Etiket: belgesel

  • ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Adana’da yapıldı-VİDEO

    ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Adana’da yapıldı-VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül Anneleri’nden Kifayet Keçeci’nin hayatını anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyici ile buluştu.

    12 Eylül 1980 darbesinin ardından hapishane önlerinde, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kapılarında hak arayan annelerin ve insan hakları savunucularının mücadelesini anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyiciyle buluştu.

    Salman-ı Pak Kültür Merkezi’nde yapılan gösterime barış anneleri, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sora çok sayıda yurttaş katıldı.

    Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı belgeselde, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin karanlığına karşı mücadele eden isimlerden biri olan Kifayet Keçeci’nin hayat hikayesi üzerinden 12 Eylül Annelerinin/İnsanlarının kararlılığına ışık tutuyor.

    İHD Adana Şubesi tarafından organize edilen gösterime Kifayet Keçeci de katılırken, gösterim sonrası yapılan konuşmalarda, annelerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine vurgu yapıldı.

    PİRHA/ADANA

     

  • İHD Hatay ve İskenderun Şubelerinde “Kifayet Ana” belgesel gösterimi yapıldı-VİDEO

    İHD Hatay ve İskenderun Şubelerinde “Kifayet Ana” belgesel gösterimi yapıldı-VİDEO

    PİRHA- İHD Hatay ve İskenderun şubeleri, 12 Eylül askeri darbe döneminden günümüze uzanan kadın mücadelesinin simge ismi Kifayet Keçeci’nin hayatını konu alan “Kifayet Ana” belgeselinin gösterimine ev sahipliği yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay ve İskenderun şubeleri, toplumsal hafızayı diri tutmak ve hak arama mücadelesine dikkat çekmek amacıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı. Yönetmenliğini Diren Keser’in üstlendiği “Kifayet Ana” belgeseli, Hatay ve İskenderun’da gerçekleştirilen gösterimlerle bölge halkı ve hak savunucularıyla buluştu.

    KADIN DİRENİŞİNE VURGU

    Gösterimler öncesinde yapılan açılış konuşmalarında, insan hakları mücadelesinin Türkiye demokrasisi için taşıdığı kritik öneme değinildi. Özellikle 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı baskı ortamında, cezaevi kapılarında evlatlarının akıbetini soran kadınların başlattığı direnişin bugünkü hak arama kültürünün temel taşı olduğu ifade edildi. Konuşmacılar, Kifayet Ana şahsında simgeleşen bu mücadelenin kadınların toplumsal muhalefetteki öncü rolünü bir kez daha kanıtladığını vurguladı.

    Yönetmen Diren Keser’in uzun süren araştırmalar ve tanıklıklar sonucu hazırladığı belgesel, Kifayet Keçeci’nin (Kifayet Ana) 1980 darbesi sonrası başlayan, işkencelere ve kayıplara karşı dimdik duran yaşam öyküsünü odağına alıyor. Film, sadece bir biyografi olmanın ötesinde, Türkiye’nin insan hakları panoramasını izleyiciye sunuyor.

    “HAFIZAYI KAYIT ALTINA ALDIK”

    Belgeselin yönetmeni Diren Keser, gösterimlerin ardından yaptığı değerlendirmede, toplumsal yüzleşmenin ancak hafızayı koruyarak mümkün olabileceğini belirtti. Keser, Kifayet Ana’nın mücadelesinin bugün hala sürmekte olan adalet arayışlarına ışık tuttuğunu ve bu belgeselle o tarihi direnişi gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladıklarını dile getirdi.

    Sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaşın katıldığı gösterimler belgesel ekibiyle yapılan soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/HATAY

  • Yönetmen Diren Keser: Bu mücadele yüzlerce, binlerce annenin haykırışıdır!-VİDEO

    Yönetmen Diren Keser: Bu mücadele yüzlerce, binlerce annenin haykırışıdır!-VİDEO

    PİRHA- Kifayet Ana belgeselinin yönetmeni Diren Keser, çalışmanın arka planını ve amacını PİRHA’ya anlattı. Keser’in sözleri, 12 Eylül’den bugüne uzanan annelerin direnişini birinci ağızdan ortaya koyarken, belgeselin aynı zamanda kolektif bir hafıza çalışması olduğunu gösteriyor.

    Kifayet Ana’nın yaşamı üzerinden bir dönemin direnişini anlatan belgesel yalnızca bireysel bir hikâyeye değil, Türkiye’de özellikle 12 Eylül sonrasında gelişen anne direnişlerine odaklanıyor. Yönetmen Diren Keser’in anlatımı, hem kişisel bir tanıklık hem de politik bir bellek aktarımı niteliği taşıyor.

    BİR DÖNEMİN TANIKLIĞI

    Yönetmen Diren Keser, belgeselin çıkış noktasını ve temel amacını şu sözlerle anlatıyor:

    “Kifayet Ana belgeseliyle bir dönemin bir dönemine tanıklık etmeye çalışıyoruz. Kifayet Ana şahsında o dönem direnen kadınların, anaların direnişini belgesele konu ettik. Bu belgeseldeki amacımız Kifayet Ana şahsında o dönem direnmiş, çocukları, oğulları, kızları için mücadele etmiş annelerin o dönemdeki mücadelesini, hikayesini belgeselleştirmekti”

    Bu noktada Keser, çalışmanın yalnızca bir kişiyle sınırlı olmadığını özellikle vurguluyor:

    “Bu belgesel aracılığıyla aslında bir dönem belgeseli çekmiş olduk. 1978-79’lu yıllardan başlayan ve günümüze kadar devam eden annelerin hala da süren mücadelesine eşlik ediyoruz. Cezaevi önlerinde, mecliste, parklarda verdikleri mücadeleyle bir dönemi, bir dönemin ana mücadele hattını oluşturmuş kadınlar, analar hala direniyorlar”

    Keser’in ifadeleri, bu direnişin mekânsal ve zamansal sürekliliğine dikkat çekiyor:

    “Cumartesi anneleri Galatasaray Meydanı’nda, Barış Anneleri, Diyarbakır’da Batman’da seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Hala yıllar geçmiş olmasına rağmen oğullarını, kızlarını arıyorlar. Cezaevindeki çocukları için seslerini yükseltiyorlar”

    KİFAYET ANA’NIN HİKAYESİ: BİREYSELDEN KOLEKTİFE

    Keser, Kifayet Ana’nın hikâyesinin nasıl şekillendiğini aktarırken, bu hikâyenin aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine dair önemli bir kesit sunduğunu belirtiyor:

    “Kifayet Ana’da bu isimlerden bir tanesi. Bir oğlunun katledilmesi ile başlayan hikayesi iki oğlu’nun cezaevine girmesi ile devam ediyor ve o dönemin 1980 askeri darbe sonrasındaki cezaevlerindeki işkenceyi, kötü muameleyi bütün kamuoyuna duyuran isimlerden bir tanesi Kifayet Ana. Bu süreçte Kifayet Ana’nın farklı alanlarda yürüttüğü mücadeleye de dikkat çekiliyor: Bazen bunu meclis önünde yapıyor, bazen cezaevi önünde yapıyor, bazen katıldığı panellerde, mitinglerde dile getiriyor, ifade ediyor”

    Keser, Kifayet Ana’nın yalnızca yerel değil, uluslararası ölçekte de bir mücadele yürüttüğünü ifade ediyor:

    “Berlin’den Zürih’e, Zürih’ten İzmir’e, İzmir’den Adana’ya, Adana’dan İstanbul’a, Ankara’ya kadar birçok kentte  iki oğlu şahsında cezaevinde kötü muameleye maruz kalmış, işkenceye maruz kalmış insanların sesi olmak için yollara çıkmış bir isim Kifayet ana. Sade bir hayattan direnişçi bir anaya dönüşme hikayesine tanıklık ediyoruz”

    “ARTIK HERKESİN ANNESİ”

    Yönetmen Keser, Kifayet Ana’nın zamanla bireysel bir figür olmaktan çıkarak kolektif bir sembole dönüştüğünü şöyle ifade ediyor:

    “Özellikle şunu da belirtmek gerekiyor ki Kifayet Ana sadece kendi çocukları için mücadele eden bir isim olmaktan çıkıp zaman içerisinde cezaevinde olan tanıdığı, tanımadığı bütün insanların Kifayet annesi. Kendi deyimiyle ya da  o dönemin cezaevinde tutulanların söylemiyle “K” annesi oluyor.

    Bu dönüşüm, yönetmen Diren Keser’in belgesel fikrinin de temelini oluşturuyor ve Keser şöyle devam ediyor,

    “Bir bütün olarak aslında Kifayet Ana’nın hikayesi bende büyük bir etki yarattı ve bu etkinin ışığında aslında bu belgeseli oluşturma fikri canlandı. Genel olarak o dönemin anlatım mı biraz daha farklı oluyor. Ben de bunu bir annenin gözüyle o dönemi anlatmaya çalıştım, ifade etmeye çalıştım”

    KADIN DİRENİŞİ VE 12 EYLÜL

    Keser, kadınların ve annelerin direnişinin dönüştürücü etkisine özellikle vurgu yapıyor:

    “Şöyle ki özellikle kadının direnişi işte Leman Fırtına’dan Didar Şensoy’a kadar ve sayamayacağımız onlarca yüzlerce annenin direnişi o dönemin bir şekilde dönüşmesine de yol açıyor. Ortaya koymuş oldukları mücadele 12 Eylül karanlığını yırtacak, aydınlığa kavuşturacak düzeyde oluyor. Türkiye’de sivil direnişin en görünür ve süreklilik gösteren biçimlerinden birinin “anneler hareketi” olduğunu ortaya koyuyor”

    TANIKLIK, DİRENİŞ VE BEDEL

    Keser, belgeselin merkezine tanıklığı yerleştiriyor:

    “Çünkü orada anlattığım sadece Kifayet Ana’nın mücadelesi değil. Yüzlerce, binlerce, onbinlerce annenin haykırışıdır. Aynı zamanda bu yaşadıklarını bütün toplumla paylaşıyor. Bu paylaşım hem bir tanıklık hem de bir yaşanmışlık. Kendisi de bunun içerisinde yer alıyor. Bazen göz altına alınıyor, bazen bir polisin copuyla belinde yaralar oluşuyor. Yerlerde sürükleniyor ama direnişi hiçbir zaman bırakmıyor”

    BAĞIMSIZ BELGESELCİLİĞİN ZORLUKLARI 

    Keser, belgeselin üretim sürecine dair önemli bir noktaya da dikkat çekiyor:

    “Bağımsız belgesel yapmak, özgün belgesel yapmak çok önemli, çok değerli. Ancak bu sürecin zorluklarını da saklamıyor: Her şeyden önce bir bütçen yok. Bütçesiz yapılan işler ve aynı zamanda gösterilmek istenen bir hikaye”

    “BU TOPLUM NE YAŞADI?”

