Etiket: ayhan aydın

  • ‘Alevilik; devletsiz, iktidarsız, sermayesiz bir düzen kurdu, en az 500 yıl ayakta tuttu’-VİDEO

    ‘Alevilik; devletsiz, iktidarsız, sermayesiz bir düzen kurdu, en az 500 yıl ayakta tuttu’-VİDEO

    PİRHA-Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri’nin ikinci gününde konuşan Prof. Dr. Çiğdem Boz, iktisatçıların Alevilik ile ilgilenmesi gerektiğini belirtti. Boz, “Devletsiz, iktidarsız, sermayesiz bir düzen kuruyor ve bunu en az 500 yıl kurumları ile birlikte ayakta tutuyor. Çünkü eşitlikçi, iktidar karşıtı, muhalif, doğaya, insana hatta tanrıya farklı bakışı olan bir inanç” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi tarafından yapılan “Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” ikinci gününü geride bıraktı. Sanatçı Muharrem Temiz konseri ile başlayan ikinci günde Prof. Dr. Ali Yaman “Ocaklar, inançlar, tekkeler”, Prof. Dr. Çiğdem Boz “Bir iktisatçı gözü ile Alevilik”, Araştırmacı, Yazar Ayhan Aydın ise “Ocaklar, tekkeler, dergahlar, gelenekler kayıp mı oluyor?” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.

    “ALEVİLİĞİN OCAK SİSTEMİNDEKİ HAZİNENİN SONUCU”

    Aleviliğin zengin bir inanç olduğunu belirten Prof. Dr. Ali Yaman şunları söyledi:

    “Pir Sultan Abdal üniversiteye gitmedi. İnternet kullanmadı. Yıldızeli’nin Banaz Köyü’nde o güzellikleri söyledi. Kuzulara, koyunlara seslendi. “Hayvanlara eziyet etmeyin” dedi. İnsan, hayvan, çevre sevgisini söyleyebildi. Aşık Veysel, Sivrialan Köyü’nde o güzel şeyleri söyleyebildi. Toprağa, “Seni yırttım, sen bana gül verdin” dedi. Bunlar gerçekten çok önemli şeyler. Bunu bugün biz söyleyebiliriz. Yararlandığımız kaynaklar, okullar, inanılmaz imkanlar var. Ama onlar hiç okula gitmeden o günkü şartlarda büyüyüp, o gün bunları söyledilerse, bunlar çok önemlidir. Bunu söyleten inancımızın değerleridir. Bunu sağlayan, ocak sisteminin pir-talip ilişkileridir. Onun için önemlidir. “Kadınları okutunuz” demek 13. yüzyılda çok değerliydi. Hacı Bektaş Veli, ocak sistemi içerisinde “Emeği ile geçinmeyen bizden değildir” dedi. “Ayağa kalkacaksan, hizmet için kalk” dedi. Emeği yüce bir değer olarak 13. yüzyılda ortaya koydu. İşte bu Aleviliğin dergah sistemindeki hazinenin bir sonucudur.

    “ALEVİLİK; DEVLETSİZ, İKTİDARSIZ, SERMAYESİZ BİR DÜZEN KURDU”

    Prof. Dr. Çiğdem Boz ise sözlerine “Ben bir iktisatçıyım. Ekonomi demek istemiyorum alanıma. “Ekonomistim” demek ise hiç istemiyorum. Kendisine “ekonomistim” diyen kişinin bizi ne hale getirdiği ortada” diyerek başladı. Aleviliğin iktisat ile olan ilişkisini Boz, şöyle anlattı:

    “Modern iktisat bilimi aslında devletin, sermayenin ve ulusun bir bileşenidir. Tüm bunların Alevilik ile ilgisi ne? İktisatçılar neden Alevilik ile ilgilenmeli. Bir sosyal bilimcinin işi toplumu anlamak ise Aleviliğe eğilmek zorunda. Devletsiz, iktidarsız, sermayesiz bir düzen kuruyor ve bunu en az 500 yıl kurumları ile birlikte ayakta tutuyor. Ocak sistemi, dede-talip sistemi, cemlerimiz ve diğer tüm kurumlarımızla devlete ve piyasaya ihtiyaç olmadan ayakta durabilen bir topluluk. Bu mucizevi gibi bir şey gerçekten. Bu aslında pre-kapitalist bir olgu. Yani devletsiz, sermayesiz, piyasasız yaşanabiliyor. Dayanışma ile ayakta kalınabiliyor. İktisatçı neden Alevilik ile ilgilenmeli? Çünkü eşitlikçi, iktidar karşıtı, muhalif, doğaya, insana hatta tanrıya farklı bakışı olan bir inanç. Hiyerarşi tanımayan bir topluluk, öğreti ki, insan ile tanrı arasında bir hiyerarşi, dikey bağlantı yok. Kendini hakta, hakkı kendisinde gören insanlar topluluğundan bahsediyoruz.

    “ALEVİYİZ DİYORUZ AMA ALEVİ OLAMIYORUZ”

    Yazar Ayhan Aydın da, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaretine değinerek, şöyle konuştu:

    “Değiştirebiliyor muyuz yönetimleri? Temelden değiştirebiliyor muyuz örgütlerimizi? Davasına sahip çıkabilecek, siyasi iktidarlara satılmayacak insanları yönetime getirebiliyor muyuz? Gözlerimizin önünde Ankara’da yapılanlar, federasyonların bilgisi dışında neden Hüseyin Gazi Vakfı’nda bu oyunlar oynandı? Çünkü zemin hazırdı. 30 yıldır oraya çöken, çıkarcı, Aleviliği kullanan, yeri gelince Hz. Ali’ye küfreden bir zihniyet orada olduğu için belli çevreler tarafından Soylu’nun danışmanı gelip orada o zemini bulur, cumhurbaşkanını da orada getirip, posta oturtur. “Yol bir sürek bin bir” deniyor ama yola birlikte gidilir. Yol cümleden uludur. Yolumuz bedeller ödenerek günümüze kadar gelmiş bir yoldur. “Biz Aleviyiz, Bektaşiyiz, Alevi yazarı, dedesi, kurum başkanıyız” diyoruz ama Alevi olamıyoruz.”

    Etkinliklerin ikinci günü sanatçı Sabahat Aslan konseri ile sona erdi. “Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” üçüncü gününde sona erecek.

    PİRHA / BALIKESİR

    >‘Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri’ başladı-VİDEO

  • Nesimi Çimen mezarı başında anıldı: Sivas’ın ateşi yakmaya devam ediyor-VİDEO

    Nesimi Çimen mezarı başında anıldı: Sivas’ın ateşi yakmaya devam ediyor-VİDEO

    PİRHA,PSAKD İstanbul Şubeleri Sivas Madımak’ta katledilen Nesimi Çimen’i mezarı başında andı. Anma programında konuşan PSAKD Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, “Türkiye belki de yaşadığımız bu çağın en önemli değerlerini kaybetti. Ülkenin ne kadar geriye gittiğini gösteriyor bu durum. Bu aydınlık ile karanlığın bir mücadelesi. Orada bilim de yakıldı” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Şubeleri, Sivas Madımak Oteli’nde katledilen halk ozanı Nesimi Çimen‘i İstanbul Karacaahmet Mezarlığı’ndaki kabri başında andı. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya‘nın da yer aldığı anmada konuşan PSAKD Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, “Türkiye belki de yaşadığımız bu çağın en önemli değerlerini kaybetti. Ülkenin ne kadar geriye gittiğini gösteriyor bu durum. Bu aydınlık ile karanlığın bir mücadelesi. Orada bilim de yakıldı. Alevi-Bektaşi inancı, kültürü, edebiyatı Nesimi Çimen’de ozanlık geleneği üzerinden sürmüştür. Yasaklı olan bir inanç kendi yolunu sürdürme noktasında ozanlık geleneği önemlidir” dedi.

    “SİVAS’IN ATEŞİ YAKMAYA DEVAM EDİYOR”

    “Sivas’ın ateşi insanlığı yakmaya devam ediyor” diyen Yazar Ayhan Aydın ise şöyle konuştu.

    “Ozan bilge insandır. Ozan gerçeği gören insandır. Ozanın sesi, sezgisi çok kuvvetlidir. Osmanlı’da kan ve zulüm vardı. Pir Sultan Abdal sonunu bile bile hiçbir şeyden korkmadan yolunda yürüdü. “Bozuk düzende sağlam çark olmaz” dedi. Bizler “dostluk, birlik, ilim” dedik. ‘İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır’ diyen Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin yolundan gidenlerdik. Genç insanlarımız barış için oraya gittiler. Kahpe kurşunlarla, yangınlarla karşılaştılar. Sivas’ın ateşi insanlığı yakmaya devam ediyor. Bizler sazlarımızı, curalarımızı çalmaya devam edeceğiz. Ulu ozanlara layık olmak zorundayız. Yolumuza, erkanımıza sahip çıkmak zorundayız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Asım Bezirci mezarı başında anıldı-VİDEO

    Asım Bezirci mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-PSAKD İstanbul Şubeleri, Asım Bezirci’yi mezarı başında anarak, “Devlet bütün katliamlar ile yüzleşip, hesabını verene kadar davamızı sürdüreceğiz” dedi.

    PSAKD İstanbul Şubeleri, Sivas Madımak Oteli’nde katledilen yazar, şair, eleştirmen Asım Bezirci İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı’ndaki kabri başında andı. Anmaya Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya da katıldı.

    “KATLİAMLARIN HESABI SORULANA KADAR DAVAMIZ SÜRECEK”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Şubeleri tarafından düzenlenen anma töreninde konuşan PSAKD Kadıköy Şubesi Başkanı İbrahim Karakaya, katliamda yaşamını yitirenleri unutmayacaklarını belirtirken, “2 Temmuz’da yitirdiğimiz canların toprağa sırlandığı gündür bugün aslında. Katliamın 29. yılındayız. Şehitlerimizi unutmadığımızı, onların bıraktığı mücadeleyi Türkiye’deki özgürlük, demokrasi ve eşit haklar mücadelesinin bir parçası olarak gördüğümüzü hep dile getirdik. Devlet bütün katliamlar ile yüzleşip, hesabını verene kadar davamızı sürdüreceğimizi belirtmek isteriz” dedi.

    “İNSANLARI, İNSANLIK ÜLKÜSÜNDE BULUŞTURDULAR”

    Yazar Ayhan Aydın ise “Onlar insanlık ülküsünde insanlığı buluşturdular. Sivas illeri kan illeri oldu. Yanıklıklar kaldı geriye. Sivas’ın ışığı sönmeyecek. Pir Sultan Abdal’ın devrimci direncini her zaman yaşatacağız. Yaralarımızı birlikte saralım. Devlet asimilasyonuna karşı hep beraber bir olalım, diri olalım” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Aydın: Türkiye’deki gerici kuşatmaya karşı 27 Şubat’ta Kadıköy’de olacağız

    Aydın: Türkiye’deki gerici kuşatmaya karşı 27 Şubat’ta Kadıköy’de olacağız

    PİRHA-‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’ şiarıyla 27 Şubat günü İstanbul Kadıköy’de gerçekleştirilecek olan buluşmaya çağrıda bulunan Yazar Ayhan Aydın, “Okullarda çağdışı bir zihniyetle, tek yönlü, çarpıtılmış, tümüyle aydınlanmacı aklı yok etmek isteyen, okul öncesi dinsel eğitim, okullarda zorunlu din dersleri ortadan kaldırılmalıdır” dedi. 

    Yazar Ayhan Aydın kaleme aldığı “Karanlığa Karşı Aydınlıkta Birleşelim, Kadıköy Meydanı’nda Gürleşip Bir Gül Gibi Açalım” başlıklı yazısında 27 Şubat Pazar günü düzenlenecek olan ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşmasına’ katılım çağrısında bulundu. Aydın, “İnancımı, yolumu, erkanımı yasaklamak, bin yıldır kardeşlik türküleri söyleyen dilimi kesmek isteyen zalim düzene son vermek ve insanca yaşamının yolunu hep beraber kuracağımız geleceğin Türkiye’si için Kadıköy’de olacağız” ifadelerini kullandı.

    “LAİK VE BİLİMSEL EĞİTİM İÇİN KADIKÖY’E”

    Ayhan Aydın‘ın yazısı şöyle:

    “Türkiye’deki gerici kuşatmaya karşı; özünde insani değerlerin en yüce erdemleri olan Alevi – Bektaşi toplumu, şu an her türlü ama her türlü farkı bırakıp Kadıköy Meydanı’ndan tüm dünyaya; “Çağdaş, Demokratik, Eşitlikçi, İnsan Haklarına Dayalı Hakça Bölüşümün Olduğu Bir Yaşam ve Laik ve Bilimsel Eğitim” diyerek seslerini en gür şekilde haykıracaklar…

    Hepimiz orada olacağız!

