Etiket: basın metni

  • ATO: Şahsa özel kadro ilanları hukuksuzluk ve vicdansızlıktır

    ATO: Şahsa özel kadro ilanları hukuksuzluk ve vicdansızlıktır

    PİRHA- Ankara Tabip Odası, SBÜ Rektörlüğü ve Sağlık Bakanlığı’nın kadro ilanlarını “kişiye özel ve adrese teslim” olarak tanımlayarak, “Şahsa özel adressiz kadro ilanlarına YÖK ve yargının dur demesi gereklidir” dedi.

    Ankara Tabip Odası, Sağlık Bilimleri Üniversitesi tarafından gerçekleştirilen kadro ilanlarına “Şahsa özel” olarak yapıldığını belirterek tepki gösterdi.

    ATO tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, YÖK’ün aranan şartlarda kişiye özel, adrese teslim kadro ilan edilmemesine yönelik talimat yazılarına rağmen, bu konuda açılan davalarda ilanların iptal edilmesine yol açan hata bu kadro ilanında bizzat Sağlık Bakanlığı tarafından gerçekleştirildiğine dikkat çekerek, şunlar ifade edildi:

    “Ankara’da bulunan Eğitim ve Araştırma Hastanelerine 56 adet profesörlük, 2 adet doçentlik ve 1 adet yardımcı doçentlik kadrosu ilanı yapılmıştır. Yıllardır kadro gereksinimine ve eğitimin niteliğine, liyakate ve bilimsel ölçülere göre kadro ilanlarını gerçekleştirmeyen SBÜ, kadro ilanında öğretim üyesi gereği olan bazı kliniklere hiç kadro vermemişken, daha önce kadroları şişirilmiş alanlarda kadro ilanı verebilmiştir. Covid-19 pandemisine odaklanan kamuoyu, yargı ve sağlık çalışanlarının bu skandalı görmeyeceği varsayılmıştır.”

    “ŞAHSA ÖZEL, ADRESSİZ KADRO İLANLARINA YÖK VE YARGININ DUR DEMESİ GEREKLİDİR”

    “SBÜ Rektörlüğü ve Sağlık Bakanlığı’nın bu kadro ilanları keyfi olduğu kadar hukuka ve kamuoyu vicdanına da ters düşen bir işlemdir” denilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “Geçmişte adrese teslim kadro ilanları olarak adlandırılan YÖK uyarılarına da karşı olan bu tarz ilanlar belleklerimizde artık adressiz adrese teslim kadro ilanı veya şahsa özel adressiz kadro ilanları olarak yer alacaktır. Yani olmayan, Sağlık Bakanlığı tarafından hoyratça yok edilen sağlık kurumlarına akademik kadro ilanları olarak tarihe geçecektir. Çünkü Sağlık Bakanlığı ve SBÜ uzmanlık öğrencilerine eğitim ve sağlık hizmeti veren bu yapıları çiftliği olarak görmekte, kendilerini her alanda olduğu gibi yasaların ve YÖK düzenlemelerinin üzerinde saymaktadır. Şahsa özel adressiz kadro ilanlarına YÖK ve yargının dur demesi gereklidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • SES, Batman AÇSH İl Müdürlüğü’nde yaşanan sürgünlere tepki gösterdi

    SES, Batman AÇSH İl Müdürlüğü’nde yaşanan sürgünlere tepki gösterdi

    PİRHA-Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) MYK yazılı bir açıklama yaparak, Batman AÇSH İl Müdürlüğünde yaşanan soruşturma ve sürgünlere karşı tepki gösterdi.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, “Batman AÇSH İl Müdürlüğünde salgın sürecinde de hukuki olmayan soruşturma süreçleri işleterek halkın sağlığını ve sosyal ihtiyaçlarının giderilmesini bir kenara bırakarak, yanlış uygulamalarını eleştiren emekçilerden öç almaya girişmiştir” denildi.

    “CANLA, BAŞLA ÇALIŞMANIN KARŞILIĞI SÜRGÜN E SORUŞTURMA”

    Açıklamada, sendikanın, sosyal hizmet emekçilerinin ve hizmet alanların korunması ve hizmetlerin en doğru şekilde sürdürülmesine yoğunlaştığı ancak birçok ilde üyelerine salgın süresince baskıların devam ettiği kaydedildi.

    Batman AÇSH İl Müdürlüğü’nün salgın süresince SES üyelerine baskı ve mobing uyguladığı belirtilen açıklamada, Batman AÇSH Müdürlüğü’nün antidemokratik, hukuk dışı uygulamaları şöyle sıralandı:

    • Üyelerimize yönelik ayrımcı uygulamalar ve mobbing yapılmaktadır.
    • Üyelerimiz ihtiyaç gerekçesi ile bağdaşmayacak şekilde ve keyfi olarak rotasyon adı altında farklı kuruluşlarda çalışmaya gönderilmekte; başka bir ifadeyle “sürgün” mantığı ile hareket edilmekte, sendikal faaliyetlerimiz hedef alınmaktadır.
    • Haklarını arayan, mevzuat çerçevesinde çalışma konusunda ısrar eden ve hizmet alan kesimlerin hak ve çıkarlarını mevzuat çerçevesinde koruyan üyelerimize yönelik baskılar gerçekleştirilmektedir. İki üyemize bazı “tanıdık” müracaatçıların dosyaları verilerek yönetmeliklere aykırı şekilde uygulama yapılması talep edilmiş; bunu kabul etmeyen üyelerimize cezalandırmak amacı ile disiplin soruşturmaları açılmış; üstelik soruşturmayı etkilemek amacı ile üyelerimizin çalıştığı dosyalar üzerinde oynama yapılmış, verilen cezalar mahkeme kararları tarafından hukuksuz bulunarak bozulmuş ve keyfilik hukuki olarak da kanıtlanmıştır. Ancak mahkeme karlarına rağmen benzer şekilde soruşturma baskıları devam etmektedir.
    • Bir çok alanda olduğu gibi Vefa Destek Projesi’nde görevlendirilen sosyal hizmet emekçiler için de uygun sayıda ve nitelikle koruyucu ekipman sağlanması gerekmekte iken Batman’da bu sağlanmadan, yani korunabilecekleri ekipman ve koşullar sağlanmadan 65 yaş üstü vatandaşlarımızla temas kurulması istenmiştir. Üyelerimiz Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulunun tavsiyeleri dikkate alınmadan, yazılı olarak talep edilen eksik koruyucu ekipman tamamlanmadan, 65 yaş üstü ve kronik rahatsızlığı bulunan vatandaşlarla temas kurulmasının hem çalışanlar hem de hizmetten yararlanan vatandaşlarımız açısından oluşturacağı tehlikeyi dile getirdiklerinde, görevi bu tedbirleri eksiksiz sağlamak olan yöneticiler bunu yapmak yerine üyelerimize hukuki olmayan keyfi soruşturmalar açmış ve aynı hukuksuzlukla süreci yürüterek 30/1 oranında maaştan kesim cezası vermişlerdir.

    “SÜRGÜN POLİTİKALARIYLA HALKA HİZMET ERİŞİMİ ENGELLENMEKTEDİR”

    Batman AÇSH Müdürlüğü’nün bir hak ve yükümlülük olan “korunma talep etme” hakkı talep eden emekçileri il dışına sürgün ettiği kaydedilen açıklamada, “Ramazan Bayramı arifesinde Covid-19 pandemisi ile mücadele ettiğimiz bu günler sağlık ve sosyal hizmet alanında çalışan her bir emekçinin katkısına ihtiyaç duyulan bu süreçte hukuk dışı bir şekilde sendikamız üyelerinin il dışına sürgün edilerek hizmete ihtiyaç duyan vatandaşlarımız hizmet sunmaları engellenmiştir.

    Sendikamızın faaliyetlerini engelleyen, sendikalar arasında ayrımcı politika yürüten her türlü anlayışın karşısında bugüne kadar nasıl ki, fiili, meşru bir mücadele yürüttük ise bugünde Batman AÇSH Müdürlüğü’nün bu uygulamalarının karşısında olacağımızı ve anayasadan doğan her hakkımızı kullanacağımızı; kamuoyuna saygı ile duyururuz” ifadeleri kullanıldı.  PİRHA/ANKARA

     

  • İHD Kadın Komisyonu: Pandemi döneminde kadına yönelik şiddet ve hak ihlalleri arttı

    İHD Kadın Komisyonu: Pandemi döneminde kadına yönelik şiddet ve hak ihlalleri arttı

    PİRHA- İHD Kadın Komisyonu yayımladığı ‘Pandemi Döneminde Kadın’ raporuyla, kadına yönelik şiddetten, iş cinayetlerine kadar birçok hak ihlaline dikkat çekti.

    İnsan Hakları Derneği Kadın Komisyonu (İHD) 11 Mart 2020-11 Mayıs 2020 tarihleri arasında Pandemi süresinde kadınların yaşadıkları hak ihlallerine ilişkin bir rapor yayımladı.

    Raporda, Covid -19 salgını sürecinde alınmayan önlemlerin hem kadına hem de çocuğa karşı şiddet tehlikesini arttırdığı, şiddete maruz kalan kadınların şikayet mekanizmalarına ulaşımlarının zorlaştığı ve bunların sonucu olarak şiddetle mücadelenin yetersiz kaldığı ifade edildi. Çeşitli konularda düzenlenen raporda kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri, ekonomik ve sosyal haklar, iş cinayetleri, işkence ve kötü muamele gibi birçok başlığa yer verildi.

    Raporda, Tüketici Hakları Derneğinin verilerine göre Türkiye’de 24 milyon annenin 4.8 milyonunun açlık, 14.5 milyonunun ise yoksulluk sınırı altında yaşadığı belirtilirken, kadınların erkeklere göre daha az iş olanağına sahip olduğuna ve özellikle kayıt dışı alanlarda çalışan kadınların işsiz kaldığına dikkat çekildi.

    İHD, ayni ve nakdi yardım yapmayan bir kurum olmalarına rağmen ilk kez genel merkez ve şubelere 100’ün üzerinde işsiz ve çocuklu kadınların maddi destek talebi için başvurduğunu kaydetti.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın 24 Nisan’da Cuma günü yapılan hutbede ‘tüm kötülük ve salgın hastalıkların eşcinsellikten kaynaklandığına” dair ifadeler kullanmasının ardından Barolar Birliği ve İHD’nin bu açıklamayı kınaması üzerine kendilerinin çeşitli tehdit, hakaret içeren mailler aldıklarını belirten İHD, hem kendilerinin hem de Barolar Birliğinin bu tür nefret söylemlerine ilişkin hukuki süreç başlattıklarını kaydetti.

    Raporda şunlar belirtildi:

    EKONOMİK VE SOSYAL HAKLAR

    Başvuru yapanların hepsi çocuklu olduklarını ifade etmişlerdir. Bu başvuruları yapan kişiler ilgili kurumlara yönlendirilmiştir.

    • 10 kadının eşi cezaevindedir ve kadınların düzenli herhangi bir geliri yoktur.
    • 1 Kadın üniversite mezunu olmakla birlikte, OHAL döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile işten çıkartılmış usta öğreticidir. Bu nedenle herhangi bir ekonomik-sosyal desteğe erişememektedir.
    • 1 Kadının eşi vefat etmiş ve herhangi bir gelire sahip değildir.
    • 11 kadının eşi pandemi sürecinde ya işini kaybetmiş ya da çalışamaz durumdadır.
    • 1 Kadının hem kendisinin hem de eşinin ağır sağlık sorunları olmasından kaynaklı maddi güçlük çekmektedirler.
    • 3 kadın eşinden ayrılmış ve düzenli bir gelire sahip değildir.
    • 2 Kadın boşanma aşamasında ve düzenli bir gelire sahip değildir.
    • 1 Kadının eşi engelli olmasından kaynaklı çalışamamakta ve düzenli bir gelire sahip değildir.
    • 1 Kadın sığınma evindeki süresi dolduğu için iki çocuğuyla birlikte çıkartılmıştır. Düzenli bir gelire sahip değildir.
    • 1 Kadın başvurucu şiddet gördüğü eşinden boşanma aşamasında ve bir çocuğu olup düzenli bir gelire sahip değildir.

    LGBTİ+ KİŞİLERE YÖNELİK HAK İHLALLERİ

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın 24 Nisan’da Cuma günü yapılan hutbede ‘tüm kötülük ve salgın hastalıkların eşcinsellikten kaynaklandığına” dair ifadeler kullanarak, nefret söylemi içerek bir konuşma yapmıştır. Bunun ardından Ankara Şubemiz ve ardından Barolar tarafından yapılan açıklamalarla bu nefret söylemi kınanmıştır. Ancak gerek İnsan Hakları Derneği gerekse Barolar; tehdit ve nefret söylemlerine maruz kalmış, bazı barolar hakkında da soruşturma açılmıştır. Ayrıca Genel Merkezimize ve şubemize tehdit, hakaret içeren mailler atılmış, telefonlar edilmiştir. Tehdit ve hakaret haricinde olanlara cevap verilmiş, nefret suçunun ne olduğu anlatılmıştır. Türkiye Anayasasının 90. Maddesi uyarınca temel hak ve özgürlükler ile ilgili uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir ve ulusal yasalarla çatışma halinde uluslararası sözleşmelerin esas alınması gerekmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa Konseyi İstanbul Sözleşmesinin 3. maddesi cinsel yönelim ve cinsel kimlik temelli ayrımcılığı yasaklamaktadır. Toplumsal cinsiyet eşitliği korunmuştur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin denetim organı olan AİHM de Beizaras ve Levickas/Litvanya kararında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. Maddesi kapsamında cinsel yönelim temelli ayrımcılığın yasakladığını açık bir şekilde karara bağlamıştır.[2]

    KADINA YÖNELİK ŞİDDET

    Salgın ve savaş dönemleri, kadına yönelik şiddetin arttığı, olağanüstü dönemlerdir. Böyle bir dönemde, Hakim ve Savcılar Kurulu 30 Mart tarihinde, 6284 sayılı yasayı ‘esnek’ uygulama kararı almıştır[3]. Bu karar ile, 6284 sayılı yasanın kadınlara sağladığı ‘kısmi koruması’ da ortadan kalkmıştır. Dünya’da pandemi olarak ilan edilen salgın süreci ile birlikte sokağa çıkma kısıtlamaları ile birlikte şiddet uygulayan erkek ve şiddete uğrayan kadınların ve çocukların aynı mekan içinde zorunlu olarak bir arada kalmaları ev içi şiddeti arttırmakta ancak kamusal alanda görünmez kılmaktadır. Kadınların ve çocukların uğradığı şiddeti duyurma ve başvurma mekanizmalarına ulaşmaları güçleşmiştir. Kadınlar en yakınlarında bulunan erkekler tarafından katledilmekte, şiddete uğramaktadırlar. Kadınlar fiziksel, psikolojik ve ekonomik olarak şiddete uğramakta, süreklileşen bir tehdit altında yaşamak zorunda kalmaktadır. Kadınlar kendilerine yönelik şiddet ve tehdit vakalarını kolluk ve yargıya taşındığında dahi gerekli olan koruma ve cezalandırma sağlanamamakta, şiddet uygulayan ile baş başa bırakılmaktadır.

