Etiket: çevre

  • 2023 yılında da ülkenin pek çok yerinde ekokırım yaşandı

    2023 yılında da ülkenin pek çok yerinde ekokırım yaşandı

    PİRHA-Geride bıraktığımız 2023 yılı, ekolojik talanın artarak devam ettiği bir yıl oldu. Ülkemizde 2023 yılı ekoloji alanında mücadele dolu bir yıl olarak geçti. Ülkenin dört bir yanından ekokırım yaşandı. 

    2023 yılında ekolojik talan devam etti ancak halkın ve çevrecilerin de mücadelesi sürdü.

    2023 yılında 6 Şubat Maraş merkezli deprem ile derin yaralar açıldı, bir yıl geçmesine rağmen yaraların hala sarılmadı. Yaşanan deprem büyüklüğü ile tarihi geçerken aynı zamanda yaşanan ihlaller ile de tarihe geçti.

    Hafızalarımızda, çevre ve insan sağlığını talan etmeye çalışan sermaye grupları ve iktidar iş birliğine karşı el ele “tek bir ağacımdan vazgeçmiyorum” diyen ve tüm müdahalelere karşı direnen kadınlar, aktivistler, çocuklar kalacak.

    2023 yılı boyunca kuraklık tehdidini hisseden Türkiye, son 22 yılın en düşük ocak ayı yağışını aldı. Mayısta 63 merkezde ekstrem sıcaklık rekoru kırıldı. Sermaye sahipleri, dünyanın gündeminden düşmeyen küresel ısınmaya rağmen maden faaliyetlerinde, orman kıyımlarında, beton kentler inşa etmekle başlattığı savaşı derinleştiriyor.

    İşte 2023 yılında ekoloji alanında yaşanan önemli olaylar…

    AVCILIK BİR SPOR OLARAK MASKELENMEKTE

    25 Aralık’ta bölgeye gelen Yeşilyurt Doğa Avcılar Derneği’nden 100 kişilik bir avcı grubuyla tarım ve hayvancılıkla uğraşan yöre halkı arasında yaşanan ve silahların ateşlenmesine kadar varan olaya karşı yöre halkı hayvan haklarını savundu.

    Avrupa Yaban Hayatı ve Yaşam Ortamlarının Korunması Sözleşmesi (BERN) ile Korunan ve Dünya Doğa Koruma Birliği’nce (IUCN) yayımlanan ‘Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi’ndeki yaban keçisi, Dersim’in Pülümür ilçesinin Hasangazi Köyü yakınlarındaki Karor Deresi mevkiinde avcılar tarafından katledildi.

    Dersimliler, yaban hayvanlarını katletmek için Dersim’e gelen avcı grubunun kaldığı Atatürk Mahallesi’nde bulunan öğretmenevi önünde açıklama yaparak avcılara tepki gösterdi.
    Avcıların Dersim’de katlettikleri yaban domuzunu Dersim-Pülümür karayolunda arabanın arkasına bağlayarak yolda sürükledikleri ortaya çıktı.

    “DİKMECE HALKINI SİNDİRECEKLERİNİ SANDILAR”

    11 ili yerle bir eden 6 Şubat depremlerinde en büyük hasarı gören Antakya’da deprem konutları yapmak için seçilen bölgelerden biri de bir Alevi köyü olan Dikmece’ydi. Tarım arazilerinin, zeytinliklerin imara açılması nedeniyle Dikmeceliler aylardır direniyor.
    Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de ormanlık alanların ve zeytinliklerin konut yapımı için imara açılmasına tepkiler sürerken, bölgede jandarma korumasında ölçüm yapıldı.
    Duruma tepki gösterip eylem yapan köylülere jandarma ve çevik kuvvet ekipleri biber gazı ve tazyikli su sıkarak müdahale etti. Biber gazından dolayı bölgede yangın çıktı. Yüz binlerce zeytin ağacının kesilmesine engel olmak için bir araya gelen yurttaşlar yürüyüş düzenledi.

    Hatay’da zeytinliklerin kesilmesine karşı Büyük Dikmece Buluşması gerçekleştirildi. Yapılan konuşmalarda “Dikmece halkını sindirebileceklerini sandılar. Biz Kerbela’dan bugüne zalimlerin karşısında asla diz çökmeyen bir halkın evlatlarıyız. Onlar bunu bilmiyor ama öğrenecekler” denildi.

    Dikmece köyünde ‘acil kamulaştırma’ gerekçesiyle tarım arazilerinin, ormanlık alanların ve zeytinliklerin imara açılmasına karşı köy halkı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ’ye dava açmıştı. İstimlak kararına karşı Hatay 3. İdare Mahkemesi’nden yürütmeyi durdurma kararı çıkmıştı. Hatay 3. İdare Mahkemesi ise alınan yürütmeyi durdurma kararını uygulamadı. Bunun üzerine Hatay Barosu Başkanı Cihat Açıkalın, Hatay’da Dikmeceli yurttaşlarla basın açıklaması gerçekleştirdi.

    EKOLOJİK FACİA: AKKUYU NÜKLEER GÜÇ SANTRALİ

    Mersin’in Gülnar ilçesinde yapımına başlandığı günden bu yana birçok skandalla gündeme gelen, toplumun büyük bir kesiminin ekolojik facia olarak tanımladığı Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde vukuatlar son bulmuyor.

    2018 yılında temelleri atılan Akkuyu NGS inşaat sahasında iş kazaları, patlamalar, temelde çatlak ve zeminde su sızıntısı meydana gelmişti. Son olarak inşaatta çalışan en az bin 500 işçi verilen yemeklerden dolayı zehirlendi.

    İşçilerin zehirlenmesi ve Akkuyu Nükleer A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın nükleer santrale ilişkin açıklamalarının ardından, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) şirketinin CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Anastasia Zoteeva’nın “Bu nükleer santral tamamen Rusya’ya aittir” sözlerini yalanladı.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) tarafından Doğu Akdeniz su sıcaklığının Akkuyu Nükleer Santralini soğutamayacak olması ve nükleer felaket riski nedeniyle, Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na inşaatın durdurulması ve sadece soğutma suyu açısından çevresel etki değerlendirmesi yapılması için dava açıldı.
    İnşaat sahasında çalışan Muharrem Çolak adlı işçi iskeleden düşerek hayatını kaybetmesi nükleer santrale karşı tepkileri alevlendirdi.

    DEPREM’İN YARALARI AYLAR GEÇMESİNE RAĞMEN SARILAMADI

    AFAD, Maraş’ın Pazarcık ilçesinde 6 Şubat saat 04.17’de, 7,7 büyüklüğünde deprem meydana geldiğini bildirdi. İlk depremin ardından Maraş merkezli 7.6’lık bir deprem daha meydana geldi.

    Hatay, Antep, Urfa, Maraş başta olmak üzere 10 şehir depremden etkilendi. Deprem nedeniyle pek çok bina yıkıldı. Maraş, Antep, Urfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde toplam 36 bin 187 kişi hayatını kaybetti. 108 bin 68 kişi ise yaralandı. Deprem felaketinin üzerinden aylar geçmiş olmasına karşın sorunlar hala giderilmedi.

    Depremin ardından enkazlar, tüm uyarılara rağmen kontrolsüzce tarım ve yaşam alanlarına dökülürken, deprem bölgesinde toz bulutları oluştu.

    Türk Tabipleri Birliği ile Temiz Hava Hakkı Platformu, Hatay’daki hava kirliliğinin limit değerlerin çok üzerinde olduğu uyarısında bulundu.

    Yaşanan yıkıcı depremlerin ardından ülkenin ve dünyanın birçok yerinden Alevi kurumları, bölgedeki halkla dayanışmak için harekete geçti. Bölgedeki cemevleri de gelen yardımlarla halkın yaralarını sardı.
    İktidar ve AFAD’ın deprem sürecinde uyguladığı politikalar eleştirilirken, Kızılay’ın çadırları para karşılığı satması da büyük tepkilere neden oldu.
    Deprem bölgelerinde oluşan asbestler insan sağlığı açısından büyük risk oluşturuyor.

    İLİÇ ALTIN MADENİ, ÇEVRE VE İNSAN SAĞLIĞI ÜZERİNDE GERİ DÖNÜLMEZ TAHRİBATLAR YARATIYOR

    Erzincan’daki Altın Madeni canlı yaşamını tehdit ediyor. Siyanür bulunan atıklar, sağlık ve çevre sorunlarına neden oluyor. Madenle ilgili bilimsel raporlar da ‘felakete’ işaret ediyor.

    2001’de sondaj çalışmalarına başlanan maden işletmesinde 2010’da siyanürle altın üretimine geçildi. 2019’da sodyum siyanür 11 bin tona, sülfürik asit üretimi 122 bin tona çıkarıldı. 2021’de yayınlanan raporda ise 18 adet tehlikeli maddeye yer verildi. Bunlar arasında solunum yollarına, sudaki organizmalara, ciddi yanıklara, aşındırıcı etkilere, cilt ve gözde aşırı tahrişlere neden olan sodyum siyanür, nitrik asit, bakır sülfat, sodyum hidrosülfit gibi tehlikeli maddeler de bulunuyor.

    TMMOB, İliç’teki altın madeni işletmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2021 yılında verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının iptali istemiyle dava açılmıştı. Erzincan İdare Mahkemesi de hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermişti.
    Erzincan İdare Mahkemesi’nin kararına karşı Danıştay’a temyiz isteminde bulunan TMMOB’nin temyiz istemi kabul edilerek, idare mahkemesi kararı bozuldu.
    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından, İliç’te Anagold Madencilik tarafından işletilen altın madeninin kapasite artışı için verilen Çevresel Etki Değerlendirme Raporu (ÇED) olumlu kararına karşı açılan davanın keşfi yapıldı. Erzincan İliç’te siyanür sızıntısına yol açan ancak ruhsatı iptal edilmeyen Anagold’un vergi borcunun silindiği, Kanadalı ortağının bilançosunda ortaya çıktı. Rakamın TL karşılığı 209 milyon TL.