    Gericiliğe, barbarlığa, faşizme, cinsiyetçi ayrımcılığa, hoşgörüsüzlüğe, çağ dışı, bilim dışı, karanlık eğitime karşı sesini yükselt, tüm Türkiye’yi ve dünyayı titret!

    Hakk – Muhammed – Ali diyerek bu topraklarda yüzyıllardır barış içinde semahlar dönüp, cemler yapan, lokmaları hakça pay eden Alevi – Bektaşi toplumu başımızdaki zalim sultayı yerle bir et!

    Laiklik; ekmek, su, süt, doğa, hava gibi bizim olmazsa olmazımızdır, laikliğin yok olduğu bir Türkiye IŞİD’in yönettiği bir Türkiye olur, Laikliği namus bil, onu anla, yaşa, yaşat!

    Eğitim hayatın da, insan olma bilincinin de kazanıldığı ana varlığımızdır. Okul eğitimi insanın tüm yaşamını belirleyen en önemli dönemdir. Kişiliğin var olduğu, insanın insan bilincine ulaştığı çağdaş eğitim her insanın, her çocuğun hakkıdır. Okullarda çağdışı bir zihniyetle, tek yönlü, çarpıtılmış, tümüyle aydınlanmacı aklı yok etmek isteyen okul öncesi dinsel eğitim, okullarda zorunlu din dersleri ortadan kaldırılmalıdır. Tüm çocuklar eşitlik içinde, bilimsel eğitim almalıdırlar.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KAPATILMALIDIR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkede Hanefi Sünni İslam anlayışının tüm ülkeye hakim kılınması, bu düstur için her türlü baskının yapılabileceğinin fetva yazılarıyla alındığı bir gerici kurum olmuştur. Alevi ve tüm diğer inançları, kültürleri içinde eritmeyi, kendisinden olmayanı “putperest”likle suçlayan bu kurum ülkenin bir kara deliğidir. Milyarlarca liralık bütçesiyle haksızlık yanında, büyük bir israf mekanizmasına dönüşen Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı bu ülkenin Vatikan’ı olmuş, siyasi iktidarın her türlü yanlışını örten, bir çıkar merkezine dönüşmüştür.
    Bu Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin önündeki karanlık üretim merkezidir. Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalı, insanlar özgürce inanç ve ibadetlerini kendileri yapabilmelidir.

    Çocukları köle yerine koyan, çocuk gelinlerden memnun olan, kadınların, çocuklarımızın tecavüzcüler elinde gelecekleri elinden alınan bir ülkede yaşamamak için, insan olduğumuz haykırmak için Kadıköy meydanında olacağız!

    “MUAVİYE DÜZENİNE SON VERMEK İÇİN KADIKÖY’DE OLACAĞIZ”

    İnancımı, yolumu, erkanımı yasaklamak, bin yıldır kardeşlik türküleri söyleyen dilimi kesmek isteyen zalim düzene son vermek ve insanca yaşamının yolunu hep beraber kuracağımız geleceğin Türkiye’si için Kadıköy’de olacağız!

    Aleviler – Bektaşiler her türlü karanlık oyunlara, tertiplere rağmen bu ülkede insan kalmayı başarabilen, cana kıymayı, haksız yere eşini boşamayı en büyük suç görüp, düşkünlük kurumunu yaratan bir inanç topluluğudur. Onları tanımlamaya, onları cendereler içinde tutmaya, tüm ülkeyi olduğu gibi onları da köleci bir zihniyetle kendi buyrukları içinde asimile etmek isteyen Muaviye düzenin son vermek için Kadıköy’de olacağız!

    “İNANCIMIZIN ÖZGÜN HALİYLE TANINMASI İSTEĞİMİZİ DUYURALIM”

    Baskıyla, korkutmayla her birisi birer hırsız, vicdanını kaybetmiş paraya tapan vatansız, yandaşların şişirdiği, birer vampir gibi halkın, yavrularımızın canını, kanını, bilincini, ruhunu emen bugünkü karanlık düzene karşı aydınlık yüzleriyle, gönülleriyle dünyanın gururu olan tüm Demokrasi Güçleri olarak Kadıköy Meydanı’nda olacağız!

    Zam, zulüm, baskı, işkence, kasıtlı tutukluluk, aydın düşmanlığıyla bu büyük Türkiye’yi kendi çiftliklerine, mezbahalarına çevirmek isteyen karanlık sultaya sesimizi duyurmak için Kadıköy Meydanı’nda olacağız…

    27 Şubat 2022, Kadıköy Meydanı’nda Saat: 15.00’te, barış, kardeşlik, hak, hukuk, eşitlik, Alevi – Bektaşi kimliğinin özgün haliyle tanınması isteğimizi tüm dünyaya ve evrene duyuralım. Aynı zamanda savaş, ve silah baronlarının kışkırtıcılığıyla dünyayı daha daha karanlığa sürükleyecek tüm savaşlara hayır, diyelim…

    Ozanlar Piri Pirim Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; “Yürü bre Hızır Paşa / Senin de çarkın kırılır / Güvendiğin padişahın / O da bir gün devriler” diyelim.

    “SALTANATLARINI SARSALIM”

    Pirimiz Serçeşmemiz Hacı Bektaş Veli’mizin yolundan gidip “İlimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır, Çocuklarınızı – Kadınlarınızı Okutunuz, Yurduna Vatanına Eline Dilene Beline Sahip Olanlar Aydınlık Kapısına Varırlar” deyip, bir yürüyüş eyleyelim, zalimlerin karanlık saraylarını, saltanatlarını sarsalım…

    Ne mutlu; barışta, kardeşlikte, eşitlikte, çağdaş vatandaşlık bilincinde buluşanlara,
    Ne mutlu; kimliğine, inancına, geleneklerine, törelerine, tarihine, doğup – büyüdüğü topraklara sahip çıkabilenlere,
    Ne mutlu; korkmadan, yılmadan, bir menfaat beklemeden, iki yüzlülüğe düşmeden, çıkarlar içinde bocalamadan bu kadim yolu, erkanı yaşatanlara,
    Ne mutlu; 72 milleti bir nazarda görüp, tüm dünya insanlığıyla bacı – kardeş, müsahip bir can olabilen, ağlayanla ağlayan, gülenle gülen ve her türlü kederi de, varlığı da pay edebilenlere,
    Ne mutlu, din, dil, ırk, mezhep, düşünce ve cinsiyet farkı gözetmeden her geleni Hızır bilip, insandan, insanlıktan umudu kesmeyenlere…

    Aşk ve muhabbet duygularımla…”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Yazar Ayhan Aydın: Şiiliği Alevilik olarak anlatanlara karşı biz Aleviliğin yanındayız

    Yazar Ayhan Aydın: Şiiliği Alevilik olarak anlatanlara karşı biz Aleviliğin yanındayız

    PİRHA-Çerkezköy’de kurduğu bir mekanda Şii inancını Alevilik diye anlatan Sinan Boztepe adlı şahsı eleştiren paylaşımı nedeniyle hakkında dava açılan ve bugün ilk kez hakim karşısına çıkan Yazar Ayhan Aydın, Türkiye’de Alevilere dönük çok ciddi bir kuşatmanın olduğunu ve bunların içerisinde de Şii kuşatmasının öncelikli yer aldığını belirtti. Aydın, “Boztepe, Şiiliği Alevilik olarak anlatıyor. Biz Aleviliğin tarafındayız” dedi. 

    Tekirdağ Çerkezköy’de Hacı Bektaş Veli Derneği Ehlibeyt Dergahı adını verdiği mekanın başkanlığını yapan Şii Sinan Boztepe, kendisini Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetlerinden dolayı eleştiren Yazar Ayhan Aydın hakkında dava açmıştı. Aydın bugün hakim karşısına çıktı.

    Yazar Mehmet Kabadayı, Kamber Özcivan ve Muharrem Kalkan da Ayhan aydın’a destek olmak için duruşmada hazır bulundu.

    Tekirdağ Çerkezköy 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk celsede sözlü beyan veren Aydın, Alevi-Bektaşi kültürüyle ilgili 30 yıldır araştırmalar yapan araştırmacı ve yazar olarak Alevi duyarlılığı olduğunu ifade etti. Aleviliğin kendi değerleriyle bugüne geldiğini ve inanç sisteminin belli olduğunu kaydeden Aydın, inanç sistemi içerisindeki dedelik kurumunun, cem kurumunun ve bağlama ile sazın ayrılmaz bir parça olduğunu vurguladı.

    “ALEVİLİĞİN KENDİNE ÖZGÜ BİR İNANÇ YAPISI VARDIR”

    Aydın, Aleviliğin bir başka inanç sistemi dışında kendine özgü bir inanç yapısı olarak, özgün haliyle yaşadığını ve yaşaması gerektiğini belirtirken; Sinan Boztepe ile ilgili yazıyı Boztepe’nin kişiliğinden dolayı değil konunun Alevilikle ilgili olmasından dolayı yazdığını aktardı.

    “ALEVİLERE DÖNÜK CİDDİ BİR KUŞATMA VAR, BAŞINDA DA Şİİ KUŞATMASI YER ALIYOR”

    Boztepe ile kişisel bir husumetinin olmadığını, kimseyi hedef göstermediğini ve gerçekleri ortaya koymaya çalışan bir yazar olduğunu söyleyen Aydın, Alevi değerleri ve ilkeleri açısından olaya yaklaştığını ifade ederek; şunları söyledi:

    “Ülkemizde Alevilere dönük çok ciddi bir kuşatmanın olduğunu ve bunların içerisinde de Şii kuşatmasının öncelikli yer aldığını belirttim. Şiilik’teki namaz, ramazan orucunun Alevilik’te bulunmadığını ama Şii misyonerlerin Aleviler üzerinde ciddi çalışmalarının olduğunu dile getirdim. Sinan Boztepe’nin de bu çalışmalarda yer aldığını, daha önceki senelerde kendisini dede olarak tanıtıp, cemler yürüten, saz çalan, Alevi kimliğiyle öne çıkarken sonradan bütün bunları bırakarak kendisini tümüyle Caferi-Şii inanç sistemi içerisinde bulduğunu ama bununla yetinmediğini belirttim.

    “BOZTEPE, ŞİİLİĞİ ALEVİLİK OLARAK ANLATIYOR” 

    İnsanlar inançlarını serbestçe seçebilirler. Asıl mesele şu ki Şiiliği Alevilik olarak anlatıyor. Aleviler üzerinde Şii propagandası yapıyor. Alevileri oruç tutmaya, namaz kılmaya yönlendiriyor. Dolayısıyla Çerkezköy’de kurmuş olduğu merkezin bir Şii merkeziyken ismini “dergah” olarak kullandığını, halen kendisini Alevi dedesi olarak tanıtıp, asimilasyonuna devam ettiği için sosyal medya üzerinden kendisini eleştirdim. Alevileri asimile etmeye gayret ediyor. Şii asimilasyonculuğunu yayıyor. Bir kişi kendi inanç sistemini bırakıp bir başka inanç sisteminde yer alıp, insanları yanlış yönlendirirse biz de burada bir tarafız. Aleviliğin tarafındayız.”

    AV. AKTAŞ: BOZTEPE’NİN İRAN’A KAÇ KEZ GİTTİĞİ SORULMALI

    Ayhan Aydın’ın avukatı Muhterem Aktaş ise Boztepe’nin İran’a kaç kez gittiğinin sorulması gerektiğini belirtirken; müvekkilinin Alevi değerleriyle hareket ettiğini ifade etti.

    Mahkeme bir sonraki celseyi 16 Şubat 2022 Şubat ayına erteledi.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • Asimilasyon faaliyetlerini eleştiren Yazar Ayhan Aydın yarın hakim karşısında

    Asimilasyon faaliyetlerini eleştiren Yazar Ayhan Aydın yarın hakim karşısında

    PİRHA-Yazar Ayhan Aydın hakkında, Tekirdağ Çerkezköy’de bulunan Hacı Bektaş Veli Derneği Ehlibeyt Dergahı Başkanı Sinan Boztepe’yi eleştiren paylaşımları gerekçesiyle Boztepe’nin şikayeti üzerine dava açıldı. İlk duruşma 29 Eylül Çarşamba günü Çerkezköy Adliyesi’nde görülecek.

    Tekirdağ Çerkezköy’de bulunan Hacı Bektaş Veli Derneği Ehlibeyt Dergahı Başkanı Sinan Boztepe‘yi sosyal medyada yaptığı paylaşımlarla eleştiren yazar Ayhan Aydın hakkında Boztepe’nin şikayetiyle dava açıldı.

