Etiket: cumartesi anneleri

  • Cumartesi Anneleri 1079. haftada Mahmut Doğan’ı andı: Adaletten vazgeçmeyeceğiz! VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1079. haftada Mahmut Doğan’ı andı: Adaletten vazgeçmeyeceğiz! VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, kayıplarının akıbetini sormak için 1079. kez Galatasaray Meydanı’ndaydı. Yoğun yağmura rağmen kalabalık bir kitlenin katıldığı eylemde, 39 yıldır akıbetine ulaşılamayan Mahmut Doğan’ın dosyası gündeme taşındı. Ellerinde karanfillerle meydana gelen kayıp yakınları ve hak savunucuları, polis bariyerleriyle çevrili alanın önünde basın açıklaması yaptı. Basın metnini, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Sebla Arcan okudu.

    “GALATASARAY MEYDANI BİZİM HAFIZAMIZ BARİKATLAR HUKUKSUZDUR”

    Arcan, Galatasaray Meydanı’nın Anayasa’ya aykırı biçimde kapatıldığını belirtti ve meydanın önemini şu sözlerle dile getirdi:

    “Bu meydan yalnızca bir mekân değil; adalet arayışımızın, sesimizin ve direncimizin simgesidir. Bu barikatlar sadece fiziksel bir engel değil; toplanma özgürlüğümüze, ifade hakkımıza ve kayıplarımızı arama mücadelemize yönelik ağır bir müdahaledir. Ve tüm dünya biliyor ki bu müdahale hukuk dışıdır, vicdan dışıdır.”

    “GÖZALTINA ALINDI İNKAR EDİLDİ AKIBETİ YILLARCA SAKLANDI”

    Bu hafta eylemde, 1993’ten beri kayıp olan dört çocuk babası Mahmut Doğan’ın hikâyesi anlatıldı. Arcan, dosyanın ayrıntılarını aktarırken şu ifadeleri kullandı:

    “Mahmut Doğan, 27 Kasım 1993’te evinden taksisiyle ayrıldı ve bir daha geri dönmedi. Ailesi Bağlar Karakolu’na, ardından Emniyet Müdürlüğü’ne gitti. Emniyette kendilerine ‘Mahmut Doğan gözaltında, yemek getirebilirsiniz’ denildi. Kısa süre sonra ise ‘Burada öyle biri yok’ yanıtıyla karşılaştılar.”

    Arcan, üç gün sonra ailenin karakola çağrıldığını ve Mahmut Doğan’ın arabasının bulunduğunu, ancak kendisinden hâlâ haber alınamadığını vurguladı.

    63 gün süren arayışın ardından, 24 Ocak 1994’te Mahmut Doğan ve Abdülselam Kızmaz’ın cansız bedenlerinin Bellitaş Köyü’ndeki Reçellik Mağaraları’nda bulunduğunu hatırlattı.

    “HİZBULLAH İMAMINI KAYIP DOSYA KURTARDI SKANDALI”

    Arcan, 2000 yılında Hizbullah operasyonlarıyla ortaya çıkan itirafları da hatırlattı:

    “Tahsin Kara, 1992–94 yılları arasında 11 kişinin öldürülmesine katıldığını ve Mahmut Doğan ile Abdülselam Kızmaz’ın da bu kişiler arasında olduğunu söyledi. Ancak Kara akıl sağlığı raporu için hastaneye sevk edildi ve delil dosyası esrarengiz biçimde kayboldu. Mahkeme bu gerekçeyle Kara’yı yalnızca 12,5 yıl hapis cezasına çarptırdı. Ana akım medya bunu ‘Hizbullah imamını kayıp dosya kurtardı’ diye haber yaptı.”

    Arcan, 32 yıldır Mahmut Doğan’ın kaybından sorumlu olanların cezasızlıkla korunduğunu belirtti.

    “AİLEDEN MEKTUP: BABASIZ BÜYÜDÜK ADALET ARAYIŞIMIZ BÜYÜMEYE DEVAM EDİYOR”

    Cumartesi Anneleri adına konuşan Arcan, kararlılıklarını şu sözlerle ifade etti:

    “Kaç yıl geçerse geçsin, Mahmut Doğan için ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Eylemde, Mahmut Doğan’ın oğlu Rezmi Doğan’ın gönderdiği mektup da okundu. Mektupta şu ifadeler öne çıktı:

    “Babamız kaybedileli tam 32 yıl oldu. Çocuktuk, büyüdük, anne-baba olduk ama hep eksik kaldık. Baba dediğimizde içimizdeki sızı hâlâ ilk günkü gibi taze. Babamızın kimler tarafından katledildiği belli olduğu halde onu kaybedenler 32 yıldır cezasızlıkla korundu. Adalet yerini bulana kadar mücadelemize devam edeceğiz.”

    Cumartesi Anneleri, 1079. haftada da yineledikleri taleple eylemi sonlandırdı:
    “Kayıplarımızı aramaktan, adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • GÜNCELLENDİ/Cumartesi Anneleri, 1078. haftada Hayrettin Eren’in akıbetini sordu-CANLI

    GÜNCELLENDİ/Cumartesi Anneleri, 1078. haftada Hayrettin Eren’in akıbetini sordu-CANLI

    PİRHA-Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1078. haftasında Galatasaray Meydanı’nda Hayrettin Eren’in akıbetini sordu. Yapılan açıklamada, “45 yıldır Hayrettin Eren’in akıbetini ortaya çıkarma ve failleri cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen tüm iktidarlar bu suçun devamcısıdır. Kaç yıl geçerse geçsin; Hayrettin Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1078. haftasında Galatasaray Meydanı’nda 45 yıl önce gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in akıbetini sordu. Açıklamayı, Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “45 YILDIR HAYRETTİN EREN İÇİN ADALET İSTİYORUZ”

