Etiket: basın metni

  • Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Öztürk: Öğretmenlerin haklı mücadelesi polis şiddetiyle engellenemez!

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Öztürk: Öğretmenlerin haklı mücadelesi polis şiddetiyle engellenemez!

    PİRHA- Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, özel sektör öğretmenleri ve mülakat mağduru öğretmenlerin Ankara’da sürdürdüğü eylemlere yönelik polis müdahalesine tepki göstererek, öğretmenlerin anayasal haklarını kullandıkları için şiddet ve gözaltılarla karşı karşıya bırakıldığını belirtti. Öztürk, “Öğretmenlerin karşısına barikat değil, çözüm konulmalıdır” dedi.

    Eğitim Sen Antalya Şube Başkanı Kadir Öztürk, yaptığı yazılı açıklamada, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası ile mülakat mağduru öğretmenlerin taban maaş, güvenceli çalışma, insanca yaşayabilecekleri ücret ve özlük haklarının güvence altına alınması talepleriyle 8 gündür Ankara’da eylem yaptığını hatırlattı.

    Öğretmenlerin taleplerine sessiz kalınması üzerine açlık grevine başladığını belirten Öztürk, meslektaşlarının yedi gündür açlık grevinde olduğunu ifade etti.

    “ÖĞRETMENLER POLİS ŞİDDETİYLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILDI”

    Öztürk, öğretmenlerin taleplerini kamuoyuna duyurmak amacıyla Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Ankara Temsilciliği önünden Madenci Anıtı’na yürümek istediğini ancak polis engeliyle karşılaştığını belirtti.

    Yapılan müdahalede biber gazı kullanıldığını, öğretmenlerin darp edildiğini, yerlerde sürüklendiğini ve çok sayıda kişinin gözaltına alındığını kaydeden Öztürk, öğretmenlere yönelik müdahalelerin artık sistematik bir hal aldığını söyledi.

    Açıklamada, anayasal haklarını kullanarak basın açıklaması yapmak ve yürüyüş düzenlemek isteyen öğretmenlerin günlerdir polis ablukası, fiziksel şiddet ve gözaltılarla karşı karşıya bırakıldığı vurgulandı. Dayanışma amacıyla eylemlere katılan sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcilerinin de benzer müdahalelerin hedefi olduğu ifade edildi.

    “HAK ARAMAK SUÇ DEĞİLDİR”

    Öğretmenlerin çalışma ve yaşam koşullarına ilişkin sorunların çözülmesi gerekirken iktidarın taleplere polis şiddetiyle yanıt vermesinin kabul edilemez olduğunu belirten Öztürk, hak aramanın suç olmadığını söyledi.

    Basın açıklaması yapmak, yürümek ve sendikal faaliyet yürütmenin demokratik ve anayasal haklar olduğunun altını çizen Öztürk, öğretmenlerin taleplerine yönelik baskı, şiddet ve gözaltı uygulamalarına son verilmesi çağrısında bulundu.

    “BU MÜCADELE BÜTÜN ÖĞRETMENLERİN ORTAK MÜCADELESİDİR”

    Öğretmenlik mesleğinin yıllardır düşük ücret, güvencesizlik, işsizlik, mülakat uygulamaları ve ağır çalışma koşulları nedeniyle itibarsızlaştırıldığını belirten Öztürk, özel okul öğretmenlerinin düşük ücretlere ve patronların keyfi uygulamalarına mahkûm edildiğini ifade etti.

    Atama bekleyen öğretmenlerin geleceğinin mülakat uygulamaları nedeniyle karartıldığını belirten Öztürk, kamuda ve özel sektörde farklı statüler altında çalışan öğretmenlerin emeğinin değersizleştirildiğini söyledi.

    Özel sektör öğretmenlerinin taban maaş ve güvenceli çalışma talebi ile mülakat mağduru öğretmenlerin hak mücadelesinin bütün öğretmenlerin ortak mücadelesi olduğunu vurgulayan Öztürk, bunun aynı zamanda öğretmenlik mesleğinin onurunu, emeğin değerini ve öğrencilerin nitelikli eğitim hakkını savunma mücadelesi olduğunu kaydetti.

    TALEPLER SIRALANDI

    Eğitim Sen olarak öğretmenleri birbirinden ayıran statü farklılıklarını reddettiklerini belirten Öztürk, kamuda ve özel sektörde çalışan, atama bekleyen, sözleşmeli ya da ücretli tüm öğretmenlerin ortak mücadelesini büyütmeye devam edeceklerini ifade etti.

    Öztürk, özel sektörde çalışan öğretmenler için taban maaş hakkının yasal güvence altına alınmasını, güvenceli çalışma koşullarının sağlanmasını, mülakat mağduru öğretmenlerin haklarının teslim edilmesini, açlık grevindeki öğretmenlerin taleplerinin karşılanmasını ve polis müdahalelerinin son bulmasını istedi.

    “Öğretmenlerin karşısına barikat değil, çözüm konulmalıdır” diyen Öztürk, “Öğretmenlerin emeği, mesleği ve onuru gözaltına alınamaz. Hak arayan öğretmenler yalnız değildir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANTALYA

  • Antalya Kadın Platformu’ndan Larin Kayataş açıklaması: Ahlakınız sizin olsun, biz hakkımızı alacağız

    Antalya Kadın Platformu’ndan Larin Kayataş açıklaması: Ahlakınız sizin olsun, biz hakkımızı alacağız

    PİRHA- Antalya Kadın Platformu, trans kadın doktor Larin Kayataş’ın yeniden meslekten men edilmesine tepki gösterdi. Platform, kararın hukuksuz olduğunu belirterek dayanışma çağrısı yaptı.

    Antalya Kadın Platformu, Türkiye’nin açık kimlikli ilk trans kadın doktorlarından biri olan Larin Kayataş hakkında alınan meslekten men kararına ilişkin yazılı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, mahkeme kararlarına rağmen Kayataş’ın yeniden meslekten men edilmesinin hukuk dışı olduğu vurgulanarak, uygulamanın ayrımcılık ve nefret politikalarının bir sonucu olduğu ifade edildi.

    Platform açıklamasında, Larin Kayataş’ın daha önce meslekten men edilmesine karşı açtığı davaların tamamını kazandığı hatırlatılarak, şu an mesleğini icra etmesinin önünde herhangi bir yasal engel bulunmadığı belirtildi. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı’nın mahkeme kararını tanımayarak Kayataş’ı yeniden meslekten men ettiği ve hakkında hapis istemiyle dava açıldığı ifade edildi.

    Açıklamada, Kayataş’ın kendi beyanına da yer verilerek yaklaşık 10 ay süren dava sürecinde hazırlanan kapsamlı müfettiş raporunda özel hayatının hukuka aykırı biçimde incelendiği ve yaşanan sürecin kendisi tarafından “işkence” ve “sivil ölüm” olarak tanımlandığı aktarıldı.

    “LARİN KAYATAŞ KONUSU BİR HUKUK MESELESİDİR”

    Antalya Kadın Platformu, yaşananların yalnızca bireysel bir durum olmadığını, doğrudan hukukun işleyişiyle ilgili olduğunu vurguladı. Açıklamada, Kayataş’ın uzun yıllara dayanan tıp eğitimi sonrası kamu görevine başladığı ancak mesleki yeterlilik ya da etikle ilgisi olmayan gerekçelerle görevinden uzaklaştırıldığı ifade edildi.

    Kararın, LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılığın ve özellikle trans bireylere dönük sistematik baskının bir yansıması olduğu belirtilen açıklamada, şu değerlendirmelere yer verildi:

    Meslekten men kararının hukuki değil siyasi olduğu

    Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğünün zedelendiği

    Emek hakkının gasp edildiği

    “KABUL ETMİYORUZ, ETMEYECEĞİZ”

    Platform, 8 Mart’ta dile getirilen “Emeğimiz, kimliğimiz, sözümüz için sokaktayız” vurgusunu hatırlatarak, Larin Kayataş ile dayanışmanın süreceğini belirtti. Açıklamada, kadınlar ve LGBTİ+’ların emeklerinden, kimliklerinden ve yaşam haklarından vazgeçmeyeceği ifade edildi.

    Ayrıca kamu kurumları aracılığıyla nefret politikalarının hayata geçirildiği savunularak bu uygulamaların kabul edilmeyeceği vurgulandı.

    DAYANIŞMA ÇAĞRISI

    Antalya Kadın Platformu, Larin Kayataş’ın yaptığı dayanışma çağrısına katıldıklarını belirterek, kadın ve LGBTİ+ örgütlerini ortak mücadeleye davet etti.

    Açıklama şu ifadeyle son buldu:
    “Kadınlar ve translar aynı emek mücadelesinde birlikte yürümeye devam edecekler. Bizim dayanışmamız sizin nefretinizi yenecek.”

    PİRHA/ANTALYA

  • Alevi kurumları: Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz; sebebi demokrasi ile ilgili vaadleri

    Alevi kurumları: Kılıçdaroğlu’nu destekliyoruz; sebebi demokrasi ile ilgili vaadleri

    PİRHA – Alevi kurumları “evet açıkça söylüyoruz ki, bu inanç kimliğinin evladı olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanındayız ve onu destekliyoruz. Ancak, bunun sebebi sadece kimliği değil, nitelikleridir. Uzlaştırıcı kişiliğidir. Dürüstlüğü ve tek adam rejimine karşı demokrasi ile ilgili vaadleridir” dedi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu(ADFE), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK), Alevi Kültür Dernekleri(AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) ve Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu(AABF), Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliğini açıkladığı videoya ilişkin ortak yazılı bir açıklama yayınladı.

    13.Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Alevi” başlığıyla yayınladığı videonun Alevileri ve Alevi kurumlarını memnun etmekle birlikte bir o kadar da endişeye ve üzüntüye sevk ettiği belirtildi.

    “Kimliklerimiz onurumuzdur, eşit yurttaşlık ve laik-demokratik cumhuriyet temel taleplerimizdir” başlığıyla yapılan açıklamanın tamamı şöyle:

    “KİMLİĞİNİ AÇIKLAMAYA ZORLAMA İNSAN HAKKI İHLALİ”

    “13.Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu, kimliğini açıklamasına zorlayan yaklaşım, bu ülkede hala ayrımcılığın, inkarcı ve asimilasyoncu politikaların hangi boyutta olduğunun göstergesidir.

    Sayın Kılıçdaroğlu’nun adaylıkta adı geçtiği günden beri nasıl bir linç kampanyası ile karşı karşıya kaldığı ortadadır. Alevi kimliği üzerinden, insanlık dışı, ırkçı ve orta çağ kalıntısı bir zorbalıkla karşılaşan sayın Kılıçdaroğlu’nun dün yayınlanan ve kimliğini deklere ettiği videosu, biz Alevileri ve Alevi kurumlarını memnun etmekle birlikte bir o kadar da endişeye ve üzüntüye sevk etmiştir.

    Memnun olduk çünkü; bu ülkede yıllarca Alevi olduğunu söyleyemeyen bizler eğer bugün sokakta, okulda, işyerinde ve siyasette evet ben Aleviyim diyebiliyorsak bunu ödediğimiz ağır bedellere ve kurumlarımızın kararlılıkla sürdürdüğü eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesine borçluyuz. Bu güne bu mücadele sayesinde geldik. Endişelendik ve üzüldük çünkü, hiçbir demokratik ülkede insanlar kimliklerini açıklamaya zorlanamazlar. Böyle bir zorlama insan hakkı ihlalidir.

    “AYRIMCILIKTAN VE HAKSIZLIKLARDAN KURTULAMADIK”

    Kimlikler üzerinden siyaset yapmak ne yazık ki bizim gibi demokrasiden ve laiklikten nasiplenmemiş ülkelere aittir.

