Etiket: cezaevi

  • Dudu Kaya: Oğlum ölüm orucunda, 6 aydır görüşemiyorum, rüyalarıma giriyor- VİDEO

    Dudu Kaya: Oğlum ölüm orucunda, 6 aydır görüşemiyorum, rüyalarıma giriyor- VİDEO

    PİRHA- Cezaevinde tek kişilik hücrede tutulan ve 216 gündür ölüm orucunda olan Nurettin Kaya’nın annesi Dudu Kaya, “Ben anneyim artık yüreğim kaldırmıyor” dedi. Kaya, oğlunun taleplerinin bir an önce karşılanmasını istedi.

    Nurettin Kaya, S, R, Y Tipi hapishanelerin kapatılması, tutukluların ailelerinin ikamet ettiği yerlere yakın cezaevlerine sevk edilmesi ve arkadaşları ile kalabileceği cezaevine sevk edilme talebiyle 216 gündür ölüm orucunda.

    29 Şubat tarihinde Erzurum Dumlu 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nden Bolu F Tipi Cezaevi’ne sevk edilip tek kişilik hücrede tutulan oğlu için konuşan Dudu Kaya, şunları ifade etti:

    “OĞLUM, ATEŞ OLUR SENİ ISITIRIM”

    “Benim oğlum elini uzattı yağmur yağmadı, bulut görmedi, bir yudum su içmek istedi su bulamadı. Ölümle karşı karşıya geldi. Kimse bu acıları çekmek istemez ama mecbur kaldı. Ölüm orucunu tercih etti.

    Görüşüne gittim, hakarete uğradım. Telefonlarımı kestiler. 6 aydır oğlumla görüşemiyorum. Oğlum rüyalarıma giriyor, “Anne çok üşüyorum” diyor. Oğlum, ateş olur seni ısıtırım diyorum. Ben anneyim artık yüreğim kaldırmıyor.

    Bolu’da şartlar yine aynı. Oğlum tuz, şeker istiyor, vermiyorlar. Devletin kesesinden değil benim kesemden alacaklar ama almıyorlar. Başsavcılığa yazı yazdı yatak talep etti. Oğluma yatağını da vermediler. Benim oğlumun talepleri kabul edilsin. Cemil Kurt ve Alişan Gül’ün de talepleri kabul edilsin.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kaplan: AKD Başkanı Yılmaz’a verilen ceza, Alevi hareketine parmak sallamaktır-VİDEO

    Kaplan: AKD Başkanı Yılmaz’a verilen ceza, Alevi hareketine parmak sallamaktır-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’a verilen 3 günlük hapis cezasını eleştirdi. Kaplan, “Alevi hareketine gözdağı, tehdittir. Alevi Kültür Dernekleri’ne yapılan herhangi bir hukuksuzluk, tehdit ve gözdağını Türkiye Alevi hareketine yapılmış sayarız” dedi.

    Alevi Kültür Derneği’nin (AKD)Antep Şubesi’nde yaşandığı iddia edilen usulsüzlüklerin ardından AKDGenel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz’a “İhtiyati tedbire muhalefet” gerekçesiyle 3 günlük hapis cezası verildi. Mahkemenin kararına tepkiler yükseliyor.

    “BİR TEHDİT, GÖZDAĞIDIR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, AKD’nin iç işleyişine mahkeme eliyle müdahale edildiğini belirterek, Seher Şengünlü Yılmaz’a verilen hapis kararını kınadı.

    Kaplan, verilen cezayla Alevi örgütlerine gözdağı verilmek istendiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Görevden alınan Yılmaz Demirdelen’in, özellikle görevden alındıktan sonra Cemevi Başkanlığı ile çok içli dışlı ortaklaşa çalışmalar yürüttüğü anlaşıldı. Mesele şu; bir kurum kendi iç işleyişinde bir tasarruf gösteriyor ve tüzükten aldığı yetki ile bir adım atıyor. Fakat buna jet hızıyla davalar açılıyor! Yani bir kurumun iç işleyişine aslında müdahale ediliyor. Bu iç işleyişe müdahale eden de Yılmaz Demirdelen aracılığıyla aslında mahkeme kararı… Yani Seher başkana verilen üç günlük ceza, aslında Alevi hareketine parmak sallamaktır; bir tehdit, bir gözdağı niteliğindedir.

    “BU HUKUK GARABETİ İÇİNE SİNİYOR MU?”

    3 günlük cezaya gerekçe olarak gösterilen mesele; görevden alınma durumuna itiraz ediliyor, o itiraz mahkemesinin duruşmasına Seher başkanın katılmadığı iddiasıyla ilgili hapis cezası veriliyor. Oysa ki Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı (Cuma Erçe) ve ben ABF Genel Sekreteri olarak ikimiz de o duruşmadaydık. Dolayısıyla biz gözümüzle görüp, kulağımızla işittik, Seher Başkan o duruşmaya katıldı. Mesele aslında biraz da rövanş alma ya da Alevileri disiplin etme, kalıba sokma çabası içeriyor. Biz bu durumu biliyoruz. Bu durum yeni bir durum da değil. Bu kuşatma da yeni değil. Şah Hüseyin tarafından olanlarla Yezit’in ordusuna su taşıyanlar kadar aramızdaki fark net aslında. Yılmaz Demirdelen hukukçudur, sizin aracılığınızla kendisine sormak istiyorum, bu hukuk garabeti içine siniyor mu?

    Nasıl olduğu çok da anlaşılmayan, bana göre kara mizah gibi bir durum olan bu süreçte, birkaç gün içerisinde kararlar alınıyor ve birkaç gün içerisinde davalar açılıp jet hızıyla duruşmalar görülüyor! 2 dakika gibi sürede cezalar veriliyor! İlginç olan bir durum daha var ki Seher Şengünlü Yılmaz ceza aldığını sosyal medyadan öğreniyor!”

    “SONUNA KADAR YANINDA OLACAĞIZ”

    Türkiye Alevi hareketi olarak bütün dost kurumlarla birlikte ortak tepki verileceğini belirten Özgür Kaplan, “Seher başkan Türkiye’deki Alevi kurumları arasında tek kadın genel başkanımız. Sonuna kadar Seher başkanın yanında olacağız. Alevi Kültür Dernekleri’ne yapılan herhangi bir hukuksuzluk, tehdit ve gözdağını Türkiye Alevi hareketine yapılmış sayarız. Arkadaşlarımız asla yalnız yürümeyecekler, hep birlikte yolumuza devam edeceğiz” diye belirtti.

    “BİRLİKTE YÜRÜMEMİZ BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDİYOR”

    Özgür Kaplan, bir hafta içerisinde cezaevine girmesi beklenen Seher Şengünlü Yılmaz’ı kitlesel olarak cezaevi kapısına kadar uğurlayacaklarını da söyledi. Kaplan, cezaevi önünde basın açıklaması yapacaklarını da belirterek şöyle devam etti:

    “Bu durum Seher Şengünlü Yılmaz için bir nişanedir diyebiliriz. Çünkü birlikte yürümemiz birilerini rahatsız ediyor. Alevi Kültür Dernekleri, Türkiye demokratik Alevi hareketinin çok önemli mihenk taşlarından biridir. Bu mevziyi asla kimseye teslim etmeyeceğiz. Yıllarca bedeller ödenerek bugüne geldik. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı yapan ve Alevi olduğunu iddia eden birisi (Ali Rıza Özdemir) var. Eğer gerçekten Alevi ise halkından özür dilesin. Çünkü Madımak katillerini serbest bırakıp, cemevine ‘cümbüş evi’ diyenlerle, Alevilerin ortak sembolü olan temsili resimleri Hüseyin Gazi Cemevi’nden indirenlerle kol kola yürümesi Alevi olduğunu göstermiyor. Onlarla kol kola yürüyenler bizim nazarımızda Alevi değildir.”

