Etiket: baskı

  • ‘Her türlü baskı ve hilelere karşı Hayır kazanmıştır’

    ‘Her türlü baskı ve hilelere karşı Hayır kazanmıştır’

    PİRHA- 16 Nisan’da referandum sonuçları açıklandı ancak YSK’nın sayım yapılırken AKP’nin başvurusu üzerine yeni karar alıp mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli saymasına Alevi Bektaşi Federasyonu yazılı bir açıklama yaparak tepki gösterdi. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu yaptığı yazılı açıklamada, “Her türlü manipülasyon, baskı ve hilelere rağmen kazanan “Hayır” cephesi ve Türkiye halkları olmuştur” ifadelerini kullandı.

    “Uzun süredir ülkenin gündemini işgal eden ve geleceğimizi belirleyen referandum sonuçlandı” denilen açıklamada, referandumun olağanüstü hal ortamında ve eşit şartlar altında yapılmadığının, ortaya çıkan tabloya bakıldığında AKP ve MHP ittifakının kaybettiğinin altı çizildi.

    “AKP 7 HAZİRAN SEÇİMLERİNDE YENİLGİYİ TATMIŞTIR”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “AKP 7 Haziran seçim sonuçlarından sonra yenilgiyi tatmıştır. Daha sonra Diyarbakır, Suruç, Ankara Gar’da bombalar patlatılarak halkın korku ve sinmesine zemin hazırlanmıştır. Bunun sonucu olarak AKP’nin 1 Kasım seçimlerini kazandı. 6 milyon oy alan Kürtlerin ve halkların ortak partisinin eş başkanları başta olmak üzere milletvekilleri, yöneticileri tutuklanmış, belediyelere kayyımlar atanarak milli irade yok sayılmıştır. Başta KESK üyeleri olmak üzere, akademisyenler, öğretmenler, kamu görevlileri açığa alınmış, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilmişlerdir. Muhalif TV’ler, gazeteler, sosyal medya hesapları kapatılmış, yazarlar-çizerler gözaltına alınıp hapsedilmişlerdir. İşte referanduma da bu ortamda gidilmiştir.

    “HER TÜRLÜ HİLEYE KARŞILIK HAYIR KAZANMIŞTIR”

    Her türlü manipülasyon, baskı ve hilelere rağmen kazanan “HAYIR” cephesi olmuştur. Türkiye halkları olmuştur. Daha sandıklar açılır açılmaz “AA” yüzde 65 Evet’i önde göstermesi bu konuda algı yaratması oyunun ve hilenin bir parçasıydı. Kanunun açık hükmüne rağmen mühürsüz kullanılan oyların geçersiz sayılacağı belirtilmişken; daha önce mühürsüz zarfla oy kullanıldığı için iptal edilen belediye başkanlıkları var iken alelacele mühürsüz zarfla kullanılan iki buçuk milyon oy geçerli sayılmıştır. Bu “Hayır”ın kazanmaması için yapılmıştır. Kaldı ki; “AGİT” heyeti düzenlediği basın toplantısında referandum “uluslararası standartların gerisinde” kaldığını kaydetmiştir.

    “ÜLKEYİ VE HALKLARI BÖLÜP, PARÇALADILAR”

    Anayasanın hazırlanması, mecliste kabulü referanduma götürülmesi meşru değildir. Dolayısıyla 16 Nisan sonuçları da meşru değildir, hile ve zorla elde edilmiştir. Bu referandum tüm sonuçları ile yok hükmündedir diyen Yıldız, “Bu hükümet meşruiyetini kaybetmiştir, bölücüdür, ayrımcıdır. Konuşmasında “atı alan Üsküdar’ı geçmiştir” demek ile ne kastedilmektedir. Bindirilmiş kıtalara seslenirken “işte ordu işte komutan” sloganına müdahale etmeyerek gerçek niyetini ortaya koymuştur.