    Salgın döneminde kadına yönelik şiddete dair başvuruların alınmadığı durumlar yaşanmaktadır. Mersin’de 5 kadın sığınma evinden 4’ünün kapatıldığı bilgisine ulaşılmıştır. Hatay’da Kadın Sığınma Evi olmadığından, Çocuk Esirgeme Kurumuna yerleştirilmektedir. Adana’da sığınma evi olmasına karşın salgın dönemde başvuru kabul etmediği bilgisine ulaşılmıştır. Kadın sığınma evlerine, pandemi döneminde genel olarak kabul edilmeme durumu yaşanmaktadır. Bazı bölgelerde polis hiç başvuru almamakta ve adliyelere yönlendirmektedir. Adliyeler ise 13.00-15.00 arasında çalışmakta, çoğu kadın durumdan yılıp tekrar şiddet gördüğü alana geri dönmek zorunda kalmaktadır.

    Kadına yönelik şiddetin bir başka boyutu da sosyal medya üzerinden dijital şiddet olarak gelmektedir. Çeşitli iletişim araçları ve internet üzerindeki sosyal paylaşım alanları da şiddetin bir aracı olarak kullanılmakta, bu şiddet kimi zaman iktidara yakın kişi ve kişilerce muhalif kadınlara dönük de gerçekleşmektedir. CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, gazeteci Nevşin Mengü, avukat Feyza Altun, oyuncu Berna Laçin sosyal medya hesapları üzerinden tehdit edildiklerini açıkladı. Ayrıca birçok kadın sosyal medya hesapları ele geçirilerek şantajlara maruz kalmakta, tecavüz ve ölüm tehditleri almaktadır.

    ERKEKLER TARAFINDAN 37 KADIN KATLEDİLDİ

    11 Mart ile 11 Mayıs tarihleri arasında tespit edilebildiği kadarıyla 37 kadın erkekler tarafından katledilmiştir. Bunlardan; 3 kadın boşandığı erkek tarafından, 1 kadın boşandığı eşinin para ile tuttuğu erkek tarafından, 8 kadın evli olduğu erkek tarafından (1’nin uzaklaştırma kararı var), 1 kadın boşanma aşamasında olduğu ve uzaklaştırma kararı bulunan erkek tarafından, 1 kadın eski erkek arkadaşı tarafından, 2 kadın birlikte yaşadığı erkek tarafından, 4 kadın oğlu tarafından, 1 kadın erkek kardeşi tarafından, 2 kadın erkek arkadaşı tarafından, 2 kadın komşusu tarafından, 5 kadın akrabası tarafından, 4 kadın tanığı erkek tarafından, 3 kadın tanımadığı erkekler tarafından katledildi. 2 erkek hakkında uzaklaştırma kararı bulunmaktaydı.

    Pandemi döneminde öldürülen kadınlar:

    1. Vildan Akkaya Yılmaz: Karabükte uzaklaştırma kararı bulunan eşi tarafından katledildi.
    2. Suriye Özkahraman: E.Y ve 5 kişi tarafından katledildi.
    3. Viviant Bants: Muğla’da Hüsnü Ö. tarafından katledildi.
    4. Hatice Kurt: Rize’de boşandığı erkek tarafından katledildi.
    5. Günay Seferova: Azeri olan Günay Seferova birlikte yaşadığı erkek tarafından katledildi.
    6. Latife Bozdemir: Zihinsel engelli oğlu tarafından katledildi.
    7. Özlem Mutlu: Bursa’da eski erkek arkadaşı tarafından katledildi.
    8. Münevver Şahin: Konya’da boşanma aşamasında olduğu ve uzaklaştırma kararı olan eşi tarafından katledildi.
    9. Nuray Varol: Eski eşi tarafından katledildiği şüphesi var, evinde öldürüldü.
    10. Melek Dağyel: Aydın’da eski eşi tarafından katledildi.
    11. Gönül Güngör: Bafra’da oğlu tarafından katledildi.
    12. Neşe Orhan: Aydın’da boşandığı erkek tarafından katledildi.
    13. Safiye Gök: Antep’te amcasının oğlu A. G. tarafından katledildi.
    14. Pınar Ayrıkan: Erkek arkadaşı Hacı Ahmet A. tarafından katledildi.
    15. Bahtiyar Kip: Kardeşi tarafından katledildi.
    16. Lale Bayram: Eski eşi tarafından para ile tuttuğu bir kişiye katlettirildi.
    17. Dilek Kaya: Diyarbakır’da erkek arkadaşı tarafından katledildi.
    18. Ağrı’da G.L. adlı kadın evli olduğu L.L. adlı erkek tarafından katledildi.
      PİRHA/ANKARA  
  • Ankara DAD, HDP’nin kayyım tepkisine polis müdalesini kınadı

    Ankara DAD, HDP’nin kayyım tepkisine polis müdalesini kınadı

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, HDP’lilerin parti binası önünde belediyelere kayyım atanmasını protesto etmesine polisin saldırmasını kınadı. Gözaltına alınanlarsa serbest bırakıldı. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, HDP Ankara İl Örgütü’nün, parti binası önünde kayyımlara ilişkin yapmak istediği basın açıklamasına polisin müdahale etmesine ve açıklamaya katılanların gözaltına alınmasına tepki gösterdi.

    Yazılı bir açıklama yapan DAD, “Yapılanlar anti demokratik. Keyfi uygulamalara karşı yapılmak istenen basın açıklamasına bile tahammül göstermeyen nahak zihniyeti kınıyoruz” denildi.

    Açıklamada şunlar ifade edildi.

    “Üyemiz ve hukuk danışmanımız Avukat Alişan Şahin gözaltına alınmıştır.

    HDP Halkların Demokratik Partisi Ankara İl Örgütü’nün, parti binası önünde kayyımlara ilişkin yapmak istediği basın açıklaması valiliğin yasağı gerekçe gösterilerek polis tarafından engellenmiş,  açıklama için bir araya gelen parti yöneticileri müdahale edilerek polis tarafından gözaltına alınmıştır.

    Pandemi salgın günlerinde insanlar can derdinde, işini aşını kaybetmiş kısıtlı imkanlarıyla can telaşındayken, devletin yurttaşların derdine çare olmak yerine. Belediyelere kayyımlar atayıp seçilmiş belediye eş başkanlarını gözaltına alıyor. Yaptığı anti demokratik, keyfi uygulamalara karşı yapılmak istenen basın açıklamasına bile tahammül göstermeyen nahak zihniyeti kınıyoruz. Gözaltına alınan canlar derhal serbest bırakılmalıdır.

    Gözaltına alınan canlar ise Alişan Şahin, Veli Saçılık, Deniz Keleş, Nihat Akdoğan, Yılmaz Temel, Mustafa Akkaya, Vezir Coşkun Parlak, Nuh Yalcın, Zeyno Bayramoğlu, Mehmet Şerif Bulunmaz, Nevzat Yalçın ve Gökhan Kutlay.”

    Gözaltına alınanların hepsinin serbest bırakıldığı belirtildi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara 13’ncü İdare Mahkemesi, Mimarlar Odası’nı haklı buldu

    Ankara 13’ncü İdare Mahkemesi, Mimarlar Odası’nı haklı buldu

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Ankara 13’ncü İdare Mahkemesi tarafından Çayyolu’nda yapılmak istenilen sosyal altyapı alanının iptal edildiğini duyurdu. Candan, mahkemenin iptal kararının kendileri için önemli olduğunu belirtti.

    TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Ankara 13’ncü İdare Mahkemesi tarafından Çayyolu’nda yapılmak istenilen sosyal altyapı alanının iptal edilmesi ile ilgili bir basın açıklaması yaptı.

    Ankara’nın Çankaya İlçesine bağlı Koru mahallesinde bulunan bir parselin geçmiş Ankara Büyükşehir Belediyesi yönetimi tarafından “Teknik Altyapı Alanı” kullanımından “Özel sosyal Altyapı Alanı” olarak dönüştürülmesi sonrasında Mimarlar Odası Ankara Şubesi durumu mahkemeye taşımıştı.

    Bugün bir açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Mahkeme beklediğimiz kararı verdi, haklılığımız tescillendi” diyerek gerçekleştirilen değişikliğin Ankara 13’ncü idare Mahkemesi tarafından iptal edildiğini açıkladı.

    “BİLİM VE TEKNİKTEN ALDIĞIMIZ GÜÇLE KAMU YARARINI SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Kararı değerlendiren Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Haklılığımız yargı kararlarıyla tescil edilmeye devam ediyor. Mahkeme iptal gerekçesinde bilirkişi raporunu göz önüne alınarak söz konusu plan değişikliğinin hukuka uygun olmadığını belirtmiştir. Yargı verdiği iptal kararıyla bilimi, tekniği ve kamu yararını gözetmiştir. Bilim ve teknikten aldığımız güçle kamu yararını savunmaya devam edeceğiz’’ dedi.

    “İPTAL KARARI KAMU YARARI ADINA SEVİNDİRİCİDİR”

    Candan, “Mahkeme dava konusu plan değişiklikleri ile bölgedeki teknik ve sosyal donatı dengesinin bozulduğunu ve bu sebeple ilgili idari işlemlerin kamu yararına, şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına aykırı olduğunu ifade den bilirkişi raporunu esas almıştır. İptal kararı kamu yararına adına sevindiricidir’’ diye konuştu.

    Candan ayrıca, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin geçmiş yönetimi tarafından Ankara’da yapılan bu tarz değişikliklerin neredeyse tamamının kurallara aykırı olduğunu belirterek bilim insanlarının da bahsi geçen değişiklik ile ilgili kendilerine görüş verdiklerini ve yapılmak istenilen değişikliğin Kamu Ortaklık Payı alanı olduğu, ilgili yatırımcı kuruluşça ileride kamulaştırılmak üzere oluşturulduğunu ve özele çevrilmesinin kamu yararı ile örtüşmediğini vurguladıklarını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Nusaybin’de çocuklara şiddet uygulayan polis hakkında adli soruşturma da açılmalı’

    ‘Nusaybin’de çocuklara şiddet uygulayan polis hakkında adli soruşturma da açılmalı’

    PİRHA- Nusaybin’de çocuklara şiddet uygulayan polis hakkında idari soruşturma açılmasının yetersiz olduğunu belirten 20 kurum, ortak bir açıklama yaparak, polis hakkında  idari soruşturmanın dışında adli soruşturmanın da acilen başlatılmasını istedi. 

    Aralarında TİHV, İHD, baroların çocuk hakları komisyonları ve çocuk alanında çalışan avukatlar ve derneklerin olduğu 20 kurum, Nusaybin’de çocuklara şiddet uygulayan polis hakkında idari soruşturma açılmasının yetersiz olduğunu belirtti. Polis şiddetinin cezasız kalmaması için şiddet uygulayan polisin cezalandırılması, çocukların maruz kaldıkları şiddete karşı destek mekanizmalarının işletilmesi, benzer bir olay daha yaşanmaması için gerekli önlemlerin alınması ve çocuklardan özür dilenmesi istendi.

    Kaymakamlığın; polis tarafından havaya ateş açılarak çocukların kovalanmasına, ‘bir grubun polise taş atmasını’ gerekçe olarak gösterdiği belirtilen açıklamada şöyle denildi: “Bu gerekçe çocuğa yönelik şiddeti meşrulaştırma çabalarıdır. Ancak hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler hem de ulusal yasalar 18 yaşına kadar tüm bireyleri çocuk olarak kabul eder ve kamu görevlilerine tüm uygulamalarında; ‘çocukları koruma’, ‘onların haklarını ihlal etmeme’ ve ‘hak ve özgürlüklerini yaşama geçirme’ yükümlülüğü tanımlar. Nusaybin’deki olayda polis bu yükümlülüklerini yerine getirmediği gibi çocukların haklarını ve özgürlüklerini ihlal etmiştir. Dolayısıyla çocuklara yönelik gerçekleşen bu şiddetin hiçbir meşru tarafı yoktur, kabul edilemezdir.”

    Polisin açığa alınmasının ve hakkında soruşturma açılmasının önemli olduğu ancak bu tedbirlerin olaydan 20 gün sonra ve kamuoyunda gösterilen tepki sonrası alınmasının kamu görevlilerinin benzer şekillerde gerçekleştirdikleri hak ihlallerinde yaşanan cezasızlığı akla getirdiği belirtildi.

    “Türkiye’de kamu görevlilerinin gerçekleştirdiği çocuk hak ihlallerinde yaşanan cezasızlık listesi oldukça uzundur. 14 yaşındaki Ceylan Önkol’dan, 15 yaşındaki Berkin Elvan’a, 6 yaşındaki Efe Boz’dan 9 yaşındaki Oğuz Arda Sel’e kadar pek çok çocuğun yaşadığı hak ihlalleri ne yazık ki cezasız kalmıştır. Unutmamak gerekir ki cezasızlık hak ihlallerini yeniden üreten bir kısır döngüdür” denilen açıklamada şu talepler sıralandı:

    • “Fail hakkında idari soruşturmanın dışında adli soruşturmanın da acilen başlatılmasını,
    • Bu soruşturmanın etkili bir şekilde yürütülmesini ve failin eyleminin mümkün olmasına neden olan sorumluluk zincirinin açığa çıkarılmasını,
    • Çocuğa karşı şiddetin kabul edilemez olduğuna dair kamusal yaklaşımın beyanı için ilgili kamu personelinin meslekten ve memurluktan men edilmesini,
    • Olay 20 gün boyunca saklandıysa, bunu yapanlar hakkında cezai işlem yapılmasını,
    • Başta 11 yaşındaki çocuk olmak üzere şiddete tanık olan/maruz bırakılan tüm çocukların şiddetin etkilerini en aza indirecek, çocuklara zarar vermeyecek şekilde desteklenmesini ve maddi manevi tazminin sağlanmasını,
    • Bu tür olayların bir daha yaşanmaması için gerekli tüm önlemlerin alınmasını,
    • Bu olaya tanık olan tüm çocukların korkmadan, kaygılanmadan, kendilerini güvensiz hissetmeden yeniden oyun oynayabilecekleri ortamın oluşmasını,
    • Çocuklardan özür dilenmesini talep ediyoruz.”

