Etiket: çevre

  • Mersin’de 5 Haziran etkinliği: Yaşanabilir bir gelecek için ekolojik yıkıma son!-VİDEO

    Mersin’de 5 Haziran etkinliği: Yaşanabilir bir gelecek için ekolojik yıkıma son!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de bir araya gelen ekolojistler, iklim krizinin derinleştiğine dikkat çekerek, “Yetkililer yaşam hakkımızı ve ekolojik dengeyi bozan rant politikalarından, kirli teknoloji kurulumundan ve vahşi madencilikten vazgeçmelidir. Çocuklara yaşanabilir bir gelecek bırakmak için ekolojik yıkıma son verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    “İKLİM KRİZİ DERİNLEŞİYOR”

    ​Mersin Çevre Platformu, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne dair etkinlik düzenledi. Demokratik kitle örgütü ve siyasi parti temsilcilerinin katıldığı etkinlikte konuşan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. İzzet Çalış, iklim krizinin, dünyayı tehdit eden çok önemli sorunların başında geldiğini belirterek, “​İklim krizinin etkileri ortada iken Türkiye’de ve bölgemizde iklim krizinin etkilerini derinleştirecek uygulamalar hızla devam etmektedir. Korunması gereken tarım topraklarımız, ormanlık alanlarımız, sulak alanlarımız, kıyılarımız ve derelerimiz ranta kurban edilerek talan edilmektedir. Havamız, suyumuz ve topraklarımız bilim dışı uygulamalar ile kirletilmektedir” dedi.

    “MADEN OCAKLARI BÖLGEMİZDE ÇOK CİDDİ EKOLOJİK YIKIMA NEDEN OLMAKTADIR”

    Bölgede planlanan maden ocaklarının; yerleşim bölgelerine, Yaban Hayatı Koruma bölgelerine, su kaynaklarına çok yakın olup ormanlık, tarım ve mera alanlarında yapılmak istendiğine dikkat çeken Çalış, “Taş ocakları işletmeleri sırasında her gün binlerce ton Amonyum Nitrat ve Fuel Oil karışımlı madde ve dinamitle yapılan patlatmalardan oluşan zehirli gazlar ve sarsıntılar çevre ve halk sağlığını olumsuz etkilemektedir. Maden ocakları bölgemizde çok ciddi ekolojik yıkıma neden olmaktadır” diye belirtti.

    “MÜCADELE EDELİM”

    Türkiye’ye ithal edilen plastik çöp atıklarının derhal durdurulmasını ve tek kullanımlık plastiklerin yasaklanmasını istediklerini vurgulayan Çalış, “Sağlıklı bir çevre barış ortamında sağlanır. Bu nedenle devam eden savaşların bir an önce barışla sonuçlanmasını istiyoruz. Yetkililer yaşam hakkımızı ve ekolojik dengeyi bozan rant politikalarından, kirli teknoloji kurulumundan ve vahşi madencilikten vazgeçmelidir. Çocuklara yaşanabilir bir gelecek bırakmak için ekolojik yıkıma son verilmesini talep ediyoruz. Dünyada ekonomik, ekolojik ve sosyal yaşamda olumsuz zincirleme etkilere neden olan küresel iklim krizine karşı Türkiye’de ve bölgemizde herkesin mücadele etmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    “YAŞAM ALANLARIMIZI BİRLİKTE SAVUNALIM”

    Halkların İklim Zirvesi Mersin Meclisi adına Veyis Yiğit de, COP’un bu yıl Türkiye’de toplanacağına işaret ederek, “Yaşam alanlarını savunan, iklim adaletsizliğine karşı sözünü yükseltmek isteyen herkesi Antalya’daki buluşmaya davet ediyoruz” dedi.

    Konuşmaların ardından sanatçılar Ayhan Danyeli ve Serdar Keskin şarkılar söyledi.

    PİRHA/MERSİN

  • Kordu’dan krom madeni tepkisi: ÇED süreci formaliteye dönüştü

    Kordu’dan krom madeni tepkisi: ÇED süreci formaliteye dönüştü

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü merkezli olarak planlanan krom madeni projesinin bölge halkı, ekosistem ve inanç değerleri üzerinde yaratacağı yıkıcı etkileri gündeme taşıdı. Kordu, projeye dair sorularını Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle Meclis’e yazılı soru önergesi sundu.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöz (Gurik) köyü ve çevresinde, Dimin Madencilik tarafından planlanan krom madeni projesi için ÇED sürecinin yeniden başlatılması, bölge halkı ve yaşam savunucuları tepki göstermeye devam ediyor.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karagöz köyü merkezli 7 köyde yapılacak krom madeni ocağı için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yazılı soru önergesi verdi. Projenin geri dönülemez bir ekolojik kıyıma yol açacağını savunan Kordu, maden projesi yapılırsa hayvancılık, arıcılık faaliyetlerini yürütenlerin ve bölge halkının büyük zararlar göreceğini kaydetti.

    ”MADEN PROJESİ HAYATA GEÇİRİLİRSE BÜYÜK RİSK VE ZARARLAR YARATACAKTIR”

    Kordu, Dimin Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından hazırlanan projenin, Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra ve Kocatepe köylerini kapsayan geniş bir havzada planlandığını, toplam 686 hektarlık ruhsat alanının doğrudan Pülümür Çayı ve dolayısıyla Fırat Havzası üzerinde kritik riskler oluşturduğunu belirtti.

    Milletvekili Kordu, ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) sürecinin, yerel halkın 2024’teki güçlü tepkisine rağmen 13 Nisan 2026’da yeniden başlatıldığını hatırlatarak, projenin hem çevresel hem de sosyo-kültürel boyutlarını şu ifadelerle öne çıkardı:

    Eğimli arazide yapılacak kazıların jeoteknik dengeyi bozacağını, erozyonu tetikleyeceğini ve fay hatları üzerinde risk oluşturacağını,

    Ağır metallerin Pülümür Çayı’na karışarak tüm havzanın su kalitesini geri dönülemez şekilde kirleteceğini,

    Bölgede arıcılık ve hayvancılığın büyük tehdit altında olduğunu, meraların kapatılmasıyla yaylaların hayvancılığa kapanacağını,

    Alevi inancı açısından kutsal sayılan Buyer Ana ve Büyük Çeşme gibi ziyaretgâhların maden sahasının etki alanında kalmasının, toplumun inanç özgürlüğüne açık bir saldırı anlamına geleceğini.

    Kordu, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:

    1. Halkın açıkça karşı çıktığı Karagöz krom madeni projesi neden yeniden ÇED sürecine alınmıştır?
    2. Projenin Pülümür Çayı ve Fırat Havzası üzerindeki etkisine dair bağımsız bir hidrolojik analiz yapılmış mıdır?
    3. Bölgenin flora ve fauna zenginliğini korumak için hangi somut önlemler alınacaktır?
    4. Mera alanlarının madenciliğe açılmasının arıcılık ve hayvancılık üzerindeki etkisi ÇED raporunda nasıl değerlendirilmiştir?
    5. Eğimli arazide yapılacak kazıların yaratacağı jeoteknik risklerle ilgili kapsamlı bir zemin etüdü var mıdır?
    6. Proje sahasının kutsal ziyaretgâhlarla mesafesi nedir ve bu alanların korunması için bir plan var mıdır?
    7. 686 hektarlık ruhsat alanının yalnızca 66 hektarı için ÇED sürecinin işletilmesi “dilimleme stratejisi” midir?
    8. Dimin Madencilik’in diğer illerdeki projelerinde yaşanan çevresel tahribatlar Bakanlık kayıtlarında mevcut mudur?
    9. Şirketin son 5 yılda Dersim’de başvuruda bulunduğu maden proje sayısı kaçtır?

    Kordu, projenin Anayasa’nın 56. maddesinde güvence altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı” ile Türkiye’nin taraf olduğu Bern Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu vurguladı. Ayrıca, halkın iradesinin yok sayıldığı karar alma sürecinin ÇED sürecinin yalnızca bir formaliteye dönüştüğünü gösterdiğini ifade etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Cuma Erçe: 24 Nisan’da Varto’da ‘JES’e Hayır’ mitinginde buluşalım!-VİDEO

    Cuma Erçe: 24 Nisan’da Varto’da ‘JES’e Hayır’ mitinginde buluşalım!-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki göstererek, “Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm çevrecileri, dostlarımızı, canlarımızı Varto’daki direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz” dedi.

