Etiket: baraj

  • Abla Aygül Doku’dan çağrı: Video çözülsün, baraj boşaltılsın-VİDEO

    Abla Aygül Doku’dan çağrı: Video çözülsün, baraj boşaltılsın-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de üniversite öğrencisi Gülistan Doku’dan 123 gündür haber alınmazken ablası Aygül Doku, Uzman Çavuş Yılmaz Güneş için yapılan sistemli arama çalışmalarının kardeşi Gülistan için de yapılmasını istedi. 

    21 yaşındaki Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak’tan bu yana haber alınamıyor.

    Doku’nun bulunması için yürütülen arama çalışmaları sonuç vermezken, olayla ilgili sürdürüldüğü belirtilen soruşturmada ise bir gelişme sağlanamadı. Olayda tüm şüphelerin işaret ettiği Zainal Abarakov ile ilgili etkin bir araştırma yapılmadığı belirtildi. Sivil toplum örgütleri, bir cinayete işaret ederken, devlet yetkilileri de intihar olgusunu seslendiriyor. Tüm bu gelişmelerin yanında her cadde ve sokağında mobese kameralarından geçilmeyen kentte 4 aydır Gülistan Doku’dan haber alınamıyor.

    Doku’nun kaybolmasının üzerinden 120 gün geçti ve koronavirüs nedeniyle arama çalışmaları yavaşlatıldı. Doku’nun ailesinin elinde saat 12.00-14.00 arasında üniversite kamerasına ait köprünün tamamını tam arkadan gösteren görüntüler var. Aile bu görüntülerin çok uzak olduğu için çözülmesini istiyor.

    UZMAN ÇAVUŞ 44 GÜN SONRA BULUNMUŞTU

    Uzman Çavuş Yılmaz Güneş’in bedeni arama çalışmaları sonucu 44 gün sonra Munzur Nehri’nin döküldüğü Uzunçayır Barajı’nda, 11 Mart’tan sonra kendisinden haber alınamayan Esma Kılıçarslan’ın bedeni ise 7 Nisan’da bulunmuştu.

    Günlerdir sosyal medya aracılığıyla kadınlar, Doku’nun ne olduğunu öğrenmek için baraj suyunun minimuma indirilmesi ve intihar iddialarının ortadan kalkması için arama çalışmalarının su dışında yürütülmesini istedi. Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, artık etkin bir çalışma yürütülmesi gerektiğini söylüyor.

    “VİDEO ÇÖZÜLSÜN”

    Gülistan’ın kaybolduğuna ait bir videonun ellerinde olduğunu söyleyen abla Doku, “11.29’da otobüse biniyor. 12.00-14.00 arasında bir görüntü var elimizde. İki saatlik olan bu videoyu nereye gönderdiysek hiç çözümleyen olmadı. Hatta dedik köprünün üzerinde biri var mı? Bir cisim var mı? Suya düşen bir şeyler var mı? ‘Yok, biz bilmiyoruz, çıkmıyor böyle bir şey dediler’’ dedi.

    “BARAJ BOŞALTILSIN”

    Uzun Çayır Baraj Gölünde Uzman Çavuş Yılmaz Güneş’in bedeninin dalgıçlar tarafından 44 gün sonra bulunduğunu hatırlatan abla Doku, “Ki o kadar akar ve zor bir suda Yılmaz Bey bulunmuşsa Gülistan da bulunabilir” diyerek, Gülistan’ın arama çalışmalarının köprü kenarlarıyla sınırlı kalmamasını istedi. Uzman Çavuş Güneş için yapılan sistemli arama çalışmalarının Gülistan için de yapılamasını talep eden abla Doku, “Savcılığın ve Süleyman Soylu’nun ekibi eğer barajı gösteriyorlarsa, bunun neticesinde Gülistan buradaysa akıbetini bilmemiz için gerekirse baraj boşaltılır. Köprünün ayaklarından barajın kapaklarına kadar arama çalışmalarının aynısı Gülistan için de yapılmasını istiyoruz” dedi.

    “ENGİN YÜCEL YALAN İFADE VERDİ”

    Zainal Abakarov’un üvey babası Engin Yücel’in polis olduğunu hatırlatan Aygül Doku, “Bir polisin görevi suçluları aramak, gerçekleri ortaya çıkarmak. Engin Yücel, Gülistan’ın o gece darp  olduğundan, hiçbir şeyden bahsetmiyor. Ta ki Gülistan olayı hocasına anlattıktan sonra ortaya çıkmış. Engin Yücel ve ailesinden istediğimiz eğer masum olduklarını söylüyorlarsa, ki masum olduğunu söylemesinler. Engin Yücel darp olayından hiç bahsetmemiş. Üstüne yalan ifade veriyor. Gece polisleri çağırıyor ve aracın tekerleri çamura battığı için gittiğini söylüyor. Onun için değil çocuğun üzerinde kimlik olmadığı için gidiyor. Ayrı bir de yalan ifadeye, şeffaf olamayan bilgilere gerek yok. Aynı durum bizim başımıza gelse biz olayın aydınlatılması için elimizden geleni yapardık. Eveleyip, gevelemenin bir anlamı yok. Engin Yücel ve ailesi masum olduklarına inanıyorlarsa desinler ki ‘ben şu gün şuradaydım’” şeklinde konuştu.

    “GÜLİSTAN KAYBOLDUĞUNDA ZAİNAL NEREDEYDİ?”

    Gülistan’ın kaybolduğu gün Zainal Abakarov’un 16.00-19.00 saatleri arası hiçbir görüntüsünün olmadığını dile getiren abla Doku, Zainal Abakarov’un bu saatler arasında nerede olduğunu sordu. Bunların ortaya çıkmasını isteyen abla Aygül Doku, “İspatlasınlar, kendilerini aklasınlar. Sadece bir ara sokağa girdiği görüntüsü var. Suda aramaktansa Engin Yücel kendini gelip anlattıktan sonra biz başka yöne bakarız, kızımıza ne oldu diye. Zainal’ın görüntüsünü neden basına yansıtmadılar bilmiyorum. Eğer masum olduklarına inanıyorlarsa bütün görüntüleri de basına yansıtabilirler. Hatta halkı geçtim kendi arkadaşlarına ve akrabalarına kendilerinin haklı olduğunu göstersinler” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Mücadeleler sonucunda Munzur Vadisi’ndeki tüm baraj projeleri iptal edildi’ – VİDEO

    ‘Mücadeleler sonucunda Munzur Vadisi’ndeki tüm baraj projeleri iptal edildi’ – VİDEO

    PİRHA – Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Vadisi üzerindeki baraj ve HES projelerinin iptaline ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Munzur Vadisi üzerinde planlanan baraj projelerine karşı yürüttüğümüz meşru ve fiili mücadele günümüze kadar devam etmiş, geldiğimiz aşamada da hukuksal mücadele ile baraj projeleri iptal edilmiştir” denildi. 

    Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Vadisi üzerindeki baraj ve HES projelerinin iptaline ilişkin basın açıklaması yaptı.

    Dersim Belediyesi’nde yapılan açıklamaya ilçe belediye başkanları, siyasi parti ve kurum temsilcileri, hukukçular ile meclis bileşenleri katılım gösterdi.

    Açıklamayı okuyan Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Gelinen aşama itibariyle Ankara 10. İdare Mahkemesi, Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I- Konaktepe HES II Projesine dair açılan başka bir davada Munzur Özgür Aksın Meclisinin açıklamalarını teyit eder mahiyette kararını vermiş ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projeleri için yeniden keşif yapılamayacağını ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projelerinin yeniden dava konusu edilemeyeceğini teyit etmiştir” ifadelerini kullandı.

    “HUKUKSAL MÜCADELE İLE BARAJ PROJELERİ İPTAL EDİLDİ”

    “Munzur vadisi üzerinde devlet kurumlarının öteden beri planladığı ve uygulamak istediği baraj projelerine karşı Dersim halkı ve Dersim Emek ve Demokrasi güçleri olarak yürüttüğümüz meşru ve fiili mücadele günümüze kadar devam etmiş, geldiğimiz aşamada da hukuksal mücadele ile baraj projeleri iptal edilmiştir” diye konuşan Sarıgül, şöyle devam etti:

    “Bilindiği üzere, 15.10.2019 tarihinde medyaya yansıyan haber ve açıklamalarda Munzur Vadisi Milli Parkı’nda geçmişte projelendirilmiş Kaletepe Barajı ve HES’in İdare Mahkemesi’nce İptal edildiği ve anılan kararın Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan diğer Baraj ve HES Projeleri için emsal teşkil edeceği şeklinde tespitlerde bulunulmuştu. Keza 23/10/2019 tarihinde medyaya yansıyan haber ve açıklamalarda Munzur Vadisi Milli Parkı’nda geçmişte projelendirilmiş Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I – Konaktepe HES II Projesi için Mahkemece Keşif kararı alındığı belirtilmişti.”

    “İPTAL EDİLMİŞ PROJELERDE KEŞİF İCRA EDİLEMEZ”

    Anılan haber ve açıklamalar üzerine Munzur Özgür Aksın Meclisi’nce 14.11.2019 tarihinde yazılı basın açıklaması yapılarak: Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Baraj ve HES Yapımına Onay veren Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın 18.04.2011 tarihli Üstün Kamu Yararı kararının Av. BARIŞ YILDIRIM tarafından açılan dava kapsamında Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin 02.11.2018 tarihli ve 2018/1679 E. – 2018/2166 K. sayılı kararı ile İptal edildiğinden yeni bir hukuksal durumun bulunmadığı, Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I – Konaktepe HES II Projesi’ne dair yapılan Keşif açıklaması için ise Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Baraj ve HES yapımına onay veren Üstün Kamu Yararı Kararı Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş.’nin de bizzat müdahil olduğu davada Ankara 3. İdare Mahkemesi tarafından İptal edildiğinden anılan Proje için yeniden Keşif kararı alınmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmişti.

    Munzur Vadisi Milli Parkı’na yönelik Baraj ve HES Projeleri iptal edildiğinden anılan projeler için yeniden Keşif yapılamayacağına ve açılan davaların yeniden incelenemeyeceğine dair karar alındı.

    Ankara 10. İdare Mahkemesi, Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Baraj ve HES Yapımına Onay veren Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Üstün Kamu Yararı kararı, Munzur Özgür Aksın Meclisi’nin 17/12/2018 tarihinde yaptığı Basın Açıklaması ile duyurduğu Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin kararı ile iptal edildiğinden, İptal edilmiş Baraj Projeleri için yeniden Keşif yapılamayacağını ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projelerinin yeniden dava konusu edilemeyeceğine dair karar verdi.

    Gelinen aşama itibariyle Ankara 10. İdare Mahkemesi, Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I- Konaktepe HES II Projesine dair açılan başka bir davada Munzur Özgür Aksın Meclisinin açıklamalarını teyit eder mahiyette kararını vermiş ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projeleri için yeniden Keşif yapılamayacağını ve İptal edilmiş Baraj ve HES Projelerinin yeniden dava konusu edilemeyeceğini teyit etmiştir.”

    “MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Sarıgül, Munzur Özgür Aksın Meclisi olarak Dersim doğası ve Munzur için çalışma yürütmeye devam edeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Dünya Kültür Mirası Listesi’ne yer alması gereken ve kültürel / doğal mirasımızın temellerinden Munzur’u Maden Projeleri’ne, insan baskısına ve atıklara karşı korumaya fiili ve meşru mücadeleye devam edeceğiz.

    Munzur Özgür Aksın Meclisi olarak Dersim doğası ve Munzur için çalışma yürüten bütün arkadaşlarımıza kurumlarımıza şükranlarımızı sunuyoruz.

    Dersim’de ekoloji mücadelesi yürüten ve Dersim’in tarihine, kültürüne ve inancına sahip çıkan tüm kurum ve aktivistleri ‘Munzur Özgür Aksın’ meclisi çatısı altında mücadeleyi büyütmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Erzincan Tercan’daki maden projesinin iptali istendi-VİDEO

    Erzincan Tercan’daki maden projesinin iptali istendi-VİDEO

    PİRHA – Erzincan Tercan ilçesinde yapılması istenen krom maden projesi için hazırlanan bilirkişi raporunda, çevre ve insan sağlığı üzerinde etki yaratabileceği ön görülerek projenin iptal edilmesi istendi.

    Haberin videosu

    Erzincan’ın Tercan ilçesine bağlı Konarlı Köyü’nde yürütülmek istenen krom madeni projesine karşı açılan dava kapsamında bilirkişi heyeti tarafında keşif yapıldı. Keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda maden projesinin yer altı ve içme sularını olumsuz etkilerini sıralanarak projenin iptal edilmesi istendi.

    Avukat Barış Yıldırım iptal kararı istenilen bölge ve Dersim bölgesindeki maden ile HES projelerine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞINA ZARARLI”

    Yıldırım, bilirkişi raporunda projenin yürütülmek istendiği Konarlı köyünde bilirkişi heyeti tarafından keşfi yapılan projenin iptalinin istendiğini belirtti.

