, bu dosyaların “adi suç” gibi ele alınamayacağını vurguladı:

    “Faili meçhul dosyalarını bireysel bir suç şeklinde ele alamazsınız. Bir emir komuta ilişkisi vardır ve kurumsal sorumluluk, bir örgütlü yapının söz konusu olduğu konulardır. Kamu görevlilerinin doğrudan bir şekilde dahil olduğu ve sistematik bir şekilde uygulandığını da dikkate alıp bunu aynı ciddiyetle soruşturmanız gerekecektir. Ancak Türkiye’nin geçmiş deneyimleri, arşivlere erişim konusunda bize güven vermemektedir.”

    “CUMARTESİ ANNELERİ VE İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ İLE TEMAS KURULMALI”

    Yeni kurulan daire başkanlığının, faili meçhul cinayetler konusundaki en büyük hafızaya sahip olan yapıları dışlamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirten Oğuz, şu çağrıda bulundu:

    “Faili meçhul meselesinde en büyük hafızayı mağdur aileleri, insan hakları örgütleri ve yıllardır adalet mücadelesi veren yapılar oluşturmuştur. Bu haliyle aslında daire başkanlığının ilk temas etmesi gereken de bunlar olması gerekir. Cumartesi Anneleri’ne temas etmeden; İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Hakikat ve Adalet Merkezi gibi insan hakları örgütlerine bu konuda hiçbir temas yapmadan sürdüreceğiniz bir çalışma elbette ki Kürt meselesinin çözümünde yürüttüğünüz süreci de eksik götürmüş olacaktır.”

    KÜRT MESELESİ VE TOPLUMSAL YÜZLEŞME

    Son olarak, bu mekanizmanın sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) denetimine karşı sembolik bir adım olarak kalmaması gerektiğini ifade eden Oğuz, gerçek çözümün yolunu şöyle tarif etti:

    “Meseleyi sadece teknik bir meseleye indirgemek yeterli olmayacaktır. Hakikati devletin karanlık alanlarını açığa çıkararak ortaya çıkarabilirsiniz. Özellikle faili meçhul dosyaları Kürt meselesindeki çözümün de önünde önemli bir sınav olarak görülmektedir. Geçmişle yüzleşmeyi tam anlamıyla gerçekleştiremediğinizde bu sorunu da çözebilmeniz mümkün olmayacaktır. İnsan Hakları Derneği ve Cumartesi Anneleri’nin içerisinde olmadığı ve sadece teknik bir mesele olarak bakıldığı Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı yeterli bir mekanizma olmayacaktır.”

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • ‘Gülistan Doku dosyası bir güneştir, aydınlanırsa, buna bağlı olarak bir çok şey aydınlanacaktır!’-VİDEO

    ‘Gülistan Doku dosyası bir güneştir, aydınlanırsa, buna bağlı olarak bir çok şey aydınlanacaktır!’-VİDEO

    PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasına dair konuşan Avukat Kenan Çetin, dönemin valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel’in tutuklanmasıyla dosyanın aydınlatılamayacağını belirterek, “Gülistan Doku dosyası bir güneştir, aydınlanırsa, buna bağlı olarak bir çok şey aydınlanacaktır” dedi.

    Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.

    2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde; bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor. Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.

    Gülistan Doku’nun kaybedildiği dönemde Dersim Baro Başkanı olan Avukat Kenan Çetin ile soruşturmanın geldiği noktayı konuştuk.

    “İLK GÜNLERDE GÜLİSTAN’NIN BARAJDA OLMADIĞI SÖYLENDİ”

    PİRHA: Gülistan Doku’nun kaybolduğu ilk günden itibaren sürecin takipçisi oldunuz. O gün ile bugün arasında ne yaşandı?

    Avukat Kenan Çetin: Öncelikle tabii ki kaybolmanın olduğu günden sonra ailenin baroya bir başvurusu oldu. Baroya başvurudan sonra 8 arkadaşla aileden vekalet aldık. Bu vekaleti Dersim Barosu özellikle kadın ve çocuk komisyonu adına aldık.

    Vali’nin özellikle Dinar Köprüsü ve intihar üzerine odaklandığını, soruşturma makamlarının da aileye, kurumlara bu noktada bir çalışma yürüttüklerini söyledi. 7 Ocak’tan itibaren yazılı 14 talepte bulunduk. En önemli talebimiz de, soruşturmanın jandarmanın yürütmesi oldu. Çünkü Zanyal’ın babası cinayet büroda çalışıyor. Dolayısıyla dosyanın şüphelisinin yakını, şüpheli olabilecek ihtimali olan şahısların olduğu kurum değil de jandarma araştırsın istedik.

    Akabinde sorular hazırladık. 19 soruda, bu meselenin intihar olmayabileceği, cinayet olabileceği, kadın kırımına yönelik şüphelerimizi belirttik. Bunun dayanağı şu. Ben o zaman Pertek’te ikamet eden biriyim. Burada baro başkanıyım. Günlük gelişimizde Dinar Köprüsü’ndeki şahıslarla sohbet edebiliyoruz. Bir hafta öncesine gittiğimizde Pertek’te bir muhtarın da bulunması olayı var. Bu bulunma süreci bir hafta oldu. Yani orada özellikle jandarmanın getirdiği cihazla bir hafta içerisinde bulundu. Orada gelen jandarma dahil, belediyeler dahil 55 kurum, 550 insanın bize söylediği “Ya biz bu suyun hakimiyiz, biz bu suyun savcısıyız. Bu kız burada değil.” Bu bizde intihar olmama ihtimalini güçlendirdi.

    “DOSYADA SAKLANAN DELİLLERİN OLDUĞUNU SÖYLEDİK, VALİLİK DOSYAYI ABLUKAYA ALDI”

    -Bugün bu dosyada elde edilen bilgiler cinayetin yaşandığı ilk günde bulunamaz mıydı? Hangi irade bunu engelledi?

    Kenan Çetin: Avukat Kenan Çetin: 7 aya yakın bir çalışma yürütüldü. O süreç içerisinde hep kurumlarla ilgili dosyaya ilişkin saklanan deliller var. Yani dosyada bulunan not, Gülüstan’ın not defteri benzeri şeylerde intihar, hastane kayıtları bile buna yoruldu. Ama biz o süreçte, çok iyi hatırlıyorum 20 Ocak’tan itibaren bunun intihar olmayabileceğini, bir cinayet olabileceğini, bir kaybettirme olabileceğini sadece suda arama değil de karada aramanın da yapılması gerektiğini yazılı olarak belirttik.

    Baştan itibaren şöyle söyleyeyim buradaki kurumların iyi bir duyarlılığı vardı. Aileden kurumlara kadar bir duyarlılık vardı. Ama ailenin olağanüstü bir çabası vardı. Hak arama isteği vardı. Haklı olarak kızının bedenine ulaşma isteği vardı. Ama özellikle valilik makamı dosyayı ablukaya aldı. Soruşturmanın o eksikleri, ona ilişkin yanıtlar ne aileye ne de avukatlara bilgi verilmedi.

    “ORGANİZE BİR KÖTÜLÜK VAR”

    -Bugün dosyada ilerleme olsa da ucunun nereye kadar gideceğine dair soru işaretleri var. Dosyanın sonuçlanması için ne yapılmalı?

    Kenan Çetin: 2021’den sonra biliyorsunuz Zanyal’ın yurt dışına götürülmesi, bugün de açıkça çıkıyor. Ailenin aylarca Antalya’da konaklanması biraz da oraya şüpheyi oraya yoğunlaştırma gibi şeyler de vardı. Şimdi ilk günde bulunamaz mıydı? Bulunabilirdi. Çünkü bu olaya iştirak eden örgütlü kötülük engelledi bunu. Yani nasıl engelledi? Valinin SIM kartı savcılığa vermemesi gibi. Ya da dosyaya bazı delillerin sunulmaması ,saklanması gibi.

    Şimdi bir ihbar var. Gülüstan’ın bir arabada olduğu söyleniyor. Orada tutulan tutanak var, anonslar var. Birçok şey dosyaya koyulmamış. Görülebilir miydi? Yani o ilk günden görülebilir miydi? Bize göre görülebilirdi. Ama bir el birileri özellikle merkezi otoritede de ben o gücü aldıklarını düşünüyorum. Sadece bir vali ya da ona bağlı 3-4 insan olduğunu düşünmüyorum.

    Adalet Bakanı “ucu nereye kadar giderse gitsin” dedi. Ucunun bağlanmaması gerekiyor. Bir vali ile sınırlanmaması gerekiyor. Niye? Daha önce de bu örgütlü kötülükler vardı. Elazığ’da, Fırat Üniversitesi’ndeki bir kızın olayını bu bölge yaşadı. Bunun gibi diğer olayların da üstünün kapatıldığını düşünüyoruz ki bu sadece bir şahıs tarafından kapatılmış bir mesele değil, organize bir kötülük diye düşünüyoruz.

    “DOSYA HALEN TAM AYDINLATILMAMIŞTIR. İLK GÜNLERDE BİZ; GÜLİSTAN DOKU BİR GÜNEŞTİR DEDİK DOSYANIN TAM AYDINLATILMASI DİĞER DOSYALARIDA AYDINLATIR”

    -Tuncay Sonel tek başına mı yürüttü? Size gelen bir not olduğu ifade ediliyor. Bu durumu açar mısınız?

    Kenan Çetin: Şimdi bize gelen not daha önce beyanda da bulunduk. Aslında CİMER’e yazılan bir yazı var ve yerel medyayla birlikte, ajanslarla birlikte bizim baroda bir açıklamamız var. Aileyle de açıklama yapıyorduk. CİMER’e yazılan yazıda biz o süreçte Zanyal’ın Rusya’ya kaçırılma meselesinde bir paniğin yaşandığını gördük. Birilerinin bu anlamda serzenişlerini görünce çağrı yaptık; bilgisi olanların baroya, aileye, yetkililere ulaşmasını istedik. Sonrasında bahsi geçen not evimizin eşiğine bırakıldı . Belli ki birileri bu dosyanın aydınlatılmasını istiyor.

    İmzasız ama daktilo ile yazıldığını düşündüğümüz bir not. O notta, Gülüstan Doku’yla Vali’nin oğlunun bir ilişkisi olduğu söyleniyor. Tabii ki değerlendirdik. Hızlı bir şekilde ne yapabiliriz? Hemen soruşturmayı yürüten savcılığa gereği için bildirdik. Üst yazıyla bildirdik ki kaybolmasın. Birden fazla da örneğini elimizde tuttuk.

    Sonradan alıyoruz ki başsavcılık bunu gazetecilerle paylaşmış. Tabii gazetecilerin kendilerine göre korkuları var. Açıklanmayabilir ama biz hukukçuğuz Zanyal’ın kaçırmaya çalışan bir yapı var. Gizli tanığı da yok edebilir mi? endişesi yaşadık. Diğer bir şey Vali’nin oğlunun kaçma durumu olabilir mi? Bunlar güçlü ihtimaller.

    Savılığa dedik notu bırakanın bulunması lazım. Polis ve adliye lojmanlarının, Adliye’nin, DSİ’nin olduğu bir bölgede notu bırakanın bulunmaması mümkün değil. En önemli şey o tanığı ulaşılması, tanığın bildiklerini söylemesi gerekiyor.

