Etiket: çağlayan adliyesi

  • Hrant Dink davasında mahkeme heyeti 4’üncü kez değişti

    Hrant Dink davasında mahkeme heyeti 4’üncü kez değişti

    Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davanın 100’üncü duruşması görüldü. Duruşmada, mahkeme heyetinin 4’üncü kez değiştiği görüldü.

    Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin yargılanmasına devam edilen davanın 100’üncü duruşması, bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    3 gün boyunca devam edecek 4’ü tutuklu 77 sanıklı davada mahkeme heyetinin bir kez daha değiştiği görüldü. Bu değişiklikle birlikte davada 4. heyet değişikliği gerçekleşmiş oldu. Yazışmaların okunması ile başlayan duruşmada mahkeme başkanı, MİT mensuplarının dinlenmesine ilişkin yazılan yazıya yanıt gelmediğini söyledi.

    “100 DURUŞMADIR ADALET TALEP EDİYORUZ”

    Hrant’ın Arkadaşları, davanın 100. duruşması öncesi basın açıklaması yaptı. 100 duruşmadır adalet istediklerini vurgulayan Hrant’ın Arkadaşları, “Bu davada adalet yerini bulana kadar buradayız” dedi.

    Hrant’ın Arkadaşları adına konuşan Bülent Aydın şunları söyledi:

    “Bir kez daha adalet talebimizi dile getirmek için toplandık. Bugün, yarın ve öbür gün, 3 gün boyunca duruşmaları takip edeceğiz. Hrant Dink öldürüldükten birkaç ay sonra açılan ve tetikçilerin yargılandığı dava 5 yıl sürdü. 5 yıl sonunda skandal bir kararla sonuçlandı, birkaç kendini bilmez bir araya gelmiş ve yıllardır hakkında kampanyalar yürütülen, bir ırkçılık kampanyasının hedefi haline getirilen Hrant Dink’i sözümona Trabzon’dan bir çocuk gelip İstanbul’da öldürmüş. Böyle sonuçlandı ve dava bozuldu. Yargıtay aşamasından sonra yeniden başladı dava”

    Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan herkesin adalete hesap vermesi gerektiğini ifade eden Aydın, “Polisler, jandarmalar, istihbaratçılar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması devam ediyor. Şimdi 100. duruşmadayız ve buradayız. Hrant Dink in öldürülmesine karışan ve bu cinayetle payı-parmağı olan herkes yargılanana ve mahkeme önüne çıkana kadar adalet yerini bulmuş olmayacak. Evet bu cinayetin tetikçileri cezalandırıldı. Fakat henüz, yani 13 yıl sonra, Dink cinayetinin ortamına hazırlayanlar onu bir kin-nefret objesi haline getirenler ve bu cinayetin ortağı olanlar yargılanmadı” diyerek dava sürecinden bahsetti.

    100 duruşmadır adalet talep ettiklerini dile getiren Aydın, “Hrant Dink cinayetini tezgahlayanlar, cinayet mekanizmasını harekete geçirenler yargılansın ve cezalandırılsın istiyoruz. Hrant Dink için adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğiz ve adaleti yerini bulana kadar bu davayı takip etmekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “CİNAYETİ TELEVİZYONDA ÖĞRENDİM”

    Duruşmada ilk olarak dönemin Trabzon Jandarma Görevlisi Hasan Gözalan, Trabzon’dan SEGBİS ile bağlanarak olarak dinlendi. Hrant Dink cinayetini televizyondan öğrendiğini iddia eden Gözalan, “Beni aradılar ‘ihbar var’ dediler, Samsun’da yakalanmıştı, Trabzon’dan biri öldürmüş. O zaman öğrendim. Harekat merkezinden aradılar, ihbar tutanağını çözmem için. Ben de gidip çözdüm” dedi.

    Mahkeme başkanı, ihbarın geldiği tarih ile çözüm tutanağı arasında zaman farkının nedenini sordu. Gözalan ise çok zaman olmadığını iddia etti. Mahkeme başkanının, Mcdonald’s saldırısına ve Yasin Hayal’e ilişkin bilgisi olup olmadığına ilişkin sorusuna ise Gözalan, “Bilgim yok” yanıtını verdi. Gözalan, “Yasin Hayal, McDonald’s bombalanmasıyla ilgili yer gösterme sırasında ben de vardım. Sonra tutuklandı. Çıktıktan sonra Teknik takibi gündeme gelmedi. İstihbarat değerlendirme toplantılarına katılırdım ama Hrant Dink adını duymadım” iddiasında bulundu.

    GÖZALAN, AVUKAT BAKIRCIOĞLU’NUN SORULARINI YANITLADI

    Ardından Dink ailesinin Avukatı Hakan Bakırcıoğlu, Gözalan’a soru sormaya başladı. Bakırcıoğlu, Gözalan’ın Trabzon İl Jandarma Komutanlığında hangi tarihe kadar görev yaptığını sordu. Gözalan, 2004-2010 yılları arasında görev yaptığını söyledi. Bakırcıoğlu’nun “Teknik İstihbarat birimi tam olarak ne görev yapar?” sorusuna Gözalan, “Teknik takip ve izleme yapar, teknik cihazlara el koyar” yanıtını verdi.

    Bakırcıoğlu’nun “Suçu işlemeye ne tür işlemler yapardınız?” sorusuna Gözalan, “Bizim üzerimizde genelde terör vardı, biz terör amaçlı suçlarla ilgilenirdik” dedi. “Bir suçun işleneceğini öğrendiğinizde ne yapardınız?” sorusuna ise Gözalan, savcıya gidip bilgi verdiğini onun talimatı doğrultusunda işlem yaptıklarını söyledi.

    Bakırcıoğlu, “Cinayeti televizyondan öğrendiğinizi söylediniz, sizi kim aradı?” diye sordu. Gözalan ise arayan kişinin ismini bilmediğini ancak harekat merkezinden bir görevlinin kendisini aradığını söyledi. Bakırcıoğlu da bu arama dışında kendisini arayan olup olmadığını sordu. Gözalan, aranmadığını savundu. Bakırcıoğlu, “İhbarın geldiği tarihten 9 gün sonra iletişim tespit tutanağının düzenlenmiş olduğu görülüyor, öncesinde bir tutanak düzenlendi mi?” diye sordu. Gözalan, “O gün yarım saat, bir saat sonra ihbar tutabağı düzenledik. Eminim, ben çözüm yaparken Samast Samsun’da yakalanmıştı” dedi.

    PEK ÇOK SORUYA “BİLMİYORUM, HATIRLAMIYORUM” YANITI VERDİ

    Gözalan tutanağa ilişkin üstlerine bilgi verip vermediğine dair bütün sorulara; bilgi vermediğini, böyle bir sorumluluğu olmadığını söyleyerek yanıt verdi. Bakırcıoğlu, Hrant Dink cinayetine ilişkin yaptıkları toplantıda gündeme gelip gelmediğini sorunca Gözalan da “Cinayet sonrası daha sonra müfettişler geldi. Basında haberler çıktıkça bizim şubede de çok konuşuldu bu cinayet. Toplantılarda konuşulduğunu hatırlamıyorum” yanıtını verdi.

    Gözalan, çapraz sorgu boyunca pek çok soruya bilmiyorum-hatırlamıyorum biçiminde yanıt verdi.

    ” YASİN HAYAL’İ ÖNCEDEN BİLMİYORDUM”

    Gözalan’ın ardından dönemin Trabzon Jandarma Görevlisi Uğur Erdoğan tanık olarak dinlendi. Duruşmaya Ankara’dan SEGBİS ile bağlanan Erdoğan, “İstihbaratta aşırı sol faaliyetlerde görevliydim. Hrant Dink’in adını cinayetten bir ay önce Okan Şimşek ve Veysel Şahin’in araştırması sırasında duydum. Bilgisayarından Hrant Dink ve Agos sayfalarına bakıyordu. Orada gördüm” dedi.

    Erdoğan, mahkeme başkanı ile Dink ailesi avukatı Bakırcıoğlu’nun sorularına verdiği yanıtlarda şunları söyledi: “Trabzon’da 2005-2007 Temmuz’a kadar görevliydim. Tim Komutanı Gökhan Aslan’dı. Kendisi terör kısım amiriydi aynı zamanda, gerektiğinde MİT ve emniyetle bilgi paylaşımı yapılırdı. Pelitli’de haber kaynağım yoktu. Üniversiteden vardı. Ben üniversiteye bakıyordum. Yasin Hayal’i önceden bilmiyordum” dedi.

    ” ERCAN GÜN’ÜN HER ŞEYDEN HABERİ VARDI”

    Erdoğan’dan sonra tanık olarak dinlenen Eski İstanbul Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar ise, Hrant Dink’in öldürüldüğü tarihte Erzincan’da şark görevinde olduğunu söyledi. Dolar, “Ercan Gün’ün kardeşiyle aynı katta çalışıyordum. Bazı isteklerimiz olduğunda Ercan Gün’e iletiyorduk. FETÖ ile ilişkisi vardı. Her şeyden haberi vardı. Ben de FETÖ davasından yargılandım. Etkin pişmanlıktan yararlandım” dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, emniyetçi sanıklardan isimler okuyarak tanık Yunus Dolar’a “FETÖ ilişkileri var mıdydı?” diye sordu. Dolar ise “Cemaatçı olduğunu net olarak söyleyebilmem için aynı ortamlarda bulunmamız lazım. Ahmet İlhan Güler de cemaatçiydi. Sonra bağlantısı koptu” dedi.

    Dolar, Hrant Dink’e ilişkin sorulara, “Ülkü Ocakları başkanının 2004’de Şişli Agos gazetesinin önünde bir eylemi olmuştu. O dönemde tedbir amaçlı iki yazı yazmıştım. Biz azınlıklar büro olarak öneride bulunduk. 2005’te şark görevine gidene kadar bir tek bahsettiğim eylemi gördüm. Sonra da şarka gittim” dedi.

    Dolar’ın “Ekrem Dumanlı ile kardeşi arasındaki haberleşmeyi de Ercan Gün yapıyordu” sözleri üzerine söz alan Gün, “Ben Kuleli Askeri Liseden FETÖ’cü olduğum için değil, yabancı dil problemi yüzünden atıldım. Söylediklerinin tamamı iftira. Cemaatin gazetesinde çalışmak, cemaatçilarla bir dönem ilişkide olmak örgüt üyeliği anlamına gelmez” dedi.

  • KHK Mağduru Tunçdemir’e ‘örgüt propagandası’ndan beraat

    KHK Mağduru Tunçdemir’e ‘örgüt propagandası’ndan beraat

    PİRHA- KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Üyesi ve PSAKD’nin eski Kartal Şube Başkanı  Songül Tunçdemir’in bugün Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde  3. duruşması görüldü. Duruşmada mütalaa veren savcı propaganda da Tunçdemir hakkında berat isterken örgüt üyeliğinden hapis cezası istedi. Mahkeme de Tunçdemir hakkında beraat kararı verdi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kartal Şubesi önceki dönem başkanı ve KHK ile ihraç edilen Eğitim-Sen Üyesi Songül Tunçdemir’in 3. duruşması bugün saat 10:00’da Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Duruşmaya PSAKD Kartal Şubesi Eski Başkanı Songül Tunçdemir İstanbul Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkmesi’nde SEGBİS yöntemiyle katılırken, Eğitim- Sen Malatya Subesi Eski Başkanı Tarık Kaya ve davanın avukatları duruşmada hazır bulundu.

    Duruşmada mütalaa veren savcı propaganda da beraat kararı verirken örgüt üyeliğinden Tunçdemir’e ceza istedi. 25 Aralık’ta karar duruşması görülecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Berkin Elvan duruşmasında tanık polis hiçbir şeyi hatırlamadı-VİDEO

    Berkin Elvan duruşmasında tanık polis hiçbir şeyi hatırlamadı-VİDEO

    PİRHA- Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeğiyle hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili açılan davanın 15. duruşması görüldü. Duruşmada tanık olarak dinlenen polis Yalçın Şengör, bütün sorulara “hatırlamıyorum” diye cevap verdi. 

    Haberin videosu

    Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin attığı gaz kapsülüyle başından vurularak hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın ölümüyle ilgili açılan davanın 15. duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Berkin Elvan’ın ailesi, avukatları ve insan hakları savunucuları katıldı.