    Keser, belgeselin izleyiciye yönelteceği temel soruyu şöyle ifade ediyor:

    “Bu toplum ne yaşadı? Nasıl yaşadı ve nasıl mücadele etti?”

    Yönetmen Keser, sözlerini güçlü bir çağrıyla tamamlıyor:

    “Cumartesi anneleri, Diyarbakır’da Koşuyolu Parkı’nda direnen mücadele eden seslerini duyuran anneler gibi bu toplumun içerisinde direnmiş olan bütün kadınların, anaların sesini duymak gerekiyor. Kayıpların bir an önce teslim edilmesi gerekiyor. Yerlerin akibetlerin açıklanması gerekiyor”

    CEM EKİNCİ/PİRHA 
  • ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Mersin’de yapıldı-VİDEO

    ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Mersin’de yapıldı-VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül Anneleri’nden Kifayet Keçeci’nin hayatını anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeselinin ilk gösterimi yapıldı.

    12 Eylül 1980 darbesinin ardından hapishane önlerinde, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kapılarında hak arayan annelerin ve insan hakları savunucularının mücadelesini anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli izleyiciyle buluştu.

    Yenişehir Belediyesi Akademi yerleşkesinde yapılan gösterime Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sora çok sayıda yurttaş katıldı.

    Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı belgeselde, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin karranlığına karşı mücadele eden isimlerden biri olan Kifayet Keçeci’nin hayat hikayesi üzerinden 12 Eylül Annelerinin/İnsanlarının kararlılığına ışık tutuyor.

    İHD Mersin Şubesi tarafından organize edilen gösterime Kifayet Keçeci de katılırken, gösterim sonrası yapılan konuşmalarda, annelerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine vurgu yapıldı.

    PİRHA/MERSİN

  • Katledilen gazete dağıtımcısı Kadri Bağdu’nun yaşamı belgesel oldu-VİDEO

    Katledilen gazete dağıtımcısı Kadri Bağdu’nun yaşamı belgesel oldu-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Hamdullah Yağız Kesen, Kürtçe gazete dağıttığı için katledilen Kadri Bağdu’nun mücadelesini konu alan “Yara” adlı belgeselini tamamladı. Kesen, “Kadri arkadaşımızın yarım bırakılan hikâyesine borcumuzu ödemeye çalıştık” dedi.

    Kürtçe yayın yapan Azadiya Welat gazetesinin 17 yıl boyunca dağıtımcılığını yapan Kadri Bağdu, 14 Ekim 2014’te Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Şakirpaşa semtinde, bisikletiyle gazete dağıttığı sırada uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Bağdu’nun inançla sürdürdüğü bu dağıtım faaliyeti, yıllardır Kürt basınının maruz kaldığı baskı ve bedellerin en sembolik örneklerinden biri olarak hafızalarda yer ediyor.

    Gazeteci Hamdullah Yağız Kesen, Bağdu’nun yaşamı ve mücadelesini konu alan “Yara” adlı belgeseli üzerine PİRHA’ya konuşarak, belgesel fikrinin “içlerinde büyüyen bir ihtiyaçtan” doğduğunu dile getirdi. Kesen, “Kadri abimiz yalnızca Kürtçe gazete dağıttığı için katledildi. Onun mücadelesi hepimizin omuzlarında bir yara olarak duruyor. Bu nedenle belgeselin adını ‘Yara’ koyduk” dedi.

    ZORLU YAPIM SÜRECİ

    Belgeselin hazırlık sürecinin bir aydan uzun sürdüğünü belirten Kesen, en büyük zorluğun Kadri Bağdu’nun günlük yaşamını ve dağıtım sırasındaki mücadelesini yansıtan görüntülere ulaşmak olduğunu söyledi. Kesen, “Üretim sürecinde bizi en çok zorlayan şey, Kadri arkadaşın çalışma anlarına dair görüntüleri bulmaktı. O dönem çekilmiş video ve fotoğraflara ulaşmaya çalıştık ve sonunda bulduk. Belgeselin ruhu bu görüntülerle tamamlandı” dedi.

    Başlangıçta Bağdu’nun kardeşinin canlandırma yapmasını düşündüklerini aktaran Kesen, bu fikrin daha sonra değiştiğini belirterek, “Önce Kadir arkadaşın kardeşinin onu canlandırmasını istedik. Bir deneme çektik ama kurguda baktığımızda bu şekilde Kadri arkadaşımızı anlatamayacağımızı gördük. Bunun üzerine dağıtım yaptığı döneme ait gerçek görüntüleri, matbaa kayıtlarını ve bugüne dair yeni çekimleri bir araya getirerek belgeseli oluşturduk” diye konuştu.

    Çalışmanın kolektif bir dayanışmayla ortaya çıktığını vurgulayan Kesen, “Birkaç yerden destek aldık, özellikle dağıtım sürecini bilen aboneler ve yurttaşlardan ciddi katkı geldi. Bu dayanışma olmasaydı belgesel eksik kalırdı” ifadelerini kullandı.

    10 OCAK’TA ÖZEL GÖSTERİM PLANLANIYOR

    “Yara” belgeselinin hem yerel hem de uluslararası kısa film festivallerine gönderileceğini aktaran Kesen, belgeselin izleyiciyle buluşacağı ilk özel gösterime ilişkin de bilgi verdi. Gazeteciler Günü olan 10 Ocak’ta bir özel gösterim planladıklarını söyleyen Kesen, “Özellikle gazetecilik emekçilerine ve kültür-sanat kurumlarına yönelik bir gösterim yapmak istiyoruz. Kadri arkadaşımızın mücadelesi, bu alanda çalışan herkes için önemli bir hafıza” ifadelerini kullandı.

    Kesen, belgeselin temel amacının Kadri Bağdu’nun mücadelesini yalnızca hatırlatmak değil, aynı zamanda Kürt basınının tarihsel bedelini görünür kılmak olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:

    “Kadri arkadaşımız, tehlikeyi bilerek, inançla her gün gazeteyi halka ulaştırdı. Bu belgeselle ona olan borcumuzu bir nebze olsun ödemeye çalıştık. ‘Yara’ hem bize hem de bu mücadeleyi taşıyan herkese daima hatırlatacak.”

    Fatoş SARIKAYA/ ADANA

  • Dersim’de kalanlar yorgun: Gençler gidiyor, şehir yaşlanıyor-VİDEO

    Dersim’de kalanlar yorgun: Gençler gidiyor, şehir yaşlanıyor-VİDEO

    PİRHA-Yönetmen Hüseyin Kete’nin yeni belgeseli “Kalanlar da giderse”, Dersim’den göç edenlerden çok geride kalanların duygularına odaklanıyor. Kete, “Şehir bir yaşlılar kentine dönüştü, köklerinden kopan bir gençlik var” diyor.

    Uzun yıllardır göçün eksik olmadığı Dersim, son yıllarda genç nüfusun hızla azaldığı bir dönemi yaşıyor. Resmî olmayan verilere göre, sadece son iki yılda yaklaşık 7 bin genç kenti terk etti. İşsizlik, gelecek kaygısı ve politik baskılar göçün başlıca nedenleri arasında.

    Bu tabloyu görünür kılmak isteyen Dersimli Yönetmen Hüseyin Kete, “Kalanlar da giderse” isimli yeni belgeselinde, gidenlerden çok kalanların hikâyesini anlatıyor. 1979 doğumlu Kete, kendi göç deneyiminden yola çıkarak Dersim’in Pülümür, Ovacık ve Pertek köylerinde çekim yaptı. Belgesel, son beş yılda yaşanan genç göçünün kente bıraktığı sessizliği belgeliyor.

    “BU ŞEHİR ARTIK YAŞLILARIN KENTİNE DÖNÜŞTÜ”

    Belgeselin yönetmeni Kete, göçün kentte yarattığı dönüşümü şu sözlerle anlatıyor:

    “Son beş yılda korkunç bir genç nüfus göçü oldu. Şehirde genç kalmadı, bir yaşlılar şehrine dönüştü. Köylerde yirmi gençten iki genç kalmış durumda. Bu iki genç de ‘Ben neden gitmedim?’ diyerek kendini suçluyor. Şehirde büyük bir umutsuzluk hâkim.”

    Kete’ye göre, göç sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir travma.

    “Köylerde düğünlerde yaşlılar halay çekiyor, cenazelerde tabutu yaşlılar taşıyor. Bu sadece gidenlerle ilgili değil; geride kalanların da büyük bir travması oluyor.”