    Muş’un Varto ilçesinde Xwarik (Çallıdere) köyü sınırları içerisinde başlatılacak ve 16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali’ne (JES) Muş Valiliği İl Komisyon Başkanlığı onay verdi. Muş Valiliği’nden gelen onayın ardından Amerika merkezli IGNIS H2 Enerji Üretim Anonim Şirketi’nin Mayıs ayında ilk sondaj çalışmasına başlayacağı bildirildi.

    Proje bölgedeki hayvancılığı ve tarım alanlarının yanı sıra kültürel ve inanç merkezlerini de olumsuz etkileyecek. Gireboa, Koribava, Nîşaneroj, Kalesipî, Şehidê Merge, Tekaye Kekebava, Ninga Dûndûle, Şehîdê Hopike ziyaretgahları söz konusu projenin hayata geçirilmesi halinde büyük zarar görecek.

    Kendileri için kutsal olan bu alanlara dokunulmasını istemeyen köylüler ve çevreciler projenin iptal edilmesi için mücadele başlattı.

    “DOĞASINA, SAHİP ÇIKAN VE BUNUN İÇİN BEDEL ÖDEYEN CÜMLE CANLARA AŞK OLSUN”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Varto’da yapılmak istenen JES’e ilişkin konuştu.

    İktidarın ülkenin topraklarını, ormanlarını, ırmaklarını emperyalist tekele ve onun yerli işbirlikçilerine peşkeş çekmeyi sürdürdüğünü belirterek, “Ülkenin dört bir yanı maden sahası adı altında adeta işgal edilmiş durumda. Doğa çok büyük bir tahribatla karşı karşıya. Bu anlamda doğasına, ormanına, ağacına, ırmağına, yaşam alanlarına, zeytinliklerine sahip çıkan ve bunun için bedel ödeyen cümle canlara aşk olsun” dedi.

    “ÜLKENİN HER YERİ TEHDİT ALTINDA”

    Doğa tahribatlarının sadece belli bir bölgeyi kapsamadığını vurgulayan Erçe, “Ülkenin dört bir yanı bu tahribatın içerisinde. Yani Muğla Akbelen’den Çorum Sungurlu Karakaya Köyü’ne, Rize’den, Artvin’den, Kazdağları’na, Dersim topraklarından Erzincan’a ve şimdi ise Varto’ya kadar her yer tehdit ediliyor” diye belirtti.

    “24 NİSAN’DA VARTO’DA BULUŞALIM”

    Cuma Erçe, Amerikalı şirketlere teslim edilmek istenen Varto topraklarının yine Vartolular tarafından sahiplenildiğinin altını çizerek, şunları ifade etti:

    “Türkiye’nin dört bir yanındaki tüm çevrecileri, dostlarımızı, canlarımızı Varto’daki bu direnişe sahip çıkmaya çağırıyoruz. Biz Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi kurumları olarak Vartoluların kendi yaşam alanlarına ve doğaya doğasına sahip çıkma iradesine destek veriyoruz.

    Varto’da 24 Nisan’da gerçekleştirilmesi planlanan büyük mitinge katkılarımızı sunacağız, katılacağız. Herkesi duyarlı olmaya çağırıyoruz. Varto’daki jeotermal santral girişimine “Hayır” diyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gazeteci Hakan Tosun iddianmesi kabul edildi, ilk duruşma 6 Mayıs’ta!

    Gazeteci Hakan Tosun iddianmesi kabul edildi, ilk duruşma 6 Mayıs’ta!

    PİRHA- Gazeteci Hakan Tosun’un darp edilerek öldürülmesine ilişkin iddianame kabul edildi. İlk duruşmanın 6 Mayıs’ta görüleceği davada savcılık, şüpheliler için “kasten öldürme”den müebbet hapis istedi.

    Gazeteci Hakan Tosun, İstanbul’da 11 Ekim 2025’te darp edilerek öldürüldü. Tosun’un öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada iddianame tamamlandı. Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, savcı şüphelilerin kasten öldürmeden müebbet hapisle yargılanması talep etti.

    11 sayfalık iddianamede tutuklu şüpheliler Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’in saldırıyı “yaralama” değil, doğrudan “öldürme kastı” ile gerçekleştirildiği belirtelerek, sanıkların, Türk Ceza Kanunu’nun 81/1 maddesi uyarınca “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmaları talep edildi.

    Davanın ilk duruşması Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 Mayıs tarihinde görülecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemevlerinin “kültürel tesis” sayılmasına tepki: İnancımızı devlet tanımlayamaz!-VİDEO

    Cemevlerinin “kültürel tesis” sayılmasına tepki: İnancımızı devlet tanımlayamaz!-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmelik değişikliğiyle cemevlerini “kültürel tesis” olarak tanımlamasına tepki gösterdi. Sazcı, “Cemevleri ibadethanemizdir, bu bir statü meselesidir” dedi.

    22 Ocak’ta yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği” değişikliğiyle cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis alanı” olarak tanımlanmasına yönelik tepkiler sürüyor. Antalya’da konuşan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, söz konusu düzenlemenin Alevi Bektaşi inancını yok sayan bir yaklaşımın devamı olduğunu belirtti.

    “ALEVİLİĞİ İNANÇ OLARAK GÖRMEYEN DEVLETÇİ ANLAYIŞ SÜRÜYOR”

    Sazcı, siyasal iktidarın Alevi Bektaşi inancını tarihsel olarak tanımayan bir devlet geleneğini sürdürdüğünü ifade ederek, “Bu yaklaşım Aleviliği bir inanç olarak değil, kültürel bir unsur olarak gösterme çabasıdır. Geçmişten bugüne Alevi Bektaşiliği halk bilimi içinde eritmeye çalışan bir anlayış var” dedi.

    Aleviliğin eğitim müfredatında da dar bir çerçevede ele alındığını belirten Sazcı, “Din derslerinde Alevilik, İslam’ın Anadolu’daki tasavvufi bir yorumu ve tarihte kalmış bir öğe gibi anlatılıyor” ifadelerini kullandı.

    “CEMEVLERİ KÜLTÜREL DEĞİL, İNANÇ MERKEZİDİR”

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yaptığı düzenlemeye tepki gösteren Sazcı, cemevlerinin “kültürel tesis” olarak tanımlanmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    “Cemevleri bizim ibadethanelerimizdir. Alevi Bektaşi inancı, devletin ya da yöneticilerin tanımlayacağı bir inanç değildir” diyen Sazcı, Alevi yolunun erkânının sahiplerinin rehberler, pirler, mürşitler ve Alevi toplumu olduğunu belirtti.

    “DEVLETİN BU ALANI TANIMLAMA HAKKI YOK”

    Sazcı, devletin inanç alanına müdahale etmemesi gerektiğini belirterek, “Devletin bu konuyu tartışmaya açma ne hakkı ne de haddi vardır” dedi. İktidarın süreci tepkileri minimize edecek şekilde yönettiğini savunan Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen faaliyetlere de eleştiri getirdi.

    Sazcı, söz konusu kurumun temsilcilerinin cemevlerinde görüşmeler yaparak tepkileri yumuşatmaya çalıştığını öne sürdü. Bu görüşmelerde, mevcut düzenlemenin ileride değişebileceği yönünde ifadeler kullanıldığını aktaran Sazcı, bunun kamuoyunu yatıştırmaya yönelik bir yaklaşım olduğunu söyledi.

    “ASİMİLASYON SÜRECİNDE ARACILAR KULLANILIYOR

    Devletin doğrudan müdahale yerine dolaylı yollarla süreci yürüttüğünü savunan Sazcı, “Kendi ifadeleriyle ‘uzmanlar’ aracılığıyla cemevlerinde faaliyet yürütülüyor. Bu da asimilasyon sürecini kolaylaştıran bir rol oynuyor” dedi.

    Alevi toplumunun taleplerinin açık olduğunu vurgulayan Sazcı, “Bizim talebimiz elektrik, su ya da maddi destek değil. Bu bizim doğuştan gelen ve anayasal bir hakkımızdır. Cemevlerimizin ibadethane olarak tanınmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    Alevi inancının bu topraklarda var olan bir gerçeklik olduğunu belirten Sazcı, “Cemevlerimiz ibadethanedir, kültürel tesis değildir. Bu tartışmaya açık bir konu değildir” dedi.

    Sazcı, yalnızca Alevi kurumlarının değil, tüm sivil toplum örgütlerinin sürece dahil olması gerektiğini belirterek, düzenlemeyi “insan hakkı ihlali” olarak değerlendirdi.