    “MÜCADELE YENİ BAŞLIYOR”

    Yarın tekçi otoriter anlayış devleti yeniden yapılandırılacaktır. Bu bir felakettir. Tüm demokrasi güçlerine birliğimizin ve dirliğimizin bozulmasından kaygı duyan tüm güçlere önemli görevler düşmektedir. Asgari müşterekleri çoğaltarak demokratik, laik, çoğulcu bir anayasa yapmak mümkündür. Mücadele yeni başlıyor. Bu mücadeleyi büyütecek demokratik toplum ve demokratik bir ülke yaratacak iradeyi güçlendirmek gerekiyor. Biz Aleviler bu iradeye güç vermeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Altı boş bir ‘EVET’ değil, dolu bir ‘HAYIR’ diyeceğim’

    ‘Altı boş bir ‘EVET’ değil, dolu bir ‘HAYIR’ diyeceğim’

    PİRHA- Başkanlığı öngören anayasa referandumuna tepki gösteren Kimyager Hüseyin Balcı, İçi bom boş bir ‘EVET’ demektense dolu dolu bir ‘HAYIR’ diyeceğim” dedi. 

    ‘OHAL’ sürecinde yapılan başkanlığı öngören anayasaya ve Nisan ayında yapılması düşünülen referanduma yönelik Alevi toplumundan tepkiler gelmeye devam ediyor.

    AKP ve MHP’nin ortak hazırladığı ve başkanlığı öngeren anayasanın Nisan ayında referanduma sunulması düşünülürken, referanduma ilişkin Bingöllü Kimyager Hüseyin Balcı, PİRHA’ya konuştu.

    Balcı, “Altı bom boş bir ‘EVET’ demektense tekçiliğe ve ülkenin geleceği adına dolu dolu ‘HAYIR’ diyeceğim” diye konuştu.

    “OHAL, SÜRECİNDE YAPILACAK HİÇBİR ŞEY MEŞRU SAYILAMAZ”

    OHAL’in baskı, şiddet ve keyfi uygulama demek olduğunu vurgulayan Balcı, “Kısıtlamaların ve keyfi uygulamaların yapıldığı ‘OHAL’ sürecinde yapılacak olan hiçbir şey meşru sayılamaz. ‘OHAL’ döneminde yapılan bu yeni anayasa ve referandumun da meşru sayılmayacağını” belirtti.

    “KEYFİ UYGULAMALARA KARŞI ‘HAYIR’ DİYECEĞİM”  

    Referandumda HAYIR diyeceğini açıklayan Kimyager Hüseyin Balcı, nedenini şöyle açıklıyor:

    “Çünkü kısıtlamaların, keyfiyetçiliğin yaşanmadığı, insanların Cizre’de, Sur’da yakılmadığı, Alevilerin inancını özgürce yaşadığı, emekçilerin hakkını alabildiği, kadın hakları ve çocuklarımızın geleceği için HAYIR diyoruz. İçi bom boş bir ‘EVET’ demektense dolu dolu bir ‘HAYIR’ diyeceğim.”

    İsmet SEFER

    HABERIN VIDEOSU

  • ‘Alevilere ve Aleviliğe zulüm devam ediyor’ – VİDEO

    ‘Alevilere ve Aleviliğe zulüm devam ediyor’ – VİDEO

    Geçtiğimiz günlerde büyükelçiler toplantısında bir konuşma yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Alevilerin Menderes ve Erdoğan dönemlerinde siyasi olarak rahat ettiklerini savunmuş ve bunun istismar edilmeye çalışıldığını ileri sürmüştü.

    Soylu’nun açıklamasını ironik bulan Alevi kurum başkanları, pirler ve dedeler, Soylu’ya büyük tepki göstermeye devam ediyor.

    “SADECE ALEVİLER DEĞİL ALEVİLiK DE SALDIRI ALTINDA”

    Bugüne kadar Alevilere yönelik yapılan saldırıların yanında bir de Aleviliğe yönelik yapılan saldırıların olduğunu söyleyen Baş, “Çakma Alevi örgütlerinin, Alevilerin inancını tanıma gayreti özellikle bu hükümetin döneminde başlamıştır,” dedi.

    “ALEVİLERE YENİ ERKANLAR UYDUR GAYRETİ İÇİNDELER”

    Son 15 yılda özellikle bu hükümet döneminde Alevileri tanıma ve yeni erkanlar uydurma gayreti içinde olan bir zihniyetle karşı karşıya olduklarını vurgulayan Baş, “Aslında bizim açımızdan değişen bir şeyin olmadığını Alevilere ve Aleviliğe yönelik baskılar ve zulümler devam etmektedir” dedi.

