Etiket: avukat

  • Adalet Nöbeti, ÇHD davasından tutuklu avukatlar için tutuldu-VİDEO

    Adalet Nöbeti, ÇHD davasından tutuklu avukatlar için tutuldu-VİDEO

    PİRHA-Bugün 119’uncusu gerçekleştirilen Adalet Nöbeti, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) davasında tutuklu bulunan avukatlar için tutuldu. Nöbette konuşan ÇHD İstanbul Şubesi Başkanı Çiğdem Akbulut, “Ne olursa olsun bu avukatlığı mahkum edin” diyen zihniyete karşı, avukatlığı savunmak için hepinizi Silivri’ye bekliyoruz” dedi.

    İstanbul Adalet Sarayı önünde bugün 119. kez düzenlenen ‘Adalet Nöbeti’, 7-11 Kasım’da Silivri’de görülecek olan ÇHD davası tutuldu. Nöbete Ankara Barosu eski başkanı Kemal Koranel ile Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi Başkanı Çiğdem Akbulut da katıldı.

    Nöbette ilk olarak söz alan Av. Kemal Koranel, dava sürecine değinirken, “Söz konusu davada meslektaşlarımız ilk önce beraat etmiş ve tahliye olmuşlardı. Ama aynı mahkeme heyeti nasıl bir baskı gördüyse 8 saat sonra yakalama kararı verildi ve tekrardan tutuklandılar. Hemen ardından da mahkeme heyeti başka yerlere dağıtıldı. 5 yılı geçen bir sürede meslektaşlarımız hala tutuklu” dedi.

    “YILLAR GEÇTİ YİNE EZİLENLERİN YANINDAYIZ”

    Koranel’in ardından konuşan Av. Çiğdem Akbulut ise şunları söyledi:

    “Yurdun her köşesinden fışkıran adaletsizlik için 119. kez ses olmak, buradayız, korkmuyoruz, vazgeçmiyoruz demek için bir aradayız. İki hafta önce Amasra maden katliamı için toplanmıştık. Gezi için toplandık, tutuklanan gazeteciler için toplandık. Kadın cinayetlerine karşı, İstanbul Sözleşmesi için toplandık. Boğaziçi öğrencileri, başta Aysel Tuğluk olmak üzere hasta tutsaklar için; zeytin ağaçları, Kaz Dağları için toplandık.

    Tutuklu avukatlar için de toplanmıştık uzun haftalar boyunca. Nasıl bugün Amasra’da isek, 2014’te Soma Maden Katliamı ardından hemen Soma’ya koştukları ve katliam sorumlularını yargılattıkları için tutsak edilen üyelerimiz için toplanmıştık. Yıllar geçti, yine madencilerin avukatıyız; yine öğrencilerin, yine ezilenlerin yanındayız. Ancak meslektaşlarımız da hala bunları yaptıkları için tutuklu. 2013 yılından bu yana derneğimiz genel başkanı Selçuk Kozağaçlı ile birlikte toplamda 22 meslektaşımızın avukatlık faaliyetlerini sorgulayan bir yargılama sürdürülüyor. İki kez, “bu yapılanlar avukatlıktır” denip tahliye edilmiş olmalarına rağmen, siyasi iktidar talimatları ile yeniden ve yeniden tutuklandılar. Arkadaşlarımızın bir kısmı, burjuva hukukun dahi katledildiği bir yargılama ile hüküm giymiş iken; Av. Selçuk Kozağaçlı, Av. Barkın Timtik ve Av. Oya Aslan hala tutuklular.

    “HEPİNİZİ SİLİVRİ’YE BEKLİYORUZ”

    7–11 Kasım tarihleri arasında hepimizi karar duruşmalarına çağırıyorlar. Hepinizi karar duruşmamıza çağırıyoruz. Selçuk Kozağaçlı ve Barkın Timtik için, azami tutukluluk süresinin çoktan geride bırakıldığı bu yargılamada, meslektaşlarımıza bugün sahte delil üretmekten hüküm giymiş kimisi hapishanede kimisi firari Fetö polisleri ve savcılarının hazırladığı iddianame ile ceza verilmek isteniyor. Sahte delilleri tartışmak istiyoruz, tartıştırılmıyor. Tanıkları sorgulamak istiyoruz, sorgulattırılmıyor. Raporlara itiraz ediyor, bilimsel açıklamalar istiyoruz. Cevap alamıyoruz. Bu koşullar altında karar verilmek istenen, “Ne olursa olsun bu avukatlığı mahkum edin” diyen zihniyete karşı, avukatlığı yani kendimizi savunmak için hepinizi Silivri’ye bekliyoruz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Av. Sinemillioğlu: Aleviliğin özünü değiştirmeye çalışacaklar, bu oyuna gelmeyelim

    Av. Sinemillioğlu: Aleviliğin özünü değiştirmeye çalışacaklar, bu oyuna gelmeyelim

    PİRHA – İktidarın, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ oluşturma ve cemevlerinin oluşturulan bu birime bağlama planını değerlendiren Avukat İbrahim Sinemillioğlu, “Hükümet yaklaşan seçimlere göre Alevilerden oy almaya çalışıyor. Bunun yanı sıra Aleviliği de yok etmek istiyorlar. Alevilik bir kültür değildir, bir inançtır. Hiçbir ibadethane devlete bağlı olamaz. Devlet objektif bir şekilde herkese eşit davranmalı” dedi.

    İçişleri Bakanlığı bünyesindeki bir ekibin, Alevi kurumlarını gezerek maddi yardım teklifinde bulunması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ‘Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı’ kurulacağını açıklamasının ardından AKP’li milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) önerge sundu.

    Avukat İbrahim Sinemillioğlu, cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanacak olmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLİĞİ DEVLETİN GÜDÜMÜNE ALMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Hükümet tarafından Alevilere yönelik atılan bu tür adımların Aleviliği yozlaştırmaya yönelik yapılan hamleler olduğunu belirten Sinemillioğlu, “Aleviliği devletin güdümüne almaya çalışıyorlar. Bazı kendini bilmez menfaat düşkünü dedeler veya bazı cemevleri Kültür Bakanlığı’nda oluşturulacak birime katılabilirler. Ancak bu tamamen Aleviliğin ilkelerine, yapısına, inancına, isteklerine aykırıdır. Alevilik hiçbir yere bağlı olamaz. Her ocağın kendi süreği vardır. ‘Yol bir sürek bin bir’ derler. Her ocak kendi bildiği gibi yol gider” dedi.

    “KURULACAK BİRİM CEMEVLERİNİN YÖNETİMLERİNİ BELİRLEYEBİLİR, YASAKLAR GETİREBİLİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) kaldırılması gerektiğini ifade eden Sinemillioğlu, DİB’in yerine Din İşleri Başkanlığı kurulması önerisinde bulundu.

    Kurulan bu kurumun da sadece hukuksal ve mali işlere bakması, denetleme görevi görmesi gerektiğini kaydeden Sinemillioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Din hizmeti görenlerin yaptıkları camilerin, cemevlerinin, kiliselerin, havraların yapılışında, işleyişinde hırsızlık, yolsuzluk varsa, yanlışlık varsa, hukuka aykırılık varsa bunları denetlemeli. Bunun dışında hiçbir inanca müdahale kabul edilemez. Alevilerin devletin iradesine de, yardımına da ihtiyacı yok. ‘Cemevleri cümbüş evidir’ diyen bir zihniyete asla bağlı kalamayız. Hükümet yaklaşan seçimlere göre Alevilerden oy almaya çalışıyor. Bunun yanı sıra Aleviliği de yok etmek istiyorlar. Bu atılan adımlar ona hizmet ediyor. Ayrıca kurulan bu birimle yarın, ‘Ben bu cemevinin yönetimini, dedesini istemiyorum’ dediklerinde yerine istediği birisini atayabilecek. Ya da ‘ben bu cemevinde şunun yapılmasını istemiyorum, bunun yapılmasını istemiyorum’ deyip yasaklamalarda getirebilir.”

    “BİR İBADETHANE NEDEN KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI’NA BAĞLANIYOR?”

    Cemevlerinin Alevilerin sadece ibadethanesi olmadığını vurgulayan Sinemillioğlu, “Cemevi toplantı evidir. Alevilerin hem ibadethanesi dır, hem de toplanıp halleşmelerinin yeridir. Alevilik bir kültür değildir, bir inançtır. Bir ibadethane neden Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanıyor? Hiçbir yere bağlı olmaması lazım. Hiçbir ibadethane devlete bağlı olamaz. Devlet objektif bir şekilde herkese eşit davranmalı. Biz şimdiye kadar devletten cemevleri için bir kuruş yardım almadık. Kendi öz gücümüzle oraları ayakta tuttuk” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİĞİ, ALEVİLİĞİN ÖZÜNÜ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞACAKLAR”

    Devletin mali ve hukuksal açıdan ibadethaneleri denetleyebileceğini ama onun dışında hiçbir şeyine karışamayacağını aktaran Sinemillioğlu, son olarak, “Bu kurulan birimle yaptığınız ibadet İslam’a uygun değil, diyecekler. Kısıtlayacaklar, değiştirecekler, yasaklayacaklar. Buralarda namaz da kılınsın, diyecekler. Aleviliği, Aleviliğin özünü değiştirmeye çalışacaklar. Hiçbir Alevi bu oyuna gelmemeli ve oradan para alacak dedeyi de dede olarak görmemeli. Devletten maaş alan devletin işçisidir” ifadelerine yer verdi.

    Melis CİDDOĞLU/ANKARA

  • KKK’nin ‘Devlet sırrı’ iddiasıyla vermediği Maraş dosyası için AYM’ye gidilecek

    KKK’nin ‘Devlet sırrı’ iddiasıyla vermediği Maraş dosyası için AYM’ye gidilecek

    PİRHA- Avukat Seyit Sönmez Maraş Katliamı dosyalarına erişmek için avukat, mağdur avukatı sıfatlarının ardından, son olarak sanık avukatı olarak başvuruda bulunmuştu. Sönmez’in talebi bu kez de dosyanın ‘devlet sırrı’ olduğu belirtilerek reddedildi. Mahkeme kararlarına rağmen dosyanın verilmemesinin hukuka aykırılığına vurgu yapan Sönmez, Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapacağını kaydetti. 

    Maraş’ta 19-26 Aralık 1978’de Alevi oldukları için 111 kişinin katledilmesinin üzerinden 41 yıl geçti. Hukuki süreçlerde kayda değer bir ilerleme yaşanmadığı gibi dosyayı incelemek isteyen müdahil avukatlara da birçok konuda zorluklar çıkarılıyor.

    Maraş Katliamı’nın 30 yıl önce yargılaması bitmiş dava dosyasının incelemesini yapan Avukat Seyit Sönmez, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki (KKK) dava dosyasının ‘Devlet sırrı’ olduğu gerekçe gösterilerek kendilerine verilmediğini belirtti.