    “ARTIK GERİ DÖNÜŞSÜZ BİR KOPUŞ YAŞANIYOR”

    Kete, bugünkü göçün geçmişten farklı olduğuna dikkat çekiyor:

    “60’larda, 70’lerdeki göçler geçiciydi; insanlar çalışıp dönüyordu. Şimdi ise kopuş hali var. Yirmili yaşlarda bir genç gidiyor ve bir daha dönmüyor. Artık köklerinden kopan bir göç yaşıyoruz.”

    Belgesel, yalnızca bir ağıt değil; aynı zamanda bir çağrı. Kete, “Sanatın gücüyle bir fark yaratabilir miyiz?” sorusunu soruyor ve umutlu bir notla bitiriyor:

    “Bizim insanımız, dilini unutsa da o dilin hissettirdiği duyguyu yaşatıyor. Göç edenlerin bir gün yeniden dönmesini sağlayacak olan şey de bu duygu olacak. ‘Kalanlar ve gidenler nerede buluşacak?’ sorusunu artık sormamız gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    PİRHA-2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı. etkinliğin açılışında konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü” dedi.

    2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri, Hüseyin Güntaş Kütüphanesi ve Konferans Salonu’nda başladı.

    “MEHMET ÇETİN VE EMİRALİ YAĞAN ANISINA KÜLTÜR-SANAT GÜNLERİ DÜZENLEMEYE KARAR VERDİK”

    Etkinlik, Yönetmen Devrim Tekinoğlu’nun yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

    Tekinoğlu, yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların anısına kültür sanat günleri düzenlemeye karar verdik. Onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü.”

    Açılış konuşmasından sonra Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri hakkında ‘Hatıradır yak bu fotoğrafı’ adlı video gösterimi yapıldı.

    “KÜLTÜR VAR İSE DİL VARDIR”

    Dersim sözlü kültürünün kuşaklararası aktarımı konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Yazar Hüseyin Ayrılmaz tarafından yapılan panele konuşmacı olarak Yazar Haydar Oğur ve Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan katıldı.

    Kültür var ise dilin var olacağını belirten Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, “Kültürel birikim dil ile ifade edilir. Ne yazık ki bizim kuşak öteden beri var olan asimilasyon, kültürel yabancılaşma gibi birçok nedenle dilimizi unuttuk. Dilimizi unuttukça da kültürümüzden uzaklaştık. Biz kendi dilimizi, kendi kültürümüzü korumak için ne yapabiliriz bunları düşünmemiz lazım” dedi.

    Yazılı tarihlerinin olmadığını vurgulayan Yazar Hüseyin Ayrılmaz, “Oysa karşımızdaki güç sanatta, edebiyatta, asimilasyonda, her alanda üstümüze o kadar çabuk geldiler ki başarısız olduk. Yazılı tarihimizin olmaması, uzun yıllar yasaklı toplum olmamız, sürekli istilalara maruz kalmamız bunların nedenleridir. Çünkü toplumun var olabilmesinin önemli araçlarından birisidir yazılı tarih. Bir hafıza merkezi ve çocuklarımıza dilimizi aktarmak için kreşlere ihtiyacımız var” diye belirtti.

    Panelin ardından yönetmenliğini Hüseyin Kete’nin yaptığı ‘Kalanlar da giderse’ adlı belgeselin gösterimi yapılıp, belgeselle ilgili söyleşi yapıldı.

    “BİZLER YAŞADIĞIMIZ PROBLEMLERİ HEP DIŞARIYA  HEVALE ETTİK”

    Göç konusuyla ilgili bir belgesel çekme fikrini hayata geçirmek istediğini söyleyen Yönetmen Hüseyin Kete, “Belgeselin aslında birçok eksikliği var. olabilir. Daha fazla insana ulaşabilirdik. Bizler yaşadığımız problemi hep dışarıya havale ettik. Bizi asimilasyon edip dilimizi ve kültürümüzü yok ettiler. Ancak bunda bizim kendi payımız da var. Ama biz buna yönelik ne yapabiliriz? Bence bunları konuşmak gerekiyor. Diğer türlü dilimiz kayboldu deyip ağlamak bence bizi bir yere götürmeyecek” diye konuştu.

    Belgesel gösterimiyle ilgili söyleşinin ardından etkinliğin birinci günü masal, şiir ve müzik dinletisinin ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dündar: Festival yok edilmeye çalışılan bir belleğin yeniden inşasıdır-VİDEO

    Dündar: Festival yok edilmeye çalışılan bir belleğin yeniden inşasıdır-VİDEO

    PİRHA- Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği ve Kayapınar Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen 9. FilmAmed Belgesel Film Festivali, 26-30 Eylül tarihleri arasında Amed’de yapılacak. Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Cengiz Dündar, “Bu festival yok edilmeye çalışılan bir belleğin yeniden inşasıdır” dedi.

    Amed’de bu yıl dokuzuncusu düzenlenecek olan FilmAmed Belgesel Film Festivali, Ortadoğu Sinema Akademisi Derneği ve Kayapınar Belediyesi’nin ortak organizasyonuyla 26-30 Eylül tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. 2012 yılında kolektif bir emekle başlayan festival, yıllar içinde sansür, baskı ve kayyım uygulamalarıyla engellenmeye çalışılsa da bu yıl yeniden perdelerini açıyor.

    Festival bu yıl “Kökler: Ateşin Etrafında Gerçek Söylenceler” temasıyla düzenleniyor. Tema, toplumsal hafızaya, tarihsel köklere ve kültürel direnişe vurgu yapıyor. Festival organizatörleri, sinemanın hem bellek oluşturma hem de toplumsal hakikatle yüzleşmede önemli bir araç olduğunu vurguluyor.

    Festivale ilişkin PİRHA’ya konuşan Kayapınar Belediyesi Eş Başkanı Cengiz Dündar, festivalin yalnızca bir sinema etkinliği olmadığını aynı zamanda kültürel varoluşun bir parçası olduğunu belirtti.

    “FİLMAMED SALDIRILARIN HEDEFİ OLDU”

    Festivalin hikayesinin, Kürt halkının tarihsel mücadelesiyle paralel ilerlediğini dile getiren Dündar, 2012’den 2015’e kadar büyük bir emekle yürütülen festivalin 2015 sonrası baskılarla karşılaştığını ifade etti. Bu dönemde salonların kapatıldığını, gösterimlerin engellendiğini hatırlatarak şunları söyledi: “2015 sonrası iktidarın masayı devirmesiyle birlikte, sadece siyasal değil kültürel bir saldırı da başladı. FilmAmed, Kürt kültürüne ve sanatına yönelik bu saldırıların doğrudan hedefi oldu. Bir bellek ve varlık alanı yok edilmek istendi. Festivalimize yönelik sansür, aslında Kürt kültürüne yönelik bir sabotajdı.”

    Dündar, festivalin maruz kaldığı engellemeleri, kayyım politikalarının kültür alanında yarattığı tahribatla birlikte değerlendirdi. Kayyım uygulamalarının sadece bir idari mekanizma değil, tümüyle bir rejim inşası olduğunu söyleyen Dündar, “Biz kayyımı bir yönetim biçimi olarak değil, kültürel kıyım rejimi olarak görüyoruz. Amaç, halkın hafızasını, tarihini ve kültürünü sistemli bir biçimde yok etmekti. FilmAmed de bu kıyımın bir parçası haline getirildi” dedi.

    “KÖKLERİMİZE SAHİP ÇIKIP, HAFIZAMIZI YENİDEN KURUYORUZ”

    Bu yılki festival temasına da değinen Dündar, “Kökler” kavramının bilinçli bir tercih olduğunu vurguladı. Bu temanın, toplumsal belleği, geçmişle kurulan duygusal ve tarihsel bağı, aynı zamanda kültürel direnişi yansıttığını dile getiren Dündar, “Kökler, varoluşun ve bağlılığın simgesidir. Biz bu topraklarda yaşayan halklar olarak köklerimize, hafızamıza ve söylencelerimize sahip çıkıyoruz. Bu festival de ateşin etrafında anlatılan gerçek hikâyeleri bir araya getirerek, hakikatle yeniden buluşma arayışıdır” diye konuştu.

    771 BAŞVURU: FESTİVAL YENİDEN SAHİPLENİLİYOR

    Festivale 771 film başvurusu alındığını söyleyen Dündar, başvuruların sadece Türkiye ve Kürdistan ile sınırlı olmadığını; Orta Doğu’dan ve dünyanın dört bir yanından filmlerin festivale gönderildiğini kaydetti. Bu durumun, FilmAmed’e yönelik yeniden bir sahiplenmeyi gösterdiğini Dündar, festivalin gelenekselleşmesi ve evrenselleşmesi gerektiğini ifade etti:
    “Bu festival, kültürün, sanatın ve hakikatin halkla yeniden buluştuğu bir alandır. Halkımızın bu festivale sadece izleyici olarak değil, ruhuyla ve bedeniyle katılması çağrısında bulunuyorum.”

    Ferhat GÜRGEN- Fatoş SARIKAYA/ DİYARBAKIR

  • FilmAmed Belgesel Film Festivali başlıyor

    FilmAmed Belgesel Film Festivali başlıyor

    PİRHA-Bu yıl 9’uncusu düzenlenecek olan FilmAmed Belgesel Film Festivali’nin programı belli oldu. Festival kapsamında 24’ü resmi seçki, 5’i gösterim seçkisi olmak üzere toplam 29 belgesel gösterilecek. 

    Ortadoğu Sinema Akademisi ve Peyas (Kayapınar) Belediyesi’nin ortaklığında düzenlenecek olan 9’uncu FilmAmed Belgesel Film Festivali’nin programı belli oldu. Festival kapsamında 24’ü resmi seçki, 5’i gösterim seçkisi olmak üzere toplam 29 belgesel gösterilecek.