    Eren GÜVEN/ ANKARA

  • Bir 23 Nisan’da daha çocuk işçiliği sürüyor, 552 çocuk anneleriyle cezaevinde

    Bir 23 Nisan’da daha çocuk işçiliği sürüyor, 552 çocuk anneleriyle cezaevinde

    PİRHA- 23 Nisan Türkiye’de her çocuk için bir bayramı ifade etmiyor. 0-6 yaş arası 552 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde kalıyor. TÜİK verilerine göre ise çocukların işgücüne katılım oranı erkek çocuklar için yüzde 32,2 kız çocuklar için yüzde 11,5 olarak tespit edildi. 2022 yılında yüzde 18,7 olan çocuk işçilik oranı bu yıl ise yüzde 22,1’e yükseldi.

    23 Nisan her çocuk için bayram tadında geçmiyor. Adalet Bakanlığı’nın 2023 verilerine göre 0-6 yaş arası 552 çocuk anneleriyle birlikte cezaevinde kalıyor. Temel ihtiyaçlarının cezaevlerinde karşılandığı söylenen bu çocuklar bayramı cezaevlerinde anneleriyle geçiriyor.

    Türkiye’de giderek derinleşen yoksulluk çocukları okullardan çıkarıp MESEM’lere hapsetti. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre çocukların işgücüne katılım oranı erkek çocuklar için yüzde 32,2 kız çocuklar için yüzde 11,5 olarak tespit edildi. 2022 yılında yüzde 18,7 olan çocuk işçilik oranı bu yıl ise yüzde 22,1’e yükseldi.Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM), çalıştırılan göçmen çocuklar ve mevsimlik tarım işçileri çocuklar ise dahil edilmiyor. Resmi olmayan verilere göre ise ülkede çalıştırılan çocukların sayısı 2 milyona yaklaşmış durumda.

    Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı, “Çocuklar Güvende” ekiplerinin Haziran 2017-Aralık 2023 döneminde yaptığı saha çalışmaları sonucunda ise sokakta çalıştırılan on binlerce çocuk tespit edildi. Bakanlığa bağlı ekiplerin, sokakta çalıştırılan çocuklara yönelik tarama çalışmasına göre 46 bin 754 çocuğun sokakta çalıştırıldığı ortaya çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu Gazeteci Diren Keser: Cezaevinde de gazetecilik yapmayı sürdüreceğim

    Tutuklu Gazeteci Diren Keser: Cezaevinde de gazetecilik yapmayı sürdüreceğim

    PİRHA- PİRHA Mersin Muhabiri Diren Keser, tutuklu bulunduğu cezaevinden avukatı aracılığıyla mesaj göndererek, “İktidarın gazetecilere yönelik susturma hamlelerine karşı hakikatin peşinde koşmaya devam edeceğiz. Cezaevinde de olsam gazetecilik yapmayı sürdüreceğim” dedi.

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) Mersin Muhabiri ve CAN TV programcısı Diren Keser, 2014 yılında sosyal medya hesabı Facebook’ta haber paylaşımı yaptığı için tutuklanarak Tarsus Cezaevi’ne gönderildi.

    “HAKİKATİN PEŞİNDE KOŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Avukatı aracılığıyla mesaj gönderen Keser, tutuklanmasının gazetecilik faaliyetlerinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti. Cezaevinde de olsa haber yapmaya devam edeceğini belirten Keser’in mesajı şu şekilde:

    “Tutuklanmam yasaya uygun bir şekilde gerçekleşmedi. Bir gece yarısı ve baskınla alındım. Bu şekilde alınmam yürüttüğüm gazetecilik faaliyetlerimden bağımsız değil. Bu yöntemle Alevilerin, Kürtlerin, çocukların, kadınların, açlıkla karşı karşıya kalan kamu emeklilerinin, doğa katliamlarının haberlerini yapmamı, yapmamızı engellemeye çalışıyorlar. Ancak ben ve benim gibi gerçeğin peşinde olan gazeteciler cezaevinden de olsa hakikat mücadelesini sürdürecektir. Çünkü gerçeklerin açığa çıkma gibi bir huyu vardır. Bu gerçekleri yazacak olan başta PİRHA emekçileri ve özgür basın emekçileridir. İktidarın gazetecilere yönelik susturma hamlelerine karşı hakikatin peşinde koşan gazetecilerin daha fazla olacağına inanıyorum. Cezaevinde de olsam gazetecilik yapmayı sürdüreceğim.”

    ALEVİ KURUMLARINA DAYANIŞMA ÇAĞRISI

    Alevi inanç önderiyle görüşmek için sürekli dilekçe veren ancak olumlu yanıt almayan Diren Keser, “Bu konuda dilekçe vermeye ve Alevi inanç önderlerinin ziyaretleri için çaba içerisinde olacağım. Bu konuda Alevi kurumlarını benimle dayanışmaya davet ediyorum” çağrısında bulundu.

    PİRHA/MERSİN

  • 8 Mart kapsamında cezaevindeki kadınlara dayanışma kartı gönderildi- VİDEO

    8 Mart kapsamında cezaevindeki kadınlara dayanışma kartı gönderildi- VİDEO

    PİRHA- Mersin Kadın Platformu ve İnsan Hakları Derneği, cezaevindeki kadınlara dayanışma kartı yazdı. Burada yapılan açıklamada kadın dayanışmasının duvarları ve sınırları aştığı vurgulandı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi ve Mersin Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinlikleri kapsamında cezaevlerinde bulunan kadınlarla dayanışmak amacıyla kart gönderdi.

    Etkinliğe Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, DEM Parti Akdeniz Belediyesi Eş Başkan adayı Nuriye Arslan ve çok sayıda insan hakları savunucusu kadın katıldı. Kadınlar, gönderdikleri kartlarda mücadele vurgusu yaptı.

    Kart yazımından sonra konuya dair açıklama yapan İHD Kadın Komisyonu üyesi Zeynep Kaya, kadın ve insanlık mücadelesi veren tüm kadınların iktidar tarafından cezaevlerine gönderilerek her türlü şiddete maruz kaldığını ifade etti.

    Tüm saldırılara rağmen kadınların mücadeleden geri atmadığını aktaran Kaya, şunları ifade etti:

    “Bazen fiili direnişler bazen de açlık grevlerinde yer alan kadınlar, mücadeleden asla vazgeçmiyorlar. Devletin cezasızlık politikalarına karşı biz kadınlar, öz savunmadan asla vazgeçmeyeceğiz. Biz dışarıdaki kadınlar olarak, kendileriyle ortak mücadele içinde olduğumuzu belirtiyoruz.”

    Açıklamadan sonra kadınlar, postaneye giderek kartları cezaevlerine gönderdi.

     

  • ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu gerçekleştirdi

    ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu gerçekleştirdi

    PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi 3’üncü Olağan Kurulu’nu yaptı. ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanlığı’na Melek Şaraldı ve İbrahim Kaya seçildi.

    Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, 3’üncü Olağan Kurulu’nu Yenişehir Belediyesi Konferans Salonu’nda yaptı.

    Divan oluşumu ve saygı duruşu ile başlayan kongrede Kürt Sorunu’nun çözümü için sürdürülen ‘Barış Nöbeti’ ve cezaevlerindeki açlık grevine dikkat çekilerek, tecridin sonlandırılması çağrısında bulunuldu.

    Kurul, kongre faaliyeti ile mali raporunun okunması ve yeni yönetimin belirlenmesi ile sona erdi.

    ÖHD Mersin Şubesi Eş Başkanlığı’na Melek Şaraldı ve İbrahim Kaya seçildi. ÖHD Mersin Şubesi’nin yeni yönetimi şu şekilde oluştu: İbrahim Kaya, Melek Şaraldı, Mustafa Müjde, Şilan Türk, Ronahi Sungur.

    PİRHA/MERSİN

  • Fırat, tutuklu bulunan Alevi yurttaşların ‘Alevi Dedesi’ talebinin karşılanmasını istedi

    Fırat, tutuklu bulunan Alevi yurttaşların ‘Alevi Dedesi’ talebinin karşılanmasını istedi

    PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, cezaevlerinde tutuklu bulunan Alevilerin dede ile görüşme talebinin karşılanması için Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a çağrıda bulundu. 

    Elazığ Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski BDP Dersim İl Eş Başkanı ve Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru için Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a çağrıda bulundu.