    Yıldırım, “25 sayfalık raporun sonuç bölümünde çevre ve mevzuat uyarınca getirilen kriterleri taşımadığı, çevre ve insan sağlığı üzerinde etki yaratabileceği gerekçesiyle projenin iptal edilmesi gerektiğini bilirkişi kanat olarak bildirmiş” dedi.

    “KORUMA ALTINDA OLAN FLORA VE FAUNA TÜRLERİNİ BARINDIRIYOR”

    Konarlı bölgesinin doğa zenliğine ve endemik türlerine değinen Av. Yıldırım, “Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamının Korunması” sözleşmesinin ek bir ve ek iki listesinde tanımlanan ve kesin koruma altına da olan flora ve fauna türlerini barındırıyor. Akarsu havzasında yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, vaşak, su samuru gibi türler bulunduğu gibi florası çok güçlüdür. Zaten Tercan bölgesinin Munzur florasının bir parçası olarak değerlendirmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “BÖLGE, ORTADOĞU’YU İLGİLENDİREN HAVZADIR”

    Erzincan’ın Kemah ve Kemaliye bölgelerinde de ekolojik yıkım son süreçte oldukça yoğunlaştı. Maden projeleri, köylülerin yaşamını bitirmeye yönelik politikalardan en büyüğü olarak görülüyor.

    Yıldırım, “Özelikle Erzincan bölgesi korunması gerekiyor. Fırat havzası sadece Erzincan Tunceli Elazığ hattında değil, Güneydoğu Anadolu hatta Ortadoğu’nun tamamını ilgilendiren bir havza. Bu havzanın su kaynaklarının kirlenmesi milyonlarca insanın ve sayısız miktarda canlının bundan zarar görmesi anlamına gelir” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Munzur’dan Cerattepe’ye, Ovacık’tan Kaz Dağları’na mücadelemiz sürecek’-VİDEO

    ‘Munzur’dan Cerattepe’ye, Ovacık’tan Kaz Dağları’na mücadelemiz sürecek’-VİDEO

    PİRHA – Munzur Dağları’nn tamamının maden sahası ilan edilmesi ve Munzur Vadisi Milli Parkı’nın bir bölümünde bir şirkete maden arama ruhsatı verilmesi üzerine PİRHA’ya konuşan Avukat Barış Yıldırım, “Milli parklara, doğaya zarar verecek her projeye, Cerattepe’den Ovacık’a Kaz Dağları’na dayanışma içerisinde hukuksal mücadelemiz sürecek” ifadelerini kullandı.

    Dersim’in Ovacık ilçesi ve Erzincan sınırları arasında yer alan Munzur Dağları silsilesinin maden sahası ilan edilmesi ve şirketlere ruhsat verilmesine ilişkin Avukat Barış Yıldırım, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    Munzur havzasının ekolojik açıdan çok güçlü bir havza olduğunu ifade eden Yıldırım, Dersim’de 145 maden arama ruhsatı verildiğini belirtti.

    43 BİN HEKTARLIK ALANDA RUHSAT

    Ruhsatların Munzur Gözeleri, Mercan Vadisi, Kırk Merdiven Şelaleleri, Tülin Tepe, Tepecik ve Pulur höyüklerinde 43 bin hektarlık alanda verildiğini belirten Yıldırım, Cevizlidere ve Geyiksuyu’ndaki Sin mezrasında madencilik projelerinin iptal edilmesi için hukuki girişimlerde bulunduklarını belirterek hazırlanan ÇED raporunda “Bölgede bitki çeşitliği örneğin Hollanda’dan fazladır. Munzur havzası tek başına bir ülkenin bitki çeşitliliğinden çok daha fazla çeşitlilik içeriyor. Raporda çok sayıda nadir hayvan türlerinin de bulunulduğu kaydediliyor” dedi.

    “ARTVİN’DEN İZMİR’E, DERSİM’E MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Basının bu konuda önemli rol oynadığını belirten Yıldırım, Dersim’deki kurumlara ortak mücadele çağrısında bulundu.

    Yıldırım, “Artvin’den İzmir Bergama’ya, Dersim’den Kaz Dağları’na ekolojik hayatı tahribata uğratacak her türlü projeye karşı hukuksal mücadele içerisinde olacağız” diyerek çağrıda bulundu.

    “MUNZUR VADİSİ, DÜNYA KÜLTÜR MİRASI LİSTESİNE ALINMALIDIR”

    Yıldırım, Munzur Vadisi Milli Parkı’ndaki yaban hayatı ekolojisinin tahribata uğramaması ve bölge ekolojisinin parametrelerinin bozulmaması için çağrısını yineledi:

    “İnsanlığın evrensel, kültürel ve doğal mirası olan bu sahanın korunması çağrısı yapıyoruz. Çünkü Munzur Vadisi’ne yönelik etkileşim bu şekilde devam ederse buradaki ekosistem değerleri bozulacak. Bizim en büyük çağrımız şu; Munzur Vadisi Milli Parkı, Dünya Kültür Mirası listesine alınmalıdır.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Hasankeyf’teki tarihi mağara betona gömüldü

    Hasankeyf’teki tarihi mağara betona gömüldü

    Tarihi Hasankeyf’te bulunan 10 bin yıllık mağara betona gömüldü. Rehber Şehmus Turgay, tarihi mağaranın binlerce yıllık hikayesinin, ömrü 50 yıllık olan bir baraj için yok edildiğini belirtti.

    Yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle sular altında bırakılmak istenen 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf’te yıkım bu hafta da devam etti. Mezopotamya Ajansı’ndan Metin Yoksu’nun haberine göre ilçede bir yandan yıkım devam ederken diğer yandan ‘restorasyon’ adı altında tarihi Hasankeyf Kalesi’nin betonla kaplama işlemleri sürüyor. Kaleye çıkan onlarca mağaranın da betonla kaplandığı görüldü. Kaleden tarihi Hasankeyf Çarşısı’na doğru giden yolun başında bulunan ve tarihi net olarak bilinmeyen; ancak 10 bin yıllık olduğu tahmin edilen Hasankeyf’in en ünlü mağarası da kepçeler eşliğinde yıkılarak betona gömüldü.

    KORUMA ADI ALTINDA BETONLAŞTIRMA

    Yıkımların başladığı günden itibaren ilçenin en önemli tarihi eserleri olan Zeynelbey Türbesi, İmam Abdullah Türbe ve Zaviyesi, El-Rızk Camii ve Minaresi, Selahattin Eyyubi Camii ve Minaresi, Artuklu Hamamı ve tarihi kaleye çıkan Roma Kapısı yerinden edildi. Raman Dağı eteklerine kurulan yeni Hasankeyf yerleşkesinde bulunan Arkeopark alanına götürülen eserlerin, taşıma sırasındaysa ne kadar tahribata uğradığı bilinmiyor. Taşımaların yanı sıra ‘restorasyon’ ve ‘sudan koruma’ adı altında tarihi Hasankeyf Kalesi betonla kaplanıyor.

    TARİHİ MAĞARA BETONA GÖMÜLDÜ

    Hasankeyf’te bugüne kadar yüzü aşkın mağara ‘restorasyon’ çalışması veya incelemeler yapılmadan iş makineleriyle betona gömüldü. Dev kepçeler ile kimi mağaralar yıkılırken bir çoğu da betona gömüldü. Binlerce yıllık tarihe sahip kimi mağaralar beton ile kaplandı, kentin en tanınan mağarası ise geçtiğimiz günlerde kepçelerle yıkılmasının ardından betona gömüldü.

    Yönetmen Atıf Yılmaz’ın 1974’te çektiği ‘Kuma’ filminden kalan ve sahnelerinin çekildiği mağarada, filmden kalan boş bir beşiğin konulmasıyla birlikte özellikle 2000’li yıllarda turist gezilerinde rehberler ve halk, mağaraya “Boş Beşik Mağarası” adını verdi. Tüm turist gezilerinde ziyaretçilerin uğradığı mağaranın tarihi tam olarak bilinmese de en az 10 bin yıllık olduğu tahmin ediliyor.

    REHBERLER MAĞARAYI ANLATMAYA DEVAM EDİYOR

    Yıkımlara ve taşımalara rağmen Hasankeyfli turizm rehberleri de, her fırsatta gelen ziyaretçilere, yıkım öncesini anlatan kitapçıklar vererek ilçeyi anlatmaya devam ediyor. Hasankeyfli rehberlerden Şehmus Turgay, tarihi mağaranın betona gömülmesinden büyük üzüntü duyduklarını söyledi. Tarihi mağaranın binlerce yıllık hikayesinin olduğunu; ancak bu hikayenin ömrü 50 yıllık bir baraj için yok edildiğini belirten Turgay, “Artık ne yapacağımızı bilmiyoruz. Doğduğumuz bu topraklardan çıkartılıyoruz ve bu kimseyi mutlu etmiyor” dedi.

    Küçüklüğünden bu yana mağarayı ve kenti, gelen ziyaretçilere anlattığını dile getiren Turgay, ömrü yettiği oranda da Hasankeyf’i, yıkım görüntüsüne rağmen herkese anlatmaya devam edeceğinin altını çizdi.

  • Ilısu Barajı’nda kapakların kapatılması ertelendi

    Ilısu Barajı’nda kapakların kapatılması ertelendi

    Hasankeyf ilçesini su altında bırakacak Ilısu Barajı’nın 10 Haziran’da kapatılması düşünülen kapakları, “test aşaması” ve “Irak Hükümeti’ne suyun bir süre daha kesilmeyeceğine dair güvence verildiği” için kapatılmadı.  

    Yapımı devam eden Ilısu Barajı nedeniyle 12 bin yıllık tarihe sahip Hasankeyf su altında bırakılacak. Barajda su tutulması halinde Hasankeyf’in yanı sıra Dicle Nehri boyunca 199 yerleşim yeri de su altında kalacak. Hasankeyf sakinleri için Raman Dağı eteklerinde yeni bir yerleşim alanı inşa edildi. Daha önce ilçede yapılan koordinasyon toplantısı ile yerleşim yerini boşaltma işlemlerinin 15 Mayıs ile 15 Haziran tarihleri arasında yapılacağı açıklandı. Ancak yeni yerleşim yerinin alt yapısı bitmediği için Hasankeyf’te ev boşaltma işlemleri yapılamadı.

    KAPAKLAR KAPATILMADI

    AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, 31 Mart seçimleri öncesinde yaptığı konuşmada, Ilısu Barajı’nın yüzde 98’nin tamamlandığı ve 10 Haziran’da su tutulacağını açıklamıştı. Dün su tutulması beklenilen Ilısu’da ise baraj kapakları kapatılmadığı ve uzun bir süre daha kapakların kapatılmayacağı kaydedildi.

    Devlet Su İşleri (DSİ) yetkilerinden alınan bilgilere göre, Erdoğan’ın daha önce verdiği bu tarihe göre işlemler yapıldığını, ancak teknik olarak baraj kapaklarının kapanmasının mümkün olmadığı ifade edildi. DSİ yetkilileri, “Bu yıl aşırı yağışlar nedeni ile baraj alanında su seviye kotu 435’lere kadar ulaşmıştır. Şimdi ise 412’lere kadar indi. Kapağın kapatılması için ise kotun daha da düşmesi gerekmektedir” dedi.

    “BARAJ HALA BİTİRİLMEDİ”

    Başka bir DSİ yetkilisi ise, Hasankeyf’te dolgu ve taşıma işlemlerinin henüz tamamlanmadığını belirterek, Irak Hükümeti’ne daha önceki yıl suyun bir süre daha kesilmeyeceğine dair güvence verildiğini söyledi. Barajın halen bitirilmediğini kaydeden yetkili, barajın test aşamalarının da sürdüğünü ifade etti.

  • Kiğı Belediyesi Eş Başkan Adayı Hüsnü Alkan Kiğı’nın sorunlarını ve çözüm yollarını anlattı-VİDEO

    Kiğı Belediyesi Eş Başkan Adayı Hüsnü Alkan Kiğı’nın sorunlarını ve çözüm yollarını anlattı-VİDEO

    PİRHA- Yerel seçimlere sayılı günler kala Türkiye’nin her yerinde adayların çalışmaları hızla devam ediyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinde HDP’den Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, bu yerel seçimlerde belediyeyi alacakları taktirde Kiğı’da kaybolmuş olan çok kültürlü ve çok kimlikli yapıyı tekrar hayata geçireceklerini söyledi. 

    Bingöl’ün Kiğı ilçesinde Halkların Demokratik Partisi’nden Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, Kiğı’nın sorunlarını ve seçimleri kazanmaları halinde bu sorunlara nasıl çözümler bulacaklarını PİRHA‘ya anlattı.

    31 Mart’ta yapılacak yerel seçimler yaklaşırken adaylar da hem yerellerde hem de büyük şehirlerde çalışmalarına son hızıyla devam ediyorlar.

