Etiket: aydın

  • Karahalil: Zorunlu din dersleri eğitimi, temel insan haklarına aykırıdır

    Karahalil: Zorunlu din dersleri eğitimi, temel insan haklarına aykırıdır

    PİRHA-Zorunlu din dersleriyle ilgili olarak bir yazı kaleme alan HBVAKV eski yöneticisi Seyit Karahalil, “Milli Eğitim Bakanlığı, velilerin ve öğrencilerin tercihlerine saygı duymak bir tarafa, tam bir otorite ülkelere has şekilde eğitimin dinselleştirmesi politikasını pervasızca sürdürmektedir” ifadelerine yer verdi.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) eski yöneticisi Seyit Karahalil, zorunlu din derslerine ilişkin “Ders zili mi? Dert zili mi?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Karahalil yazısında laik devletin gereklerine değinirken, “Bir devletin laik olması, laikliğin temel değerleri olan din ve vicdan özgürlüğü, dini tercihlerin hukuki eşitliği ve devletin tarafsız olması ilkelerinin yaşam bulmasına bağlıdır” ifadelerini kullandı.

    Karahalil‘in yazısı şöyle:

    “İnsan hakları ayırımsız, bütün insanlar için evrenseldir bir bütündür. Ülkelerin kendi iç hukuklarına göre şekillendirilemez. Temel insan haklarından biri de, inanç ve vicdan özgürlüğü hakkıdır. Zorunlu din dersleri eğitimi, temel insan haklarına aykırıdır. Çağdaş eğitim sistemlerinde zorunlu din dersleri akla ve aklın yaratılarına vurulmuş bir kelepçedir. Laik bir ülkede, dini eğitim vermek devletin görevi değildir. Çünkü laik devletin dini olmaz. Laik devlet, tüm dini inançlara ve inançsızlara eşit mesafede olmak zorundadır.

    Kamusal düzeni belirleyen toplumsal sözleşme olan hukuki kurum ve kamusal alan tüm dinlere, tüm inançlara ve tüm inançsızlara eşit mesafede olmak zorundadır. Devlet ayırımcılık yaparak bir inancı topluma kabul ettirmek, ya da diğer inançlar karşısında üstün kılacak desteklerde bulunamaz.

    “CİHAT ÖRGÜTLERİNE MİLİTAN YETİŞTİRME ADINA ÇİRKİN OYUNLARINI OYNUYORLAR”

    Bizler, yaşamımızın birinci sırasına, çocuklarımız iyi bir eğitim alsın, bilgili, bilinçli, sorgulayan, kültürel olarak donanımlı, doğaya, çevreye ve tüm canlılara saygılı, onların yaşam hakkını savunan, kendi dilini, inancını, bilen koruyan  ve daha önemlisi başkalarının yaşam hakkına ve inancına saygı duyan bir birey olarak yetişmesi için köyünden, toprağından kopup gelenleriz. Biz bu gerçek ve gerekçelerle çocuklarımızın kaliteli eğitim alması için  saçımızı süpürge ederek, sosyal yaşantımızı sıfırlayarak kentlerin varoşlarına yerleştik.

    Eğitim sistemini kurgulayan kafalar ise, bizim geleceğimizi ellerimizden alıp, dindar ve kindar olarak yetiştirecek olan çocuklarımızı yuvalarından koparıp, cihat örgütlerine adeta bir militan olarak yetiştirmek adına, her türlü çirkin oyunlarını oynamaya devam ediyorlar.

    Bu durum karşısında mücadele topyekûn olmak zorundadır. Atanamayan öğretmenler, zorunlu imam hatip okullarına kayıtlar, ana dilde eğitimin olmayışının getirdiği sorunlar, hepimizin sorunu, ne yazık ki bu sistem sadece idare edenlerin döneminin bir ürünü olmadığı ve bir bütün olarak, süreci uzun yıllara dayanmakta ve devletin aklının, bir projesi olarak karşımızda durmaktadır.

    “SESSİZ KALIŞIMIZ DAHA NE KADAR SÜRECEK?”

    Ancak bu proje şimdi daha beter bir noktaya taşınmakta ve ceberut bir dayatmayla bizi karşı karşıya bırakmaktadır. Buna boyun eğmemiz, sessiz kalışımız daha ne kadar sürecek?

    Milli Eğitim Bakanlığı, velilerin ve öğrencilerin tercihlerine saygı duymak bir tarafa, tam bir otorite ülkelere has şekilde eğitimin dinselleştirmesi politikasını pervasızca sürdürmektedir. Uygulamaları, evrensel hukuk normları ve eğitim hakkı ve inanç özgürlüğü adına, hiçbir öğrenciyi istemediği bir okul türünde eğitim almaya zorlayamaz.

    İnanç ve vicdan özgürlüğü hakkının yaşam bulması, ayrımcılık yasağı ile ilgilidir. Kişi ve grupların inançlarını ve inançlarının gereklerini özgürce yaşayabilmeleri, ancak laik bir hukuk devletinde olanaklıdır. Bir devletin laik olması, laikliğin temel değerleri olan din ve vicdan özgürlüğü, dini tercihlerin hukuki eşitliği ve devletin tarafsız olması ilkelerinin yaşam bulmasına bağlıdır.

    İnanç ve vicdan özgürlüğü; laik devletin bireyin inancını ve bunun gerektirdiği ibadetini belirlemede, uygulamada tamamen özgür olmasıyla olanaklıdır. Bireyin dilediği dini ve dilediği inancı seçme özgürlüğüne sahip olması gerekir. Bu sorun bu ülkede yaşayan her kesimin derdi olup, bu derdimize derman ellerimizdedir ve bu bozuk düzene dur demektir. (Acaba bu sistemi dayatanların çocukları bu eğitime tabi mi?)

    Şöyle ya da böyle, bir gün mutlaka bunu yapanları da başı dönecektir. Tıpkı Şıranın ezeni sarhoş etmesi gibi.”

    PİRHA/AYDIN

  • ‘İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasın’

    ‘İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasın’

    PİRHA- Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Topçam Köyü’nde evlerine 60 metre uzaklıktaki Eysim Maden Araştırma Şirketi’ne  karşı mücadele veren Ali ve Cennet Coşkun’un evlerinin kurşunlanmasına yaşam savunucusu ekolojistler tepki göstererek, “İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasından endişe duyuyoruz. Söz veriyoruz, yaşam alanını savunan hiçbir birey yalnız kalmayacak!” dedi.

    Aydın’ın Çine ilçesine bağlı Topçam Köyü’nde evlerine 60 metre uzaklıktaki Eysim Maden Araştırma Şirketi’ne karşı mücadele veren Coşkun ailesinin evinin kurşunlanmasına yaşam savunucuları “demokratik yollardan yaşamı, doğa hakkını savunmak hiçbir şekilde suç sayılamaz ve yargılanamaz” diyerek tepki gösterirken, kamuoyuna yönelik de acil bir dayanışma çağrısında bulundu.

    Çine Yaşam Platformu Sözcüsü Ahmet Uslu, ateş edenlerin saldırıdan sonra farlarını söndürdükleri araçlarıyla konvoy halinde Çine’ye doğru gittiklerini ve köylülerin de onları takip ettiğini söyledi. Uslu ayrıca, Coşkun ailesinin uzun zamandır maden şirketi tarafından; “Sizleri öldürürüz” diye tehdit edildiğini belirtip, ikinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasın diye de uyardı.

    “DEMOKRATİK YOLLARDAN YAŞAM HAKKINI SAVUNMAK HİÇBİR ŞEKİLDE SUÇ SAYILAMAZ”

    Grup saldırıya yönelik yaptığı yazılı açıklamada, gelecekte neler yapabileceklerine dair bir toplantı esnasında saldırı haberini aldıklarını, Ali ve Cennet Coşkun’un, açılan ateşten sonra evlerinden kaçmaya çalışırken Cennet Coşkun yol üzerinde baygınlık geçirdiği ifade edilerek, şunlar ifade edildi:

    “İkinci bir Büyüknohutçu katliamı olmasından endişe duyuyoruz. Bu saldırı, doğa hakkı savunusu yapanların can güvenliği açısından, bu tür davaların peşini bırakmamak gerektiğinin önemini de göstermiş oldu. Türkiye’de gerek Dünya’da yaşam alanlarını savunan insanlara saldırıp darp etmek, tehdit ile sindirmek ve hatta öldürmeye teşebbüs etmek ve de öldürmek adına sonuna kadar gidebiliyorlar. Yok, oluş İsyancılarının yaptığı her demokratik eylem, hemen suç kapsamına alınıyor. Oysa demokratik yollardan yaşamı, doğa hakkını savunmak hiçbir şekilde suç sayılamaz ve yargılanamaz”

    “BU SALDIRILAR İLK DEĞİL”

    Ekolojik krizin, tüm yaşamı tehdit ettiği şu dönemde ekoloji aktivistlerinin, doğa hakkı savunusu yapan herkesin yaşam güvencesi için toplumsal bir muhalefet oluşturma sorumluluğu her bireyin omuzlarında yükseldiği denilen açıklamada şu görüşlere yer verildi:

    “Türkiye’de ise bu yaşadığımız saldırı ilk değil. Daha önce, Metin Lokumcu, üzerine sıkılan gazla öldürüldü, Alakır’da yaşayan arkadaşlarımız Tuğba ve Birhan’ın üzerine ateş açılıp defalarca tehdit edildi. Dört yıl önce de sevgili Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çifti, tetikçi tutularak öldürüldü. Şunu iyi biliyoruz ki kapitalistler ve devletler bu gücü ve sonu ölüme dahi varan saldırganlığı, yaşam ve doğa hakkı savunucularına toplum desteği yetersizse daha çok bulabiliyor kendinde. Doğa hakkı savunusu yapan herkesin yaşam güvencesi için toplumsal bir muhalefet oluşturma sorumluluğu her bireyin omuzlarında yükseliyor. Söz veriyoruz, yaşam alanını savunan hiçbir birey yalnız kalmayacak! Söz veriyoruz, Aysin ve Ali Ulvi Büyüknohutçu cinayetinin bütün yönleriyle aydınlanması için büyük bir çaba içerisinde olacağız. Söz veriyoruz, yaşamı var eden tüm canlıların, doğanın hakkını savunmak için cesaretle sisteme karşı duracağız, tıpkı sevgili Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu gibi.”

    Gençağa Karafazlı/AYDIN

  • Aydın’da bir genci darp eden polis ve bekçiye soruşturma açıldı

    Aydın’da bir genci darp eden polis ve bekçiye soruşturma açıldı

    PİRHA-Aydın’da bir polis ve bekçinin, sokak ortasında bir gence şiddet uyguladığı görüntüler sosyal medyaya yansımıştı. Aydın İl Emniyet Müdürlüğü, gence şiddet uygulayan polis ve bekçi hakkında idari soruşturma başlatıldığını açıkladı.

    Korkusuz gazetesi yazarı ve CHP’nin eski milletvekili Barış Yarkadaş bir yurttaşın kendisine gönderdiği videoyu Twitter hesabından paylaşmıştı. Aydın’ın Efeler ilçesinde çekildiği belirtilen görüntülerde bir gencin, bir polis ile bekçinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz kaldığı görülüyordu.

    Polisin, ‘Seni öldürürüm’ diyerek tokat attığı yurttaşın videosunu Yarkadaş, sosyal medya hesabından, şu ifadelerle paylaşmıştı:

    “Bu videoyu Aydın’da yaşayan bir yurttaşımız yolladı. Yer; Aydın Efeler Orta Mahalle. Polis ve bekçi, bir genci tokatlıyor. Polis bir süre sonra geri geliyor ve gence ‘Seni öldürürüm’ diyor. İşkence sokağa taşınmış. Polisteki cürete bakın. Hukukun kalmadığını bildiği için rahat!”

    EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ, SORUŞTURMA BAŞLATILDIĞI AÇIKLANDI

    Polis şiddetinin yansıdığı görüntülerin paylaşılmasının ardından,  Aydın İl Emniyet Müdürlüğü yaşanan olay ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada; “Bazı sosyal medya hesapları ve basında olayın bir kısmı ile ilgili ortaya çıkan görüntülerde güvenlik personelinin vatandaşımıza yönelik uygunsuz davranışlarının görülmesi üzerine konuya müdahil olan bir Komiser Yardımcısı ile bir Çarşı ve Mahalle Bekçisi hakkında idari soruşturma başlatılmıştır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Aydın’da polis ve bekçi şiddeti kameraya yansıdı: Seni öldürürüm!-VİDEO

    Aydın’da polis ve bekçi şiddeti kameraya yansıdı: Seni öldürürüm!-VİDEO

    PİRHA- Aydın’da bir polis ile bekçinin sokak ortasında bir vatandaşa fiziksel ve sözlü şiddette bulunduğu sosyal medyaya yansıdı. Polisin “Seni öldürürüm” diyerek tokat attığı görülen videoya ilişkin Gazeteci Barış Yarkadaş, “İşkence sokağa taşınmış. Polisteki cürete bakın. Hukukun kalmadığını bildiği için rahat!” dedi.  

    Korkusuz gazetesi yazarı ve CHP’nin eski milletvekili Barış Yarkadaş bir yurttaşın kendisine gönderdiği videoyu Twitter’da paylaştı.

    Aydın’ın Efeler ilçesinde çekildiği belirtilen görüntülerde bir gencin, bir polis ile bekçinin fiziksel ve sözlü şiddetine maruz bırakıldığı görülüyor.

    Polisin, “Seni öldürürüm” diyerek tokat attığı yurttaşın videosunu Yarkadaş, sosyal medya hesabında “Bu videoyu Aydın’da yaşayan bir yurttaşımız yolladı. Yer; Aydın Efeler Orta Mahalle. Polis ve bekçi, bir genci tokatlıyor. Polis bir süre sonra geri geliyor ve gence “Seni öldürürüm” diyor. İşkence sokağa taşınmış. Polisteki cürete bakın. Hukukun kalmadığını bildiği için rahat!” ifadeleriyle paylaştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gelecek Partisi’nin Aydın’da verdiği yemeğe Alevi kurumları da katılmış

    Gelecek Partisi’nin Aydın’da verdiği yemeğe Alevi kurumları da katılmış

    PİRHA- Gelecek Partisi’nin Aydın’da düzenlediği akşam yemeğine kentte bulunan Alevi kurumlarının da katıldığı öğrenildi. 

    Ahmet Davutoğlu’nun genel başkanlığını yaptığı Gelecek Partisi, Aydın’da sivil toplum kuruluşlarının katıldığı akşam yemeği verdi.

    Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı olan Alevi Kültür Dernekleri’nin eski Başkanı Doğan Demir, yemeğe Aydın’daki Alevi kurumlarının başkanlarının da katıldığını duyurdu.

    Demir, Twitter hesabından “Genel Başkanımızın katılımı ile Aydın’da STK ve kanaat önderleri ile birlikte akşam yemeğinde bir araya geldik. Davetimize iştirak eden Aydın Alevi kurumlarının değerli başkanları, yol arkadaşlarıma, emektarlarıma çok teşekkür ederim, iyiki varsınız” dedi. 

    Alevilerin, AKP’den ayrılan İslamcı-sağ kimlikleriyle tanınan kişilerin kurduğu partilere sıcak bakmadığı biliniyor. Doğan Demir’in Gelecek Partisi’ne AKD Başkanlığından istifa edip katılması da büyük tepki çekmişti.

    PİRHA/ AYDIN 

  • Elektrik faturalarında kullanımdan fazla vergi alınıyor

    Elektrik faturalarında kullanımdan fazla vergi alınıyor

    PİRHA – Mardin Dargeçit’te yüksek gelen elektrik faturaları nedeniyle bir araya gelen yurttaşlar DEDAŞ İlçe Müdürlüğü önünde eylem yaptı. İddiaya göre, 30 bin nüfuslu Dargeçit ilçesinde DEDAŞ keyfi fatura çıkarıyor. İlçede sık sık da elektrik kesiliyor.

    Mardin’in Dargeçit ilçesinde vatandaşlar yüksek elektrik faturalarına tepki gösterdi. Ellerinde yüksek meblağlı faturaları ile Dicle Elektrik Dağıtım AŞ. Dargeçit İlçe Müdürlüğü önünde bir araya gelen vatandaşlar, kesilen faturaların gerçeği yansıtmadığını belirtti.

    Faturaları ödeyecek güçleri olmadığını belirten vatandaşlar, DEDAŞ’ın dolandırıcılık yaptığını ifade etti. Sayaçlarının direklerin üzerine çıkarıldığını ve kendilerinin kontrol edemez duruma getirildiğini söyleyerek tepki gösteren vatandaşlar, hukuksuz uygulamalara son verilmesini istedi.

    Faturalar, Enerji Piyasası Denetleme Kurulundaki fatura hesaplama sisteminin çok üstünde ücretlendirme yapıldığı vatandaşların tespiti ile ortaya çıktı. Bunlarla birlikte Dargeçit ve Çevre Köyleri Derneği imza  kampanyası başlattı. İmza kampanyasının açıklamasında “Güneydoğu Anadolu Bölgesinde elektrik dağıtımı yapan DEPSAŞ Enerji son dönemlerde elektrik faturalamada olağan dışı ücretlendirme yaptığı ve vatandaşları mağdur edildiği görülmektedir.” dendi. Devlet kurumlarını ve yerel yöneticilerin vatandaşın bu mağduriyetini giderici adımlar atması istendi.

    CHP Antep Milletvekili Bayram Yılmazkaya da son dönemde yurttaşlardan yükselen kabarık elektrik faturası şikayetlerini gündeme taşıdı.

    “Elektriğe yapılan yüzde 15 zam vatandaşın faturasına yüzde 100 olarak yansıdı” diyen Yılmazkaya, hükümetin vatandaşın yanında değil, elektrik şirketlerinin yanında yer aldığını belirtti.

    Milletvekili Yılmazkaya, “Sanayi kenti olan Gaziantep başta olmak üzere ülke genelinde işsizliğin artığı, vatandaşın evine ekmek götüremediği şu zor günlerde, yüksek gelen elektrik faturasını vatandaş nasıl ödesin? AKP’nin vatandaşı soymak için kurduğu düzende, sadece bir konutta 60 lira kullanım bedeli olan elektrik faturası vatandaştan 200 lira olarak tahsil ediliyor” ifadelerini kullandı.

    CHP Aydın Milletvekili Aydın Özer de konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. Özer, “Faturalar halkımızı cayır cayır yakıyor. Aşırı sıcaklar nedeniyle klima kullanımının artması veya tarifelerin Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından belirlendiği yönündeki açıklamalar ikna edici değil. Yani bütün suç klimanın mı? 57 kuruş olan birim fiyatın 74 kuruşa çıkarılması, kayıp/kaçak bedeli, KDV, TRT payı ya da fonların hiç mi suçu yok?” şeklinde konuştu.

    FATURALARA NASIL İTİRAZ EDİLİR?

    Faturalara itiraz süresi teslim edildikten 8 gün sonunda dolmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de 21 özel elektrik dağıtım şirketleri tarafından yapılır. Eğer yurttaşlar faturalarının normalden yüksek geldiğinden şikayetçiyse ilk olarak hizmet alınan elektrik dağıtım şirketine itiraz dilekçesi yazmaları gerekmektedir. Dilekçeyi işletmenin ya da hizmet birimlerine elden teslim edebilirler. Bunun dışında posta ve e-posta da tercih edilebilir. Dilekçenin ulaşması ile şikayet kaydı oluşmuş olur. Bununla beraber elektrik dağıtım şirketlerinin web sitelerinde yer alan “fatura itiraz bölümü” üzerinden de dilekçelerini verebilir ya da şablon formu doldurabilirler.

    Helin YILMAZ/ PİRHA

     

  • Eski belediye başkanı, engelli vatandaşı darp etti!-VİDEO

    Eski belediye başkanı, engelli vatandaşı darp etti!-VİDEO

    PİRHA-Aydın’da eski Belediye Başkanı Yusuf Vural, arkadaşıyla birlikte engelli vatandaşı darp etti.

    Aydın’ın Buharkent ilçesindeki bir kıraathanede yaşanan olay sosyal medyanın da gündemine yerleşti. MHP’den İYİ Parti’ye geçen Buharkent Belediyesi eski Başkanı Yusuf Vural, engelli vatandaşı yumruklayarak darp etti.

    Olay anına dair görüntülerde Yusuf Vural, önce engelli vatandaşla tartışmaya başladı. Cumhur İttifakı’na destek verdiği öğrenilen engelli vatandaşla tartışmaya başlayan Vural, “Bizim sayemizde Bozdoğan’da çalıştın. Çıktın geldin nankörsün sen” sözlerini kullandı. Engelli vatandaş ise Yusuf Vural’a “Sensin nankör. Sen davanı nankör ettin” cevabını verdi.

    İYİ Partili Vural’ın videonun devamında “Bugüne kadar kimi sattım” diyerek engelli bireye acımasızca saldırdı. Yanındaki arkadaşıyla birlikte engelli vatandaşı dakikalarca darp eden Vural, yere düşen şahsı, yerdeyken de tekmeledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Temiz’den Alevi köylerine cami yapılmasına tepki: Bırakın özgür yaşayalım-VİDEO

    Dede Temiz’den Alevi köylerine cami yapılmasına tepki: Bırakın özgür yaşayalım-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Akbük Şubesi/Cemevi dedelerinden Zeynel Abidin Ocağı mensubu Erdoğan Temiz, Alevi yerleşkelerine yapılan camilerin ve yüksek sesle okunan ezanın asimilasyon politikalarının bir aracı olduğunu söyledi. Temiz, “Benim gönlümde yatan Alevi inancı, Alevi sevgisidir. O yola duyduğum saygıyı, sevgiyi hiç kimse sökemez, ben de bir başkasının inancını sökemem. Bırakın özgür yaşayalım” diye konuştu.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Akbük Şubesi/Cemevi dedelerinden Zeynel Abidin Ocağı mensubu Erdoğan Temiz, Alevi yerleşkelerine yapılan camilerin ve yüksek sesle okunan ezanların asimilasyon politikalarının bir aracı olduğunu belirterek, yaşanan bu tür durumların insan haklarına aykırı bir tutum olduğunu söyledi. Temiz, tüm inançların özgürce yaşanmasının insanlık açısından büyük bir zenginlik olduğunu da vurguladı.

    “İNANÇ, ZORLA BAŞKASINI KENDİNE BENZETMEK DEĞİLDİR”

    İnancın özünün zorbalık değil sevgi ve saygı olması gerektiğini ifade eden Temiz şunları dile getirdi:

    “Biz nasıl ki sinagoga, camiye saygı gösteriyorsak onlar da bize saygı göstererek. Bu tip çalışmalardan vazgeçmelidir. Benim gönlümde yatan Alevi inancı, Alevi sevgisidir. O yola duyduğum saygıyı, sevgiyi hiç kimse sökemez ben de bir başkasının inancını sökemem. İnanç nedir? İnanç yaşadığımız dünyada sevgiyi paylaşmaktır. İçinde bir sevgi varsa onu paylaşmaktır. Zorbalık değildir, baskı değildir, zorla kendisine benzetmek değildir. Zorla hiçbir şeyi değiştiremezsiniz. Zorla yaptığınız bir şey toplumu huzursuz eder, üzer. O zaman saygınız azalır, toplum size saygı göstermez. Gitsem bir caminin veya bir kilisenin yanında yüksek sesle bağırsam hoşlarına gider mi? Ya da bir Sünni köyüne gitsem yüksek sesle bağırsam, cem yapmaya kalksam hoşlarına gider mi? O nedenle bizi de aynı şekilde görmelerini istiyoruz. Bizim de bir düşüncemiz var, inancımız var. Biz de insanız biz de kırılıyoruz, üzülüyoruz. O kadar çok haksızlıklarla karşılaşıyoruz ki, bize yakışmayan sözlerle karşılaşıyoruz üzülüyoruz. Bu doğru değil.”

    “İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE NEDEN MÜDAHALE EDİYORSUNUZ?”

    Uygulanan asimilasyon politikalarının insan haklarına aykırı olduğunu belirten Temiz sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu yapılanlar insanlık açısından doğru değil. Günümüzde artık insan hakları diye bir şey var. Bugün artık doğa hakları var, hayvan hakları var, çocuk hakları var, yaşadığınız çevrenin hakkı var. İnsan hakkı da bunların başında geliyor. İnsan haklarının başında da inanç özgürlüğü var. O zaman siz inanç özgürlüğüne neden müdahale ediyorsunuz? Bu doğru değil. Bu açıdan yaklaşarak bu tür girişimlerin karşısında durmak gerekiyor. O nedenle kuruluşların, vakıfların, derneklerin bir araya gelerek bu tarz saldırılar karşısında ortak ses çıkarmaları gerekir. Sanıyorum ki o zaman bu tür saldırılardan, çalışmalardan vazgeçerler.

    Biz birçok yerde de görüyoruz ki Alevi köyünde cami var, hoca var. Ama bakıyorsun hoca tarlaya gitmiş çalışıyor yeri geliyor ezan bile okumuyor. Yazık değil mi, günah değil mi? O insanları sıkıntıya sokuyorsunuz. İmama da yazık, oradaki camiye de yazık. Orada yaşayan halka yönelik bir acımasızlık oluyor. İnsanların kalpleri kırılıyor, yürekleri yanıyor. Bu toplumu ayrıştırmak oluyor. Onun için bizim amacımız toplumu birleştirmek olmalı, sevgi ekseninde birleştirmek olmalı. Bütün dinlerin temelinde sevgi yatıyorsa, insanlık yatıyorsa o zaman niye birbirimizden ayrılalım. Şöyle düşünelim yüzlerce, binlerce inanç var. Binlerce kır çiçeği olarak düşünelim onları. İçinden birini soldurduğunuzda o güzelliklerden biri yok olup gider. Alevilikte o inançlardan bir tanesi. Niye solduruyorsunuz onu? Bırakın o güzellikler içerisinde oda yeşersin.”

    BIRAKIN ÖZGÜR YAŞAYALIM”

    “Biz insan olmaya geldim diyoruz” diyen Dede Temiz, “Benim kabem sevgidir diyoruz. O zaman niye sevgiye karşı çıkıyoruz? Gelin sevgide buluşalım. Bütün inançlar için geçerli bu. O inanca inanan insanlar kendi inancıyla yaşasın. Dünyanın neresinde olursa olsun ben katılayım veya katılmayayım, Afrika’da olur, Asya’da olur, Avrupa’da olur, eğer bir inanç, bir dil yok oluyorsa bir güzellik yok oluyordur, bir çiçek soluyordur. Bu nedenle Aleviliğin o insancıl yapısıyla, dünyaya örnek olan barışçıl duruşuyla yaşamasını istiyorum. Bırakın biz özgür yaşayalım. Siz de yaşayın, biz de” şeklinde konuştu.

    Cebrail ARSLAN/AKBÜK-AYDIN

  • Didim Cemevi Başkanı İlhan: Aleviler üzerinde yoğun mahalle baskısı var-VİDEO

    Didim Cemevi Başkanı İlhan: Aleviler üzerinde yoğun mahalle baskısı var-VİDEO

    PİRHA-Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, Alevi inancında Hakk’a yürüme erkanı ritüelleri ve Aleviler üzerinde devam eden baskılara ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Alevi inancında baskı ve katliamlar sonucu asimilasyonun etkilerinin görüldüğünü belirten İlhan, “Bazı Aleviler biraz korkudan biraz da öteki tarafa şirin görünmekten dolayı inancımızın içine diğer inançların karışımını ekledi. Biz Didim’de hala çeşitli baskılara maruz kalıyoruz” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu’na bağlı Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan Alevilik inancında Hakk’a yürüme erkanlarının ritüelleri ve Aleviler üzerinde devam eden baskılara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    İlhan, Yavuz Sultan Selim’in yaptığı katliamdan sonra yaklaşık 600 yıldır Aleviliğin Sünni islamın baskısı ve etkisi altında olduğunu söyledi.

    Alevilik inancının katliamlar ve baskılar sonucunda Sünni İslam hegemonyası altında bugüne kadar geldiğini ifade eden İlhan, yaşananlardan dolayı diğer inançlarla harmanlanmış olduğunu belirtti. İlhan ayrıca, ‘Bazı Aleviler biraz korkudan biraz da öteki tarafa şirin görünmekten inancımızın içine diğer inançların karışımını ekledi’ vurgusunu yaptı.