    Fırat, 2011 yılında çıkarılan yasa ile birlikte Sünni yurttaşların cezaevinde imamlarla görüşmesinin önünün açıldığını belirterek, bu bağlamda cezaevinde tutuklu bulunan Alevi yurttaşların taleplerinin karşılanması gerektiğini vurguladı.

    Gazeteci Diren Keser’in Tarsus Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu sırada Alevi Dedesi talebinin karşılandığına dikkat çeken Fırat, “Elazığ Cezaevinde tutuklu bulunan Alevi inancına mensup Ergin Doğru’nun inancını yaşayabilmesi için haftada bir kez Dede ile görüşme talebinin karşılanması ve tarafıma bilgi verilmesini talep ediyorum” dedi.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    >Bir ilk; tutuklu Diren Keser’in Dede talebi kabul edildi
    >Tutuklu Ergin Doğru’nun dede ile görüşme talebi reddedildi; Av. Koluman’dan tepki

     

  • Koçyiğit, cezaevlerinde kız çocuklarına yönelik hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı

    Koçyiğit, cezaevlerinde kız çocuklarına yönelik hak ihlallerini Meclis gündemine taşıdı

    PİRHA-DEM Parti Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan kız çocuklarına yönelik hak ihlallerine ilişkin Adalet Bakanlığı’na soru önergesi verdi. Koçyiğit, “Cezaevlerinde tutulan kız çocuklarının tutuldukları koşullar, maruz bırakıldıkları sorunlar ve bu koşulların sebep olduğu tahribatlara dair bir çalışmanız var mıdır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan kız çocuklarına yönelik hak ihlallerini araştırmak için yaptığı incelemenin ardından yayınladığı rapor üzerine Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a soru önergesi sundu.

    “BİRÇOK SORUN TESPİT EDİLDİ”

    Koçyiğit, soru önergesinin gerekçesini şöyle açıkladı:

    “9 kız çocuğuyla toplam 15 kez gerçekleştirilen görüşmelerde; kız çocuklarının işkence ve kötü muamele kapsamında değerlendirilen çıplak aramaya maruz bırakıldığı, hastaneye sevk sırasında ve kendi aralarında çıkan tartışmaya müdahale esnasında kelepçe kullanıldığı, kurum içi gerçekleştirilen etkinliklerden çocukların yararlandırılmadığı, birlikte gerçekleştirilen etkinliklerin çocuklara özgü biçimde düzenlenmediği, kız çocuklarının bulundukları koğuşta ısıtmanın yetersiz olduğu, çocuklara koğuş temizliği ve kişisel hijyen için yeterli miktarda ve yeterli sıklıkta hijyen ürününün sağlamadığı, kantin fiyatlarının çok yüksek olması nedeniyle çocukların cezaevinde derin yoksulluk etkilerini ve regl yoksulluğu yaşadığı, yemeklerin hijyen koşullarına göre hazırlanmadığı, çocuklara mevsimine uygun meyve ve benzeri gıdaların sağlanmadığı, özel beslenme düzenine ihtiyaç duyan çocuklara özgü menülerin oluşturulmadığı ve yemek dağıtımında çocukların özel durumlarının gözetilmediği, kahvaltı öğünün yer almadığı, kantin fiyatlarının yüksek olduğu, kantinde istenilen ürünlerin yer almadığı, sosyo-ekonomik düzeyi düşük olan ailelerin çocuklarına maddi destek sağlayamaması nedeniyle kantinden ihtiyaçlarını gideremedikleri gibi birçok sorun tespit edilmiştir.”

    “KIZ ÇOCUKLARININ ÇIPLAK ARAMAYA MARUZ BIRAKILDIĞI DOĞRU MU?”

    Önergede, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a cevaplaması üzere şu sorular yöneltildi:

    *Diyarbakır Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin, Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan kız çocuklarına yönelik hak ihlalleri üzerine raporunu Bakanlığınız incelemiş ve tespitler hakkında yerinde bir soruşturma başlatmış mıdır?

    *2024 yılı itibarıyla cezaevlerinde kaç çocuk bulunmaktadır? Kaçı kız çocuğudur?

    *Cezaevlerinde tutulan kız çocuklarının tutuldukları koşullar, maruz bırakıldıkları sorunlar ve bu koşulların sebep olduğu tahribatlara dair bir çalışmanız var mıdır?

    *Çocuk haklarının korunması ve geliştirilmesi ile ilgili faaliyet yürüten sivil toplum örgütleri, çocukların tutulduğu cezaevlerinde denetim yapabilmekte midir? Yapamıyorlarsa gerekçesi nedir?

    *Kız çocuklarının kadın cezaevlerinde tutulduğu ve cezaevlerinde kız çocuklarına dair bir bölümün bulunmadığı aktarımları doğru mudur? Doğru ise gerekçesi nedir?

    *Kız çocukların tutulduğu cezaevlerinde pedagog var mıdır? Hangi cezaevlerinde pedagog istihdam edilmiştir?

    *Cezaevlerinde tutulan kız çocuklarına yönelik hak ihlallerine ilişkin son 5 yıldır Bakanlığınıza yapılan başvuru sayısı kaçtır? Kaçı hakkında soruşturma başlatılmıştır?

    *Cezaevlerindeki kız çocuklarının düzenli izleme ve denetim gibi mekanizmaların sağlanması için Bakanlığınız bir adım ataca mıdır?

    *Cezaevlerinde tutulan kız çocuklarının maruz bırakıldığı hak ihlallerinin önlenmesine dair bir girişimde bulunacak mısınız?

    *Kız çocuklarının çıplak aramaya maruz bırakıldığı doğru mudur? Doğru ise failler çocuğun cinsel istismarı suçundan yargılanacak mıdır?

    *Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan kız çocuklarının yeterli ve dengeli beslenmesi neden sağlanmamaktadır?

    *Kız çocuklarına kelepçe takılmasının izahı nedir? 18 yaş altı çocuklara kelepçe takılmasının yasal dayanağı var mıdır?

    *Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan kız çocuklarının hijyen koşulları neden sağlanmamaktadır?

    *Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutulan kız çocuklarının maruz bırakıldıkları işkence ve cinsel istismar konusunda sorumluluğu bulunan görevli ve yetkili kişilerin belirlenmesi ve haklarında gereken yasal işlemlerin uygulanması konusunda adli ve idari bir soruşturma başlatılmış mıdır?

    *Çocuk adalet sisteminde bir çocuk hakları temelli bir değişim planlanmakta mıdır?

    *Çocuk hakları sözleşmesi çerçevesinde çocuk cezaevlerinin kapatılmasına yönelik bir çalışma var mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi’nin basın açıklamasına polis müdahale etti-VİDEO

    Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi’nin basın açıklamasına polis müdahale etti-VİDEO

    PİRHA- Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi’nin Kadıköy’de düzenlemek istediği basın açıklamasına polis müdahale etti çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi’nin S ve Y tipi hapishanelerin kapatılması talebiyle düzenlemek istediği basın açıklamasına polis müdahele etti. Grubu ablukaya alan polis ardından ters kelepçeyle gözaltı yaptı.

    Eylemi takip eden gazeteci Serpil Ünal da gözaltına alındı. Gözaltına alınanların Vatan Caddesi’nde bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götüreleceği öğrenildi.

    Gözaltına alınanlardan isimleri açıklananlar şöyle:

    “Serpil Ünal, Fatma Yıldırım, Delal Erol, Sena Şat, Abdulmelik Yalçın, Gülten Kahraman, Hıdır Savur, Arjin Vahap Güler ”

    PİRHA/İSTANBUL

  • 6 gazeteci örgütünden çağrı: Dicle’nin yanındayız, dayanışmaya bekliyoruz

    6 gazeteci örgütünden çağrı: Dicle’nin yanındayız, dayanışmaya bekliyoruz

    PİRHA-Tutuklu Dicle Fırat Gazeteciler Derneği Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı editörü Dicle Müftüoğlu’nun 18 Ocak’ta Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde duruşması görülecek. Basın meslek örgütleri, Müftüoğlu’nun duruşmasına katılım çağrısında bulunarak, “Free Press Unlimited tarafından ‘En Dirençli Gazeteci’ ödülüne layık görülen Dicle Müftüoğlu’nun bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz” dediler.

