Etiket: basın metni

  • SES: Grup Yorum üyelerine zorla müdahale tehdidine son verilsin

    SES: Grup Yorum üyelerine zorla müdahale tehdidine son verilsin

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Grup Yorum üyelerine zorla müdahaleye ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Hastanelerde zorla tutma, hele hele zorla besleme gibi bir müdahalenin işkence olduğunu tekrar belirtiyoruz. Uluslararası sözleşmeler ve bildirgeler çerçevesinde tedaviyi reddeden açlık grevcilerinin hastaneden evlerine gitmesine olanak verilmesi gerekmektedir” ifadeleri yer aldı. 

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Grup Yorum üyelerine yönelik zorla müdahale tehdidine ilişkin açıklama yayınladı.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “İçeride ve dışarıda gördükleri baskıları gerekçe göstererek başlattıkları ölüm orucunun 266. gününde olan Bölek ve 269. gününde olan Gökçek’in evden alınıp ‘zorla’ götürüldüğü gelişmeleri kaygıyla takip ediyor, ‘zorla beslenme’nin bir insan hakkı ihlali olduğuna tekrar vurgu yapıyoruz.

    Her tür açlık grevinin sağlık ile ilgili kısa ve uzun vadede geriye dönüşü olan ya da olmayan sorunlara yol açacağını biliyoruz. Mesleğimiz gereği insan sağlığının iyilik halini en üst düzeyde tutmak temel ilkemizdir. Ancak biz sağlık emekçileri biliyoruz ki açlık grevi yapan kişinin isteği dışında, zorla yapılan müdahaleler ve ilk beslenme sırasında yanlış tıbbi bakımda ölüm ve sakatlık riskini artırmaktadır. Bilinçli olarak ve gönüllülük temelindeki bir redde karşı zorla besleme uygulanması, bu yönde talimat verilmesi ya da buna yardımcı olunması kabul edilemez. Malta Bildirgesi’ne göre karar verme yeterliği olan bir açlık grevcisinin kendi isteğine aykırı olarak enteral ya da parenteral beslenmesine yönelik her tür müdahale “zorla besleme” sayılır. Zorla besleme etik açıdan hiçbir zaman kabul edilemez. Kişinin yararı gözetilse bile tehdit, zorlama, güç ya da fiziksel kısıtlamalar eşliğinde uygulanan besleme insanlık dışı ve aşağılayıcı muamelenin bir biçimidir. Bunun kadar kabul edilemez bir uygulama da diğer açlık grevcilerini sindirmek ya da açlık grevini sonlandırmaya zorlamak amacıyla başka tutukluların zorla beslenmesidir.

    “ZORLA MÜDAHALE ETİK İLKELERE AYKIRIDIR”

    Dünya Tabipler Birliği Malta Bildirgesi uyarınca kişilere zorla müdahale edilmesi etik ilkelere aykırıdır. İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi’nin 5. Maddesi, “Sağlık alanında herhangi bir müdahale ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden/onam vermesinden sonra yapılabilir.” uyarınca da kişilerin muvafakatı olmaksızın herhangi bir sağlık müdahalesinin yapılması mümkün değildir.

    Bilinci kapalı veya iradesini ifade edebilme durumunda değilse, aydınlatılmış onamı mümkün olan her durumda yasal temsilcisinden alınmalıdır. Yasal bir temsilcinin olmadığı ve acil tıbbi müdahalenin gerektiği durumlarda, daha önceden hastanın bu müdahaleye onam vermeyi reddettiğini gösteren bir ifadesi yoksa hastanın onamı verdiği varsayılarak tıbbi müdahale yapılabilir.

    “SAĞLIKÇILAR DEĞERLENDİRMELERDE TARAFSIZ OLMALI”

    Açlık grevcileriyle ilgilenen sağlıkçılar otoriteye karşı sorumlulukları ile hastalarına karşı sorumlulukları arasında da bir ikilem yaşayabilirler. Ancak bilinmelidir ki öncelikle hastalarına karşı sorumludurlar.

    Sağlıkçılar değerlendirmelerinde tarafsız olmalı, üçüncü kişilerin kararlarını etkilemesine, gereksiz girişimler gibi etik dışı uygulamalar için baskı yapmasına izin vermemelidir.