    Aleviler ve Alevi kurumları olarak biz hiçbir zaman insanları ırkları, inançları, dilleri ve milliyetleri üzerinden yargılamadık ve ayrımcılığa tabi tutmadık. Ancak, buna rağmen ayrımcılıktan ve haksızlıklardan kurtulamadık.

    Bugüne kadar oy verdiğimiz adayların kimliklerini sorgulamadık ama bizler her alanda kimliğimiz üzerinden dışlandık ve ayrımcılığa uğradık. Bunun bütün sebebi yukarıda da belirttiğimiz üzere laik ve demokratik Cumhuriyetten mahrum oluşumuzdur.

    Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun da ifade ettiği gibi, esas olanın dürüstlük, çağdaşlık, liyakat olduğunu göremeyen ve duyguları ile hareket eden hiçbir toplum ilerleyemez. Ortadoğu devletlerine benzemekten de kurtulamaz. Alevi kurumlarının yegane çabası ve mücadelesinin temeli budur.

    Aklın ve bilimin ışığında ilerleyebilmemizin, kültürel yönden zenginleşebilmemizin, eşit yurttaşlar olarak, barış içinde ve kardeşçe birlikte yaşayabilmemizin yolu laik ve demokratik Cumhuriyettir.

    Sevgili Canlar,
    Evet biz Aleviler Hak, Muhammed, Ali inancına sahibiz, insan-ı kamil olmaktır gayemiz, insanın gül cemalidir kabemiz. 72 millete aynı nazarda bakmayanı kendimizden saymayız. Tabiattaki canlı cansız bütün varlıkları Hakk’ın bir zerresi sayar ona göre davranırız. Bir canlıya kıymayı Hakk’a kıymak olarak görürüz. Çalana, şiddet uygulayana, zulmedene, kul hakkı yiyene iyi gözle bakmayız. İncinsek de incitmeyiz. Zulme seyirci kalmayız, zalimi alkışlamayız.

    “KILIÇDAROĞLU’NUN YANINDAYIZ”

    Evet açıkça söylüyoruz ki, bu inanç kimliğinin evladı olan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanındayız ve onu destekliyoruz. Ancak, bunun sebebi sadece kimliği değil, nitelikleridir. Uzlaştırıcı kişiliğidir. Dürüstlüğü ve tek adam rejimine karşı demokrasi ile ilgili vaadleridir. Bu desteğimiz körü körüne bir destek değildir. Kimsenin şüphesi olmasın ki, seçilmesinden sonra taleplerimiz karşısında duyarsız kalması ve topluma verdiği sözleri unutması halinde en büyük muhalefeti yapacak olan da biz oluruz.

    Sevgili Canlar;
    Yoksulluk, yolsuzluklar, haksızlıklar, açlık, sefalet, ayrımcılık, bunca cahillik ve bunca ölümler kaderimiz olamaz. Tek adam rejimini hak etmiyoruz. Gelin hep birlikte bu ülkeyi özgürleştirelim. Kimliklerimiz hepimizin onurudur. Kimlikler üzerinden siyaset yapanlara fırsat vermeyelim. Laik ve demokratik Cumhuriyeti birlikte inşaa edelim.

    Başka Türkiye yok canlar. Kardeşçe ve barış içerisinde birlikte yaşayacağız. Acıyı da, kederi de, sevinci de birlikte duyumsayacağız.
    Binbir renkte açan çiçekler misali bu ülkede yaşayan farklı kültür ve inançlardan 85 milyonun ihtiyacı barıştır, huzurdur, iştir, ekmektir ve tabi ki özgürlüklerdir.

    Farklılıklarımız, zenginliğimizdir. O halde ayrımcılığa ve adaletsizliklere karşı Türkiye halklarına açık çağrımızdır:

    GELİN CANLAR BİR OLALIM..”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL

  • Eğitim-Sen Antalya Şube: Eşitlik ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz!

    Eğitim-Sen Antalya Şube: Eşitlik ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz!

    PİRHA- 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle Eğitim-Sen Antalya Şubesi,Eşitlik ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz, isyanımızı büyütüyoruz” şiarıyla bir basın açıklaması yaptı. 

    Eğitim-Sen Antalya Şubesi, “Eşitlik ve özgürlük mücadelemizden vazgeçmiyoruz, isyanımızı büyütüyoruz” şiarıyla bir basın açıklaması yaptı.

    Şube Kadın Sekreteri Emine Nar Kaya’nın imzasıyla yayınlanan açıklamada, “Biz kadınlar bugün dünyanın dört yanında eşitsizliği, yoksulluğu, savaşları ve şiddeti üreten erkek egemen kapitalizme karşı isyanımızı meydanlara taşımak, kadın dayanışmasının sınırları aşan gücüyle buluşmak ve itirazlarımızı hep birlikte daha fazla duyurmak için yine alanlardayız” dedi.

    Açıklamada örgütlü kadın mücadelesine vurgu yapılarak şunlar kaydedildi:

    “Biz kadınlar şiddete, sömürüye karşı, yaşamın özgür özneleri olma mücadelesini uzun yıllardır ve aralıksız bir biçimde sürdürüyoruz. Kadın hak ve özgürlüğüne dair bugün ne varsa kadınların yıllardır yürüttüğü mücadelenin sonucu olduğunun farkındayız. Emeğimizin gaspı ve bedenimizin denetimine dayalı, tarihsel arka planı çok güçlü eril zihniyetin üzerimizde kurduğu sistematik tahakkümü kırmanın tek yolunun yine sürekli ve örgütlü kadın mücadelesini yükseltmekten geçmekte olduğunu biliyoruz.

    Pandemi boyunca da ekonomik ve sosyal güvenceden yoksun bırakılırken, daha fazla yoksullaşıp, işsizleşip, güvencesiz- kayıt dışı çalışma koşullarında sömürülürken, istihdamdan kopup hane içi tüm bakım yüklerini karşılıksız olarak yüklenmek zorunda kalırken, şiddet ve istismar tehdidi altında yaşamaya zorlanırken, çözüm üretmek yerine kadına yönelik şiddeti ve istismarı meşru gören bu anlayışı, ürettiği politikaları ve uygulamalarını kabul etmiyoruz. Biz kadınlar toplumsal alanın her aşamasında varız ve var olmaya devam edeceğiz. Dünya emeğimiz üzerinde dönüyor. Hayatlarımıza ve emeğimize sahip çıkmaya her koşulda devam edeceğiz.

    Yaşadığımız her türlü erkek-devlet şiddetinin karşısında birlikte mücadele ederek ve birbirimizle dayanışarak kazanacağımızı biliyoruz. Yılmadan ve bıkmadan yıllardır söylediğimizi buradan bir kez daha haykırıyoruz; “kadına yönelik şiddet münferit değil, politiktir ve bu şiddeti önlemenin en önemli yolu da kadın mücadelesinden ve kadın dayanışmasından geçer. Bugün çok daha güçlü ve çok daha örgütlü olarak hayatlarımıza ve haklarımıza sahip çıkıyor.”

    “Eşitlik ve özgürlük mücadelesinden vazgeçmiyoruz, isyanımızı büyütüyoruz” denilen açıklamada İstanbul Sözleşmesi’nden de asla vazgeçilemeceği belirtildi.

    Açıklamada şunlar vurgulandı:

    • Kadınları erkeğe, sermayeye ve devlete daha da bağımlı hale getirmek için her türlü krizi fırsata çevirmenin hesabını yapanlara karşı sesimizi yükseltmek hesap sormak için İSYANDAYIZ!
    • Emeğimiz, bedenimiz ve kimliğimiz üzerindeki binlerce yıllık erkek egemen sömürü düzenine karşı İSYANDAYIZ!
    • Sermayeye, ranta, savaşa aktarılan bütçeye karşı toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe hakkımıza sahip çıkmak için İSYANDAYIZ!
    • Fetvalarıyla ne giyeceğimizi ne söyleyeceğimizi, nasıl yaşayacağımızı, erkeğe biat ve itaat etmemizi dayatarak bize sınır çizenlere karşı İSYANDAYIZ!
    • “İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararına karşı İstanbul Sözleşmesi uygulansın demek için İSYANDAYIZ!
    • Her türlü yasağa ve baskıya karşı eşitlik ve özgürlük için İSYANDAYIZ!
    • Her gün erkek devlet şiddetiyle katledilen kadınlar için İSYANDAYIZ!
    • İşsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe, gericiliğe, tacize, tecavüze, istismara, kadın katliamlarına karşı İSYANDAYIZ!
    • Ölüme karşı yaşamı, savaşa karşı barışı savunmak için İSYANDAYIZ!

     

    PİRHA /ANTALYA

     

     

     

     

     

  • KESK: İnsan Hakları Eylem Planı’ndan halk iradesine darbe çıktı!

    KESK: İnsan Hakları Eylem Planı’ndan halk iradesine darbe çıktı!

    PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliğinin düşürülmesine ve hemen ardından HDP’ye açılan kapatma davasına tepki gösterdi.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), sosyal medya hesabından bir haberi paylaştığı gerekçesiyle 2 yıl hapis cezası alan ve bu nedenle milletvekilliği düşürülen HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve hemen ardından HDP’ye açılan kapatma davasıyla ilgili yazılı açıklama yaptı.

    KESK Merkez Yürütme Kurulu tarafından yapılan açıklamada, “İnsan Hakları Eylem Planı’ndan Halk İradesine Darbe Çıktı! Sivil Darbeye Karşı Halk İradesini, Demokrasiyi Savunacağız” vurgusu yapıldı.

    AKP iktidarının tek adam rejimini güçlendirmek için önemli iki adım attığı belirtilen açıklamada, ‘HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında siyasallaşan yargı eliyle bir tweet gerekçe gösterilerek önce suç icat edilmiş, ardından ceza verilmiş ve verilen kesinleşmiş yargı kararı hızla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’na sevk edilerek okunmuş, milletvekilliği düşürülmüştür.’ denilerek yaşananlar özetlendi.

    Açıklamanın devamında, “İşlerine geldiğinde “Anayasa Mahkemesi’ne saygı duymuyor, kararını tanımıyorum” ya da “Danıştay aldığı kararla bombanın pimini çekmiştir” gibi söylemlerle en üst düzeyde yargıya savaş açanların şimdi “yargı sürecine saygı duyulmalıdır” demeleri talimatın sahibi olmalarını gözlerden kaçırmaya yöneliktir” denildi.

    “ANAYASAL HAKLAR HUKUKSUZ VE MEŞRU OLMAYAN YOLLARLA ORTADAN KALDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Vekilliğin düşürülmesinin sadece Gergerlioğlu’na değil, onu seçen halkın iradesine saldırı ve saygısızlık olarak değerlendirilen açıklamada, Anayasal hakların bu tür hukuksuz ve meşru olmayan yollarla ortadan kaldırılmaya çalışıldığı vurgulandı.

    İşkence vakalarını, özellikle de çıplak arama gibi insanlık dışı uygulamaları gündeme getirmesiyle iktidarın saldırısına maruz kaldığından bahsedilen açıklamada “Sayın Gergerlioğlu hiç kimse arasında ayrım yapmadan yürüttüğü kararlı ve dirençli insan hakları mücadelesiyle toplumun tüm kesimlerinin saygısını kazanmıştır. İkinci adım ise Meclis’te vekilliği düşürülen Sayın Gergerlioğlu’nun AKP’li kimi vekiller tarafından dışarı çıkarılmaya çalışılması sırasında zamanlaması, içeriği ve hedefi önceden planlanmış olan HDP’ye yönelik kapatma davası ile atılmıştı” İfadeleri yer aldı.