    “CENAZE ERKANLARIMIZI ANLAYACAĞIMIZ DİLDEN YAPIYORUZ”

    Alevi inancında baskı ve katliamlar sonucunda asimilasyonun etkilerinin görüldüğünü dile getiren İlhan şunları söyledi:

    “Bunu özellikle cenaze erkanlarında biz çok yaşadık. Bizim Erzincan’da da öyleydi. Türkçe okunurken Arapça okumak şarttı. Oysa ki Alevi inancında öyle bir şey yoktu. Özellikle Didim’de biz bunu kırdık. Bütün cenaze erkanımızı kendi anlayacağımız dilde yapıyoruz. Didim’de 81 vilayetten gelen insanlar bir arada yaşıyor. Bundan dolayı da ortak dil olarak Türkçeyle erkanlarımızı yapıyoruz. Hiçbir cenaze erkanımızı Arapça yürütmüyoruz. Gülbengler, duazlar okunuyor. Hatta özellikle son yıllarda değerli canlarımız deyişlerle, telli kuran dediğimiz sazımızla cenaze erkanımızı yürütmek istiyorlar, onları da yapıyoruz.
    Cenaze sırlamamızda dedelerimiz geliyorlar, cenaze sırlanırken Türkçe olarak sırlama ritüelini yapıyorlar. Dediğim gibi cenazemizi Avrupa’daki 350 tane Alevi inanç önderinin yaptığı cenaze erkanları neyse biz de aynen onu uygulayarak yapıyoruz.”

    “ALEVİLER ÜZERİNDE YOĞUN MAHALLE BASKISI VAR”

    Aleviler üzerindeki baskıların ve asimilasyon politikalarının uygulanmaya devam ettiğini vurgulayan İlhan, “600 yıllık asimilasyonlar, ötekileştirmeler ve mahalle baskıları da devam ediyor. Nasıl ki devlet zorunlu din derslerini koydu. Biz Aleviler olarak özellikle lisedeyken çok zorlanıyorduk. Başaramadılar tabi, şimdi mahalle baskısı altına alıyorlar bizi. Bunu biz Didim’de yaşıyoruz. Cemevimiz merkezdedir. 150 metre güneyimizde bir cami var. İnançlarıdır saygılıyız. 150 metre doğuda bir cami daha var. 150 metre arayla ve hemen bitişiğimizde cemevimizin bitişiğine de İmam Hatip okulu yaptılar. İmam Hatip’in yanında yatılı okul da yaptılar ve 5 sene bu bina boş kaldı. 10 tane öğrenci ile İmam Hatip orada öylece boş durdu. O da yetmedi onun yanına şehrin tam göbeğine bir cami daha yapıyorlar. Bunları yapabilirler bir yerde talep varsa, ihtiyaç varsa yapılsın. Ama içini dolduracak şekilde yapılsın. Bunları yaparken bize dönük yapıyorlar. Birinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerlerinin de özgürlüğü bitiyor. Burada diğer inançlara da saygılı olmak zorundalar” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/DİDİM-AYDIN

     

  • Nazilli Cemevi Başkanı’ndan hükümete tepki: 18 yıl sonra mı aklınıza geldik?-VİDEO

    Nazilli Cemevi Başkanı’ndan hükümete tepki: 18 yıl sonra mı aklınıza geldik?-VİDEO

    PİRHA- İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek’in Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştirmesini değerlendiren Nazilli Cemevi Başkanı Veysel Adak, bu ziyaretin kendileri için bir anlam ifade etmediğini söyledi. Adak, 18 yıllık AKP iktidarı döneminde Alevilerin hak ve taleplerinin görmezden gelindiğini hatırlatarak, “18 yıldır cemevleri talepleri dile getirilmedi de bugün mü aklınıza geldik?” diye sordu.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun danışmanı Ali Arif Zeybek, Türkiye’nin bir çok kentinde Alevi kurumlarına ziyaret gerçekleştiriyor. Alevi toplumu haklarının, somut taleplerinin hükümet tarafından kabul edilmesini beklerken, bu tarz ziyaretlerin iyi niyetli olmadığını belirtiyor.

    PİRHA‘ya konuşan Nazilli Cemevi Başkanı Veysel Adak, Alevilerin hak ve ve taleplerinin AİHM kararlarına rağmen uygulanmadığına işaret ederek, Aleviler olarak hükümetten bir beklentileri olmadığına vurgu yaptı.

    “18 YILDIR TALEPLER DİLE GETİRİLMEDİ, BİR PARMAK BALA KANMAYAYIZ”

    Adak, İçişleri Bakan danışmanı Ali Arif Zeybek’in kendilerini arayıp ziyaret edeceklerini bildirdiğini söyleyerek, “Bizi de aradılar içişleri müsteşarı gelip bizi ziyaret edecekmiş. İçişleri Bakanı Sekreteri bizi de aradı. Konu nedir diye sordum. Cemevlerinin talepleri neyse dile getireceksiniz, onun için gelip sizi ziyaret edecek denildi. Kendisine 18 yıldır cemevleri talepleri dile getirilmedi de bugün mü aklınıza geldik, diye sordum. Gelip görüşebileceğimizi söyledik” diye konuştu.

    AKP iktidarının bu konudaki samimiyetsizliğini eleştiren Adak, “Maraş, Çorum, Sivas, Ankara Gar katliamı var. Katliamlar durmadan devam ediyor. Bizim bunlara karnımız toktur. Ağzımıza bir parmak pal çalacaklar biz onların çaldığı bala da kanmayız. Biz yine dik duruşumuza devam edeceğiz” diyerek tepki gösterdi.

    “AİHM KARARLARI İHLAL EDİLİYOR”

    Alevilerin hak ve ve taleplerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen uygulanmadığına işaret eden Adak, şunları kaydetti:

    “Bizim haklarımız ne yazık ki verilmiyor. Bizim davamız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti. AHİM kararına rağmen haklarımız hala da bize verilmiyor. Ceza ödüyor ama haklarımızı bize vermiyor, vermez de. Bizim bu hükümetten herhangi bir beklentimiz yoktur.”

    Cebrail ARSLAN/NAZİLLİ-AYDIN

  • Söke AKD Başkanı Kaya: Aleviler üzerinde kirli oyunlar oynanıyor-VİDEO

    Söke AKD Başkanı Kaya: Aleviler üzerinde kirli oyunlar oynanıyor-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Söke Şube Başkanı Şevki Kaya, devletin Alevilere yönelik izlediği politikalara tepki gösterdi. Alevi yerleşkelerinde yüksek sesle ezan okunması, gri pasaportla Avrupa’ya dedelerin gönderilmesi, İçişleri Bakanlığı’ndan bürokratların cemevlerini gezmesini eleştiren Kaya, “Bizim içimizde de Hızır paşalar mevcut. Çürükleri kendi içimizde ayıklamak zorundayız” dedi.

    Son süreçte devletin çeşitli kurumlar aracılığı ile Avrupa’ya gri pasaportla dedeler göndermesi, Alevi yerleşkelerinde yüksek sesle ezan okunması ve İçişleri Bakanlığı’nda görevli bürokratların cemevlerini gezerek istek ve taleplerini sorması sıkça gündeme geldi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Söke Şube Başkanı Şevki Kaya devletin Alevi yurttaşlar üzerinde izlediği politikalara ilişkin konuşarak asimilasyon politikalarının yıllardır sürdüğünü, Alevilerin içinde de bu politikalara alet olanların olduğunu ama bu tür politikaların hiçbir zaman başarıya ulaşamayacağını ifade etti.

    “YÜKSEK SESLE EZAN OKUMA DEVLET POLİTİKASI”

    Yüksek sesle ezan okuma durumunun birçok bölgede yaşandığını belirten Kaya şunları dile getirdi:

    “Bizim de burada karşımızda bir cami var. Bazen orada ezan okunurken öyle bir yüksek sesle okunuyor ki yani insan hayretler içinde kalıyor. Normal bir şekilde, daha düşük sesle okunabilir. Ama sürekli yüksek sesle okunuyor. Bizim bir arkadaşımızın evinin yanına böyle bir hoparlör koymuşlardı. Arkadaşımız müftüye şikâyette bulundu. Müftü ilgilenmedi, camii imamına söyledi. Cami imamı da tamam dedi ve kaldırdı. Bu niyete bağlı. Şimdi karşındaki insanda art niyet varsa ne yaparsan yap yüksek sesle de okur, hoparlör de takar. Zaten devletin politikası bu.

    Aleviler üzerinde yıllardır asimilasyon politikası uygulanıyor. Ezan okuyarak veya başka bir şekilde, ne yaparız da bir provokasyona getirebiliriz Alevileri diye uğraşıyorlar. Ama biz bugüne kadar böyle bir duyguya düşmedik, düşmeyiz de. Ama devletin kendi Alevi’sini yaratma politikası yıllardan beri devam ediyor. Ben Erzincan’da yaşadığımdan dolayı biliyorum. Bazı şeyler bu bölgelerde daha ağırlıkta. Bazı gruplar Alevilerin yoğun yaşadığı bölgelerde böyle olaylar yaratmaya çalışıyorlar. Aleviler üzerinde kirli oyunlar oynuyorlar. Ama biz yıllardan beri bu kirli oyunlara hiçbir şekilde gelmedik.”

    “BİZİM İÇİMİZDE DE HIZIR PAŞALAR MEVCUT”

    Alevi yurttaşların her türlü katliama ve zulme maruz kaldığından da bahseden Kaya; “Yaktılar bizi, neler yaptılar neler… Ama yine de biz o kirli oyunlara düşmemeye gayret ediyoruz, düşmeyiz de. Devletin de asimilasyon politikası bitmek bilmiyor. Kendi dedelerini yaratmaya çalışıyorlar. Devlet kanalından Avrupa’ya belli zamanlarda dedeler gönderiyorlar. Bunlar devletin Aleviler üzerinde oynadığı bir asimilasyon politikasıdır. Maalesef bizim içimizde de Hızır paşalar mevcut. Biz çürükleri kendi içimizde ayıklamak zorundayız. Çürükleri ayıklamazsak devlet asimilasyon politikasını her zaman sürdürecektir” diye konuştu.

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI BU BÖLGEDEKİ CEMEVLERİNİ GEZİYOR”

    İçişleri Bakanlığı’nda görevli bürokratların Akdeniz bölgesinde de birçok cemevini ziyaret ettiğinden ve kendilerini de ziyaret etmek için aradıklarından bahseden Kaya son olarak şunları aktardı:

    “Bizi aradılar bu ayın 22’sinde. Cumartesi günüydü. Talepleriniz, şikayetleriniz nedir diye sordular. Bizim taleplerimiz zaten belli dedik. Bizim öncelikli talebimiz cemevlerimizin resmi statüye kavuşmasıdır. Devletten bizim dedelerimize şunu verin, bunu verin diye bir talebimiz yoktur. Ama tabi bize de gelecekler, Nazilli’ye de gelecekler, Köşke’ de gelecekler, Davutlar Cemevine de gelecekler. Bunlar benim geleceklerini bildiğim cemevleri. Geldiklerinde biz de tabi taleplerimizi açık ve net bir şekilde söyleyeceğiz.”

    “Biz bu ülkede vergi veriyoruz, biz bu ülkenin vatandaşıyız. Şimdi burada çalışanlarımızın maaşını oradan buradan toplayarak veriyoruz. Niye?” diye soran Kaya,  şöyle devam etti:

    “SÖKE’DE BİR CEMEVİ VAR”

    ,”Söke’de kaç tane cami var. Sadece bir tane Cemevi var. Biz devletten tabii ki bazı haklar, bazı şeyler talep edeceğiz. Ama ben onların yapılacağına da inanmıyorum. Hep bu tür kandırmacalar oluyor veya seçimden seçime bir algı oluşturmaya çalışıyorlar, sonra da üstüne yatıyorlar.”

    Cebrail ARSLAN/SÖKE-AYDIN

     

  • ‘Alevileri asimile etmek için bazı dedeleri çeşitli vaatlerle kandırmaya çalışıyorlar’-VİDEO

    ‘Alevileri asimile etmek için bazı dedeleri çeşitli vaatlerle kandırmaya çalışıyorlar’-VİDEO

    PİRHA-Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan ‘Gri pasaportlu dedeler’ hakkında PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. İlhan, “Bizim bu yolu bilmeyen, içimizdeki yol yorgunu olan dedelerimizi tespit ediyorlar. Önlerine kırmızı halılar sererek, yeni imkanlar vererek, pembe bir hayat vaat ederek dedelerimizi, Alevi inancını asimile etmeye çalışıyorlar” dedi. İlhan ekledi: Asla başaramayacaklar. Devletin Alevisi olmayacağız. Devlet elini inançlarımızdan çeksin.

    Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan ‘Gri pasaportlu dedeler’ hakkında PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu. Devletin Alevilere yönelik çeşitli baskılar yaptığını ancak inançlarını yok edemediğini vurgulayan İlhan, cenaze erkanlarını değiştirmeye çalıştığını, Alevilik inancının içerisine diğer inançları koyarak asimile etmeye çalıştığını belirtti.

    “DEDELİK MAKAMINI ELE GEÇİRMEKLE ASİMİLASYON BAŞLAR”

    Özellikle İran’da Molla rejiminden sonra Türkiye’deki Alevilerin daha çok ablukaya alınmaya başladığını belirten İlhan şunları dile getirdi:

    “Bir taraftan Sünni İslam’ın diğer taraftan ise Şii İslam’ın baskısı söz konusu. Irak’taki Mollalar, ‘Aleviler bizim beyaz güvercinimizdir, bir gün geri gelecekler ve biz onları Şiileştireceğiz’ diyerek ve Alevilerin onların bir parçası olduğunu söyleyerek Şii göstermeye çalışıyor, bir taraftan da Sünni İslam da aynısını söylüyor. Devlet bu şekilde Alevilerin içerisine sızmalar yapıyor. Ötekileştirdi olmadı, dağlara sürdü olmadı, şimdi ne yapıyor? Asimilasyon. Asimile etmenin en büyük yeri nereden başlar? Ya idari bölümde ya da inanç bölümünde başlar. İdari bölümü gelip geçicidir, inanç bölümü ise kalıcıdır ve burada dedelik vardır. Dedelik şeyh soyundan olduğu için devletin en büyük göz koyduğu makamdır.

    “DEVLET YOL YORGUNU DEDELER ARACILIĞI İLE ALEVİLERİN İÇERİSİNE SIZMALAR YAPIYOR”

    Devletin Alevi inancını asimile etmek için dedeleri çeşitli vaatlerle kandırmaya çalıştığını söyleyen İlhan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bunun için ne yapacaklar? Bizim bu yolu bilmeyen, içimizdeki yol yorgunu olan dedelerimizi tespit ediyorlar. Önlerine kırmızı halılar sererek, yeni imkanlar vererek, pembe bir hayat vaat ederek dedelerimizi, Alevi yolunu, Alevi inancını asimle etmeye çalışıyorlar. Son yıllarda özellikle ‘Gri pasaport’ adı altında dedelerimize böyle bir şey sundular. Dedelerimizi götüreceklerdi kendi yaratmak istediği, kendi kalıbına koyduğu Alevilik şeklini buradaki dedelerimizle birlikte diğer canlarımıza da entegre etmeye çalışacaklardı ama bunu başaramadılar.”