    Ankara merkezli soruşturma kapsamında 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nde tutuklanan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Dicle Müftüoğlu hakkında açılan davanın ikinci duruşması, 18 Ocak’ta Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak olan Müftüoğlu, mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek, “Örgüt üyesi olmak” ve “Örgüt kurmak ve yönetmek” iddialarıyla suçlanıyor.

    Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), DFG Eş Başkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) haber editörü Dicle Müftüoğlu’nun yarın Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek 2’nci duruşmasına ilişkin ortak yazılı açıklama yaptı.

    “GİZLİ TANIKLARIN İFADELERİ ÇÖKMÜŞTÜR”

    Müftüoğlu’nun 8 buçuk aydan fazla süredir tutuklu olduğu hatırlatılan açıklamada, “Dicle’nin yaptığı haberlerden tutalım, babasıyla birlikte İstanbul’da bir otelde kalışına kadar, absürt denebilecek iddialarla suçlanıyor. MASAK raporuyla ailesi ile dahi yaptığı para alışverişi suçmuş gibi gösteriliyor. Müftüoğlu’nun yurt dışı gezileri, meslektaşlarıyla yaptığı telefon görüşmelerinin yanı sıra sosyal yaşantısı dahi suç delili olarak iddianameye eklenmiş. Gizli tanık beyanlarıyla yapılan hukuksuzluk örtbas edilmeye, yaptığı gazetecilik faaliyetleri kriminalize edilmeye çalışılıyor. Gizli tanık daha önce Ankara’da tutuklanan 10 gazetecinin dosyasında dinlenmiş, kendisine yöneltilen bir soru üzerine devletle çalıştığını dile getirmişti. Yani devlet adına çalışan ajan niteliğinde birinden bahsediyoruz. Müftüoğlu’nun avukatlarının da dile getirdiği üzere, ya bu kişi polistir, ya da polis değilse zaten böyle bir görevlendirme biçimi yasaya uygun değildir. Yani kısacası iddianamede yer alan tüm iddialar ve tanıkların iftiraları çökmüştür” denildi.

    “DİCLE İLE DAYANIŞMAYA BEKLİYORUZ”

    Müftüoğlu’na yöneltilen suçlamaların cezaevinde tutulmasına yetecek türden olmadığı vurgulanan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Kamuoyunda Dicle’nin tahliye edilmesi beklentisi yüksekti çünkü iddianamedeki suçlamalar bir kişiyi, hele bu tanınmış bir gazeteci ise hapiste tutmaya yetecek türden değildi. Ancak mahkeme, tanıkların dinlenmemesini gerekçe gösterdi ve Müftüoğlu’nu tahliye etmedi. Bu karar öyle apar topar alındı ki avukatların savunma yapmasına dahi müsaade edilmedi. Gözaltı ve tutuklama ve yedi aylık tutukluluktan sonra hukuksuzluk ilk duruşmada da katmerleşerek sürdü. Duruşmada Dicle kendisini savunmadı; hepimizi, daha doğrusu bir bütün olarak gazeteciliği savundu.

    “YARGILANAN DİCLE DEĞİL, GAZETECİLİK”

    Şimdi Dicle, 18 Ocak’ta ikinci kez hâkim karşısına çıkacak. İlk duruşmada Dicle Müftüoğlu’nun gazetecilik faaliyetleri dışında dosya kapsamında herhangi bir eylem ve faaliyetinin olmadığı açık bir şekilde görülmüştür. Burada yargılanan Dicle değil, gazeteciliktir. Açıktır ki, bu uzun tutukluluk artık bir tedbirin ötesine geçip cezalandırmaya dönüşmüştür. Aslında Dicle’ye reva görülen muamele, bir bütünen gazetecilere, özelde de Kürt gazetecilere yönelik yaklaşımı ve ülkede basın özgürlüğünün geldiği noktayı açıklar nitelikte. Bu nedenle bizler aşağıda imzası bulunan basın meslek örgütleri, geçtiğimiz yıl Hollanda merkezli Free Press Unlimited tarafından ‘En Dirençli Gazeteci’ ödülüne layık görülen Dicle Müftüoğlu’nun bir an önce tahliye edilmesini talep ediyoruz.

    18 Ocak’ta saat 11.50’de herkesi Diyarbakır Adliyesi’ne, Dicle ile dayanışmaya bekliyoruz. Unutmayalım ki, tıpkı Dicle gibi bizler de gazeteciliği savunuyoruz ve bir daha hiç kimsenin yaptığı haberler nedeniyle, düşünceleri nedeniyle bu muameleye maruz kalmamasını istiyoruz. Bir kez daha #ÖzgürBasınSusturulamaz diyor, #GazetecilereÖzgürlük talep ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hasta tutuklu Resul Kocatürk’ün ‘Tımarhanede 22 Gün’ kitabı okuyucuları ile buluştu

    Hasta tutuklu Resul Kocatürk’ün ‘Tımarhanede 22 Gün’ kitabı okuyucuları ile buluştu

    PİRHA- Hasta tutuklu Resul Kocatürk, cezaevi koşullarına ve hasta tutukluların sorunlarına, ‘Tımarhanede 22 Gün Çarmıhtaki Hasta Mahpuslar’ isimli kitabıyla ışık tutuyor. Uzun süredir tutuklu olarak cezaevinde tutulan Kocatürk’ün kitabı okurları ile buluştu.

    1995 yılından bu yana hapishanede tutulan Resul Kocatürk, Wernicke – Korsakkoff sendromu, Astım, Hipotroid rahatsızlığı, İrritabl kolon hastalığı, Bel ve boyun fıtığı, Karaciğer hastalığı, Akciğerinde nodül bulunan ağır hasta bir tutukludur. Kocatürk uzun tutsaklık süreci ve olumsuz koşullardan kaynaklı pek çok hastalığa sahip.

    12 Eylül’e tanıklık etmiş ve uzun süredir cezaevinde olan hasta tuttuklu Kocatürk, Şey Kitap’tan çıkan “Tımarhanede 22 Gün ‘Çarmıhtaki Hasta Mahpuslar’” isimli kitabıyla, hapishane anılarını okuyucuları ile buluşturdu.

    Hasta tutukluların yaşadığı sorunlara dikkat çeken kitap, hapishanelerde yaşayan insan hakları ihlallerine de ışık tutması açısından önemli bir yere sahip.

    “BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN”

    Adil Okay kitap için kaleme aldığı önsözde şu ifadeleri kullanmıştır:

    “Hapishanelerde son bulan, saymakla bitmeyecek trajik yaşam öyküleri… Zulme başat gelişen direniş destanları… Hapishanelerden gelen mektuplardan ve ziyaretçilerin izlenimlerinden anlamaya çalıştığımız bu trajedileri ve direniş örneklerini Resul Kocatürk “Tımarhanede 22 Gün” adlı çalışmasıyla bize içeriden anlatıyor.

    “…’Tımarhanede 22 gün’ adlı anı romanıyla kapımızı çalan, bizi rahatsız eden, uykularımızı kaçıran, 12 Eylül mazlimini bizzat yaşamış Resul Kocatürk de bu kitapta zulmün hala sürdüğünü anlatıyor.

    Resul Kocatürk’e ne kadar teşekkür etsek azdır. Bize içeriden bilgi verdiği, İnsan Hakları Örgütlerinin raporlarını kuru istatistik bilgi olmaktan çıkarıp, ete kemiğe büründürdüğü, resmi tarihin dışına çıkıp, gerçek hapishane tarihinin yazılımına katkı sunduğu ve nihayet o zor koşullarda bile “Başka bir dünya mümkün” diyebildiği için…”

    (HABER MERKEZİ)

  • İHD’liler: 19 Aralık Katliamı’nın faillerinin yargılanmasını talep etmeyi sürdüreceğiz -VİDEO

    İHD’liler: 19 Aralık Katliamı’nın faillerinin yargılanmasını talep etmeyi sürdüreceğiz -VİDEO

    PİRHA-İHD İstanbul Şubesi, 19 Aralık Katliamı’nın 23. yılında Ümraniye Cezaevi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, “19 Aralık Katliamı’nın sorumlularının ve faillerin yargılanmasını talep etmeye devam edeceğiz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, “Hayata Dönüş Operasyonu” adı verilen 19 Aralık Katliamı’nın 23. yılında Ümraniye Cezaevi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Tutsaklarla Dayanışma İnsiyatifi destek verdi.