    “Bu süreçte güçlü bir mücadele yürütülmeli. Biz Alevi Bektaşiler olarak temel hakkımız olan statümüzü talep ediyoruz” diyen Sazcı, açıklamasını bu sözlerle tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Mersin’de çevre örgütlerinden COP31’e alternatif zirve hazırlığı!-VİDEO

    Mersin’de çevre örgütlerinden COP31’e alternatif zirve hazırlığı!-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de bir araya gelen çevre örgütleri, 9–20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak COP31’e paralel olarak düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi’nin hazırlıklarını ve örgütlenme sürecini tartıştı.

    Çeşitli devletlerin küresel çevre sorunlarının çözümü iddiasıyla düzenlediği Birleşmiş Milletler Taraflar Konferansı (COP) bu yıl Antalya’da gerçekleştirilecek. Ekoloji örgütleri, 9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında yapılacak COP31’e paralel olarak düzenlenecek Gezegen için, Yaşam için, Adalet için Halkların İklim Zirvesi (HİZ)” için hazırlıklarını sürdürüyor.

    MERSİN’DE YEREL ÖRGÜTLENME TOPLANTISI

    Alternatif zirve hazırlıkları kapsamında Mersin’de Yerel Örgütlenme Toplantısı” düzenlendi. Eğitim Sen Mersin Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen toplantının moderatörlüğünü Mersin Çevre Platformu’ndan Veyis Yiğit yaptı. Toplantıya Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sebahat Aslan, İklim Adaleti Koalisyonu Belen Delegesi Çiğdem Özbaş ve Halkların İklim Zirvesi Türk Tabipleri Birliği temsilcisi Dr. Demet Parlar konuşmacı olarak katıldı.

    “İKLİM KRİZİ DERİNLEŞİYOR”

    Mersin Çevre ve Doğa Derneği Başkanı Sebahat Aslan konuşmasında, Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen COP süreçlerinin çoğu zaman küresel iklim krizine gerçek çözümler üretmek yerine devletler ve şirketler arasında bir pazarlık alanına dönüştüğünü söyledi.

    Aslan, fosil yakıtlardan çıkış için bağlayıcı kararların alınamamasının iklim felaketinin giderek ağırlaşan yükünü halkların omuzlarına bıraktığını belirterek şunları dile getirdi:

    Yangınlar, seller ve kuraklık artık gündelik hayatımızın parçası. Gıda fiyatları artıyor, su kaynakları azalıyor. Kentler ve tarım alanları betonlaşma baskısı altında kalırken kırsal alanlar parçalanıyor. Ormanlar ve biyolojik çeşitlilik hızla yok oluyor. Gelecek giderek daha güvensiz, belirsiz ve eşitsiz bir hal alıyor.”

    COP31’in bu yıl Türkiye ve Avustralya ortaklığında Antalya’da düzenlenecek olmasının, iklim krizini derinleştiren politikaların yaşanılan coğrafyada yeniden ele alınması ihtiyacını ortaya çıkardığını ifade eden Aslan, yaşamı savunanların COP31 ile eşzamanlı olarak aynı kentte Halkların İklim Zirvesinde buluşacağını söyledi.

    Aslan, resmi zirvelerde sesi bastırılanların bu alternatif zirvede kendi sözlerini kuracağını belirterek, iklim adaletini eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak gördüklerini ifade etti.

    “EŞİTSİZLİKLER GİDERİLMELİ”

    Halkların İklim Zirvesi’nin yaşamı piyasa araçlarına indirgeyen anlayışa karşı kamusal sorumluluğu, toplumsal denetimi ve demokratik katılımı savunduğunu vurgulayan Aslan, iklim adaletinin tarihsel emisyon sorumlulukları ile iklim krizinden en fazla etkilenen toplumlar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesini gerektirdiğini dile getirdi.

    ÖRGÜTLENMEYİ BÜYÜTELİM”

    İklim Adaleti Koalisyonu Belen Delegesi Çiğdem Özbaş da Halkların İklim Zirvesi sürecine ilişkin bilgilendirmede bulundu. Halkların İklim Zirvesi Türk Tabipleri Birliği temsilcisi Dr. Demet Parlar ise iklim adaletsizliğinin mağdurlarını uluslararası ölçekte bir araya getirme çabasıyla Türkiye genelinde yerelden başlayan örgütlenme çalışmalarının sürdüğünü söyledi.

    Parlar, 9–20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi için hazırlıkların sürdüğünü belirterek, oluşturulan tematik çalışma gruplarıyla dünya halklarının ortak sözünü kurmayı ve yaygınlaştırmayı hedeflediklerini ifade etti.

    Dr. Demet Parlar, ekolojik yıkıma karşı sözünü ve emeğini ortaya koymak isteyen herkesi Halkların İklim Zirvesi Meclisi etrafında buluşmaya ve 15–18 Kasım’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi’nde kolektif iradeyi büyütmeye davet etti.

    PİRHA/MERSİN

  • AKP bunu da yaptı: Cemevi, kreş ve yaşlı bakımevi ile aynı statüde sayıldı!-VİDEO

    AKP bunu da yaptı: Cemevi, kreş ve yaşlı bakımevi ile aynı statüde sayıldı!-VİDEO

    PİRHA- Cemevi AKP tarafından spor tesisi ve kreşle aynı ketegoriye kondu. DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cemevinin “kültürel tesis” olarak belirlenmesine tepki göstererek, “Bu mantıktan ivedi bir şekilde geri adım atılmalıdır. Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yeni bir yönetmelik hazırlayarak, imar planlarında cemevi yapılarının statüsünü kültürel tesis olarak belirledi. Resmi Gazete’de yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”te cemevinin “kültürel tesis” olarak belirlenmesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan da etkisi olduğunu belirtildi.

    “CEMEVLERİ ALEVİLERİN İBADETHANESİDİR”

    Konuyu Meclis gündemine taşıyan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cemevinin “kültürel tesis” olarak belirlenmesine tepki gösterdi. Bakanlığın yayınladığı yönetmelikte cami, mescid, havra, sinegog, kilise, şapelin alt alta sıralandığını vurgulayan Fırat, cemevinin sosyal ve kültürel tesis olarak ilan edildiğine dikkat çekti.

    Yönetmeliğin Aleviler nezdinde kabul edilemez olduğunun altını çizen Fırat, “Bu mantıktan ivedi bir şekilde geri adım atılmalıdır. Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hataylılardan Kurum’a tepki: Ya çamurun ya da toz bulutunun içinde yaşam mücadelesi veriyoruz!- VİDEO

    Hataylılardan Kurum’a tepki: Ya çamurun ya da toz bulutunun içinde yaşam mücadelesi veriyoruz!- VİDEO

    PİRHA- Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un “Hatay ışıl ışıl” paylaşımına, depremde ağır yıkım yaşayan Hataylılar tepki göstererek, “Biz ya çamurun içinde hayata devam ediyoruz ya da bir toz bulutunun içinde yaşam mücadelesi veriyoruz. Burası berbat bir durumda ve ekranlara yansıtıldığı gibi ışıl ışıl değil” dedi.

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un sosyal medya hesabından “Küllerinden doğan Hatay’ımız yeniden göz kamaştırıyor” ifadeleriyle paylaştığı ışıklı cadde görüntüleri, depremzede Hataylıların tepkisini çekti. 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen hala konteynerlerde ve geçici barınma alanlarında yaşam mücadelesi veren yurttaşlar, bakanlığın “seçilmiş sokaklardan” oluşan videolarla gerçeğin üzerini örtmeye çalıştığını söyledi.

    Bakan Murat Kurum’un X hesabından övgüyle söz ettiği Atatürk Caddesi, yağan yağmur sonrası suyla kaplandı. Antakya Gazetesi’nin ulaştığı görüntülerde yurttaşlar, “Eğer bu küllerinden doğan halimizse, vay halimize” diyerek duruma tepki gösterdi.

    PİRHA‘ya konuşan Meryem Olğar ve Ali Nehir, Bakan Kurum’un açıklamalarının yaşadıkları gerçeklikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını belirterek, kentte halen çamur, toz ve belirsizlik içinde yaşandığını ifade etti.