    Güllüstan Doku dosyasında alie ve biz kurumlar olarak, ilk andan itibaren şunu söyledik.
    Bu dosya bir güneştir. Gülistan Doku bir Güneştir ,Bölgenin güneşi aydınlanırsa, buna ve bu dosyaya bağlı olarak birçok şey aydınlanacaktır.

    Geldiğimiz aşamada hala cevapsız sorular var. Mesela üniversite ayağı yok. Niye üniversite ayağı yok. Adliye ayağı yok. Kollukta bu delilleri saklayan kimler? Dosyanın halen %60’a yakınının gizemini koruduğunu, açıklanmadığını düşünüyoruz.

    “BİZ VALİYİ ALDIK. İÇİMİZDE KÖTÜLER VAR’ DEYİP BURADAN KİMSE SIYRILAMAZ”

    -Kentin sustuğuna dair bazı değerlendirmeler var. Katılır mısınız? 6 yılı aşan süreçte nasıl bir mücadele yürütüldü?

    6 yıl İl içerisinde şunun hakkını net vermeliyiz. Abla şahsında, anne baba şahsında ailenin duyarlılığı, kadın örgütlerimizin duyarlılığı, sivil toplum örgütlerinin duyarlılığı çok iyiydi.

    Baroya bizim dönemimizde 30’u aşan mağdur başvurusu var. Bunlar niye önemli? O kadın komisyonundaki arkadaşlarımızın müthiş bir emeği var. Bazı dosyalarda, büyük oranda dosyalar cezalandırıldı, failler bulundu.

    Bazı şeyleri hassasiyetlerimizden kaynaklı açıklamıyoruz. Esma’nın ailesini düşünün. Daha önce yaşadığı kızının durumunu düşünün. Ama insanlar şöyle bir o empati yeteneğinden yoksun. Aileyi zan altına düşürecek şeylerden çok rahat bir şekilde söyleyebiliyor. Dersim’in şundan vazgeçmesi lazım. Dersim’de bazı insanların ağzıyla cinayet işleme huyundan vazgeçmesi lazım. Belgesi olmadan, bilgisi olmadan konuşmamalı.

    Bu dosya şahsında şöyle bir şeyi söyleyelim. Yani sadece vali mi sorumlu? Hayır, net söylüyoruz. ‘biz valiyi aldık. içimizde kötüler var’ deyip buradan kimse sıyrılamaz. Ucu nereye gidiyorsa gidilmeli, ucu bağlanmamalı. O anlamda ailenin haklı talebini buradan bir kez daha hayıkırıyoruz; Gülüstan’ın bedeni bir an önce bulunsun. Aile o mezar taşına çiçeğini koyabilsin. Acısını yaşayabilsin. Bu ailenin feryadıdır.

    “ESMA DOSYASI AÇIK”

    -21 Mart 2020’de Uzunçayır Baraj Gölü’nde bulunan 28 yaşındaki Esma Kılıçarslan’ın ölümü, şüpheli olarak kayıtlara geçti. Bu dosyaya dair ne söylemek istersiniz?

    Kenan Çetin: Esma’nın dosyası ile ilgili de kamuoyunda yanlış bilgiler, yanlış tarihler, yanlış sayıların olduğunu söyleyeyim.
    Dosya açık bir dosya. Hiçbir zaman kapanmadı. 1,5 yıldır da dosyada yazışmalar var. Bunu net söyleyeyim. Bu anlamda yanlış bilgileri lütfen kamuoyuna birileri yaymasın. Ailemizin yanında olalım Zan altında bırakmayalım . İsteğimiz o. Bakın DNA örneği farklı, başka örnekler farklı.

    Dosyaya ilişkin eksikleri savcılık da kabul ediyor. Bizim yakın zamanda ve öncesinde de birden fazla dilekçemiz var. Dosyada aydınlatılmasını istediğimiz durumlar var. Dolayısıyla hangisi aydınlandığında, neler geliştiğinde biz aile ile birlikte kamuoyunu açıklayacağız. Biraz bu noktada da duyarlılık istiyoruz. En azından Dersimli dostlarımızdan, kurumlarımızdan istediğimiz o. Biz buradayız Bilgi ve belge varsa bizimle paylaşsınlar . Çok rahat bir şekilde gelip sorularını sorabilirler. Ailelerin izin verdiği kadar yine dosyadaki maddi gerçeklik neyse onu paylaşacağız.”

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Hakis’te cami ısrarı: Köyde Sünni yok, halk cami istemiyor!-VİDEO

    Hakis’te cami ısrarı: Köyde Sünni yok, halk cami istemiyor!-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis köyünde cami yapılmasını gerektirecek herhangi bir sosyolojik durumun söz konusu olmadığını vurgulayan Avukat Cihan Söylemez, “Çünkü köyde namaz kılan ve Sünni olan bir grup bulunmamakta. Bölge halkı burada cami istemiyor, ibadet yerlerinin ziyaretgâhlar ve cemevleri olduğunu düşünüyor. O yüzden zorla icraata koyulmuş bir uygulamanın sonucu olan cami ve mescit gibi yapılara son verilmesi gerekiyor” dedi.

    Dersim’in Nazımiye ilçesine bağlı Hakis (Büyükyurt) köyünde 130 yıllık bir değirmen, köy boşken 1985 yılında camiye çevrildi. Köylüler 2000’li yıllarda geri döndüklerinde, değirmenin yıkılarak yerine cami yapıldığını gördü. O günden bu yana da köylüler, tapulu mallarının “Allah’ın evi” denilerek ellerinden alınmasına karşı hukuk mücadelesi veriyor.

    Nazımiye İlçe Müftülüğü’nün girişimiyle yeniden cami yapılmak istenen alan için açılan dava, şu anda Erzurum İstinaf Mahkemesi’nde sürüyor.

    Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, mahkeme heyetine sunulan 3 Ocak 2024 tarihli dilekçesinde dava konusu olan yer ile ilgili envanterlerinde de böyle bir cami bulunmadığını belirtilmiş.

    Tunceli Valisi Şefik Aygöl X hesabından yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Köydeki cami 1985 yılında yapılmış ve bugüne kadar vatandaşımıza hizmet etmektedir.  Yer halihazırda Nazımiye Müftülüğü adına tapuda kayıtlıdır.”

    Avukat Cihan Söylemez, dava süreci ve Tunceli Valisi Şefik Aygöl’ün açıklamalarına dair PİRHA’ya konuştu.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI, ENVANTERLERİNDE BÖYLE BİR KAYIT OLMADIĞINI BELİRTTİ”

    Müvekkili Murat Sarıçiçek’in 2014 yılında Nazımiye Kadastro Mahkemesi’ne kadastro tespitinin iptali davası açtığını belirten Cihan Söylemez,

    “Bu davanın konusu ise müvekkilime ait bir taşınmaz olan değirmen üzerinde Tunceli İl Müftülüğü’nün veya hazinenin hak iddia etmesiydi. Davanın başlangıcında Tunceli İl Müftülüğü’nün ilgili alanda bir cami olduğuna dair bir beyanatı söz konusu değildi. Nitekim mahkemeye gelen 3 Ocak 2024 tarihli Diyanet İşleri Başkanlığı Hukuk Müşavirliği’nin cevap dilekçesinde de dava konusu olan yerin cami olmadığı ve envanterlerinde de böyle bir kayıt bulunmadığını belirtmişlerdi. Buna rağmen mahkeme aleyhte bir karar verdi ve bu karardan sonra da biz de davayı istinafa taşıdık. Dava şu anda Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi’nde sonuçlanmayı beklemekte” dedi.

    “DERSİM’İN ALEVİ İNANCI GÖZARDI EDİLEREK KÖYLERE CAMİ YAPILDI”

    Dersim’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana çeşitli tarihlerde asimilasyon politikalarının yürütüldüğüne dikkat çeken Cihan Söylemez, şu ifadeleri kullandı.

    “1980 darbesinden sonra 1982 ile 1986 yılları arasında Dersim’de vali olarak görev yapan ve aynı zamanda emekli bir asker olan Kenan Güven döneminde köylere cami yapılması uygulaması söz konusuydu. Köylere baskı yapılıyordu o dönemlerde cami yapılması da şart koşuluyordu. Bu aslında 1980 Anayasası’nda darbecilerin dahi kabul ettiği Anayasa’nın ikinci maddesindeki laik hukuk devleti ilkesine aykırı bir durumdu. Ama buna rağmen köylülerin inancı göz ardı edilerek ve Dersim’in Alevi kimliği göz ardı edilerek cami yapılarak Türk-İslam ideolojisi kapsamında bir asimilasyon politikası izlenilmeye çalışıldı. Bugüne kadar bu politika çok başarılı olamadı ama netice itibariyle pek çok köyde de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın envanterinde kayıtlı olmayanlar olduğu gibi, envanterinde kayıtlı olan cami ve mescit kategorisinde yapılar da ortaya çıktı” diye belirtti.

    “CAMİ YAPILMAK İSTENEN HAKİS KÖYÜNDE SÜNNİ KİMSE YAŞAMAMAKTA”

    Zorla icraata koyulmuş bir uygulamanın sonucu olan cami ve mescit gibi yapılara son verilmesi gerektiğini vurgulayan Söylemez, şöyle devam etti.

    “Çünkü bölge halkı burada cami istemiyor, ibadet yerlerinin ziyaretgâhlar ve cemevleri olduğunu düşünüyor. Cami yapılmak istenen köyde de Sünni bir grup da yaşamamakta. Dolayısıyla da Hakis köyünde cami yapılmasını gerektirecek herhangi bir sosyolojik durum da söz konusu değil. Çünkü köyde namaz kılan ve Sünni olan bir grup bulunmamakta. Dersim’in birçok köyünde aslında böyle bir durum söz konusu. Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Tunceli Valiliğine ve ilgili kurumlara çağrıda bulunmak istiyorum. Gerek bu davada gerekse de başka sorun yaşanan yerlerde Dersim halkının Alevi kimliğini kabul etmeleri ve bu tarz uygulamalara da geçit vermemeleri gerekir” diye ifade etti.