    Açıklamada, “19 Aralık Katliamını unutmadık, unutturmayacağız” yazılı pankart açıldı. Açıklamayı İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri okudu.

    “KATLİAMIN SORUMLULARI VE FAİLLERİ YARGILANMADI”
    19 Aralık Katliamı’nın sorumlularınının ve faillerinin yargılanmasını talep etmeye devam edeceklerini belirten Gülseren Yoleri, “23 yıl önce 19 Aralık’ta ağır tecrit koşullarını dayatan F Tipi Hapishanelerini protesto etmek amacıyla açlık grevinde olan mahpuslara yönelik 20 hapishanede eş zamanlı bir operasyon başlatıldı. 3 gün süren ve televizyonlarda canlı olarak gösterilen bu operasyonda 30 mahpus ve 2 kamu görevlisi olmak üzere 32 kişi yaşamını kaybetti, 300’e yakın mahpus yaralandı. Dışarıda ise bu katliamı protesto gösterilerinde 2 bin 145 kişi gözaltına alındı ve bunların 58’i tutuklandı. Katliamdan kurtulan mahpuslar ağır işkence ve tecride maruz bırakıldı, haklarında davalar açıldı. Kimyasal gazların kullanıldığı ve dehşetin yaşatıldığı bu katliamın ne sorumluları ne de failleri yargılanabildi. Açılan davalar engellendi. Kullanılan kimyasal gazın niteliğinin araştırılma talepleri sonuçsuz kaldı. İnsan yaşamını korumak zorunda olan devlet, bu yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi bizzat sorumlusu olmuştur.

    “19 ARALIK KATLİAMI’NIN SORUMLULARININ PEŞİNİ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Yoleri, 19 Aralık Katliamı vesilesiyle taleplerini şöyle sıraladı:

    “• Katliamın yaşanmasında sorumluluğu olan tüm faillerin yargılanması ve adaletin sağlanmasını,
    • Ağır tecrit ve izolasyon uygulamalarına son verilerek F Tipi, Yüksek Güvenlikli, S Tipi ve Y Tipi Hapishanelerin kapatılmasını,
    • Mahpusların tahliyelerini engelleyen İdare ve Gözlem Kurullarının kaldırılmasını,
    • İşkence ve kötü muamelelere son verilmesini, sorumlu olanlar hakkında etkin soruşturmalar açılmasını,
    • Mahpusların adil yargılanma, sağlık hizmetlerine erişim, yeterli beslenme, hijyen koşullarına, kültürel ve sosyal haklara, avukatları ve aileleriyle görüşebilme haklarına erişiminin ayrımsız bir şekilde sağlanmasını,
    • Yaşam hakkının korunmasını, ölümlerin önlenmesini,
    • Hapishanede yaşamını devam ettiremeyecek denli ağır hasta, engelli ve ileri yaşta olan mahpusların tahliyelerinin sağlanmasını talep ediyoruz.

    İnsan hakları savunucuları olarak 19 Aralık Katliamı’nın sorumlularının peşini bırakmayacağımızı ve süregelen tüm hak ihlallerine karşı duracağımızı, mahpusların insan onuruna uygun bir yaşam sürmesi için mücadeleye devam edeceğiz.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

    Canlı yayın linkine buradan ulaşabilirsiniz.

  • ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış: Şu an tüm halklar tecrit altında-VİDEO

    ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış: Şu an tüm halklar tecrit altında-VİDEO

    PİRHA-Kürt Sorunu’nda diyalog yollarının açılması ve cezaevlerindeki tecridin kaldırılması için açlık grevlerinin başladığını söyleyen ÖHD’li avukat Necla Mizgin Argış, “Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor. Eğer halklar olarak toplu bir şekilde bir tepki göstermediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacak” diye belirtti.

    Cezaevlerindeki tecridin kalkması ve Kürt Sorununun çözümü için cezaevlerindeki siyasi tutukluların 27 Kasım’da başlattığı dönüşümlü açlık grevleri sürüyor.

    27 Kasım’da başlatılan eylem, 15 Şubat 2024 tarihine kadar devam edecek. Eylemleri 20’nci gününe giren tutuklular için Diyarbakır, Mersin, Van, Adana ve İstanbul’da adalet nöbetleri tutuluyor.

    Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukat Necla Mizgin Argış, cezaevlerinde tutukluların 27 Kasım tarihinde başlattığı açlık grevlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HALKLAR TECRİT ALTINDA”

    Necla Mizgin Argış, “Temelde bu açlık grevinin başlatılma gerekçesi cezaevlerinde uygulanan tecritin kaldırılması ve Kürt Sorunu’na ilişkin diyalog yollarının açılması. Mahpusların bedenini açlık grevi eylemine yatırması hem alınabilecek en ağır eylem kararı hem de en somut talebin son olarak başvurulabileceği eylem tarzı olarak değerlendirilebilir. Hem yurtsever halk olarak hem de demokrat olduğunu düşündüğümüz her kesimin açlık grevi eylemini şöyle değerlendirmesi gerekiyor; tecrit neden uygulanıyor? Tecrit’in kaldırılmama hali sadece İmralı adasında gerçekleştirilen bir şey değil. Şu an tüm halklar tecrit altında ancak hapishanelerdeki tecritin topluma yansıması çok daha hızlı ve sert bir şekilde görülüyor” dedi.

    Toplu bir şekilde bir tepki gerçekleşmediği sürece açlık grevine ilişkin eylemlerin bir sonuç alması çok zor olacağına dikkat çeken Necla Mizgin Argış, “Tutuklular eylemlerini süresiz açlık grevine çevirmeleri ya da başka bir eylem tarzı gerçekleştirmeleri durumunda demokrat halklar ve kurumlar olarak bunun nasıl önüne geçebiliriz ve tecriti kırmaya yönelik nasıl bir çalışma ortaya koymalıyız, bunu değerlendirmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Adli Tıp Celalettin Can hakkında cezaevinde kalabilir raporu verdi!

    Adli Tıp Celalettin Can hakkında cezaevinde kalabilir raporu verdi!

    PİRHA- Adli Tıp Kurumu, 100 günü aşkındır cezaevinde tutulan sağlık problemleri yaşayan Celalettin Can hakkında, “gerekli sağlık kontrollerin yapılması” kaydıyla cezaevinde kalabilir raporu verdi. Karara tepki gösteren Can, Adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunarak, “Bu bir yaşam hakkı ihlalidir. Adli Tıp Raporuna göre özgürlüğümü engellemeyin” dedi.

     

    109 gündür Marmara L Tipi 5 No’lu Kapalı Ceza ve İnfaz kurumu C-12’de tutulan Celalettin Can, kendisine  (ATK) 3. İhtisas Dairesi’den ‘gerekli sağlık kontrollerin yapılması’ kaydıyla cezaevinde kalabilir raporu verildiğini açıkladı.

    Celalettin Can, cezaevinde yaşadığı sorunları ve son durumunu açıklayarak sorunların çözümünü talep etti. Can, “Yaşadığım coğrafyanın güçlükleri içinde demokratikleşme ve özgürlük mücadelesi için gazetecilik, yazarlık yapmaya çalışıyorum. 31 Ağustos’ta infazımın gerçekleştiği günden bugüne 5275 sayılı kanunun 89/3 maddesi kapsamında “Denetimli Serbestlik Hakkım” oluşmuşken, cezaevinde kendilerini ikinci bir yargı merci yerine koyan “idare ve Gözlem Kurulu” tarafından hukuksuz bir şekilde sağlık sorunlarıma rağmen ve de Yargıtay’ın bu konudaki kararına rağmen “bağımsız koğuş”da kalmayı istemediğim için beni 108 gündür rehin tutuyorlar” dedi.