    İMZACI KURUMLAR

    1. Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği
    2. Ankara Kadın Platformu
    3. Ankara Tabip Odası
    4. Biz Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Araştırmaları Derneği
    5. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası Genel Merkezi
    6. Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Ağı
    7. Çocuk Alanında Çalışan Avukatlar Gençlik Ağı
    8. Çocuk Hakları Merkezi
    9. Çocuk Her Yerde Derneği
    10. Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi
    11. Göç ve İnsani Yardım Vakfı
    12. İnsan Hakları Derneği Çocuk Hakları Komisyonu
    13. Önce Çocuklar Derneği
    14. Rengârenk Umutlar Derneği
    15. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Merkezi
    16. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği
    17. Urfa Barosu Çocuk Hakları Komisyonu
    18. Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği
    19. Uğur Özkan Çocuk Kültür Evi
    20. Türkiye İnsan Hakları Vakfı

    (HABER MERKEZİ)

  • BTS: Sirkeci Gar sahasının Yeşilay’a devrine sessiz kalmayacağız

    BTS: Sirkeci Gar sahasının Yeşilay’a devrine sessiz kalmayacağız

    PİRHA- Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS), Sirkeci Liman sahasındaki trenlerin limana ulaşacağı hatlar ve kullanılacak manevra alanlarının Yeşilay’a devredileceği, hazırlıklarının da son aşamaya geldiğini belirterek, bu duruma sessiz kalmayacaklarını açıkladı. 

    Birleşik Taşımacılık Sendikası, Sirkeci Liman sahasındaki trenlerin limana ulaşacağı hatlar ve kullanılacak manevra alanlarının Yeşilay’a bir protokol ile devredileceğine ilişkin açıklama yaptı.

    “Demiryolu taşımacılığı dünyanın en önemli taşıma sektörlerinden/modlarından biridir” denilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Küresel ekonomide ham madde, yarı mamul ve mamul maddelerin ulaşımında ulaştırma sektörünün payı her geçen gün artarak devam ederken bu durum ülkemiz demir yollarının da önümüzdeki dönemde büyüyeceğini göstermektedir. Demir yollarımızda yaşanacak bu büyüme ile önümüzdeki yıllarda mevcut taşınmazlar da kesinlikle yetersiz hale gelecektir. Bu nedenle; demiryolu taşınmazlarının, özellikle şehrin içindeki büyük Garların sınırları içinde kalan taşınmazların kullanılmasında ve planlanmasında gelecekteki bu ihtiyaçlar gözetilerek yapılmalıdır. Ancak, maalesef ne siyasi iktidar, ne Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ne de TCDD Genel Müdürlüğünün bir bütün olarak ülkemiz demiryollarının gelişimi yönünde doğru adımları atmadığını olumsuz örneklerini yaşayarak görmekteyiz.”

    “DEMİRYOLU TAŞIMACILIĞI DÜNYANIN EN ÖNEMLİ TAŞIMA SEKTÖRLERİNDEN BİRİSİDİR”

    İlgili kurumların yaptıkları yanlış adımlara, Sirkeci Liman sahasının Yeşilay’a devredilmesinin eklendiği vurgulanan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Bilindiği üzere; İstanbul’da Marmara ve Tüp tünel işletmeye açılmadan önce Avrupa-Asya arasında vagon/tren transferleri Sirkeci-Haydarpaşa arasında işletilen feribotlarla yapılmaktaydı. Tüp tünel işletmeye açılmasına rağmen bazı yüklerin (Tehlikeli madde yüklü, vagonlar/parlayıcı patlayıcı yüklü vagonlar, tank top ihtiva eden vagonlar) tünelden geçirilmesi mümkün olmadığı için transferleri feribotla sağlanacaktır. Bu taşımada kullanılmak için Sirkeci-Haydarpaşa arasında işletilen feribotlar yenilenmiş ve bir adet de feribot satın alınmıştır. Diğer yandan Tüptünel’de meydana gelebilecek hasar, kaza, deprem ve benzeri sebeplerle Tüp tünelin kullanılmaz hale gelmesi durumunda Sirkeci-Haydarpaşa arasındaki taşımacılığın feribot seferleri ile buradan yapılacak olması dolayısıyla Sirkeci Liman sahası stratejik öneme sahiptir. Tüm bu hassasiyetler gözetilmeden Sirkeci Liman sahasındaki trenlerin limana ulaşacağı hatlar ve kullanılacak manevra alanlarının Yeşilay’a bir protokol ile devredileceği,  hazırlıklarının da son aşamaya gelmiştir.”

    “HİÇBİR KURULUŞUN HABERİ OLMADAN, YEŞİLAY’A DEVREDİLECEK”

    Sendika olarak TCDD Genel Müdürlüğüne Bilgi Edinme Yasası kapsamında görüş sorduklarını ancak henüz bir yanıt alamadıkları belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Devredilmesi planlanan 5000 metre kare alan, başka hiçbir kuruluşun haberi olmadan direkt Yeşilay’a devredilmektedir. Gelinen aşamada henüz devir gerçekleşmeden devir ön hazırlıkları içinde, TCDD Sirkeci Gar’dan Yedikule’ye kadar olan Yüzeysel Hattın yenileme işine KKC Konsorsiyumu tarafından başlanmıştır. KKC tarafından Sirkeci Gar Havzasında bulunan Sirkeci Feribot iskelesinin yollarının tamamını; bu yolların bağlantı yollarını da Gül hane köprüsüne kadar kısmen sökülmüştür. KKC, işçilerini söz konusu sahada bulunan Yol İşçilerinin kaldığı barakaya yerleştirmiştir. Yan tarafta bulunan ve manevra yapan personel tarafından kullanılmakta olan binanın da TCDD tarafından boşaltılması istenmiştir. Yeşilay, Sepetçiler Kasrında bulunmakla beraber önceki yıllarda TCDD Feribot iskelesine ait yollara el koymuş, rayların üstü kapatılmış, “Sadece feribot geldiğinde burada yükleme boşaltma yaptırırız.” diyerek bu bölgenin bir kısmına ruhsatsız olarak iki katlı bir bina da yapmıştır. Siyasi iktidarın kendisine yakın sivil toplum örgütlerine ve derneklere bugüne kadar kamuya ait değerleri oldubittiye getirerek devrettiğine pek çok kez tanık olduk. Bugün de benzer bir durumu yaşamaktayız.

    “EN KIYMETLİ ARAZİLER YANDAŞLARA PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR

    Son yıllarda demir yollarının en kıymetli arazileri kamu hizmeti kaygısı taşımadan ticari ve hukuki kriterlere uyulmadan adrese teslim olarak yandaşlara iktidar tarafından peşkeş çekilmektedir. Ankara Gar’da 70.000m2, Haydarpaşa’da 20.500m2, Sirkeci’de 4.500 m2 alan bu şekilde yağmalanmıştır. Şimdiyse bahçesinin yarısından geçen rayların üzerine ağaç kaplama yaparak düğün salonu işleten Yeşilay’a, burası yetmemiş olacak ki asli görevi olan düğün salonu işletmeciliğini daha iyi irca etmek için TCDD ye ait feribot iskelesini ve yollardan oluşan 5.000m2 lik alanı, hiçbir kritere uyulmadan fütursuzca el konulmaya peşkeş çekilmeye çalışılmaktadır. Bunun iktidarın talimatıyla yapıldığı çok açıktır.

    Ulaşım için çok önemli ve stratejik bir konuma sahip olan bu alanın devredilmesi için “Şimdilik TCDD’nin yeterince ihtiyacı yoktur.” şeklinde onay veren TCDD bürokratları kimlerdir? Bu bürokratlara baskı yapılmış mıdır? YEŞİLAY’ın Yönetim Kurulunda nüfuzlu kişilerin bulunması bu kararı almada etkili olmuş mudur? 164 yıldan beridir ülkemizde ulaşım hizmeti veren TCCD ye ait bu alanlar, her geçen gün büyüyen ve giderek artan ulaşım sektörünün elinden siyasi nüfuz kullanılarak alınıp yandaş kişi ve kurumlara devredilmesine sessiz kalmayacağız, bu yağma ve talana müsaade etmeyeceğiz. Hukuki ve meşru mücadelemizi demokratik kurum ve kişilerle birlikte dayanışmayla büyüterek vereceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘Yargı, Başkentteki orman alanlarının yapılaşmasına izin vermedi’

    ‘Yargı, Başkentteki orman alanlarının yapılaşmasına izin vermedi’

    PİRHA- TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan,” Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin orman alanları ile doğal ve kültürel değerlerinin korunmasında verdiği hukuk mücadelesi zaferle sonuçlanmaya devam ediyor”  dedi

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı Tezcan Karakuş Candan,” Yargı, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı davalar sonucunda,  Keçiören, Pursaklar, ve Kırkkonaklar’daki orman alanlarının eğitim alanı kisvesi adı altında yapılaşmasına izin vermedi.  Mahkemeler, Keçiören, Pursaklar ve Kırkkonaklar’daki orman alanlarındaki plan değişikliklerini iptal etti” denildi.

    Açıklamadın devamında şunlar ifade edildi:

    Yargı, Başkent’teki orman alanlarının yapılaşmasına izin vermedi.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin orman alanları ile doğal ve kültürel değerlerinin korunmasında verdiği hukuk mücadelesi zaferle sonuçlanmaya devam ediyor.

    Yargı, Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı davalar sonucunda, Keçiören, Pursaklar, ve Kırkkonaklar’daki orman alanlarının eğitim alanı kisvesi adı altında yapılaşmasına izin vermedi.  Mahkemeler, Keçiören, Pursaklar ve Kırkkonaklar’daki orman alanlarındaki plan değişikliklerini iptal etti.”

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, ‘’Hukuk mücadelemiz meyve vermeye devam ediyor. Haklılığımız, orman alanlarına ilişkin kamu yararını gözeten iptal kararlarıyla bir kez daha tescillenmiş oldu. Yargı bu kararlarla, ‘Başkent’in orman alanlarına dokunmayın, orman alanları yapılaşmaya konu edilemez’ demiştir. Mimarlar Odası Ankara Şubesi olarak, Başkent’in doğal ve kültürel varlıklarını korumaya devam edeceğiz’’ diye konuştu.

    “PLAN DEĞİŞİKLİKLERİ KAMU YARARINA, ŞEHİRCİLİK İLKELERİNE VE İMAR MEVZUATINA AYKIRI”

    Candan, yargı kararlarına ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Ankara 11.İdare Mahkemesi, Keçiören Ovacık Mahallesi’ndeki orman alanını yapılaşmaya açan, 969 parsele ilişkin, 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğini onaylayan 16.03.2018 tarih ve 495 sayılıAnkara Büyükşehir Belediye Meclisi Kararı’nın, şehircilik ilkelerine, planlama tekniklerine, imar mevzuatına ve kamu yararı ilkesine aykırı olduğunu belirterek dava konusu işlemi iptal etti. Ankara 3. İdare Mahkemesi ise, Pursaklar ve Kırkkonaklar’da orman alanlarını eğitim alanına dönüştürerek yapılaşmaya açan plan değişikliklerini iptal etti. Ankara 3. İdare Mahkemesi, Pursaklar İlçesi 1158 parsel 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planı değişikliğine ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisinin 16/03/2016 tarih ve 509 sayılı kararında imar mevzuatı, şehircilik ilkeleri, genel planlama esasları ve kamu yararı olmadığını belirterek, dava konusu işlemi iptal etti.’’

    Candan, Ankara 3. İdare Mahkemesi’nin ayrıca Çankaya, Kırkkonaklar Mahallesi 3497 ada 20 parselde 1/5000 ölçekli nazım imar plan değişikliğine ilişkin Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 13/03/2018 tarih ve 386 sayılı kararını iptal ettiğini de bildirdi.  Candan, mahkemenin dava konusu işlemde imar mevzuatı, şehircilik ilkeleri, genel planlama esasları ve kamu yararı bakımından hukuki isabet görmediğini de kaydetti.

    “ADETA DERS VERİLDİ’

    Orman varlığı fakir iken mevcut olanların yok edilmesi tüm diğer pozitif bilimlere de aykırıdır

    Mahkemenin Pursaklar ve Kırkkonaklar kararlarında da bilirkişi raporlarına atıfta bulunduğunu hatırlatan Candan, şunları söyledi:

    “Mahkeme iptal gerekçelerinde yer alan ‘Dava konusu planlarda teknik sorunlar yanında asıl önemli ve temel olarak planlama disipline aykırı olan orman alanlarının kamu yararı gerekçesi ile yok edilmesidir. Dava konusu alan, ağaçlandırılarak elde edilmiş bir alandır. Mevcut ağaçların bugünkü yüksekliklere gelmesi en az 10 yılda olabilmektedir. Ankara gibi İç Anadolu kentlerinin ağaç ve dolayısıyla orman varlığı fakir iken mevcut olanların yok edilmesi tüm diğer pozitif bilimlere de aykırıdır. Eğitim tesisi veya diğer bir kamusal yapının orman alanları karsısında daha fazla sağlayacağı kamu yararı bulunmamaktadır’’ ifadeleriyle adeta ders vermiştir.’’

    PİRHA/ANKARA

     

  • SES Ankara Şubesi : İş akitleri feshedilen psikologların yanındayız

    SES Ankara Şubesi : İş akitleri feshedilen psikologların yanındayız

    PİRHA-SES Ankara Şubesi, yaptıkları röportajda yaşadıkları sorunları dile getirdikleri için işlerinden atılan psikologlara destek vererek, Sağlık Bakanlığı yetkililerin göreve çağırdı.