    Zorla kaybetmenin suç olduğu belirten Setenay Yarıcı, “Zorla kaybetmeler, yalnızca bir insanın ortadan yok edilmesiyle sınırlı bir insanlığa karşı suç değildir; geride kalan aileler için bitmeyen bir belirsizlik, tükenmeyen bir arayış ve kapanmayan bir yara anlamına gelir. Bu belirsizliğin açtığı yaraların iyileşmesinin yolu, gerçeğin ortaya çıkarılmasından, adaletin sağlanmasından ve kayıp ailelerinin yalnız bırakılmadığını gösteren güçlü bir dayanışmadan geçer. 1078. haftamızda bir kez daha yineliyoruz: Hayrettin Eren’i işkenceyle öldürüp bedenini kaybedenlerin isimleri devletin resmi kayıtlarında mevcuttur. 45 yıldır Hayrettin Eren’in akıbetini ortaya çıkarma ve failleri cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen tüm iktidarlar bu suçun devamcısıdır. Kaç yıl geçerse geçsin; Hayrettin Eren için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1077’inci haftada Nazım Gülmez için  meydandaydı!

    Cumartesi Anneleri 1077’inci haftada Nazım Gülmez için meydandaydı!

    PİRHA – Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetinin açıklanması ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri adalet mücadelesinin 1077’nci haftasında bir kez daha Galatasaray Meydanı’ndaydı. Bu hafta açıklamanın odağında, 1994 yılında Dersim’in Hozat ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Nazım Gülmez vardı.

    Kayıpların fotoğrafları ve karanfillerle meydana gelen Cumartesi Anneleri, “Nazım Gülmez için adalet” çağrısını yineledi. Basın metnini İHD üyesi Ümit Tekay Dişli okudu.

    “61 YAŞINDAYDI TARIM VE HAYVANCILIKLA GEÇİNİYORDU” 

    Dişli, 61 yaşındaki ve 9 çocuk babası olan Nazım Gülmez’in Hozat’ın Taşıtlı köyünde yaşadığını, çevresinde sevilen bir kişi olduğunu belirtti. 14 Ekim 1994’te Bolu Komando Tugayı’na bağlı askerlerin köye girdiğini anlatan Dişli, şu bilgileri paylaştı:

    “Askerler, operasyon bölgesinde kılavuzluk yapması için sabah saatlerinde Nazım Gülmez’i evinden aldı. Gülmez’le birlikte üç köylü daha götürüldü. Daha sonra üç kişi serbest bırakıldı ancak Gülmez’den bir daha haber alınamadı. Askeri yetkililer, Gülmez’in Tunceli merkeze bırakıldığını söyledi fakat ailesi bu iddianın doğru olmadığını belirtti.”

    Nazım Gülmez’in eşi Garip Gülmez’in, “Eşim okuma yazması olan biridir, yolunu bulur ve eve dönerdi” diyerek yaptığı itirazların yanıtsız kaldığı aktarıldı.

    SÜRÜMCEMEDE BIRAKILAN SORUŞTURMA

    Ümit Tekay Dişli, ailenin yaptığı tüm başvurulara rağmen dosyada hiçbir ilerleme sağlanmadığını vurguladı:

    “Soruşturma dosyası yıllarca Hozat Savcılığı, Elazığ Askeri Savcılığı ve Malatya DGM Savcılığı arasında gidip geldi. Etkin bir araştırma yürütülmedi. 31 yıldır Nazım Gülmez’in akıbeti karanlıkta bırakıldı, failler cezasızlıkla korundu.

    Dişli, tüm kayıplar için adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek devletin evrensel hukuk ilkelerine uyması gerektiğini hatırlattı.

    Açıklama, her hafta olduğu gibi Galatasaray Meydanı’na bırakılan karanfillerle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Cumartesi Anneleri 30 yıl önce gözaltında kaybedilen Yurtseven, Özeken ve Münür için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 30 yıl önce gözaltında kaybedilen Yurtseven, Özeken ve Münür için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1076’ncı hafta eyleminde, gözaltında işkenceyle kaybedilmelerle ilgili gerçek bir yargılama sürecinin başlatılması talebinde bulunarak, 30 yıldır akıbetleri bilinmeyen Abdülkerim Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet istediklerini belirtti. 

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları, Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin eylemi 1076’ncı haftada da devam etti.

    Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, karanfiller ve kayıpların fotoğraflarını taşıyarak meydanda bir araya geldi. Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Setenay Yarıcı okudu.

    “3 KÖYLÜDEN BİR DAHA HABER ALINAMADI”

    Setenay Yarıcı, 1076’ncı haftada 30 yıldır Abdülkerim Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş için adalet istediklerini belirtti. Setenay Yarıcı devamında, “27 Ekim 1995’te Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul komutasındaki Yüksekova Komando Taburu’na bağlı askerler, Yüksekova’nın Ağaçlı Köyü’ne geldi. Köylüler dipçiklenerek ve yaşlılar yerlerde sürüklenerek köy meydanında toplandı. 73 yaşındaki, yürüme güçlüğü çeken Abdülkerim Şemsettin Yurtseven, 18 yaşındaki Mikdat Özeken ve 13 yaşındaki Münür Sarıtaş gözaltına alınarak askeri araçla Yüksekova İlçe Jandarma Taburu’na götürüldü. Aileler onları sormak için tabura gittiğinde Binbaşı Yurdakul, ‘24 saat gözaltında tutulacaklar’ dedi. Ancak ertesi gün aynı aileler tekrar gittiklerinde, ‘Kimseyi gözaltına almadık, bir daha buraya gelmeyin’ yanıtını aldılar. Başvurular sonuçsuz kaldı ve üç köylüden bir daha haber alınamadı” şeklinde belirtti.