    “ÜLKE ADETA KAPATILAN PARTİ MEZARLIĞINA DÖNÜŞTÜ”

    Ülkenin kapatılan parti mezarlığına döndüğünün altı çizilen açıklamada şöyle denildi:

    “Bu adım Kürt sorununun demokratik yollarla çözümüne, barış içinde bir arada yaşam zeminlerine de büyük bir darbe vuracak, çözümsüzlüğü, toplumda etnik temelde bölünmeyi derinleştirmeye hizmet edecektir.  Ancak iktidar girdiği demokrasi karşıtı bataklıktan hala medet ummakta, sivil darbe mekaniği ile iktidardaki ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Bu tür darbe uygulamalarıyla korku dalgası yaratılmaya, seçme ve seçilme hakkı ortadan kaldırılmaya, tüm muhalif kesimlere gözdağı verilmeye çalışılmaktadır.

    “HAKLARIMIZA, GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    AKP+MHP ittifakının iktidarda kalma dışında bir gündemi ve amacının olmadığı söylenen açıklamaya şöyle devam edildi; “Bu uğurda akla gelebilecek, gelmeyecek her türlü yol ve yöntem planlanmakta, yeri geldiğinde hayata geçirilmektedir. Parti kapatmayı zorlaştırmakla övünenler, mesele kendi bekaları olunca toplum açısından son derece tehlikeli sonuçlar üreteceği açık kararların emrini vermekten geri durmamaktadır. Halkın iradesine, seçme ve seçilme hakkına, bir arada yaşam iradesine, demokrasiye yönelik bu saldırıya, kapatma girişimine karşı demokrasiyi, temel hak ve özgürlükleri, hukuku, bir arada yaşamı, eşitliği savunmaya devam edeceğiz. Sivil darbe uygulamalarına cevabımız daha fazla dayanışma ve birlikte mücadeleyi yükseltmek olacaktır.”

    Açıklamada, ‘Demokratik, eşit, özgür bir ülke isteyen tüm kesimleri bu girişime karşı birlikte mücadele etmeye, haklarımıza, geleceğimize sahip çıkmaya çağırıyoruz” denildi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES’ten hükümete: Artık tükeniyoruz, ihraçlar iade edilmelidir

    SES’ten hükümete: Artık tükeniyoruz, ihraçlar iade edilmelidir

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), sağlık iş kolunda yaşanan ihraçlara dikkat çekerek, “15 Temmuz darbe girişimini fırsata çeviren hükümet, hukuk sistemini adeta OHAL ve KHK ile yönetilen rejime evriltti” dedi. SES, ihraç edilen sağlık emekçilerinin görevlerine iade edilmesi için hükümete çağrı yaptı.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, sürece dair yaptığı yazılı açıklamada, “Pandemi koşullarının yaşandığı bu dönemde sağlık ve sosyal hizmet alanında yaşanan personel eksikliğinin çok daha fazla görünür olmaya başladığını belirtti.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “15 Temmuz darbe girişimini fırsata çeviren hükümet, hukuk sistemini adeta OHAL ve KHK ile yönetilen rejime evriltti. OHAL döneminde gece yarıları çıkarılan 32 KHK ile 134207 kişi savunma hakkı bile tanınmadan ihraç edildi. Bu dönem de ihraç edilenlerin 10 binden fazlası da sağlık ve sosyal hizmet alanında görev yapan emekçilerdi.

    “HER TÜRLÜ DARBEYE KARŞI MÜCADELE ETMİŞ ÜYELERİMİZİ İHRAÇ ETME HUKUKSUZLUĞUNU KABUL ETMİYORUZ”

    Uzun yıllardır sendikamız ve üyelerimiz nitelikli, ücretsiz, ulaşılabilir ve anadilinde sağlık ve sosyal hizmeti savunmakta ve mücadelesini yürütmektedir. Ayrıca hizmet sunumunun planlanmasından sunumuna kadar sağlık emekçilerinin ve örgütlerinin, hizmeti alan toplumun örgütlü yapılarının söz ve karar sahibi olduğu, yöneticilik kademelerinde liyakatin ve mesleki tecrübenin esas alındığı sağlık ve sosyal hizmet modelini savunduk. Yıllarca sağlık alanın torpilden, siyasi partilerden, her türlü dini, etnik grupların referansı ile yönetilmemesi gerektiğini sendikamız ve üyelerimiz her zaman eylemi ve söylemiyle dile getirdi. Yine söylemi ve eylemi ile askeri, sivil her türlü darbelere karşı mücadele etmiş üyelerimizi ihraç etme hukuksuzluğunu bu güne kadar kabul etmedik etmeyeceğiz.

    Pandemi koşullarının yaşandığı bu dönemde sağlık ve sosyal hizmet alanında yaşanan personel eksikliği çok daha fazla görünür olmaya başladı. Aynı zamanda bu dönemde sağlık hakkının ne kadar yaşamsal olduğunu ve bu hakkı yerine getirecek sağlık emekçilerine ne kadar ihtiyaç olduğu da açığa çıkmıştır.”

    “İHRAÇ EDİLEN EMEKÇİLER GÖREVLERİNE İADE EDİLMELİDİR”

    Haksız, hukuksuz ve savunması dahi alınmadan 10 binden fazla sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin ihraç edildiğinin belirtildiği açıklamada, “İhraç edilen 10 binden fazla sağlık ve sosyal hizmet emekçisinin neredeyse tamamı uzun yıllar çalışmış tecrübeli ve liyakatlı insanlardı. Ellerinde varsa delilleri 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ve ilgili yasalar, adli ve idari süreçler elbette işletilebilir. Ulusal ve uluslararası mahkemelerin ve hukuksal mücadelenin önünü kapatmak için kurulan OHAL inceleme komisyonu derhal lağvedilerek ihraç edilen emekçiler görevlerine iade edilmelidir” ifadeleri yer aldı.

    “PERSONEL AÇIĞI KADROLU VE GÜVENCELİ İSTİHDAMLA GİDERİLMELİDİR”

    Sağlık ve sosyal hizmet alanında çalışan emekçilerin gittikçe tükenmekte olduğu vurgulanan açıklamada, “Personel açığı kadrolu ve güvenceli istihdamla giderilmelidir” çağrısı yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD: Yezid aklının devamcıları Ankara Gar Meydanı’nı Kerbelaya çevirmişlerdir

    DAD: Yezid aklının devamcıları Ankara Gar Meydanı’nı Kerbelaya çevirmişlerdir

    PİRHA-DAD, 10 Ekim 2015 yılında Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitirenler için basın metni yayınlayarak, “Hak, adalet, barış isteyen her şeyi göze alarak meydan kuran canlar, Kerbela Meydanı’nda olduğu gibi Yezid iktidarına meydan okumuştur. Yezid rejimine karşı asla geri adım atmamak, anılarını yaşatma sözümüz olmalıdır. Barış dili Yezid’e karşı Şah Hüseyin’in hakikat dilidir” denildi.

    10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin düzenlediği Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi’nde IŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı ile 103 kişi yaşamını yitirmiş ve 400’ü aşkın kişi yaralanmıştı.

    “BARIŞ VE DEMOKRASİ İSTEYEN CANLARIMIZ YEZİD İKTİDARINCA KATLEDİLMİŞLERDİR”

    Katliamın 5. yılına dair açıklama yayınlayan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi (DAD), “10 Ekim biz Aleviler için Yezid zulmüne karşı direnen Şah Hüseyin’in dünyaya Hakk Yol düsturu ile meydan kurduğu, katliamcı iktidar rejime cenk ettiği ve serini verdiği gündür” diyerek, “Zalime karşı milim geri adım atmamış, zerre boyun bükmemiştir. Kerbela meydanına Hakk söylemiş 72 can paresi, yarenleri direnerek Hakk’a nail olmuşlardır. Bizim için Kerbela, Nemrut iktidarlara Hakk sözü söyleme, mazlum ile saf tutmaktır. Firavunlara, Nemrutlara ve Yezidlere karşı mazlumlarla saf tutuşumuz binyılların duruşudur. Kerbela’da bu duruş Hüseyni duruş olarak zamanda yankılanmıştır. Her hakikat elçisi buradan gayret almıştır” değerlendirmesine yer verdi.

    “BARIŞ DİLİ YEZİD’E KARŞI ŞAH HÜSEYİN’İN HAKİKAT DİLİDİR”

    10 Ekim 2015 Ankara Katliamı, zulme karşı emekçilerin, hak savunucularının, mazlumların birlikte insanlığa barış çağrısını yeniden duyurmak için bir araya geldiğini ve meydan kurduğunun belirtildiği açıklamada, şunları aktarıldı:

    “Suriye savaşı ile selefi ideolojinin koruyucusu olarak gören rejim, tüm kolluk güçleri ile göz göre göre gelen katliama, Suruç Katliamı’na engel olmadığı gibi engel olmamıştır. Canlı bombalar kirli siyasetin pratik katliam taşıyıcıları olmuşlardır. Nemrut rejim bunun üzerine siyaset inşa etmiştir. Hak, adalet, barış isteyen, her şeyi göze alarak meydan kuran canlar, Kerbela Meydanın’da olduğu gibi Yezid iktidarına meydan okumuştur. Halkların, Masum-u Pakların barış umudu olmayı dilemişlerdir. Barış bir siyaset ve direnç tarzı olarak saldırıya uğramış, Kerbela’da olduğu gibi Yezid aklın devamcıları katliam gerçekleştirmişlerdir. Rejimlerini savaş ile korumak basiretsizliğinde olanlar, barış dilini geliştirecek bir rahmet kapısı aralamayacak kadar korkakça Ankara Gar Meydanı aynı gün Kerbela Meydanı’na çevrilmiştir. 10 Ekim Hakk’a yürüyen canlarımız saygı ile anıyor. Davalarının ve umutlarının taşıyıcısı olacağımız, Yezid rejime karşı asla geri adım atmamak, anılarını yaşatma sözümüz olmalıdır. Barış dili Yezid’e karşı Şah Hüseyin’in hakikat dilidir. Mazlum Çaresiz, Mekân Rızasız, Zaman Sahipsiz Değildir.”

    PİRHA/HABER MERKEZİ

  • Ses Ankara Şube: Böyle giderse koronavirüsten ölümler 20 bini bulacak

    Ses Ankara Şube: Böyle giderse koronavirüsten ölümler 20 bini bulacak

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, “Ülkemizdeki 2020 yılında gerçekleşmesi muhtemel artışın 2019 yılı verilere göre 444 bin olması beklenmektedir. Yani 444 bin üzerinde gerçekleşen ölümlerin covid kaynaklı ölümler olacağı gerçek yıl sonu itibariyle covid ve kaynaklı ölümlerin 20.000 dolaylarında olacağı” kaydedildi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, koronavirüsten kaynaklı yaşanabilecek ölümlere dair yazılı açıklama yayımladı. Sürecin bu şekilde devam etmesi halinde koronavirüs kaynaklı ve ilişkili ölümlerin sayısının 20 bini bulacağı belirtilen açıklamada, “Sağlık Bakanı yaptığı açıklamalar ile amaçlarının vakaları ve ölümleri önlemek değil, vakaları ve ölümleri gizlemek olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur” denildi.

    Türkiye’de enfeksiyon hastalıkları ve solunum sistemi hastalıklarından kaynaklı yaşanan artışa dikkat çekilen açıklamada, “Sürecin sonbaharın gelişiyle bir kaosu da getireceği gerçekliği ortadadır. Sonbaharda gerçekleşecek yaygın solunum yolları rahatsızlıkları, Kovid-19 salgını ile birlikte ölümlerin artmasında rol oynayacaktır” diye belirtildi.