    Kararın her yönüyle hukuka aykırı olduğunu vurgulayan Sönmez, söz konusu dava dosyalarının verilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yapacağını bildirdi.

    “MAHKEME KARARINA UYULMUYOR, BU AÇIKÇA SUÇ TEŞKİL EDER”

    Avukat Sönmez, hukuki sürece ilişkin PİRHA‘ya şöyle konuştu:

    “Bu dosyanın verilmemesi hukuken suç teşkil ediyor. Daha öncede verilmedi ve biz mahkemeye başvurduk. Mahkeme dava dosyasının avukatlara verilmesi ile ilgili karar verdi. ‘Devlet sırrı’ gerekçesiyle verilmemesi mahkeme kararını tanımamaktır. Dosyayı vermeyen kurumla (Kara Kuvvetleri Komutanlığı) ilgili suç duyurusunda bulunduk ancak soruşturma izni verilmedi.

    “HUKUK YOK SAYILIYOR AMA BİZ YİNE DE PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Bundan sonra izleyeceğimiz hukuki süreç Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmak olacak. Oradan da lehimize bir sonuç çıkacağını düşünüyorum. Ama ülkemizde hukuk tamamen askıya alınmış durumda. Mahkeme kararları tanınmıyor. Mahkeme kararı olmasına rağmen dava dosyası verilmiyor. AYM’den ya da AİHM’den gelecek karar sonucunda da verilmeyebilir. Hukuk yok sayılıyor. Ama biz yine de peşini bırakmayacağız. Hukuki yollara sonuna kadar başvuracağız. Siyasi bir irade olmadığı sürece içinde bulunduğumuz hukuki süreçten bir sonuç alacağımızı düşünmüyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Cumartesi Anneleri’nin yargılandığı dava 3 Şubat’a ertelendi

    Cumartesi Anneleri’nin yargılandığı dava 3 Şubat’a ertelendi

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018’deki 700’üncü hafta eylemine yönelik polis saldırısında darp edilen ve aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında açılan davanın 5’inci duruşması polis müdahalesi sonrası görüldü. Avukatlar yapılan müdahaleyi kınarken, mahkeme heyeti, Van barosunun katılma talebinin reddine karar vererek, bir sonraki duruşmayı 3 Şubat 2023 günü saat 14.00’e erteledi. 

    Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018’deki 700’üncü hafta eylemine yönelik polis saldırısında darp edilen ve aralarında kayıp yakınlarının da olduğu 46 kişi hakkında açılan davanın 5’inci duruşması bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Dava öncesi yapılmak istenen açıklama Kağıthane Kaymakamlığı’nın kararıyla yasaklandı. Yasağın kanunsuz olduğunu belirten avukatlara, Cumartesi Annelerine ve mahkemeyi takip eden gazetecilere polis sert müdahalede bulundu. Açıklamaya Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, HDP İstanbul İl Eş Başkanı Ferhat Encü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Sera Kadıgil, Ahmet Şık ile SOL Parti PM üyesi Alper Taş da katıldı.

    Polisin müdahalesi sonrası çok sayıda kişi gözaltına alınırken, duruşma görüldü. Mahkeme heyetine seslenen İHD Eş Genel Başkanı Avukat Eren Keskin, açıklama yapmak istediklerini ancak polis müdahalesiyle karşılaştıkların ifade etti. Duruşmada ifade vermeyeceklerini aktaran Eren Keskin, “Herkes zor kullanılarak gözaltına alındı. Psikolojik olarak hiç kimsenin ifade verecek hali yok” dedi.

    Mahkeme başkanı ise “Kayıtlara geçsin, susma hakkımızı kullanıyoruz, diyorlar” dedi. Katılımcılar tepki gösterirken; hakim salondan en ufak bir ses gelmesi halinde duruşmaya kapalı olarak devam edeceğini söyledi.

    Avukat Kemal Aytaç, “Su yarın başka yere akar ama hukuk korunmalı. İnsanların gözü önünde oradaki insanlar darp edilerek, gözaltına alındı” diye konuşurken, yargılananlar da avukatlarıyla görüşemediklerini belirtip, görüştükten sonra savunma yapacaklarını bu nedenle süre talebinde bulundu.

    Mahkeme heyeti, Van barosunun katılma talebinin reddine karar vererek, bir sonraki duruşma tarihini 3 Şubat 2023 günü saat 14.00 olarak belirledi.

    NE OLMUŞTU?

    25 Ağustos 2018’de Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklanan ve polisin biber gazıyla müdahale ettiği 700’üncü buluşmanın ardından İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “İzin vermedik çünkü artık bu istismarın ve kandırmacanın son bulmasını istedik. Anneliğin terör örgütünce istismar edilmesine, teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık” ifadelerini kullanmıştı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor, peki Aleviler kendisini nasıl asimile etti?’-VİDEO

    ‘Sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor, peki Aleviler kendisini nasıl asimile etti?’-VİDEO

    PİRHA-‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayında konuşan PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, Aleviler arasındaki birlikteliğin daha da arttırılması gerektiğinin altını çizerken, Avukat Ali Yılmaz ise, Sivas Katliamı davasının daha fazla sahiplenilmesi çağrısında bulundu. Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi’nden Cengiz Demir de, “Sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor peki bu soruyu hiç kendimize sorduk mu? Aleviler kendisini nasıl asimile etti?” diye sordu.

    Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Alevi kurumları tarafından 17-18 Eylül’de ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı yapıldı. 7 Alevi çatı kurumunun ortak düzenlediği çalıştayda çok sayıda katılımcı fikir beyan etti ve sonuç bildirgesi kamuoyu ile paylaşıldı.

    İSMAİL ATEŞ: SORUMLULUĞU TAŞIYACAKSINIZ

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş, Aleviler olarak taleplerinin net olduğunu belirterek, “Bizler bu taleplerimizden vazgeçmemek durumundayız. Alevi-Bektaşi-Kızılbaşların talepleri Sünnilerin merhametine bırakılamaz. Bunlar bizim haklarımızdır ve bunları almak zorundayız. Burada bulunan Alevi kurum başkanlarına sesleniyorum; Alevilerin bu saatten sonra iki eli sizlerin yakasındadır. Bu sorumluluğu taşıyacaksınız, bu birlikteliği bir daha bırakmayacaksınız. Gelin bir olalım, diri olalım, iri olalım” dedi.

    ALİ YILMAZ: SİVAS KATLİAMI DAVASINI 650 AVUKATTAN 3’Ü TAKİP ETTİ

    Çalıştayda söz alan Avukat Ali Yılmaz da, Sivas Katliamı davasına değinerek, “Sivas Katliamı davası çok büyük süreçler yaşadı. Sivas davası sadece bir dava değil, aynı zamanda çok büyük bir mücadele örneği. Sivas davasında çeşitli kazanımlarımız oldu. Maraş davası, Gazi davası, Çorum davası bir anlamda toplumsal yönden arkasında çok önemli bir güç yoktu ama medyanın da iletişim ağlarının da gelişmesinden dolayı Sivas davası onlara göre çok daha sahiplenildi. Öncelikle örgütlerimiz çok büyük destek verdiler, aynı zamanda Sivas Katliamı’nda yakınlarını yitiren şehit aileleri her zaman yanımızdaydı” diye konuştu.

    Sivas Katliamı davası başladığında 650 avukatın olduğunu ancak şu anda 650 avukattan son davayı 3 avukatın takip ettiğine dikkat çeken Ali Yılmaz, “Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) yeni yönetimi bu konuda bize çok büyük destek verdiler veriyorlar, verecekler. Biz diyoruz ki 7-8 ay sonra çok ciddi bir zamanaşımı tartışması yaşayacağız. Oysa bu davanın avukatları olarak biz diyoruz ki insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zamanaşımı olmaz. Bu sesimize siz de destek verirseniz hem yurt içinde hem de yurt dışında çok daha güçlü oluruz” diye belirtti.

    CENGİZ DEMİR: İNANCIMIZIN İÇERİĞİ ALEVİ YÖNETİCİLERİ TARAFINDAN BOŞALTILDI

    Kıbrıs Alevi Kültür Merkezi’nden Cengiz Demir ise, çalıştayda yaptığı konuşmada, Kıbrıs’ta Alevilerin de yaşadığını aktararak, “Umudumuz bütün Alevilerin bir araya geldiği en yakın zamanda Dünya Aleviler Birliği’nin (DAB) kurulmasıdır” önerisinde bulundu.

    Çalıştayda önemli önerilerin ve konuşmaların olduğunu ancak bu öneri ve konuşmaları kadınların ve gençlerin duyamadığını ve kendi önerilerini çalıştayda yansıtamadığının altını çizen Demir, şunları ifade etti:

    “Alevilerin dünü, bugünü ve geleceği konuşuluyor. Okuması yazması olmayan inançlı, itikatlı, yoluna bağlı olan aşıklar ve sadıkların yüzü suyu hürmetine bugüne kadar inancımız var oldu, bundan sonra da onların yüzü suyu hürmetine var olacaktır. Canlar bakın cemevlerimiz beş yıldızlı olmaya başladı, buna Kıbrıs da dahil. Maalesef ama içini dolduramadıktan sonra bir anlamı yok. Toplantılarımızda, panellerimizde, etkinliklerimizde gençlerimiz ve kadınlarımız yok. Evet dernekler Alevi örgütlenmesi adına çok muhteşem başarılara imza attılar ama o inançlı itikatlı pirlerimizi yavaş yavaş cemevlerimizin içerisinde erittik ve bugün cemevlerimizde inançlarımızın içeriği Alevi yöneticileri tarafından boşaltıldı.

    Şimdi sorayım size evet sistem bizi yüzyıllardır asimile ediyor peki bu soruyu hiç kendimize sorduk mu? Mesela Aleviler kendisini nasıl asimile etti. ‘Selamünaleyküm, akşamınız hayırlı olsun, afiyet olsun.’ Bu dil Alevi dili değil. Helali hoş olsun, akşamınız hayırlı olsun, sabahınız hayırlı olsun derdi geçmişteki pirlerimiz. Bugün dil asimilasyonunu biz Aleviler kendimiz yaptık.

    Türkiye’de, Avrupa’da ve Kıbrıs’ta ve diğer ülkelerdeki Aleviler kültürel asimilasyona uğradı. Kendi düğünlerimizi yapamaz, erkanlarımızı yürütemez olduk. Yani kısacası kendi kendimize uyguladığımız o kadar çok asimilasyon var ki saymakla bitmez.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Musa Anter davası görüldü: Zaman aşımına uğramasına yönelik karar sonra verilecek

    Musa Anter davası görüldü: Zaman aşımına uğramasına yönelik karar sonra verilecek

    PİRHA- Zaman aşımına uğramasına 5 gün kalan Musa Anter davasının 36’ncı duruşması bugün Ankara Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme Musa Anter davasının zaman aşımına uğramasına yönelik kararını sonra vereceğini açıkladı.