    “TUNCELİ VALİSİ ŞEFİK AYGÖL, HAKİS KÖYÜNE GİDEREK ORADA YAŞAYANLARI DİNLEMELİ”

    ‘Köydeki cami 1985 yılında yapılmış ve bugüne kadar vatandaşımıza hizmet etmektedir.  Yer halihazırda Nazımiye Müftülüğü adına tapuda kayıtlıdır.’ diyerek konu hakkında açıklama yapan Tunceli Valisi Şefik Aygöl’ün konu hakkında yanıltıldığını dile getiren Söylemez, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Tunceli Valisi Şefik Aygöl’ün caminin orada hizmet vermektedir ifadesi üzerine tartışacak olursak, bugüne kadar Hakis köyünde Sünni bir grup yok o yüzden de orada cami veya mescit yapılmasını gerektirecek bir durum söz konusu değil. Vatandaşların orada kendilerine ait olduğunu ispat eden tapuları söz konusu. Her ne kadar yerel mahkemede şu an itibariyle bir olumsuz durum söz konusu olsa da dava henüz bitmedi. Dava istinafa taşınmış durumda ve davanın lehimize sonuçlanması ihtimali de bulunmaktadır. O yüzden Tunceli Valisi Şefik Aygöl’ün açıklamaları belki yargılama sürecini de aleyhte etkili edebilir. Tunceli Valisi Şefik Aygöl bence Hakis köyüne giderek orada yaşayanları dinlemeli. Bir valinin pozisyonu gereği tarafsız olması gerekiyor. Tunceli Valisi Şefik Aygöl, Dersim’de olumlu bir portre çiziyor ama dikkat etmek gerekiyor dava konusu olan durum da yine bir valinin icraatının bir sonucu. Tunceli Valisi Şefik Aygöl’ün önünde iki seçenek var. Ya 1980’lerdeki icraatlara sahip çıkacak ya da ben 12 Eylül döneminde görev yapmış bir valinin icraatlarını kabul etmiyorum diyecek.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Cami değil su istiyoruz: Dersim’in Hakis köyünde özel mülkiyete cami dayatması -VİDEO
    -İzmir Dersim Derneği’nden tepki: Hakis’te cami açmak kültürel gaspın adıdır!
    -DAD, cami yapılmak istenen Hakis köyünü ziyaret etti!-VİDEO

  • Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO  

    Ankara’da ‘Avukatlar Günü’ yürüyüşü: Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir-VİDEO  

    PİRHA- Ankara’da ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ dolayısıyla yürüyüş düzenleyen avukatların yaptığı basın açıklamasında, ” Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ihlal eden, yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahale ettiği duygusunu güçlendiren hukuka aykırı çok sayıda uygulamaya tanıklık ediyoruz” denildi.

    Avukatlar, ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ sebebiyle Türkiye Barolar Birliği (TTB) binasından Anıtpark’a yürüyerek basın açıklaması yaptı.  Birçok kentten Ankara’ya gelen avukatlar yürüyüş esnasında cübbelerini giyerek, ” Birleşe birleşe kazanacağız”, “Savunma susmadı, susmayacak”, “Hak, hukuk, adalet”, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz”, “Özgür savunma, bağımsız yargı” sloganları attı.

    Avukatlar ellerinde; “Can Atalay’a özgürlük”, “İstanbul Barosu yalnız değildir”, “insan haklarına saygı”, “savunmaya özgürlük” yazılı dövizler taşıdı.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı  Av. R. Erinç Sağkan, ortak basın açıklamasını okudu.

    “AVUKATLAR, HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ, KORUMA SORUMLULUĞUNU TAŞIYORLAR.

    “Baskılar ile bölmek istediğiniz barolar etle tırnak gibidir, bölemezsiniz” diyen Erinç Sağkan şunları söyledi:

    “5 Nisan Avukatlar Günü’nde, mesleğimizin onurunu ve hukuk devletinin temel ilkelerini savunma kararlılığımızın altını bir kez daha çiziyoruz. Avukatlar, yalnızca bireylerin haklarını değil, aynı zamanda hukukun üstünlüğünü, adil yargılanma hakkını ve demokratik toplum düzenini koruma sorumluluğunu taşıyorlar. Hukuk devleti ilkesinin aşındığı, yargının bağımsızlığının zedelendiği ve savunma makamının sistematik biçimde baskı altına alınmaya çalışıldığı, avukatlık mesleğinin icrasını zorlaştıran hukuki, ekonomik ve sosyal engellerin giderek arttığı bir ortamda; savunma hakkını, meslek örgütlerimizin bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü koruma sorumluluğuyla hareket ediyoruz. Savunmanın sesi yurttaşın nefesidir”

    “İSTANBUL BAROSU’NA MÜDAHALE MESLEĞİN ÖZÜNE YÖNELİK TEHDİTTİR”

    5 Nisan’ın aynı zamanda, İstanbul Barosunun da kuruluş yıldönümü olduğunu hatırlatan Sağkan, “Ancak ne yazık ki, 147 yıllık bu köklü kurumun seçilmiş yönetimi bugün hukukla değil; haksızlıkla mesnetsiz iddialarla, hukuka aykırı yargı kararlarıyla görevinden uzaklaştırılmak isteniyor. İstanbul Barosu, istibdada da işgal mahkemelerine de karşı duruş göstermiş, darbe dönemlerinde hukukun onurunu ayakta tutmuş; bu halkın yüz yıllık bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde adaletin taşıyıcısı olmuştur. Bugün, böylesine köklü bir meslek örgütüne yönelen müdahale, yalnızca bir kuruma değil, İstanbul Barosu üyesi on binlerce meslektaşımızın iradesine ve avukatlık mesleğinin özüne dönük bir tehdit niteliği taşımaktadır” diye konuştu.

    “MAHKEME SALONLARINDA ARTIK ADALETİN SESİ DEĞİL, SUSKUNLUĞU YANKILANIYOR”

    Hukukun araçsallaştığı, hukuksuzluğun ise olağanlaştığı bir dönemdeyiz” diyen Sağkan şunları ekledi:

    “Ülke çapında milyonlarca seçmenin iradesinin yok sayıldığı; seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği; anayasal haklarını kullanmak isteyen gençlerin, üniversitelilerin yalnızca bedenlerine değil gelecek umutlarına da yönelmiş bir şiddetle karşı karşıya bırakıldığı günlerdeyiz.
    Hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan, yargının tarafsızlığını ve bağımsızlığını ihlal eden, yürütmenin yargı süreçlerine doğrudan müdahale ettiği duygusunu güçlendiren hukuka aykırı çok sayıda uygulamaya tanıklık ediyoruz. Bu süreçte doğrudan siyasi sonuçlar yaratan işlemleri nedeniyle, yargının siyasi saiklerle hareket etmeye zorlandığı izlenimi doğuran; kişilerin ve avukatların ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı gibi anayasal haklarını açıkça ihlal eden gelişmeler yaşanıyor. Mahkeme salonlarında artık adaletin sesi değil, suskunluğu yankılanıyor. Haksız tutuklamalar, istisnalar değil, sistemli bir hukuksuzluğun ifadesi hâline gelmiş durumda. Hukuka aykırı tutuklamalar nedeniyle yüzlerce genç, geçtiğimiz bayram sabahına ailelerinden, özgürlüklerinden mahrum bir biçimde uyanmak zorunda kaldı.
    Bugün bir kez daha görüyoruz ki, avukatlık yalnızca bir meslek değil; hukukun, hak ve özgürlüklerin, adaletin sesi olma sorumluluğudur.”

    “SUSMADIK, KORKMADIK, BİAT ETMEDİK, İTAAT ETMEDİK”

    Erdinç Sağkan, “Bizler, yalnızca hukukun temsilcisi değil, aynı zamanda vicdanın da taşıyıcılarıyız” diyerek, “Ne Gümüşhane Baro Başkanımız Ali Günday’ı ne de dört ayaklı minare altında Diyarbakır Baro Başkanımız Tahir Elçi’yi katlettiklerinde sindik… Susmadık, korkmadık, biat etmedik, itaat etmedik” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Tedavi hakkı verilmeyen 78 yaşındaki mahpus için henüz bir iddianame de yok!-VİDEO

    Tedavi hakkı verilmeyen 78 yaşındaki mahpus için henüz bir iddianame de yok!-VİDEO

    PİRHA- Hasta mahpusların serbest bırakılması için 671. F Oturması eylemi yapıldı. Mahpus İsa Özğan hakkında 3 aydır iddianame dahi hazırlanmadığını vurgulayan hak savunucuları, “Özğan, kalp, hipertansiyon, diyabet, prostat ve romatizma hastası. İlaçları ise verilmiyor. Yaşamını sürdürebilmek için başkalarının yardımına gereksinim duymaktadır” dedi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” talebiyle 671. F Oturması eylemini yaptı.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesi önünde yapılan eylemde “Tedavi haktır engellenemez” pankartı açılırken “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın. Tedavi haktır, engellenemez” sloganları atıldı.

    11 YENİ CEZAEVİ DAHA!

    671’inci hafta eyleminde Marmara (Silivri) 5 No’lu Hapishanesi’nde tutulan 78 yaşındaki ağır hasta mahpus İsa Özğan’ın durumuna dikkat çekildi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu adına basın açıklamasını Zeynep Yıldız okudu.

    Hapishanelerin, kapasitesinin üzerinde dolu olduğunu söyleyerek açıklamaya başlayan Yıldız, kapasiteyi aşan doluluğun başta sağlığa erişim hakkı olmak üzere, birçok hak ihlaline neden olduğunu belirtti.

    Yıldız, Türkiye’deki cezaevlerinde 82 bin 819 kapasite fazlası kişinin tutulduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

    “Keyfi tutuklamalarla giderek artan bu doluluk karşısında, ağır hasta mahpusların tedavi ve yaşam haklarının korunabilmesi için serbest bırakılmaları beklenirken, var olan hapishanelere 2025 yılında 11 tane daha ekleneceği ve bunun için merkezi bütçeden Adalet Bakanlığı’na 2025’te 1,2 milyar TL, 2027 yılı sonuna kadar ise 23,5 milyar TL ayrılacağı açıklanmıştır.

    2024 yılında 11 aylık sürede 709 mahpusun hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıklayan Adalet Bakanlığı ve yetkililerin, bu can yakıcı soruna yeni hapishaneler yaparak cevap vermeleri, birer cinayete dönüşen mahpus ölümlerinin devam edeceğini göstermektedir. Bu tutum karşısında, ağır hasta mahpusların tedavi ve yaşam hakkı başta olmak üzere hapishanelerde insan haklarını savunma ısrarımızı sürdüreceğiz.”

    2 AYDA 6 KG KAYBETTİ!

    Basın açıklamasının devamında 78 yaşındaki ağır hasta mahpus İsa Özğan’ın sağlık durumu aktarıldı. Zeynep Yıldız, şu bilgileri paylaştı:

    “İsa Özğan; kalp, hipertansiyon, diyabet, prostat ve romatizma hastası olup bu hastalıklar yanında mide rahatsızlıkları ve yaşa bağlı sağlık sorunları yaşamakta, yaşamını sürdürebilmek için başkalarının yardımına gereksinim duymaktadır.

    Oğlunun aktarımına göre; 26 Kasım 2024 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan İsa Özğan’ın kronik hastalıklarının tedavisi için kullandığı ilaçların temininde, diyet beslenme ihtiyacının karşılanmasında ve düzenli yapılması gereken kontrollerinde, hapishane koşullarına bağlı olarak yaşanan aksamalar nedeniyle sağlık durumu hızla kötüleşmiş, Özğan cezaevinde kaldığı 2 ay içinde 6 kilo vermiştir. Özellikle tansiyon ve şeker ilaçları verilmemekte, revire çıkma talebi geç karşılanmaktadır. Hastaneye götürüldüğünde ise kelepçeli muayene dayatılmakta, zaman zaman muayene olamadan dönmek zorunda kalmakta, bu eziyete jandarmanın hakaretleri eklenmektedir. İsa Özğan hastalıkları yanında yaşlılığa bağlı sorunları nedeniyle kişisel bakımını yapamamakta, kıyafetlerini yıkarken, banyo yaparken hatta lavaboya giderken bile koğuştaki diğer mahpuslardan yardım almak durumunda kalmaktadır. Hastalıkları nedeniyle Adli Tıp Kurumu’na sevk edilen ancak henüz raporu hazırlanmayan Özğan ailesi ile yaptığı son görüşte, hapishane koşullarında yaşamını sürdürmekte zorlandığını ifade etmiştir.

