PİRHA- CAN TV haber spikeri Ezgi Soysal, üç yılı aşkın süredir aynı mahallede oturduğu komşuları tarafından sistematik şiddete, tacize ve tehdide maruz kalıyor. Defalarca CİMER’e, belediyeye ve karakola başvuran Soysal, hiçbir koruyucu tedbirin alınmadığını söyleyerek, “Can güvenliğim yok. Adalet yerini bulmadığı için bugün neredeyse öldürülüyordum” dedi.
İstanbul’da yaşayan CAN TV çalışanı Ezgi Soysal, yaklaşık dört yıldır aynı mahallede oturduğu komşuları tarafından sistemli şekilde rahatsız ediliyor, tehdit ediliyor ve defalarca fiziksel saldırıya uğruyor. Defalarca belediyeye, CİMER’e ve karakola başvurduğunu belirten Soysal, hiçbir önlem alınmadığını söyledi. 2025 yılı başında üç kadının saldırısına uğrayan Soysal, bu olayda parmağının kırıldığını, nisan ayında babasının da aynı kişiler tarafından darp edildiğini aktardı.
“ORGANİZE SALDIRI SONUCU ÖLÜMDEN DÖNDÜM”
Son olarak 28 Ekim Salı günü evine dönerken on kişilik bir grup tarafından saldırıya uğradığını belirten Soysal yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı:
“Yaklaşık dört yıldır yaşadığım yerde, yan binamda oturan kişiler tarafından sürekli rahatsız ediliyorum. Çevrem kirletiliyor, aracım zarar görüyor. Bu durumla ilgili CİMER’e, belediyeye ve karakollara defalarca başvurdum ama hiçbir önlem alınmadı. Ocak ayında üç kadın bana saldırdı; parmağım kırıldı, vücudumda yaralanmalar ve doku kayıpları oluştu. Nisan ayında babama da durakta saldırdılar. Yanında çocuğu varken babama ‘Senin kafanı kopartırım’ diyerek saldırdılar, burnu kırıldı, gözü morardı. 28 Ekim günü evime dönerken sokağa girmeden önce yan binadaki dairelerin ışıklarının açık olduğunu, perdelerin arkasında dışarıya bakan insanlar olduğunu gördüm. Yine sözlü tacize ve tehdide maruz kaldım. Sokağa girdikten kısa süre sonra bir kişi arabanın arkasından aniden çıktı, ağır küfürler etti ve arkadan saldırarak beni yere düşürdü. Ardından yaklaşık on kişi, kadın, erkek ve çocuklar, beni aralarına alarak kafama ve vücuduma tekmeler attı. Yoldan geçen bir kadın ve bir çift olmasa, beni orada öldüreceklerdi.
Ocak ayından bu yana defalarca polis çağırmak zorunda kaldım; tüm şikayetlerim kayıtlarda. Aradan yaklaşık on ay geçmesine rağmen iddianame hâlâ hazırlanmadı. 27 Ekim’de İçerenköy Polis Karakolu’na gittiğimde iki kez kapıdan döndürüldüm. 28 Ekim’de kapımın önünde pusuya düşürüldüm ve organize bir şekilde bana saldırdılar. Akşam 6’dan gece 2’ye kadar hastanede ve karakolda işlem gördüm, ama saldırganlar hakkında hiçbir işlem yapılmadı.”
ADALET ÇAĞRISI
Ezgi Soysal, cezasızlık politikalarına dikkat çekerek birçok insanın bu sebeple yaşamını yitirdiğini vurguladı. Yetkililere adalet çağrısı yapan Soysal, “Bu duyarsızlık ve adaletin sağlanmaması yüzünden neredeyse canımdan olacaktım. Ne benim ne babamın can güvenliği var. Bu insanlar gün ortasında plan yaparak, ailecek ve çocuklarla beni evimin önünde pusuya düşürdüler. Ben gereken şikayetleri yaptım ama yargının yavaş işlemesi yüzünden binlerce insan hayatını kaybediyor. Suç kaydı olan kişiler sokakta, toplum bu yüzden yozlaşmış durumda. Biz medya çalışanları olarak buna maruz kalıyoruz ve ben de bu mağduriyetin içinde adalet arayan biriyim” diye konuştu.
PİRHA-Yaptığı paylaşım üzerinden kendisinin değil de Alevi inancının hedef olduğunu belirten Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak, “Özellikle de bu süreçte, Alevilere yönelik geçmişten itibaren taşınıp gelen Alevi fobiyi daha inceltilmiş, daha dolaylı şekillerde hedef almak adına ben ve paylaşımım ön plana getirildi ve burada Alevilerin inançları sorgulanır bir hale getirilmiştir. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez” dedi.
Munzur Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Yalçın Çakmak’ın, Alevi inancının mitsel anlatımlarından en önemlisi olan “Kırklar Meclisi”ne dair geçtiğimiz yıl yaptığı paylaşımın hedef gösterilmesi sonrası Rektörlük tarafından inceleme başlatılmıştı.
Doç. Dr. Yalçın Çakmak, yaşanan gelişmelere dair CAN TV’de Ergin Doğru’nun sunduğu ‘Özel Program’a konuk oldu.
“BUYRUKLAR, ALEVİLERİN İLM-İ HÂLİDİR”
Buyruk nüshalarının Anadolu’da 500 yıldır bilinen ve okunan nüshalar olduğunu belirten Doç. Dr. Yalçın Çakmak, “Buyruklar aynı zamanda Alevilerin ilm-i hâlidir. Nasıl ki Sünni Müslümanların Kur’an-ı Kerim’i, Musevilerin Tevrat’ı, Hristiyanların İncil’i referans almaları gibi buyruk nüshaları da aslında Kızılbaş Alevi toplumunun kendi içerisindeki organizasyonunu ve ilişkilerini düzenleyen bir ilm-i hâl niteliğine sahiptir. Benim yapmış olduğum paylaşım üzerinden aslında burada hedef olan kişinin ben olduğumu düşünmüyorum. Burada aslında ve o haber sitesinin altına yapılan yorumlardan da gördüğümüz üzere yani 40’larda kim oluyor ki Hz. Muhammed’i içeriye almıyorlar diyor. Bilmedikleri için aslında Alevilerin batini anlamda tefsir ettikleri eserlerini ya da cemlerini ya da kendi işlerindeki inanç ve kılgılarını bilmedikleri için buradan çok basit bir şekilde bir Hz. Muhammed’e hakareti çıkartıyorlar” dedi.
“ALEVİLERİN İNANÇLARI SORGULANIR BİR HALE GETİRİLMİŞTİR”
Yaşananların kendi şahsıyla ilgili bir durum olmadığını vurgulayan Çakmak, “Bu benim şahsımla ilgili bir süreç değil aslında. Yüzyıllardır bunu kendi kutsal metinleri olan buyruklarda, erkânlarında, cemlerinde, dedelerin, pirlerin, babaların defaten ifade ettikleri bir mitolojik anlatıyı, bir inancı sorgulama cüretini gösterebilmektir. Yani nasıl olur da siz böyle bir inanca sahipsiniz denilmek isteniyor aslında. Özellikle de bu süreçte, Alevilere yönelik geçmişten itibaren taşınıp gelen Alevi fobiyi daha inceltilmiş, daha dolaylı şekillerde hedef almak adına ben ve paylaşımım ön plana getirildi ve burada Alevilerin inançları sorgulanır bir hale getirilmiştir. Bu hiçbir şekilde kabul edilemez. Benim esas en büyük endişem paylaşımım üzerinden aslında yeniden bir Alevi-Sünni çatışması ya da böyle bir hareketlilik yaratıp hali hazırda Türkiye’nin tartışmaya başladığı bir süreci baltalamaya yönelik bir girişim olarak değerlendirdim” diye konuştu.
PİRHA-Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, CAN TV’de ‘Heqibê Perperiki’ programında hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları anlattı. Erdoğan, “Maden projelerinin uygulanması üreticiye ve hayvanlara zarar verecektir. Dersim’deki madencilik projelerinin vuracağı en büyük darbe küçükbaş hayvancılığa olacaktır. Yetkililerin bu konuda iyi düşünmesi lazım. Ya ülkenin geleceğine adım atacaklar ya da baltayı vuracaklar” dedi.
CAN TV’de Nuray Atmaca’nın Dersim’i köy köy gezerek Kırmancki (Zazaca) hazırlayıp sunduğu ‘Heqibê Perperiki’ isimli program, uzun zamandır haftalık olarak yayınlanıyor. Genellikle köylülerin hayatlarını ekrana taşıyan programın son bölümünde, Ovacık’ın Hurhurik yaylasında hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları ekrana taşıdı.
Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, hayvancılık yapanların yaşadıkları sorunları anlattı.
Küçük baş hayvancılık yapanlar yeterince destek alamadığını söyleyen Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, “Bu mesleğin bitmemesi için yetkililerin iyi düşünmesi lazım. Gençleri özendirmemiz lazım. Biz hayvan başına geçen sene 200 TL’lik destek aldıysak bunun yarısından fazlası aşı ve küpeye gitti. adı altında. Aşı ve küpenin destek temelinde yapılması lazım. O yüzden verilen desteklerin sahadakilerin dinlenilerek verilmesi lazım” diye belirtti.
“ÜRETİCİLER OLARAK, MADEN PROJELERİNİ İSTEMİYORUZ”
Hayvancılık yapan üreticiler olarak maden projelerini istemediklerini belirten Zeynel Erdoğan, “Maden projelerinin uygulanması üreticiye ve hayvanlara zarar verecektir. Eğer yaylalarımız maden şirketlerine verilirse yaklaşık 70 bin hayvanın bitmesi demek. Maden çalışmalarıyla birlikte su kaynaklarının da bitmesi anlamına geliyor. Dersim’deki madencilik projelerinin vuracağı en büyük darbe küçükbaş hayvancılığa olacaktır. Yetkililer şuna dikkat etsin; bir madeni bir şirket çalıştırır ama hayvan üreticisi yürüyen bir fabrikadır. En az 10 aile çalıştırır ve toplam kişi 100 kişiye çıkar. 300 hayvanı olan bir üretici yürüyen bir fabrikadır. Yetkililerin bu konuda iyi düşünmesi lazım. Ya ülkenin geleceğine adım atacaklar ya da baltayı vuracaklar” diye konuştu.