    “HATAY BERBAT DURUMDA, GÖSTERİLDİĞİ GİBİ DEĞİL”

    Meryem Olğar, depremin üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen etkilerinin hala devam ettiğini vurgulayarak, “Bakan Kurum’un söylediği gibi Hatay ışıl ışıl değil, aksine çok kötü durumda. Biz ya çamurun içinde hayata devam ediyoruz ya da bir toz bulutunun içinde yaşam mücadelesi veriyoruz. Burası bir inşaat sahası ve insanlar sağlıksız koşullarda yaşamaya çalışıyor. Evet, yetkililer bir şeyler yapmaya çalışıyorlar ama yaptıkları her şeyin içinde rant söz konusu olduğu için yüzlerine gözlerine bulaştırıyorlar ve daha kötü bir vaziyete geliyor. Burası berbat bir durumda ve ekranlara yansıtıldığı gibi ışıl ışıl değil” dedi.

    “TOPRAĞIMIZ GASP EDİLİYOR, İNANCIMIZ TEHLİKE ALTINDA”

    Ali Nehir ise, bakanlığın politikalarına tepki göstererek, zorla yapılan acele kamulaştırmaların halkı mağdur ettiğini söyledi:

    “Samandağ’da yüzlerce kişi topraklarını kaybetti, 4 bine yakın mağdur var. En verimli tarım arazileri ‘kamu yararı’ adı altında gasp edildi. Mahkemeye başvuruyoruz, ret geliyor. İnsanlar çiftçilik yapamıyor. Sizin bu yaptığınız kamulaştırma değil, toprak gaspıdır. Burada demografik yapı tehdit altında. Alevi köylerine yakın alanlar kamulaştırılıyor, ayrıca 15 cami projesiyle buraya dayatma yapılmak isteniyor. Biz hiçbir inanca karşı değiliz ama bizim inancımıza yönelik bu dayatmaya da direneceğiz.”

    Depremin üzerinden üç yıl geçmiş olmasına rağmen Samandağ, Dikmece, Reyhanlı, Mağaracık, Kırıkhan ve diğer birçok bölgede halkın mücadelesinin sürdüğünü belirten Nehir, iktidara seslenerek, “Burada her şey videolarda gösterildiği gibi değil. İnsanlar sizden memnun değil. Yaptıklarınızı asla unutmayacak ve sizleri affetmeyeceğiz” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ HATAY

    İLGİLİ HABER:

    -Bakan Kurum’un “Küllerinden Doğan Hatay” paylaşımı tepki topladı

  • Dersim’de çevre mücadelesi birleşiyor: Sekasur Platformu’ndan Geyiksuyu’na ziyaret!

    Dersim’de çevre mücadelesi birleşiyor: Sekasur Platformu’ndan Geyiksuyu’na ziyaret!

    PİRHA-Hozat ve Pertek arasındaki Sekasur bölgesine pomza maden ocağına karşı mücadele yürüten Sekasur Platformu, Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformunu ziyaret etti.

    Yukarı Fırat havzasında yer alan ve ülkenin en zengin su kaynaklarına sahip olan Dersim coğrafyası maden projeleriyle yok edilmek isteniyor. Onlarca maden projesine ruhsat verilen Dersim’in çok sayıda köyünde madenlere karşı direniş örgütleniyor.

    Hozat ve Pertek arasındaki Sekasur bölgesine pomza maden ocağına karşı köylüler çevre platformu ve direniş çadırı kurdu. Köylüler bölgede köy köy örgütlenerek pomza madenine karşı mücadele ediyor.

    Dersim Merkez’e bağlı Geyiksuyu Sin bölgesinde ise altın madeni açılmak isteniyor. Köylüler bölgede Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformunu kurarak maden şirketlerine karşı yaşam alanlarını savunuyorlar.

    Bugün Sekasur Platformu Geyiksuyu köyüne ziyarette bulundu. Munzur Çevre Derneği’nin de katıldığı ziyarette Sekasur ve Geyiksuyu platformlarının faaliyetleri hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Köylüler tarafından yapılan konuşmalarda Dersim’deki çevre mücadelesinin ortaklaştırılması ve bir yürütme oluşturulması gerektiği ifade edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ovacık Cevizlidere’de madenlere karşı basın açıklaması yapıldı-VİDEO

    Ovacık Cevizlidere’de madenlere karşı basın açıklaması yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Maden tehdidiyle karşı karşıya kalan Dersim’İn Cevizlidere köyünde bir araya gelen çevre örgütü ve siyasi parti temsilcileri, Dersim’in maden sahasına çevrilmek istendiğine dikkat çekerek, “Madeneler geçit vermeyeceğiz” dedi.

    23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Ovacık programı kapsamında, Cevizlidere köyü ziyaret edildi ve halkla birlikte madenlere karşı bir basın açıklaması yapıldı.

    Saat 12.30’da yapılması planlanan basın açıklaması, Munzur Gözeleri ve Cevizlidere köyü girişine kurulan kontrol noktalarındaki işlemler yüzünden saat 14’te yapılabildi. Kimlik kontrolü amacıyla kurulan kontrol noktaları yüzünden bir çok yurttaş etkinliklere katılım göstermedi.

    DEDEF Munzur Koruma Kurulu üyesi Hasan Şen, Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerlerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ve Munzur Çevre Derneği üyesi Hatun Esen birer konuşma yaptılar.

    Yapılan konuşmalarda, Dersim’in maden sahasına çevrilmek istendiğine dikkat çekilerek, “Madeneler geçit vermeyeceğiz” denildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Sekasur’da nöbet eylemi!-VİDEO

    Dersim Sekasur’da nöbet eylemi!-VİDEO

    PİRHA-Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde, Sekasur’da yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı oturma eylemi başlattı.

    Dersim’in Pertek ilçesinde Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından, pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Projenin yapılacağı alanın Alevi inancında önemli bir yere sahip olan Ağuçan ve Üryan Xızır Ocağı’nın tam ortasında yer alması da köylüler tarafından tepki gösteriliyor.

    Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde, yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı oturma eylemi başlattı.

    Oturma eyleminin gece-gündüz devam edeceğini açıklayan köylüler, platform üyeleri, pomza kum ocağından vazgeçilene kadar nöbet tutmaya devam edeceklerini açıkladı.

    Nöbet eylemi devam ediyor.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Celal Fırat, Murat Kurum’a, Dipsizgöl Köyü’nde açılmak istenen maden projesini sordu

    Celal Fırat, Murat Kurum’a, Dipsizgöl Köyü’nde açılmak istenen maden projesini sordu

    PİRHA-DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas’ın Zara ilçesinin Dipsizgöl Köyü’nde açılmak istenen selestit maden projesi hakkında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişkiliği Bakanlığı’na cevaplandırması için soru önergesi verdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde, Barit Maden Türk Anonim Şirketi tarafından yapılması düşünülen selestit madeni için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na cevaplandırılması için soru önergesi sundu.

    Fırat, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir kararının verilme gerekçesini sorarak, söz konusu olası bir maden projesinde köyde yaşayan halkın yaşam alanları, inançsal değerlerinin tehdit altında kalacağı belirtildi.

    Konuyla ilgili olarak DEM Parti Milletvekili Fırat, Murat Kurum tarafından Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğünün 96 ve 99’uncu maddeleri uyarınca cevaplandırılmasını istedi.

    KUTSAL ALANLAR DA RİSK ALTINDA

    Yapılması düşünülen maden projesinin olası sonuçlarını dile getiren Fırat, kutsal sayılan Seyid Baba Kasım Ziyareti’nin de etkileneceğini ifade ederek şunları aktardı:

    “Sivas’ın Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde, BARİT Maden Türk A.Ş. tarafından kurulmak istenen selestit (stronsiyum tuzu) madeni projesi, köy halkının yaşam alanlarını, ekolojik sistemi ve inançsal değerlerini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Proje alanı, halkın kutsal saydığı Seyid Kasım Baba Ziyaret alanı ile birlikte tarım ve mera arazilerini, endemik bitki örtüsünü, nadir yaban hayvanlarını ve bölgenin geçim kaynakları olan yaylacılık ve arıcılığı doğrudan etkilemektedir.”