    AKBELEN’DE BİNLERCE AĞAÇ KESİLDİ

    Muğla’nın Milas İlçesinde bulunan Akbelen Ormanı’nda Limak Holding’e ait Yeniköy Kemerköy Termik santralleri için şimdiye kadar binlerce ağaç kesildi.
    Alevi kurumlarından oluşan heyet İkizköylülerin başlattığı nöbete destek ziyaretinde bulundu.
    İkizköylüler ve ekoloji savunucuları haftalarca ormanı korumaya çalıştı. Bu esnada jandarmanın sert müdahalelerine maruz kaldı.
    Akbelen Ormanı’ndaki kesime karşı duran yurttaşlara dönük asker saldırısına dair yapılan suç duyurusu için “soruşturmaya yer olmadığı” kararı verildi.
    Bölge halkının yanı sıra birçok çevre aktivisti ve sivil toplum örgütü, ağaçların kesilmesine karşı doğa nöbeti yaptı.

    EKOLOJİ HAREKETLERİ KONFERANSI

    Türkiye’nin dört bir yanında mücadele eden doğa ve yaşam savunucusu 70 kurum, Ekoloji Hareketleri Konferansı’nda buluştu.

    DERSİM OVACIK’TA ÇOCUK BOSTANI EKİLDİ

    Behzat Firik Çocuk Korosu ve Ovacık Doğal Kooperatifi’nin öncülüğünde Ovacık’ta Çocuk Bostanı ekildi.

    ALEVİ KÖYÜ GÜNÇALI’DA MADEN FAALİYETİNE ÇED RAPORU ENGELİ

    Tokat’ta Alevi toplumu için önemli olan Çal Baba Ormanı’nda verilen altın madeni ruhsatına karşı köylüler nöbette. Dava süreci devam eden sondajlı arama faaliyeti için bir ÇED raporu ise bulunmuyor.

    DOĞA HARİKASI, KUTSAL ZİYARET YERİ BUYER DAĞI’NA YOL YAPILIYOR

    Dersim’in Pülümür ilçesinde yaklaşık 3 bin rakımlı Buyer Gölü hem yöre insanları tarafından kutsal sayılan ve kurban kesilmeye gidilen bir ziyaret yeri hem de kaynak suyu da olan doğa harikası bir buzul gölü. Buyer Gölü yol tehdidiyle karşı karşıya.

    MERSİN’DE LİMAN GENİŞLETME PROJESİ DOĞAL YAŞAM ALANLARINA ZARAR VERİYOR

    Uluslararası Mersin Liman İşletmesi’nin (MIP) liman sahasını kentin en önemli noktalarından biri olan Atatürk Parkı’na doğru genişletme projesi tepkilere neden oldu. Halkın mücadelesi sürüyor.

    ERZİN’DE PETROKİMYA TESİSLERİNE KARŞI MÜCADELE 

    Erzin’de yapılmak istenen polipropilen ve petrokimya tesislerine karşı tepkiler yükseliyor. Tesislerin planlama ve izin aşamasında bölgede yaşayan nesli tehlikede olan canlılar için “Saha çok geniş az öte gitsinler” söylemine karşı çevreciler, “Az öte gitmiyoruz. Gitmesi gerekenler doğayı katledenlerdir” dedi.

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

     

     

     

     

     

     

     

     

  • CHP’li Nermin Kara’dan iktidara moloz uyarısı: Anayasayı uygula!-VİDEO

    CHP’li Nermin Kara’dan iktidara moloz uyarısı: Anayasayı uygula!-VİDEO

    PİRHA- Hatay’da deprem sonrası molozlar tüm uyarılara karşın yaşam alanlarına ve ayrıştırılmadan dökülmeye devam ediyor. CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’ın Samandağ ilçesinde iktidara seslenerek, “Anayasanın 56’ıncı maddesi uyarınca, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alacak adımların atılmasıdır” diye konuştu.

    6 Şubat’ta meydana gelen ve onbinlerce yurttaşın yaşamını yitirmesine, yüzbinlerin yaralanmasına ve evsiz kalmasına yol açan deprem felaketinin üzerinden aylar geçmesine rağmen sorunlar hala giderilmedi.

    Depremin ardından enkaz, tüm uyarılara rağmen kontrölsüzce tarım ve yaşam alanlarına dökülürken, Hatay’ın üzerinde toz bulutları oluşuyor.

    Türk Tabipleri Birliği ile Temiz Hava Hakkı Platformu, Hatay’daki hava kirliliğinin, limit değerlerin çok üzerinde olduğu uyarısında bulunuyor.

    6 Şubat’ta yaşamını yitirenlerin bedenlerine ve akıbetlerine dair yetkililer sağlıklı bilgiler vermezken, yurttaşlar kendi imkanlarıyla kayıp olan yakınlarını arıyor.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’ın Samandağ ilçesinde iktidara seslendi.

    Deprem sonucunda ortaya çıkan enkazların güvenli ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde ayrıştırılması, alınması gereken en önemli tedbirler arasında olması gerektiğinin altını çizen Kara, “Geçen 10 ayın sonunda, Hatay’ın pek çok yerinde yükselen hafriyat tepeleri durmaya; asbest büyük bir tehlike oluşturmaya devam ediyor” dedi.

    İktidarın tüm uyarılara karşın yasalara ve anayasaya uygun olmayan, insan sağlığını ve çevreyi tehdit eden bir yöntemi sürdürdüğünü ifade eden Nermin Kara, “İktidardan talebimiz, Anayasanın 56’ıncı maddesi uyarınca, herkesin sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alacak adımların atılmasıdır” diye konuştu.

    PİRHA/HATAY

     

  • Alevi inanç merkezine ayrımcılık; Hubyar’da çöpler toplanmıyor-VİDEO

    Alevi inanç merkezine ayrımcılık; Hubyar’da çöpler toplanmıyor-VİDEO

    PİRHA-Tokat’ın Almus ilçesine bağlı bir inanç merkezi olan Hubyar köyünde çöpler toplanmıyor. Bir video yayımlayarak soruna dikkat çeken eski HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi inanç merkezlerine yönelik ayrımcılık yapıldığını belirtiyor.

    Tokat il merkezine 120 kilometre mesafede bulunan, Almus ilçesine bağlı Hubyar Köyü, hem bir dergaha ev sahipliği yapıyor hem de bölgedeki Alevilerin inanç merkezi konumunda. 16. yüzyılda yaşamış Hubyar Sultan’ın türbesini de içeren Hubyar Sultan Tekkesi Dergahı, Türkiye’deki en önemli Alevi inanç merkezlerinden biridir. Hubyar köyü, Alevilerin köklü ocaklarından Hubyar Sultan Ocağı’nın da merkezidir.

    “ÇÖP KONTEYNERİ VERİLMEDİĞİ İÇİN ÇÖPLER ETRAFA ATILIYOR”

    Bu konumundan dolayı özellikle yaz aylarında ziyaretçi akınına uğrayan Hubyar Köyü’nde büyük çöp yığınları oluşuyor ve bunlar toplanmıyor. Aynı zamanda Hubyarlı olan 27. Dönem HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, bir video yayımlayarak bu soruna dikkat çekti. Mahallelerin etrafında her sene büyük çöp yığınları oluştuğunu, bu çöplerin rüzgarda uçuşarak etrafa dağıldığını, ağaçların bile çöplerle dolduğunu belirten Kenanoğlu, “İdareciler çöp konteynerleri vermediği için insanlar çöplerini buralara atıyorlar. Bu çöpler nedeniyle yaban hayvanları ve özellikle ayı hep burda oluyor, dışkısını bırakıyor, çevreyi dağıtıyor. Kesilen kurbanların derileri de buraya atılıyor. Burada çöplerle beraber bir hayat oluşuyor ve etrafa çok kötü kokular yayılıyor” dedi.

    “ALEVİ İNANÇ MERKEZLERİNE YÖNELİK AYRIMCILIK YAPILIYOR”

    Köylülerin bu durumdan şikayetçi olduğunu, herkesin şikayetçi olduğunu ama herkesin de çöp atmaya devam ettiğini vurgulayan Kenanoğlu, “Ama biz çöpü buraya atanları suçlayıp işin içinden çıkamayız. Bu işte idarenin kabahati çok büyük. Çöp sorununa çözüm bulmayan yetkililer bunun en baş sorumlusudur. Neticede burası bir Alevi inanç merkezi, buraya gerekli hassasiyet gösterilmiyor. Burayla ilgili çok müracaatta bulunduk. Muhtarlar dilekçe verdi. Milletvekiliyken defalarca görüştüğüm bütün yetkili makamlara, buranın çöp sorunun önemli olduğunu ifade ettim ama hala hiçbir şey yapılmadı” dedi.

    Kenanoğlu sözlerini şöyle sürdürdü; “Her defasında manevi değerlerden bahseden bir iktidar var ve bu iktidarın bir Alevi inanç merkezine yaklaşımını buradan görüyoruz ve sorguluyoruz. Alevi inanç merkezlerine yönelik ayrımcılık yapılıyor. Burası Sunni inanç yapısına sahip bir dergaha ait olsa her türlü ihtiyacı karşılayacak hizmetler sunulurdu ama o kadar başvuruya, dilekçeye, ısrara rağmen buraya iki tane çöp konteyneri bile gönderilmiyor”

    Eyüp Hanoğlu/TOKAT

  • ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’-VİDEO

    ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’-VİDEO

     PİRHA- TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle Munzur Vadisinin birinci derece sit alanı olmaktan çıkarıldığını ve bu kararla yapılaşmanın önünün açılacağını ifade ediyor.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan’a sorduk.