    20 Eylül 1992’de öldürülen Kürt aydın, gazeteci ve yazar Musa Anter’in katledilmesine dair açılan davanın 36’ncı duruşması, zaman aşımına 5 gün kala Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya Anter’in oğlu Dicle Anter’in yanı sıra çok sayıda hukuk örgütü ile demokratik kitle örgütleri, CHP Milletvekili Yıldırım Kaya ve HDP Milletvekilleri Fatma Kurtulan, Kemal Peköz, Abdullah Koç da katıldı.

    Mahkeme heyeti ilk olarak İsveç’te yaşayan JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan hakkında kırmızı bülten çıkarılması için eksik evrakların tamamlanmasına, sanık Hamit Yıldırım’ın Şırnak’ta yaşadığı ve adli kontrol hükümlerine uymadığı ve kendisine ihtar çekilmesine karar verdi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”

    Ardından Musa Anter’in oğlu Dicle Anter söz aldı. Anter şunları dile getirdi:

    “Bu davanın başladığı günden bu güne çok zorluklar yaşadık. Dava süreci hukuksuzluklarla dolu. Dava zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. 30 yıldır ifadesi alınması gerekenler çeşitli bahanelerle bulunamadı, ifadesi alınmadı. Orhan Miroğlu tanık olarak dinlenmedi. Yeterli bilgileri vermiyor. Bu katliamın tüm belgeleri MİT ve Genel Kurmay da var. Neden istenmiyor, açıklanmıyor? İtirafçılar bunu söyledi. Mecliste önergeler veriliyor ama reddediliyor. Tek adam rejimi Meclisi işlevsiz hale getirdi. Hukuk İnsan hakları ihlal ediliyor.  Ama bizler bu davanın peşini asla bırakmayacağız. Biz olmasak da bizden sonraki nesil bırakmayacak.”

    “BU CİNAYET KÜRT HALKINA KORKU YAYMAK İÇİN İŞLENDİ”

    Ardından İHD Eş Genel Başkanı Avukat Öztürk Türkdoğan söz aldı. Türkdoğan da şunları ifade etti:

    “Bu dava zaman aşımına uğratılmak isteniyor umarım öyle bir duruma izin vermezsiniz. Bu cinayet Kürt halkına korku yaymak için işlendi. O dönemin tüm yetkilileri hakkında suç duyuruları var. Döneme ilişkin raporlar var. Ama hiçbir ilerleme olmuyor. Biz hakikatin açığa çıkmasını istiyoruz. Biz bu davayı hukuken asla sonlandırmayacagız. Sonuna kadar gideceğiz.  Bizden sonraki nesilde bırakmayacak. Devletin içindeki suç örgütlerinin açığa çıkarılması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Zaman aşımına kesinlikle izin verilmemeli. 3 dava birleştirildi.  Bunlar ayrılsın. Anter davası ile ilgili yeterince delil var. Dosyadaki eksikler tamamlanmalı. Sanık Aygan’ın ifadesi alınmalı. Hamit Yıldırım hakkında da tutuklama kararı verilmelidir. ”

    Orhan Miroğlu’nun avukatı Serhat Menzilcioğlu ise söz alarak, “Söz konusu cinayeti JİTEM işlemiştir.  Sanıkların itirafları bu yapının varlığını ve bu tür cinayetleri bu yapının işlediğini söyledi. Devlet içinde kurulmuş bir yapı bu. Bu yapının o dönemlerde yaptıkları insanlık suçudur. Zaman aşımı olamaz. Aygan kesinlikle dinlenmelidir. Bu olayın tüm yönleriyle aydınlatılması gerekiyor.  Bu devletin görevidir. Biz her zaman bu davanın takipçisi olduk olacağız da” dedi.

    Ardından sanık avukatları söz aldı. Müvekkillerinin masum olduğunu söyleyen avukatlar davanın zaman aşımına uğraması gerektiğini belirterek bu yönde talepte bulundular. Davanın 30 yıldır sürmesin nedeninin ise mağdur yakınları olduğunu ifade ettiler. Davanın medyatik olduğunu da aktaran avukatlar müvekkillerinin masumiyet karinesinin zedelendiğini söylediler. Avukatlar sanıklar hakkındaki adli kontrollerin de kaldırılmasını istedi.

    Dicle Anter tekrar söz alarak, “Dava sürecinde İsveç’ten gelen belgelerin orijinalinin bize verilmesini istiyoruz” dedi.

    Mahkeme heyeti ilk olarak İsveç’te yaşayan JİTEM itirafçısı Abdulkadir Aygan hakkında kırmızı bülten çıkarılması için eksik evrakların tamamlanmasına, yakalanmayan sanıkların aranmasının devamına, Hamit Yıldırım’ın adli kontrol kararının aynen kalmasına, dava insanlığa karşı işlenen suç olduğu için zaman aşımına uğramaz talebinin önümüzdeki celsede  değerlendirilmesine karar verdi.

    Bir sonraki duruşma 21 Eylül 2022 saat 16:00’a ertelendi.

    NE OLMUŞTU?

    Kürt yazar Musa Anter, Kültür ve Sanat Festivali için geldiği Diyarbakır’da 20 Eylül 1992 tarihinde bir sokak ortasında 4 kurşunla vurularak öldürüldü. Bu sırada yanında bulunan eski AKP milletvekili Orhan Miroğlu ise yaralandı.

    Cinayet, uzun yıllar faili meçhul kaldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bu nedenle Türkiye’yi 2006 yılında mahkûm etti ve Anter ailesine 28 bin 500 euro tazminat ödenmesine karar verdi.

    Dosya ancak 2009 yılında raftan indirildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 2013 yılında dava açıldı. İddianamede, tetikçi olmakla suçlanan Hamit Yıldırım, “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım, Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele Grup Komutanlığı’na (JİTEM) çalışan eski PKK itirafçısı Abdülkadir Aygan (Aziz Turan) ve emekli Albay Savaş Gevrekçi sanık olarak yer aldı. İddianamede, sanıkların “taammüden öldürme” ve “halkı isyana ve birbirini öldürmeye teşvik” suçlarından cezalandırılması istendi.

    İddianameye göre, Musa Anter cinayeti, infazlarına 1989’da başlayan JİTEM’in bir cinayetiydi. İsveç’te yaşan Abdulkadir Aygan, 2010 yılında alınan ifadesinde, tetikçinin “Şırnaklı Hamit” olarak anılan Hamit Yıldırım olduğunu açıkladı. Bu ifade üzerine 2012’de Yıldırım tutuklandı. Aygan’a göre, o sırada JİTEM Grup Komutanı Cahit Aydın’a vekâlet eden TİM Komutanı Albay Savaş Gevrekçi, “Çocuklar eve biraz geç gideceksiniz” diyerek cinayetin talimatını verdi. İddianameye göre, cinayetin planlayıcıları arasında Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım yer aldı. Yıldırım, bu konuda PKK itirafçısı Hogir kod adlı Cemil Işık’ı kullandı.

    Dava Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2013’te başladı. Mahkeme, 2014 yılında Anter davasıyla JİTEM Ana Dosyası’nın birleştirilmesine karar verdi. Dosya daha sonra güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya nakledildi. Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım tarafından kaçırılarak işkenceyle öldürülen Ayten Öztürk davasının da Anter-JİTEM davasıyla birleştirilmesine karar verdi. Böylece davadaki dosya sayısı da sanık sayısı da arttı. Dava sürerken, İsveç’te yaşan Abdulkadir Aygan’ın ifadesi bir türlü istinabe yoluyla alınamadı. 2012’de tutuklanan Hamit Yıldırım, 2017 yılında tahliye edildi.

    2013’te başlayan dava, 9 yılda karar çıkmayınca zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. 20 Eylül tarihinde Musa Anter cinayetinin üzerinden 30 yıl geçtiği için yasal zaman aşımı süresi dolacak.

    PİRHA/ANKARA

  • ÇHD Davası duruşmasında tutukluğa devam kararı verildi

    ÇHD Davası duruşmasında tutukluğa devam kararı verildi

    PİRHA-ÇHD VE HHB üyesi 22 avukatın yargılandığı davanın bugün görülen duruşmasından tahliye çıkmadı. Duruşmada konuşan Av. Oğuzhan Kara, “Bu davada Ebru Timtik’in kanı var. Siz şimdi tahliye ederseniz kapıdan başka mahkeme alacak” dedi. Bir sonraki duruşma esas hakkındaki karar duruşması olarak belirlenerek, 7 Kasım’a ertelendi.

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB) üyesi 22 avukatın yargılandığı davanın duruşmasına İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Marmara Ceza ve İnfaz Kurumu Kampüsü’ndeki salonda yapılan duruşmaya tutuklu bulunan ÇHD Genel Başkanı Avukat Selçuk Kozağaçlı ile ÇHD üyesi Av. Barkın Timtik ve Av. Oya Aslan getirildi. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekillerinin yanı sıra Almanya, Fransa, Belçika, İtalya ve İsviçre baroları ile uluslararası hukuk örgütlerinden çok sayıda avukat da duruşmayı takip etti.

    “BU DAVADA EBRU TİMTİK’İN KANI VAR”

    Kozağaçlı, Timtik ve Aslan salonda alkışlar ile karşılanırken, mütalaasını açıklayan savcı üç avukatın tutukluluk hallerinin devamını istedi. Türkiye Barolar Birliği (TBB) adına savunma yaptığını belirten Av. Fehmi Demir, “Bu yargılama saf bir şiddete dönüştürüldü. Bir tek mesaj veriliyor. Polis, savcı, heyet yekpare davranmış ve şiddeti yansıtan aynı gerekçelerle karar veriyor. Savunma ve sanıklar da tekleştirildi bu yargılamada. Karşımızda hukuksuz devleti görüyoruz” dedi. Demir’in ardından söz alan Av. Oğuzhan Kara ise “Bu davada Ebru Timtik’in kanı var. Siz şimdi tahliye ederseniz kapıdan başka mahkeme alacak” şeklinde konuştu.

    “HUKUK ADINA YÜREKLİ OLMANIZI TALEP EDİYORUM”

    Duruşmada savunma yapan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu da mahkeme heyetine yönelik “Hukuk adına yürekli olmanızı talep ediyorum” diyerek, şu ifadeleri kullandı:

    “Burada avukatlar yargılanıyor, aynı isimlerin yargılandığı ilk duruşmada bu salonda bir karar verildi. Suçun niteliğinin değişmesinden, AİHM kararlarından, yargılananların avukat olmasından bahsedilerek tahliye kararı verilmişti. Bir avukatın tutuklu olması için çok özel nedenlerin var olması gerektiği yazılmıştı. O tahliye kararının uygulanmasından hemen sonra, cumartesi günü aynı yargıçlara geri aldırdılar. Yakalama yönünde tutuklama kararı çıkarıldı. Oysa ben bu ilin baro başkanı olarak, 3 nolu ara kararı nedeniyle yargıca mesleğim adına teşekkür etmeyi düşünmüştüm. Pazartesi günü, asliye ticaret mahkemesinin hâkimi oldu. Kuvvetli suç şüphesi var mı? Kaçma şüphesi var mı? Yok. Adam dışardayken geldi zaten. Tahliye talep etmiyorum. Hukuk adına yürekli olmanızı talep ediyorum. Tarihe not düşmenizi talep ediyorum.”