    “150 BİN AĞACI BARINDIRAN ORMAN ZARAR GÖRECEKTİR”

    Doğal alanı olan  köyde vaşak, tavşanın yanı sıra endemik bitkilerin de tehdit altında kaldığına işaret eden Fırat, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından projeye dair verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararı, bölge halkının itirazları sonucu yargıya taşınmış ve süreç Sivas İdare Mahkemesi’nde devam etmektedir. Henüz keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmayan dava süreci devam ederken, köylüler ve uzmanlar, maden faaliyetlerinin hem doğal yapıya hem de Alevi inanç kültürüne telafisi mümkün olmayan zararlar vereceğini ifade etmektedir. Söz konusu proje kapsamında; ziyaret alanı olarak kabul edilen Seyid Kasım Baba ve çevresindeki Beyaz Göz, Mavi Göz, Kırık Ayna ve Sessiz Dil gölleri tehdit altındadır. Ayrıca, 150.000 ağacı barındıran doğal orman zarar görecektir. Yine Arap tavşanı ve vaşak gibi nesli tehlike altındaki türlerin yaşam alanı yok olma riskiyle karşı karşıya olduğu gibi ikiçiçekli safran endemik bitkileri zarar görecek, yüzyıllardır sürdürülen yaylacılık ve geleneksel arıcılık faaliyetleri sona erecektir” diye ifade etti.

    BÖLGE HALKI BİLGİLENDİRİLMİŞ MİDİR?

    DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’a yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    “- Sivas/Zara ilçesine bağlı Dipsizgöl Köyü’nde yapılmak istenen maden projesine “ÇED Gerekli Değildir” kararı verilmesinin gerekçesi nedir?

    -Bölge halkının kutsal saydığı Seyid Kasım Baba ziyaret alanına yaşatılacak etkileri için bölge halkı bilgilendirme toplantısı yapılmış mıdır? Görüşleri alınmış mıdır?

    -Proje sahasında bulunan Seyid Kasım Baba ziyaret alanı ve “Can Gölleri’nin kültürel ve inançsal değerleri neden Bakanlığınızca yok sayılmaktadır?

    – Projenin başlatılması halinde, endemik bitki türlerinin, ormanlık alanın, nadir yaban hayvanlarının zarar görmemesi ve tarım hayvancılık alanlarının sosyoekonomik etkilerine ilişkin herhangi bir tedbir düşünülmüş müdür?

    – Bakanlığınız, doğal çevreyi ve kutsal mekanları zarara uğratacak bu projeyi iptal ederek yerine bölgenin doğal ve kültürel sit alanı ilan edilmesi yönünde bir çalışması olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Celal Fırat: Malatya’da yurttaşların özel mülklerine el konuluyor

    Celal Fırat: Malatya’da yurttaşların özel mülklerine el konuluyor

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın İkizce Mahallesi’ne TOKİ konutları yapılacağı gerekçesiyle kamulaştırmasız el konulma kararına ilişkin soru önergesi verdi. Önergede, “İkizce Mahallesindeki yurttaşların uzun yıllardır kendi emekleri ve sermayeleri ile inşa ettikleri mülklerine, yaşamlarını sürdürdükleri arazilere neden el konulmak istenmektedir” diye soruldu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı İkizce Mahallesinde yapılmak istenen TOKİ konutları için mahalle sakinlerine ‘Resen kamulaştırmasız el koyma suretiyle tescil işlemi yapılacağı’ yönünde SMS yoluyla bildirimde bulunulması hakkında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “BU KARAR MAHALLEDE İNFİAL YARATTI”

    Celal Fırat, söz konusu mesaja karşılık yurttaşların herhangi bir muhatap bulamadığını vurgulayarak, “Yıllardır mahallede ikamet eden ve kendilerinin yaptığı evlerde oturan, işyeri ve tarımarazileri bulunan, kayısı işletmeciliği ve hayvancılık yapan mahalle sakinleri ile hiçbir görüşme yapılmadan, telefonlarına ‘resen kamulaştırmasız el koyma suretiyle tescil işlemi yapılacağı’ yönünde SMS yoluyla bildirimde bulunulduğu öğrenilmiştir. Bu mesaj, bölge halkında infial yaratmıştır. Mahallesi sakinleri, tapulu arazilerine kamulaştırma yapılmadan el konulmasına tepki göstermekte ve muhatapbulamadıklarından yakınmaktadır” dedi.

    “BU HUKUKSUZLUK DERHAL SONLANDIRILMALI”

    Yurttaşların mağduriyetini aktaran Celal Fırat, “Örneğin yıllardır İkizce Mahallesi’nde ailesi ile birlikte ikamet eden Hüseyin Gemici; çok büyük zorluklar ve masraflarla inşa ettiği, 12 yıldır içinde oturduğu kendi tapulu arsasının içerisinde bulunan evine ve işletmesine kamulaştırma adı altında zorla el konulmaya çalışıldığını, verilen bu kararın yaşadığımız depremden daha çok kendilerini sarstığını, şahsına ait tapulu mülkü için hiçbir bilgi verilmeden ‘sosyal konut projesi’ yapılmak suretiyle e-devletten silinmiş olup SMS ile ‘el koyma suretiyle tescil işlemi yapılmaktadır’ diye kendi telefonuna mesajgönderildiğini beyan ederek, el konulan tapulu arazisinde, büyükbaş hayvancılık işletmesi, kayısı işletmesi ve üç katlı evine karşı yapılan bu hukuksuzluğun derhal durdurulmasını talep etmektedir” ifadelerini kullandı.

    “ÖZEL MÜLKLERE NEDEN EL KONULMAK İSTENİYOR?”

    Fırat, Bakan Kurum’un cevaplaması istemiyle verdiği soru önergesinde şunlara yer verdi:

    1- Malatya’nın Yeşilyurt İlçesine bağlı İkizce Mahallesinde ikamet eden yurttaşların tapulu arazilerine özel mülklerine neden “kamulaştırmasız el konulmak” istenmektedir?

    2- Hak sahiplerine herhangi bir bilgilendirme/görüşme/açıklama yapılmadan tarım arazilerinde neden iş makinaları çalışmaya başlamıştır? Yaşam alanlarına yakın yerlerde dinamit patlatılması suretiyle oluşacak can güvenliği tehlikesine karşı nasıl bir önlem alınmaktadır?

    3- Malatya’nın Yeşilyurt İlçesine bağlı İkizce Mahallesinde hukuksuz birbiçimde başlatılan ve bölgede yaşayan
    yurttaşların Anayasal güvence altında olan mülkiyet haklarını, yaşam alanlarını doğrudan etkileyen ve büyük mağduriyetlere sebep olabilecek bu uygulama durdurulacak mıdır?

    4- Malatya’nın Yeşilyurt İlçesine bağlı İkizce Mahallesinde uzun yıllardır kendi emekleri ve sermayeleri ile inşa ettikleri mülklerini, yaşamlarını sürdürdükleri arazilerini, evlerinive yaşam alanlarını kaybetme tehdidiyle karşı karşıya kalan hak sahiplerine, hiç olmazsa yaşanan bu durum ile ilgili usulüne uygun bilgilendirme,mülkiyetlerine adil değer tespiti ve alternatif çözüm yolları sunulacak mıdır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • Milletvekili Perihan Koca, Tisan yarımadasındaki rantı Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Perihan Koca, Tisan yarımadasındaki rantı Meclis’e taşıdı

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Tisan yarımadasında yapımı süren inşaatlarla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na önerge vererek, “Özel koruma bölgelerinin imara açılması ve müteahhitlerin buradan devasa rant elde etmesi bakanlığınızın özel olarak ilgilendiği projeler midir” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, dünyanın en güzel 13. koyu olarak bilinen Mersin’in Silifke ilçesindeki Tisan Yarımadası’nın büyük bölümüne yapılmakta olan inşaatları TBMM gündemine taşıdı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yanıtlanması istemiyle bir soru önergesi veren Koca, bakanlığa şu soruları yöneltti:

    “1.Hazine arazilerinin satışlarında bakanlığınızın uyguladığı kriter nedir? Bu arazileri alacak tüzel ve gerçek kişiler için uygulanan kriter nedir?

    2.BERN sözleşmesi kapsamında koruma altına alınan ‘Akdeniz foklarının Yaşam ve Üreme’ bölgesi olan Tisan Adası ve kıyıları hangi yasal düzenlemeye dayanarak satışa sunulmuştur?

    3.Özel koruma bölgelerinin imara açılması ve müteahhitlerin buradan devasa rant elde etmesi bakanlığınızın özel olarak ilgilendiği projeler midir?

