Etiket: cumartesi anneleri

  • Cumartesi Anneleri, Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanması için İstanbul Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda eylemlerinin 1110’uncusunu gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde Hasan Gülünay’ın akıbetini soran Cumartesi Anneleri/İnsanları, kayıplar bulunana, hesap verilene kadar mücadele edeceklerini söyledi.

    “BAŞVURULAR SONUÇSUZ KALDI”

    Eylemde, basın metnini İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya okudu.

    Hasan Gülünay’ın çalıştığı işyerini arayan ve kendisini “Terörle Mücadele Şubesi”nden olarak tanıtan bir kişinin Gülünay’ı gözaltına aldığını ifade eden Jiyan Kaya, ailenin dönemin İstanbul Emniyeti’nde görev yapan Hüseyin Kocadağ ile görüştüğü, Kocadağ’ın “Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence izleri iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar” dediğini, aynı dönemde gözaltında bulunan iki kişinin de Gülünay’ı emniyette gördüklerini ve yapılan işkenceye tanık olduklarını bildirdiklerini belirtti.

    Ailenin tüm resmi kurumlara yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını vurgulayan Kaya, yargı makamlarının etkili bir soruşturma yürütmediğini ifade ederek, dosyanın zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldığının altını çizdi: “Kaç yıl geçerse geçsin; Hasan Gülünay için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Ardından Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay’ın gönderdiği mesajı kayıp yakını Maside Ocak okudu.

    “BİZE ‘UNUTUN’ DEDİLER. BİZ BUNU KABUL ETMEDİK”

    Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “O gün yalnızca bir insan kaybolmadı. Bir ailenin hayatı, dört çocuğun çocukluğu ve bir ülkenin hafızasında açılacak kapanmaz bir hikaye başladı. Bu bir kayıp hikayesi değil. İnkarın ve cezasızlığın hikayesidir. O günden sonra hayatımız beklemek, adalet, hukuk, hakikat, zaman aşımı kelimeleriyle geçti. Önce saatleri bekledik, sonra günleri, sonra yılları. Her kapı çalındığında babamdan haber geldi sandık. Her telefonda ona ne olduğunu duymayı umduk ama hiçbir şey olmadı. Yalnızca sessizlik büyüdü. Bize sürekli kayıp dediler ama ben o kelimeye hiçbir zaman inanmadım. Çünkü kayıp tesadüf çağrıştırır. Oysa burada bir tesadüf değil bir süreç vardır. Devletin karanlık elleri muhalif olanı susturmak için organize olmuştu. Babam bulunmadı. O yüzden ben hep şunu söyledim. Babam kayıp değil. Devletin sistematik yok etme politikası sonucu gözaltında kaybedildi.

    Buna faili meçhul dediler ama aslında faili vardı. Sadece adı söylenmiyordu. Ben büyüdükçe eksikliğim de büyüdü. Çünkü bazı eksikler zamanla kapanmıyor. Aksine insanın içinde derinleşiyor. Bir çocuğun hayatında babasızlık sadece bir yokluk değil, sürekli devam eden bir soru haline geliyor. Ben hep aynı soruyu sordum. Babam nerede? Bu soru yıllar içinde değişmedi. Sadece ağırlığı arttı. Çünkü cevap verilmediği her gün o sorunun anlamı biraz daha büyüdü. Bize ‘unutun’ dediler. Biz bunu kabul etmedik. Çünkü kabul etmek olanı normalleştirmek olurdu. Oysa olan şey normal değildi. Bugün hala aynı yerdeyim. Aynı sorunun içindeyim ve biliyorum ki bu sadece benim sorum değil. Bu ülkede evladını, kardeşini, eşini, babasını kaybeden herkesin sorusu aynı. Biz cevap bekliyoruz ve bu soru cevaplanana kadar susmayacağız. Burada olacağız.”

    Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1106. haftada Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet istedi!

    Cumartesi Anneleri 1106. haftada Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay için adalet istedi!

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1106’ncı hafta buluşmasında 1994 yılında kaçırılarak katledilen Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay dosyasını gündeme taşıdı. Aileler, aradan geçen 32 yıla rağmen faillerin yargılanmadığını belirterek adalet talebini yineledi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 1106’ncı haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Bu haftaki açıklamada, 1994 yılında kaçırıldıktan sonra katledilen iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın dosyası gündeme getirildi.

    Ortak açıklamayı, 1995 yılında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, gözaltında kaybetmelerin yalnızca bireysel suçlar olmadığını belirterek, bu suçların devlet gücü kullanılarak işlendiğini ve cezasızlık politikalarıyla sürdürüldüğünü söyledi. Devletin sorumluluğunu kabul etmesi, kaybetme suçunu mümkün kılan yapıların açığa çıkarılması ve hakikatin ortaya konulması gerektiğini vurguladı.

    KAÇIRILDIKTAN BİR GÜN SONRA ÖLDÜRÜLMÜŞ HALDE BULUNDULAR

    Besna Tosun, İstanbul’da yaşayan iş insanları Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay’ın 3 Haziran 1994’te Yeşilyurt’taki Çınar Oteli’nden ayrıldıktan sonra silahlı kişiler tarafından zorla araçlara bindirilerek götürüldüğünü anlattı. Ailelerin olayın ardından savcılık, emniyet, valilik ve diğer resmi kurumlara başvurduğunu ancak gözaltı iddialarının reddedildiğini söyledi.

    Tosun, üç iş insanının cenazelerinin ertesi gün Bolu’nun Yığılca ilçesine bağlı Taşlı Melen mevkiinde bulunduğunu belirterek, işkence gördüklerinin ve ateşli silahla infaz edildiklerinin tespit edildiğini ifade etti. Cenazelerin bırakıldığı bölgenin, 1990’lı yıllarda çok sayıda kontrgerilla cinayeti nedeniyle kamuoyunda “ölüm üçgeni” olarak anıldığını hatırlattı.

    DOSYA YILLARCA SONUÇSUZ BIRAKILDI

    Ailelerin yıllarca süren adalet arayışına rağmen dosyanın etkin biçimde soruşturulmadığını belirten Tosun, 2013 yılında hazırlanan yeni iddianameyle dosyanın kamuoyunda Ankara JİTEM Davası olarak bilinen dava kapsamına dahil edildiğini söyledi.

    Yargılama sırasında dinlenen eski MİT Kontrterör Dairesi Başkanı Mehmet Eymür’ün, Kürt iş insanlarına yönelik hazırlandığı iddia edilen bir ölüm listesini mahkemeye sunduğunu hatırlatan Tosun, dava dosyalarında ve çeşitli resmi raporlarda olayla ilgili çok sayıda bilgi ve belge bulunmasına rağmen sanıkların cezalandırılmadığını ifade etti.

    2019 yılında görülen davada tüm sanıklar hakkında beraat kararı verildiğini hatırlatan Tosun, istinaf mahkemesinin bozma kararına rağmen yeniden görülen davada da beraat hükmü kurulduğunu, Yargıtay’ın 2024 yılında temyiz başvurusunu reddetmesiyle kararın kesinleştiğini belirtti.

    “Buldan, Yıldırım ve Karay dosyası da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkumiyetle, iç hukukta ise cezasızlıkla sonuçlanan davalar zincirindeki yerini aldı” diyen Tosun, kayıplar için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    PERVİN BULDAN: FAİLLER HALA YARGILANMADI

    Açıklamanın ardından söz alan Pervin Buldan, eşi Savaş Buldan ile arkadaşlarının katledilmesinin üzerinden 32 yıl geçtiğini belirterek, tüm girişimlere rağmen sorumluların yargı önüne çıkarılmadığını söyledi.

    Buldan, “33’üncü yıla giriyoruz. Çalmadığımız kapı kalmadı. Bu insanlar gözaltına alındıktan sonra işkence edilerek öldürüldü. Ancak o günden bugüne katiller yargılanmadı” dedi.

    Geçmiş dönemde işlenen faili meçhul cinayetlerin de araştırılması gerektiğini vurgulayan Buldan, kurulması planlanan araştırma mekanizmalarına seslenerek yalnızca güncel değil, geçmişte işlenen siyasi cinayetlerin de açığa çıkarılması ve faillerinin yargılanması gerektiğini ifade etti.

    “BARIŞ İÇİN EŞİT HUKUK İŞLETİLMELİ”

    Anmada konuşan Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım ise 1990’lı yılların ağır insan hakları ihlalleriyle anıldığını belirtti. Babası ve beraberindeki kişilerin Kürt kimlikleri ve toplumsal duyarlılıkları nedeniyle hedef alındığını söyleyen Yıldırım, aradan geçen yıllara rağmen sorumluların korunmasına tepki gösterdi.

    Yıldırım, “Eğer bugün barıştan söz ediliyorsa herkes için eşit, bağımsız ve tarafsız bir hukuk işletilmek zorundadır” diyerek geçmişte işlenen tüm faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması çağrısında bulundu.

    Cumartesi Anneleri ve kayıp yakınları, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım ve Hacı Karay başta olmak üzere tüm gözaltında kaybedilenler için adalet talebini yineleyerek eylemi sonlandırdı.

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet olmadan bayram eksik kalıyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hakikat ve adalet olmadan bayram eksik kalıyor-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’ndaki 1105’inci hafta buluşmasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormayı sürdürdü. Bayram öncesinde yapılan açıklamalarda, kayıp yakınları adaletin sağlanması, faillerin yargılanması ve kayıpların mezar yerlerinin açıklanması çağrısında bulundu.

     

    Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı. Eylemde yapılan konuşmalarda, yıllardır süren cezasızlık politikalarının yarattığı acılara dikkat çekildi.