PİRHA-Barışı ilk olarak Alevilerin istemesi gerektiğini belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Barış, kendiliğinden gelecek bir şey değil. Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız, bu bir zorunluluk. Barış istiyorsak bunu görünür kılmak zorundayız” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından yaşanan gelişmelere dair CAN TV’de Ergin Doğru’nun sunduğu ‘Özel Program’a konuk oldu.
“SÜREÇ İSTEDİĞİMİZ TEMPODA İLERLEMİYOR”
Sürecin istedikleri tempoda ilerlemediğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bu bir gerçek ama biz bunu bir tıkanma olarak nitelendiremiyoruz. Halihazırda sorun alanları var ve bu sorun alanlarının giderilmesi gerekiyor. Türkiye’deki antidemokratik her şeyi süreçle bağlantılı görmemiz gerekiyor. Hukuksuz olan her şeyin süreçle bağı vardır. En nihayetinde biz Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşurken salt silahların susmasını konuşmuyoruz ki. Biz demokratik bir toplumu konuşuyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasını konuşuyoruz. Demokratik entegrasyon, demokratik dönüşüm diyoruz. Sayın Öcalan’ın kendisi özgürlük yasalarının çıkması diyor. Demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi diyor. Peki demokratik entegrasyon yani Kürtlerin demokratik entegrasyonu nereye olacak? Mevcut sisteme demokratik bir entegrasyon imkanı var mıdır?
Sistemim demokratik olacak ki siz de demokratik entegrasyonunuzu gerçekleştirebilirsiniz. Yani hem kendi benliğinizi koruyacaksınız, kültürünüzü koruyacaksınız, özünüzü koruyacaksınız. Hem aynı sistemin bir içerisinde özgür ağlarınızla var olacaksınız. Yani sistemin o özgürlükçü yapısının bir parçası olacaksın. Şimdi ortada demokratik bir sistem olmadığında o zaman nasıl demokratik dönüşüm olur?” dedi.
CHP’ye yapılanların sürece yönelik çok ciddi engel çıkardığını söylemeleri gerektiğini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, ”
Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin ana muhalefet partisi, son yerel yönetim seçimlerinde birinci çıkmış bir parti. Böyle bir partinin 100 yıllık bir Kürt sorununun çözümünde onu dışarıda bırakacak, sürekli bir savunma pozisyonuna itmenin kendisi aslında onu süreç dışı bırakmaktır ve süreci de sabote etmektir. Yaşananlar süreci güçlendiren değil sürece dair güvensizliği derinleştiren ve Türkiye’deki her insanın şu soruyu sormasına neden olan bir yaklaşımdır. Ya hani demokrasi diyordunuz, hani barış diyordunuz, hani çözümlüyordunuz, hani iç cepheyi takip etmek diyordunuz. Bu nasıl bir iç cephe takibat? Ana muhalefet partisinin de öyle mi iç cepheyi takip edeceksiniz? Ana muhalefet partisinin il başkanlığına kayyum atayarak mı iç cepheyi takip edeceksiniz diye bir soru var. Çok haklı bir soru. O anlamıyla biz Kürt sorununun demokratik çözümü derken CHP’yi dışlayan, CHP’li seçmeni dışlayan, ülkenin batısını dışlayan bir bakış açısıyla meseleye bakmıyoruz. Biz bütün Türkiye halklarını kapsayan bir çözümden bahsediyoruz” diye ifade etti.
“KOMİSYON, SÜRECİN TOPLUMSALLAŞMASI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ”
Kürt sorunu gibi yüzyıllık sorunu, komisyonun tek başına çözmesini beklemenin gerçekçi olmadığını vurgulayan Koçyiğit, “Komisyon, yürüyen süreç içerisinde bir adım olarak kuruldu. O anlamıyla tarihsel bir önemi var. Yani 100 küsur yıl sonra mecliste ilk defa Kürt sorunun demokratik çözümü için bir komisyon kuruldu ve bu komisyon çok geniş bir siyasal yelpazeye sahip. Bugüne kadar Sayın Öcalan tarafından yürütülen bütün adımları aslında ülke olarak, devlet olarak, sistem olarak, hükümet olarak, meclis olarak adına ne dersek atılmış, onun karşısına atılmış ilk somut adım olarak da ifadesini bulduğunu ifade edelim. Yani bu anlamıyla bir somutluk içeren ilk adımdır. Bu süreç içerisinde elle tutulur görebildiğimiz tek somut adımdır diye ifadelendirebiliriz. Komisyon, sürecin toplumsallaşması açısından çok önemli. Bu toplumsallaşma hem tartıştıkça aslında topluma yayılması açısından önemli hem de komisyona gelip dinlenen kişiler aracılığıyla, kurumlar aracılığıyla da bir toplumsallaşma gerçekleştiğini görüyoruz. Bunu çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. O anlamıyla bugün yürüyen bu sürecin ilerlemesi derinleşmesi ve kalıcı hale gelmesi için bazı sürecin ihtiyacı olan yasalar var. Örneğin silah bırakanların hukuki statüsü ne olacak? Silah bırakanlar geldiğinde nasıl bir siyasal ve sosyal yaşamın parçası olacaklar? Nasıl bir demokratik mücadele ortamı bulacaklar gibi bazı sorulara bu meclis komisyonunun yanıt oluşturması gerekiyor. O anlamıyla evet silah bırakanların hukuki statüsü yine PKK’den dolayı ceza almış cezaevinde olan sürgünde olanların ne olacağı onların hukuki statüsü temel bir başlık olarak önümüzde duruyor” diye belirtti.
“ALEVİLERİN AMASIZ VE FAKATSIZ BARIŞI İSTEMESİ GEREKİYOR”
Barışı ilk olarak Alevilerin istemesi gerektiğini dile getiren Koçyiğit, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Çünkü barış Alevilerin yaşam hakkından tutalım da demokratik bir ülkede yaşama istencine giden kapıyı aralayacaktır. Alevilerin en büyük talebi olan eşit yurttaşlığın kapısını çok daha aralayabilecek onun mücadele zeminini çok daha geliştirebilecek bir süreçtir. O anlamıyla bugün Alevilerin amasız ve fakatsız gerçekten barışı istemesi gerekiyor. Barış için mücadele etmesi gerekiyor. Barış içinde söz kurması gerekiyor. Barış, kendiliğinden gelecek bir şey değil.
Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız. Bu bir zorunluluk. Barış istiyorsak bunu görünür kılmak zorundayız. Ben en başta da Alevi kadınlarının bu sürece sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.”
PİRHA – Siyasetçi Gültan Kışanak, yeni sürece dair değerlendirmesinde “Şimdiye kadar Kürt önderler, son sözlerini hep idam sehpasında söylediler. İlk kez biz, son sözlerimizi bir masada söyleme imkanını açığa çıkardık” ifadelerini kullandı. Alevilerin, sürecin öznesi olacağını söyleyen Kışanak, Suriye’de de demokratik güçlerle Alevi toplumunun birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Siyasetçi Gültan Kışanak, 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından açıklanan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından yaşanan gelişmelere dair konuştu.
CAN TV’de Ergin Doğru’nun programına konuk olan Kışanak, Abdullah Öcalan’ın PKK’nin son kongresine gönderdiği perspektif metni üzerinde süren tartışmalara değindi. Kışanak, PKK Lideri Öcalan’ın, günümüz Alevi inancına dair yorumlarına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:
“Önemli tarihsel bir süreç. Ortadoğu’daki şu son yaşanan gelişmelere baktığımızda da Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nın ne kadar kıymetli bir döneme denk geldiği ve ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. O nedenle öncelikli önerim; bütün canları, dostlarımızı, yoldaşlarımızı ve gerçekten demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi bir gelecek arzulayan herkesi, meselelere çok büyük bir pencereden bakmaları ve bu tarihsel momenti doğru anlayacak bir yerde durmalarıdır. Görüyoruz işte Gazze’de yaşananları biliyoruz. İşte IŞİD’in son 15 yıldır bütün Ortadoğu’da yaşatmak istediği, Şengal’den başlayıp Kobani kapılarına kadar dayanan ve orada durdurulan IŞİD katliamına ama hala tehlikenin geçmemiş olduğunu bilerek, unutmadan ve son olarak da birkaç gündür İsrail-İran çatışması üzerinden ortaya çıkan bu büyük kaos ortamını düşünerek sürece bakmak ve anlamlandırmak gerekiyor. O nedenle yani bazı kavramlar, kelimeler üzerinden, hani bağlamından kopartılarak, farklı anlamlar yüklenerek yürütülen tartışmaları çok yüzeysel buluyorum.
Kürt siyasal hareketi açısından Alevilikle kurdukları çok güçlü bağların ve ortak mücadele geçmişinin perspektifinden meseleye bakmamız gerekiyor. Yani Aleviliğin demokrasi ve özgürlük mücadelesinde, insan hakları mücadelesinde, Kürt sorununun çözümü konusunda durduğu yerde, eşit yurttaşlık mücadelesinde o kadar büyük emeği, o kadar büyük ortaklıkları, o kadar beraber yürüdükleri yol var ki hani böyle bir kavramı cımbızlayarak tarif etmenin haksızlık olacağını, en başta biz Alevilere büyük bir haksızlık olacağını düşünüyorum. Kendi emeğimiz, mücadelemiz var. Kendimizin yürüttüğü bir süreç var. Yani bu ortak mücadele içerisinde kendi tarihimiz var. En başta bize haksızlık olur.