    Sağlıkçılar tüm bilgi ve becerilerini tedavisini üstlendikleri kişilerin yararına kullanmalıdır. Buradaki yararlılık “zarar vermeme” veya “önce zarar vermeme” ile uyumlu bir yararlılıktır. Bu iki kavramın dengede olması gerekir. Yararlı olmak, bireylerin iyiliğini istemenin yanı sıra isteklerine saygı göstermeyi de içerir. Zarar vermemek ise sadece kişinin zarar görmemesini ya da en az zarar ile kurtulmasını sağlamak değil, aynı zamanda zihinsel açıdan yetkin insanları zorla tedavi etmemek, açlık grevini sonlandırmaya zorlamamak anlamına gelir.

    “TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Sağlıkçılar, mesleki değerler ve etik ilkeler dışında davranmaya zorlanmamalıdır. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri sendikası olarak etik ve mesleki değerlerimizi ve ilkeleri her koşulda savunacak ve bunları savunan sağlık emekçilerinin yanında olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Açlık grevcilerinin sağlığından sorumlu olan hekimleri açlık grevcilerin izlenmesinde ilgili hekimlere rehber niteliğindeki Malta Bildirgesi’ne uygun davranmaya çağırıyoruz.

    Hastanelerde zorla tutma, hele hele zorla besleme gibi bir müdahalenin işkence olduğunu tekrar belirtiyoruz. Uluslararası sözleşmeler ve bildirgeler çerçevesinde tedaviyi reddeden açlık grevcilerinin hastaneden evlerine gitmesine olanak verilmesi gerekmektedir.

    Açlık grevcilerinin sağlık durumunun ve olası hak ihlallerinin yakından takipçisi olmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD Genel Merkezi: Herkesin savaşa karşı çıkması gerekir

    İHD Genel Merkezi: Herkesin savaşa karşı çıkması gerekir

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, Suriye’de son yaşanan gelişmelerle  ilgili basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, “Türkiye ülke içindeki ve dışındaki Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözebilir, yeter ki bu konuda siyasi irade ortaya koyabilsin” denildi. 

    İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, Suriye’nin İdlip kentinde yaşanan gelişmelere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Türkiye’nin Suriye’nin İdlip bölgesinde bulunan askeri birliğine yönelik gerçekleştirilen saldırı sonucunda 33 askerin yaşamını yitirdiği, 32 askerin de yaralandığının kaydedildiği açıklamada, yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı dileklerinde bulunuldu.

    “KÜRT SORUNU BARIŞÇIL YOLLARLA ÇÖZÜLEBİLİR”

    2011 yılının Mart ayında başlayan Suriye iç savaşında ‘Türkiye-Suriye savaşına’ dönüşmesinin oldukça ciddi ve kaygı verici bir durum olduğunun belirtildiği açıklamada, “Siyasi iktidarın, sorunları diyalog ve müzakere yöntemleri ile çözmek yerine sorunların sonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla aktif askeri hareketlilik içerisine girmesi böylesi bir durumun oluşmasına sebep olmuştur” denildi.

    Türkiye’nin ülke içindeki veya dışındaki Kürt Sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözebileceği kaydedilen açıklamada, bu konuda siyasi iradenin ortaya koyulması gerektiği ve diğer ülkelerle olan sorunların diyalogla yoluyla çözülmesi için uluslararası mekanizmaların sonuna kadar zorlaması gerektiği üzerinde duruldu.

    Açıklamda, savaşın büyük bir acı ve yıkıma sebep olacağı belirtilerek, herkesin savaşa karşı çıkması gerektiği vurgulandı.

    PİRHA /ANKARA

     

     

     

  • İHD: Kavala’ya özgürlüğünün iadesine karar verilmesini istiyoruz

    İHD: Kavala’ya özgürlüğünün iadesine karar verilmesini istiyoruz

    PİRHA – İş insanı Osman Kavala’nın tekrar tutuklanmasına ilişkin yazılı açıklama yayımlayan İnsan Hakları Derneği, “siyası iktidar yargı yolu ile baskı politikasını sürdürmekte ve yargıyı araç olarak kullanmaktadır” denildi. 

    İnsan hakları Derneği Genel Merkezi iş insanı Osman Kavala’nın yeniden tutuklanmasına ilişkin yazılı açıklama yayımladı.