    “İKİ KÖYLÜ İŞKENCE İLE KATLEDİLDİ”

    Setenay Yarıcı, olayın Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına, Mehmet Emin Yurdakul’un komutasındaki birliğin Şemsettin Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş’ı darp ettiği, Şemsettin Yurtseven’in ise yaşamını yitirdiği şeklinde geçtiğini belirtti. Setenay Yarıcı, bunu gören Mehmet Emin Yurdakul’un diğer iki köylünün tanıklık edeceğini düşünerek katledilmesi talimatını verdiğini söyleyerek, iki köylünün tabura ait eğitim sahasında işkence ile katledildiğini ifade etti.

    ETKİN SORUŞTURMA VURGUSU

    Setenay Yarıcı, tanık ifadelerine ve itiraflara rağmen açılan davanın “delil yetersizliği” gerekçesiyle beraatla sonuçlandığını söyleyerek, “Yargıtay’a yapılan temyiz başvurusu da 2 Nisan 2001 tarihinde reddedildi. İç hukuk yolları tükenen aileler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. AKP hükümeti, AİHM’e yaptığı savunmada ihlali kabul ederek üç kişinin kaybolması nedeniyle ‘üzüntüsünü’ dile getirdi ve etkin soruşturma yürütme taahhüdünde bulundu” dedi.

    YARGILAMA TALEBİ

    Kayıpların bulunması ve faillerin yargılanması için somut bir adımın atılmadığını vurgulayan Setenay Yarıcı, gözaltında kaybedilişlerinin 30’uncu yılında etkin soruşturma yürütülmesini talep etti. Setenay Yarıcı son olarak, “Üç köylünün gözaltında işkenceyle öldürülmesi ve bedenlerinin kaybedilmesiyle ilgili gerçek bir yargılama süreci başlatın” şeklinde konuştu.

    Eylem, Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’na bıraktıkları karanfillerin ardından son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri 1075’inci haftada: Dargeçit kayıpları için adalet istiyoruz-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1075’inci haftada: Dargeçit kayıpları için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1995 yılında Mardin’in Dargeçit ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen sekiz kişi için adalet talebini yineledi. Galatasaray Meydanı’nda 1075’inci haftasında bir araya gelen kayıp yakınları, Yargıtay’a çağrıda bulunarak, Dargeçit davasında “adaletin önünü açacak bir karar” verilmesini istedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için 1995 yılından bu yana eylemlerini sürdüren Cumartesi Anneleri, bu hafta da karanfiller ve kayıpların fotoğraflarıyla meydandaydı. Basın açıklamasını kayıp yakını Maside Ocak okudu.

    Ocak, Dargeçit’te 29 Ekim–8 Kasım 1995 tarihleri arasında gerçekleştirilen ev baskınlarında gözaltına alınan dört çocuk, iki lise öğrencisi ve iki kadının da aralarında bulunduğu çok sayıda kişiden sekizinin bir daha geri dönmediğini hatırlattı.
    “12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun ve 57 yaşındaki Süleyman Seyhan’dan bir daha haber alınamadı” dedi.

    “KUYULARDAN ÇIKAN KEMİKLERİMİZ DELİL SAYILMADI”

    Maside Ocak, Süleyman Seyhan’ın 6 Mart 1996’da işkenceyle katledilmiş halde bulunduğunu belirterek, yıllar süren başvurular sonucunda 2012–2015 yılları arasında yapılan kazılarda, kayıpların kemiklerine askeri bölgedeki kuyularda ulaşıldığını söyledi. Ancak açılan davada 18 failin beraat ettiğini hatırlattı:
    “Tanık beyanları ve deliller sanıkların sorumluluğunu açıkça ortaya koymasına rağmen, mahkeme 4 Temmuz 2022’de ‘kesin ve inandırıcı delil yok’ diyerek beraat kararı verdi. Kuyulardan çıkan kemiklerimiz, yaşadığımız ağır işkence, şahitliğimiz yeterli delil olarak görülmedi.”

    “YARGITAY ADALETİN ÖNÜNÜ AÇSIN”

    İstinaf başvurusunun 7 Mayıs 2024’te reddedildiğini belirten Ocak, Yargıtay’ın henüz karar vermediğini söyledi.
    “Kaç yıl geçerse geçsin, kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diyen Ocak, Yargıtay’a çağrıda bulunarak Dargeçit davasında adaletin sağlanması gerektiğini vurguladı.

    Eylem, Cumartesi Anneleri’nin gözaltında kaybedilenler için Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakmasıyla sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Yusuf Nergiz nerede?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Yusuf Nergiz nerede?-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1074. hafta eyleminde Yusuf Nergiz dosyasını tekrar gündeme taşıdı. Yapılan basın açıklamasında, “Ailesi, 28 yıldır onun akıbetini öğrenmeye ve adalet aramaya devam ediyor. Ancak bu adalet arayışı, tıpkı diğer kayıplarımızın hikâyelerinde olduğu gibi, devletin sessizliği ve cezasızlık politikalarıyla sonuçsuz bırakıldı” denildi.

    Cumartesi Anneleri, 1074. hafta eyleminde bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran Cumartesi İnsanları, bu hafta 1997 yılından beri akıbetine ulaşılamayan Yusuf Nergiz’i gündeme taşıdı.