    MESLEK HASTALIĞI

    Sağlık emekçilerine yapılan testlerin yetersiz olduğuna vurgu yapılan açıklamada, Kovid-19’un meslek hastalığı olarak görülmemesine tepki gösterildi. Bazı hastanelerde Kovid-19 testi pozitif çıkan sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin çalışmaya devam ettiği belirtilen açıklamada, “Halkı bir girdap gibi içine çeken pandemide en büyük yükü omuzlayan sağlık emekçilerinin var olan sayılarıyla hızla artan Kovid hastalarını tedavi etmesine imkan yoktur. Unutulmamalıdır ki sağlık emekçileri de hızla kontamine olmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    “SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARI GASP ETMEKTEDİR”

    Filyasyon ekibinde çalışan sağlık emekçilerinin çalışma saatlerindeki artışa dikkat çekilen açıklamada, “Bakanlık bir yandan emekçileri aşırı yük altına bırakırken, bir yandan da hak edişleri olan sosyal ve ekonomik hakları gasp etmektedir. Sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin hem toplum içerisinde hem de çalışma alanlarında artan riskler nedeniyle bundan sonraki süreçte daha da risk altında olacağı bir süreç olacaktır. Buna rağmen Sağlık Bakanlığı rutin tarama başta olmak üzere sağlık emekçilerinin taleplerine ve isteklerine cevap vermiş değildir” diye belirtildi.

    ŞEFFAFLIK ÇAĞRISI

    Sağlık Bakanlığı’na şeffaf olması çağrısı yapılan açıklamanın devamında, şunlar kaydedildi: “Derhal sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yaşamsal ve süreç içinde artarak devam eden sorunları çözülmelidir. SES Ankara Şube Yürütmesi olarak yetkililere bir kez daha işinizin halkın sağlığını korumak ve sağlık ve sosyal hizmet emekçilerine güvenli çalışma alanları sağlamak olduğunu, vakaları ve ölümleri gizlemek ve duyurmak değil önlemek olduğunu hatırlatıyoruz.” PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara İklim Platformu: Kentimizi ve ekolojiyi birlikte savunalım

    Ankara İklim Platformu: Kentimizi ve ekolojiyi birlikte savunalım

    PİRHA-Ankara İklim Platformu, Ankara’da bulunan Kent ve Ekoloji alanların korunmasına ilişkin bir basın metin yayınladı. Yayınladığı açıklamada, “Her geçen gün  yaşam alanlarımızı, derelerimizi, akarsularımızı, meydanlarımızı kaybediyoruz ” denildi.

    Ankara İklim Platformu Ankara’da bulunan Kent ve Ekoloji alanların korunmasına ilişkin bir basın metin yayınladı.

    Ankara iklim platformu yaptığı açıklamada, “Ankara’da Kent ve Ekoloji Alanında Çalışan Tüm Örgütlere ve Bireylere: Gelin Kentimizi ve Ekolojiyi Birlikte Savunalım! Kentimiz Ankara, yeşil alanlarını, insan olmayan türler için zaten azıcık kalmış yaşam alanlarını, derelerini, akarsularını, meydanlarını kaybediyor” dedi.

    Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Kent ve Ekolojik alanların Bu dev şantiyede düzensiz peyzaj ve kentleşme, toplu taşıma yetersizliği ve pahalılığı, hızlanan karayolu yapımı, yerel ve ekolojik gıdaya erişim güçlükleri, temiz suya erişim sıkıntıları içinde hayatta kalmaya çalışıyoruz.

    “KAPİTALİST SÖMÜRÜ SİSTEMİNE KARŞI MÜCADELENİN BİRLEŞTİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Ankara’da Kent ve Ekoloji Alanında Çalışan Tüm Örgütlere ve Bireylere: Gelin Kentimizi ve Ekolojiyi Birlikte Savunalım! Kentimiz Ankara, yeşil alanlarını, insan olmayan türler için zaten azıcık kalmış yaşam alanlarını, derelerini, akarsularını, meydanlarını kaybediyor. İnşaat sesleri arasında yaşamaya çalışırken; trafik, gürültü, hava kirliliği de hayatımızın bir parçası oluyor. Bu dev şantiyede düzensiz peyzaj ve kentleşme, toplu taşıma yetersizliği ve pahalılığı, hızlanan karayolu yapımı, yerel ve ekolojik gıdaya erişim güçlükleri, temiz suya erişim sıkıntıları içinde hayatta kalmaya çalışıyoruz. Karşımızda uzun yılların birikimi olan korkunç bir tablo var. Ve bu tablonun açık failleri, şirketler ve onların hizmetindeki devlet kurumları.

    Ancak; metalaştırılmış yaşam alanlarımızı geri kazanabileceğimizi; örgütlenerek, direnerek, mücadele ederek bunu değiştirebileceğimizi biliyoruz. O yüzden, doğanın ve kentin talanına karşı verilen küçüklü büyüklü tüm mücadelelerin hem birileriyle hem de kapitalist sömürü sisteminin tamamına karşı verilen diğer sosyal mücadelelerle birleştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

    “YAŞAM BİZİM, DOĞA BİZİM, KENT BİZİM”

    Ankara’da kent ve ekoloji hareketinin farklı bileşenlerinin ve bireylerinin oluşturacağı birleşik ve kalıcı bir Ekoloji Platformu’nun (ya da adına hep beraber ne dersek onun) ilk adımlarını hep beraber atmak istiyoruz. Kentte mücadelenin tüm kanallarını kullanmak için, dayanışmayı büyütmek ve deneyimlerimizle birbirimizden öğrenmek için, kentin sömürülmesine ve kirletilmesine karşı Ankara’nın tarafında herkesi birlikte hareket etmeye davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Yeşiller Sol Parti: Sel felaketi kaderimiz değildir

    Yeşiller Sol Parti: Sel felaketi kaderimiz değildir

    PİRHA-Karadeniz Bölgesi’nde yaşanan sel ve heyelana dair açıklama yapan Yeşiller Sol Parti, “Yanlış olan durum, dere yatakları ve kenarlarında yapılaşmaya ısrar etmektir” dedi. Açıklamada, AKP hükümetinin sorumluluklarını yerine getirmediği ve dere yataklarına müdahale edilip, bölgedeki projelerin doğanın yapısına zarar verdiği kaydedildi.

    Doğu Karadeniz Bölgesi’nde şiddetli yağış sonrası yaşanan sel ve heyelan nedeniyle 6 vatandaş hayatını kaybetti. 10 vatandaşı arama çalışması da sürüyor.

    Yeşiller Sol Parti’nin Giresun, Trabzon ve Ordu İl Örgütleri ortak bir açıklama yayımlayarak, “Bölgede meydana gelen her yağışın sonucunda yaşadığımız can ve mal kayıpları kaderimiz olamaz. 1m2’ye düşen 100kg. civarındaki yağmur asla bölge standartlarının üzerinde değildir. Yanlış olan durum, dere yatakları ve kenarlarında yapılaşmaya ısrar etmektir” dedi.

    “DOĞAYI TAHRİP EDEN HES PROJELERİ VE UYGULAMALARIDIR”

    Yaşanan felaketin doğayı tahribin sonucu olduğunu belirten Yeşiller Sol Parti, “Yıllardır doğayı tahrip eden HES projeleri ve uygulamalarıdır. Ayrıca iktidarın bir hizmetmiş gibi “her eve bir yol” getirme anlayışı bu felaketin diğer nedenlerindendir. Bölgede yol yapımı için kesilen her ağaç doğanın dengesinin bozulmasına neden olduğu gibi, yoğun yağışların felakete dönüşmesine de neden olmaktadır.” dedi.

    Yeşiller Sol Parti yaptığı açıklamada hükümete çağrıda bulunarak, şunları belirtti:

    *Sırf rant ve kar hırsıyla dere yatakları ve kenarlarında yapılaşma faaliyetlerine son verilmelidir.

    *HES projeleri durdurulmalı ve yanlış kentleşme politikalarından vazgeçilmelidir.

    *Bölgede yağışların felakete dönüşmemesinde “can simidi” olan ağaçların kesiminin önüne geçilmelidir.

    *İktidar, yıllardır doğamıza rant gözüyle bakan, ekosistemi yıkan, talancı anlayışından derhal vazgeçmelidir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Derelerin Kardeşliği Platformu: Doğal afet değil, siyasi felaket

    Derelerin Kardeşliği Platformu: Doğal afet değil, siyasi felaket

    PİRHA- Derelerin Kardeşliği Platformu, meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklama yaptı. Platform, bir dizi önlem önerisinde bulunarak doğal alanlara rant projeleri kurmayı hedefleyen tüm çalışmaların durdurulup, iptal edilmesi gerektiğini kaydetti.

    Derelerin Kardeşliği Platformu (DEKAP) Karadeniz’de meydana gelen sel felaketine ilişkin açıklama yaptı. Karadeniz Sahil Yolu’nun sel felaketinde büyük etkisinin olduğunun vurgulandığı açıklamada, felaketin ‘siyasi’ olduğu belirtildi. Açıklamada, “Siyasiler, daha fazla rant uğruna dinlemiyor, felaketlere kapı açıyor” denilerek şunlar kaydedildi:

    Doğal Afet Değil, Siyasi Felaket!

    Bölgemizde yaşanan her sağanak yağış sonrası hep aynı ifadelerle ahlanıp vahlanıyoruz!

    Oysa geçmişte olduğu gibi bugün yaşananlar ve yarında yaşanması muhtemel olan bu felaketler doğal afet falan değil. Düpedüz siyasi felaketler bölge insanının can ve mal varlığını tehdit ediyor. Siyasi felaket yaşanıyor.
    Bizler, ‘bir avuç çevreci’ ve ‘çapulcu’ dedikleri yaşam savunucuları, on yıllardır bu felaketler için uyarıp didiniyor, mücadele ediyor ve akla, bilime, yargı kararlarına, yasa ve yönetmeliklere uyulması gerekliliğini ortaya koyuyoruz!
    Ama siyasiler, daha fazla rant uğruna dinlemiyor, felaketlere kapı açıyor.

    Doğu Karadeniz bölgesi, özellikle Karadeniz Sahil Yolu denilen ve Samsun’dan Hopa’ya kadar uzanan duble yolla adeta katliama açıldı. On yıllarca devam eden çalışmalarla yüzlerce taş ocakları kuruldu bölgede. Gelişigüzel yollar yapıldı.

    Bölgenin topografik yapısını, dik ve sert kayaç yapısını, yamaçlarını hiç hesap etmediler.

    Bitki örtüsünü yok ettiler. Deniz kenarlarını doldurdular. Derelerin, nehirlerin önünü kestiler. Dere yataklarını, havzalarını daralttılar, doldurdular. Sonra HES (Hidroelektrik Santral) projeleri gündeme geldi.
    Ardına maden aramalarını, adına ‘Yeşil Yol’ dedikleri yaylaları, meraları yok eden çalışmalarını eklediler.

    Doğal yaşam alanlarına geri dönüşümsüz zararlar verdiler, katlettiler.
    Doğanın katili olanlar, işte böylece insanların da, yaşamın da katili oluyor.”

    Salgına rağmen çalışmaların durmadığı belirtilerek yeni felaketlere davetiye çıkarıldığı ifade edilerek, “Bunları başlatıp izin veren ve savunanlar da, bizim gibi geçmiş olsun dilekleri yayınlıyor, bölgelere gidip timsah gözyaşları döküyor” denildi.