    Gezi Davası’nda beraat ettikten sonra 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili bir soruşturmadan gözaltına alınan Osman Kavala, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki sorgulamanın ardından Kavala tutuklanma talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’na getirilen Osman Kavala tutuklandı.

    Kavala’nın tutuklanmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı (5. Madde) ve 18. Madde ihlalini oluşturduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 10 Aralık 2019 tarihinde karar altına alınmıştı.

    “SİYASİ İKTİDAR YARGI YOLU İLE BASKI POLİTİKASINI SÜRDÜRÜYOR”

    İHD yayımladığı açıklamada, Osman Kavala’nın karşı karşıya kaldığı muamelenin insan onuruna aykırı olduğunu belirterek, AİHS’in kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını düzenleyen 5. Maddesinin ve özel olarak da 5/1. Maddesi’ne aykırı olduğu düşüncesinde olduğu belirtildi.

    Kavala’nın keyfi olarak tutuklandığına dikkat çekilen açıklamada, “Türkiye’de bu tarz keyfi tutuklama uygulamalarının giderek belirgin hale gelmesi göstermektedir ki, siyası iktidar yargı yolu ile baskı politikasını sürdürmekte ve yargıyı araç olarak kullanmaktadır. Yargı reformu strateji belgesi ile amaçlanan hedeflere ulaşmanın mümkün olmadığı Osman Kavala şahsında bir kez daha ortaya çıkmıştır” denildi.

    Son olarak açıklamada, Kavala’nın serbest bırakılması istendi.  PİRHA/ANKARA

  • KESK: Savaş ve kutuplaştırıcı siyaset ülkemizin sorunlarını örtmeye yetmeyecek

    KESK: Savaş ve kutuplaştırıcı siyaset ülkemizin sorunlarını örtmeye yetmeyecek

    PİRHA – KESK, İdlib’te yaşanan gelişmelere ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada “İktidar güçlerinin ideolojik ve politik çıkarları doğrultusunda uzun süredir can simidi olarak sarıldıkları milliyetçilik, din ve mezhep istismarcılığı ve militarizm üstünden yürütülen kara propagandaya ve savaş politikalarına karşı barış talebinde ısrar etmeye devam edeceğiz” ifadeleri yer aldı. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu Merkez Yürütme Kurulu İdlib’de yaşananlara ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan yaptığı son açıklama ile “İdlib’te Soçi anlaşmasına bağlı kalmadan rejim güçlerini her yerde vuracağız” diyerek adeta savaşın adını koymuş, ilanını yapmıştır’’ denildi.

    Açıklama şöyle devam etti:

    “SURİYE’DE LİBYA’DA NE İŞİMİZ VAR?

    “Bilindiği üzere İdlip Suriye’nin diğer bölgelerinden çekilmek zorunda kalan ve “en tehlikeli” diye tanımlanan, aralarında ülkemizde de 10 Ekim katliamı başta olmak üzere birçok katliamı gerçekleştiren İŞİD türevi cihatçı örgütlerin denetimdedir. Bu gerçeği hatırlatarak siyasi iktidara sorulan “İdlib’te, Suriye’de, Libya’da ne işimiz var? Dünyanın lanetlediği silahlı çetelere neden garantör olundu?” sorularını uzmanlaştığı algı yönetme politikasıyla milliyetçi sosla bezenmiş “misliyle karşılık verilmiştir” türü cevaplarla geçiştirmektedir.

    “İKTİDAR KENDİ ÇIKARINI HALKIN ÇIKARININ ÖNÜNE KOYMUŞTUR

    Oysa son birkaç yılın yaşanan iç ve dış gelişmelerine en genel hatlarıyla bakıldığında çok net olarak görülmektedir ki, ekonomik kriz ve dış politikada yaşanan gelişmeler sonucunda çıkmaza giren iktidar çareyi içeride ve dışarıda savaş politikalarında aramaktadır. İktidar kendi bekası ve çıkarını halkın çıkarı ve çocuklarımızın, gençlerimizin geleceğinin önüne koymuştur. Son yapılan tüm anketlerde iktidarın desteğini büyük oranda kaybettiğini gören AKP, “misliyle” savaş ve gerginlik politikasına sarılmıştır. Fakat bu politikalar dahi ülkemizin gerçek sorununun geçim derdi, işsizlik, yoksulluk, güvencesizlik olduğunu gizlemeye yetmiyor.