    Basın açıklamasını Oya Ersoy okudu. Ersoy, Galatasaray Meydanı’nın polis bariyeriyle kapatılmasını eleştirerek, “Bu bariyerler yalnızca bizi Galatasaray Meydanı’ndan ayırmakla kalmıyor; aynı zamanda toplanma özgürlüğümüze ve kayıplarımızı arama mücadelemize de engel oluşturuyor. Dayanışma, kardeşlik ve demokrasiden söz edilen bugünlerde, Anayasa Mahkemesi’nin hakkımızda verdiği hak ihlali kararı ısrarla uygulanmıyor. Anayasaya ve uluslararası insan hakları hukukuna aykırı olarak, Galatasaray’daki keyfi mekan yasağı ve kişi sınırlaması devam ediyor” dedi.

    “KAYIPLARIMIZDAN VAZGEÇMİYORUZ”

    “Yusuf Nergiz nerede?” sorusuyla açıklamaya başlayan Ersoy, şunları söyledi:
    “1074. haftamızda, bizi ve kayıplarımızı kamusallığın dışına iterek yadsıyanlara karşı bir kez daha haykırıyoruz: Galatasaray Meydanı, kayıplarımızın adını yaşattığımız yerdir. Hafızamızın ve dayanışmamızın simgesidir. Ne ondan ne de kayıplarımızdan vazgeçmiyoruz. Her hafta olduğu gibi, bu hafta da bir kaybımızın; Yusuf Nergiz’in akıbetini sormak için buluştuk. 6 çocuk babası 70 yaşındaki Yusuf Nergiz, Diyarbakır’ın Ofis semtinde yaşıyor ve Kulp ilçesi Narlıca (Tiyaks) köyünde bulunan tarım arazilerini ekip biçmek için köye gidip geliyordu. 30 Eylül 1997 tarihinde Yusuf Nergiz’in köydeki evi askerler tarafından basıldı ve gözaltına alınarak Kulp Merkez Jandarma Komutanlığı’na götürüldü. 3 Ekim 1997 tarihinde serbest bırakıldı. Serbest kaldığında, telefonla eşini arayarak olanları anlattı.

    Evine gitmek üzere Diyarbakır minibüslerinin bulunduğu noktaya gitti. Burada kız kardeşiyle karşılaştı. Yaşadıklarını anlattı ve saat 11:00’de hareket edecek olan 21 AR 474 plakalı minibüse bilet aldığını söyledi. Ancak Yusuf Nergiz eve gelmeyince ailesi onu aramaya başladı. Eşi Şahibe Nergiz, eşiyle aynı minibüste olduğunu öğrendiği Alaaddin Şahin adlı bir korucuya ulaştı. Şahin, Yusuf Nergiz’in minibüsten indirildiğini ve kimlik kontrolü için Zeyrek Jandarma Karakolu’na götürüldüğünü söyledi.

    Şahibe Nergiz, 7 Ekim 1997 tarihinde Diyarbakır Savcılığı’na başvurup, eşinin zorla kaybedilmesiyle ilgili şikayette bulundu. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü ve Kulp İlçe Jandarma Komutanlığı, Yusuf Nergiz’in kendi bölgelerinde gözaltına alınmadığını savcılığa bildirdi. Savcılık soruşturma başlattı. Ancak bu süreçten hiçbir sonuç alınamadı.

    Kulp’ta gözaltında kaybedilen Yusuf Nergiz, 1990’lı yıllarda meydana gelen yüzlerce zorla kaybetme vakasından biri oldu. Ailesi, 28 yıldır onun akıbetini öğrenmeye ve adalet aramaya devam ediyor. Ancak bu adalet arayışı, tıpkı diğer kayıplarımızın hikâyelerinde olduğu gibi, devletin sessizliği ve cezasızlık politikalarıyla sonuçsuz bırakıldı. Diyarbakır, Kulp ve Hani Cumhuriyet Savcılıkları arasında dolaştırılan 2015/76 numaralı soruşturma dosyası, en son Hani Cumhuriyet Savcılığı tarafından 10 Şubat 2025 tarihinde kapatıldı. Kaç yıl geçerse geçsin; Yusuf Nergiz için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    PİRHA / İSTANBUL

    FOTO/Erdoğan Alayumat 

  • Cumartesi Anneleri: Hala sokak ortasında gazeteciler katlediliyor, hukuk yok!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hala sokak ortasında gazeteciler katlediliyor, hukuk yok!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1073. Hafta eyleminde 19 Ekim 1995’te kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir dosyasını gündeme getirdi. Hanım Tosun, konuşmasında “Ülkeyi yönetenlerden bazıları ‘bu hikayi dinlerden etkilendim’ diyor. Eğer etkilenseydiniz adalet adımı atardınız. Hala sokak ortasında bir gazeteci dövülerek öldürülebiliyorsa bu ülkede ne adalet ne de hukuk yoktur” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak adına 1073. hafta eylemi için yine Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    Ellerinde karanfillerle alana gelen Cumartesi İnsanları, bu hafta gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu.

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Özlem Zıngıl okudu.

    “DELİLLER TOPLANMADI, SORUMLULAR AÇIKLANMADI”

    “Fehmi Tosun nerede?” sorusunun 30 yıldır cevapsız bırakıldığını söyleyen Zıngıl, şu açıklamayı yaptı:

    “Dosyalar, hiçbir esaslı işlem yapılmaksızın zamanaşımına sürükleniyor. Yargı, ihlali ortadan kaldıracak adımları atmıyor. Böylece kaybedilenlerin akıbeti hâlâ bilinmiyor, failler ise cezasızlık zırhıyla korunuyor. Bu durum, hem adalet duygusunu yok ediyor hem de ailelerin yaralarının sarılmasını engelliyor. Gözaltında kaybedilmelerle ilgili hakikatin inkâr edilmesi ve suçların cezasız bırakılması, kayıp yakınlarında derin travmalar yaratan bir devlet şiddeti olarak sürüyor.

