Etiket: balıkesir

  • ‘Zulmün olduğu her yer Kerbela’dır, Hüseyin’in duruşunu anlayarak yaşayalım’-VİDEO

    ‘Zulmün olduğu her yer Kerbela’dır, Hüseyin’in duruşunu anlayarak yaşayalım’-VİDEO

    PİRHA-Muharrem ayına dair konuşan Babamansur Ocağı’ndan Hakan Erol dede, “Zulmün olduğu her yer Kerbela’dır. Muharrem ayında kendimizi daha da bilinçlendirmemiz, sadece sözde değil özde de Hüseyin’in, Pir Sultan’ın duruşunu anlayarak, yaşamımızı devam ettirmemiz gerekiyor” dedi.

    Babamansur Ocağı’ndan Hakan Erol dede Muharrem Orucu ve Kerbela yasına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu. “Muharrem, Alevi toplumu başta olmak üzere gönlünde insana, doğaya ve mazluma karşı hassasiyet gösteren tüm duyarlı insanlar için çok önem atfeden bir aydır” dedi.

    “İMAM HÜSEYİN’İN MÜCADELESİNE SAYGIYLA ORUÇ TUTULUYOR”

    Erol, şunları kaydetti:

    “Muharremde aslında insanın da kendini bir sorgulaması gerekiyor. Çünkü bundan 1400 yıl öncesinde İmam Hüseyin ve yarenleri, ona inananlar bu yola niçin çıkmışlardı; niçin bedel ödediler? Bugün bizler onları nasıl anlıyoruz? Bir nevi de Muharrem ayında bunu hissederek yaşamamız gerekiyor. Çünkü eskiye baktığımızda Anadolu’da nasıl ki bir ailenin içinde bir can Hakk’a yürüdüğünde tutulan yas, Muharrem ayına girdiğimizde de o denli tutuluyordu. Bugün hem o acıyı anlayarak hem de İmam Hüseyin’in orada verdiği mücadeleye saygıyla oruç tutuluyor. Onun akabinde de yolun devam ettiğine dair şükür cemi yapılıyor.

    “ZULMÜN OLDUĞU HER YER KERBELA’DIR”

    Aşure yapılıp herkes ile paylaşılıyor. Toplumun bir araya gelmesini ve birlikte bir şeyler yapabilmesi adına da cem yapılıyor. Kerbela’da yapılan zulme karşı vicdan sahibi insanlar hassasiyet gösteriyor. Yüz yıllar boyunca da sürdü bu. Sadece Kerbela sahrasında olan bir şey olmadı. Alevi toplumu daha sonrası da Maraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da, Malatya’da olduğu gibi farklı cefaları çekti. Bundan 7 sene önce Muharrem ayına denk gelen şekilde Ankara’da Gar Katliamı yaşandı. Zulmün olduğu her yer Kerbela’dır. Onu yaşayan herkes de Muharrem’i yaşıyor. Muharrem ayında kendimizi daha da bilinçlendirmemiz, sadece sözde değil özde de Hüseyin’in, Pir Sultan’ın duruşunu anlayarak, yaşamımızı devam ettirmemiz gerekiyor.”

    Barış KOP – Berfin YILDIZ / BALIKESİR

  • 1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali sona erdi-VİDEO

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali sona erdi-VİDEO

    PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali 5’inci gün konserleri ile sona erdi. Festivale ilişkin konuşan AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, “Biz Aleviler yağmaya karşı doğaya, talana karşı yaşamı, yasaklara karşı sanatı savunuyoruz ve savunmaya devam edeceğiz. 1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali bu ilkeler ışığında devam etti. Bundan sonraki yıllarda da daha güçlü birlikteliklerle devam edecektir” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (ADK) Altınoluk Şubesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen 1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali, 5’inci günde gerçekleştirilen konserler ile sona erdi. Festivalin son gününde konuşan AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, festivale ilişkin “Biz Aleviler yağmaya karşı doğaya, talana karşı yaşamı, yasaklara karşı sanatı savunuyoruz ve savunmaya devam edeceğiz. 1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali bu ilkeler ışığında devam etti. Bundan sonraki yıllarda da daha güçlü birlikteliklerle devam edecektir.

    Bugün Kaz Dağları’nda, Karadeniz’de ve ülkemizin birçok coğrafyasında altın aranmakta. Bir pul altın uğruna bütün doğa katlediliyor. İnsanın yaşaması için en temel maddelerden olan su bugün insanlığın acımasızlığı karşısında maalesef bir ölüm aracına dönüşmüştür. İnsanların yaşanan doğa katliamlarına sessiz kalmaması gerektiğini ve herkesin elinden geldiğince doğayı koruması gerektiğine inanıyoruz. Yıllardır canlara kaynak olan suları korumak, ağacı, taşı, doğayı korumak bir insanlık görevidir. Bir onur meselesidir. Onurumuza ve doğamıza sahip çıkalım” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜRLÜKÇÜ, LAİK, HUKUK DEVLETİNE DÖNÜŞMEDEN SORUNLAR ÇÖZÜLMEZ”

    Alevilerin sorunlarının çözümü için köklü bir toplumsal dönüşümün gerekli olduğunu belirten Doğan, “Bozuk düzende sağlam çark olmaz. Türkiye özgürlükçü, laik bir hukuk devletine dönüşmeden Alevilerin de sorunları çözülmez. Bunun için öncelikle köklü bir toplumsal dönüşüm şarttır. Bu nedenle çok kültürlü, demokratik bir ülke idealiyle eşit yurttaşlık talebimizi dile getirmekteyiz. Halklara ve inançlara özgürlük istiyoruz. Cemevleri ticarethane değil ibadethanedir. Bu konuda yasal düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmalıdır. Eşit yurttaşlık temelinde maddi manevi hak ve taleplerimiz karşılanmalıdır. Devlet zorunlu din dersleri adı altında verdiği eğitimle asimilasyon politikalarından ve Alevi köylerine cami yapma politikasından vazgeçmelidir. Devlet tüm inançlara eşit mesafede durmalı, inançlara ve inanç merkezlerini tarif etmemelidir” diye konuştu.

    “ALEVİLER OLMAZ İSE BU ÜLKEDE DEMOKRASİ YARIM KALIR”

    Doğan’ın ardından söz alan Edremit Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan ise “Maalesef Anadolu Alevileri çok acı çekti. İbadetini gizli yaptı. Yok sayıldı. Tüm zulme karşı 72 millete aynı nazarla baktılar. İncinse de incitmediler. Alevilik teslimiyetin değil direnişin adıdır. Nerede bir Alevi görseniz yemeği lokmadır, nefreti sevgidir, silahı sazdır, kâbesi insandır. Alevileri çekip alırsanız bu ülkeden çok şey kaybedersiniz. Aleviler olmazsa bu ülkede demokrasi yarım kalır” dedi.

    Konuşmaların ardından sırasıyla sahneye çıkan Dertli Divani, Nilüfer Sarıtaş ile Ender Balkır sevilen türkülerini izleyiciler ile paylaştı.

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER:

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı
    >AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız
    >‘Aleviler yaşadıkları katliamlara örgütlenerek karşılık vermişlerdir’
    >‘Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin’
    >‘Siyasal İslam’ın yok etme çabası, söz konusu Alevi kadınlar olduğunda daha da katmerleşiyor’

  • ‘Siyasal İslam’ın yok etme çabası, söz konusu Alevi kadınlar olduğunda daha da katmerleşiyor’-VİDEO

    ‘Siyasal İslam’ın yok etme çabası, söz konusu Alevi kadınlar olduğunda daha da katmerleşiyor’-VİDEO

    PİRHA-“Alevilikte Kadın ve Alevilikte Doğa İnancı” başlığıyla gerçekleştirilen 1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin dördüncü gün programında konuşan AKD Altınoluk Şubesi yönetim kurulu üyesi Gülten Önal, “Neredeyse son altı yüzyıldır coğrafyamızın hakim inancı haline gelen siyasallaşmış İslam, Aleviliği ve diğer inançları asimile etme, yok etme ve yok sayma çabası, söz konusu Alevi kadınlar olduğunda daha da katmerleşiyor. Bu katmerleşmede ne yazık ki Alevi toplumunun içinden de ciddi katkılar söz konusudur” dedi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin “Alevilikte Kadın ve Alevilikte Doğa İnancı” başlığıyla gerçekleştirilen dördüncü gün programı sona erdi. Programda Emel Sungur Uzman ile sendikacı ve yazar Yaşar Seyman “Alevilikte Kadın”, “Kadın Mücadelesi” konularına dair konuşmalarını yaparken; yazar Turabi Saltık ise “Alevilikte Doğa İnancı” başlıklı sunumunu gerçekleştirdi. Konuşmalar öncesi folklor ekibi halk oyunları gösterisini sergilerken, Mekteb-i İrfan da deyişler seslendirdi.

    “YOL KADINDIR, KADIN YOLDUR”

    Panelin açılış konuşmasını ise Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi yönetim kurulu üyesi Gülten Önal yaptı. Kadın, erkek eşitliği konusunda Alevilerde de sorunlar olduğunu belirten Önal şunları söyledi:

    “Alevilik teolojisinde açıkça kandildeki nur olan Fatma Ana’dan gelen Alevilerin, Aleviliği nasıl olup da bu kadar erkekleşmiş bir inanca dönüştürdükleri, kandildeki nur olan anaları ve kadınları dahi yok ettikleri sorusu bizleri Alevilik tarihine toplumsal cinsiyet açısından bakmaya zorluyor. Neredeyse son altı yüzyıldır coğrafyamızın hakim inancı haline gelen siyasallaşmış İslam, Aleviliği ve diğer inançları asimile etme, yok etme ve yok sayma çabası, söz konusu Alevi kadınlar olduğunda daha da katmerleşiyor. Bu katmerleşmede ne yazık ki Alevi toplumunun içinden de ciddi katkılar söz konusudur.

    Alevi kadınların tarihi deyince akla gelen ilk isimlerden biri Kadıncık Anadır. Kadıncık Ana sadece bir Alevi anası değil; dönemin önemli bir siyasi figürlerinden ve Aleviliğe katkısı bugünlere dek etki eden bir yol büyüğü, bir yol kurucusudur. Biz Alevi kadınları olarak diyoruz ki; “Yol kadındır. Kadın yoldur.” Çünkü biz kumaş dokuruz fabrikada, yün eğiririz, tütün ekeriz, tütün sökeriz, tütün dizeriz iplere; yoksulluğumuzu dizer gibi. Türkü söyleriz fabrikada, tarlada. Umutlu güzel günlerin türkülerini… Doğurur ve büyütürüz çocukları. Biz olmadan büyümez çocuklar. Umutlar da öyle, yol da öyle…”

    “KADINCIK ANA’YI 13. YÜZYILDA ÖRGÜTLENME ÖNDERİ OLARAK GÖRÜYORUZ”

    Kadıncık Ana’ya ilişkin bilgiler aktaran yazar Yaşar Seyman, “Kadıncık Ana 13. yüzyılda örgütlenme önderi olarak karşımıza çıkıyor. O dönemde Avrupa’da kadınlar “cadı” denilerek yakılıyordu. Anadolu coğrafyasının ne kadar değerli olduğunu görmek gerekiyor. Hacı Bektaş Veli’ye düşman olanlar bile “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” sözüyle örgütlenmeye çabalıyor. Avrupa’da reform ve rönesans olmadan önce Anadolu’da yaşanan bu zenginliği ne yazık ki bize UNESCO hatırlatıyor. Bu utanç da bize yeter” ifadelerini kullandı.

    “Ülkede utanılacak bir siyasi dil kullanılıyor” diyen Seyman, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “sürtük” söylemini hatırlatarak, şunları söyledi:

    “Ülkenin cumhurbaşkanı aynı zamanda AKP’nin genel başkanı. Demek ki benim cumhurbaşkanım değil. Ülkenin cumhurbaşkanı, kadınlar için kirli bir söz söylüyor. Demokratik, laik, hukuk Türkiye Cumhuriyeti’nde bir din adamı da kadınlar için kötü sözler söylüyor. Kadın hareketi dar bir çerçevede bakışı kabul etmez. Anadolu diyeceksiniz ama her taraf erkek dolu. Anadili dillerin hası diyeceksin anadili yasaklayacaksın. Anadolu diyeceksin analara ağıtlar yaktıracaksın. Dert çok ama derman ellerimizde. Bu karanlığı el ele vererek aşacağız.”

    “PARLAMENTONUN YARISI DA KADIN OLMALIDIR”

    Seyman, okumayan hala milyonlarca kadının olduğunu söyleyerek; “Alevi örgütlerine çok büyük yük düşüyor. Önce düşüncelerini zenginleştirecekler. Eşitliği sağlamayan kurumlar bin tane festival de düzenlese hiçbir şeye yaramaz. Dünya kadın hareketi için İstanbul Sözleşmesi senin bir şehrinin adını taşıyor. Bu sözleşmede imzayı çekmek demek akıl tutulması yaşamaktır.

    Madem nüfusun yarısı kadın, parlamentonun yarısı da kadın olmalıdır. Behice Boran’a, cezaevlerine doldurulan kadınlara, Gülten Kışanak’a selam olsun. Bu topraklar Cumartesi Anneleri’ni, Berfo Ana’yı, Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’ı, acılara takılmadan yürüyen Berkin’in annesi Gülsüm Elvan’ı tanıyor. Onlara sözümüz var” ifadelerini kullandı.