    Bölgedeki rant çalışmalarının doğal olaylarını felakete dönüştürdüğü belirtilen açıklamada şöyle denildi:

    “Ne Yapılmalı?
    Öncelikle durum tespiti yapılmalı ve neden sorusuna yanıt bulunmalı!
    Sel, heyelan ve su taşkınları… Doğal mı? Değil! Çünkü seller gibi heyelanlar ile su taşkınlarının nedeni de doğaya ve doğal alanlara insan müdahalesidir!
    Dikkat edilirse dere ve nehirlerin doğal alışkanlığı olan ana yatak bölgelerinde değil, plansız ve çarpık kentsel yapılaşmanın olduğu ana arterlerde meydana geliyor bu tür afetler!
    Yani, afetlerin oluştuğu tüm alanlarda mutlaka insan elinin değdiği, geri dönüşümsüz zararlar oluşturulmuş!
    Yani HES yapılmış, taş ocağı açılmış, dere ıslahları yapılmış, yol açılmış; Suyun, havanın, toprağın yapısıyla oynanmış.
    Mesela HES’lerde, suyun iletim tünellerine alındığı kilometreler boyunca, aslı unsuru olduğu ekosistemle bağlantısı kesiliyor ve su döngüsü olarak bildiğimiz doğal dönüşümü engelleniyor. Klimatik etkisi yok edildiği gibi yaşamsal varlığı da ortadan kaldırılıyor.
    Dolayısıyla bu yok edişin etkisiyle baş gösteren iklim değişikliği, küresel ısınma vs diye adlandırılan olgular, bitki örtüsünden, ekolojik dengeden hava basınçlarına kadar olumsuz etkilere neden oluyor.
    Bu neden oluşlar özellikle de son yıllardaki lokal şiddetli yağışlara neden oluyor? Ki bu dar lokal alanlarda metrekareye neredeyse çok kısa sürelerde 235-280 kilo şiddetli yağışın düşmesine neden oluyor.
    Zaten neredeyse 50 yıla yakındır çay ve fındıkta kullanılan kimyasal azotlu gübrelerin etkisiyle; yer yer 10-20 cm’ye kadar incelme gösteren toprağın yapısı değişerek adeta kumlaşmış ve akışkan hale gelmiş olduğundan, bu toprak yağmur sularının etkisiyle sert kayaç yapının üzerinden kayıp gitmektedir.

    HES VE TAŞ OCAKALRINDAKİ DİNAMİTLE PATLAMALARIN ETKİSİ

    HES tünellerindeki ve taş ocaklarındaki dinamitle patlatmalar da 2-5 km derinliğinde ve 3-10 km eninde sarsıntı ve dolayısıyla kırılmalar görülmektedir. Dolayısıyla bu kırılmalar, yüzyıllardır yer altında oluşan derecikler, ark ve kanalların, olukların önünü keserek, suya dolgunlaşmasına ve akışkan hale gelmesine neden olur.
    Bütün bunlara bağlı sel, heyelan veya taşkınların, bu nedenle doğal afet olarak değerlendirilmemesi gerekir.
    Risk Devam Ediyor!
    Kentsel planlamalar, bu lokal yağışlar göz önüne alınarak değerlendirilmeli, özellikle bölgedeki yağış periyotları olan Mayıs-Haziran ve Eylül-Ekim dönemlerinde, idarece ve yerel yönetimlerce alınan önlemler devreye sokulmalı.
    Ki bunlardan en önemlisi mevcut dere yatakları ve vadilerin akışkanlık alanları kentsel planlara göre değil aksine kentsel yapılaşma planları bu dere yatakları ve vadilerin gerçekliğine göre düzenlenmelidir.

    “HES, TAŞ OCAĞI, MADEN ARAMALARI, DERE ISLAHLARI İPTAL EDİLMELİ”

    Kısa ve uzun vadeli önlemler kapsamında ise bütün alanlardaki HES, Taş ocağı, maden aramaları, dere ıslahları, yol vs gibi çalışmalar tamamen durdurulup, iptal edilmelidir.
    Karadeniz Bölgesi hala çok büyük bir risk altındadır, maalesef, benzer felaketler artarak devam edecektir.
    Yargı kararı ile durdurulmasına karşın bütçe ayrılıp devam ettirilmesi istenen HES projeleri ve Yeşil Yol da dahil birçok projede ÇED süreçleri formaliteyi geçmedi. Çünkü doğru uygulansa idi bu projeler olmayacaktı.
    Önce siyasilere, idarecilere bakılacak. Sulak alanları imara kim açtı? Bina yapılmasına kim izin verdi? HES yapılması sürecinde dere yataklarını kim daralttı? Dere yataklarına hafriyat kim attı?
    Dünyada yaşanan küresel iklim değişikliğiyle birlikte, Birleşmiş Milletler raporlarında da belirtildiği gibi Doğu Karadeniz Bölgesinde yoğun bir yağış rejimi değişikliği olacağı vurgulanıyor.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Munzur Gözelerini katledecek hiçbir projeye izin verilmemelidir’

    ‘Munzur Gözelerini katledecek hiçbir projeye izin verilmemelidir’

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Munzur Gözelerinin ilişkin yaptığı açıklamada, “Munzur Gözeleri büyük tahribat riski altındadır. İhaleye esas peyzaj projesinde, doğal varlıkların ve kültürel koruma amaçlarını dikkate alan ve yerel halkın sosyo-kültürel yapısı ile uyumlu bir anlayış görülmemektedir. İhalenin iptali davası devam ederken alanda çalışmaya başlanılması telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacaktır. Bu nedenle alanda inşai çalışmalara izin vermek doğa katliamına yol açacaktır” diye konuştu.

    Birinci derece doğal SİT alanı olan Munzur Vadisi’nde doğa katliamına yol açacak projenin iptali için dava açan Mimarlar Odası Ankara Şubesi, alanda inşai çalışmalara başlanacağı bilgisi üzerine harekete geçti.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Erzurum Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne alanda inşai çalışmalara izin verilmemesi talebiyle başvurdu.

     “MUNZUR GÖZELERİ RİSK ALTINDA”

    Başvuruya ilişkin değerlendirmede bulunan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, şunları söyledi:

    “Tunceli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 2020/262695 no ile ihale edilmiş olan “Tunceli Ovacık İlçesi Ziyaret Köyünde Bulunan ve 1 Derece Doğal Sit Alanı İçinde Kalan Munzur Gözelerinde; Yapısal Ve Bitkisel Peyzaj İşleri, Piknik Yeri, 200 Araçlık Otopark, Kesimhane, Pişirme Evi-Mutfak, Yönetim, Büfe, WC” İhalesinin ve ihaleye çıkış kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle Erzurum İdare Mahkemesi nezdinde2020/746E. sayılı dosya üzerinden dava açmıştık.  Dava devam ederken alanda çalışma başlayacağı bilgisi edindik.  Hukuksuz bir süreç yürütülmektedir. Anılan proje ile birinci derece sit alanı niteliğindeki Tunceli’nin el değmemiş doğası, kaynak suları ve şelaleleriyle Munzur Gözeleri büyük tahribat riski altındadır. İhaleye esas peyzaj projesinde doğal varlıkların ve kültürel koruma amaçlarını dikkate alan ve yerel halkın sosyo-kültürel yapısı ile uyumlu bir anlayış görülmemektedir. İhalenin iptali davası devam ederken alanda çalışmaya başlanılması telafisi mümkün olmayan zararlara neden olacaktır. Bu nedenle alanda inşai çalışmalara izin vermek doğa katliamına yol açacaktır.”

    “MUNZUR VADİSİ VE GÖZELERİ BOZULMADAN KORUNMALI,  PROJE İPTAL EDİLMELİDİR”

     Candan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu proje Munzur Vadisi’ni talan etmenin ve yapılaşmaya açmanın adımlarından biridir. Gözelerin inanç merkezi olması durumu projeyle ilişkilendirilmemiştir. Halkın ve inanç önderlerinin görüşü alınmalıdır. Munzur Gözeleri doğal sit alanı ve inanç merkezi şeklindeki iki statüsü nedeniyle koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle ele alınması gereken bir alandır. Mercan vadisinin yukarı kesimlerinde buzul gölleri, dağlardan Ovacık düzlüğüne gelindiğinde kaynayan gözeler, vadi boyunca dökülen küçük şelaleler Milli Parkın peyzajının ilgi çekici örnekleridir. Munzur Gözeleri yüksek peyzaj  ve sosyo kültürel değere sahiptir. Munzur Vadisi ve Gözeleri bozulmadan korunup, ekolojik süreçlerin, biyolojik çeşitliliğin ve yaşamın devamlılığı sağlanmalıdır.”

     

    PİRHA/ANKARA

  • KESK: Tekçi, faşizan zihniyetin ürünü “Sosyal medya” düzenlemesi geri çekilsin

    KESK: Tekçi, faşizan zihniyetin ürünü “Sosyal medya” düzenlemesi geri çekilsin

    PİRHA- KESK Yürütme Kurulu, iktidarın “Sosyal medya” düzenlemesi kanun teklifinin  geri çekilmesini istedi. Açıklamada, düzenlemenin tekçi, faşizan zihniyetin ürünü olduğu belirtildi. 

    AKP ve MHP’nin ortak hazırladığı, sosyal medyaya kısıtlamaları öngören düzenlemelerini içeren 9 maddelik “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun Değişiklik Yapılamasına Dair Kanun Teklifi” bugün Adalet Komisyonu’nda görüşülüyor.

    Teklifin gerekçesi, internet kullanıcılarının kişisel başvurularında veya kamu kurumlarının bildirimlerinde yaşanan zorlukların aşılması için sosyal ağ sağlayıcılarıyla muhataplık ilişkisinin kurulması amacı olduğu belirtildi.
    AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, teklifi Meclis’e sunduklarında “Sosyal medyadaki hakarete, küfre, tacizlere son vermeyi hedefliyoruz” açıklamasında bulundu.

    KESK Yürütme Kurulu, iktidarın “Sosyal medya” düzenlemesine ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, basının yüzde 90’ından fazlasının kontrol altına alınmasına rağmen geriye kalan birkaç muhalif gazete, TV ve sosyal medya kanalının iktidarın hışmından, baskılarından kurtulamadığı belirtildi.

    Basının, ardı arkası kesilmeyen davalarla, tutuklamalarla, RTÜK üzerinden sansür ve kapatma cezalarıyla, ilan cezalarıyla her türlü baskı ile susturulmaya, sesi kesilmeye çalışıldığının belirtildiği açıklamada, “Halkın medyaya güveni diplerde seyretmeye başlayıp da yandaş/havuz medyası takip edilmez olmaya başlayınca sosyal medya öne çıkmıştır.” ifadeleri yer aldı.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “20 Temmuz sivil darbesi sonrası onlarca muhalif basın kurumu kapatılmış, yüzlerce basın emekçisi tutuklanmış, yandaş medya iktidarın Resmi Gazetesi işlevi ile görevlendirilmiş, günlük haber başlıkları dahi tek merkezden belirlenir olmuştur. Basının %90’ından fazlası kontrol altına alınmasına rağmen geriye kalan birkaç muhalif gazete, TV ve sosyal medya kanalı iktidarın hışmından, baskılarından kurtulamamaktadır. Ardı arkası kesilmeyen davalarla, tutuklamalarla, RTÜK üzerinden sansür ve kapatma cezalarıyla, ilan cezalarıyla vb. her türlü baskı ile susturulmaya, sesi kesilmeye çalışılmaktadır.

    Halkın medyaya güveni diplerde seyretmeye başlayıp da yandaş/havuz medyası takip edilmez olmaya başlayınca sosyal medya öne çıkmıştır. İnsanlar seslerini ve taleplerini sosyal medya üzerinden duyurmaya çalışmaktadırlar. Öyle ki, emniyet ve yargı çoğu vakada sosyal medyanın baskısı ve tepkisi sonrası harekete geçmek zorunda kalmaktadır.

    Sosyal medya çizilen pembe tabloları dağıttıkça, halkın, emekçilerin gerçek sorunları ve talepleri bu tür platformlarda seslendirildikçe, gençler “oy-moy yok” dedikçe, dijital platformlar iktidarın görülmesini istemediği dizilere/filmlere yer verdikçe iktidar çılgına dönmüş, sosyal medyayı hedefine koymuştur.