    1073.haftamızda, inkârın, cezasızlığın ve şiddetin gölgesinde, üç kuşaktır hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Tosun Ailesi ile birlikte soruyoruz: Fehmi Tosun nerede?

    35 yaşında, beş çocuk babası Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltıdan sonra iki arkadaş birlikte evden ayrıldılar. Aynı günün akşamında, silahlı, telsizli, sivil giyimli üç kişi, 34 UD 597 plakalı beyaz bir Renault araçla Fehmi Tosun’u evinin önüne getirdi. Eşi ve çocuklarını görünce , ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar yanına koştu, ama Fehmi zorla araca bindirilerek götürüldü. Hanım Tosun hemen Avcılar Karakolu’na giderek eşinin kaçırıldığını bildirdi. Aracın plakasını verdi, müdahale edilmesini istedi. Ancak polisler, plakayı kontrol ettikten ve bazı telefon görüşmeleri yaptıktan sonra, ‘Bizim yapacağımız bir şey yok.’ diyerek hiçbir işlem yapmadı.

    Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, tüm yasal yollara başvurdu ve olayı kamuoyuna taşıdı. Ancak Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı inkâr edildi. Ve o günden sonra, ne Fehmi’den ne de birlikte evden çıktığı Hüseyin Aydemir’den bir daha haber alınamadı. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada şöyle dedi:

    “Hükümetimiz, Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.”

    Fehmi Tosun’un yaşam hakkının ihlalindeki devletin sorumluluğunu AİHM’de kabul etmesine rağmen, iktidar bu dosyada etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmedi. Zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen dosya kapatıldı. Takipsizlik kararlarına yapılan itirazlar reddedildi. Aile, tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurudan da sonuç alamadı.

    Sonuçta, Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilmesini açığa çıkaracak hiçbir adım atılmadı. Deliller toplanmadı, sorumlular tespit edilmedi. Dosya, bilinçli biçimde zamanaşımına sürüklendi.

    Bugün bir kez daha adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Artık yeter! İnkâra ve cezasızlığa son verin. Evrensel insan hakları hukukundan doğan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Fehmi Tosun dosyasında adaleti sağlayın.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “SİZ DE BU KAYIPLARDAN BİRİ OLABİLİRDİNİZ!”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “30 sene önce burada mücadeleye başladım. Mücadeleye başlarken de şunu söyledim; ‘Eşimin geri gelmeyeceğini bilmiyorum ama bir daha kimse gözaltında kaybolmasın diye buradayım’. Eğer bu ülkede demokrasiden, hukuktan bahsediliyorsa önce yollarını Galatasaray’dan çevirsinler. İnsanlar buradan gelip geçerken bizlere bakıp gezmelere gidiyorlar! ‘Bu insanlar neden buradalar?’ diye sormuyorlar bile. Şunu biliyoruz ki dünyaya sesimizi duyurmasaydık rğer siz de bu kayıplardan birisi olabilirdiniz. bir daha kimse bizim gibi acı çekmesin, göz altındaydı ailesini kaybetmesin. Ama maalesef ülkeyi yönetenler sağırdır, kördür. Ülkeyi yönetenlerden bazıları ‘bu hikayi dinlerden etkilendim’ diyor. Hayır, etkilenmediniz. Eğer etkilenseydiniz, kendinizi o insanların yerine koysaydınız adalet adımı atardınız. Hala sokak ortasında bir gazeteci dövülerek öldürülebiliyorsa bu ülkede ne adalet ne de  hukuk yoktur. Benim şu an bu hükümetten hiçbir umudum yok ama şunu onlara söylüyorum; vazgeçmeyeceğiz.”

    “BEYAZ TOROSLARIN KAPTAN ŞOFÖRLERİ DE VAR!”

    Fehmi Tosun dosyasının “Tam bir beyaz Toros dosyası” olduğunu söyleyen Avukat Eren Keskin ise şu konuşmayı yaptı:

    “Gerçekleri ortaya çıkarmayan her dönemin iktidarı, aynı dosyanın altına imza atıyor. ‘Beyaz Toroslar dönemi kötüydü’ demek yetmiyor, onların ‘Kaptan şoförleri’ var. Onlar halen aramızda. Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve daha birçok isim… Çok tanık var ama savcı dinlemedi. Siz eğer kontra güçlerin özel hayatını koruyorsanız zaten bu suça ortaksınız. Yargı, bu tür dosyaların daima örtüsü oldu.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    PİRHA – 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda mücadele yürüten Cumartesi Annesi İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşması için hükümetin samimi olması gerektiğini söyledi. Eren, “Meclis komisyonu gerçekten demokrasinin tecellisi için çalışacaksa, özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun” diye konuştu.

    Hayrettin Eren 21 Kasım 1980’de İstanbul Saraçhane’de aracıyla birlikte gözaltına alınıp Karagümrük Karakoluna götürüldü. Ertesi gün Eren’in arkadaşının aileye haber vermesi ardından baba ve anne, Karagümrük Karakoluna gitti. Karakoldaki görevliler, Hayrettin Eren’in İstanbul Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü söyledi. Gayrettepe’ye giden aileye, oğullarının orada da olmadığı söylendi.

    Tekrar Karagümrük Karakoluna dönen aileye bu kez Hayrettin Eren’in, hiç gözaltına alınmadığı söylendi. Hayrettin Eren’in kullandığı araç, birçok kişi tarafından Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü otoparkında görülse de sonrasında bu bilgi de karşılık bulmadı. Ardından, aracın da izine rastlanılmadı. Aile tarafından yapılan suç duyurusu üzerine Askeri Savcılık tarafından başlatılan soruşturma neticesinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verildi.