     

    Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci tarafından klinik, şehir ve kişi adı paylaşılmadan yayınlanan bir röportajda ağır iş yükü, prim usulü çalıştırma, çalışma düzenindeki sorunlar, mobbing, emek sömürüsü haberini beğenip paylaşan psikologların görev yaptığı psikiyatri merkezi beş psikologun iş akitlerini feshedildi.

     

    “DEVLET SÖYLEMİNE AYKIRI AÇIKLAMA YAPANLAR, SUSTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Konuya dair açıklama yapan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Ankara Şubesi, devlet söylemine aykırı açıklama yapan tüm çevreler yoğun baskı altında bırakılmış ve susturulmaya çalışıldığına dikkat çekerek şunlar ifade edildi:

    “Sağlık Bakanlığı Pandemi süresince Bilim Kurulu kararlarını ve gerçek verileri açıklamadığı gibi, kurumlarında Covid-19 salgınıyla ilgili bilgi ve veri aktarımı konusunda katı kurallar uygulamış sağlık emekçileri üzerinde baskı oluşturmaya çalışmıştır. Pandemi sürecince Devlet söylemine aykırı açıklama yapan tüm çevreler yoğun baskı altında bırakılmış ve susturulmaya çalışılmıştır. Kamu kurumlarında çalışan sağlık emekçilerine yönelik, mücadele kapsamında eleştiri ve bilgi akışını, tehdit ve soruşturmalar ile engellemeye çalışan Sağlık Bakanlığının tavrı ilimizde özel sağlık kuruluşlarına da yansımıştır. İlimizde yer alan özel sağlık kuruluşlarından işten çıkarma, personel ücret ödemelerinde kısıtlama ve son olarak da pandemi kapsamında açıklama yapan bu açıklamaları paylaşan/beğenen sağlık emekçilerini işten çıkarma boyutuna taşınmıştır. Geçtiğimiz günlerde bir gazeteci tarafından klinik, şehir ve kişi adı paylaşılmadan yayınlanan bir röportajda ağır işyükü, prim usulü çalıştırma, çalışma düzenindeki sorunlar, mobbing, emek sömürüsü ve tükenmişlik gibi özel sağlık kuruluşlarındaki sorunlar kapsamında bilgi verilmiştir.”

    “PANDEMİM LE İLGİLİ PAYLAŞIMDA BULUNANLAR İŞTEN ÇIKARILIYOR”

    Bir gazete haberinin beğenilip paylaşılmasının işten atmayla sonuçlandığı belirtilen açıklamada, “Her türlü toplumsal yıkımda ve devam eden Pandemi süresince halkın ve sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yanında bulunarak psikolojik destek hizmeti sunan meslektaşlarımızın her zaman yanında olduğumuzu ve arkadaşlarımıza yapılan haksızlıkları görmezden gelmeyeceğimizi belirtiyor, Sağlık Bakanlığı yetkililerini işten çıkarmaların yasaklandığı dönemde arkadaşlarımızın iş akitlerini fes eden Psikiyatri Merkezi konusunda gerekli işlemleri yapmaya çağırıyoruz!” denildi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DİSK Sosyal İş Sendikası: AVM’lerin salgın yuvalarına dönüşmesine izin vermeyelim

    DİSK Sosyal İş Sendikası: AVM’lerin salgın yuvalarına dönüşmesine izin vermeyelim

    PİRHA – DİSK/Sosyal İş Sendikası sürece dair yaptığı açıklamada, “Ülkemizin salgına karşı mücadelesine sahip çıkmak; halkımızın sağlığını korumak ve AVM’lerden işçi cenazelerini kaldırmamak için AVM’ler açılmamalıdır” ifadelerine yer verdi. 

    DİSK Türkiye Sosyal Sigortalar, Eğitim, Büro, Ticaret, Kooperatif ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası, AVM’lerin açılmasına karşı ‘AVM’LERİN  SALGIN YUVALARINA DÖNÜŞMESİNE İZİN VERMEYELİM’ başlıklı bir açıklama yaptı.

    “Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 7 Mayıs 2020 tarihinde yaptığı açıklamada; “tedbirlerin gevşetilmesi konusunda son derece dikkatli davranılması gerektiğini” belirtiyor. Kovit -19 Bilim Kurulu üyeleri; “ AVM’lerin açılmaması gerektiğini, bu karar için erken olduğunu, gerekli önlemlerin alınmasını, kısıtlamalar gevşetilse dahi önceliğin AVM’ler  olmaması gerektiğini” belirtiyorlar. Bilim dünyası AVM’lerin açılmasına kaygı ile yaklaşarak;“ bir süre daha beklenmesi gerektiğini” ısrarla ifade etmektedirler” denilen açıklamada öne çıkan başlıklar şöyle:

    “Makine Mühendisleri Odası; 7 Mayıs 2020 tarihli açıklamasında; ” AVM’lerde gerekli tadilatların yapılıp ilgili sistemlerin yüzde 100 taze havayla çalışır hale getirilmeli, tuvaletlerin egzoz fanlarının 24 saat çalıştırılmalı ve kapıları açık bırakılmamalı, varsa yer süzgeçleri susuz kalmamalı,  lavabo, klozet armatürleri sensörlü değilse değiştirilmeli, havalı el kurutma cihazları sökülerek kullan-at kağıt peçete kullanımına geçilmeli ve deterjan ihtiyacı sürekli olarak karşılanmalıdır. Bakım ve kontrollerin teknik standartlara uygun olarak yapılmaması, virüsün yayılmasına neden olacaktır” demektedir.

    “KAYGILARIMIZ ÜST DÜZEYDE”

    İşçi Sendikaları, “AVM’lerin açılmasının “çalışanları açısından tehlikeli” olacağına işaret etmektedir. Sendikamız Genel Başkanı Mustafa Aguş daha salgının ilk günlerinde yaptığı açıklamada; “ ziyaretçi sirkülasyonunun binler ile ifade edildiği AVM’lerde ortaya çıkacak “temasın büyük risk teşkil ettiğini belirterek; çalışanlar için alınması gereken hijyen tedbirleri, kişisel koruyucu malzeme temini ve sosyal mesafenin korunması hususlarında kaygılarımız vardır.” (…) öte yandan AVM’lerin tuvalet vb. mekanlarında hijyenin sürekliliği, hijyen malzemeleri temini, çalışanların dinlenmesi, servis olanakları, ateşlerinin ölçülmesi ve çalışanlar için sağlıklı havanın temini gibi; olmazsa olmaz” hususlarda kaygılarımız üst düzeyde sürmektedir.” Demektedir.

    Gerçekten de, gün boyu ayakta çalışan, sağlıklı yemek ve dinlenme olanaklarından yoksun, yeterince güneş ışığı görmeyen, oksijen alamayan AVM İşçilerinin; çalışırken sağlıklarını tükettikleri bir gerçektir. Bu nedenle Kovit-19 koşullarında AVM’lerde teknik, sıhhı ve eğitsel bir dizi tedbir ile birlikte; işçiler için insanca çalışma ortamı ve insan gibi yaşama olanakları sağlanmadan AVM’ler açılmamalı, çoğunluğu 18-25 yaşlarında olan genç işçileri göz göre göre salgına teslim edilmemelidir.

    “AVM’LERİ AÇMA KARARI, TOPLUMUN EMEĞİNİ SABOTE EDECEKTİR”

    Semt pazarlarında yaşanan gerçekler; AVM’lerde ortaya çıkacak tablo hakkında bize ipuçları vermektedir. Bu deneyimler, AVM’lerin açılması kararının yerinde olmadığını anlamak için yeterlidir. Bu nedenle;

    AVM‘leri açma kararı, toplumun 2 aylık emeği ve özverisini sabote edecektir. Çünkü;

    • Kovit-19 verileri olumlu gibi görünse de, halen her gün yaklaşık 2 bin yeni vaka ortaya çıkmakta, onlarca kişi vefat etmekte olduğu gerçeği göz ardı edilemez!
    • AVM’lerde teknik, sıhhı ve fiziksel önlemler alınmamakta, gerekli yatırımlar yapılmamaktadır.
    • AVM çalışanlarının ve ziyaretçilerin sağlığına dair gerekli tedbirler alınmamaktadır.
    • Bir avuç AVM patronunun menfaati için toplumu salgına teslim etme riski taşıyan bu karar; gözden geçirilmeli ve ertelenmelidir.

    “ÖNCELİĞİMİZ, İNSAN HAYATIDIR”

    DİSK Sosyal-İş Sendikasının önceliği; İNSAN HAYATIDIR!

    Ülkemizin salgına karşı mücadelesine sahip çıkmak; halkımızın sağlığını korumak ve AVM’lerden işçi cenazelerini kaldırmamak için;

    AVM’ler AÇILMAMALIDIR.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • ‘Ülke genelindeki pozitif tanılı sağlık emekçisi 8 binden fazla’-VİDEO

    ‘Ülke genelindeki pozitif tanılı sağlık emekçisi 8 binden fazla’-VİDEO

    PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) COVİD-19 sürecinde salgınla mücadelede raporunu yayınladı.

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) koronavirüsü salgını nedeniyle “uluslararası kamu sağlığı acil durumu” ilan ettiği 31 Ocak 2020 tarihinden bu yana dünyada resmi rakamlara göre yaklaşık 3 milyon insan salgına yakalandı. Yine resmi rakamlara göre (ileri tarihlerde revize edilip edilmeyeceği net olmamakla birlikte) dünyada şu ana kadar 200.000’i aşkın insan yaşamını yitirdi.

    Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan resmi verilere göre 26 Nisan 2020 tarihi itibariyle toplam vaka sayısı 110.130, toplam ölen insanların sayısı 2.805 oldu.

    KESK raporunda, “Kaygı verici olan ise resmi açıklamaların aksine salgının yaygınlaşma hızının kayda değer bir düşüş göstermemesidir. Sokağa çıkma yasaklarının olduğu hafta sonları verileri yatay bir seyir izlerken hafta içi verilerinde yeniden yükselişler olabilmektedir” dedi.

    KESK bünyesinde oluşturulan İl Salgın İzleme Kurullarından gelen raporlar incelediğinde işyerlerinde ciddi sıkıntıların yaşanmaya devam ettiği belirtilerek, bunlardan bazıları genel başlıklar halinde sıralandı.

    *El hijyeni malzemelerinin iş yerlerinin görünür ve ulaşılabilir yerlerine asılmasında, boşaldıklarında doldurulmalarında sıkıntılar yaşanmaktadır.

    *İş yerlerinde kullanılan hijyen malzemelerinin işi bittiğinde atılmaları için yeterince kapaklı çöp kovaları bulunmamaktadır.

    *İş yerlerinde personele yönelik genel tarama yapılmamaktadır.

    *Servislerin dezenfekte edilmeleri ve sosyal mesafe kuralına uygun sayıda çalışan bindirilmesi hususları başta olmak üzere olmak üzere ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır.

    “İŞÇİ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ ÇALIŞMALARI OLDUKÇA YETERSİZDİR

    *İş yerlerinin temiz ve hijyenik olmasını sağlamaya yönelik bilgilendirmeler, işçi sağlığı ve güvenliği çalışmaları oldukça yetersizdir.

    *Özellikle PTT’ye bağlı iş yerlerinde yeterli sayıda koruyucu malzeme ve dezenfektan verilmemekte, dönüşümlü çalışma saatlerine uyulmamakta, taşeron çalışan emekçilerin talepleri dikkate alınmamakta, gönderi adet sayısı için baskı yapılmaktadır.

    *Mersin Akkuyu Nükleer Santrali inşaatında çalışmaların durdurulmaması salgının her an bir atak yapması tehdidini doğurmaktadır. 6000 üzerinde kişinin çalışması, zaman zaman 200-300 kişinin aynı anda giriş çıkış yapması, şantiyelerin yerleşim yerlerinin içinde bulunması, yabancı uyrukluların daha çok Silifke ilçesinde kalmaları, işçilerin kaldığı yerlerin koğuş tipi olması salgının Mersin geneline yayılmasına zemin hazırlamaktadır.

    “İŞ YERLERİNDE MASKE TEMİN SIKINTILARI DEVAM EDİYOR”

    *Ülke genelinde olduğu gibi iş yerlerinde de maske temini konusunda yaşanan sıkıntılar devam etmektedir.

    *ASM’lerdeki (Aile Sağlık Merkezi) sağlık emekçilerine yeterince KKD (kişisel koruyucu donanım) verilmemekte, gerekçe olarak ise “ASM’ler ihtiyaçlarını kendileri karşılamak zorunda“ denmektedir.

    *İl Pandemi Kurullarına, İSİG ve Enfeksiyon Komitelerine sendika temsilcileri dahil edilmemektedir.

    *Ekipmanların kişiye özgü olmaması nedeniyle tam koruyucu özelliği zayıf kalmaktadır.

    *Ekipman eksikliği, fiziki alan uygunsuzluğu nedeniyle triaj yapılmasında (bireyleri o anki durumlarının acili yetine göre sınıflandırıp müdahale aciliyetlerine göre sıraya koyma yöntemi) sorunlar yaşanmaktadır.

    *Aile Sağlığı Merkezlerinde (ASM) randevu sisteminin olmaması nedeniyle bazı zaman dilimlerinde sosyal mesafeyi ihmal edecek yoğunluk yaşanmaktadır. Semptom görülen riskli hastalar ayrı yerde muayene edilememektedir.

    “SAĞLIK PERSONELİNE GENEL TANI TESTLERİ YAPILMAMAKTADIR”

    *Yoğunca yaşanan bu sıkıntıya rağmen ASM’lerde çalışan sağlık personeline yönelik genel tanı testleri yapılmamaktadır.

    *ASM çalışanlarının ücret düzeyinin aktif gün üzerinden verilmesi nedeniyle, covid 19 pozitifliği veya semptomların görülmesi nedeniyle evde izole kalmak gibi durumlarda ücretleri kesintiye uğramaktadır.

    *Kronik hastalığı olan sağlık çalışanları çalışmaya devam etmek zorunda bırakılmaktadır.

    *Raporlu ilaçların eczaneler tarafından bir aylık verilmesi nedeniyle hastalar üç aylık ilaçlarını almak için hekime başvurmaya devam etmek durumunda kalmaktadır.

    *Salgın döneminde dahi performans dayatması devam ettiğinden performans kriterlerinden olan aşı takibi, gebe takibi, bebek ve çocuk takibi gibi kriterler tamamlanamamaktadır.