    “İLGİSİZ DAVRANDIĞINIZ İÇİN EBRU’YU KAYBETTİK”

    Av. Selçuk Kozağaçlı ise şunları söyledi:

    “Avukatlar neden bu kadar kızgın. Sanıklar ile hakimler daha samimi. Ben bu yüzden daha samimi olacağım. Ebru’yu kaybettik. İlgisiz davrandığınız için kaybettik. Ebru’yu anıyorum. Yaşamımı Ebru’nun mücadelesini anlatmakla geçireceğim. Sizin davanızı da anlatacağım. Belki bir parça kendinizi düşünmenizin vakti gelmişti. Yüz avukatın öfkesinden kurtulmanızı da düşünmeniz gerekiyor. Neden bu genç insanlar ölüm orucuna giriyorlar. Adil yargılanma talebi için. On senedir tahliye talebi istemedim. Onu yapabilecek yargıç vardır, yapamayacak yargıç vardır. Yapabilen yargıç zaten dosyayı görür ve tahliye eder. Yapamayan yargıç için ise tahliye talep etmek faydasız.”

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, tutukluluğun devamına hükmederken, bir sonraki duruşmayı esas hakkındaki karar duruşması olarak belirleyerek, 7 Kasım’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Av. İbrahim Sinemillioğlu: Eşit yurttaşlık temeline dayalı barış sağlanmalı

    Av. İbrahim Sinemillioğlu: Eşit yurttaşlık temeline dayalı barış sağlanmalı

    PİRHA- Avukat İbrahim Sinemillioğlu, 1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken, Türkiye’deki mevcut siyasi duruma, barışın neden sağlanamadığına ve barışı kurmak için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin konuştu. Sinemillioğlu, “Bu ülkedeki en büyük bölücü iktidarlardır. Muhalefet cesur davranıp eşit yurttaşlık temeline dayalı bir barış getirme sözünü vermeyince bu ayrımcı, ötekileştirici, nefret söylemleri devam edecektir” dedi.

    İnsanlık tarihinin en kanlı savaşlarından biri olan İkinci Dünya Savaşı nedeniyle milyonlarca insan katledildi, soykırıma uğradı ve yok edildi. Bu acıların bir daha yaşanmaması için Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1 Eylül tarihi 1981 yılında Dünya Barış Günü olarak ilan edildi.

    Avukat İbrahim Sinemillioğlu, 1 Eylül Dünya Barış Günü yaklaşırken Türkiye’deki mevcut siyasi duruma, barışın neden sağlanamadığına ve barışı kurmak için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “BİR KİMLİĞİN DIŞINDAKİ DİĞER KESİMLER EŞİT GÖRÜLMÜYORSA, ORADA BARIŞ YAPILMAZ”

    Sinemillioğlu, bu ülkeye barışın gelebilmesi için öncelikle kendini bu ülkenin tek sahibi sayan Sünni-Türk kesimin, kendilerinden binlerce yıl öncesinden bu yana bu topraklarda yaşayan Kürtlerin, Ermenilerin, Süryanilerin ve Alevilerin kendileri ile eşit olduklarını kabul etmeleri gerektiğini ifade etti.

    Bir kimsenin kendini ülkenin gerçek sahibi sayıp diğer kesimleri bu ülkenin yabancıları olarak görüyorsa, o insanla barış yapılamayacağını söyleyen Sinemillioğlu, “Bir kimse kendi kimliğinin dışındaki diğer kesimlerin bu ülkenin, bu devletin ekmeğini yediğini söylüyorsa, o insanla barış yapamazsınız. Kendilerinden başka diğer kesimlere bu devletin ekmeğini yiyorsun diyorlar ya, hayır ben devletin ekmeğini yemiyorum. Bir vatandaş olarak Kürt, Ermeni, Süryani, Alevi olarak ben üretiyorum, ben yaratıyorum, ben emek veriyorum ve ben bu devleti besliyorum. Benim paramla Diyanet İşleri Başkanı Mercedes’e biniyor, benim paramla Cumhurbaşkanı 13-14 tane uçak alabiliyor, benim paramla milyonlar açlıkla cebelleşirken bir kısım insana 5-6 maaş birden veriliyor. Her şeyden önce bu kesimin empati yapması lazım ve kendilerinin de diğer insanlardan bir farkının olmadığını, en az onların da kendileri kadar bu ülkenin gerçek yurttaşları olduklarına inanmaları gerekir. Bu inancı sağlayamadığımız müddetçe biz bu ülkeye barış getiremeyiz” diye konuştu.

    “DİYANET GİBİ UCUBE BİR KURUM YAŞAM BİÇİMİMİZ HAKKINDA FETVA VERİYOR”

    Barış dilinin sağlanması için öncelikle muhalefetin oluşturduğu iki ittifakın da ortak bir dil oluşturması, eşitlik ilkesini tavizsiz savunması ve bunu uygulaması gerektiğini vurgulayan Sinemillioğlu, sözlerine şöyle devam etti:

    “Başını CHP’nin çektiği 6’lı masanın içerisinde bir kesim bu ülkede Kürtlerin, Alevilerin eşit olduğunu düşünmüyor. Bir kere bu ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir ucube kurum var. Bu kurum laikliğe kesinlikle aykırı. Başka ülkelerde de din işleri ile uğraşan daireler var. Bu daireler o ülkede din hizmetlerinin yerine getirilmesinde yolsuzlukların önlenmesi ve evrensel hukuka, evrensel ahlaka aykırı işlemlerin yapılmasını engellemek için varlar. Oradaki dini kuruluşlar kutsal kuruluşlar değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı 657 sayılı devlet memuru kanununa tabi bir kurumdur. Ama bakıyorsunuz yaşam biçimimiz hakkında fetvalar veriyor.

    “ÖNCELİKLE MUHALEFETİN BARIŞI İÇSELLEŞTİRMESİ LAZIM”

    Okullarda durum çok daha kötü. İmam hatip okullarına özel statü tanıyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın bütçesinin en az %20’si imam hatip okullarına ayrılıyor. En çok bütçe onlara ayrılıyor ama üniversite sınavını kazananlara bakıyorsunuz en az puanı alanlar imam hatip mezunları oluyor. Bunlar TÜİK rakamlarında mevcut. Onun verdiği rakamlar da ne kadar güvenilir o da tartışılır. Barış dilinin kurulması için öncelikle kendini muhalefet olarak lanse eden ve ‘demokrasiye inanıyoruz’ diyenlerin Kürtlere, Alevilere karşı yapılan ayrımcılıklara ve savaşa karşı olması gerekiyor. Bugün Suriye’de haksız bir savaş yürütülüyor. Türk ordusunun Suriye’de ne işi var? Ancak bu savaşa CHP’nin başını çektiği 6’lı masadakiler onay veriyor. O nedenle öncelikle muhalefetin barışı içselleştirmesi lazım.”

    “BEN NEDEN BİR CAMİ İÇİN PARA VERİYORUM?”

    Muhalefetin barışçıl bir dil kullanmada cesaret göstermesi gerektiğini belirten Sinemillioğlu, “CHP’nin başını çektiği 6’lı masadan biri çıkıp en azından Diyanet’i bağımsız hale getirelim diyemez. Bu kurumu cemaatlerin eline bırakalım diyemez. Hanefiler Hanifi cemaatleri, örgütleri, Şafiler kendi cemaatlerini diğer dinden ve mezhepten olan kesimler kendi cemaatlerini, örgütlerini kursunlar ve kendileri idare etsinler, diyemez. Bir kurum kurulacaksa eğer bu kurum bütün dinlere, mezheplere mensup cemaatleri, örgütleri yolsuzluklar, hukuk dışı uygulamalar yapmasınlar diye denetlemeli. Bu amaç için kurulmalı. Biri o masadan çıkıp bunu dese o masa 5 dakikada dağılır. Muhalefette maalesef böyle bir söylemde bulunma cesareti yok. Bunu vaktiyle HDP dile getirmişti. Ona da bir sürü laf ettiler. Aleviler cemevinin parasını veriyorsa, Süryaniler kilisenin parasını veriyorsa, caminin parasını da o inanca mensup kişiler versin. Ben neden bir cami için para veriyorum?

    “BARIŞ DİLİNİN SAĞLANMASI İÇİN HER TÜRLÜ AHLAKSIZLIĞA KARŞI AYNA TUTULMASI GEREKİR”

    Türkiye’de şu anda yüz binin üzerinde cami var. Ben şu an Maraş Elbistan’dayım. Buranın bazı köylerinde sadece 5-6 tane hane var ve cami var. Ama buralarda okul yok, sağlık ocağı yok. Devlet bu camilere para veriyor ama bir öğretmene, bir okula para ayırmıyor. Barış dilinin sağlanması için kurumların ve muhalefetin küfre, hakarete, zorbalığa, her türlü ahlaksızlığa karşı ayna tutması gerekir. Tüm insanlara eşit yaklaşılmalı” dedi.

    “MUHALEFET SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI AÇIK VE NET BİR TAVIR ORTAYA KOYMALI”

    AKP iktidarının savaş politikalarına ve söylemlerine de değinen Sinemillioğlu, şunları kaydetti:

    “Bu iktidar şu anda Suriye’de teröristler olduğunu söylüyor. Bunu neye dayanarak söylüyor, kime terörist diyor belli değil. Daha düne kadar Salih Müslim ile kankaydılar. Ancak anlaşamayınca Salih Müslim terörist oldu. Eğer Salih Müslim iktidarın dediklerini kabul etseydi şimdi Suriye’de at koşturuyor olacaktı. İktidar Suriye’de, Irak’ta her gün bir yerleri bombalıyor, insanları öldürüyor. Muhalefet çıkıp da bunlara dair tek kelime etmiyor. Türkiye’nin askerleri de gidip orada can veriyorlar. Yazık değil mi bu insanlara? Muhalefet bunlara karşı açık ve net bir tavır ortaya koymalı. Şimdiki iktidar ya da yarın seçimlerden sonra iktidara gelecek parti Esat’la oturup konuştuğunda ne diyecek? Kürtleri ekarte edelim, biz keyfimize bakalım mı diyecek. Suriye’de şu anda anayasa çalışmaları var ve bu çalışmalarla Kürtlere bir statü verilmesi öngörülüyor. Ancak Türkiye bunu kabul etmiyor. Suriye kabul ediyor, Türkiye olmaz diyor. Bu anayasa çerçevesinde ‘Suriye’ye barışın getirilmesi konusunda biz elimizden geleni yaparız’ demiyorlar. Türkiye Devleti, Suriye’nin kuzeyinde bulunan Kürtleri yerlerinden edip oraya Arapları yerleştirmek istiyor. Afrin’de yaptığı gibi. Oradaki nüfus dengesini altüst etmek istiyorlar ancak buna tüm dünya karşı çıkıyor. 6’lı masadakilerden en demokratı bile çıkıp ‘bu insanları yerlerinden edemeyiz’ diyemiyor. Hepsi dış politikada devletimizin yanında olacağız diyor.”