    Emel Sungur Uzman da yaptığı konuşmada “Postta dedenin yanında oturan bir anayı artık görmek istiyoruz” dedi.

    AKD kadın ve gençlikten sorumlu genel başkan yardımcısı Nilgün Karasoy ise “İkrarımızı ve asaletimizi yaptığımız işlerde hep görüyoruz. Tükenmeyen direncimiz var” diye konuştu.

    “ALEVİLİKTE EN BÜYÜK GÜÇ BİLGİDİR”

    “Alevilikte doğa” başlıklı konuşmasında ise yazar Turabi Saltık şunları kaydetti:

    “Alevilik sosyolojik olarak toplulukların inançlarından, felsefelerinden süzülerek ortaya çıkmıştır. İnsanı ve doğayı merkezine alan bir inançtır. Ülkede resmi olarak kabul edilmemekte, inkar edilmektedir. Doğayı ve insanı merkeze alan bir inanç olduğu için canlı, cansız her varlığın bir ruhu olduğuna inanmaktayız. Sır ve hakikat bilginin anahtarıdır. Alevilikte en büyük nimet bilgidir. Bilgi, isteklisine pirler tarafından verilir. Evren insanlığın ortak evidir. Dünyanın nimetleri de ortaklaşmalıdır.

    Evren ve doğa insanın canlı bir parçasıydı. Alevi pirleri, doğa inancı ile toplumu bir arada tuttular. Alevilikte secde edilecek en büyük mihrap ve makam insandır. Alevilikte insanı ve doğayı bir ve bütün göreceksin ve incitmeyeceksin. Alevilikte pek çok inanç mekanları var doğada. Doğa; aydınlık, ışık olandır. Aleviler yüzünü doğadan ayırmadılar. Doğanın en aydınlık fikirlerini benimsediler. Karanlığın girdabına girmediler. Su bizim için kutsaldır. Hakikat bizde topraktır. Yer ana, gök baba demişlerdir. Toprağa, börtü, böceğe niyaz etmişlerdir. Topraktan teberik alırız. Doğayı, toprağı, suyu kirletmez, ona kutsiyet atfederiz. Bu yol aydınlığa giden bir yoldur. Alevilikte en büyük güç bilgidir.”

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali, Dertli Divani, Ender Balkır ile Nilüfer Sarıtaş konserleri ile sona erecek.

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER:

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı
    >AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız
    >‘Aleviler yaşadıkları katliamlara örgütlenerek karşılık vermişlerdir’
    >‘Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin’

  • ‘Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin’-VİDEO

    ‘Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin’-VİDEO

    PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin üçüncü gününde konuşan Doç. Dr. Ayfer Karakaya, Alevi inancının muhafaza edilmesi için yapılması gerekenleri sıraladı. Karakaya, “Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin. “Biz Aleviyiz ve Aleviler cemevine gider” deyin. Kendi anladığınız şekilde Aleviliği çocuklarınıza anlatın. Çocuklar teferruatlı, teolojik sorular sormuyor. Basit açıklamalar onları tatmin ediyor” dedi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali üçüncü gününü geride bıraktı. Çocuk tiyatro gösterisi ile başlayan “Alevilikte kültür ve sanat” başlıklı üçüncü gün programında araştırmacı Rıza Oylum ile Prof. Dr. Bedriye Poyraz ilk olarak sunumunu gerçekleştirdi. Günün ikinci programında Doç. Dr. Ayfer Karakaya ise “Alevi Bektaşi kültürel mirasının korunması ve genç kuşaklara aktarılması: Engeller, imkânlar, öneriler” başlıklı konuşmasını yaptı.

    “UZUN SÜRE ALEVİLİĞİN MERKEZ OLDUĞU FİLM GÖRMÜYORUZ”

    Sinemada Aleviliğin ilk olarak karşımıza çıkışına değinen Rıza Oylum şunları söyledi:

    “Sinemada Aleviliğin ilk karşımıza çıkışı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Nur Baba” kitabının sinemaya uyarlanmasıyla olmuştur. Roman, Karaosmanoğlu’nun husumetli olduğu Bektaşi babasını anlatmaktadır. Türk sinemasının geliştiği süreçte Aleviliğin konu olarak kullanıldığını göremiyoruz. 1973 tarihli Pir Sultan Abdal filmi Alevi mitlerini içinde taşıyan orijinal bir çalışma.

    Aynı yıl çekilmiş Nesimi filmi de var. Azerbaycan’ın sosyalist yönetimi döneminde yapılmış film. Uzun süre Aleviliğin merkez olduğu film görmüyoruz. 1980’li yıllarda 12 Eylül filmlerini görüyorduk. 1990 yapımı Hasan Boğuldu filmi de Aleviliğe dair çok detay vermese de bu kategoride yer verebiliriz. “O Da Beni Seviyor” filmi de Alevi kültürünün yer aldığı bir film. Çok uzun süre sonra Alevi kültürünün karşımıza çıktığı film olarak karşımıza çıkıyor. “Başka Semtin Çocukları” da Alevilerin yaşadığı semti esas alan bir film. İstanbul Gazi Mahallesi’nde çekimleri yapılıyor. Diğer filmleri ise “Saklı Hayatlar”, “Bir Ses Böler Geceyi”, “Madımak: Carima’nın Günlüğü”, “Locman”, “Zer” şeklinde sıralayabiliriz.

    “MEDYADA TEMSİL ÇOK ÖNEMLİ, GEREKLİ MÜCADELEYİ GÖSTEREMEDİK”

    Prof. Dr. Bedriye Poyraz ise Alevilerin sorunlarını anlatmada çaresiz olduğunu söyledi. Poyraz şöyle konuştu:

    “Aleviler için kültür ve sanat meselesi son derece ham. Alevilerin kendi sorunlarını anlatmada çok çaresiz kaldıklarını söyleyebiliriz. Alevi örgütleri 30 yıllık hayatında çok önemli şeyler yaptılar ama geldiğimiz yerde mesela laiklik meselesini kimse ağzına almıyor. Aleviler de yetersiz kalıyor. Kültür ve sanat alanını daha etkin kullanmak gerekiyor. Örgütlerin bu yöne eğilmeleri çok kıymetli. Çocuklara tiyatroyla inancımızı çok iyi anlatabiliriz.

    Alevi etkinliklerinin de format değiştirmesi gerekiyor. Batınilik aslında soyut sanata çok yatkın. Modern sanat soyutlamayı gerektiriyor. Alevilik inancı ve kültürü bunun için çok kıymetli felsefeye, kültüre sahip. Bunu çocuklara aktarmayı başarmalıyız. Aleviler kendi sorunları hem devlete hem de Alevi toplumuna anlatamıyorlar. TRT bizden vergi aldığı halde bizi hiç anlatmadı. Özel televizyonlara da baktığımızda Alevilik yok. Medya kamusal bir alandır. Medyada temsil çok önemli. Bunun farkında olmadığımız için bununla ilgili gerekli mücadeleyi yapmadık. Çeşitli lobiler yapabilirdik.

    Elektronik medyayı kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Alevi örgütleri; gençleri, çocukları ve kadınları aktif olarak kendilerie monte ederlerse çok başarılı olabilirler. Örgütlere bu anlamda çok görev düşüyor. Kültür ve sanat alanı Alevilerin çok boş bıraktığı, ilgilenmediği bir alan. Bununla beraber Alevilikle uzaklaşmış kişilere ulaşmış olabiliriz. İnsanlar dramalardan etkileniyorlar. Her şeyi bırakın bol miktarda dizi, film ve sosyal medyayı etkin kullanalım.”

    “ALEVİ İNANCI ORTALAMANIN ÜSTÜNDE AHLAKLI İNSANLAR YETİŞTİRİYOR”

    Doç. Dr. Ayfer Karakaya da Alevi inancının muhafaza edilmesi için dikkat edilmesi gereken hususlara değindi. Karakaya, “Dünyada farklı inançlar, gelenekler var. Bir geleneğin, inancın ürettiği insanlar ne kadar dürüst ve ahlaklıksa o inanç hak inançtır. Alevi inancı ortalamanın üstünde dürüst, ahlaklık insanlar yetiştiriyor. Nasıl muhafaza edebiliriz?

    Kurumsal düzeyde ve birey olarak yapabileceği şeyler var. Yazılı ve sözlü kaynakların bir an önce kayıt altına alınması gerekiyor. Derlenmesi gereken hala çok kıymetli bilgiler var. Daha sistemli yapılması gerekiyor. İnsanlar Aleviliğin sadece yazılı kaynaklara dayalı olduğunu düşünüyor ama bir sürü yazılı belge var. Bunların yanlış ellere düşme ihtimali çok yüksek. Genellikle devletin kurduğu farklı üniversite veya şahıslar tarafından bu belgeler toplanıyor. Kültürel mirasımız hiç ediliyor. Alevi kutsalları ve köylerinin haritalandırılması gerekiyor. Anadolu’da ciddi bir Alevisizleştirme yaşanıyor.

    Aileler olarak ne yapabiliriz? Her ailenin kendi aile hafızasının belleğini oluşturması gerekiyor. Bizden büyükleri hızlıca konuşturmalı ve kayıt etmeliyiz. Uzun anlamda ciddi bir kaynak haline gelecektir. Geldiğimiz köyü, aşireti, ocağımızı mutlaka öğrenmeliyiz. Her Alevi birey bu üç bilgiyi öğrenmeli ve çocuklarına aktarmalıdır. Eski fotoğraflarımızı mümkünse dijitalize edip, fotoğraftakilerin isimlerini yazmalıyız” ifadelerini kullandı.

    “İNANCINIZA NE KADAR DEĞER VERİRSENİZ ÇOCUKLARINIZ DA O KADAR DEĞER VERİR”

    Alevi örgütlerinin de yapması gerekenleri sıralayan Karakaya, şöyle konuştu:

    “Alevi örgütleri enerjisini Alevi inancını gençlere aktarma konusuna harcamalıdır. Öncelikle çocuklarınıza Alevi olduğunuzu söyleyin. “Biz Aleviyiz ve Aleviler cemevine gider” deyin. Kendi anladığınız şekilde Aleviliği çocuklarınıza anlatın. Çocuklar teferruatlı, teolojik sorular sormuyor. Basit açıklamalar onları tatmin ediyor. Alevilik aynı zamanda sizin soy ağacınız.

    Çocuklarınıza mutlaka bağlama ve semah öğretin. Çocuk bağlama çalmasını ve deyişleri öğrenirse farkında olmadan Aleviliği benimseyecektir. Çocukları cemevine götürün. Dergahları çocuklarınız ile ziyaret edin. O yapıları görmek çocuklarınıza güven ve köklülük duygusu verecektir. Başka bir şeyleri dikta etmeye gerek kalmadan küçük ritüeller ile kültürü aktarabiliyoruz.

    Çocukları azımsamayın. Muhabbetlerden çocukları dışlamayın. Muhabbet ortamında çocuklar bulunsun. Bazı konuları çocuklar ile paylaşın. Aleviliğin ezilmişliğine dair onları çok korkutmadan bilgilendirin. Aleviliği sadece katliamlara da indirgemeyin. Farklı dillerde kitapçıklar hazırlanmalı. Yarışmalar, geziler düzenlenebilir. Cemevlerinde küçük çocuklar için oyun odaları yapılmalıdır. Her şeyin ötesinde bir gerçek var. Siz kendi inancınıza ne kadar değer verirseniz çocuklarınız da o kadar değer verir. İş sizde bitiyor”

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER: 

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı
    >AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız
    >‘Aleviler yaşadıkları katliamlara örgütlenerek karşılık vermişlerdir’

  • ‘Aleviler yaşadıkları katliamlara örgütlenerek karşılık vermişlerdir’-VİDEO

    ‘Aleviler yaşadıkları katliamlara örgütlenerek karşılık vermişlerdir’-VİDEO

    PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ikinci gününde Alevi kurum başkanlarının katılımıyla “Alevilik’te örgütlenme” başlıklı oturum gerçekleşti. Burada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, “Aleviler yaşadıkları katliamlara karşı örgütlenerek karşılık vermişlerdir. Bugün kullandığımız hakları tarihte boyun eğmemelerine borçluyuz” dedi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali ikinci gününde devam etti. İkinci günde Alevi kurum başkanları “Alevilik’te örgütlenme” başlıklı konuşmalarını gerçekleştirdi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz‘in moderatör olarak katıldığı oturumda Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe de konuşmacı olarak yer aldı.

    “ALEVİ ÖRGÜTLENMESİ OCAKLAR ÜZERİNDEN YÜRÜYORDU”

    “Alevi örgütlenmesi ocaklar üzerinden yürüyordu ama kentleşmeyle birlikte farklı bir yöne evrildi” diyerek sözlerine başlayan Aydın Deniz şunları söyledi:

    “Alevi ismi Türkiye’de yasaktı. ABF’yi kurduğumuz devlet kapatmak için dava açtı. O günden sonra Alevi ismiyle örgütlenmeye başladık. Alevilere yönelik ayrımcılık, inkâr, asimilasyon Cumhuriyet döneminde de devam etti.”