    İsa Özğan’ın tedavi ve bakım imkanlarından yoksun bir şekilde hapiste tutulması sağlık ve yaşamına ağır tehdit oluşturmakta olup, yetkililere mahpusların sağlık ve yaşamlarının korunmasına dair önlem almanın devletin yasal sorumluluğu olduğunu tekraren hatırlatıyoruz.”

    Basın açıklaması ardından Özğan’ın avukatı Ferhat Boğatekin söz aldı. Müvekkiliyle 31 Ocak’ta görüşme yaptığını söyleyen Boğatekin, “Yaklaşık 3 saat bekledikten sonra kendisiyle görüşebildim. Çünkü 8 saat kelepçeli şekilde hastaneye götürülmüş, ancak tedavi olmadan geri getirilmişti. Yürümekte dahi zorluk yaşamakta. Yaşlı ve kronik rahatsızlıkları olmasına rağmen cezaevinde tutuluyor. İtirazlarımıza rağmen tutukluluğu devam ediyor. İsnat edilen suçlamalar ise resmi bir dernek üyesi olması sebebiyle whatsapp grubuna eklenmesi. Yasa dışı faaliyet gösterip tutuklanmasına karar verildi. Şu an iddianame de hazırlanmış değil. Bir an önce davanın açılmasını bekliyoruz. Bu süreç sonrasında müvekkilimiz serbest kalacaktır diye umuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklamasında İHD İstanbul Şube üyeleri tutuklu Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı da yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Duruşma sırasında savunma yapan avukat gözaltına alındı

    Duruşma sırasında savunma yapan avukat gözaltına alındı

    PİRHA – DİAYDER davasında duruşmayı bölen polis, ÖHD’li Avukat Bedirhan Sarsılmaz’ı gözaltına aldı.

    Kürtçe hutbe ve vaaz verdikleri gerekçesiyle Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (DİAYDER) başkanı, yöneticisi ve üyesi 22 din adamı hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın 18’inci duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nin 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

    Devam eden duruşma sırasında içeri giren polis, duruşmada bulunan Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Bedirhan Sarsılmaz hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan bir soruşturma gözaltı kararı olduğunu söyledi. Avukat Sarsılmaz, müvekkiline ilişkin savunmasını yaptıktan sonra gözaltına alındı.

    “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına alınan Sarsılmaz, Fatih’te bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Sarsılmaz’a ilişkin 24 saatlik avukat görüş kısıtlılığı olduğu öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hukuk meslek örgütleri: Betül Kozağaçlı ve Seda Şaraldı serbest bırakılsın-VİDEO

    Hukuk meslek örgütleri: Betül Kozağaçlı ve Seda Şaraldı serbest bırakılsın-VİDEO

    PİRHA- ÇHD Genel Merkez yöneticisi Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ile Seda Şaraldı’nın yargılandığı davanın duruşması görüldü. Duruşma öncesi açıklama yapan hukuk meslek örgütleri, avukatların mesleklerini yaptıkları için tutuklanamayacaklarını belirterek, serbest bırakılmalarını istedi. Duruşma, Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı’nın tutukluluk halinin devamına karar verilerek 6 Aralık’a, Av. Seda Şaraldı’nın ise 11 Aralık’a ertelendi. 

    Adalet için Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi için Hukukçular, Katılımcı avukatlar, Özgürlükçü Demokratik Avukatlar, Özgürlük için Hukukçular Derneği, Sosyal Hukuk, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, 6 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştirilen polis operasyonu sonucunda haklarında hiçbir delil olmaksızın tutuklanan ÇHD Genel Merkez yöneticisi Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ile ÇHD üyesi Av. Seda Şaraldı’nın görülecek duruşmaları öncesinde İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

    Duruşma öncesi hukuk meslek örgütleri tarafından yapılan açıklama ve konuşmalarda Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ile ÇHD üyesi Av. Seda Şaraldı’nın, mesleki faaliyetlerinden ötürü tutuklandığına ve avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmesi yasağına aykırı bir şekilde tutuklandığına dikkat çekilerek, meslektaşlarının bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundular.

    İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, avukatların içeri alınmaması; salonun güvenlik görevlileri ile doldurularak avukatlara yer bırakılmaması ve salon kapılarının kapatılması nedeniyle başlayamadı.

    Avukat Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, avukatlarının salona alınmadığı ve yargılamanın aleniyetinin sağlanmaması nedeniyle tüm avukatların içeri alınmadığı sürece savunmasını yapmayacağını söyledi. Avukatlar salonu terk etti.

    Yapılan görüşmelerin ardından Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı’nın yargılanmasına başlandı. Mahkeme Av. Vangölü Kozağaçlı’nın tutukluluk halinin devamına karar vererek, bir sonraki duruşmanın 6 Aralık’ta görülmesini kararlaştırdı. Av. Seda Şaraldı’nın duruşması ise 11 Aralık’a ertelendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi ziyaretlerine maden kuşatması: AKP’nin bilinçli eko-kırım politikası!-VİDEO

    Alevi ziyaretlerine maden kuşatması: AKP’nin bilinçli eko-kırım politikası!-VİDEO

    PİRHA- Alevilerin yaşam alanları ve ziyaretlerinin maden ruhsatları ile ekolojik kırımına uğratılmak istendiğini söyleyen Avukat İsmail Hakkı Atal, “Küresel emperyalist, sömürgeci sistem yozlaştıramadıkları, belli inanç ritüellerini devam ettiren Alevi toplumunu tehlike görüyorlar. Bu nedenle Alevi köyleri ve inanç merkezlerini üzerine AKP bilinçli olarak maden arama ruhsatları veriyor. Alevi ziyaretlerinin birçoğu bu projelerin hedefinde” diye konuştu.

    Tokat’tan Sivas’a, Erzincan’dan Dersim’e, Samsun’dan Malatya ve daha birçok alana Alevi köyleri ve ziyaretleri AKP iktidarı döneminde hız kazanan maden projelerinin kıskacında.

    Uzun yılladır ekoloji mücadelesi ile tanınan ve farklı bölgelerdeki Alevi köylerinde uygulanmak istenen maden projelerine dahil hukuki mücadele yürüten Avukat İsmail Hakkı Atal, binlerce dönüm hektarlık alanların maden projeleri ile yok edilmek istendiğine dikkat çekti.

    Atal, Alevilerin yaşam alanlarının bilinçli maden projeleri ile hedef alındığını ifade ederek, projenin hayata geçmesinin büyük bir eko-kırımı getireceğine vurgu yaptı.

    ALEVİ KÖYLERİNE YÖNELİK MADEN RUHSATLARI 

    AKP hükümetinin Alevi köyleri ve inanç merkezlerine yönelik bilinçli maden ruhsatları verdiğinin altını çizen Atal, “Küresel emperyalist, sömürgeci sistem yozlaştıramadıkları, belli inanç ritüellerini devam ettiren Alevi toplumunu tehlike görüyorlar. Bu nedenle Alevi köyleri ve inanç merkezlerini üzerine AKP bilinçli olarak maden arama ruhsatları veriyor. Samsun’un Ladik ilçesi Akyar Köyü’ne altın madeni ruhsatı verilmiş durumda. Gördüğüm en güzel köylerdendi ve davayı kazanarak altın madeni ruhsatını iptal ettirdik” dedi.

    60 BİN DÖNÜMLÜK MADEN PROJESİNİN HEDEFİNDE KEÇEÇİ BABA TÜRBESİ VAR!

    Tokat’ın Erbaa ilçesinde 16 köyü kapsayan 60 bin dönümlük maden ruhsatının merkezinin Alevi ziyareti olan Keçeci Baba Türbesi olduğu bilgisini veren Atal, “Arkasından ise Tokat Erbaa’ya bağlı Keçeçi Köyü’ne dair bir dava geldi. Keçeci, Sokutaş bunlar Alevi köyleri ve çevresinde Sünni Çerkez köyleri de var. Fakat 60 bin dönümlük maden ruhsatının merkezinde Hacı Bektaş Veli’nin yeğeni olan Keçeci Baba’nın türbesinin olduğu Keçeci Köyü var. Madenin CEO’su ise Cumhurbaşkanı’nın danışmanı Ömer Özbey. Verus Holding Galata Madencilik adlı bir şirket ve açtığımız dava halen devam ediyor. Tokat İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermemek için ısrar ediyor. Hakimler açıkça kanunsuzluk yapıyorlar” diye konuştu.

    700 YILLIK ÇAL BABA ZİYARETİ’NİN OLDUĞU ORMANLIK ALANA RUHSAT

    Yine Tokat merkeze bağlı Alevi olan Günçalı Köyü’nün sırtlarında bulunan 1477 hektarlık orman alan içerisindeki Çal Baba ziyaretinin hedefte olduğunu belirten Atal, “Yine geçen bayramda Tokat’a bağlı Çal Baba ziyaretinin olduğu yerdeydim. Burası bir Alevi inanç merkezi. Etrafında ise Alevi olan Güzelce, Killik ve Günçalı köyleri var. Türkmen Aleviler bu bölgeye yerleştikten beri çam ve ardıç ağaçlarından oluşan ormandan bir kuru dal parçasını dahi dışarı çıkarmamışlar. Bayramlarda o ziyaret alanında toplanıp cemlerini yapıp, semah dönüyorlar. Devam eden bir inanç yapısı var. Dışarıya bir kuru dal çıkarmadıkları gibi, o kuru dalları sadece kamusal ihtiyaçlar yani kazanların kaynaması için kullanıyorlar. Ama ziyaret alanı olan o tepenin dışına  bir kuru dal parçası dahi çıkmıyor. Ve her ardıç ağacı bir aileye ait ve o aile bayramda gelemez ise altında kimse oturmuyor” ifadelerini kullandı.

    HACI BEKTAŞ’IN KONAKLADIĞI HIRKA DAĞI’NA URANYUM MADENİ RUHSATI

    Atal, Hacı Bektaş Veli’nin menkıbelere göre ilk semaya durduğu ve çile çıkardığı (konakladığı) yer olan Hırka Dağı’na da maden ruhsatı verildiği bilgisini paylaşarak şöyle devam etti:

    “Hacı Bektaş Veli’nin Nevşehir’ e giderken üzerinden geçtiği Hırka Dağı’nın karşısındaki konakladığı kutsal sayılan yassı ağaç var. Bu tepelere Akkuyu Nükleer Santraline uranyum sağlamak için maden ruhsatı vermişler. Bu cahillikle, bilgisizlikle açıklanamaz. Yakın zamanlarda Cengiz Holding Tokat’taki Alevi olan Şehitler Köyü’nde sondaj çalışmaları yapmaya başlamış.”