    Bu haftaki basın açıklamasını okuyan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, bayramların toplumun büyük bölümü için bir araya gelme, özlem giderme ve mezar ziyaretleriyle anlam kazandığını ancak kayıp yakınları açısından derin bir eksiklik ve adaletsizlik duygusunu yeniden hatırlattığını söyledi.

    Ocak, “Ancak biz kayıp yakınları için bayramlar başka bir anlama geliyor. Her bayramda soframızda bir kişinin eksikliği büyüyor. Her buluşmada gözümüz bir kişiyi arıyor. Kapının çalınışında, telefon zilinde, kalabalığın içinde kaybedilen evladımızı, eşimizi, kardeşimizi, babamızı, annemizi arıyoruz” dedi.

    Bayramların mezarsızlığın en yoğun hissedildiği günler olduğunu vurgulayan Ocak, “İnsanlar mezarlıklara giderken, sevdiklerinin mezarı başında buluşurken bizim gidecek bir mezarımız yok. Bu yüzden bayram bizim için yalnızca özlem değil; aynı zamanda adaletsizliğin yeniden hissedildiği zamandır” ifadelerini kullandı.

    “BARIŞ, ADALET VE HAKİKAT EGEMEN OLMALI”

    Kayıp yakınlarının mücadeleyi sürdüreceğini belirten Maside Ocak, “Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi yok sayanlara, dosyalarını kapatanlara, hakikati inkar edenlere, cezasızlığı sürdürenlere karşı hakikat, adalet ve barış talebimizi her koşulda yılmadan dile getirmeye devam edeceğiz” dedi.

    Ocak, gerçek bir bayramın ancak adaletin tesis edilmesiyle mümkün olacağını belirterek, “Bayramların gerçekten bayram olabilmesi için bu ülkede barışın, adaletin ve hakikatin egemen olması gerekiyor. Çünkü barış yalnızca silahların susması değil, insanların sevdiklerinden kopartılmadığı, hiçbir ailenin mezarsız bırakılmadığı, acıların inkar edilmediği bir yaşamdır” diye konuştu.

    “60 BAYRAMDIR KARDEŞİMİZİ ARIYORUZ”

    Açıklamanın ardından söz alan gözaltında kaybedilen Mahmut Ertak’ın yakını Sevim Erişli, yıllardır kardeşlerinin akıbetini öğrenmeye çalıştıklarını söyledi. Dönemin İçişleri Bakanlarından Mehmet Ağar’a seslenen Erişli, “60 bayramdır kardeşimizi arıyoruz, göremedik. Mehmet Ağar’a sesleniyoruz; anlat artık. Bizim de bir mezarımız olsun. Senin çocuğun da öldü ama onun en azından bir mezarı var, bizimkinin yok” dedi.

    “92 BAYRAMDIR BAYRAM YAŞAMADIK”

    Gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın ağabeyi Mikail Kırbayır da kardeşinin mezar yerinin hala açıklanmadığını belirterek yıllardır süren bekleyişe dikkat çekti.

    “46 yıldır, tam 92 bayramı anlamsızca geçirdik” diyen Kırbayır, “Cemil’in bugün bir mezarı yok. Biz bu imhaya, bu inkara karşı faillerin yargılanması için buradayız. Eğer bir gün o gizlenen mezarı bize teslim ederlerse, belki biz de bayramı hissedebiliriz. Bu koşullarda bayram benim neyime?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    “SEVDİKLERİMİZİ BİZE EMANET EDİN”

    Gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kız kardeşi İkbal Eren ise Cumartesi Anneleri’nin 31 yıllık mücadelesine işaret ederek, Galatasaray Meydanı’ndaki oturma eylemlerinin devletin işlediği suçlarla yüzleşmesi açısından önemli bir hafıza oluşturduğunu söyledi.

    “31 yıl önce anne ve babalarımız bu meydanda oturduklarında, ülkeyi yönetenler ‘oturur oturur giderler’ demişlerdi. Ama gitmedik, buradayız” diyen Eren, kayıpların mezar yerlerinin açıklanması çağrısını yineledi.

    Eren, “46 yıldır, 92 bayramdır bayram yaşamıyoruz. Sadece bir yeri olsun, toprağı, taşı olsun istiyoruz; bu çok mu zor? Nereye koyduysanız çıkarın, kalan parçalarını istiyoruz. Annelerimiz sadece bir mezar taşı hasretiyle bu dünyadan gittiler. İstediğiniz zaman her şeyi buluyorsunuz; failleri korumaktan vazgeçin, sevdiklerimizi bize emanet edin” dedi.

    Cumartesi Anneleri, eylemi kayıpların fotoğrafları ve karanfillerle sürdürdükleri oturma eyleminin ardından sonlandırdı. Kayıp yakınları, gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklanana ve sorumlular yargılanana kadar mücadeleyi sürdüreceklerini vurguladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Piro Ay’a ne oldu? -VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1104. haftasında, gözaltında kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın kayıplarını bulma arayışı 1104’üncü haftasında da devam etti. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, bu hafta Mardin’in Derik ilçesinde gözaltına alınıp kaybedilen Piro Ay’ın akıbetini sordu.

    Gözaltına alındıktan kendisinden bir daha haber alınmayan Piro Ay’ın akıbetini sormak için kaybedildikten hemen sonra yapılan başvuruların sonuçsuz kaldığı belirtilerek, “Askeri araçla evinden alınıp götürülen Piro Ay’a ne oldu?” diye soruldu.

    “KAYIPLARIN BULUNMASI İÇİN BU BİRİMİN ETKİN BİR ŞEKİLDE ÇALIŞMALI”

    Eylemde konuşan DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan komisyona dikkat çekerek, “Kurulan bu birimin de, kayıplarımız içinde çalışma yapmasını istiyoruz. Hiçbir ayrım yapmadan bütün faili meçhullerin, yargısız infazların ve kayıpların bulunması için bu birimin etkin bir şekilde çalışması gerekiyor” dedi.

    “BARIŞ, ADALETİ SAĞLAYARAK GERÇEKLEŞİR”

    Onurlu bir barışın olması için kayıpların bulunması, kayıpların ortaya çıkarılmasıyla olacağını vurgulayan Buldan, “Yoksa barışın bir anlamı olmayacaktır. Geçmişle yüzleşmek ve hakikati ortaya çıkarma gibi bir durum söz konusu olmadığı sürece biz gerçek bir barıştan söz edemeyiz. Barış, adaleti sağlayarak gerçekleşir” diye belirtti.

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri bin 100’üncü haftada Ermeni aydınların akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri bin 100’üncü haftada Ermeni aydınların akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Ermeni aydınların akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “Zorla kaybetmelerin kökeni 1915 İstanbul’udur; inkar edilen hakikat, bugünün cezasızlık zırhını ören temel taştır” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta İstanbul Beyoğlu’ndaki Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdikleri eylemin bin 100’üncüsünde bir araya geldi. Eylemde bu hafta 24 Nisan 1915’te İstanbul’da evlerinden alınarak zorla kaybedilen Ermeni aydınların akıbeti soruldu. Basın metnini İHD MYK üyesi Eren Keskin okudu.

    ” ERMENİ AYDINLARDAN 174’Ü BİR DAHA GERİ DÖNMEDİ”

    Ermeni topluma yönelik 24 Nisan 1915 gecesi başlayan operasyona dair hafızanın hedef alındığını belirten Eren Keskin, “Zorla kaybetmeler çoğu zaman Nazi rejiminin 1941’de yürürlüğe koyduğu Gece ve Sis Kararnamesi ile anılır. Oysa bu karanlık yöntem, ondan 26 yıl önce İstanbul’da yaşandı. 24 Nisan 1915 gecesi evlerinden ve işyerlerinden alınan Ermeni aydınlardan 174’ü bir daha geri dönemedi. O gece, İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey’in emriyle İstanbul’da kapsamlı bir operasyon başlatıldı. Önceden hazırlanan listelere göre polisler gece yarısından sonra kapıları çaldı. İnsanlara, ‘İfadeniz var, bir saat içinde geri döneceksiniz’ denildi. Gözaltına alınanlar arasında milletvekilleri, yazarlar, şairler, doktorlar ve gazeteciler vardı. Onlar, Ermeni toplumunun hafızası, sözü ve kanaat önderleriydi” dedi.

    TEŞKİLAT-I MAHSUSA İLE BAĞLANTILI ÇETELER

    Operasyonun sembol isimlerinden gazeteci ve siyasetçi Agnuni’nin (Haçadur Malumyan) hikayesine değinen Eren Keskin, devletin koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ifade etti. Eren Keskin, “24 Nisan gecesi Agnuni’nin de kapısı çalındı. Kendisine gösterilen tutuklama emrinde, kısa süre önce birlikte yemek yediği Talat’ın imzasını görünce şaşırdı. Önce Ayaş’a sevk edildi. Hâlâ bir yanlışlık olduğunu düşünerek Talat’a serbest bırakılma talebiyle telgraf çekti, ancak bu çağrı cevapsız kaldı. 2 Haziran 1915 tarihinde ise Agnuni’nin de bulunduğu altı aydın ‘yargılanmak üzere’ Diyarbakır’a gönderildi. Polis ve jandarma eşliğinde süren yolculuğun ardından, Siverek civarında, Teşkilat-ı Mahsusa ile bağlantılı çeteler tarafından katledildiler. Devletin gözetimi ve koruması altındaki bu insanlar, bir mezar taşları bile olmadan yok edildiler” diye belirtti.