    29 Eylül Çarşamba günü Tekirdağ Çerkezköy Adliyesi’nde görülecek duruşma öncesi sosyal medya hesabı üzerinden açıklama yayımlayan Aydın, “Sinan Boztepe Beni Mahkemeye Verdi. Aleviler hakkındaki çeşitli sözleri ve eylemleri nedeniyle kendisini sosyal medya üzerinden eleştirdiğim Sinan Boztepe; anılan eleştirilerimle kendisine “hakaret” ettiğimden bahisle beni suçlayıcı ifadeler de kullanarak hakkımda şikayette bulunup ceza davası açılmasını sağlamıştır. Dava 29 Eylül Çarşamba günü saat 9.40’da Çerkezköy Adliyesi’nde görülecektir. Beni yalnız bırakmayan siz değerli canlarıma ve bana her konuda yardımcı olan Av. Muhterem Aktaş’a içtenlikle teşekkür ederim. Muhabbet ehline saygılarımla” ifadelerini kullandı.

    Cem Vakfı’ndan yıllar önce ayrılan Sinan Boztepe, Aleviliği ve Alevileri asimile ettiği ve Şiileştirdiği için Alevi kamuoyu tarafından tepkiyle karşılanan bir şahıs.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • Yazar Aydın, Maşuki’yi yorumladı: Alevi / Kalenderi / Melami düşüncesi çok başarılı işlenmiş 

    Yazar Aydın, Maşuki’yi yorumladı: Alevi / Kalenderi / Melami düşüncesi çok başarılı işlenmiş 

    PİRHA-Yazar Ayhan Aydın, İsmail Kaygusuz’un ‘Oğlan Şeyh Maşuki – Muhteşem Süleyman’ın Tahtını Sarsan Civan’ kitabını yorumladı. 1529’da, başı vurulduktan sonra denize atılan İsmail Maşuki ve 12 yoldaşına dair Aydın, “Bu devlet bir gün gerçek bir hukuk devleti olursa onlardan özür dileyecektir” dedi.

    Yazar Ayhan Aydın, Akademisyen-Yazar İsmail Kaygusuz’un 2012 yılında Su Yayınları’ndan çıkan ‘Muhteşem Süleyman’ın Tahtını Sarsan Civan-Oğlan Şeyh Maşuki’ adlı romanı hakkında izlenimini kaleme aldı.

    Yazar Ayhan Aydın, İsmail Kaygusuz’u önemli bir yazar olmakla birlikte “hem de Alevi – Bektaşi yol ve öğretisini çok iyi bilen bu yolun düşün insanlarından birisidir” sözleriyle andı.

    Aydın, İsmail Kaygusuz’un çok köklü olan Onar Baba (Dede) Ocağı’na mensup olarak bu öğretinin değerleriyle yetişmiş olduğunun da altını çizdi.

    İsmail Kaygusuz’un Alevi dünyasında yeteri kadar değerlendirilmediğini düşünen Ayhan Aydın, Kaygusuz’un, olaylara çok boyutlu bakabilmesinin nedenleri olarak arkeoloji, sanat tarihi, eski diller gibi farklı alanlarda almış olduğu eğitimlere işaret etti.

    “GERÇEKLERLE KUCAKLAŞMADIKÇA BARIŞ SAĞLANAMAYACAKTIR”

    Yazar Ayhan Aydın, Türk tarihinin de “Savaşlar, göçler, baskılar, isyanlar tarihi” olduğunu belirterek “İnançlarından, görüş ve düşüncelerinden dolayı katledilen yüzlerce sima ise bizim ayrılmaz birer parçamız olarak her daim tarihten bize bakmaktadırlar. İsmail Maşuki ise; tarihimizde, mazlumlar mazlumu, gadre uğramış en iç acıtıcı kıyımı yaşamış bir civandır” ifadelerini kullandı.

    İsmail Kaygusuz’un kitabında odaklandığı isim olan İsmail Maşuki’nin büyük bir değer olduğunu söyleyen Ayhan Aydın, “muktedirlerin arkalarına dönüp özür dilemeleri gereken ölümsüz köklerimizdir. Türkler ve Türkiye’yi yönetenler tarihleriyle hesaplaşmadıkça, gerçeklerle kucaklaşmadıkça bu ülkede hiçbir zaman barış sağlanamayacaktır” diyerek şu yorumda bulundu:

    “YERYÜZÜ YOK OLANA KADAR YAŞAMAYA DEVAM EDECEK”

    “Yüz karası bir tarihi olay olarak, hiçbir suçu, günahı yokken 21 yaşında, düzmece bir mahkeme kararıyla Kanlı Kanuni’nin kinli şeyhülislamı tarafından idamına karar verilip 1529’da başı vurulduktan sonra denize atılan İsmail Maşuki ve 12 Yoldaşı yeryüzü yok olana kadar yaşamaya devam edeceklerdir. Bu devlet bir gün gerçek bir hukuk devleti olursa onlardan özür dileyecektir.

    İsmail Kaygusuz’un, Muhteşem Süleyman’ın Tahtını Sarsan Civan Oğlan Şeyh Maşuki isimli eseri bence Alevi / Kalenderi / Melami düşüncesinin çok başarılı bir şekilde bir roman olarak işlendiği ve yapmacıksız / yalın ve öğretici bir şekilde anlatıldığı önemli bir kitaptır.

    İsmail Kaygusuz bu önemli kitabında; Abdülbaki Gölpınarlı gibi önemli isimlerden de yararlanarak, tarihsel gerçekler doğrultusunda, Bayrami – Melami Tarikatından / Yolundan olan Pir Ali Sultan Aksarayi ile Alevi / Kızılbaş / Kalenderi topluluklarının diyaloglarını, aynı zamanda Kalender Çelebi’nin müsahibi olan Pir Ali Sultan’ın insan- ı kâmil hüviyetiyle çevresinde yarattığı büyük ilgiyi anlatarak bizlere bilgiler veriyor.

    Batini tasavvuf yolunda hızla ilerleyen İsmail Maşuki çok iyi bir eğitim almasının yanında, taşkın ve cezbeli halleriyle şiire, bilgiye, sevgiye gark olmuş bir muhabbet ehli olarak daha Aksaray’da gencecik yaşında bir pırlanta gibi parlamıştı.

    Tüm bunları eserine yansıtan değerli hocamız İsmail Kaygusuz romanında, edebiyat gücü içinde tarihsel ve sosyal olayları çok iyi aktarırken Anadolu halkının durumunu, Alevi topluklarının yaşadıkları sıkıntıları, gerçek tasavvuf erbaplarıyla taassup çizgisinde bulanan tutucu medrese çevreleri arasındaki çekişmeleri, sorunları da çok güzel bir dille kaleme almış.

    Yol – erkân konusunda tarikatlar arasındaki benzerlikler yanında, Alevi Yolu’na en yakın ve nazenin yol olarak bilinen Melamilik’teki insan sevgisini, hizmet aşkını, Ehlibeyt’e bağlılığı, ‘sır tutmayı’, gönül adamı olmayı, değerleri uğruna serden geçme gibi değerler, bu yolun ilkeleri kitapta işlenen konulardandır.

    “21 YAŞINDA BOYNU VURULARAK KATLEDİLDİ VE 12 YOLDAŞIYLA BİRLİKTE DENİZE ATILDI”

    Mazlumlar mazlumu İsmail Maşuki daha 21 yaşında, masum bir can insan olmasına rağmen, acımasız katiller elinde, Sultanahmet’deki At Meydanı’nda boynu vurularak katledilmiş, kendisi gibi başları vurulan 12 yoldaşıyla birlikte denize atılmıştır.

    İşte bu benzersiz olayı bizlere, benzersiz bir şekilde anlatan bu kitap sadece bir edebi eser, bir roman değil, mazlumların haklarının alınması, yaşanan gerçekleri anlatması yönünde de tarihi bir haykırıştır.”

    Yazar Ayhan Aydın, İsmail Maşuki’yi “Mazlumluğun Timsali” olarak tariflerken şu şiiri de kaleme aldı:

    Mazlumlar hep böyle ahlar mı çeker

    Cellatlar elinde kalan civanım

    Didar görüp şad olmadan mı gider

    Feleğin çarkında kalan civanım

     

    Kanlı Kanuni kinli şeyhülislam

    Böyle mi yazıldı, böyle mi İslam

    Masuma kıyanlar nasıl bir insan

    İnsanlık ah etti mazlum civanım

     

    Sevgi çağlayanı, bülbül nefesli

    Veysel Karani’nin gönlü güzeli

    Evliyalar Şahı Düldül sekişli

    Umman çalkalandı nazlı civanım

     

    Fermanın yazarlar kirli ellerle

    Yalanlı dolanlı münkir dillerle

    Nasıl kıydılar böyle bir güzele

    On iki yiğitle şehit civanım

     

    Cevheri’yim yüreğin gamla dolu

    Duruşmamız yok ellerim kupkuru

    Göz yaşı yürekte akar dupduru

    Dertlerin söylenir mazlum civanım

    (PİRHA HABER MERKEZİ)

  • Ayhan Aydın: Cahit Tanyol çok yönlü bir fikir insanıydı

    Ayhan Aydın: Cahit Tanyol çok yönlü bir fikir insanıydı

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, geçen gün hayatını kaybeden Türkiye’de sosyolojinin önemli isimlerinden Cahit Tanyol ile ilgili kaleme aldığı yazısında, Tanyol’un çok yönlü bir fikir insanı olduğunu vurguladı. Aydın, “Dostluklara önem veren, yüreği sevgi dolu Cahit Hocamız ışıklar içinde yatsın. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi. 

    Öğretmen, felsefeci, şair ve sosyolog Cahit Tanyol, 11 Ağustos’ta İstanbul Kadıköy Moda’da bulunan evinde, 106 yaşında hayatını kaybetti.

    Türkiye’de sosyolojinin önemli isimlerinden Tanyol, uzun yıllar boyunca üniversitelerde dersler verdi.

    Yazar Ayhan Aydın, Cahit Tanyol ile ilgili kısa bir mesaj yayınladı.

    Tanyol’un çok yönlü bir fikir insanı olduğunu belirten Aydın, şunları kaydetti:

    “106 yaşında hayata gözlerini yuman; Gaziantep Nizip doğumlu Cahit Tanyol, ülkemizde özellikle laiklik, dini yapılar, sosyal meseleler konularında kafa yoran, öğrencilik yıllarında Baraklar üzerine araştırmalar yapan, yıllar yılı Cem Dergisi’nde yazılar yazan, Cumhuriyet Gazetesi yazarı, kültür sanat dergileri çıkarmış çok yönlü bir fikir insanıydı.
    Yayınlanmış bir çok kitabı bulunan Cahit Tanyol’la birçok kez söyleşilerim olmuştu. En kapsamlı söyleşim Berfin Bahar Derisi’nde 2015’de yayınlanmıştı.
    Bir söyleşimizde Cahit Tanyol bana, çocukluğum çok güzel bir ortamda geçti, çocukluğumun hiçbir zaman unutmadığım hayalleriyle doluyum. Çocukluğumun bir anını yaşamak için her şeyimi vermeye hazırım, demişti.
    Dostluklara önem veren, yüreği sevgi dolu Cahit Hocamız ışıklar içinde yatsın. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    YAŞAM ÖYKÜSÜ

    Özlemlerimin mutlu çağrısı çocukluğum
    Aydınlık türküler memleketi
    İçimde kalan tek yeşil dal
    Götürmek istediğim tek şey
    Hey Nizipli küçük Hüseyin hey
    Sen böyle mi çıktındı yola
    Bir ömre değer miydi bu sürekli gurbet
    Bu boş yolculuk
    Fıstık ağaçlarının alaca gölgesinde
    Ak hayallere dalan mavi gözlü çocuk.

    Cahit Tanyol

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Yazar Ayhan Aydın: Tanık olduğum yanlışlar beni derinden sarstı!

    Yazar Ayhan Aydın: Tanık olduğum yanlışlar beni derinden sarstı!

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, iki yıl önce kaleme aldığı ancak hala gündem olan yazısında sahte dedeleri yazdı. Aydın, Ali Yüce, Baki Güngör ve Sinan Boztepe’nin Alevileri nasıl asimile ettiklerini ve bu kişilerin zamanında değer gördüklerinin altını çiziyor. Alevi toplumunu da bu sahte dede ve babalara karşı uyanık olmaları konusunda uyaran Aydın yazısında, vakıfta Ali Rıza Uğurlu’nun da çeşitli yanlışlarını gözler önüne seriyor. 

    Yazar Ayhan Aydın, hem yazarak, hem inançla ilgili gelişmeleri, cemleri kayıt altına alarak, dedelerle yaptığı röportajlarla inancı görünür kılarak Yol’a hizmeti sürdüren bir isim.

    Ayhan Aydın’ın iki yıl önce kaleme aldığıAleviliği yaşatan gerçek dedeler ve bu yolda yozlaşanlar, şarlatan Baki Güngör ve fedaileri” başlıklı yazı yeniden gündeme geldi.