    “EN BAŞ TALEBİMİZ EŞİT YURTTAŞLIKTIR”

    AKD Genel Başkanı İsmet Kurt da Alevi kurumlarına bir takım eleştiriler getirerek, “Alanları doldurmamız lazım. Alevi kurumları yalnızca üç lokması, kırk lokması, dar lokması pay etmekle yetinmemeli. Büyük binaları nasıl dolduracağımızı tartışmalıyız. Sahaya çıktığımızda ‘eşit yurttaşlık’ talebimizi yineliyoruz. Dünyadaki bütün insanların eşit olması gerekiyor. Tekçi bir sistem bir yere kadar. Alevilerin en baştaki talebi eşit yurttaşlıktır. Laikliğin korunmasını talep ediyoruz” dedi.

    “ALEVİLER KATLİAMLARA ÖRGÜTLENEREK KARŞILIK VERMİŞLERDİR”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise 2 Temmuz Sivas katliamının yıldönümünde bulunduğumuzu hatırlattı. Erçe şöyle konuştu:

    “İçinde bulunduğumuz ay 2 Temmuz katliamının yıldönümüydü. Türkiye’nin birçok yerinde şehitlerimizi andık. Yine 20 Temmuz Suruç katliamında yitirdiğimiz canları anmak isterim. Alevilerin yoğunluklu yaşadığı Dersim’de düzenlenmek istenen festivalin devletin yasakçı zihniyeti tarafından yasaklanmasını kınıyorum.

    Aleviler yaşadıkları katliamlara karşı örgütlenerek karşılık vermişlerdir. Bugün kullandığımız hakları tarihte boyun eğmemelerine borçluyuz. Pir Sultan Abdal bir halk örgütlenmesinin lideri olarak yakalanmış ve katledilmiştir. O tarihlerde adını saysak bitiremeyeceğimiz halk önderleri olmuştur. Kalender Çelebi’nin direnişini unutmamalıyız. Bir tarafta katliam, saldırı var ise diğer tarafta direniş, mücadele var. Alevi örgütlerinin tamamında bir mücadele tarihi söz konusudur. Cumhuriyet döneminde Aleviler bekledikleri hiçbir şeyi bulamadılar. Aleviler bütün olarak Cumhuriyetin yanında yer aldı ama bu dönemde de Aleviler sürgünden, katliamdan, asimilasyondan kurtulamadı. Tarihteki katliamlara karşı direnme hakkını kullanan önderlerimizi düşünerek hareket ederek, diz çökmez iradeyi sergilemek zorundayız.”

    “DÜNYADA HİÇBİR DEVLETİN ALEVİSİ OLMAYACAĞIZ”

    AABK Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya da Alevilerin Sivas katliamından sonra örgütlenmeye başladığını ifade etti. Çankaya, “Sivas katliamından sonra Aleviler kendisine geldi ve örgütlenmeye başladılar. Bugün kim devletle, belediyeyle yakın ilişki kurarsa kolayca devasa cemevi yaptırabiliyor. Biz kendimizi ikinci sınıf vatandaş gibi geri plana çekiyoruz. Ne zaman Alevice çıkış yapsak “Aman toplumu rahatsız eder noktaya geldik” diyerek, pasif kalıyoruz. Cemevlerini yalnızca cenaze kaldırma alanlarına döndürdük. Onu da her yerde farklı farklı yaparak, elimize yüzümüze bulaştırdık. Cemevlerinin olması çok yararlı ama Alevileri çok geriye götürdüğünü de söylemek gerekiyor. Türkiye’de nasıl ki “Devletin Alevisi olmayacağız” dediysek, dünyada da hiçbir devletin Alevisi olmayacağımızı söyledik. Avusturya’da bağımsız bir inanç olarak tanındık. Eşit yurttaşlık hakkımızı elde ettik. Oradaki Alevi toplumunun verdiği vergiler kendisine dönecektir. 13 yıllık mahkeme sonucunda kazandık. Kimsenin lütfu değildi” şeklinde konuştu.

    “BİRİLERİ BİZİ BAŞKALARINA BENZETMEYE ÇALIŞIYOR”

    ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ise şunları kaydetti:

    “Geleneklerimizi sürdürme noktasında sıkıntılar yaşıyoruz. Birileri bizi başkalarına benzetmeye çalışıyor. Alevilerin bir araya gelmesini istemiyorlar. Alevilerin bir iç hukuku var. Cemlerde pirlerin huzurunda sorunlar çözülüyordu. 72 millete aynı nazarla gördüğümüzü söylüyoruz ama birbirimize aynı gözle bakmıyor, yaramıza merhem olmuyoruz. Her canımız vicdanını dara çekmeli. Bunu yapmayanlar Alevilikten bir şey almamıştır. Sadece eşit yurttaşlık istiyoruz. Bunu duymayan devlet, dedeleri Kerbela’ya götürüyor.”

    “HER GÜN YENİ BİR DERNEK, FEDERASYON KURDURULUYOR”

    Son olarak söz alan ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan da “Türkiye’de Alevi inancı yok sayılıyor. Birbirimizle Aleviliğimizi, kurumlarımızı yarıştırmaya başladık. Ülkedeki her Alevi sorunuyla muhatap olmak zorundayız. Devlet yüzyıllar önce yaptığı ayrımcılığı bugün sistematik olarak yapıyor. Her gün bir dernek veya bir federasyon kurduruluyor. Bu Alevilerin faydasına değil. Buna izin vermeyelim. Buradaki etkinliğe gelmeden önce Dersim’deydik. Oradaki her ilçede Alevi örgütlenmesi var. Ama hepsi kendi başına. Hiçbir merkezi örgüte bağlı değil. Nedenini sorduğumuzda cevap vermiyorlar. Merkezi bir örgüte bağlı olarak mücadele etmek gerekiyor. Devlet ilk olarak bu yerlere yöneliyor. Gri pasaport veya Kerbela için bu yerlerdeki dedeleri ilk olarak hedefliyorlar” ifadelerini kullandı.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali yarın da devam edecek.

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER:

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı
    >AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız

     

     

  • AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız-VİDEO

    AKD Genel Başkanı Kurt: Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız-VİDEO

    PİRHA-1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ilk günkü programında konuşan AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, “Bizler haklı talebimizi her zaman söyleyeceğiz. Bunun için örgütlü olmalıyız. Birbirimizi korumamız, kollamamız, sevmemiz gerekiyor. Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız. Uyandırdığınız çerağı her yerde korumalıyız. Bir gün Aleviler de bu coğrafyada hakkını alacak. Alevi katliamları bir kez daha yaşanmasın diye haykırıyoruz” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi tarafından bu yıl ilki düzenlenen ‘1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ilk günkü programı sona erdi. Program, AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan‘ın açılış konuşması ile başladı. Festivallerin önemine değinen Doğan şunları söyledi:

    “KAYBOLAN UMUTLARIMIZI YEŞERTMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    “Tanıtım faaliyetlerinden biri olan festivaller, yerelin hatta ülkenin var olan imajını düzeltmede, buna bağlı olarak da kentsel ve bölgesel ekonomik kalkınmada önemli etkenlerden biridir. Festivaller yalnızca sanat etkinlikleri olarak değil, küreselleşmenin ve ekonomik canlanmanın unsurlarından biri olarak da görülmektedir.

    Biz Aleviler herkes için daha eşit daha iyi yaşanır; daha mutlu bir körfez yaratma hayalimiz ile son derece uyumlu bir anlayış sergiliyor. Bütün gayretimiz, sesi olmayanların sesi olmak ve kaybolan umutları yeniden yeşertebilmek için tüm halkımızı festivalimizi sahiplenmeye çağırıyoruz”

    “ALEVİLER BU COĞRAFYADA HAKKINI BİR GÜN ALACAK”

    Doğan’ın ardından söz alan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, Alevilerin yüzyıllardır süren taleplerini her zaman dile getireceklerini söyledi.

    Kurt, “Topluluklar birbirlerini tanıyınca gerçeği kolay kılır. Festivaller bunun içindir. Bir ülkede dili, dini, rengi gözetiliyorsa orada bir sıkıntı vardır. İnsanı merkezine koyan topluluklar uzun menziller almıştır. Biz Aleviler şunu şiar edindik: Gelin canlar bir olalım. İşi de kolay kılalım.

    “Aleviler vardır, cemevleri ibadethanemiz, cem de ibadetimizdir” dedik hep. Cemevlerinin yasal statüsü verilmedi hala. Çocuklarımız sınava giriyor, çok da güzel puan alıyor ama ardından mülakat denen ucube sisteme takılıyor. Bizler haklı talebimizi her zaman söyleyeceğiz. Bunun için örgütlü olmalıyız. Birbirimizi korumamız, kollamamız, sevmemiz gerekiyor. Nerede üç Alevi varsa biz de dördüncü can olmalıyız. Uyandırdığınız çerağı her yerde korumalıyız. Bir gün Aleviler de bu coğrafyada hakkını alacak. Alevi katliamları bir kez daha yaşanmasın diye haykırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “CEMLERİN ÖZÜNE UYGUNLUĞUNDAN UZAKLAŞTIK”

    Konuşmaların ardından yazar Piri Er ““Alevilikte ocaklar ve sürekler” başlıklı konuşmasını yaptı. Ardından Mekteb-i İrfan’ın deyişler seslendirdi. Programın sonunda ise Hakan Erol dede “Cem çeşitleri ve hakka yürüme erkanı” başlıklı sohbetini gerçekleştirdi. Erol konuşmasında “Cemlerin özüne uygunluğundan uzaklaştık. Anadolu’nun her bölgesinde yol yürüyüşünün bir zenginliği var. Aslında yol bir ama insanlar bölgesel olarak ayrıldıkları için sürekler haline getirmişler ama menzil aynı menzil” dedi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali ikinci günündeki programlar ile devam edecek.

    PİRHA / BALIKESİR

    İLGİLİ HABERLER:

    >1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı

  • 1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı-VİDEO

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi tarafından düzenlenen ‘1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’ Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan basın açıklaması ile başladı. Açıklamada “1.Alevi Kültür Sanat Festivalimiz Anadolu’nun renklerinin buluşmasına, ötekilerin-mazlumların bir araya gelişine tanıklık edecektir” denildi.

    1. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan basın açıklaması ile başladı. Açıklama öncesi semah dönülürken; açıklamaya Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt, AKD Altınoluk Şubesi Başkanı Veli Doğan, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz ile çok sayıda kişi katıldı.

    “ALEVİLER CANLILARIN HAKLARININ KORUNMASINA İNANIRLAR”

    AKD Altınoluk Şubesi çalışanı Dilek Aygün tarafından okunan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Dünyanın en önemli oksijen üretim merkezlerinden biri olan Kazdağları, bereketli toprakları, sulak alanları, yer üstü ve yer altı zenginlikleri, nefis iklim şartlarından dolayı binlerce yıl süresince hep bir yaşam alanı olarak kullanılmış, tarih boyunca ev sahipliği yaptığı her topluma zenginliklerini cömertçe sunmuştur. Kazdağları, Biz Alevileri de bu cömertliğinden mahrum etmeyeceği inancını taşıyarak Mihman olduk tarihin bu kesitinde İda Dağının eteklerine.

    Alp Dağları’ndan sonra dünyanın en temiz ikinci yüksek oksijen havasına sahip olan Altınoluk, tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal bir mirastır insanlığa… Biz Aleviler Yol kapısında havayı, hukuk kapısında ateşi, marifet kapısında suyu ve hakikat kapısında da toprağı kutsayarak uygarlıklar kurmuş ve bilimi kendisine rehber edinmiş olan toplumların oluşturdukları, her türlü maddi ve manevi özelliklerin ürünü olan, insani değerleri, doğa ve insanla iç içe kaynaştırarak, insan sevgisinde somutlaştıran Aleviler; ağacın, kurdun, kuşun, böceğin, balığın tüm canlıların hakları mutlaka korunmasına inanırlar.

    Aleviler, hayvanlara ve bitkilere büyük saygı gösterirler. Hayvanlar avlanmaz, yaş bitki koparılmaz ve yaş ağaç kesilmez. O doğayı kendisinden bağımsız görmez ve kendisinden ayrı da düşünmez. Ondan dolayıdır ki, sabah kalktığında yüzünü güneşe dönen ve gülbeng okuyan bir inançtır. Hakk ve hakikat yolunu Savunan Aleviler Tarihin bize Emaneti olan Kültür mirasımız Kazdağlarını emanet bilecek ve öyle davranacaklar.

    “FESTİVALDE ALEVİ YOLUNUN ÖZÜNDE VAR OLAN EVRENSEL BARIŞ ANLATILACAK”

    1.Altınoluk Kültür Sanat Festivali Bu ilkeler ışığında başlayacak ve bu hassasiyetle devam edecektir, Alevilik akılcılık, bilimselliktir, gerçekçilik, çağa uyumdur, sorgu sualdir, bu dünyanın nimetlerini bu dünyada paylaşmaktır, kadına saygıdır, korkulan değil sevilen tanrı fikrini savunur. İnsanı düşüncenin merkezine koyan onu Kâbe sayandır. İnsanı okunacak kitap sayandır,73 millete aynı nazarla bakandır. Sosyal yardımlaşmadır, dayanışmadır, lokmasını cümle canlarla paylaşandır. cem tutmaktır, semah dönmektir.

    Hak ve Hakikat Aşkına gerçekleşecek olan 1.Alevi Kültür Sanat Festivalimiz Alevi kültürünün ve binlerce yıllık kadim “Alevi Yolu”nun özünde var olan; doğaya, insana, emeğe, sevgiye ve evrensel barışa olan aşkı anlatılacak.