    Yönetmenliğini gazeteci Azad Altay’ın yaptığı; Mezopotamya Ajansı (MA), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Pel Yapım’ın katkılarıyla çekilen “Bîra Sûrê/Sur’un Hafızası” belgeseli de festivalde gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Bîra Sûrê’nin prömiyeri, 28 Eylül’de saat 20.00’da gerçekleşecek.

    26 EYLÜL

    Açılış Programı

    Saat: 19.00

    Yer: ÇandAmed Kongre Salonu

    Konser: Mehmet Atlı

    Saat:19.30

    Yer: ÇandAmed Kongre Salonu

    Açılış Filmi: Jinwar/Nadya Derwiş

    Saat: 20.30

    Yer: ÇandAmed Kongre Salonu

    27 EYLÜL

    Masterclass: Ayşe Polat ile Sinema ve Belgesel Sinemada SenaristYönetmen Deneyimi

    Saat: 11.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Shot the Voice of Freedom/Zainap Entezar

    Saat:14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bizim İsmail/Fatin Kanat/ Önder İnce

    Saat:16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Ezda/Halime Aktürk ve Sweet Home Adana/Nagehan Uskan

    Saat:18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bir Sürgünün Not Defteri/Mert Güncüer

    Saat: 20.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Son Büyük Simege:Surp Giragos Kilisesi/Eren Kahraman

    Saat:13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Landless Like The Wind/Borhan Ahmedi

    Saat:15.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Rojîn’s Dream/Serwa Aliveisy

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Yeni Han/Bingöl Elmas

    Saat: 19.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    28 EYLÜL 

    Atölye: Fikirden Filme, Belgesel Sinemada Anlatım Olanakları/Samuel Aubin-Güliz Sağlam

    Saat: 12.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Üçüncü Gurbet/Mediha Güzelgün

    Saat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Grape Season/Ebrahim Hesari

    Saat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Walk of Iris/Burcu Güler

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Stêrka Li Ser Xetê/Berivan Saruhan

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Habibullah/Adnan Zandi

    Saat:18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: The Last 5 Minutes/Şehram Maslakhi

    Saat: 18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bîra Sûre/Azad Altay

    Saat: 20.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bizim İsmail/Fatin Kanat/Önder İnce

    Saat: 15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Son Büyük Simge:Surp Giragos Kilisesi/Eren Kahraman

    Saat: 15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Dahomey/Mati Diop

    Saat: 13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: AState of Passion/ Carol Mansour&Muna Khalidi

    Saat: 15.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu

    Film: Rengê Kevir/Tuğba Yaşar

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Zarafet ve Şiddet Arasında/Şirin Bahar Demirel

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: 36/Rêzan Mir Uğurlu

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    29 EYLÜL

    Panel: Belgesel Sinemada Toplumsal Cinsiyet Temsillerinin Etik Yansımaları

    Saat: 11.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Domates Biber Depresyonu/Aybüke Avcı

    Saat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Görünür Görünmez:Bir (Oto)Sansür Antolojisi

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Dargeçit/Berke Baş

    Saat: 18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: YİBO/Şükran Demir/Özgür Ünal

    Saat: 20.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: A Fedayee Film/Kamala Aljafari

    Saat: 13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu -2

    Film: Rengê Kevir/Tuğba Yaşar

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Zarafet ve Şiddet Arasında/Şirin Bahar Demirel

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film:36/Rêzan Mir Uğurlu

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Landless Like The Wind/Borhan Ahmedi

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Sürgün Asla Bitmez/Bahar Bektaş

    Saat: 19.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Ezda/Halime Aktürk

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Sweet Home Adana/Nagehan Uskan

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Stêrka Li Ser Xetê/Barivan Saruhan

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Bîra Sûre/Azad Altay

    Saat: 15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Üçüncü Gurbet/Medha Güzelgün

    Saat: 15.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Grape Season/Ebrahim Hesari

    Saat: 15.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Bir Sürgünün Not Defteri/Mert Güncüer

    Saat: 17.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: The Last 5 Minutes/Şehram Maslakhi

    Saat: 19.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: A State of Passion/Carol Mansour&Muna Khalidi

    Saat: 13.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    Film: Jinwar/Nadya Derwiş

    Saat: 15.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    30 EYLÜL 

    Panel: Yas, Hafıza, Mücadele: Belgesel Sinemada Tanıklık ve Adalet

    Saat: 12.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Shot the Voice of Freedom/Zainap Entezar

    Sat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Yeni Han/Bingöl Elmas

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Habibullah/Adnan Zandi

    Saat: 13.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Görünür Görünmez: Bir (Oto)Sansür Antolojisi

    Saat: 15.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Domates Biber Depresyon/Aybüke Avcı

    Saat: 13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Dargeçit/Berke Baş

    Saat: 15.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Walk of Iris/Burcu Güler

    Saat:13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: YİBO/Şükran Demir/Özgür Ünal

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Rojinîs Dream/Serwa Aliveisy

    Saat:15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: A Fedayee Film/Kamala Aljafari

    Saat: 13.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    Film: Sürgün Asla Bitmez/Bahar Bektaş

    Saat: 15.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    Kapanış filmi: Li Ber Siya Spîndarê/Kenan Diler

    Saat: 17.30

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu

    Ödül Töreni

    Saat:19.30

    Yer: ÇandAmed Tiyatro Salonu

     

  • MUTED yayın hayatına başlıyor: Susturulanların sesi, artık dijital bir platformda

    MUTED yayın hayatına başlıyor: Susturulanların sesi, artık dijital bir platformda

    PİRHA- İnsan hakları odaklı bağımsız belgeselleri küresel bir izleyiciyle buluşturmayı hedefleyen MUTED, 8 Ekim 2025’te Cenevre’de gerçekleşecek uluslararası lansmanıyla yayına başlıyor.

    İnsan hakları odaklı bağımsız belgeselleri küresel bir izleyiciyle buluşturmayı hedefleyen MUTED, 8 Ekim 2025’te Cenevre’de gerçekleşecek uluslararası lansmanıyla yayına başlıyor. MUTED, yalnızca insan hakları temalı belgesellere yer veren ilk dijital yayın platformu olma özelliği taşıyor.

    Kuruculuğunu Kurtuluş Baştimar’ın üstlendiği platform, ifade özgürlüğü, toplumsal eşitlik, ayrımcılıkla mücadele, kimlik, göç, aktivizm ve görünürlük gibi temalarda üretilmiş belgesellere kürasyonlu bir seçkiyle yer veriyor.

    MUTED’in ilk sezonunda, dünyanın dört bir yanından, festivallerde gösterilmiş ya da görünürlük bulamamış nitelikli belgeseller yer alacak. Platform, özellikle az bilinen ama güçlü anlatılara sahip yapımları erişilebilir kılmayı amaçlıyor. İlk özel içeriklerden biri, Vietnamlı gazeteci ve düşünce özgürlüğü savunucusu Pham Doan Trang’in hikâyesini konu alan “The Voice They Tried to Silence” adlı belgesel olacak.

    “GÖRÜNMEYEN GERÇEKLER İÇİN DİJİTAL BİR HAFIZA OLUŞTURMA AMACI TAŞIYOR”

    MUTED’in kurucusu Kurtuluş Baştimar yaptığı açıklamada, “MUTED, yalnızca susturulmuş seslere bir alan açmakla kalmıyor; aynı zamanda belgesel sinemayı bir tanıklık alanı olarak yeniden inşa ediyor. Bu platform, görünmeyen gerçekler için dijital bir hafıza oluşturma amacı taşıyor” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Halil Yakut: Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinde 6 Şubat’ta yaşananları anlatmak istedik-VİDEO

    Halil Yakut: Beton Sizin Vatan Bizim belgeselinde 6 Şubat’ta yaşananları anlatmak istedik-VİDEO

    PİRHA-Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde yaşananları anlatmak için ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselini çektiklerini belirten Yönetmen Halil Yakut, “Çekimleri depremin onuncu ayında yaptık ancak depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen aynı sorunlar devam ediyor. O yüzden belgeselimiz de güncelliğini koruyor” dedi.

    Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişi yaşamını yitirdi, 100 binden fazla kişi de yaralandı. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.

    6 Şubat depremini konu alan ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinin ilk gösterimi 2 Şubat 2025’te Hatay’ın Samandağ ilçesinde yapıldı.

    Belgeselin yönetmeni Halil Yakut ile film çalışmasının detaylarını konuştuk.

    “DEPREM BÖLGESİNDEKİ HALKIN SORUNLARI DEVAM EDİYOR”

    6 Şubat 2023’te büyük bir deprem yaşandığını ve on binlerce insanın katledildiğini ifade eden Halil Yakut, “Hatay, depremlerden en fazla etkilenen il oldu. Annemin, babamın, ablalarımın yaşadığı evler yıkıldı. Yakınlarımızı, akrabalarımızı kaybettik. Günlerce sokaklarda aç kaldık. Hala sorunlar devam ediyor. Depremin devamında da aslında yaşanan açlıkla, yoksullukla, sokaklarda kalmasıyla insanların bugün rezerv alan hak gasplarıyla hala halk katledilmeye, bir çok hak gaspı devam ediyor” diye belirtti.