    “Alevi Bektaşi Yolu, akılcıl bir yol olarak, kişilerin tasallutu altında olmayan, kolektif bir bilinç ve aklın, ruhun bir yansıması olarak, bilimin (ilmin) rehberliğinde yol almış, her zaman çağını aşabilmiş bir öğretidir” diyen Ayhan Aydın, Aleviliğin hümanizması bu insan sevgisine dayanan öğretide; yani bu yolda öncü insanların kâmil insanlar olarak tüm insanlığı ve kâinatı kucaklayabilmelerinde gizliydi” vurgusunu yapıyor.

    Yol’un sürdürücülerinin, dervişlerinin, erenlerinin her birinin bir mesleği, işi olduğunu hatırlatan Aydın, “Ar, namus, haya, hoşgörü, alınteri, diğergamlık, çalışkanlık, küçükleri korumak, hayvanları ve tüm doğayı dünyayı sevmek, korumak, bu önderlerin en temel vasıflarıydı” diyor.

    Son 30 yıldır dedelerin, babaların yaşadıkları süreci takip etmeye çalıştığı süreçte birçok önemli tespitleri olduğunu belirten Aydın, Cem Vakfı’nda uzun yıllar çalıştığını, vakfın inanç konusunda katkıları olduğunu belirtiyor ancak eleştirilerini de dile getiriyor.

    “TANIK OLDUĞUM YANLIŞLAR BENİ DERİNDEN SARSTI”

    Dede ve babaların çabalarını görmeleri sonucu kendisine sahip çıktıklarını ve bu sayede alan çalışmaları yapabildiğini ifade eden Ayhan Aydın, vakfı şöyle eleştiriyor:

    “Zaman zaman Cem Vakfı yönetimi tarafından nankörce inkâr edilse de, olayın kamuoyuna mal olması adına, sağlığımı hiçe sayarak, maddi beklenti içinde olmadan, büyük ve benzersiz bir gayret gösterdim. Bunun bedelini de ödedim. Bu gayretler içinde, nice nice şeyler öğrenip, hayatın en önemli tecrübelerini yaşarken, tanık olduğum yanlışlar ise beni derinden sarstı, üzdü, düşündürdü.”

     “ALİ RIZA UĞURLU YOL’A ZARAR VERDİ”

    Cem Vakfı’nın, aynı zamanda hem dedelik, hem de bu yol için olumsuz olabilecek bazı adımların atılmasına göz yumduğunu belirten Yazar Ayhan Aydın, ‘Alevi İslam Din Hizmetleri’ Başkanı Ali Rıza Uğurlu’ya ilişkin de şunları kaydediyor:

    “Ali Rıza Uğurlu tümüyle kişisel tasarruflarıyla yaptığı çok ciddi yanlışlara, Cem Vakfı yönetimi müdahale etmediği için hem bu konudaki bazı eylemlerle, hem Cem Vakfı, hem de dedelik ve Alevilik zarar gördü. Ali Rıza Uğurlu’nun tümüyle ısrarı, kişisel tasarrufları daha da doğrusu kendince kurnaz planları bu yola zarar verdi.”

    Ayhan Aydın, yazısının bir bölümünde Cem Vakfı’nda işleyen süreci şöyle anlatıyor:

    “Börekçilikten Şeyhliğe Baki Güngör Efendi…
    Yıl 2004… Cem Vakfı’nda Alevi Bektaşi İnanç Önderleri Dedeler Babalarla ilgili çalışmalar yapmak üzere oluşturulan Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’nda Ali Rıza Uğurlu kendine rahat bir yol açmak için, daha önce bu kurumda, bu alanda çalışma yapanları saf dışı edip, hileli yollarla, kurnazlıkla kendine yeni bir ekip oluşturma gayretine girer.
    Tüm amacı; kendi çıkarları için kullanabileceği, yönlendirebileceği, sözünden çıkmayan, ağzı laf yapabilen, saz çalabilen, iyi kıvırabilen omurgasız insanları toplamak; yola inançla sahiplenmiş gerçek dede ve babaları, çalışanları yani kendine az – çok rakip olabilecek bilinçli tüm çalışanları iftiralar atarak oradan uzaklaştırmaktı.
    Kullanabileceği insanlar dede olmuş, dede olmadığı halde dedeyim, demiş onun için hiç önemli değildi.
    Bu konudaki tüm şikâyetleri sümen altı etmiş, türlü oyunlarıyla her seferinde zaten çıkarı olmadığı zaman hemen hiç gülmeyen, kapkara olan yüzü kararmadan- kızarmadan tüm karanlık oyunlarını örttüğü gibi bunları da örtmüş.

    “ALEVİ İSLAM DİN HİZMETLERİ BAŞKANLIĞI, ÇIKARCILARA KUCAK AÇAN BİR KURUM OLMUŞTU”

    Cem Vakfı Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı; dede olmayıp dede diye lanse edilen, kendimi nasıl gösteririm, buradan kendime ne elde edebilirim, nasıl Cem Tv’ye çıkabilirim, nasıl olurda posta oturup kendimi gösterebilirim diyen gösteriş meraklılarının, Ali Rıza Uğurlu’ya nasıl yalakalık yaparım da yurt dışına çıkabilirim, diyen çıkarcılara kucak açan bir kurum olmuştu.
    Buradaki durum bundan ibaretti. Göz boyamayla, lafla, sözle, ağlamakla birileri buradan menfaatlenirken Cem Vakfı ve Alevilik adına nice zamanın heba olup gittiği yıllardı bunlar yani.

    “BAKİ GÜNGÖR MAAŞA BAĞLANDI”

    Her işe bizim sonsuz saygımız vardır. Ben de bir işçi anne ve babanın evladıyım. Emek en kutsal değerdir. Biz bunu böyle biliriz.
    Börekçide çalıştığını söyleyen Baki Göngör, Ali Rıza Uğurlu’nun Cem Vakfı’na çağırırken, keşfettiği üstün yeteneklerden sadece birisiydi. Bazı toplantılarda yaptığı ateşli konuşmalar birçok insan gibi Ali Rıza Uğurlu’yu da çok etkilemişti. İçinden, bunu yanıma alırsam, ağzı laf yapıyor, iyi bir silahşör olarak kullanabilirim, diye düşündü. Çünkü daha o zamanlar bile Baki Göngör’ün kendisine dönük ciddi eleştiriler ve suçlamalar vardı. Her zaman yaptığı gibi Ali Rıza Uğurlu bunları hiç birisini dinlemedi. Dolayısıyla hiçbir eleştiriyi dikkate almayan, bildiği gibi her işi yapan Sayın Prof. Dr. İzzettin Doğan’ı ikna edip onu maaşa bağlayarak Cem Vakfı’nda eleman yapması da bir sorun olmadı.

    “BAKİ’NİN BÜYÜK EMELLERİ VARDI, MAAŞLA ÇALIŞACAK ADAM DEĞİLDİ”

    Uzun bir süre, Cem Radyo’da hatalarla dolu programlar yapmasına izin verdi, onu kullanmaya çalıştı. Vakıftaki hiçbir işi yapmayan, günlük gazetelerin kupürlerini bile toparlamayan, bir de Basın Yayın mezunu olduğunu söyleyen Baki Göngör’ün de elbette kendine ait planları programları vardı. Kurnaz ve hilece Ali Rıza Uğurlu plan yapar da, Baki durur mu? “Haaa ne güzel bir ortam, maaşımı alırım, bir iki program yaparım, kendi alt yapımı oluşturayım, bakın ben size neler yaparım?” diye içinden geçirdi ve bunu da gerçekleştirdi.
    Baki’nin büyük hedefleri, emelleri vardı. O öyle, bir odaya sığacak, maaşla çalışacak adam değildi.

    PLANLAR…KUMPASLAR…

    Personel kayıt için istememize rağmen ne hikmetse bir türlü Basın Yayın diplomasını getirememişti ama ne gam, bu ülke böyle bir ülkeydi zaten. Okula, diplomaya kim bakar ki, sen yeter ki güdebileceğin, sömürebileceğin geniş saf bir topluluk bul! Gerisi Allah kerim, böyle saf toplum zaten mevcut, senin fazla bir şey yapmana gerek yok salya sümük ağla, duygusal konuşmalar yap, bir söz büyücüsü ol, bu ruhsal bunalımlarla boğuşan dilenden iyi anla, ha bir de “yaşam koçu” ol veya öyle davran bak sana ne kapılar açılıyor… Bir de bakmışsın bir ülkenin başına bile geçmişsin…
    Baki Güngör, zamanla kendi kimliğini ortaya çıkardı, Ali Rıza’yla karşı karşıya gelip kapışmaları uzun sürmedi. Bin bir manevrayla oraya getirdiği Baki’den kurtulmanın yollarını arayan Ali Rıza Uğurlu bu arada hangi şarlatanları kullanabilirim, işime gelmeyenlere hangi iftiraları atıp buradan uzaklaştırabilirimin derin düşünceleri içinde, odasında kumpas kurmakla meşguldü.
    Baki ise Bağcılar Cemevi gençliğini nasıl etkilerim, orayı nasıl içten içe ele geçiririm, bunların tümünün planlarını Cem Vakfı’ydayken yapıyordu.

    “BİTİP TÜKENMEYEN OYUNLAR”

    Ali Rıza Uğurlu’nun bitip tükenmez oyunları.
    Ali Rıza Uğurlu, saygın ve samimi ve Baba Mansur Ocağı’ndan Mansur Yalçın Dede’yi oradan atmak için türlü hileli programlarını yürürlüğe koyarken, onun odasını elinden alıp, sahte bir yazı yapıp Mansur Yalçın’ın bilgisi olmadan, sahte imzayla “ben işlerimi yapamıyorum, görevimden ayrılıyorum” diyecek kadar kudretli ve cüretkar olurken, Baki Efendi de bir yandan yandaş toplamaya başlıyordu.
    Uzun yıllarını bu işe vermiş, evi Cem Vakfı’na çok yakınken, bir karşılık beklemezken, bu yola çok hizmet etmişken, Cem Vakfı’na büyük yararı dokunacakken, “Diyanet’in Ajanı” lafını ulu orta söyleyip Mehmet Yaman’ın oraya yaklaşmasının önünü kesiyordu.

    “BEKTAŞİLERİ VAKIFTAN ATMAK İÇİN TÜRLÜ YOLLAR DÜŞÜNÜYORDU”

    Yüzden aman Babalarım, aman dervişlerim deyip onları kullanmak için nutuk çekerken, perde arkasında bunlar yolumuzun hainleri deyip, özünde bir düşman gibi gördüğü ve özel bir toplantıda “koynumuzdaki yılanlar” dediği Bektaşileri oradan atmanın türlü yollarını düşünüyordu…

    “ALİ RIZA UĞURLU’NUN SİNAN BOZTEPE’Yİ KEŞFETMESİ UZUN SÜRMEDİ”

    Celal Abbas Ocağı’ndan bu yola çok hizmetleri olan Fethi Erdoğan Dede’ye bir iftira atıp onu sözde dar divanında yargılatmak için kolları sıvayan Ali Rıza Uğurlu, aynı zamanda Baki’nin yerine bir başka şarlatanı gözüne kestirmişti. Onun işi gücü kapandığı odada bir takım kurmaylarıyla, birilerine iftira atmak, oyunları için yeni hamleler için gizli planlar kurmaktı.
    Ve sonuçta Ali Rıza Uğurlu’nun bir büyük yeteneği keşfetmesi uzun sürmedi: Sinan Boztepe…

    SİNAN BOZTEPE’NİN AMCASI ARADI: NE OLUR YAPMAYIN BİZDE DEDELİK YOK!

    Parlak, yakışıklı, çok güzel saz çalan, abi sözü dinleyen, boşlukta olan, işsiz güçsüz birisi… Tam da aradığı adamdı yani Ali Rıza Uğurlu’nun… Hemen cemlere soktu, hem dede, hem zakir, ağzı laf yapıyor… Tam da boşlukta olan zavallı halkın aradığı bir yeni tip daha… Kısa sürede Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı Sekreterliğine getirildi, büyük zatı muhterem.
    Derken Malatya Arapkir’den bu zatın amcası bizzat bize gelerek ne olursunuz yapmayın, biz de dedelik yok, o dede değil, bu yanlış, onu televizyonlara çıkarmayın deyince, zaten biz de rahatsızız ama Ali Rıza Uğurlu’ya dolayısıyla İzzettin Doğan’a laf anlatamıyoruz, dedik. Ama Arapkir Onar Köyü’nden gül yüzlü Celal Arslan’la durumu müdüre de söylememize rağmen azar işiten biz olduk.