    Haberin videosu
    İsmet Sefer/İSTANBUL

  • ‘Alevilere rahat durun mesajı veriliyor’-VİDEO

    ‘Alevilere rahat durun mesajı veriliyor’-VİDEO

    Geçtiğimiz günlerde büyükelçiler toplantısında bir konuşma yapan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Alevilerin Menderes ve Erdoğan dönemlerinde siyasi olarak rahat ettiklerini savunmuş ve bunun istismar edilmeye çalışıldığını ileri sürmüştü.

    Soylu’nun açıklamasını ironik bulan Alevi kurum başkanları ve pirler ve dedeler, soylu’ya büyük tepki göstermeye devam ediyor.

    Soylu’nun sözlerine bir tepki de Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı ve aynı zamanda Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Eğitim Sekreteri Aydın Deniz’den geldi. PİRHA’ya konuşan Deniz, “Gerek hükümetin, gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’nın padişahlığın Cumhuriyet modelini ve versiyonunu yaratma çabası içinde olduklarını,” belirtti.

    “ALEVİLER DİZAYN EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Alevilere yönelik her yönde bir dizayn çalışması olduğunu belirten Deniz, “Alevilerin kanalları, kişiler ve kurumları üzerinde ciddi baskılar var. Çünkü İçişleri Bakanı Soylu’nun, “Aman bakın huzurlusunuz, sakın sesinizi çıkarmayın, potansiyel hedef olursunuz, ciddi bedeller ödersiniz” gibi söylemlerinde Alevilere yönelik baskı ve dizayn çalışmalarının olduğunu ve rahat durun mesajının verildiğini somut olarak görmekteyiz,” dedi.

    “ALEVİLER HER DÖNEM SIKINTI YAŞAMIŞLARDIR”

    Aydın Deniz, “Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın, başbakanlık dönemi, şuanki dönemi ve Menderes dönemi de dahil, Aleviler her dönem birçok sıkıntı yaşadılar.  Ve bu sıkıntılar bu Cumhuriyetin hükümetleri tarafından hiçbir karşılığı olmadan ortada bırakılmıştır” dedi.

    Haberin videosu
    İsmet Sefer / İSTANBUL

     

  • ‘Farkında mısınız, basına darbe yapıldı!’

    ‘Farkında mısınız, basına darbe yapıldı!’

    Çağdaş Gazeteciler Derneği tarafından hazırlanan 2016 Medya Raporu’ndaki verilerde “basına darbe” yapıldığı belirtilerek, konuya ilişkin acı tablo paylaşıldı.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD) tarafından hazırlanan 2016 yılı Medya Raporu’nda, medyaya darbe yapıldığına işaret edildi. “Farkında mısınız? 2016 yılında iktidar eliyle basına darbe yapıldı” başlığı ile hazırlanan raporda, önemli verilere yer verildi.

    Özellikle 15 Temmuz darbe girişimine işaret edilen raporda, darbe girişiminde 246 kişinin hayatını kaybettiği, 536 kişinin yaralandığı belirtilerek, “AKP iktidarı ile darbe girişiminde bulunanların üyesi olduğu ifade edilen Fethullah Gülen Cemaati’nin yıllardır sürdürdükleri işbirliğinin bedeli, ne yazık ki halk tarafından ödendi” ifadelerine yer verildi.

    3 AYLIK AĞIR BİLANÇO

    Her 3 ayda bir Medya Raporu hazırlayan ÇGD, 2016 yılının son 3 ayındaki verilerini de şu şekilde paylaştı:

    “70 basın mensubu gözaltına alındı; 10 gazeteci tutuklandı; 4 gazeteci hakkında yakalama kararı verildi; 4 basın kartı iptal edildi; 29 medya kurumu kapatıldı, daha önce kapatılan 3 medya kurumuna mühür vuruldu; 4 gazeteci gözaltında darp ve tehdit edildi; 35 soruşturma / davaya devam edildi; 9 yeni dava /soruşturma açıldı; 3 gazetecinin pasaportuna el konuldu; 3 medya kurumuna silahlı saldırı gerçekleştirildi; 9 olay hakkında yayın yasağı verildi; 5 siteye erişim engeli getirildi; 2 kanal hakkında yayın durdurma kararı verildi; 2 haber hakkında erişim engeli konuldu, bu nedenle yaklaşık 23 sitede yer verilen habere erişilemedi; 358 basın emekçisi işsiz kaldı; 1 yabancı gazeteci sınır dışı edildi.”