    “DEPREMLE İLGİLİ GERÇEKLERİ ANLATMA KARARI ALDIK”

    Belgesel çekme kararını nasıl aldıklarını anlatan Halil Yakut, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Depremle ilgili gerçekleri, halkın ne yaptığını, devletin ne yapmadığını anlatan bir belgesel çekme kararı aldık. Depremin altıncı ayında Antakya’ya gelerek belgesel için çekimler yaptık. Depremin gerçeklerini hem ülkemizde hem dünyada göstermek istedik. Fakat biz belgesel hazırlıklarımızı yaparken demokratik kitle örgütlerine ve devrimcilere yönelik polis operasyonları oldu ve bu baskınlarda belgesel hazırlıklarımızı yaptığımız İstanbul Gazi Mahallesi’ndeki kurum da basıldı ve talan edildi. İşkenceyle gözaltına alındık ve belgesel çekimlerimize, teknik araç ve gereçlerimize polis tarafından el konuldu. Daha sonra serbest bırakıldık ve bu saldırıdan yılmayacağımızı göstermek için belgeseli bir kez daha çekmeye karar verdik. Depremin onuncu ayında tekrar Antakya’ya gittik. Belgesel hazırlıklarımız devam ediyordu ve yine devrimcilere yönelik polis baskınları oldu. Yine belgesel çalışmalarımızı yürüttüğümüz kurum polis tarafından basıldı, işkenceyle gözaltına alındık ve bu sefer tutuklandık. Antakya’da, deprem bölgesinde halk için sağlık çadırının önünde çekilmiş bir fotoğrafım tutuklanmama gerekçe gösterildi. Ailemle beraber depremin ilk haftasında sokakta kaldığım sıralarda çekilmiş bir fotoğraf sadece gerekçe gösterilerek tutuklandım. Ardından Marmara Kapalı Hapishanesi’nden Kırşehir Yüksek Güvenlikli Hapishanesi’ne yani kuyu tipi hapishanesine sürgün edildim. Bu kuyu tipi hapishanelerde teslim alınmak istendik. Aslında bizi depremde betondan mezarlara gömenler bu kuyu tipi hapishanelerde de beton mezar hapishanelerde bizi teslim almak istedi. Çünkü burası tek kişilik havalandırması olmayan, güneş girmeyen, suyun akmadığı, insan yüzünün ve insan sesinin yasak olduğu yeni tipte hapishaneler. Bu kuyu tipi hapishanelere karşı 100 gün süresiz açlık grevi yaptım. Hala kuyu tipi hapishanelere karşı açlık grevleri devam ediyor. Buradan tahliye olduktan sonra da belgesel için röportajlarımızla nihayetinde tüm baskılara, gözaltılara, tutuklama terörüne ve kuyu tipi hapishanelere rağmen belgeselimizi tamamladık.”

    “HALKIMIZI DEPREM BELGESELİMİZİ SAHİPLENMEYE ÇAĞIRIYORUZ”

    2 Şubat’ta belgeselin gösterimini Hatay Samandağ’da yaptıklarını söyleyen Yakut, “Daha sonra da Hatay’da yine Antakya, Samandağ ve Dörtyol’da gösterimler yaptık. İstanbul, Ankara ve İzmir’de gösterimler oldu. Aynı zamanda Avrupa’da Almanya, Belçika, İsviçre ve Avusturya’da gösterimler oldu. ‘Beton Sizin Vatan Bizim’ belgeselinde aslında bir şey anlatmıyoruz, her şeyi depremzede halk anlatıyor. Biz çekimleri depremin onuncu ayında yaptık ancak depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen aynı sorunlar devam ediyor. O yüzden belgeselimiz de güncelliğini koruyor. Belgeseller gerçekleri, nedenlerini, sonuçlarını tarihe not düşmek, bunları belgelemek için yapılır ve Beton Sizin Vatan Bizim Belgeseli de aslında 6 Şubat depremlerinde en çok yıkımın olduğu Hatay ilinde depremzedelerin depremi anlattığı bir belgesel ve bunu biz ülkemizde, Avrupa’da ve tüm dünyada izletmek istiyoruz. Aynı zamanda Beton Sizin Vatan Bizim belgeselimizi herkesi izlemeye, izletmeye, gösterimlerine katılmaya çağırıyoruz. Belgesel festivallerine, yarışmalarına da katılacağız. Tüm halkımızı deprem belgeselimizi sahiplenmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/HATAY

  • Maraş Katliamı, kadınların tanıklığıyla belgesel oldu: Üçüncü Gurbet- VİDEO

    Maraş Katliamı, kadınların tanıklığıyla belgesel oldu: Üçüncü Gurbet- VİDEO

    PİRHA- “Üçüncü Gurbet” belgesel filminin yönetmeni Mediha Güzelgün, Maraş Katliamı tanığı kadınların anlatımlarına ve kuşaklar arasındaki etkilerine ışık tutuyor. Güzelgün, “Amacım katliamda yaşananları ve aradan geçen 45 yıla rağmen kapanmayan yaraları hatırlatmak ve bunları asla unutturmamak. Ağır ve zor bir işti. Ama yapılması ve aktarılması gerekiyordu” dedi.

    19 Aralık 1978’de Maraş’ta Alevilere yönelik günlerce süren katliamda yüzlerce kişi işkenceye uğradı, katledildi. 100’ün üzerinde kişi yaralandı, Alevilerin evleri ve işyerleri yakıldı. Bu katliam, geride kalanlarda büyük acı ve travmalara neden oldu. Tüm bu yaşananları, yarattığı psikolojik tahribatı unutturmamak adına, ailesi de Maraş Katliamı tanığı olan Mediha Güzelgün tarafından Üçüncü Gurbet isimli belgesel film çekildi.

    Güzelgün, Maraş katliamını yaşayan kadınların travmalarını kayıt altına almak amacıyla Maraş’ta yaşayan ve Maraş’tan göç etmiş kadınların izini süren Üçüncü Gurbet ile ilgili PİRHA‘ya konuştu.

    “YAŞANANLARIN UNUTULMAMASINI İSTEDİM”

    Yapımına 2021 yılında başlanan belgesel filmde 14 kadının tanıklığı yer alıyor. Yalnızca kadınlara yer vermesinin sebebini anlatan Mediha Güzelgün, “Kadınların şahitliği benim için daha kıymetli. Çünkü kadınlar daha detaycı, dobra bakabiliyorlar ve hafızaları daha diri” dedi.

    Çocukluğundan bu yana katliamda yaşananları dinleyerek büyüyen Güzelgün, “Annem ve akrabalarımın sohbetlerinde konu katliama geliyordu, ‘Bir kamera olsa da bizi çekse’ diyorlardı hep. Daha küçükken bunu dert edindim, kayda almayı çok istedim. Unutulup gitmemesi için bu belgeseli çekmeye karar verdim. Bir diğer amacım da travmanın çevre etkisini incelemekti. Belgesel sürecinde en çok acıyı çekenlerin, tahammül edemeyen ve affedemeyenlerin daha uzağa, yurtdışına gittiklerini gördüm” diye konuştu.

    “PSİKOLOJİK OLARAK ÇOK AĞIR AMA YAPILMASI GEREKEN BİR İŞTİ”

    Güzelgün, belgesel çekim sürecinin psikolojik olarak çok ağır olduğunu ifade ederek, hem anlatanların hem ekiptekilerin sık sık ağladığını ve yaşanan acıların tekrar gün yüzüne çıktığını dile getirdi.

    Güzelgün şunları anlattı:

    “Belgeseli çekerken çok ağladım. Aradan geçen 45 yıla rağmen onlar da anlatınca ağlıyorlardı. Ekipteki arkadaşlar da ağlayıp ‘bu kadarı nasıl olur’ diye inanamadılar duyduklarına. Dışarıya çıkıp hava almaya ihtiyaç duyuyorduk. Altyazıyı hazırlayan arkadaş arayıp konunun çok ağır geldiğini, altından kalkamayacağını söyleyip ağladı, karşılıklı ağladık. Unutulmaması, affedilmemesi, kabul edilmemesi ve 45 yıl sonra bile ilk günkü gibi ağlamak çok acı. Ağır ve zor bir işti. Ama yapılması ve aktarılması gerekiyordu.
    Amacım çok fazla festivale göndermek, çok fazla izleyici ile buluşturup bu katliamı unutturmamak. Belgeseldeki kadınlardan biri ‘Acılar yarıştırılmaz ama medyada Sivas Katliamı’nı çok fazla görüyoruz. Onlar sanatçılar diye mi bu kadar gösteriliyor, biz de halktık, orada yaşayan insanlardık. Bu çok zoruma gidiyor, bizden neden medya hiç bahsetmiyor’ demeleri beni çok etkiledi. Bu nedenle cemevlerinde, derneklerde, festivallerde gösterimini sağlamak adına elimden geleni yapacağım.”

    “KATLİAMLARIN DURMASI GEREK”

    Mediha Güzelgün, savaş ve katliam ortamında en çok kadınların ve çocukların etkinlendiğine vurgu yaparak, “Yaraların sarılmadığı, faillerin cezalandırılmadığı bir ülkedeyiz. Bu yüzden affetmenin de zor olduğunu söylediler. Bu tür olaylardan en çok kadınlar ve çocuklar etkileniyor. Kadınlar zaten bunu çocuklarına aktarıyorlar, kuşaklar boyu devam ediyor. Çocuklar da bundan etkilenerek büyüyorlar. Bu tür katliamların, zorbalıkların cezalandırılması ve durdurulması gerekiyor. Cezasızlık insanda daha çok kin, nefret ve öfke duygusunu oluşturuyor. Bunun bir şekilde çözülmesi lazım” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

     

  • Mollaköy Kum Ocağı: Yıllardır o tozu yuttular

    Mollaköy Kum Ocağı: Yıllardır o tozu yuttular

    PİRHA-Erzincan’a bağlı Mollaköy beldesinde uzun yıllardır faaliyet gösteren Erzincan Perlit Maden İşletmesi’nin genişleyen kum ocağının, hem çevreye hem de halk sağlığına yönelik tehlikeleri gündeme taşıyan bir belgesel çekildi. “Mollaköy Kum Ocağı Kapatılsın” adlı belgesel, köydeki tarımsal üretimi baltalayan, doğayı tahrip eden ve köy halkını ciddi sağlık sorunlarıyla baş başa bırakan bu soruna dikkat çekiyor.