    Hayrettin Eren dosyası da tıpkı diğer binlerce faili meçhul olayındaki gibi hiç açılmadan karartıldı. Eren ailesi, dönemin baskıcı rejimi sebebiyle yaşadıkları konusunda bir kamuoyu da oluşturamadı.

    Aradan 15 yıl geçmişti ki Galatasaray Meydanından yükselen sese Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren de dahil oldu. Cumartesi Anneleriyle birlikte tam 30 yıldır mücadele yürüten İkbal Eren, 20 Ağustos’ta da TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda konuştu. Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte ilk kez TBMM çatısı altında dinlenen kayıp yakınları, yeni süreçle birlikte karanlık dönemin de perdelerinin açılmasını ümit ediyor.

    HAYRETTİN EREN İÇİN HİÇ HUKUK İŞLEMEDİ”

    İkbal Eren ile Cumartesi Anneleri’nin 1072. hafta eyleminin yapıldığı gün, Galatasaray Meydanı’nda buluştuk. Elinde kırmızı karanfil ve Hayrettin Eren’in portresini taşıyan İkbal Eren, kayıpları ardından gelinen süreci şu sözlerle özetledi:

    “1980 darbe dönemiydi. Kamuoyu oluşturamadık. Çünkü gazetelerde dahi bir haber yapamıyorduk. Hayrettin Eren’in gözaltına alındığı hep inkar edildiğinden kesinlikle ne bir dava açıldı ne de hukuksal bir süreç işledi. Babamın ve avukatlarımızın vermiş olduğu dilekçeler işleme konulmadı. Oysa beş tanık vardı. ‘Hukuki ne gibi girişimler yapıldı?’ diye sorduk ancak Hayrettin Eren için hiç hukuk işlemedi.”

    “FAİLİ MEÇHULLERİ BİLMEYEN VEKİLLER VARDI!”

    Cumartesi İnsanı İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de görüşlerini paylaştı. İkbal Eren, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Tahir Elçi Vakfı’nın, barışın sağlanması adına faili meçhullerin araştırılması için Meclis’e yaptığı önerilerin de karşılık bulması gerektiğini vurguladı. Meclis komisyonunda yaptıkları konuşmalar sebebiyle kimi milletvekillerinin “çok şaşırarak” dinlediğini belirten Eren, şunları aktardı:

    “Komisyondan çağrı geldi ve biz görüştük, dinlendik. Taleplerimizi orada ilettik. Hem Türkiye’de gözaltında kaybetmenin ne olduğunu, nasıl başlayıp devam ettiğini anlattık. Bazı milletvekilleri hiç bilmiyordu ne yazık ki. Galatasaray Meydanı ya da Cumartesi Annelerini duymuş olsalar bile ne olduğunu bilmiyorlardı gerçekten. Çok şaşıranlar oldu.

    Bizim bu komisyondan talebimiz şuydu; komisyon gerçekten samimiyse bu ülkede demokrasinin tecellisi için çalışacaklarsa bir komisyon kurulmalı. Hakikat ve Adaleti Araştırma Komisyonu! Özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun. Bu komisyon sadece Meclis çatısı altında, milletvekillerinden oluşan bir komisyon değil; bilim insanları, antropologlar, Cumartesi Anneleri, Tabipler Birliği’nden veya ilgili bilim insanlarının da olduğu bir komisyon olmalı. Gözaltında kaybedilen insanların akıbetinin araştırılıp, sorumluların yargılanması talebimiz var. Hakça bir yargılama talep ettik. Ama bunun için komisyonun gerçekten samimi olması gerekiyor. Yani ‘Yaptım oldu. Bak ben bir girişimde bulundum’ görüntüsü vermek yerine, gerçekten eğer samimiyseler bizim bu taleplerimizi yerine getirirler. İnanmak istiyorum ama çok da umutlu olduğumu söyleyemem.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • ‘Siyasal iktidar, 90’ların, 12 Eylül’ün derin yapısıyla işbirliği içinde’-VİDEO

    ‘Siyasal iktidar, 90’ların, 12 Eylül’ün derin yapısıyla işbirliği içinde’-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1072. hafta eyleminde 1980 yılında kaybedilen Cemil Kırbayır dosyasını gündeme getirdi. Av. Eren Keskin, konuşmasında “Devlet, ilk kez Kırbayır dosyasıyla ‘bu suçu ben işledim’ diye rapor yazdı. Devletin kararıyla kapatılan dosya yeniden açıldı ama sonraki dönemde AKP iktidarı, 12 Eylül Askeri Darbesi ve derin yapıyla büyük bir uzlaşıya gitti ve sonucunda bu dosya da tekrardan kapatıldı” dedi.

    Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve kayıp yakınlarının akıbetini sormak adına bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı. 1072. hafta eyleminde 8 Ekim 1980’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Cemil Kırbayır’ın akıbeti soruldu.

    “ZAMANAŞIMI, İNSANLIĞIN DA İNKARIDIR”

    Basın açıklamasını İkbal Eren okudu. Galatasaray meydanının polis bariyerleri ile çevrilmesini ve eyleme katılım sınırlamasını eleştiren Eren, “Gözaltında kaybedilişinin 45. yılında soruyoruz: Cemil Kırbayır Nerede?” diye sözlerine başladı.
    İktidarın, insanlığa karşı suçlarla yüzleşemediğini belirten Eren, şu açıklamayı okudu:

    “Zorla kaybetme dosyalarının ‘zamanaşımı’ gerekçesiyle kapatılması, yalnızca adaletin değil, insanlığın da inkârıdır. Bu durum, cezasızlığın bir devlet politikası olarak sürdüğünün açık göstergesidir. Cezasızlığı kalıcı hâle getiren, suçu devam ettiren ve adalet arayışımızı engelleyen bu uygulamaya derhal son verilmelidir.