    1.Alevi Kültür Sanat Festivalimiz Anadolu’nun renklerinin buluşmasına, ötekilerin-mazlumların bir araya gelişine tanıklık edecektir. 1.Alevi Kültür Sanat Festivalimiz Biz Alevileri, Sünnilerle, Hristiyanlarla, Yahudilerle, Ermenilerle, 1.Alevi Kültür Sanat Festivalimiz Türklerle, Lazlarla, Kürtlerle, Süryanilerle, Kaldanilerle, Asurilerle buluşturacak. Alevi İnancının, felsefesinin ve kültürünün gereği olan; empati yapmak, paylaşarak çoğalmak için bir çağrı olacaktır. Bizim sevdamız 73 millete yeter diyoruz cümle canlarımızı saygıyla selamlıyor hepinizi festival alanımıza davet ediyoruz.​​​​​​​​ Aşk meydanı, erenlerin ve bilenlerindir.”

    Açıklamanın ardından kitle festival alanına doğru yürüyüşe geçti. Festivalin ilk gününde Yazar Piri Er “Alevilikte ocaklar ve sürekler” başlıklı konuşmasını yapacak. Günün son oturumunda ise Hakan Erol dede ile Mekteb-i İrfan “Cem çeşitleri ve hakka yürüme erkanı” başlıklı sohbeti gerçekleştirecek.

    PİRHA / BALIKESİR

  • Kaplan: Avusturya’daki kazanım önemli fakat sonrasındaki tartışmaları doğru bulmuyoruz-VİDEO

    Kaplan: Avusturya’daki kazanım önemli fakat sonrasındaki tartışmaları doğru bulmuyoruz-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Alevi inancının Avusturya’da resmi olarak tanınması ardından “Alınan kazanım önemlidir. En azından İslam anlayışını Aleviliğe monte etmek isteyenlere karşı alınmış bir zaferdir. Ancak sonrasında yaşanan iç tartışmalar bize zarar verir” yorumunu yaptı.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, 13 yıllık mücadele ardından Alevi inancının resmiyet kazanmasını sağladı.

    Avusturya’da Aleviliğin ”kendine özgü bir inanç” olarak statü kazanması Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan tarafınca da olumlu yönde yorumlandı. Kaplan, “2000 yıldır bu topraklarda hüküm süren Aleviliğin öncelikle Anadolu topraklarında, yani doğduğu topraklarda nasıl tanımlandığına bakmak lazım” diyerek statü konusunda Alevi örgütleri arasındaki çatışmaya işaret etti.

    “Avrupa kıtasının Alevilikle tanışması 40 yılı geçmiyor” diyen Gani Kaplan, konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Avrupa’nın bir özelliği var; kendi kültürü, yaşam biçimi veya değerleri ile örtüşen herkesi belli koşullar çerçevesinde kabul ediyor. Avusturya hükümeti ile Aleviler arasındaki mücadeleden ziyade oradaki iki grup arasındaki mücadele daha çok önemli. Ne yazık ki ‘Her ağacın kurdu kendinden olur’ denildiği gibi bizimki de kendimizden çıktı. Bu arkadaşlar yıllardır Alevi-İslam anlayışı altında çalışma yürütüyorlardı. Federasyonumuz da ona karşı çalışma yürütüyordu. Sonuçta mahkeme kararıyla bizim arkadaşlar haklı bulundu. Aleviliği ayrı bir din olarak tanımladılar. Buradan baktığınız zaman bu olumlu bir kazanım gibi görünüyor ancak sonrasında yaşanan iç tartışmalar bize zarar verir. Alevileri marjinalleştirir, küçük gruplar halinde sokar, örgütlerin altı boşalır, bir müddet sonra uzun vadedeki tartışma Alevi örgütlerini bitirir.”

    “ALEVİLİK, TÜM DİNLERİN İYİ YÖNLERİNİ ALMIŞ, HARMANLAMIŞ”

    Gani Kaplan, “Alevilik İslam içi ya da dışı” yorumlarına dönük “Pir Sultan örgütlülüğü o tür tartışmanın içerisine girmez” diyerek sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Çünkü ben de her yerde şunu ifade ediyorum; Evet Alevilik başlı başına kendine özgü bir dindir. Kendi ritüelleri, kuralları ve belki de dünyanın hiçbir dininde olmayan kendi içerisinde kuralları olan bir dindir. Ancak biz, ‘Ali’siz bir Aleviliği’ de tarif etmiyoruz. Ali kültünü Alevilikten çıkardığın zaman elinde bir şey kalmaz.

    Babasız bir çocuğun doğmayacağını bizler biliriz ama Hristiyanlık bunu kabul etmiş ve o tartışmayı bitirmiş. Aleviler de kendi içerisinde Ali’ye bir misyon yüklemiş. Yedi Ulu Ozanın bu misyonu yüklemede payı var. Mesela diyor ki ‘Musa ile Tur Dağında Ali’yi gördüm’. Oysa ki Ali ile Musa arasında 1000 yıl var. Yani öylesine bir misyon yüklüyor. Dinlerde bunlar normaldir. Bazen dinlerde mantık da aramamak lazım. Aradığın zaman da çuvallarsın. Bu her dinde böyledir. Dolayısıyla şu andaki Alevilerin kendi yarattığı Ali kültü ile dört halife Ali kültü arasında hiçbir benzerlik yok. Şu anda biz de biliyoruz ki Hz Ali’nin kılıcı 40 arşın uzamayacaktır. Ancak Ali’nin daha bilime yönelik, halkı okumaya yönlendirmeye dönük sözleri vardır. Örneğin ‘Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum’ diyor. Bundan daha iyi bir söz var mı? Sen bunu kullanacaksın. Evet 12 imam kültü Şiacı bir yaklaşımdır ama bu artık bizim içimize girmiş durumda. Bunu reddedemeyiz. Evet Alevilik bir doğa inancıdır, avcılık yasaktır. Zevkine gidip bir hayvanı öldüremezsin ya da ihtiyacın olmaması halinde ağaç kesemezsin. Ağaç keseceksen de özür dileyerek kesebilirsiniz. Dolayısıyla bazı şeyler iç içe geçmiş. Şimdi baktığınızda ‘Alevilik, Hıristiyanlığın, Yahudiliğin, İslam’ın dışında’ diyemezsiniz. Alevilik, tüm dinlerin iyi yönlerini almış, harmanlamış ve kendine özgü bir sentez yaratmış.
    Yani şu anda Alevi ocaklarını yan yana getirebilir misiniz? Örneğin Bingöl’de bir cem erkanı farklı yürütülüyor Balıkesir’e gittiğinizde ise farklı. Şimdi tutup da ‘Seninki yanlış, seninki doğru’ diyemezsin. Dolayısıyla Avrupa’daki, Avusturya’daki kazanım önemlidir. En azından Alevi İslam anlayışını Aleviliğe monte etmek isteyen derneklere, yöneticilere karşı alınmış bir zaferdir. Fakat ondan sonraki tartışmaları bizler doğru bulmuyoruz.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Edremit’te miting çağrısı: Laik ve bilimsel eğitim için Cumhuriyet Meydanı’na bekliyoruz -VİDEO

    Edremit’te miting çağrısı: Laik ve bilimsel eğitim için Cumhuriyet Meydanı’na bekliyoruz -VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit’te bulunan Alevi kurumları, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri, 27 Şubat’ta tüm illerde yapılacak olan mitinge çağrı yaptı. Çağrıda, “Laik ve bilimsel eğitim için, zorunlu din derslerini ana sınıfına kadar indirgeyen tavsiye kararını kabul etmediğimiz için, 27 Şubat Pazar günü saat 15:00’te Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’nda olacağız” dedi.

    Zorunlu din derslerinin 4-6 yaş çocuklara kadar indirgenmek istemesine karşın 27 Şubat Pazar günü saat 15.00’te yapılacak olan ‘Demokrasi ve Laiklik Buluşması’na katılım çağrısı sürüyor.

    27 Şubat’ta İstanbul Kadıköy’de büyük buluşma yapılırken, eş zamanlı olarak pek çok noktada basın açıklamaları olacak.

    Bu kapsamda Balıkesir Edremit’te bulunan Alevi kurumları, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri de 27 Şubat Pazar günü saat 15:00’te Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’nda yapacakları mitinge çağrı yaparak şunları dile getirdiler:

    “Laik ve bilimsel eğitim için, zorunlu din derslerini ana sınıfına kadar indirgeyen tavsiye kararını kabul etmediğimiz için, çocuklarımızın gelişimine uygun özgür, yaratıcı düşünmesini destekleyecek nitelikli ve eşit bir eğitim için, Alevi çocuklarının din dersleri ile asimile edilmesine hayır demek için, tekçi, cinsiyetçi, ötekileştirici olmayan, laik olmayan, asimilasyoncu eğitime hayır demek için, 27 Şubat Pazar günü saat 15:00’te Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’nda olacağız.

    27 Şubat Pazar günü saat 15:00’te demokrasiden, özgürlükten ve eşit yurttaşlıktan yana olan cümle canlarımızı Altınoluk Cumhuriyet Meydanı’na bekliyoruz.”

    BALIKESİR/PİRHA

  • AKD Altınoluk Şubesi’nden ‘Hünkar Hacı Bektaş Veli Sevgi ve Barış Yılı’ etkinliği

    AKD Altınoluk Şubesi’nden ‘Hünkar Hacı Bektaş Veli Sevgi ve Barış Yılı’ etkinliği

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk Şubesi ve Edremit Belediyesi Hünkar Hacı Bektaş Veli sevgi ve barış yılı etkinliği düzenleyecek. Etkinliğe; Hubyar Semahı, Alevi Kültür Dernekleri Altınoluk şubesi Kadınlar korosu ve Dertli Divani katılacak.

    UNESCO, 2021 yılını resmi olarak Hünkar Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran Yılı” yılı ilan etmişti. Yılın bitmesine günler kala ölümünün 750. yılı vesilesiyle Hünkar Hacı Bektaş Veli anılmaya devam ediyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Altınoluk Şubesi, Balıkesir Edremit Belediyesi ile birlikte bir etkinlik düzenliyor.

    Etkinliğin moderatörlüğünü, İstanbul Tekel ve Gazeteciler Birliği Odası Başkanı Ferihan Karasu yapacak. Yazar ve sendikacı Yaşar Seyman ve Ergün Şanlı dede ise konuşmacı. Hubyar semahçıları ve AKD Altınoluk Kadınlar Korosu etkinlikte deyişler ve türküler seslendirecekler. Aynı zamanda Dertli Divani de etkinliğe katılanlar arasında.

    Dilek Aygün’ün sunuculuğundaki etkinlik, 11 Aralık Cumartesi günü Ayhan Şahenk Kültür Merkezi’nde saat 18:00’de başlayacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • Altınoluk’ta, Alevilerin lokmalarıyla yapılan cemevinin inşaatı sürüyor

    Altınoluk’ta, Alevilerin lokmalarıyla yapılan cemevinin inşaatı sürüyor

    PİRHA- Aleviler, Balıkesir Altınoluk’ta yeni bir cemevine kavuşuyor. Toplumsal dayanışma ile temeli atılan AKD Altınoluk Cemevinin inşa çalışmaları devam ediyor.

    Aleviler, Balıkesir Altınoluk’ta toplumsal dayanışma ve kolektif emekle bir cemevi inşa ediyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Balıkesir Altınoluk Şubesi tarafından Alevi yurttaşların lokmaları ile inşa edilen ve bitme aşamasına gelen cemevinin 2022 yılı içerisinde hizmete girmesi hedefleniyor.

    Altınoluk Cemevinin temel atma töreni geçtiğimiz ay gerçekleşmiş ve törene çok sayıda yurttaşın yanı sıra, özellikle çok sayıda kadın ve genç katılmıştı. Geçtiğimiz ay yapılan temel atma töreninden sonra çalışmalar hız kazanmış durumda.

    Yeni alınan arsa üzerinde inşaat çalışmaları devam eden ve ibadethane, eğitim, kongre vb. salonlardan oluşacak cemevi binası kısa sürede tamamlanacak.

    Altınoluk Cemevi ayrıca cemevi binası için bağış kampanyası da başlattı.

    PİRHA/İZMİR

    Altınoluk

  • Kazdağları’nda kışlık tarhana hazırlığı başladı-VİDEO

    Kazdağları’nda kışlık tarhana hazırlığı başladı-VİDEO

    PİRHA- Balıkesir Edremit’e bağlı Çamcı köyünde kendine has lezzeti ile sofraları süsleyen kışın vazgeçilmez besin kaynağı olan tarhananın yapımına başlandı. Kış için tarhana yapan Çamçı köylü kadınlar tarhananın yapımının zahmetli olduğunu ancak lezzetli ve sağlıklı oluşu nedeni ile her yıl tarhana yapımını sürdürdüklerini dile getirdi.

    Balıkesir Edremit’e bağlı Çamcı köyünde kadınlar, kendine has lezzeti ile sofraları süsleyen kışın vazgeçilmez besin kaynağı olan tarhananın yapımına başladı.

    Buğday unu, nohut, süt, maya, domates ve biber gibi çeşitli sebzelerle nane, dereotu gibi otlar ve tuz eklenerek yoğurulan tarhana hamuru mayalanmaya bırakıldıktan sonra kurutuluyor ve kuruyan tarhana hamuru ufalanıp bez torbalarda kış için saklanıyor.

    Kışın soğuk günlerinde insanın içini ısıtan, yüksek besin değerine sahip olan tarhananın yapımı birçok aşamadan geçiyor.