    “NİTELİKLİ KORUMA ALANLARINDA BAŞKA FAALİYETLER DE YÜRÜTÜLEBİLİYOR”

    Konuyla ilgili 28 Ağustos’ta bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi yayımlandığını ve bu kararnameyle Munzur ve Pülümür Vadilerinin hassas koruma alanları ilan edildiğini söyleyen Beycan, “Bu topluma, kamuoyuna, vadilerin tamamının birinci derece Sit alanı ilan edilmiş gibi yansıdı ama biraz teknik veya yasal-hukuki boyutuna girdiğimiz zaman, daha önceden Türkiye’de sit alanları birinci, ikinci ve üçüncü derece diye nitelendiriliyordu. Sonra yapılan bir değişiklikle birinci derece sit alanları, ‘hassas koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor. İkinci derece sit alanları ‘nitelikli koruma alanları’, üçüncü derece sit alanları ise ‘sürdürülebilir koruma alanları’ olarak nitelendiriliyor” dedi.

    Üç dereceli bu koruma sistemiyle ilgili detayları ise Beycan şöyle açıklıyor:

    “Hassas koruma alanları, üzerinde herhangi bir beşeri faaliyetin yürütülemediği, bir yapılaşmanın geliştirilemediği, turizm, madencilik faaliyetlerinin yürütülemediği, insan baskısından ve beşeri yapılaşmadan tamamen izole edilen, tabiri caizse çivi çakılmayan, doğanın, ekolojinin korunması üzerine şekillendirilmiş alanlardır. Nitelikli koruma alanlarında da bir koruma alanı mevcut ama bu koruma alanı içinde yürütmek istediğiniz faaliyetler bakanlık düzeyinde bir kurulun iznine tabi tutulmak zorunda. Nitelikli koruma alanlarında HES’ler (Hidroelektrik santralleri), baraj gölleri, GES’ler (Güneş enerjisi santrali), maden faaliyetleri yürütülebiliyor. Geçen sene yapılan bir düzenleme ile hidroelektrik santralleri ve barajlar bu kapsamdan çıkarıldı ama diğer faaliyetler hala yürütülebiliyor.”

    “MUNZUR GÖZELERİ BİRİNCİ DERECE SİT ALANINDAN ÇIKARILMIŞ OLDU”

    Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle ilgili olarak da, yekünüyle ele alındığı zaman olumsuzlanacak bir durum olmadığını belirten Beycan, “Munzur Gözeleri daha önce birinci derece sit alanı içindeydi. Bu kararname ile Munzur Gözeleri birinci derece sit alanı içerisinden çıkartıldı ve ikinci derece yani nitelikli koruma alanı statüsüne dahil edildi. Hassas ve birinci derece dediğimiz koruma alanları ise Munzur Gözelerinin çıktığı üst kotları kapsıyor. Gözelerin üst tarafında bir çıplak dağ var. O alanı kapsıyor. Çap olarak vermek gerekirse Ziyaret, Yeşilyazı (Zeranik), Koyungölü (Kedek) bölgesinin üst kotlarını kapsıyor” şeklinde konuştu.

    “KARARNAME MADENCİLİK VE TURİZM FAALİYETLERİNİ ENGELLEMİYOR”

    Kararnameyle ortaya çıkan yeni durumu hem toplumsal hem de TMMOB olarak değerlendirdiklerini ifade eden Beycan, şunları aktardı:

    “Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, şu anda ikinci derece olarak nitelendirdiğimiz, nitelikli koruma alanı statüsüne alınmıştır. Bu, şu anlama geliyor: Munzur nehrinin tabanıyla, Pülümür nehrinin tabanı, bu hat boyunca burada HES yapamazsınız ama GES yapabilirsiniz. Günübirlik tesisler yapabilirsiniz. Buralar insan baskısına açılabilir. Turizm işletmeciliğine açılabilir. Bunların yapılabilmesi bakanlık ve kurul onaylarına tabi ama bu kararname, bunun önünü açan bir yasal düzenlemedir. Pülümür nehri ilk defa bir yasal statü kazanıyor. Bu anlamda önem arzediyor ama bu yasal statü ile nehir tabanından ziyade kapsamının daha da genişletilmesi uygun olacaktır. Munzur nehrinin tabanı hakeza ikinci derece koruma alanını kapsıyor ve bu madencilik, GES, turizm faaliyetlerini engelleyen bir nitelik taşımıyor. Buranın da çapının genişletilmesi, hatta her iki nehrin tamamının birinci derece hassas koruma alanları kapsamına alınması gerektiğine inanıyoruz. Çünkü oradaki ekolojik flora ve faunadan tutun da oradaki canlı yaşamına, endemik türünden tabiat parklarına kadar; kesinlikle insan baskısından uzaklaştırılması, beşeri yapılaşmaya kapatılması gerekiyor. Burası Türkiye’nin en büyük, dünyanın da sayılı milli parklarından biri ve çok ciddi korunması gerekiyor ve bu korumanın devletin statüsüyle yapılması gerekiyor.”

    Eyüp Hanoğlu-Cihan Berk/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’
    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum
    – ‘Bu kararname ile turizm ve madenciliğin önü açılıyor’

  • Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum-VİDEO

    Şaroğlu: Alınan karar Tunceli açısından çok faydalı ve doğru, sevinçle karşılıyorum-VİDEO

    PİRHA- Önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu, Munzur ve Pülümür Vadilerinin ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesiyle ilgili Cumhurbaşkanlığı kararını, faydalı ve doğru olarak nitelendirdi. Şaroğlu, “İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir” dedi. 

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Munzur ve Pülümür Vadilerinin, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edilmesinin ne anlama geldiğini ve olası sonuçlarının neler olabileceğini önceki dönem CHP Dersim Milletvekili Polat Şaroğlu’na sorduk.

    “SEVİNÇLE KARŞILIYORUM”

    Kararın oldukça olumlu olduğunu ifade eden Şaroğlu, “Sürecin böyle sonuçlanması Tunceli açısından, bizim açımızdan çok faydalı ve çok doğru. Sevinçle karşılıyorum. Burası bizim için önemli. Buraya yalnızca bir doğa olarak bakmayın, yalnızca bir toprak ya da gelir kaynağı olarak bakmayın. Alevi toplumu, doğaya inancı gereği, doğadan geldiğine, doğadan varolduğuna inandığı için, asla ve asla bu toprakların taşına toprağına kimseyi dokundurtmayacak bir inanca sahip. Bu vadinin her kilometresinde bir ziyaret, adak kesme yeri var. İnsanların gerek yurtiçinden gerek yurtdışından gelip buralarda inancını yaşadığını, dua ettiğini, adaklarını kestiğini biliyoruz” dedi.

    “DEVLETİN BİZİ ANLAMASINI İSTİYORUZ”

    Baraj ya da madencilik bahane edilerek doğanın ve inanç yerlerinin yok edilmek istendiğini belirten Şaroğlu, “Biz de toplum olarak buna sürekli karşı geleceğimizi, devletle çatışma içinde olmak istemediğimizi ama devletin de bizi anlaması gerektiğini söylüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “YERÜSTÜ ZENGİNLİKLERİ YERALTI ZENGİNLİKLERİNDEN DAHA DEĞERLİDİR”

    Alınan kararın tüm Dersim coğrafyasına yayılarak her bölgenin bu şekilde hassas korunması gerektiğini söyleyen Şaroğlu, “Ama en azından bu da güzel bir sonuç. İnşallah önümüzdeki süreçte, belki bizim iktidarımız döneminde, bu toprağı tamamen kesin koruma altına alarak doğamızı koruruz. Çünkü biz şuna inanıyoruz. Yeraltı zenginliklerimiz yerüstü zenginliklerinden daha değerli değil. Yeraltı zenginliği bir anlıktır, alırsınız, biter ama yerüstü zenginliklerimiz bitmeyecek, nesilden nesile devam edecek ve her şeye gelir olarak baktığınız zaman bile, yerüstü zenginlikleri sürekli kazandıran bir şey” diye belirtti.

    Doğasıyla, yaşam tarzıyla, insana ömür vermesiyle özel olan Dersim coğrafyasının mutlak korunması gerektiğinin altını çizen Şaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Düşünün ki bugün bir maden çalışması yapıldığı andan itibaren, yer altı dengelerinin, su yataklarının yapısının bozulması ve kaynakların kaybolmasıyla hayat bitecek. Oysa doğayı bu haliyle koruduğumuz zaman sürekli gezilip görülebilen, yaşamı devam ettiren, ömre ömür katan bir coğrafya sağlayacağız. O yüzden biz her zaman diyoruz ki yerüstü zenginliklerimiz yeraltı zenginliklerinden kat be kat daha kıymetlidir. Ve biz bunun böyle kalması için, halkla ve doğaseverlerle birlikte sonuna kadar mücadele edeceğiz. Tabi ki ihtiyaç varsa, o ihtiyaç doğrultusunda coğrafyaya, o toprağa, o doğaya yakışır bir şekilde istihdam da yaratılabilir. Biz ‘çarşı her şeye karşı’ mantığıyla bakmıyoruz. İhtiyaç halinde her şey yapılabilir ama birinci önceliğimiz doğanın korunması ve ona zarar verilmemesidir.”