Orada kastedilen 19. yüzyıl, yani insan en azından vicdani olarak şuradan bakar; Aleviliğin kadim bir inanç olduğunu, büyük bir tarihsel geçmiş olduğunu biliyoruz. Biz yaşıyoruz, bizim Yol’umuz. Biz o yoldan geldik. Yani bu hak yolculuğunu 1000 yıllardan beri yürütüyoruz. Biz o yolun yolcuları olarak kendi tarihimizi 19. yüzyılda yapılan kimi siyasi atraksiyonlarla özdeşleştiremeyiz. Yani Osmanlı’nın son döneminde gelişen Türkçülük akımının aynı zamanda inançlar üzerinde nasıl bir etki yarattığını ve bu inançları kullanarak Türk ulus devletini inşa etmek için bazı manipülasyonlara girdiğini görüyoruz. Orada kastedilen şey bu. Yoksa Aleviliğin kendisiyle, Hakk’ı insanda arayan bu büyük felsefeyle Kürt siyasal hareketinin de Sayın Öcalan’ın da defalarca dile getirdiği, yazdığı, o kadar büyük bir pozitif külliyat varken orayı bir anda unutup buradan bir negatif algı yaratmak, gerçekten bir yanıyla saflık ama bir yanıyla da bazılarının özel, politik olarak tercihi diye düşünüyorum. Biz, Alevilerin buna düşmemesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.”
“BİR İÇ İHANET SORUNU VAR”
Gültan Kışanak, Abdullah Öcalan’ın yazısında Seyit Rıza’nın direnişçi çizgisine atfedilmiş sözlerin olduğunu da vurgulayarak şöyle devam etti:
“Dersim Katliamı’nın nasıl büyük bir acı, travma olduğunu görüyor, biliyoruz. Bu toplumu kendi ayakları üzerine, kendi değerleriyle yaşayacağı geleceğe taşımak iddiası taşıyan bir metin var. Bu direnişçiliğe çok büyük bir takdir var. Orada aslında kastedilen bazı çevrelerin kullandığı, manipüle ettiği ve üzerine kendi provokatif söylemlerini inşa ettiği şey; oradaki bazı isimlerin zikredilmesi ve ‘onların torunları’ denmesi aslında bir başka genellemeden bahsediliyor. Yoksa ne birebir Seyit Rıza’nın torunları kastediliyor, ne Dersim’deki bazı aileler kastediliyor. Böyle bir şey değil orada kastedilen. Büyük siyasal ve sosyolojik bir değerlendirme. Yani bütün toplumların yaşadığı bir iç ihanet sorunu var.
Biz bunu aslında o kelime söylenmeden kendi değerlendirmelerimizde hele hele Dersim özgünlüğünde Dersimlilerin o kadar çok sorguladığı bir konu ki ‘Milis’ kavramı. Yani biz Dersimliler, Aleviler, bu iç ihanet meselesini çok derinlemesine tartışıyor, konuşuyor, çözmek istiyoruz. Üzerinde kitaplar yazıyor, araştırmalar yapıyor, sosyolojik değerlendirmeler yapıyoruz. Yani bu gerçeğin böyle bir çarpıcı kavramla ifade edilmesi daha fazla etki yarattı belki. Ama böyle bir realite var.
Buradaki değerlendirme kesinlikle ve kesinlikle ne Dersim’le ne Alevilikle ne Seyit Rıza’yla ne de bu direnişçi gelenekle zerre kadar alakası olmayan, tam tersine onu takdir eden, ama bu iç ihanet tartışmasının da önemli bir konu olduğunu, bu tarihsel süreçte de bunu iyi görmemiz gerektiğini ve bugün eğer bir sonuç almak istiyorsak birlik olmamız gerektiğini, bu bazılarının egemenlerle işbirliği yaparak bu süreci boşa çıkartmaması gerektiğini ifade etmek üzere kullanılmış bir değerlendirme.”
“GELECEĞİNİ BELİRLEMEK İSTİYORSAN SEYREDEMEZSİN”
Gültan Kışanak, yeni sürece gelinmesinde Kürt siyasal hareketinin politikalarının önemli olduğunu da belirtti. “Çözüm masası kurulmak zorunda kalındıysa bu bizim mücadelemizin ve tarihsel mirasın üzerine inşa edilmiş bir sonuçtur” diyen Kışanak, şunları aktardı:
“Şimdiye kadar Kürt önderler, liderler son sözlerini hep idam sehpasında söylediler. İlk kez tarihsel olarak biz son sözlerimizi bir masada söyleme imkanını açığa çıkardık. Bu halkın mücadelesi bunu açığa çıkardı. Bu tarihsel direniş çizgisi bunu açığa çıkardı.
Artık gizli tarihimizi açığa çıkarıp gizlemek zorunda olduğumuz, kimliğimizi yok sayılma, ötekileştirilme halini aşabilirsek, varlığımıza bir anlam biçilebilirsek, kabul edilirse, tarih sahnesinde böyle yer alabilirsek o zaman yaralarımız sağlanır. Hani o direnişe verilebilecek cevap budur. Bu anlamda ben son derece kıymetli ve değerli buluyorum.
Kendi emeğimizi de kendi mücadele tarihimizi de görerek, yani ayrıksılaşmak değil, kendi tarihimizi de beraber bu mücadelenin bir parçası olarak ortaya koyarak daha iyi kazanmak, daha demokratik, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü olanı kazanmak üzere bu tarihsel momentte bir duruş sergilemeliyiz. Yani eğer kaderini, geleceğini belirlemek istiyorsan seyredemezsin. Oyuncu olup bir faaliyet içerisinde olman lazım ve kendi emeğinle kendi geleceğini kurma konusunda kendi iddianı ortaya koyman gerekir. O nedenle bütün Alevi yoldaşlarımıza şunu söylemek istiyorum; bir kere biz seyirci değiliz. Eğer bir gelecek kuruluyor, bazı şeylere karar verilecekse biz onun içinde tam da ortasında olmalıyız. İzleyen, seyreden, ‘hele bakalım ne olacak’ diyen ya da sitem eden, sadece eleştiren, sadece taleplerini söyleyen değil, kendimizi işin tam ortasına koymalıyız.
YÜRÜTMEDİĞİN BİR MÜCADELEDEN SONUÇ ALAMAZSIN
Masa metaforu üzerinden bakarsak; bir masanın kurulmuş olması, konuşuluyor olması, ‘bütün sorunlar çözülmüş de hemen bize deklare etsinler. Biz hepimiz yarın sabahta özgür olalım’ demek değil. Bu yolu şimdi yürüyeceğiz. Yani devlet de, iktidar da, egemenlerde hani ‘tamam konuşalım’ demişler. Konuşuyoruz. Fakat konuşurken biz de hep beraber toplum olarak konuşmalıyız. Yani sokaklar, cemevleri, sivil toplum örgütleri, kadınlar konuşmalı. Onun için kendimizi bu işin sahibi olarak görmeliyiz. Yürütmediğin bir mücadeleden sonuç alamazsın.
Şiddet sarmalının içerisinde Aleviler, kadınlar, emekçiler, gençler olarak yaşamaya çalıştık. Kendimizi var etmeye çalıştık. O nedenle biz bu işin tam ortasındayız. En çok emek vereni, en çok mücadele edeni biz olmalıyız. Çünkü en çok bizim derdimiz varsa dermana da en çok ihtiyacı olan biziz. Kendimizi ortaya koymalıyız.”
“DEMOKRATİK GÜÇLERİN YAN YANA DURMASI ÇOK KIYMETLİ”
Suriye’de yaşanan çatışma ortamı da Gültan Kışanak’ın değerlendirmeleri arasında yer aldı. Suriye’deki Alevilerin, demokratik güçlerle yan yana durması gerektiğini söyleyen Kışanak, şu cümlelerle devam etti:
“Örgütlü olmak, yan yana durmak, beraber olmak ve kendi geleceğini, kendi öz savunmasını, güvenliğini almak son derece kıymetli. İkincisi Şam’da yeni bir rejim inşa etmek istiyorlar. Uluslararası ve bölgesel aktörler, HTŞ liderini oraya koydular ve yeni bir iktidar inşa etmeye çalışıyorlar. Suriye’nin tüm demokratik güçlerinin el ele verip Şam’da cihadist, katliamcı bir rejimin inşa edilmesini durdurmak, orayı değiştirmek, dönüşüme uğratmak ve demokratik güçler ittifakıyla Suriye’nin geleceğinde aktör olarak ortaya koymak gerekir.
Katliamları buradan bir kez daha lanetliyoruz. Şengal’de yaşananlar Kobani’de geri çevrildi ama Lazkiye’de yeniden tekrarlanmaya başladı. Bunun da şu anda kısmen önü durduruldu ama bu tehlike geçmiş değil. Bu tehlikenin varlığını bilerek bu demokratik güçlerin yan yana durmasının çok kıymetli olduğunu ifade etmek istiyorum.”
PİRHA-Tilkiler Köyü Eğitim Kültür Sağlık ve Dayanışma Derneği Başkanı Eren Ovayolu, bölgede yıkımların içinde yaşayan insanlarımızın motivasyonunu sağlamak amacıyla 9. Tilkiler Festivali’ni gerçekleştirdiklerini belirterek, “Bu etkinliğin bir amacı da depremzedelere moral desteği sunmaktı” dedi.
23-25 Mayıs tarihleri arasında yapılan 9. Tilkiler Festivali’nin ardından Tilkiler Köyü Eğitim, Kültür, Sağlık ve Dayanışma Derneği Başkanı Eren Ovayolu, yapmış oldukları festivale dair CANTV’ye konuştu. Ovayolu, 35 bin dolayında insanın katıldığı festivalin amacına ulaştığını belirtti.
Festivalin yapılmasının en önemli nedeninin depremde insanların başından geçen moral bozukluğunu düzeltmek amacı taşıdığını söyleyen Ovayolu, “Depremzedelerin sadece fiziksel ihtiyaçları yok, aynı zamanda onların ruhsal ihtiyaçlarını da gidermemiz gerekiyor” ifadesinde bulundu.