    Akşamdan pişirilen nohutlar blenderden geçirilerek üzerine domates ve biber sosu ilave ediliyor. Nohudun üzerine süt eklenerek mayalanmaya bırakılıyor. Daha sonra un ile karıştırılarak yoğrulan tarhana belli ölçülerde açılarak kurumaya bırakılıyor. Kuruyan tarhana hamuru ufalanıp kış için saklanıyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Selahattin Demirtaş’ın yeni romanı ‘Efsun’ 2 Ekim’de çıkıyor!

    Selahattin Demirtaş’ın yeni romanı ‘Efsun’ 2 Ekim’de çıkıyor!

    PİRHA-Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde kaleme aldığı “Efsun” isimli yeni romanı 2 Ekim’de okuyucuyla buluşacak. 

    HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, cezaevinde bir kitap çalışmasına daha imza attı. Demirtaş’ın “Efsun” isimli yeni romanı 2 Ekim’de Dipnot Yayınları etiketiyle okurla buluşacak.

    Daha önce Seher ve Devran isimli iki öykü kitabı yazan Demirtaş, bir de Leylan adlı romana imza atmıştı. Demirtaş, şimdi ise Efsun isimli yeni bir romanla okurun karşısına çıkıyor.

    “ONLAR ARAŞTIRDI, BEN YAZDIM”

    Demirtaş’ın, Efsun’un yazım sürecini anlattığı bölümden bir pasaj şöyle:

    “Hikâyenin geçeceği mekânları, özellikle hiç gidip görmediğim yerlerden seçtim. Beyrut, Girit, Gümüşhane, Çanakkale (Lapseki), Edremit, İstanbul’un bazı mahalleleri ile diğer yerlerin çoğunu ben hiç görmedim, kızlarım da görmediler. Ama benim için internetten tüm bu yerleri araştırıp fotoğraflar, raporlar gönderdiler, yorumlarını eklediler. Romanda geçen yemekleri, çiçekleri, şarkı sözlerini, karakterlerin isimlerini ve daha birçok bilgiyi onların gönderdiği raporlardan yola çıkarak belirledim. Tıpkı romanın kendisinde olduğu gibi onlar araştırdı, ben yazdım. Onlara bölüm bölüm gönderdim, önerilerini aldım. Böylece romanı birlikte yazdık. Anneleri de hem el yazılarımı bilgisayara geçti, hem de bütün bu süreci koordine etti. Yani Başak, Delal ve Dılda ile birlikte yazdık bu romanı. Okudular, ‘Olmuş’ dediler. Sonra siz de okuyun istedik.”

    “DEMİNİ ALMIŞ EDEBİYATÇILIĞININ SON ÜRÜNÜ…”

    Kitabın arka kapak yazısında ise şu anlatıma yer verildi:

    “Dupduru, yer yer hüzünlü, yer yer coşkulu ama hep çağıldayan, insana kendini iyi hissettiren bir anlatım…

    Olanca ışıltılarıyla ilginç karakterler…

    Acının mizahla harmanlanışı…

    Üç kuşak boyunca anlatılan, sonunda mutlaka kapanacak olan bir hesap…

    İlmek ilmek dokunmuş, sürprizlerle dolu bir olay örgüsü…

    Çağdaş bir aşk hikayesi olarak da nitelendirilebilecek olan Efsun, Selahattin Demirtaş’ın artık iyice demini almış edebiyatçılığının son ürünü.”

    PİRHA/ANKARA

  • Balıkesir’de kaza: 14 ölü, 18 yaralı

    Balıkesir’de kaza: 14 ölü, 18 yaralı

    PİRHA- Balıkesir’de sabah saatlerinde meydana gelen kazada 14 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı.

    Karayollarında artarda katliam gibi kazalar meydana geliyor. Geçtiğimiz gün Soma’da meydana gelen ve 6 yurttaşın yaşamını yitirdiği 37’sinin de yaralandığı kazanın ardından bu gün de sabahın erken saatlerinde Balıkesir’de kaza yaşandı.

    Saat 04.40 sıralarında Edremit istikametine doğru seyir halinde olan yolcu otobüsü, yoldan çıkarak takla attı. Kazada 11 kişi olay yerinde, 3 kişi hastanede yaşamını yitirirken, 18 kişi de yaralandı. Yaralılar hastaneye kaldırıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerinin ‘Kurban ve Kurban Bayramı’ geleneğini anlattı

    İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerinin ‘Kurban ve Kurban Bayramı’ geleneğini anlattı

    PİRHA-Önceki dönem Burhaniye Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Şube Başkanı İbrahim Kızıler, Alevilerde ve Tahtacı Türkmenlerde kurban ve Kurban Bayramı’nın nasıl karşılık bulduğunu anlattı. Kızıler, Alevi toplumunda kurban geleneğinin İslamiyet’ten çok daha öncesine dayandığını belirterek “Kurban Bayramı ritüelinin ise XIII. yüzyılda Anadolu’da İslamiyet’in hakimiyet göstermeye başlaması ile Aleviliğin içine girmiştir” dedi.

    İslami bir ritüel olarak kutlanan Kurban Bayramı, Alevi toplumunun bir kesiminde de karşılık bulmakta. Yol önderleri, her ne kadar “Alevilikte kurban kesmek, bayram kutlamak yok” dese de bu görüşe karşı çıkanlarda var.

    ‘Kurban Bayramının, kurban kesmenin Tahtacı Türkmenlerde nasıl bir karşılığı var?’ sorusunu, Burhaniye Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı önceki dönem şube başkanı İbrahim Kızıler ile konuştuk. Kızıler, ‘Kurban’ kelimesinin Türkçe’ye Farsça’ dan, Farsça’ya ise Arapça’dan geçmiş bir sözcük olduğunu, sözlükte ise ‘yaklaşmak’ anlamına geldiğini belirtti. Kızıler ayrıca “Dini bir terim olarak kurbanlık, Hakk’a yaklaşmak niyetiyle belli günlerde kesilen hayvana verilen addır” ifadesini kullandı.

    KURBANSIZ BİR ALEVİ TOPLULUĞU GÖREMEYİZ”

    İbrahim Kızıler, ‘Kurban’ ve ‘Kurban Bayramı’ kavramlarının farklılıklarına dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Günümüzde her insan, kendi yaşam biçimi, hayat tarzı ve ideolojik şekillenmişliği doğrultusunda her konuya baktığı ve yorumladığı için Kurban ve Kurban Bayramı konusunda da kabullenme bu bakış açısı doğrultusunda olacaktır.

    Konuyu iki açıdan değerlendirmek gerekiyor. Birincisi ‘Kurban’, ikincisi, ‘Kurban Bayramı’. Bu iki konu asla birbiriyle karıştırılmamalıdır. Kurban en eski çağlardan hatta ilk ilkel toplumlardan buyana vardır. Bunun inanç birlikteliği sağlamış toplumlarla ilgisi yoktur. İlkel toplumlardan bu yana insanlar, korkularından veya başına gelen veya gelebilecek olaylardan dolayı kurban ritüeline başvurmuştur. Bu etnik köken veya dini inanışlarla değil, kendi iç dünyalarında var ettikleri geleneklerden bir tanesidir.

    Tevrat’ta ve Kur’an tefsirlerin de anlatıldığına göre, İbrahim Peygamberin Hakk’a ‘Eğer bir oğlum olursa onu senin yoluna kurban ederim’ diye yakarışının arından dünyaya gelen oğlu İsmail’i verdiği sözde durarak, Hakk yoluna kurban etmek ister. Bunun üzerine Cebrail tarafından bir kara gözlü koç indirilir ve İsmail, kurban olmaktan kurtulur. O günden bu yana, kurban geleneği bütün İbrahim’i inançlarda yerini almıştır. Bu anlatıdan ve inançtan sonra da Hakk’a insan kurban etmek son bulmuştur.

    Alevilerde Kurban ve Kurban bayramı kavramlarına baktığımızda, kurbansız bir Alevi topluluğu göremeyiz. Çünkü Alevilerde kurban ikiye ayrılır;

    1-Kansız Kurbanlar

    2-Kanlı  kurbanlar

    Kansız kurbanlar genelde yiyecek (Çerez-meyve, giyim, kuşam, içki ve nefis kurbanı vs. sayılabilir) türleri ile olabilmektedir.

    Kanlı kurbanlar ise bir canlı hayvanın kesilerek yedirilmesi veya dağıtılması şeklinde gerçekleşmektedir.”

    “ALEVİLERDE KURBAN GELENEĞİ İSLAMİYET ÖNCESİNE DAYANMAKTA”

    İbrahim Kızıler, Alevi toplumunda Kurban geleneğinin İslamiyet’ten çok daha öncesine dayandığını ifade etti. Kızıler, Kurban Bayramı ritüelinin ise XIII. yüzyılda Anadolu’da İslamiyet’in hakimiyet göstermeye başlaması ile Aleviliğin içine girdiğine işaret ederek “XIII. yüzyıl öncesinde Alevilikte bugün anladığımız anlamda bir Kurban Bayramı anlayışı yoktur” dedi.

    İbrahim Kızıler, günümüz Alevi toplumunun hangi durumlarda kurban kestiğini de sıraladı. Kızıler, “Alevilik de, Pirin evine gelindiğinde, cem yapıldığında, Hızır ve Muharrem ayı geldiğinde, müsahiplik tutulduğunda, Sultan Nevruz ve Hıdırellez ile herhangi bir dilekte bulunulduğunda adağını yerine getirmek ve Hakk’a yürüyen bir aile bireyinin ardından lokma vermek için kurban kesilir. Bunlar da kanlı kurbanlardır” dedi.

    “KANSIZ KURBANLAR VE KURBAN BAYRAMI ORTAKLIĞI VARDIR”

    İbrahim Kızıler, Tahtacı Alevilerdeki kurban geleneğini ise şu sözlerle anlattı:

    “Tıpkı diğer Alevi topluluklarında olduğu gibi kansız kurbanlar ve  Kurban Bayramı ortaklığı söz konusudur. Fark ise, uygulamalardadır. Tahtacı Türkmenler Kurban Bayramı arifesinde çarşıdan bayram alışverişi yaparlarken çerezlerden oluşan adaklık da alırlar. Her hane bu adaklıklardan hazırladığı bir tepsi ile evinin önüne çıkar ve ‘Gelin adağa, gelin adağa’ diye bağırırlar. Köyün bütün çocukları ellerinde sepetler ile adağa çağırılan evleri ziyaret ederek adaklarını alırlar, Çocukların yanında, yoldan gelen geçenler de alır. Bu bir nevi kansız kurbandır.

    Akşam ise dedelerin evlerinde toplanılır ve ‘Bayram Akşamı’ yapılır. Buraya herkes elinde dolu’su ve bir tabak çerez ile gelir. Delil uyarıldıktan sonra herkes eşi ile dedenin huzurunda dara durur ve dededen gülbangını alır. Ellerindeki doluyu ve çerezi yanına bırakır. Dedenin kurbanı tığlanır ve pişirilmek üzere aşçılara teslim edilir.

    Dedenin kurbanı pişince sofralar açılır ve kurban yenir. Ertesi sabah yani bayramın birinci günü ise her hane kurbanını keser ve kurbanın sol ön kolunu bayram akşamına katıldığı dedenin evine gönderir. Bunlar bir kazanda pişirilir ve ‘uyluk yemeye’ tabiri ile herkes dedenin evinde toplanır ve pişen etleri yerler. Böylelikle herkes birbirinin kurbanından yemiş olur. Dağıldıktan sonra kurban kesemeyen olmuşsa onlara da kurban eti dağıtılır.

    İkinci gün herkes yakınlarını ve sevdiklerini ziyaret ederek bayramlaşır. Üçüncü günde mezarlıklarda atalarının ziyaretlerini yapar, sonra da civardaki yatır ziyaretlerini yaparak mumlar yakarlar.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • CHP’li Ahmet Akın’dan tepki: Doğalgaz zammı otomatiğe bağlandı

    CHP’li Ahmet Akın’dan tepki: Doğalgaz zammı otomatiğe bağlandı

    PİRHA-CHP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Akın, 30 gün içinde doğalgazın ikinci kez zamlandığına işaret ederek, “İktidar Karadeniz’deki rezervle ilgili müjde verdi, müjdeler zam olarak döndü. Enerji Bakanı doğalgaz tüketiminde rekor kırılmasıyla övündü; rekor oranda gelmeye başlayan faturalar ısınmak isteyen vatandaşlarda soğuk duş etkisi yarattı” diye konuştu.

    Enerji ve Altyapıdan sorumlu CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Akın; 1 Şubat 2021 itibarıyla geçerli olan doğalgaz zammıyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

    Ahmet Akın, doğalgazın fiyat tarifelerinde 1 Şubat itibarıyla yüzde 1 oranında zam yapıldığını belirterek, 30 gün içinde ikinci zam kararının alındığını söyledi. Akın, “İktidarın 5 ay önce Karadeniz’de bulunan doğalgaz rezerviyle ilgili vatandaşlara verdiği müjde ortadır. Vatandaşlarımız salgın koşullarında doğalgazda verilen müjdelerin yansıması olarak faturaların düşmesini beklemektedir. İktidarın vatandaşlara verdiği müjde; doğalgaz zammının otomatiğe bağlanması olmuştur” ifadelerini kullandı.