    “KİĞI SİSTEME MUHTAÇ EDİLMİŞ”

    Bingöl’ün Kiğı ilçesinde Halkların Demokratik Partisi’nden (HDP) Belediye Eş Başkan Adayı olan Hüsnü Alkan, Kiğı’nın sorunlarını ve bu sorunlara nasıl çözüm bulacaklarını anlattı. Kiğı’nın 1987 yıllarıyla şimdiki yıllarını karşılaştıran Alkan, bu süreçte Kiğı’nın çok kimlikli ve kültürlü yapısının yok edildiğini ve ekonomik parçalarının elinden alınarak sisteme muhtaç edildiğini kaydetti. Bu durumu aşmak için öncelikle Kiğı’da kültürel altyapının hazırlanması gerektiğini ifade eden Alkan, üretimin yapılması gerektiğine vurgu yaparak şunları belirtti:

    “ÜRETİMSEL ÇALIŞMALARI FAALİYETE GEÇİRİRSEK HİÇBİR KADIN İŞSİZ KALMAYACAK”

    “Bugün ülkemiz patates ve soğanı bile İran’dan ihraç edecek hale gelmiş. Bu ülkemiz için ayıp bir şey. 1980’lerde o üretimsel araçları göz önünde bulundurursak her köyde bir üretim aracı vardı. Üretirdi insanlar. Hayvan beslerdi, kümes hayvancılığı yapardı. Şimdi bunlar yok oldu. Eğer belediyeyi kazanırsak yeniden üretir hale getireceğiz. Bütün arazileri ekeceğiz, biçeceğiz, patatesi, soğanı, mercimeği, seracılığımızı geliştireceğiz. Barajlarımız var ama barajlarımızdan faydalanamıyoruz. Onun etrafındaki arazileri seracılık olarak kullanabiliriz. Çevre ilçelere ve illere dahil katkı sağlayabiliriz. Bu da haliyle ilçemize gelir kaynağı olacak ve ilçemizdeki işsizlik oranı düşecek. Bu üretimsel çalışmaları faaliyete geçirdiğimizde hiçbir kadın işsiz kalmayacak, hedefimiz bu.

    “İLÇEDE KOOPERATİF KURACAĞIZ”

    İlçemiz balığı gidip Elazığ’dan alıyor. Ama burnumuzun dibinde 3 tane barajımızı var, faydalanamıyoruz. Neden burada balık üretemiyoruz? Burada balık üretip ilçemize gelir kaynakları yaratabiliriz. Çevre ilçelerimize biz satabiliriz. Bir sürü insana da iş sağlayabiliriz. Meşhur bir Kerek deremiz var bizim, doğal yapısıyla, suyuyla harika bir yer ama düzenlenmesi gerekiyor. O dereyi tekrar ıslah edip düzenleyip halka açmak istiyoruz. Halk burada kültürel, sporsal faaliyetlerini yürütecek, kenarlarına da alabalık göletlerini oluşturacağız, insanlar gidip orada hem pikniğini yapacak hem canlı alabalık yiyecek. Kümes hayvancılığını geliştireceğiz. Her köyümüze bir tane kümes hayvancılığı projesi yapacağız. Tabi belediye olarak alt yapısını oluşturacağız köylüye organize edip komünal bir işletme şeklinde sunacağız. İlçede bir kooperatifimiz olacak. Bu kooperatife gelen bütün gıdalar orada paketlenip pazara sunulacak. Amacımız köylerimizi geliştirmek.”

    ALKAN, KAYBOLAN MESLEKLERİ YENİDEN CANLANDIRMAYI HEDEFLİYOR

    1980’li yıllarda burada bir tenekecilik mesleği vardı. Kalaycılık, sobacılık bir de semercilik mesleği vardı. Ama bu meslekler tamamen kaybolmuş. Biz belediye olarak seçimi kazanırsak bunları tekrar faaliyete geçireceğiz. Tenekecilik burada aktif olarak kullanılması gereken bir meslek. Her köyümüzde arıcılık var, bu arıcılara teneke kutuları lazım. Ya Elazığ yada Antep’e gidip alıyorlarmış. Biz o sorunları da gidereceğiz. Burada tenekecilik atölyesini açacağız. Sonra sobacılık, burada her evde soba var. Neden gidip dışarıdan alınıyor. Biz bunu da faaliyete geçireceğiz. İlçemizde şuanda oto bakım atölyesi dahi yok. Burada bir arabanız arızalansa ya Bingöl ya da Elazığ’a gitmek zorundasınız.  Biz belediye olarak Kiğı’da oto bakım atölyesi de yapmak istiyoruz.

    “HALK YÖNETİMİN DEĞİŞMESİNİ İSTİYOR”

    1994 köy boşaltmalarından sonra yakılan köyleri hatırlatan Alkan, Kiğı’nın köylerinden birinin hala boş olduğunu söyledi. 2014’teki çözüm sürecinin insanlarda bir umut yarattığını dile getiren Alkan, o süreçte insanların korkmadan hareket edebildiklerini ancak şimdi gelinen 2019 yerel seçimlerinde ise halkta bir korku olduğunu belirtti.

    Sokakta bir kameranın her zaman insanları çekmesinden dolayı insanların ilçeye dahi girmeye korktuklarını aktaran Alkan, buna rağmen sokak ve ev çalışmalarında insanlardan iyi izlenimler aldıklarını, insanların yönetimin değişmesini istediğini vurguladı. Projelerini halkla paylaştıklarında iyi tepkiler aldıklarını dile getiren Alkan, insanların sisteme muhtaç edildiklerini belirterek “Yani iş için belediyenin kapısına bakıyor, bir para ve gıda yardımı almak için kaymakamlığın kapısına bakıyor. Onun için kendini açıklayamıyor. Böyle bir sıkıntıyla karşı karşıyayız” dedi

    Kiğı’da devam eden cemevi inşaatına da değinen Alkan, cemevinin kalan kısmını belediye olarak tamamlayıp Alevi yurttaşların hizmetine sunacaklarını ekledi.

    PİRHA/BİNGÖL

     

     

     

  • Danıştay, Konaktepe baraj ve HES projesindeki acele kamulaştırma kararını iptal etti

    Danıştay, Konaktepe baraj ve HES projesindeki acele kamulaştırma kararını iptal etti

    PİRHA – Danıştay 6. Dairesi, Munzur Vadisi Milli Parkı sınırları içerisindeki Konaktepe Barajı ve HES projesine ilişkin acele kamulaştırma kararını iptal etti. 

    13.01.2017 tarihli ve 29947 sayılı resmi Gazete’de yayımlanan 2016/9574 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES I – Konaktepe HES II Projesi için Bakanlar Kurulu’nca acele kamulaştırma kararı alınmıştı.
    Kararın yürütmesin durdurulması ve iptali talebiyle Avukat Barış Yıldırım tarafından yöre halkı adına 27.01.2017 açılan davalarda Danıştay 6. Dairesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti.
    Danıştay 6. Dairesi de bugün açıklanan kararları ile de acele kamulaştırma kararının iptaline karar verdi.
    Karara ilişkin ayrıca detaylı açıklama yapılacağı öğrenildi.
    Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin 02.11.2018 tarihli kararı ile de Munzur Vadisi Milli Parkı’ndaki tüm Baraj ve HES Projeleri İptal edilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mahkemeden tarihi karar: Munzur’daki tüm baraj ve HES projeleri iptal edildi-VİDEO

    Mahkemeden tarihi karar: Munzur’daki tüm baraj ve HES projeleri iptal edildi-VİDEO

    PİRHA – Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Millî Parkı’nda planlanan tüm baraj ve HES Projeleri ile 2003 yılında işletmeye alınan Mercan HES Projesi’nin iptal edilmesine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Karar, dünyanın en nadide Millî Parkı durumundaki Munzur Vadisi Millî Parkı’na hayırlı olsun” denildi. 

    Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin Munzur Millî Parkı’nda planlanan tüm baraj ve HES Projeleri ile 2003 yılında işletmeye alınan Mercan HES Projesi’ni iptal etti.

    Konuya ilişkin Munzur Özgür Aksın Meclisi, Ana Fatma Ziyaretgahı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya Munzur Özgür Aksın Meclisi Bileşenleri ve sanatçı Erdoğan Emir katılım gösterdi.

    Meclis adına açıklamayı yapan Av. Barış Yıldırım, yıllardır devam eden dava süreci hakkında bilgi vererek, şöyle konuştu:

    “Munzur Vadisi Millî Parkı sınırları içerisindeki tüm baraj ve HES Projeleri’ne izin veren Bakanlık kararının iptali amacıyla tarafımca 19/12/2011 tarihinde dava açılmıştı. Açılan davaya Munzur Suyu üzerinde inşası planlanan Konaktepe Barajı ve HES I ile Konaktepe HES II Projesini gerçekleştirmek isteyen Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Mercan Suyu üzerinde 1985 yılında tamamen kaçak inşa edilen Mercan HES’i işleten Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş. davalı (Mülga) Orman ve Su İşleri Bakanlığı yanında müdahil olmuşlardı. Neticeten açtığımız dava 10/10/2013 tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi’nce Üniversite raporları baz alınarak red edilmişti. Red kararının bozulması amacıyla yaptığımız temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay 10. Dairesi’nce 06/11/2014 tarihinde Ankara 3. İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmişti. Bozma kararında tüm Projelerin birlikte Çevresel Etki Değerlendirilmesi sürecine tabi tutulması gerektiği belirtilmişti. Müteakiben, Danıştay 10. Dairesi’nin Kararı’nın kaldırılması maksadıyla davalı (Mülga) Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş.’nin yaptığı Karar Düzeltme başvurusu Danıştay tarafından reddedilmişti. Davalı taraf ile HES şirketleri Munzur Vadisi Millî Parkı’ndaki tüm Baraj ve HES Projeleri’nin ÇED’den muaf bulunduğunu aksi halde ise tüm Projeler için tek ÇED süreci işletilemeyeceğini iddia etmekteydiler.”

    ÜSTÜN KAMU YARARI İPTALİ 

    Yıldırım, “Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi uyarınca Millî Park olarak ilan edilen sahalarda Baraj ve HES dahil tesis inşasının ön şartı Bakanlığın iznidir. Karar Millî Parklar ve Planlama Mevzuatı bakımından emsal niteliktedir. Zira, Millî Parklar Kanunu’nun 14. maddesi çerçevesinde bir Millî Parkta kamu yararı açısından tesis inşasına izin verilebilmesi için öncelikle Çevresel Etki Değerlendirmesi süreci işletilmesi gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca, Munzur Vadisi Millî Parkı’na projelendirilmiş Baraj ve HES’lere izin verilebilmesi için ayrı ayrı proje bazında değil tüm projeler için toptan bir ÇED süreci işletilmesi gerekliliği belirtmektedir. Karar bu yönüyle ilk niteliktedir” diye konuştu.

    Av. Barış Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Karar ile birlikte Munzur Vadisi Millî Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı da hükümsüz hale gelmiştir. Zira, Munzur Vadisi Millî Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’nın Giriş Bölümü’nde Plan’ın Bakanlığın 18/04/2011 tarihli “Üstün Kamu Yararı” kararı gereğince oluşturulduğu belirtilmektedir.

    Bu sebeplerle Munzur Vadisi Millî Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’nda öngörülen tüm yapı ve faaliyetler hukuka aykırı hale gelmiştir. Belirtmek gerekir ki; karar halihazırda faaliyette bulunan Mercan HES Projesi için de bağlayıcıdır. Nitekim, Mercan HES’in faaliyetlerinin durdurulması maksadıyla 12/07/2013 tarihinde TBMM Dilekçe Komisyonu’na yaptığımız  başvuruya verilen yanıtta:

    “Mercan HES ve Munzur Çayı üzerinde projelendirilen diğer baraj ve HES’lerin kamu yararı ve zorunluluklar yönüyle değerlendirilmesi maksadıyla beş ayrı bilimsel rapor ve bu raporların birlikte ele alındığı bir sentez raporu hazırlattırılmış ve akabinde de 18.04.2011 tarihinde (Mülga) Çevre ve Orman Bakanlığı Olur’u ile “Üstün Kamu Yararı” kararının alındığı, bu karar kapsamında Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme…Planın onaylanarak yürürlüğe girdiği, Uzun Devreli Gelişme Planı revizyonun dayanağı olan “Üstün Kamu Yararı” kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle açılan davanın halen devam ettiği…” denilmek suretiyle açtığımız dava sonucu verilecek karara göre işlem tesis edilmesi gerektiği belirtilmişti. İş bu davada da “Üstün Kamu Yararı” kararı iptal edildiğinden derhal Mercan HES’in faaliyetleri durdurulmalıdır.

    “KARAR, DÜNYANIN EN NADİDE DURUMUNDAKİ MUNZUR’A HAYIRLI OLSUN”

    Karar, takriben %20’si endemik 1900’ü aşkın bitki çeşidine; Bern Sözleşmesi’ne göre koruma altında bulunan pek çok fauna türüne; güçlü bir yaban hayatı ekolojisine sahip bulunan ve Dünya Kültür Mirası Listesi’nde yer alması lazım gelen ülkemizin ve hatta dünyanın en nadide Millî Parkı durumundaki Munzur Vadisi Millî Parkı’na hayırlı olsun…

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk defa, “Üstün Kamu Yararı” kararı bir mahkemece iptal edilmiştir.”