    İLİÇ MADEN ALANI, MUNZUR VADİSİNE KADAR ARTTILMAK İSTENİYOR

    Atal, İliç’teki kapasite arttırma davasında genişletilmek istenen maden alanın Dersim ve Munzur Koruma Bölgesi’ne kadar uzanacağını dile getirerek, “İliç’teki davada da Sedat Cezayirlioğlu ve kendi adıma davacı oldum. Bu facia ilk sinyallerini vermeye başladı. Kapasite arttırılması sonrasında Munzur Çevre Koruma Bölgesi ve Dersim’e kadar bu alan yayılacak. Genişletilecek maden alanı Alevilerin en yoğunluklu yaşadığı Dersim alanı. Burada Alevilerin yerleşim alanlarını yok etme üzere maden alanlarını genişletmek istiyorlar” şeklinde konuştu.

    Ersin ÖZGÜL-Zeynel GÜL/MUĞLA

  • Av. Aytekin Aktaş’tan ‘Etki ajanlığı’ tepkisi: AKP hükümeti yargıyı paketlemiş durumda-VİDEO

    Av. Aytekin Aktaş’tan ‘Etki ajanlığı’ tepkisi: AKP hükümeti yargıyı paketlemiş durumda-VİDEO

    PİRHA-  9’uncu Yargı Paketi’nde yer alan “etki ajanlığı” düzenlemesini değerlendiren Avukat Aytekin Aktaş  gazeteciler, sivil toplum aktivistleri, politikacılar ve araştırmacıların cezalandırılmasının hedeflendiğini ifade etti. Aktaş, “Bu hiçbirimizin hukuki güvenliği yok demektir. İktidar gerekirse hukuki zorla, hukuku bir araç olarak kullanarak kendisi gibi düşünmeyenleri mahkum etmeyi amaçlıyor” dedi.

    Bayram sonrasında meclise sunulması beklenen 9’uncu Yargı Paketi taslağının şimdiye kadar ortaya çıkan ayrıntıları tartışma yarattı. Özellikle taslakta “etki ajanlığı” şeklinde sunulan düzenlemeye göre, “Devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları aleyhine yabancı bir devlet veya organizasyonun stratejik çıkarları veya talimatı doğrultusunda Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancılar hakkında araştırma yapan veya yaptıranlar hapis cezası ile cezalandırılacak.”

    Oldukça muğlak olarak taslakta yer alan  “etki ajanlığı”, “casusluk” suçlarının, özellikle gazetecileri ve Türkiye’deki toplumsal sorunlar ile olaylara dair araştırma yapan herkesi kapsayabileceği ön görülüyor.

    Avukat Aytekin Aktaş, 9’uncu yargı paketinde yer alan etki ajanlığı düzenlemesine dair PİRHA‘ya konuştu

    “AKP İKTİDARINDA YARGI ‘PAKETLEMİŞ’ DURUMDA”

    Yargının 22 yıllık AKP iktidarı eliyle ‘paketlendiği’ değerlendirmesinde bulunan Aktaş, “Etki ajanlığı konusunda ciddi bir tepki gösterilmeye ihtiyaç var. Tabi ki de belli zaman dilimleri arasında revizyonlar yapmak gerekir. Yargıda ihtiyaçlara göre yeni çözüm yolları bulunabilir. AKP hükümeti zamanında tabiri caizse yargının kendisi paketlenmiş durumda. 9’uncu Yargı Paketi’nde bir yerden sızan metinler üzerinden fikir yürütmeye çalışıyoruz. İktidar kimseye fikir sormadan, konunun muhataplarına danışmadan, tartışmaya açmadan ve kamuoyunun denetimine ve katkısına açık olmadan kanun değiştiriyor. Deyim yerindeyse iktidarı elinde tutan siyasi cenahın elinde hamur olmuş durumda. Kanun eğer ki hepimizi bağlayacak ise kanun oluşturmada da her kesimin fikrinin alınması gerekir. Duyumlar üzerinden bunu tartışmamız kabul edilebilir değil” diye konuştu.

    “DEMOKRATİK KAMUOYUNU TEHLİKEYE ATAN BİR YASA TASARISI”

    Etki ajanlığının bütün demokratik kamuoyunu doğrudan tehlikeye atan, şüpheli ve casus haline getiren bir yasa tasarısı olduğuna işaret eden Aktaş, “Etki ajanlığı kavramı 30 Yıl Savaşları’ndan sonra 1648 Westphalia Barışı’nda Batılı anlamda ilk kez ulus-devletlerin köklerinin buradan aldığını söyleyebiliriz. İlk modern ulus-devletleri köken üzerinden hukuken. Ve ilk milli güvenlik eksenindeki kararların da 17. yüzyılda ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Milli güvenlik adıyla devlet güvenliğine tehlike oluşturabilecek muhtemel sıkıntılara karşı önlemler ilk kez bu hukuki metinlerde yer bulmuş” dedi.

    “GEZİ DAVASI İDDİANEMESİNE YANSIMIŞTI”

    Avukat Aytekin Aktaş yine Gezi Davası iddianamesinde de etki ajanlığı üzerinden soruşturmaların yürütüldüğünü hatırlatarak, şunları ifade etti:

    “Biz bu etki ajanlığı kısmını ise Gezi Davası’ndan tanıyoruz. Gezi Davası iddianamesinde etki ajanlığı kitlesel anlamda iddianameye yansımıştı. Bundan kasıt klasik casusluk faaliyetleri dışında gazeteciler, akademisyenler, politikacılar, sivil toplum örgütleri gibi toplumsal kamuoyunda söylemine itibar edilen insanların uluslararası anlamda doğrudan ajan yerine etkin ajan olduğu terminolojide yerini almıştır. Tasarıda doğrudan böyle geçmese de önlenmeye çalışan şeyin etki ajanlığı olduğunu anlıyoruz. Hukuku ayaklar altına alan bir sıkıntı var. Bu düzenleme hali hazırda TCK’nın 7. Bölümünde ‘devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk’ başlığıyla yer alan 14 maddenin ekine olan 339. Maddenin A maddesine eklenmiş ve 15. Madde olmuş. 14 madde bütün devlet sırları ve casusluk faaliyetlerini tanımlı olarak cezalarıyla düzenlemiş.”

    “HERKESİ ZAN ALTINDA BIRAKIR, HİÇBİRİMİZİN HUKUKİ GÜVENLİĞİ YOK”

    Öngörülebilir ve tanımlanabilir olmayan bir metinin kanun olarak kabul edilemeyeceğini sözlerine ekleyen Aktaş, “Kanun tasarısında bu temel hukuk prensibi çiğnenmiş durumda. Bu hiçbirimizin hukuki güvenliği yok demektir. Mevcut iktidar kendisi için böyle bir yetki istiyor. İhtiyaç halinde joker bir madde yazılarak istedikleri herkes için bir açıklama görmeden kullanabilecek. Tasarıda iki eylem cezaya bağlanıyor. ‘Türk vatandaşları veya kurum ve kuruluşları ya da Türkiye’de bulunan yabancı hakkında araştırmalar yapan veya yaptıranlar’ için ceza isteniyor. Bu ucu çok açık bir şey. Bu kanun tasarısı akademik, hukuki araştırmaları, mesleki, politik faaliyetleri ve aktivist hareketleri zan altında bırakır. Tüm hukuksuzlar ve haksızlıklar karşısında insanlar buna ses çıkarma hakkına sahiptir. Böyle kullanılmaya açık bir şeyin hukuken kanun olarak kabul edilmesi hukuk doktrinine terstir. Yani ses çıkaran herkes ajan mıdır, casus mudur?” diye sordu.

    “TANIMSIZ, SINIRSIZ, HERKESE CEZA VEREBİLECEK BİR DÜZENLEME”

    Avukat Aytekin Aktaş, hukuki zorla muhalefet eden toplumsal kesimlerin mahkum edilmeye çalışıldığını kaydederek, “Hukuksuzlara ‘hukuk kılıfı’ uydurmanın en büyük varyasyonu. Bundan 21 sene önce yine milli güvenlik gerekçesiyle tanımsız, sınırsız, herkese ceza verebilecek bir düzenleme yapıldı. Erdoğan’ın imzasıyla bu kanun değişikliği önerilmişti ve o zaman bu kanun geçmemişti. Belli ki iktidarı kaybetmek istemeyen cenah gerekirse hukuki zorla hukuku bir araç olarak kullanarak kendisi gibi düşünmeyenleri mahkum etmeyi amaçlayan bir araç yaratmaya çalışıyor” diye kaydetti.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Avukat Görgün Danacı: Eren Odabaş kanser hastası, tahliye edilmesi gerekiyor – VİDEO

    Avukat Görgün Danacı: Eren Odabaş kanser hastası, tahliye edilmesi gerekiyor – VİDEO

    PİRHA – İstanbul’daki evinden gözaltına alınıp 10 Şubat’ta tutuklanan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gazi Şehitleri Cemevi Yöneticisi Eren Odabaş’ın avukatı Görgün Danacı, Odabaş’ın kanser hastalığı dolayısıyla güneş dahi görmeyen hücrede tutulmasının ağır insan hakları ihlali olduğunu belirtti. Av. Danacı, Odabaş’ın tahliye edilmesi gerektiğini söyledi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi yöneticisi aynı zamanda kanser hastası olan Eren Odabaş, 6 Şubat’ta gözaltına alınıp, 9 Şubat’ta tutuklandı.

    Tutuklanmadan önce agresif fibromatozis (yumuşak doku tümörleri) tedavisi gören Odabaş, tedavi hakkının sağlanması için tahliyesini talep ediyor. Odabaş şu anda Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.

    Eren Odabaş’ın avukatı Görgün Danacı, Odabaş’ın sağlık durumu, cezaevi koşulları ve taleplerini PİRHA’ya anlattı.

    “EREN ODABAŞ’IN SAĞLIK HAKKINA ERİŞİMİ TAMAMEN ELİNDEN ALINDI”

    Avukat Görgün Danacı, Eren Odabaş’ın tutuklanmasına yaptıkları itirazların sonuçsuz kaldığını söyleyerek, yasaların belirttiği şartlara aykırı bir karar olduğunu dile getirdi. Danacı, Eren Odabaş’ın sağlık durumuna değinerek şunları dile getirdi:

    “Müvekkilim 2018’den beri kanser tedavisi görüyor, vücuduna çok kolay yayılan yumuşak doku diye tanımlanan bir kanser hastalığı var. Ve bununla ilgili tedavisinin devam etmesi gerekiyor ama ne yazık ki müvekkilimin hem bu hukuksuz tutuklama kararının yanında sağlık hakkına erişimi de tamamen elinden alındı.

    “KULLANDIĞI KANSER İLAÇLARI CİDDİ BİR NABIZ DÜŞÜKLÜĞÜ OLUŞTURUYORDU”

    Eren Odabaş’ın hayati sorunları vardı. Çünkü kullandığı ilaçlar, özellikle kanser ilaçları ciddi bir nabız düşüklüğü oluşturuyordu. Bu ölüm tehlikesi de yaratıyordu. Buna rağmen tedavisi engelleniyor. Neyse ki şimdi yanına iki kişi daha getirdiler. En azından ağırlaştığı durumda haber alabileceğimiz birileri var. Ama onun dışındaki İstanbul’a nakil talebi hala karşılanamadı. Bizler de defalarca sağlık raporlarını mahkemeye sunduğumuz halde müvekkilin tahliyesi bu aşamaya kadar gerçekleşmedi.”