    “FATURALAR SOĞUK DUŞ ETKİSİ YARATTI”

    CHP’li Ahmet Akın, Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası’nda bulunan rezervle ilgili maliyet hesaplaması ve fizibilite çalışmalarının henüz tamamlanmadığını belirterek şunları aktardı:

    “Bu çalışmalar yapılmadan gazın vatandaşın kullanımına sunulacağı algısını yaratmak en basit anlamla vatandaşları kandırmaktır. Pandeminin de etkisiyle doğalgaz fiyatları dünya genelinde düşerken; ülkemizde otomatik zamlarla artmaya devam etmesi akılları karıştırmaktadır. Sayın Enerji Bakanı iki hafta önce doğalgaz tüketiminde rekor kırılmasıyla övünürken; rekor oranda gelmeye başlayan faturalar ısınmak isteyen vatandaşlarımızda soğuk duş etkisi yaratmaktadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Ege’de son 8 yılda Alevilere ait 27 ev işaretlendi, 62 mezar tahrip edildi

    Ege’de son 8 yılda Alevilere ait 27 ev işaretlendi, 62 mezar tahrip edildi

    PİRHA- 2012-2020 yılları arasında Ege Bölgesi’nde bulunan 4 farklı şehir ve 11 ilçede resmi kayıtlara göre yaşanan 19 hak ihlalinin 11’inde Alevi yurttaşlara ait toplamda 27 ev işaretlenerek ölüm tehditleri yazıldı. İzmir’e bağlı farklı 2 ilçede ise Alevi mezarlarına yönelik gerçekleşen saldırıda toplamda 62 mezar taşı tahrip edildi.

    Alevilere yönelik asimilasyon, baskı, ayrımcılık her geçen gün hız kesmeden devam ediyor. Türkiye’nin birçok yerinde yıllardır Alevi ailelerin evleri kimliği henüz belirlenmeyen şahıslarca çarpı işaretiyle işaretlenip, nefret yazıları yazılıyor.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) olarak 2012-2020 yılları arasında Ege Bölgesi’ndeki şehirlerde yaşanan ev işaretlemeleri, mezar tahripleri ve hak ihlallerini derledik. Mağdurlar ile tekrardan iletişime geçerek hukuki süreçlerin nasıl işlediğini sorduk.

    2012-2020 yılları arasında Ege Bölgesi’nde bulunan 4 farklı şehir ve 11 ilçede resmi kayıtlara göre yaşanan 19 hak ihlalinin 11’inde Alevi yurttaşlara ait toplamda 27 ev işaretlenerek, ölüm tehditleri yazıldı. İzmir’e bağlı farklı 2 ilçede ise Alevi mezarlarına yönelik gerçekleşen saldırıda toplamda 62 mezar taşı tahrip edildi.

    Basına yansıyanlar dışında ise onlarca hak ihlalinin kendisini İzmir dışında Ege bölgesinde ve ülkenin tamamında kendisi hissettirdiği bilinen bir durum.

    Bu süreçlerin panoramasını kronolojik olarak tekrar derlerken 2020’nin son haftasına denk gelen Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü olan 19 Aralık gecesi İzmir’in Menemen ilçesinde Dersimli bir ailenin evine çarpı işareti konuldu.

     ZORUNLU DİN DERSİ, EV İŞARETLEMELERİ, GÖZALTILAR, NEFRET SÖYLEMLERİ, MEZAR TAHRİPLERİ…

    Hak ihlalleri ülkenin dört bir yanında ev işaretlemeleri, zorunlu din dersleri, eğitimde ihlaller, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmemesi ve elektriklerinin kesilmesi, cemevleri önüne korsan hoparlör takılarak ezan okunması, köylere cami dayatması, hizmet verilmemesi, cemevlerini belediyelerin yönetmesi, gözaltı ve tutuklamalar, nefret söylemleri, cenazelere saldırı, mezar yerlerinin tahrip edilmesi, HES-JES projeleri, yaşam alanlarının yasaklı bölge ilan edilmesi, festivallerin yasaklanması ve orman yangınları şeklinde kendini hissettiriyor.

    UYKUDA OLMASI GEREKEN “ÇOCUKLAR” İŞBAŞINDA!

    Özellikle İzmir’de son 2 yıl içerinde 5 farklı ilçe ve mahallede çok sayıda Alevi yurttaşın evinin işaretlenmesi kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ne oluyor sorularını akıllara getirdi.

    Kürt ve Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları bu mahallelerde ise evlerin nasıl işaretlendiği ve faillerin kim olduğu bir türlü açığa çıkarılmadı. Dinlenen tanık ve mağdur ifadeleri, izlenen güvenlik kameraları, olay yerinden alınan parmak izleri üzerinden yürütülen soruşturmalar bir türlü sonuca bağlanamadı.

    Adli yargı ve kolluk güçleri tarafından ‘önemsiz bir vaka’ olarak görülen ev işaretlemeleri ‘çocuk ve sarhoşların’ işi olarak kaldı. Ne hikmet ise uykuda olması gereken bu çocuklar, hep Alevilerin evlerini işaretleyip durdu.

    “ÇOCUKLAR” GECE YARISI BELİRDİ: 62 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    Sistematik olarak özellikle 2012’den beri neredeyse her sene çok kez saldırılar yaşanmaya devam etti. Alevilerin kapısına çarpı işareti atan ‘çocuklar’ ise nedense hiç büyümedi. Aleviler ne de çok çekmişti bu ‘çocuk işlerinden.’ Kapılara, ‘Alevilere Ölüm, Defol Alevi’ yazan bu ‘çocuklar’ artık bir gece yarısı mezarlıklarda belirmişti.

    Yakın zamanda kendini hissettiren Alevilerin cenazelerine saldırı, yerini mezarları tahrip etmeye bırakmıştı. Yaşamanın da, ölmenin de cehennem ile eş değer anlama getirildiği ülke ortamında Alevilere mezarda olmak dahi suçtu. Adana ve  İstanbul’da Alevi mezarlarına başlayan saldırılar, İzmir’in Bornova ve Selçuk ilçelerinde bulunan iki mezarlıkta da devam etti.

    2013 ve 2014’te gerçekleşen bu saldırılarda Alevilere ait toplamda 62 mezar tahrip edildi.

    EGE BÖLGESİNDE 8 YILDA 27 ALEVİ AİLENİN EVİ İŞARETLENDİ

    2012 yılında Adıyaman’da başlayan ev işaretleme süreçleri sırasıyla Malatya, Çorum, Aydın, Antep, Elazığ, İstanbul, Adana, Kocaeli, Bursa ve İzmir’de devam etti. Ülke genelinde 32 ayrı yerde 200’ü aşkın ev işaretlendi. Dönemin İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda milletvekillerinin Alevi yurttaşların evlerinin işaretlenmesine ilişkin sorduğu soruyu, “Çocuklar bilgisayar oyunu Counter Strike’tan etkilenerek evleri işaretlemiş” şeklinde cevaplamış ve Aleviler tarafından sert tepkiyle karşılanmıştı.

    İzmir başta olmak üzere Balıkesir, Aydın ve Manisa’da 2012 ve 2020 yılları arasında yaşanan 11 işaretleme vakasında, Alevi yurttaşlara ait 27 eve çarpı işareti atılarak, ‘Defol Alevi, Alevilere Ölüm, Allahu Ekber’ diye tehdit içeren yazılar yazıldı.

    İKTİDAR İLK DEFA KELAM ETTİ

    8 yıl önce gündeme gelen ev işaretleme olayları ne medya ne de hükümet cephesinde görünmez iken, 2019 yılının 26 Kasım’ında Gaziemir’de bir Alevi yurttaşa ait evin duvarına çarpı işareti atılması sonrasında ülke gündeminde ilk sırayı aldı, çokça konuşuldu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziemir’deki işaretleme için, “Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız özellikle çalışmaktadır ve bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır” dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise çarpı işaretini kendi evine atılmış saydığını söyleyerek, “Biz İçişleri Bakanlığı olarak bizzat tarafız. Bu kişi bulunacak ve bedelini ödeyecek. Benim bakanlığım döneminde bu tür olaylar çok az yaşandı ama hiçbiri faali meçhul olarak kalmadı. Milletin huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullandı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, polislerin olay yerinde evi işaretlenen aileye söylediği, ‘Çocuk veya sarhoşların işidir’  sözüne nedense hiç değinmeyerek ‘Alevi’ kelimesini bile kullanmadı.

    Olayın üzerinden tamı tamına  395 gün geçmesine rağmen hala failler ortaya çıkarılmadı.

    Pir Haber Ajans (PİRHA) olarak 2012-2020 yılları arasında İzmir’de yaşanan ev işaretlemeleri ve hak ihlallerini derledik. Olayın mağdurlarıyla yeniden iletişime geçmeye çalışarak hukuki süreçlerin nasıl işlediğini sorduk.

    Yeniden iletişime geçmeyi başarabildiğimiz aileler ise sürecin ilk başından beri umutsuz olduklarını ifade ederek faillerin ortaya çıkarılamadığını belirttiler. 27 ev işaretlemesinden tek birinin failleri adalet karşısına çıkarılamadı.

    İşte hak ihlalleri, yaşananlar ve hukuki süreçlerin durumu:

    16 MART 2012 / ÇİĞLİ’DE ALEVİLERİN EVLERİNE DİNİ BROŞÜRLER DAĞITILDI

    İzmir’in Çiğli ilçesi Harmandalı semtinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Cumhuriyet Mahallesi’nde vatandaşların evlerinin kapılarına asılı dini içerikli notlar bulundu. Notlarda İslam’a riayet edilmesi, namaz kılınması ve bunların yerine getirmeyenin müşrik sayılacağını yazılmıştı.

    Meclis’te Sivas Davası’nın 19. yılında (2012) katliamcıların avukatlığını da yapmış olan AKP milletvekili Ali Aşlık, “Orada yargılananların büyük bir kısmı, orada yananlar kadar masumdur” dedikten sonra “Çiğli’de yaşanan olayda, bir apartmanda bildiri dağıtıldı. Ve bu apartmanda yaşayanlara “Sünni’sine de Alevi’sine de aynı broşür dağıtılmış” diyerek konuyu normalleştirdi.

    Olay, Adıyaman’daki işaretlemelerden sonra yaşandı. Soruşturmalar sonuçsuz kaldı, failler bulunamadı.

    19 MART 2012 / BUCA’DA 5 ALEVİ YURTTAŞIN EVİ İŞARETLENDİ

    İzmir’in Buca ilçesine bağlı Göksu Mahallesi’nde 5 Alevi yurttaşın evi işaretlendi. İşaretleri ilk olarak bir Alevi yurttaş maç dönüşünde gece yarısı fark etti.

    Adıyaman’daki ev işaretlemelerin ardından içinde kuşku olan yurttaş kapısında 5-6 cm büyüklüğünde bir numara gördü. Akrabalarının ve mahallede tanıdığı Alevilerin evlerini de kontrol eden yurttaş, onların da evlerinin numaralandığını fark etti. Bunun üzerine yurttaşlar, durumu polise şikayet etti. Polis, bölgede incelemeler yaptı.

    Güvenlik nedeniyle o dönem ismini vermeyen yurttaş Alevilerin Sivas davasında zamanaşımı kararından sonra döneminin Başbakanı Erdoğan’ın “hayırlı olsun” açıklaması ve Adıyaman’daki saldırı üzerine İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in “çocuklar yapmış olabilir” yorumu nedeniyle günlerdir tedirgin olduklarını ifade etmişti.

    İşaretlemelerin bu saatler arasında yapılmış olduğuna dikkat çeken yurttaş, “Çocuklar bu saatlerde yataklarında olur. Bu işaretleri gece yarısı, çocuklar yapmış olamaz” uyarısında bulunmuştu.

    Soruşturma her zamanki gibi sonuçsuz kaldı, failler bulunamadı.

    NİSAN 2012 / DİDİM MAVİŞEHİR’DE ALEVİ AİLENİN KAPISI İŞARERETLENDİ

    2012 Nisan ayı içerisinde Aydın Didim’e bağlı Mavişehir Mahallesi’nde Alevi ailenin kapısına çarpı işareti atıldı.

    Kamuoyuna çok yansımayan olayın gidişatına dair bilgi edinemedik.

    5 MAYIS 2012/ YİNE DİDİM: KAPILARA, ‘ALEVİLERE ÖLÜM’ YAZILDI

    Aydın’ın Didim ilçesi Hisar Mahallesi’nde bulunan bir apartmanda Alevi iki ailenin evinin kapısı işaretlenip, boyayla “Aleviler’e Ölüm, Aleviler’i yakın” yazıldı.

    Didim’de yaşanan bu yazılama sonrasında Didim Alevi Bektaşi Kültür Merkezi, Cemevi, EMEP, BDP, ÖDP Eğitim Sen ve birçok demokratik kitle örgütünün katıldığı basın açıklaması ile olay protesto edilmiş ve sorumluların açığa çıkarılması çağrısında bulunulmuştu.

    Aileler olmasa da o dönemin tanığı olanlar ile geçtiğimiz iletişim sürecinde herhangi bir sonucunun alınamadığı kaydedildi.

    3 AĞUSTOS 2012 / BALIKESİR’DE ALEVİLERE AİT 7 EV İŞARETLENDİ-SAHURDA DAVUL ÇALINDI

    Balıkesir’in Altınoluk ilçesindeki 120 haneli Hedef Sitesi’nde gece Alevi ailelere ait 7 ev, kimliği belirsiz kişilerce işaretlendi.