    “GEÇMİŞLE YÜZLEŞMEMEK BUGÜNÜN HUKUKSUZLUĞUNU BESLİYOR”

    Kaybedilenlerin ardından hazırlanan resmi raporların bugünün cezasızlık diliyle benzerliğine dikkat çeken Eren Keskin, devletin gözetimi altındaki bu insanlardan 174’ünün yok edildiğini ve arkalarında bir mezar taşı bile bırakılmadığını belirtti. Eren Keskin, “Katledilen aydınlar için hazırlanan resmi raporlarda, ‘korumalarından kaçıp Rusya’ya gittikleri’ iddia edildi; bazıları için ise ‘firar etti’ ya da ‘serbest bırakıldı’ denildi. Hakikat kayıtlardan silindi, yerine inkar yazıldı. Bugün, İstanbullu Ermeni aydınların zorla kaybedilişinin 111’inci yılında bir kez daha söylüyoruz: Geçmişle yüzleşmemek, bugünün hukuksuzluğunu besliyor. Bizim bin 100 haftalık ısrarımız tam da bu inkar rejimine karşıdır” şeklinde dile getirdi.

    “CEZASIZLIK KÜLTÜRÜYLE TOPYEKUN BİR HESAPLAŞMADIR”

    Hakikat savunuculuğundan vazgeçmeyeceklerini belirten Eren Keskin, “Aradan bir asırdan fazla zaman geçse de devlet aklı aynı yöntemlerle hakikati karartmaya devam ediyor. Ancak biz, unutturmaya karşı hatırlamayı, inkara karşı hakikati savunmaktan vazgeçmeyeceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin, Agnuni’yi ve 24 Nisan 1915’te kaybedilen tüm Ermeni aydınları anmaya, akıbetlerini sormaya devam edeceğiz. Bu mücadele sadece bir anma değil, cezasızlık kültürüyle topyekun bir hesaplaşmadır” sözlerini kullandı.

    ABLUKA BİR KEZ DAHA KINANDI

    Ardından kayıp yakınlarından Hanife Yıldız, kayıplara dair bir şiir okudu. Hanife Yıldız, Galatasaray Meydanı’nın polis ablukası altında olmasını kınayarak, “Bin 100 hafta demek ne kadar kolay söyleniyor ama neler yaşandı. Ben hala bu metalin önündeyim. Bize mezar taşı vermediler; burayı mezar olarak gördük, onu bile bize çok görüyorlar” ifadelerini kullandı.

    Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri, 1099. hafta eyleminde Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu: Asla vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1099. hafta eyleminde Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu: Asla vazgeçmeyeceğiz!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1099. Haftasında, gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün (26) akıbetini sordu. Adalet talebinin yinelendiği açıklamada konuşan Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, “Ama şunu bilsinler, asla vazgeçmeyeceğiz. Asla ağabeyimi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü son nefesimize kadar, mezardan da korksak, ölümümüzden de korksak biz aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    Cumartesi Anneleri/ İnsanları, gözaltında kaybettirilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılması için her Cumartesi gerçekleştirdikleri eylemlerinin 1099’uncusu için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Cumartesi Anneleri, bu hafta 12 Nisan 1981’de İstanbul’da gözaltına alındıktan sonra işkenceyle katledilen ve bedeni kaybettirilen Nurettin Yedigöl’ün (26) akıbetini sordu.

    “NURETTİN YEDİGÖL’ÜN AKIBETİ ZAMANAŞIMI İLE PERDELENDİ”

    Cumartesi İnsanlarından İkbal Eren, Nurettin Yedigöl’ün İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nden mezun olduğunu ve öğrencilik yıllarında ve sonrasında sosyalist gençlik hareketi içinde aktif olarak yer aldığı belirterek, şunları ifade etti:

    “12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 12 Nisan 1981 tarihinde, İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki 1. Şube’sine götürülen Nurettin, burada ağır işkenceye maruz kaldı. İşkenceyle öldürülen bedeni kaybedildi. Babası İsmail Yedigöl, 12 Eylül’ün baskı ortamına rağmen oğlunu aramaktan vazgeçmedi. Başta Kenan Evren olmak üzere tüm yetkili makamlara başvurdu. Ancak İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığını iddia etti.

    Savcılık ise bu tanıklıkları araştırmak yerine inkarı tercih etti: ‘Böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın’ demekle yetindi. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen üç ayrı soruşturma, zaman aşımı gerekçesiyle kapatıldı. Anne Zeycan Yedigöl, son çare olarak 15 Şubat 2013’te Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurdu. Ancak mahkeme, 10 Aralık 2015’te ‘zaman bakımından yetkisizlik’ gerekçesiyle kabul edilemez buldu. Bir kez daha Nurettin Yedigöl’ün akıbeti zamanaşımı ile perdelendi.”

    “AĞABEYİMİ ARAMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Nurettin Yedigöl’ün arkadaşı ve olayın tanığı Ümit Efe konuştu. Efe, Yedigöl’ün sürekli olarak işkenceye tabi tutulduğunu vurgulayarak, “Muhalif, sosyalist insanlar ona yapılan işkenceleri gördüler. Bütün bu işkencelere rağmen işkencecilere cevap vermedi. İşkencenin dozajı arttırıldı. Biz 45 yıldır tanıklığımızı anlatmaya, Nurettin’in akıbetini bulmaya çalışıyoruz. Biliyoruz ona işkence yapanları. Gerçekliğinin açığa çıkarılması ve faillerin yargılanması için mücadele ettik ve etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl ise, yetkililere seslenerek, adalet talebinde bulunarak, “Ama şunu bilsinler, asla vazgeçmeyeceğiz. Asla ağabeyimi aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Çünkü son nefesimize kadar, mezardan da korksak, ölümümüzden de korksak biz aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “GÖRGÜ TANIKLARI VAR”

    Dosya avukatı ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesi Eren Keskin, “Nurettin Yedigöl’ün işkence ile kaybedildiğinin çok kesin ifadeleri olan tanıklar var. Bunlardan biri Aslan Şener Yıldırım. Onlar işkence seslerini duyuyorlar ve bir süre sonra Devlet Güvenlik Mahkemesine çıkarılacakları sırada Nurettin Yedigöl’ün elbiselerini o dönem tutsak Aslan Şener Yıldırım’a veriyorlar.  Yıldırım, ‘Bunlar Yedigöl’ün elbiseleri’ diyor. Polisler, ‘Onun bu elbiselere ihtiyacı yok size miras bıraktı’ diyor. Sadece Aslan Şener Yıldırım değil Harun Kartal, Şemsi Aydemir, Battal Uğur, Bülent Küçükünal, Haydar Yıldız Buket Ökütülmüş de bütün bunlara tanıklık yapıyor. İç hukukta bütün devlet suçlarında olduğu gibi zaman aşımı uygulanıyor” diyerek, yaptıkları başvuruların sonuç kaldığını söyledi.

    “Bütün kayıp dosyalarının arkasında devlet iradesi var” diyen Eren Keskin, tüm dosyalarda olduğu gibi Nurettin Yedigöl dosyanın da takipçisi olacaklarını ifade etti.

    Eylem karanfillerin Galatasaray Meydanı’na bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri 1098. haftada Nezir Acar için adalet istedi: Zamanaşımı hakikati örtemez-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1098. haftada Nezir Acar için adalet istedi: Zamanaşımı hakikati örtemez-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 1098’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
    Eyleme, kayıp yakınlarının yanı sıra hak savunucuları ve Celal Fırat da katılarak destek verdi.

     

     

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 1098’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.
    Eyleme, kayıp yakınlarının yanı sıra hak savunucuları ve Celal Fırat da katılarak destek verdi.
    Ellerinde karanfiller ve kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarıyla meydana çıkan Cumartesi Anneleri, bu hafta 8 Nisan 1992’de Mardin Dargeçit’e bağlı Gûrîza köyünde gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Nezir Acar’ın akıbetini sordu.
    Basın açıklamasını Oya Ersoy okudu. Ersoy, Nezir Acar’ın hayvan alım satımıyla geçimini sağlayan, üç çocuk babası bir yurttaş olduğunu hatırlatarak, 8 Nisan 1992’de askerler tarafından yapılan baskın sırasında gözaltına alındığını belirtti. Gözleri bağlanarak Dargeçit İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülen Acar’ın işkence gördüğünü ifade eden Ersoy, birlikte gözaltına alınan iki kişinin serbest bırakıldığını ancak Acar’dan bir daha haber alınamadığını söyledi.

    AİLENİN YILLAR SÜREN MÜCADELESİ SONUÇSUZ BIRAKILDI

    Ailenin yıllarca süren başvurularına rağmen etkin bir soruşturma yürütülmediğini vurgulayan Ersoy, Nezir Acar’ın babası Halil Acar’ın Dargeçit Kaymakamlığı, Mardin Valiliği ve askeri yetkililere yaptığı başvuruların sonuçsuz kaldığını aktardı.
    Ersoy, arayışlarını sürdüren ailenin baskı ve tehditlere maruz kaldığını belirterek, “Eşi Celile Acar gözaltına alındı, aynı gün serbest bırakıldı. Baba Halil Acar ise günlerce gözaltında tutuldu, işkence gördü ve tehdit edildi” dedi.
    Yargı süreçlerinin de sonuç vermediğini ifade eden Ersoy, dosyanın 2012 yılında zamanaşımı gerekçesiyle kapatıldığını, yapılan itirazların reddedildiğini ve Anayasa Mahkemesi’nin de başvuruyu kabul etmediğini hatırlattı.

    “ZAMANAŞIMI HAKİKATİ ORTADAN KALDIRAMAZ”

    Cumartesi Anneleri adına konuşan Ersoy, gözaltında kaybetmelerin zamanaşımı kapsamına alınamayacağını belirterek şunları söyledi:

    “Nezir Acar’ın gözaltında kaybedilişinin 34. yılında bir kez daha sesleniyoruz: Zamanaşımı, hukuki güvenlik için vardır; hakikati ortadan kaldırmak için değil. Gözaltında kaybetmeler gibi süreklilik arz eden suçlarda uygulanamaz. Hukukun amacını tersine çevirmeyin.”