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada Bingöl Emniyeti Çocuk Şube Müdürlüğü’nde görev yapan polis Yalçın Şengör, Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlanarak duruşmada tanık olarak dinlendi.

    TÜM SORULARA ‘HATIRLAMIYORUM’ DİYE CEVAP VERDİ

    Mahkeme başkanının Şengör’e olay günü kimlerle nerelere gittiklerini sorması üzerine Şengör, “6 yıl geçti üzerinden hatırlamıyorum. O gün orada olduğumu bile hatırlamıyorum. Görev yaparken yanımda kim vardı kim yoktu hiç bilmiyorum” dedi. Başkanın, “Nerede görev yaptınız?”  sorusuna ise Şengör, “Hatırlamıyorum” diyerek cevap verdi. Mahkeme Başkanı, Şengör’ün önceki duruşmasında nerede görev yaptığını söylediğini hatırlatmasına rağmen Şengör, bunu da hatırlamadığını iddia etti. Başkanın, “Okmeydanı’nda görev yaptınız mı?” sorusuna ise Şengör, yine “Hatırlamıyorum” diyerek cevap verdi. “Gezi olayları sırasında ZET tüfek kullandınız mı” sorusuna Şengör şu şekilde çelişkili yanıt verdi: “Kullandım. Kullanmadım. Atıp atmadığımı bilmiyorum. Kullandıysam bile hatırlamıyorum.”

    ANNE VE BABA ELVAN DURUŞMA SALONUNU TERK ETTİ

    Tutuksuz yargılanan sanık polis Fatih Dalgalı’yı tanıyıp tanımadığı sorusuna ise Şengör, tanımadığını söyleyerek cevap verdi. Olay gününe ait görüntüleri ve orada olan kişilerin de olduğu görüntülerine ilişkin de Şengör görüntülerdeki kişilerin yüzlerinin net olmadığını ve oraya çok sayıda takviye polis geldiğini bu nedenle kimseyi hatırlamadığını ileri sürdü.

    Şengör dinlenirken Elvan ailesi duruşma salonunu terk etti.

    MAHKEME BAŞKANI: BİZ ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK

    Mahkeme Başkanı, “Mahkeme tarafımızdan keşif yapıldı. Bizim asıl mahkememizin istediği rapor verilmemiş. Biz mahkeme olarak dosyayı aldığımızda yüzde 28’i oranındaydı. Şimdi yüzde 75’in üzerine geldi. Bir rapor alınması lazım. Biz mahkemenin bir an önce bitmesi için çalışıyoruz. Sizin taleplerinizle ilgili her yere yazı yazdık. Rapor eksikliği var. Rapor için yakın günler veriyoruz. Tahminen duruşmayı iki ay sonraya veriyoruz rapor gelir diye. Rapor şu an Adli Tıp Kurumu’nda. Oradan gelecek rapora göre esasa ilişkin süre vereceğiz taraflara. Sonra mütalaa isteyeceğiz. Dosya yüzde 80-90 bitmiş. Biz elimizden geleni yaptık” dedi.

    “KOLLUĞUN DOSYAYA MÜDAHALE ÇABASI”

    Avukat Can Atalay ise “Adli Tıp’tan gelecek rapordan sonra bilirkişi raporuyla ilgili değerlendirme yapacağız. Mahkemenizin yapmış olduğu keşfin boşa çıkarılmak istendiğini keşifte bulunan jandarma personeli arasında bir tartışma olduğuna şahit olduk. Jandarma personeli dosyaya rapor sunmadı. Bu dosyaya müdahale etmeye çalışmanın göstergesidir. Kolluğun polis kanadının gerçeğin açığa çıkmaması için yaptığı çabadır” dedi.

    “RAPOR SANIĞIN BERKİN ELVAN’I BİLİNÇLİ VURDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Atalay, “Son rapor sanığın çocuğu bilinçli vurduğunu ortaya koyuyor. Atışın yapıldığı yerle çocuğun vurulduğu yer arasında esaslı bir açı var. Bu rapor diyor ki atış paraleldir. Atışı yapan kişiyle çocuğun vurulduğu yer bayır aşağıdır. Atışı yapan hakim durumdadır. Aşağı doğru olduğu için eksi 30 derecelik bir açı vardır aralarında” diye ifade etti. “Çocuğun vurulduğu an itibariyle duvardaki yazılamaları bile yazan bir bilirkişi heyeti olay anında bir toplumsal gösteri olmadığını da bilerek rapora yazmamıştır” diyen Atalay, Elvan’ın vurulduğu andan itibaren toplumsal bir olayın olmadığının yazılmamasının rapora örtü olarak geçtiğini söyledi.

    “KASTIN NE BOYUTTA OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Raporun 13 ve 14’üncü sayfasında kolluğun kullandığı silahların tarif edildiği ve resimlerinin konulduğunu dile getiren Atalay, “Rapor defaatle sanığın atışı yaparken kafasını sağa doğru eğdiğini söylüyor. Bu nişan almaktır. Ondan önce sivil atış yapmış insanların bu atışların bir aşamasında başını sağa eğerek muhtemelen atış ayarının yüksekliğine baktı. Başını sağa yatırarak Berkin ya da başka birini hedef alması gözler önündedir” dedi. Türk Tabipler Birliğinin gazların kullanımıyla ilgili bir genelgesi olduğunu belirten Atalay, “Nişan alarak ateş ediyor. Sadece Fatih Dalgalı değil yanındaki ve arkasındaki de çocuğun vurulduğunu görüyor ama ilk yardım müdahalesinde bulunmuyorlar. Bu da kastın ne boyutta olduğunu gösteriyor” dedi.

    Savunmaların ardından mahkeme başkanı duruşmayı 5 Şubat 2020’ye erteledi.

    5 ŞUBAT’TAKİ DURUŞMAYA KATILIM ÇAĞRISI

    Duruşma sonrası Elvan ailesi ve avukatları adliye önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada ilk olarak konuşan avukat Çiğdem Akbulut, “Nisan ayında bir keşif gerçekleştirdi. Keşfe katılan kolluk kuvvetleri raporu hazırlayamadılar. Nisan ayından bu yana sürekli konu değiştiren bir ek var. Geçtiğimiz hafta bir rapor ulaştı elimize ve istediğimiz hususlara ilişkin değil, istemediğimiz hususlara ilişkin tespitler vardı raporda. Olaydan saatler sonra bölgede havai fişek patlatıldığı ve polisin de buna karşılık verdiği tespiti yapılmış. Bu tamamen çarpıtma. Biz sadece sabah saatlerini istedik. Polisin de arkası dönüktü tespit edemedik diyor” dedi. Mahkeme heyetinin dosyayı Adli Tıp’a gönderdiğini söyleyen Akbulut, “Bir sonraki duruşmada tarihte esasa ilişkin savunmamızı hazırlamış bir şekilde burada olacağız. Çok önemli bir duruşma. Hepinizi şimdiden o duruşmaya bekliyoruz” dedi.

    “BİRLİKTE MÜCADELE EDERSEK BAŞKA BERKİNLERİ ÖLDÜRTMEYEBİLİRİZ”

    Anne Gülsüm Elvan ise “Tüm çocukların katilleri yargılansın. Bu olmamalıydı. Adalet istiyoruz. Adalete açız” diye belirtti.

    Baba Sami Elvan da “Bu dava bizim davamız değil. Geziye gelen sokaklara çıkan herkesin davası. Berkin herkesin çocuğu. Bugüne kadar Elvan ailesi olarak mücadele ettik bundan sonra da mücadelemizi sonuna kadara devam ettireceğiz. Bizi yalnız bırakmamanızı rica ediyorum. Herkesin şöyle yastığa başını koyup düşünmesi gerekiyor. Gezi nasılsa, 5 Şubat’ta da öyle bir duruşma olması için herkesi duruşmaya bekliyoruz. Biliyorum ki gerçek bir adalet çıkmayacak davadan. Ceza alması ya da almaması benim için önemli değil. Benim çocuğumu bu geri getirmeyecek ama geleceğimiz için önemli. Birlikte mücadele ederek belki adaleti sağlayabiliriz. Başka Berkinleri öldürtmeyebiliriz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL
  • Çağlayan Adliyesi’nde intihar girişimi

    Çağlayan Adliyesi’nde intihar girişimi

    Çağlayan Adliyesi’nde bir yurttaş adliyenin 7. katından kendisini aşağı bıraktı. Sağlık görevlilerinin müdahalede bulunduğu yurttaş hastaneye kaldırıldı.

    35 yaşındaki İ.Ö. duruşmalar devam ederken 7. kattan atladı. Adliyenin atruim alanına düşen İ.Ö.’nün öldüğü sanılarak üzerine gazete örtüldü. Bir süre sonra gelen sağlık ekipleri, İ.Ö.’nün yaşadığını belirledi. Ağır yaralı İ.Ö. ambulansla hastaneye kaldırıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Siyaset akademeleri davasının üçüncü duruşması görüldü

    Siyaset akademeleri davasının üçüncü duruşması görüldü

    PİRHA- İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülen ve 43 kişinin yargılandığı siyaset akademileri davasında Erkin Oruç tahliye oldu, Halis Kandelci’nin ise tutukluluğunun devamına karar verildi.

    Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 2011 yılındaki siyaset akademilerine yönelik hazırlanan iddianame kapsamında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu 43 kişi yargılanıyor.

    İlki Silivri Adliyesi’nde görülen duruşmada Büyükşahin ve Güleç’in de aralarında olduğu 6 tutukludan 4’ünün adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına, 2 kişinin de tutukluğunun devamına karar verilmişti.

    Davanın ikinci duruşması İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 43 kişinin yargılandığı duruşma 3 gün boyunca devam etti. Ve bu duruşmada Semra Demir tahliye oldu.

    Bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülün üçüncü duruşmada, tutuklu sanık Erkin Oruç’un tahliyesine, Halis Kandelci’nin ise tutukluluğunun devamına karar verildi.

    İddianamede kapsamında sanıklara, “KCK yapılanması, siyaset akademisi, silahlı terör örgütüne üye olmak, sosyal medya paylaşımları, ortam dinlemeleri, tape kayıtları, basın açıklamaları, tecridi konu edinmeleri, Kürtçe defterler, Sebahat Tuncel’in olduğu bir eyleme katılmak, DTK üyesi olmak, yazılı dokümanlar, örgütsel kitap dergi bulundurmak” gibi suçlamalar yöneltiliyor. (HABER MERKEZİ)

     

  • Kızıl Bayrak’a açılan Afrin davasında karar çıktı

    Kızıl Bayrak’a açılan Afrin davasında karar çıktı

    Kızıl Bayrak Yazıişleri Müdürü’ne açılan Afrin davasında 10 ay hapis cezası verilerek ceza ertelendi.

    Kızıl Bayrak Yazıişleri Müdürü Ersin Özdemir’e Kızıl Bayrak gazetesinin 16 Şubat 2018 tarihli 7. sayısında yer alan haberlerden dolayı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada bugün karar açıklandı.

    Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nde görülen duruşmada ek savunmasını yapan Özdemir; davaya konu edilen haber ve yazıların basın yayın ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu, devletin yetkili organlarının yaptığı her operasyonun taktir ile karşılanmasının beklenemeyeceğini vurguladı. Özdemir, söz konusu haber ve yazıların suç teşkil etmediğini ifade ederek beraatini talep etti.

    Ayrıca benzer davalarda verilen beraat kararları ve Anayasa Mahkemesi’nin Barış Akademisyenleri lehine verdiği beraat kararı da mahkemeye emsal olarak sunuldu.

    Verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkemenin kararında Özdemir’in; “Terör örgütlerinin; cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren veya öven ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik eden bildiri veya açıklamalarını yayınlamak suçunu işlediği sabit kabul edilerek suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zararın aralığı, sanığın güttüğü amaç ve saik göz önünde bulundurularak 3713 sayılı TMK’nun 6’2 maddesi gereğince taktiren sanığın 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına” hükmedildi.

    Cezada 2 ay indirim yapan mahkeme, daha önceki bir dosyada hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına hükmedildi.

    Verilen 10 ay hapis cezasının da ertelenerek bu süre zarfında Özdemir’in denetime tabi tutulmasına karar verildi.