    *Sağlık iş kolunda hizmetin azaldığı bölümlerdeki personel yeteri düzeyde uyum eğitimi verilmeden riskli servislere kaydırılmakta, bir gün içinde birden fazla bölüm değiştirecek şekilde sözlü görevlendirmeler yapılmaktadır.

    *EBA’nın puan sistemi ödev oluşturma canlı ders vb. konuları eğitim emekçilerine yönelik baskıya dönüşmüş durumdadır. İktidar salgını bu alanda da fırsata çevirerek puan sistemi ile performans sistemini tümüyle yerleşik hale getirmek istemektedir.

    *MEB’e bağlı ilkokul, ortaokul ve liselerin tatil edilmesiyle bu okullarda görevli öğretmenler idari izini sayılırken MEB’e bağlı il-ilçe teşkilatlarında görevli personel ile okullardaki idari kadro ve diğer kamu kurumlarına bağlı tüm birimler enfekte olma riski altında çalışmaya devam etmektedir.

    -Rehber öğretmenler, özellikle İstanbul’da, uzmanlık alanlarına, aldıkları eğitime ve mesleki deneyimlerine uygun olmayan işlerde görevlendirilmektedir.

    “OKUL MÜDÜRLERİ VE ÖĞRETMENLER ÇALIŞMAYA ZORLAMAKTADIR”

    *Salgın döneminde kapalı olması gereken meslek liseleri açık tutulmakta, kimi malzemelerin üretimi devam etmektedir. İl, ilçe eğitim yöneticileri okul müdürlerini, okul müdürleri de öğretmenleri çalışmaya zorlamaktadır.

    *Bazı üniversitelerde çalışanların işe geliş ve gidişlerinde korona virüs tehdidine maruz kalma risklerini sınırlamak için servis hizmeti verilmemekte, toplu ulaşım araçları da kampüs içerisine girememektedir.

    “İRAN SINIRINDA VE LİMANLARDA TAŞIMACILIĞA DEVAM EDİLİYOR”

    *Yük trenlerinin çalıştırılmaya devam ettirilmesi nedeniyle yük trenlerinin hazırlanması ve onlarda bizzat görev alan personelin işe gidiş gelişlerinde, koruyucu malzeme ve dezenfektan verilmesinde sıkıntılar yaşanmaktadır. Öte yandan demir yolunda İran sınırında ve limanlarda taşımacılığa devam edilmesi salgının yayılması riskini yükseltmektedir.

    *Yukarıdaki ve daha birçok sorunun çözümüne yönelik olarak bağlı sendikalarımızın tümü örgütlü oldukları hizmet kollarında gerek müdürlükler ve gerekse Bakanlıklar nezdinde girişimlerde bulunmakta, sorunların çözümü için çaba harcamakta ve kamuoyuna, emekçilere yönelik bilgilendirmelerde bulunmaktadırlar. Ancak iktidar salgında dahi diyaloğa açık olmadığı gibi süreci tek başına götürmek istemektedir.

    HAFTANIN ÖNE ÇIKAN BAZI GELİŞMELERİ:

    PTT iş yerleri, Nüfus, Tapu Müdürlükleri, Vergi Daireleri, İŞKUR’lar başta olmak üzere çalışmanın zorunlu kılındığı iş yerlerinde ülke genelinde binlerce kamu emekçisi koronavirüse yakalandığı belirtilen raporda, şu bilgiler verildi:

    “İstanbul’da 1328 (Sağlık ve Sosyal Hizmetler Kolunda 1207, Yol-Yapı ve Altyapı, Bayındırlık Tapu Kadastro hizmet kolunda 22, Tarım ve Ormancılık hizmet kolunda 22, Büro Hizmetlerinde 28, Basın Yayın, İletişim ve Posta Hizmetlerinde 49) ve İzmir’de 292 kamu emekçisi koronavirüse yakalanmıştır. Son bir haftada İzmir/Halkapınar Depo Müdürlüğünde çalışan bir Makinist personelin ve TCDD Genel Müdürlük iş yerinde bir personelin virüs testleri pozitif çıkmıştır.

    Sağlık emekçileri büyük fedakarlık altında çalışmaya devam ederken her gün artan sayıda virüse yakalanma ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Sadece İstanbul’da sayı 2 bini aşmış durumdadır.

    Bakırköy Dr. Sadi Konuk EAH 88, Bağcılar EAH 74, Bakırköy 112 Komuta Merkezi 55, Avcılar Murat Kolluk Devlet Hastanesi 38, Avcılar TSM 30, Esenyurt Devlet Hastanesi 28, Kanunî EAH 40 sağlık emekçisi enfekte olmuşlardır.

    Sendikamız SES’in Türkiye genelinde 52 ilden 294 sağlık kurumunda gerçekleştirdiği ankete göre Türkiye’deki kamu hastaneleri ve üniversite hastaneleri üzerinden Covid-19 tanılı sağlık emekçisi sayısının en az 5788 olduğu tahmin edilmektedir. Ülke genelindeki pozitif tanılı sağlık emekçisinin 8 binden fazla olduğu öngörülmektedir.

    Manisa il ve ilçelerin toplamında yaklaşık 340 korona virüs hastası bulunmakta iken, yeterli koruyucu ekipman verilmediği için sağlık emekçilerinden de 34’ünün testi pozitif çıkmıştır. Bitlis’te 80, Diyarbakır’da 38, Van’da 32, Yalova’da 15 korona virüs vakası bildirilmiştir.

    “İŞYERLERİNDEKİ DENETİMLERİ DURDURULDU”

    Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, salgın nedeniyle artırması gerekirken tam aksine iş yerlerindeki denetimleri durdurdu.

    Testi pozitif çıkan ve COVİD-19 tedavisi görmekte olan sendikamız SES Diyarbakır Şube iş yeri temsilcisi Cuma Kurt, İstanbul’da Nişanca Aile Sağlığı Merkezinde aile hekimi olarak görev yapan sağlık emekçisi Dr. Yavuz Kalaycı, Silifke’de aile hekimi olan Dr. Erdinç Şahin yaşamını yitirdi. İstanbul Ok meydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ise 55 yaşındaki İbrahim Arslan risk grubundakilerin, kronik rahatsızlığı olan sağlık çalışanlarının idari izinli sayılmasını düzenleyen genelgeye rağmen engelli raporu olmasına karşın çalıştırılmaya devam etti ve maalesef 24 Nisan 2020 tarihinde COVID-19 sebebiyle yaşamını yitirdi.

    Kısa çalışma ödeneğinde 1750 lira ile 4 bin 380 lira arasında ücret alabilecek olan işçi, ücretsiz izinde 1177 lira ile yetinmek zorunda kalacak.

    Ankara’da AKP’li Mamak Belediyesi, korona virüs salgını nedeniyle belediye emekçilerine ödenen yaklaşık 644 TL sosyal denge ödemesini sonlandırdı.

    “COVİD-19’LA İLGİLİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA YAPILMASI YASAKLANDI”

    İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün 13 Nisan tarihli yazısıyla hastanelerde Müdürlükten izin alınmadan COVİD-19’la ilgili bilimsel araştırma yapılması yasaklandı!

    Koronavirüse karşı risk grubunda olan 80 yaşındaki Rizeli vatandaş Facebook’tan bir paylaşımı beğendiği için “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla karakolda ifade verdi!

    Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (Reporters Without Borders) yayımladığı yıllık Dünya Basın Özgürlüğü raporunda, korona virüs salgınının basın özgürlüğüne tehdidi artırdığı belirtilirken 180 ülkenin yer aldığı sıralamada Türkiye 154. Sırada yer aldı.

    Salgınla mücadelede zorunlu hizmet ve mal üretimi dışında bütün çalışma durdurulmalı, bu alanlar dışındaki tüm çalışanlara ücretli izin verilmelidir. Zorunlu alanlarda çalışanların dönüşümlü ve dinlenerek çalışması sağlanmalı, koruyucu ekipman başta olmak üzere sağlık tedbirleri alınmalıdır.

    İş yerlerinde, Dünya Sağlık Örgütü’nün kriterleri dikkate alınarak salgınla mücadelede alınması gereken önlemler, kurum amirlerinin inisiyatifine bırakılmadan bir standarda kavuşturulmalı, denetimi sağlanmalıdır.

    “İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ KURULLARI OLUŞTURULMALI”

    Çalışmanın devam ettiği kamu kurum ve kuruluşlarında işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından düzenli olarak risk analizi yapılmalı, bulunmayan kurumlarda acilen İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kurulları oluşturulmalıdır.

    İşçilerin en temel haklarını ortadan kaldıracak ücretsiz izin ve sefalet ödeneği uygulamasından vazgeçilmelidir.

    Koronavirüs nedeniyle 20 Nisan itibariyle 3 milyon 45 bin işçi için Kısa Çalışma Ödeneği başvurusu yapıldı. Bu başvurulara hangi süre içerisinde yanıt verileceği netleştirilmemiştir. İşsizlik sigortası fonundaki 131,6 milyar TL işçiler için kullanılmalıdır.

    Belediyelerin salgınla mücadelede yürüttüğü faaliyetlerin yasaklanmasından vazgeçilmeli, salgın koşullarında halkın sağlığının korunması ve salgınla etkili mücadele edilmesi için yerel yönetimler tarafından sunulan zorunlu kamusal hizmetlerin aksamadan ve gerekli sağlık önlemleri alınarak sunulması, artan maliyetlerin karşılanması için genel bütçe vergi gelirlerinden belediyelere ayrılan pay, en az 6 ay boyunca ilgili belediyenin nüfusuna orantılı bir şekilde %20-50 arasında arttırılmalı ve bu paylardan hiçbir kesinti yapılmamalıdır.

    Varlık Fonu derhal lağvedilmeli, kamu kaynakları halk sağlığının, emekçilerin haklarının korunması ve geliştirilmesi, kayıt dışı çalıştırılanlar, işsizler, evsizler, göçmenler başta herkese gelir güvencesi sağlanması için kullanılmalıdır.

    Tüm vergi yükünün emeğiyle geçinenlerin sırtına yıkılmasından vazgeçilmeli, servet vergilendirilmelidir.

    “SALGINLA MÜCADELEDE ÖN SAFLARDA YER ALAN SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN TALEPLERİ KARŞILANMALI”

    Salgınla mücadelede en ön safta yer alan sağlık çalışanlarının talepleri karşılanmalıdır, personel sayısı güvenceli çalışma koşulları sağlanarak arttırılmalı, KHK ile işinden edilen, güvenlik soruşturması nedeniyle bekletilen tüm sağlık emekçileri acilen göreve başlatılmalıdır.

    Kamu-özel fark etmeksizin çalışan tüm kadınlara iş ve gelir güvencesi sağlanmalıdır; kadına yönelik şiddette yaşanan artışa karşı gerekli tedbirler alınmalı, 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi etkili bir şekilde uygulanmalı; sığınma evleri arttırılmalıdır.

    Sadece Sağlık Bakanlığı değil diğer Bakanlıklar ve bağlı kurumları da Covid-19’a ilişkin kendilerindeki durumu açıklayan düzenli raporlar sunmalıdır.”

    PİRA/ANKARA

     

     

     

  • SES Ankara Şube: Tüm sağlık emekçilerine salgın süresince çift maaş verilsin

    SES Ankara Şube: Tüm sağlık emekçilerine salgın süresince çift maaş verilsin

    PİRHA- Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, COVİD-19 salgın sürecinde sağlık çalışanlarına yönelik yeterli ve gerekli önlemlerin alınmadığını hatırlattı. Sendika, pandemi ile mücadele kapsamında uygulanan tavandan ödemenin mağduriyetleri ve adaletsizliği gidermediğini , artırdığını belirterek, “Tüm sağlık emekçilerine salgın süresince çift maaş,  bir yıl süresince yıpranma payı, tüm sağlık emekçilerine 1 derece ilerleme verilmesini talep etti. 

     Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi, koronavirüs salgın sürecine ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, sağlık çalışanlarına yönelik yeterli ve gerekli önlemlerin alınmadığını vurguladı.

    “TAVANDAN ÖDEME MAĞDURİYETLERİ VE ADALETSİZLİĞİ GİDERMEMİŞ, ARTTIRMIŞTIR”

    “Sağlık hizmetlerinde son 20 yılıdır uygulanan döner sermaye kapsamındaki ek ödemeler, sağlık emekçilerinin ekonomik kayıplarının artmasına neden olmuştur. Pandemi ile mücadele kapsamında uygulanan tavandan ödeme mağduriyetleri ve adaletsizliği gidermemiş, arttırmıştır” denilen açıklamada şu sorunlar dile getirildi:

    Genel itibariyle uygulamada oluşan adaletsizlik ve sorunlar şunlardır;

    1- 4/D statüsünde çalışan sağlık emekçileri hiçbir şekilde ödemelerden yararlandırılmamıştır.

    2- Taşeron statüsünde çalışan sağlık emekçileri ödemelerden yararlandırılmamıştır.

    3- İşkur üzerinde çalıştırılan sağlık emekçileri düzenlemeden yararlandırılmamıştır.

    4- Yardımcı hizmetler ve idari hizmetler sınıfı personel ya bu ödemelerden yararlanamamış yada ödemeler cüzi tutarlarda kalmıştır.

    5- Aile Hekimliğinde görev yapan sağlık emekçileri düzenlemelerden yararlandırılmamıştır.

    6- Lise mezunu hekim dışı sağlık emekçileri çok düşük (20tl ile 400 tl arasında) tutarlar üzerinden yararlanabilmiştir.

    7- 112 Acil Sağlık Hizmetleri gibi özellikli alanda görev yapan lise mezunu sağlık çalışanlarına yapılan ödemeler ile bir önceki ay ödemeleri arasında 20 TL fark oluşmuştur.

    8- Hemşire, tekniker, teknisyen, tıbbi sekreter, hasta bakım personeli vb unvanlara yapılan ödemelerde kısmi süreli Covid 19 hastalarına verdikleri hizmet ya da acil, yoğun bakım gibi özellikli hizmetlerde çalıştıkları süreler göz ardı edilmiş ve katsayıları 2 olması gerekirken 1,7 olarak yararlanabilmişlerdir.