‘ON BİNLERİN KATILDIĞI BİR EĞLENCE OLDU’
Festivale katılmak için binlerce insanın kilometrelerce yol sarf ettiğini söyleyen Ovayolu, “9. Tilkiler Köyü Festivalimiz halkın coşkulu ve yoğun bir katılımıyla gerçekleşti. 3 gün süren etkinliğimiz sona erdi. Binlerin katıldığı bir organizasyon oldu. 35 bin kişiye yakın canımız festivalimize katıldı. Belli bir süre sonra artık araçlar alana sığmadı ve alanın dışına park ederek kilometrelerce yol yürüyerek alana geldiler. Halkımız gelen sanatçıların yoğun bir şekilde eğlendi” diye konuştu.
‘BU FESTİVALİN BİR MİSYONU DEPREMZEDELERE MORAL DESTEĞİ’
Festivalin bir misyonun da depremzedelere moral desteği olduğunun altını çizen Ovayolu, şunları ifade etti:
“Depremzedelerimizin sadece fiziksel ihtiyaçları yok, aynı zamanda onların ruhsal ihtiyaçlarını da gidermemiz gerekiyor. Bu bölgede yıkımların içinde yaşayan insanlarımız bir moral bozukluğu içerisinde. O insanlarımızın moralini düzeltmek için bu festivalimizi de düzenlemiş olduk. Düzeldiğine de inanıyorum. Depremden etkilenen 11 ilimizden festivalimize katılım vardı. Stantlarımız vardı, tanıtım stantlarımız vardı, gastronomi stantlarımız vardı. Kitap için gelmişlerdi, kitap tanıtım yaptılar, imza günü yaptılar. Yani her anlamda güzel bir festival oldu. Her anlamda güzel bir festival oldu. Kazasız, belasız, güzel bir şekilde de festivalimizi bitirdik. O anlamda mutluyuz.”
PİRHA- CAN TV’de Özel Programa katılan PYD Dış İlişkiler Eş Sözcüsü Salih Müslim, Alevilere dönük soykırıma dönüşen Suriye’deki saldırıların durdurulması için ateşkes anlaşmasını öne aldıklarını söyledi. Müslim, Alevilere yönelik katliamın kabul edilemez olduğunu belirterek, “Alevi halkımız ve diğer halklarımız çok uyanık olmaları gerekiyor. Özel savaşın böyle propagandalarına inanmasınlar” dedi.
PYD Dış İlişkiler Eş Sözcüsü Salih Müslim Can TV’de katıldığı Özel Program’da Suriye’deki Alevi katliamını ve SDG ile Suriye Geçici Hükümeti arasında yapılan anlaşmanın detaylarını anlattı.
İmza altına alınan anlaşmanın bir ay öncesinden karara bağlandığının altını çizen Müslim, “Demokratik Suriye Güçleri toplanmıştı ve neler olacağını belirlemişlerdi. Şam yönetimiyle iletişim de vardı. Ancak onlar hazır değildi. Hazır olmama sebebi de Türkiye’nin engellemeseydi. Yoksa iki taraf arasında konuşulmuş, anlaşmaya varılmıştı. Alevi toplumu hakkında ne düşündüğümüz ortadadır. Sürecin başından beri görüşmelerimiz var” dedi.
“6’NCI MADDEDE KASTEDİLEN DE BAAS PARTİSİDİR”
Alevilere yönelik katliamın kabul edilemez olduğunu dile getiren Müslim, “Ancak bunu bazıları yönetime arka çıkıyoruz gibi lanse ediyor. Tam tersi. Katliamın önüne geçmek için acele ettiler. Ve zaten bu anlaşmada ateşkes maddesi de var. Bu ateşkesi yani bu konu konuşuldu ve öncelik verildi. Muhakkak bir ateşkes olacaktır. Onun için ateşkesin en fazla üzerinde durulması, öncelik verilmesi de bununla ilgilidir. Yani muhakkak bunun durdurulması gerekli. Bunun acısını çekiyoruz. Ve muhakkak da bizim arkadaşlar hem askeri olarak hem de siyasi olarak ellerinden geleni yapıyorlar. Bu çabamızı terse çevirmek zaten özel savaşın bir metodudur. Alevilerle ilişkilerimiz on yıllar öncesinde var. 6’ncı maddede kastedilen de BAAS partisidir” diye konuştu.
“ALEVİ HALKIMIZ İÇİN NE GEREKİYORSA YAPIYORUZ”
Alevilere dönük soykırımın durması için hem siyasi hem de diplomatik faaliyet yürüttüklerini ifade eden Müslim, şunları söyledi:
“Geçici hükümet geçici bir anayasa ilan etti. İlan ettikleri anayasa çağ dışıdır. Kabul etmek mümkün değil. Şam Geçici Hükümeti ya anayasayı kabul edecek, ya da bu anlaşmayı unutacak veyahut da anlaşmaya göre hareket edip de anayasayı inkar edeceksin. Çünkü bizim söylediklerimiz ile bu anayasa ters düşüyor. Suriye halkı da bunları kabul etmez.
Gericiler, cihatçılar Alevilerden kurtulmak isterler. Bunun öcünü almak için veyahut da daha fazla düşmanlık yaratmak için bunu yapıyorlar. Alevileri kırımdan kurtarmak ayrıca da Karakozak Köprüsü ve Tışrin Barajı’ndaki çatışmaları durdurmak için anlaşmada ateşkes maddesi konuldu. Oradaki çatışmaları durdurmak için de böyleydi. Çünkü orada kendini bu rejimin bir parçası sayıyor. Muhakkak durdurabilirler. Hem bizimkilerin hem de uluslararası güçlerin beraber bir çaba göstermesi gerekiyor. Artık Birleşmiş Milletler yoluyla da olur. Bu saldırıları durmak gerekiyor.
Şimdiye kadar tabii uygulanmadı. Şam’daki arkadaşlarımız muhakkak tartışıyordur. Alevi halkımız için ne gerekiyorsa yaparlar. Alevi halkımız ve diğer halklarımız çok uyanık olmaları gerekiyor. Özel savaşın böyle propagandalarına inanmasınlar.”
PİRHA-16 Şubat’ta ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’ gerçekleştirecek Demokrasi İçin Birlik Meclisi, CAN Tv ve Pir Haber Ajansı’nı ziyaret etti. Suriye’de Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Kürtlere karşı ağır bir tehdit ortamı ortaya çıktığını söyleyen Salih Zeki Tombak, “Hem dayanışmayı yükseltelim hem de bu konuda duyarlılığı arttıralım diye bir konferans düzenliyoruz” dedi.
Demokrasi İçin Birlik Meclisi, 16 Şubat Pazar günü saat 16.00’da Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde ‘Bölgede Barış ve Adalet Konferansı’ gerçekleştirecek.
Demokrasi İçin Birlik Meclisi üyeleri Salih Zeki Tombak, Esen Aslandoğan ve Yeşim Kantekin, yapılacak konferans için CAN Tv ve Pir Haber Ajansı’nı ziyaret etti.
“SURİYE’DE YAŞANAN KATLİAMA KARŞI DAYANIŞMAYI BÜYÜTELİM”
Ortadoğu’daki son gelişmelerle beraber halkların yaşamlarının tehlike altında olduğunu belirten Demokrasi İçin Birlik Meclisi üyesi Salih Zeki Tombak, “Filistin halkı soykırıma uğruyor yine Suriye’de Aleviler, Hristiyanlar, Dürziler ve Kürtlere karşı ağır bir tehdit ortamı ortaya çıktı. Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye’ye bire bir yansıması var. İktidarın trolleri Siyasal Alevilik kavramını ortaya koyup provokasyon yapmak istediler. Geçmişte kapılarımıza çarpı işareti koyuyorlardı şimdi ise sosyal medyada tehdit ediyorlar. Hem dayanışmayı yükseltelim hem de bu konuda duyarlılığı arttıralım diye bir konferans düzenliyoruz” dedi.
PİRHA- CAN TV Dayanışma Gecesi Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinde düzenleniyor. Yapılan konuşmalarda Can TV’ye destek dile getirildi. DAKB sözcüsü Songül Morsümbül, “Biz uyuruz basın uyumaz. Uyumamaları uykuyu sevmediklerinden değil, doğru habercilik ve gerçeği bize ulaştırmak gibi ağır sorumlulukları vardır” dedi.
CAN TV Dayanışma Gecesi Almanya’nın Bergisch Gladbach kentinde yapılıyor.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Pir Celal Fırat’ın gulbang vermesi ve açılış konuşması ile başlayan etkinlikte, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) sözcüsü Songül Morsümbül ve Can TV temsilcisi birer konuşma yaptılar.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİ HAKİKATİNE ATANAN BİR KAYYUMDUR”
Türkiye’de ulus devletin değişmeyen aklının aynı yol haritasıyla devam ettiğini belirten Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Belki de en çok Aleviler üzerine kurgusunu yapan bir zaman dilimindeyiz. Niye böyle, söylüyorum Kültür ve Turizm bakanlığına bağlı olarak Bir cemevi Başkanlığı kurdular. bu Cemevi Başkanlığı Alevilere hizmet etmek için kurulmuş bir yer değil, tam tersine Alevi hakikatine, Alevi inancına atanan bir kayyumdur. Bunun farkındalığıyla aranızdayım ve bunun farkındalığıyla Alevi mücadelesini yürüteceğiz. Aslında kendi tanıklıkları var. Alevilere, Kürtlere 100 yıllık yalnızlığı dayatanlar çok net gördüler. bu yüzyılı Alevi halkı, Kürt halkı kadınlar 100 yıllık direnişe çevirdiler. O direniştir bugün bizi ayakta tutan. O direniştir bugün bizi bir araya, yan yana getiren” dedi.
“SINIRLARA, MESAFELERE RAĞMEN BİR ARADAYIZ. EN BÜYÜK GÜCÜMÜZ BU”
Uçar, şunları kaydetti:
“Aynı şekilde 22 yıldır AKP iktidarıyla tek başına muhatap olan bir gençlik var. hani dindar ve kindar nesil diye ifade ediyoruz ya, yetmedi iktidarın zulmü inançlar üzerinde, halklar üzerinde, kimlikler üzerinde. Şimdi de Milli Eğitim Bakanlığı’yla yeni bir protokol imzalanmış, kim imzalamış ülke ocakları. Yani ÇED projesinden sonra Alevi halkının, Kürt halkının evlatları kendi değerlerinden uzaklaştırılarak eğitim görecekler. Bu da bir kayyum. Tıpkı belediyelere atanan kayyum gibi, Tıpkı Kürt halkının, Alevi halkının, demokrasi güçlerinin iradesini atanan kayyum gibi inancımızın Üzerine de mücadelemizin üzerine de Kayyum atamak istiyorlar, izin vermedik.