  • Canan Kaftancıoğlu’nun 3. duruşması yarın

    Canan Kaftancıoğlu’nun 3. duruşması yarın

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu yarın, 5 ayrı suçtan 17 yıla kadar yargılandığı davada 3. kez hakim karşısına çıkacak. Kaftancıoğlu’na destek vermek amacıyla açıklama yayımlayan CHP il başkanları, “Kaftancıoğlu Davası, soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır” dedi.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, yarın (6 Eylül) 5 ayrı suçtan 17 yıla kadar yargılandığı davada 3. kez hakim karşısına çıkacak. Kaftancıoğlu’na destek vermek amacıyla açıklama yayımlayan CHP il başkanları, “Kaftancıoğlu Davası, soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden toplumsal muhalefete gözdağı verilmek için açılan bu dava, ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı açıkça bir darbedir” dedi.

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 2012-2017 tarihleri arasında sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımları nedeniyle hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret”, “kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini alenen aşağılama”, “halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek” , “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla 4 yıl 10 aydan 17 yıla kadar hapis cezası ile talebiyle yargılandığı davanın 3. duruşması yarın (6 Eylül) görülecek. Duruşma öncesi, CHP il başkanları Kaftancığlu’na destek amaçlı ortak bir açıklama yayımladı.

    “DEMOKRASİYE KARŞI AÇIKÇA BİR DARBEDİR”

    İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 6-7 yıl önce sosyal medya platformlarında yaptığı paylaşımlar nedeniyle 17 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığı belirtilen açıklamada “Kaftancıoğlu’nun siyasi kimliği ve vatandaşlık sorumluluğu ile dikkat çektiği, kamuoyuna teşhir ettiği ya da eleştirdiği söylemlerin suç unsuru olarak değerlendirilmesi kabul dahi edilemez. Kaftancıoğlu Davası, soruşturmanın başlatılmasından iddianamenin hazırlanmasına kadar baştan sona siyasi bir davadır. Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden toplumsal muhalefete gözdağı verilmek için açılan bu dava, ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı açıkça bir darbedir” denildi.

    “AKP SANDIKTA BULAMADIĞI KARŞILIĞI HUKUK DIŞI YOLLARDA ARAMAKTA”

    31 Mart Yerel Seçimleri’nde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu liderliğinde farklı siyasal kesimleri demokrasi çatısı altında buluşturan toplumsal ittifakın İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde karşılık bulduğunun kaydedildiği açıklamada, “Kaftancıoğlu hakkında böyle bir davanın açılmasının en büyük sebebi de İstanbul’da elde edilen siyasi başarıdır. AKP sandıkta bulamadığı karşılığı hukuk dışı yollarda aramakta ve demokratik siyasete müdahale etmeye çalışmaktadır. Bugüne kadar görülen 2 duruşmada mahkemenin sergilediği tutum demokrasi ve adalet adına utanç vericidir. 6 Eylül Cuma günü İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek karar duruşmasında hukukun gereği olarak İstanbul İl Başkanı Kaftancıoğlu’nun davadan beraat etmesini bekliyoruz. Bu dava ile yalnızca İl Başkanımız Kaftancıoğlu değil Cumhuriyet Halk Partisi yargılanmaktadır. Bizler Cumhuriyet Halk Partisi’nin 80 il başkanı olarak Kaftancıoğlu’nun yanındayız. Demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan herkesi 6 Eylül’de Çağlayan Adliyesi’nde buluşmaya davet ediyoruz. Asla yalnız yürümeyeceksin Canan Kaftancıoğlu!” ifadeleri yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hrant Dink davasının 27. duruşması başladı

    Hrant Dink davasının 27. duruşması başladı

    Hrant Dink davasının 3 gün sürecek 27’nci duruşması başladı. Duruşma öncesi yapılan açıklamada Dink’in gerçek katilleri hak ettikleri cezayı alana kadar mücadelenin süreceği belirtildi.

    Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 23 Ocak 2007 yılında öldürülmesine ilişkin davanın 27’nci duruşması, İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

    3 gün sürecek duruşma öncesi Çağlayan’da adliye önünde yapılan açıklamada, “Hrant Dink’in gerçek katilleri hak ettikleri cezayı alana, bu alçak cinayetin hesabı tüm ortaklardan sorulana kadar buradayız ve biz bitti demeden bu dava bitmez” denildi.

    YARGILANMA 10 YIL SONRA BAŞLADI

    “Hrant İçin Adalet İçin” pankartı önünde yapılan açıklamaya HDP Milletvekili Garo Paylan, Agos Gazetesi çalışanları, İHD İstanbul Şube yöneticileri ile çok sayıda kitle örgütü temsilcisi katıldı.

    Basın açıklamasını Hrant Dink’in arkadaşlarından Şenol Karakaş yaptı. Toplam 77 sanığın yargılandığı Hrant Dink cinayeti davasında, cinayete karışan kamu görevlilerinin yargılandığı davanın 27’nci duruşmasının görüleceğini hatırlatan Karakaş, “Duruşma 3 gün sürecek. Cinayet davasının bugün 95’incisi görülecek. Hrant Dink cinayetine giden yolun taşlarını döşeyen ve cinayetten sonra üstünü örtmeye çalışan kamu görevlilerinin yargılanması, cinayetten 10 yıl sonra olabilmiş ve önce 27 sanıklı sonra 50 sanıklı açılan iki davayla bu kişilerden bir kısmının mahkeme karşısına çıkartılması mümkün olmuştu” dedi.

    “KATİLLERİ KORUYAN CİNAYETE ORTAKTIR”

    Cinayetin tetikçisi ve azmettirenlerin davalarının geçtiğimiz günlerde sonuçlandığını hatırlatan Karakaş, “Aradan geçen 12 yıl, açılan soruşturma ve davalar henüz bu cinayetin üzerindeki perdeyi kaldırmadı. ‘Öldür’ diyenler yargılanmadı. Hrant Dink arkadaşımızı aramızdan alan ırkçılıkla henüz yüzleşmedik. ‘Hrant için, adalet için’ çağrımızı yinelemeye geldik. Hrant Dink’in gerçek katilleri hak ettikleri cezayı alana, bu alçak cinayetin hesabı tüm ortaklardan sorulana kadar buradayız ve biz bitti demeden bu dava bitmez” diye konuştu.

    Açıklama, “Öldür diyenler yargılansın, katilleri koruyan cinayete ortaktır”, “Biz bitti demeden bu dava bitmez” ve “Hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz” sloganlarıyla son buldu.

    Tanıkların dinlenmesiyle devam edecek duruşmada bugün Ahmet Kahveci, Muhammet Bulgur, Emre Altıntaş ve Ergün Güngör dinlenecek.   (HABER MERKEZİ) 

  • Kaftancıoğlu’nun hapis cezasına çarptırılması istendi

    Kaftancıoğlu’nun hapis cezasına çarptırılması istendi

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 17 yıl hapis istemiyle yargılandığı davanın duruşmasında savcı, esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Duruşma 6 Eylül’e ertelendi. 

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağılama”, “Halkı kin ve düşmanlığı tahrik etme”, ve “Terör örgütü propagandası yapma” iddialarıyla hakkında açılan dava kapsamında bugün yeniden hakim karşısına çıktı.

    37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 17 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılanan Kaftancıoğlu’nun 7 yıl önce yaptığı bazı sosyal medya paylaşımları ve hakkında üretilen sahte içeriklerin delil kabul edilerek suçlama konusu yapılmıştı.

    Bugün devam eden duruşma öncesi çok sayıda yurttaş ve partili Kaftancıoğlu’na destek için Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önüne geldi. CHP genel başkan yardımcıları, milletvekilleri, PM üyeleri, ilçe belediye başkanları ve çeşitli sivil toplum örgütü temsilcileri ve siyasi parti yöneticileri de CHP İstanbul İl Başkanına destek için Çağlayan’a geldi.

    Kaftancıoğlu’nun yargılandığı 37. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşma saat 10.00’da SEGBİS kaydıyla başladı. Mahkeme heyeti talepleri alırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın avukatı taleplerin reddedilmesini istedi.

    Kaftancıoğlu’nun avukatları ise duruşmanın daha geniş bir salonda yapılması talebinde bulundu.

    15 Temmuz darbe girişiminde hayatını kaybedenlerin yakınları ve yaralananlar ve MHP Merkez Yönetim Kurulu’ndan bir üye de davaya katılma talebinde bulundu.

    “UMARIM BİR HAK İHLALİNE UĞRAMADAN BU SALONDAN ÇIKABİLİRİM”

    Canan Kaftancıoğlu savunmasında, “Her birinizin çok değerli olduğunu düşündüğüm zamanını böylesi bir davayla meşgul ediyor olmak şahsım adına üzüntü verici. Savunmama geçmeden önce kısaca kendimden söz etmek isterim. Çünkü 7 yıl öncesinde attığım tweetlere geri dönüyorsak bu tweetlere beni getiren hikayeyi birkaç cümleyle tarif etmem gerekiyor.

    Umarım ve dilerim ki; düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde, toplumsal olarak canımızı acıtan, hiçbir ayrım yapmadan, her biri tarifsiz acıyı barındıran güncel olay ve olgular karşısında hiçbir suç kastı ve niyeti taşımadan gösterdiğim toplumsal, siyasal ve insansal sosyal medya paylaşımlarım nedeniyle, bütün dünyanın gözü önünde açık bir hak ihlaline uğramadan bu salondan çıkabilirim. Umarım, bir siyasetçinin fikir ve ifade özgürlüğüne asgari saygıyı duymayıp kamu gücü ve olanakları ile linç kampanyası başlatanlar karşısında ‘Olsun İstanbul’da hakimler var!’ demem mümkün olur.”

    KAFTANCIOĞLU’NUN SÖZÜ KESİLDİ

    Tüm canlıların en temel hakkı olan yaşam hakkını sonuna kadar savunmuş; fikir ve ifade özgürlüğü, aile içi şiddet, çocuk istismarı gibi acı gerçeklikler ise daima ilgilendiğini ve savunduğunu söyleyen Kaftancıoğlu’nun, “Bu dava, muktedire göre şekillenen yargı sisteminin, suçu ve suçluyu iktidar karşıtı olup olmamaya göre tanımlayan bir hukuki anlayışın sonucudur. Bu anlayış emin olun bizler kadar sizleri de mağdur etmektedir” sözleri üzerine hakim, “Mahkemeyi itham edemezsiniz” diyerek Kaftancıoğlu’nun sözünü kesti.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNDE BULUNDUM”
    Kaftancıoğlu, savunmasını şöyle sürdürdü:

    “Cumhurbaşkanı olan kişi aynı zamanda bir siyasi partinin de genel başkanıdır. AKP Genel Başkanına yönelik siyasi eleştiriler dahi Cumhurbaşkanına hakaret kapsamına sokularak hukuksuz bir süreç işletilmektedir. Cumhurbaşkanının benim tweetlerim nedeniyle herhangi bir zarar gördüğü ve siyasi kimliğinin veya kariyerinin etkilendiği söylenemez. Ayrıca bir siyasetçinin yargılanmasını talep etmek de bir hakaret değildir. Bu arada sayın Cumhurbaşkanı bu tweetlerin bir kısmından dolayı aleyhime tazminat davası açmıştır zaten. Şayet varsa bir zararı işbu davaları kazanırsa tazmin edilecektir mutlaka. Cumhurbaşkanın AKP genel başkanı olan taraflı siyasi kimliği ve doğru bulmadığım uygulamalarına dönük siyasi hiciv ve eleştiri haklarımı, düşünce ve ifade özgürlüğümü kullandım. Paylaşımlarım Cumhurbaşkanı oluşu nedeniyle ve o sıfatla yürüttüğü hukuki ve idari işlemler ya da sarf ettiği beyanları sebebine dayalı paylaşımlar değildir. Twitlerimde bu ayrımı gözeterek siyasi bir kimlik, duyarlı bir vatandaş, başkalarının acılarını duyumsayabilen bir hekim, başkalarının acılarına ağlayabilen bir kadın olarak Tayyip Erdoğan’ın, AKP genel başkanlığı sıfatıyla yaptığı partisel, ideolojik ve kutuplaştırıcı siyasi anlayış ve yaklaşımlarına eleştiride bulunarak bu ideolojik ve kamplaştırıcı siyaset dil ve üslubuna yüksek sesle itiraz ederek düşünce ve ifade özgürlüğünde bulundum.”