    “DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”

    ‘Bizler Pir Sultan’ın, Hacı Bektaş Veli’nin torunlarıyız’ diyen İlhan son olarak, “Biz Şeyh Bedrettin’in mücadelesiyle, Kerbela’da İmam Hüseyin’in dik duruşuyla yolumuza devam edeceğiz. Biz devletin Alevisi olmayacağız. Devlet elini bizim inançlarımızdan çeksin diyoruz. Bizim masum taleplerimiz vardır ve bu taleplerimiz Alevi çalıştaylarında dile getirilmişti. Alevi dedelerine gri pasaport vereceğinize Alevilere taleplerini verin. Bunlar nedir? Eşit yurttaşlık, zorunlu din derslerinin kaldırılması, diyanetin lağvedilmesi ve birde bizim için en önemlisi cemevlerinin yasal statüye kavuşmasıdır. Bu taleplerimiz için mücadeleye devam diyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Cebrail ARSLAN/Didim-AYDIN

  • Dede Erdoğan Temiz: Aleviliği içten bölmeyi amaçlayan gruplar var-VİDEO

    Dede Erdoğan Temiz: Aleviliği içten bölmeyi amaçlayan gruplar var-VİDEO

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Akbük Şubesi dedelerinden Erdoğan Temiz, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Gri hizmet” pasaportuyla yurt dışına gönderdiği dedeler ile ilgili konuştu. Temiz, amaçlananın Aleviliği içten bölmek olduğunu belirterek, “Bize düşen görev Aleviliğin felsefesini, özününü, bizi biz yapan o değerlerinden hiçbir zaman vazgeçmeyelim yeter” dedi.

    Diyanet işbirliğiyle Avrupa’ya gri dedeler gönderilmesi Alevi toplumunun büyük tepkisini çekiyor.

    HBVAKV Akbük Şubesi dedelerinden Erdoğan Temiz ile iktidarın “Gri pasaportlu dedeler” projesini konuştuk.

    Zeynel Abidin Ocağı dedelerinden olan Erdoğan Temiz, “Alevi’yi Alevi yapan belli özellikler vardır” diyerek Alevi toplumunun, yaşadığı çevrede doğayla bütün olduğunu ve bütün insanları bir kardeş gördüğünü anlattı.

    Dede Erdoğan Temiz, Alevi toplumunun özgürce yaşayıp birbirine saygı göstermeyi amaçladıklarını da ekleyerek, “Bu özden dolayıdır ki demokrat oluşu, devrimci bakışı, geleceğe dönük yaşadığı dünyayı yaşanılır kılması, kim olursa olsun bütün inançlara saygı göstermesi; Hıristiyan ya da Yahudi olabilir; inanabilir, inanmayabilir, yine Sünni’lerle iç içe yaşıyoruz. ‘Sünni’ demek bana zor geliyor; bir kardeş olarak düşün insanları, bir kardeş gözüyle görmüştür, yine doğayı bir can olarak görmüştür. Bundan dolayıdır ki geliştirdiği bu felsefenin özü barışı getirir, barışık yaşamaktır” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLER OLDUĞU SÜRECE ÜLKEYE İKİLİK SOKMAK ZORDUR”

    Dede Erdoğan Temiz, “Neden Aleviliğin özüne zarar verilmek isteniyor?” sorusuna ise şu yanıtı verdi:

    “Bugüne kadar dışardan gelen tepkiler Alevilere pek zarar veremedi. Ne kadar asimilasyon olsa da bu eğitim yoluyla olsun, başka nedenlerle olsun Alevileri birbirinden koparmadı. Çünkü inançlarındaki o öz onları hep birleştirdi. Ne kadar farklılığımız olsa da örneğin bir kısmımız Yavuz’un zulmünden kaçarak dağlara çekilmiş, bir kısmımız ormanlara çekilmiş, bir kısmımız farklı yönlere gitmiş ama dedelerimiz o insanları, taliplerini bularak o özündeki doğruyu, gerçeği, insanlığı, barışı, anlatmışlardır, her yerde anlatılmıştır. Hiçbir dede hiçbir zaman sen kötü ol, sen hırsızlık yap dememiştir. Tam tersine insan ol, insana değer ver, doğanın içinde yaşıyorsun doğaya değer ver demiştir. Bundan dolayıdır ki o Aleviliğin özünden saptıramamışlardır. Fakat günümüzde ne yazık ki Aleviliği içten bölme amaçlanmaktadır, bunun özünde o yatıyor.”

    “ALEVİLERİ İÇTEN BÖLMEYİ AMAÇLAYAN KESİMLER VAR”

    Dede Erdoğan Temiz, Aleviliği yok etmeyi amaçlayan kesimlere de işaret etti. Günümüz asimilasyon politikalarının sinsi yöntemlerle yürütüldüğünü söyleyen Temiz, şunları söyledi:

    “Şimdi Alevi gibi görünüp de Aleviliğin özünü yok etmeye, varlığını sindirmeye çalışan belli bir grup var. Bu grup çeşitli yollarla geliyor. Ya devlet tarafından geliyor ya da farklı inançlardan da geliyor. Örneğin bu İran kaynaklı da olabilir, başka bir kaynakta da olabilir. Kendilerine benzetmek istiyorlar. Neden? Biz bütün inançlara saygı gösteriyoruz. Bizim beklediğimiz şudur: Bizim inancımıza saygı gösterin. Aleviliği ben yaşıyorum, ne yapacağıma ben karar veririm. Bir başkası benim yerime karar vermesin. Örneğin cemimi ben yaparım, ibadet yerim cemevidir. Biz bundan 60 yıl önce de cemevlerinde cemimizi yapardık, o zaman da bu güzellikleri yaşardık, yaşattık öyle yetiştik. Bugün de öyle yaşamak istiyoruz. Yani birileri kalkıp ta kendilerine benzetmeye çalışırsa o zaman bu Alevilik olmaz. O nedenle gri pasaportlu olsun, başka nedenle olsun bu tip Alevi olmayan, ya da Alevi olsa da dede olmayan insanları, dedeymiş gibi göstererek belli yerlere gönderip oradaki toplumu dönüştürmeye çalışmasınlar.

    Eskiden Yunanistan’da Sofistler vardı. Onların görevi, çok iyi konuşarak karşısındakini kandırmaktı. Çok iyi yetişmiş yetenekli insanları, cemevlerine, derneklere göndererek Alevileri içten bölmeyi amaçlayan bir kuruluş, saldırı var. Açıkçası bunu doğru bulmuyorum. Zaten Avrupa’daki Aleviler artık bunu öğrendiler. Buna karşı önlem almalarında yarar görüyorum.

    “ALEVİLER ALEVİLİĞİ YAŞAMALI”

    Bize düşen görev bizi biz yapan o özelliklerden hiçbir zaman vazgeçmeyelim. Örneğin; cemde kapıdan içeri giren herkes bir ‘kardeştir’ diyoruz. Küçüğüyle, kadınıyla, erkeğiyle oraya herkes girebilir. Sırf Aleviler değil. Sünniler de, Hıristiyanlar da geliyor, cemlerimizi görüyorlar. Cemi gördükten sonra lokmalarımızı yiyor ve şunu söylüyorlar: ‘Biz Alevileri böyle bilmiyorduk’. Onun için Aleviler, Aleviliği yaşamalı, kendileri anlatmalı. Gelin görün, insanız, biz de inanıyoruz. Bunu anlatmak gerekiyor. Ancak bu şekilde kendimizi koruyabiliriz. Birbirimize sımsıkı sarılarak, inancımızı yaşatarak koruyabiliriz.”

    “CEMLERİN ÖZÜNÜ TAKİP ETMELİYİZ”

    Dede Erdoğan Temiz, son olarak Aleviliğin nasıl korunması gerektiği konusunda şu bilgileri paylaştı:

    “Geçmişte dedelerimiz cemleri nasıl yapıyorlardı? Onları takip ederek, o cemlerdeki o özü, o felsefeyi, o inancı, o insanlığı, o barışı, o rızalık almayı bugün de uygulayarak eğer devam edersek bu dış etkenler, içimize giren o ayrılıklar sanıyorum ki bizi fazla etkilemeyecektir. Onun için buna dikkat etmek gerekiyor.”

    Cebrail ARSLAN/ AYDIN-AKBÜK

  • Söke ilçesinde cemevi var ancak dede yok!-VİDEO

    Söke ilçesinde cemevi var ancak dede yok!-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Söke Şube Başkanı Şevki Kaya, cemevi faaliyetlerini PİRHA’ya anlattı. Söke ilçesinde dede ihtiyacı duyduklarını anlatan Kaya, pandemi nedeniyle birçok faaliyetlerini askıya aldıklarını söyledi. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Söke Şube Başkanı Şevki Kaya ile Söke Cemevinde yürütülen faaliyetleri konuştuk.

    Söke’de cemevinin 1994 yılında Hacı Bektaş Derneği olarak kurulduğunu anlatan Şevki Kaya, bir müddet sonra Alevi Kültür Dernekleri olarak faaliyetlerine devam ettiğini belirtti. Söke Belediyesi’nin cemevi yapımı için 2002 yılında 49 yıllığına yer tahsis ettiğini aktaran Kaya, “Şu an burayı ancak kendi imkanlarımız çerçevesinde ayakta tutabiliyoruz. Üye aidatlarıyla dönen bir yer. Zengini çok olmayan bir bölge Söke. Emek gücüyle, alın teriyle geçinen insanların ağırlıkta olduğu bir yer” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVİNİ ALINTERİMİZLE YAPTIK, ÇOK HUZURLUYUZ”

    Şevki Kaya, Didim, Kuşadası ve Davutlar ilçesindeki Alevi toplumunun çok daha iyi yaşam standartları olduğunu ifade ederken, “Maalesef Söke’nin böyle bir şansı yok. Söke’de üyelerimizin %90’ı inşaat işçisi veya turizmde çalışan canlar” dedi. Kaya, Söke’de 4 Alevi köyünün olduğunu da belirterek, ilçenin Anadolu’nun birçok yerinden göç aldığını ve Alevi kesiminin yoğun olduğu bilgisini de paylaştı.

    AKD Söke Şube Başkanı Şevki Kaya, cemevinin tamamen Alevilerin kendi emeğiyle yapıldığını söyleyerek “Canlarımızın kendi alınteri, emeğiyle yapılmış bir cemevidir burası. Gerçekten huzurluyuz, çünkü alın teriyle yaptığımız bir cemevimiz oldu.

    PANDEMİ, SÖKE CEMEVİ FAALİYETLERİNİ DE DURDURDU

    Şevki Kaya, Söke Cemevi olarak pandemi sürecindeki faaliyetlerine de değindi. Birçok faaliyetlerin askıya alındığını anlatan Kaya, şöyle devam etti:

    “Salgın öncesinde, Hızır ve Muharrem ayında etkinliklerimizi, cemlerimizi yapardık. 2 Temmuz gibi birçok anmalarımızı da yapardık. Birçok sosyal etkinlik yaptık, geziler düzenledik. Hacı Bektaş, Abdal Musa etkinliklerine giderdik. Pandemi sürecinde maalesef etkinliklerin %80’nini yapamadık. Sadece Muharrem ayındaki lokmamızı kesip, paylaştık. Hızır orucunda lokmalarımızı burada paylaştık ama cem yapamadık.”

    “BİR ELİN VERDİĞİNİ DİĞER EL GÖRMEMELİ”

    Şevki Kaya, pandemi sürecinde cemevi olarak yoksul olan canlarla dayanıştıklarını da anlattı.

    “Pandemi sürecinde zorda kalan canlarımıza elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince yardımcı olduk. Kendi imkanlarımızla ulaştığımız canlarımız oldu. Bazı kurumlar aracılığıyla yardımda bulunduğumuz canlarımız oldu ama biz bunları yaparken hiçbir şekilde, hiçbir canımızı ne bir sosyal medyaya ne şuraya ne buraya asla atmadık, atmayız. Çünkü biz de bir elin verdiğini diğer el görmemeli. Ama bazı arkadaşlarımız bu yardımları sosyal medyada paylaşıyorlar ben şahsım adına yadırgıyorum.”

    SÖKE CEMEVİ FAALİYETLERİ NELER?

    Şevki Kaya, cemevindeki kadın çalışmaları hakkında da bilgi verdi. Kaya, cemevi olarak en büyük desteğin kadınlardan geldiğini belirterek şunları söyledi:

    “Sağ olsunlar geçmişten bu yana en büyük desteği kadın kollarımızdan görüyoruz. Gençlik kollarımız da var. Gençlik kolları biraz daha zayıf. Neden derseniz gençlerimizin çoğu çalışıyor. Ancak boş zamanlarında buraya zaman ayırıyorlar.

    Cemevimizde saz kurslarımız, halkoyunları kurslarımız var. Pandemi sürecinde de saz kurslarımız devam etti.

    Şimdi bir de semah kursu oluşturmayı düşünüyoruz. Semah hocası arayışımız var. Cemevimizin bazı eksiklerinden dolayı bazı faaliyetleri yapamıyoruz. Örneğin bir semah hocası olacak ki semah ekibi oluşturalım.”

    “DEDE VE SEMAH EĞİTMENİNE İHTİYAÇ VAR”

    Şevki Kaya, Hakk’a uğurlama erkanları ve cem oluşturmada dede ihtiyacı duyduklarını da anlattı. “İhtiyaç duyulması halinde İzmir ve Ankara’dan dede getirmek zorunda kalıyoruz” diyen Kaya şunları söyledi:

    “Şehir dışından getirdiğimiz dedenin de maliyeti yüksek geliyor. Bu bölgede genel anlamda baktığınız zaman Didim hariç birçok cemevi dede sıkıntısı yaşıyor. Aydın bölgesinde dede var ancak dedelik yapan yok. Ama zakirimiz var. Şu an belediyede çalışıyor. Zaman zaman cem yaptığımızda, talep ettiğimizde geliyor.