    “ÖNCELİKLİ OLARAK TAHLİYE EDİLMESİ GEREKİYOR”

    Eren Odabaş’ın ve ailesinin taleplerine değinen Danacı, “Öncelik olarak sağlık hakkına kavuşabilmesi için tahliye edilmesi gerekmekte. Ortada zaten müvekkilin suçlu olduğuna dair bir delil bulunmamaktadır. Müvekkil ailesiyle birlikte yaşamakta, eşine, çocuğuna bakmakla yükümlü, bir buçuk yaşında bir bebeği var. Ve ayrıca böyle bir sağlık problemiyle uğraşmaktadır. Bu yüzden öncelikli olarak tahliye edilmesi gerekiyor” dedi.

    “ODABAŞ’IN GÜNEŞ DAHİ GÖRMEYEN HÜCREDE TUTULMASI AĞIR İNSAN HAKLARI İHLALİDİR”

    Danacı, Odabaş’ın kaldığı cezaevi koşullarının sağlık durumuna tehdit oluşturduğunu da belirterek şöyle devam etti:

    “Ayrıca bir kanser hastasının da böyle bir cezaevinde neredeyse havalandırma hakkının tamamen elinden alındığı, güneş dahi göremediği bir hücrede, cezaevi koşullarında kalmasının çok daha ağır bir insan hakları ihlali olduğunu düşünüyoruz. Bu tip cezaevlerinin de en kısa zamanda ortadan kaldırılmasını, insan haklarına uygun bir yapıya ulaşması gerektiğini düşünüyoruz.”

    NE OLMUŞTU?

    Eren Odabaş, İstanbul Adliyesi’ne 6 Şubat’ta düzenlenen saldırının ardından açılan soruşturma kapsamında İstanbul’daki evinden gözaltına alındı.
    Odabaş, hakimlikteki ifadesinde, failleri tanımadığını, hem kendisinin hem babasının kanser tedavisi gördüğünü, ayrıca çok yoğun çalıştığını ve bahsi geçen kişilerle görüşmediğini söyledi. Kullandığı şirket aracının güzergahlarına bakılmasını talep etti.
    Odabaş 9 Şubat’ta tutuklandı. Önce Marmara (Silivri) Cezaevine götürüldü. Kısa süre sonra da Ankara’daki Sincan 1 Nolu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevine sevk edildi. Tutuklanmasının ardından işten çıkarıldı.
    Eren Odabaş, bağımsız hekime muayene olmak talebiyle avukatı aracılığıyla Ankara Tabip Odası’na ve Türk Tabipleri Birliği’ne başvurdu.
    Tedavi hakkının sağlanması için yaptığı tahliye başvurularının yanı sıra hem eşi ve 1 yaşındaki kızının yaşadığı hem de tedavisinin sürdüğü İstanbul Tıp Fakültesine erişim açısından İstanbul yakınındaki bir cezaevine sevk edilmek üzere de dilekçe verdi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu gerçekleştirdi

    ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu gerçekleştirdi

    PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu yaptı. ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanlığı’na Melek Şaraldı ve İbrahim Kaya seçildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, 3’üncü Olağan Kurulu’nu Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda yaptı.

    Divan oluşumu ve saygı duruşu ile başlayan kongrede Kürt Sorunu’nun çözümü için sürdürülen ‘Barış Nöbeti’ ve cezaevlerindeki açlık grevine dikkat çekilerek, tecridin sonlandırılması çağrısında bulunuldu.

    Kurul, kongre faaliyeti ile mali raporunun okunması ve yeni yönetimin belirlenmesi ile sona erdi.

    ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanlığı’na Melek Şaraldı ve İbrahim Kaya seçildi. ÖHD Mersin Şubesi’nin yeni yönetimi şu şekilde oluştu: İbrahim Kaya, Melek Şaraldı, Mustafa Müjde, Şilan Türk, Ronahi Sungur.

    PİRHA/MERSİN

  • İstanbul’da taksi şoförü adliyeye giden kadın avukatı taciz etti

    İstanbul’da taksi şoförü adliyeye giden kadın avukatı taciz etti

    AYM başvurusu için adliyeye giden avukat Emine Özhasar, bindiği taksinin şoförü tarafından taciz edildi. Taksicinin, “18 yaşında anca varsın. Beni çıplak görmek ister misin?” demesi üzerine araçtan inmek isteyen Özhasar, taksici durmayınca can havliyle kapıyı açıp, “Beni kaçırıyor” diye bağırarak yardım istedi. Özhasar, taksici hakkında suç duyurusunda bulunacak. 

    T24’ten Sibel Yükler’in haberine göre, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi avukatlarından Emine Özhasar, bir gazetecinin yargılandığı dava kapsamında Anayasa Mahkemesi (AYM) başvuru yapmak üzere bugün saat 12.51 civarında İstanbul Gümüşsuyu’ndan 34 TFL 23 plakalı taksiye bindi.

    Bindiği taksinin şoförüne Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne gideceğini söyleyen avukat Emine Özhasar, “İndiğimde fiş verebilir misiniz?” diye sordu.

    Taksi şoförü ise Özhasar’a, “Ben 18 yıllık taksiciyim, fiş diye bir şeyi hiç duymadım, fiş diye bir şey yok” diyerek, fiş vermeyi reddetti. Avukat Özhasar ise fiş vermenin yasal bir zorunluluk olduğunu söyledi.

    “‘BENİ KAÇIRIYOR’ DİYE BAĞIRDI” 

    Özhasar’a “Ben 66 yaşındayım” diye karşılık veren taksi şoförü, ardından “Sen küçük duruyorsun, 18 yaşında anca varsın. Beni çıplak görmek ister misin?” diyerek Özhasar’ı taciz etmeye başladı.

    Tacize uğrayan Özhasar, taksicinden hemen arabayı durdurmasını istedi ancak durmadı. Korkuya kapılan Özhasar, Gümüşsuyu Caddesi üzerindeyken seyir halindeki aracın kapısını açıp “Beni kaçırıyor” diye bağırarak yardım istedi.

    Bir süre daha aracı sürmeye devam eden taksici, yoldaki insanların dikkat kesildiğini fark edince aracı durdurdu. Özhasar, taksiden can havliyle inip kurtulabildi.

    DOSYA ARAÇTA KALDI, SUÇ DUYURUSU YAPILACAK

    Taksicinin tacizi nedeniyle araçtan can havliyle inen Özhasar’ın Anayasa Mahkemesi başvuru dosyası ise takside kaldı.

    Avukat Özhasar ve MLSA Hukuk Birimi, taksi şoförü hakkında suç duyurusu yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukatlar, Yargıtay’ın kararını protesto etti-VİDEO

    Avukatlar, Yargıtay’ın kararını protesto etti-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da Yargıtay’ın kararını protesto eden avukatlar, “Hukuk siyasetin oyuncağı olamaz” dedi.

    Ankara Barosu üyesi avukatlar, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, Anayasa Mahkemesi hakimlerine yönelik suç duyurusu girişimi ardından Ankara’da eylem yaptı.

    Avukatlar, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğuna ilişkin hak ihlali kararı veren AYM hakimlerine yönelik hukuki itirazını “Yargıtay’ın Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını tasfiye etme girişimi” olarak yorumladı.

    Ankara Adliyesi önünden Yargıtay Başkanlığı’na yapılan yürüyüşe, avukatlar ellerinde Anayasa ve sırtlarında cübbeleri ile katılırken, eyleme HEDEP’li milletvekilleri de destek verdi. Avukatlar “Hukuk siyasetin oyuncağı olamaz. Savunma susmadı susmayacak. Hak hukuk adalet” sloganları eşliğinde Yargıtay başkanlığına yürüyüş yaptı.

    “YARGI ELİYLE HUKUKA KARA LEKE SÜRÜLDÜ”

    Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, yürüyüş öncesi yaptığı açıklamada “Sesimizi çıkartmaya her türlü eylemlerimize devam edeceğiz” diyerek şunları söyledi:
    “Bu ülkenin hukukçularına, bu ülkenin insanlarına hiçbir şekilde reva görülmemesi gereken, yargı eliyle hukuka sürülen kara lekenin, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi arasında başlayan çekişmenin bu ülkeye yansımalarını ne yazık ki hep beraber yaşıyoruz. O yüzden hukuka sürülen bu lekenin kaldırılması ve buna bir son verilmesi için gelinen noktada yargının sürekli tartışmaların odağında olması ama en çok da siyasi amaçları ve hedeflerin gerçekleştirilmesi için kullanılmasından da duyduğumuz rahatsızlıkla, bugün Türkiye’nin dört bir yanından gelen avukat meslektaşlarımız ve baro başkanlarımızla birlikte Yargıtay’ın önünde cübbelerimizle bulunup, Anayasalarımızı Yargıtay’ın önüne bırakacağımız bir süreç başlatıyoruz. Ankara Barosu avukatları olarak bu yürüyüşü onurlu bir şekilde başlatmanın gururunu duyuyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yargıtay’ın hukuk tanımazlığına karşı Meclis Danışma Kurulu toplanıyor

    Yargıtay’ın hukuk tanımazlığına karşı Meclis Danışma Kurulu toplanıyor

    PİRHA- TBMM Danışma Kurulu, Yargıtay’ın Can Atalay kararını değerlendirmek üzere saat 17.00’de toplanma kararı alırken, Türkiye’nin bir çok kentinde açıklama yapan avukatlar, Yargıtay’ın kararını, ‘skandal’ olarak değerlendirdi.

    Meclis Danışma Kurulu, Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin, tutuklu Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında “hak ihlali” kararı veren Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını uygulamaması ve üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunması nedeniyle toplanma kararı aldı. Kurul, saat 17.00’de bir araya gelecek.

    Danışma Kurulu toplantısına, tüm siyasi partilerin grup başkan ve başkanvekilleri ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katılacak.

    CHP Genel Başkanı Özel, paylaşımında şunları ifade etti:

    “Sayın Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’la telefonla görüştüm ve kendisinden içinde bulunduğumuz yargı krizi ve darbe girişimiyle ilgili Meclis Danışma Kurulu’nu olağanüstü toplamasını talep ettim. Kendisi ağırlamakta olduğu Filistin Heyeti’yle planlı programlarının ardından, gün içerisinde bu yönde bir çağrı yapacağını belirtti. Kendisinin başkanlığında yapılacak Danışma Kurulu toplantısına partimiz adına bizzat katılacağım.”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç, Yargıtay’ın kararı nedeniyle Meclis Başkanlığı’na, “Yurttaşların maruz kalacağı ağır mağduriyetin vebali ortadadır. Bu nedenle derhal bir genel görüşme açılarak, konunun değerlendirilmesine ve Meclis’in kendi iradesine ve hukuk üstünlüğüne sahip çıkmasına ihtiyaç vardır” gerekçesiyle başvuruda bulunarak, Meclis Genel Kurulu’nun toplanmasını talep etti.

    Barolar da Yargıtay’ın kararını bir çok yerde protesto etti. Yapılan açıklamalarda, Yargıtay’ın verdiği kararı, “Tarihte görülmemiş bir skandal” olarak değerlendiren avukatlar, “Yetki aşımı yapılarak verilen bu karar anayasal düzene olan güveni temelden sarstı” dediler.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukatlar meslektaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi-VİDEO 

    Avukatlar meslektaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösterdi-VİDEO 

    PİRHA- Ankara’da isimsiz bir ihbar sonucu gece evlerine yapılan baskınla ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz, yöneticisi Fatih Gökçe ve üyeleri Bilge Topcu ile Ilgın Gökçe gözaltına alındı. Meslektaşları için açıklama yapan hukuk örgütleri, gözaltıların kabul edilemez olduğuna dikkat çekerek, “İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yanında saf tutan avukatlık pratiğimizin, hukuk mücadelesi geleneğimizin hedef alındığının farkındayız” dedi.