    Ayrıca işaretlemelerden önce 31 Temmuz gecesi bir çocuğa Alevilerin oturduğu bölgede bilinçli olarak sahurda davul çaldırıldığı aktarılmıştı. Olayın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen kamuoyuna soruşturmanın sonuçlarını yansıtan açıklama yapılmadı.

    22 EYLÜL 2013 / BORNOVA’DA ALEVİLERE AİT 20 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    İzmir’in Bornova İlçesi’nde özellikle Sivaslı Alevilere ait 20’ye yakın mezar kimliği belirlemeyen kişi veya kişilerin saldırısı sonucu tahrip edildi.

    Naldöken Mahallesi’ndeki mezarlıkta olaydan yaklaşık bir ay önce nöbetçi kulübesi ateşe verilmişti. 22 Eylül günü mezarlığa giden vatandaşlar bu kez de yakınlarına ait mezar taşlarının kırılıp tahrip edildiğini görmüş ve ihbar üzerine mezarlığa giden polis ekipleri inceleme başlatmıştı.

    Hepsi de Alevi olan yaklaşık 20 mezarın zarar gördüğü tespit edilmiş ve tutanak düzenlenmişti. Saldırı aileleri öfkelendirirken, mezarlıkta toplanan Aleviler olayın siyasi olduğunu ve faillerin bir an önce bulunmasını istemişti

    Olaydan sonra Alevilere ait mezar taşlarının kırılması, Naldöken Kültür Derneği, Sivas Dernekleri Federasyonu ve İmranlılılar Derneği (İMDER) tarafından düzenlenen açıklamayla kınanmıştı.

    Kendilerine ulaştığımız aileler soruşturmanın sonuçsuz kaldığını ve faillerin halen bulunamadığını ifade etti.

    MART 2014 / İZMİR ÇİĞLİ GÜZELTEPE MAHALLESİ’NDEKİ KARAKOL CEMEVİNE ÇEVRİLDİ

    30 Ekim 2014 yılında boşaltılan ve adı işkenceler ile anılan karakol, AKP ‘ye yakınlığı ile konuşulan Evrensel Alevi Bektaşi Birliği Derneği’ne devredilerek cemevi yapıldı.

    Karakolun cemevine çevrilmesine tepki gösteren Güzeltepe Mahallesi’ndeki Aleviler imza toplayarak bu mekana gitmeme çağrısında bulundu. Sözde Cemevine dönüştürülen ve Hz. Hüseyin adı verilen mekan ilgi görmeyince kapandı.

    2 TEMMUZ 2014 / SİVAS MADIMAK ANMASINA BİBER GAZLI, TOMALI VE COPLU MÜDAHALE

    Alevi kurumları öncülüğünde İzmir Basmane Fuar önünde Sivas Katliamı’nın 21’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen açıklamaya yönelik TOMA’lı polis müdahalesinde 9 kişi gözaltına alındı. Birçok kişi sıkılan biber gazı ve sudan etkilenerek hastanelere kaldırıldı.

    14 AĞUSTOS 2014 / SELÇUK’TA ALEVİLERE AİT 42 MEZAR TAHRİP EDİLDİ

    İzmir’in Selçuk İlçesi, Zeytinköy Mahallesi’nde Aleviler’e ait olduğu belirlenen 42 mezar, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce tahrip edildi.

    290 hane, 852 nüfuslu dağ köyü Zeytinköy’deki bazı mezar taşlarının kırıldığını, mezarlara zarar verildiğini fark eden köylüler durumu jandarmaya bildirmişti.

    Saldırıya tepki gösteren köy halkı ve kitle örgütleri köy meydanında toplanarak mezarlığa yürümüş ve mezarlıkta yapılan açıklamayı okuyan Alevi Kültür Dernekleri Selçuk Şube Başkanı Düzgün Çelik, Alevi mezarlarına siyasi bir amaçla saldırıldığını ifade etmişti.

    Jandarma, soruşturmanın sürdüğünü belirtip, mezarları tahrip eden kişi veya kişilerin yakalanması için çalışmaların sürdüğünü bildirmişti. Soruşturma sonuçsuz kaldı ve failler bulunamadı.

    10 HAZİRAN 2015 / Konak’ta DAD ve Dersimliler Derneği’nin Kapısı İşaretlendi

    İzmir Çankaya’da bulunan Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi ve Dersim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin bulunduğu binanın dış kapısına kimliği belirsiz kişi yada kişilerce çarpı işareti konuldu.

    Derneğe gittikleri sırada işareti fark eden dernek yöneticileri, halkların karşı karşıya getirilmek istendiğini dile getirmişti.

    Olay yerinin İzmir’in merkezinde bulunması ve güvenlik kameraları ile denetliyor olmasına rağmen bu olayda sonuçsuz kaldı ve failler bulunmadı.

    16 HAZİRAN 2015/ BALIKESİR’DE CEMEVİNE GETİRİLEN KEMAL DİVRİKLİ’NİN CENAZESİ HUKUKSUZCA ARANDI

    Alevi Kültür Derneği yöneticisi Kemal Divrikli’nin cenazesi cemevine getirildiği esnada 10 -15 asker tarafından zor yoluyla ve hukuksuz bir biçimde aranarak rencide edildi.

    Hayatını kaybeden babası için cemevinde yapılan cenaze törenine, katılmak için tutuklu bulunduğu cezaevi idaresine başvuran Doğan Divrikli’nin yasal hakkı olmasına rağmen cezaevi yönetimi tarafından “Cemevleri ibadet yeri değildir” denilerek talebinin reddedilmişti.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Kemal Divrikli’nin cenaze törenine katılmasına izin verilmeyen oğlu, mahkum Doğan Divrikli ve ailesine yaşatılan ayrımcı tutumla ilgili olarak dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevaplaması istemiyle soru önergesi vermişti.

     21 OCAK 2016 / KONAK’TA İMAM ALEVİ YURTTAŞIN SELASINI OKUMADI

    İzmir Kemeraltı Çarşısı’nda esnaf olan Alevi yurttaş V.T, hakka yürüyünce yakınları cemevinden kaldırılacak cenaze için Kemeraltı Camii’nde sela verilmesini istedi. Kemeraltı Camii imamı ise “Alevinin selası okunmaz” diyerek isteği reddetti.

    Yaşananlara ilişkin konuşan Alevi yurttaş Hasan Aslan, Kemeraltı Camii’nde Alevilere ilişkin söylenenleri daha önce de babası vefat ettiğinde duyduğunu belirterek, “Bugün yaşanan olay daha öncede benim başıma geldi. Babam aniden vefat edince bir şok yaşamıştık. Eşe dosta haber verilmesi, cenazenin kalkacağı yer ve saatin bildirilmesi için camii imamına gittik. Orada imamdan duyduğumuz ‘sağlığında hiç camiye gelmedi, Aleviler’in camide selası okunmaz’ sözü bizi ikinci bir kez daha şoka soktu. Konuyu yargıya taşıdık. Dava başlayınca da müftülükten iki kez evimize gelip şikayetimizi geri çekmemizi istediler. Biz açtığımız bu davadan vazgeçmedik ve kazandık. Aldığımız tazminatı da cemevine bağışladık” şeklinde konuşmuştu.

    Tüm bu yaşananlar karşısında cami imamı soruşturmaya tabi tutulmayarak görevine devam etmişti.

    22 KASIM 2016 / CHP’Lİ BAYRAKLI BELEDİYESİ YAMANLAR CEMEVİNE AİT DÜĞÜN SALONUNU YIKTI

    CHP’li Bayraklı Belediyesi, Yamanlar Cemevi’ne tahsis edilmiş olan düğün salonunu yıktı.

    Cemevi üzerinde güç tahsis etmesine izin verilmeyen dönemin Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ’ın bu yıkımı bilinçli gerçekleştirdiği ifade edilmişti. Salon tamamen yıkılırken, salonun içindeki malzemelerin çıkarılmasına da izin verilmedi. İçeride masa, sandalye, klima, projeksiyon gibi binlerce liralık malzeme de yıkımla beraber kullanılamaz hale geldi.

    Yamanlar Cemevi’nin konu ile açtığı davalar devam ediyor.

    5 ARALIK 2017 / MANİSA’DA ALEVİ AİLENİN DUVARINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI

    Manisa’da Alevi vatandaşların çoğunlukta olduğu Hafsa Sultan Mahallesi’nde yaşayan  Kazım İnce’nin (77) evinin duvarına kırmızı boyayla çarpı işareti konuldu. İnce, polise şikayette bulunurken, evinin duvarındaki kırmızı işaret ise silindi.

    Kendisine ulaştığımız Kazım İnce soruşturma ile ilgili bir sonuç alınmadığını belirtti.

    19 EKİM 2018 / ÇİĞLİ’DE ALEVİ AİLENİN EVİNE 3 HİLAL ÇİZİLEREK ‘DEFOL’ YAZILDI

    Çiğli Yakakent Mahallesi’nde eşi ve çocukları ile birlikte yaşayan Sinan Can isimli yurttaşın kapısına Alevi ve Kürt kimliği ile siyasi görüşünden dolayı, ‘Defolun’ ve ‘Allahu Ekber’ yazılarak 3 hilal logosu çizildi.

    İki çocuğu ve eşiyle birlikte bir buçuk yıldır yaşadığı evin duvarına yazılan nefret ve tehdit ifadeleri için polise gittiğini, fakat polisin kendisine ‘Bu topraklarda yaşıyorsun. Kötü bir şey değil bunlar’ dediğini aktaran Can, daha önce de motosikletinin yakıldığını, yangının eve de sıçradığını ama hiçbir soruşturma açılmadığını kaydetti.

    Evinin duvarına 3 hilal çizilerek ‘Defolun’ ve ‘Allahu Ekber’ yazıları yazılan inşaat işçisi Sinan Can, polisin bu gelişme karşısındaki ideolojik tutumunu  anlatarak, bu nedenle yaşadıklarına ilişkin herhangi bir suç duyurusunda bulunmak yerine basınla paylaşmayı uygun gördüğünü vurgulamıştı. Soruşturma sonuçsuz kaldı ve failler bulunamadı.

    22 MART 2019 / YAMANLAR’DA 6 AİLENİN EVİ İŞARETLENDİ

    İzmir Bayraklı’da Kürt ve Alevi nüfusunun yoğun olarak yaşadığı Yamanlar Mahallesi’nde 6 evin duvar ve kapıları kimliği belirsiz kişi veya kişilerce çarpı ile işaretlendi.

    Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı Yamanlar Mahallesi sakinleri, sabah saatlerinde evlerinin duvarlarının ve kapılarının çarpı işareti ile işaretlenmiş olduğunu görmüştü. Toplam 6 hanenin evlerinde görülen işaret halkın tepkisine yol açmıştı.

    Yaşananlar üzerine mahalleliler  polisi araması sonrası olay yerine gelen polislerin tutanak tutarak çarpı işaretlerinin üzerlerini boyaması yurttaşların tepkisine neden olmuştu. Olayın yaşandığı gün Yamanlar’daki aileleri ziyaret HDP Milletvekili Murat Çepni ise faillerin bir an önce bulunması çağrısında bulunmuştu.

    CHP İzmir Milletvekili Kani Beko, olayı meclis gündemine taşımış ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya “Polisin yeterli ve detaylı araştırma yapmaksızın duvarlardaki işaretleri sildirdiği iddiası doğru mu?” sorusunu yöneltmişti.

    İletişime geçtiğimiz aileler olayın 2. yılına girecek bu olayın faillerin hala bulunamadığını ifade etti.

    1 KASIM 2019 / KARŞIYAKA’DA ALEVİ AİLENİN KAPISINA ‘ALEVİLERE ÖLÜM’ YAZILDI

    İzmir’de yaşayan Yalçın Acar isimli vatandaşın evinin kapısına “Alevilere ölüm” tehdidi yazılarak ve çarpı işareti konuldu.

    Kızlarını okul servisine bindirmek için kapıyı açtığında ‘Alevilere ölüm’ yazısını ve çarpı işaretini gördüğünü söyleyen Acar, kimse ile bir tartışma yaşamadıklarını ifade etmişti.

    Suç duyurusunda bulunduğunu dile getiren Yalçın Acar’a ulaşamadığımız için soruşturmanın durumunu öğrenemedik.

    26 KASIM 2019 /GAZİEMİR’DE ALEVİ AİLENİN DUVARINA ‘DEFOL ALEVİ’ YAZILDI

    İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Yeşil Mahallesi’nde oturan Şenal ailesinin duvarına kimliği belirsiz kişi veya kişilerce, ‘Defol Alevi’ yazılarak çarpı işareti konuldu.

    Kimliği hala belirlenmeyen kişi veya kişilerce yapılan yazıyı fark eden aile karakola giderek şikayette bulunmuştu.

    Olay yerine gelen polislerin yazıları sildiğini ve kendilerine, ‘Bu iş sarhoşların veya çocukların işidir’ dediklerini aktaran Şenal ailesi, olayın çocuk işi olduğuna inanmadıklarını ve olayın takipçisi olacaklarını vurgulamıştı.

    PİRHA’nın gündeme getirdiği bu haber kısa sürede ülke gündeminde ilk sırayı almış ve alışkın olmadığımız bir şekilde iktidar cephesinden konuya dair açıklamalar geldi.

    Olaya ilişkin ilk olarak açıklama yapan İzmir Valisi  Erol Ayyıldız ise söz konusu mahallede Alevi vatandaşların yaşadığının öğrenildiğini belirterek, “Emniyetimizin yaptığı çalışmada yazının herhangi bir mezhepsel bir durum sebebiyle olmadığı, kavga nedeniyle asayiş olayına dayandığı değerlendirilmektedir. Konuyla ilgili idari ve adli tahkikat devam etmektedir” açıklamasında bulundu ve bu açıklama Alevi kamuoyunda tepki topladı.