    “BAZI CANLAR SÜNNİ İNANCINA GÖRE CENAZE ERKANI İSTİYOR, BAZI CANLAR BUNU REDDEDİYOR”

    Aşağı, yukarı 1,5 yıla yaklaştı cem yapamadık. Bazı ufak tefek sıkıntılarımız oluyor ama tabi bunları aşmaya çalışıyoruz. Dede sorununu çözme aşamasındayız. Davutlar’da Rıza Çetinkaya dedemiz var. Zaman zaman erkanlarımızı onunla yapıyoruz. Alevi inancına, kültürüne uygun erkan yapıyor ve bizi memnun ediyor.

    “SÜNNİ İSLAM ANLAYIŞINA GÖRE ERKAN YÜRÜTÜLMESİNE KARŞIYIM”

    Açıkçası cenaze erkanlarında sıkıntı yaşıyoruz. Bazı Alevi canlarımız Sünni-İslam anlayışına göre cenaze erkanı istiyor, bazı canlarımız bunu reddediyor. Ben de reddediyorum. Sünni İslam anlayışına göre burada erkan yürütülmesine karşıyım. Ama şu aşamada Rıza Çetinkaya Dede ile birlikte sanırım biz bu sorunu da aşacağız. Çünkü Rıza Dede, tam da Alevi erkanına uygun erkan yürütüyor.

    Bu toplumun geçmişten bu yana bir okulu, bir öğretisi yok. Sağ olsun o dedelerimizin sayesinde biz bugünlere kadar gelmişiz. Sıkıntılar yaşanıyor zaman zaman ama onları da aşarız.”

    Cebrail ARSLAN/AYDIN

  • Kocaoğlu: Cemevimizin bulunduğu caddenin ismini Hacı Bektaş Veli olarak değiştirilmesini istiyoruz-VİDEO

    Kocaoğlu: Cemevimizin bulunduğu caddenin ismini Hacı Bektaş Veli olarak değiştirilmesini istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Didim Akbük Cemevi Başkanı Haydar Kocaoğlu, 2016 yılında yapımına başladıkları cemevi inşaatını,  pandemiden kaynaklı durma noktasına geldiğini belirterek, 4 dönümlük arazi üzerinde bulunan cemevinin önünden geçen bir caddenin UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli yılı ilan edilmesinden kaynaklı isminin Hacı Bektaş Veli olarak değiştirilmesi için belediyeye talepte bulunduklarını ifade etti.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Akbük Cemevi Başkanı Haydar Kocaoğlu cemevi faaliyetleri hakkında PİRHA’ya konuştu.

    “AKBÜK’TE CEMEVİ  İÇİN İMZA KAMPANYASI BAŞLATTIK”

    Kocaoğlu, şubelerini 2012 yılında kurduklarını belirterek, “2013 yılında burada Akbük’te 72 millete aynı nazarla bakan bizler hiç kimsenin ırkına, diline, dinine, bakmaksızın bütün insanları seven eline, beline, diline hâkim olmayı kendisine felsefe edinmiş olan kişiler toplanarak buraya bir cemevi yapalım dedik. O amaçla Akbük’te bir imza kampanyası başlattık. Yaklaşık 400’e yakın imza toplayarak Akbük belediyesine müracaat ettik ve tahsis gerçekleşti” dedi.

    “PANDEMİDEN  SONRA HİÇBİR ETKİNLİK YAPAMADIK”

    2016 yılında çeşitli düzenlemeler yaparak etkinlikler gerçekleştirdiklerini ifade eden Kocaoğlu, pandemiden dolayı etkinlikleri durdurmak zorunda kaldıklarını söyledi.

    “ALEVİ İNANCINDA AĞAÇTA OLSA KESERKEN AĞACIN RIZALIĞI ALINIR”

    Cemevi inşaatı ile ilgili de bilgi veren Kocaoğlu, şunları belirtti:

    “Arsayı almakla yetmiyor ondan sonra asıl iş başlıyor. Buraya cemevini nasıl yapacağız? 2012 yılında kurulan vakıf şubemiz 3 yıl boyunca çalışarak, yazışarak temel atma törenine gelmek istedik. Onun içinde burada hafriyatı alacağız ama burada.  11 tane çam ağacı ve 20’ye yakın zeytin ağacı vardı. Bizim Alevi kültüründe hiçbir cana kıyılmaz, ağaçta olsa kesilirken onun rızalığının alınması gerekir. Onun için ağaçları kesmeden başka alana nakil yaptık. Hiçbir sorun olmadan hafriyatımızı yaptırdık.

    2016 YILINDA BÜYÜK BİR KATILIMLA AKBÜK’TE CEMEVİMİZİN TEMELİNİ ATTIK

    2016 yılında büyük bir katılımla temel atma töreni yaptık. Canlarımız sağ olsunlar bağışta bulunanlar dostlarımız da çok oldu.  2018 yılının 6. ayında da inşaatımıza başladık. 2020’nin sonuna kadar 1,5 yıl içeresinde inşaatımızı belli bir seviyeye getirdik. Ondan sonra da pandemi ortaya çıktı, hiçbir iş, hiçbir etkinlik yapamadık. Zaten bizim gelirimiz bağışlar, aidatlar bir de etkinliklerimiz oluyordu. Bunların üçü de olmayınca inşaatımız durdu.”

    Kocaoğlu inşaatla ilgili olarak ise, “Cem evimiz burada taban dâhil 3 kattan oluşuyor, bu şekilde bitirip içine girmeyi düşünüyoruz. Yemek salonumuz var, cem yapacağımız bölüm, konferans salonununuz, mutfağımız ve sosyal faaliyet yürüteceğimiz odalarımız var. Şimdilik yeterli buluyoruz. Yine gelen bağışlarla, yardımlarla öbür kısmında bitirmeyi düşünüyoruz” diye konuştu.

    ‘PARK YERİNİN VE CADDENİN İSMİNİN HACI BEKTAŞ VELİ  OLARAK DEĞİŞTİRİLMESİNİ İSTİYORUZ’

    Kocaoğlu, 4 dönümlük arazi üzerinde bulunan cemevinin önünden geçen bir caddenin UNESCO tarafından 2021 yılının Hacı Bektaş Veli yılı ilan edilmesinden kaynaklı isminin Hacı Bektaş Veli olarak değiştirilmesi için belediyeye talepte bulunduklarını söyleyerek “umarız talebimiz uygun bulunur” diye belirtti.

    Cebrail ARSLAN/AKBÜK-AYDIN

  • Aleviler, Çeştepe’de hem cemevi inşaatını tamamlıyor hem hizmet yürütüyor -VİDEO

    Aleviler, Çeştepe’de hem cemevi inşaatını tamamlıyor hem hizmet yürütüyor -VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Aydın Çeştepe Şeyh Bedreddin Cemevi Başkan vekili İsmet Candan, 2007’de cemevi inşaatına başladıklarını ve inşaatı tamamlamaya çalıştıklarını söyledi. Pandemi sürecinde insan merkezli düşünerek ilk Alevilerin cemevilerini, dernekleri kapattıklarını vurgulayan Candan, durumu iyi olmayanlarla dayanıştıklarını kaydetti. Cemevinde çeşitli kurslar verdiklerini ancak pandemi nedeniyle ara verdiklerini de hatırlattı. 

    Pandemi sürecinde Alevi derneklerinin ve cemevlerinin faaliyetlerine ilişkin Aleviler, PİRHA’ya konuşmayı sürdürüyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Aydın Çeştepe Şeyh Bedreddin Cemevi Başkan vekili İsmet Candan, cemevinin faaliyetlerini anlattı.

    “CEMEVİNDE 2007’DEN BERİ HİZMET YÜRÜTÜLÜYOR”

    Aydın Çeştepe Şeyh Bedreddin Cemevinin 2007 yılında inşasının başladığını belirten Candan, “2007 yılından bugünkü sürece kadar bu çalışma halen devam ediyor, inşaatın %80’i bitmiş durumdadır. Ama inançsal ve diğer sosyal faaliyetlerimizi, etkinliklerimizi yürütmeye çalışıyoruz. Herhangi bir eksiklik söz konusu değildir, elimizden geldiği kadar bu konuda çaba gösteriyoruz” dedi.

    “Aydın tarihiyle, kültürüyle, coğrafyasıyla, fiziki ve sosyal yapısıyla çok güzel bir memleket” diyen Candan, buradaki Alevilerin 1950’lerden sonra özellikle Erzincan, Erzurum, Dersim coğrafyasından Çeştepe’ye gelip yerleştiklerini söyledi.

    Çeştepe’nin 1800’lü yılların sonlarında gelen Çerkezler tarafından kurulduğunu belirten İsmet Candan, daha sonra Balkan göçmenleri ve Anadolu’dan insanların geldiğini kaydetti.

    Çeştepe’de farklı inançların ve milliyetlerin birlik içinde yaşadıklarını ifade eden Candan, “İnsan sevgisi temelinde herhangi bir ayrım, herhangi bir olumsuzluk söz konusu olmamıştır. Bu anlamda da tüm dostlarımıza saygı temelinde, sevgi temelinde bu hizmetleri yürütüyoruz” diye konuştu.

    “RIZA LOKMALARIYLA CEMEVİZİ YAPIYORUZ”

    Cemevinin yapımında hiç kimseden herhangi bir destek almadıklarını söyleyen Candan şöyle devam etti:

    “İnşaat yapım aşamasında hatırladığım kadarıyla 10.000 TL kadar bir arsa bedeli vardı. Bu arsa bedelinin parasını canlarımız ödedi ve inşaatımız başlamış oldu. Dönem dönem kısmen maddi yardımlar gelse de pek o kadar cazip değildi, sonuçta canlarımızın emeğiyle, gücüyle verdikleri rıza lokmalarıyla cemevi inşaatımız yapılmıştır. Biz tabii ki kurumsal anlamda kurumlardan yardım alamadık. Sadece geçen sene büyükşehir belediyesi çok az bir miktarda çevre temizliği konusunda katkısı oldu, başka bir yardım alamadık. Daha doğrusu biz istemedik. Çünkü biz her şeyin helalinden olsun, emeğimizden olsun dedik. Çünkü emek bizim için çok kutsaldır.
    Bu anlamda canlar gönüllerini, düşüncelerini, fikirlerini, güçlerini, bedenlerini ortaya koydu ve bu binayı yaptık. Bu aşamaya geldik, halen de devam ediyor.”

    “CEMEVLERİ SADECE CENAZE ERKANI YAPILAN YER DEĞİLDİR”

    “Cemevleri sadece cenaze erkanı yürütülen, cenaze kaldıran yer değildir” diyen Candan, “Saz kursu, dil kursu hatta yeni bir kuaför kursumuz açılacak pek yakında. Onu da il kültür müdürlüğünün desteğiyle yapacağız. Şu anda cemevimizin üst katında yer temin etmişiz, bu tür çalışmalarımız devam ediyor” şeklinde konuştu.

    İsmet Candan, Alevilikte cemin, inancın muhabbet olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

    “Muhammet olmadan muhabbet olmaz diye bir anlayış vardır. Muhabbetin içeriği tabii ki özümüzü, varlığımızı tüm inançsal felsefemizi, düşüncelerimizi ortaya koyan bir muhabbettir. Bunların hepsi insani temelde, insan sevgisi temelinde olan muhabbetlerdir. Birlik Cemleri, Hızır Cemleri, matem ayında Muharrem Cemleri düzenli olarak yapıldı. Canlarımız ciddi anlamda katılım sağlamışlardır. Hatta biz bu cemleri yaparken hiçbir insan ayrımı yapmadan, herkes cemimize katılmış, herkes pir huzurunda duasını, gülbengini, lokmasını almıştır ve bu şekilde vedalaşıp gitmiştir.

    Tabii ki Muharrem ayında 12 gün boyunca hizmetimizi yerine getirdik. Bu hizmeti verirken günün anlam ve önemi üzerinde Kerbela vakası, Kerbela hadisesi işlenmiş, tarihi ile birlikte anlatılmıştır. Bu muhabbetlerimiz özellikle perşembeyi cumaya bağlayan gece çerağ uyandırarak pir huzurunda, dede huzurunda, canlar huzurunda bu muhabbetlerimiz sazlı sözlü olmuştur.

    Elbette ki tüm toplumu ilgilendiren bir takım hadiseler, bir takım olaylar karşısında gerek 2 Temmuz, gerek Maraş Katliamı ve gerekse de ülkede yaşanan olumsuz olaylarla ilgili, kimi dönem cemevlerimizde k,imi dönem ise kitle örgütleriyle, diğer kurumlarla birlikte Aydın kent meydanında basın açıklamalarıyla günün anlamı ve önemi ve anma törenleri yapılmıştır.”

    Pandemiden her kesimin etkilendiğini hatırlatan Candan, “Bu virüs ne zengini, ne de yoksulu tanıdı, herkese bulaştı.  Tabii ki sonuçta insan zarar gördü, toplum zarar gördü, emekçiler zarar gördü, bütün kesimler zarar gördü. Tabii ki genel bir hastalık olduğu için insanlar doğru dürüst çalışamadı, iş yerleri kapandı halende bu süreç devam ediyor. Toplum yoksullaştı” dedi.

    “PANDEMİ DÖNEMİNDE CEMEVLERİMİZİ KAPALI TUTTUK”

    Pandemi sürecinde canlarla yardımlaştıklarını ifade den Candan, şunları anlattı:

    “Burada Aleviler olarak bize düşen bir görev vardı. Sağ elin verdiğini sol elin görmediği anlayışıyla böyle bir anlayışla gelen yardımları canlarımıza ulaştırdık. Gelen yardımları cemevi kanalıyla, yöneticiler kanalıyla kimin durumu iyi değilse götürüp yerinde ulaştırıyoruz. Halen de bu durum devam ediyor.
    Pandemi sürecinde biz herhangi bir faaliyet yürütmedik. İnsan sağlığını düşünerek insanlarımıza fazla bir zarar gelmemesi açısından cemevlerimizi kapalı tuttuk. Zaten buna ilk uyan cemevleri oldu, Alevi kurumları oldu. Pandemi sürecinde biz bu nedenle herhangi bir faaliyet yürütmedik.

    Cemevine gelen üniversite öğrencilerinin Alevilikle ilgili bilgiler sorduklarını dile getiren Candan, gençlik komisyonundan Zakir Hüseyin Şeneldik’in öğrenci olmasına rağmen cemevimizde saz ve mey çalışması yaptığını kaydetti.

    “SEMAHA EN ÇOK GENÇ KIZLAR İLGİ GÖSTERİYOR”

    İsmet Candan, cemevinde semah çalışması olduğunu en çok da genç kızların ilgi gösterdiğini, çalışmalara 11-12-13-14 yaşlarında başladıklarını anlattı.