    Ankara’da gece evlerine yapılan baskınla ÇHD Ankara Şube Başkanı Ceren Yılmaz, yöneticisi Fatih Gökçe ve üyeleri Bilge Topcu ile Ilgın Gökçe TEM şube polislerince gözaltına alındı.

    Adalet İçin Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şube, Demokrasi İçin Hukukçular, Hukukçu Dayanışması, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube ve Toplumsal Hukuk, meslektaşlarının gözaltına alınmasına ilişkin Ankara Çağdaş Hukukçular Derneği’nde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamayı avukatlar adına Av.Nergis Görnaz okudu.

    “GÖZALTILAR İSİMSİZ İHBAR SONUCU YAPILDI”

    İsimsiz bir ihbarla başlatıldığını öğrendikleri soruşturmada alelacele ve hukuksuz bir şekilde kamusal görev yapan meslektaşlarının gözaltına alındığını ve hakimlik kararı dahi alınmadan arama, el koyma kararı verildiğinin aktaran Görnaz, “Her gün adliyede mesleki faaliyetlerini sürdüren meslektaşlarımızın ifadeleri davet edilerek alınabilecekken, gece yarısı ev baskınıyla gözaltına alınmış olmaları kabul edilemezdir. Haksız ve hukuksuz şekilde gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır” dedi.

     “HUKUK MÜCADELESİ GELENEĞİMİZ HEDEF ALINDI”  

    Görnaz, siyasi iktidarın her alanda keyfi ve hukuksuz uygulamaları yönetme biçimi olarak dayattığını belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Çok açıktır ki bu hukuksuzluğa karşı çıkan avukatları da hedefine almaktadır. Derinleşen yönetememe krizi, toplumsal muhalefete ve onun demokratik kazanımlarına dönük saldırıları beraberinde getirmektedir. Meslektaşlarımızın da içinde yer aldığı gözaltıların nedeni tam da budur. Adil yargılanma hakkının çiğnendiği, hukuki güvenceden yoksunluğun olağanlaştığı günümüzde, yürütmenin yargıya açıktan talimat verdiğini görmekteyiz. Fakat tüm bunlara rağmen, halkın demokratik kazanımlarına sahip çıkarak, ekonomik, siyasi, kültürel, akademik alandaki tüm haksız uygulamalara ve hukuksuzluklara karşı direnmekteyiz. İşçilerin, emekçilerin, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin yanında saf tutan avukatlık pratiğimizin, hukuk mücadelesi geleneğimizin hedef alındığının farkındayız.”

    “SAVUNMA SUSMADI, SUSMAYACAK”

    Siyasi iktidarın muhalif avukatlık pratiğine tahammülsüzlüğüne vurgu yapan Görnaz, “Yaratmaya çalıştığı biat eden savunmanlığı reddediyoruz. Mesleki faaliyetlerimizi hak temelli, ezilenlerden yana sürdürmeye devam edeceğiz. Siyasi iktidarın tüm bu saldırılarına karşı mücadelemizde asla geri atmayacağımızı bir kez daha ilan ediyoruz. Gözaltına alınan ÇHD Ankara Şube yöneticisi ve üyesi meslektaşlarımızın hukuki sürecinin takipçisi olduğumuzu bildiriyor, bu haksız ve hukuksuz duruma son verilerek tüm gözaltıların derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Savunma susmadı, susmayacak!” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim Barosu: Avukata yönelik saldırı, yurttaşın savunma hakkına saldırıdır-VİDEO

    Dersim Barosu: Avukata yönelik saldırı, yurttaşın savunma hakkına saldırıdır-VİDEO

    PİRHA- Dersim Barosu, Bodrum’da katledilen Denizli Barosu eski başkanı Erdal Çam ve şiddet gören tüm avukatlara yönelik şiddeti protesto etmek için adliye önünde bir açıklama yaptı. Açıklamada, avukatlara yönelik şiddetin sistematik hale geldiği vurgulandı. Türkiye Barolar Birliği’nin aldığı karar gereği 81 ilde eşzamanlı açıklamalar yapıldı. 

    Son zamanlarda artan avukat ölümleri ve yaralanmaları üzerine, Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) aldığı karar üzerine Dersim Barosu, müvekkili tarafından Bodrum’da katledilen Denizli Barosu eski başkanı Erdal Çam ve şiddet gören tüm avukatlar için adliye önünde açıklama yaptı.

    Dersim Barosu avukatlarının da hazır bulunduğu ve avukatlara yönelik şiddetin protesto edildiği “Avukata saldırı adalete saldırıdır” başlıklı basın açıklamasını, Dersim Baro Başkanı Fatma Kalsen okudu.

    Açıklamada şunlar ifade edildi.

    “AVUKATLARA YÖNELİK ŞİDDET SİSTEMATİK HALE GETİRİLİYOR”

    “Denizli Barosu önceki dönem başkanlarımızdan, Muğla Barosuna kayıtlı Av. M. Erdal Çam altı gün önce, daha evvel davasına baktığı müvekkili tarafından, sadece mesleki faaliyeti nedeniyle katledildi.

    Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında Av. Servet Bakırtaş, bakmakta olduğu bir dosyanın karşı yanı tarafından ofisinde katledilmişti.

    Bakırtaş’tan bir yıl önce İstanbul Barosuna kayıtlı genç meslektaşımız Av. Ersin Arslan, haciz işlemleri için bulunduğu görev yerinde göğsünden vurularak katledildi. Ersin Arslan’ın katlinden birkaç ay sonra Konya’da Av. Asilcan Tuzcu, boşanma davasını üstlendiği müvekkilinin eşi tarafından bıçaklandı. Zanlı, meslektaşımızı, peruk takıp evinin girişinde beklemişti. Av. Asilcan Tuzcu, saldırı sonrası bir gözünü kaybetti.

    Asilcan Tuzcu’dan tam bir yıl önce, İstanbul Barosuna kayıtlı meslektaşlarımız Av. Savaş Baş ve Av. Necati Çakmak, Ankara’da haciz işlemleri esnasında bıçaklı saldırıya uğradılar. Yaralanan meslektaşımız Savaş Baş halen bu saldırının izlerini taşıyor.

    Henüz üç hafta önce, Afyonkarahisar Barosuna kayıtlı meslektaşımız Av. Hakkı Cihan Coşkun, tarafı bile olmadığı dosyada, yalnızca mesleki dayanışma kapsamında yetki belgesi ile iştirak ettiği haciz işlemi sırasında, işyeri sahipleri ve çalışanlarının saldırısına maruz kalarak yaralandı. Saldırganlar, olay yerine intikal eden jandarma personelinin yanında da saldırılarına devam ettikleri hâlde, serbest bırakıldılar.

    Üç gün önce, Nevşehir Barosu önceki dönem Başkanlarımızdan Av. Mustafa Necmi Öncül, takip ettiği dosyanın karşı yanı olan iki kişi tarafından darbedildi.

    Bu saydıklarımız, her gün ve yaşamın her alanında sistematik hâlde yaşanan avukata yönelik şiddetin, yaşam hakkına dönük ve can yakıcı çok sayıda örneğinden yalnızca birkaç tanesidir.

    “GÖSTERMELİK CEZALARLA YOL ALINMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR”

    Avukatlar; her geçen gün daha fazla öldürme, yaralama, tehdit, hakaret gibi saldırıların mağduru haline geliyor. Bazen sözlü bazen silahlı olan; bazen müvekkilden bazen karşı taraftan kaynaklanan ve bazen yaralama bazen ölümle sonuçlanan bu saldırıların değişmeyen ortak bir yönü var: Avukatların bu saldırılarla karşı karşıya kalmalarının nedeni, yalnızca mesleki faaliyetlerini yerine getirmeleridir. Münferitmiş gibi görülen bu saldırılar, aynı zamanda avukatlık faaliyetine, savunmaya, dolayısıyla adil yargılanma hakkına ve adaletin tesisine yöneliktir.

    Avukata yönelik şiddetin temelinde, avukatın mesleki faaliyetleri, görevlerini yaparken müvekkilleriyle özdeşleştirilmeleri veya savunma hakkının etkin kullanılması için mücadele ederken bu görevin ifasını önleme niyeti yer almaktadır.

    Bizler, avukatlık mesleği kapsamında gerçekleştirilen faaliyetlerin, niteliği gereği çekişme ve uyuşmazlık içerdiğini biliyoruz. Avukata yönelik şiddet, toplumun genelinde gözlenen şiddet eğiliminden veya diğer meslek mensuplarına yönelik şiddetten önemli farklılıklar içermektedir. Bu nedenle, avukata yönelik şiddete ilişkin gerekli adımlar atılarak, özel olarak önlem alınması elzemdir.

    Avukata saldırma pervasızlığını gösteren saldırganlar bu cüreti, mesleğin itibarsızlaştırılması çabasından ve cezasızlık politikalarından alıyorlar. İnfaz kanunlarında yapılan değişiklikler, cezasızlık politikalarını daha da derinleştiriyor. Avukata yönelik şiddetle, ciddi bir politika benimsenerek mücadele edilmediği sürece, tekil vakalarda verilen ancak infaz düzenlemeleri nedeniyle göstermelik kalan cezalarla yol alınması mümkün değildir.

    “BİZLER DAVA DOSYALARININ TARAFI DEĞİL VEKİLİYİZ”

    Türkiye Barolar Birliği’nin; avukata yönelik şiddetle ilgili olarak 4 Nisan 2022’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, 8 Temmuz 2022’de Adalet Bakanlığına yapmış olduğu başvurularda dile getirilen; konunun öncelikli gündem maddesi haline getirilmesi, Meclis Araştırma Komisyonu kurulması, zorunlu tedbirlerin derhal alınması ve mevzuat çalışması yapılması şeklindeki açık, somut, net talep ve önerilerinin bir an evvel karşılanması, avukatlar için olduğu kadar yurttaşların savunma hakları için de zorunludur. Çünkü avukata yönelik saldırı, yurttaşın savunma hakkına yönelik saldırıdır.

    Bugün buradan bir kez daha haykırıyoruz: Mesleğimizi yaparken, görevimizi ifa ederken can veriyoruz. Avukat tehdit altındaysa, hak arama özgürlüğü de tehdit altındadır. Bizler dava dosyalarının tarafı değil, vekiliyiz. Vekalet etmek mesleğimizin gereğidir. Biz bu görevi üstlenmezsek; adalet işlemez. Bize saldıranların bile muhtaç oldukları savunma hakkı kullanılamaz. Bizler bu görevi, şu veya bu kişilerin menfaati için değil, adil yargılanma hakkının hayata geçirilmesi için yerine getiriyoruz.