    AKP Sözcüsü Ömer Çelik, olay olduğu andan itibaren tüm ilgili birimlerin konuyu yakından takip ettiğini ve olayla ilgili detaylı inceleme yapıldığını öne sürerek, “İçişleri Bakanımız konuyu bizzat takip etmektedir. İzmir Valiliği ve Emniyet birimleri azami hassasiyetle ilgilenmektedir. Dolayısıyla devlet kurumları tarafından bu meselenin ‘birkaç çocuk yapmıştır’ denilerek geçiştirildiği bilgisi kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır” dedi.

    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘dan da, “O eve yapılan işareti, kendi evime yapılmış işaret olarak görüyorum. Arkadaşlarımız o kişiyi bulacaktır. İçişleri Bakanlığı olarak bizatihi tarafız bu olaya hukuken de tarafız. Adaletin önüne o kişi çıkacak ve bunun bedelini ödeyecek” açıklaması geldi.

    Son olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziemir’deki işaretleme için, “Bu kapılara bu işaretleri koyanların üzerinde tüm güvenlik teşkilatlarımız özellikle çalışmaktadır ve bunlar yakalandığı zaman da hesabı sorulacaktır” demiş, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise çarpı işaretini kendi evine atılmış saydığını söyleyerek, “Biz İçişleri Bakanlığı olarak bizzat tarafız. Bu kişi bulunacak ve bedelini ödeyecek. Benim bakanlığım döneminde bu tür olaylar çok az yaşandı ama hiçbiri faali meçhul olarak kalmadı. Milletin huzurunu bozmaya kimsenin hakkı yok” ifadelerini kullandı.

    7 yıl önce gündeme gelen ev işaretleme olayları ne medya ne de iktidar cephesinde görünmezken, 2019 yılının 26 Kasım’ında Gaziemir’de bir Alevi yurttaşa ait evin duvarına çarpı işareti atılması sonrasında iktidar cephesinden gelen böyle açıklamalar şaşkınlıkla karşılandı.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, Alevi ailenin evinin işaretlenmesine ilişkin bazı açıklamalarda “talihsiz ifadeler” ve tanımlamaların bulunduğunu belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuya ilişkin yaptığı açıklamada “Alevilik tanımı yaptığını” ve bu tanımın aslında bir “asimilasyon” olduğunu söyledi.

    HDP Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları ise, İzmir, Adana ve son olarak Mersin’de Alevi ailelerin evlerinin işaretlenmesini İçişleri Bakanı Soylu’ya sormuş ve  2012’den bu yana Alevi yurttaşların evlerine benzer saldırıların olduğuna dikkat çekerek “Alevi yurttaşlara yönelik yapılan bu saldırıların failleri açığa çıkartılmış mıdır?” sorusunu yöneltmişti.

    Ajans olarak kendilerine ulaştığımız Şenal ailesi soruşturmadan herhangi bir sonucun henüz çıkmadığını ve kendilerini bir şey iletilmediğini dile getirdi.

    19 ARALIK 2020 / MENEMEN’DE DERSİMLİ AİLENİN KAPISINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI

    İzmir Menemen’de Dersimli bir ailenin kapısına Maraş Katliamı’nın yıl dönümünü olan 19 Aralık gecesi 01:00 sıralarında çarpı işareti konuldu.

    Yine olayı açığa çıkaran ajansımız PİRHA’ya konuşan ev sahibi Haydar Koç, 19 Aralık Cumartesi gecesi duyduğu ayak sesleri sonrasında kapıyı açtığında bir şey fark etmediğini ancak pazartesi günü işaretlemeyi gördüğünü söylemişti. Koç, “Beni kuşkulandıran bunun Maraş Katliamı’nın yıl dönümüne denk gelmesi. Polisler, ‘çocuklar da yapmış olabilir’ dedi ve fotoğraf çekip gittiler” ifadelerini kullandı.

    30 Aralık 2020 günü tekrardan ulaştığımız ev sahibi Haydar Koç, yürütülen soruşturmadan herhangi bir sonuç çıkmadığını ve kendilerine bir şey iletilmediği bilgisini paylaştı.

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

  • Balıkesir’de Sercan Tatarka, boşandığı Yonca Demir’i aynı gün katletti

    Balıkesir’de Sercan Tatarka, boşandığı Yonca Demir’i aynı gün katletti

    Balıkesir Edremit’te Yonca Demir, dün boşandığı Sercan Tatarka tarafından öldürüldü.

    Balıkesir’in Edremit ilçesinde yaşayan Yonca Demir, dün evli olduğu Sercan Tatarka’dan boşandı.

    Boşanmanın ardından Tatarka, Yonca’yı silahla vurup, olay yerinden kaçtı.

    Çevredekilerin ihbarı üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi.

    Sağlık görevlilerince yapılan kontrolde 27 yaşındaki Yonca’nın yaşamını yitirdiği belirlendi.

    Tatarka ise gözaltına alınarak, emniyete götürüldü.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çevrecilerden AKP’li başkana tepki: Altıncı şirketin piarcısı mısınız?

    Çevrecilerden AKP’li başkana tepki: Altıncı şirketin piarcısı mısınız?

    PİRHA- Yaşam savunucuları, Balıkesir’de salgına rağmen faaliyetlerine devam eden TÜMAD Altın Madeni’ni ziyaret eden AKP’li Balıkesir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz’a tepki göstererek, “körfezin doğal yaşamını, suyunu, havasını, denizini, tarımını yok edecek bu altın şirketinin derhal kapatılmasını ve Madra’yı terk etmesini istiyoruz” denildi.

     

    Balıkesir’de 39 kurum, İvrindi-Burhaniye sınırları içerisinde yer alan ve salgına rağmen faaliyetlerine devam eden TÜMAD Altın Madeni’ni ziyaret eden AKP’li Balıkesir Belediye Başkanı Yücel Yılmaz’a yaptığı açıklamayla tepki gösterdi.

     

    “BALIKESİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI ALTINCI ŞİRKETİN PİARCISI MI?”

    Yapılan açıklamada, Yılmaz’ın ziyareti ve ziyaret sırasında sarf ettiği sözlerin yanlış olduğu belirtilerek “Proje alanı orman ve tarım alanlarını kapsamakta, ruhsat alanı ise 6.606,37 hektardan (7.902 futbol sahası büyüklüğünde) oluşmaktadır. İşletme, saniyede 57 lt su kullanmaktadır (ÇED Raporu). Buna göre işletme, günde 2 olimpik havuz, ayda 60 olimpik havuz, yılda ise 720 olimpik havuz dolduracak miktarda, yani yılda 1.804.032 m3 (ton) su kullanmakta, bu suyu da başta Düdüklü Suyu olmak üzere Madra’daki diğer tüm su havzalarından temin etmektedir. Ayrıca maden sahasında cevher oluşturulması için en küçüğü 370 m uzunluk ve 150 m derinlikte olmak üzere sırasıyla, 590 m uzunluk ve 200 m derinlikte, 810 m uzunluk ve 250 m derinlikte ve 910 m uzunluk ve 200 m derinlikteki 4 adet cehennem çukuru açılacaktır. Bu çukurlardan çıkacak cevher, siyanür ile işlemden geçtikten sonra, 54 milyon m3 pasadan oluşan devasa bir zehirli atık dağı oluşturacaktır. Yukarıdaki bilgilerin tamamı TÜMAD tarafından yayınlanan ÇED Raporlarından temin edilmiştir. Dolayısı ile doğaya tahribatının bundan daha fazla olacağını tahmin etmek zor değildir.

    Açıklamada, işletmenin “1200 kişiyi istihdam” ettiği iddiasına da değinilerek, “rapor ve yazılanlar ortada ve kamuya açık iken TÜMAD ile her güzelleme yapanın bu iddiayı ısrarla söylemesi neyi amaçlamaktadır? Yoksa işletmede aslen 350 kişi çalışmakta ancak seslerini kessinler diye yaklaşık 1000 kişiye sosyal rüşvet mi verilmektedir… Ayrıca buradan bir kez daha, sözde “çevresel denetimden olumlu rapor aldığı” değerlendirilmesinin, Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından oybirliği ile onandığını da unutmadığımızı belirtmek istiyoruz.”

     

    Açıklamada son olarak “Burhaniye Çevre Platformu ve imzacı kurumlar ve aktivistleri körfezin doğal yaşamını, suyunu, havasını, denizini, tarımını yok edecek bu altın şirketinin derhal kapatılmasını ve Madra’yı terk etmesini istiyoruz” denildi.

    İmza veren örgütlerin isimleri şöyle; Burhaniye Çevre Platformu (BURÇEP), Antalya-Burdur-Denizli-Kaş A Platformu, Antalya Nükleer Karşıtı Platform, Artur Çevre Platformu, Ayvalık Tabiat Platformu, Balıkesir Çevre Platformu, Bandırma Ekoloji Platformu, Başköy Jeotermale Hayır Çevre ve Kültür Platformu, Bergama Çevre Platformu, Biçep-Bigadiç Çevre Platformu, Burhaniye Alevi Kültür Derneği, CHP Burhaniye İlçe Örgütü, ÇYDD Burhaniye Şubesi, Dikili Kültür ve Çevre Platformu (DİKÇEP), DİSK Emekli Sen Burhaniye Şubesi, DİSK Genel-İş Burhaniye Şubesi, Edremit Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP ), Ege Su Platformu, Eğitim Sen Balıkesir Şubesi, Eğitim Sen Burhaniye Temsilciliği, Ege-Marmara Çevre Belediyeler Birliği (EMARÇEB ), Emek Partisi Balıkesir İl Örgütü, Erdek Körfezi Dayanışma Platformu, Gömeç Çevre Platformu,  Gülder- Güzelbahçe Kültür, Çevre ve Güzelleştirme Derneği, Güney Marmara Dayanışması, Halk İmdat (Turgutlu), Havran Çevre Platformu (HAVÇEP), HDP Balıkesir İl Örgütü, Karaburun Kent Konseyi, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Karadeniz Çevre Haber Portalı, Ordu Çevre Derneği, Salihli Çevre Derneği, Tüm Emekli Sen Burhaniye Şubesi, Yeni Foça Forum, Yeşil Sol Parti Balıkesir İl Örgütü ve Yeşil Sol Parti Genel Merkezi.

     

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Öğrencilere ‘seçmeli din dersi’ dayatmasına Mersin Eğitim-Sen’den tepki

    Öğrencilere ‘seçmeli din dersi’ dayatmasına Mersin Eğitim-Sen’den tepki

    PİRHA- Ortaöğretim okullarında “seçmeli ders” seçim süreci tamamlanmak üzere. Önceki yıllarda da “seçmeli ders” uygulamasının idareler tarafından “zorunlu ders”e dönüştürüldüğünü belirten Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu “Başlı başına hukuksuz ve en başta da laik eğitim sistemine aykırı bir uygulama. Veliler, dilekçeler yoluyla okul idarelerine başvurup seçmedikleri derslerin değiştirilmesini istesinler” dedi.  

    Ortaöğretim kurumlarında “seçmeli ders” seçiminde sona gelindi. Her ne kadar bu hak öğrenci tarafından kullanılıyor gözükse de hükümetin milli eğitim politikası “seçmeli” olması gereken dersi zorunlu hale dönüştürüyor.

    Cumhuriyet’in haberine göre, bunun son örneği Balıkesir Burhaniye’de yaşandı. Burhaniye Milli Eğitim Müdürlüğü’nden, 6 Ocak’ta, ilçedeki tüm okul müdürlüklerine gönderilen yazıda, “Seçmeli derslerden olan Kuranı Kerim, Peygamberimizin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler derslerinin öğrencilerimiz tarafından seçilmesi ile ilgili okul müdürlüklerimizce gerekli hassasiyet ve özenin gösterilmesi hususunda bilgilerinizi ve gereğini rica ederim” denildi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Sinan Muşlu, okullarda, hem panolara asılan afişler aracılığıyla, hem de öğrenci velileri aranarak dini içerikli derslerin veliler tarafından seçilmesi istendiğine dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Adı seçmeli ders ancak çoğu zaman öğrencilere bile sorulmuyor. İdareler kendileri belirliyor. Gerekçe de şu: Sınıf oluşması için belli bir sayı olması lazım, bu olmadığı için seçmeli dersleri bu şekilde belirledik. Bu durum bahane edilerek dersler düzenliyor. Velilerin çoğu zaman haberi bile olmuyor. Olunca da okul idaresiyle ters düşülmemek adına iradeleri dışında ortaya çıkan bu uygulamaya tepki göstermeyip, sineye çekiyorlar. Başlı başına hukuksuz ve en başta da laik eğitim sistemine aykırı bir uygulama. Seçmeli derslerin zorunlu hale dönüştürülmesi bilime dayalı derslerin ortadan kaldırılmasına, bunun sonucu olarak da adı imam hatip olmayan ama müfredatı dönüştürülen okullara dönüşüyor.”

    Dindar nesil yetiştirme projesinin bir parçası olarak hareket edildiğini belirten Muşlu, velilere çağrıda bulunarak, dilekçeler yoluyla okul idarelerine başvurup seçmedikleri derslerin değiştirilmesini istesinler dedi.

    PİRHA/MERSİN