    PİRHA/DERSİM

  • HDP’den Erdoğan’a tepki: Hile ve baskıyla oylarımızı çalmayı planlıyorlar

    HDP’den Erdoğan’a tepki: Hile ve baskıyla oylarımızı çalmayı planlıyorlar

    AKP’li cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘HDP baraj altında kalmalı’ sözlerinin ardından HDP Genel Merkezi’ sosyal paylaşım sitesi Twitter’dan açıklama yaptı.

    AKP’li cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın 10 Haziran’da partisinin İstanbul İl Başkanlığı’nda basına kapalı olarak düzenlenen Mahalle Başkanları Toplantısı’nda “HDP baraj altında kalmalı, onların baraj altı kalması demek bizim durumumuzun çok daha iyi bir noktaya gelmesi demektir” dediği ortaya çıkmıştı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının gündem olmasının ardından HDP Genel Merkezi’nin resmi Twitter hesabından açıklama yapıldı. Açıklamada, “AKP Genel Başkanı Erdoğan açıkça suça teşvik ediyor. HDP’yi baraj altında bırakmak için hile ve baskıyla oylarımızı çalmayı planlıyor. Çünkü HDP Meclis’te olmazsa 400’den fazla vekil kazanacağını biliyor” denilerek HDP’ye ve Demirtaş’a oy çağrısı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sivil toplum örgütlerinden 24 Haziran çağrısı: Barış toplumuna bir adım var-VİDEO

    Sivil toplum örgütlerinden 24 Haziran çağrısı: Barış toplumuna bir adım var-VİDEO

    PİHRA- Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu, Yurttaş Girişimi ve Hak ve Adalet Platformu tarafından yapılan ortak açıklamada, “Çoğulcu demokratik hukuk devletinin temellerini sağlamlaştıracak, kuvvetler ayrımını yeniden tesis edecek, parlamenter sistemi güçlendirecek, yargı bağımsızlığını sağlayacak yeni bir Meclis’i ve bu iradeyle birlikte hareket edecek yeni bir Cumhurbaşkanı’nı seçmeye sadece bir adım mesafedeyiz” denildi. 

    Demokrasi İçin Birlik, Diyalog grubu, Yurttaş Girişimi ve Hak ve Adalet Platformu, 24 Haziran seçimleri yaklaşırken, seçim ve seçim güvenliği üzerine Taksim’deki Point Otel’de basın toplantısı düzenledi. Toplantıya, yazar Ayşe Kulin, HDP milletvekili adayı Oya Ersoy, HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç, ANAP kurucularından Nesrin Nas katıldı.

    “BARIŞ TOPLUMUNA YÜRÜMEK İSTİYORUZ”

    İlk olarak Nesrin Nas konuştu. Nas, yakında cumhuriyet tarihinin en önemli seçiminin yapılacağını belirterek, seçimin olağanüstü koşullar altında yapılacağını söyledi. Kutuplaşmanın arttığını belirten Nas, bu durumdan çıkarı olanların olduğunu vurguladı. Ölümün kutsandığını ve kitlelere ‘idam isteriz’ diye bağırtanların dünyanın her yerinde çıktığını belirten Nas, “Bizler yan yana bir arada bu seçimin ardından barış toplumuna yürümek istiyoruz” dedi.

    “SEÇİMDEN ZAFERLE ÇIKACAĞIMIZA İNANIYORUZ”

    Daha sonra “Barış toplumuna yürüyoruz” başlıklı çağrıyı oyuncu Ayşe Şamlıoğlu okudu. “24 Haziran seçiminin son dönemecinde, eşitsiz seçim ortamına rağmen, Türkiye’nin bu seçimden zaferle çıkacağına inanıyoruz” diyerek sözlerine başlayan Şamlıoğlu, “22 aydır süren OHAL altında, yakın tarihin gördüğü en adaletsiz koşullarda, ülkenin geleceğini belirleyecek kader seçimlerine gidiyoruz. Seçimde iktidarın belirlenmesinin ötesinde, A’dan Z’ye yeni bir rejim ve sistem değişikliği oylanacak” dedi.

    “YOL AYRIMINDAYIZ”

    “Bir yol ayrımındayız… Ya kendini milletin yalnızca temsilcisi değil, sahibi olarak gören tek adam egemenliğine evet diyeceğiz ya da egemenliği yeniden meclise vererek çoğulcu demokratik hukuk devletini kuracağız” diyerek sözlerine devam eden Şamlıoğlu şunları kaydetti:

    “Kendimize soralım; Çoğulculuk mu, tek parti otoritesi mi? Demokrasi ve özgürlükler mi, tek adam yönetimi ve OHAL rejiminin olağanlaşması mı? Barış ve huzur mu, kavga, kutuplaşma, çatışma mı? Temel haklara saygılı anayasal hukuk devleti mi, yoksa kendi yaptığı anayasayı dahi çiğneyen keyfilik mi? Temelleri sağlam, kurumsal yapısı güçlü, güvenli bir ekonomi mi, krizden krize sürüklenen bir ekonomi mi?  Çocuklarımızı geleceğe hazırlayan kaliteli bir eğitim mi, çocukları mesleksiz, geleceksiz bırakan bir eğitim mi?”

    “DEMOKRATİK BİR SEÇİM İSTİYORUZ”

    Oylarla  bu sorulara yanıt verileceğini belirten Şamlıoğlu, “Yani, 24 Haziran seçimlerinde Türkiye’nin geleceğini oylayacağız. Bu nedenle, toplumsal barıştan ekonomiye kadar, önümüze konan acı ilacı içmeyeceğiz! 24 Haziran’da hepimizin eşit yurttaşlar olarak oy kullandığı, hiç kimsenin temsil hakkının engellenmediği demokratik bir seçim istiyoruz!” dedi.

    “HDP YENİLİRSE TÜM MUHALEFET YENİLECEK”

    “HDP’nin sistem dışına itilmesini  halkın verdiği temsil yetkisinin gasp edilmesi girişiminden başka bir şey değildir” diyen Şamlıoğlu, “HDP yenilirse, tüm muhalefet yenilecek, sistem AK Parti’ye 60’ın üzerinde milletvekili hediye etmiş olacaktır” şeklinde ifade etti.

    İktidar partisinin, meclis çoğunluğunu ele geçirebilmek için sergilediği bu kirli oyunu bozacak olanın  da, hiç kuşkusuz halkın iradesi olacağını belirten Şamlıoğlu, şöyle devam etti:

    “Ezberleri bozarak ittifak kurmayı başaran muhalefet partilerine ve HDP’ye büyük bir toplumsal sorumluluk düştüğünü biliyoruz. Haziran 2015 seçiminde yaşananların bir daha tekrarlanmaması için, sivil toplum ve muhalefet partileri, bu kez daha örgütlü ve kararlı. Dört muhalefet partisi Adil Seçim Platformu’nu kurarak eş güdüm içinde çalıştıklarını açıkladılar. Seçim öncesi kurulan işbirliğini, seçim sonrasında mecliste devam ettirecekleri, olağan rejime geçiş ve normalleşme koşullarını birlikte sağlayacakları güvencesini topluma vermeleri, seçmende karşılığını bulacak, değişimi oluşturacak gücün dinamosu olacaktır.”

    “YENİ BİR CUMHURBAŞKANI SEÇMEYE SADECE BİR ADIM MESAFEDEYİZ”

    Çoğulcu demokratik hukuk devletinin temellerini sağlamlaştıracak, kuvvetler ayrımını yeniden tesis edecek, parlamenter sistemi güçlendirecek, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alacak, yargı bağımsızlığını sağlayacak, anayasal ve yasal düzenlemeleri yapacak yeni bir Meclis’i ve bu iradeyle birlikte hareket edecek yeni bir cumhurbaşkanını seçmeye sadece bir adım mesafede olunduğunu söyleyen Şamlıoğlu, “Tüm muhalefet partileri bu sorumlulukla hareket ettiklerinde, içinde bulunduğumuz ağır toplumsal ve ekonomik krizi en az hasarla atlatarak, yeni bir Türkiye hikayesi yazmak mümkün olacaktır” dedi.

    Şamlıoğlu, şu çağrıyı yaptı:

    “24 Haziran’da, birarada yaşama ve demokrasi için, daha büyük bir uzlaşmanın kapılarını açalım ve hep birlikte barış toplumuna yürüyelim…”

    “GÜCÜMÜZÜN FARKINDA DEĞİLİZ”

    Daha sonra konuşan araştırmacı Bekir Ağırdır, seçim güvenliğine dikkat çekti ve “Seçimler adil değil. Ama ben yine de Türkiye toplumunun adil seçim için elinden geleni yapacağını düşünüyorum. İçimizdeki korkulardan kurtulmamız lazım. Bunu yapabiliriz. İçimizde bu duygular var. Sadece bunun farkında değiliz. Kendi gücümüzün farkında değiliz” dedi.

    “İKTİDAR DEĞİŞİKLİĞİNE ÇOK YAKINIZ”

    Anayasa Profesörü Rıza Türmen de, seçimin bir kader seçimi olduğunu belirterek, “Bu seçimin diğer seçimlerden iki farkı var. Biri bu statüko devam ederse  bir rejim değişikliği olacak. Demokrasi ile yakından uzaktan ilgisi olmayan otoriter yapıyı bir anayasa zeminine kavuşturan karanlık bir dönemin başlangıcı olacak. İkincisi farkı da hiçbir seçimde iktidar değişikliğine bu kadar yaklaşmadık” dedi. Muhalefetteki 4 siyasi partinin de ortak açıklama yaparak bu iş birliğinin seçimden sonra da devam edeceği yönünde halkı bilgilendirmesi gerektiğini belirten Türmen, “Bunun için de acilen bir açıklama yapmaları gerek” vurgusu yaptı.

    “HDP’NİN BARAJI GEÇMESİ ŞART”

    Daha sonra Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Binnaz Toprak söz aldı. Toprak, mecliste iktidar partisinin çoğunluğu kaybedeceğini düşündüğünü belirterek, “İlkeler etrafında uzlaşıyı muhalefet partilerinin hem ikinci tura hem de seçim sonrasına taşımak gerek. Ancak bu şekilde bir çoğunluk kazanılabilir. Seçimler kazanılsa da kaybedilse de bu ilkeler etrafında birleşmek gerek. Önerge vermek kısıtlandı, sözlü soru kısıtlandı. Ama yasamayı TBMM’ye verdiler. Temel yasa yetkisi TMBB’de. Bu son derece önemli bir denetim işlemi.” dedi. HDP’nin barajı geçmesinin şart olduğunu belirten Toprak, “Kemal Kılıçdaroğlu da bu mesajı iletti. Bu önemli. Büyük ihtimal HDP meclise taşınacak. Bu da ikinci tura kim kalacaksa ona desteğini açıklayacak. HDP’ye verilen destek gerçekleşirse ikinci turda da başka destekler olabilir” dedi.

    “HER YENİLGİ GÜÇLENMEYE NEDEN OLDU”

    Hak ve Adalet Platformu’ndan Nurten Ertuğrul da şunları söyledi:

    “Bundan sonraki seçimler yenilgi ile gerçekleşti. Her şerden bir hayır doğar sözüne inanıyorum. Her yenilgi sivil tolum örgütlerinin ve muhalefet partilerinin güçlenmesine neden oldu. Bu güçlenme ile bu sefer başaracaklar. Seçim iş birliği koordinasyonu kurulması çok önemli. Kimse inanmadığı bir yöneticiye teslim edilmemeli.”

    “HAVADA MİS GİBİ DEĞİŞİM KOKUSU VAR”

    Adil Seçim Platformu’ndan Gazeteci ve halklar ilişkiler uzmanı, araştırmacı Nesteran  Davutoğlu ise, “Toplumu anlamaya çalışıyoruz. Havada mis gibi bir değişim korkusu var. Yurttaşlar da bir endişe de var. Seçmen iradesi seçim sonuçlarına farklı yansırsa gibi bir endişe var. Bu endişeyi gidermek için işbirliği yapıldı. Muhalefetin ortaklaşması için kamuoyu itekledi. İnce teller üzerinden ilerlendi. Adil Seçim Platformu da bu konuda çalışıyor. Bu büyük bir fırsat büyük bir şans diye düşünüyorum” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından Sandık Peşine oluşumu tarafından hazırlanan seçim güvenliğine dair videolar gösterildi.

  • Munzur Gözeleri’nde gözleme yapan kadınlar: Baraj değil barış istiyoruz-VİDEO

    Munzur Gözeleri’nde gözleme yapan kadınlar: Baraj değil barış istiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Ovacık Munzur Gözeleri’nde gözleme yapan emekçi kadınlar, OHAL’in kaldırılmasını ve Munzur’a baraj yapılmamasını istemediklerini belirterek, “Munzur’u halksız bırakmasınlar, Munzur özgür kalsın, suyu özgür aksın” diye konuştular. 