    Cumartesi Anneleri, bir kez daha kayıpların akıbetinin açıklanması ve faillerin yargı önüne çıkarılması talebini yineledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 1096. hafta eylemi: İlyas Eren için adalet istendi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1096. hafta eylemi: İlyas Eren için adalet istendi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 1096. haftada 29 yıl önce gözaltında kaybedilen İlyas Eren için adalet istedi.

    Galatasaray Meydanı’nda her Cumartesi bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bin 96’ncı hafta buluşmasında 29 yıl önce Diyarbakır’da gözaltına alındıktan sonra kaybedilen İlyas Eren için açıklama yaptı. Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Jiyan Tosun okudu.

    Açıklamada, devletin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) verdiği taahhütleri yerine getirmesi ve kayıp dosyalarında etkin soruşturma yürütülmesi çağrısı yapıldı.

    “BARİYERLER KALDIRILMALI, AYM KARARLARI UYGULANMALI”

    Açıklamada, Galatasaray Meydanı’ndaki polis bariyerlerinin önünde, kişi sınırlaması dayatması eleştirilerek “Toplumsal taleplerin barışçıl yollarla dile getirilmesi, demokratik bir toplumun vazgeçilmezidir. Galatasaray’daki buluşmalarımıza getirilen katılımcı kısıtlaması ve mekan yasağı, hem Anayasa’ya hem de uluslararası insan hakları normlarına açıkça aykırıdır. Haklarımızı ihlal etmeye son verin. Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğini yerine getirin. Bariyerleri ve kısıtlamaları kaldırın” çağrısı yapıldı.

    “KÖYÜ YAKILDI, BASKI VE TEHDİT ALTINDAYDI”

    İlyas Eren’in yaşam öyküsüne de yer verilen açıklamada şu bilgiler paylaşıldı: “Sekiz çocuk babası İlyas Eren, Kulp’un Yeşilköy (Dêlit) köyüne bağlı Rındık mezrasında yaşıyor, geçimini çiftçilikle sağlıyordu. 1993 yılında köylerinin askerler tarafından yakılması üzerine ailesiyle birlikte Kulp ilçe merkezine göç etmek zorunda kaldı. Daha önce de gözaltına alınan Eren, 20 gün süren ağır işkencenin ardından kalıcı sağlık sorunlarıyla yaşamını sürdürmek zorunda bırakıldı. Korucu olması için baskı ve tehdit altındaydı.”

    11 Mart 1997’de evine dönmek üzere Kulp yolcu terminaline giden İlyas Eren’in araç beklediği sırada, saat 13.50’de, kendilerini polis olarak tanıtan sivil giyimli dört kişi tarafından zorla siyah bir araca bindirilerek kaçırıldığı belirtilen açıklamada “Bu anlara terminalde bulunanlar ve yanındaki akrabası tanıklık etti. Tanıklar, Eren’in zorla bindirildiği aracın Kulp’taki bir korucuya ait olduğunu ifade etti. O günden sonra İlyas Eren’den bir daha haber alınamadı” şeklinde belirtildi.

    “ETKİLİ SORUŞTURMA YÜRÜTÜLMEDİ, DOSYA ZAMANAŞIMINA BIRAKILDI”

    Yargı sürecine ilişkin ise şu değerlendirmeler paylaşıldı: “Ailesi, 17 Mart 1997’de Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak akıbetinin araştırılmasını istedi. Ancak bu süreçte etkili bir soruşturma yürütülmedi. İlyas Eren’in kaybedilmesiyle ilgili bilgi taleplerine hiçbir yanıt verilmedi. Savcı E. Alper’in ihmali bulunan polisler hakkında işlem yapılması yönündeki talebi de reddedildi.”

    Dosyanın AİHM taşındığı hatırlatılan açıklamada “Hükümet, mahkemeye sunduğu savunmada etkili yasal tedbirlerin alınmadığını kabul etti; İlyas Eren’in yaşam hakkının ihlal edildiğini teslim etti ve benzer ihlallerin tekrarını önlemek için gerekli adımların atılacağını taahhüt etti. Ancak bu taahhütler yerine getirilmedi. İlyas Eren dosyasında etkili bir soruşturma yürütülmedi. Gerçek açığa çıkarılmadı. Sorumlular yargılanmadı. Dosya zamanaşımına terk edildi” sözlerine yer verildi.

    “ADALET TALEBİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Hükümete AİHM’ye verdiği taahhütleri yerine getirme çağrısında bulunulan açıklamada tüm zorla kaybetme vakalarında etkin, bağımsız ve sonuç alıcı soruşturmalar yürütülmesi gerektiği, zamanaşımı engelinin kaldırılması, cezasızlık politikalarına son verilmesi gerektiği belirtildi. Açıklamada son olarak “İlyas Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • Cumartesi Anneleri: 35 yıldır soruyoruz Yusuf Erişti nerede!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 35 yıldır soruyoruz Yusuf Erişti nerede!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/insanları, eylemlerinin 1094. haftasında 1991’de gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Erişti için adalet talebini yineledi. Erişti’nin kız kardeşi Sevim Erişti dönemin emniyet yetkililerine seslenerek gerçeğin açıklanmasını istedi. 

     

    İstanbul’da her hafta gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1094’’üncü haftasında 35 yıl önce gözaltında kaybedilen Yusuf Erişti dosyasını gündeme taşıdı. Galatasaray Meydanı’nda karanfiller ve kayıp yakınlarının fotoğraflarıyla yapılan buluşmada, Erişti’nin akıbetinin açıklanması ve etkin bir soruşturma yürütülmesi çağrısı yapıldı.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın bu haftaki açıklamasını Cumartesi İnsanları’ndan Setenay Yarıcı okudu. Yarıcı, 1991 yılında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Erişti için bir araya geldiklerini belirterek olayın detaylarını paylaştı.

    Açıklamada aktarıldığına göre Tokat’ın Reşadiye ilçesi doğumlu olan ve kaybolduğu sırada 30 yaşında bulunan Yusuf Erişti, 14 Mart 1991 sabahı bir arkadaşıyla buluşmak üzere Belgradkapı civarına gitti. Burada Terörle Mücadele Şubesi’ne bağlı polisler tarafından gözaltına alındığı ve İstanbul Gayrettepe’deki Siyasi Şube’ye götürüldüğü ileri sürüldü.

    Yarıcı, Erişti’nin avukatı Fethiye Pekşen’in Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden izin alarak müvekkiliyle görüşmek istediğini, ancak Emniyet Müdürlüğü’ne gittiğinde Yusuf Erişti ile görüştürülmediğini belirtti. Bunun üzerine avukatın 29 Mart 1991’de polisler hakkında suç duyurusunda bulunduğu ifade edildi. Emniyet yetkililerinin ise suç duyurusunun ardından “Yusuf Erişti’nin gözaltında olduğuna ilişkin herhangi bir kayda rastlanmadığı” yönünde yanıt verdiği aktarıldı.

    Açıklamada aynı operasyon kapsamında gözaltına alınarak İstanbul Bayrampaşa Cezaevi’ne gönderilen bazı kişilerin, Yusuf Erişti’yi hem gözaltına alınırken hem de emniyette sorgulanırken gördüklerini avukatları aracılığıyla kamuoyuna bildirdiği de dile getirildi.

    TANIK ANLATIMLARI

    Setenay Yarıcı, tanık ifadelerine göre Erişti’ye işkence uygulandığını ve polislerin kendisine “Seni gözaltına aldığımızı kayıtlara geçirmedik. Buradan ölün çıkar, kimsenin haberi olmaz” diyerek tehdit ettiğini aktardı. Bir başka tanığın ise Erişti’nin yoğun işkence gördüğünü ve en son 17 Mart’ta komaya girmiş halde hücresine götürülürken gördüğünü söylediği belirtildi.

    Ayrıca 13 Mayıs 1991’de gözaltına alınan bir üniversite öğrencisinin sorgu sırasında polislerin kendisini “Seni Yusuf Erişti gibi öldürürüz, kimsenin haberi olmaz” sözleriyle tehdit ettiğini kamuoyuna açıkladığı ifade edildi.

    Dönemin milletvekillerinden Mahmut Alınak’ın 25 Nisan 1991’de Başbakan Yıldırım Akbulut’un yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde tanık ifadelerini aktararak Yusuf Erişti’nin akıbetini sorduğu da hatırlatıldı. Ancak dönemin İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu’nun verdiği yanıtta Erişti’nin gözaltına alınmadığını ve iddiaların gerçeği yansıtmadığını söylediği kaydedildi.

    Açıklamada, Yusuf Erişti’nin babası Bekir Erişti’nin dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakanı Yıldırım Akbulut başta olmak üzere çok sayıda kurum ve siyasi partiye dilekçeler verdiği, savcılıklara başvurduğu ancak tüm girişimlere rağmen olayla ilgili etkili bir soruşturma başlatılmadığı ifade edildi.

    “ZAMANAŞIMI UYGULANMASIN” ÇAĞRISI

    Setenay Yarıcı, Erişti’nin anne ve babasının oğullarının akıbetini öğrenemeden hayatını kaybettiğini belirterek, Yusuf Erişti’nin nerede olduğunun sorulmaya devam edileceğini söyledi. Yarıcı, zorla kaybetme vakalarında uygulanan cezasızlık politikasına son verilmesi gerektiğini vurgulayarak, uluslararası insan hakları sözleşmeleri gereği bu tür suçlarda zamanaşımının uygulanmaması ve dosyada etkin bir yargılama yürütülmesi çağrısında bulundu.

    Açıklamanın ardından söz alan Yusuf Erişti’nin ablası Sevim Erişti ise kardeşinin kaybolmasının aileleri için 35 yıldır süren bir acıya dönüştüğünü dile getirdi. Yetkililere seslenen Erişti, kardeşinin akıbetinin açıklanmasını istedi.