    BASINA DARBENİN VERİLERİ

    AK Parti tarafından basına darbe yapıldığına işaret edilen açıklamanın devamında, özellikle 2016 yılındaki verilere yer verildi. Ağır bir medya bilançosunun olduğu rapordaki değerlendirme ve veriler ise şöyle:

    “Ülkemiz açısından 2016, bir darbe atlatılırken başka bir darbenin oldu yıldı. Bu darbe “Tarafsız ve basına ve gazetecilere” yapıldı. Önce basın sonra tüm toplum susturuldu. Yaşadıklarımız tartışmasız, basını susturulmuş bir ülkenin geleceğinin de sessizliğe gömüldüğünü bir kez daha gösterdi. Ülkemizde rejim değişikliği düzeyinde anayasal değişikliklerin yapıldığı bir dönemde basına yönelik baskıların artmasının temel nedeni de işte bundandı. Bu amaç doğrultusunda 2016 yılında karşılaştığımız baskıların yarattığı acı tablonun fotoğrafı ise şöyle oldu:

    * 3 medya mensubu öldürüldü.

    * 80 basın mensubu tutuklandı.

    * 299 basın mensubu gözaltına alındı.

    * 32 gazeteci darp edildi, şiddete uğradı, tehdit edildi, hedef gösterildi.

    * 7 yabancı gazeteci sınır dışı edildi.

    * 157 medya kurumu kapatıldı.

    * 29 yayın evi ve şirket kapatıldı.

    * 5 yayın kurumuna saldırı gerçekleşti.

    * 3 basın merkezine polis baskını yapıldı.

    * 24 olay hakkında yayın yasağı verildi.

    * 20 siteye erişim engeli getirildi, bazı sitelere erişim yasağı birden çok kez uygulandı.

    * 9 haber hakkında erişim engeli getirildi.

    * 2 bin 622 basın emekçisi işsiz kaldı.

    * 624 basın kartı iptal edildi.

    * 32 parlamento kartı iptal edildi.”

  • Alevi Sempozyumu düzenleyen akademisyene baskı

    Alevi Sempozyumu düzenleyen akademisyene baskı

    Eskişehir Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü, açığa alındığı için görev başında olmayan Yrd. Doç. Dr. Uğur Kara’ya, soruşturma açtı haber verilmeden ve savunması alınmadan “görev başında amire saygısızlık” cezası verdi. Aynı zamanda barış bildirisine imza atan bir akademisyen olan Uğur Kara, Rektörlüğün engellediği Alevi sempozyumu nedeniyle son bir yıldır kendisine yönelik psikolojik baskı kurulduğunu belirterek kendisine tebligat yapılmadığı için “kime ne yaparak saygısızlık ettiğine dair en ufak fikrinin olmadığını” söyledi.

    Sadece ceza bildirildi

    Kara’ya gönderilern tebligatta “Görev sırasında amirine sözle saygısızlık etme suçlamasıyla aylıktan sekizde bir oranında kesinti cezası verildiği” belirtildi. Anadolu Üniversitesi Rektörlüğü tarafından gönderilen tebligatta cezanın Devlet Memurları Kanunu’nun 125/C-e. maddesine göre verildiği belirtildi. Maddede öngörülen maaşın 30’da 1’i ile 8’de 1’i arasında bir ceza öngörülürken Kara’ya üst sınırdan cezanın uygulanması da dikkat çekti. Ancak tebligatta cezanın hangi fiil nedeniyle verildiği belirtilmedi.

    Görev başında değilken…

    Yrd. Doç. Dr. Kara ise kendisinin bu soruşturmadan haberi olmadığını belirterek “Soruşturma bana tebliğ edilmiş değil ve dolayısıyla soruşturma ve verilen ceza benim savunmam alınmaksızın gerçekleşmiş bulunuyor ki, bu ağır bir hukuki sakatlık anlamına geliyor. Kime ne yaparak saygısızlık ettiğime dair en ufak bir fikrim yok. İdare bir anlamda ‘kendin pişir kendin ye’ usulünü uygulamış. Soruşturma açıyor ve benim savunmamı almadan ceza veriyor” dedi. Kara, 5 Ağustos 2016
    tarihinden bu yana açığa alındığını, yani görevinden uzaklaştırıldığını da belirterek “Eskişehir 1. İdare Mahkemesi’nin açıkça hukuka aykırı bularak yürütülmesinin durdurulmasına hükmettiği bu işlem nedeniyle o tarihte görev başında değildim. Görevinden uzaklaştırılmış bulunan ve dolayısıyla hukuken ve fiilen görevinin başında olmayan birinin görevi sırasında amirine sözle saygısızlık etme fiilini işleyebilmesi fizik yasalarına aykırı bir durum” dedi. Cezanın üst sınırdan uygulandığına da dikkat çeken Kara şunları
    söyledi:

    Alevi sempozyumundan beri

    “Görevden uzaklaştırma işleminin yürütülmesinin durdurulması ve iptali talepleri ile açtığım davanın idareye tebliğ edilmesinden sonra böyle bir soruşturmaya girişildiğini tahmin ediyorum. Ben hem Barış Bildirisi imzacısıyım, hem de Mayıs 2015’te Anadolu Üniversitesi’nde düzenlemek istediğim, ama rektörlük tarafından reddedilen, ama bu redde rağmen kitle örgütlerinin desteğiyle Eskişehir şehir merkezinde düzenlediğimiz ‘İnsan Hakları Bağlamında Aleviler’ başlıklı sempozyumdan beridir idarenin sürekli farklı muamelesine maruz kalmış biriyim. Bu sempozyumun düzenlendiği Mayıs 2015’ten sonra şehir dışı sınav görevi hiç verilmedi. Bilimsel bir sempozyum için Kuzey Kıbrıs’a
    gitmek için yaptığım izin başvurusu hiçbir gerekçe gösterilmeden reddedildi” dedi.

    Kara hakkında Barış Bildirisi imzacısı olduğu için Anadolu
    Üniversitesi Rektörlüğü tarafından 18 Ocak 2016’da soruşturma başlatılmış, 5 Ağustos’ta görevden uzaklaştırılmıştı. Kara’nın bu işleme karşı açtığı davada Eskişehir 1. İdare Mahkemesi 3 Kasım 2016’da yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

  • DAD: Hakikat yolunda yürüyenleri sahiplenelim!

    DAD: Hakikat yolunda yürüyenleri sahiplenelim!

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak HDP Eş Genel Başkanlarının ve Milletvekillerinin tutuklanmasını “Nemrudi ziyniyet” oalrak nitelendirdi.

    “Zalimlerin zulmü, faşizmi hukuk ve adaleti yok sayarak rızalıktan- razılıktan tümüyle uzaklaşıyor” diyen DAD’ın açıklaması şöyle;

    “Xizir paşalar selefist hükümdarlığına engel olarak gördüğü, kendisine biat etmeyen halkların ve demokrasi güçlerinin iradesini tanımayarak, topyekûn bir biçimde, vahşice halkların kazanımlarını hedeflemiş, halkların rıza göstererek irade seçtiği HDP Eş Genel Başkanları, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve 9 miletvekillini mafyavari yöntemlerle gözaltına almak, tutuklamakla halkların, inançların, tüm ötekilerin özgür iradesini tasfiye etmeyi amaçlamıştır.

    Xizir Paşaların zülmü; Alevi-Müslüman Kürtler başta olmak üzere , Türk, Ermeni, Süryani, Çerkez vd. tüm halkların iradesine karşı topyekûn savaş açmaktadır. Halkların rızalık göstererek seçtiği temsilcilerini tutuklayıp halkların iradesini tutsak ve rehin alma politikasını devreye sokmuştur. Bu durum asla kabul göremez- görmemelidir…

    HAQ ve HAKİKATİN hizmetinde bildiğinin alimi bilmediğinin talibi olan bizler zülme boyun eğmeyen, sessiz kalmayan tüm devrimci, demokrat, aydın kısacası ötekileri bu Emevi zulmüne, faşizmine tiranlığına karşı irademize sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Gün, hakikat uğruna direnen mazlumların yan yana durup hakikat saflarında Nemrudun zülmüne, haksızlığa adaletsizliğe karşı da tavır alma, safını belirleme günüdür. Kerbela’dan bugüne don değiştirip gelen, gücünü mazlumların kanından alan Yezidin zihniyetini lanetleyen bizler zalime boyun eğmeyen Hüseyni direnişi, Zeynebin muaviye karşısında baş eğmeyen onurlu duruşunu göstermek, hakikati sahiplenmek zorundayız.