    “MUHALEFET CESUR DAVRANMALI”

    Avukat Sinemillioğlu, “HDP’nin başını çektiği ittifakta bile kendine solcuyum diyen Türkiye’deki toplamlarının binde biri geçmediği aydınlar grubu, Kürt sorununu dile getirmekten çekiniyorlar, Alevi sorununu dile getirmekten çekiniyorlar. Ülkenin bölünmez bütünlüğünden bahsediyorlar. Bu ülkede bölücülüğün başını çekenler iktidardakilerdir. İktidardakiler Türkiye’nin bölünmesi konusunda çalışmalar içerisindeler. Muhalefet cesur davranıp eşit yurttaşlık temeline dayalı bir barış getirme sözünü vermeyince bu ayrımcı, ötekileştirici, nefret söylemleri devam edecektir. Çünkü seçimi kazanmanın en güzel yolu hamasi nutuklarla, savaşlarla kitleleri arkasından sürüklemektir” ifadelerini kullandı.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Ebru Timtik mezarı başında anıldı

    Ebru Timtik mezarı başında anıldı

    Adil yargılanma talebiyle 238 günlük ölüm orucu sonucu hayatını kaybeden Ebru Timtik, Gazi Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. 

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi ve Halkın Hukuk Bürosu (HHB), adil yargılanma talebi için sürdürdüğü ölüm orucunun 238’inci gününde hayatını kaybeden avukat Ebru Timtik’i Gazi Mezarlığı’nda bulunan mezarı başında andı. Anmada, “Ebru Timtik ölümsüzdür” pankartı taşındı.

    Mezarı başında yapılan anmada, meslektaşlarının Timtik’e yazdığı mektup okundu. ÇHD İstanbul Şubesi Başkanı Çiğdem Akbulut tarafından okunan mektup şöyle: “İki yıl önce bugün akşam saatlerinde hayatın boyunca verdiğin mücadelenin yalnızca fiziken son bulmasına şahit olduk. Bize bu cümleyi kurdurabilen, aramızdan koparıldığın ana kadar meslektaşımız, dostumuz, yoldaşımız olarak öğrettiklerin elbette. Sende vücut bulmuş ve hepimize bir yerinden tesir etmiş olan mücadele ruhu ile biz, senden sonra da seninle birlikteyiz. Bütün dünyada adalet mücadelesinin simgesi oldun. 14 Haziran Dünya Adil Yargılanma Hakkı Günü senin adına kutlanıyor, adına ödüller veriyoruz.

    Biz, adaleti aramaya devam ediyoruz. Adaletsizliği kabul etmeyenler, adaletsizliğe göz yumanlardan daha çok. Tıpkı senin, kardeşin ve mücadele arkadaşın Barkın hukuksuzca tutuklandığında Çağlayan Meydanı’nın kış kıyametini umursamadan aradığın gibi adaleti arıyor bütün bir halk. Tutsak aileleri, her defasında zalimce gözaltına alınmalarına rağmen vazgeçmiyor. Urfa’da bir anne, Emine Şenyaşar, Urfa Adliyesi’ nin önünden ayrılmıyor, her gün ailesini katledenlerin ve bu katillere göz yumanların da cezalandırılması için.

    Rant uğruna yurtlarından edilmek istenen köylüler, rant uğruna evsiz bırakılmak istenenler, rant uğruna zehirlenmek istenen gemi söküm işçileri, rant uğruna barınma hakkı gasp edilen öğrenciler, patronların kar hırsı uğruna işsiz bırakılan emekçiler hayattan adalet istiyor. Katledilen kadınların, çocukların katilleri yargı eliyle aklanıyor. Devrimciler tutuklanıyor komplolarla; tıpkı senin gibi adil bir dünyayı kurmak istedikleri için. Ve tıpkı senin gibi adil yargılanma hakkı için direniyor müvekkillerin tıpkı senin gibi, Gökhan, Sibel, İleri de sadece kendileri için adil yargılanma hakkını talep etmiyor. Kendi sağlıklı bedenlerinden vazgeçerek tüm hasta tutsaklara özgürlük istiyorlar, tüm tutsakların gasp edilen haklarını istiyorlar. Gökhan Yıldırım tıpkı senin gibi bir hastane odasında tutuluyor şimdi. Senin yaşadığın adaletsizliği ve zulmü yaşatıyorlar ona da. Ebru, adaleti bulamamış olsak da aramaktan vazgeçmedik. Senin ısrarınla mücadelemizi sürdürüyoruz.

    ‘Biz hak arama hürriyetinin peşindeyiz, tahliye olursak adalet mücadelesine omuz verebileceğiz’  demiştin. Sen, şimdi adalet mücadelesinin büyük bir parçasısın. İnsan ne için yaşarsa odur. Sen, adalet için yaşadın. Şimdi adın dünya halklarının belleğinde adaletle bir arada, hak ettiğin yerde duruyor. Biz, seni bilincimizde ve yüreğimizde neşen, sıcaklığın, sevgin ve umudunla taşıyoruz.”

    TÜRKÜ SÖYLEYİP, KARANFİL BIRAKTILAR

    Meslektaşları Titmik’in mezarı başında Grup Yorum’un “Bize ölüm yok” türküsünü söyledikten sonra karanfiller bırakarak, “Ebru Timtik ölümsüzdür” sloganı attı.

    (HABER MERKEZİ)

    Foto: Zeynep Kuray

  • Avukatlar, cemevlerine saldırıyla ilgili bilgiye ulaşamıyor, soruşturmaya dahil edilmiyor

    Avukatlar, cemevlerine saldırıyla ilgili bilgiye ulaşamıyor, soruşturmaya dahil edilmiyor

    PİRHA- Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi’nin avukatı Hüsniye Şimşek, “Biz avukatlar olarak yeterli ve detaylı bilgiye ulaşamazken, Yeni Şafak Gazetesi an be an gelişmeleri yazıyor. Yapılan açıklamaların hiçbirisi saldırıya uğrayan Alevileri ve kamuoyunu tatmin etmiyor” dedi.

    Ankara’da Tuzluçayır Ana Fatma Cemevi’ne, Ege Mahallesi Şah-ı Merdan Cemevi’ne, Gökçebel Köy Derneği’ne ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na 30 Temmuz’da eş zamanlı saldırı düzenlendi. Saldırılarda bir kişi bıçakla yaralandı.

    Saldırıya uğrayan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi’nin avukatı Hüsniye Şimşek, soruşturma sürecine dahil olamadıklarını ve şeffaf bilgiye ulaşamadıklarını belirtti.

    “3 KİŞİ GÖZALTINDA, EMNİYET GÜNLER SONRA ‘ÖRGÜT BAĞLANTISI OLABİLİR’ DEDİ”

    Avukat Şimşek şunları dile getirdi:

    “Herkesin konuştuğu bilgileri biz de biliyoruz. Soruşturma tek şüpheli üzerinden yürütülüyordu ancak dün gece 2 kişi daha gözaltına alındı. Şu an 3 kişi gözaltında. Emniyet tarafından soruşturmanın başında herhangi bir örgüt şüphesi olmadığı söylenirken, şu anda bir örgütle bağlantısı olabileceği söyleniyor. Biz avukatlar olarak yeterli ve detaylı bilgiye ulaşamazken, Yeni Şafak Gazetesi an be an gelişmeleri yazıyor. Oradan öğrendik ki şüphelendikleri örgüt THKP-C imiş. Sonra yine basından öğrendik ki o örgüt de açıklama yapmış, ‘Bizimle ilgisi yok. Biz böyle bir şey kesinlikle yapmayız’ demiş.

    “BİZ AVUKATLAR OLARAK BİLGİ ALAMAZSAK, YENİ ŞAFAK GAZETESİ HER ŞEYİ ÖNCEDEN YAZIYOR”

    Yapılan açıklamaların hiçbirisi saldırıya uğrayan Alevileri ve kamuoyunu tatmin etmiyor. Aleviler bu işin altından sol bir örgütün çıkacağını düşünmüyorlar. Yeni Şafak Gazetesi’ne içeriden bilgi sızdırılıyor ancak biz olayın mağduru olan avukatlar hiçbir bilgi alamıyoruz. Gözaltı sürelerinin uzatıldığı söylendi ancak kaç gün uzatıldığına dair de bilgi alamadık. UYAP’a işlenmediği için bilgi veremezlermiş. İşlendiği takdirde bu konuyla ilgili bilgi vereceklerini söylediler.”

    Bu arada, 3 Ağustos Çarşamba günü Alevi kurum başkanları ve avukatları Ankara Adliyesi’ne giderek, Cumhuriyet Başsavcısı ile veya vekili ile şeffaf bilgi alamadıkları ve sürecin işleyişinden rahatsızlıklarını dile getirmek için görüşme talep edecek.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Gözaltı yönetmeliğinde değişiklik: İfade tutanaklarında avukat beyanları da yer alacak

    Gözaltı yönetmeliğinde değişiklik: İfade tutanaklarında avukat beyanları da yer alacak

    Adalet Bakanlığı’nın Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nde yaptığı değişiklikle ‘kolluk birimlerinde ifade alınması sırasında ifade tutanağında avukat beyanlarına da yer verilmesi” hükmü getirildi.

    Adalet Bakanlığı’nın Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği’nde değişiklik yapılmasına ilişkin yönetmelik değişikliği, bugün Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Yönetmeliğin 23. Maddesinin birinci fıkrasının d bendindeki “Müdafi şüpheliye bütün kanuni haklarını hatırlatabilir ve müdafiin her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir” cümlesi “Müdafi şüpheliye bütün kanunu haklarını hatırlatabilir. Müdafiin beyanı ve her türlü müdahalesi tutanağa geçirilir” şeklinde değiştirildi.

    Yönetmeliğin ekinde yer alan ifade alma tutanağı örneği de değiştirilerek örnek tutanağa ‘müdafiden soruldu’ bölümü eklendi.

    Kamu Denetçiliği Kurumu, başvurular üzerine 9 Temmuz 2021 tarihinde “kolluk birimlerinde ifade alınması sırasında avukat beyanlarına da ifade tutanağında yer verilmesi” yönünde İçişleri Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına” karar vermişti.

    Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) ise 13 Haziran 2022 tarihli genelgesinde “Kolluk birimlerinde ifade alınması sırasında avukat beyanlarına ifade tutanağında yer verilmemesi ve uygulamanın bu doğrultuda yapılarak yeknesanlığın sağlanmasını” istemişti. EGM’nin genelgesine çok sayıda avukat ve baro tepki göstermişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adli Tıp Kurumu’ndan, Tuğluk için yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu

    Adli Tıp Kurumu’ndan, Tuğluk için yeniden ‘cezaevinde kalabilir’ raporu

    PİRHA- Kürt siyasetçi hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un durumunu üçüncü kez inceleyen ATK’nin “cezaevinde kalabilir” raporu verdiğini belirten avukatları, rapor hakkında itirazda bulunduklarını belirtti.  

    Demokratik Toplum Kongresi (DTK) eski Eş Genel Başkanı ve eski milletvekili tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk hakkında avukatları yazılı açıklama yaptı. Tuğluk’un uzun bir süredir tutuklu bulunduğu cezaevinde Demans hastalığıyla mücadele ettiği hatırlatılan açıklamada, “İlk olarak Şubat 2021 tarihinde Seka Devlet Hastanesinin tanı koyup tedaviye başlamasının ardından aralıklarla Kocaeli Devlet Hastanesi ve ATK İhtisas Dairelerinde muayeneleri gerçekleşmeye devam etmiştir” denildi.

    Tuğluk’un sağlık durumunun birlikte kaldığı arkadaşları, avukatları ya da aile üyelerinin yanı sıra cezaevi personeli ve yöneticileri tarafından da yakından gözlendiği aktarılan açıklamada, “Belirtmek isteriz ki, unutkanlığının ciddi boyutlarda olması ve sağlık durumunun geldiği kritik aşama sebebiyle cezaevi gözlem kurulu tarafından Mart 2022 tarihinden bu yana periyodik olarak ‘değerlendirmeye tabi tutmama’ kararları verilmektedir. Bunun dışında cezaevi tabipliğinin ya da bağlı bulunulan ASM hekiminin reçete içerikleri de hastalığın geldiği aşama sebebiyle bir başkasının yardımı olmaksızın cezaevinde yaşamını idame ettiremeyeceğini gösteren diğer belgelerdir” ifadelerine yer verildi.

    Mart, Nisan ve Mayıs aylarında edindikleri tıbbi belgeler, birlikte kaldığı tutukluların tanıklıkları, avukatların gözlemleri, cezaevi gözlem kararları ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) bilimsel mütalaasıyla birlikte Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulunulduğu kaydedilen açıklamada, başvuruda cezanın infazını ertelenmesinin talep edildiği belirtildi. Açıklamada, başvuru üzerine Tuğluk’un Adli Tıp Kurumu (ATK) 3’üncü İhtisas Kurulu’na günü birlik götürüldüğü ve 22 Haziran’da yeni bir rapor tanzim edildiği ifade edildi.

    ATK 3. İHTİSAS KURULUNUN RAPORU; OBJEKTİFLİKTEN UZAK 

    ATK’nin yine Tuğluk’un cezaevinde yalnız kalamayacağına dair verilen sağlık kurul raporları ve bilimsel uzman görüşlerinin tam tersi rapor verdiği kaydedilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “Son rapor, on kişilik bir kurul tarafından hazırlanmış olup, müvekkilin üç ay süreyle günlük olarak izlenmesinin gerekliliği ve ancak bu üç ayın sonunda kesin değerlendirme yapılabileceğine dair üç üyenin muhalefet şerhini barındırmaktadır” bilgisi verildi.  ATK tarafından verilen son raporun bir yandan Tuğluk’un muayene esnasındaki birçok testteki hatırlama düzeyinin aşırı zayıflığını gösterdiği ve sayısal skorların ne kadar yetersiz olduğunu belirtiği kaydedilen açıklamada, “Öte yandan da bilimsellikten ve objektiflikten uzak şekilde ‘cezaevinde tek başına hayatını idame ettirebilir’ sonucunu içermektedir. ATK 3. İhtisas Kurulunun raporu; tek yanlı, çelişkili ve yüzeysel görüşler içeren, kanıta dayalı olmayan, bilimsellikten ve objektiflikten uzak bir dile ve içeriğe sahiptir.”

    TİHV UZMAN GÖRÜŞÜ

    Açıklamada, savcılığa sunulan TİHV uzman görüşüne yer verildi. Uzman görüşü şöyle:

    “Muayene kayıtları, psikometrik incelemeler, kişi hakkında düzenlenen raporlar, yazılan reçeteler, Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı’nın kararları ve koğuş arkadaşları ve avukatları tarafından aktarılan bilgiler; ‘orta evrede, tipik bir demans’a işaret etmektedir. Demans kişinin basit gündelik işlerini, yaşamsal gereksinimleri ve kişisel hijyenini başkasının desteği olmaksızın sağlayamayacağı bir duruma doğru ilerleyen, kalıcı nitelikte bozulmaya yol açan bir hastalıktır.  Tuğluk’un muayenelerine ait kayıtlar ve bilgiler kronolojik olarak değerlendirildiğinde; önceki muayenelere oranla yıkımın daha da arttığı, ilerleyici ve kalıcı nitelikte olan bu kinik tablonun; kişinin gerçeği değerlendirmesini, iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmesini, bağımsız karar alabilmesini ve kararlarını özgür iradesiyle tek başına hayatına geçirmesini engelleyecek boyuta evrildiği anlaşılmaktadır.  Mevcut demans tablosu nedeniyle ‘kişinin yaşamını bir başkasının yardımı olmaksızın tek başına sürdürmesinin mümkün olmadığı, cezaevi koşullarına bir başkasının yardımı olmadan zorunlu ihtiyaçlarını karşılayamayacağı.”

    AYM 2.5 YIL GEÇMESİNE KARŞIN KARAR AÇIKLAMADI 

    Söz konusu ATK raporuna karşı Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı ve ATK Üs Kurul nezdinde itirazların yapıldığı kaydedilen açıklamada, henüz Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) “ihtiyati tedbir talepli” yapılan başvuruda ise herhangi bir kararın verilmediği belirtildi.

    Açıklamada, Tuğluk için hükümlü bulunduğu dosyada da yapmış oldukları bireysel başvurunun üzerinden 2,5 yıl geçmesine rağmen karara bağlanmadığı vurgulandı. Açıklamada, “Müvekkilimizin anayasal hakkı olan insan onuruna uygun koşullarda tedavisinin sağlanması için ivedilikle tahliye edilmesi gerektiğinden konunun hukuki takibini her boyutta sürdürdüğümüzü ve kronik ilerleyici demans hastalığının geldiği aşamayı inkar eden ve gerçeğe aykırı rapor düzenleyen sağlık görevlileri hakkında da ilgili başvurularımızı sürdürdüğümüzü bir kez daha ifade etmek isteriz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avukat Koluman: Sivas Katliamı insanlık nezdinde hala kanayan bir yaradır-VİDEO

    Avukat Koluman: Sivas Katliamı insanlık nezdinde hala kanayan bir yaradır-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Madımak Katliamı’nın kapanmayan bir yara olduğunu belirterek, “Sivas Katliamı, Aleviler ve insanlık nezdinde kapanmayan bir yaradır. Hak yerini buluncaya ve hesaplaşma oluncaya kadar bu davamızın takipçisi olacağız” dedi. 29. yıldönümü nedeniyle Sivas’taki anmaya hazırlık yapıldığını belirten Koluman, Malatya’da ‘Sivas 93 ve Sonrası’ paneli düzenlendiğini  kaydetti. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, Madımak Katliamı ve 24 Haziran’da Malatya’da gerçekleştirecekleri ‘Sivas 93 ve Sonrası’ paneline ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Sivas Katliamı’nın tüm gerçekleriyle ortaya çıkarılması için devletin adım atmadığını söyleyen Koluman, Aleviler olarak adil bir yargılama sağlanana kadar mücadele edeceklerini dile getirdi.

    Sivas Katliamı’nın unutulmaması için her yıl anma düzenlediklerini belirten Koluman, bu yıl Malatya’da dönemin tanıklarının katılacağı bir panel yapacaklarını aktardı.

    “KATLİAM GERÇEĞİNİ ORTAYA ÇIKARMAK ADINA HİÇBİR ŞEY YAPILMADI”

    Sivas Katliamı’nın 29. yıldönümü arifesinde olunduğunu hatırlatan Koluman, “Biraz tarihe geçmişe yürürsek, 29 yıl önce Sivas’ta Madımak Otel’inde 33’ü aydın, yazar, genç, semahçılarımızdan oluşan ve ikisi otel görevlisi olmak üzere toplam 35 canımız orada yakılarak katledildi. Hunharca, acımasızca, devletin bilgisi ve devletin gözetimi dahilinde katledildiler. Neler yapıldı diye dönüp baktığımız zaman Aleviler ve Alevi hareketi, Alevi kurumları yıllardır bağıra bağıra mücadele verdi. Ancak buna rağmen devlet tarafından gerek adli yargılama olsun gerek hesaplaşma olsun gerekse de bu katliam gerçeğini ortaya çıkarmak adına bir arpa boyu yol alınmadı” dedi.

    “KATLİAMIN UNUTULMAMASI İÇİN HER DAİM HAFIZAMIZDA CANLI TUTMALIYIZ”

    Hala devam eden davaları ve zaman aşımına uğrayan ana davayı anlatan Koluman, “Katliamı yapan kişiler hala aktif olarak yetkili kurumlarda çalışıyor. Buna rağmen bu katliamı esas planlayanlara değil de katliamın tetikçilerine azda olsa cezalar verildi. Katliam tüm gerçekliğiyle halen aydınlatılmadı. Hala devletin tozlu raflarında durmaya devam ediyor. Dolayısıyla bizlere düşen temel görev, koşullarımız ne kadar zor olursa olsun bu haklı davamızın peşini bırakmamak, unutmamak ve unutturmamak. Her daim hafızada canlı tutmalıyız” diye belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak davaya her daim müdahil ve davanın takipçisi olduklarını vurgulayan Koluman, “PSAKD mücadelesini gittikçe büyüten bir kurum haline gelmiştir. 2 Temmuz arifesinde olmamız nedeniyle son dönemde hummalı bir çalışma yürütmekteyiz. Şubemizin bulunduğu her ilde yerel etkinlikler yapmaktayız. Keza yine bölgesel planlar yapmaktayız. Bunların dışında 2 Temmuz’da katliamın gerçekleştiği kentte ve otelin önünde sesimizi yükselterek, mücadele ruhumuzu daha da güçlü kılacağız” ifadelerine yer verdi.

    “MALATYA’DA PANEL VE ANMA YAPACAĞIZ”

    Sivas Katliamı’na dair yapacakları anma ve etkinliklere değinen Koluman, “Şu an bölgede 13 şubemiz bulunmaktadır. Bölge olarak 24 Haziran Cuma günü Malatya kent merkezinde, katliama yönelik bir takım etkinlikler yapacağız. Bu katliamı canlı yaşayan yazarlarımızdan ve önceki dönem genel başkanlarımızdan Ali Balkız’ı panelist olarak davet ettik. Sivas Katliamı davasının avukatlığını yapan Şenal Sarıhan’ı da davet ettik. Bir hukukçu gözüyle açılan ve süren davaları anlatacak. Semahçılarımız katledilmişti, temsilen de olsa semahımız olacak. Ayrıca deyişlerimiz olacak ve çerağımız uyandırılacak” diye konuştu.