    “SİNAN BOZTEPE CEM VAKFI İLE MAHKEMELİK OLDU”

    Ben de dayanamayıp Cem Tv’deki bir programımda “geçen hafta posta oturanlara bakıyorum, gerçek dedeler cem yürütmeli, yolumuz yozlaştırılmamalı” deyince, her programımı bir uşağına RTÜK üyeleri gibi dinlettiren Ali Rıza Uğurlu, bu sefer bunu fırsat bilip, dedeleri toplayıp benim programlarımın yayından kaldırılması için imza kampanyası yapıyordu.
    Sonuç, şimdi bir metre kara sakal bırakan, cübbe giyen, tümüyle Şii bir imam olan, halkın parasını çarpan, bu konuda Cem Vakfı’yla mahkemelik de olan Sinan Boztepe Alevi toplumunu yozlaştıran, asimile edenlerin başında yer alıyor.

    Yıllar yılı tüm eleştirileri hiçe sayıp ona ısrarla sahip çıkan Ali Rıza Uğurlu ise yine Cem Vakfı’nda akil, bilge, aranan ve gölgede orayı yürütmeye çalışan bir insan olarak Alevilik’ten nemalanmaya devam ediyor.
    İnsanlarda utanma, hayâ olmayınca ne söylersen söyle, ne yaparsan yap kar etmiyor…
    Başka örnek mi istiyorsunuz? Örnekler biter mi? Hangi birisini yazayım…”

    ALEV TOPLUMUNA ÇAĞRI: SAHTE DEDELERE, BABALARA KARŞI BİLİNÇLENİN

    Baki Güngör’ün yayınladığı videolarla alevi toplumunu kandırdığını ifade eden Ayhan Aydın, Alevilere şu çağrıyı yapıyor:

    “Alevi toplumunu yozlaştıran sahte dedelere, sahte babalara, sahte ozanlara, sözde sahte analara karşı halk bilinçlenmezse, o Adnan Hocacılardan bir farkımız kalmayacak…
    Büyülü bir iki söz söyleyip, iyi konuşanlara aldanan zavallı Alevi toplumu…Biraz artık sağına, soluna iyi bak… Her güzel söz söyleyene, yaldızlı laflar edene inanma… Ne olur kurban olduğum mazlum halkım… Biraz bilinçlen artık…”

    “YOL SAHİPSİZ DEĞİL”

    “Gençlerimiz, kadınlarımız büyük bir boşluktadır. Bu boşluğu ancak Alevi Bektaşi Yolu’nun erdemleri, geleneksel değerleri ve çağımızın gerekliliği olan bilimsel çabalar sonucunda gündeme alacağımız çözüm projeleri giderebilir” diyen Aydın, şöyle devam etti:

    “Kültür-sanat-edebiyat-bilim bizlerin olmazsa olmazımızdır. Kadınlarımız, gençlerimiz kültür-sanat-edebiyatla, bilimsel bilgilerle beslenmezlerse, okumazsalar, araştırmazsalar, bu kitleye kurumlar bilinçli yaklaşmazlarsa bizler çok büyük boşluklara, bunalımlara düşeriz.
    Bizler bu halimizle daha çok Zöhre Analar, Baki Güngörler, Sinan Boztepeler, Ali Yüceler görürüz…
    Dert bizde, derman ellerimizdedir.
    Ulu erenlerin kurmuş olduğu bu aydınlık yol sahipsiz değildir.
    Ama bu yolun bugünkü sahipleri bizleriz.
    Ulu erenler bizde gayret olmazsa ne eylesin bizim gibi bir topluluğa?
    Şaşkın olmak, düşkün olmak için biz çırpınıp durursak onlar neylesin?
    Bu yolun erdemleriyle hareket edip Alevi Bektaşi Yolu’na hizmet edenlere ne mutlu, aşk olsun onlara…
    Bu yolu para için, menfaat için, çıkar için, kişisel bazı dürtüleri için, siyaset için, makam ve mevki için kullananlara, kendilerinde bir ulûhiyet arayanlara yazıklar olsun.

    ALİ YÜCE OLAYI

    Bu Ali Yüce olayı bambaşka olay… Bir zaman mecburen bir arada bulunduk. Ama çok ciddi eleştiriler her geçen gün artınca onu da gözlemledim. Onunla ilgili bir başka yazının içinde bir yorumum var. Bir kere badem bıyıklı bu arkadaşın dede olup olmadığı da tartışmalıdır. Turgut Özal’ın bir zamanlar Amerika’da eğitim görmüş “prensleri” vardı. Ekonomiyi o prenslere teslim etmiş, Türkiye’nin satılmasının önünü açmıştı.
    İşte bu prensler gibi Ali Rıza Uğurlu’nun da sahte dedelerinin sayısını gerçekten ben de tam bilmiyorum. Ali Yüce kendisini bir Sarıbal Ocağı’ndan, bir Sarı Saltık Ocağı’ndan, bir Güvenç Abdallı gibi farklı farklı ocak mensubiyeti olduğunu dile getirdi. Aynen Baki Güngör gibiydi o da. Bu toplum bu kadar savrulunca bu insanları araştırmadan sorgulamadan baş tacı eden bir toplum var. Ali Rıza Uğurlu diğerleri gibi bu ağzı çok laf yapan, genç, parlak ve gelecek vaad eden genci de yanında yetiştirme olarak tuttu. Yıllar yılı odasından çıkmayan, hemen hiçbir üretimde bulunmayan sadece ağzı laf yapan bu arkadaş, bu toplumun söz büyücülerine tapma hastalığından dolayı baş tacı ediliyordu. İşte bunu fırsat bilen Ali Rıza Uğurlu ve Cem Vakfı yöneticileri onu el üstünde tutmaya başladılar. Cemler yürütmeye, radyo televizyon programlarına katılmaya başladı. Aynen benim gibi yıllar yılı otobüse kartla (akbille) binen, annesini – babasını ve eşi olduğu söylenen (başı kapalı olduğunu dile getirenler oldu) hemen hiç kimse ne gördü, ne tanıdı. (Hem dede, hem de çok etkin bir insanın ailesini kimsenin tanımaması, onların çalıştığı ama bir cemevi olan binaya gelmemeleri doğal bir şey midir?)

    “JAGUARLA VAKFA GELDİ”

    Bu arkadaş zamanla Ali Rıza Uğurlu’yla bazı çelişkiler girdi. Ali Rıza Uğurlu emrindeki insanları gütmek konusunda yeteri kadar başarılı değildi, her şeyde başarılıydı ama bu konuda başarılı olamıyordu. Çünkü bencilliğin sonu budur. Diğerleri ondan daha kurnaz çıktılar. Hepsi daha tam dede, adam olamadan bir “baş” olma yarışına girdiler. Ali Yüce de birilerinin de teşvikiyle “baş” olmak istedi. Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’na “baş” olmak. Dede olduğu tartışmalı, mesai saatlerinde saatlerce ortadan kaybolma, türlü tarikatların etkinliklerine katılma, bir vaiz gibi konuşmalarla muhafazakar insanlara seslenme… Derken günlerden bir gün Ali Yüce bir jaguarla vakfa geldi. Bu bir “prens”ti ya, bundan doğalı ne olabilir. Dediler ki, bir tanıdığı ona kullansın diye bunu vermiş. Lütuf etmiş. Ali Yüce’ye jaguarı veren kimdi, hiç bilemedik. Ama anladık ki, bu araba ona ait… Derken bu adamın dedeler birliğinin başına geleceğine ilişkin konuşmalar artınca ona eleştiriler getiren insanların tepkileri de arttı. Beni de ilgilendirdiği şekliyle Gümüşhane Şiran Kırıntı Köyü’nden dedelerinin Ordu’ya göç ettiğini, kendisinin Sarıbal Ocağı’na mensup olduğunu söyleyip duruyordu. Bizim yöreden ne onu, ne onun dedelerini, ne de böyle bir ailenin (hele hele de istisnasız tüm Sarıbal Ocağı mensupları biliniyor. Bu ocaktan kesinlikle hiçbir kişi bir başka yöreye gitmemiştir.) varlığı bilinmiyor. Tümüyle yalanlar üzerine kurulan bir şey. Dede olması çok tartışmalı bir konu. Neyse bu da çok iyi irdelenmeli. Ama zaten geleneksel dedelikle zerre kadar ilgisi olmayan, kendisinin de zaman zaman dile getirdiği gibi bir Alevi dedesi olmadığı kesin olan bir “mürşit” ten feyz almış kişi.

    “ALİ YÜCE KESİNLİKLE BİR ALEVİ DEDESİ DEĞİLDİR”

    Şu Alevilerin durumlarına gerçekten de isyan etmemek mümkün mü? Ali Yüce’yi gerçekten etkileyen kişi ve kişiler kimlerdir? Bir Alevi dedesinin yanında yetişmemiş, mürşit, pir olarak karanlıkta kalan insanları kendisine rehber edinen birisi Türkiye’deki dedeler babalar birliğinin başına getiriliyor. Ben bunu orada bulunduğum zaman en sert şekilde dile getirip, yöneticilere söyledim. Her seferinde “bölücü, karıştırıcı, zavallı” olarak görüldüm. Nihayetinde ben de orada ücretle çalışıyordum, iki üç kez oradan ayrılmam, yazılı ve sözlü olarak uyarılar almam, azarlanmam, hakarete uğramam, mobinge uğramam… Bir başka yazımda bunları uzun uzadıya yazmıştım. Tüm bunları yaşadım. Ama çok net bir şey ortaya çıkıyor ki, burada sistemin yürümesi ve her şart altında karanlık bazı insanların buralarda bulunması dayatılıyordu. Ali Yüce de bunlardan birisidir. Kökenini tam bilmediğim için kesin bir şey söyleyemem belki ocakzadedir Ali Yüce. Ama kesinlikle bir Alevi dedesi değildir. Aynen şarlatan Baki Güngör gibi, geleneksel bir Alevi dedesi gibi yaşamamıştır, davranmamıştır. Bu sohbetten başka bir şey yapmayan, daha çok Şii kaynakları referans alıp okuyan, araştıran, bu tip kitapların yayınlanmasını arzulayan, en azından geleneksel Aleviliği yaşatmayan, örneğin Hacı Bektaş Veli ekolünü hiçbir zaman önemsemeyen bu kişiyi tespit etmek çok zor değil.

    “İMAM-HATİP GİBİ VAİZ BİR İNSAN”

    Nerede okumuş tam bilmiyorum, onu kim ve kimler eğitmiş tam bilmiyorum. Ama şunu Ayhan Aydın olarak rahatlıkla söylüyorum; Sünni – Şii – Cemaat – Tarikatlar tarafından kullanılmaya müsait, Alevi Bektaşi özünden uzak, muğlaklığı seven, Fethullah Gülen gibi duygu yoğunluğu olan, halkın çeşitli hislerini kullanmak için fırsat kullanan bir (imam – hatip) gibi vaiz bir insan… Ali Yüce nerelerde? Ali Yüce çok ilginçtir Baki Güngör ve Sinan Boztepe gibi kendisine bir kitle yaratıp Alevileri ve halkı inanç yönünden sömürmek yerine ticarete ağırlık verdi. İstanbul’un en lüks semtlerinden birisi olan Bağdat Caddesi’nden İsviçre’den de getirttiği peynirleri sattığı bir şarküteri dükkanına ve İsviçre Biel’de Bienne bir başkasıyla ortaklaşa bir dükkan işletiyor. Benim ulaştığım bilgiler bunlar… Yani o da bu işi bir vurgun meselesi yapıp, ticarette hidayete ermiş bir kişi… Bunu halka veya Cem Vakfı Yöneticilerine söylesiniz omuzunu silker, olur böyle şeyler derler. Böyle şeyler olursa bu Aleviliğin kullanılması, sömürülmesi, yok edilmesi de değil de, nedir?

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği, Bektaşilerin haklarının verilmesini engelliyor

    Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği, Bektaşilerin haklarının verilmesini engelliyor

    PİRHA- Makedonya’da Bektaşi varlığı hala yok sayılıyor. Bektaşiliği Sünni İslam içinde eritmek isteyen Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği, Bektaşilerin haklarının verilmesi konusunda hala engel teşkil ediyor. Makedonya İslam Dini Birliği’nin Türkiye’de Diyanet İşleri Birliği ile işbirliği içinde olduklarını belirten Yazar Ayhan Aydın, bu kurumun Makedonya’da başta Bektaşiler olmak üzere farklı Sünni tarikatların da tepkisini çektiğini kaydetti. 

    Makedonya’da İslam diniyle ilgili çalışmaları organize etmek üzere kurulan ancak ülkedeki Bektaşi varlığını yok sayan, Bektaşileri Sünni İslam içinde eritmek için her fırsatı değerlendiren Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği, bu ülkede Müslümanları temsil eden tek yasal kurum.