    Yaklaşık bin 500 kişinin yaşadığı Mollaköy’de geçim kaynağı büyük ölçüde tarım. Buğday, arpa, şeker pancarı, yonca gibi ürünlerin yetiştirildiği belde, kum ocağının genişlemesiyle ciddi tehdit altında.

    Köy halkı, ocağın yakın çevrede yarattığı toz salınımının tarım arazilerine zarar verdiğini, kayısı ağaçlarının kesildiğini ve bitkilerin tozla kaplanarak fotosentez sürecinin kesintiye uğradığını belirtiyor. Bu durum, verim kaybına ve çiçeklerin döllenme sürecinin azalmasına yol açıyor.

    KUM OCAĞININ GENİŞLEMESİ SAĞLIK SORUNLARININ ÇOĞALMASINA NEDEN OLDU

    Yönetmen Ender Atıcı, 1969 yılında faaliyetlerine başlayan kum ocağının 2022 yılından itibaren genişleyerek köyün dörtte birine yayıldığını söylüyor. Bu genişlemenin köyün yerleşim ve tarım alanlarına olan yakınlığı nedeniyle büyük sorunlar yarattığını vurgulayan Atıcı, ocağın genişlemesiyle birlikte köyde yaşayanların yoğun toza maruz kaldığını özellikle rüzgârlı ve fırtınalı günlerde taş kırma ve eleme işlemleri sırasında ortaya çıkan tozun, köy halkının solunum sağlığını olumsuz etkilediğine dikkat çekiyor. Belgeselde görüşülenlerin çoğunun da KOAH, kronik nefes darlığı gibi hastalıklarla boğuştuklarını ifade ediyorlar.

    Belgeselde, bu sağlık sorunlarıyla doğrudan etkilenen köy halkının günlük yaşamlarını ele aldığını söyleyen Atıcı, “Röportajda köylüler, özellikle kamyon ve tır trafiğinin yoğun olduğu bölgede nefes almanın bile zorlaştığını, solunum yolu hastalıklarının hızla yayıldığını dile getiriyor. Uzmanlara göre, aktif sulama yapılmadığı için havadaki tozlar sürekli olarak yayılıyor ve yerleşim alanlarına ulaşıyor. Maden sahipleri ise, maliyeti gerekçe göstererek, gerekli sulama işlemlerini yapmıyorlar” diye konuştu.

    TARIMSAL TAHRİBAT VE EKOLOJİK HASAR 

    Kum ocağının genişlemesi, yalnızca insan sağlığını değil, bölgedeki tarımı ve doğal yaşamı da tehdit ettiğine dikkat çeken Atıcı, “Mollaköy’ün en önemli geçim kaynaklarından biri olan tarım, toz salınımı nedeniyle ciddi zararlar görüyor. Kayısı ağaçlarının kesilmesi ve diğer bitkilerin tozlarla kaplanması, mahsul verimliliğini düşürüyor. Bitkilerin solunum süreçleri bozulduğu için çiçeklerin döllenme oranları azalıyor ve bu da ürünlerin miktarında ciddi bir düşüşe yol açıyor” diyor.

    Ayrıca, köy çevresindeki ekosisteme büyük zarar veriliyor. Doğal yaşam alanları daralıyor, yerel fauna ve flora tehlike altında kalıyor. Kum ocağı nedeniyle ormanlık alanlar ve su kaynakları üzerinde de tahribat oluştuğu, su kaynaklarının kirlenme riskine maruz kaldığı belirtiliyor. Uzmanlar, kum ocağı gibi tesislerin yaşam alanlarından, ormanlardan ve su kaynaklarından uzak konumlandırılması gerektiğini vurgulasa da bu uyarılar göz ardı ediliyor.

    Ender Atıcı bu belgeseli çekme nedenini, yıllardır köyde bu toza maruz kaldıkları ve artık onların sesi olmak istediği için çektiğini söylüyor. Belgeselin ardından bir nebze de olsa yoldan geçen kamyonların hızlarını azalttığını, sulamayı daha da sıklaştırdıklarını belirten Atıcı, yine de daha yoğun tedbirlerin alınması gerektiği uyarısında da bulunuyor.

    PİRHA/ERZİNCAN

  • Avustralya’dan, Gazeteci Diren Keser ve özgür basın için dayanışma etkinliği -VİDEO

    Avustralya’dan, Gazeteci Diren Keser ve özgür basın için dayanışma etkinliği -VİDEO

    PİRHA- Avustralya’da düzenlenen Özgür Basınla Dayanışma Etkinliği’ne tutuklu bulunduğu Tarsus Cezaevi’nden mesaj gönderen muhabirimiz Diren Keser, “Hakikati toplumla buluşturmanın emeğini verenlerden biri olarak insanlığa uzak bir ‘mekan’da bir dakika kalmak bile zulümdür. Her ne koşulda olursak olalım hakikatin peşinde yürümeye devam edeceğiz” dedi.

    Avustralya’da ‘Özgür Basın Susturulamaz, Diren Keser Yalnız Değildir’ çağrısıyla dayanışma etkinliği düzenlendi.

    Melbourne’e bulunan Merlyston Progress Hall’da düzenlenen etkinliğe çok sayıda gazeteci, hak savunucuları, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütü temsilcileri, emekçiler, Sivil Toplum Örgütü (STÖ) temsilcileri ve sanatçılar katıldı.

    Etkinlik Avustralya topraklarının geleneksel sahipleri olan Aborjinler, yerli halklar ve demokrasi mücadelesinden bedel ödeyenlerin selamlanması ile başladı.

    Etkinliğe ayrıca Sanatçı  Enver Çamdal, Muzaffer Oruçoğlu ve İsmihan Şen eserleri ile katılarak dayanışma gösterdi.

    MESAJLAR VERİLDİ

    Etkinlikte verilen mesajlarda özgür basınla dayanışma için en başta gazeteci cemiyetleri, sendikaları olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin birlikte tavır koymaları gerektiğini vurgulanarak, siyasi muhalif partilerin gazetecilere yönelik baskıları gündemde tutarak tavır koymaları ve iktidar oldukları taktirde basın özgürlüğünü ayaklar altına alan tüm yasak, kararname ve uygulamaları tarihin çöplüğüne atacaklarına dair Türkiye halklarına söz vermeleri gerektiği ifade edildi.

    “GAZETECİLER TOPLUMUN ÖZGÜR İRADESİNİN TEMİNATIDIR”

    Ülkeyi bir bütün olarak baskı cenderesine almaya çalışan AKP-MHP iktidarının siyasal alandaki yetmezliklerini ve yürüttüğü kötü politikalarının gazetecilere, basın yayın organlarına baskı kurarak kapatmaya çalıştığı belirtilerek, yargı eliyle gazetecileri etkisizleştirme, yasaklar yoluyla da bilgi yayılımının engellemeye çalışıldığı kaydedildi.

    Mesajların devamında tüm baskı ve yıldırmalara rağmen yaşanan gerçekleri halka duyurma konusunda gazetecilerin elinden geleni yapmaya da devam ettiği ifade edilerek, gazetecilerin toplumun özgür iradesinin teminat olduğunun altı çizildi.

    MUHABİRİMİZ DİREN KESER’İN MESAJI OKUNDU

    Tarsus Cezaevi’nde tutuklu bulunan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Mersin Muhabiri ve CAN TV programcısı Diren Keser’in mesajı okundu. Keser,  “Gazeteciler için lkemizde cezaevleri ne yazık ki çokta uzak yerler değil. Hakikati, toplumla buluşturmanın emeğini verenlerden biri olarak insanlığa uzak bir  “mekan”da bir dakika bile kalmak zulümdür. Her ne koşulda olursak olalım hakikatin pesinde yürümeye devam edeceğiz. Dört duvar arasında binlerce km uzaklıkta gösterdiğiniz dayanışma hücremi aydınlatıyor. Binlerce selam olsun! Elbet sınırsız bir dünyada  buluşacağız. O zamana kadar hoşça kalın” dedi.

    ‘HABERİN ARDINDAKİLER’ BELGESELİ GÖSTERİLDİ

    Etkinlikte ayrıca Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı ve insan hakları odaklı gazeteciliğin Türkiye’deki durumu üzerine bir değerlendirmeyi amaçlayan ‘Haberin Ardındakiler’ belgeselinin Türkçe ve İngilizce alt yazılı gösterimi yapıldı.

    Etkinlik müzisyenler tarafından gerçekleşen dinleti ile son buldu.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Madımak Belgeseli Edremit’te; ‘”Yakın ulan yakın” diye bağıranların torunları lanetleyecekler’

    Madımak Belgeseli Edremit’te; ‘”Yakın ulan yakın” diye bağıranların torunları lanetleyecekler’

    PİRHA- “Çok Kötü Bir Şey Oldu” Madımak Katliamı Belgesel Filmi dün de Edremit’te gösterildi. Yoğun ilginin olduğu gösterimde konuşan Avrupa Alevi Bektaşi Konfederasyonu (AABK) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çağan “İnsanlara, belki 100 yıl sonrasına kalacak. ‘Yakın ulan yakın’ diye bağıran insanların torunları, akli selim şekilde olanları lanetleyecekler. Benim umudum var. Bu ülkede insanlar, eşit yurttaşlık haklarıyla kardeş biçimde yaşayacaklar” dedi. 

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi çalışması olan Madımak Katliamı Belgeseli dün Balıkesir’e bağlı Edremit ilçesindeki Şükrü Tunar Kültür Merkezi’nde gösterildi.

    Avrupa Alevi Bektaşi Konfederasyonu (AABK) Kurucu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Çağan, belgeselin hazırlanış aşamalarına dair salondaki izleyicileri bilgilendirerek, projenin dijital kütüphane, sanal müze, web belgeseli, sözlü tarih ve belgesel çalışmalarını anlattı.