    ABD/NATO ekseni ile Avrasyacı çizgi arasında dönüp dolanan pragmatist, günübirlik dış politikanın gelip dayandığı nokta Rusya ve Suriye ile doğrudan, İran ile dolaylı çatışma olmuştur. Düne kadar ABD ile yaşadığı çelişkiler nedeniyle Rusya ve İran ile birlikte Suriye’deki çatışmalara müdahil olan AKP, stratejik ortaklığını birden bire yeniden hatırlayıp ABD’yi arkasına alarak Rusya, İran ve Suriye’ye bir karşı askeri cephe açmıştır.

    “SAVAŞIN BEDELİNİ YOKSUL HALKIN ÇOCUKLARI CANLARI İLE ÖDEMEKTEDİR

    AKP’nin politikaları nedeniyle ortaya çıkan bu ortamda gençlerimiz yaşamlarını yitirmekte, analarımız gözyaşı dökmekte, bizim olmayan bir savaşta ölen askerlerin cenazeleriyle ülkenin dört bir yanında evlere kor ateş düşmektedir. “Emevi Camisi’nde namaz kılacağız” inatlaşması ve emperyalistlerin Suriye’deki paylaşım savaşında taşeronluk ve tutarsız dış politikaların bedelini cepheye sürülen yoksul halk çocukları canları ile ödemektedir.

    Açıkça belirtmek isteriz ki, birinci ağızdan Suriye’ye karşı ilan edilen ve Rusya ile İran’ı da karşısına alan savaşın emekçilere, insanlığa ve halklarımıza hiçbir yararı yoktur. Öne sürülen gerekçelerin hiçbiri başka bir ülkenin topraklarında bulunulduğu ve tüm dünyanın lanetlediği çetelerin resmi garantörlüğüne soyunulduğu gerçeğini değiştirmemektedir.

    “KAMU KAYNAKLARI KIZILAY ÜZERİNDEN ENSAR’A AKTARILIYOR

    Biliyoruz ki, savaş koşullarında ilk öldürülen gerçeklerdir. Nitekim daha birkaç gün öncesinde toplumun her kesimin vicdanını derinden yaralayan işsizlik nedeniyle kendini yakan vatandaşımız özgülünde büyüyen işsizlik, Kızılay-Ensar-AKP üçgeninde ortaya çıkanlar, kamu kaynaklarının yağma ve talanı, yolsuzluklar, deprem vergilerinin deprem dışında her şeye harcanmış olması, çığın altında sadece vatandaşlarımızın değil sosyal devlet vasfını kaybeden devletin kalması, uyuşturucu patronunun tahliyesi için devreye giren Cumhurbaşkanı başdanışmanı hakkındaki mahkeme ifadeleri, doların yeniden tırmanışa geçmesi ve ekonomik krizin derinleşerek devam etmesi gibi tartışmaların üzerine İdlib şalı örtülerek konuşulamaz hale getirilmek istenmektedir!

    Suriye’den tüm yabancı güçler, emperyalistler bir an önce çekilmelidir.

    “HALKIN KAYNAKLARI SİLAHA VE SAVAŞA AKTARILIYOR

    Bu ülkenin emekçilerinin, halkının yarattığı kaynaklar silahlanmaya, savaşa değil işsizlik sorununun, geçim derdinin çözülmesine ve yoksulluğun bitirilmesine harcanmalıdır.

    KESK olarak; OHAL koşullarında temel hak ve özgürlüklerimizi askıya almaları yetmiyormuş gibi şimdi de “savaş koşullarındayız” diyerek toplumsal muhalefeti baskı altında tutmaya, hakikatin herkese karşı ileri sürülmesinin engellenmesine sessiz kalmayacağımızı belirtmek istiyoruz.

    Emeğimize ve ülkemizin kaynaklarına sahip çıkacak, iktidar güçlerinin ideolojik ve politik çıkarları doğrultusunda uzun süredir can simidi olarak sarıldıkları milliyetçilik, din ve mezhep istismarcılığı ve militarizm üstünden yürütülen kara propagandaya ve savaş politikalarına karşı barış talebinde ısrar etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Tüm Bel-Sen: Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir

    Tüm Bel-Sen: Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir

    PİRHA- Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası Merkez Yürütme Kurulu, Elazığ merkezli gerçekleşen 6.8 büyüklüğündeki depremle ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Elazığ’da yaşanan depremden kaynaklı ortaya çıkan felaket ülkemiz için önemli bir uyarıdır. Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir” denildi. 

    Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası Merkez Yürütme Kurulu,  depremle ilgili açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Ülkemizde geçmişte yaşanan  depremler sonrası yasal düzenlemelerle denetimin arttırılmaması gerekirken ranta dönük kentsel dönüşüm uygulamalarına izin verilerek çarpık kentleşme ile yaşam alanlarımızın afet alanlarına dönüştürülmesine davetiye çıkarılmıştır” denildi.

    Bu kış koşullarında depreme yakalanan yurttaşların acil ihtiyaçlarını karşılamak, yaşanan acının yaralarını sarmak için tüm imkân ve olanakların seferber olduğunu belirten Tüm Bel-Sen, Türkiye’nin bir deprem bölgesi olduğunu ve gerekli önlemlerin alınması gerektiğini kaydetti.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    Elazığ’da yaşadığımız deprem Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini bir kez daha hatırlatmıştır. Sadece ülkemizde değil tüm dünyada deprem gibi bir doğa olayının bir afete dönüşmesi Taktidir-i İlahi değil; depremin yaşandığı bölgede o güne kadar insan hayatını merkezine almayan, bilim ve tekniği yadsıyan ekonomik ve siyasal tercihler ile bunlara dayalı sağlıksız yapı ve yapılaşma, imar afları, denetimsizlik, rant ve çıkar ilişkilerinden kaynaklıdır.

    Ülkemizde geçmişte yaşanan  depremler sonrası yasal düzenlemelerle denetimin arttırılacağı mesajları her defasında verilmesine rağmen, tam aksi şekilde denetimler özelleştirilmiş, kamu otoritesi, önceliği olması gereken bu konudan uzaklaştırılmış, depreme karşı güvenli yapılaşma sağlama yerine ranta dönük kentsel dönüşüm uygulamalarına izin verilerek çarpık kentleşme ile yaşam alanlarımızın afet alanlarına dönüştürülmesine davetiye çıkarılmıştır.

    ’DEPREM DEĞİL, RANT ÖLDÜRÜR’’

    1999 yılında yaşanan büyük depremin ardından yaraların sarılması ve depreme karşı dayanıklı yaşam alanları inşa edilmesi için geçici olarak çıkarılan ve sonrasında kalıcı olan Özel İletişim Vergisi ile toplanan milyarlarca liranın ise nereye kullanıldığı bilinmiyor. Bu paralarla depremlere karşı ne gibi tedbirler alınmıştır?

    Sonuç olarak Elazığ’da yaşanan depremden kaynaklı ortaya çıkan felaket ülkemiz için önemli bir uyarıdır. Ranta dayalı imar politikalarından vazgeçilmelidir.

    İstanbul gibi metropol kentlerimiz de dahil ülkemizin hemen her yerinde yaşanması muhtemel deprem gibi doğal bir olayın bir felakete dönüşmemesi için başta ülkeyi yönetenler olmak üzere herkes bilim insanlarımızın, meslek odalarımızın yıllardır yaptığı uyarılara kulak vermelidir.

    Depremin can ve mal kayıplarını artıran bir felakete dönüşmesini sağlayan, plansız ve çarpık kentleşme ile sonuçlanan ranta dayalı imar politikalarından, imar affı gibi kaçak yapılaşmayı olağan hale getiren politikalardan derhal vazgeçilmelidir.

    Halkın can güvenliğini temel alarak bu yanlış politikaları eleştirenleri her fırsatta hedef tahtasına koyan söylem ve uygulamalar terk edilmelidir.

    Bilim insanlarımızın, meslek odalarımızın ve konunun uzmanlarının görüşleri alınarak acilen bilimsel yeni bir deprem politikası kapsamında master planlar oluşturulmalı ve ülkemiz kaynakları birkaç zengine rant sağlasın diye “Kanal İstanbul” gibi projelere değil ülke çapında bu deprem politikasının hayata geçirilmesine yönelik kullanılmalıdır.

    PİRHA/ANKARA