Her kayyumdan sonra gerçekleşen seçimde aynı şekilde belediyelerimizi de geri aldık, mücadelemizi de yürüttük. Aslında bu yerel seçimlerde biz sadece belediyeyi kazanmadık. Türkiye’nin Kürt halkı üzerinde yürüttüğü tecrit politikasına, Kürt halkı üzerinde yürüttüğü kayyum rejimine, adaletsizliğe, özel savaş politikalarına ve savaş politikalarına da bir cevap verildi. Bizim en büyük dayanağımız ve gücümüz bütün zulme karşı kendi değerlerinden, kendi kimliğinden vazgeçmeyen Kürt halkının, Alevi halkının mücadelesidir O yüzden bir aradayız, sınırlara rağmen, mesafelere rağmen, karşılaştığımız zorluklara rağmen bir aradayız. Bizim en büyük gücümüz de bu.”
“BİZ UYURUZ BASIN UYUMAZ”
Can Tv’nin yanında olduklarını dile getiren DAKB sözcüsü Songül Morsümbül, “Biz uyuruz basın uyumaz. Uyumamaları uykuyu sevmediklerinden değil, doğru habercilik ve gerçeği bize ulaştırmak gibi ağır sorumlulukları vardır. Özgür basın çalışanı kadınlar ve erkekler de tıpkı inancımızın hakikati gibi Can olurlar, kan olurlar. Bu nedenle onların hakkını ödemek kolay değildir” dedi.
Konuşmaların ardından etkinlik müzik ile devam ediyor. Bu bölümde Tolga Sağ, Evrim Ali, Zaza Women Music Project ve Govenda Ase Ive sahne alıyor.
PİRHA- Alevilerin yayın organı CAN TV ile dayanışma amacıyla 24 Ocak’ta Londra Cemevi’nde dayanışma gecesi düzenlenecek. Sanatçılar Gülseren Medar ve Cengiz Aslan ile Göksunlular Sosyal Dayanışma ve Kültür Merkezi Başkanı Sertap Asutay, etkinliğe katılım çağrısında bulundular.
İngiltere’nin başkenti Londra’da, Alevi örgütleri ve yöresel derneklerin organizasyonu ile Alevilerin sesi olan CAN TV ile dayanışma gecesi düzenlenecek.
Sinemilli Ocağından Pir Mehmet Yüksel ve Kureyşan Ocağından Ana Yadigar Aslan’ın gülbanlarıyla başlayacak gecede İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Başkanı İbrahim Has, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanları Dilelk İncedal ve Müslüm Dalkılıç konuşmalarıyla etkinliğe katkı sunacak.
Gecede sanatçılar Cengiz Aslan, Suna Alan, Mervan Şan ve Gülseven Medar’ın eserleri ile sahnede olacak. Ayrıca DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan da geceye katılacak.
24 Ocak’ta Londra Cemevinde gerçekleşecek dayanışma gecesi saat 17.00’de başlayacak.
Sanatçılar Gülseven Medar ve Cengiz Aslan ile Göksunlular Sosyal Dayanışma ve Kültür Merkezi Başkanı Sertap Asutay, Alevilerin sesi olan CAN TV ile dayanışmak için geceye katılacaklarını belirterek, İngiltere’de yaşayan Aleviler ve dostlarının da CAN TV’ye destek olmaya çağırdı.
PİRHA- CAN TV Ana Habere konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, Suriye’deki Alevilerin gördüğü şiddete karşı kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile de görüşeceklerini belirten Arslan, Alevi kurumlarının öncülüğünde, insan hakları derneklerinin temsilcilerinin, gazetecilerin de yer alacağı bir heyetle Suriye’ye gitme taleplerini siyasi partilere ilettiklerini kaydetti.
Suriye’de cihatçı terör örgütü HTŞ’nin, Esad rejimini devirip yönetimi ele geçirmesinin ardından Alevilere yönelik saldırılar sürüyor.
Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevi örgütleri, Suriye’deki saldırıların ve katliamların durdurulması için açıklamalarla çağrılar yaparken, bir yandan da diplomatik görüşmeler yapıyor. Bugün Alevi örgütlerinin yöneticileri, Suriye’de Alevilere dönük katliamlara ve şiddete dair Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin yöneticileriyle görüştüler. Aleviler Bu kapsamda sırasıyla; DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Murat Emir, Saadet Partisi Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Gelecek Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta ile görüşerek Suriye’de yaşanan hak ihlallerine dair kaygılarını ve taleplerini iletti.
“İÇİŞLERİ BAKANI VE DIŞİŞLERİ BAKANI İLE DE GÖRÜŞECEĞİZ”
Elif Sonzamancı’nın sunduğu CAN TVAna Habere konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Arslan, Suriye’deki Alevilerin gördüğü şiddete karşı kamuoyu oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile de görüşeceklerini belirten Arslan, “Biz iktidar partisi dışındaki partilere şunu dile getirdik. Suriye’de bir katliam var. Dünyadaki Aleviler Suriye’deki Alevilerle ilgili kaygı taşıyor. Bu endişeye ilişkin kamuoyuna ihtiyaç var. Siyasi bir sese ihtiyacımız var. Katliama karşı sessiz kalmanızı doğru bulmuyoruz, dedik. İktidar partisine de (AKP) aynı şeyi söyledik. Hükümetin üzerine düşeni yapmasını, kaygılarımızı ortadan kaldıracak girişime ihtiyacımız var, dedik. İçişleri Bakanı ve Dışişleri Bakanı ile de görüşeceğiz” dedi.
ALEVİLERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE SURİYEYE GİTME TALEBİ
Alevi kurumlarının öncülüğünde, insan hakları derneklerinin temsilcilerinin, gazetecilerin de yer alacağı bir heyetle Suriye’ye gitme taleplerini siyasi partilere ilettiklerini belirten Arslan, “Suriye’de Aleviler ne yaşıyor, durumları nedir bilmek istiyoruz. CHP, DEM Parti ve Saadet Partisi’nin bu talebimizi Meclis’te de dillendirmesini istedik. İktidar Partisi’nden de bu talebimizi ilgili Bakanlığa iletmesini istedik” diye konuştu.
Türkiye’deki Alevilere karşı İslamcı-faşist grupların sosyal medyadan nefret suçu işlediklerini söyleyen Mustafa Arslan şöyle devam etti:
“Hem Türkiye kamuoyu hem de dünya kamuoyu açısından gözlemci ekibin hazırlayacağı rapor ve son dönemlerde Türkiye’de Alevilere dair kin ve nefret suçunun had safhada olduğu bir süreç var. Bu süreçte hükümetin sorumluluğu var. Hükümetin adımlar atmasını bekliyoruz. Bundan sonra da görüşmelerimiz devam edecek. Siyasi partilerle ne konuştuğumuzu bir basın toplantısıyla açıklayacağız.”
PİRHA- Geçirdiği kalp krizi sonrası Hakk’a yürüyen CAN TV programcısı Ali Sizer’in oğlu Hüseyin Cem Sizer’in kırk lokması verildi.
27 Ekim tarihinde kalp krizi geçirdikten sonra hastaneye kaldırılan CAN TV programcısı Ali Sizer’in oğlu Hüseyin Cem Sizer, 4 gün süren müdahalelere rağmen kurtarılmayarak Hakk’a yürümüştü.
Hakk’a yürüyen Hüseyin Cem Sizer için bugün Adıyaman’a bağlı Paşamezrası Köyü’nde kırk lokması verildi.
Kırk lokmasına Pir Sultan Abdal Derneği Adıyaman Şube Başkanı Ali Sekman, Alevi Kültür Dernekleri Rıza Tanrıverdi Cemevi Başkanı Hasan Çalış, Demokratik Alevi Dernekleri Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Melek Ruşen, Ağuçan Ocağı evlatlarından Hüseyin Güzel, CAN TV ve Pir Haber Ajansı çalışanlarının yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Kureyşan Ocağı Pirlerinden Garip Bozkurt’un verdiği lokma gülbengi sonrasında lokmalar gelenlere pay edildi.
PİRHA- Gözaltına alınması sonrası görevden alınan Burmadere (Sors)Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük, yaşanan sürece dair CAN TV’ye konuştu. Güyük, Aleviliğin ‘Alevi Diyaneti’ne bağlanmasına karşı çıktığı için baskı altına alındığını vurgulayarak, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyorum, yakamızdan düşsünler. Aleviler olarak her türlü çalışmamızı kendi kaynaklarımızdan yaparız. Kimseye ihtiyacımız yok” dedi.
Alevi köy muhtarlarından köylerindeki cemevlerinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlanmasını isteyen AKP hükümeti görevlilerine karşı çıkması sonrası gözaltına alınıp, hakkında soruşturma başlatılan ve ardından yerine kayyım atanan Burmadere (Sors)Köyü Muhtarı Şah İsmail Güyük, CAN TV’ye konuştu.
“HAKKIMI VE ALEVİLİĞİMİ SAVUNDUM”
Ardahan Valisi Hayrettin Çiçek’in çağrıcısı olduğu toplantıda Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmek için kurulmuş bir kurum olduğunu ve tanımadığını belirtmesinin ardından kendisinin hedef alındığını aktaran Güyük, “Biz ne Diyanet’i istiyoruz, ne de Cemevi Başkanlığı’nı istiyoruz. Diyanet’i lağvedin, bütçesini de eğitime harcayın dedim. Biz bu zamana kadar nasıl ibadetlerimizi yaptıysak bundan sonra da aynı yaparız, dedim. Bu konuşmalardan bir süre sonra gözaltına alındım. Ki orada alacakları belliydi. Ben hakkımı ve Aleviliğimi savundum. Kimseye bir şey demedim” dedi.