    Eyüp HHANOĞLU-Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    – Munzur Ve Pülümür Vadileri ‘Kesin Korunacak Hassas Alan’ Ilan Edildi
    ‘Vadilerimiz Sadece Ekolojik Olarak Değil Inanç Merkezi Oldukları Için De Korunmalıdır’
    “Bu Karar Yürürlükte Kalırsa Coğrafyamızı Kaybederiz”
    ‘Coğrafyamız için son derece tarihi öneme sahip olumlu bir karardır’

  • ‘Vadilerimiz sadece ekolojik olarak değil inanç merkezi oldukları için de korunmalıdır’

    ‘Vadilerimiz sadece ekolojik olarak değil inanç merkezi oldukları için de korunmalıdır’

    PİRHA- Munzur ve Pülümür vadileri, Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edildi. Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, korumaya alınan bölgenin yetersiz olduğunu belirterek, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Vadinin, sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.

    Munzur ve Pülümür vadileri, 28 Ağustos 2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanıp yürürlüğe giren 7517 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Potansiyel Doğal SİT Alanı’nın koruma statüsünün değerlendirilmesi sonucunda ‘kesin korunacak hassas alan’ olarak ilan edildi. Bu karar belli bir kesimde sevinç, bazılarında ise endişe yarattı.

    Munzur ve Pülümür vadilerinde gölet, gözeler, kaya, ulu ağaç gibi yeryüzü kültleri, açık inanç mekânları var. Bu vadiler Dersimli Aleviler için inanç merkezleri aynı zamanda.

    Cumhurbaşkanlığı Kararı ile kesin korunacak hassas alan ilan edilmesinin ne anlama geldiğini Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan’a sorduk.

    ‘VADİLERİMİZ İNANÇ MERKEZİ OLDUKLARI İÇİN KORUNMALIDIR’

    Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, birinci derecede koruma altına alınmış bölgenin Munzur Gözeleri’nin kuzeyinde yer alan yamaçlarla sınırlı tutulduğunu, elbette buranın da korunması gerektiğini ancak sadece bu alanın korumaya dahil edilmesinin yetersiz olduğunu söyledi.

    Alan, “Dersim’de Alevi inanç toplumu, vadinin tamamını bir inanç vadisi olarak görüyor. Bölge insanı için inanç merkezi konumunda bulunan ve kutsiyet değeri olan bir vadinin, toplumun manevi değerlerinden koparılarak, buranın sadece ekolojik temelli bilimsel çalışmalara göre değerlendirilmesi kabul edilebilir değil” dedi.

    Geçtiğimiz yıllarda yaptıkları Munzur Jeoapark Çalıştayı’nda bölgede yer alan çok sayıda buzul gölü, buzul vadileri, moren çökelleri, şelaleler, ören yerleri, Ovacık fay lokasyonu ve sayısız kanyonların yer aldığını, çok sayıdaki bu jeolojik varlık için hiçbir koruma statüsü getirilmediğini belirten Alan, şöyle devam etti:

    “Buranın ekolojik tabanlı raporlarla değil, bölge insanı için bir inanç merkezi olması niteliğinde olması nedeniyle korunması, vahşi kullanım ve kirleticilerin etkilerinden arındırılması için Yeni Zelanda’daki Whanganui ile Hindistan’daki Ganj nehirlerinde olduğu canlı varlık statüsü tanınması için özel yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER

    Munzur ve Pülümür Vadileri ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi

  • Dikmece’de toprak gaspı sürüyor: İstimlak kararı çıkmayan tarlalara iş makinaları girdi- VİDEO

    Dikmece’de toprak gaspı sürüyor: İstimlak kararı çıkmayan tarlalara iş makinaları girdi- VİDEO

    PİRHA- Hatay’ın Dikmece köyünde acil kamulaştırma gerekçesiyle halkın tarım alanlarına ve zeytinliklerine konut yapılmasına tepkiler sürerken, istimlak kararı çıkmayan tarlalara iş makinaları girdi. 1 aydır direnişi sürdüren Dikmeceliler, oturma eylemi yaparak iş makinalarının topraklarından çıkmasını talep ediyor. 

    Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de ormanlık alanların ve zeytinliklerin konut yapımı için imara açılmasına karşı 1 aydır direniş sürüyor. Acil kamulaştırma kararına tepkiler sürerken, bu sabah tapusu düşmeyen tarlalara jandarma eşliğinde iş makinaları girdi.

    İstimlak kararı çıkmayan toprakların gasp edilmesine karşı Dikmece halkı tarlalara inerek oturma eylemi yaptı. Topraklarını sonuna kadar savunacaklarını söyleyen Dikmeceli yurttaş Meryem Kutlu, “Tapulu arazilerimize bu sabah kamyon ve kepçelerle girdiler. Onları kovduk ve şu anda nöbetteyiz. Yakında evlerimize bile girecekler bu gidişle. Topraklarımız gasp ediliyor. Ama biz buradayız ve hiçbir zaman gitmeyeceğiz” dedi.

    Dikmece halkının tarladaki nöbeti devam ediyor.

    PİRHA/ HATAY

  • Mersin Dayanışma Platformu’ndan Dikmece’ye destek ziyareti- VİDEO

    Mersin Dayanışma Platformu’ndan Dikmece’ye destek ziyareti- VİDEO

    PİRHA- Mersin Dayanışma Platformu 15 gündür zeytinlikleri için direnen Dikmecelileri ziyaret ederek, Dikmece halkının yalnız olmadığı mesajını verdi.

    Hatay’ın Antakya ilçesine bağlı Dikmece köyünde ‘acil kamulaştırma’ gerekçesiyle yurttaşların tarım arazileri ile zeytinlik alanlarının imara açılması sebebiyle başlatılan direniş sürüyor. Topraklarını ve yaşam alanlarını konut yapımı için satmak istemeyen köylülerin direnişine 15’inci günde Mersin Dayanışma Platformu destek verdi.

    Yapılan ziyaretin kendilerine güç verdiğini belirten Dikmece direnişçisi Hasan Özgül, “Bu sadece Dikmecelilerin mücadelesi değil, bu yaşam alanlarımızın, zeytinliklerimizin, havamızın, suyumuzun, toprağımızın korunma ve savunma mücadelesidir. Çok iyi biliyoruz ki bu mücadelede yalnız değiliz” dedi.

    PİRHA/ ANTAKYA

  • ‘Yok olmamak için direnen Dersim-çevre ve madencilik’ panelinde mücadele çağrısı-VİDEO

    ‘Yok olmamak için direnen Dersim-çevre ve madencilik’ panelinde mücadele çağrısı-VİDEO

    PİRHA-21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali programının Pertek ayağında yapılan çevre ve madencilik konulu panelde, halkın madenler başta olmak üzere doğa kıyımına karşı mücadele yürütmesi çağrısı öne çıktı.

    ‘Madencilik yağmasına karşı doğayı ve yaşamı savunuyoruz’ şiarıyla, 21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali programının Pertek ayağı kapsamında “Yok olmamak için direnen Dersim-çevre ve madencilik” konulu panel yapıldı. Pertek Belediye Başkanı Ruhan Alan ve çok sayıda yurttaş panele katılırken, panelin moderatörlüğünü Pertekliler Derneği Yöneticisi Hüseyin Tuluk yaptı.

    Panele konuşmacı olarak Polen Ekoloji Kollektifinden Meltem İlayada Eroğlu, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, TMMOB Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel katıldı.

    TMMOB Maden Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ayhan Yüksel, maden sahalarının özelleştirilmesiyle çevre sorunlarının daha da ağırlaştığına dikkat çekerken, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Genel Başkanı Hüseyin Alan, “Doğamızı kimin için koruyacağız ve geleceğe nasıl bırakacağız? sorularına cevap bulmalıyız ve harekete geçmeliyiz” dedi.

    “HALK DERSİM’E SAHİP ÇIKMALI”

    Munzur Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hatun Esen, halkın doğa talanına karşı Akbelen ve Cudi’de mücadele ettiğini belirterek, kadınların öncülüğündeki direnişe selam yolladı. Munzur’un korunması için yurttaşların daha bilinçli ve örgütlü hareket etmesi gerektiğini belirten Esen, halkı Dersim’e sahip çıkmaya çağırdı.

    Polen Ekoloji Kollektifinden Meltem İlayada Eroğlu da, ekolojik mücadelenin öznesinin orada yaşayan yurttaşlar olduğuna işaret ederek, “Bilgi hiyararşisine karşı durarak, toprağımızı, suyumuzu, doğamızı korumak için mücadele etmeliyiz. Halkın iradesi ve direnciyle çevre mücadeleleri başarıya ulaşacaktır” diye konuştu.

    Panelin ardından Tiyatro İmge oyucuları tarafından Düş Gezginleri adlı sokak tiyatrosu sergilendi.

    FESTİVAL 4 GÜN DÜRECEK

    21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali panel, konser, kültürel çalışmalar, kadın, ana dili ve tiyatro gibi çalışmalarla 4 gün boyunca sürecek.

    PİRHA/DERSİM

  • Alevi köyü Dikmece’de halk zeytinlikleri için direniyor: Alınterimize TOKİ kurulamaz!- VİDEO

    Alevi köyü Dikmece’de halk zeytinlikleri için direniyor: Alınterimize TOKİ kurulamaz!- VİDEO

    PİRHA- Antakya’nın Dikmece köyünde halkın zeytinlik alanları gasp edilerek TOKİ konutları yapılıyor. Ölçüm yapılmasına tepki gösteren köylülere  jandarma ve çok sayıda çevik kuvvet müdahale etti. Dikmeceli Seval Saldıray, “Binlerce dönümlük boş arazi varken verimli topraklarımızı elimizden alıyorlar. Çiftçinin alın terinin üzerine TOKİ kurulamaz. Buna müsaade etmemek için direniyoruz” dedi.