    Çağan, “İnsanlara, belki 100 yıl sonrasına kalacak. ‘Yakın ulan yakın’ diye bağıran insanların torunları, akli selim şekilde olanları lanetleyecekler. Benim umudum var. Bu ülkede insanlar, eşit yurttaşlık haklarıyla kardeş biçimde yaşayacaklar” dedi.

    “GENÇ NESİLLERE OLANLARI ANLATMAK ZORUNDAYIZ”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe de “Niye bu proje yapıldı? Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Banaz’da yapılan anma etkinliklerinin dördüncüsünü iki gün de Sivas’ta yapalım dediği için bu katliam yaşandı. Dolayısıyla katliamı yaşayan bir kurumun sözcüsü olarak buradayım. Aynı zamanda tüm dost Alevi kurumlarına teşekkür ediyorum. Bizim için olanlar hala birinci yılı gibi. Çünkü dava zamanaşımına uğratıldı. O gün atılan sloganların karşılığını bugün yaşattılar. Biz bu projeyi sizin unutturma isteğinize karşı unutturmamak için yaptık. Özellikle genç nesillere olanları anlatmak zorundayız” diye konuştu.

    “KARANLIK TÜM TÜRKİYE’Yİ SARDI”

    Bir Alevi Katliamı olan Madımak Katliamı’nın artık sadece Alevilerin meselesi olmaktan çıktığını, karanlığın artık tüm Türkiye’yi sardığını anlatan Cuma Erçe, şeriat özleminin sadece Sivas’ı değil Türkiye’yi kuşattığını, o günün aktörlerinin bugün devlet makamlarında yükseldiğini, kurumsallaştığını ifade etti.

    Yüzleşme gerçekleşmediği sürece Türkiye’ye demokrasinin gelmeyeceğini de vurgulayan Cuma Erçe, “Bu kara dumanı dağıtmaktan başka çaremiz yok, Madımak’ı hafızalara kazıyın” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Mat: Alevi toplumunun hafızasını diri tutacak çalışmaları hedefliyoruz

    Mat: Alevi toplumunun hafızasını diri tutacak çalışmaları hedefliyoruz

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı mesajında, Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin çalışması olan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’inin gösterimine katılanlara teşekkür etti. Mat, “Alevi toplumunun hafızasını diri tutacak, kültürel ve tarihi mirasımızı koruyacak başka projeler de gerçekleştirmeyi hedefliyoruz” dedi. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in ilk gösterimi 18 Mayıs Cumartesi günü Ankara’da Yenimahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapıldı.
    Belgesel’in yönetmenliğini Ümit Kıvanç yaptı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya hesabı üzerinden yayınladığı mesajında, yaklaşık 2 yıl yoğun emek oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin çalışması olan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’inin gösterimine katılanlara teşekkür etti.

    Mat, “Özellikle, katledilen canlarımızın ailelerine, Türkiye Alevi kurumlarımıza, cemevlerimize ve üyelerimize, projenin teknik ekibine, sözlü tarih anlatım projesine görüşleriyle katkı sunan canlarımıza, Alevi tarihinde büyük öneme sahip olan bu anlamlı ve değerli projemizin hayata geçmesinde emek veren ve katkısını esirgemeyen her cana bir kez daha teşekkür ediyoruz” dedi.

    Hüseyin Mat şöyle devam etti:

    “Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, bu acı olayın unutulmaması ve toplumsal bellekte canlı tutulması adına büyük bir öneme sahip. Bu merkez, sadece geçmişin acılarını hatırlatmakla kalmayacak, aynı zamanda gelecek nesillerin bu tür trajedilerin tekrar yaşanmaması için bilinçlenmesine katkı sunacaktır. Birlik ve dayanışma içinde, geçmişin yaralarını sararak, barış ve hoşgörü dolu bir gelecek inşa etme çabamızda bu proje önemli bir adım olmuştur. Alevi toplumunun hafızasını diri tutacak, kültürel ve tarihi mirasımızı koruyacak başka projeler de gerçekleştirmeyi hedefliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    31 yıldır acı dinmiyor; 2 Temmuz Madımak Belgeseli’nin ilk gösterimi 18 Mayıs’ta
    Madımak Katliamı belgeselinin ilk gösterimi yapıldı: 31 yıldır dinmeyen acı -VİDEO

  • 31 yıldır acı dinmiyor; 2 Temmuz Madımak Belgeseli’nin ilk gösterimi 18 Mayıs’ta

    31 yıldır acı dinmiyor; 2 Temmuz Madımak Belgeseli’nin ilk gösterimi 18 Mayıs’ta

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in 18 Mayıs’ta ilk gösterimi olacak.

    Sivas Madımak Oteli Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti ancak asıl sorumluluğu olanlar adalet önünde hesap vermedi. Açılan tüm davalar zaman aşımına uğratılarak katliamı planlayanlar adeta gizli tutuldu. Alevi toplumu için derin bir yaranın adresi olan Madımak Oteli, geçen bunca yıla rağmen hala ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan “Çok Kötü Bir Şey Oldu”-Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in ilk gösterimi 18 Mayıs’ta.

    Yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” adlı belgeselin gösterileceği 18 Mayıs’ta ilk olarak saat 11:00’de basın ile tanıtım toplantısı gerçekleştirilecek.

    Belgeselin ilk gösterimi, Yenimahalle Belediyesi’ne ait Nazım Hikmet Kültür Merkezi içerisindeki Genco Erkal salonunda yapılacak. Sonrasında bir tanıtım filmi  ve ardından da saat 15.30’da 4 buçuk saat süren belgesel film ilk defa gösterilecek.

    Belgesel filmin, İzmir’de 25 Mayıs’ta, 29 Haziran’da da İstanbul’da ve ardından Türkiye’nin belli başlı birkaç merkezinde daha gösterilmesi planlanıyor.

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi, X sayfasından yazdığı kısa mesajda, “18 Mayıs’ta Ankara Nâzım Hikmet Kültür Merkezi’nde galası yapılacak olan “Çok Kötü Bir Şey Oldu” – Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in orijinal müzikleri Erdal Erzincan imzası taşıyor. Madımak Katliamı ve ötesini tüm yönleriyle anlatan bu özel belgeseli ezgileriyle güçlendiren tüm sanatçılara gösterdikleri emek ve dayanışma için sonsuz teşekkürler” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Kanun Hükmü’ belgeselinin yasaklanmasına karşı imza kampanyası ve duyarlılık çağrısı

    ‘Kanun Hükmü’ belgeselinin yasaklanmasına karşı imza kampanyası ve duyarlılık çağrısı

    PİRHA- ‘Kanun Hükmü’ belgeseli üzerindeki baskı ve yasaklara karşı yapılan açıklamada, “Biz imzacı kurumlar ve bireyler olarak yasakçı zihniyeti, hukuksuz bütün uygulamaları reddederken ‘Kanun Hükmü’ belgeseline yönelik bu uygulamaların sansür olarak değerlendirilmesinden çok daha öte KHK’lıların yaşadıklarının sanat yoluyla halka ulaşmasını engelleme yöntemi olarak görmekteyiz” denildi.

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilen doktor Yasemin Demirci ve öğretmen Engin Karataş’ın adalet mücadelesini anlatan Nejla Demirci imzalı “Kanun Hükmü” belgeselinin 19. İşçi Filmleri Festivali kapsamındaki Ankara gösterimi 2 Mayıs’ta Çankaya Kaymakamlığı tarafından yasaklanırken, İstanbul’daki gösterimi 3 Mayıs’ta Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı.

    Altın Portakal Film Festivali’nde de “Ulusal Belgesel Yarışma” kategorisinde yer alan, “Kanun Hükmü” belgeselinin festivalden çıkartılmasıyla başlayan süreç sonucunda, Altın Portakal Film festivali iptal edilmişti.

    Belgesel filmin yasaklanmasına siyasi partiler, sivil toplum örgütleri, KHK’lı Platformları ve birçok kişi konuya tepki gösterdi.

    “TÜRKİYE’DEKİ TÜM MUHALİFLERİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNE YÖNELİK BİR TEHDİTTİR”

    Birçok kurumun ve kişinin imzacısı olduğu açıklamada, herkes “Kanun Hükmü” belgeseline sahip çıkmaya davet edilirken, şu ifadelere yer verildi:

    “‘Kanun Hükmü’ belgeseli, çekimleri başladığı günden itibaren baskılara maruz kalmış, her şeye rağmen büyük emek verilerek tamamlanabilmiştir. Belgesel, KHK’lıların 8 yılda yaşadıklarını, KHK’ların bireylerde ve toplumda yarattığı görünür görünmez etkilerini gözler önüne sermesi bakımından önemli bir belge niteliği taşımaktadır.

    Belgesel, önce 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde seçkiden çıkarılmış sonra seçkiye dahil edilmiş ancak yaşanan baskılar nedeniyle festivalin iptal edilmesine kadar gitmiştir. Son olarak da 19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında Ankara ve İstanbul’da eş zamanlı olarak hukuki dayanaktan yoksun ve keyfi şekilde yasaklanmıştır. Tüm bunlar sadece KHK’lıların yaşadıklarının topluma gösterilmesinin engellenmesi değil Türkiye’deki tüm muhaliflerin ifade özgürlüğüne yönelik bir tehdittir.

    Biz imzacı kurumlar ve bireyler olarak yasakçı zihniyeti, hukuksuz bütün uygulamaları reddederken ‘Kanun Hükmü’ belgeseline yönelik bu uygulamaların sansür olarak değerlendirilmesinden çok daha öte KHK’lıların yaşadıklarının sanat yoluyla halka ulaşmasını engelleme yöntemi olarak görmekteyiz. Demokrasi, insan hakları, evrensel hukuk ve düşüncenin özgürce ifade edilmesinden yana olan bütün kesimleri, kurumları ve bireyleri ‘Kanun Hükmü’ belgeseline sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

    NE OLMUŞTU?