    Sevim Erişti, özellikle dönemin emniyet yetkililerine seslenerek, kardeşinin başına ne geldiğinin açıklanmasını talep etti. Ailelerinin yıllarca kapılarda oğullarını beklediğini, anne ve babasının gerçeği öğrenemeden hayatını kaybettiğini belirten Erişti, “Ne olduysa, sonuç neyse bilmek istiyoruz. Bizim bir mezarımız bile yok” diyerek adalet çağrısını yineledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1093. haftada kaybedilen kadınları andı: Unutmadık, unutmayacağız!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1093. haftada kaybedilen kadınları andı: Unutmadık, unutmayacağız!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek için her hafta düzenledikleri eylemin 1093’üncüsünde Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yapılan buluşmada, gözaltında kaybedilen kadınlar anıldı ve akıbetlerinin açıklanması istendi.

    Eyleme karanfiller ve kaybedilenlerin fotoğraflarıyla katılan Cumartesi Anneleri, bu hafta özellikle gözaltında kaybedilen kadınların hikâyelerine dikkat çekti. Basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Oya Ersoy okudu.

    Ersoy, 8 Mart’ın kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin simgesi olduğunu hatırlatarak, aynı zamanda zorla kaybedilen kadınların da unutulmaması gerektiğini vurguladı. İHD kayıtlarına göre Türkiye’de 19 kadın ile 3 yaşındaki bir kız çocuğunun gözaltına alındıktan sonra kaybedildiğini belirten Ersoy, bu kadınlardan yalnızca dördünün ağır işkence izleri taşıyan bedenlerine yıllar sonra ulaşıldığını, diğerlerinin akıbetinin ise hâlâ bilinmediğini söyledi.

    Ersoy, gözaltında kaybetmenin kadınlara yönelik en ağır devlet şiddeti biçimlerinden biri olduğuna işaret ederek, “Bir kadının zorla kaybedilmesi yalnızca bir insanın ortadan kaldırılması değil; onun sözünün, hikâyesinin ve mücadelesinin de yok edilmek istenmesidir” dedi.

    Devlet şiddeti ve cezasızlık politikalarının toplumdaki diğer şiddet biçimlerini de beslediğini dile getiren Ersoy, cezasızlığın erkek egemen zihniyeti güçlendirdiğini ve bunun kadınlara yönelik şiddetin artmasında önemli rol oynadığını ifade etti.

    Zorla kaybedilen kadınların unutulmayacağını vurgulayan Ersoy, “Sadece 8 Mart’ın ortaya çıkmasını sağlayan kadınların mücadelesini değil, aramızdan zorla koparılan kadınları da hatırlıyoruz. Çünkü hafıza susturulamaz. Kaybedilen kadınların hakikatinin takipçisi olmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Açıklamada, 1990’lı yıllarda gözaltında kaybedilen ya da kaçırılarak katledilen çok sayıda kadının isimleri tek tek okunarak anıldı. Aralarında Makbule Ökdem, Ayten Öztürk, Rıdda Yavuz, Sedika Dal, Hamide Şarlı, Hatun Işık, Yeter Işık, Elif Işık, Gülizar Serin ve üç yaşındaki Dilek Serin, Lütfiye Kaçar, Gülnaz Tatu, Kadriye Tatu, Ayşenur Şimşek, Hatice Şimşek, Şükran Daş, Fahriye Mordeniz, Zozan Eren, Neslihan Uslu ve Konca Kuriş yer aldı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybetmelerin insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunu vurgulayarak, sorumluların yargılanması ve kaybedilenlerin akıbetinin açıklanması çağrısını yineledi.

    Eylem, kaybedilenler anısına Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakılmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Feribot iddiası, tanıksız dosya: Murat Yıldız için adalet talebi!-VİDEO

    Feribot iddiası, tanıksız dosya: Murat Yıldız için adalet talebi!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1091. hafta buluşmasında 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen aileler, karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla adalet talebini yineledi. 

    Bu haftaki açıklamayı kayıp yakını Maside Ocak okudu. Ocak, 19 yaşındaki Murat Yıldız’ın 23 Şubat 1995’te annesi, avukatı ve kuzeniyle birlikte İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne giderek teslim olduğunu, ancak aradan üç gün geçmesine rağmen serbest bırakılmadığını ve o tarihten sonra kendisinden bir daha haber alınamadığını söyledi.

    Yetkililerin aileye, Murat’ın ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediğini ve bu nedenle polisler eşliğinde İstanbul’a götürüldüğünü aktardığını ifade eden Ocak, resmi kayıtlarda Murat’ın yolculuk sırasında feribottan denize atlayarak kaçtığının iddia edildiğini ancak bu anlatımı doğrulayan tek bir tanık bulunmadığını vurguladı.

    “CEZASIZLIK ALGISI DERİNLEŞTİ”

    Anne Hanife Yıldız’ın savcılıklara yaptığı başvurular sonucunda açılan davada, sanık polislerin yalnızca “görevi ihmal” suçundan sembolik bir para cezasına çarptırıldığını hatırlatan Ocak, bu kararın adalet duygusunu zedelediğini söyledi.

    2015 yılında dosyanın yeniden açılması için yapılan başvurunun takipsizlikle sonuçlandığını ve itirazın da reddedildiğini belirten Ocak, ardından Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldığını kaydetti.

    Açıklamada, adaletin yalnızca bir mahkeme kararı değil, aynı zamanda toplumun vicdanını onaran bir süreç olduğu vurgulandı. Cumartesi Anneleri, Murat Yıldız dosyasında etkin, bağımsız ve zaman aşımına sığınılmadan bir soruşturma yürütülmesi çağrısında bulundu.

    “Kaç yıl geçerse geçsin; Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denilen açıklama, kayıpların akıbeti açıklanana ve sorumlular yargılanana kadar mücadelenin süreceği mesajıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden Meclis Komisyonunun raporuna eleştiri!

    Cumartesi Anneleri’nden Meclis Komisyonunun raporuna eleştiri!

    PİRHA – Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporuna ilişkin eleştirilerini paylaştı.

    Cumartesi Anneleri ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon, Kürt sorununun çözümü için kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun nihai raporuna dair eleştirilerini paylaştı.

    “İNKÂR VE YOK SAYMA”

    Yazılı yapılan açıklamada Cumartesi Annelerinin taleplerinin görmezden gelindiğine dikkat çekildi. “Büyük bir hayal kırıklığıyla gördük ki komisyonun hazırladığı raporda ne hakikatimize ne de dile getirdiğimiz taleplere yer verilmiş” denilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Demokratikleşme ve toplumsal barış iddiasıyla hazırlanan bir raporda, zorla kaybetmeler gibi ağır, sistematik ve süreklilik arz eden insan hakları ihlallerinin yok sayılması; bu iddianın kendisiyle açık bir çelişki içindedir. Kayıp yakınlarının beyan ve taleplerini resmi kayıtlardan dışlamak; acıyı derinleştiren, yas hakkını gasp eden ve adalet talebini bastıran anlayışın sürdürülmesidir. Bu tutum, kayıplarımızın akıbetini karanlıkta bırakan şiddetin yalnızca geçmişte kalmadığını; inkâr ve yok sayma yoluyla bugün de devam ettiğini göstermektedir. Görünmez kılınan her söz, uzatılan her sessizlik, cezasızlığı büyütmektedir. Toplumsal barış inkârla değil, hakikatin kabulüyle mümkündür. Dayanışma mağdurların sesini kısmakla değil, onların adalet talebini sahiplenmekle güçlenir. Demokrasi ise eleştirel hafızayı dışlamakla değil, geçmişle cesurca yüzleşmekle kök salar. Sözlerimizin ve taleplerimizin resmi bir raporda yer bulmaması, yalnızca bize değil; adalet arayan, hakikat talep eden tüm topluma yapılmış bir haksızlıktır. Komisyon raporunda yer verilmemiş olabilir. Ancak mücadelemiz resmi metinlere, resmi onaylara ihtiyaç duymayacak kadar meşru ve güçlüdür. 30 yılı aşan ısrarımızla söylüyoruz: Biz buradayız. Kendi tarihimizi, kendi hafızamızı ve kendi hakikatimizi yazmaya devam edeceğiz. Kayıplarımızı unutturmayacağız.”

     

    Açıklamanın talepler kısmında ise şu cümlelere yer verildi:

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları eksiksiz uygulansın.

    Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklamalar son bulsun.

    TBMM bünyesinde, gözaltında kayıpları araştırmak üzere bağımsız ve etkili bir Hakikat Komisyonu kurulsun.

    Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin.

    Gözaltında kaybedilenlerin akıbetleri açıklansın; kalıntıları ailelerine teslim edilsin.

    Fail ve sorumluları koruyan cezasızlık uygulamalarına son verilsin; etkin ve tarafsız soruşturmalar yürütülerek adalet sağlansın.

    Gözaltında kaybetme fiili insanlığa karşı suç olarak düzenlensin; zamanaşımı cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın ve bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin.

    Türkiye, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme’yi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1088. haftada sordu: Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1088. haftada sordu: Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz nerede?-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1088. hafta eyleminde Serdar Tanış ile Ebubekir Deniz’in gözaltında kaybedilmesini bir kez daha gündeme taşıdı. Galatasaray Meydanı’nda yapılan açıklamada, “Tanış ve Deniz’in kaybedilmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur” vurgusu yapıldı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için bu hafta da Galatasaray Meydanı’ndaydı. 1088. hafta buluşmasına çok sayıda yurttaş destek verdi. Basın açıklamasını İkbal Eren okudu.

    Açıklamasına, “Gözaltında kaybedilişlerinin 25. yılında soruyoruz: Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz nerede?” sözleriyle başlayan Eren, 1990’lı ve 2000’li yıllarda Kürt siyasetçilerin maruz kaldığı infaz, kaybetme ve sistematik baskılara dikkat çekti.