    Harabati Baba Tekkesi’nin işgaliyle gündeme gelen kurum, ülkedeki farklı sesleri, farklı inanç yapılarını da yok sayan, tartışmalı kararları ve uygulamalarıyla başta Bektaşiler olmak üzere farklı Sünni tarikatların da tepkisini çekiyor.

    Vakıf arazileri, tekke varlıkları, cami yapıları gibi maddi yönden de önemli bir gelirin üzerine oturan Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği’nin Bektaşi varlıklarına el koyma, Bektaşilerin kendi doğal inanç ve ibadet sistemlerini yok sayma girişimleri sonucunda 480 yıllık Harabati Baba (Sersem Ali Dedebaba) Tekkesi uzun yıllardır işgal altında bulunuyor.

    “HARABATİ BABA TEKKESİ’NİN MEYDANEVİNE HOPARLÖR TAKIP EZAN OKUYORLAR”

    Konu hakkında PİRHA‘ya bilgi veren Yazar Ayhan Aydın, şunlara dikkat çekti:

    Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği görevlileri Tekke’nin meydanevine hoparlör takıp yıllardır zorla beş vakit ezan okuyup, namaz kılınması için yetkilerini kullanıp Tetova’daki ahaliye psikolojik baskı yapmakta, Harabati Baba Tekkesi’nin arazilerini de işgal edip tarlalarını mezar alanı olarak parayla satmakta ve bundan büyük bir gelir elde etmektedir. Tekke’ye gelen ziyaretçilere büyük engeller çıkarmak, Bektaşiler arasında ikilik yaratmak, bir kısmını yanına çekmek için farklı hamlelere girişmek, yıllardır uygulana gelen baskı ve asimilasyon çalışmalarından sadece bir kaçıdır.”

    “KUZEY MAKEDONYA İSLAM DİNİ BİRLİĞİ, BEKTAŞİLERİN HAKLARININ VERİLMESİNİN ÖNÜNDE ENGEL”

    Bektaşilerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvuru sonucunda, 2018’de mahkeme tarafından alınan kararlarla Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği’nin tüm engellemelerine rağmen, Makedon Devleti’ni uyararak; ülkedeki Bektaşilerin özgürce örgütlenip, farklı kurumlar altında inanç ve ibadetlerini yapabileceklerine hükmettiğini hatırlatan Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

    “Türkiye’de, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın müdahil olduğu, Alevilerin haklarının verilmesi konusunda Türkiye’nin olumsuz tavırları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurulmuştu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Alevilerin lehine verdiği kararlar yıllardır Türkiye tarafından uygulanmadığı gibi, ne hikmetse Makedonya’da da, Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği de Bektaşilerin haklarının verilmesi konusunda engel teşkil etmektedir.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI İLE İŞBİRLİĞİ İÇİNDELER”

    Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı ile Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği her konuda çok yoğun işbirliği içindeler. Her iki ülkede yaşanan bu durum bir tesadüf olabilir mi?
    İktidarını korumak için, baskı, korkutma ve başka yollara da başvuran Kuzey Makedonya İslam Dini Birliği’nin eski muktedir başkanı “Reis-ul Ulema Hacı” Süleyman Efendi Recepi, kendisinden elli yaş küçük bir kadınla evlenince ve hakkında başka söylentiler olunca geçen ay görevinden alınmıştı. Ama anlaşılan burada yine değişen bir şey yok.

     “BAŞKA GÖRÜŞLERİ DIŞLAYAN BİR SİSTEMDEN NE BEKLENEBİLİR Kİ?”

    İslam Dini Birliği’ne vekâleten getirilen Şakir Fetahu, 30 Mayıs’ta yaptığı basın toplantısında şu açıklamalarda bulunmuş. ‘Kuzey Makedonya İslam Birliği, ülkede ve yurt dışındaki Müslümanların dini yaşamını organize eden tek kurumdur. İslam Birliği faaliyetlerini, Kuran’a, sünnete, kendi tüzüğüne, hukuki fiiller ve Dini Topluluk ve Dini Grupların Yasal Konumu Kanunu’na dayandırmaktadır.’ Kafa aynı kafa, düşünce aynı düşüncedir. Zaten Şakir Fetahu da, Süleyman Efendi Recepi’nin yanında yetişmiş bir isimdir. “Kuran, Sünnet, tüzük…” Yani yıllar yılı ülkemizde olduğu gibi, resmi Sünni İslam inancı dayatmalarına devam eden, gücünü hoşgörü ve anlayıştan değil de, işine geldiği gibi kullandığı “kanundan, kitaptan” alan, başka görüşleri dışlayan bir sistemden ne beklenebilir ki? Bu kafalar birliğe, beraberliğe hizmet edebilir mi?”

    Şimdilik Makedonya’da devlet nezdinde Bektaşiler adına değişen bir şey olmadığını belirten Yazar Ayhan Aydın, olayların takipçisi olacaklarını kaydetti.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Alevi bilim insanları kaç Alevi gencin elinden tuttu?’

    ‘Alevi bilim insanları kaç Alevi gencin elinden tuttu?’

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, Rıza Yıldırım’ın ‘Bektaşiliğin Doğuşu’ kitabını değerlendirdi. Aydın, “Rıza Yıldırım, Alevilik Bektaşilik’le ilgili olan çok önemli tarihi metinleri, düz bir mantıkla değil, tarihsel, dönemsel, kişiler bazındaki ilişkiler ağı içinde, karşılaştırmalı olarak okuyup, yorumluyor” dedi. Aydın ayrıca, Alevi gençlerin önünün bir türlü açılmadığına işaret ederek, “Rıza Yıldırım, güzel bir iş yaptı. Bilimsel disipliniyle bir yol açtı, insanlara yol gösterdi” dedi. 

    Yazar Rıza Yıldırım’ın Hacı Bektaş Veli’den Balım Sultan’a Bektaşiliğin Doğuşu adlı kitabı İletişim Yayınları’ndan çıkarak 2019’da okuyucuyla buluşmuştu. Rıza Yıldırım, Alevilik tarihi üzerine incelemelerinin bu halkasında, Bektaşiliğin tarihsel oluşumuna ışık tutuyor.

    Yazar Ayhan Aydın, Yıldırım’ın Bektaşiliğin Doğuşu kitabını değerlendirirken, Alevi bilim insanlarının yaklaşımını ve Alevi gençlerin durumuna da dikkat çekti.

    Aydın, “Rıza Yıldırım, Alevilik Bektaşilik’le ilgili olan çok önemli tarihi metinleri, düz bir mantıkla değil, tarihsel, dönemsel, kişiler bazındaki ilişkiler ağı içinde, karşılaştırmalı olarak okuyup, yorumluyor” dedi.

    “Aynı şekilde konuyla ve dönemle ilgili tüm menakıpları, velâyetnameleri farklı farklı bakış açılarına göre, dili, anlatımı ve tarihi verileriyle değerlendirerek, Bektaşiliğin ilk doğuşundaki gelişmeleri bize sunan Rıza Yıldırım yazdığı kitapla tarihi bir iş yapmıştır” diyen Aydın şunları ifade etti:

    “Kitapla birlikte bize sunulan bir yeni perspektif vardır. Buna göre; kişilere, olaylara metinleri karşılaştırarak artık daha farklı bakabilme yeteneğiyle, ‘Ne olacak, ikisi de benzer şeyleri yazıyor’ denilip es geçilen tarihi metinlerin, yeniden yeniden okunup, iyi incelendiğinde, bu alanda bizlere yeni kapıların açılmasını sağlayacak temel eserler olduğunu görüyoruz.
    Rıza Yıldırım kitabında; velâyetnameler, eren-abdal, velilerle ilgili farklı yazarların farklı görüşlerini de irdelemekte, yer yer batılı bilim insanlarının makalelerine de atıflarda bulunup mümkün olduğunca tarafsız bir şekilde bizlere konuyu yeni bir gözle ele alacak bakış açıları sunmaktadır.”

    “ALEVİ BİLİM İNSANLARI KAÇ ALEVİ GENCİN ELİNDEN TUTUP, YOL GÖSTERDİLER?”

    “İnsan yetiştiremiyoruz, bizim tarihimizi hep başkaları yazıyor, tarihi çarpıtıyorlar, hurafeleri, devlet dayatmalarını bizlere yutturuyorlar, diye diye yıllarımızı geçirdik” ifadelerini kullanan Ayhan Aydın, “Tüm kurumları eleştirmeyi bıraktım da; Alevi kökenli bilim insanları, akademisyenler bugüne kadar kaç Alevi kökenli gencin elinden tuttular, onlara yol gösterdiler? Bunu da soruyorum elbette” dedi.

    “NEDEN ALEVİ GENÇLERİN ÖNÜ BİR TÜRLÜ AÇILMIYOR?”

    Ayhan Aydın şöyle devam etti:

    “Hadi hepsini katmayalım, zaten kimliklerini belki ortaya bile koymayı istemiyorlar veya benim söylediklerim çok da etik karşılanmıyor, yani ‘kökenine mi bakılır, yoksa yeteneğine mi bakılır?’ diye soranlar olacaktır. Ama diyorum ki, hiç değilse pozitif ayrımcılık diye bir şey yok mudur? Siz yetenekliyi tutun da, başarısız bir insanı sırf Alevi diye tutmayın. Eyvallah onu demiyorum zaten. Ama her şey bu kadar zor mu? Ben mi bunu çok abartıyorum, neden Alevi gençlerin önü bir türlü açılmıyor? Alevi de Alevi’nin elinden tutmazsa sonuç ne olur?
    Rıza Yıldırım, güzel bir iş yaptı. Bilimsel disipliniyle bir yol açtı, insanlara bir yol gösterdi bu çalışması ve diğer kitaplarıyla. Emeği var olsun…
    Güzel çalışmaları duyurmalıyız, çoğaltmalıyız.
    İnsan insanın aynasıdır, varsa hatası, varsa sevabı o aynada hep birlikte birbirimizi görmeliyiz. Görmeliyiz ki, alçak dağları ben yarattım, demeden önce biraz düşünelim, sözde yolundan gittiğimiz Alevi Bektaşi Yolu’nun en temel değerinin “benlik”ten geçmek olduğunu unutmayalım.
    Sonuçta herkese ve özellikle tarihi konulara ilgi duyanlara gönül rahatlığıyla önereceğim bir kitap bu.”

    PİRHA/ İSTANBUL 

  • Yazar Ayhan Aydın’dan İnfaz Yasası’na tepki: Vicdanınız var mı?

    Yazar Ayhan Aydın’dan İnfaz Yasası’na tepki: Vicdanınız var mı?

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, İnfaz Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle ortaya çıkan tabloyu değerlendirdi. Aydın, “Düşünceyi suç sayan, yazarları- gazetecileri içeride tutan, katilleri serbest bırakan zihniyet adaletten de, devlet yönetmekten de, insanlıktan da bahsetmesin. Böyle bir yasa olmaz olsun” diyerek tepki gösterdi.

    TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen infaz düzenlemesine ilişkin kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

    İnfaz Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle, çete lideri Alaaddin Çakıcı da dahil binlerce tutuklu salıverilirken, siyasi nedenlerden dolayı cezaevinde bulunanlar bu yasadan yararlandırılmadı.

    İnfaz Yasası’na tepki gösteren Yazar Ayhan Aydın, “Katiller, caniler, ahlaksızlar, namussuzlar, gaspçılar serbest… Devletin böyle bir ciddiyetsizliği olabilir mi? Türkiye insanlık tarihini yeniden yazıyor” dedi.

    “Virüs bir salgındır. Azalır, çoğalır, gelir, gider ve belki geçer” diyen Ayhan Aydın, “Ama adaletin yani toplumsal vicdanın zedelenmesi, örselenmesi, önemsenmemesi, kısaca yok edilmesinin telafisi yoktur. Düşünceyi suç sayan, yüreği insanlıkla, adalet, sevgi ve kardeşlikle dolu yazarları- gazetecileri içeride tutan, katilleri serbest bırakan zihniyet adaletten de, devlet yönetmekten de, insanlık da bahsetmesin. Böyle bir yasanız olmaz olsun” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

  • MEB’e tepki: Ayırımcılığın ve nefretin eğitime yansımalarını görüyoruz

    MEB’e tepki: Ayırımcılığın ve nefretin eğitime yansımalarını görüyoruz

    PİRHA – Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitim kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitap tepkilere neden oldu. Sosyal medyadan tepki gösteren yazar ve sanatçılar, MEB’in rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta, çocuklara kötü davranan kadınlar başı açıkken, şefkat gösteren kadınlar türbanlı olarak resmedilmesinin ayrımcılığın ve nefretin eğitime yansımaları olarak değerlendirdi. 

    MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, ‘cinsel istismar’ başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

    Kitapta bulunan, ‘Doğrular ve Yanlışlar’ etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki bu anne türbanlı şekilde resmedilirken, başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

    “ŞERİAT YAVAŞ YAVAŞ GELİR”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitim kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitap tepkilere neden oldu. Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, yaptığı paylaşımda MEB’e tepki gösterdi. Mat, “Şeriat öyle birden, bir gecede ilan edilerek gelmez. Yavaş yavaş ve alıştırarak gelir. Bu sürecin en güçlü kanalı eğitimdir” dedi.

    Sanatçı Ferhat Tunç da, MEB’in bir hata olduğunu söyleyip geçiştireceğini belirtti. “Ayırımcılığın ve nefretin eğitime yansımalarını görüyoruz” diyen Tunç,  Milli Eğitim Bakanlığı kitapçığında kötü davranan kadınlar başı açıkken, şefkat gösteren kadınların türbanlı olarak gösterilmesi, bu korkunç politikanın bir sonucu olduğunun altını çizdi.

    “MEB, DİYANET’İN GÜDÜMÜNE GİRDİ”

    Her türlü ayrıma, ayrıştırmaya, ötekileştirmeye, kutuplaştırmaya karşı olduklarını söyleyen Yazar Ayhan Aydın, “Bu ülke hepimizin, dayatmalarla, yönlendirmelerle, kutuplaştırmalarla parçalanmak istenen Türkiye’nin geleceğidir. İyi – kötü kavramı, kime göre belirlenir? Epey bir zamandır Diyanet İşleri Başkanlığı’nın güdümüne girmeye başlayan Milli Eğitim Bakanlığı bu yoldan dönmez, bunlar devam ederse, bu ülkemiz için yıkımın başlangıcı olur”dedi. (HABER MERKEZİ)

    Yazar Ayhan Aydın: Gerici eğitim sistemi Türkiye'nin gericileşmesi için atılan adım

  • Makedonya’da Alevi Bektaşi geleneğinin yaşatıcılarından: Didar Doko

    Makedonya’da Alevi Bektaşi geleneğinin yaşatıcılarından: Didar Doko

    PİRHA – Selefi grupların işgal ettiği Makedonya’da bulunan Harabati Baba Tekkesi’nin en inançlı, bilinçli ve yardımcı muhiblerinden biri Didar Doko. Kızılbaş Alevi kimliğini Bektaşi olarak hem yaşıyor, hem de yaşatıyor. 

    Makedonya Sutruga’lı olup hem Bosna’da, hem de Ohrid’e yaşayan Didar Doko, Harabati Baba Tekkesi’nin hem en inançlı, bilinçli ve yardımcı muhiblerinden hem de burada yaşananların tanığı.

    Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, Didar Doko’nun Makedonya’da Alevi Bektaşi geleneğinin yaşatıcılarından olduğunu belirtiyor.

    Aydın, “Çok inançlı ve köklü bir Bektaşi ailesinden gelen, annesi Türk, babası Arnavut olan Didar Doko; bana göre Kızılbaş Alevi kimliğini Bektaşi olarak hem yaşıyor, hem de yaşatıyor Makedonya’da” dedi.

    “DİDAR BACILAR, BU BELLEĞİN GERÇEK TAŞIYICILARIDIR”

    Aydın, sözlerine şöyle devam etti:

    “Sözünü çekinmeden söyleyen, Harabati Baba Tekkesini ziyaret edenlere en bilinçli şekilde bilgi veren, tertemiz, titiz, maharetli, açık sözlü, gerçek bir bacı sultan O. Bu on günlük beraberliğimde gördüm ki, Alevi Bektaşi Yolunu yaşatan gerçek Yol erleri, aşıkları var aramızda. Didar bacılar Alevi Bektaşi geleneğinin yaşatıcıları, bu belleğin gerçek taşıyıcılarıdır. Aşk olsun ona ve onun gibi bu yola her yerde ve her şart altında sahip çıkanlara…”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Harabati Baba Tekkesi’nde yapılan kazıların arkasında kim var?’

    ‘Harabati Baba Tekkesi’nde yapılan kazıların arkasında kim var?’

    PİRHA – Makedonya’nın Tetova şehrindeki 480 yıllık Bektaşi Harabati Baba(Sersem Ali Dedebaba) Tekkesi’nin uzun süredir işgal altında olduğunu söyleyen Ayhan Aydın, tekkede yapılan kazıların arkasında TİKA mı var diye sordu?

    Mekedonya’da bulunan 480 yıllık Bektaşi Harabati Baba Tekkesi’nin uzun süredir işgal altında olduğunu söyleyen Yazar Ayhan Aydın, tekkede kazıların yapıldığını söyledi. Aydın, kazıların neden yapıldığını sorarak TİKA harekete mi geçti? diye sordu. Aydın, Makedonya İslam Dini Birliği adlı kurumun kontrol altına almak istediği ve yıllardır buradaki Bektaşi varlığını yok etmek isteyen zihniyetin etkinliğini arttırdığını söyledi.

    Tekkenin meydanevine hopörlörler takılarak camiye çevrilmesinin yanında Tekke’nin türbelerini ziyaret edenlere dahi görevlilerin müdahale ettiklerini belirterek, Harabati Babab Tekkesi’nde yaşayan Derviş Abdülmüttalip Bekiri’ye de yaşam alanı tanımak istemediklerini kaydetti.

    “MAKEDONYA İSLAM DİNİ BİRLİĞİ VE TÜRK DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI İŞ BİRLİĞİ VAR”

    Son bir haftadır Tekke’de bir takım kazıların yapıldığını belirten Ayhan Aydın, sözlerine şöyle devam etti;

    “Anlaşılan bu kazılar daha çok bina ve duvar temellerini belirlemeyi amaçlıyor. Makedonya Devleti’nden resmi görevlilerin yaptığı kazılarla ilgili sorular sorduğum Derviş Abdülmüttalip Bekiri, kazılarla ilgili tam bir bilgisinin olmadığını, devletin resmi görevlilerince yapılan bu kazılara müdahale edemediklerini söyledi.

    Burada sorulması gereken soru, bu kazının arkasında Türkiye’de bugünkü tek adam idaresindeki iktidarın mezhepçi ideolojisine hizmet eden, Dışişleri Bakanlığı’na bağlı TİKA’nın olup olmadığıdır. Makedonya İslam Dini Birliği ile Türk Diyanet İşleri Başkanlığı arasında işbirliği olduğu biliniyor.

    TİKA, Makedon İslam Dini Birliği’yle birlikte hareket edip Makedonya Devlet yetkililerini de yanlarına alıp, Makedonya Bektaşilerini yok sayarak çalışmalar mı yapıyor?” (HABER MERKEZİ)

     

  • Harabati Baba Tekkesine cami yerleştirilmek isteniyor

    Harabati Baba Tekkesine cami yerleştirilmek isteniyor

    PİRHA- Balkanlar’daki Alevi-Bektaşi topluluklar tarafından kutsal sayılan tekke, ocak ve dergahların işgal edilmek istendiğini yazan Ayhan Aydın, Alevi kurumlarına Balkanlar’daki tarihi mirasa sahip çıkma çağrısında bulundu. 

    Makedonya’nın Tetova şehrinde bulunan Harabati Baba Tekkesi üzerinde oynanan oyunlar bitmiyor. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) ile Makedonya Cumhuriyeti İslam Dini Birliği arasında Harabati Baba Tekkesinin restorasyonuna ilişkin iş birliği protokolü imzalanmıştı. 2017 yılının Nisan ayında imzalanan bu protokolle tekkenin restorasyonu TİKA’ya verilmişti. Alevi Yazar Ayhan Aydın, bu anlaşmanın bir ele geçirme politikası olduğunu ifade ederek tepki göstermişti.

    “AKP, BALKANLARDAKİ ALEVİ-BEKTAŞİLERİ ASİMİLE EDİYOR”

    Şimdi ise orjinalinde cami olmayan bu tekkeye TİKA cami yerleştiriyor. Yazısında bu konuyu işleyen Ayhan Aydın Balkanlar’da yaşayan Alevi Bektaşi toplumunun AKP iktidarı tarafından asimile edilmeye çalışıldığını ifade etti.

    Aydın, AKP iktidarının Diyanet İşleri Başkanlığı, TİKA, Yurtdışı Akraba Topluluklar, Yunus Emre Enstitüsü gibi kurumları Balkanlar’da kendi ideolojisi çerçevesinde faaliyette bulunmaya zorlayarak burada yaşayan Alevi-Bektaşi toplumu üzerinde baskı uyguladığını kaydetti.

    Yazısında tekke, dergah, ocak gibi Alevi-Bektaşiler için kutsal sayılan yerlerin işgaline de değinen Aydın, “Doğrudan Alevi Bektaşi yerleşimlerinde ve ocak ve tekke gibi merkezlerde işbirliği içindeki yerel yapılarla koordineli çalışan bugünkü tek adam partisi AKP zihniyeti, bu yolla bu kurumlarda ikilik yaratmakta, kendi zihniyetindeki gerici insanlara, mezhepçi insanlara buraları işgal ettirmektedir” diye yazdı.

    TİKA HARABATİ BABA TEKKESİ’NE CAMİ YERLEŞTİRİYOR

    Aydın yazısının devamında Harabati Baba Tekkesi ile ilgili konuyu ise şöyle özetledi:

    “Makedonya Tetova’da 480 yıllık Harabati Baba Tekkesi Diyanet İşleri Başkanlığıyla koordineli çalışan İslam Dini Birliği denilen gurup tarafından işgal edilmiştir. Aynı yerde bugünkü iktidar burada halen direnen Bektaşileri TİKA ile işbirliğine zorlamaktadır. TİKA’nın elindeki projede ise 480 yıldır ayakta olan ve Osmanlı zamanında bile orijinalinde cami olmayan bu tekkeye cami yerleştirmek, buranın yönetimde işgalci Sünni inançlı kesimi hakim kılmak vardır.”

    SEYYİD ALİ SULTAN TEKKESİ ABLUKAYA ALINMAK İSTENDİ

    Ayrıca Yunanistan’da bulunan 600 yıllık Seyyid Ali Sultan Tekkesinin (Kızıldeli Sultan Ocağı-Tekkesi) ablukaya alınmak istendiğini de yazan Aydın, bu tertibin AKP zihniyetinin ve bir takım Alevi haramzadelerin işbirliği ile yapılmak istendiğini belirtti. Amacın, Balkanlar’daki 600 yıllık köklü Alevi-Bektaşi inanç merkezinin Alevi-Bektaşi toplumunun elinden almak olduğunu kaydeden Aydın, Alevi-Bektaşi toplumunun aralarındaki tartışmaları bırakarak bu sorunlara eğilmeleri gerektiğini kaydetti.

    ALEVİ KURUMLARINA BALKANLAR ELEŞTİRİSİ VE ÇAĞRISI

    Alevi kurumlarının Balkanlar’da yaşayan Alevi-Bektaşi topluluklarının sorunlarıyla ilgili bir politikası olmamasını da eleştiren Aydın, “Balkanlar hiç bir yere o kadar uzak değil, kurumlar daha sık gelsinler, yazarlar, aydınlar gelip görsünler. En önemlisi ise gençlerimiz… Çok güzel coğrafyası da olan buraları keşfetsinler, bu ocak ve tekke merkezlerimizde kurumlarımızın desteğiyle eğitim ve kültür çalışmaları, seminerleri, kampları yapsınlar” dedi.

    Balkanların Bektaşiliğin boy verdiği köklü bir geleneğe sahip olduğuna ve yüzlerce ozanın, babanın yetiştiği Alevi öğretisinin ana merkezlerinden olduğuna dikkat çeken Aydın, buradaki tarihi mirasa ve köklere sahip çıkma çağrısında bulundu. (HABER MERKEZİ)  

     

  • Konya Ereğli’de Hızır cemi yapıldı lokmalar pay edildi

    Konya Ereğli’de Hızır cemi yapıldı lokmalar pay edildi

    PİRHA- Aleviler için kutsal olan bolluğu bereketi, hoşgörüyü ve barışı simgeleyen Hızır ayı vesilesiyle Konya Ereğli Özgürler’de Hızır cemi yapılarak lokmalar dağıtıldı.

    1960’lı yılllarda Erzincan Tercan, Dersim Pülümür, Bingöl Kiğı bölgelerinden gelerek Konya Ereğli Özgürler’de satın aldıkları bir çiftliği köye dönüştürüp yaşayan Alevilik inançlarına sahip çıkıyorlar.

    Büyük bir mücadeleyle, asimilasyon gayretlerinin de artması sonucu, bilinçli birtakım canların öncülüğünde, şimdi Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı bir mahalle olan Özgürler’de halkın kendi emekleri ile yaptıkları cemevi geçen yıl hizmete açıldı. Alevi Kültür Dernekleri’nin bir şubesi olan cemevinin hizmete açılmasına rağmen sıkıntılar devam ediyor. Cemevi başkanı ve bu tip çalışmalara öncülük eden isimlerden Ali Sığırcı dertlerinin büyük olduğunu Ankara ve İstanbul’daki Alevi kurumlarından beklenti içinde olduklarını söyledi.