“TEPKİLER ARTINCA KAYYIM KARARINDAN VAZGEÇTİLER”
Sorgu sürecinin ardından hakim karşısına çıktığında Aleviliği savunduğu için bu süreci yaşadığını söyleyen Güyük, “Söylediklerimi yazmadılar. Ardından denetimli serbestlikle bırakıldım. 22 Kasım’da kaymakamlıktan çağrıldım ve mazbatam istendi. Görevden alınmış oldum. Ardından yerime kayyım atandı. Tepkiler artınca da birinci aza, muhtar olarak görevi aldı” diye belirtti.
“KİMSEYE İHTİYACIMIZ YOK”
Güyük, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmek için kurulduğunun altını çizerek, şunları ifade etti:
“Kısım kısım bizi asimile etmek, cemevlerimizi de minaresiz camiye çevirmek istiyorlar. İktidar neden bizden rahatsız oluyor? Güçlenmemizi kabullenmiyorlar. Halbuki bizler onlardan bir şey de istemedik. Cemevlerimizi kendimiz imece usülüyle yaptık, yapıyoruz. Bizden daha ne istiyorlar? Demek ki kafalarında bir şeyler var. Ben bunu bildiğim için rahatsız oluyorum. Cemevi Başkanlığı’nı tanımıyorum, yakamızdan düşsünler. Aleviler olarak her türlü çalışmamızı kendi kaynaklarımızdan yaparız. Kimseye ihtiyacımız yok.”
Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile ederek yok etmenin yollarını aradığının altını çizen Güyük, yetkililerin köy köy gezip cemevlerinin neye ihtiyacı olduğunu sorduğunda “Bizim size ihtiyacımız yok” cevabını verdiğini vurguladı.
Alevilere de seslenen Güyük, “Onurlu bir şekilde durmak bizim için en iyisi. Alevi olan zengin iş insanları cemevlerine baksın. Cemevlerini kimseye muhtaç etmesinler, kendi halkının yanında olsunlar” çağrısında bulundu.
PİRHA- Geçirdiği kalp krizi sonrası Hakk’a yürüyen CAN TV program sunucusu Ali Sizer’in oğlu Hüseyin Cem Sizer için taziye kuruldu.
27 Ekim günü kalp krizi geçirdikten sonra hastaneye kaldırılan CAN TV program sunucusu Ali Sizer’in oğlu Hüseyin Cem Sizer 4 gün süren müdahalelere rağmen kurtarılmayarak Hakk’a yürümüştü. Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde alınan Sizer’in cenazesi Yarmakaya (Çakal) köyünde sırlanmıştı. Sizer ailesi oğlu Hüseyin Cem Sizer için taziye kurdu.
Ahmet Tohumcu Taziye Evi’nde 2’nci gününde devam eden taziyeye çevreden yurttaşlar, aileye taziyelerini dile getirdi.
PİRHA- CAN TV Programcısı Hüseyin Kelleci, Tokat’ın Güllüce köyündeki cemevi-cami projesine dair izlenimlerini anlattı. Kelleci, Reşadiye’deki Alevi köylerinin yüzde 65’ine cami yapıldığı duyumları aldığını söyledi. Kelleci ekledi: Ben bu sorunun derinliklerine inmeye başladıkça oradaki köylülerde müthiş derecede korku gördüm. Hatta çok kısa bir süre önce beni oraya mihman eden taliplerimizden biri, beni arayarak ‘bu konuyu kapatalım, siz yayınladığınız o görüntüleri kaldırabilir misiniz? Beni düşkün sayacaklar’ dedi.
Fethullah Gülen ve Cem Vakfı Onursal Başkanı Prof. Dr. İzzettin Doğan’ın 2012 yılında Hacı Bektaş Veli Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı adıyla Tokat’ın Reşadiye ilçesi Güllüce köyünde açmış oldukları cemevi-cami binasında hala 5 vakit ezan okunuyor. Alevilerin yaşadığı köyde ezan okunması halkı rahatsız ediyor.
CAN TV’den Hüseyin Kelleci’nin “Can Bizim Eller” programında konuşan Güllüce köylüleri Alevi oldukları halde köyde uzun süredir ezan okunduğunu belirterek bu durumdan rahatsız olduklarını söylemişlerdi.
Tokat’ın Reşadiye ilçesine bağlı Güllüce köyünde cemevi-cami projesi kapsamında yapılan binada ezan okunduğu sırada çekim yapan CAN TV Programcısı Hüseyin Kelleci, Güllüce köyündeki izlenimlerini PİRHA’ya aktardı.
“İKİ KAPI VAR, BİRİNDEN DEDE DİĞERİNDEN İMAM GİRİYOR”
Hüseyin Kelleci, “Güllüce, benim de mensupları olduğum Hubyar Ocağı’nın taliplerinin yoğun olduğu köylerden bir tanesidir. Biz orada çekim yaparken uzaktan gelen ezan sesiyle şoke oldum. Oradakilere sordum. Dediler ki uzaktan kumanda. Ben, ‘bir Alevi köyünde caminin olması mümkün müdür?’ diye sorduğum adam, korkmaya başladı. ‘İkisi de lazım’ demeye başladı. Bu cami cemevi projesi mi diye sordum. ‘Evet bu cami-cemevi projesi’ dediler. Hatta ben cemevinin içerisine girdiğimde iki tane kapı gördüm. Enteresan bir şekilde birinden imam diğerinden dede girdiğini söyledi oradaki yetkili” dedi.
“BİR TANE DEĞİL, BİRKAÇ KÖYDE CEMEVİ-CAMİ PROJESİ VAR”
Bu durumdan rahatsız olduğunu belirten Kelleci şöyle devam etti:
“Biraz rahatsız oldum. İlçe ile köy arası 13 kilometre, ana yola yani Doğu Anadolu’ya bağlayan yola ise üç buçuk kilometre olan bir Alevi köyü ve bu üç buçuk kilometreye insanlar milyonlarca parayı oraya yatırıyor cami-cemevini yapıyor. Ama üç buçuk kilometre yolu Alevi köyü olduğu için yapmıyor. Alevileri asimile etmek için cami-cemevi projesini orada hayata geçiriyor ama yolunu yapmıyor. Ben o bölgenin en büyük ocağı olan Hubyar Ocağı’na mensup bir insan olarak da bizim taliplerimiz nasıl böyle bir şeye onay verir diye üzüldüm. Bunun altından derin meseleler çıktığını, muhtarın babasının daha önce bu konuda başka yerlerde 15 Temmuz sonrası tanıklık yaptığını öğrendim. Fakat sadece orası değil birkaç köyde cami-cemevi projesi yapıldığını öğrenmekteyim, hala da şu an öğreniyorum.”
“ORADAKİ İNSANLAR ARTIK İBADETLERİNİ YAPMIYOR”
“Üzücü olan ise oradaki insanların artık ibadetlerini yapmıyor olması” diyen Hüseyin Kelleci, “Ne camiye gidiyorlar ne de cemevi olarak kullanıyorlar. Sadece yemeklerini; kırk yemeği, varsa cenaze yemeği ve kurban kesilmişse kullanıyorlar. Onun dışında kullanmıyorlar. Sebebini de sorduğumdaysa ‘kışın artık burada kimse kalmıyor, biz geleneklerimizi, göreneklerimizi İstanbul’da yapıyoruz’ cevabını aldım. Bu cevapları alırken insanların gözlerinde bir korku hissettim. ‘Cami de bizim cemevi de bizim’ demeye başladılar. ‘İzzettin Doğan bu cami-cemevi projesini önermişti, siz ona mı karşı geliyorsunuz’ dediler. Ben de ‘evet ben İzzettin Doğan’ın önerdiği projeye karşı çıkıyorum. Alevi köylerinde olması gereken cemevidir. Eğer devlet yapıyorsa cemevidir, Sünni köyde yapılması gerekiyorsa da camidir’ dedim. Ondan sonra anlatmaya başladılar. Köyde hakikaten farklılıkların oluştuğunu, farklı insanların gelmeye başladığını söylediler. O proje tam anlamıyla bitseymiş o köyde öğrenciler konaklayacakmış. Abiler, ablalar gelecekmiş” ifadelerini kullandı.
“KÖYLÜLER KORKUYOR”
Köylülerin korku yaşadığını ifade eden Kelleci, şunları kaydetti:
“Ben bu sorunun derinliklerine inmeye başladıkça oradaki köylülerde müthiş derecede korku gördüm. Hatta çok kısa bir süre önce beni oraya mihman eden taliplerimizden biri beni arayarak ‘bu konuyu kapatalım, siz yayınladığınız o görüntüleri kaldırabilir misiniz? Beni düşkün sayacaklar’ dedi. Oraya 2 Ekim günü farklı bir basın organı getireceklermiş. ‘Bizim köyümüzde cami de var cemevi de var’ diyerek methedeceklermiş. Daha doğrusu Reşadiye bölgesindeki korkularını, kendi yandaşlarıyla birlikte böyle bir şeyin olmadığını söyleyeceklermiş.
Şu an araştırmalarıma göre Reşadiye’deki Alevi köylerinin yüzde 65’in üzerindekilerin hepsine uzaktan kumandalı cami yapıldığı duyumları alıyorum. Hatta şu an ki Güllüce köyü muhtarının babasının Reşadiye’nin merkezindeki büyük caminin yapımında çok büyük emekleri olduğu, o camiyi yaptırdığı söylenmekte.”