    9- Düzenlemede Sağlık Bakanlığı hastanelerinde hekim grubunda sadece Covid 19 kliniklerinde çalışanlar yararlanmış, üniversite hastanelerinde ise sadece Covid 19 kliniklerinde çalışanlara %100 üzerinden ödeme yapılacağı kararlaştırılmıştır. Bu durum sağlık hizmetlerinin tamamlayıcı ve bütünlüklü yapısına aykırı olup, diğer birimlerde riskin yok görülmesi gerçeklik ile bağdaşmamaktadır. Uygulama çalışma barışını olumsuz etkilemiştir.

    10- Bu süreçte kanser gibi nedenler ile çalışamayan ve idari izinli sayılan sağlık emekçileri ödemelerden yararlanamamıştır.

    11- Pandemi süresince asistan hekimlerin nöbet ücretleri kesilmiş ve gelirlerinde düşme olmuştur ancak asistan hekimleri risk altında çalışmasına rağmen tavandan ödemenin %50’si üzerinden ödeme yapılmıştır.

    12- Düzenleme ile özellikle özellikli hizmetlerde çalışan personellerin bir ay önceki ödemeleri ile arasındaki fark çok cüzi düzeyde kalmıştır.

    13- Üniversite hastanelerinde düzenlemenin daha dar kapsamda tutulması nedeniyle idari ve yardımcı hizmetler sınıfı kapsam dışında tutulmuştur.

    14- Üniversite hastaneleri Nisan ayının sonu gelmesine rağmen henüz Mart ayı ödemelerini almamıştır.

    15- Düzenleme kapsamına sosyal hizmet çalışanlarının alınmaması, sosyal hizmet alanındaki artan iş yükü ve riskin görmezden gelindiğini göstermektedir.

    16- Düzenlemelerin il ve kuruluş yöneticilerine verdiği inisiyatif nedeniyle uygulamada adaletsizliklerin olduğu gözlenmiştir.

    17- Düzenlemede kesin olmayan kapsam, uygulamanın yönetim aracı olarak kullanılması, çalışanlar üzerinden baskı yaparak görev tanımı dışındaki işleri yaptırılması ve idarelere usule uygun olmayan görevlendirmelerin verilmesi olanağı sağlamıştır.

    18- Mevcut ödemeler ile sağlık emekçileri arasında gelir farkı artmış, çalışma barışını olumsuz etkileyerek, ekip çalışmasını pandemi kapsamında olumsuz etkilemiştir.

    Salgın süresince sağlık çalışanlarının bakmakla yükümlü olduğu kişilerin evlerinde oluşu, ulaşım sıkıntıları, konaklama sıkıntıları ve beslenme sıkıntılarının artması nedeniyle masrafları artmıştır. Süreç içerisinde sağlık çalışanlarının nöbet gelirlerinde düşme, dördüncü ay itibariyle sağlık emekçilerinin vergi diliminin artış göstermesi nedenlerle gelirlerinde de düşme gerçekleşmiştir. Sağlık emekçilerinin ekonomik kaygıları, sağlığını koruma çabalanın önüne geçmiştir.

    MALİ HAKLAR KAPSAMINDA 3 TALEP

    Sağlık emekçilerinin masraflarındaki artış ve gelirlerindeki düşme düşünüldüğünde mevcut tavan ödemesi vaadinin sağlık emekçilerini beklenti içerisine soktuğunu ancak dağın fare doğurduğunu belirten SES, mali haklar kapsamında üç talebini tekrarladı.

    “1-Tüm sağlık emekçilerine salgın süresince çift maaş verilsin!

    2-Bir yıl süresince yıpranma payı verilsiz!

    3-Tüm sağlık emekçilerine 1 derece ilerleme verilsin!

    PİRHA/ANKARA  

     

     

     

     

                            

  • Tarım Orkam Sen’den performans ölçüm çalışmasına tepki: Kabul etmiyoruz!

    Tarım Orkam Sen’den performans ölçüm çalışmasına tepki: Kabul etmiyoruz!

    PİRHA – KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen tarafından yapılan açıklamada, performans ölçüm çalışmasının koronavirüs salgını sürecinde oldu bitiye getirilmeye çalışıldığı belirtildi. Açıklamada, iş barışını ve güven ortamını bozacak bu uygulamayı kabul etmediklerini ve bu çalışmanın Tarım Ve Orman Bakanlığınca hemen geri çekilmesi talep edildi. 

    Tarım ve Orman Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü 15 NİSAN 2020 tarihinde, 15 Bölge Müdürlüğü, 156 Merkez, 81 İl Müdürlüğü ve Doğrudan Bağlı Kuruluş Müdürlüklerine gönderdiği resmi yazıda “Çalışan Bazında Performansa Dayalı İş Gücü Analizi ” gerekçesiyle personelin Personel Bilgi Yönetimi Sistemi  (PBYS) üzerinden kişisel sayfalarına girerek -sistemde bakanlıkça belirlenen tanımlı personel- formlarını 26 Nisan tarihine kadar doldurmalarını istemişti.

    İlgili formla her çalışanın, hem kurum amirine, hem de aynı meslek gurubunda bulunduğu diğer personele 13 soru üzerinden 1-100 arası puanlama yaparak iş arkadaşlarının performanslarını ölçmelerinin istendiğini belirten KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen tepki gösterdi.

    KESK’e bağlı Tarım Orkam-Sen Başkanı Hamit Kurt imzası ile yazılı açıklama yapıldı. Yapılan performans ölçümlerine tepki gösterilen açıklamada, öncelikle şu sorular soruldu:

    • Öncelikle bu tür bir çalışmanın ne gerekçe ile yapıldığı, “İnsan Kaynakları Planlamaları İçin Çalışan Bazında Performansa Dayalı İş Gücü Analizi” ‘nin sonuçlarının nasıl değerlendirileceği ve ne şekilde kullanılacağı bilinmemektedir.
    • Bu çalışma ile hakkında değerlendirmelerde bulunulan personele geri dönüş olup olmayacağı, geri dönüşlerin ne amaçla kullanılacağı ya da bunun bir müeyyidesinin olup olmayacağına dair bir açıklama yapılmamıştır. 360 derece insan kaynakları planlama yönteminin olmazsa olmazı olan Geri Besleme yönteminin nasıl uygulanacağından bahsedilmeden bu yöntem nasıl işleyecektir?
    • Geri Besleme yöntemi uygulanacaksa bu dönütlerin nasıl değerlendirileceğine dair bir bilgilendirme yapılacak mıdır?
    • Yetersiz eğitim ve süreç bilgisinin, çalışmaya yönelik doğrudan etkisine ilişkin olarak anketi uygulayacaklara herhangi bir eğitim verilmeden bu çalışmadan ne tür sonuçlar beklenmektedir. Örneğin; kişisel insani ilişkileri iyi olan ancak iş konusunda yetersizlikleri olan personel ile işinin gereklerini tam olarak yerine getiren ancak kişisel ilişkileri kısıtlı olan personelin nasıl puanlanacağının eğitimi verilmiş midir?
    • Anketi yapanların yapmış oldukları puanlamaların gizliliği hakkında bir güvence var mıdır? Amiri hakkında puanlama yaparken bu gizlilik sorununun objektif bir puanlama yapılmasını engelleyip engellemeyeceği düşünülmemiş, hiçbir açıklama yapılmamıştır.
    • Süreçle ilgili olarak Bakanlığın beklentileri nelerdir? Bununla ilgili bir çalışması olmuş mudur? Bahsedilen 360 derece insan kaynakları planlama yönteminin bu beklentiyi nasıl karşılayacağı hesaplanmış mıdır? Bir pilot çalışma yapılmışsa sonuçları paylaşılmış mıdır?
    • Tüm personele aynı soruların sorulması ve farklı işlerin uygulayıcılarının bu sorularla nasıl değerlendirileceği hangi bilimsel veri ile düşünülmüştür?
    • Kurumdan geçici görevlendirmeyle ayrılmış olan personel değerlendirmesinin kadrosunun bulunduğu yerde yapılacak olması gerçekçi midir?
    • Kuruma yeni atanan çalışanın iş arkadaşlarınca değerlendirilmesi ve iş arkadaşlarını değerlendirecek olmasının sonuca etkisi ile ilgili bir çalışma yapılmış mıdır?
    • Kişisel ilişkiler, din, mezhep, siyasi görüş, sendikal tercihler, etnik farklılıkların puanlama üzerindeki etkileri düşünülmüş müdür?
    • Eğer bu çalışma sonucunda Geri Besleme yapılacaksa olumsuz geri dönüt alan personelin meslektaşlarıyla olan iş barışının bozulacağı düşünülmüş müdür?
    • Eşit iş hatta aynı işi birlikte yapanlardan farklı unvana sahip olanların bu değerlendirmelerde ayrı ayrı tutulmasının sonucun doğruluğu açısından izahı var mıdır?

    “ÇALIŞMA YAŞAMINDA ÇALIŞANLAR BASKI GÖRÜYOR”

    360 derece insan kaynakları planlama yönteminin bütünsel bir çalışmanın parçası olduğunda anlam kazanan bir yöntem olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Çalışanların sürece doğrudan katılımının ve söz hakkının olduğu gruplarda kullanıldığında işlevsel olabilecektir. Oysa bu çalışmanın yapılacağı kurumlarımızda tayin ve atamaların, yönetici seçiminde liyakatin nasıl ve ne oranda uygulandığı başta olmak üzere; yurtdışı görevleri, ek gelir sağlayan görevlendirmelere varıncaya değin pek çok konuda yapılan ayrımcılık ortadadır. Çalışma yaşamında sürece aktif katılamayan, söz ve karar hakkı olmayan, etnik, dinî, siyasi görüşleri ve sendikal tercihleri nedeni ile baskı gören çalışanların durumu ortadayken bu çalışmanın gerçekçi olmayacağı açıktır” denildi.

    Böyle bir çalışmanın koronavirüs salgını sürecinde oldu bitiye getirilmeye çalışıldığı belirtilen açıklamada, iş barışını ve güven ortamını bozacak bu uygulamayı kabul etmediklerini ve bu çalışmanın Tarım Ve Orman Bakanlığınca hemen geri çekilmesi talep edildi.

    Tarım Orkam-Sen, başta üyeleri olmak üzere kamu emekçilerinin ne amaçla yapıldığı ve nerede kullanılacağı bilinmeyen bu çalışmaya katılmamaları çağrısında bulunarak, bu uygulamanın geri çekilmemesi halinde hukuki yollara başvuru yapılacağını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

  • Ankara DAD: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir

    Ankara DAD: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 42. yılı vesilesiyle yaptığı açıklamada, “Malatya Katliamı, devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, katliam, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarından biridir” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 42. yılı vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’dır.  Koçgiri ve Dersim’de silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir” ifadelerine yer verildi.

    Açıklamada katliama giden koşullar şöyle aktarıldı:

    “Malatya Katliamı’nın tarihçesine bakıldığında kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlanmışlardır.

    Katliamın zeminini, Alevi- Sünni, Türk-Kürt ayrımını koyarak, Kürtleri Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş, yavaş yayılmıştır.

    Bu saldırı ve baskılar 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan faşist Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaşmıştır.

    “DEVLETİN ALEVİLERE YÖNELİK BASKILARI YOĞUNLAŞTI”

    Aylar süren küçük çaplı çatışmalar sürerken, 15 Nisan 1978’de Bilim ve Kültür Derneği Malatya merkezde “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıtır. Bildiride şu ifadeler yer almaktadır:

    “Milletini seven subay, öğretmen, memur, talebe, işçi, köylü, kendini devletin ve milletin temiz ideallerine adayan değerli kardeşlerimiz bizleri yok etmeye yönelen İslam ve millet düşmanlarının karşısında müdafaa kavgasında birleşelim. İçinde bulunduğumuz zor günler bütün Müslümanları bir araya getirmelidir.”

    Bu kışkırtmalar sonrasında Alevi mahalleleri ve evleri tespit edilip bazı evler işaretlenmiştir.

    17 Nisan 1978 sabahı Hamit Fendoğlu’nun evine postayla gönderilen bombalı bir paketle öldürülmesiyle akşam saldırılar başlamıştır.

    18 Nisan 1978 sabahı erken saatlerde kent merkezine çevre il ve ilçelerden, köylerden akın, akın insanlar gelmeye başlamış, toplanan binlerce güruh ellerinde sopalar, zincirler ve baltalarla yüzleri maskeli kişilerin yönlendirdiği şekilde saldırılarına başlamışlardır.

    İntikam yeminleri ve sloganlarla kalabalığı yönlendiren maskeli kişilerin önderliğinde iş yerleri tahrip edilip yakıldıktan sonra mahallelere yönelip saldırılarına devam etmişlerdir.

    20 Nisan 1978 akşamına kadar süren bu saldırılarda sekiz can katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere 100 can yaralanmış. 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere toplam 960 iş yeri, konut ve araç tahrip edilmiştir.

    Bu olayların devamında devletin Alevilere yönelik baskıları yoğunlaşmış. Neredeyse her gün evleri iş yerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutulan insanlar sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır.”

    “KATLİAM, ASİMİLASYON POLİTİKALARININ DEVAMIDIR”

    Açıklamada, “Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya Katliamı’nın 42. yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz” denildi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD ve TİHV’den Helin Bölek açıklaması: İktidar bu kayıptan siyaseten sorumludur

    İHD ve TİHV’den Helin Bölek açıklaması: İktidar bu kayıptan siyaseten sorumludur

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) yayınladıkları ortak bildiri ile bu sabah direnişinin 288. gününde hayatını kaybeden Grup Yorum üyesi Helin Bölek nezdinde hükümete çağrı yaparak, “Ölümleri durdurun, daha fazla kayıp olmadan adım atın ve sorunu çözün” çağrısı gerçekleştirildi.

    Grup Yorum üyeleri iktidarın baskılarına, tutuklanmalarına ve konserlerinin yasaklanmasına karşı ölüm orucundaydı. Bu sabah 288’nci gününde Helin Bölek hayatını kaybetti. Bunun üzerine İHD ve TİHV yayınladıkları bildiri ile iktidarı düşünmeye ve kayıpları durdurmak adına önlem almaya davet etti.