    Candan şunları ifade etti:

    “Semahtaki esas amaç Hakk’a varmaktır, Hakk’a ulaşmaktır. Cem esnasında yaşlılarımız, yaşlı kadınlarımız, orta yaşlı ve gençlerimiz 50 sene önce 100 sene önce pirlerimizin, dedelerimizin, Alevi canların, taliplerin yürütmüş olduğu semahı yürütüyoruz.”

    “AYDIN’DA 100 BİN CİVARINDA ALEVİ VAR”

    Aydın’da 100 bin civarında Alevi nüfusu olduğunu belirten HBVAKV Aydın Çeştepe Şeyh Bedreddin Cemevi Başkan vekili İsmet Candan, “Aydın’da yerli Türkmen Alevileri var. Tahtacı Aleviler dediğimiz Aleviler, Çepniler var. Bunlar bu kapsam içine alındığında Alevlerin sayısı Aydın’da 100 bini bulur” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/AYDIN

  • 100 bin Alevi yurttaşın yaşadığı Didim’de cemevi faaliyetleri devam ediyor-VİDEO

    100 bin Alevi yurttaşın yaşadığı Didim’de cemevi faaliyetleri devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, ilçelerine yoğun bir göçün olduğuna işaret ederek “Didim’de 100 bin civarında Alevi can bulunmakta fakat pandemiden dolayı birçok etkinliğimizi durdurduk” dedi. İlhan, ayrıca cemevinde yapılan faaliyetler hakkında da bilgi verdi.

    Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, cemevi faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Didim Cemevini ilk olarak 1994 yılında dernek adı altında hayata geçirdiklerini belirten İlhan, 2004 yılına kadar iki oda, bir salonu dairede faaliyetlerini yürüttüklerini söyledi.

    Hüseyin İlhan, 2004 yılında Didim’deki yurttaşların girişimleriyle mevcut cemevi inşaatının temelini attıklarını anlattı.

    CEMEVİ TAPUSU İÇİN 22 BİN İMZA TOPLANDI

    Hüseyin İlhan, cemevi arsasını dönemin Anavatan Partisi Didim Belediye Başkanı Ünal Bozkurt ile Anavatan Partisi Genel Başkanı Nesrin Nas’ın tahsis ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Bilindiği gibi Didim’in tarihi çok eskilere dayanır. Ama yapılan şehirleşme ile birlikte 1990’dan sonra Didim ilçe oldu. 1990 yılına kadar Alevi kesimi burada çok azınlıktaydı. Özellikle 1999 yılından sonra burada Cumhuriyet Halk Partisinin seçimleri alması ve cemevinin burada olmasıyla birlikte buraya göç başladı. Yoğun göçle birlikte Didim’de Alevi kitlesi, devrimci, demokrat insanlar daha çok olmaya başladı.

    2004 yılından sonra mevcut cemevimizin 5 dönümlük yerini almıştık. Arsanın yarısını belediyeye, yarısı ise Milli Emlak’a aitti. O zamanın Cumhuriyet Halk Partisi belediye başkanı, belediyeye ait olan arsamızı Milli Emlak’a devretti. Şu anda cemevimizin 5 dönümü Milli Emlak’a ait. Bizde Milli Emlak’a devredilen yerimizi, tapumuzu almak için 22.000 imza topladık. Didim Belediyesine, Büyükşehir Belediyesine, Maliye’ye, Çevre Bakanlığı’na hazine’ye gönderdik, bekliyoruz.”

    ALEVİ İNANCI ÜZERİNE HER AKŞAM SOHBETLER YAPILIYOR

    Hüseyin İlhan, bir inanç kurumu olarak Didim Cemevi faaliyetleri hakkında da bilgi verdi. Didim Cemevinde bir inanç bir de dedeler kurulu olduğunu belirten İlhan, şunları söyledi:

    “Didim’de 18 dedemiz var. Bunların 6’sı yaz kış burada kalıyor. Diğer dedelerimiz ise yurtdışında yaşıyor. Ama yazın hepsi buradalar. İnanç hizmetlerimiz burada yaşayan 6 dedemiz tarafından yürütülüyor. Özellikle bizler, aşuremizde, Muharrem ayında, Hızır orucumuzda oruç açmadan önce 2 Temmuz Kültür Salonumuzda zakirlerle, dedelerimiz, Alevi inancı ile ilgili her akşam konuşmalar yapar; gülbengler, deyişler okurlar.

    Oruçlar açıldıktan sonra Muharrem cemimizi cemden sonra ise aşuremizi yapıyoruz. Aşuremize 15.000 kişiye yakın katılım oluyor. Didim, devrimci demokratların, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı bir yer olduğu için aşurelerimiz çok katılımlı oluyor. Bütün siyasi partileri, Demokratik kitle örgütlerini davet ediyor, burada büyük bir katılımla aşuremizi, lokmalarımızı canlarımızla paylaşıyoruz.

    Muharrem ayımızda ise 12 gün boyunca oruç açıldıktan sonra Alevi inancı üzerine her akşam isteyen canlarımızla sohbetlerimizi gülbenglerimizi, duaz-ı imamlarımızı söylüyoruz. Her sene Nevroz ve Hıdırellez Cemlerimizi de yapıyoruz. Cemevi olarak Hıdırellez’in ikinci gün bütün Didim halkını davet ederek 5000 kişinin katılımıyla orman kampında piknik düzenliyoruz. Herkes kendi imkanlarıyla gelip eğleniyor.”

    DİDİM’DE MÜZİK ÇALIŞMALARINA ÖNEM VERİLİYOR

    Didim Cemevinde iki müzik grubunun faaliyet yürüttüğünü söyleyen Hüseyin İlhan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Aşık Veysel Koromuz 70 kişiden oluşuyor. 10 yaşından 70 yaşına kadar olan canımız var. Analı, bacılı orada müziklerimizi, deyişlerimizi söylüyoruz. Her üç ayda bir Didim’deki canlarımıza Aşık Veysel korosu olarak ücretsiz konser veriyoruz. İkinci bir müzik grubumuz da Pir Sultan Abdal Grubu… Grup Pir Sultan Abdal, her dilde özgün müzikler söylüyor. Ayrıca 10-12 müzisyen arkadaşımız var. Bu arkadaşlarımızla 3-4 ayda bir ücretsiz konser veriyoruz. Buradaki amaç türkülerimizi deyişlerimizi halkla buluşturmak.

    Özellikle 2016 darbesinden sonra mevcut hükümet, bunu fırsat bilerek bütün Alevi yayın organlarını kapattı. Biz, müziğimiz türkülerimiz, deyişlerimiz, semahlarımız unutulmasın diyerek cemevi olarak böyle gruplarla halkı buluşturuyoruz. Bunun en büyüğünü de yazın 5 dönüm alan üzerine kurulu olan Didim cemevimizin bahçesinde yaz konserleri yapıyoruz. Her sene 4-5 tane konser yapıyoruz. Didim’de bulunan ve Didim’e tatile gelen canlarımıza müzik dinletileri yapıyor, deyişlerimizi söylüyor, semahlarımızı dönüyoruz.”

    OZANLARI ANMA ETKİNLİKLERİ

    Hüseyin İlhan, her ay ozanlar için anma yaptıklarını da belirterek, “Özellikle deyişlerimizi, duaz-ı imamlarımızı yaşatan ozanlarımızı, aşklarımızı, şairlerimizi her ayın 15’inde anıyoruz. İlk bu işe Sivas Katliamında yitirdiğimiz ozanlarımızla başladık. Muhlis Akarsu anması yaptık. Nesimi Çimen’i, Şair Metin Altıok’u, Nazım Hikmet’i Mahsuni babaları Kıvırcık Ali’den Ahmet Kaya’ya kadar her ay bir ozanımızı, bir şairimizi andık. En güzeli de Karadeniz’in asi çocuğu Kazım koyuncu için bir anma günü yaptık. Türkiye’de ilk kez bir cemevi Kazım Koyuncu’yu anmıştı diye özellikle Karadenizli dostlarımızdan, derneklerden çok büyük teşekkür almıştık. Üniversitedeki öğrencilerimiz de buraya gelerek tulumla, kemençeyle güzel bir anma yaptık. Cemevimizin 10-15 kişiden oluşan semah ekibimiz var. Ayrıca cemevimizde saz kursumuz da mevcut. 500 metrekarelik salonumuzda gençlerimize müzik öğretiyoruz. Fakat bu çalışmaları pandeminden dolayı bitirdik” şeklinde konuştu.

    HALK, YÖRESEL YEMEK ETKİNLİKLERİNDE BULUŞUYOR

    Didim Cemevi Başkanı Hüseyin İlhan, Didim’e yoğun bir göç olduğuna işaret ederek ilçe nüfusunun 500 bin civarında olduğunu söyledi. Didim’de yaklaşık 100 bin Alevi yurttaşın olduğuna işaret eden İlhan, pandemi sebebiyle faaliyetlerin kısıtlandığını ancak önlemler alarak çeşitli aktiviteler yaptıklarını dile getirerek, “Buradaki kadınlar, özellikle her ay iki, üç kez hafta içi yöresel yemekler yapıyor. Özellikle Doğu Anadolu’da çok meşhur olan ‘Babuko’ dediğimiz yemeği yapıp burada canlarımızda paylaşıyoruz. Tokat’a, Çorum’a özgü yemek olan Omaç’ı da yapıp paylaşıyoruz. Burada amaç; unutulmaya yüz tutmuş kültürümüzü, yemeklerimizi gençlerimize tanıtmak” dedi.

    Cebrail ARSLAN/DİDİM

  • Aydın’da 9 kadın gözaltına alındı

    Aydın’da 9 kadın gözaltına alındı

    Aydın merkez ve ilçelerinde yapılan operasyonlarda HDP yönetici ve üyesi 9 kadın gözaltına alındı. HDP Aydın İl Örgütü binasında polis araması devam ediyor. 

    Aydın Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Halkların Demokratik Partisi (HDP) üye ve yöneticilerine yönelik operasyon düzenlendi. Aydın merkez ve ilçelerinde birçok adrese düzenlenen ev baskınlarında çok sayıda kadın gözaltına alındı.

    Yapılan aramalarda çok sayıda dijital materyale el konulurken, HDP Aydın İl Örgütü binasına da baskın yapıldı. Polisler tarafından ablukaya alınan parti il binasında arama devam ediyor.

    OPERASYON DEVAM EDİYOR 

    Gözaltına alınan HDP’li kadınlar, sağlık kontrollerinin ardında ifadeleri alınmak üzere Aydın İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürülürken, operasyonun devam ettiği belirtildi.

    Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    HDP Parti Meclis (PM) üyesi Ayfer Demirer, HDP Aydın İl Eşbaşkanı Aysel Bahtiyar Ünsel, Didim İlçe Eşbaşkanı Mehtap Bozkurt, Söke İlçe Eşbaşkanı Sadegül Akalın, İl yöneticisi Neslihan Arviş, Saadet Açık, Azize Ergün, Nazlı Boza ve HDP üyesi olduğu belirtilen Söylemez Akalın.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ege’de son 8 yılda Alevilere ait 27 ev işaretlendi, 62 mezar tahrip edildi

    Ege’de son 8 yılda Alevilere ait 27 ev işaretlendi, 62 mezar tahrip edildi

    PİRHA- 2012-2020 yılları arasında Ege Bölgesi’nde bulunan 4 farklı şehir ve 11 ilçede resmi kayıtlara göre yaşanan 19 hak ihlalinin 11’inde Alevi yurttaşlara ait toplamda 27 ev işaretlenerek ölüm tehditleri yazıldı. İzmir’e bağlı farklı 2 ilçede ise Alevi mezarlarına yönelik gerçekleşen saldırıda toplamda 62 mezar taşı tahrip edildi.

    Alevilere yönelik asimilasyon, baskı, ayrımcılık her geçen gün hız kesmeden devam ediyor. Türkiye’nin birçok yerinde yıllardır Alevi ailelerin evleri kimliği henüz belirlenmeyen şahıslarca çarpı işaretiyle işaretlenip, nefret yazıları yazılıyor.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) olarak 2012-2020 yılları arasında Ege Bölgesi’ndeki şehirlerde yaşanan ev işaretlemeleri, mezar tahripleri ve hak ihlallerini derledik. Mağdurlar ile tekrardan iletişime geçerek hukuki süreçlerin nasıl işlediğini sorduk.

    2012-2020 yılları arasında Ege Bölgesi’nde bulunan 4 farklı şehir ve 11 ilçede resmi kayıtlara göre yaşanan 19 hak ihlalinin 11’inde Alevi yurttaşlara ait toplamda 27 ev işaretlenerek, ölüm tehditleri yazıldı. İzmir’e bağlı farklı 2 ilçede ise Alevi mezarlarına yönelik gerçekleşen saldırıda toplamda 62 mezar taşı tahrip edildi.

    Basına yansıyanlar dışında ise onlarca hak ihlalinin kendisini İzmir dışında Ege bölgesinde ve ülkenin tamamında kendisi hissettirdiği bilinen bir durum.

    Bu süreçlerin panoramasını kronolojik olarak tekrar derlerken 2020’nin son haftasına denk gelen Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü olan 19 Aralık gecesi İzmir’in Menemen ilçesinde Dersimli bir ailenin evine çarpı işareti konuldu.

     ZORUNLU DİN DERSİ, EV İŞARETLEMELERİ, GÖZALTILAR, NEFRET SÖYLEMLERİ, MEZAR TAHRİPLERİ…

    Hak ihlalleri ülkenin dört bir yanında ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, cemevleri önüne korsan hoparlör takılarak ezan okunması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, cemevlerini belediyelerin yönetmesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiriyor.

    UYKUDA OLMASI GEREKEN “ÇOCUKLAR” İŞBAŞINDA!

    Özellikle İzmir’de son 2 yıl içerinde 5 farklı ilçe ve mahallede çok sayıda Alevi yurttaşın evinin işaretlenmesi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ne oluyor sorularını akıllara getirdi.

    Kürt ve Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları bu mahallelerde ise evlerin nasıl işaretlendiği ve faillerin kim olduğu bir türlü açığa çıkarılmadı. Dinlenen tanık ve mağdur ifadeleri, izlenen güvenlik kameraları, olay yerinden alınan parmak izleri üzerinden yürütülen soruşturmalar bir türlü sonuca bağlanamadı.

    Adli yargı ve kolluk güçleri tarafından ‘önemsiz bir vaka’ olarak görülen ev işaretlemeleri ‘çocuk ve sarhoşların’ işi olarak kaldı. Ne hikmet ise uykuda olması gereken bu çocuklar, hep Alevilerin evlerini işaretleyip durdu.