    Meclise sunulan düzenleme hangi gerekçe ile sunulursa sunulsun iktidarın niyeti ve hedefi bellidir; düşünce ve ifade özgürlüğüne dair ne varsa, hangi kanal kullanılıyorsa susturulmak, ortadan kaldırılmak istenmektedir.

    İktidar, düzenlemeyi “istedikleri gibi para kazanıp Türkiye’de istedikleri gibi operasyon yapmak istiyorlar. Dertleri özgürlükler değil” diyerek sosyal medyada etkin şirketleri denetime almak istediklerini söylese de daha düne kadar, yıllardır trol ordusu ile bu alanı aynı şirketler üzerinden nasıl manipüle ettiklerini unutmuş değiliz! Ne zaman ki, trollere ait binlerce hesap “sahte isimlerle, benzer adlarla, belli politikaların gündemleştirilmesi ve iktidarın politikalarının meşrulaştırılması amacıyla kurulduğu” gerekçesi ile askıya alınınca iktidar bu şirketlere savaş açtı ve trol ordusunu kendisinin kurduğu ve beslediğini de ele vermiş oldu!

    Düzenlemede öne çıkarılan “sosyal medya sağlayıcılarına Türkiye’de temsilcilik açma zorunluluğu” olsa da düzenleme özü itibariyle muhalefetin ve özellikle de gençliğin, kadınların susturulmasını amaçlamaktadır.

    Sosyal medyada iktidara yakın kesimlerin muhalif kesimlere yönelik yaptığı hakaretler, tehditler yargılama konusu yapılmazken ya da göstermelik tedbirler alınırken iktidara yönelik en ufak eleştirinin dahi “terör” propagandası kapsamına alınması, sulh ceza hâkimlikleri üzerinden cezalar verilmesi, muhalif hesaplara erişimin engellenmesi, vb. baskılar iktidara yetmemiş olacak ki, bu kez sosyal medyanın tümüyle denetime alınması istenmektedir.

    İktidarın sosyal medya düzenlemesi genel yönelimin parçası olup düşünce ve ifade özgürlüğü hakkımıza pranga vurmayı hedeflemektedir. Bu nedenle tek tek maddeler üzerinden tartışmanın bizleri işin özünden uzaklaştıracağını düşünmekteyiz.

    “TEKÇİ, FAŞİZAN ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ”

    Tekçi, faşizan zihniyetin ürünü olan düzenleme tümden geri çekilmeli, anti demokratik uygulamalardan medet umulmamalıdır. İktidar unutmamalı ki, 21. Yüzyılda ne tür baskı yöntemi uygulanırsa uygulansın özgür ve bilimsel düşünce kendi yolunu bulur ya da kendisine yeni yollar açar.

    Konfederasyonumuz düşünce ve ifade özgürlüğü başta olmak üzere ülkemizde ve dünyada emekçilerin, ezilenlerin, kadınların bedeller ödeyerek kazandıkları temel hak ve özgürlüklerin bu tür düzenlemelerle ortadan kaldırılmak, kısıtlanmak istenmesine karşı fiili ve meşru mücadelesini devam ettirecektir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • BES Genel Başkanı: Haksız ihraçların altına imza atan kamu idarecileri suç işlemiştir

    BES Genel Başkanı: Haksız ihraçların altına imza atan kamu idarecileri suç işlemiştir

    PİRHA- Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar, OHAL sonrası ihraç edilen Batman İl Temsilcisi Muhammed Zekerriya Özdil’in FETÖ ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle savcılık soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasına rağmen haksız hukuksuz ihracın/ihraçların altına imza atan kamu idarecilerinin suç işlediğini belirtti. 

    Batman’da Kanun Hükümde Kararnameyle (KHK) kamu görevinden ihraç edilen Muhammed Zekeriya Özdil için ‘çocuğunu FETÖ okullarında okutması’ gerekçe olarak kullanıldı. Bekar ve çocuksuz olan Özdil’in işe iadesi ise ‘PKK iltisaklı’ olduğu yönünde gerekçe bildirilerek reddedildi. Özdil’in hakkındaki suçlamalar, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu tarafından işe iade başvurusunun reddedilmesiyle ortaya çıktı.

    “YÜZLERCE ARKADAŞIMIZ HAKSIZ VE HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE İHRAÇ EDİLDİ”

    Konuya ilişkin Büro Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Serpil Akpınar imzasıyla yazılı açıklama yapıldı.

    Açıklamada, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ile birlikte  yüz binlerce kamu emekçisinin görevine son verildiği, bazı sendika, dernek, vakıf ve medya kuruluşu kanun hükmünde kararnamelerle kapatıldığına dikkat çekildi.

    Büro Emekçileri Sendikası’nın da çok sayıda üyesinin haksız ve hukuksuz bir şekilde ihraç edildiği kaydedilen açıklamada, Batman İl Temsilcisi Muhammed Zekerriya Özdil’in Batman Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğünde çalışırken önce açığa alındığı, bu süreçte FETÖ ile bağlantısı olduğu gerekçesiyle savcılık soruşturmasının yapıldığı, soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanmasına rağmen Kurum tarafından hukuksuz bir şekilde ihraç edildiği belirtildi.

    “HİÇBİR DELİL OLMAMASINA RAĞMEN OHAL KOMİSYONU ‘PKK MÜZAHİRİ’ GEREKÇESİYLE RET KARARI VERMİŞTİR”

    Özdil’in komisyona, ihracının hukuka aykırı olması ve görevine iade edilmesi gerektiğini belirten dilekçeyle başvurduğu ancak hiçbir somut delil ve belge olmadan bu sefer komisyon Özdil’in “PKK müzahiri” olması gerekçesiyle red kararını bildirdiği belirtilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bunun üzerine Sendikamız dosyayı mahkemeye taşımıştır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu, Anayasanın çalışma hakkına ilişkin maddeleri, Uluslararası Sözleşmelere aykırılık taşıyan, somut delillere dayanmayan, kurum kanaati ve isimsiz ihbar mektuplarını baz alarak bu haksız ve hukuksuz ihraçların altına imza atan kamu idarecileri suç işlemiştir. Bu hukuksuzluk idari tasarruf olarak açıklanamaz. Bu idari tasarrufun ise hukuksal hiçbir tarifi olmayan OHAL Komisyonu’nun insafına bırakılması ise ülkede hukuk sisteminin geldiği yeri göstermektedir.

    Hala Ankara 19. İdare Mahkemesi’nde devam eden davamıza ancak 18.06.2020 tarihinde üyemiz hakkında verilen ara kararda Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Mahkeme’ye verdiği cevabı yazı ekindeki dosyada hayal gücünün epey zorlandığını gösterir iddialar yer almıştır.

    – Bekar olan üyemizin eşinin FETÖ’ye bağlı bir eğitim kurumunda çalıştığı,

    – Baba olmamasına rağmen çocuklarının olduğu ve bu kurumda eğitim aldığı,

    – Hiç başvurmadığı halde pasaportunun olduğu,

    – Daha önce aynı savcılık tarafından yapılan soruşturma kapsamında FETÖ ile ilgisi olmadığı ve kovuşturmaya gerek yoktur kararı olmasına rağmen bu sefer Savcılık üyemizin Bank Asya’da hesabının olduğuna ilişkin gerçeğe aykırı bilgi ve ifadeler yer almıştır.

    Görevi adaleti tesis etmek, hukuku uygulamak olan kurumların ve kamu görevlilerinin devletin tüm olanakları ellerindeyken, bu kadar fahiş hata yapmaları, özensiz davranmaları hukuksuzluğun boyutunu göstermektedir. Bu durumda bu iddialarda bulunan kurumların, üyemizin ne zaman evlendiğini, kiminle evlendiğini çocuklarının kim olduğunu, çocuklarının eğitim gördüklerini iddia ettiği Batman İrfan İlköğretim Okuluna ne zaman kayıt olduklarını, adına düzenlendiğini iddia ettikleri, pasaportun ne zaman alındığını ve seri numarasını, Bank Asya’daki hesabına ilişkin tüm somut kanıtları sendikamıza sunmak zorundadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK: AKP, kadınlar ve çocuklar için en büyük tehlike

    KESK: AKP, kadınlar ve çocuklar için en büyük tehlike

    Son yıllarda kadınlara ve çocuklara yönelik artan şiddet, taciz, tecavüz ve istismar suçlarına ilişkin yazılı açıklama yapan KESK Yürütme Kurulu, “AKP iktidarının militarist, gerici, tekçi ve cinsiyetçi politikaları bugün kadınlar ve çocuklar için en büyük tehlike haline gelmiştir” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Yürütme Kurulu, son yıllarda kadınlara ve çocuklara yönelik artan şiddet, taciz, tecavüz ve istismar suçlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Siyasal iktidarın sorumluluklarını yerine getirmediği belirtilen açıklamada, son günlerde Batman ve Şırnak‘ta yaşanan istismar olayları, İstanbul Sözleşmesi’nin iptaline dair yürütülen tartışmalar ve istismara af getiren yasal düzenleme girişimlerine tepki gösterildi.

    Türkiye’yi her geçen gün kadın ve çocukların yaşamı için daha da tehlikeli bir ülke haline geldiği ifade edilen açıklamada, Şırnak’ ta 14 Temmuz tarihinde bir uzman çavuşun 13 yaşındaki çocuğa cinsel istismara maruz bırakması sonrası Valiliğin yaptığı “Etrafı rahatsız edecek hal hareketlerde bulunma” açıklaması için “Yine bildik aklama çabalarının olacağı kaygısı yaratmıştır” diye belirtildi.

    İstismar olayının kamuoyu gündemine gelmesinde Şırnak halkının gösterdiği tepkinin önemine değinilen açıklamada, “Aynı günlerde Batman’da 18 yaşında bir kadının yine bir uzman çavuş tarafından tecavüz edilerek 20 gündür alıkonulduğu, gördüğü şiddetten dolayı hastaneye yatırıldığı ve hayati tehlikesinin olduğu ortaya çıktı. Erkek şiddetini ve istismarı arttıran cezasızlık politikası failler kamu görevlisi, asker veya polis olduğunda çok daha kolay işletilmektedir” denildi.

    “AKP’NİN POLİTİKALARI EN BÜYÜK TEHLİKE”

    AKP’nin 18 yıllık iktidarında kadına yönelik şiddetin ve çocuk istismarının arttığı ifade edilen açıklamada, bunun iktidarın ideolojik yaklaşımından bağımsız görülmeyeceği belirtildi. Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

    “Her fırsatta kadınların kazanılmış haklarına saldıran, çocuk istismarını meşrulaştıran yasal düzenlemeyi her fırsatta önümüze getiren, bugüne kadar ilk imzacısı olmakla övündüğü İstanbul Sözleşmesi’ni bugün topluma öcü gibi göstermeye çalışıp zaten yükümlülüklerini yerine getirmediği sözleşmeden vazgeçme tartışmaları açıkça gösteriyor ki AKP iktidarının militarist, gerici, tekçi ve cinsiyetçi politikaları bugün kadınlar ve çocuklar için en büyük tehlike haline gelmiştir.