    Unutulmamalıdır ki, kaybedilen bir kişinin akıbeti aydınlatılmadığı sürece devletin bu suçtaki sorumluluğu devam eder. Bu nedenle ‘zamanaşımı’, zorla kaybetme dosyalarında uygulanamaz.

    26 yaşındaki Kars Eğitim Enstitüsü öğrencisi Cemil Kırbayır, 13 Eylül 1980 tarihinde Ardahan’ın Okçu Köyü’ndeki evinden güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındı. Önce Göle’deki 247. Piyade Alayı’na götürüldü ve burada yaklaşık bir hafta tutuldu. Ardından Kars Emniyet Müdürlüğü’ne, oradan da gözetimevi olarak kullanılan Kars Eğitim Enstitüsü’ne sevk edildi.
    Cemil Kırbayır’ın ailesi, gözaltı süresi boyunca merkezlere giderek onun ihtiyaçlarını karşıladı. Ancak 8 Ekim’den sonra merkeze gittiklerinde, “Oğlunuz firar etti, bir daha onu sormaya gelmeyin.” cevabını aldılar.

    Baba İsmail Kırbayır’ın ve Türkiye Barolar Birliği’nin yaptığı suç duyuruları sonuçsuz kaldı. Cemil Kırbayır’dan bir daha haber alınamadı.

    5 Şubat 2011 tarihinde, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile Dolmabahçe Sarayı’nda görüşen Cumartesi Anneleri’nden 103 yaşındaki Berfo Kırbayır, yaşadıklarını anlattı ve ‘Ben ölmeden oğlumu bul.’ talebinde bulundu.
    Erdoğan’ın talimatıyla bir Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. Komisyon, döneme ait belgelere ulaştı; Cemil Kırbayır’ı sorguda gören tanıklarla, sorgulamayı yapan emniyet ve MİT mensuplarıyla görüştü. Titiz bir çalışmanın ardından 350 sayfalık bir rapor hazırlandı. Raporda, Cemil Kırbayır’ın gözaltındayken işkence sonucu hayatını kaybettiği, bedeninin ölümüne sebebiyet veren kamu görevlilerince ortadan kaldırıldığı belgelendi. Böylece, Cemil Kırbayır’ın gözaltında kaybedildiği resmî olarak tescillendi. Komisyon ayrıca, raporla birlikte Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu ve dosya yeniden açıldı.

    Ancak iktidar, bu insanlığa karşı suçla yüzleşme cesaretini gösteremedi. Uzun bir belirsizlik döneminin ardından, 25 Şubat 2020’de Adalet Bakanlığı Yargıtay’a başvurarak dosyada zamanaşımı bakımından ‘kanun yararına bozma’ kararı verilmesini talep etti. Yargıtay 8. Ceza Dairesi bu talebi kabul etti. Böylece Cemil Kırbayır’ın akıbetinin açığa çıkarılması ve bu suçu işleyenlerin hesap vermesi engellendi.

    Gözaltında kaybedilişinin 45. yılında bir kez daha haykırıyoruz: Cemil Kırbayır dosyasının zamanaşımı gerekçesiyle kapatılması hem hukuka hem vicdana aykırıdır. Onu kaybedenler yargılanana, hakikat açığa çıkana kadar bu dava bizim için kapanmayacaktır.”

    “EMNİYET GÖREVLİLERİNİN EŞ VE ÇOCUKLARINA SESLENİYORUM!”

    Hastalığı sebebiyle eyleme katılamayan Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır’ın gönderdiği mektubu İrfan Bilgin okudu. Kırbayır, şu mesajı gönderdi:

    “Cefakar, fedakar ve adeletin tecellisi için direnen ailem 1072. haftamızda sağlık sorunlarım nedeniyle yanınızda olamadım.
    Kardeşim 8 Ekim 1980’de gözaltında tutulan Cengiz Kaya, Çetin Asule ve Metin Aktaş ile birlikte Askeri Gözetim Evi’nden alınarak Emniyet Amiri Mehmet Haytan, Polis memuru Selçuk Akyıldız, MİT personelleri Zeki Tunckolu ve Taner Alpan tarafından sorgulanmak üzere Kars Dede Korkut Eğitim Enstitüsü binasına götürüldü.
    4 kişi, 2.katta çıplak, gözleri bağlı, kolları arkadan ters kelepçeli bir durumda tutulmuşlar. Önce Cemil’i sorguya alıyorlar. Sorgulama esnasında yapılan ağır işkence sonucu kardeşimi katledince diğer 3 kişiyi sorgulamadan gözleri bağlı olarak Kars 1. Şubeye götürüyorlar. Burada da ifadelerini almadan gözetim evine teslim ediyorlar. Gözleri bağlı, elleri ters kelepçeli, çıplak haldeki kardeşimin ise pencereden atlayarak kaçtığını söylüyorlar.
    Tanıklara, delillere, hatta Meclis raporuna rağmen kardeşimin katilleri bugüne kadar adaleti tecelli etmekle görevli kurumlarca korundu kollandı. Anlayacağınız başvurduğumuz adaletin kapıları yüzümüze kilitlendi.
    Şimdi bu çaresizlik içinde Meclis Araştırma Komisyonu’nun Cemil’in katledilmesi ve bedeninin kaybedilmesi suçlamasıyla haklarında suç duyurusunda bulunduğu dönemin emniyet görevlilerinin eş ve çocuklarının vicdanlarına sesleniyorum. Eşinize-babanıza Cemil Kırbayır’ın nereye gömüldüğünü sorun. Bu İnsanlığa karşı suçun sizlerin de üzerinize düşürdüğü gölgeyi aralamak için bunu yapın ve bana ulaşın.”