    Ülkenin dört bir yanındaki ormanlık alanlar rant uğruna çevrelenmiş durumda. Akbelen’de ağaç kesimine yönelik direniş günlerdir sürüyorken, bir benzer olay da Hatay’ın Dikmece Köyü’nde yaşanıyor.

    Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de ormanlık alanların ve zeytinliklerin konut yapımı için imara açılmasına tepkiler sürerken, bu sabah bölgede jandarma korumasında yeniden ölçüm yapıldı.

    Duruma tepki gösterip eylem yapan köylülere jandarma ve çevik kuvvet ekipleri biber gazı ve tazyikli su sıkarak müdahale etti. Biber gazından dolayı bölgede yangın çıktı.

    HALKIN ARAZİLERİ GASP EDİLDİ

    Arap Alevilerin yoğunluklu olarak yaşadığı köyün neredeyse tek geçim kaynağını zeytin oluşturuyor. Burada yaşayan yurttaşlar, bölgede çorak ve boş arazilerin varlığına sık sık dikkat çekerek, konutların orada yapılmasını istiyor. Ancak bu sabah köylülere Antakya Tapu Müdürlüğü tarafından “Araziniz adınızdan düşürülmüştür” mesajı geldi.

    Tek bir mesajla yılların emeğinin ellerinden kayıp gittiğini söyleyen Dikmece köyünden Seval Saldıray, “Depremden sonra şimdi de böyle bir felaketi yaşıyoruz. Geçim kaynağımızı, çocuklarımızın geleceğini, doğamızı, umudumuzu elimizden alıyorlar. O kadar çorak arazi varken neden bizim verimli topraklarımız üzerine konut yapılıyor? Çiftçinin alın terinin, emeğinin üstüne TOKİ kuruluyor. Kabul edilemez bir durum” dedi.

    “AĞAÇ KESENLER O AĞAÇLARIN GÖLGESİNDE OTURUYOR”

    Girişi yasaklanan arazide ölçüm de, direniş de sürüyor. Yapılan müdahalede fenalaşan Seval Saldıray, yapılan ekolojik yıkımdaki çelişkiyi şu sözlerle anlattı:

    “En acısı da şu: Ağaçları kesmek isteyen yetkililer şu anda o ağaçların gölgesinde oturuyorlar. Ama birkaç gün sonra gölgesinde oturdukları ağaçları kesip sökecekler. Bizler ise geçim kaynağımız ve doğamız için direniyoruz. Herkesin sesimizi duymasını ve bize destek olmasını istiyoruz”

    Fatoş SARIKAYA/ HATAY

  • DAÇE: Polipropilen tesisisi inşaatı derhal durdurulmalı!

    DAÇE: Polipropilen tesisisi inşaatı derhal durdurulmalı!

    PİRHA- Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE ), Erzin’de polipropilen tesisisi inşaatının hukuksuz bir şekilde başlatıldığına dikkat çekerek, derhal durdurulması çağrısında bulundu.

    Hatay’ın Erzin ilçesinde kurulmak istenen ve inşaatına başlanan Polipropilen Tesisindeki çalışmaların durdurulması için Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) tesis önünde basın açıklaması yaptı.

    Mahkemede dava halen devam ederken ve mahkemenin bilirkişi heyeti çevreciler lehine karar vermişken Polipropilen Tesisi firması hukuku dinlemeden inşaata başlattığına vurgu yapılan açıklamada, yapılması planlanan tesisin canlıların yaşam alanlarını olumsuz etkilyeceğine işaret edildi.

    Hammaddesi ve teknolojisi ithal olacak olan Erzin Polipropilen Tesisinin ekonomiyi de kötü etkileyceğinin belirtildiği açıklamada, şunlar dile getirildi:

    Dünyayı iklim ve gıda krizi beklerken tarım alanlarının, su kaynaklarının yanıbaşına kimyasal tesis yapmak bilimsel ve hukuki değildir. Ekonomik,sosyal ve çevresel olarak bölgemize  zara verecek ,Erzin  polipropilen tesisi; “Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir ve Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ödevi olan  Anayasanın 56 maddesine “ aykırıdır.Erzin ve Doğu Akdeniz  Halkı  olarak Polipropilen tesisinin  bölgemizde yapılmasına karşıyız. Yaşam alanlarımıza ve sağlığımıza zarar verecek olan bu projenin yapılmasını istemiyoruz.Erzin halkı zehir solumak istemiyor. Yetkililer Erzin ve Doğu Akdeniz halkınının taleplerini yerine getirerek ve hukuksuz olarak devam eden inşaatı ve projeyi derhal durdurmalıdır.

    Bizler tesisin yapılmaması için yasal ve demokratik hakkımızı sonuna kadar kullanacağız. Yaşam hakkımızı ve çocuklarımızın geleceğini korumak için herkesi mücadeleye davet ediyoruz.”

    PİRHA/HATAY

  • Deliçay’a karışan krom atıkları tehlike saçıyor- VİDEO

    Deliçay’a karışan krom atıkları tehlike saçıyor- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Deliçay Deresi üzerinde kurulu krom maden ocağının atıkları çevreye saçılmış bir halde duruyor. Çevresel facianın yaşandığı bölgede incelemede bulunan Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, atıklar yüzünden canlı yaşamının büyük bir tehdit altında olduğunu belirtti. Mahalle Muhtarı Ferhat Turan ise, suya karışan zehirli atıklar yüzünden deredeki canlı yaşamın öldüğüne dikkat çekti.

    Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Musalı-Darısekisi Şahinpınarı mevkiindeki Deliçay Deresi üzerinde kurulu MMK Madenciliğe ait krom maden ocağının atık havuzu geçen yıl çökmüştü. Çökme sebebiyle kimyasal atıklar dereye akmış ve tam bir çevre felaketi yaşanmıştı. O günden bu yana etkili hiçbir önlem alınmaması sonucu kimyasal atıklar Deliçay’a akmaya devam ediyor.

    Doğa ve canlı yaşamı için büyük bir tehlike olan zehirli krom atıkları çevreye saçılmış bir halde duruyor. Kanserojen atıkların karıştığı Deliçay, köylerdeki tarımın sulamasında kullanılıyor. Atık havuzunun çökmesinden sonra hiçbir önlem alınmamasına yöre halkı tepki gösteriyor.

    Yeşil Sol Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan ve Mersin Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Abdurrahman Yıldız, maden ocağına giderek yerinde incelemelerde bulundular.

    “DEREDEKİ CANLI YAŞAMINI BİTİRDİLER”

    Şahinpınarı Muhtarı Ferhat Turan, geçen yıl yaşanan çevre felaketinden sonra derede balık göremediklerini değinerek, “Deliçay’da kendine has bir sazan türü var. Bu yıl derede kendine has sazanı geçtim, herhangi bir balık dahi görmedim. Böyle devam ederse de derede yaşayan canlı yaşamının tamamı yok olacak” dedi.

    Çevre facialarının son bulması için yetkililere seslenen Muhtar Turan, “Bu doğa insanıyla, hayvanıyla, bitkisiyle herkesin kullandığı bir doğa, bir tekele verilmesin” diye konuştu.

    ‘SABIKALI FİRMA’DAN BÖLGEYE İKİNCİ MADEN OCAĞI

    Krom atıklarının canlılara ve çevreye zarar verdiğine değinen Ali Bozan, kimyasal atıkların Deliçay’daki suyla birlikte Akdeniz’e kadar kanserojen madde taşıdığına dikkatleri çekti.

    Geçen yıl yaşanan çevre felaketinin yaşanmasına sebep olan firmanın ikinci bir maden ocağı açma girişiminde olduğunu söyleyen Bozan, şunları ifade etti:

    “Her kadar isim değişikliği yapmış olsalar da krom madeni işleten kişiler tarafından bir kaç kilometre aşağıda bakır madeni sahası açma çabası var. Aynı tehlike orası için de geçerli çünkü orası sabıkalı bir firma. Aynı firma belli bir süre sonra bakır madeni işletecek ve aynı şekilde oradaki atıklarını Deliçay’a akıtmaya devam edecek”

    Konuyu meclise taşıyıp, Mersin Çevre İl Müdürlüğü nezdinde girişimde bulunacağını belirten Bozan, daha fazla çevre felaketinin yaşanmaması için mücadele edeceklerinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >Mersin’de çevre felaketi yaşandı

    >Hükümet Mersin’de halk sağlığını hiçe sayıyor; HDP’li Turan’dan tepki geldi

  • CHP’li vekil Kara’dan zeytinlik alanların imara açılmasına tepki: Hukuka aykırı- VİDEO

    CHP’li vekil Kara’dan zeytinlik alanların imara açılmasına tepki: Hukuka aykırı- VİDEO

    PİRHA- CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, Hatay’daki zeytinliklerin ve ormanlık alanların konut yapımı için imara açılmasının anayasaya ve uluslararası sözleşmelerdeki hükümlere açıkça aykırı olduğunu belirtti. Kara, Hatay’ın zeytinde yüksek rekolteye sahip olduğuna da dikkati çekerek, bu alanların imara açılmasıyla zeytin üretimine darbe vurulacağını ifade etti.

    Hatay’daki ormanlık alanların ve zeytinliklerin konut yapımı için imara açılmasına dair AKP’nin sunduğu kanun teklifi henüz Meclis Genel Kurulu’na gitmeden ihaleye verilmesi tepkilere neden olmuştu. Söz konusu düzenleme TBMM’de kabul edildi. Buna göre 18 ilde deprem nedeniyle 674 bin 238 konut yapılacak. Hatay’ın Antakya ve Defne ilçelerinde ise 321 dönümlük toplam 65 tescilli zeytinlik arazisi imara açılacak.

    CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, ormanlık alanların imara açılmasına tepki göstererek, bu konuda mücadele yürüteceklerini dile getirdiM

    “ASLA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    Depremde evlerini kaybeden yurttaşlarının konut sahibi olmalarının öncelikleri olduğunu ancak bu uğurda bölge halkının geçim kaynağının yok edilmesine müsaade etmeyeceklerinin altını çizen Nermin Yıldırım Kara, konuya hukuki boyutuyla yaklaşarak şunları söyledi:

    “Anayasamızın 169. Maddesi ormanları koruma görevini devlete yüklemiştir ve ormanlık alanların daraltılamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve kendinden önce gelen kanun hükümlerine açıkça aykırı olan bu düzenleme esasında yok hükmündedir ve ölü doğmuştur. Burada yapılacak tek şey buralardan ellerini çekerek kamu hazinesine ait alanların bulunması ve jeolojik, jeofizik etütlerin yapılarak deprem fay hatlarının uzağında, daha sağlıklı yaşam alanlarının mevcut olabileceği araziler üzerinde vatandaşa ev yapmaktır.”

    Hatay’ın zeytin üretiminde önemli bir role sahip olduğunu da hatırlatan Kara, “Tescilli ve tescilsiz olan zeytinlik alanların yapılaşmaya açılması zeytine vurulacak en büyük darbedir. Çünkü Hatay hem sofralık zeytinde hem de zeytinyağı üretiminde inanılmaz derecede ekonomiye katkı koyan bir tarım ürünüdür. Bu düzenleme kamuoyunda kabul görmemektedir” diyerek, kararın iptaline ilişkin mücadele edeceklerini vurguladı.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ HATAY

    İLGİLİ HABERLER

    >AKP’liler gözünü Alevilerin zeytinliklerine dikti
    >Hatimoğulları: Doğanın talanında depremin kılıf olarak kullanılmasını kabul etmiyoruz

  • Çevreciler eko-kıyıma karşı uyardı: Bu tesisler Akdeniz’i öldürecek- VİDEO

    Çevreciler eko-kıyıma karşı uyardı: Bu tesisler Akdeniz’i öldürecek- VİDEO

    PİRHA- Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri, Hatay’ın Erzin ilçesinde yapılmak istenen plastik fabrikası başta olmak üzere Doğu Akdeniz’deki tesislerin zararlarına ilişkin panel düzenledi. Panelde, tesislerin yaratacağı eko-kirliliğin Akdeniz’deki yaşamı yok edeceğine vurgu yapıldı.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) ‘Plastik ve Ekosistem: Erzin’de Plastik Fabrikasının, Dörtyol’da Petrokimya Tesisinin Zararları’ konulu panel gerçekleştirdi. Biyolog Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, Adana Çevre ve Tüketici Koruma Derneği (AÇTKD) Başkanı Sadun Bölükbaşı ve DAÇE Ortak Sekreteri Sabahat Aslan’ın konuşmacı olduğu panele Erzin Belediye Başkanı Ökkeş Elmasoğlu, çevreci dernekler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BU TESİSLER AKDENİZ’İ ÖLDÜRECEK”

    DAÇE Ortak Sekreteri Sabahat Aslan, Marmara denizindeki ekosistemin tesisler yüzünden öldüğünü hatırlatarak aynısının Akdeniz’de de yaşanacağının altını çizdi. Tüm kirli yatırımların Doğu Akdeniz Bölgesine yönlendirildiğini söyleyen Aslan, “Bundan önce yatırımlar Marmara’da yapılıyordu. Bu kirli yatırımlar sebebiyle orada yer kalmadı ve Marmara denizi öldü. Oradan soğutma suyu alınamayacak duruma geldiği için şu anda bu tür tesisleri Akdeniz Bölgesine yönlendirdiler. Bu tesisler Akdeniz’i de öldürecek. Akkuyu Nükleer Santrali’ndeki deşarj sistemi sebebiyle Akdeniz’in ısısı 2 ile 6 derece arttı. Buradaki tesislerde aynı sistem uygulanacak. Bu da denizimizin ısısının daha da artacağını gösteriyor bize. Ve bu ısı artışları denizdeki canlıların çoğunun ölmesi demek” dedi.

    Avrupa’nın, verdiği zararlar sebebiyle bu tür tesisleri kendi bölgelerinde yapmaktan vazgeçtiğini ve az gelişmiş ülkeler üzerinden bunu gerçekleştirdiğini belirten Aslan, “Avrupa nükleerden, polipropilenden, petrokimya gibi tesislerden vazgeçti çünkü Avrupa Birliği ülkeleri bu tesislerin vermiş olduğu etkiyi azaltamıyor. Bu tesislerin kurulumu bizim gibi demokrasisi, toplumsal muhalefeti az olan ülkelere yönlendiriyorlar. Bu ülkeler plastik atıklarını bile imha etmekten dahi imtina ediyor. Bu ülkelerin tonlarca plastiği Mersin limanına gelip çeşitli şehirlere dağıtılıyor. Geri dönüşüm adı altında bu plastikleri yakıyorlar, yakamadıkları yerlerde de denizlere, derelere atıyorlar” sözlerini kullandı.

    “ÇED RAPORLARI İNSAN SAĞLIĞINI YOK SAYIYOR”

    AÇTKD Başkanı Doktor Sadun Bölükbaşı,da, tesislerin insan sağlığında yaratacağı olumsuz durumlar hakkında bilgi verdi. ÇED raporlarında insan sağlığının yok sayıldığını ve bunun yeteri kadar dile getirilmediğini söyleyen Bölükbaşı, şu ifadeleri kullandı:

    “Üretim aşamasında gazlar ve kimyasalların etrafa saçılması, soğutma sisteminin deniz ekosistemini bozması besin zinciriyle insana ulaşıyor. Plastikler küçüldükçe risk de artıyor. Nano plastikler insan kanına karışıyor. Etrafındaki toksik atıkları bünyesine alıyor ve siz de onu yediğinizde içtiğinizde üzerinde taşıdığı kanserojen, toksik kimyasalları da alıyorsunuz. Bu da kansere yol açıyor ve hormonal dengeyi de bozuyor. Bu riskler uzun bir sürece yayıldığı için insanlar bunu görmüyor veya yok sayıyor. Biz toksik kimyasala birileri para kazanacak diye maruz kalmamalıyız. Bunu istemek de en temel hakkımız.”

    GÜNDOĞDU: TESİSLER MÜSİLAJ RİSKİNİ ARTIRIYOR

    Biyolog Doç. Dr. Sedat Gündoğdu ise, tesislerin ciddi oranda kimyasal atık ürettiğini dile getirdi. Bölgede müsailaj tehlikesine dikkati çeken Gündoğdu, “Bölgede müsilaj tehlikesi var ve bu tehlikeyi kimse bilmiyor. Özellikle İsken termik santralinin olduğu bölgede bir müsilaj oluşumunu gözlemliyoruz. Özellikle yaz aylarında su sıcaklığının artmasının üzerine bir de tesislerin soğutma suyunun bırakılması müsilaj oluşumunu artırıyor. Bu tarz soğutma suyu kullanacak olan bir sürü tesis kurulacak. Buraya kurulacak olan tesis de denizden su alıp tekrar denize bırakacak. Bir tesis denizden su aldığında sadece ısıtmıyor onu, aynı zamanda içindeki kimyasallar sebebiyle su, deniz canlılarının ölümüne de sebebiyet veriyor” şeklinde konuştu.

    Çevre kıyımı yapan bu tesislere karşı mücadele yürütmenin zorluğuna vurgu yapan Gündoğdu, “Çok ciddi bir rant var burada. Petrokimya çok güçlü ve elleri kolları her yere uzanıyor. Tek dayanak tırnak içerisinde hukuk sistemi. Toplumsal muhalefet ve mücadele burada belirleyici olacak” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ HATAY

  • Malatya’da açıklama: Mamurek Köyü’ne dökülen molozlar felakete yol açacak-VİDEO

    Malatya’da açıklama: Mamurek Köyü’ne dökülen molozlar felakete yol açacak-VİDEO

    PİRHA-Malatya’nın Battalgazi ilçesine bağlı Beydağı Mahallesi’ne (Mamurek Köyü) dökülen molozlara dair açıklama yapan Mamurek Dayanışma Platformu, yapılanların insanları bölgeden göçe zorlamaya yönelik olduğunu belirtti.

    Mamurek Dayanışma Platformu, Malatya’nın Battalgazi ilçesine bağlı Beydağı Mahallesi’ne (Mamurek Köyü) dökülen molozlara ilişkin açıklama yaptı. Nazife Onay tarafından yapılan açıklamada, moloz dökme işlemlerinin bölgede yaşayan insanları göçe zorlamaya dönük gerçekleştirildiği belirtildi. Açıklamada ayrıca haftanın üç günü bölgede nöbet tutulacağı da kaydedildi.

    “BURALARI BOŞALTMA HAMLELERİDİR”

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Kendimizi bildik bileli tüm yoksunluklarına rağmen burada yaşadık. Köyümüz verimli toprakları, Malatya merkeze yakın olması(18 km), İnönü Üniversitesi ve Turgut Özal Tıp Merkezi gibi büyük bir hastaneyle dip dibe (5 km) olması nedeniyle AKP’li yöneticilerin ilgi odağı oldu. 2015’te taş ocağı yapımına izin verdiler. Güneş enerjisi panellerini köylerin ve tarım alanlarının tam ortasına kurdular. Bugün güneş panellerinin kurulduğu bölgeyi kuraklaştırdığı, tarım alanlarına yakın kurulamayacağı, güneş enerjisi santrallerinin zararlı olduğunun kanıtlandığına dair bilgiler var. Şimdi de binlerce kamyon moloz taşınıyor. Bu, buraları boşaltma hamleleridir. Bunu görmemek için kör olmak gerekir.