    MÜCADELEMİZİ YÜKSELTECEĞİZ

    Çocukların, kadınların patriyarka, kapitalizm, siyasal İslam birlikteliğiyle sömürülmesine, ezilmesine, şiddete uğramasına, geleceklerinin çalınmasına izin vermemek için mücadelemizi yükselteceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak sömürüyü, şiddeti aklama, arttırma, kadınları kamusal alanlardan dışlayarak eve kapatma, kadınların isyanını, direnişini bitirme hayalleri kuranlara karşı eşit, özgür bir yaşam için direnmeye, kadınların mücadele ile kazanılmış haklarını savunmaya devam edeceğiz. Şırnak ve Batman’da yaşanan istismar ve tecavüz olaylarının takipçisi olacağız. KESK olarak eşit, özgür, laik, barış içinde bir ülke isteyen herkesi İstanbul Sözleşmesi, 6284 başta olmak üzere haklarımıza sahip çıkmaya, bu mücadelenin bir parçası olmaya çağırıyoruz.
    PİRHA/ANKARA

  • ‘Darbelere karşı, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz’

    ‘Darbelere karşı, demokrasiyi ve özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz’

    PİRHA- KESK, 15 Temmuz darbesinin 4. yılına dair yaptığı açıklamada, “KESK olarak nereden gelirse gelsin, adı ister askeri ister sivil darbe olsun tüm darbelerin, baskıcı-otoriter yönetimlerin karşısında tutum almaya devam edeceğiz. Eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın ve adaletin egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonun (KESK) MYK, 15 Temmuz darbesinin 4. yılına dair basın metni yayınladı.

    “251 vatandaşımızın hayatını yitirdiği, iki binden vatandaşımızın yaralandığı 15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden tam dört yıl geçti” denilen açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Aradan geçen dört yıla rağmen 15 Temmuz darbe girişimi hala aydınlatılmamış, siyasi ayağı ortaya çıkarılmamış karanlık bir sayfa olarak karşımızda duruyor. 15 Temmuz darbe girişimi başarısız olsa da dört yıldır kalıcı hale getirilen OHAL rejiminde en temel hak ve özgürlüklerimizi, sendikal hak ve özgürlüklerimizi hedef alan saldırı dalgası sürüyor. 15 Temmuz darbe girişiminin başarısız olmasında, bir girişim olarak kalmasında toplumun tamamının, tüm siyasi partilerin darbe karşıtı tutumu belirleyici olmuştur. Ancak topluma ve parlamentoya yansıyan bu geniş birliktelik yıllardır ajandasında tuttuğu planları hayata geçirmeyi hedefleyenler tarafından görmezden gelinmiştir. 15 Temmuz darbe girişimi demokrasi, özgürlük ve barış talep eden tüm kesimleri hedef alan bir saldırı dalgasının fırsatı haline getirilmiştir.”

    “OHAL KHK’LERİ İLE İŞİNDEN EKMEĞİNDEN EDİLMİŞ, AİLELERİ İLE BİRLİKTE AÇLIĞA, SOSYAL ÖLÜME TERK EDİLMİŞTİR”

    “Birkaç aya kalmaz kaldırırız, vatandaşa değil, kendimize ilan ediyoruz” denilerek ilan edilen OHAL yedi kez uzatıldığına dikkat çekilen açıklamada “iki yıl süren OHAL ile parlamento işlevsiz hale getirilirken, tek adam rejimi adım adım kurumsallaştırılmıştır” ifadeleri kullanılarak, şunlar dile getirildi:

    “OHAL döneminde çıkarılan KHK’ler ile hukuk ayaklar altına alınmış, anayasa rafa kaldırılmıştır. En temel hak ve hürriyetlerin, sendikal hak ve özgürlüklerin alabildiğine sınırlanması, grevlerin yasaklanması, halkın oyları ile seçilen milletvekillerinin, belediye başkanlarının hukuksuzca görevden alınması, tutuklanması, kayyım atamaları olağan hale getirilmiştir. Sessiz, tepkisiz bir toplum yaratma hedefi ile darbe girişiminde bulunan yapı ile hiçbir alakası olmayan yüzlerce medya kuruluşu, dernek ve vakıf kapatılmıştır. Ülkemiz dünyada en çok tutuklu gazetecinin, siyasetçinin bulunduğu bir ülke haline getirilmiştir. Kamu hizmetleri alanında kariyer ve liyakat tamamen ortadan kaldırılmış, torpil, kayırma ve hukuksuz güvenlik soruşturmaları ile siyasal kadrolaşmanın kapısı sonuna kadar açılmış, güvencesiz istihdam temel istihdam biçimine dönüştürülmüştür. On binlerce kişi herhangi bir yargı süreci olmadan sorgusuz, sualsiz hukuksuz bir şekilde OHAL KHK’leri ile işinden ekmeğinden edilmiş, aileleri ile birlikte açlığa, sosyal ölüme terk edilmiştir.

    “İKTİDAR HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA OTORİTERLEŞİYOR”

    Darbe girişimine adı karışan yapıya ne istedi ise verdiklerini itiraf edenler, 10 yıl boyunca kol kola girip “beraber yürüdük biz bu yollarda…” nakaratını tutturanlar, OHAL sürecinde çıkardıkları KHK’ler ile söz konusu yapıya karşı en başından beri mücadele ettiği tüm kamuoyunca bilenen KESK’i de hedef tahtasına koymuştur. Birçoğu sendikalarımızın yöneticisi olan 4649 KESK’li savunmaları bile alınmadan herhangi bir yargı kararı olmaksızın ömür boyu meslekten ihraç edilmiştir. Özerk, demokratik, özgür üniversite mücadelesi veren, barış talep eden akademisyenler ardı ardına açılan davların, gözaltı ve tutuklama operasyonlarının, hukuksuz ihraçların hedefi haline getirilmiştir. Tüm toplumu kuşatan baskı ortamında gidilen referandum ile OHAL rejimi kalıcı hale getirilmiştir. Kalıcı hale getirilen OHAL rejiminde en temel hak ve özgürlüklerimizi, sendikal hak ve özgürlüklerimizi hedef alan saldırı dalgası sürüyor. Bir kişinin ağzından çıkan her sözün ferman kabul edildiği otoriter rejim toplumsal rıza azaldıkça halkları kutuplaştırıcı, şoven, fetihçi politikalara daha fazla sarılıyor. Her geçen gün daha fazla otoriterleşiyor.”

    “BARIŞIN VE ADALETİN EGEMEN OLDUĞU BİR TÜRKİYE İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    15 Temmuz darbe girişimini daha ilk günden “Allahın lütfu” olarak nitelendiren bir zihniyetin darbelerle hesaplaşmasının mümkün olmadığına dikkat çekilen açıklamada, şunlar aktarıldı:

    “Nitekim her fırsatta darbe karşıtlığını ağızlarına pelesenk edenler 15 Temmuz’un aydınlatılmasına, siyasi ayağının açığa çıkarılmasına ilişkin parlamentoya sunulan her araştırma önergesini reddetmeye, soru önergelerini cevapsız bırakmaya devam ediyor. 20 Temmuz OHAL süreci ile başlayan sivil darbe duvarına her gün yeni bir tuğla eklenmesi her geçen gün çürüyen sisteme olan toplumsal itirazı daha fazla güçlendiriyor. Demokrasiden, özgürlükten, adaletten, barış ve kardeşlikten yana olanların mücadelesi tüm engellere rağmen büyüyor. KESK olarak 15 Temmuz’un 4. yıldönümü nedeniyle darbe girişimini bir kez daha lanetliyor, askeri ve siyasal darbelere hayır, acil demokrasi” diyoruz. Başta siyasi ayağı olmak üzere darbenin tüm yönleriyle açığa çıkarılmasını ve sorumluların yargı önünde hesap vermesini istiyoruz. Darbelerin panzehirinin gerçek bir demokrasi, adil bir hukuk devleti, örgütlenme ve ifade özgürlüğü, güçler ayrılığı ilkesi, toplumun özne olduğu katılımcı- güçlü gerçek bir demokrasi olduğunun altını bir kere daha çiziyoruz. KESK olarak nereden gelirse gelsin, adı ister askeri ister sivil darbe olsun tüm darbelerin, baskıcı-otoriter yönetimlerin karşısında tutum almaya devam edeceğiz. Baskının, zulmün ve sömürünün hüküm sürdüğü bir ülke yerine, eşitliğin, özgürlüğün, demokrasinin, barışın ve adaletin egemen olduğu bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Kapadokya büyük tehdit altında’

    ‘Kapadokya büyük tehdit altında’

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, UNESCO Dünya Mirası Listesinde yer alan doğa harikası Kapadokya’ya saldırıların devam ettiğini açıkladı. 

    TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Resmi Gazete’de yayınlanan Kapadokya Alan Planları ve Yürürlüğüne İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmeliği değerlendirdi.

    Kapadokya’nın UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer aldığını hatırlatan Candan, “Bu talan ve işgalin meşrulaştırılmasıdır, Kapadokya büyük bir tehdit altındadır” dedi.

    Candan, Yönetmeliğin 4. Maddesi’ndeki “…bu plan kararları doğrultusunda Kapadokya Alanı nazım ve uygulama imar planları planlama alanında sit alanı olup olmadığına bakılmaksızın ve koruma statülerinin bütünlüğü aranmaksızın yapılabilir” ifadelerine dikkat çekti.

    “BU TALAN VE İŞGALİN MEŞRULAŞTIRILMASIDIR, KAPADOKYA BÜYÜK BİR TEHDİT ALTINDA”

    Candan, şöyle devam etti:

    “Bu talan ve işgalin meşrulaştırılmasıdır ve çok tehlikelidir. Kapadokya’nın tahribatı için daha büyük felaketlerin geleceğini göstermektedir. Üst üste alınan kararlarla, Kapadokya büyük bir tehdit altındadır. Bu doğal ve tarihsel coğrafyada yeni paylaşım süreçlerinin başladığını görüyoruz. Kapadokya’nın yıllardır canına okudular şimdi de bu talanı meşrulaştırmaya çalışıyorlar’’ dedi.

    Candan, yönetmeliğe ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Yönetmelikte kurum görüşleri devre dışı bırakılıyor. Geçiş dönemi koruma esasları ve kullanma şartlarına ilişkin yetki komisyona bırakılıyor. Bu yetkinin  komisyona bırakılması yanlış.  Koşulları Koruma Kurulu belirlemelidir. ‘Cumhurbaşkanı kararı ile yapı yasağı getirilen alanlar içerisinde Başkanlıkça tespit edilecek alanı kapsayacak şekilde yapı yasağına ilişkin Kapadokya Alanı nazım ve uygulama imar planları yapılabilir’ deniliyor. Bu durum da hassas doğal sit alanları için büyük tehlike oluşturmaktadır. Yönetmelikte yine üst ölçekli Kapadokya Alan Planı onaylanma süreçlerinde bir oldu bir bitti hakim. Yönetmeliğe göre benzer iş bitirme aranmıyor. Yalnızca nüfusa göre nitelik belirleniyor. Öte yandan bu yönetmeliğe göre alt ölçekte restorasyon eğitimi kaçınılmaz bir gereklilik olarak ortada duruyor.’’

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara Mimarlar Odası: İller Bankası mal varlığının satışa çıkartılması hazin çöküş

    Ankara Mimarlar Odası: İller Bankası mal varlığının satışa çıkartılması hazin çöküş

    PİRHA- Ankara Mimarlar Odası, “İller Bankası’nın geldiği durum ülke ekonomisinin hazin çöküşünün altını bir kez daha çizmektedir’’ diyerek, yapılacak olan ihalelere karşı gerekli girişimlerde bulunacaklarını belirtti.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi, İller Bankası’nın Macunköy Tesislerinin de içinde olduğu Ankara, İstanbul, Samsun, Gaziantep ve Van’da ‘da bulunan yaklaşık 190 bin metrekarelik 23 adet taşınmazın açık arttırma ile 17 Temmuz 2020 tarihinde satılacağını duyurdu.

    Konuya dair yapılan, açıklamada, ‘’Cumhuriyet’in biricik ve örnek kurumlarından olan İller Bankası’nın içini boşaltan, modern mimarlık eseri Seyfi Arkan tasarımı tarihi yapısını yıkarak büyük bir suç işleyen ve bakana Macunköy’de ek bina adı altında 10 milyonluk saray yavrusu yapan iktidar, şimdi de İller Bankası mülkiyetinde bulunan arazilerini açık artırma ile satışa çıkarıyor. İktidar, tüm varlıklarımızı Cumhuriyetin tüm birikimlerini öğüten ve yok eden tüketim makinasına dönüşmüştür. İller Bankası’nın geldiği durum ülke ekonomisinin hazin çöküşünün altını bir kez daha çizmektedir’’ ifadelerine yer verildi.