    “ALKIŞLAR KADAR ELEŞTİRİLERE DE AÇIK OLMALIDIR”

    “Siyasilerin, parti başkanlarının diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görüldüğünü ifade eden Kaftancıoğlu, “Birçok yargı ve AİHM kararlarında ortaya çıkan sonuçlar da söylediklerimizi doğrular niteliktedir. Bilindiği üzere siyasi tartışma alanında ve kamu yararını ilgilendiren konularda ifade özgürlüğü en geniş şekilde korunur. Siyasi eleştiri niteliğindeki açıklamalar hakaret olarak veya kişilik haklarını ihlali olarak kabul edilmemelidir ve alkışlar kadar eleştirilere de katlanmak zorundadır.

    “İktidar mensuplarının ‘Hocaefendi’ diyerek el etek öpmek için randevu sırasına girdikleri, devletin bütün kaynaklarını peşkeş çektikleri bir dönemde Fetullah Gülen’e meczup demiş olmam kimleri neden rahatsız etmiş olabilir?

    “Genel Başkanımızın veya başkalarının inanç aidiyeti üzerinden tarihsel ve toplumsal kutuplaştırma gayretini, Berkin Elvan’ın çocuk yaşta yaşam hakkının elinden alınmasını Hrant Dink’in katledilmesini ve sonrasında işletilen hukuksuz süreçleri kabul etmediğimi yüksek sesle dile getirişim, çoğulcu demokrasi ve özgürlükler bağlamında yüzde yüz karşılığı bulunan bir hak kullanımıdır. Genç kızların ne giyip giymeyeceğine, kadınların kaç çocuk doğurup doğurmayacağına ve hatta ne şekilde doğuracağına iktidarda olanlar, erkek egemen bakış açısı karar veremez, vermemelidir. Bu yaşam tarzı müdahalelerine kişisel ve kurumsal olarak sessiz kalmamız ne Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne CHP İl Başkanı olarak ne bir kız çocuğu annesi olarak benden ve bizden beklenmemelidir.”

    “PAYLAŞIMLARIM SU OLARAK TARİF EDİLEMEZ”

    “Paylaşımlarım incelendiğinde üzeri yıllarca kapatılan ve hala kapatılmaya çalışılan siyasi cinayetlerin açığa çıkarılmayışını, faillerinin yargılanamayışını,  yine ‘bu ülkede güvercinleri vurmazlar’ diyen Hrant Dink’in katledilişini, çocuk yaşta öldürülen Berkin Elvan’ın katillerinin hesap vermeyişini, her türlü rüşvet ve yolsuzluk batağına batan bakanların açığa çıkmış aleni suçlarına karşın siyaseten aklanışlarını sorgulayıp kamusal ve insanı görevimi yapışım yargılama konusu edilemez, suç olarak tariflenemez.

    “3 KADININ YARGISIZ İNFAZ EDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    “Çözüm süreci döneminde tüm kamuoyu gibi benim de isimlerini vahşi bir cinayet sonrasında öğrendiğim üç kadın (Sakine Cansız, Leyla Şaylemez, Fidan Doğan) ile ilgili yazmış olduğum tweetin terör örgütü propagandasıyla alakası yok. Nasıl ki Nazım Hikmet şiiri okuyup paylaştığı için Erdoğan’a komünist ya da komünizm propagandası yapıyor dememiz mümkün değilse benim de sosyal medya paylaşımım için aynı durum söz konusudur. Suçları ne olursa olsun adı geçen 3 kadının yargısız infaz edilmesi ne hukuki ne de insani olarak kabul edilemez. Yine bir yaşam hakkı savunucusu olarak, yazdığım tweette olgusal ve ilkesel nedenlerle bu cinayetleri eleştirdim. Suçu ne olursa olsun herkesin yaşama ve yargılanma hakkı devlet ve hukuk güvencesi altında olmalıdır. ‘Bir insanın hayatına bu kadar vahşice son vermek çok kötü, çok çirkin adeta bir vahşet. Gerçekten üzüntü duyduğumu ifade etmek isterim.’ Bu sözler dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a ait. Söz konusu cinayetlerin hemen ardından yaptığı basın açıklamasından bir alıntı. Sayın Arınç’ın sözlerini hatırlatma sebebim, onun da aynı suçtan yargılanmasını istemek değil elbette. Yargısız infaza, vahşice işlenen cinayetlere ilişkin insani ve hukuki söylemlerin suç olamayacağını ifade etmek için bu hatırlatmayı yapma gereği duydum.”

    DAVA 6 EYLÜL’E ERTELENDİ

    Kaftancıoğlu’nun savunmasının ardından hâkim, Canan Kaftancıoğlu’na tweetlerini kabul edip etmediğini sordu.

    Kaftancıoğlu’nun avukatlarının davanın ağır ceza mahkemesinde görülmesi için hazırlanan bir iddianamede olmaması gereken beyanlar olduğunu öne sürerek iddianameyi mahkemenin iade etmesini talep etti. Mahkeme avukatların görevsizlik talebini reddetti. İddianamenin usul ve hukuka uyduğu gerekçesiyle geri iadesi de kabul edilmedi.  Kaftancıoğlu’nun avukatı Ergun Özer soruşturmanın genişletilmesi talebiyle ek süre istedi. Savcı, Kaftancıoğlu’nun Tayyip Erdoğan,  Hrant Dink’in ölüm yıl dönümü ve Berkin Elvan hakkında attığı ve Türkiye Cumhuriyeti devletini alenen aşağıladığı suçlamasına konu olan tweetleri okuduktan sonra esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı Canan Kaftancıoğlu’nun hapis cezasına çarptırılmasını ve tüm siyasi haklardan mahrum bırakılmasını istedi.

    Mahkeme heyeti davayı 6 Eylül tarihine erteledi. (HABER MERKEZİ)

  • Haydar Yıldırım’ın duruşması 18 Eylül’e ertelendi-VİDEO

    Haydar Yıldırım’ın duruşması 18 Eylül’e ertelendi-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube üyesi Haydar Yıldırım’ın duruşması bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşma 18 Eylül’e ertelendi.

    4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Küçük Armutlu’daki evinden gozaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Üyesi Haydar Yıldırım, o tarihten bu yana hala tutuklu. İki yıla yakın bir süredir tutuklu bulunan Yıldırım, şu an İzmir Şakran Cezaevi’nde.

    Örgüt üyeliği ile suçlanan Yıldırım’ın cezaevinde olduğu süreçte önceki dosyası ile birleştirilen dava kapsamında 150’ye yakın kişi yargılanıyor.

    Bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması görülen Yıldırım, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

    Yıldırım’ın duruşmasına Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu, Sadegül Çavuş, Küçük Armutlu Cemevi’nde kızı Zeynep Yıldırım’ın serbest bırakılması için oturma eylemi yapan Kezban Bektaş ve komşuları katıldı.

    “AİLEM DAĞILDI”

    Duruşmada tahliyesini talep eden Haydar Yıldırım, “Yüzde 80 engelli psikiyatri hastasıyım. Bu nedenle cezayı ehliyetim yoktur. Annem yaşlı olduğu için yanıma gelemiyor ancak buradan görebiliyorum. Eşim tutuklu. Ailemiz dağıldı resmen. Bu yüzden tahliyemi talep ediyorum” dedi.

    “YÜZDE 80 ENGELLİ BİRİNİN TUTUKLULUĞU VİCDANLARI YARALIYOR”

    Yıldırım’ın avukatı Ozan Doğan ise dosyada tanık ve itirafçı beyanları dışında Yıldırım’ın üzerine atılı suçu işlediğine dair herhangi bir somut delil olmadığını kaydetti. Yıldırım’ın yüzde 80 engelli olduğuna dair raporların bulunduğunu hatırlatan Doğan, tüm delillerin toplandığını ve delil karartma gibi bir ihtimalin olmadığına vurgu yaparak “22 aydan beri yüzde 80 engelli birinin tutuklu olması vicdanları da yaralamaktadır. Bu yüzden müvekkilimin tahliyesini talep ediyorum” dedi.

    SAVCI TUTUKLULUĞUN DEVAMINI İSTEDİ

    Savcı ise Yıldırım hakkındaki tanık ifadelerinin henüz tamamlanmamış olması nedeniyle tutukluluk halinin devamına ilişkin mütalaa verdi.

    DURUŞMA 18 EYLÜL’E ERTELENDİ

    Mahkeme başkanı Yıldırım hakkında ifade vermeyen iki tanığın bir sonraki celsede dinlenmek üzere zorla getirilmesine ve Yıldırım’ın yüzde 80 engelli olduğuna dair Adli Tıp Kurumu’na sevk edilerek rapor getirmesine karar verdi.

    Yıldırım’ın duruşması 18 Eylül 2019 tarihine ertelendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Siyaset akademisi davası 29 Eylül’e ertelendi-VİDEO

    Siyaset akademisi davası 29 Eylül’e ertelendi-VİDEO

    PİRHA- Bir yıllık tutukluluğun ardından ilk duruşmada adli kontrol şartı ile tahliye olan Tv10 yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç ile 2’si tutuklu 43 kişinin yargılandığı ve 3 gün süren davanın duruşması 29 Eylül’e ertelendi. Tutuklu Semra Demir tahliye edilirken, Erkin Oruç ve Halis Kandelci’nin tutukluluğuna karar verildi.

    Barış ve Demokrasi Partisi’nin (BDP) 2011 yılındaki siyaset akademilerine yönelik hazırlanan iddianame kapsamında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu 43 kişi yargılanıyor.

    İlki Silivri Adliyesi’nde görülen duruşmada Büyükşahin ve Güleç’in de aralarında olduğu 6 tutukludan 4’ünün adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına, 2 kişinin de tutukluğunun devamına karar verilmişti.

    Davanın ikinci duruşması İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde bulunan 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 43 kişinin yargılandığı duruşma 3 gün boyunca devam etti. Tutuklu ve tutuksuz sanıkların hazır bulunduğu duruşmanın ilk iki günü tutuksuz sanıkların savunması ile sürdü.

    Tutuksuz sanıklar ilk günkü ifadelerinde kendilerine atfedilen tüm suçlamaları reddederek, söz konusu olan 2011-2013 yılları arasındaki Barış ve Demokrasi Partisi’nin yaptığı siyaset akademilerinde görev almalarının, katılmalarının yasal olduğunu belirterek, akademinin yasal bir partinin tüzüğünde yer alan eğitim çalışmalarının bir parçası olduğunu dile getirdiler.

    BDP’nin, bütçeden herhangi bir destek almadığı için oluşturdukları ve iddianamede ‘kumbara’ olarak geçen bağışların parti üyelerinden makbuz karşılığında alınarak, giderler için kullanıldığını aktardılar.

    Katıldıkları belirtilen Gezi eylemleri, 1 Mayıs, basın açıklamalarının ise demokratik bir platformda ve ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu ve şiddete dayanmadığını belirten tutuksuz sanıklar, yine katıldıkları cenaze ve taziyelerin siyasi değil tamamen insani olduğunu ifade ettiler.

    Tutuklu sanıklardan Semra Demir, ilk duruşmaya cezaevlerindeki tecride karşı açlık grevinde olduğu için katılamamıştı. Savunmasını Kürtçe yapan Demir, yaptığı tüm çalışmaların yasal zeminde ifade özgürlüğü kapsamında gerçekleştiğini ifade etti.

    SEMRA DEMİR TAHLİYE OLDU

    Savunmaların ardından tutuklu sanıklar tahliyelerini, tutuksuz sanıklar adli kontrol şartlarının kaldırılmasını ve beraatlerini talep etti.

    3 gün süren yargılamanın sonunda Semra Demir’in tutuklu kaldığı süre, tutuklamanın bir tedbir oluşu, bu aşamadan sonra tutuklamadan beklenen amacın adli kontrol tedbirleriyle de karşılanabilecek olması hususları ile adli kontrol şartı ile tahliye edilmesine karar verildi.

    16 ay tutukluluğunun ardından serbest bırakılan ve ilk gün duruşmaya katılamadığı için yakalama kararı çıkarılan Ergin Oruç ise tutuklandı. Halis Kandelci’nin de tutukluluğunun devamına karar verildi.