    “SİVAS KATLİAMI KAPANMAYAN BİR YARADIR, KAŞIMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Koluman son olarak, Sivas Katliamı’nın unutturulmaması için mücadelelerine her alanda devam edeceklerini vurguladı ve şunları aktardı:

    “Her ne kadar devlet, devlet yetkilileri, iktidar partisi bu katliamın üzerini kapatmaya çalışsa da biz bunu her daim kaşımaya devam ediyoruz. Çünkü Sivas Katliamı, Aleviler ve insanlık nezdinde kapanmayan bir yaradır. Hak yerini buluncaya, adil bir yargılama sağlanıncaya ve hesaplaşma oluncaya kadar bu davamızın takipçisi olacağız. Her yerde, her platformda gücümüzün yettiği kadar, sesimizin yetiştiği kadar anlatmaya devam etmek bize düşen temel bir borçtur, bir görevdir, tarihi bir sorumluluktur. Bu tarihi sorumluluğun her daim arkasında olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • MERÇED: Yaşam hakkımız için Taşucu Limanı projesi iptal edilsin-VİDEO

    MERÇED: Yaşam hakkımız için Taşucu Limanı projesi iptal edilsin-VİDEO

    PİRHA- MERÇED, özelleştirilen Seka arazisi ve Taşucu Limanı ile ilgili yaptığı açıklamada, “Projenin yapımının iptal edilmesini talep ediyoruz. Hukuksal ve demokratik mücadelemiz bundan sonra da devam edecektir” dedi.

    Mersin Çevre Derneği (MERÇED) özelleştirilen Seka arazisi ve Taşucu Limanı ile ilgili Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde basın açıklaması yaptı.

    MERÇED Avukatı Semra Kabasakal yaptığı açıklamada, Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Taşucu mahallesinde bulunan Taşucu Limanının ve Seka arazisinin mevcut bölgesi, ‘Özel Çevre koruma Alanı’ olup, Ramsar Uluslararası Sözleşmesi’yle koruma alanında ve 1. derece Doğal Sit alanı olduğunu belirtti.

    “DÜNYA MİRASI LİSTESİNDE OLAN KORUNMALI, PROJEDEN VAZGEÇİLMELİDİR”

    Ekolojik olarak korunması gereken dünya mirası listesinde olan Göksu Deltası’na ve yaşam alanı olan Kum Mahallesi’ne de çok yakın olan ve kaplumbağa üreme alanına bitişiğinde yer alan bölgenin birinci derece tarımsal alan olduğuna da vurgu yapan Kabasakal, “Bu bölgeye geçmiş tarihlerde yapılması planlanan Taşucu Tersanesi’nin 2004 yılında Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen olumlu ÇED raporu;  Taşucu Belediyesi’nin 03.09.2004 tarihinde açtığı davada tersanenin Ramsar Uluslararası Sözleşmesi’yle korunan Göksu Deltası olmak üzere bölgede insan ve çevre sağlığına zarar vereceği gerekçesiyle Mersin İdare Mahkemesince 21.07.2006 tarihinde iptal edilmiş olup, bu karar Danıştay 6. İdaresi tarafından 24.04.2007 tarihinde onanmıştır” dedi.

    “PROJENİN YAPIMININ İPTAL EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Kabasakal, CEYPORT TAŞUCU LİMANI VE GERİ SAHASI PROJESİ yapımı için Çed süreci başlatıldığını Taşucu ve Silifke halkının projeye itiraz ederek, Çed toplantısını yaptırmadığının altını çizerek şunları ifade etti:

    “Projenin yapımının iptal edilmesini talep ediyoruz. Hukuksal ve demokratik mücadelemiz bundan sonra da devam edecektir. Yaşam hakkımızın korunması için bölgemizde yapımı planlanan kirli teknolojilere karşı Mersin halkının etkin mücadele etmesini istiyoruz.

    Ayrıca projenin yaratacağı olumsuzluklar ortada iken, Silifke ve Taşucu halkı projeye karşı mücadele ediyor iken adının verilmesi koşulu ile Mersin kent merkezinde Mersin Büyükşehir Belediyesinin yapmayı planladığı bilim merkezine 500 bin dolar bağış yapmayı öneren CEYPORT TAŞUCU ULUSLARARASI LİMAN İŞLETMECİLİĞİ A.Ş’nin kararının Mersin Büyükşehir Belediyesinin Haziran Meclisinde oy çokluğuyla kabul edilmiş olmasına itiraz ediyoruz. Bu kararın biran önce düzeltilmesini talep ediyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Alevilere yönelik yoğun hak ihlali yaşanıyor’-VİDEO

    ‘Alevilere yönelik yoğun hak ihlali yaşanıyor’-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’da yaşayan Alevilere yönelik hak ihlalleri, gözaltı ve tutuklamaların ciddi bir baskı halini aldığını belirten Avukat Yusuf Özperçin, “Son 1 buçuk yılda Alevi yurttaşlara gözaltı ve tutuklama şeklinde sirayet eden ciddi hak ihlalleri ortaya çıktı. Siyasi gerekçelerin yanı sıra ekonomik olarak da ciddi bir baskı ve cezalandırma söz konusu” dedi.

    Avukat Yusuf Perçin, Adıyaman’da yaşanan sorunlara dair değerlendirmede bulundu.

    Avukat Yusuf Perçin, kentte yurttaşların sokak ortasında baskı ve tehditlerin yanı sıra çeşitli ekonomik vaatlerle polislerce ajanlığa zorlandığını vurguladı.

    Bir hak ihlalinin de Adıyaman’da binlerce aile için tek geçim kaynağı olan tütün ticaretine hapis cezası öngören yasal düzenleme olduğunu belirten Perçin, ailelerin ekonomik olarak tükenme noktasında olduğunu söyledi.

    ALEVİLERE YÖNELİK GÖZALTI VE TUTUKLAMALAR

    Adıyaman’da yaşayan Alevi yurttaşlara yönelik gözaltı ve tutuklamaların hız kazandığını ifade eden Perçin, “Adıyaman’da özellikle son 1 buçuk yılda Alevi yurttaşlara gözaltı ve tutuklama şeklinde sirayet eden ciddi hak ihlalleri ortaya çıktı. Tütün protestoları sonrasında ortaya çıkan gözaltı ve soruşturmalar oldu. Daha sonra siyasi gerekçeler ile fikrin cezalandırıldığı, fikre kelepce vurulduğu ihaller söz konusu. Biz avukatlar müvekkillerle görüşme noktasında ciddi engeller konuldu. Kolluk güçlerinin tanzim ettiği, ‘Avukat istemiyorum’ evraklarıyla görüşlerimiz engellendi. Sonraki süreçte ise savcılıkta, mahkemede müdafaa hakları engellendi. Müvekkillerimizi savunma noktasında ciddi problemler yaşadık. Amaç ajanlaştırma ve yurttaşlar üzerinde ciddi bir baskı yaratmaktır” dedi.

    AJANLAŞTIRMA, ÇIPLAK ARAMA, SÜRGÜN

    Müvekkillerinin tamamının Alevi olduğunu kaydeden Perçin, gözaltına alınıp tutuklanan yurttaşlara ajanlık, çıplak arama, avukat ile görüşmeme dayatmasında bulunulduğunu dile getirerek şöyle konuştu:

    “Daha sonraki görüşmelerde müvekkillerimiz, ‘Bizlere baskı yapıyorlar. Belirli avukatlar gelmesin, bizim size ayarlayacağımız avukatlar ile ancak görüşme yapabilirsiniz. Siz devletle işbirliği yapmak zorundasınız’ gibi tehditlerle karşı karşıya olduklarını belirttiler. Netice itibari ile ciddi bir ajanlaştırma ortaya çıktı.

    Adıyaman’daki Alevi yurttaşların şu aşamada en büyük problemi budur. Kırsal kesimdeki Aleviler çok ciddi sorunlar yaşıyor. Devletin okuldur, kamu hizmeti götürmeyip tek başına bıraktığı yurttaşları birde gözaltı ve tutuklamalarla sindirmeye çalışıyor.

    Tütün işçileri de çok ciddi baskılar ile karşı karşıya. Yasa yürürlüğe girdi ve ciddi cezalandırmalar söz konusu. Benim müvekkillerimin tamamı Alevi. Hem siyasi hem de farklı gerekçelerle tutuklular. Çıplak aramaya maruz kalma durumu ve buda ciddi bir psikolojik baskıdır. Hukuki süreçleri başlattık. Adıyaman’da şu an da bir cezaevi yok. Tutukluların tamamı civardaki illere götürülüyor. Ailelerin, tutuklular ile görüşmesi çok ciddi maliyeti ortaya çıkarıyor. Çoğu zaman gidemediklerini biliyoruz. Özel bir baskı var. Bunu raporlarla evraklarla, birebir görüşmelerimiz ile tespit ediyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avukatlarından Aysel Tuğluk açıklaması

    Avukatlarından Aysel Tuğluk açıklaması

    PİRHA- HDP önceki dönem Eş Genel Başkan yardımcısı ağır hasta tutuklu Aysel Tuğluk’un yaşamını yitirdiğine dair sanal medyada  yayılan bilgileri yalanlayan avukatları, Tuğluk’un bugün ailesi ile haftalık görüşünü gerçekleştirdiğini belirterek, “ATK’nın bilime, etiğe, hukuka ve gerçeğe aykırı raporları sebebiyle halen cezaevinde tutulmaktadır” denildi.

    Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde ağır hasta olan HDP önceki dönem Eş Genel Başkan yardımcısı Aysel Tuğluk’un yaşamını yitirdiğine dair sanal medya üzerinden yayılan bilgi aile avukatları tarafından yalanlandı.

    Avukatları tarafından yapılan açıklamada, Tuğluk’un bugün haftalık aile görüşü yaptığı ifade edildi.

    “ATK BİLİME, ETİĞE, HUKUKA VE GERÇEĞE AYKIRI HAREKET EDİYOR”

    Tuğluk’un uzun süredir demans hastalığıyla mücadele etmekte olduğunu hatırlatan avukatlar, “ATK’nin bilime, etiğe, hukuka ve gerçeğe aykırı raporları sebebiyle halen cezaevinde tutulmaktadır” dedi.