    OHAL’in etkisinin en net görüldüğü kentlerden biri olan Dersim Ovacık’ta kadınlar yaşadığı sıkıntıları PİRHA’ya anlattı.

    Munzur Festivali’nin düzenlenmemesi ziyaretçilerin gelmemesine neden oluyor. Öte yandan son dönemlerde gündeme gelen kamulaştırma ve baraj projeleri Ovacık halkını endişelendiriyor.

    Munzur Gözeleri’nde gözleme yapan Yurdanur Toprak, Selvi Ana ve Birgül Ağdoğan’a mikrofon uzattık.

    İşlerinin ne iyi ne kötü olduğunu belirten Selvi Ana, “İşlerimiz azaldı. İnsanlar gelmiyor artık eskisi gibi. Festival zamanında çok güzel oluyordu, işlerimiz iyiydi. Şimdi olmuyor. Zaten kışın işimiz yok, sadece yazları çalışıyoruz burada” dedi.

    Munzur’da baraj istemediğini dile getiren Selvi Ana, “Suyumuz kesilir, burada ne yapacağız, ekmek paramızı kazanıyoruz, yaşamımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.

    İki çocuğunu gözleme yaparak üniversitede okuttuğunu ifade eden Yurdanur Toprak ise, “İşler bahar olmasına rağmen açılmadı. OHAL koşulları en çok bizi etkiliyor. İnsanlar korkuyor, gelmiyorlar. Burası çok güzel. Haberlerde verildiği gibi değil burası” diyen toprak şöyle devam etti:

    “Bir OHAL bölgesi yaratıyorlar, insanları tedirgin ediyorlar. İnsanların gelmemesi için böyle yapıyorlar. İnanmasınlar medyaya, gelsinler burada hiçbir şey yok. Biz burada çocuk büyütüyoruz. İnsanlar burada korkmasın. Büyükşehirler, metropoller daha tehlikeli. Burası huzur dolu. Buranın mis gibi suyunu, temiz havasını çeksinler. Burada her şey organik; peyniri, çökeleği, her şey güzel.”

    “MUNZUR’U HALKSIZ BIRAKMASINLAR”

    Erken seçimin Türkiye’nin ekonomisi için oldukça yanlış olduğunu belirten Toprak şunları ifade etti:

    “Seçimden umudumuz, beklentilerimiz var. Yenilikler, değişiklikler olsun, OHAL kalksın. Burada festivaller olsun. Ne oluyor; valiye emir geliyor, yasak uygulanıyor, festivaller iptal oluyor. Hiçbir yörenin festivali iptal olmuyor da neden Dersim’in festivali iptal oluyor. İnsanları toprağından, inançlarından koparıyorlar, koparmasınlar. Bizi bizden koparmasınlar. Munzur’u halksız bırakmasınlar. Munzur özgür kalsın, suyu özgür aksın.”

    “Barajlar yapılmasın buraya” diyen Toprak “Barajlar yapılırsa kar yağmaz. Kar yağmazsa kuraklık olur. Baraj yapılırsa buranın doğası biter, burası doğayla, karla güzel. Evlerimiz su altında kalır” dedi.

    “BURADA DOĞDUK, BURADA ÖLMEK İSTİYORUZ”

    Yapılan barajlarla göç etmek zorunda kalacaklarını ancak bu yaştan sonra gidip başka yerlerde çalışamayacağını belirten Yurdanur Toprak son olarak şunları kaydetti:

    “Diyelim biz şehre gittik; ne yapabiliriz şehirde? 53 yaşındayım, nerede gidip kölelik yapabilirim? Yapamam. Burada toprağımla, davarımla uğraşıyorum. Burada gelip gözleme yapıyorum. Orada ne yapabilirim? Nereye gitsek de boğulup kalırız. İnancımızla, ziyaretimizle biz burada doğduk burada ölmek istiyoruz. Baraj yapılmasın. Hangisi gelirse başa gelsin bizim beklentimiz, baraj yapmasınlar. Biz inancımızı yaşıyoruz, inanç umudumuzdur. Herkes umutla yaşar.”

    Birgül Ağdoğan ise, “Burada 4-5 ay çalışıyoruz. Mayıs’ta başlıyoruz Ekim Kasım gibi bırakıyoruz. Yazları çok insan geliyor buraya. İnsanlar doğayı çok beğeniyorlar. Biz de her şeyi doğal yapıyoruz. Peynirimizi, yağımızı, çökeleğimizi köyden getiriyoruz. Her şeyimiz köy ürünüdür” diye konuştu.

    “BÜYÜKŞEHİRLERDE İNSANLAR ÖLÜME TERK EDİLMİŞ”

    “Burayı terk etmek istemiyoruz. Büyükşehirlerde yaşayamam. Doğada büyümüşüm. İnsanların gelip buraya nefes alması lazım. Büyükşehirler tam bir zulüm. Oralarda hava yok, su yok, doğal hiçbir şey yok. İnsanlar orada ölüme terk edilmiş” diyen Ağdoğan şöyle devam etti:

    “Biz burada iş yapıyoruz ama Ovacık esnafı iş yapamıyor. Festival Ovacık esnafının işine çok yarıyordu, şimdi çok mağdurlar. Festivalin olmasını çok istiyoruz. Ovacık merkez, Tunceli esnafı herkes yararlanıyordu. Hem de halkımız bir araya geliyor. Güzel ilişkiler kuruluyordu. Burada günlerce, aylarca yollar kapalıydı. Biz burada devam ediyorduk yine sorun olmuyordu. Festival yapılsa halk gelir. Ne zor şartlarda geldiler buraya her koşulda yine gelirler. Zamanında günlerce Dersim merkezde bekleyip yine gelmişlerdi buraya.”

    “İNANCIMIZ KAYBOLURSA YOK OLURUZ”

    Seçimlere ilişkin; ne olacağını bilmediklerini dile getiren Ağdoğan, “Böyle sessizlikler olunca sonucu kötü oluyor. Halk bedeller ödedi. Hükümet kanla besleniyor. Mazlum halk için iyi şeyler olmasını istiyoruz. Huzur olsun, insanlar acı çekmesin istiyoruz. Barış istiyoruz. Baraj istemiyoruz. Munzur’un özgür akması için savaşacağız, mücadelemizi bırakmayacağız. Tek nefes aldığımız yer burası. Burası giderse yaşayamayız. Dersim merkez baraj yüzünden yaşanmaz halde. İnsanlar doğayı bozuyor zaten baraj her şeyi bitirir. Bitkiler, yaban hayatı yok olur” diye konuştu.

    “Biz doğayla varız” diyen Birgül Ağdoğan, “Biz sabahları dua ederek kalkıyoruz, çıramızı yakıyoruz doğaya. İnancımız kaybolursa yok oluruz. Mazlum halka barış diliyorum. Her yerde mazlum halk ölüyor. Halkın ne günahı var. Onlar rahat yaşasın diye mazlum halkı öldürdüler” ifadelerini kullandı.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN- İsmet SEFER / DERSİM

     

  • ‘7’sinden 77’sine burada doğduk burada ölmek istiyoruz’- VİDEO

    ‘7’sinden 77’sine burada doğduk burada ölmek istiyoruz’- VİDEO

    PİRHA- Yıllarca İstanbul’da darphanede çalıştıktan sonra Balıkesir Zeytinli’ye bağlı Mehmetalan köyüne dönen Metin Aktaş yıllarca Kaz dağlarında yapılan maden aramalarına ve HES’lere karşı mücadele yürütüyor. Mehmetalan Muhtarı Metin Aktaş, “Türkiye Afrika’ya dönmesin çünkü bizim Kaz dağlarımız altından daha değerlidir” diyor.

    Türkiye’nin birçok bölgesinde yapılan maden aramaları ve HES çalışmaları doğa, insan, kültür ve inanç katliamlarına yol açıyor. Yapılan maden aramaları ve HES’lerle insanlar yerinden ediliyor. Mezarları, ziyaretleri ve tarihleri sular altında bırakılırken, birçok bitki ve canlının da yok olmasına yol açıyor. Balıkesir Zeytinli’ye bağlı Mehmetalan köyünde yapılmak istenen baraj ve maden arama kazıları ile birçok zeytin ağacı yok edilirken köylü göçe zorlanıyor, akarsularına ve derelerine de el konuluyor.

    Balıkesir Zeytinli’ye bağlı 146 haneli ve 550 nüfuslu Mehmetalan Köyü’ne yapılmak isten baraj ve maden aramalarına karşı ise köy halkı direnmeye devam ediyor. Memedalan Köyü Muhtarı Metin Aktaş köylerine yapılacak barajlara, çevre sorunlarına ve Tahtacı Türkmen Alevi inancına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “TÜRKİYE AFRİKA OLMASIN”

    Yıllarca İstanbul’da darphanede altın dökümcüsü olarak çalıştıktan sonra köyünde muhtar olan Aktaş şunları ifade etti:

    “2006 yılında Körfez’e ve köyüme geri döndüğümde bu yörede Küçükkuyu’nun üzerinde altın madeni araması faaliyeti olduğunu duydum. Marmara Çevre Örgütü Edremit Şubesi’ne üye olduktan sonra çevre mücadelesine başladım. Ben yıllarca darphanede altın işiyle uğraştığım için altının üretildiği yerleri de bildiğimden Türkiye Afrika olmasın diye bu işin içine girdim. Biz ‘Kaz Dağlarımız altından daha değerlidir’ sloganıyla bu yollara çıktık ve mücadelemizi hala devam ettirmekteyiz.”

    MADEN ARAMALARI BÖLGEDE TEHDİT OLUŞTURUYOR

    Kaz Dağlarındaki maden çalışmalarına değinen Aktaş maden arama çalışmalarının çevreye ve insanlara verdiği zararı şöyle aktarıyor:

    “Edremit Havran ilçesine bağlı Tepeoba Köyü’nde yapılan maden çalışması Kazdağları’na vurulmuş hançerdir. Marupten ve bakır işletmeciliği adı altında orada hala faaliyetini sürdüren bir maden var. Bazen çıkan küçük yangınları söndürmek için madenler için açılan havuzdan su alınıyor. Bu duruma vicdanımızın sızladığını söylemek durumundayım. Çünkü o havuzda siyanür olmasa da kimyasal maddelerle arındırma yapıldığından o zehirli sularla yangın söndürüldü. Onun için bir dönem Edremit’te anons yapıldı. Havran tarafından gelen kuzugöbeği mantarlarını almayın diye. Çünkü oradaki yangınlar o havuzdan alınan zehirli suyla söndürüldü. Yani biz bunların bilinci içerisindeyiz.”

    EDREMİT KÖRFEZİ’NDE 11 BARAJ PROJESİ

    Köylerinin yanındaki Zeytinli çayına baraj yapılmak istendiğini dile getiren Aktaş bu barajların madenlerin su ihtiyaçlarını karşılamak amaçlı olduğuna dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Zeytinli Çayı’nda baraj yapılmak isteniyor. Bu baraj Mehmetalan Köyü’nün gelirinin yüzde 60’ını oluşturan Kirişlik Vadisi dediğimiz bir vadiye yapılmak istenmektedir. Buna rağmen köylünün de şuana kadar zeytin giderinin yüzde 60’ı o vadiden sağlanmaktadır. O baraj yapıldığında benim köyümün gelirinin yüzde 60’ı gidecektir. Bunun dışında bu madenler için barajların yapıldığını biz biliyoruz. Halklarımızı ve köylülerimizi de bu konularda bilinçlendirme aşamasındayız. Çünkü bir ton toprağın madende işlenebilmesi için 3 ton suya ihtiyacı vardır. Onun için bu Edremit körfezindeki bütün akarsuları üzerinden bu hükümetimizin 11 tane baraj projesi vardır. Bunlardan birisi de Mehmetalan Köyü’nün yanındadır. Biz bu madene karşı su elde etmek için yapılan projeler olduğunu biliyoruz.”

    “SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ”

    Maden ve HES çalışmalarının devam ettiğini belirten Aktaş, “Söz konusu. Projeler durdurulmuş ya da iptal edilmiş değil. Şuanda 11 tane körfezde baraj projesi var. Hiçbiri de durdurulmamış. Ama ödenek olmadığından şu anda durağan haldeler. Yani Kazdağları’nın kuzey taraflarında 6 tane maden arama çalışması var” diyen Aktaş şöyle devam etti:

    “Kazdağları’nın her tarafı bizim için birdir. Oradaki maden aramaları da mahkeme kararıyla durduruldu. Ama atalarımız ‘Su uyur düşman uyumaz’ demiş. Biz köy halkı olarak bu baraj yapılacaksa zeytinliklerden yukarıya yapılsın diyoruz. Biz baraj yapımına kökten karşı değiliz. Ancak maden için ve içme suyu için baraj yapılacak yerde zeytinliklerin de sulamaya ihtiyacı var.”