    KHK ile kapatılan TV10’un yöneticisi Veli Büyükşahin ile programcısı Veli Haydar Güleç’in ise adli kontrol tedbiri kaldırılırken yurt dışına çıkış yasağı ise devam ediyor.

    “BU YARGILAMA FETÖ’NÜN MİRASIDIR”

    Duruşmanın ardından PİRHA’ya konuşan Avukat Seyit Demir bir buçuk yıldır süren bir yargılama sürecinin olduğunu hatırlatarak, “Soruşturma aşaması 6-7 yıl önce başlamış. Dosyada gerek teknik takip kararlarını gerek fiziki takip kararlarını veren hakimlerin şu anda halihazırda FETÖ’den yargılanan hakimler olduğunu ortaya koyduk. Ama ne yazık ki şu anda yapılan yargılama aslında FETÖ’nün mirasına sahip çıkılması anlamına geliyor. Normalde bu yapılan soruşturmaların hükümsüz kabul edilmesi gerekirken FETÖ’nün polislerinin yaptığı soruşturmalarla şu anda bizim müvekkillerimiz yargılanıyor.” dedi.

    “İDDİANAMEDE DELİLLENDİRİLMEMİŞ KONULAR TARTIŞILIYOR”

    Demir şunları belirtti:

    “Yargılama, olmayan bir takım hususların müvekkillere iddianame ile atılması ve bizim aslında olmayan şeyleri, dosyada delillendirilmemiş konuları tartışmamız üzerinden yürüyor. Örnek olarak söylemek gerekirse, Demokratik Toplum Kongresi’ndeki siyasi çalışmaları, siyaset akademilerinde yürütülen çalışmaları sanki yasa dışı bir örgüt çalışmasıymış gibi sunan bir iddianame var. Biz de bu hususları çürütmeye uğraşıyoruz. Aslında kamuoyu nezdinde de bilinen bir şey. Bunu en iyi bilen kolluk görevlileri. Siyaset akademilerinde toplantılarda barış adına, çözüm adına konuşulmuş, herhangi bir şekilde şiddeti özendiren bir şey söylenmemiş. Ama buna rağmen burada bir yargılama yapılıyor. Uzun da olsa ağır aksak da olsa haklılığımızı ispatlamaya çalışıyoruz. Bazı müvekkillerimiz açısından da kısmen ispat ettik denebilir ama yargılama süreci bir hayli uzun olacak gibi görünüyor.”

    ‘ADALETE GÜVENİYORUM’ DİYEREK GELMİŞTİ

    Ergin Oruç’un hakkında yakalama kararı olduğu halde ‘adalete güveniyorum’ diyerek mahkeme huzuruna çıktığını aktaran Demir, “Ama aslında güvenmekte haklı mı haksız mı sonuç itibariyle görmüş olduk. Hakkında yakalama kararı olan bir kişi ‘adalete güveniyorum’ deyip mahkemenin önüne geliyor mahkeme de ‘Öyleyse ben de seni tutukluyorum’ diyor. Oysaki kaçabileceği halde kaçmıyor buna rağmen tutuklanıyor. Bu da çok hakkaniyetle bağdaşmayan bir durum diye düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Siyaset akademileri davasında tutuksuz sanıklar dinlendi

    Siyaset akademileri davasında tutuksuz sanıklar dinlendi

    PİRHA- Bir yıllık tutukluluğunun ardından ilk duruşmada adli kontrol şartı ile tahliye olan Tv10 yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç ile 2’si tutuklu 43 kişinin yargılandığı davanın duruşmasının ikincisi bugün Çağlayan Adliyesi’nde başladı. Duruşmanın ilk gününde tutuksuz sanıklar savunmalarını yaptı.

    Barış ve Demokrasi Partisi’nin 2011 yılındaki siyaset akademilerine yönelik hazırlanan iddianame kapsamında Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan TV10’un yöneticileri Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de yargılandıkları Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) siyaset akademilerine yönelik hazırlanan iddianame kapsamında 43 kişi yargılanıyor.

    İlki Silivri Adliyesi’nden görülen duruşmada Büyükşahin ve Güleç’in de aralarında olduğu 6 tutukludan 4’ünün adli kontrol şartıyla serbest kalmasına, 2 kişinin de tutukluğunun devamına karar verilmişti.

    Davanın ikincisi bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. 43 kişinin yargılandığı duruşmanın 3 gün boyunca devam etmesi bekleniyor.

    Tutuklu ve tutuksuz sanıkların hazır bulunduğu duruşma kimlik tespiti ile başladı. Tutuklu sanık Semra Demir, ilk duruşmaya cezaevlerindeki tecride karşı açlık grevinde olduğu için katılmamıştı. Demir’in duruşmanın 3. günü dinlenmesine karar verildi. İlk iki gün ise tutuksuz sanıklar ifade verecek.

    Tutuksuz sanıklar ilk günkü ifadelerinde kendilerine atfedilen tüm suçlamaları reddederek, söz konusu olan 2011-2013 yılları arasındaki Barış ve Demokrasi Partisi’nin yaptığı siyaset akademilerinde görev almalarının, katılmalarının yasal olduğunu belirterek, akademinin yasal bir partinin tüzüğünde yer alan eğitim çalışmalarının bir parçası olduğunu dile getirdiler.

    BDP’nin, bütçeden herhangi bir destek almadığı için oluşturdukları ve iddianamede ‘kumbara’ olarak geçen bağışların parti üyelerinden makbuz karşılığında alınarak, giderler için kullanıldığını aktardılar.

    Katıldıkları belirtilen Gezi eylemleri, 1 Mayıs, basın açıklamalarının ise demokratik bir platformda ve ifade özgürlüğü kapsamında şiddete dayanmadığını belirten tutuksuz sanıklar, yine katıldıkları cenaze ve taziyelerin siyasi değil tamamen insani olduğuna ifade ettiler.

    Mahkeme yarın da tutuksuz sanıkların dinlenmesi ile devam edecek. Tutuksuz sanıkların ifadelerinin ardından 3. gün tutuklu sanık Semra Demir’in savunmasına yer verilecek. Duruşmanın 3. günü ise ara kararın çıkması bekleniyor.

    İddianamede sanıklara, “KCK yapılanması, siyaset akademisi, silahlı terör örgütüne üye olmak, sosyal medya paylaşımları, ortam dinlemeleri, tape kayıtları, basın açıklamaları, tecridi konu edinmeleri, Kürtçe defterler, Sebahat Tuncel’in olduğu bir eyleme katılmak, DTK üyesi olmak, yazılı dokümanlar, örgütsel kitap dergi bulundurmak” gibi suçlamalar yöneltiliyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gözaltına alınan ETHA muhabirleri serbest bırakıldı

    Gözaltına alınan ETHA muhabirleri serbest bırakıldı

    Dört gün önce gözaltına alınan ve aralarında ETHA editör ve muhabirlerinin de bulunduğu 14 kişi ‘adli kontrol’le serbest bırakıldı.

    Atılım gazetesinin ücretsiz eki İstanbul Sokakta gazetesi soruşturması kapsamında, 15 Haziran’da Etkin Haber Ajansı’na (ETHA) yapılan baskında gözaltına alınan ajansın editör ve muhabirlerinin de aralarında bulunduğu 14 kişi, Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’ne getirildi.

    “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suçlamasıyla gözaltına alınan 14 kişi savcılığa çıkarıldı.

    İfadesi alınan tüm isimler, ‘adli kontrol’ tedbiriyle serbest bırakılmak üzere nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edildi.

    Sulh Ceza Hakimliği, ETHA editörlerinden İsminaz Temel, Deniz Bakır ve Serdal Işık, muhabirler Havva Cuştan ve Ozancan Sarı, Ceylan Yayınları çalışanı Gülçin Aykul ile birlikte ajans çalışanı Mehmet Acettin’i yurt dışı yasağı şartıyla serbest bıraktı.

    Mahkemeye çıkarılan diğer yedi kişi de yurt dışı yasağı ile birlikte 15 günde bir karakola giderek imza atma yükümlülüğü kararı verilerek serbest bırakıldı.

  • TV10 çalışanları Demir ve Karagöz’ün duruşması 10 Eylül’e ertelendi-VİDEO

    TV10 çalışanları Demir ve Karagöz’ün duruşması 10 Eylül’e ertelendi-VİDEO

    PİRHA- İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün ikinci duruşmaları görülen TV10 çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz’ün duruşmaları 10 Eylül’e ertelendi. 

    TV10 çalışanları Kemal Demir ile Kemal Karagöz’ün yargılandığı davanın bugün ikinci duruşması görüldü. İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma için Kemal Demir ve ailesi, Kemal Karagöz, TV10 yöneticisi Hüseyin Kelleci, Uluslararası Basın Enstitüsü’nden (İPİ) Caroline Stockford ile Almanya Yeşiller Partisi Milletvekili Avrupa Parlamentosu Rebecca Harms adliyeye gelen isimler arasında yer aldı.

    HAKİMDEN “DOSYAYI SONA ATARIM” TEHDİDİ

    Bir önceki duruşmada basınla problem yaşanması üzerine hakim basın mensuplarını dışarıya çıkarmak istedi ancak avukatlar buna tepki gösterdi. Hakim “Benimle tartışmayın yoksa dosyanızı sona atarım” dedi.

    Avukat Hüseyin Çalışcı ise “Siz bizi tehdit mi ediyorsunuz. Biz de savunma vermiyoruz o zaman” dedi.

    Bunun üzerine hakim duruşmayı öğleden sonra saat 14.00’e attı.

    Öğleden sonra görülen duruşmada avukatlar Seyit Demir ve Hüseyin Çalışcı hazır bulundu.

    “NE ALINDIĞINI BİLMİYORUM”

    İlk olarak savunma yapan sanık Kemal Karagöz, emniyette ve savcılıkta verdiği savunmayı tekrar etti. İddianamede belirtilen hususlarla ilgili bilgisi olmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini kaydeden Karagöz, davaya konu olan teknik malzemelerle ilgili kanalın sorumlusu olarak Şükrü Yıldız’ın kendisini arayıp evi yakın olduğu için Dudullu’da bir şirkete ödenecek olan parayı kendinin ödemesini istediğini, bunun üzerine ilk 4 bin dolarlık ödemeyi kendisinin elden yaparak makbuzunu şirkete teslim ettiğini ancak ne alındığını bilmediğini söyledi.

    “UYDU GİDERLERİ HESABIMDAN KARŞILANDIĞI İÇİN HESABIMIN KULLANILMASI NORMAL”

    Sanık Kemal Demir ise TV10’da getir götür işleri dahil, kameramanlık, çaycılık, şoförlük, malzeme alınan yerlere gitme, para yatırma, temizlik gibi birçok işi yaptığını belirterek Suriye’de kurulacak bir televizyon için malzeme alındığı yönünde bilgisi olmadığını kaydetti. Televizyonun uydu giderleri gibi hususlarda kendi hesabından para yatırdığını ve bu işte de hesabının geçmesinin doğal olduğunu ifade eden Demir, kendisine yöneltilen suçlamaları kabul etmediğini ekledi.

    “SANIKLARI DAHA ÖNCE HİÇ GÖRMEDİM”

    SVS Telekom firmasında proje müdürü ve satış temsilcisi olarak çalışan Uğur Kılıç tanık olarak dinlendi. Demir ve Karagöz’ü hiçbir şekilde tanımadığını ve daha önce görmediğini kaydeden Kılıç, ifadesinde şunları söyledi:

    “Ben şirkette çalışırken Deniz Osoy isimli bir şahıs şirketi arayarak TV10’da çalıştığını ve yayıncılıkla ilgili cihazlar almak istediğini söyledi. İlk etapta encoder yani yayın kodlama cihazı alacaklarını söyledi. Firmayı tanımadığım için internetten araştırdım. Gördüm ki Türksat’tan yayın yapan TV10 isimli bir kanal var. Ben de mail üzerinden fiyat teklifi gönderdim. Ama firmayı tanımadığım için ödemenin nakit olarak yapılması gerektiğini söyledim. O da, teklifi kabul ettiklerini belirten bir mail attı. Parayı nasıl getirdiklerini hatırlamıyorum ancak muhasebeye girişi yapılmış. Bu cihazdan sonra yayıncılıkla alakalı başka cihazlar da aldılar. Cihazlar büyük olduğu için nakliyeciye teslim edildi. Parası da nakit alındı. O sırada ben izindeydim.”