“ALEVİLERİ; ALEVİ İŞ İNSANALRIYLA, ALEVİ AKADEMİSYENLERLE, DEDELERLE ASİMİLE EDİYORLAR”
Tokat’ta Alevi köylerinin yollarının çok kötü olduğunu ifade eden Kelleci, devletin Tokat’taki yaklaşımına ve bölgede Aleviler üzerinde yapmak istediği asimilasyona dair şunları söyledi:
“İnançla ilgili herhangi bir şey geldiği zaman hem Türkiye’nin Alevi iş adamları hem devlet ve Diyanet, komple Alevi köylerinde ciddi bir şekilde çalışıyor. Tokat Amasya bölgesinde, Çorum’un Alaca bölgesinde, Kürt Alevilerin olduğu bölgede asimilasyon için ellerinden geleni yapıyorlar. İlçeye 26 kilometre olan bir yere ambulansın gelmediği, bırakın köyün yolunu, hasta için ambulans gelmiyor. PİRHA’nın bu konuda yaptığı haber etkili oldu. Ve bu bölgede hemen oraya taş döşendi. Yani ambulans daha rahat gitmeye başladı. Yani kısacası bu bölgelerde devletin müthiş derecede asimile etmek için baskıları var. Üstelik Alevilerle asimile ediyor. Alevi iş insanlarıyla, Alevi akademisyenlerle, Alevi dedeleriyle asimile ediyorlar.
Bu belki 50-100 yılın projesi ama projeyi çok hızlandırıyorlar şu an. Muhtarları kandırıyorlar. Bütün o bölgedeki cemevleri yalan söylüyor. Hepsinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın tabelaları var. Tabelayı koyduğu yerde devlet etkili. Tabelayı koyuyorsa olay bitmiştir. Gece gündüz durmadan çalışıyorlar. Üstelik çalışma taktiklerini o kadar güzel değiştirmişler ki Alevi sivil toplum örgütlerinden ‘hayır’ cevabı aldıklarını, pasif, hiçbir şey karışmamış, kimsenin beğenmediği, umursamadığı dedeler ve o köyün muhtarını ikna etmişler. Ve saydığım Tokat, Sivas, Amasya, Çorum bölgeleri hatta Samsun’a kadar uzanan bölgeye müthiş derecede hakim olmuşlar. Devlet kendi Alevisini var etmeye çalışıyor.
“İNSANLAR PİRHA’NIN BU KONUDA HAKLI OLDUĞUNU GÖRÜYOR”
Dolayısıyla PİRHA gibi haber ajanslarının, televizyonların o bölgelere gidip sık sık bu haberleri yapması; devleti biraz daha geriye çekip Alevilerin de kendine gelmesini sağlayacak. Çünkü haberlerin oturduğu ve belirdiği yerlerde gördüklerim bunlardır. İnsanlar, mesela PİRHA’nın bu konuda haklı olduğunu görüyor.”
PİRHA- Avustralya’da düzenlenen Özgür Basınla Dayanışma Etkinliği’ne tutuklu bulunduğu Tarsus Cezaevi’nden mesaj gönderen muhabirimiz Diren Keser, “Hakikati toplumla buluşturmanın emeğini verenlerden biri olarak insanlığa uzak bir ‘mekan’da bir dakika kalmak bile zulümdür. Her ne koşulda olursak olalım hakikatin peşinde yürümeye devam edeceğiz” dedi.
Avustralya’da ‘Özgür Basın Susturulamaz, Diren Keser Yalnız Değildir’ çağrısıyla dayanışma etkinliği düzenlendi.
Melbourne’e bulunan Merlyston Progress Hall’da düzenlenen etkinliğe çok sayıda gazeteci, hak savunucuları, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütü temsilcileri, emekçiler, Sivil Toplum Örgütü (STÖ) temsilcileri ve sanatçılar katıldı.
Etkinlik Avustralya topraklarının geleneksel sahipleri olan Aborjinler, yerli halklar ve demokrasi mücadelesinden bedel ödeyenlerin selamlanması ile başladı.
Etkinliğe ayrıca Sanatçı Enver Çamdal, Muzaffer Oruçoğlu ve İsmihan Şen eserleri ile katılarak dayanışma gösterdi.
MESAJLAR VERİLDİ
Etkinlikte verilen mesajlarda özgür basınla dayanışma için en başta gazeteci cemiyetleri, sendikaları olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin birlikte tavır koymaları gerektiğini vurgulanarak, siyasi muhalif partilerin gazetecilere yönelik baskıları gündemde tutarak tavır koymaları ve iktidar oldukları taktirde basın özgürlüğünü ayaklar altına alan tüm yasak, kararname ve uygulamaları tarihin çöplüğüne atacaklarına dair Türkiye halklarına söz vermeleri gerektiği ifade edildi.
“GAZETECİLER TOPLUMUN ÖZGÜR İRADESİNİN TEMİNATIDIR”
Ülkeyi bir bütün olarak baskı cenderesine almaya çalışan AKP-MHP iktidarının siyasal alandaki yetmezliklerini ve yürüttüğü kötü politikalarının gazetecilere, basın yayın organlarına baskı kurarak kapatmaya çalıştığı belirtilerek, yargı eliyle gazetecileri etkisizleştirme, yasaklar yoluyla da bilgi yayılımının engellemeye çalışıldığı kaydedildi.
Mesajların devamında tüm baskı ve yıldırmalara rağmen yaşanan gerçekleri halka duyurma konusunda gazetecilerin elinden geleni yapmaya da devam ettiği ifade edilerek, gazetecilerin toplumun özgür iradesinin teminat olduğunun altı çizildi.
MUHABİRİMİZ DİREN KESER’İN MESAJI OKUNDU
Tarsus Cezaevi’nde tutuklu bulunan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Mersin Muhabiri ve CAN TV programcısı Diren Keser’in mesajı okundu. Keser, “Gazeteciler için lkemizde cezaevleri ne yazık ki çokta uzak yerler değil. Hakikati, toplumla buluşturmanın emeğini verenlerden biri olarak insanlığa uzak bir “mekan”da bir dakika bile kalmak zulümdür. Her ne koşulda olursak olalım hakikatin pesinde yürümeye devam edeceğiz. Dört duvar arasında binlerce km uzaklıkta gösterdiğiniz dayanışma hücremi aydınlatıyor. Binlerce selam olsun! Elbet sınırsız bir dünyada buluşacağız. O zamana kadar hoşça kalın” dedi.
‘HABERİN ARDINDAKİLER’ BELGESELİ GÖSTERİLDİ
Etkinlikte ayrıca Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı ve insan hakları odaklı gazeteciliğin Türkiye’deki durumu üzerine bir değerlendirmeyi amaçlayan ‘Haberin Ardındakiler’ belgeselinin Türkçe ve İngilizce alt yazılı gösterimi yapıldı.
Etkinlik müzisyenler tarafından gerçekleşen dinleti ile son buldu.
PİRHA- Mersin Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Diren Keser’in, dede ile görüşme talebi kabul edildi. Konuya dair cezaevinden mesaj gönderen Keser, bu talebin kabul edilmesinin emsal olduğunu belirtti. Keser, “Bunun genel demokratik Alevi hareketi içerisinde bir kapı olduğunu düşünüyorum” dedi.
27 Şubat’ta hapis cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve Can TV Mersin Muhabiri Diren Keser’in cezaevinde inancını sürdürebilmek için Pir/Dede ile görüşme talebi kabul edildi.
Keser’le Tarsus Cemevi’nden Cumali Can Dede görüştü. Konuya ilişkin cezaevinden mesaj gönderen Keser, bu talebin kabul edilmesini Türkiye’deki Alevi mücadelesi açısından önemli bir durum olarak değerlendirdi.
“BU GÖRÜŞME ALEVİ HAREKETİNDE ÖNEMLİ BİR KAPI”
Bunun birçok yer açısından emsal bir noktada durduğunu belirten Diren Keser, mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Tarsus Cemevi’nden gelen dede ile Alevi inancının dili, ritüelleri ve mücadelesi hakkında konuştuk. Ayrıca dedenin Tahtacı Alevi olmasından kaynaklı Tahtacı Alevilerin inanç ve geleneklerine dair sohbet ettik. Alevi hak mücadelesinde Aleviliğin tanınması bağlamında ortaya çıkan bu görüşmenin genel demokratik Alevi hareketi içerisinde bir kapı olduğunu düşünüyorum. ‘Alevilik vardır ve haktır’ diyen milyonlara selam olsun.”
KESER’DEN 1 MAYIS MESAJI
Gönderdiği mesajda 1 Mayıs’ı da kutlayan Diren Keser, “1 Mayıs İşçi ve Emekçi Mücadele Günü’nü kutluyor; alanlarda, sokakta, fabrikalarda, tarlada olan tüm emekçileri selamlıyorum. Biji Yek Gülan, Yaşasın 1 Mayıs” dedi.
PİRHA- 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili kararname için Anayasa Mahkemesi’ne vermesi gereken raporu halen hazırlamadığının söyledi. Kenanoğlu, “Alevi kurumları görevini yerine getirsin ve bu davanın takipçisi olsun. Eğer Alevi kurumları bu davayı takip etmezse sahipsiz bir dava olarak kalacak” dedi.
Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Özden Kaboğlu, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlayan yasaya karşı rapor hazırlayıp anayasa Mahkemesi’ne sunmuştu. Kaboğlu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasındaki kararın birçok yanlışı barındırdığını belirtmişti.
27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi kurumlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluşuna dair kararnameyle ilgili Anayasa Mahkemesi’ne vermeleri gereken raporu hala vermediğini açıkladı.
CAN TV’de yayınlanan Veli Haydar Güleç‘in sunduğu Candan Bakış programına katılan Kenanoğlu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili yönetmelik çıktığında 27. Dönem CHP İstanbul Milletvekili/Anayasa Profesörü İbrahim Kabaoğlu’nu aradığını belirterek, şu bilgileri paylaştı:
“O zaman CHP, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili kararname için Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmıştı. Biz HDP olarak Anayasa Mahkemesi’ne götürememiştik milletvekili sayımızdan dolayı. Devletin çıkardığı yasalar, yönetmelikler ve kanunlarla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hakkı ana muhalefet partisine aitti. CHP o zaman Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile ilgili kararnameyi ve o dönem meclisten geçen yasaların hepsini Anayasa Mahkemesi’ne götürdü ve dilekçeyi de İbrahim Kaboğlu yazmıştı. İbrahim Kaboğlu’na Anayasa Mahkemesi’ndeki süreç ne durumda, biz nasıl takip edebiliriz diye fikir almak istedim. İbrahim Kaboğlu bana katılımcı hukuk diye bir kavram var. Bu kavram çerçevesinde ben de Alevi kurumlarıyla birkaç defa toplantı yaptım ve onlara Anayasa Mahkemesi’ne rapor hazırlamaları gerektiğini söyledim. Devletin çıkardığı bu kararname ve yönetmeliğin Alevi toplumu açısından ne ifade ettiğini ve nasıl bir zarara yol açacağı üzerine geniş bir rapor hazırlayın, dedim. Bu durum Alevi kurumlarının da davaya katılımını sağlayacaktı ve davayı takip etmek açısından avantaj sağlıyor, dedi. Ancak Alevi kurumları Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gereken raporu hazırlamadı.”
Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gereken raporun hazırlanması gerektiğini vurgulayan Kenanoğlu, “Biz Alevi kurumlarına diyoruz ki bu kadar güzel sonuç bildirgeleri hazırlayacağınıza Anayasa Mahkemesi’ne verilmesi gereken raporu hazırlayın. Alevi kurumları Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı ile mücadele edeceklerini söylüyorlar alın size mücadele alanı. Bu kurumun kuruluş kanununu ortadan kaldırmak için Alevi kurumlarının elinde bir fırsat var. Raporu hazırladıktan sonra sonuç ne olur bilemezsin ama mücadele etmiş olursun. İbrahim Kaboğlu halen Alevi kurumlarının raporu yazmasını bekliyor. Alevi kurumları görevini yerine getirsin ve bu davanın takipçisi olsun. Eğer Alevi kurumları bu davayı takip etmezse sahipsiz bir dava olarak kalacak. Eğer bir davada toplumsal bir tepki yoksa kimse senin lehine karar vermez” dedi.
PİRHA- Kuran Eğitim Merkezleri Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlanmasına ilişkin konuşan Eğitim Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi olan eğitimin Diyanet’e devredilemeyeceğini, öğrencilerin eğitiminin iktidarın ideolojik heveslerine feda edilemeyeceğini belirtti.
Eğitim sisteminin her geçen gün dinci uygulamalarla ablukaya alındığı, laik eğitim-öğretimin ortadan kaldırıldığı bu süreçte şimdi de Diyanet’in Kuran Eğitim Merkezleri Yönetmeliği ile 14-17 yaş aralığındaki öğrenciler hedefte. Yönetmelikle lise öğrencilerine yönelik yoğun dini eğitimin önü açıldı. Ayrıca Diyanet’e, merkezlere bağlı yurt açma olanağı ve dışarıdan personel alma olanağı da sağlandı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Kuran Eğitim Merkezleri Yönetmeliği Resmi Gazete’de yayımlandı.
ATAMALAR DİYANET TARAFINDAN YAPILACAK
Yönetmeliğe göre, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı 14-17 yaş aralığında örgün eğitime devam eden öğrenciler için Kuran Eğitim Merkezleri açılacak. Kur’an Eğitim Merkezleri’nde sabah 05.00 ile akşam 22.00 saatleri arasında lise öğrencilerine temel düzeyde Arapça ve Kuran eğitimi verilecek. Merkezlerde eğitim görecek öğrencilerin konaklaması için Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı yurt ve pansiyon açılabilecek.
KURAN EĞİTİM MERKEZİNDE MEB TEMSİLCİSİ YOK
Yönetmelik ile ayrıca dokuz kişiden oluşan Kuran Eğitim Merkezleri Kurulu oluşturulacak. Milli Eğitim Bakanlığı’ndan bir temsilcinin yer almayacağı kurula atamalar Diyanet tarafından yapılacak. Merkezlerde Diyanet’in kadrolu ya da sözleşmeli personelinin yanı sıra, ‘diğer kurumlardan’ da görevlendirme yapılabilecek.
“MEB’İN GÖREVİ OLAN EĞİTİM, DİYANET’E DEVREDİLEMEZ!”
CAN TV’ye konuşan Eğitim-Sen Genel Yükseköğretim ve Eğitim Sekreteri Evrim Gülez, Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi olan eğitimin Diyanet’e devredilemeyeceğini, öğrencilerin, eğitiminin iktidarın ideolojik heveslerine feda edilemeyeciğini kaydetti.
Diyanetin kontrolündeki tarikat ve cemaat yurtlarında çocukların fiziksel, duygusal, psikolojik istismar ve şiddet yaşadığını hatırlatan Gülez, “Aslolan ve çocuklarımızın ihtiyaç duyduğu, laik, bilimsel, kamusal, ana dilde eğitim hakkıdır. İktidar eğitimde özelleştirmeye dönük adımlar atarken dinsel olanı kamulaştırmaktadır. Bu, din ve vicdan özgürlüğüne açıkça aykırıdır” diye konuştu.
Hükümetin bu dini uygulamalara kaynak ayırmak yerine her düzeyde parasız eğitimi hayata geçirmesi gerektiğini belirten Gülez, şöyle devam etti:
“Bugünün en büyük ihtiyacının her öğrenci için bir öğün sıcak yemek ve temiz su. Söz konusu yönetmelikle 4+4+4 bilime meydan okuyan akıl dışılık devam ettiriliyor. Bilimle inatlaşılmaz. Biz Eğitim-Sen olarak eğitim bilimine aykırı uygulamalara karşı çocuklarımızı korumak için mücadele etmeye devam edeceğiz.”
PİRHA – DEM Parti İBB Eş Başkan Adayları Meral Danış Beştaş ve Murat Çepni, CAN TV’nin konuğu oldu. Yerel yönetim anlayışlarında Alevilere yönelik politikalarını açıklayan adaylar, “20 milyonu Aşkın Alevi yurttaşının olduğu bir ülkede halen cemevlerine ibadethane statüsü verilmiyor. Bizim belediyemizde Aleviler doğrudan yönetimin içerisinden yer alacak. Kuracağımız inanç meclisleri ile kendisi için bir şey talep eden değil, doğrudan özne olacak biçimde bunu inşa edeceğiz” vurgusunu yaptı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Adayları Meral Danış Beştaş ile Murat Çepni, CAN TV‘de Attila Taş‘ın sunduğu Yerel Seçim 2024 programında canlı yayınında yerel yönetime dair planlarını, projelerini anlattılar.
“20 MİLYON ALEVİ VAR AMA CEMEVLERİ YASAL DEĞİL”
Meral Danış Beştaş, Kürt meselesinin yanı sıra Alevi meselesinin de ülkenin en temel meselelerinden biri olduğunu vurguladı. Beştaş, açıklamalarında hükümetin Alevi sorununa bakışını eleştirerek şunları söyledi:
“Hükümetin, Alevilere, diğer inançlara yaklaşımı temel problem alanlarından biri. Türkiye’de inanç özgürlüğünün ve farklı kimliklerin özgürlüklerinin olmadığını, bu yaklaşımın demokrasiyi temelden ortadan kaldırıldığını söyleyebilirim. Geçmişle yüzleşmenin, mutlak suretle geleceği daha demokratik bir şekilde yaşamak açısından hayati buluyoruz. Bu ülkede Kürt kimliğinin halen dil haklarının bile kabul edilmediği, sadece seçim dönemlerinde hatırlandığı, kimliklerinin reddedildiği bir Türkiye demokratik olamaz. Ya da 20 milyonu Aşkın Alevi yurttaşının olduğu bir ülkede halen cemevlerine ibadethane statüsü verilmemesi, Aleviliğe sadece tırnak içerisinde söyleyelim, ekonomik olarak yaklaşılması, Kültür Bakanlığı içerisinde bir daire ile farklı bir statüde yer vermekle Türkiye’de tabii ki demokrasiden söz edemeyiz.”
“TALEPLERİMİZLE YÖNETİMDE YER ALMAYI BEKLİYORUZ”
İBB Eş Başkan Adayı Murat Çepni ise yaptığı açıklamalarda DEM Parti programının hayata geçirilmesi durumunda Alevilerin doğrudan belediye yönetiminde yer alacağını söyledi. Mahalle ve kent meclislerinin önemine dikkat çeken Çepni, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Biz ‘halkımızla birlikte yöneteceğiz’ dedik. Dolayısıyla yerel yönetimde bunu çok somut olarak vaat ediyoruz. Örneğin Alevi inancımız açısından da aynı şey söylenebilir. Aleviler yerel yönetimler açısından bir renk olarak kabul edilmeyi elbette istemiyorlar. Aynı şekilde Kürtler de bir renk olarak kabul edilmek istemiyorlar. Kendi inançları, kültürleri, tarihleri ve talepleri ile yönetimde var olmalılar. Örneğin bizim belediyemizde Alevi halkımız doğrudan yönetimin içerisinden yer alacak. Kuracağımız inanç meclisleri ile dolayısıyla orada sadece kendisi için bir şey talep eden değil, doğrudan özne olacak biçimde bunu inşa edeceğiz. Dolayısıyla farkımız bu. Ama şu an nasıl tartışılıyor bir bakın. Sanki siyaset bir iyi niyet, bir güler yüz meselesiymiş gibi değerlendiriliyor. Alevileri severiz Kürtleri severiz… Mesele bu değil. Dolayısıyla kimse kimseden iyi niyet, güler yüz falan beklemiyor. Ne bekliyoruz? Bizler doğrudan kendi taleplerimizle yönetimde yer almayı bekliyoruz. Dolayısıyla bizim çok mükemmel insanlar olduğunuz için değil, çok sevgi dolu olduğumuz için de değil, kimsenin buna da ihtiyacı yok. Kimse bize o açıdan sonsuz bir güven duymak zorunda da değil ama ne olması lazım? Bu meseleyi garanti altına alacak şey bu sistemi kurmaktır. İşte meclislerimiz bunun en temel araçlarıdır. Bu meclisler vasıtasıyla halkımız kendisini yerel yönetimde bulacaktır. Bizim demokratik yönetim, halkçı yönetim, yerel yönetimden kastettiğimiz kabaca bunlardır.”