    Celalettin Can, rahatsızlığı nedeniyle götürüldüğü Cezaevi Kampüs Hastanesi, Silivri Devlet Hastanesi, Adli Tıp, Yedikule Göğüs Hastanesi ve cezaevi revirinde “uyku apnesi kalbi zorluyor, ciddi risk altında” teşhisine rağmen Adli Tıp Kurumu cezaevinde kalabilir raporu verdiğini ifade etti.

    “BU BİR YAŞAM HAKKI İHLALİDİR

    Can cezaevinde gönderdiği mektupta şunlara yer verdi:

    “Coğrafyamızda cezaevleri çoğu kez ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı merkezler olurken, ben ve birçok hasta mahpus İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu siyasi bir tutum izleyerek, sağlık sorunu yaşayan mahpusların tam teşekkülü devlet hastanelerinden almış oldukları raporları da kabul etmeyerek, verdikleri kararlarla yaşam haklarımızı ihlali etmekle birlikte sağlık sorunu yaşayan biz hükümlülerin tahliyelerine engel olmaktadırlar. Buradan Adalet Bakanlığına çağrımdır; ATK verdiği bu raporla 19 Arlıkta cezaevinde toplanacak kurulun kararlarını etkilemeyi amaçlamaktadır. Bu bir yaşam hakkı ihlalidir… Adli Tıp Raporuna göre özgürlüğümü engellemeyin…

    Cezaevlerinde sağlık sorunu yaşayan mahpusların yaşam ve sağlık hakkının korunması, tahliye koşullarının sağlanması ulusal ve uluslararası mevzuatın, sözleşmelerin gereğidir.

    Bu belgelerle ‘mahpuslara yönelik kötü muamele ve işkencenin mutlak suç olduğu ve bu suçların zaman aşımına uğramadığını, mahpusların tüm haklarının devletin koruması altında olduğunu, insan hakları çerçevesinde muamele görmeleri sağlanmalıdır’ diyerek koruma altına almıştır.

    Tüm bu yükümlülüklere rağmen Adalet Bakanlığı, Adalet Bakanlığına bağlı Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğü, TBMM vekilleri kamuoyunda yapılan sayısızca açıklama, başvuru, çağrı ve raporları görmezden gelerek, cezaevlerinde işkence ve kötü muamelenin, yaşam hakkı ihlallerinin ve ölümlerin sorumluluğunu taşıyanlar olarak görüleceklerdir.”

    “TÜM HASTA MAHPUSLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ SAĞLAYIN!”

    Celalettin Can, taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “Devletin sorumluluğu altındaki cezaevlerinde insanca yaşamı sağlayın. Devlet olarak yükümlülüklerinizi yerine getirin. İhlalleri yapanlar hakkında gerekli soruşturmaları yapın. ATK’nin yaşam hakkını hiçe sayan kurul kararlarını inceleyin.

    Hipokrat yemini ettiğini iddia eden Adli Tıp hekimleri hakkında işlem başlatın. Mecliste, Cezaevleri ile ilgili çalışmalar yürüten sivil toplumla koordineli de çalışacak çok acil cezaevlerini izleme komisyonu kurun.

    Bizler siyasi mahpuslarız, haklarımızı biliyoruz… Bizleri ıslah etme yöntemlerinizin tümü kötü muameledir. Vazgeçin… Tüm hasta mahpusların özgürlüğünü sağlayın!”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

  • Gazeteci Müftüoğlu’nun tutukluluğunun devamına karar verildi

    Gazeteci Müftüoğlu’nun tutukluluğunun devamına karar verildi

    PİRHA- 8 aydır tutuklu olan gazeteci Dicle Müftüoğlu, yaptığı savunmada “Yüzyılda çok şey değişti ama Kürt gazetecilere baskılar değişmedi” dedi. Mahkeme, avukat savunmaları sona ermeden tutukluluğa devam kararı verdi.  

    Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı ve Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Dicle Müftüoğlu’nun mesleki faaliyetleri gerekçe gösterilerek, “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt kurmak ve yönetmek” iddialarıyla yargılandığı davanın ilk duruşması görüldü. Müftüoğlu, Diyarbakır 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden bağlandı. Heyet başkanının izinli olduğu duruşma, kimlik tespiti sonrası başladı.

    Mezopotamya Ajansı‘nda yer alan habere göre; savunma yapan Müftüoğlu, kendisiyle dayanışmaya gelen meslektaşlarına teşekkür ederek, konuşmasına başladı.

    Müftüoğlu, gazeteciliğin, basın ve ifade özgürlüğünün yargılanmak istendiğini söyledi. Kürt gazetecilere dönük baskılara değinen Müftüoğlu, Kürt gazetecilere yönelik baskıların özünde Kürt sorunu ve Kürt gerçekliği olduğunu vurguladı. Müftüoğlu, “Yüzyılda çok şey değişti ama Kürt gazetecilere baskılar değişmedi. Hrant Dink’e kadar birçok gazeteci gerçekleri söylediği için katledildi. Onları da anıyorum” dedi.

    Avukat Resul Temur, açık tanık Kerem Gökalp’in ifadeleri doğrultusunda soruşturmanın başlatıldığına dikkati çekerek, “Kerem Gökalp, 20 Kasım 2019 tarihinde KDP peşmergeleri tarafından Türkiye’ye teslim edilmiş ve teslim edildiği tarihten 6 gün sonra (26 Kasım 2019) 67 sayfalık teşhis işlemi yapmıştır. Daha sonra 7 Ocak 2020 tarihinde Ankara iline götürülmüş ve 52 sayfalık bir ifade vermiştir. Her iki işlemde de müvekkil Dicle Müftüoğlu’na yönelik bir beyan ya da teşhisi olmamıştır” dedi.

    Mahkeme heyeti, henüz diğer avukat savunmalarına geçilmeden tutukluluğa devam kararı verdi. Ayrıca, gizli ve açık tanık Kerem Gökalp’in dinlenmesine ve gazeteci Müftüoğlu hakkında başka soruşturma olup olmadığının Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na sorulmasına, karar verdi. Duruşma 18 Ocak 2024 tarihine ertelendi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin’de, açlık grevleri için Adalet Nöbeti başlatıldı- VİDEO

    Mersin’de, açlık grevleri için Adalet Nöbeti başlatıldı- VİDEO

    PİRHA- TUHAY-DER Mersin Şubesi, cezaevlerinde başlatılan açlık grevlerine ilişkin ‘Adalet Nöbeti’ başlattıklarını duyurdu. TUHAY-DER Mersin Şube Eş Başkanı Ergin Altuntaş, “Açlık grevlerinin trajik sonuçlara evrilmemesi için bütün yurtsever ve demokratik kamuoyunu bu sese kulak vermeye çağırıyoruz” dedi.

    Çukurova Tutuklu ve Hükümlü Aileleriyle ile Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER) Mersin Şubesi, cezaevlerinde bulunan siyasi tutukluların üzerlerindeki tecritin sona erdirilmesi talebiyle başlattığı dönüşümlü açlık grevi eylemlerine destek vermek için şube binası önünde “Adalet Nöbeti” başlatıldığı duyuruldu.

    Yapılan basın açıklamasına Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Mersin milletvekilleri Perihan Koca ve Ali Bozan ile çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.

    Açıklamada Türkçe ve Kürtçe “Tecrit insanlık suçudur” pankartı açıldı.

    “CEZAEVLERİ İŞKENCE MERKEZİNE DÖNÜŞMÜŞ DURUMDA, EYLEMLERİ SAHİPLENİYORUZ”

    Çukurova TUHAY-DER Mersin Şube Eş Başkanı Ergin Altuntaş, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 24 yıldır kesintisiz bir şekilde tecrit ve işkenceye maruz kaldığını ve son 32 aydır ise hiçbir şekilde haber alınamadığını hatırlattı. Ulusal ve evrensel tüm hukuk normlarının askıya alındığı İmralı Cezaevi’nin bir işkence merkezine dönüştüğünü belirten Altuntaş, “104 cezaevinde başlatılan açlık grevi eylemlerini sahipleniyoruz. Kürt sorunun siyasi bir çözüme kavuşması adına sayın Öcalan’ın özgürlüğü sağlanmalıdır. Türkiye ve Kürdistan halklarının onurlu bir barıştan başka bir çözüm şansı yoktur” dedi.