    Açıklamanın devamında, Tuğluk’un hakkında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin uzman mütalaası, cezaevi tabipliğinin raporları ve reçeteleri, Cezaevi Gözlem Kurulu’nun değerlendirme raporları ve son olarak Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) tarafından hazırlanan bilimsel mütalaanın Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına, Baş Denetçilik Kurumu’na ve ATK Üst Kurulu’na gönderildiği hatırlatılarak, “ATK Üst Kuruluna ve Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığına yapmış olduğumuz sonuncu başvurumuz 18 Mart 2022 tarihinden bu yana sonuçlanmayı beklemektedir. Belirtmek isteriz ki, müvekkilimizle ilgili hazırlanan uzman mütalaaları, uygun koşullarda tedavisinin sağlanmaması durumunda kalıcı hasarların ağırlaşacağı ve bazı durumlarda ölümcül olma riskini artıracağını belirtmektedir” denildi.

    “AYSEL TUĞLUK’UN TEDAVİ HAKKI SAĞLANMALIDIR”

    Açıklamada son olarak şunlar dile getirildi:

    “Müvekkilimiz biraz evvel cezaevinde rutin haftalık aile görüşünü gerçekleştirmiştir. Ancak bu vesileyle bir kez daha hatırlatmak isteriz ki, Sayın Tuğluk’un cezaevinde geçirdiği tek bir saat dahi sağlığını geri dönüşü olmayacak şekilde tahrip etmekte, bir başkasının yardımı olmaksızın hiçbir ihtiyacını karşılayamamakta ve bir an önce insani koşullarda bir sağlık merkezinde tedavisinin sağlanması gerekmektedir. Müvekkilimizin tam teşekküllü bir hastane yerine halen cezaevinde kalması sürecinde sorumluluğu bulunan kamu görevlilerinin, geldiğimiz aşamanın birincil sorumlusu olduklarını ve sürecin takipçisi olduğumuzu bir kez daha hatırlatırız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Av. Several Ballıkaya: Türkiye Barolar Birliği, Aysel Tuğluk için harekete geçmelidir

    Av. Several Ballıkaya: Türkiye Barolar Birliği, Aysel Tuğluk için harekete geçmelidir

    PİRHA- Aysel Tuğluk’un günlük ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntı yaşadığını ve ciddi hafıza kaybı olduğunu belirten Av. Several Ballıkaya, Barolar Birliği’nin Tuğluk’a sahip çıkması ve bu duruma itiraz etmesi gerektiğini dile getirdi.

    Cezaevlerinde hasta tutukluların cenazeleri birbiri ardına çıkarken, Adalet Bakanlığı sessizliğini koruyor. Türkiye hapishanelerinde İHD’nin tespit edebildiği kadarıyla 604’ü ağır olmak üzere 1605 hasta mahpus bulunuyor.

    Hasta tutuklulardan biri de Aysel Tuğluk. Beş yılı aşkın süredir Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutulan ve cezaevinde demans teşhisi konulan HDP’nin Eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un cezaevinden tahliyesi için ‘Aysel Tuğluk’a Özgürlük İçin 1000 Kadın’ın imzasıyla başlayan ve kısa sürede 54 ülkeden 6 binin üzerinde kadının imzasına ulaşan kampanya devam ediyor.

    Aysel Tuğluk’la aynı koğuşta kalan ve Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı olduğu dönemde yerine kayyım atanıp cezaevine konulan Gültan Kışanak, Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun giderek ağırlaştığına işaret ederek, Aysel Tuğluk’un cezaevinde öz bakımı, kişisel temizliğini yapma, banyosu, kıyafetlerini giyinme, çamaşırlarını yıkama, çayını bardağa doldurma, yemeğini yeme, bulaşıklarını yıkama gibi aklınıza gelebilecek her türlü yaşamsal ihtiyacını karşılayamadığına dikkat çekerken, insan hakları ve hukuk örgütleri Aysel Tuğluk’un bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunuyor.

    Son olarak kadın avukatlar Tuğluk’u cezaevinde ziyaret etti. Ziyaret sonrası açıklama yapan avukatlar, Tuğluk’un sağlık durumunun kötüye gittiğini belirterek, serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    “DERSİM’DEKİ KÖYÜNÜ ÇOK ÖZLEDİĞİNİ SÖYLEDİ”

    Mezopotamya Haber Ajansı’ndan (MA) Esra Solin Dal’a konuşan Avukat Several Ballıkaya, Tuğluk’un hastalığının ilerlediğini belirterek, başta barolar olmak üzere tüm duyarlı kesimlerin Tuğluk’a ses olmasını isteyerek, şunları söyledi:

    “Sağlık durumu hastane raporları ile uygundu. Beni hatırlayıp hatırlamayacağı korkusu içimi sararken, tanıması beni çok mutlu etti. Okul anılarından bahsetti. Herkesi çok özlediğini söyledi. Özellikle Dersim’deki köyünü çok özlediğini söyledi. Her seferinde gözleri doldu. Ama Aysel her zaman çok güçlü bir kadındı. Yine çok güçlü durmaya çalışıyordu, fakat cezaevinin hastalığı üzerindeki etkisini kendisini ne kadar etkilediğinin farkındaydı. Hayatın doğal akışında günlük ihtiyaçlarını giderme konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığını da söyledi. Bazen dışarıdan bir şey istediğinde, istediği şeyi unutup tekrar talep ettiğini belirtti. Kendisi için sürdürülen mücadeleden minnetle bahsetti ve herkese çok teşekkür etti.”

    “HEM FİZİKSEL HEM DE RUHSAL OLARAK DURUMU DAHA KÖTÜYE GİDİYOR”

    Normal günlük hayatla ilgili hafızasında çok ciddi kayıplar olduğunu vurgulayan Ballıkaya, unutkanlığının farkında olması, onda büyük tahribatların yarattığına dikkat çekti. Ballıkaya, Tuğluk’un eskisine oranla hem fiziksel hem de ruhsal olarak durumunun daha kötüye gittiğini kaydetti.

    TBB HAREKETE GEÇMELİ

    Adalet Bakanlığı’na, ATK ve mahkemeye çağrıda bulunan Ballıkaya, sağlık durumuna rağmen bir kişinin cezaevinde tutulmak istenmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtti.

    Tuğluk’un 30 yıldır İstanbul Barosu’na bağlı avukatlık yaptığını ve Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) bağlı olduğunun altını çizen Ballıkaya, Barolar Birliği’nin Tuğluk’a sahip çıkması ve bu duruma itiraz etmesi gerektiğini dile getirdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tahir Elçi’nin yaşamını anlatan ‘Kırık Saat’ filminin gösterimi yapıldı-VİDEO

    Tahir Elçi’nin yaşamını anlatan ‘Kırık Saat’ filminin gösterimi yapıldı-VİDEO

    PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde Dört Ayaklı Minare önünde katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin yaşamını ve mücadelesini anlatan ‘Kırık Saat’ filminin gösterimini yaptı.

     

    5 Nisan Avukatlar Günü’nde Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi ‘Kırık Saat’ filminin gösterimini yaptı. Dört Ayaklı Minare önünde katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin yaşamını ve mücadelesini anlatan ‘Kırık Saat’ filminin gösterimine sivil toplum ve demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sıra onlarca avukat katıldı.

    PİRHA/MERSİN

  • Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının durdurulması için Danıştay’a gidildi

    Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının durdurulması için Danıştay’a gidildi

    PİRHA- Akkuyu Nükleer Santrali’nin ÇED raporu olmadan devam eden inşaatının durdurulmasına verilen ret kararının bozulması için Danıştay’a temyiz başvurusu yapıldı. Davaya ilişkin açıklama yapan Çevre derneklerinin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, santralin bir milli güvenlik sorunu olduğunu ve bir an önce durdurulması gerektiğini ifade etti.

    Akkuyu Nükleer Santrali’nin hukuken geçerli bir ÇED raporu olmadığı gerekçesiyle santralin devam eden inşaatının durdurulması için Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri tarafından açılan davada verilen ‘ret’ kararının bozulması için Danıştay’a temyize gidildi.

    “ROSATOM SABIKALI BİR ŞİRKET”

    Çevre derneklerinin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal tarafından yapılan açıklamada, Rusya devletine ait bir nükleer santralin Türkiye’nin bekasını tehdit eden bir milli güvenlik sorunu olduğunu belirterek, “Akkuyu’yu inşa eden Rosatom 1986’da Çernobil‘i patlatan, bütün Avrupa‘yı ve Karadeniz bölgemizi kansere boğan sabıkalı bir şirkettir. Halen Çernobil nükleer santralindeki radyoaktif atıklar 10 binlerce ton betonun altında tutularak radyasyon kontrol edilmeye çalışılırken, emperyalist Rusya Çernobil ve Zaporisya nükleer santrallerine füze atmakta, bütün dünyayı ateşe doğru sürüklemektedir” dedi.

    Atal, Akkuyu’da son 17 bin yıldır yıkıcı deprem olmadığı için her an nükleer felaket yaratacak deprem olabileceğini, Fukushima nükleer faciasının Japonya’ya maliyetinin bir trilyon dolar olup, böyle bir maliyetin Türkiye’yi ekonomik ve ekolojik olarak çökerteceğinin altını çizdi.

    “HUKUKEN GEÇERLİ ÇED RAPORU YOK”

    Akkuyu Nükleer Santrali’nin bütün ulusal, ekolojik, jeolojik, risklerinin yanında hukuken geçerli bir ÇED raporunun da olmadan inşaatına devam edildiğine dikkat çeken Atal, şunları kaydetti:

    “Yeni bir ÇED sürecine başlanılması ve bu süreç sonlandırılana kadar inşaatın durdurulması gerekmekteyken, hukuka aykırı şekilde inşaat devam ediyor. Bu durumda yukarıdaki mevzuat ışığında Akkuyu nükleer santralinin geçerli bir ÇED raporu ve geçerli bir üretim lisansı olmadığından yeni bir ÇED raporu alınmasına dair açtığımız dava Mersin 2. İdare Mahkemesi tarafından reddedilmiş, bu kararı istinaf talebimiz ise Adana Bölge İdare Mahkemesi tarafından bire karşı iki oyla reddedilmiştir. Ülkemizin ve halkımızın Akkuyu Nükleer Santrali belasından kurtulabilmesi için ‘ret’ kararını temyiz ettiğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/MERSİN

  • Avukat Alişan Şahin serbest bırakıldı

    Avukat Alişan Şahin serbest bırakıldı

    PİRHA- İki gün önce gözaltına alınan ÖHD Ankara Şube Yöneticisi avukat Alişan Şahin, serbest bırakıldı. 

    Mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek gözaltına alınan Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Ankara Şube Yöneticisi ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) üyesi avukat Alişan Şahin serbest bırakıldı.

    Sabah saatlerinde savcılıkta ifadesi alınan Şahin, adli kontrol şartıyla tahliye edilmesi talebiyle Bolu 2’nci Sulh Mahkemesi’ne sevk edildi. Şahin’in ifadesini alan mahkeme, Şahin’i adli kontrol şartıyla serbest bıraktı. Gözaltına alınan diğer 20 kişinin ise yarın savcılık ifadesinin alınacağı belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)