    “BURADA DOĞDUK, BURADA ÖLMEK İSTİYORUZ”

    Yapılacak barajlarla zeytinliklerin yanı sıra köyünde bir kısmının göçe zorlanacağını vurgulayan Aktaş, “Biz burada doğduk, burada büyüdük, burada ölmek istiyoruz. Çünkü Tahtacı Türkmeniyiz. Türkmen inancı Şamanizm’e dayanan bir inançtır. Yani yıllar önce Yavuz Sultan Selim’in Alevileri katledişinde biz kendimizi saklamamışız. Bizim yan köylerimiz var, onlar da Alevi soyundan gelme. Ama Yavuz Sultan döneminde kendilerini asimile etmişler, soyutlamışlar. Ama biz soyutlamamışız” diye konuştu.

    “İBADETİMİZİ KORKUYLA HEP SAKLADIK YILLARCA”

    Türkiye’deki Alevi inancına yönelik yapılan saldırı ve ayrımcılığa da değinen Mehmetalan Köyü Muhtarı Metin Aktaş şunları ifade etti:

    “1400’lü yıllardan beri Toroslara gelmiş Tahtacılarız. Fatih Sultan Mehmet Haliç’e gemileri aşırmak için biz Tahtacılardan destek alıp bu Kazdağları’ndaki köknar ağaçlarından kereste yapıp Haliç’e gemileri aşırmış. O zamanlardan beri biz iç içe yaşamışız. Ama ortaokul dönemimde bize yan köylerden ‘Türkmen Türkmen ben senden ürkmem’ diye ifadelerde bulunurlardı. Bize karşı bilinçaltında beslenmiş bazı şeyler olduğuna inanıyoruz. Bizde bir söz vardır bunu dünya bilir ‘Eline, beline, diline sahip olacaksın.’ Zaten bunların uygulandığı anda her yerde barış olur. Sen bu üç şeyi hayata geçirdiğin an dostluk orada var, kardeşlik orada var, barış orada var. İbadetimizin içerisinde her şey orada gizli. Küskünler bizim ibadetimizde barıştırılır. Kavgalılar bizim ibadetlerimizde barıştırılır. Hakimlik de ibadetimizin içinde, yargı da ibadetimizin içinde. Biz bunları dışa vurmayıp gizlediğimiz için mum söndü gibi söylentiler ortaya çıkıyordu. Bunlar aslı astarı olmayan şeyler. İbadet yaparken yıllar önce elektrik yoktu. Benim köyüme 69 yılında geldi elektrik. Ondan önce gaz lambaları ve fenerlerle yapılıyordu. İbadet yapılırken jandarmaya falan şikayet olduğunda bekçi konurdu, lambaları söndürürmüş. Mum söndü hikayesi bundan belki uydurulmuş olabilir. Korkudan, baskıdan, zulümden dolayı kendini saklamak için yapılmış bir şey.” (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’deki Aleviler için barajlar hayatı tehdit ediyor

    Dersim’deki Aleviler için barajlar hayatı tehdit ediyor

    Dersim’de var olan barajlar doğayı ve yaşam alanlarını yok ederken, yapılmak istenen barajlar ile de bu tehdit devam ediyor. 

    Reuters haber ajansı, Dersim’deki barajlara ilişkin hukukçu, çevreci ve yöre halkı ile görüştü. Aleviler için barajın hayatı tehdit ettiğine dikkat çekti.

    Dersim’de bulunan Munzur nehrindeki 2010 yılında tamamlanan Uzunçayır hidroelektrik barajına ilişkin Avukat ve eylemci Barış Yıldırım konuştu. Yıldırım, yaşam alanları ve doğayı koruyan Alevilerin, 2008’den bu yana hükümetin daha fazla baraj inşa etmesini engellemek için bir misyon üstlendi. Yıldırım, “Bu park o barajı yapan şirket tarafından bizi rahatlatmak için inşa edildi” dedi. “Ama şimdi dua etmeliyiz.”

    Yıldırım dava açtı ve yıllar içinde bazı davaları kazandı. Şimdi de, hükümetin yakındaki bir doğa rezervinin içinde yer alacak olan Konaktepe barajı için araziyi ele geçirmesini engellemeye çalışıyor.

    Yıldırım, kazanan Alevilerin kültürel mirasını kurtarmak anlamına gelebileceğini söyledi.

    Dört yıl önce Yıldırım, Konaktepe barajının yapımına son veren ülkenin en yüksek mahkemesinde dava açtı. Mahkeme, barajın, 1600 tür flora ve faunanın geliştiği, biyolojik çeşitlilik açısından zengin bir bölge olan Munzur Milli Parkı’ndan kesileceği için yasadışı olduğuna karar verdi. Yıldırım, mahkeme kararına rağmen, araziyi satın alıp ele geçirerek projeyi ileriye taşımaya devam ettiğini belirtti.

    MERAL UÇ: EVLER SULAR ALTINDA KALACAK

    Dersim’deki 40 sivil toplum örgütünün bir koalisyonu olan Munzur Özgür Aksın Meclis üyesi Meral Uç ise barajlara karşı çıkan yerli halkın enerji politikalarının kurbanı haline geldiğini söyledi.

    Yetkililerin Türkiye’nin enerji ve su ihtiyaçlarını karşılamak ve enerjiyi satan ülkelere bağımlılığını azaltmak için hidroelektrik barajlara ihtiyaç olduğu açıklamalarına ilişkin Uç, “Devlet, yabancı ülkelerden enerjiye olan bağımlılığını azaltmak istiyor. Ancak Konaktepe, insanların evlerini sular altında kalacak” dedi.

    ARAZİSİNİ SATANLAR: KÖYÜNÜZ PARİS GİBİ GÖRÜNECEK

    1985’te, Celal Kara’nın babası, ilk Dersim barajlarından biri olan Mercan’ın inşa edilmesinden sonra arazisini sattı. Kara, “Babam ikna oldu, çünkü hükümet bize köyümüzün Paris gibi görüneceğini söyledi. Ama ağaçlar kesildi. Doğa yok edildi ve köyümüzü kaybettik ”dedi.

    “YEREL HALKA KARŞI PROJELER ÜRETİLİYOR”
    ABD merkezli bir savunuculuk grubu olan International Rivers’ın sözcüsü Sarah Bardeen, Dersim halkının zor durumda kaldığını söyledi. “Hükümetler yargılarına uymalı ve Türkiye yargısı, 2014 yılında Konaktepe Barajı’nı kesin olarak durdurdu. Ancak proje, çirkin kafasını yeniden yetiştiriyor” dedi. “Hükümet kurallara uymazsa, yerliler ve müttefikleri, yerel halkın isteklerine karşı yasadışı bir proje ile ilerleyen finansçıları ve inşaat şirketlerini hedeflemek zorunda kalacaklar.”

  • ‘Tagar Çayı Çemişgezek’te can suyumuzdur, HES yapımına karşıyız’-VİDEO

    ‘Tagar Çayı Çemişgezek’te can suyumuzdur, HES yapımına karşıyız’-VİDEO

    PİRHA – Dersim Çemişgezek’te bulunan Tagar Çayı üzerinde yapımı planlanan HES projesine ilişkin PİRHA’ya konuşan Çemişgezek Belediye Başkanı Ahmet Şadan Ersoy ve Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız, HES projesinin ilçenin can suyu olan Tagar Çayı’nı bitireceğini, projeye karşı olduklarını belirttiler. 

    Çemişgezek’te Tagar Çayı üzerinde yapılması planlanan HES projesine Belediye Başkanı  Ahmet Şadan Ersoy ve Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız, çayın; ilçenin can suyu olduğunu söyleyerek projeye karşı olduklarını PİRHA’ya anlattılar.

    “HES, İLÇENİN HAYAT DAMARINI KESER”

    “Tağar Çayımız bizim aort damarımız gibidir. HES’le birlikte Çemişgezek’in bütün hayatı sonlanmış olacaktır. Çünkü Çemigezek’te çocukluğumuz ve bütün çocukların hayatı suyun kenarında geçiyor” diye konuşan Çemişgezek Belediye Başkanı Ahmet Şadan Ersoy şunları aktardı:

    “Siz bunu bitirdiğiniz vakit geyiklerin, su samurlarının hayatını bitireceksiniz, doğanın dengesini bozmuş olacaksınız. İlçenin hayat damarını kesmiş olacaksınız. Biz bunun için kesinlikle olmaz diyoruz, HES yapılmasına kaşıyız. Şimdi içme suyu sorunlarımız var; yapılacak olan barajların regülatör kısmı su kaynaklarının bulunduğu bölgeler. Siz bu bölgelere yaşam veren suyu kuruttuğunuz vakit su sorununu nasıl çözeceksiniz. Yeraltı sularıyla çözülemez. Biz müracaat ettiğimiz halde su kaynağıyla DSİ’den olumsuz raporlar geldi. Bu raporların sebebi barajlar. Barajlar Çemişgezek’in su sorunu ötelenmiş değil sorun yaratmış oluyor.”

    Ersoy, “Bütün yetkililerin Çemişgezek halkının yanında olmasını istiyoruz. Burada enerji verecek bir suyumuz yok. Biz içme suyundan mahrum olacağız, dağ keçilerinden, su samurlarından mahrum olacağız” diye konuşarak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Yılları bırakın yüzyıllar önceki tarihi yapılarımız yok olacak. Ne karşılığı bu HES yapılmış olacak. O nedenle tüm yetkili kişilerin duyarlı olmasını istiyoruz.”

    “ÇEMİŞGEZEK’İN CAN SUYU; TAĞAR ÇAYI”

    Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız ise HES projesine neden karşı olduğunu şöyle açıklıyor:

    “Çemişgezek’in can suyu Tağar. İlçenin ortasından geçen bu çay; herkesin kenarında oturduğu, çocukların yüzdüğü, insanların geldiği kısacası hayattır. Devletin bu tür yerlerde vatandaşın yaşamını hiçbir zaman engellememesi gerek. Gelip incelemeli. Buradaki suyla HES yapılır mı yapılmaz mı. Neden vatandaş tepki duyuyor, tüm yetkililerin jeolojik yapıları incelemeleri gerek. Hemen yanımızda dağ keçileri gezer, otlar, suya gelir. Onun için bu konuyu kendim Cemevi Başkanı olarak, Tağar Çayı’nın davacısı olarak beni de benim çocuğumu da bütün halkı da etkiliyor. Buraya HES yapılmasına, vatandaşın hayatını zorlaştırmasına ne benim ne başkasının ne devletin hakkı yoktur.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Bursa’dan Dersim’e 60 bin fidan

    Bursa’dan Dersim’e 60 bin fidan

    Bursa’da çalışma yürüten Dersim’de Tarımsal Kalkınma Ön Çalışma Grubu, bu yıl Dersim’e 60 bin meyve ve akasya fidanı gönderdi. 

    Dersim ve Erzincan’da hidroelektrik santraller (HES), barajlar ve maden ocaklarıyla doğanın tahribatına karşı, aralarında Dersimli müzisyenlerin de olduğu bir grup sanatçı  4 yıl önce doğa katliamına karşı “Bin Ceviz Fidanı” adıyla yaptığı etkinliğin ardından Bursa’nın Kestel ilçesinde oluşan Dersim’de Tarımsal Kalkınma Ön Çalışma Grubu bu yıl da Dersim’e fidan gönderdi. Dersim’e gönderilen fidanlar, Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği Cemevi bahçesinde merkez ve ilçelerden gelen vatandaşlara ücretsiz olarak dağıtıldı.

    Kenan Sungur başkanlığındaki Dersim Tarımsal Kalkınma Ön Çalışma Komisyonda, Orhan Sarıbal, Fırat Dersimli, Hediye Zengi, Meysun Ayva, Mahmut  Eriş, Ümit Eriş  yer alıyor.

    KURSİYELERLE TOPLANTILAR YAPILDI

    Evrensel’e konuşan Dersim’de Tarımsal Kalkınma Ön Çalışma Grubu Başkanı Kenan Sungur, Dersim’e fidan göndermenin 4 yıldır yapıldığını belirtti. Sungur, bu yıl ağırlıklı olarak, meyve, arıcılık için akasya ve dış mekan süslemesi için 60 bin civarında fidanın Bursa’dan Dersim’e gönderildiğini söyledi. 3 yıldır sürekli yaptıkları ağaç aşısı, budama ve terbiye sistemleri kursunu bu yıl yapmadıkları bilgisini veren Sungur şunları söyledi: “Verdiğimiz kursun yararlı olup olmadığını, alanda çalışma yaparak ve daha önce kurslarımıza katılan öğrencilerin durumunu baktıktan sonra kursun verilip-verilmeyeceğine karar verdik. Bunun içinde Dersim merkez ve Pertek’te iki ayrı toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantılara daha önce kurslarımıza katılan öğrencilerimiz katıldı. Kursun gerekli olduğu yönünde görüş belirttiler. Alanda yaptığımız çalışmada kurslarımıza katılan öğrencilerin yaptıkları çalışmanın olumlu olduğunu gördük. Karşılaştığımız ziraat mühendisleri, bizim kurslara katılanların başarılı oldukları yönünde görüşlerini dile getirdiler. Bunun üzerine önümüzdeki yıl tekrar ağaç budama, aşı ve terbiye kurslarımıza devam edeceğiz.”