    Daha önceki yıllarda gerçekleşen ve trajik sonuçlar doğuran açlık grevi eylemlerini hatırlatan Altuntaş, tüm demokratik ve yurtsever kamuoyuna, cezaevlerindeki taleplere ses olmak için çağrıda bulundu.

    Açıklamanın ardından kitle, açlık grevleri için başlattıkları 3’er günlük barış nöbeti için dernek binasına geçti.

    “AÇLIK GREVLERİNE SES OLMAK LAZIM”

    Nöbet eyleminde konuşan HEDEP Mersin Milletvekilleri Perihan Koca, tüm ülkenin cezaevine dönüştüğünü ve bu tecriti kırmak için tutuklulara ses olmak gerektiğinin altını çizdi.

    Milletvekili Ali Bozan ise Kürt Sorunu’nun demokratik çözümü için PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerektiğini savunarak, herkesi bu eylemler etrafında kenetlenmeye çağırdı.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Aysel Tuğluk, gözaltına alındı

    Aysel Tuğluk, gözaltına alındı

    PİRHA- Demans hastalığı nedeniyle yakın zamanda cezaevinden çıkan Aysel Tuğluk, gözaltına alındı.

    Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk, evine giden polisler tarafından 2012 tarihli bir soruşturma gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Tuğluk hakkındaki 10 yıllık hapis cezasının infazı, Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca sağlık nedeniyle bir yıl süreyle ertelenmişti.

    Özgürlükçü İçin Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) X hesabından konuya dair, “Aysel Tuğluk, evine giden polisler tarafından 2012 tarihli bir soruşturma gerekçe gösterilerek gözaltına alınmış olup Çağlayan adliyesine götürülmektedir. Demans hastası olması sebebiyle hakkında infaz erteleme kararı verilen Aysel Tuğluk’a karşı yargı tacizi devam ediyor!” paylaşımı yapıldı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Zülküf Kışanak: İktidar ve AYM suç işliyor, Gültan Kışanak’ın tahliye edilmesini istiyoruz-VİDEO

    Zülküf Kışanak: İktidar ve AYM suç işliyor, Gültan Kışanak’ın tahliye edilmesini istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, uzun tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmiyor. Zülküf Kışanak, eşi Gültan Kışanak’ın tahliye edilmemesine tepki göstererek, “Gültan Kışanak ile ilgili verilen karardan anlıyoruz ki mevcut iktidar kendi yasalarını hiçe sayıyor ve rehine siyasetinde ısrar ediyor. Ülkede bulunan kanunlar ve yasalar herkes için bağlayıcıdır, bu durumda iktidar ve Anayasa Mahkemesi suç işliyor” dedi.

    IŞİD’in Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kobani kentine dönük saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014’te gerçekleştirilen eylemler gerekçe gösterilerek 18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobani Davası kapsamında tutuklu bulunan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, uzun tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmiyor.

    Zülküf Kışanak, eşi Gültan Kışanak’ın tahliye edilmemesine tepki göstererek PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “İKTİDAR, KENDİ YASALARINI HİÇE SAYIYOR”

    Gültan Kışanak’ın 25 Ekim’de 7 yıllık cezası dolmasına rağmen tahliye dilmediğini belirten Zülküf Kışanak, “Türkiye’nin yasalarına göre kimse 7 yıldan daha fazla tutuklu kalamaz. Ancak Gültan Kışanak ile ilgili verilen karardan anlıyoruz ki mevcut iktidar, kendi yasalarını hiçe sayıyor ve rehine siyasetinde ısrar ediyor” dedi.

    Zülküf Kışanak, şunları ifade etti:

    “Yasal olarak başvurabileceğimiz bütün mercilere başvurularımızı yaptık. Avukatlarımız tarafından dün Anayasa Mahkemesi’ne uzun tutukluluk nedeniyle başvuru yapıldı ancak daha önce yaptığımız başvuru da Anayasa Mahkemesi’nde duruyor ve acil görüşülmesi başvurusu yapılmasına rağmen başvurumuz öne alınmıyor. Yapılanları siyasi rehine siyaseti olarak algılıyoruz. Bu durum sadece Gültan Kışanak ve Kobane Kumpas Davası ile ilgili bir tahribat yaratmayacak, bu durum ülkede yaşayan herkes için bir tehlikedir. Devlet, vasfını kanunlarla korur, eğer bir ülkede yasalar hiçe sayılıyorsa o devlet artık devlet olma vasfını kaybetmiştir.”

    “GÜLTAN KIŞANAK, HAPİSHANEDE ESİR OLARAK TUTULUYOR”

    Gültan Kışanak’ın hapishanede esir olarak tutulduğunu dile getiren Zülküf Kışanak, “Sadece savaş halindeki ülkeler aldıkları esirlerle ilgili böyle bir siyaset sürdürebilirler. Gültan Kışanak bu ülkenin vatandaşı ve bu ülkenin yasalarına göre yaşayan bir insandır. Ülkede bulunan kanunlar ve yasalar herkes için bağlayıcıdır, bu durumda iktidar ve Anayasa Mahkemesi suç işliyor. Aile olarak talebimiz ülkede var olan yasaların uygulanarak Gültan Kışanak’ın bir an önce tahliye olmasıdır. Bu ülkede yaşayan her vatandaş gibi Gültan Kışanak’ın da hakları vardır, o yüzden bir an önce bu hakların sağlanması gerekiyor. Tahliye olması için hukuki olarak yapmamız gereken bütün başvurularımızı sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Avukatlarından AYM’ye çağrı: Kışanak’ın serbest bırakılması yasal zorunluluktur-VİDEO
    -Hukukçulardan Atalay ve Kışanak açıklaması: Derhal tahliye edilmeliler-VİDEO
    -DAD Kadın Meclisi: Gültan Kışanak ve Hüda Kaya’nın derhal serbest bırakılmalarını talep ediyoruz

  • Hukukçulardan Atalay ve Kışanak açıklaması: Derhal tahliye edilmeliler-VİDEO

    Hukukçulardan Atalay ve Kışanak açıklaması: Derhal tahliye edilmeliler-VİDEO

    PİRHA-Hukuk örgütleri, Can Atalay ve HDP eski milletvekili Gültan Kışanak’ın tahliye edilmemesine ilişkin basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Yargı kurumlarını hukuk devletine bağlı olmaya, hukuk düzeni içerisinde alınan kararlara uymaya ve saygı duymaya davet ediyoruz” ifadelerine yer verildi.


    Ankara’daki hukuk örgütleri, AYM kararına rağmen tahliye edilmeyen Hatay milletvekili Can Atalay ve CMK’da belirtilen en üst tutukluluk süresi dolmasına rağmen tahliye edilmeyen Gültan Kışanak için Sıhhiye Adliyesi’nde açıklama yaptı. Açıklamaya demokratik kitle örgütü temsilcileri de katıldı.

    Hukuk örgütleri adına açıklamayı Avukat Doğan Ekran okudu.