    “İLLER BANKASI, MEÇHULE GİDEN BİR KURUM HALİNE GETİRİLMİŞTİR”

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Ankara’da 100 bin metrekarelik 5 adet, İstanbul’da 15 adet toplam  60 bin metrekare, Samsun’da 1 adet 11.724 metrekare, Gaziantep’te 1 adet 9209 metrekare ve Van’da 1 adet 5463 metrekare alanın satışa çıkarılacağının  altını çizerek, “Belediyelere destek vermek üzere Atatürk’ün isteği ile kurulan ve dünyada örneği olmayan biricik kurum İller Bankası , meçhule giden bir kurum haline getirilmiştir. İktidar uyguladığı kentsel ve mekansal politikalar, değerlerin bir bir tüketilmesi ile ömrünü tamamladığını bir kez daha göstermektedir” dedi.

    “İHALENİN İPTALİ DAVASI AÇACAĞIZ”

    “İller Bankası taşınmazlarının satışa çıkartılması kamu mülkiyetinin tasfiye edilmesi ve sermayeye peşkeş çekilmesidir” diyen Candan, sözlerine şöyle devam etti:

    ‘’Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 11 Şubat 2019 tarihinde yapılan plan değişikliğinde Ankara’da Yenimahalle İlçesi Orman Çiftliği mevkiinde, 43309 ada 5 parsel ve 13248 ada 18 nolu parseller İller Bankası A.Ş. Sosyal Tesisleri ve Ankara Bölge Müdürlüğü Binası ile, İller Bankası A.Ş. mülkiyetinde olan 96.452 m2 ile yaklaşık 100 bin m2, İller Bankası Lojman Alanı ve Kreş Binası bulunan 52.746 m3 arazisi ile yaklaşık 153 bin m2 arazi konut-ticarete konu edilmiştir. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak açtığımız davada mahkeme planın yürütmesini durdurmuştur. 2019 yılında plan askıdayken satışa çıkartılan alan, şimdi de plan değişikliğinin yürütmesi durdurulmuş iken tekrar satışa çıkartılıyor. Pervasızlık aldı başını gidiyor.  Plan değişikliği yaparak önce konut ve ticarete açıyorlar yani kamusal alanı sermayeye peşkeş çekecek kılıf uyduruyorlar. Sonra da hukuk kararlarına rağmen, açık artırma ile satışa çıkarıyorlar. İhaleye girerek oradan bir ikbal ve rant peşine düşme niyetinde olan firmalara çağrımızdır. Ankara’daki araziler hukuken muvazaalıdır. Mimarlar Odası Ankara Şubesi sürecin peşini bırakmayacaktır. Satış ihalesine giren hukuksal sürecin sonucuna katlanır İller Bankası taşınmazlarının satışa çıkartılması, kamu mülkiyetinin tasfiye edilmesi ve sermayeye peşkeş çekilmesidir. Cumhuriyetin emekle biriktirdiği değerler açık artırmaya, satışa talan konu edilemez. Hukuken planın yürütmesini durdurduğumuz alan satılamaz, ihalenin iptali davası açacağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘ÖSYM, kamu kurumu olduğunu unutmamalıdır’

    ‘ÖSYM, kamu kurumu olduğunu unutmamalıdır’

    PİRHA- Eğitim-Sen, ÖSYM Başkanının açıklamalarına tepki göstererek, “Toplumun değerleri sözünün arkasına saklanmaya çalışanlar bilsinler ki, bu topraklarda yaşayan halkların binlerce yılda biriktirdiği değerlere bugün sıkı sıkıya sarılıyoruz. Bu değerler bir arada yaşamdır, hoşgörüdür, kardeşliktir, barıştır, farklı olana saygıdır, özgürlüktür” dedi.

    2020 YKS kapsamında yapılan TYT’nin Türkçe bölümünde yer alan bir soruda Mabel Matiz’in bir şarkı sözünün kullanılması ile başlayan tartışma ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Halis Aygün tarafından yapılan bir açıklama ile boyut değiştirdi. ÖSYM Başkanı Aygün, “2020 YKS’nin TYT oturumunda yer alan Türkçe alanındaki ilgili sorunun içeriği hakkında inceleme başlatılmıştır. Sorumlu kişiler soru hazırlama süreçlerinden çıkartılacaktır” dedi.

    Bu açıklamanın üzerine tepkiler de yükselmeye başladı. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlarda Mabel Matiz’e destek verildi, ayrımcı dil kınandı.

    Konuya dair bir açıklamada Eğitim-Sen’den geldi. Sendika tarafından yapılan açıklamada, “Sınav sorusunda kullanılan şarkı sözünün ve sorunun bilimsel bir eleştirisi yerine, sözün sahibinin tartışmanın odağında olduğu bu sürecin hepimizi kaygılandırması gerektiğini düşünmekteyiz” denildi.

    “BU ÇABA, TEK SESLİ VE TEK RENKLİ BİR REJİM YARATMA GAYRETİNİN SONUCUDUR”

    Açıklamanın devamında şunlar aktarıldı:

    “İlk olarak, yaşanan bu durumun egemenin muteber görmediği toplumsal kesimlerin kamusal alanın dışına itilmeye ve kamusal alanda kendilerine ifade etmelerine izin verilmemeye çalışılmasının ciddi bir örneği olduğunun altının çizilmesi gerekmektedir. Darbe dönemlerinde, sakıncalı bulunan yazarların eserlerinin yasaklanması hala hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Nazım’ın şiirlerini öğrencilerine okuduğu için soruşturulan öğretmenlerin olduğu bir ülkede, ÖSYM Başkanı’nın yaptığı açıklamanın üzerinden atlanmaması gerektiğinin farkındayız. Gerici güç odaklarının, ellerinde bulundurdukları yayın organları aracılığıyla, sürdürdükleri hedef gösterme ve vesayet oluşturma çabası etnik kökeni, mezhebi, tercihleri, cinsel kimlikleri, yaşam biçimi ve düşünceleri kendilerinden farklı olan toplumsal kesimleri özel alana hapsetmeye ve görünür olmamalarını sağlamaya çalışmaktadır. Bu çaba, tek sesli ve tek renkli bir rejim yaratma gayretinin sonucudur. Kamusal alanda bulunabileceklerin ve kullanılabileceklerin dini referanslarla veya bunlar gerekçe gösterilerek belirlenmeye başlanmasının ne anlama geldiği açıktır. Bu durum yeni bir rejimin fiilen uygulanması anlamına gelmektedir.”

    “ÖSYM BİR KAMU KURUMUDUR VE ÖSYM BAŞKANI BURAYI KAMU KURUMU GİBİ YÖNETMELİDİR”

    Bir kamu kurumu olan ÖSYM’nin tüm toplumsal kesimlere eşit mesafede olması ve toplumsal fayda üretmeyi esas alması gerektiği belirtilen açıklamanın devamında, şunlara yer verildi:

    “Kamu kurumlarının faaliyetlerini belirleyen yasalar ve mevzuat dışında bir unsurun olması kabul edilemez. Ancak, ÖSYM Başkanı yaptığı açıklamada, kurum yönetiminin milli, manevi değerler ve toplumsal değer yargıları konusunda hassas olduğunun bilindiğinden söz etmektedir. Bu durumda, ÖSYM yönetimi karar alırken ve uygularken yasalara göre yapması gerekenleri değil, kendi değer yargılarını esas almaktadır. Yaşananlara bakıldığında, “ÖSYM’nin hazırladığı sınavların dinen veya değerler açısından da kontrol edilmesi bir sonraki aşama mı olacak?” sorusu akıllara geliyor. Bu durum bir hukuk devletinde kabul edilemez. Hiç kimse ÖSYM Başkanı gibi düşünmeye veya inanmaya zorlanamaz. ÖSYM bir kamu kurumudur ve ÖSYM Başkanı burayı kamu kurumu gibi yönetmelidir. Kendisine bizlerin vergisinden ödenen maaş, görevini olması gerektiği gibi yapması içindir. Kendisine yasalarla verilen görev ve sorumluluklardan memnun değilse ve bunlar yerine kendi değerleri ve düşüncelerini kullanmak istiyorsa yapması gereken kamu kurumu yöneticiliğini bırakmaktır. ÖSYM Başkanı yaptığı bu talihsiz açıklamayı düzeltmeli ve bu kabul edilemez soruşturmayı durdurmalıdır. Yaşananları münferit bir durum olarak kabul etmemek ve mutlaka itiraz etmek gerekmektedir.

    “BU TOPRAKLAR HER KOŞULDA ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN BEDEL ÖDEYENLERİN TOPRAKLARIDIR”

    Toplumun tamamının tek bir kimliğe sıkıştırılmaya çalışılmasına karşı ısrarla çok sesli ve çok renkli yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Toplumun değerleri sözünün arkasına saklanmaya çalışanlar bilsinler ki, bu topraklarda yaşayan halkların binlerce yılda biriktirdiği değerlere bugün sıkı sıkıya sarılıyoruz. Bu değerler bir arada yaşamdır, hoşgörüdür, kardeşliktir, barıştır, farklı olana saygıdır, özgürlüktür. Bu topraklar her koşulda özgürlüğü için bedel ödeyenlerin topraklarıdır. Bugün de bize dayatılmaya çalışılan tek tip yaşama sessiz kalmayacağız, haklarımız ve özgürlüklerimiz için mücadeleyi sürdüreceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Uluslararası Demiryolu Taşımacılık örgütü ITFden uyarı: Sürgün kararını geri alın

    Uluslararası Demiryolu Taşımacılık örgütü ITFden uyarı: Sürgün kararını geri alın

    PİRHA-Uluslararası Demiryolu Taşımacılık örgütü ITF, TCDD Genel Müdürlüğü’ne bir mektup göndererek, sürgün edilen 31 demiryolu emekçisiyle ilgili kararın geri alınmasını istedi. 

    TCDD yönetiminin, 13’ü BTS üyesi 31 demiryolu emekçisini kendi istekleri dışında görevlendirerek “sürgün” etmesine tepkiler sürüyor.

    Uluslararası Demiryolu Taşımacılık örgütü ITF, TCDD Genel Müdürlüğü’ne bir mektup göndererek, sürgün kararının geri alınmasını istedi.

    KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası’nın (BTS) “15’i sendikamız üyesi olmak üzere 31 demiryolcunun sürgün edilmesine ilişkin Uluslararası Demiryolu Taşımacılık örgütü ITF’den TCDD Genel Müdürlüğü’nün sürgün kararını geri alın çağrısıyla mektup gönderildiğini bildirdi.

    “HUKUKSUZ UYGULAMALAR DURDURULSUN”

    Dünya genelinde 150 ülkede yaklaşık 20 milyon üyeyi temsil eden ve 700 sendikanın üyesi olduğu ITF tarafından, ITF Demiryolu Seksiyonu Yönetim Kurulu Başkanı David Gobe ve ITF Kara Taşımacılığı Seksiyonları Sekreteri tarafından Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu ile TCDD Genel Müdürü Ali İhsan Uygun’a gönderilen mektuplarda, demiryol emekçilerinin sürgün edilmesinin Türkiye’nin imzaladığı uluslararası yasalara aykırılık teşkil ettiği ve bu durumun örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine vurgu yapıldı.

    Sürgünlerin örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettiğine vurgu yapılan mektupta Uluslararası Demiryolu Taşımacılık örgütü ITF, derin kaygılarını iletti ve bu hukuksuz uygulamanın durdurulması talep etti.

    PİRHA/ANKARA