    KARAKOLA ÇAĞRILDILAR, BİR DAHA DÖNMEDİLER

    İkbal Eren, 25 yaşındaki Serdar Tanış’ın 2000 yılında arkadaşlarıyla birlikte Silopi’de HADEP İlçe Teşkilatı’nı kurmak için çalışmalara başladığını hatırlattı. Bu süreçte dönemin Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Levent Ersöz ve Silopi İlçe Jandarma Karakol Komutanı Süleyman Can tarafından tehdit ve baskıya maruz kalındığını aktardı.

    Tüm baskılara rağmen 3 Ocak 2001’de HADEP Silopi İlçe Teşkilatı’nın açıldığını ve Serdar Tanış’ın ilçe başkanı olduğunu belirten Eren, 25 Ocak 2001’de yaşananları şöyle anlattı:

    “Serdar Tanış, Silopi Jandarma Komutanlığı’ndan telefonla aranarak karakola çağrıldı. İlçe yöneticisi Ebubekir Deniz ile birlikte karakola gitti. O günden sonra kendilerinden bir daha haber alınamadı.”

    Silopi Jandarma Komutanlığı’nın beş gün boyunca Tanış ve Deniz’i hiç görmediklerini iddia ettiğini belirten Eren, kamuoyu baskısı artınca Şırnak Valisi Hüseyin Başkaya’nın, Tanış ve Deniz’in karakola geldiklerini ancak yarım saat sonra ayrıldıklarını ileri sürdüğünü hatırlattı.

    DOSYA KAPATILDI, ADALET SAĞLANMADI

    İkbal Eren, Serdar Tanış’ın babası Şuayip Tanış’ın da Levent Ersöz tarafından tehdit edildiğini belirterek, hukuki sürecin sistematik biçimde sonuçsuz bırakıldığını söyledi.

    “İnsan hakları örgütlerinin, aydınların ve Birleşmiş Milletler Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörlüğü’nün tüm girişimlerine rağmen dosya etkin şekilde soruşturulmadı. 2015 yılında takipsizlik kararı verildi, itiraz Cizre Sulh Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.”

    Ailelerin 2015’te Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğunu hatırlatan Eren, AYM’nin 2019’da zorla kaybetmenin süreklilik arz eden niteliğini yok sayarak başvuruyu “süre aşımı” gerekçesiyle kabul edilemez bulduğunu ifade etti.

    Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2005 tarihli kararında, devletin sorumluluğunun açıkça tespit edildiğini vurgulayan Eren, AİHM’in Türkiye’yi oybirliğiyle mahkûm ettiğini hatırlattı.

    “Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in gözaltında kaybedilmesi insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Bu suçun yargı kararıyla tespit edilmesi, hukuk devletinin asgari gereğidir.”

    EREN KESKİN: DEVLET AKLININ GELDİĞİ NOKTA

    Dosyanın avukatlarından Eren Keskin de eylemde söz aldı. Keskin, olayın yaşandığı dönemde tanıkların ve delillerin mevcut olduğunu hatırlatarak şunları söyledi:

    “Tanış ve Deniz karakola çağrıldıktan sonra bir heyetle Şırnak’a gitmiştik. Levent Ersöz, ‘Burası Şırnak Cumhuriyeti’ diyordu. Büyük suçlar işlemiş bu isim yargılandı ama dava kapatıldı. Dahası, devlet Ersöz’e tazminat ödedi. Bu, insanların acılarıyla alay etmektir. Devlet aklının geldiği noktanın en açık göstergesidir Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’e yapılanlar.”

    KARDEŞİ YUSUF TANIŞ: ADALETE OLAN İNANCIMIZI KORUYORUZ

    Eylemde Serdar Tanış’ın kardeşi Yusuf Tanış da konuştu. Ağabeyinin anayasal hakkını kullanarak siyaset yaptığını vurgulayan Tanış, şu ifadeleri kullandı:

    “Abim, halkının hakkını savunmak için bu yola girdi. Levent Ersöz tarafından açıkça ölümle tehdit edildi. Babam telefonla aranarak ‘Serdar Şırnak’a ayak bastığı anda onu yaşatmam’ denildi. ‘Burası benim bölgem, kimse burada bu partiyi açamaz’ diye tehdit ettiler. Binlerce faili meçhulün açığa çıkmasını istiyoruz. Adalete olan inancımızı tekrar ediyoruz.”

    Cumartesi Anneleri, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbeti açıklanana ve sorumlular yargılanana kadar mücadeleden vazgeçmeyeceklerini bir kez daha vurguladı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri, Güçlükonak Katliamı için adalet talebinde bulundu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Güçlükonak Katliamı için adalet talebinde bulundu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini yinelemek için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Yapılan açıklamada, Güçlükonak Katliamı için adalet talebinde bulunarak, sorumluların yargılanmasını istendi.

     

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 1085’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Karanfiller ve yakınlarının fotoğraflarını taşıyan Cumartesi Anneleri’nin eylemine çok sayıda hak savunucusu katıldı. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemde, 15 Ocak 1996 tarihinde Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesinde bulunan köylerde gözaltına alınan 11 köylünün bir minibüs içerisinde kurşuna dizilip yakılmasıyla sonuçlanan ve tarihe “Güçlükonak Katliamı” olarak geçen olayın faillerini sordu. Ramazan Oruç’un akıbeti soruldu. Basın açıklamasını İHD üyesi Jiyan Kaya okudu.

    Güçlükonak Katliamı’nda hakikatin açığa çıkarılmasını, cezasızlığın son bulmasını ve adalet sağlanması gerektiğini ifade eden Jiyan Kaya, “Adaletin sağlanması, yalnızca bugünün değil, geçmişte işlenen suçların da doğru, etkili ve bağımsız biçimde yargılanmasıyla mümkündür” dedi.

    Besa ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine 10–12-15 Ocak 1996 tarihlerinde askerlerin tarafından gözaltına alınan Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’un Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldüğünü belirten Jiyan Kaya,  “Karakolda ağır işkenceye maruz bırakılan altı köylü yaşamını yitirdi. 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu Köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakilerin serbest bırakılacağını söyleyerek onları almak üzere tabura bir minibüs gönderilmesini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi; korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak, Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerler, tanık bırakmamak amacıyla korucuları da öldürdü. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte toplam 10 kişinin cansız bedeni minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına çuval geçirildi. Minibüs, jandarmanın kontrolünde yola çıkarıldı; güzergâh askerler tarafından trafiğe kapatıldı” dedi.

    Tamamı güvenlik güçlerinin kontrolünde olan yolda minibüse ağır silahlarla saldırı düzenlendiğini belirten Jiyan Kaya, saldırı sonucu minibüsle birlikte içindeki cansız bedenlerin yandığını ifade etti. Jiyan Kaya, “Neredeyse kül olan bedenler ailelere teslim edilmedi; güvenlik güçleri tarafından toplu halde gömüldü. Buna karşın, yanan bedenlere ait kimlikler hiçbir zarar görmeden ailelere teslim edildi. Genelkurmay, Ankara’dan bir grup gazeteciyi Güçlükonak’a götürdü. Yapılan resmî açıklamada, köylerine gitmekte olan köylülerin PKK tarafından saldırıya uğradığı iddia edildi; öldürülenlerin gözaltında bulunan kişiler olduğu inkâr edildi. Ancak köylülerin yakınları ve olayın tanıkları, yaşanan katliamdan devleti sorumlu tutuyordu. Bu gelişmeler üzerine aydın ve sanatçılardan oluşan Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu, 13 Şubat’ta katliamı incelemek üzere Güçlükonak’a gitti. Heyet, yaptığı incelemelerin ardından katliamın devlet güçleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı ve Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu” diye belirtti.

    Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in açıklamalarını hatırlatan Jiyan Kaya,“Ekmen’in olaydan 13 yıl sonra basına yansıyan açıklamasında ‘Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik’ ve ‘Gerçeği bildiğim hâlde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım’ dedi.  Bu sözler, Güçlükonak Katliamı’nın devletin sorumluluğu dâhilinde gerçekleştiği ve üzerinin bilinçli biçimde örtüldüğü yönündeki iddiaları teyit etti. Tüm girişimlerine rağmen iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulamayan aileler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. AİHM, davada Türkiye’yi; etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir başvuru hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm etti. Ancak AİHM kararına rağmen iç hukukta cezasızlık sürmeye devam etti. Bu durum, yalnızca Güçlükonak’ta yaşamını yitirenlerin ailelerinin adalet arayışını değil, toplumun hakikat ve adalet talebini ve hukuk devleti beklentisini de yok saydı” dedi.

    Güçlükonak Katliamı’nın 30’uncu yılında bir kez daha hatırlattıklarını ve taleplerini dile getiren Jiyan Kaya, “Devletin yükümlülüğü, suçun üzerini örtmek değil; hakikati tüm açıklığıyla ortaya çıkarmak, failleri tespit etmek, yargılamak ve cezalandırmaktır. Güçlükonak Katliamı’na ilişkin etkili bir soruşturma derhâl başlatılmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve bu katliamla ilgili olarak toplumun hakikati öğrenme hakkı güvence altına alınmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya, Ramazan Oruç , Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Lokman Özdemir , Mehmet Öner,  Ramazan Nas ve tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye bitirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yeni yıla da aynı taleple girildi: Cumartesi Anneleri 1084. haftada Galatasaray’da!-VİDEO

    Yeni yıla da aynı taleple girildi: Cumartesi Anneleri 1084. haftada Galatasaray’da!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 1084’üncü haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 2026 yılının ilk cumartesi gününde yapılan açıklamada, “Kayıplarımız bulunana kadar, failler yargılanıp adalet sağlanana kadar vazgeçmeyeceğiz” mesajı verildi.