    “YARGILAMA SÜRECİNDE YAŞANAN İHLALLERE BİR YENİSİ DAHA EKLENDİ”

    Yapılan ihlallere bir yenisinin daha eklendiğini ve Atalay’ın AYM kararlarına rağmen tahliye edilmediğini söyleyen Ekran, “Anayasa Mahkemesi (AYM), 27.10.2023 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan kararı ile Hatay Milletvekili meslektaşımız Şerafettin Can Atalay’ın ‘Seçme ve Seçilme’, ‘Siyasi Faaliyette Bulunma Hakkı’ ile ‘Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakları’nın ihlal edildiğine karar vermiştir.
    Yargılama süreçlerinde yaşanan hukuksuzluklar silsilesine AYM kararına uyulmayarak bir yenisi daha eklenmiştir. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Can Atalay’ı tahliye etmediği gibi heyetin değil fakat mahkeme başkanının imzası ile dosyayı Yargıtay’a göndermiştir.
    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin hak ihlali kararından sonra görevli olan mahkemedir. Bu husus kararda açıkça belirtilmiştir. Can Atalay, AYM kararı doğrultusunda ihlalin sonuçları ortadan kaldırılarak derhal tahliye edilmelidir. Aksi durum ‘Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma’ ve ‘görevi kötüye kullanma’ suçlarını oluşturur. Yargının taraflı ve bağımlı olmasının yeni bir örneğinin yaşanıyor olması, AYM’nin yoruma açık olmayan hak ihlali ve bu ihlalin giderilmesine ilişkin kararının uygulanmaması karşısında Hatay milletvekili Can Atalay için sesimizi yükseltmek için bir aradayız” diye ekledi.

    “YARGI ORGANLARI HUKUKA UYMAK ZORUNDADIR”

    “Siyasi iktidarın keyfiyeti veya menfaati uğruna hukukun çiğnenmesine sessiz kalamayız” diyen Ekran, HDP eski milletvekili Gültan Kışanak’ın tahliye edilmemesine ilişkin şunları söyledi:

    “CMK’nın 102. maddesinin 2. Fıkrasına göre ‘Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; (…) 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez’
    Oysa ki Gültan Kışanak 25.10.2016 tarihinde gözaltına alınmış ve 30.10.2016 tarihinde tutuklanmıştır. CMK’ya göre azami süre geçtiğimiz günlerde doldurulmuş olmasına rağmen Kışanak hakkında tahliye kararı verilmemiştir. Azami tutukluluk süresi dolmakla AYM’ye bu hususta bireysel başvuru da yapılmıştır.
    Kanun maddeleri çok açık bir şekilde burada durmaktadır. Siyasi iktidarın keyfiyeti veya menfaati uğruna hukukun çiğnenmesine sessiz kalamayız. Eğer anayasada belirtildiği üzere hukuk devletinde yaşıyorsak yargı organları da bu hukuka uymak ve gereğini uygulamak zorundadır. Halihazırda cezaevlerinde bulunan, hukuka ve kanuna aykırı şekilde tutulan tüm yurttaşlar için çağrımızı yeniliyoruz.
    Yargı kurumlarını hukuk devletine bağlı olmaya, hukuk düzeni içerisinde alınan kararlara uymaya ve saygı duymaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Basın örgütlerinden Tolga Şardan açıklaması: Gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz

    Basın örgütlerinden Tolga Şardan açıklaması: Gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz

    PİRHA- Gazeteci Tolga Şardan’ın tutuklanmasına tepki gösteren basın meslek örgütleri, “Şardan’a apar topar soruşturma açılması, evinde ve belgelerinde arama yapılarak gözaltına alınması ve tutuklanması ülkemizdeki tüm gazetecilere ağır bir gözdağıdır. Bu gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” dedi.
    T24 yazarı gazeteci Tolga Şardan’ın tutuklanmasına karşı Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası ortak açıklama yayımladı.
    Tolga Şardan’ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulunulan açıklamada, “Bu gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” denildi.
    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Sansür yasası uygulamalarıyla ülkemizde basın susturulmaya, korkutulmaya, hizaya getirilmeye çalışılmaktadır. Biz gazeteciyiz, gazeteciliğin suç olmadığını haykırmaya, baskı ve tehditlere rağmen yolsuzlukları dile getirmeye, bütün istibdat baskılarına rağmen gazetecilik yapmaya, halkın haber alma hakkı için çalışmaya devam edeceğiz.

    Meslektaşımız Tolga Şardan, 31 Ekim’de T24 internet sitesinde yayınlanan “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu yargı raporunda neler var?” başlıklı yazısı nedeniyle başlatılan soruşturmada “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddia ve suçlamasıyla 1 Kasım akşamı tutuklanmıştır. Şardan söz konusu yazısında yargıda son günlerde ortaya saçılan usulsüzlük iddiaları üzerine devletin ilgili kurumlarının da inceleme yürüttüğü bilgisini paylaşmıştır. Ancak bu yazı bazı yetkililer tarafından tepkiyle karşılanmış ve sonuç olarak meslektaşımız tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Şardan’a apar topar soruşturma açılması, evinde ve belgelerinde arama yapılarak gözaltına alınması ve tutuklanması ülkemizdeki tüm gazetecilere ağır bir gözdağıdır.

    “ŞARDAN’A VE GAZETECİLİĞİNE KEFİLİZ”

    Adalet sistemindeki sorunları araştırıp kamuoyunun bilgisine sunmak gazetecinin görevidir. Hakimler Savcılar Kurulu’na yazılan dilekçelere ve MİT raporlarına kadar giren çarpıklıklar karşısında yargıçlar, bu sorunları gündeme getiren gazetecileri tutuklamak yerine adalet sisteminin iyi işlemesine odaklanmalıdırlar. Gazeteci Tolga Şardan’ın bu sorunları yazdığı için tutuklanması sorunları örtme çabasından başka bir anlama gelmez. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Tolga Şardan’a tutuklama kararı verilmesinden 10 dakika sonra Şardan’ın yazdığı gibi bir MİT raporu olmadığını, yazının dezenformasyon içerdiğini duyurmuştur. Yayınlanmasının üzerinden 43 saat geçmesine karşın ilgili kurumlar tarafından yalanlanmayan yazının, tutuklama kararıyla eş zamanlı olarak dezenformasyon merkezince yalanlanması manidardır. Biz gazeteciler bu tür haberlerde yanlış bir bilgi olduğunda ilgili kurumların jet hızıyla yalanlama yaptığını gayet iyi biliyoruz. Şardan’ın bir buçuk gün boyunca dezenformasyon olarak değerlendirilmeyen yazısının tutuklama kararıyla birlikte yalanlanmasını inandırıcı bulmuyoruz.

    Yalan haber en başta gazetecilik suçudur. Şardan bu suçu hiç işlememiş, dürüst ve saygın bir meslektaşımızdır. Türkiye’de son 35 yıldır içişleri, emniyet, yargı bürokrasisi ve ilgili siyasetçilerle her zaman gazetecilik çerçevesinde ilişki kuran Şardan, işlediği konuları titizlikle kaleme alan, yazdığı haber ve kulis bilgileriyle kurumlardaki sorunlara büyüteç tutan kıdemli ve saygın bir gazetecidir. Meslektaşımız Şardan’a ve gazeteciliğine kefiliz.
    Şardan’la aynı gün İstanbul’da meslektaşımız Dinçer Gökçe de aynı suçlamayla gözaltına alınmış, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştır. Halkı bilgilendirme faaliyeti gerçekleştiren, sadece gazetecilik yapanlara yönelik bu sistematik gözdağı asla kabul edilemez. Bu son örneklerle bir kez daha görünür olan gazetecilere yönelik hukuk dışı çabalar düşünce ve ifade özgürlüğüne indirilen birer darbe haline gelmiştir ve ülkemize büyük zarar vermektedir.
    BİZ GAZETECİYİZ, GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ
    Gazetecileri tutuklanması halkın haber alma hakkının önlenmesine ve basın aracılığıyla kamuoyu denetiminin sakatlanmasına yol açar. Gazeteciler, sansür yasası dediğimiz “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu ceza kanunumuza ekleyen yasaya da işte bu nedenle karşı çıkmıştır. Bu yasa Anayasa’ya aykırılıktan Anayasa Mahkemesi’ne taşınmıştır ve aylardır yüksek mahkemenin vereceği karar beklenmektedir. Bu karar çıkana kadar pek çok meslektaşımızın çerçevesi belli olmayan bu suçlama ile demir parmaklıklar arkasına gitmesi işten bile değildir. Anayasa Mahkemesi bir an önce sansür yasasıyla ilgili kararını vermelidir.
    Bizler basın meslek örgütleri olarak Tolga Şardan’ın ve tüm tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Tolga Şardan arkadaşımızın tutuklandıktan sonra söylediği gibi: Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz.”
    (HABER MERKEZİ)