    “ÇOCUKLAR” GECE YARISI BELİRDİ: 62 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    Sistematik olarak özellikle 2012’den beri neredeyse her sene çok kez saldırılar yaşanmaya devam etti. Alevilerin kapısına çarpı işareti atan ‘çocuklar’ ise nedense hiç büyümedi. Aleviler ne de çok çekmişti bu ‘çocuk işlerinden.’ Kapılara, ‘Alevilere Ölüm, Defol Alevi’ yazan bu ‘çocuklar’ artık bir gece yarısı mezarlıklarda belirmişti.

    Yakın zamanda kendini hissettiren Alevilerin cenazelerine saldırı, yerini mezarları tahrip etmeye bırakmıştı. Yaşamanın da, ölmenin de cehennem ile eş değer anlama getirildiği ülke ortamında Alevilere mezarda olmak dahi suçtu. Adana ve  İstanbul’da Alevi mezarlarına başlayan saldırılar, İzmir’in Bornova ve Selçuk ilçelerinde bulunan iki mezarlıkta da devam etti.

    2013 ve 2014’te gerçekleşen bu saldırılarda Alevilere ait toplamda 62 mezar tahrip edildi.

    EGE BÖLGESİNDE 8 YILDA 27 ALEVİ AİLENİN EVİ İŞARETLENDİ

    2012 yılında Adıyaman’da başlayan ev işaretleme süreçleri sırasıyla Malatya, Çorum, Aydın, Antep, Elazığ, İstanbul, Adana, Kocaeli, Bursa ve İzmir’de devam etti. Ülke genelinde 32 ayrı yerde 200’ü aşkın ev işaretlendi. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesine ilişkin sorduğu soruyu, “Çocuklar bilgisayar oyunu Counter Strike’tan etkilenerek evleri işaretlemiş” şeklinde cevaplamış ve Aleviler tarafından sert tepkiyle karşılanmıştı.

    İzmir başta olmak üzere Balıkesir, Aydın ve Manisa’da 2012 ve 2020 yılları arasında yaşanan 11 işaretleme vakasında, Alevi yurttaşlara ait 27 eve çarpı işareti atılarak, ‘Defol Alevi, Alevilere Ölüm, Allahu Ekber’ diye tehdit içeren yazılar yazıldı.

    İKTİDAR İLK DEFA KELAM ETTİ

    8 yıl önce gündeme gelen ev işaretleme olayları ne medya ne de hükümet cephesinde görünmez iken, 2019 yılının 26 Kasım’ında Gaziemir’de bir Alevi yurttaşa ait evin duvarına çarpı işareti atılması sonrasında ülke gündeminde ilk sırayı aldı, çokça konuşuldu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziemir’deki işaretleme için, “Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız özellikle çalışmaktadır ve bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır” dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise çarpı işaretini kendi evine atılmış saydığını söyleyerek, “Biz İçişleri Bakanlığı olarak bizzat tarafız. Bu kişi bulunacak ve bedelini ödeyecek. Benim bakanlığım döneminde bu tür olaylar çok az yaşandı ama hiçbiri faali meçhul olarak kalmadı. Milletin huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, polislerin olay yerinde evi işaretlenen aileye söylediği, ‘Çocuk veya sarhoşların işidir’  sözüne nedense hiç değinmeyerek ‘Alevi’ kelimesini bile kullanmadı.

    Olayın üzerinden tamı tamına  395 gün geçmesine rağmen hala failler ortaya çıkarılmadı.

    Pir Haber Ajans (PİRHA) olarak 2012-2020 yılları arasında İzmir’de yaşanan ev işaretlemeleri ve hak ihlallerini derledik. Olayın mağdurlarıyla yeniden iletişime geçmeye çalışarak hukuki süreçlerin nasıl işlediğini sorduk.

    Yeniden iletişime geçmeyi başarabildiğimiz aileler ise sürecin ilk başından beri umutsuz olduklarını ifade ederek faillerin ortaya çıkarılamadığını belirttiler. 27 ev işaretlemesinden tek birinin failleri adalet karşısına çıkarılamadı.

    İşte hak ihlalleri, yaşananlar ve hukuki süreçlerin durumu:

    16 MART 2012 / ÇİĞLİ’DE ALEVİLERİN EVLERİNE DİNİ BROŞÜRLER DAĞITILDI

    İzmir’in Çiğli ilçesi Harmandalı semtinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Cumhuriyet Mahallesi’nde vatandaşların evlerinin kapılarına asılı dini içerikli notlar bulundu. Notlarda İslam’a riayet edilmesi, namaz kılınması ve bunların yerine getirmeyenin müşrik sayılacağını yazılmıştı.

    Meclis’te Sivas Davası’nın 19. yılında (2012) katliamcıların avukatlığını da yapmış olan AKP milletvekili Ali Aşlık, “Orada yargılananların büyük bir kısmı, orada yananlar kadar masumdur” dedikten sonra “Çiğli’de yaşanan olayda, bir apartmanda bildiri dağıtıldı. Ve bu apartmanda yaşayanlara “Sünni’sine de Alevi’sine de aynı broşür dağıtılmış” diyerek konuyu normalleştirdi.

    Olay, Adıyaman’daki işaretlemelerden sonra yaşandı. Soruşturmalar sonuçsuz kaldı, failler bulunamadı.

    19 MART 2012 / BUCA’DA 5 ALEVİ YURTTAŞIN EVİ İŞARETLENDİ

    İzmir’in Buca ilçesine bağlı Göksu Mahallesi’nde 5 Alevi yurttaşın evi işaretlendi. İşaretleri ilk olarak bir Alevi yurttaş maç dönüşünde gece yarısı fark etti.

    Adıyaman’daki ev işaretlemelerin ardından içinde kuşku olan yurttaş kapısında 5-6 cm büyüklüğünde bir numara gördü. Akrabalarının ve mahallede tanıdığı Alevilerin evlerini de kontrol eden yurttaş, onların da evlerinin numaralandığını fark etti. Bunun üzerine yurttaşlar, durumu polise şikayet etti. Polis, bölgede incelemeler yaptı.

    Güvenlik nedeniyle o dönem ismini vermeyen yurttaş Alevilerin Sivas davasında zamanaşımı kararından sonra döneminin Başbakanı Erdoğan’ın “hayırlı olsun” açıklaması ve Adıyaman’daki saldırı üzerine İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “çocuklar yapmış olabilir” yorumu nedeniyle günlerdir tedirgin olduklarını ifade etmişti.

    İşaretlemelerin bu saatler arasında yapılmış olduğuna dikkat çeken yurttaş, “Çocuklar bu saatlerde yataklarında olur. Bu işaretleri gece yarısı, çocuklar yapmış olamaz” uyarısında bulunmuştu.

    Soruşturma her zamanki gibi sonuçsuz kaldı, failler bulunamadı.

    NİSAN 2012 / DİDİM MAVİŞEHİR’DE ALEVİ AİLENİN KAPISI İŞARERETLENDİ

    2012 Nisan ayı içerisinde Aydın Didim’e bağlı Mavişehir Mahallesi’nde Alevi ailenin kapısına çarpı işareti atıldı.

    Kamuoyuna çok yansımayan olayın gidişatına dair bilgi edinemedik.

    5 MAYIS 2012/ YİNE DİDİM: KAPILARA, ‘ALEVİLERE ÖLÜM’ YAZILDI

    Aydın’ın Didim ilçesi Hisar Mahallesi’nde bulunan bir apartmanda Alevi iki ailenin evinin kapısı işaretlenip, boyayla “Aleviler’e Ölüm, Aleviler’i yakın” yazıldı.

    Didim’de yaşanan bu yazılama sonrasında Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi, Cemevi, EMEP, BDP, ÖDP Eğitim Sen ve birçok demokratik kitle örgütünün katıldığı basın açıklaması ile olay protesto edilmiş ve sorumluların açığa çıkarılması çağrısında bulunulmuştu.

    Aileler olmasa da o dönemin tanığı olanlar ile geçtiğimiz iletişim sürecinde herhangi bir sonucunun alınamadığı kaydedildi.

    3 AĞUSTOS 2012 / BALIKESİR’DE ALEVİLERE AİT 7 EV İŞARETLENDİ-SAHURDA DAVUL ÇALINDI

    Balıkesir’in Altınoluk ilçesindeki 120 haneli Hedef Sitesi’nde gece Alevi ailelere ait 7 ev, kimliği belirsiz kişilerce işaretlendi.

    Ayrıca işaretlemelerden önce 31 Temmuz gecesi bir çocuğa Alevilerin oturduğu bölgede bilinçli olarak sahurda davul çaldırıldığı aktarılmıştı. Olayın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen kamuoyuna soruşturmanın sonuçlarını yansıtan açıklama yapılmadı.

    22 EYLÜL 2013 / BORNOVA’DA ALEVİLERE AİT 20 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    İzmir’in Bornova İlçesi’nde özellikle Sivaslı Alevilere ait 20’ye yakın mezar kimliği belirlemeyen kişi veya kişilerin saldırısı sonucu tahrip edildi.

    Naldöken Mahallesi’ndeki mezarlıkta olaydan yaklaşık bir ay önce nöbetçi kulübesi ateşe verilmişti. 22 Eylül günü mezarlığa giden vatandaşlar bu kez de yakınlarına ait mezar taşlarının kırılıp tahrip edildiğini görmüş ve ihbar üzerine mezarlığa giden polis ekipleri inceleme başlatmıştı.

    Hepsi de Alevi olan yaklaşık 20 mezarın zarar gördüğü tespit edilmiş ve tutanak düzenlenmişti. Saldırı aileleri öfkelendirirken, mezarlıkta toplanan Aleviler olayın siyasi olduğunu ve faillerin bir an önce bulunmasını istemişti

    Olaydan sonra Alevilere ait mezar taşlarının kırılması, Naldöken Kültür Derneği, Sivas Dernekleri Federasyonu ve İmranlılılar Derneği (İMDER) tarafından düzenlenen açıklamayla kınanmıştı.

    Kendilerine ulaştığımız aileler soruşturmanın sonuçsuz kaldığını ve faillerin halen bulunamadığını ifade etti.

    MART 2014 / İZMİR ÇİĞLİ GÜZELTEPE MAHALLESİ’NDEKİ KARAKOL CEMEVİNE ÇEVRİLDİ

    30 Ekim 2014 yılında boşaltılan ve adı işkenceler ile anılan karakol, AKP ‘ye yakınlığı ile konuşulan Evrensel Alevi Bektaşi Birliği Derneği’ne devredilerek cemevi yapıldı.

    Karakolun cemevine çevrilmesine tepki gösteren Güzeltepe Mahallesi’ndeki Aleviler imza toplayarak bu mekana gitmeme çağrısında bulundu. Sözde Cemevine dönüştürülen ve Hz. Hüseyin adı verilen mekan ilgi görmeyince kapandı.

    2 TEMMUZ 2014 / SİVAS MADIMAK ANMASINA BİBER GAZLI, TOMALI VE COPLU MÜDAHALE

    Alevi kurumları öncülüğünde İzmir Basmane Fuar önünde Sivas Katliamı’nın 21’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen açıklamaya yönelik TOMA’lı polis müdahalesinde 9 kişi gözaltına alındı. Birçok kişi sıkılan biber gazı ve sudan etkilenerek hastanelere kaldırıldı.

    14 AĞUSTOS 2014 / SELÇUK’TA ALEVİLERE AİT 42 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    İzmir’in Selçuk İlçesi, Zeytinköy Mahallesi’nde Aleviler’e ait olduğu belirlenen 42 mezar, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce tahrip edildi.

    290 hane, 852 nüfuslu dağ köyü Zeytinköy’deki bazı mezar taşlarının kırıldığını, mezarlara zarar verildiğini fark eden köylüler durumu jandarmaya bildirmişti.

    Saldırıya tepki gösteren köy halkı ve kitle örgütleri köy meydanında toplanarak mezarlığa yürümüş ve mezarlıkta yapılan açıklamayı okuyan Alevi Kültür Dernekleri Selçuk Şube Başkanı Düzgün Çelik, Alevi mezarlarına siyasi bir amaçla saldırıldığını ifade etmişti.

    Jandarma, soruşturmanın sürdüğünü belirtip, mezarları tahrip eden kişi veya kişilerin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü bildirmişti. Soruşturma sonuçsuz kaldı ve failler bulunamadı.

    10 HAZİRAN 2015 / Konak’ta DAD ve Dersimliler Derneği’nin Kapısı İşaretlendi

    İzmir Çankaya’da bulunan Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi ve Dersim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin bulunduğu binanın dış kapısına kimliği belirsiz kişi yada kişilerce çarpı işareti konuldu.

    Derneğe gittikleri sırada işareti fark eden dernek yöneticileri, halkların karşı karşıya getirilmek istendiğini dile getirmişti.

    Olay yerinin İzmir’in merkezinde bulunması ve güvenlik kameraları ile denetliyor olmasına rağmen bu olayda sonuçsuz kaldı ve failler bulunmadı.

    16 HAZİRAN 2015/ BALIKESİR’DE CEMEVİNE GETİRİLEN KEMAL DİVRİKLİ’NİN CENAZESİ HUKUKSUZCA ARANDI

    Alevi Kültür Derneği yöneticisi Kemal Divrikli’nin cenazesi cemevine getirildiği esnada 10 -15 asker tarafından zor yoluyla ve hukuksuz bir biçimde aranarak rencide edildi.

    Hayatını kaybeden babası için cemevinde yapılan cenaze törenine, katılmak için tutuklu bulunduğu cezaevi idaresine başvuran Doğan Divrikli’nin yasal hakkı olmasına rağmen cezaevi yönetimi tarafından “Cemevleri ibadet yeri değildir” denilerek talebinin reddedilmişti.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Kemal Divrikli’nin cenaze törenine katılmasına izin verilmeyen oğlu, mahkum Doğan Divrikli ve ailesine yaşatılan ayrımcı tutumla ilgili olarak dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevaplaması istemiyle soru önergesi vermişti.

     21 OCAK 2016 / KONAK’TA İMAM ALEVİ YURTTAŞIN SELASINI OKUMADI

    İzmir Kemeraltı Çarşısı’nda esnaf olan Alevi yurttaş V.T, hakka yürüyünce yakınları cemevinden kaldırılacak cenaze için Kemeraltı Camii’nde sela verilmesini istedi. Kemeraltı Camii imamı ise “Alevinin selası okunmaz” diyerek isteği reddetti.