    Sungur, kursiyerlerin pratik yapmaları için Pertek’e bin aşısız fidan da gönderdiklerini de belirtti. Dersim’in endemik bitki çeşitliliğini hatırlatan Sungur, 4 yıl önce, başlattıkları çalışma öncesinde Dersim’de alan çalışması yaptıklarını söyledi. Çalışmayla Dersim’in iklimine uygun ve aynı zamanda yerel çeşitliliğini koruyacak bitkilerin belirlemeye çalıştıklarını anlatan Sungur, ceviz, badem ve kiraz ağacının Dersim’in iklim ve toprak yapısına en uygun ağaçların başında yer aldığını belirtti. 

    DERSİMLİ KÖYLÜ ÜRETİMDEN KOPARTILDI

    Sungur, Dersim’de yaptıkları alan çalışması sırasında önemli bilgileri de ulaştıklarına vurgu yaptı. Özellikle 1980’den sonra Dersim köylülerinin tamamen üretimden kopartmaya yönelik politikaların sonucu gözlemlediklerini anlatan Sungur, bunun 1994’teki köylerin boşaltmasıyla bu politikanın daha da hızlandığına dikkat çekti. 1980 öncesi Dersim’in Nazimiye ilçesine bağlı ve Pülümür ilçesiyle sınır olan Hakis (Büyükyurt) köyünde yılda 12 ton cevizin elde edildiği bilgisine ulaştıklarını anlatan Sungur, “Pülümür’de kaymakamlığı ait o dönemde ceviz kırma makinesinin olduğu gördük. Bu tek örnek üzerinden Dersim’in coğrafyasının ne kadar zengin olduğunu bizlere gösteriyor” dedi. 
    Sungur, devletin kurumlarından ve belediyelerden de gerekli desteği görmediklerini belirtti.

    DESTEK YETERLİ DEĞİL 

    Tarım il ve ilçe müdürlükleri ile ziraat odalarını yapması gereken işleri yapmak zorunda kaldıklarını belirten Sungur, “Dersimli köylüler devletin köylülere yaptığı teşvik çalışmaları hakkında yeterince bilgilendirilmiyor. Duyurusu yapılıp bırakılıyor. Bursa’daki çiftçinin yararlandığı imkanlardan haberi olmuyor” diye konuştu. Önümüzdeki yıl meşhur Ulukale dutu ile cevizle ilgili çalışma yaptıklarını ve önümüzdeki yıl Dersim’e Ulukale dutu ve ceviz fidanlarını göndereceklerini belirten Sungur, “Bundan sonra Dersim’de kapalı bahçe sistemi üzerinden çalışmalarımızı yapmak istiyoruz. Bunu da badem, dut ve kiraz bahçelerini oluşturmak istiyoruz. Bunu yaparken de yerli türleri üzerinden yapacağız. Çünkü, köylünün tek tek evinin önünde ektiği meyve ağaçları, ceviz ağaçları, dut ağaçları alıcı bulmaz. Ama bu binlerce dönüm arazi de olması durumunda, alıcı bulur. Bu durumda kooperatifleşmenin önünü açar. Dersim’e artı değer katar” diye konuştu. 

    NE OLMUŞTU?

    2014’te Dersimli Müzisyenler Metin Kahraman, Erdoğan Emir ve Ahmet Aslan’ın başlattığı “Dersim’de Bin Ceviz Fidanı” girişimi Dersim Dernekleri Federasyonu, Munzur Çevre Derneği. Dersim Kültürel ve Doğal Mirası Koruma Girişimi, Pülümür Dağyolu ve Kırkmeşe Köyleri Sosyal Yardımlaşma Dernekleri, Dersim Kulturverein Mainz, Berlin Free Munzur Çevre İnisiyatifi de destek vermişti . Etkinlik 19 Nisan’da Erzincan’da başlayıp, 22 Nisan’da Dersim’in Ovacık ilçesinde ise Gezi direnişi döneminde polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu 268 gün yaşam mücadelesi veren Berkin Elvan’ın adının verildiği fidanlığa fidanların dikilmesiyle son ermişti. Bursa’nın Kestel ilçesinde destek verdiği etkinlik sonrası Kestel’de yapılan toplantı sonrasında, Bursa’da Dersim’de Tarımsal Kalkınma Ön Çalışma Grubu oluşmuştu. 

    Benzer haberler…

    Dersim’e 40 bin fidan

     

     

  • ‘Keçinin yediği tüm otları yiyoruz’-VİDEO

    ‘Keçinin yediği tüm otları yiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Baharın gelmesiyle birlikte Balıkesir’de kadınlar ellerindeki torbaları alıp çayır çimen gezip ot toplamaya başladı. Balıkesir’in Zeytinli Köyü’nde ot toplayan Aynur Açıkgöz, “Eskiden buralar zeytinlikti kesip ev yaptılar şimdi ise baraj yapıp su altında bırakacaklar” diyor.  

    İnsanlığın toplumsallığını ve varlığını sürdürmede en temel rol oynayan toplayıcılık kadın üzerinden varlığını sürdürmeye devam ediyor. Balıkesir Edremit ilçesine bağlı Zeytinli köyünde yaşayan 53 yaşındaki Aynur Açıkgöz, baharın müjdecilerinden biri de olan mucizevi otları toplamak için çıkmış patikalara. Hem spor yapıp hem de ot toplayan Açıkgöz, annesinden öğrendiği otları doğadan toplayarak yemek ve börek yapıyor. Açıkgöz, “Keçinin yediği ve ölmediği bütün otları yiyebiliriz” diyor.

    KİMİNİ HAŞLIYOR KİMİNİ BÖREK YAPIYOR

    Arap saçı, gelincik otu, kıyı otu, turp otu, radika gibi pek çok ot çeşidinin bulunduğu kaz dağlarının o muhteşem doğasında elinde poşetiyle denk geliyoruz Açıkgöz’e. Bu otların hemen hepsinin yenildiğini söyleyen Açıkgöz, “Kimini kavuruyoruz, kimini haşlıyoruz kimini de börek yapıp yiyoruz. Artık yavaş yavaş bu otların mevsimi geçiyor ve kavala kalkıyorlar. Çünkü artık tarlalar ekilmeye başlıyor” diyor.

    Bu otların daha çok kışın yenildiğini aktaran Açıkgöz, şöyle konuşuyor:

    “Kazayağı ve benzeri birçok çeşit ot var. Keçinin yediği ve ölmediği bütün otlar yeniliyor. Ben bu ot çeşitlerini annemden öğrendim. Annem de annesinden öğrenmiş.”

    HER ŞEY DOĞADAN

    Zeytinlikleri olan Açıkgöz’ün eşi de inşaat ustası. Zeytinleri toplamış tarlaların sürülüp ekilmesini bekliyor.

    Açıkgöz her şeyini doğadan elde ettiğini şu sözlerle ifade ediyor:

    “Toprakla uğraşınca insan spor yapmış oluyor ve güzel oluyor. Buralarda kimse aç kalmaz. Çıkıp doğada odun topluyor, ot topluyor. Bizim de zeytin tarlamız olduğundan zeytinyağına para vermiyoruz. Tarlada topladığımız zeytinden yağımız elde ediyoruz. Her şeyimizi doğadan elde ediyoruz.”

    HALK BARAJ İSTEMİYOR

    Şimdilerde bu zeytinlik alanlara yapılmak istenen barajlara da değiniyor Açıkgöz, “Ancak buranın halkı istemiyor. Yakınımızda yer alan Memedalan Köyü’nün tepeleri sular altında kalacakmış. Köyde yaşayanlar bu barajları istemiyor” diyor.

    “DOĞA GÜN GEÇTİKÇE YOK OLUYOR”

    Zeytinlik alanların imara açılması ile birlikte yaşam alanlarının giderek daraldığından da dert yanan Açıkgöz, “Bu zeytinlik alana ev yapımları çok olmaya başladı. Artık toprak kalmayacak. Benim çocukluğumda buralar hep zeytinlikti ama şimdi hep ev olmuş. Ve doğa gün geçtikçe yok oluyor” diyerek tepki gösteriyor.

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    BALIKESİR

  • Dersim’in Ovacık ilçesi su altında kalabilir

    Dersim’in Ovacık ilçesi su altında kalabilir

    Dersim Ovacık’ın bir bölümünü su altında bırakacak plan yargı kararlarına rağmen onaylandı. Planlanan, Konaktepe Barajı su tutarsa ‘komünist ilçe’ Ovacık sular altında kalacak.
    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli Çevre Düzeni Planı, Dersim’in Ovacık ilçesinin bir bölümünün Konaktepe Barajı suları altında kalmasını öngörüyor. Danıştay’ın proje ile ilgili “ÇED yapmadan plan yapılamaz” diyen iki ayrı kararına rağmen onaylanan projenin hayata geçmesi durumunda Ovacık taşınmak zorunda kalacak. Dersim Barosu Başkanı Av. Barış Yıldırım bu kararın hukuken yok hükmünde olduğu görüşünde.

    Malatya, Elazığ, Bingöl ve Tunceli 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı Değişikliği Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylandı. 2040 yılını hedef alarak hazırlandığı belirtilen planın sürdürülebilir kalkınma perspektifini taşıdığı dile getiriliyor. Bunun için “doğal, tarih ve kültürel kaynakların rasyonel kullanımı” vurgusu öne çıkarılırken, “bölgenin ekolojik dengesinin korunması, konut, tarım, sanayi, turizm gibi arazi kullanım kararlarının düzenli ve dengeli gelişiminin sağlanması” gibi unsurların gözetildiği iddia ediliyor.

    BARAJ SU TUTARSA OVACIK TAŞINACAK!

    Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre Munzur Vadisi’nde yapımı planlanan baraj ve HES’lerle ilgili öngörülerin de yer aldığı planda Ovacık ile ilgili şu cümleler yer alıyor: “Munzur Vadisi Milli Parkı içerisinde yapılması söz konusu olan Konaktepe Baraj Gölü’nün Ovacık yerleşimine olası etkileri göz önüne alınmış ve söz konusu barajın uygulamaya geçmesi ile baraj altında kalacak yerleşimler için ilgili kamu kurum ve kuruluşlardan alınacak görüşler doğrultusunda, yeni yerleşim alanına taşınması durumunda mevcut plan ve eşikler göz önünde bulundurularak, Ovacık yerleşimine ait 2040 yılı için gelişme alanı 51 ha olarak belirlenmiştir.”

    YARGI KARARINA RAĞMEN

    Planın 2012’den bu yana gündemde olduğunu belirten Av.Yıldırım, Konaktepe Barajı ile ilgili plan yapılmasının hukuken olanaksız olduğunu söyledi. Konaktepe Barajı ve Konaktepe HES 1 ve HES 2 projelerine ilişkin 22 Mart 2010 tarihinde dava açtıklarını aktaran Yıldırım, Danıştay 13. Dairesinin de projeye ilişkin iptal kararı verdiğini ve kararın kesinleştiğini belirtti.

    PLAN YOK HÜKMÜNDE

    Danıştay’ın iki ayrı dosyasında verilmiş iki ayrı kararın söz konusu olduğuna vurgu yapan Yıldırım; “Bu bakımdan Çevre Düzeni Planı yapılması hukuken mümkün değil. Yani Konaktepe Barajına ilişkin plan yapılmasının hukuk karşısında bir geçerliliği yok, hükümsüzdür” dedi.

  • Pir Hasan Doğan: Dersim’de kültürel ve inançsal olarak Aleviliği yok ediyorlar-VİDEO

    Pir Hasan Doğan: Dersim’de kültürel ve inançsal olarak Aleviliği yok ediyorlar-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de yaşayan Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını değerlendiren  Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi pirlerinden Cemal Abdal Ocağı’na mensup Hasan Doğan, “Eskiden biz Alevileri katledip, yok edip, göç ettiriyorlardı. Şimdi ise kültürel ve inançsal olarak biz Alevileri yok ediyorlar” dedi.

    Haberin Videosu

    Alevilerin yoğun olarak yaşadığı ve Alevilerin ikinci serçeşmesi olarak görülen Dersim’e yönelik bir çok katliam, asimilasyon ve yerinden etme politikası uygulandı, hala da uygulanıyor. Kerbeladan bugüne kadar birçok defa katledilen Aleviler özellikle Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Dersim bölgesine yönelik birçok katliam, göç ve asimilasyon politikası uygulamıştır. Cumhuriyetin kurulmasının ardından 1938’li yıllarda ise Dersim harekatı adı altın 60 bine yakın insan katledilmiştir. Günümüzde ise Dersim’de katliamlar boyut değiştirerek bölgedeki halkın göç etmesi için barajlar yapılıyor, çeşitli baskı politikaları uygulanıyor.