    Haftanın basın açıklamasını insan hakları savunucusu ve gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Berna Tosun okudu.

    “YENİ YIL KAYIPLARIMIZA KAVUŞMA UMUDU DEMEKTİR”

    Açıklamasına “2026, kayıplarımıza kavuştuğumuz, adaletin ve barışın tesis edildiği, insan onurunun kazandığı bir yıl olsun” sözleriyle başlayan Tosun, takvimler değişse de kayıp yakınlarının bekleyişinin değişmediğini vurguladı.

    Tosun, “Bugün 2026’nın ilk cumartesi. Yeni bir yıla daha, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizin akıbeti açıklanmadan giriyoruz. Belirsizlik, acı ve adalet arayışı sürüyor. Kayıp yakınlarının hakikati bilme ve adalete erişme hakkı sistematik biçimde ihlal edilmeye devam ediliyor” dedi.

    Yeni bir yılın, kayıplara ulaşma umudunu ve hafızayı diri tutma sorumluluğunu büyüttüğünü ifade eden Tosun, mücadelenin kararlılıkla süreceğinin altını çizdi.

    TALEPLER BİR KEZ DAHA SIRALANDI

    Berna Tosun, yeni yıl vesilesiyle Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın taleplerini kamuoyuyla bir kez daha paylaştı:

    • Zorla kaybetme dosyalarında etkili, bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütülsün; sorumlular yargı önüne çıkarılsın, adalet sağlansın.

    • Kayıp yakınlarının hakikati bilme hakkı tanınsın.

    • Galatasaray Meydanı’ndaki barışçıl toplanma hakkı üzerindeki Anayasa’ya aykırı kısıtlamalar ve mekân yasağı kaldırılsın.

    • Gözaltında kaybetme fiili, insanlığa karşı işlenen bir suç olarak tanımlansın; önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın.

    • Türkiye, Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın.

    Açıklamanın sonunda Tosun, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin yalnızca kayıp yakınlarının değil, toplumun adalet ve demokrasi talebinin de ifadesi olduğunu vurguladı.

    “Yeni yılda da Galatasaray Meydanı’nda, hafızamızla ve ısrarımızla olmaya devam edeceğiz. Kayıplarımız bulunana kadar, failleri yargılanıp adalet sağlanana kadar vazgeçmeyeceğiz” diyen Tosun, kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıplar için adalet talep etmeyi sürdüreceklerini söyledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

    Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

    19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

    YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

    Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

    Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

    Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

    Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

    “Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

    Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

    “Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

    “ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

    “Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

    1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

    “Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

    “BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

    Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

    “Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

    Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

    “Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

    Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Bu meydan babasını arayan bir çocuğun büyüdüğü meydandır!-VİDEO

    Bu meydan babasını arayan bir çocuğun büyüdüğü meydandır!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, birkez daha gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sordu. 28 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Özdemir dosyasının hatırlatıldığı eylemde kızı Sozdar Özdemir’in de mektubu okundu. “Galatasaray Meydanı sadece bir meydan değil. Bu meydan, babasını arayan bir çocuğun büyümüş halidir. Çünkü bu meydan yüzleşmekten kaçanların hakikatleri inkar edenlerin ifşa olduğu meydanıdır” ifadelerine yer verildi.

    Cumartesi Annelerinin hakikat mücadelesi 1083. haftada da sürdü. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bir kez daha kayıp yakınlarının akibetini ve faillerini sordu.
    Ellerinde karanfillerle Galatasaray Meydanına gelen Cumartesi Anneleri, polis bariyerleriyle çevrili alan önünde basın açıklamasını yaptı.

    1083. Hafta basın açıklamasını İkbal Eren okudu. Mehmet Özdemir dosyasına dikkat çeken Eren, “28 Yıldır inkar ve cezasızlık sürüyor, Mehmet Özdemir nerede?” sorusuyla basın açıklamasına başladı.
    İkbal Eren, Türkiye’de zorla kaybetmelere ilişkin yürütülen soruşturmaların zamanaşımı, delil yetersizliği ya da failin tespit edilememesi gibi gerekçelerle sistematik biçimde sonuçsuz bırakıldığının altını çizdi.

    “ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    İkbal Eren, Özdemir dosyasının AİHM tarafından da “yaşam hakkının ihlali” şeklinde karara bağlandığını hatırlatarak şu açıklamayı okudu:

    “44 yaşındaki Mehmet Özdemir, Diyarbakır’da yaşıyordu. Biri henüz doğmamış olmak üzere sekiz çocuk babasıydı. Daha önce defalarca gözaltına alınmış, ağır işkenceye maruz kalmış ve son gözaltısında kendisine ‘Bir daha seni alırsak öldüreceğiz’ denilmişti. Bu tehdit, sonraki süreçte gerçekleşen zorla kaybetme fiilinin önceden öngörülebilir olduğunu göstermektedir.
    Mehmet Özdemir, 26 Aralık 1997 tarihinde Diyarbakır’da bir kahvede otururken, çok sayıda tanığın gözleri önünde telsizli ve uzun namlulu silahlar taşıyan kişiler tarafından zorla beyaz bir Toros araca bindirilerek götürüldü. Bu olay, kamu görevlilerinin bilgisi ve kontrolü dışında gerçekleşmiş gibi gösterilemeyecek niteliktedir.
    Eşi Tenzile Özdemir, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak eşinin akıbetine ilişkin bilgi talep etti. Savcılık dilekçeye, ‘Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alınmıştır’ ibaresini taşıyan bir damga vurdu.
    Gözaltı süresi dolmasına rağmen Mehmet Özdemir mahkemeye çıkarılmayınca Tenzile Özdemir, İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şube Başkanı ile birlikte yeniden savcılığa başvurdu. Bu kez savcı, Özdemir’in gözaltına alınmadığını, gözaltına alındığına dair belgenin ‘yanlışlıkla’ verildiğini ileri sürdü.”

    Ailenin ve İnsan Hakları Derneği’nin tüm başvurularına rağmen Mehmet Özdemir’den bir daha haber alınamadığını söyleyen İkbal Eren, şu cümlelerle devam etti:

    “Cumhuriyet Savcılığı 19 Aralık 2003 tarihinde, olayın tanıklarını dahi dinlemeden takipsizlik kararı verdi. Bu karara yapılan itiraz da Siverek Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildi.
    Girişimleri sonuçsuz kalan Tenzile Özdemir AİHM’e başvurdu. AİHM, 8 Ocak 2008 tarihli kararında Türkiye’nin Mehmet Özdemir’in kaybolmasından ve kuvvetle muhtemel ölümünden sorumlu olduğuna oy birliğiyle hükmeti; ayrıca Tenzile Özdemir bakımından işkence yasağının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme, savcılık makamlarının soruşturmada ciddi ihmallerde bulunduğunu ve etkili bir soruşturma yürütülmediğini açıkça kayıt altına aldı.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Mehmet Özdemir ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “YÜZLEŞMEKTEN KAÇANLARIN İFŞA OLDUĞU MEYDAN”

    Eylemin devamında Mehmet Özdemir’in kızı Sozdar Özdemir’in gönderdiği mektup okundu.
    Sebla Ercan’ın okuduğu mektupta ise şu ifadelere yer verildi:

    “Bedenen yanınızda değilim ama sözüm, acım ve babamın adı bu meydandadır. Bu mektubu okuduğunuz için, sesim olduğunuz için, babamın adını bu meydanda yaşattığınız için hepinize teşekkür ediyorum.
    Babam Mehmet Özdemir defalarca gözaltına alındı işkenceye maruz kaldı, son gözaltısında bir dahaki sefere seni alırsak seni kaybederiz, ailen kemiklerini dahi bulamaz dediler. 26 Aralık 1997 yılında gözaltına alındı ve o günden sonra babamdan bir haber alamadık. Ben o gün henüz bir buçuk yaşında bir bebektim. Adını söyleyemiyordum, yokluğunu tarif edemiyordum ama babamı benden aldılar. Sen kaybolmadın baba, seni kaybettiler.
    Ben babamı hiç tanıyamadım. Yokluğuyla büyüdüm. Babalarından söz eden çocukların arasında hep sessiz kaldım. Bu dünyada koca bir yük omuzlarımızda; bizi babasız bıraktılar. Galatasaray Meydanı sadece bir meydan değil. Bu meydan hakikat ve adalet arama yeridir. Bu meydan, babasını arayan bir çocuğun büyümüş halidir. Çünkü bu meydan yüzleşmekten kaçanların hakikatleri inkar edenlerin ifşa olduğu meydanıdır.
    Evet soruyorum:
    Babam nerede?
    Onu kim aldı?
    Kim emri verdi?
    Kim sustu?
    Kim korudu?

    Bu soruların cevabını almadan hiçbir zaman bu hak arayışımız bitmeyecektir.
    Bu mektup bir ağıt değil; adalet talebidir.
    Bu meydandan anlattığımız kayıp hikayelerine yargı gerekeni yapmalıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri 1082. hafta da sordu: Nihat Aydoğan nerede?

    Cumartesi Anneleri 1082. hafta da sordu: Nihat Aydoğan nerede?

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1082. hafta eylemlerinde 31 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Nihat Aydoğan’ın akıbetini sordu. Galatasaray Meydanı’nda yapılan açıklamada, Aydoğan’ın nüfus kayıtlarına ölüm kaydı düşüldüğü ancak ölümün tarihi, yeri ve koşullarına ilişkin hiçbir bilginin paylaşılmadığı vurgulandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini yinelemek için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 1082. hafta eylemi, önceki haftalarda olduğu gibi polis ablukası ve kişi sınırlaması altında gerçekleştirildi.

    Basın açıklamasını  Avukat Gülseren Yoleri okudu. Yoleri, Nihat Aydoğan dosyasında hakikatin ortaya çıkarılması ve sorumluların yargılanması gerektiğini vurguladı.