    4.Bir doğa harikası olarak ifade edilen koyun korunması ile ilgili bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

    5.Bölgede Akdeniz foklarının yaşama ve üreme bölgesi olduğu, tarafı olduğunuz BERN sözleşmesi ile sabit bulanmaktadır. Sözleşme kapsamında bölgedeki doğal yaşamın korunması konusunda bakanlığınızın ne gibi çalışmaları vardır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • İki defa az hasarlı kararı çıkan binanın 1 ay içerisinde boşaltılması kararı çıktı-VİDEO

    İki defa az hasarlı kararı çıkan binanın 1 ay içerisinde boşaltılması kararı çıktı-VİDEO

    PİRHA-Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü tarafından iki defa az hasarlı kaydı yapılan Adıyaman KESK binası, yıkılmayacağı söylenmesine rağmen 1 ay içerisinde boşaltılması istendi. Adıyaman Eğitim-Sen Şubesi Başkanı Zeynel Polat, 1 milyon TL civarında tadilat yaptıkları binalarının yıkılmak istenmesine ‘masraflarını kim ödeyecek’ diyerek tepki gösterdi.

     

    6 Şubat Maraş Pazarcık merkezli depremden sonra Adıyaman Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Müdürlüğü tarafından gönderilen görevlilerin kontrol ettiği, az hasarlı kaydı raporu verdikleri Eğitim-Sen binası, 21 Ekim’de gelen tebligat ile 1 ay içerisinde boşaltılması istendi. Yapılan denetimlerde iki defa az hasarlı kaydı aldıklarını ve Çevre Şehircilik Müdürlüğü’nden bilgi aldıktan sonra tadilat ettiklerini söyleyen Adıyaman Eğitim-Sen Şubesi Başkanı Zeynel Polat, ‘İki defa az hasarlı çıkmasına rağmen neden bize bildirilmedi. 1 Milyon TL civarında yaptığımız masraf ne şekilde ödenecek” ifadesinde bulundu.

    Daire sahipleri tadilat edilen binaya harcama yapıldığını, fatura kesmedikleri için çevre şehircilik müdürlüğünün yapılan faturalara göre para verileceğini söyledi. Bina sahipleri ikinci defa mağdur durumuna düştüklerini belirtti.

    “2 DEFA AZ HASARLI RAPORU VERİLMESİNE RAĞMEN 1 AY İÇİNDE BOŞALTILMASI İSTENİYOR”

    Tadilatı yapılan bina hakkında konuşan Polat, müdürlüğün aldığı kararla birlikte mağdur olduklarını söyleyerek sorunun çözülmesi yönünde yazılı bir açıklama yapılmadığın ifade etti. Polat konuyla ilgili şunları söyledi:

    “Depremden sonra Mart ve Temmuz ayında 2 defa az hasarlı diye rapor çıkarıldı. Biz Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği ve emlak konutuna buraya yönelik bir tasarrufunuz var mı diye bilgi aldık? Onlar da herhangi bir yapılanma olmayacak denildi. 1 milyon 100 bin lira civarında bir para harcayıp binamızın tadilatını yaptık. Eğer şehrin merkezi yenilecekse neden iki defa az hasarlı kaydı verildi? İkinci kez karar verildiğinde biz neden 1 milyon 100 bin lira para ödedik? Şehrin yenilenmesi yönünde bir itirazımız yok, eğer yeni yapılacaksa da dahi burada çalışan, kiracı olan, mülkü olan insanların da mağdur edilmemesi lazım. 14 Ekim’le birlikte süreç başladı. ‘1 ay içerisinde binayı boşaltın’ diye bir kağıt asmışlar binanın önüne. KESK’e bağlı 11 sendika kurumu var. Biz 1 ay içerisinde nerede bina bulacağız, nasıl yerleşeceğiz. İkincisi biz ne kadar fiyata bina bulacağız ne kadar kira yardımı yapılacak? Bununla ilgili yazılı bir doküman yok, her şey sözlü bir şekilde söyleniyor” ifadesinde bulundu.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • ‘Hatay’ın fauna ve florası hızla yok oluyor, bu nadide coğrafya korunmalı!’-VİDEO

    ‘Hatay’ın fauna ve florası hızla yok oluyor, bu nadide coğrafya korunmalı!’-VİDEO

    PİRHA –Hatay’da çevresel bozulmaya karşı itirazda bulunan çok sayıda kurum, kümülatif etki değerlendirmesi için Hatay 4. İdare Mahkemesi’nde görülen dava öncesi açıklama yaptı. Avukatlar, deprem sonrası şehirdeki su ve hava kalitesine dikkat çekerek “Şehrimizin fauna ve florası hızla yok oluyor. Biz, yurttaşlar olarak, bu nadide coğrafyanın korunması, planlı bir kentleşme, giderek azalan su, toprak ve hava rezervlerimizin korunmasını istiyoruz” dedi.

    Hatay’daki çevresel bozulmaya karşı itirazda bulunan çok sayıda kurum, kümülatif etki değerlendirmesi için Hatay 4. İdare Mahkemesi’nde görülen davaya katıldı.

    Hatay için 2020 yılında alınmış Mahalli İdari Birliği kararıyla birlikte, şehirde gerçekleştirilecek tüm faaliyetlerle ilgili ÇED başvuru dosyasının hazırlanması ve bütünlüklü olarak çevresel etkilerinin değerlendirilmesi öngörülüyordu. Ancak 2023 yılında bu karar kaldırıldı. Söz konusu kararın kaldırılmasına karşılık Av. Mahmut Fevzi Özlüer, Av. Ecevit Alkan, Antakya Çevre Koruma Derneği, davacı olarak duruşmaya katıldı. Ayrıca Türkiye Barolar Birliği ve Türk Tabipler Birliği de davaya müdahil olma talebinde bulundu.

    Avukatlar, deprem sonrası şehirdeki su ve hava kalitesine dikkat çekerek “Şehrimizin fauna ve florası hızla yok oluyor. Biz, yurttaşlar olarak, bu nadide coğrafyanın korunması, planlı bir kentleşme, giderek azalan su, toprak ve hava rezervlerimizin korunmasını istiyoruz” dedi.

    “HATAY BÖLGESİNİN EKOSİSTEMİ KORUNMALI”

    Ortak yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Hatay Valiliği Mahalli Çevre Kurulu Başkanlığı 2020 yılında vali başkanlığında toplanarak madencilik faaliyetleri sırasında olabilecek olumsuz etkileri minimize etmeden faaliyete geçilmesine izin verilmemesi kararı aldı. Bu kararda amaç, madencilik nedeniyle büyük çevresel sorunlar oluşmasını engellemek ve çevresel yıkımın geri döndürülmesi için gereken çok büyük maliyetlerden kurtulmaktı. Bunun için de valilik, mahalli il çevre kurulu, bu toplantıda madencilik faaliyetleri sonucu, yeryüzünün doğal yapısının bozulması, bitki örtüsünün ortadan kaldırılması, atık oluşumu, toz dağılımı, vibrasyon, gürültü, görsel kirlilik gibi çevreye olumsuz etkilerinin çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için il genelindeki tüm faaliyetler için ÇED olumlu kararı alınması gerektiğine karar verdi.

    Fakat 6 Şubat 2023 depremlerinden hemen sonra bu karar kaldırdı. Böylece, il genelinde,  maden işletmeleri için yapılacak başvurularda ve buna bağlı işlerde, beton Santrali vs. gibi projelerde, etki alanının sosyal, kültürel hassasiyetlerine dikkat edilmesi, ilgili kurum, kuruluşların sürece dahil edilmesinin sağlanması, yoğun faaliyet baskısı olan alanlarda etkilerin detaylı bilimsel, teknik raporlarla ortaya konulmasının sağlanması, Hatay bölgesi ekosistemin, flora, fauna ve habitatın korunması, faaliyetten etkilenecek yöre halkının proje hakkında doğru ve güvenilir bilgi alması ve ÇED sürecine katılımının sağlanarak yanlış psikolojik manipülasyonun oluşmasını önlemek amacıyla belirtilen koordinatlar içerisindeki bölgenin ‘Hassas Alan’ olarak kabul edilmesine ve tüm grup madencilik faaliyetleri için ‘ÇED gereklidir’ kararının verilerek ÇED raporunun Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na gönderilmesi kararı çöpe atıldı.

    TAŞ OCAKLARI VE BETON SANTRALLERİ PLANSIZ, PROGRAMSIZ AÇILMAYA BAŞLANDI

    Peki sonra ne mi oldu? Ardı arkası kesilmeyen taş ocakları ve beton santralleri kümülatif etkileri değerlendirilmeden plansız, programsız bir biçimde açılmaya başlandı. Tüm kültürel, ekolojik, sosyal yaşam hızla bozulmaya yüz tuttu. Deprem ardından kentten göçen binlerce insan ve kırlarda yaşayanlar hava kirliliği, toz ile boğuşur oldu. Şehrimizin fauna ve florası hızla yok oluyor. Biz, yurttaşlar olarak, Bu nadide coğrafyanın korunması, planlı bir kentleşme, giderek azalan su, toprak ve hava rezervlerimizin korunması için 5 Kasım’da Hatay 4. İdare Mahkemesi’nde 10.45’te tüm dostlarımızı ve duyarlı halkımızı duruşmaya katıldık.