    “TEK BİR KAYBA DAHA TAHAMMÜLÜMÜZ YOK”

    Acil talebimiz şudur: Yeni yasama döneminde, Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğü’nün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmalı, konuyla ilgili TBMM araştırma komisyonu kurulmalıdır. Türkiye Barolar Birliğinin Adalet Bakanlığına sunduğu önerilerde yer alan gerekli düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir. Devletin tüm kurumlarında ve yurttaşlarda, avukata yönelik şiddetin engellenmesiyle ilgili farkındalık yaratılmalı ve buna ilişkin somut çalışmalar hayata geçirilmelidir.

    Tek bir kayba daha tahammülümüz yok! 180 bin avukat, Barolarımız ve Türkiye Barolar Birliği olarak; avukata yönelik şiddetin normalleşmesine izin vermeyecek, onurla ve asla vazgeçmeden ortak mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz.

    Meslek şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Mesleğimizi, meslektaşlarımızı ve yurttaşlarımızın haklarını sahipsiz bırakmayacağız.”

    PİRHA/DERSİM

  • Suruç anmasında gözaltına alınanlar Kartal Adliyesi’nde; avukatlardan açıklama-VİDEO

    Suruç anmasında gözaltına alınanlar Kartal Adliyesi’nde; avukatlardan açıklama-VİDEO

    PİRHA – IŞİD çetelerinin canlı bomba saldırısıyla yaptığı Suruç Katliamı’nın 8. yılında işkenceyle gözaltına alınan 167 kişiden 33 kişi hakkında savcı mevcutlu istedi, diğer gözaltılar ise sabaha karşı bırakıldı. Gözaltına alınanlar polis otobüsünde sabaha kadar şiddet görürken, müvekkilleriyle görüşmek isteyen avukatlar da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde darp edildi ve dışarı atıldı. Avukatların Anadolu Adliyesi’nde bekleyişleri sürüyor. 

    Suruç Katliamı’nın 8. yılında Kadıköy’de işkenceyle gözaltına alınan müvekkilleriyle görüşmek isteyen avukatlar da Vatan Caddesi’ndeki İstanbul Emniyet Müdürlüğünde polisin işkencesine uğradı. 20 Temmuz’da Suruç şehitlerini anan 167 kişiyi polis işkenceyle gözaltına almıştı. Gözaltına alınanlar İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirildi.

    Sıcak havada sabaha kadar gözaltı otobüsünde tutulanlar, araç içinde darp edilip, hakarete maruz kaldı.

    ARTI TV MUHABİRİ DE TERS KELEPÇEYLE GÖZALTINA ALINDI

    Gözaltına alınanlar arasında Artı TV Muhabiri Umut Taştan da var. Taştan, haber takibi sırasında Süreyya Operası önünde ters kelepçeyle gözaltına alındı.

    AVUKATLAR İŞKENCEYLE DIŞARI ATILDI

    Müvekkilleriyle görüşmek isteyen avukatlar ise gece boyunca polis tarafından engellendi, avukatlar işkenceyle emniyetten dışarı atıldı.

    33 KİŞİ HAKKINDA MEVCUTLU İSTENDİ

    Aralarında gazeteci Umut Taştan’ın da olduğu 33 kişi hakkında savcı mevcutlu isterken, gözaltına alınan diğer kişiler sabaha karşı serbest bırakıldı.

    AVUKATLAR: MÜVEKKİLLERİMİZİ GÖRMEK İÇİN ORADAYDIK

    Kartal’daki Anadolu Adliyesi’ne geçen avukatlar, nöbetçi savcılıkla görüşerek İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde uğradıkları polis şiddeti ve mesleklerinin engellendiğini aktardı.

    Adliye önünde açıklama yapan avukatlar, düzenli olarak 10 dakika daha bekleyin denilerek saatlerce bekletildiklerini aktardı. Polislerin devrimcilerle görüşmesinin özel olarak engellendiği belirten avukatlar, “Biz gecenin ilerleyen saatlerinde artık müvekkillerimizi beklemek için daha fazla tahammülümüz kalmadığını, müvekkillerimizi bir an önce görmek istediğimizi, oraya ifadeye katılmak için değil avukatlık faaliyetini her aşamada göstermek için gittiğimizi ısrarla anlattık. Ancak bu ısrarın karşısında darp edilerek dışarı atıldık” dedi.

    CUMHURİYET SAVCISI: EMNİYET KENDİ KARAR VERMİŞ TALİMAT VERMEDİM

    Anadolu Adliyesi’nde Cumhuriyet savcısıyla görüştüklerini ve böyle bir talimat vermediğini öğrendiklerini aktaran avukatlar, “Vatan Emniyet buna kendi karar vermiş” ifadelerini kullandı.

    ‘SAVUNMA SADECE İFADEYE KATILMAK DEĞİLDİR, DİRENECEĞİZ’

    Direnişlerinin ardından İstanbul Barosu avukatlarının bir kısım gözaltıyla görüştüğünü ancak hepsini göremediklerini aktaran avukatlar, gözaltındaki devrimcilerin sabaha kadar darp edildiğini söyledi. “Savunma sadece ifadeye katılmak değildir” diyen avukatlar adliye önünde bekleyişi sürdüreceklerini ve bundan sonra da müvekkilleriyle direneceklerinin altını çizdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukatlardan uyarı: Oy sayımının her aşamasına sahip çıkılmalı-VİDEO

    Avukatlardan uyarı: Oy sayımının her aşamasına sahip çıkılmalı-VİDEO

    PİRHA-Seçim güvenliğine ilişkin konuşan CAN TV mikrofonuna konuşan avukatlar, oy kullanmanın ve sayımının her aşamasının denetim altında olması gerektiğini belirterek, özellikle deprem bölgesinde yoğun bir çalışmanın yapılmasının zorunlu olduğunu ifade ettiler.

    14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi yaklaşırken, sandık ve seçim güvenliğine dair çalışmalarda devam ediyor. Siyasi partiler sandık görevlilerini YSK’ye bildirirken, müşahit yazım işlemleri de devam ediyor.

    Hukuk örgütleri ve avukatlar da seçim güvenliği konusunda meslektaşlarını ve yurttaşları bilgilendirmeyi sürdürüyor.

    CAN TV mikrofonuna konuşan avukatlar, seçmenin ve avukatların oylara sahip çıkması çağrısında bulundu.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Antep Şube Sekreteri Mehmet Erdem, her seçimin kendi içerisinde önemli olduğunu ancak bu seçimin gittikçe otoriterleşen siyasi iktidara karşı bir seçim olması hasebiyle zor şartlarda yapılacağını vurgulayarak, “Bundan dolayı da her seçimde olduğu gibi bu seçimde de yurttaşlarımızın seçime ilişkin endişeleri daha yüksek seviyede. 14 Mayıs seçim günü 100’e yakın avukat arkadaşımız ve yine gönüllü olan meslektaşlarımızla birlikte 300’ün üzerinde okulda ve üç bine yakın sandık çevresinde olacağız ve sandık kurullarının veya okul görevlilerinin yaptığı hukuka aykırılıkları gidermek adına inisiyatif alacağız” dedi.

    HDP’nin Yeşil Sol Parti adı altında seçime gireceği için mevzuat gereği sandık kurullarına üye veremediklerini belirten Erdem, yerelde ve genelde bu sürecin dayanışmayla aşılacağını ifade etti.

    “BÜYÜK PROBLEMLER VAR”

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği Antep Şube Başkanı Hatice Kübra Korkmaz da, Antep’in deprem bölgesi içerisinde olması, Nurdağı ve İslahiye ilçesinin depremden en çok etkilenen yerlerden biri olmasının seçimin hangi şartlarda yapılacağı endişesi oluşturduğuna işaret ederek, “Bu ilçelerin tamamen yıkılması, bu nedenle de sandıkların ne şekilde güvenliğinin sağlanması noktasında büyük problemler söz konusu. Nitekim biz hala cenazesine ulaşılamamış insanların olduğunu da biliyoruz. Onların seçmen listesinin ne şekilde düzenleneceğini takip ediyoruz” diye konuştu.

    Aynı zamanda yerinden, yurdundan çıkmak zorunda kalmış insanların olduğunun altını çizen Avukat Hatice Kübra Korkmaz, “Onların adres kayıtlarının gerçekten hukuki anlamda düzenlenip düzenlenmediği noktasında birçok eksiklik var ne yazık ki. Yani bunların denetiminin nasıl yapılacağı noktasında kafamızda çok soru işareti var” diye belirtti.

    Seçimde ihlallerin üç yerde yaşandığını söyleyen Avukat Mesut Karaveloğlu ise şunları dile getirdi:

    “Birincisi, sandık açıldığı vakit sayımı, dökümü ve tutanakların oluşturulması esnasında okul bölümünde oluyor. Orada eğer her partinin kendi seçim kurulu üyesi görev alıyorsa, yanında müşahitler görev alıyorsa ve onun dışında da gönüllü ekipler oldu. Geçen seçimlerde de gördük bunu. Bu seçimde de göreceğiz. O ekipler de orada yer alıyorlarsa sayım dökümü esnasında ve devamında da tutanaklar eksiksiz bir şekilde elde edilip partilerin koordinasyon seçim koordinasyon merkezlerine ulaştırılıyorsa, aynen İstanbul seçimlerinde olduğu gibi orada bir ihlalin olması söz konusu değil.

    “İHLALİ ÖNLEMEK İÇİN İKİ PARTİ SEÇİM KURULU ÜYESİ YER ALMALI”

    İkincisi, sandık kapandıktan sonra seçim kanununa göre sandık başkanının orada kura çekmesi lazım. Minibüse sandığın götürülmesi esnasında yanında iki parti seçim kurulu üyesinin de yer alması lazım. Bu yapılıyor mu? Bu yapılmıyor genellikle. Bizim itirazlarımız sonucu önceki seçimde minibüs sayıları iki katına çıkarıldı. Orada da sandık başkanının yanında iki tane seçim kurulu üyesi adliyeye sandığı getirdiler. O ihlali de önlemiş olduk.

    “SEÇİMİN SONUCUNU BEKLEMEYİP GİDİYORSANIZ ORADA İHLAL OLUR”

    Üçüncüsü de adliyenin içerisinde sandıklar açılıp oylar tasnif edilip tutanağa işlenirken, birleştirme tutanağı esnasında olabiliyor. Orada mesela siz hukukçularınızla, parti görevlilerinizle seçim kurulunda yer almayıp da seçimin sonucunu beklemeden kaçıp gidiyorsanız ihlal orada olur. Yani orada da işte sizin oyunuz başka bir partiye yazılabilir. Onu da önlemek lazım. Nasıl olacak? Orada da her seçim kurulunda işte o oyların sayıldığı bilgisayarın başında oturan ekibi sağlam tutmanız lazım. Orda hukukçular olacak ve ne yazılıyor, ne çiziliyor, nasıl işleniyor oylar? Dikkat edilmesi lazım. Ne zamana kadar? Seçim bitene kadar. Birleştirme tutanağı hazırlandıktan sonra, birleştirme tutanağını, yine kendi partinizin koordinasyon merkezine götürüp orada seçimin tasnif edildiği, yazıldığı ekibe teslim etmeniz lazım. Bunları sağladığınız vakit oy hilesi gerçekleşmez.”

    Rohat EMEKÇİ-Kamil Murat DEMİR/ANTEP