    Yönetmen Nejla Demirci’nin filmi geçen yıl Antalya Uluslararası Film Festivali’nin “Ulusal Belgesel Yarışma” kategorisinde yer almış ancak daha sonrasında çıkartılmıştı. Film tepkiler üzerine geri yarışma seçkisine dahil edilmiş ancak bu sefer de Kültür ve Turizm Bakanlığı festivalden çekildiğini duyurmuştu. Aynı gün festival yönetimi bir geri adım daha atmış ve belgeseli festival programından çıkarmıştı. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek yaptığı açıklamayla festivalin iptal olduğunu duyurmuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

    İmzacı isimler şöyle:

  • Erçe: Tarihi öneme sahip; Sivas Katliamı’nın anlatıldığı belgeselin galası 18 Mayıs’ta -VİDEO

    Erçe: Tarihi öneme sahip; Sivas Katliamı’nın anlatıldığı belgeselin galası 18 Mayıs’ta -VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas Katliamı’nın anlatıldığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” adlı filmin ilk olarak Ankara’da galasının yapılacağını duyurdu. Erçe, filme dair, “Bugüne kadar belki de hiç dinlemediğimiz tanıkların, dönemin valisinin, bölgede askerliğini yapanların ve katliamdan sağ kurtulanların konuştuğu çok önemli bir belgesel film” dedi. 

    Sivas Madımak Oteli Katliamı’nın üzerinden 31 yıl geçti ancak asıl sorumluluğu olanlar adalet önünde hesap vermedi. Açılan tüm davalar zaman aşımına uğratılarak katliamı planlayanlar adeta gizli tutuldu.

    Alevi toplumu için derin bir yaranın adresi olan Madımak Oteli, geçen bunca yıla rağmen hala ‘Utanç Müzesi’ne dönüştürülmedi. Ancak aileler başta olmak üzere Alevi örgütleri, katliamı unutturmamak adına yıllardır sürdürdüğü mücadeleyi yeni bir aşamaya taşıdı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi projesi ile 2 Temmuz Madımak Belgeseli, 18 Mayıs’ta izleyici ile buluşacak.

    Belgeselin galasının 18 Mayıs’ta Ankara’da Yenimahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılacağını duyuran Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, çalışmaların detaylarını PİRHA’ya anlattı.

    “BUGÜNE KADAR YAPILAMAMIŞ BİR FİLM”

    Yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” adlı belgeselin gösterileceği 18 Mayıs’ta ilk olarak saat 11:00’de basın camiası ile tanıtım toplantısı gerçekleştirilecek. Katliamın 31. yılında “yeniden bir duyarlılık kazandırmak” istediklerini belirten Cuma Erçe, şu detayları paylaştı:

    “Katliamı tüm boyutlarıyla toplumun bütün kesimleri tarafından yeniden gündemde tutabilmek adına ciddi çalışmalar gerçekleştirildi. Bu etkinlikler içerisinde hem aileleri konuşturan paneller, söyleşiler gerçekleşti, hem de görgü tanıklarının katıldığı etkinlikler gerçekleşti. Türkiye’nin dört bir yanında hem dinletiler hem paneller hem de sergiler yapıldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonumuz ise çok daha kapsamlı ve profesyonel bir çalışma grubu ile Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’ni oluşturdu. Hiçbir yerden sponsorluk almadan sadece Alevilerin lokmalarıyla oluşan bütçe ile özellikle hem sanal müze gerçekleştirildi hem de belgesel hazırlayıp bir de Dijital Kütüphane adı altında kapsamlı bir çalışmayı bitirdi. Bunun dışında bugüne kadar yapılamamış bir belgesel film ortaya konuldu. AABK ve tüm Alevi kurumlarının yardım ve destekleri ile gerçekleşen bir belgesel çekimi oldu. Bu çekimlerin önemli bir kısmı Ankara’da yapıldı. 130 üzerinde insan dinlendi ve röportajlar gerçekleştirildi. Bu röportajları verenlerin içerisinde ailelerin yanı sıra görgü tanıkları, dönemin dernek yöneticileri de var.”

    İLK GÖSTERİM DAVETLİLERE YAPILACAK!

    Cuma Erçe, belgeselin ilk gösteriminin Yenimahalle Belediyesi’ne ait Nazım Hikmet Kültür Merkezi içerisindeki Genco Erkal salonunda yapılacağını da aktardı. Erçe, gösterimin birinci aşamasında basın emekçilerinin katılımıyla tanıtım toplantısı yapılacağını söyleyerek “Sonrasında bir tanıtım filmi gösterilecek ve ardından da saat 15.30’da 4 buçuk saat süren belgesel film ilk defa gösterilecek. Bu belgesel film ile beraber aslında Ankara’daki bütün aydın, sanatçı ve gazetecilerin katıldığı, aynı zamanda ailelerin, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin içinde olduğu bir davetli grubuna film gösterimi gerçekleştirilecek. Ailelerin tümüne ve belgeselde konuşanların tamamına ulaşılarak galaya çağrılacaklar. PSAKD olarak da AABK adına da burada bu sorumluluğu almış durumdayız” dedi.

    25 MAYIS’TA İZMİR’DE, 29 HAZİRAN’DA İSTANBUL’DA GÖSTERİLECEK

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, belgeselin ikinci gösteriminin ise İzmir’de, 25 Mayıs’ta yapılacağını belirterek şöyle devam etti:

    “Sonrasında 29 Haziran’da İstanbul’da ve ardından Türkiye’nin belli başlı birkaç merkezinde daha gösterim yapmayı düşünüyoruz. 2 Temmuz’da ise Avrupa’da gala gösterimi olacak. Daha sonra bu belgesel, film festivallerine gönderilecek. Sonrasında ise sinemalara verilecek. Yani toplumun bütün kesimlerinin yeniden hatırlamaları ve sürecin karanlıkta kalan yerlerinin açığa çıkartılması açısından önemli bir çalışma.

    Bugüne kadar belki de hiç dinlemediğimiz tanıkların, dönemin valisinin, o dönem bölgede askerliğini yapanların, bizzat katliamdan sağ kurtulanların konuştuğu çok önemli bir belgesel film. Tarihi öneme sahip bir film. Bu açıdan da PİRHA aracılığıyla hem basın dünyasına hem aydınlara hem demokratik kitle örgütlerine, siyasi partilere ve tabii ki en başta ailelerimize ve halkımıza bu anlamda çağrıda bulunmuş olayım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 68 kuşağı öncülerinden Hüseyin Cevahir belgeseli Köln’de gösterildi-VİDEO

    68 kuşağı öncülerinden Hüseyin Cevahir belgeseli Köln’de gösterildi-VİDEO

    PİRHA-68 kuşağı öncülerinden THKP-C kurucusu Hüseyin Cevahir anısına çekilen “Aşkla Sana” belgeseli Almanya’nın Köln kentinde gösterildi. Ertuğrul Kürkçü, “Dönemin mücadelesine örnek teşkil ettiği için Hüseyin Cevahir’in belgeselini yapmak ve üzerine konuşmak önemli” dedi. 

    68 kuşağı öncülerinden THKP-C kurucusu Hüseyin Cevahir anısına çekilen “Aşkla Sana” belgeseli Almanya’nın Köln kentinde gösterildi.

    “Aşkla Sana”, 12 Mart 1971’de yönetime fiilen el koyan askeri cunta rejimine karşı direnişin ilk kayıplarından Hüseyin Cevahir’in yaşamı ve mücadelesinden kesitler ve arkadaşlarının anlatımlarını kapsıyor. Dersim-Mazgirt doğumlu Hüseyin Cevahir, 1 Haziran 1971 sabahı, üç gün süren kuşatmanın ardından İstanbul-Maltepe’de Mahir Çayan ile birlikte kuşatıldıkları evde vurularak öldürüldü.

    Belgeselin Köln’deki gösterimine Yönetmen Arin İnan Arslan, Yapımcı ve Cevahir’in yeğeni Filiz Özkan ile Hüseyin Cevahir’in mücadele arkadaşı Ertuğrul Kürkçü de hazır bulundu.

    Gösterimin ardından Yönetmen Arslan ve Yapımcı Filiz Özkan belgeselin çekimine ilişkin bilgi verirken, Kürkçü ise Cevahir ile ilgili anısını anlattı.

    “DAYIMI VE MÜCADELESİNİ TANIMAK İSTEDİK”

    Filiz Özkan, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Dayım Hüseyin Cevahir’i annesinin duvardaki siyah beyaz fotoğrafa bakarak ağladığı biri olarak tanıdım. Büyüdükçe de dayımı ve mücadelesini tanımak istedik. Öldürülüşünün 50. Yılında belgeseli tamamlamak istedik, ancak pandemiden dolayı gecikti. Dayımın birçok arkadaşına ulaşamadık.”

    “DÖNEMİN YARATTIĞI ETKİ 50 YILDIR SÜRÜYOR”

    Dönemin çok hızlı olduğunu ve 8 aylık bir süreçte çok olayın gerçekleştiğini söyleyen Ertuğrul Kürkçü, “Belgeselin bir dönemin önemli bir kesitini aktardığı için belgesele emek verenlere teşekkür ediyorum. Dönemin mücadelesine örnek teşkil ettiği için Hüseyin Cevahir’in belgeselini yapmak ve üzerine konuşmak önemli. Belgeselde konuşan arkadaşlar süreci anlatmış. Dönemin yarattığı etki 50 yıldır sürüyor. Bunu bu belgeselle de hatırlamak önemlidir” diye konuştu.

    Belgeselin Avrupa gösterimi, Avrupa Devrimci 78’liler tarafından organize edildi.

    PİRHA/ALMANYA