    Kaybedecek bir karış toprağımız, suyumuz ve har vurup harman savrulacak bir yaşamımız yok!”

    PİRHA/HATAY

  • Çevre Bakanlığı, sızıntı yapan tesisin çevreyi kirletmediğini ileri sürdü

    Çevre Bakanlığı, sızıntı yapan tesisin çevreyi kirletmediğini ileri sürdü

    PİRHA- Mersin’in Karaduvar Mahallesi’nde bulunan petrol tesisinin sızıntı yaparak çevreyi kirlettiği yönündeki soru önergesine cevap veren Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, herhangi bir sızma ve kaçırmanın olmadığını ileri sürdü. DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, “Bakan Bey gelsin, tesisi yerinde görsün. Sızma, koku, patlama tehdidi var mı yok mu” diyerek tepki gösterdi.

    DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca’nın mart ayında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na Akdeniz ilçesi Karaduvar Mahallesi’ndeki petrol ikmal hatlarının yarattığı çevre tahribatı ile ilgili soru önergesine aylar sonra cevap geldi.

    Bakanlık cevabında Karaduvar’daki OPET Petrolcülük A.Ş.’ye ait petrol ikmal ve dolum tesislerinin 28 Mart 2024 tarihinde denetlendiği, herhangi bir koku ve sızıntıya rastlanmadığı ifade edildi.

    Bakanlık, tesisin boru hattı için yetkili mühendislik firması tarafından düzenlenmiş 14.06.2023 tarihli Boru Hattı Hidrostatik Test Raporu’nun olduğu ve söz konusu raporun sonuç bölümünde herhangi bir sızma ve kaçırmanın gözlemlenmediğinin rapora yansıdığı iddia edildi.

    Aynı açıklamada söz konusu tesisin 2028 yılına kadar çalışacağı ifade edildi.

    Bakanlığın cevabı ile ilgili konuşan Milletvekili Perihan Koca, bakanlığın halkla dalga geçtiğini ve şirketlerden yana açık tavır geliştirdiğini söyledi.

    Perihan Koca, “Bakan Bey buyursun gelsin, tesisi yerinde görsün. Sızma, koku, patlama tehdidi var mı yok mu, gelsin kendisi görsün bakalım. Karaduvar halkı yıkıma terk ediliyor” dedi.

    PİRHA/MERSİN

  • Mersin’de çevreciler balık çiftliklerine itiraz etti- VİDEO

    Mersin’de çevreciler balık çiftliklerine itiraz etti- VİDEO

    PİRHA- Mersin Çevre Platformu, Aydıncık’ta kurulumu planlanan balık çiftliklerinin denize, deniz canlılarına ve doğaya zarar vereceğini belirterek, ÇED raporuna itiraz etmek üzere eylem yaptı.

    Balık çiftlikleri, denizi kirlettiği ve turizmi bitirdiği için artık üretim yapamıyor. Agromey Gıda ve Yem Sanayi ve Tic. Anonim Şirketi’ne ait balık çiftliklerinin, Balıkesir Edremit’ten sökülüp Mersin’in turizm bölgesi olan Aydıncık ilçesine kurulum planı yapılması kentte tepkilere neden oldu.

    Mersin Çevre Platformu, balık çiftliklerine ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporuna itiraz etmek için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde eylem yaptı. Burada yapılan basın açıklamasını platform adına Sabahat Aslan okudu.

    “ÇED RAPORU KOPYALA YAPIŞTIR YÖNTEMİYLE HAZIRLANMIŞ”

    Sabahat Aslan, Mersin halkının tüm itirazlarına rağmen kurulması planlanan balık çiftliklerinde kullanılacak çeşitli kimyasalların, ilaçların, antibiyotiklerin, GDO’lu yemler ve ölü balıkların Akdeniz’i çöplüğe dönüştüreceğini belirtti. Balık çiftliklerinin ÇED raporlarının bilimsellikten uzak, raporların içerik bilgileri ve hesaplamalarının yanlışlarla dolu olduğuna dikkat çeken Aslan, “Raporlar kopyala yapıştır yöntemiyle hazırlanmış olup Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Balık Çiftlikleri konusunda bilgisiz olduğu ortaya çıkmıştır” dedi.

    Proje alanının bulunduğu bölgede kesin korunacak hassas alanların, arkeolojik SİT alanlarının, doğal karakteri korunacak alanların, orman alanları olarak işaretlenmiş alanların bulunduğunu söyleyen Aslan, “Şirketlerin rantı uğruna kamu kaynaklarımızı zarar uğratacak olan Balık Çiftliklerinin kurulum kriterleri ne bakıldığında bölgemizin iklim şartları ve denizimizin akıntı hızının uygun olmadığı görülmüştür. Akıntı hızının uygun olmamasından kaynaklı, Balık Çiftliklerinde kullanılacak malzemelerden ve çiftliklerin kıyıya yakın kurulum planından dolayı denizimizin çok kısa sürede kirleneceği ortadadır” diye konuştu.

    “BALIK ÇİFTİLİKLERİ KARARI GÜNCEL DEĞİL”

    Mersin’in bir turizm merkezi olduğunu, balık çiftliklerinin kurulumunun 2008 yılında alınan eski bir kararla yapılamayacağının altını çizen Aslan, şu ifadeleri kullandı:

    “Balık çiftliklerinin kurulacağı bölgeler Turizm Bölgeleri 1. derece doğal ve arkeolojik SİT alanları olarak ilan edilmiştir. Bu nedenle Mersin Valiliği’nin 2008 yılında almış olduğu karar güncel değildir. Güncel olmayan bir kararla balık çiftliklerinin kurulması yasalara aykırıdır.

    Agromey 1 ve Agromey 2 numaralı tesislerin yanına, aynı firmaya ait 2 tesis için hazırlanan ÇED Raporu, ÇED Kanunu ve yönetmeliklere ve ayrıca ülkemizin taraf olduğu Uluslararası Bern, Barselona ve CITES Sözleşmelerine ve Uluslararası Doğayı Koruma Birliğine (IUCN) aykırı olup kurulması planlanan balık çiftliği kamu kaynaklarımızı zarara uğratacaktır. Bizler ÇED raporuna itiraz ediyoruz ve projenin iptal edilmesini istiyoruz. Mücadelemiz bundan sonrada hukuki ve demokratik olarak devam edecektir.”

    PİRHA/MERSİN

     

     

     

     

  • Dersim’de İliç açıklaması: Felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli-VİDEO

    Dersim’de İliç açıklaması: Felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Dersim Kent Konseyi, Erzincan İliç’te meydana gelen çevreyi ve canlıları etkileyen felakete dair yaptığı açıklamada, yetkilileri uyardıklarını, davalar açtıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını vurgulayarak, “İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli” çağrısında bulundu.

    Erzincan İliç’te siyanürlü toprak havuzunun patlaması sonucu meydana gelen faciada toprak altında kalan 9 işçiye ulaşılamazken, iktidar yetkilileri, yapılan tetkikler sonucunda suyun temiz çıktığını iddia etti.

    Kamuoyu, maden sahasının genişletilemesine ve “ÇED gerekli değildir” kararını verenlerin yargılanması isterken, şu ana kadar 6 maden çalışanı tutuklandı.

    Dersim Kent Konseyi, Erzincan İliç’te meydana gelen çevreyi ve canlıları etkileyen felakete dair yürüyüş ve açıklama yaptı.

    Dersim Sanat Sokağı’nda bir araya gelen kurum yöneticileri ve yurttaşlar, Yeraltı Çarşısı’na kadar yürüyüş yaptı.

    Dersim Kent Konseyi adına açıklamayı Dersim Baro Başkanı Fatma Kalsen okudu.

    Kalsen, “Faaliyete girdiği 2008 yılından itibaren birbiri ardına ortaya çıkan çevresel felaketlerle sıklıkla gündeme gelen Anagold Madencilik Sanayi ve Ticaret AŞ tarafından işletilen Çöpler Kompleks Maden İşletmesi’nde gerçekleştirilen sömürge madenciliği ile yalnızca doğamız ve kaynaklarımız değil, aynı zamanda yaşamlarımız da yok ediyor” dedi.