    “EŞİN DAĞA GİTMİŞTİR” YANITI

    Gülseren Yoleri, Nihat Aydoğan’ın 30 Kasım 1994 tarihinde Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Doğançay Köyü’ndeki evinin çok sayıda özel tim mensubu, asker ve korucu tarafından basıldığını aktardı. Yoleri, Aydoğan’ın eşi ve çocuklarının gözü önünde ağır biçimde darp edilerek gözaltına alındığını ve elleri ile gözleri bağlı şekilde önce Midyat Jandarma Karakolu’na, ardından Mardin Jandarma Merkez Komutanlığı’na götürüldüğünü söyledi.

    39 yaşındaki Nihat Aydoğan’ın, koruculuk sistemini kabul etmeyen köy halkı üzerinde yoğun baskı uygulanan bir bölgede yaşadığını belirten Yoleri, Aydoğan’ın daha önce de gözaltına alındığını, ağır işkence gördüğünü ve serbest bırakıldığını ifade etti.

    Yoleri, yetkili makamların Aydoğan’ın ailesine, gözaltına alındıktan yaklaşık 20 gün sonra savcılığa sevk edilerek ifadesinin alındığını ve serbest bırakıldığını söylediğini aktardı. Bunun üzerine Aydoğan’ın eşi Halime Aydoğan’ın savcılığa dilekçe verdiğini belirten Yoleri, savcının kendisine “Eşin dağa gitmiştir, bir daha bu kapıya gelme” dediğini ifade etti.

    ÖLÜM KAYDI VAR BİLGİ YOK

    Aradan geçen uzun yılların ardından Nihat Aydoğan’ın nüfus kayıtlarına ölüm kaydı düşüldüğünün ortaya çıktığını belirten Yoleri, ölümün gerçekleştiği tarih, yer ve mezar bilgisine ilişkin soruların ise yanıtsız bırakıldığını söyledi.

    Yoleri, ölüm bildiriminde bulunan köy muhtarının, bu kaydı jandarma komutanının baskısı altında ve gerçeğe aykırı şekilde düzenlediğini itiraf ettiğini de aktardı. Aydoğan Ailesi’nin bugüne kadar yaptığı tüm başvuruların sonuçsuz kaldığını belirten Yoleri, olayın koşullarını ve sorumlularını ortaya koyacak etkili, bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çekti.

    DOSYA KAPATILMAK İSTENDİ

    Son olarak, Nihat Aydoğan’ın da aralarında bulunduğu Midyat kayıplarına ilişkin olarak İnsan Hakları Derneği aracılığıyla yapılan yeniden başvuru üzerine Midyat Cumhuriyet Savcılığı tarafından bir fezleke hazırlandığını belirten Yoleri, savcılığın “kişilerin kaybedildiğine dair bilgi bulunmadığı” iddiasıyla dosyanın kapatılması talebiyle Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiğini söyledi.

    Gülseren Yoleri, adli ve idari makamlara çağrıda bulunarak Nihat Aydoğan’ın devletin fiilî denetimi ve koruması altındayken kaybedildiğini vurguladı. Yoleri, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

    “Yetkili makamlar; yaşam hakkı, işkence yasağı ve etkili başvuru hakkı kapsamında doğan yükümlülüklerini yerine getirerek Nihat Aydoğan’ın akıbetini açıklığa kavuşturmalı, sorumluluğu bulunan kamu görevlileri hakkında etkin soruşturma ve kovuşturma yürütmelidir. Kaç yıl geçerse geçsin, Nihat Aydoğan ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten ve devleti evrensel hukuk normları çerçevesinde hareket etmeye çağırmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • GÜNCELLENDİ/Cumartesi Anneleri, İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbetini sordu!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Cumartesi Anneleri, İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbetini sordu!-VİDEO

    PİRHA-Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri 1081. haftada Galatasaray Meydanı’nda 34 yıl önce gözaltında kaybedilen İbrahim Demir ve Agit Akipa’nın akıbeti sordu.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, bir kez daha ellerinde karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla polisin kapalı tuttuğu Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini sordu.

    1. haftasına giren eylemde 34 yıl önce gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Agit Akipa ve İbrahim Demir’in akıbeti soruldu.

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Maside Ocak okudu.

    “ZAMAŞIMI KARARLARI KALDIRILMALI”

    Maside Ocak, açıklamada şunları ifade etti:

    “Gözaltında kaybedilişlerinin 34. yılında, İbrahim Demir ve Agit Akipa dosyasındaki zamanaşımı  kararlarının kaldırılmasını, soruşturmanın yeniden açılmasını, etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütülmesini talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; İbrahim Demir ve Agit Akipa için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “HAKİKAT ARAYIŞIMIZDAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    34 yıldır hakikat arayışından vazgeçmediklerini vurgulayan Agit Akipa’nın oğlu Fehmi Akipa, “Umut ediyoruz ki içinde bulunduğumuz sürecin devletin hakikati araştırmasına vesile olmasını diliyorum. Süreç arkamızda bulunan barikatlardan belli olur, eğer devlet samimiyse Cumartesi Anneleri’nin eylem alanının tamamen açsın. Bir ömür de geçse davamızdan ve hakikat arayışımızdan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    “MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    34 yıldır babasının faillerini aradıklarını belirten İbrahim Demir’in kızı Deniz Demir, “Aslında babamın failleri belli onların cezalandırılmasını bekliyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin failler yargılanana kadar mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz ve alanlarda olacağız. Bu ülkeye adalet ve demokrasi gelene kadar meydanları terk etmeyeceğiz” dedi.

    Konuşmaların ardından İbrahim Demir’in oğlu Metin Demir’in Didim’den gönderdiği mektup okundu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini sordu!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1080. Haftadır Galatasaray Meydanı’nda gözaltında kaybettikleri yakınlarının akıbetini soruyor. Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1080. haftasında Hüseyin Taşkaya’nın akıbeti soruldu. Kaybedilişinin 32. yılında akıbeti sorulan Hüseyin Taşkaya’nın yakınları, olayın aydınlatılarak faillerin bulunmasını ve yargılanmasını talep etti.

    Ellerinde taşıdıkları karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla meydanda bir araya gelen Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları, 1080. haftasına giren eylemde 32 yıl önce yani 6 Aralık 1993 yılında Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde askerlerce gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın faillerinin bulunmasını istedi.

    Eylemde basın metnini okuyan Av. Eren Keskin’in yanı sıra, Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya ve Sultan Taşkaya konuşma yaparak yakınlarının akıbetini sordular.

    “KAYBEDİLİŞİNİN ÜZERİNDEN TAM 32 YIL GEÇTİ”

    Basın metnini okuyan Av. Eren Keskin şu ifadeleri kullandı:

    “Hüseyin Taşkaya’nın gözaltında kaybedilişinin 32. yılında hakikat ve adalet talebimizde ısrar ediyoruz. 1080. haftamızda kayıplar bulunsun failler cezalandırılsın diyoruz. Bu topraklarda gözaltında kaybetmeler devlet politikası dahilinde ve insanlığa karşı suç oluşturacak şekilde yaygın ve sistematik bir saldırının parçası olarak uygulandı. Bu nedenle kaybedilenlerin akıbetini ortaya çıkaracak ve faillerini cezalandıracak etkili soruşturmalar hiç bir dönemde yürütülmedi. Yargı makamları yapılan başvurular karşısında hareketsiz kaldı. Dosyalar sürüncemede bırakıldı. Bu tutum devletin ulusal ve uluslararası kaynaklanan yükümlülüklerine açıkça aykırı olmasına rağmen hiçbir iktidar tarafından sorun olarak görülmedi. Kayıp yakınları sistematik bir yalnızlığa mahkum edildi

    Bugün diğer kayıplarımızda olduğu gibi 32 yıl önce Siverek’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Hüseyin Taşkaya için de etkili bir hukuk süreci işletilmediğini söylemek istiyoruz. 42 yaşındaki dört çocuk babası Hüseyin Taşkaya Siverek’te müteahhitlik yapıyordu. Doksanlı yıllarda Siverek Bucak aşiretinin hakimiyetindeydi. Bucak aşireti devlet içerisinde devlet olarak tanımlanıyordu. Siverek’te yaşanan ağır insan hakkı ihlallerini eleştiren Hüseyin Taşkaya hem güvenlik güçlerinin hem de Bucak aşiretinin hedefi haline geldi. Artan tehditler nedeniyle ailesini İstanbul’a göndermek zorunda kaldı. Kendisi de işlerini toparlamak için bir süre amcasının evinde kalmaya başladı. 6 Aralık 1993’te amcasının Siverek bağlar Mahallesi’nde 30’a yakın  bir konvoyla gelen asker ve bucak aşiret mensuplarınca gözaltına alındı. Bu olay akrabalarının ve mahallelinin gözü önünde gerçekleşti. O günden bugüne 32 yıldır kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın akıbetini soruyoruz: Hüseyin Taşkaya nerede?”

    “BABAM GÖZALTINA ALINIP KAYBEDİLDİĞİNDE 7 YAŞINDAYDIM”

    Eylemde konuşan Hüseyin Taşkaya’nın kızı Serpil Taşkaya, babası kaybedildiği zaman bir yaşında olduğunu ifade ederek, “Babaannem ve annemden aldığım babamı arama arayışım görevim devam ediyor.” diyerek failler bulunup yargılanana kadar mücadelem devam edecek dedi.

    Serpil Taşkaya’nın ardından söz alan Sultan Taşkaya, “Hüseyin için hep bu meydanda toplandık ve yine toplanmaya devam edeceğiz. Olay aydınlatılıncaya kadar burada olmaya devam edeceğiz”

     

    PİRHA/İSTANBUL