    Başta Alevi- Kızılbaş inanç topluluklarını ve tüm demokratik kamuoyunu Nemrudi zihniyetin ardıllarına karşı her yerde sesini yükseltip eşit koşullarda kardeşçe yaşama umuduna, toplumsal muhalefeti diri tutmaya, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası bir kelimeden ibaret sayılan Radikal Demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Muaviye zihniyetine teslim olmak zulme, ecelsiz ölümlere ortak olmaktır…”

     

  • Sefa Öztürk Dede: Onurumuz için el ele verip mücadele edelim

    Sefa Öztürk Dede: Onurumuz için el ele verip mücadele edelim

    Güvenç Abdal Ocağı Dedelerinden Sefa Öztürk Tv10 ve birçok medya kuruluşunun kapatılmasına tepki gösterdi. Öztürk, “’El ele el hakka’ Alevilikte önemli bir düsturdur. Hep birlikte kendimiz için, onurumuz için el ele verelim.” çağrısında bulundu.

    PİRHA ÖZEL- Güvenç Abdal Ocağı Dedelerinden Sefa Öztürk Tv10 ve birçok medya kuruluşunun kapatılmasını ve son olarak HDP’li Parlamenterlere yönelen baskıyı PİRHA’a değerlendirdi. Özellikle Alevi toplumunda belirli bir misyonu olan Pirlere, Dedelere ve Kurum Başkanlarına bu süreçte çok daha fazla sorumluluk düştüğünü ifade etti ve “’El ele el hakka’ Alevilikte önemli bir düsturdur. Hep birlikte kendimiz için, onurumuz için el ele verelim.” çağrısında bulundu.

    Totaliter ve otoriter rejimlerin toplumun her kesimi için felaket olduğuna değinen Sefa öztürk Dede, yaşanan son gelişmelerle birlikte Türkiye’de artık özgürlüklerden ve demokrasiden söz etmenin mümkün olmadığına dikkat çekti. Toplumun her yönüyle kuşatıldığını da vurgulayan Sefa Öztürk Dede, “Bu gidişatın kötü olduğunu söyledik. Otoriter ve totaliter rejimler o ülkeler için felakettir. Çalışan için, işçi için, emekçi için, düşünen için felakettir. Biz bunları biliyorduk. Asıl kendileri için de bir felaket. Yani kötünün, baskının, bu kadar yoğun biçimde insanları tutsak etmenin kimseye faydası yok. Sadece içeridekiler değil, insanlar artık dışarıda da tutsak. Düşünen özgür değil, çalışan özgür değil. Özgürlüğün ötesinde kuşatılmış bir hayat var. Nerede başıma ne gelebilir” tedirginliğiyle yaşamak insanları kendi sosyolojik ve psikolojik dünyasından da koparıyor.” şeklinde konuştu.

    Demokratik kesimlerin ve Alevilerin mücadelesinin kutsal olan yaşam hakkının korunması ve birlikte birarada var olma mücadelesi olduğunu ifade eden Sefa Öztürk Dede, bir de çağrıda bulundu:

    “Pirlere, Dedelere ve Kurum Başkanlarına çok daha fazla görev düşüyor”

    “ Artık ben buradayım, yaşıyorum nefes alıyorum, ayaktayım” demenin bir bedeli var.  Ve var olmanın yolu da herkesin “sen kimsin” demeden, ötekileştirmeden, önyargılardan tamamen arınmış bir dünyada hep birlikte mücadele edebilmek. Hep birlikte olmayı becerebilirsek gelecekteki çocuklarımızın dünyasını korumuş ve kurtarmış oluruz. Dünyamız karanlığa gömülüyor, yaşadığımız coğrafyada her şey ters yüz ediliyor, bütün tanımlar değiştiriliyor. Ve bu durum bir ülke için ciddi bir felaket. Bu felaketin önüne set olmak için artık hiç vaktimiz yok. Bir an önce yüreğimizi ve aklımızı dinleyerek bu gidişatı nasıl duracağımızın kavgasını vermemiz gerekiyor. Burada herkese yoğun bir görev düşüyor. Özellikle Alevi toplumunda belirli bir misyonu olan Pirlere, Dedelere ve Kurum Başkanlarına çok daha fazla sorumluluk, çok daha fazla görev düşüyor. “El ele el hakka” Alevilikte önemli bir düsturdur. Hep birlikte kendimiz için, onurumuz için el ele verelim.