    Kemal Karagöz’ün avukatı Hüseyin Çalışcı, Karagöz üzerindeki yurtdışı yasağı ve imza yükümlülüğünün kaldırılmasını istedi. Ancak sadece imza yükümlülüğü kaldırıldı.

    Kemal Demir’in avukatı Seyit Demir de Demir üzerindeki yurtdışı yasağının kaldırılmasını istedi ancak kaldırılmadı.

    DAVA 10 EYLÜL’E ERTELENDİ 

    Tanıklar Serkan Apaydın ve Mustafa Karakaş hakkında zorla getirilme emri düzenlenmesine, sanık beyanında ismi geçen Şükrü Yıldız’ın zorla getirilmesine, dijital inceleme raporunun gönderilmesi için TEM Şube Müdürlüğü’ne yazı yazılmasına, sanıkların duruşmalardan muaf tutularak davanın 10 Eylül 2019 tarihine, saat 09.40’a ertelenmesine karar verildi.

    NE OLMUŞTU?

    25 Kasım 2017’de evlerine yapılan baskın sonucu Tv10 çalışanları Kemal Karagöz ve Kemal Demir gözaltına alınmıştı. 1 Aralık 2017’de Çağlayan Adliyesi’nde çıkarıldıkları mahkemede Kemal Karagöz adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken kameraman Kemal Demir tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne götürülmüştü. 6 ay iddianamesi hazırlanmadan cezaevinde tutulan Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz 2018 tarihinde Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Demir’in arkadaşlarının ve basının duruşma salonuna alınmadığı mahkemede Demir’in dosyası Mersin’e gönderilmişti. Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise dosya üzerinde yetkisizlik kararı vererek Demir’in dosyasını uyuşmazlık mahkemesine göndermişti. Bir buçuk yıl Silivri Cezaevi’nde tutuklu kalan Demir, 10 Şubat 2019’da tensiple tahliye edilmişti.

    TV10 çalışanları Kemal Demir ve Kemal Karagöz, Suriye’nin Kamışlı kentinde PKK/KCK adına bir televizyon kanalı kurmak için malzeme temini ve yardımla suçlanıyor.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Gazeteci Pınar Gayıp ve Semiha Şahin yine tahliye edilmedi

    Gazeteci Pınar Gayıp ve Semiha Şahin yine tahliye edilmedi

    PİRHA-Yaklaşık 10 aydır Bakırköy Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutuklu bulunan Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Semiha Şahin ile muhabir Pınar Gayıp yine tahliye edilmedi.

    Etkin Haber Ajansı (ETHA) editörü Semiha Şahin ve muhabiri Pınar Gayıp ile birlikte toplamda 4 kişinin ‘örgüt üyeliği’ ve ‘terör propagandası’ suçlamalarıyla tutuklu olarak yargılandığı davanın 3’üncü duruşması İstanbul Çağlayan Adliyesi’ndeki 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Gazete Tamam’da yer alan habere göre savcı, esas hakkındaki mütalaasında Semiha Şahin ve Pınar Gayıp hakkında terör örgütü propagandası iddiasıyla tutukluluk hallerinin devamını istedi. Bir önceki duruşmada tahliye edilen Gülsen İmre ve Ferhat Harun Pehlivan hakkında da örgüt propagandası, örgüt üyeliği ve 2911 Nolu kanuna muhalefetten ceza istedi.

    “GAZETECİLİK YAPMAK SUÇ DEĞİLDİR”

    Semiha Şahin savunmasına basın emekçilerini selamlayarak başladı. İddianamede yer alan tüm belgelerin hukuksuz olduğunu, bahsi geçen eylemlere gazeteci olarak gittiğini, propaganda iddia edilen paylaşımların ise kendi yaptığı haberler olduğunu dile getiren Şahin, “Gazetecilik yapmak suç değildir. Biz sosyalist gazetecileriz” diyerek tahliyesini talep etti.

    “GAZETECİLERİN GÖREVİ GERÇEKLERİ HALKA ANLATMAKTIR”

    Pınar Gayıp ise 9 aylık tutukluluğun cezalandırmaya dönüştüğünü belirtti. Sosyal medya paylaşımlarının propaganda olarak lanse edilmeye çalışıldığını dile getiren Gayıp, ETHA’nın kendileri için yaptığı gözaltı haberinin ise suç teşkil ettiği iddiasıyla dosyaya konulduğunun altını çizdi. Tahliyesini talep eden Gayıp, savunmasını şöyle sürdürdü:

    “Biz sosyalist gazetecileriz. Bugün burada gazetecilik yargılanıyor. Yapmış olduğum haberleri elbette sosyal medyada paylaşacağım. Bir diğer ironik olan durum ise ETHA’nın gözaltına alınmamıza dair yaptığı haber örgüt propagandası olarak dosyaya konulmuş. Polis fezlekesi olduğu gibi davaya konulmuş. Yüzden fazla meslektaşımız bugün tutuklu durumda. Gazetecilerin görevi gerçekleri halka anlatmaktır. Ben bu ülkenin en kanlı katliamlarından biri olan Suruç katliamının tanığıyım. Tutuklu iken görülen duruşmalarda da yerimi alamadım.”

    “ARA KARARLAR KOPYALA-YAPIŞTIR YÖNTEMİYLE VERİLİYOR”

    Av. Özcan Karakoç, dosyadaki delillerin hukuka aykırı olduğunun altını çizerek, savcının mütalaası ile hukuka aykırılığın devam ettiğini dile getirdi. Bütün delillerin eksiksiz toplanması gerektiğini savunan Karakoç, suçun oluşup oluşmadığının da araştırılmadığını belirtti. Ara kararların ironileştiğini savunan Karakoç, daha önce adli kontrol şartıyla tahliye edilen müvekkilleri hakkında savcının ceza istemesine atıfta bulunarak ara kararların ‘kopyala-yapıştır’ yöntemiyle verildiğini dile getirdi. Heyetin vicdanına seslenen Karakoç, müvekkillerinin adli kontrol şartı ile tahliye edilmelerini talep etti.

    KAPALI BİR SOSYAL MEDYA HESABINDAKİ PAYLAŞIMLAR NASIL DOSYAYA EKLENDİ?

    Av. Kader Tonç, mütalaada istenen cezaların gerekçelerini göremedikleri için esasa ilişkin savunmalarını şimdi yapamayacaklarını, zaman isteyeceklerini dile getirerek müvekkillerinin tahliyelerini talep etti. Pınar Gayıp’ın kilitli, yani kapalı olan Instagram profilindeki paylaşımların hukuka aykırı şekilde dosyaya eklendiğini kaydeden Tonç, açık kaynak tutanağında imzası olan polislerin mahkeme huzurunda dinlenilmesi gerektiğini beyan etti.

    Av. Gülhan Kaya, bir önceki duruşmada tahliye edilen müvekkili Gülsen İmre hakkındaki adli kontrol uygulamasının kaldırılmasını talep eti. Av. Gül Günaydın da müvekkili Ferhat Harun Pehlivan hakkında adli kontrolün kaldırılmasını talep etti.

    YİNE TAHLİYE YOK

    Taleplerin değerlendirilmesi nedeniyle verilen aranın ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, Gayıp ve Şahin hakkında tutukluluğun devamına karar vererek bir sonraki duruşmayı 27 Mart tarihine erteledi.

     

  • Sürüncemedeki mahkeme sürecine tepki gösteren Demir; Cezaevine girerken emekleyen evladım Roni şimdi koşuyor

    Sürüncemedeki mahkeme sürecine tepki gösteren Demir; Cezaevine girerken emekleyen evladım Roni şimdi koşuyor

    PİRHA- Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir 1 yıldır hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutuluyor. Cezaevinden gönderdiği mektupta kendi durumu ve cezaevinde yaşadıklarını anlatan Kemal Demir, devletin yıllardır Alevilere karşı sürdürdüğü asimilasyon politikalarının cezaevinde de peşlerini bırakmadığını kaydetti. 

    Tv10 yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir, 1 yıldır Silivri cezaevinde tutuluyor. Demir’in ilk duruşması görülüp dosyası Ankara 5. Yargıtay Dairesi uyuşmazlık mahkemesinde bekletilirken Büyükşahin ile Güleç’in ise henüz iddianameleri bile hazır değil. Geçtiğimiz Muharrem ayında oruçlarını cezaevinde tutmak zorunda kalan Tv10 çalışanlarının Alevi dedesiyle görüşme talepleri devam ediyor.

    Kameraman Kemal Demir Alevinet’e gönderdiği mektupta kendi durumunu ve cezaevi koşullarını anlattı. Demir’in mektubu şöyle:

    “HAYATIM ALT ÜST OLMAYA DEVAM EDİYOR”

    “Sizleri tutsaklığın sıcaklığı ile selamlıyorum.

    24 Kasım 2017 tarihinden beri tutuklu bulunuyorum. Üzerime alınan tutuklu yargılanma kararından itibaren 7 ay neyle suçlandığımı bilmeden cezaevinde kaldım. Şahsımla ilgili iddianame tam 7 ay sonra çıkarıldı. İddianamenin geç hazırlanması ve uzun tutukluluk sürecim bana özel bir politika değildi. Türkiye Cumhuriyeti yargısı son dönemlerde bir çok siyasi tutukluya yaşattığı sürece beni de dahil etti. İddianamem elime geçtikten sonra 28. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmiş, örgüt üyesi olduğum iddia edilmiştir. Hiçbir somut delil olmadan sadece şüphe üzerine üyelik ile suçlanmıştım. Defalarca itiraz dilekçesi ile mahkemeye başvurmama rağmen hiçbir dikkate değer görülmedim ve dosyam üzerinde yetkisizlik kararı verilerek yargılamam uzatıldı. Uzun tutuklu sürem gözardı edildi ve dava sürecim sürüncemede bırakıldı. Daha sonradan öğreniyorum ki dosyam Mersin 8. ACM’ye gönderiliyor ve burada da ben daha mahkeme yüzü görmeden mahkeme yetkisizlik kararı veriyor ve dosyamı Yargıtay’a gönderiyor. Şu an son olarak dosyam Ankara Yargıtay 5. dairesi uyuşmazlıklık mahkemesinde bekletiliyor. Uyuşmazlık mahkemesi benim davamın nerede görüleceğine karar verecek. Bu bahsettiğim yargılama süreci 1-2 günde sona ermiyor maalesef. Süre uzuyor, ben yargılanmıyorum ve hayatım alt üst olmaya devam ediyor. Şuna da değinmek isterim: İstanbul’daki mahkeme hakkımda suçun vasıf ve mahiyetinde değişiklik olduğuna dair mütalaa verdi. Yani mahkeme savcısı örgüt üyesi olmaksızın örgüte yardım noktasında mütalaa vererek hakkımdaki dayanaksız suçlamayı kendince hafifletti.

    “AFRİKA MAHKEMELERİNDE BİLE SÜREÇ DAHA KISA”

    Ben tutsak olduğumdan beri 1 yıl geçti. Buraya girdiğimde emekleyen evladım Roni şimdi koşuyor ve hala mahkemenin belirsizliği sürüyor. Afrika mahkemelerinde gerçekleşen yargılamalar bile buradaki süreçlerden daha kısa. Türkiye Cumhuriyeti yargısı bir kez daha şahsım üzerinden kanıtlamıştır ki uzun tutukluluk ve yargılamanın uzaması bu ülkenin adalet sorununu ortaya çıkarıyor.

    “CEZAEVİ KOŞULLARI İNSAN HAK VE ONURUNU HİÇE SAYIYOR”

    Tüm bunlar yetmezmiş gibi cezaevi koşulları insan hak ve onurunu hiçe sayıyor. 7 kişilik koğuşlarda 35 kişi kalıyoruz. Onlarca hasta tutuklu arkadaşımız var. Tedavi koşulları sağlanmıyor. Ben bunları gördükçe artık kendi yaşadıklarımı bir kenara bırakmaya başladım.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARI CEZAEVİNDE DE PEŞİMİZİ BIRAKMADI”

    Sadece bunlar da değil. Devletin yıllardır sürdürdüğü inanç politikası burada da peşimizi bırakmadı. Bizi burada Sünnileştirme ve asimilasyona uğratma çabaları devam ediyor. İnancımızın gereği olarak burada bir kısım arkadaşlarla Muharrem (Matem) orucunu tuttuk. Cezaevine onlarca talepte bulunmamıza rağmen bize uygun şartları sağlamadılar. Biz her şeye rağmen zor şartlarda da bulunsak orucumuzu tutmaktan vazgeçmedik. Ancak çabalarımız sonucu durumumuz basında ve mecliste gündeme geldikten sonra orucumuzun 12. gününde cezaevi yönetimi bizimle görüşerek taleplerimizi sordu. Ama tabi iş işten geçmişti.  Biz o zor şartları yaşamıştık artık. Her türlü baskıya rağmen inancımızı burada da sürdürmeye devam edeceğimizi duyurmak istedim.