    Mamurek halkı olarak 1 Mart’tan beri basın açıklamaları yaptık, yolu kapattık. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ile yüz yüze görüşme yaptık, savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Malatya Çevre Platformundan bir temsilci bizim adımıza valilik ile görüşüp endişelerimizi anlattı fakat hiçbir yerden lehimize bir sonuç çıkmadı. Bunun aksine ortada dağ gibi molozlar dururken ve dünya alem bunun sıradan molozlar olmadığını haykırırken onlar köylüyü korkutup dün söylediğinin aksini söyleterek, ‘biz rahatsız olmuyoruz’ dedirterek, bizi birbirimizden ayırmaya ve karşı karşıya getirmeye çalıştılar.

    “KATLİAMA SESSİZ Mİ KALACAĞIZ?”

    Dün Türk Tabipler Birliğinden bir temsilci buradaydı, bölgeyi gezdi ve halkı bilgilendirdi. En az asbest kadar tehlikeli başka kimyasallardan bahsetti. Yıllarca ve yıllarca sonra dahi bizi hasta edebilecek kimyasallara karşı uyardı.

    Uzmanlar, bilim insanları bunun depremden kat be kat büyük başka bir felaketlere yol açacağını bas bas bağırıyor. Şimdi biz bile bile gelecek olan bir katliama daha sessiz mi kalacağız? Burada göz göre göre suç işleniyor, bu aşikar. Köyümüz, evimiz, suyumuz, tarlamız kimsenin çöplüğü değildir. Torpili olan kimi köylerin molozları kabul etmediğini, ardından buralara getirildiğini duyuyoruz. Neresi olursa olsun bunu tasvip etmediğimizi vurgulamak isteriz. Bunun uluslararası standartlara uygun bir şekilde bertaraf edilmek üzere, burada kesinlikle herhangi bir ayrıştırma işlemi yapılmadan, dökülenlerin ise sulanarak hızlı bir şekilde kaldırılmasını talep ediyoruz.

    Haftada üç gün olarak (pazartesi-çarşamba-cuma) belirlediğimiz nöbetimiz 13.00-16.00 saatleri arasında olacaktır. Duyarlı olan herkesi desteğe bekliyoruz.”

    PİRHA/MALATYA

  • 50’inci gününde Hatay: Gitmiyoruz, buradayız!

    50’inci gününde Hatay: Gitmiyoruz, buradayız!

    PİRHA-6 Şubat’ta yaşanan deprem felaketininin üzerinden 50 gün geçti. Acı ve öfke, olduğu yerde dururken; içme suyu, temel gıda ve barınma sorunu devam ediyor. Salgın tehdidinin yaşandığı deprem bölgesinde, molozların kaldırılma çalışmaları çevre ve halk sağlığını tehdit ederken, yurttaşlar, “Gitmiyoruz, buradayız” demeye devam ediyor.

    6 Şubat tarihinde 11 ili ve 13 milyon insanı etkileyen ve büyük felakete yol açan depremde on binlerce yurttaş hayatını kaybedip, yüzbinlercesi yaralanırken, milyonlarca insan yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı.

    Deprem felaketinin üzerinden 50 gün geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda, hijyen malzemesi ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar ‘hızlı’ bir şekilde kaldırılırken, yaşam alanlarının yakınlarına kontrölsüzce dökülen molozlar sağlık sorunlara yol açıyor.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ortağı MHP lideri Bahçeli, Maraş ve Hatay’da kurulacak hastanelerin “temel atma töreni”ne katılırken, betonun döküldüğü alanın temel olmadığı ortaya çıktı. Canlı yayınlanan törenin bitmesinin ardından çekilen görüntüler, ortaya çıkan tablo tepkilere yol açtı.

    Hatay, deprem felaketinin en çok etkilediği illerden biri. 6 Şubat’ta yaşanan doğal afetin, on yıllardın alınmayan tedbirlerin, göz yumulan uygulamaların, imar affı adı altında yapılanların, ranta dayalı şehirleşmenin, afet anında müdahale etmesi gereken AFAD ve Kızılay gibi kurumların yetersizliği sonucu bir felakete dönüşmesi maddi ve manevi yıkımı daha da arttırdı.

    Onbinlerce bina ve tarihi yapıların yok olduğu, Hatay ve ilçelerinde, ‘geride kalanlar’ın ilk günkü “Devlet nerede? Devlet yok” feryadı, “Hala bir temiz suya ulaşamıyoruz. 50 gündür banyo yapamadım. Kendi imkanlarımızla yaptığımız çadırlarda kalıyoruz. Hani neredeler? O kadar yardım toplandı. Nerede bu yardımlar?” tepkisine dönüşmüş durumda.

    Yurttaşların yaşama tutunma çabası, bazen “Ölseydik, kurtulsaydık. İntihar etmeyi düşünüyorum. Bir ekmek vermeyeceklerse kurşuna dizsinler kurtulsunlar” sözleriyle feryada dönüşüyor.

    Yaşamdaki her rengin tüm sokaklarına yansıdığı Hatay, deprem felaketinin 50’inci gününde solmuş ve silüetini kaybetmiş bir şehre dönmüş durumda. Müzik ve çocuk sesleri yerini ağır iş makinalarına bırakırken, her kepçenin enkaza uzattığı kolu, bir anıyı da beraberinde kamyonun kasasına yüklüyor. Dün sesleri birbirine karışanların anıları molozların döküldüğü alanda ‘buluşuyor’.

    İktidar, depreme felaketini izlerini, moloz kaldırıp, tarım arazilerine ve yaşam alanlarının yakınına dökerek silmeye çalışsa da, geride kalanlar, toprağına sahip çıkmaya, “Buradayız, gitmiyoruz” demeye devam ediyor. Başta kadınlar olmak üzere, bölgeye ilk günden itibaren gelen gönüllü gruplar birbirine sarılarak yaralarını sarıyor.

    Deprem felaketinin yaşandığı ilk gün aracına ne bulduysa koyup yüzlerce, binlerce kilometre katedip deprem bölgesine giden irade, 50’inci günde daha organize bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor.

    ALEVİ KURUMLARININ ÇALIŞMASI

    Alevi kurumları, kurdukları çadırlarla yurttaşların barınma sorununu çözmeye çalışırken, gıda, giyecek ve ısınma sorunlarını da gideriyorlar. Avrupa ve Türkiye’nin birçok kentinde bulunan Alevi kurumları büyük bir dayanışma örneği sergileyerek, geride kalanları yalnız bırakmamak adına kampanyalar düzenleyip, hem şehirlerine gelip cemevlerine sığınan yurttaşların her türlü ihtiyacını gidermeye çalıştı, hem de yerinde kalanlara elini uzatmaya devam ediyor.

    Diren KESER/PİRHA

     

  • Prof. Dr. Hamzaoğlu: Moloz kaldırılma yöntemi ciddi sağlık sorununa yol açıyor-VİDEO

    Prof. Dr. Hamzaoğlu: Moloz kaldırılma yöntemi ciddi sağlık sorununa yol açıyor-VİDEO

    PİRHA-Deprem felaketinin yaşandığı kentlerde devam eden enkaz kaldırma çalışmalarında, molozlar ya tarımın yapıldığı tarlalara ya da yaşam alanlarına yakın yerlere boşaltılıyor. Ciddi bir çevre ve halk sağlığı sorununa yol açacak enkaz kaldırma devam ederken, Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, uyarıda bulundu.

    Deprem felaketinin üzerinden 38 gün geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda, hijyen malzemesi ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar ‘hızlı’ bir şekilde kaldırılıyor. Tarım alanlarına ve Alevi köylerinin bulunduğu alanlara dökülen molozlar tehlike saçarken, Erdoğan çözümü ‘Helalleşme’de buldu.

    MOLOZLARIN KALDIRILMASI BÜYÜK BİR SAĞLIK FELAKETİNE YOL AÇABİLİR

    Deprem felaketinin yaşandığı kentlerde devam eden enkaz kaldırma çalışmalarında, molozlar ya tarımın yapıldığı tarlalara ya da yaşam alanlarına yakın yerlere boşaltılıyor. Yurttaşlar, sağlıkçılar ve bilim insanları yapılanın insan sağlığını ve toprağın yapısını etkilediğine dikkat çekip, uyarıda bulunurken, molozlar hala aynı yerlere dökülmeye devam ediyor.

    Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Ballıözü Mahallesi‘nde molozlar ayrıştırılmadan zeytin ağaçlarının bulunduğu alana dökülerek, üzerine toprak atılıyor.

    “CİDDİ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, deprem bölgesindeki izlenimlerini ve molozların kaldırılma ve berteraf etme sürecine dair değerlendirmede bulundu.

    Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, deprem nasıl felakete dönüştürüldüyse deprem sonrası yapılan çalışmaların da başka bir felakete yol açacağını belirterek, ciddi bir halk sağlığı sorunuyla karşı karşı olunduğuna işaret etti.

    Özellikle yıkılan binaları kaldıran ve kaldırılma sürecine eşlik eden işçi ve yurttaşların asbeste maruz kaldığına dikkat çekerek, iktidarın ve yerel yöneticilerin gerekli önlemleri almadan bu süreci yürütmeye devam ettiğini söyledi.