    İHD ve TİHV tarafından yayınlanan basın bildirisinde şunlar kaydedildi:

    “Grup Yorum üyelerinden İbrahim Gökçek ve Helin Bölek hapishanelerde başlattıkları süresiz ve dönüşümsüz açlık grevlerini tahliye olmalarına rağmen evlerinde sürdürürken, 11 Mart 2020 günü İstanbul Emniyetinin talebi üzerine polis zoru ile hastaneye kaldırılmış, beslenmeyi reddetmeleri üzerine Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin 16 Mart 2020 günlü kararı ile taburcu edilmiş ve evlerinde süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine 288 gündür devam etmekteydiler. Yetkilileri zorla hastaneye götürülme ve alı konma sürecinin sağlıkları üzerindeki olumsuz etkileri konusunda uyardık, sonrasında ise İbrahim Gökçek’de yatma yaraları oluşumu, Helin Bölek’in B1 (Thiamine) alımında zorluk yaşaması gibi olumsuz etkileri de kaygıyla gözlemledik.

    Ne yazık ki bu sabah Helin Bölek’in ölüm haberi geldi.

    Açlık grevinde bulunanların durumlarını görüşmek amacı ile İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi üzerinden İçişleri ve Adalet Bakanlıkları ile TBMM Başkanlığı ve AK Parti Başkanvekilliğinden randevu talep edilmiş, uzun bir aranın ardından İçişleri Bakan Yardımcılığı ile 17 Mart 2020 günü bir görüşme gerçekleştirilmişti.

    Görüşme esnasında tüm açlık grevcilerinin talepleri dile getirilmiş, taleplerini sadeleştirdikleri ve Grup Yorum üyelerinin ileri tarihli bir konser başvurusunun kabul edilmesi, sağlık durumu oldukça ciddi olan Mustafa Koçak’ın yasal ve meşru talebi olan Adli Tıp kurumuna sevki ve Adli Tıp Kurumunun vereceği rapor doğrultusunda (mevcut hali ile hapishanede kalamayacağı göz önüne alınarak) tahliye edilmesi ve dava dosyasının adil yargılanma ilkeleri doğrultusunda ele alınması, açlık grevinde bulunan avukatların ise en temel talebi olan adil yargılanma hakkının dava dosyalarının bulunduğu Yargıtay tarafından titizlikle ele alınacağına dair beklenti ifade edilmişti. Sorunun etraflıca ele alınmasına olanak veren bir toplantı olmakla birlikte, ardından bu görüşmenin İçişleri Bakanı ve yardımcıları tarafından değerlendirildiği ve açlık grevinde bulunanların açlık grevlerini bırakmaları halinde taleplerinin değerlendirileceği bilgisi iletilmiş, bütün bu süreç heyetimiz tarafından açlık grevinde bulunan Grup Yorum üyelerine ve açlık grevindekilerin avukatlarına aktarılmış, gerekli bilgilendirmeler yapılmış ve 28 Mart 2020 tarihinde kamuoyuyla da paylaşılmıştı.

    “ÇOK ÜZGÜNÜZ, İNSAN HAKLARI ÖRGÜTLERİ OLARAK YETEMEDİK”

    İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı olarak uzun süredir açlık grevlerinin geldiği boyut ve açlık grevcilerinin sağlık durumu ile ilgili değerlendirmelerimizi paylaşıyor, taleplerinin öncelikle insani ve hak temelli niteliğini aktararak herhangi bir kayıp yaşanmadan bu taleplerin duyulmasını ve hızla çözüm için adım atılmasını vurguluyorduk. Helin Bölek’in yaşamını yitirmesi nedeni ile çok üzgünüz, insan hakları örgütleri olarak yetemedik. Bu göz göre göre gelen kaybı önleyemedik. Ailesine, Grup Yorum ve sevenlerine baş sağlığı dileriz.

    İktidar ise zorla alıkoyma ile başlayan, “Önce onlar bıraksın” tutumu ile süreci daha da gerginleştiren, 29 Mart 2020 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan ceza infazına ilişkin yeni yönetmelikle zorla müdahaleyi meşrulaştırma girişimine işaret eden güvenlikçi bakış açısıyla bu kayıptan siyaseten sorumludur.

    Daha fazla kayıp olmaması için iktidarı hızla adım atmaya, talepleri karşılayarak bu sorunu çözmeye davet ediyoruz. Bir yaşam hakkı ihlali daha yaşanmaması için tek yolun güvenlikçi anlayışı bir an önce terk ederek, önceliği yaşamdan ve insan haklarına gereken saygıyı göstermekten yana kullanmak olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz” denildi.

    PİRHA / ANKARA 

     

     

     

  • TİHV: Sağlık Bakanı’nın twitter mesajlarına mecbur bırakılmamalıyız

    TİHV: Sağlık Bakanı’nın twitter mesajlarına mecbur bırakılmamalıyız

    PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı, koronavirüs ile ilgili açıklama yaptı. Açıklamada, “Devletlerin mevcut sağlık sistemlerinin çöküntüye uğramasını önleyebilmenin şimdilik tek çaresi, toplumların kitlesel olarak katı ve kararlı biçimde, süresi belirsiz karantina uygulama zorunluluğudur” denildi.  

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı, koronavirüs salgınına ilişkin açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Ülkemiz de dahil tüm dünyada Covid-19 virüsünün yol açtığı salgın (pandemi) nedeniyle ağır bir ölüm-kalım krizi yaşanıyor. Herkesi içine alan böylesi büyük sarsıntı dönemleri insan haklarının gözetilmesinin ve korunmasının en gerekli olduğu zamanlardır. Devletler, toplumsal görevlerini her zamankinden daha özenli ve adil yerine getirmek ve insan haklarına saygılı olmak zorundadırlar” ifadeleri yer aldı.

    “DEVLETLER İNSAN HAKLARINA SAYGILI OLMAK ZORUNDADIR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Tüm dünya bir süredir Covid-19 virüsünün yol açtığı salgın (pandemi) nedeniyle ciddi bir yaşamsal tehdit ile karşı karşıya. Salgının alışılmadık bir hızla yayılışı karşısında devletlerin mevcut sağlık sistemlerinin çaresiz kalması, hatta yer yer çöküntüye uğraması; buna karşılık yayılmayı ve bu çöküntüyü önleyebilmenin şimdilik tek çaresinin toplumların kitlesel olarak katı ve kararlı biçimde, süresi belirsiz karantina uygulamak zorunda olmaları ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal ciddi sorunları da beraberinde getirmektedir. Salgının boyutlarının daha da büyümesi halinde -ki şimdilik öyle görünüyor- küresel boyutta her bakımdan ağır bir krizin yaşanması kaçınılmaz görünmektedir.

    Herkesi içine alan böylesi büyük sarsıntı dönemleri insan haklarının gözetilmesinin, korunmasının en gerekli olduğu zamanlardır. Çünkü hak sahibi olmak, insanları zor zamanlarda güçlü kılabilecek tek şeydir ve ancak hak sahibi olduğunda kişi kendisinin gözetileceği, korunacağı duygusunu taşıyabilir.

    Ağır bir ölüm-kalım krizinin yaşandığı bu günlerde alınan tüm tedbirler insanlar için alındığına göre, insan hakları bakış açısının bu tedbirlerin olmazsa olmaz kılavuzu olması gerekir. Ancak Türkiye’de siyasal iktidar, olağan dışı durumlarda öncelikle insan haklarını iptal etme alışkanlığını sürdürüyor.

    “BİLGİ ELDE ETME YOLLARININ AÇIK OLMASI BİR ZORUNLULUKTUR”

    Sağlığa erişim, korunma/koruma etkili ve doğru bilgilenmeyi gerektirir. Bilgilenme hakkı, içinde bulunulan durumun boyutları ve sonuçları ne denli ağır olursa olsun, herkes tarafından açık bir şekilde bilinmesi gerekliliği, en temel yurttaş hakkıdır. Bilgi elde etme yollarının açık olması ve topluma bilginin aktarılması kamu gücünün yükümlülüğüdür. Böylesi olağan dışı koşullarda/kriz hallerinde bilgi edinme hakkı, hem alınan tedbirlerin toplumsal onayı hem de bu tedbirlerin doğru ve etkin biçimde uygulanabilmesi için ama daha da önemlisi toplumun yönetime hesap sorabilir olması için temel bir yurttaşlık hakkıdır.

    “SALGINLA İLGİLİ GELİŞMELER SAĞLIK BAKANININ TWİTTER MESAJINA MECBUR BIRAKILAMAZ”

    Salgının niteliği ve boyutlarına ilişkin sadece resmi makamların kısıtlı açıklamalarına, özellikle de Sağlık Bakanının twitter mesajlarına mecbur bırakılmamız, bu konuda haber yapan gazetecilerin, açıklama yapan başta Türk Tabipler Birliği (TTB) olmak üzere ilgili uzmanlık ve meslek örgütlerinin, yine başta Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) olmak üzere sendikaların ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin soruşturmaya tabi tutulması bilgi edinme hakkımızın gasp edildiği anlamına gelir. Bilgi elde etme yollarının, toplum sağlığı ile ilgili meseleleri bile güvenlik sorunu olarak değerlendiren bir zihniyetle kapatılmaya çalışılması yurttaşların bilgilenme hakkının ihlali anlamına geldiği kadar, açıkça konuşulamayan tüm meselelerde olduğu gibi kulaktan kulağa haberleşme yoluyla korku ve panik duygusunun yayılmasına da yol açabilir.

    “İKTİDARIN VİRÜS KARŞISINDA TOPLUMA KARŞI ALDIĞI TUTUM, ADALET VE EŞİTLİK İLKESİNİN İHLALİDİR”

    Kendi iktidarını daimi bir OHAL ile sürdüren bu yönetim, salgın gibi tüm ülkeleri etkileyen olağan dışı bir durumda bile topluma yönelik aldığı tutumda adalet ilkesini, eşitlik ilkesini kökten bir şekilde ihlal ediyor. Alınan tedbirlerin her biri haksızlıklara yol açıyor. 65 yaş ve üstü yurttaşlara sokağa çıkma yasağı getirildiğinde hem toplumda salgından etkilenecek tek kesimin yaşlılar olduğu şeklinde yanlış bir kanaatin yerleşmesine neden oluyor hem de damgalama, suçlama ve dışlama mekanizmalarının devreye girmesine, nefret söyleminin yaygınlaşmasına yol açarak korunmak istenen kişileri değersizleştiriyor.

    “HAPİSHANELERDE CEZA İNFAZ İNDİRİMİNDE CEZALANDIRMA PRATİKLERİ DEVREYE SOKULUYOR

    Hapishanelere ilişkin sivil toplumdan yükselen çığlığa verilen yanıtla yeni adaletsizlikler ve hatta cezalandırma pratikleri devreye sokuluyor. Yapılması düşünülen ceza infaz indirimi düzenlemesinde başta seçilmiş siyasiler, gazeteciler, insan hakları savunucuları olmak üzere düşüncelerinden dolayı ceza evinde olan muhaliflerin dışlanması bir kez daha yönetimin kendi karşıtlarını cezalandırdığının kanıtıdır. Bu durum, tedbir nedeniyle alınan her kararda eşitlik ilkesinin ne ölçüde ihlal edildiğini ve toplumun adalet duygusunun bir kez daha ne şiddetle zedeleneceğini açıkça göstermektedir.

    “COVİD-19 VİRÜSÜNE KARŞI BİR AYRICALIKLILAR SİSTEMİ SÜRDÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Eşitlik ilkesinin ihlali, zaten dışlananların ya da yok sayılanların durumuna dair özel ve adil koruma tedbirlerinin alınmayışından da açıktır. Çünkü eşitlik ilkesi, dezavantajlıları görerek eşitleyici bir eylemlilikle gerçek kılınabilecek bir ilkedir. Sınıra götürülüp bırakılan, kamplarda ya da yoksul mahallelerde yaşamlarını sürdürme koşullarına sahip olmayan göçmenlere, çalışma alanları da kapandığından yoksulluğu daha da ağırlaşan kesimlere dair hiçbir özel mekanizmadan bahsedilmeyip, ev kredilerinden bahsedilen bir olağan dışı duruma müdahale paketinin işaret ettiği adaletsizlik, ırk, din, sınıf farkı tanımayan Covid-19 virüsüne karşı bir ayrıcalıklılar sisteminin sürdürülmeye çalışıldığını gösteriyor.

    Tedbirlerin yarattığı başka bir özensizlik ve haksızlık, çalışmak zorunda olanların, gözetilmemesi, korunmaması ya da korunma yollarında kendi başlarına bırakılmasıdır. Hem biyolojik hem de sosyal yaşamın sürdürülebilmesi için bu koşullarda çalışmak zorunda olan kişilerle kurulan tek ilişkinin alkışlamak olmaması, onların özenle korunması, sadece hukuki değil aynı zamanda ahlaki bir yükümlülüktür. Maskesiz, eldivensiz, ekipmansız bırakılan her sağlık çalışanının içine sokulduğu tehlike hem bireysel hem de toplumsal yaşamla ilgilidir ve bunun sorumlusu, başka her türlü desteği engelleyen, sivil toplumun dayanışma alanlarını kapatan bu yönetimdir. Unutulmamalıdır ki, evlerde kalma şansına sahip olmayan, şantiyelerde, fabrikalarda, marketlerde vb. çalışmak zorunda kalan/bırakılan her bir kişiye karşı, kamuya yükümlülüklerini hatırlatma, onların haklarını dile getirme sorumluluğumuz var. Toplumun bu sorumluluğu yerine getirmesini engellemek, hak ihlallerini görünmez kılma çabasından başka bir şey değildir.

    Salgının boyutlarının her geçen gün geometrik artışla genişleyerek toplum sağlığını topyekun tehdit ettiği ve yurttaşların varoluş kaygılarının iyice arttığı bu olağan dışı koşullarda siyasal iktidarın yukarıda dile getirilen acil tedbirleri almayıp adeta bir siyasal fırsatçılıkla imar yasaları çıkarması, ihale kararları alması ve belediyelere kayyımlar ataması, demokrasi ve insan haklarından kopuşun ve ahlaki çöküşün hangi boyutta olduğunun bir göstergesidir. Oysa böylesi zor ve olağan dışı zamanlarda bir kamu gücü olarak yerel yönetimler yurttaşlarla dayanışmanın, destek olmanın ve onların alınacak tedbirlere etkin katılımının en önemli araçlarıdır.