    “ADALET HEPİMİZ İÇİN GEREKLİ OLACAK”

    Adil olmayan tutuklamalar ile mesleğini icra eden biz gazetecileri susturmaya çalışanlar bizim üzerimizden muhalefeti baskı altına almaya çalışıyorlar. Basın özgürlüğü hiçe sayılıyor, insan onuru yok ediliyor. Bu yaşananlar ülkem adına üzücü bir hale geldi. İnanıyorum ki bir gün adalet hepimiz için gerekli olacaktır.”

    NE OLMUŞTU?

    25 Kasım 2017’de evlerine yapılan baskın sonucu Tv10 çalışanları Kemal Karagöz ve Kemal Demir gözaltına alınmıştı. 1 Aralık 2017’de Çağlayan Adliyesi’nde çıkarıldıkları mahkemede Kemal Karagöz adli kontrol şartı ile serbest bırakılırken kameraman Kemal Demir tutuklanarak Silivri cezaevine götürülmüştü. 6 ay iddianamesi hazırlanmadan cezaevinde tutulan Demir’in ilk duruşması 3 Temmuz 2018 tarihinde Çağlayan Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkamesi’nde görülmüştü. Demir’in arkadaşlarının ve basının duruşma salonuna alınmadığı mahkemede Demir’in dosyası Mersin’e gönderilmişti. Mersin 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise dosya üzerinde yetkisizlik kararı vererek Demir’in dosyasını uyuşmazlık mahkemesine göndermişti. Tutukluluk hali devam eden Demir’in dosyası şu an Yargıtay’da bekletiliyor.

    Tv10 Yönetim Kurulu başkanı Veli Büyükşahin ile programcı Veli Haydar Güleç ise 10 Ocak 2018’de gözaltına alınmış ve 18 Ocak 2018’de ise tutuklanarak Silivri cezaevine gönderilmişti. Bir yıla yakındır tutuklu bulunan Büyükşahin ve Güleç’in iddianameleri bile henüz hazır değil. Cezaevinde inançları gereği Muharrem orucu tutan Tv10 çalışanları defalarca Alevi dedesi ile görüşme talep etmiş ancak talepleri karşılanmamıştı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Berkin Elvan davasında tanık polisler: Tanımıyoruz, hatırlamıyoruz, bilmiyoruz-VİDEO

    Berkin Elvan davasında tanık polisler: Tanımıyoruz, hatırlamıyoruz, bilmiyoruz-VİDEO

    PİRHA- İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülen Berkin Elvan davasının görüldüğü 9. duruşmaya polislerin çelişkili ifadeleri damga vurdu. Elvan’ın avukatları, tanıkların yalan beyanda bulunduklarını belirterek, İçişleri Bakanlığı’nın delilleri kararttığını ifade etti. Duruşma 23 Ocak’a ertelendi.  

    Gezi direnişi sırasında İstanbul Okmeydanı’nda polisin açtığı ateş sonucu vurulan ve 269 gün komada kalmasının ardından yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın davasının duruşması İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Dava 23 Ocak 2019’a ertelendi.

    Çağlayan Adliyesi’nde görülen 9. duruşmaya HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Oya Ersoy, Dilşad Canbaz, Elvan ailesi, cumartesi anneleri, insan hakları savunucuları ile çok sayıda kişi katıldı.

    Geçtiğimiz duruşmada bilirkişi raporunun yenilenmesi talep edilmişti, fakat raporun yetişemediği ifade edildi.

    Toplamda 9 tanık polisin dinlendiği duruşmaya 5 tanık SEGBİS ile bağlandı.

    İlk olarak ifadesi alınan o dönemde çevik kuvvet polisi olarak görev yapan tanık polis Davut Arslan, o gün Taksim’de görev yaptığını söyledi. Arslan, “Gezi parkının boşaltılmasında olaylara müdahale ettik. O gün sabaha kadar oradaydık. O gün Okmeydanı tarafına kesinlikle geçmedim.” dedi.

    Sanık Fatih Dalgalı‘yı tanımadığını iddia eden tanık Davut Arslan’a olay günü görüntüleri izletildi.

    2013 yılında sanık polis Fatih Dalgalı’yla aynı birimde Çevik Kuvvet olarak görev yapan İsmail Saltuk da, Dalgalı’yı tanımadığını ve hiçbir şey hatırlamadığını söyledi.

    ANNE ELVAN SALONU TERK ETTİ

    Tanığın hatırlamadığını öne sürmesine öfkelenen Gülsüm Elvan, “Yalan söylüyorsunuz katiller” diyerek salonu terk etti.

    Baba Sami Elvan da “1986’da bir yıl tekstil firmasında çalıştım. Size en az 10 kişinin isimlerini sayabilirim. Hiçbiri ile karşılaşmadım. Bu kardeşimiz sizin yüzünüze bakarak milletin gözü önünde yalan söylüyor. Yanında çalışan arkadaşını tanımadığını söylüyor. İnsanları kandırmayalım 8. duruşmadır. Bizi bir kere daha mezara sokmayın. Görüntüler izletilerek bilinçli olarak yalan söylüyorlar. O zaman biz gelmeyelim mahkemeye. Sizin göreviniz adalet dağıtmak. Ben adalete açım aç” diyerek tepki gösterdi.

    AVUKAT ATALAY: YALAN BEYANDA BULUNAN TANIKLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULMALI

    Tanık Sertaç Hardal, olaylar sırasında Okmeydanı’nda grup şefi olduğunu söyledi. Fatih Dalgalı’yı simayen tanıdığını söyleyen Hardal, “Grubumla o gün gezi parkı çevresine gittim. Ben akşam üzeri Halasgargazi caddesi üzerinde Merter bölgesine gittim. Gruptaki zetci polisi hatırlamıyorum.” dedi.

    Görüntülerin izletildiği Hardal, fotoğraftaki kişi net olmadığından çıkaramadığını iddia etti.

    Elvan ailesinin avukatı Can Atalay araya girerek, “Yemini tahtında soruyoruz. Ona uygun ifade vermesi gerekiyor tanığın. Bu tanık ile ilgili de suç duyurusunda bulunulması gerekir” diyerek tepki gösterdi.

    SANIK FATİH İÇİN ‘ABİ’ İFADESİ KULLANDI

    Tanık Taner Girik de şu an Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’nde görev yapıyor. Girik’in Fatih Dalgalı için sürekli ‘abi’ demesi dikkat çekti. Girik beyanında şu ifadelere yer verdi:

    “Birlikte çalıştığım için tanıyorum Dalgalı’yı. Bu olay ile ilgili çevik kuvvette ifadem alınmıştı. Abimiz hakkında ifade vermiş olabiliriz. Bu grupta 3 yıl çalıştım. Gezi olayları olduğunda birlikteydim. Gezi olaylarından sonra farklı gruplara dağıtıldık. Okmeydanı’nda sokakların içine pek girmedik. Olayın olduğu yerle 300 metre var. Genelde de grupla beraberdik. Grubun zetçisi Fatih abi idi. Grup amirimiz ise Yusuf Uyanık. Tek zetçi fatih abiydi. Ve grup dağılmıyordu. Fatih abi genelde bizim yanımızdaydı.”

    İzlediğinde görüntülerde ise ‘abi’ dediği Fatih Dalgalı’yı benzetemediğini söyleyen Girik, “Fatih abi genelde bizim yanımızdaydı.” dedi.

    ÇELİŞKİLİ İFADELER YER ALDI

    Murat Yavuz da, aynı grupta 1-2 ay çalıştığını söylediği Fatih Dalgalı’yı önce ‘tanımıyorum’ sonra ‘simayen görsem tanırım’ diyerek çelişkili ifadeler kullandı. Yavuz, “Dalgalı’yı hatırlamıyorum. Çevik kuvvete 2011’de başladım. 2013’de hatırlamıyorum. Kalkancıydım. Grubun gazcısını tanımıyorum” dedi. “Aynı grupta çalışmışsın hiç görmedin mi?” sorusuna Yavuz, “Görsem simayen tanıyabilirim. Onlar hemen çevik kuvvetten çıktılar” ifadelerini kullandı. Görüntüler izletildi. Üniforma ile daha farklıydı. Fotoğraflara bakan Yavuz, “Tanıdığıma emin değilim” dedi. SESGİS ile gösterilince de tanımadığını ifade etti.

    TANIK UYANIK, SORULARI YANITSIZ BIRAKTI

    SESBİG ile duruşmaya katılan tanık Yusuf Uyanık ise şu an Antep İslahiye de görev yapıyor.

    Konuyla ilgili ilk defa ifade veren Uyanık, Fatih Dalgalı ile 5-6 ay beraber çalıştığını söyledi. Olaylar sırasında grup şefi olarak çalışan Uyanık, “Grup komiserinden emir alıyorduk. Kimdi hatırlamıyorum. Dalgalı’nın grupta birlikte çalışıyorduk. Tam olarak görevini hatırlamıyorum. O tarihlerde aralıksız çalıştığımızı kimle nerede çalıştığımızı hatırlamıyorum. Okmeydanı bölgesinde de görev yapmış olabiliriz ama hatırlamıyorum.”

    Uyanık, avukatların tüm sorularına rağmen, o gün grubun zetçisi kimdi, o günün şartları neyi gerektirdi, verilen emir ve kimin verdiğine dair hiçbir şey hatırlamadığını söyledi.

    Görüntülerin izletilmediğini söyleyen Uyanık’ın sözleri üzerine Elvan’ın avukatı, yalan tanıklık edildiğini vurgulayarak tepki gösterdi.

    Tanık Ferdi Baykal, Ali Çiçek, Mehmet Akif Yıldız da beyanlarında, ‘Tanımıyorum’ ifadelerini kullandı.

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI DELİLERİ KARARTIYOR”

    Tanık beyanlarının ardından Berkin Elvan’ın avukatları savunma yaptı.

    Avukat Can Atalay, SEGBIS sistemiyle davanın yürütülemeyeceğini söyledi. İçişleri Başkanlığı’nın açık bir şekilde delil kararttığını belirten Atalay, “Tanık polislerden biri Fatih Dalgalı’nin 300 metre sokağın içine girdiğini itiraf etti. Demek ki Dalgalı çocuğu açık bir şekilde vurmuştur. Polisler Dalgalı’ya abi diye sesleniyor. Bunun için savcılık soruşturması açacak mı? Abi diye sesleniyor ama ifadesinde tanımadığını ve hatırlamadığını belirtiyor. İçişleri Bakanlığı, kapalı spor salonunda polislere görüntüleri izlettiriyor. Tanık polislerden Yusuf Uyanık  bunu beyan ediyor ancak bu dosya mahkemede yok yani İçişleri Bakanlığı bu dosyayı mahkemeye göndermedi ve delili gizledi. 5 senedir bir katil elini kolunu sallayarak geziyor. Bunu hukuken kabul etmemiz mümkün değil. Taş olsa böyle bir adaletsizliğe çatlar” ifadelerini kullandı.

    “TANIK POLİSLER BİRBİRLERİNİ DE YALANLIYORLAR”

    Avukat Çiğdem Akbulut şu ifadeleri kullandı:

    “Devletin katilleri koruduğunu bir kez daha gördük. Bütün duruşmaların başından bu yana ifade veren tanık polis memurları görüntüleri yalanlamaları dışında birbirlerini de yalanlıyorlar.