    “UYARILARIMIZ DİKKATE ALINMADI, FELAKET GÖZ GÖRE GÖRE GELDİ”

    Çöpler Kompleks Maden İşletmesi’nin yarattığı tahribat ve oluşturduğu tehlikeye dikkat çekmek için Dersim Kent Konseyi olarak hem bir çok eylem ve etkinlik yaptıklarını hem de ilgili kurumları uyardıklarını hatırlatan Kalsen, “Ne bakanlık ne yerel idare ne de mahkemelerce uyarılarımız dikkate alındı ve tüm bu ilgisizlik bugün yaşanan felakete yol açmıştır. TMMOB tarafından Erzincan Bölge İdare Mahkemesi’ne, şirketin kapasite artırımına karşı açmış olduğu dava, idari mahkeme tarafından ret edilmiş, devamında Danıştay 6. Daire’nin, idari mahkemenin vermiş olduğu kararı TMMOB ve kamu lehine bozmasına karşın, bilirkişi raporu düzenlenip hazırlanmadan ve hukuki süreç beklenmeden ilgili şirket kapasite artışına gitmiştir” bilgisini paylaştı.

    “BÜYÜK ÇEVRE KATLİAMLARINDAN BİRİDİR

    “Bugün ciddi bir felaket ile karşı karşıyayız” diyen Kalsen, şunları ifade etti:

    “Öncelikli olarak, iş güvenliği anlamında gerekli tedbirlerin alınmadığı bu maden sahasında dokuz emekçi kardeşimiz, zehirli kimyasalla yıkanmış toprağın altında kalmıştır.

    İliç’te yaşanan, ülkemizin görmüş olduğu büyük çevre katliamlarından biridir. Bu facia ülkemizi oldukça kötü noktalara götürecek, bölge halkını, Fırat Nehrini ve ekolojik sistemleri, biyo-çeşitliliği, ülke ekonomisini, toplum ve halk sağlığını çok yönlü ve olumsuz şekilde etkileyecektir. Yetkililer tarafından facianın boyutu gizlenmeye çalışılıyor, Fırat Nehrine atıkların karışmadığı bilgisi verilerek buradan korkulacak herhangi bir şey olmadığı ifade ediliyor. Ancak bu algı oyunudur, yanıltmadır ve hiçbir şekilde gerçeği ifade etmemektedir. Facia zaten yaşanmış durumdadır.

    İliç’te yaşanılan birçok bölgeyi etkileyen bu çevre felaketi sonucu atık havuzlarından sızıntı, başlangıçta yüksek siyanür derişimleri bozuluncaya kadar, akarsu ve göllerde balıkların, kuşların ve diğer canlıların ölümlerine neden olacaktır. Ayrıca, yayılarak hem yeraltı hem de yerüstü su kaynaklarını kirleten ağır metal bileşikleri de tarım ve hayvancılık yolu ile besin zincirine girerek insanlara ulaşmakta ve zaman içinde ortaya çıkan sağlık sorunlarına neden olacaktır. Ağır metaller düşük derişimlerde bile toksik etki gösterebilen elementlerdir. Ağır metaller insanlar tarafından ağız, solunum ve deri yolu ile alınır ve çoğu boşaltım yolları ile (böbrek, karaciğer, barsak, akciğer, deri) atılamazlar. Bu nedenle ağır metallerin büyük bir bölümü, organizmada birikir. Birikim sonucu, yoğunlaşan bu metaller, etkili dozlara ulaştıklarında; endokrin hastalıklar, nörolojik hastalıklar, kanserler, otizm gibi ciddi hastalıklara neden olabilirler.”

    “TÜM SORUMLULAR YARGI KARŞISINDA HESAP VERMELİ”

    Yaşanılan afetin sorumlusunun, ivedilikle sonuçlandırılması yasa ile zorunlu tutulan davaları sürüncemede bırakıp uzamasına neden olan, üzerinden yıllar geçmesine rağmen yürütmenin durdurulması talebini dahi karara bağlamayanlar olduğuna dikkat çeken Kalsen, “Yaşanılan afetin sorumlusu, yıkıcı maden faaliyeti yürütenler kadar yürütülmesine olanak sağlayan, izin veren, doğamızın ve kaynaklarının bir grup yabancı sermaye tarafından yağmalanmasına göz yuman siyasal iktidardır” diye konuştu.

    Madenlerin ulusal ve uluslararası sermaye gruplarının yağma alanı olmaktan çıkarılması çağrısında bulunanDersim Baro Başkanı Fatma Kalsen “İliç’te yaşanan felaketin tüm sorumluları yargı karşısında hesap vermeli, tüm ÇED olumlu kararları iptal edilmeli ve işletme derhal kapatılmalıdır” dedi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Akkuyu NGS’nin kapatılma davasına ret: Ülke felakete sürükleniyor- VİDEO

    Akkuyu NGS’nin kapatılma davasına ret: Ülke felakete sürükleniyor- VİDEO

    PİRHA- Akdeniz’in suyunun ısınmasından kaynaklı Akkuyu Nükleer Santralin kapatılması için açılan dava, Mersin 2’nci İdare Mahkemesi tarafından reddedildi. Avukat İsmail Hakkı Atal, “İklim krizi sürecinde Akdeniz’in nükleeri soğutamayacağı kesin olmasına rağmen, Türkiye Akkuyu’yla koşar adım felakete sürükleniyor” dedi.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri’nin (DAÇE) Akdeniz’in suyunun ısınması sebebiyle Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımı devam eden ve Rusya’ya ait olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) kapatılmasına ilişkin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na dava açmıştı.

    Mersin 2’nci İdare Mahkemesi duruşma kararını tebliğ etti ve ret kararı verdi. Kararda “ÇED raporunda bazı eksiklikler tespit edilmiş ise de bu eksikliklerin raporu sakatlamayacağı ve projenin uygulanmasına engel teşkil etmediği, Akdeniz’in soğutma suyu yeterliliği açısından söz konusu nükleer tesise ilişkin yeniden ÇED raporu alınmasını gerektirir hukuken geçerli yeni bir sebebin bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olup, davanın reddine karar verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

    “TÜRKİYE AKKUYU İLE FELAKETE SÜRÜKLENİYOR”

    Davayı açan DAÇE gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal, diğer ülkelerde deniz suyu 25 dereceyi geçtiğinde nükleer santral yapımının durdurulduğunu belirterek, Akdeniz’in suyunun 31, buçuk dereceye vardığına dikkat çekti.

    Atal, davanın reddine ilişkin, “AKP’nin yargıyı (Danıştay’ın birkaç dairesi dışında) tamamen emri altına aldığı yeni Türkiye yüzyılında Akkuyu Nükleer Santralinin soğutma suyu davasını AKP’li Mersin 2. İdare Mahkemesi reddetti ve kararı istinaf ettik. İklim krizi sürecinde Akdeniz’in nükleeri soğutamayacağı kesin olmasına rağmen, Türkiye Akkuyu’yla koşar adım felakete sürükleniyor” sözlerini kullandı.

    “HER YÖNÜYLE ZARARLI BİR PROJE”

    Akkuyu Nükleer Santral projesinin her yönüyle ülkeye zararlı olduğunu belirten Atal, şunları söyledi:

    “Akkuyu her an 7 ‘den büyük yıkıcı bir deprem beklenen Kuzey Anadolu Ecemiş fay hattı üzerinde olduğundan bir deprem sonrasında patlamazsa, gelecek yıl 35 dereceyi bulacak Akdeniz su sıcaklığından dolayı patlamazsa, emperyalist Rusya devletinin mülkiyet sahibi ve operatörü olduğu Akkuyu Rusların Türkiye’yi işgali için bir kalkan olarak kullanılmazsa, en iyi ihtimalle Rusya Türkiye’yi 15 yıl boyunca soyacaktır. Zira şu anda yenilenebilir enerjiyi devlet kwh 2,5 centten elektrik satın alırken Akkuyu’dan 15 yıl boyunca kwh 12,5 centten elektrik satın almak zorunda kalacaktır.”

    Başta CHP olmak üzere muhalefet partilerini ve Türkiye Barolar Birliği’ni eleştiren Atal, Akkuyu’ya karşı mücadelelerinin süreceğini vurguladı.

    PİRHA/ MERSİN