    Molozların kaldırılma yönteminin yanında, kaldırılan molozların ayrıştırılmadan tarım arazilerine ve yaşam alanlarına yakın yerlere dökülmesinin yeni bir felaketin habercisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, “Enkaz kaldırmada ciddi sorunlar var. Enkazlar gelişigüzel ve vahşice dökülüyor. Buna bir an önce son verilmeli ve halk sağlığını gözeten planlamalar eşliğinde çalışmalar yürütülmelidir” dedi.

    Diren KESER/HATAY

    İLGİLİ HABERLER

    >Malatya’nın deprem sonrası oluşan molozu Alevi köylerine dökülüyor

  • ‘Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı hemen durdurulmalıdır’-VİDEO

    ‘Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı hemen durdurulmalıdır’-VİDEO

    PİRHA- DAÇE, Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşaatının durdurulması için dava açtı.

    Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri (DAÇE) tarafından Doğu Akdeniz su sıcaklığının Akkuyu Nükleer Santralini soğutamayacak olması ve nükleer felaket riski nedeniyle, Çevre Şehircilik İklim Değişikliği Bakanlığı’na inşaatın durdurulması ve sadece soğutma suyu açısından çevresel etki değerlendirmesi yapılması için dava açtı.

    “İKLİM KRİZİ NÜKLEER SANTRAL FACIASINA YOL AÇABİLİR”

    Konuya dair konuşan DAÇE gönüllü avukatı avukat İsmail Hakkı Atal, nükleer santrallerin sağlıklı şekilde çalışabilmesi için soğutma suyunun 28 C’nin üzerine çıkmaması gerektiğine dikkat çekerek, “2011 yılındaki Fukushima nükleer faciası santralin soğutma sistemindeki arızadan olmuş, bütün Pasifik okyanusunu radyoaktif hale getirmiş, Japonya’ya 1 trilyon dolara mal olmuş, radyasyonun doğrudan yol açtığı tek kanser türü olan troit kanseri çocuklarda 500 kat artmıştır. Soğutma suyu ve diğer problemler nedeniyle nükleer facia riski barındıran Akkuyu’da olabilecek olası bir kazada ise Türkiye’nin karşılaşabileceği 1 trilyon dolar zarar riskine karşılık, santralin tek sahibi ve tek işletmecisi Rusya sadece 700 milyon Euro ( yani olası facia zararının yüzde biri -1/100 ) sorumluluk üstlenmektedir” dedi.

    “İNŞAAT SÜRESİZ OLARAK DURDURULMALI”

    Fransa iklim krizi nedeniyle oluşan sıcak hava dalgaları sonucunda soğutma suyu olarak kullandıkları nehir su sıcaklıklarının 28 C’nin üzerine çıkması nedeniyle son 3 yıldır kaza tehlikesi yaşadığının altını çizen Atal, şunları ifade etti:

    “28 C’yi geçmemesi gereken Akkuyu deniz suyu sıcaklığı ise Meteroloji Genel müdürlüğünden anlık olarak takip ettiğimiz verilere göre 2022 Ağustos ayında 30,5 C olarak ölçülmüştür. Nitekim yapılan bilimsel çalışmalar da Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da iklim değişikliğine bağlı hava sıcaklığının dünya ortalamasından 2 kat daha fazla olduğunu göstermektedir.

    Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en büyük milli güvenlik ve halk sağlığı tehdidi olan Akkuyu nükleer santral projesine karşı, soğutma suyu gerekliliği üzerinden bir ÇED raporu düzenlenmesi ve ÇED çalışması sonuçlanıncaya dek santral inşaatının süresiz olarak durdurulması için ÇŞB’aleyhine Danıştay Başkanlığında dava açtık.”

    PİRHA/MERSİN

  • Muğla İkizköy Işıkdere de yıkım hızlandı, köylüler isyan etti: Yeter artık!-VİDEO

    Muğla İkizköy Işıkdere de yıkım hızlandı, köylüler isyan etti: Yeter artık!-VİDEO

    PİRHA- Dört bin yıllık tarihin yattığı İkizköy Işıkdere Mahallesi’nde yıkım hızlandı. İş makinaları yoğun bir çalışma yürütürken, çevreciler, yıkıma karşı, iktidara seslenerek, “Yeter artık! Yeter, ellerinizi bu ülkenin topraklarından çekin” dedi.

    Diyanet’in Limak tarafından işletilen termik santrale kömür tedarike etmek için yıkılan tarihi cami ve kilisenin bulunduğu alanda iş makinaları çalışmalarını hızlandırdı.

    Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de Limak şirketinin kömür çıkarmak için dozerlerle yıktığı cami için köylülerin gönüllü avukatı İsmail Hakkı Atal ve köylüler, yıkıma tepki gösterdi.

    “AKP İKTİDARI DÖNEMİNDE CAMİLERİ YIKTILAR

    Dört bin yıllık tarihin yattığı İkizköy Işıkdere Mahallesi’nin katledildiğini aktaran Atal, Diyanet İşleri Başkanlığı’na yaptığı başvuruyu hatırlatarak, şunları söyledi:

    “DİB, ‘Cemaati kalmayan bir caminin gerekli izinler alındıktan sonra başka bir yere taşınmasında dinen sakınca yoktur’ dedi. Siz cemaati kalmayan bir camiyi başka yere taşımadınız. Camiyi tarumar ettiniz, yerle bir ettiniz, yeksan ettiniz, yıktınız. Cemaati kalmamış bir cami değil, cemaati bırakılmamış bir camiydi. Işıklara Mahallesi’ne el koydunuz. Halkın malına el koydunuz. Dolayısıyla şu anda Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihinde ilk defa AKP iktidarı döneminde camileri yıktılar. Dozerlerle tarumar ettiler. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu cami yıkılabilir diye fetva verdi.”

    “SÖMÜRÜYE SON

    Köylü yurttaşlardan biri de, insanların emeğini, toprağını, nefesini, oksijenini, maneviyatını, ibadethanelerini, camisini, kilisesini, kapitalist sisteme kurban edildiğini vurgulayarak, “Ne kaldı geriye? Ne kaldı? Ülkeyi yerle bir ettiniz. Türkiye’yi talan ettiniz. Ne bıraktınız, ne bırakıyorsunuz? Gençliğimize, nefes alın alır bir ülke bırakamayacak mıyız? Sizler ne vicdansız insanlarsınız. Yeter artık! Yeter, ellerinizi bu ülkenin topraklarından çekin. Bu ülkenin geçiminden geçim kaynaklarından çekin. Köylüden çekin. Yeter artık. Bu ülkede biz adalet istiyoruz. Emeğe adalet istiyoruz. İnsan adaleti, hayvan adaleti, doğa adaleti, toprak adaleti istiyoruz. Sömürü son bulsun istiyoruz. Yeter artık. Biz bu ülkede nefes almak istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

    “GEÇMİŞİMİZİ SİLDİLER

    Bir başka köylü yurttaş da, yıkımın yapıldığı Işıkdere’de iki bin on sekizden bu yana kazı yapıldığına dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dört senedir devam eden kazıyı geçtiğimiz hafta Çarşamba’dan itibaren bitirerek ve alandaki kalıntıları yok ederek alıp karşıya döktüler. Burada çıkan Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar, mozaik taşlar bulunduğu söylendi. Biz umutlandık. Biz bununla ilgili dava açtık. Dedik ki burası bu şekilde kalırsa Akbelen de kurtulur dedik. Neye tutunduysak her şey elimizden söküp aldılar. Işıkdere’yi an be an, dört senedir lokma lokma yediler. Ne deremizi tanıdılar, ne kültürel varlıklarımızı tanıdılar. Geçmişimizi sildiler. Geleceğimizi çalıyorlar. Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz.”

    Köylülerin bekleyişi sürerken, yıkımın yapıldığı alana jandarma sevk edildi.

    PİRHA/MUĞLA

  • Arguvan’da avcıların saldırısına uğrayan köylülere destek ziyareti-VİDEO

    Arguvan’da avcıların saldırısına uğrayan köylülere destek ziyareti-VİDEO

    PİRHA- Arguvan’da tarım ve hayvancılıkla uğraşan yurttaşların, Yeşilyurt Doğa Avcılar Derneği’nden 100 kişilik bir avcı grubunun saldırısına uğraması yapılan açıklamayla protesto edildi. Avcılığın yasaklanması çağrısında bulunan yurttaşlar, doğaya ve canlılara sahip çıkacaklarını söyledi.

    Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı Şotik bölgesinde yaşayan, tarım ve hayvancılıkla uğraşan halk, geçtiğimiz hafta Yeşilyurt Doğa Avcılar Derneği’nden 100 kişilik bir avcı grubunun saldırısına uğradı. Yurttaşlar, uğradıkları saldırı sonucu yaralandıklarını ve avcıların kendilerine karşı silah kullandığını iddia etti.

    Avcıların saldırısına uğrayan köy halkı açıklama yaparak, yaşam alanlarına ve canlılara sahip çıkacaklarını belirtti. Arguvan ve Köyleri Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Malatya Çevre Paltformu üyeleri ve Arguvan Belediye Başkanı Mehmet Kızıldaş, köylülere destek ziyaretinde bulunarak, basın açıklaması yaptı.

    Köylüler ve çevre aktivistleri Arguvan’da bulunan Nazım Hikmet Meydanı’nda basın açıklaması düzenledi. Yapılan açıklamayı okuyan Malatya Çevre Paltformu’ndan Avukat Ferhat Duran, tehditlere boyun eğmeyeceklerini vurgulayarak, doğaya ve canlılara sahip çıkacaklarlarını söyledi.

    PİRHA/MALATYA

    İLGİLİ HABER

    >Malatya’da avcılardan yöre halkına saldırı ve tehdit: Avlatacağım hepinizi!