    Tanıklar saklıyor, çelişen ifadeler ile yalan söylüyorlar. Görüntülere güvenmek bilimsel rapor istiyoruz. ATK raporumuzu düzenlemiyor. Tübitak 5 yıl oldu göndermedi. Biz ne yapalım. Her celsede yalanlar söyleniyor. Bu kadar açıkken yalan söylediği bu sanığın tutuklanması talebinden vazgeçmeyeceğiz. Dosyanın ulusal kriminal büroya gönderilmesini istiyoruz.”

    Duruşma, dinlenmeyen tanıkların dinlenmesine, Adli Tıp Kurumu ve Ulusal Kriminal Bürodan rapor alınması taleplerinin incelenmesi üzere mahkeme heyeti bir sonraki duruşmayı 23 Ocak 2019 saat 10,00’a erteledi.

    “ADALETE AÇIM”

    Duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi önünde açıklama yapıldı. Burada konuşan baba Sami Elvan, tanıkların yalan ifade verdiklerini vurgulayarak “Bir kez daha yalan ifadelere tanık olduk. Birlikte çalıştıkları arkadaşlarını tanımıyorlar. Ben adalete açım. Benim gibi milyonlarca insan adalete aç. Ama ben yılmayacağım elimden ne geliyorsa yapacağım” dedi.

    Elvan’ın avukatlarından Can Atalay da siyasi iktidarın İçişleri Bakanlığı yoluyla delil karartmak için her türlü yola başvurduğunu bir kez daha gördüklerini kaydetti. Gezi direnişinin adalete aç olan milyonların kitlesel itirazı olduğunu ifade eden Atalay, bu itirazın aradan 5 yıl geçtikten sonra herhangi bir suç ile ilişkilendirilemeyeceğini vurguladı. İnsanların sadece söyledikleri sözler yüzünden ifadeye çağrıldığını ancak bir kat ve amirlerinin bir tek gün bile tutuklu kalmadığını kaydetti. Atalay, “Gezi bu ülkenin umududur, Berkin de Gezi’nin çocuğudur” dedi.

    “BİR KATİLİN TUTUKLANMAMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Elvan’ın avukatkarından olan Çiğdem Akbulut ise kendilerine getirmeleri için verilen sanık Fatih Dalgalı’nın her celsede tutuklanmasını talep ettiklerini ancak tutuklanmadığına dikkat çekti. Bugün dinlenen tanıkların beyanlarıyla birlikte bir kez daha nasıl yalan söylendiğini gördüklerini ifade eden Akbulut, avukatların karakollarda, adliyelerde davalarını takip ederken tutuklandıklarını dolayısıyla bir katilin tutuklanmamasının kabul edilebilir bir şey olmadığına işaret etti. Devletin amirleriyle, şefleriyle, polis memurlarıyla çizdiği birbirlerini koruyan bu resmin sona ermesini istediklerini belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Berkin Elvan davası başladı

    Berkin Elvan davası başladı

    PİRHA- İstanbul Okmeydanı’nda polisin açtığı ateş sonucu vurulan ve 269 gün komada kalmasının ardından yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın davası İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Anne Elvan tanıkların ifadelerine tepki göstererek salonu terk etti.

    Çağlayan Adliyesi’nde görülen 9. duruşmada HDP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Oya Ersoy, Dilşad Canbaz, Elvan ailesi ile avukatları, cumartesi anneleri, insan hakları savunucuları ve çok sayıda kişi hazır bulundu. Duruşma tanıkların dinlenmesi ile başladı. Tanıkların, olay gününe dair “Hatırlamıyorum” sözleri üzerine anne Gülsüm Elvan, bu sözleri üzerine, “Yeter ya katiller, yalan ifade veriyorlar. Bu kadar olmaz” diyerek salonu terketti.

    BABA ELVAN: BEN ADALETE AÇIM

    Baba Sami Elvan da, tanıkların ifadelerine tepki göstererek, “86 da bir yıl çalıştım tekstil firmasında. Size en az 10 kişinin isimlerini sayabilirim. Hiçbiri ile karşılaşmadım. Bu kardeşimiz sizin yüzünüze bakarak milletin gözü önünde yalan söylüyorum. Yanında çalışan arkadaşını tanımadığını söylüyor. İnsanları kandırmayalım. 8. duruşmadır. Bizi bir kere bir kere daha mezara sokmayın. Görüntüler izletilerek bilinçli olarak yalan söylüyorlar. O zaman biz gelmeyelim mahkemeye. Sizin göreviniz adalet dağıtmak. Ben adalete açım aç.” dedi.

    NE OLMUŞTU?

    Haziran direnişi günlerinde (16 Haziran 2013) İstanbul Okmeydanı’nda polisin gaz bombası fişeğiyle vurduğu Berkin Elvan 269 gün direndi, 11 Mart 2014 yılında hayatını kaybetti. 12 Mart 2014’te yüz binlerce kişi Berkin’i uğurladı. Berkin Elvan’ın ölümünün üzerinden 4 yıl geçti.

    Katilleri belli olmasına rağmen henüz dava sonuçlanmadı. 4 yıl boyunca başta Berkin Elvan’ın ailesi olmak üzere, avukatların ve toplumsal muhalefetin hukuk mücadelesi sürüyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • İstanbul İHD: Katiller ve katliam sorumluları yargılanmaktan kurtulamayacak

    İstanbul İHD: Katiller ve katliam sorumluları yargılanmaktan kurtulamayacak

    PİRHA – 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Garı önünde IŞİD’in bombalı saldırısı sonucu yaşamını yitirenleri anmak için İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “İnsanlığa karşı işlenen suçlar zaman aşımına uğramaz” denildi. 

    10 Ekim Ankara Katliamı’nın 3. yılında, İHD İstanbul Şubesi, Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada, “10 Ekim 2015 tarihinde, “Emek, Barış ve Demokrasi” için bir araya gelmiş binlerce insan,  IŞİD üyesi oldukları, bağlantıları ve kimlikleri emniyet/istihbarat tarafından bilinen iki canlı bomba ile gerçekleştirilen yani göstere göstere gelen ama engellenmeyen bir katliama maruz kaldı. Katliamı seyreden emniyet güçleri yaralılara müdahaleyi geciktirdi, yardım etmek isteyenleri gaz sıkarak engelledi. 103 kişinin öldüğü, 391’i ağır 500’e yakın kişinin yaralandığı ve orada olan olmayan binlerce kişinin etkilendiği 10 Ekim Ankara Katliamı, kara bir sayfa olarak tarihe eklendi” denildi.

    “DAVALARLA, TUTUKLAMALARLA SUSTURULMAYA ÇALIŞIYORUZ AMA BURADAYIZ”

    “10 Ekim Ankara Katliamı’nın üzerinden tam 3 yıl geçti. Halktan gelen emek, barış ve demokrasi talebini yok etmeyi amaçlayan bu katliam, amacına ulaşamadı ama arkasında büyük bir acı bıraktı. Amacına ulaşamadı, çünkü emekçiler, barış isteyenler, demokrasi isteyenler hala buradayız. Cumartesi Anneleri, gazeteciler, siyasetçiler, sanatçılar, yazarlar, akademisyenler, 3. Havalimanı işçileri ve tüm emek mücadelesi verenler, insan hakları savunucuları, özetle toplumun tüm emek barış ve demokrasi diyenleri baskı altındayız. Davalarla, tutuklamalarla susturulmaya çalışılıyoruz ama buradayız ve taleplerimizin arkasındayız” ifadelerini kullanılan açıklama şöyle devam etti:

    “Herkesin malumu ki; Diyarbakır ve Suruç katliamı sonrası ortaya çıkan ve savcılıkların da dikkatine sunulan katillerin kimlikleri ve bağlantılarına dair bilgiler gözardı edildiği için Ankara, Gaziantep ve İstanbul’da katliamlar devam etmiştir. Buna rağmen bu davalar birleştirilmemiş, örgüt bağlantıları gizlenmeye devam edilmiş, yeni katliamların yaşanmasına imkan yaratılmıştır.

    Bu katliamları hazırlayanlar, 10 Ekim Ankara katliamı sanıkları hakkında açılan ve 3 yıl sonra 4 Ağustos 2018 tarihinde karara bağlanan dava sürecinde de etkinliklerini sürdürdüler: Davanın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesine engel oldular. Katliamın siyasi bağlantılarını, emniyet ve istihbarat içindeki bağlantılarını kamuoyundan gizleyemediler ama davadan kaçırdılar, yargılanmalarına engel oldular.

    Ancak katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları ve katliama maruz kalanların ısrarlı mücadelesi neticesinde,  katillerin tamamını koruyamadılar. IŞID üyesi tetikçilerin yargılandığı 16 sı firari 36 sanıklı davada verilen kararda; 16 Firari sanığın dosyası tefrik edilirken, 9 sanık hakkında kasten öldürmek suçundan 100’er kez ve anayasayı ihlal suçundan 1 er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ve 391 kişiyi öldürmeye teşebbüs suçundan 10 bin 557 yıl hapis cezası verildi. Tüm sanıklar ayrıca, silahlı örgüt yöneticisi/üyesi, silahlı patlayıcı madde bulundurmak/ taşımak suçlarından dolayı da değişik cezalarla cezalandırıldılar. Ancak adalet gerçekleşmedi.”

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR ZAMAN AŞIMINA UĞRAMAZ”

    Açıklama, şu ifadelerle devam etti:

    • “Davaya yapılan itirazlar ve temyiz talepleri yanında, firari sanıklar için tefrik edilen dosya bu davanın daha uzun yıllar devam edeceğini gösteriyor. Ve bu süreçte yürütülecek etkili bir mücadele ve sıkı bir takip;  saklanan gerçeklerin ortaya çıkmasının ve gerçek suçluların yargılanmalarının yolunu açmaya imkân verecek gücü içinde barındırıyor.
    •  IŞID’ tarafından planlanan katliamlar ve katliamlar arasındaki bağlantılar bilinmesine rağmen halkı korumayan, saldırıları önlemeyen, suçluları ve bağlantılarını soruşturmayan tüm emniyet ve savcılık yetkilileri ile kaostan medet umarak ve muhaliflerini yok ederek iktidarda kalmak amacıyla IŞİD ve benzeri örgütlenmeleri destekleyen siyasi güç bu katliamdan sorumludur.
    •  Bu dava, insanlığa karşı suç davasıdır. İnsanlığa karşı suçlar zaman aşımına uğramaz.
    •  Katiller ve katliam sorumluları nihayet yargılanmaktan ve hesap vermekten kurtulamayacaklar.

    İnsan hakları savunucuları, emek, barış ve demokrasi savunucuları olarak;  3. yılında, katliamda kaybettiklerimizi sevgi ve saygıyla anıyoruz. Ve söz veriyoruz;

    Tüm suçlular yargı önünde hesap verinceye kadar bu davanın peşini bırakmayacağız.

    Emek, barış ve demokrasi için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gazeteci Çağdaş Kaplan serbest bırakıldı

    Gazeteci Çağdaş Kaplan serbest bırakıldı

    Gece saatlerinde gözaltına alınan gazeteci Çağdaş Kaplan, Çağlayan Adliyesi’ndeki ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

    İstanbul 1’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan ve gece gözaltına alınan Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çağdaş Kaplan, savcılık ifadesi ardından serbest bırakıldı.

    Gece gözaltına alınan Yeni Yaşam gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Çağdaş Kaplan, savcılık ifadesi ardından serbest bırakıldı. İstanbul 1’inci Sulh Ceza Hakimliği tarafından hakkında yakalama kararı çıkarılan Kaplan’ın gözaltına alınma gerekçesi ise yaptığı haberleri sosyal medya hesabından paylaşmak ve Kobanê’de muhabirlik yaptığı dönemde çektiği fotoğrafını yayınlamak oldu.

    Kaplan’ın yaptığı haber ve fotoğraflarını sosyal medyada paylaşması “örgüt propagandası yapmak” olarak değerlendirildi. Kaplan, çıkarıldığı İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nda verdiği ifadesinde yaptığı paylaşımların basın özgürlüğü çerçevesinde olduğunu ve suç teşkil etmediğini dile getirdi. Kaplan, hiçbir örgütün propagandasını yapmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini söyledi.

    Kaplan’ın avukatı Ramazan Demir de, söz konusu paylaşımların haber amaçlı olduğunu ve gazetecilik faaliyeti kapsamında yapıldığını, ifade ve basın özgürlüğü korumasında olan paylaşımlar olduğunu belirtti.