    Devletler, böylesi olağan dışı koşullarda toplumsal görevlerini her zamankinden daha özenli ve adil yerine getirmek ve insan haklarına saygılı olmak zorundadırlar.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Tarım Orkam Sen, Covid-19 virüsünün yayılmasının nedenini açıkladı

    Tarım Orkam Sen, Covid-19 virüsünün yayılmasının nedenini açıkladı

    PİRHA-Tarım Orkam Sen Genel Merkezi koronavirüs salgınına karşı bir basın bildirisi yayımladı. Bildiride, koronavirüsün yayılmasında neo-liberal politikaların yarattığı savaş, yoksulluk ve göç kadar, sağlıksız tarımsal üretim, sağlıksız kentleşme, ekolojik tahribat, iklim krizi ve yetersiz/sağlıksız gıda sorununun da ciddi anlamda etkili olduğunun altı çizildi.

    Tarım Orkam –Sen Genel Başkanı Hamit Kurt imzasıyla yayınlanan basın bildirisinde, “Ormanların ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi, canlıların doğal yaşam alanlarını değiştirmeye zorlamakta, bu da enfeksiyon etkenlerinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır ” denildi.

    COVİD-19 YAYILMASININ NEDENİ SAVAŞ, YOKSULLUK VE GÖÇTÜR”

    Bildiride şunlara dikkat çekildi:

    “Ciddi bir sağlık tehditi olan koronavirüsün (covid-19)  yayılmasında neo-liberal politikaların yarattığı savaş, yoksulluk ve göç kadar, sağlıksız tarımsal üretim, sağlıksız kentleşme, ekolojik tahribat, iklim krizi ve yetersiz/sağlıksız gıda sorunu da ciddi anlamda etkili olmuştur.

    Ormanların ve doğal yaşam alanlarının tahrip edilmesi canlıların doğal yaşam alanlarını değiştirmeye zorlamakta, bu da enfeksiyon etkenlerinin yaygınlaşmasına neden olmaktadır. Nitekim belirli bölgelere özgü kabul edilen patolojilerin farklı bölgelerde görülmesi, enfeksiyon taşıyan canlıların sayı ve davranışlarındaki farklılaşmalardan dolayı olmaktadır. Diğer yandan iklim krizi, doğa olaylarının sıklığı ve şiddetinde değişikliğe neden olmakta ve biyo çeşitliliğin azalmasına yol açmaktadır. Bu olumsuzluklar salgın hastalıkların seyrinde ve sayısında farklılaşma yaratmakta ve “insan-hastalık” etkileşimini değiştirmektedir.

    EKOLOJİ DÜŞMANI POLİTİKALAR HALK SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR”

    Ekoloji düşmanı politikalarda ısrar edilirse, bugünküne benzer salgın hastalıkların önümüzdeki yıllarda da halk sağlığını tehdit etmeye devam edeceği gün gibi ortadadır. Diğer yandan, halk sağlığında sadece insanlara odaklanmak eksik ve hatalı bir yaklaşımdır. Hiçbir salgın/hastalık doğa ve çevreden bağımsız değildir. Enfeksiyon hastalıkları ile mücadele konusunda hayvan ve çevre sağlığı başta olmak üzere doğada bulunan her canlının sağlığı da göz önüne alınmalı; çevre bilimciler, veteriner hekimler, bitki sağlığı uzmanları ve biyologlar gibi farklı bilim dallarından uzmanlar ile işbirliği içinde olunmalı, alandaki sendikalar,  odalar ve demokratik kitle örgütleri ile birlikte hareket edilmelidir.

    DOĞADA BULUNAN HER CANLININ SAĞLIĞI GÖZ ÖNÜNE ALINMALIDIR”

    Ancak gerek hükümetin geçen hafta  açıkladığı tedbir paketinden, gerek dün  Batman, Lice, Eğil, Silvan ve Ergani Belediyelerine kayyum atanmasından anlaşılıyor ki siyasi iktidar hala işin sağlık ve insani boyutundan çok siyasal hesaplarını ve önceliklerini esas almaktadır. Bilindiği üzere tedbir paketin içinde;  patrona, sermayeye, tüccara teşvik, af, erteleme, yeni fon kaynakları, çiftçiye, üreticiye, yoksul halka ise yeniden borç sarmalı, hak değil yine vicdana ve acımaya dayalı yardım, sabır ve dua var. Bu yaklaşım çözüm olamayacağı gibi, kaosun daha derinleşmesine sebep olur.”

    TÜM ÇALIŞANLAR ÜCRETLİ İZİNLİ SAYILMALIDIR”

    Bildiride, salgının çok daha vahim sonuçları ile karşı karşıya kalmamak için acilen alınması gereken tedbirler şöyle sıralandı:

    • Salgın hastalıkla bütüncül, şeffaf ve tutarlı bir mücadele yürütülmeli.
    • Sağlık, gıda, ilaç, temizlik, enerji ve iletişim alanında çalışanlar asgari sayıda dönüşümlü çalışmalı, diğer tüm çalışanlar ücretli izne ayrılmalı.
    • Halk sağlığı açısında çalışma zorunluğu olan herkese yemek, güvenli ulaşım, koruyucu malzeme verilmeli ve uygun çalışma saatleri sağlanmalıdır.
    • İşyerleri rutin olarak dezenfekte edilmeli, İsteyen herkese ayrımsız virüs testi yapılmalı.
    • Halk sağlığı direkt ilgilendiren haksız/hukuksuz bir şekilde KHK’lerle  ihraç edilen başta veteriner, gıda ve bitki uzmanları olmak üzere tüm  tarım emekçileri  hemen işlerine iade edilmelidir.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • KESK’ten kayyım tepkisi: Yaşanacak enfektelerin sorumlusu iktidardır

    KESK’ten kayyım tepkisi: Yaşanacak enfektelerin sorumlusu iktidardır

    KESK, HDP’li belediyelere kayyım atanmasıyla ilgili, “AKP, salgın sonrası daha da otoriter bir yönetim anlayışının oturması için süreci fırsata çevirdiğini göstermektedir” açıklaması yaptı.

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), Batman ile Diyarbakır’ın Silvan, Lice, Eğil ve Ergani belediyelerine kayyım atanması ve belediye eşbaşkanlarının gözaltına alınmalarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Koronavirüs vakalarının ülkede giderek arttığına dikkat çekilen açıklamada, “Salgının daha fazla yayılmaması için alınması gereken önlemler dünya örneklerinde de açık iken, iktidar hala işin sağlık ve insani boyutundan çok siyasal hesaplarını ve önceliklerini esas almaktadır. Batman, Silvan, Lice, Eğil ve Ergani belediyelerine kayyum atanması, belediye eşbaşkanlarının evleri basılarak gözaltına alınmaları AKP’nin ikinci seçeneğin, yani salgın sonrası daha da otoriter bir yönetim anlayışının oturması için süreci fırsata çevirdiğini göstermektedir” ifadelerine yer verildi.

    “VAKALARIN SORUMLUSU İKTİDAR”

    Koronavirüs salgınının fırsata çevrilmesinin kötülüğün en örgütlü hali olduğu kaydedilen açıklamada, “‘Birbirinize 1 metreden fazla yaklaşmayın’ denilen bu ortamda yüzlerce polisi belediye önlerine yığmak, tepki gösteren vatandaşları yaka paça aynı otobüslere doldurmak ise durumun diğer vahim yanını oluşturmaktadır. Kuşkusuz ki, bu nedenden dolayı yaşanacak enfekte vakalarının sorumlusu iktidar olacaktır” denildi.

    “KAYYUM POLİTİKASINDAN DERHAL VAZGEÇİN”

    AKP hükümetine çağrı yapılan açıklamanın devamında, şu ifadeler yer aldı: “Milyonların evlerine çekilmek zorunda kaldığı böylesi tarihi ve dramatik bir dönemde toplumsal ilişkileri daha fazla tahrip etmeyin. Bir arada yaşama iradesine daha fazla zarar vermeyin. Kamuda hukuksuzca ihraç ettiğiniz bilim insanlarına, sağlık emekçilerine ve daha binlercesine bugün ne kadar ihtiyaç duyulduğu ortada iken bir başka OHAL uygulaması olan kayyum politikasından derhal vazgeçin.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD: Newroz Bayramı barışa vesile olsun

    İHD: Newroz Bayramı barışa vesile olsun

    PİRHA- İHD 21 Mart Newroz Bayramı ile ilgili basın metni yayınlayarak “Newroz’un devam eden çatışma ve savaşa karşı barış getirmesini ve bu vesileyle özgürlüklere kavuşacağımız bir yıl olmasını dileriz” dedi.

    İnsan Hakları Derneği  yazılı bir açıklama yaparak Newroz Bayramı’nı kutladı. “Bul yılki Newroz’un Covid-19 salgını nedeni ile kitlesel kutlanamadığını ancak belirtmeliyiz ki, herkes evinde veya bulunduğu yerde Newrozu kutlayabilir” denilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “Türkiye’de Newroz’un kutlanması için uzun mücadeleler verilmiş ve başta Kürt halkı olmak üzere halkların ciddi bir kazanımı olarak yaygın ve kitlesel olarak kullanabilmektedir. Ne var ki, Newroz 2015 yılından sonra hak ettiği ve özlendiği bayram havasında kutlanamıyor. Bunun nedeni ise 24 Temmuz 2015 tarihinden beri devam eden silahlı çatışma ve bölgesel savaş halidir. Silahlı çatışma ve savaş hali Kürt sorununu çözümsüz bırakmakta, ülkenin giderek otoriterleşecek herkesi baskı rejimi altında yaşamaya zorlamaktadır. 2020 yılı Newroz’u vesilesi ile hatırlatmak isteriz ki insan hakları ve demokrasi mücadelesi, her türlü baskı yöntemine rağmen devam edecektir. Çünkü her Newroz, dirilişi simgelemektedir. Dolayısıyla ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın baskıya maruz kalan halklar her yıl yeniden dirilmektedir. İşte Newroz’un gerçek anlamı ve büyüsü de budur. İnsan hakları savunucuları olarak bu yılki Newroz’un devam eden çatışma ve savaşa karşı barış getirmesini ve bu vesileyle özgürlüklere kavuşacağımız bir yıl olmasını dileriz.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

  • BES: Tedbirler artırılsın, yargıda yasal süreler durdurulsun

    BES: Tedbirler artırılsın, yargıda yasal süreler durdurulsun

    PİRHA – Büro Emekçileri Sendikası yayınladığı açıklamada “İş kolumuzda bulunan kurumlar, çok sayıda yurttaşa hizmet veren kurumlardır. Bu nedenle öncelikle zorunlu izne ayrılanların dışında kalan büro emekçilerinin dönüşümlü çalışması sağlanmalıdır” denildi.

    Büro Emekçileri Sendikası tarafından koronavirüs salgını ile ilgili yapılan açıklamada bugüne kadar geçen sürede kurumlarda tedbirlerin halen kısmi olarak alındığı belirtilerek; “Alınan tedbirlerde de uygulama birliği sağlanamamaktadır. İzinlerin idari izin olarak düzenlenmesi, dönüşümlü çalışmanın uygulanması, süreli işlerin ertelenmesi gibi birçok konuda sorunlar yaşanmaya devam etmektedir” denildi.

    “İCRA MÜDÜRLÜKLERİNDE BÜYÜK SIKINTI YAŞANMAKTADIR”

    Gelinen aşamada bütün kurumlarda yeni tedbirlerin alınmasının zorunlu olduğunun altı çizilen açıklamada şöyle denildi; “Daha önce Adalet Bakanlığı ve HSK Başkanlığı tarafından yapılan açıklamalarda da adliyelerdeki duruşmaların ertelenerek adliyelerde buna göre revize yapıldığı, tüm adliyelerde yargı mensuplarının acele hizmetler hariç duruşmaların ertelendiği, yeni dava açma, icra takibi gibi müracaatların da UYAP üzerinden yapma imkanının bulunduğu, idari izinlerin devreye girdiği belirtilmiştir.  Ancak alınan bu tedbir kararlarıyla ilgili adliyelerde uygulama birliği sağlanamamakta ve özellikle icra müdürlüklerinde önemli sıkıntılar yaşanmaktadır.  Son olarak İstanbul Anadolu Adliyesi’nde virüs şüphesiyle Aile Mahkemesi, İstanbul Adliyesi’nde de yine virüs tespit edilmesi nedeniyle Sulh Hukuk Mahkemesi kaleminin kapatıldığı ve personelin karantinaya alındığı basına yansımıştır. Çalışan ve işlem yapmak üzere başvuran yurttaş sayısının yüksek olduğu adliyelerde bu durumun artması kaçınılmazdır.”

    “DÖNÜŞÜMLÜ ÇALIŞMA BÜTÜN ADLİYELERDE UYGULANMALI”

    Her ne kadar birçok işlemin UYAP üzerinden yapılabileceği belirtilse de süreli işler nedeniyle adliyelere işlem yapmak üzere yurttaşların gelmesine engel olunamadığı ifade edilen açıklamada; “Adliyelerde genel olarak kalemlerin küçük olduğu, dosyaların tarafları ve avukatlarla birlikte yargı çalışanlarının bu ortamda bir arada bulunuyor olması göz önüne alındığında yargı çalışanları için dönüşümlü çalışma bütün adliyelerde uygulanmalıdır.  Yine bu süre zarfında icra müdürlüklerinde yoğun olarak hizmet verilmeye devam edilmektedir. Haciz talepleri gibi talepler 3 gün içinde yerine getirilmediği takdirde icra müdürlüğü çalışanları hakkında işlem yapılmasının önü açılmaktadır. Bu şekilde birçok işlemin süreli olması nedeniyle avukat ve yurttaşlarla yargı çalışanları karşı karşıya gelmektedir” denildi.

    “YASAL SÜRELER VE İCRA TAKİPLERİ DURDURULSUN”

    Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından vergi dairelerinde fiziki teması ve yoğunluğu azaltmak için süreli işler ve gelir vergilerinin nisan sonuna kadar ertelenmesi kararı alındığına dikkat çekilen açıklamada şu taleplere yer verildi: “Yargılama hizmetlerinde de hak kaybı yaşanmaması için işleyen yasal sürelerin salgın nedeniyle mücbir sebep kapsamında, salgın tehlikesinin sona ermesine kadar durdurulması, yine icra müdürlüklerinde İİK’nun 330. maddesi kapsamında icra takiplerinin durdurulması acilen sağlanmalıdır. Türkiye Barolar Birliği’nin de bu konuda talebi bulunmaktadır. Hiçbir dava, icra takibi, yasal süre insandan önemli değildir. Tedbirlerin bir an önce arttırılmasını istiyoruz”  PİRHA/ANKARA