    Yaşananlara ilişkin konuşan Alevi yurttaş Hasan Aslan, Kemeraltı Camii’nde Alevilere ilişkin söylenenleri daha önce de babası vefat ettiğinde duyduğunu belirterek, “Bugün yaşanan olay daha öncede benim başıma geldi. Babam aniden vefat edince bir şok yaşamıştık. Eşe dosta haber verilmesi, cenazenin kalkacağı yer ve saatin bildirilmesi için camii imamına gittik. Orada imamdan duyduğumuz ‘sağlığında hiç camiye gelmedi, Aleviler’in camide selası okunmaz’ sözü bizi ikinci bir kez daha şoka soktu. Konuyu yargıya taşıdık. Dava başlayınca da müftülükten iki kez evimize gelip şikayetimizi geri çekmemizi istediler. Biz açtığımız bu davadan vazgeçmedik ve kazandık. Aldığımız tazminatı da cemevine bağışladık” şeklinde konuşmuştu.

    Tüm bu yaşananlar karşısında cami imamı soruşturmaya tabi tutulmayarak görevine devam etmişti.

    22 KASIM 2016 / CHP’Lİ BAYRAKLI BELEDİYESİ YAMANLAR CEMEVİNE AİT DÜĞÜN SALONUNU YIKTI

    CHP’li Bayraklı Belediyesi, Yamanlar Cemevi’ne tahsis edilmiş olan düğün salonunu yıktı.

    Cemevi üzerinde güç tahsis etmesine izin verilmeyen dönemin Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın bu yıkımı bilinçli gerçekleştirdiği ifade edilmişti. Salon tamamen yıkılırken, salonun içindeki malzemelerin çıkarılmasına da izin verilmedi. İçeride masa, sandalye, klima, projeksiyon gibi binlerce liralık malzeme de yıkımla beraber kullanılamaz hale geldi.

    Yamanlar Cemevi’nin konu ile açtığı davalar devam ediyor.

    5 ARALIK 2017 / MANİSA’DA ALEVİ AİLENİN DUVARINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI

    Manisa’da Alevi vatandaşların çoğunlukta olduğu Hafsa Sultan Mahallesi’nde yaşayan  Kazım İnce’nin (77) evinin duvarına kırmızı boyayla çarpı işareti konuldu. İnce, polise şikayette bulunurken, evinin duvarındaki kırmızı işaret ise silindi.

    Kendisine ulaştığımız Kazım İnce soruşturma ile ilgili bir sonuç alınmadığını belirtti.

    19 EKİM 2018 / ÇİĞLİ’DE ALEVİ AİLENİN EVİNE 3 HİLAL ÇİZİLEREK ‘DEFOL’ YAZILDI

    Çiğli Yakakent Mahallesi’nde eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan Sinan Can isimli yurttaşın kapısına Alevi ve Kürt kimliği ile siyasi görüşünden dolayı, ‘Defolun’ ve ‘Allahu Ekber’ yazılarak 3 hilal logosu çizildi.

    İki çocuğu ve eşiyle birlikte bir buçuk yıldır yaşadığı evin duvarına yazılan nefret ve tehdit ifadeleri için polise gittiğini, fakat polisin kendisine ‘Bu topraklarda yaşıyorsun. Kötü bir şey değil bunlar’ dediğini aktaran Can, daha önce de motosikletinin yakıldığını, yangının eve de sıçradığını ama hiçbir soruşturma açılmadığını kaydetti.

    Evinin duvarına 3 hilal çizilerek ‘Defolun’ ve ‘Allahu Ekber’ yazıları yazılan inşaat işçisi Sinan Can, polisin bu gelişme karşısındaki ideolojik tutumunu  anlatarak, bu nedenle yaşadıklarına ilişkin herhangi bir suç duyurusunda bulunmak yerine basınla paylaşmayı uygun gördüğünü vurgulamıştı. Soruşturma sonuçsuz kaldı ve failler bulunamadı.

    22 MART 2019 / YAMANLAR’DA 6 AİLENİN EVİ İŞARETLENDİ

    İzmir Bayraklı’da Kürt ve Alevi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Yamanlar Mahallesi’nde 6 evin duvar ve kapıları kimliği belirsiz kişi veya kişilerce çarpı ile işaretlendi.

    Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı Yamanlar Mahallesi sakinleri, sabah saatlerinde evlerinin duvarlarının ve kapılarının çarpı işareti ile işaretlenmiş olduğunu görmüştü. Toplam 6 hanenin evlerinde görülen işaret halkın tepkisine yol açmıştı.

    Yaşananlar üzerine mahalleliler  polisi araması sonrası olay yerine gelen polislerin tutanak tutarak çarpı işaretlerinin üzerlerini boyaması yurttaşların tepkisine neden olmuştu. Olayın yaşandığı gün Yamanlar’daki aileleri ziyaret HDP Milletvekili Murat Çepni ise faillerin bir an önce bulunması çağrısında bulunmuştu.

    CHP İzmir Milletvekili Kani Beko, olayı meclis gündemine taşımış ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “Polisin yeterli ve detaylı araştırma yapmaksızın duvarlardaki işaretleri sildirdiği iddiası doğru mu?” sorusunu yöneltmişti.

    İletişime geçtiğimiz aileler olayın 2. yılına girecek bu olayın faillerin hala bulunamadığını ifade etti.

    1 KASIM 2019 / KARŞIYAKA’DA ALEVİ AİLENİN KAPISINA ‘ALEVİLERE ÖLÜM’ YAZILDI

    İzmir’de yaşayan Yalçın Acar isimli vatandaşın evinin kapısına “Alevilere ölüm” tehdidi yazılarak ve çarpı işareti konuldu.

    Kızlarını okul servisine bindirmek için kapıyı açtığında ‘Alevilere ölüm’ yazısını ve çarpı işaretini gördüğünü söyleyen Acar, kimse ile bir tartışma yaşamadıklarını ifade etmişti.

    Suç duyurusunda bulunduğunu dile getiren Yalçın Acar’a ulaşamadığımız için soruşturmanın durumunu öğrenemedik.

    26 KASIM 2019 /GAZİEMİR’DE ALEVİ AİLENİN DUVARINA ‘DEFOL ALEVİ’ YAZILDI

    İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan Şenal ailesinin duvarına kimliği belirsiz kişi veya kişilerce, ‘Defol Alevi’ yazılarak çarpı işareti konuldu.

    Kimliği hala belirlenmeyen kişi veya kişilerce yapılan yazıyı fark eden aile karakola giderek şikayette bulunmuştu.

    Olay yerine gelen polislerin yazıları sildiğini ve kendilerine, ‘Bu iş sarhoşların veya çocukların işidir’ dediklerini aktaran Şenal ailesi, olayın çocuk işi olduğuna inanmadıklarını ve olayın takipçisi olacaklarını vurgulamıştı.

    PİRHA’nın gündeme getirdiği bu haber kısa sürede ülke gündeminde ilk sırayı almış ve alışkın olmadığımız bir şekilde iktidar cephesinden konuya dair açıklamalar geldi.

    Olaya ilişkin ilk olarak açıklama yapan İzmir Valisi  Erol Ayyıldız ise söz konusu mahallede Alevi vatandaşların yaşadığının öğrenildiğini belirterek, “Emniyetimizin yaptığı çalışmada yazının herhangi bir mezhepsel bir durum sebebiyle olmadığı, kavga nedeniyle asayiş olayına dayandığı değerlendirilmektedir. Konuyla ilgili idari ve adli tahkikat devam etmektedir” açıklamasında bulundu ve bu açıklama Alevi kamuoyunda tepki topladı.

    AKP Sözcüsü Ömer Çelik, olay olduğu andan itibaren tüm ilgili birimlerin konuyu yakından takip ettiğini ve olayla ilgili detaylı inceleme yapıldığını öne sürerek, “İçişleri Bakanımız konuyu bizzat takip etmektedir. İzmir Valiliği ve Emniyet birimleri azami hassasiyetle ilgilenmektedir. Dolayısıyla devlet kurumları tarafından bu meselenin ‘birkaç çocuk yapmıştır’ denilerek geçiştirildiği bilgisi kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır” dedi.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘dan da, “O eve yapılan işareti, kendi evime yapılmış işaret olarak görüyorum. Arkadaşlarımız o kişiyi bulacaktır. İçişleri Bakanlığı olarak bizatihi tarafız bu olaya hukuken de tarafız. Adaletin önüne o kişi çıkacak ve bunun bedelini ödeyecek” açıklaması geldi.

    Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziemir’deki işaretleme için, “Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız özellikle çalışmaktadır ve bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır” demiş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise çarpı işaretini kendi evine atılmış saydığını söyleyerek, “Biz İçişleri Bakanlığı olarak bizzat tarafız. Bu kişi bulunacak ve bedelini ödeyecek. Benim bakanlığım döneminde bu tür olaylar çok az yaşandı ama hiçbiri faali meçhul olarak kalmadı. Milletin huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullandı.

    7 yıl önce gündeme gelen ev işaretleme olayları ne medya ne de iktidar cephesinde görünmezken, 2019 yılının 26 Kasım’ında Gaziemir’de bir Alevi yurttaşa ait evin duvarına çarpı işareti atılması sonrasında iktidar cephesinden gelen böyle açıklamalar şaşkınlıkla karşılandı.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Alevi ailenin evinin işaretlenmesine ilişkin bazı açıklamalarda “talihsiz ifadeler” ve tanımlamaların bulunduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Alevilik tanımı yaptığını” ve bu tanımın aslında bir “asimilasyon” olduğunu söyledi.

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları ise, İzmir, Adana ve son olarak Mersin’de Alevi ailelerin evlerinin işaretlenmesini İçişleri Bakanı Soylu’ya sormuş ve  2012’den bu yana Alevi yurttaşların evlerine benzer saldırıların olduğuna dikkat çekerek “Alevi yurttaşlara yönelik yapılan bu saldırıların failleri açığa çıkartılmış mıdır?” sorusunu yöneltmişti.

    Ajans olarak kendilerine ulaştığımız Şenal ailesi soruşturmadan herhangi bir sonucun henüz çıkmadığını ve kendilerini bir şey iletilmediğini dile getirdi.

    19 ARALIK 2020 / MENEMEN’DE DERSİMLİ AİLENİN KAPISINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI

    İzmir Menemen’de Dersimli bir ailenin kapısına Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü olan 19 Aralık gecesi 01:00 sıralarında çarpı işareti konuldu.

    Yine olayı açığa çıkaran ajansımız PİRHA’ya konuşan ev sahibi Haydar Koç, 19 Aralık Cumartesi gecesi duyduğu ayak sesleri sonrasında kapıyı açtığında bir şey fark etmediğini ancak pazartesi günü işaretlemeyi gördüğünü söylemişti. Koç, “Beni kuşkulandıran bunun Maraş Katliamı’nın yıl dönümüne denk gelmesi. Polisler, ‘çocuklar da yapmış olabilir’ dedi ve fotoğraf çekip gittiler” ifadelerini kullandı.

    30 Aralık 2020 günü tekrardan ulaştığımız ev sahibi Haydar Koç, yürütülen soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadığını ve kendilerine bir şey iletilmediği bilgisini paylaştı.

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

  • Kenanoğlu, JES’e direnen köylülere kesilen para cezasını Meclis gündemine taşıdı

    Kenanoğlu, JES’e direnen köylülere kesilen para cezasını Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Aydın’ın Köşk ilçesinde Beyköy ve Kuyucular köylerinde Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) karşı direnen köylülerden 35’ne “Sosyal mesafe kurallarına uymama” gerekçesi ile 3 bin 150’şer lira para cezası kesilmesini Meclis gündemine taşıdı. Kenanoğlu, yanıtlaması istemiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e soru önergesi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Aydın’ın Köşk ilçesinde Beyköy ve Kuyucular köylerinde jeotermal enerji santraline (JES) karşı direnen 35 köylüye “Sosyal mesafe kurallarına uymama” gerekçesi ile kesilen 3 bin 150’şer lira para cezasını Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu. Kenanoğlu, köylülerin bu cezanın virüsle ilgisi olmadığını, JES’e karşı direnişlerini sindirme amacını taşıdığını söylediğini belirtti.

    Karadeniz Elektrik Üretim A.Ş (KARKEY) tarafından açılmak istenen Jeotermal Santrali’ne (JES) karşı bölge halkının mücadeleye devam ettiğini kaydeden Kenanoğlu, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci tamamlanmadan, yapılan tüm çalışmalar bölge halkı ve Efeler Belediyesi tarafından tepki gösterilerek engellendiğini belirtti.

    “JES’İN TARIM ALANINI ZEHİRLEME TEHLİKESİ VAR”

    17 Nisan tarihinde JES’lere karşı direnen yaklaşık 35 köylüye ‘sosyal mesafe kurallarına uymama’ gerekçesi ile 3 bin 150’şer lira para cezası kesildiğine belirten Kenanoğlu, cezanın tebliğ tarihinin 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde yapılmasına dikkat çekti.

    JES kurulması istenilen ovanın birinci sınıf tarım arazisi olduğunu söyleyen Kenanoğlu, “Her taraf tarla ve zeytinlik, incir bahçeleri ile doludur. Buraya kurulmak istenen JES bütün tarımsal alanı zehirleme tehlikesi taşımaktadır. Maske, sosyal mesafe kurallarının hepsine dikkat eden köylüler, kesilen bu cezanın, kurallara uyulmaması nedeniyle değil, direnişlerinin kırılması için kesildiğini ifade etmektedirler. Cezanın kesildiği tarihte orada olmayan köylüler dahi vardır. Haklarını korumaya çalışan köylülere şirket elemanları şiddet uygulamaktan bile geri durmamışlardır” dedi.

    Koronavirüs vakası çıkana kadar köylülerin mücadelesini sürdürdüğünü, salgın nedeniyle evlerinden çıkamadıkları günlerde, bunu fırsat bilen şirket, sondaj kulesini faaliyete geçirmeye çalıştığına dikkat çeken Kenanoğlu, Bakan Dönmez’e şu soruları yöneltti:

    • Bu alanda ÇED süreci tamamlanmadan çalışma yapılmasına kim izin vermektedir?
    • Köylülerin açtıkları dava sürerken şirketin kuyu kazması yasal mıdır?
    • Cezanın kesildiği tarihte orada olmayan köylülere hangi gerekçe ile para cezası uygulanmıştır?
    • Sosyal mesafe kuralı sadece köylüler için mi geçerlidir? Onlara müdahale eden güvenlik güçleri için geçerli değil midir?
    • Bu para cezaları iptal edilecek midir?