    “SÜNNİ HOCAYA MAHKUMUZ”

    Pir Haber Ajansı’na konuşan Ali Sığırcı, “İmkansızlıklar nedeniyle senede iki kez cem yapabiliyoruz. Kendi insanımızı yetiştiremediğimiz için Sünni hocaya mahkumuz. Kendi cenazemizi kaldıramıyoruz, köye bir cami yapıldı, asimilasyon çalışmaları var. İnsanları eğitecek yetişmiş insanımız yok.” dedi.

    Kureyşan Ocağı talipleri olan mahallenin çok önemli bir genç ve çocuk potansiyeli var. Buradaki kitlenin bağlı olduğu pirler aslen Erzurumlu ve şimdi İzmir’de oturan çok köklü Kureyşan Ocağı Dedeleri.

    Burada gelenek yaşatılmak istense de özellikle gençlerin önündeki işsizlik ve inanç konusunda danışacakları, beslenecekleri bir potansiyelin olmaması sıkıntıların başında geliyor.

    Yörede olan ve aynı şekilde kurulan diğer iki Alevi köyü Zengen ve Orhaniye. Buralarda da Alevi geleneği yaşatılmaya çalışılıyor ve Hızır aşkıyla yol yürüyor.

    İzmir’den gelen Turabi, Lütfü, İsmail Alkan Dedeler,14 Şubat perşembe günü Ereğli Özgürler Cemevi’nde Hızır aşkıyla cem yürüttüler.

    Köylünün ortaklaşa aldıkları kurbanların tığlanması, hazırlanan lokmaların dağıtılmasından sonra yüzlerce canın katılımıyla Hızır Cemi yapıldı. Gençlerin ve çocukların yoğun olarak katılımları geleneğin yaşatılması açısından önemliydi.

    EZELİ DOĞANAY’DAN EĞİTİM SEMİNERLERİ

    Aynı zamanda Kureyşan Ocağı dedelerinden, yöre halkının da piri pozisyonundaki buradaki insanlar tarafından çok sevilen araştırmacı-yazar-şair Ezeli Doğanay, daha önceki senelerde olduğu gibi bu sene de özellikle gençlere yönelik Alevilik eğitim seminerleri verecek. Seminerler bir hafta boyunca devam edecek.

    YAŞAYAN GELENEKSEL ALEVİLİK

    Yöreyi ziyaret eden ve Hızır cemine katılmak için bölgede bulunan Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın, 15 Şubat cuma günü, Ezeli Doğanay’la birlikte Cemevi’nde bir sunum yaparak bilgilerini dinleyenlere paylaştı.

    Ayhan Aydın/KONYA

  • ‘Binlerce Osmanlı arşiv belgesinde Alevilerin- Bektaşilerin tarihi saklı’-VİDEO

    ‘Binlerce Osmanlı arşiv belgesinde Alevilerin- Bektaşilerin tarihi saklı’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği Osmanlı Arşivi Belgeleri Işığında Alevilik Bektaşilik Çalışmaları çalıştayına ilişkin konuşan Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın, “Alevi- Bektaşi, Kızılbaş topluluklarına yönelik baskıcı yaklaşımlara, sürgünlere, dergahlara, tekkelere, ocaklar ile ilgili alınan kararlara değin çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır” dedi. 

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın düzenlediği Osmanlı Arşiv Belgeleri Işığında Alevilik Bektaşîlik Çalışmaları 1. Çalıştayı, 2-3 Şubat tarihlerinde Ankara’da yapıldı.

    Çalıştayda vakfın yaklaşık dört yıldır sürdürmüş olduğu çalışmalar çerçevesinde Osmanlı arşivlerinde Alevilik- Bektaşilik belgelerinin araştırılması, incelenmesi, toparlanması ve vakfın bu konudaki ileriye dönük çalışmalarıyla ilgili akademisyenlerin görüşlerinin alındığı iki günlük bir toplantı gerçekleşti. Toplantıya akademisyen ve yazarların da içinde olduğu 40’ın üzerinde kişi katıldı.

    Etkinlikte vakfın bundan sonra akademik, bilimsel, kalıcı eserler ortaya koyma düsturu taşıyan bir sistem uygulanacağı belirtilerek, bu konuda katılımcılardan destek istendi.

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı’nın gerçekleştirdiği bu çalıştaya katılan Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Aydın, bu çalıştay ile Alevilik- Bektaşilik konularında çok da üzerinde durulmayan konulara eğilme fırsatı bulunduğuna dikkat çekti.

    “ALEVİLİK İLE İLGİLİ BELGELERİN TOPLANMASI ANLAMINDA BİR İLK”

    Aydın, çalıştayın önemine değinerek şöyle konuştu:

    “Binlerce arşiv belge içerisinde Alevilerin- Bektaşilerin tarihi saklı. Köy yerleşim yerlerinden, Alevi- Bektaşi, Kızılbaş topluluklarına yönelik baskıcı yaklaşımlara, sürgünlere, dergahlara, tekkelere, ocaklar ile ilgili alınan kararlara değin çok geniş bir yelpazeyi kapsamaktadır. Çünkü 600 yıllık bir imparatorluk içerisinde farklı yüzyıllarda da değişen devlet anlayışı ve sistemini bu belgeler ışığında yorumlamak mümkün.
    Osmanlı arşiv belgeleri birçok ulusun tarihinin yazılması açısından önemli olduğu kadar Alevi Bektaşi tarihinin yazılması açısından da önemliydi. Bu vesile bu bir başlangıç oldu. İlgili belgelerin derlenip toparlanması ile ilgili bu çalıştayı yaparak bir ilki başarmış oldu.”

    “BİLGİLER HALK VE ARAŞTIRMACILAR İÇİN PAYLAŞILMALI”

    Bu konuyla ilgili çalışmalar yapılması gerektiğine dikkat çeken Aydın, “Farklı bakış açıları olabilir, devlet hakkında farklı yaklaşımlar olabilir, bu arşiv belgelerini farklı şekillerde okumak da mümkün olabilir. Ama hepsinden önemlisi bu belgelerin öneminin idrak edilmesi ve bu konuya bütçe ayrılması, ekibin çalışmalar yapması, yayına döndürülmesi ve halkın ilgisine sunularak kamuoyunun ilgisine sunulmasıydı. Ama benim izlenimim istisnasız tüm katılımcıların söz alarak, görüş ve ifadeleri ile birlikte ne kadar güzel bir işe imza atıldığı, bu çalıştayın devamının gelmesi gerektiği ve elde edilen bilgilerin mutlaka halk ile araştırmacı yazarlar ile paylaşılması zorunluluğu gündeme gelmiş oldu” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı eğitime destek yemeği düzenledi

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı eğitime destek yemeği düzenledi

    PİRHA- Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı eğitim için dayanışma yemeği düzenledi.

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı öğrencilere destek için dayanışma yemeği düzenledi. Dayanışma yemeğinde konuşan Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkanı Muharrem Yılmaz, onlarca öğrenciye burs verdiklerini hatırlatarak, her koşulda eğitme destek olunması gerektiği çağrısında bulundu.

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Başkan Yardımcısı Emel Sungur ise vakfın öğrencilere destek amaçlı burs çalışmalarından söz etti. Sungur, ayrıca kadın komisyonunun gurbetten gelen, anne özlemi çeken öğrencilere anne olmayı amaçladıkları da vurguladı.

    Son olarak dayanışma yemeğinde konuşan Alevi Yazar Ayhan Aydın da, toplum ve insan hafızasını birbirine benzeterek geçmişin geleceğe olduğu gibi taşınması için kütüphane, yazılı kaynakların önemine değindi
    Aydın konuşmasının devamında, 2 Temmuz Katliamı’nın toplumlar üzerinde önemli bir tahribat yarattığının altını çizerek, yeniden toplumun hafızasına kazandırmak amaçlı Madımak Belgeseli çalışmalara başladıklarını hatırlattı.

    Dayanışma deyişler ile son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

  • Yazar Aydın: Cemevlerinde 50 kitabı yan yana bulabilene aşk olsun!

    Yazar Aydın: Cemevlerinde 50 kitabı yan yana bulabilene aşk olsun!

    PİRHA-Alevi Yazar Ayhan Aydın, dedeler, pirler, dergahlar ve cemevleri konusunda geçmişle bugünü karşılaştırarak, bugünün vahim durumda olduğunu vurguladı. “Geçmişte okumayan, yazmayan ne bir dedemiz, ne bir dervişimiz, ne de bir Bektaşi babamız vardı. Şimdi ne haldeyiz?” diyen Aydın önerilerde bulundu.

    Yazar Ayhan Aydın, sosyal medya hesabından yayınladığı “Alevilerin-Bektaşilerin kitapla imtihanları” başlıklı mesajında “Geçmişte okumayan, yazmayan ne bir dedemiz, ne bir dervişimiz, ne de bir Bektaşi babamız vardı. Şimdi ne haldeyiz?” diyerek geçmişle bugün arasında karşılaştırma yaptı. 

    “GÜLÜNÜP AĞLANACAK HALİMİZ…”

    Aydın, “Bugün çoğu cemevinde 50 kitabı yan yana bulabilene aşk olsun. O 50 kitaptan birini alıp okuyana aşk olsun. Bir gülünüp ağlanacak halimiz de, cemevlerinde yaygın olarak kullanılan “kütüphane” sözü var” diyerek şöyle devam etti:

    “Cemevlerinde boncuk satılan ve birçoğu birer boncuk kadar değeri olmayan sağdan soldan toplanmış ve bir kısmı Şii propagandası yapan, bir kısmı hurafelerle bezeli, adına kitap dediğimiz, satılan ama çoğunlukla alınsa da evlerde vitrinleri süsleyen birer görüntü nesnesi bazı kitaplarımız da yok değil tümden…Durup durup Bayburtlu Zihni gibi halimize bir bakmalıyız; bu kadar çelişkinin ve hatanın neresinden, ne kadar kısa zamanda döneriz, diye…”

    500 yıl öncesinde bir Kızılbaş -Alevi ocağından (pir-dede evi), Bektaşi Tekkesi – Dergahı’ndan örnek veren Ayhan Aydın şunları aktardı:

    “Kızılbaş-Alevi ocağında, Bektaşi Tekkesi-Dergahı’nda merkezi sistemlerin her türlü baskısına rağmen, belki 30/40 el yazması eser bulurduk. Gezgin dedeler/pirler, derviş-babalar sayesinde elle yazılıp bir yerden bir başka yere taşınarak aktarılan inanç ve kültür dünyamızın temelleri olan eserlerdi bunlar.
    En azından büyük Alevi-Bektaşi ozanı, ereni Kaygusuz Abdal’ın 17 eseri var. Şah Hatayi’nin divanı zaten birçok yerde vardı. “7 Ulu Ozan”dan ki, nice nice ozanlarımız var, Fuzuli’nin Erenler Bahçesi eseri bir çok ocak merkezi ve tekkede ve hatta evlerde bile bulunabiliyordu. İnsanlar bu eseri sürekli okuyorlardı. Şeyh Safi Buyruğu, İmam Cafer Buyruğu; Hacı Bektaş Velayenatmesi başta olmak üzere sırf benim günümüz Türkçelerinden okuduğum en az 20 velâyetname örneği var. Hüsniye, Cabbar Kulu… Daha nice niceleri…
    Geçmişte okumayan, yazmayan ne bir dedemiz, ne bir dervişimiz, ne de bir Bektaşi babamız vardı.
    Şimdi ne haldeyiz?”

    Yazar Ayhan aydın önerilerini şöyle sıraladı:

    “-Tüm dünyada Alevilik- Bektaşilikle ilgili yayınlanmış veya yayınlanmamış her türlü basılı şeyi barındıran bir arşiv- kütüphane,

    -Akademisyen olarak yetiştirilmiş uzman gençler,

    -Özümüze uygun olarak oluşturulmuş inanç önderlerimizin bilgilerini arttıracak bir kurum,

    -Alevi Bektaşi klasiklerini yeniden yayınlayan bir heyet,

    -Bilimsel çalışmalar-yayınlar yapacak bir enstitü,

    -Buna benzer inanç-bilim ve araştırma çalışmaları gerekiyor.

    Yazar Aydın, “Bunları yapmayan bir Alevi-Bektaşi toplumu ve kurumsal yapısı, atalarına layık olabilir mi? Geleneği geleceğe taşıyabilir mi? Alevi Bektaşi inancını, yolunu, öğretisini yaşatabilir mi?” diye sordu.

    PİRHA/İSTANBUL