    Cemal Abdal Ocağı ve İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi pirlerinden Hasan Doğan, Alevilerin yoğun yaşadığı ve geçmişten günümüze kadar farklı bir kimliğe sahip olduğu için katliamlara, baskılara ve göç politikalarına maruz kalan Alevilerin ikinci serçeşmesi olarak görülen Dersim’e ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “DERSİM TARİHİ SÜREÇTE İYİ İRDELENMELİ”

    Dersim’in tarihi süreçte iyi irdelenmesi gerektiğinin altını çizen Doğan, “Dersim’e Osmanlı ve Selçukluların yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti’nin de tam anlamı ile giremediğini belirterek şöyle devam etti:

    “Çok sayıda asker ve kolluk kuvvetini Dersim’de bulundurmalarına rağmen Dersim halkı asla mevcut düzene boyun eğmiş değil. Çünkü biz Alevi toplumunun kendi iç hukuku vardır. Cemlerimizde kurulan mahkemede haklıyı haksızı belirleriz. Biz kendi iç hukukumuzu İslamiyet’ten asırlar önce oluşturmuşuz. Dersim bugün de genç Türkiye Cumhuriyeti tarafından hep bir çıbanbaşı olarak görüldü. Bir çıbanbaşı olarakta temizlenmeliydi. Nasıl temizlemeye çalıştılar peki? 1926’da Tunceli kanunu çıkararak toplu katliamlar ve göç ettirmeler ile yapıldı. 1934 ve 38 yıllarında ise iyice hat safhaya ulaştı. Devlet kaynakları 14-15 bin kişinin katledildiğini kabul etse bile aslında 60 binin üzerinde insan katledilmiş veya sürgün edilmiştir. Bugün halen yaşayan kayıp kızlarımız vardır. Benim ailemde göç ettirmeler ve sürgünler olmuştur. Babamın amcası olan Süleyman dedemin halen mezarının nerede olduğunu bilmiyoruz.”

    “DERSİM ALEVİLERİN İKİNCİ SERÇEŞMESİDİR”

    Doğan, “Dersim Türkiye’deki Aleviler için ikinci serçeşmedir. Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli Dergahı’nda Nahşi postişlerin atılması ile pir ocakları Hünkar Hacı Bektaş’ı Veli bölgesi olan Karaca Höyük’ü terk edip Dersim’i serçeşme olarak aldılar. Bugün Anadolu’daki bütün ocak sahiplerinin hepsinin ocaklarının Dersim’de olması bir tesadüf değildir. Daha dağlık bölgeler olmasına rağmen oralara gitmediler. Bunu da şöyle açıklayabiliriz: Dersim, Deylem bölgesi olduğu için oraya gittiler. Asırlar önce Alevilik Anadolu’da vardı ve Anadolu halkının bir inancıydı. Bugünkü Dersim de bunun bir devamıdır. Devamı olduğu için sisteme sürekli muhalif ve sitemin dayattığı kurallara asla boyun eğmemiştir. Kendi kendini yönetmeyi bilmiştir. Ve bir dağ gibi orada durmuştur” diye konuştu.

    “DERSİM CEMEVİ, ASİMİLASYONA YOL AÇIYOR”

    “Günümüz koşullarında baktığımızda Dersim bölgesinde her dönem her gelen iktidar kendi Alevisini yaratmaya çalışıyor” diyen Doğan şunları ifade etti:

    “Alan çalışması yaptığımızda bir bakıyoruz Dersim’de mevcut bir cemevimiz var. Dersim’deki cemevi, Tunceli Üniversitesi ve devletin kolluk kuvvetleri hep beraber ortak hareket ederek asimilasyon politikası uyguluyorlar. Eskiden biz Alevileri katledip, yok edip, göç ettiriyorlardı. Şimdi ise kültürel ve inançsal olarak biz Alevileri yok ediyorlar. Kültürümüzün ve inancımızın içini boşaltıp, ziyaretlerimizin büyük bir bölümünü sular altında bırakıyorlar. Ayrıca inançsal değerlerimizi boşaltacak insanları bu bölgelere atıyorlar.

    Dersim’de belli başlı ailelerin çocuklarına molla eğitimi verildiğini söyleyen Doğan, “Molla eğitimini tamamlayan çocuklar köylerine geri döndüğünde bugünkü hal ve hareketler ortaya çıkıyor. İşte asimilasyon dediğimiz şey bu” dedi.

    “HAK HUKUK YİYENLER CEMEVİNE GİRMEMELİDİR”

    Alevi örgütlülüğünün Dersimi iyi gözden geçirmesi gerektiğini belirten Doğan, “Bugün Dersim’deki cemevinin yapısını, malum bir vakfa bağlı olduğu için değiştiremiyoruz. Bu vakfın yöneticileri Türkiye’deki Aleviler tarafından suçüstü yakalandı. Cemevlerine devlet erkinin götürülüp önünde el pençe durulması veya dedelerin devlet erkinin elini öpmesi kabul edilecek bir durum değildir” dedi.

    Doğan, “Devleti yöneten insanlar ne yaparsa yapsın hak hukuk yemiştir. Hak hukuk yiyen insanlar bırak cemevine, bahçesine dahi girememelidir. Buna cemevi dedeleri ve yöneticileri izin vermemeliler. Ancak Dersim Cemevi’nde bunları yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Doğan, gençliğin önemine dikkat çekerek şunları kaydetti:

    “Bizim için önemli olan gençliktir. Elli yaş üzeri insanı dönüştürme şansımız yok bu saatten sonra. Ancak gençlerimizi de teslim etmeyelim. Özellikle Dersim bölgesine bakıldığında bar, pavyon ve alkolün çok tüketildiği yer olarak görülüyor. Özellikle dışarıdan konsomatrisler getirilip Dersim’de çalıştırıldı. Ancak halk buna karşı çıkarak bu gibi işletmelerin kapatılmasını sağladılar.”

    “GENÇLERİMİZ ZEHİRLENİYOR VE ZEHİRLETTİRİLİYOR”

    Dersim’de gençlerin devlet ve kolluk kuvvetleri tarafından zehirlendiğini belirten İstanbul Kartal Pir Sultan Abdal Şubesi’ne bağlı cemevi dedelerinden Hasan Doğan şunları ifade etti:

    “Kişi başına iki buçuk güvenlik görevlisi düştüğü bir ilde uyuşturucun halk tarafından kullanılması mümkün değil. Bunun anlamı  gençler güvenlik görevlileri tarafından uyuşturucu bataklığına düşürülüyor. Gençlerimiz zehirleniyor ve zehirlettiriliyor. Alevi kurumları kendi yol ve erkan çerçevesinde Alevi öğretisini gençlere öğretip, aşılatarak ancak bu sorunu aşabilir. Bunun için inanç kurulunun aldığı karar gereği cemevlerinin birer eğitim yuvası haline dönüştürülmesi gerekiyor. Bu şarttır ve kaçınılmazdır. Elbette ki çürük elmalarımız var. Ama yavaş yavaş içimizdeki çürük elmaları geçmişte yaptığımız gibi temizlemeliyiz. Çünkü Alevi tarihi başkaldırı ve isyanlar tarihidir. Asla haksızlığa boyun eğmeyecek ve hakkını hukukunu savunacak güce sahiptir.”  (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Dersim’de taş ocağınıza karşıyız be kardeşim! Peki ama neden?’

    ‘Dersim’de taş ocağınıza karşıyız be kardeşim! Peki ama neden?’

    PİRHA- Dersim’deki çevre aktivistleri doğayı ve tüm canlıları tehdit eden HES, baraj, maden ve baraj projelerine neden ‘Hayır’ dediklerini madde madde anlattılar. Açıklamada, “Doğamız parsel parsel bu doğanın talanından sermaye kazanan şirketlere yerle bir edilmek üzere teslim ediliyor” denildi.  

    Dersim Kocakoç Pah bölgesinde daha önceden açılmak istenen fakat protestolar nedeniyle askıya alınan taş ocağı için ilgili şirket ve ortaklarının köye gidip taş ocağını işletme faaliyetine başlayacakları öğrenildi. Bölgede yaşayan köylülerin projenin durdurulması karşı mücadelelerini yürütüyor.

    Dersim’nin doğasını yok eden bu projelere karşı mücadele yürüten çevre aktivistleri Haydar Çetinkaya ve Burhan Gündoğan, neden taş ocağına karşı olduklarını anlattılar. Yapılacak projelerin ise tüm çevresel etkiler dikkate alınarak gerçekleşmesi gerektiğini vurguladılar.

    Yerüstü ve yeraltı doğal kaynaklarının Türkiye ve dünyada hammadde ihtiyacından kaynaklı hızla tükendiğine dikkat çekilerek, “Her gün değişen kanunlar ile özellikle madencilik ve enerji sektörünün önü açılıyor, şirketlere çoğu ülkelerde görmediğimiz yetkiler ve haklar tanınıyor, doğayı ve tabiatı koruma kanunlarında değişiklikler yapılarak dokunulmaması gereken orman arazileri, milli parklar, sitler, tarım ve yaşam alanları inşaat, madencilik ve enerji şirketlerinin hizmetine sunulur hale getiriliyor. Yerli ve yabancı şirketlerin iştahı kabarıyor. Herkes alabildiğince bu pastadan pay almaya çalışıyor. Pastadan pay alan, bir dilim ve bir dilim daha istiyor. Gözü bir türlü doymuyor. Doğamız parsel parsel bu doğanın talanından sermaye kazanan şirketlere yerle bir edilmek üzere teslim ediliyor” denildi.

    Doğa tahribatının, insan ve çevre sağlığı açısından ciddi sorunlar teşkil eden sorunların Dersim’de de yaşandığına dikkat çekildi.

    HES, BARAJ, MADEN, TAŞ OCAĞI PROJELERİ…

    Açıklamada Dersim coğrafyasında yapılan ve yapılmak istenen HES, baraj, maden projeleri ile bu projeleri Dersim’de neleri yok edeceği anlatıldı:

    “7774 km2 lik yüzölçümüyle Dersim coğrafyasında ve ilin sınırlarını çizen nehirler üzerinde 8’i tamamlanmış en az 25 Baraj ve HES projesi. Binlerce, yüzbinlerce yıllardır özgürce akan nehirler önlerine set çekilerek ölüm sessizliğine gömülüyor. Sular altında yok olup giden topraklarımız, doğamız, köylerimiz, mezarlarımız, ziyaretlerimiz ve anılarımız.
    Yerli ve yabancı sermayeye şirketlerine verilmiş onbinlerce hektar büyüklüğünde ve işi bittiklerinde üzerinde yaşam adına ne varsa yok edilecek, ölü toprakların bırakılacağı onlarca altın, bakır, krom madeni projeleri. Bütün bunların yanında bir de ruhsat almış veya başvurusu yapılmış 100 den fazla taş, alçı ve kireç taşı projeleri var haritamızda.

    Marçik’te açılmak istenen taş ocağına, daha birkaç gün önce Sinan köyünde bir kez daha girişimde bulunulan projeye, Pah’ta yapılması planlanan, Pah karakolunun dibindeki taş ocağı projesine, Uzuntarla önlerindeki kireç ocaklarına, Gömemiş’teki projeye, Gaxmud’a açılmak istene taş ocağı, kireç taşı projelerine bir bakalım. 50 km karelik bir alanda ve hepsi de doğa ile iç içe. Su kaynaklarına, yaşam alanlarına çok yakın. O bölgede yaşayan insanların sağlığı, psikolojileri hergün çalışan iş makinalarının sesi nedeniyle bozulacak.”

    Açıklamada tüm bunların karşısında insanların mera alanlarına, orman arazilerine, yaşam alanlarına, tarım arazilerine, bağına, bostanına, su kaynaklarına zarar veren, insan sağlığını hiçe sayan projeler karşı çıktığı ve direnebildiği kadar direndiği ifade edildi.

    PROJELERDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

    Temel amaçlarını, doğayı, doğal yaşam alanlarını, yaban hayatı ve hava su kaynakları korumak olduğunu söyleyen çevreciler bu projeler yapılırken dikkat edilmesini istediğimiz önemli hususlar şöyle sıraladılar:

    * Çevresel etkileri olan bu tür projelerde mutlaka projenin büyüklüğüne bakılmaksızın ÇED süreci zorunlu tutulmalıdır.
    * Halkın görüşü mutlaka dikkate alınmalıdır.
    * Bu tür projeler yerleşim yerlerinden mutlaka uzakta bulundurulmalıdır.
    * Tarımsal alanlardan, bağ-bahçe ve arıcılık, hayvancılık yapılan mera alanlarından uzak olmalıdır.
    * Bu projeler içme suyu kaynaklarına zarar vermeyecek, dere ve nehir yataklarından uzakta olmalıdır.
    * Orman arazileri, önemli bitki türleri ve yaban hayatı barındıran bölgelere bu tür projeler yapılmamalıdır.
    * Kültür varlığı, inanç yeri, ziyaretgah ve mezarlık alanlardan uzak durulmalıdır.
    * Devlet, orman arazilerinin bu tür projeler için tahsisinden vazgeçmelidir. Ormanlarımız korunmalıdır. (HABER MERKEZİ)