    Eylem de Kırbayı dosyasının avukatı Eren Keskin de konuştu. Keskin, Kırbayır dosyası ile ilgili aileye hiçbir tebligat yapılmadığını, delillerin de araştırılmadan takipsizlik kararı verildiğini söyledi. 2011 yılında dönemin başbakanı olan Tayyip Erdoğan’ın, Berfo Anaya verdiği sözü de hatırlatan Keskin, şu konuşmayı yaptı:
    “Erdoğan, ailelerle görüşme yaptığında ‘Ben o teyzeye söz verdim. Bu olayın akıbetini bulacağım’ demişti ve gerçekten de Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nda bir alt komisyon kuruldu ve dönemin tüm polisleri, askerleri, hayatta kalanların hepsi, avukatlar olarak bizler de dinlendik. Bu devlet ilk kez bir insanlık suçuna karşı ‘bu suçu ben işledim’ diye rapor yazdı. Devletin kararıyla kapatılan dosya yeniden açıldı ama ne oldu? Sonraki dönemde AKP iktidarı, doksanlarda bu suçları 12 Eylül Askeri Darbesi ve derin yapıyla büyük bir uzlaşıya gitti ve bu uzlaşma sonucunda bu dosya da tekrardan kapatıldı. Şu anda dosya, Anayasa Mahkemesi’nde. Bir beklentimiz de yok. Çünkü şu anda siyasal iktidar, 90’ların, 12 Eylül’ün o son derece derin yapısıyla işbirliği içinde.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Turgut Yenisoy’un akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 31 yıl önce gözaltında kaybedilen Turgut Yenisoy’un akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde gözaltında kaybettirilen Turgut Yenisoy’un akıbetini sordu. 31 yıllık adalet arayışında adli ve idari makamların yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle Turgut Yenisoy’un akıbetinin karanlıkta karanlıkta kaldığı belirtilerek, tüm kayıplar için adalet istemekten vazgeçilmeyeceği vurgulandı.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak, faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1071’incisini gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri, karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bu hafta, 31 yıl önce bugün evinden gözaltına alınıp beyaz Torosla götürülen ve bir daha kendisinden haber alınamayan Turgut Yenisoy için adalet talep etmek amacıyla buluştular.

    Basın açıklamasını okuyan Avukat Ümmühan Kaya, Turgut Yenisoy’un Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde esnaf olduğunu ve JİTEM’in yoğun baskısına ve şiddetine uğradığını belirtti. O dönemde Turgut Yenisoy’un hem işyerinin yakıldığını hem de defalarca baskı ile gözaltına alındığını vurgulayan Ümmühan Kaya, birçok kez işkence ve ölümle tehdit edildiğini ifade etti.

    BEYAZ TOROS MARKA ARACA BİNDİRİLİP GÖTÜRÜLDÜ

    Ümmühan Kaya, 4 Ekim 1994 tarihinde saat 22.30 sularında, Bismil Komando Alayı’nda görevli Ahmet, Recep ve Süleyman isimli uzman çavuşların, Yenisoy ailesinin evine baskın düzenlediğini hatırlatarak, “Turgut’u giysilerini ve ayakkabısını giymesine bile fırsat vermeden götürmek istediler. Oğlunu korumaya çalışan anne Nezrife Yenisoy bu sırada darp edildi. Turgut’un karakolda ifadesi alınacağı söylenerek beyaz Toros marka bir araca bindirilip götürüldü. Aile, bu kişilerin daha önce de evlerine sık sık baskın düzenlediği için tanıyor ve Turgut’u ölümle tehdit ettiklerini biliyordu. Eşinin ve annesinin feryatlarına uyanan komşular da olaya tanık oldu. Turgut Yenisoy’un içinde olduğu aracın gittiği yönü takip eden aile fertleri, aracın önce evlerinin yakınında bulunan Bismil E Tipi Cezaevi önünde durduğunu, daha sonra da başka bir yöne gittiğini gördüler” dedi.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI İNKAR EDİLDİ”

    Ümmühan Kaya, devamında şunları dile getirdi:

    “Anne Nezrife Yenisoy ertesi gün hemen Bismil Cumhuriyet Başsavcılığı’na giderek yaşadıklarını anlattı. Ancak savcılık, Turgut Yenisoy’un gözaltına alındığını inkâr etti. Bismil Emniyet Müdürlüğü ve Bismil Komando Tugayı’na başvuran Yenisoy ailesi burada da aynı inkârla karşılaştı.

    Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı ve OHAL Bölge Valiliği’ne de başvuran anne Nezrife Yenisoy, ‘Oğlun gözaltında değil’ yanıtını aldı. Gözaltına alınıp serbest bırakılan kişilere ulaşan anne Nezrife Yenisoy, korkup tanıklık yapmak istemeyen bir kişiden oğlunun Diyarbakır Ala Komutanlığı’nda ağır işkenceden geçirildiğini öğrendi.

    “AKIBETİ KARANLIKTA, FAİLLERİ CEZASIZ KALDI”

    Ailenin tüm başvurularına rağmen, iç hukuktan sonuç alınamadı. Bunun üzerine dosya AİHM’e taşındı. 31 yıldır iktidarlar değişse de, adli ve idari makamların yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle Turgut Yenisoy’un akıbeti karanlıkta, failleri cezasız bırakıldı. Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplar için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce kaybedilen Abdulmecit Baskın’ın akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce kaybedilen Abdulmecit Baskın’ın akıbetini sordu

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemlerinde gözaltında katledilen Abdülmecit Baskın’ın faillerinin yargılanmasını istedi. 

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak, faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1070’incisini gerçekleştirdi.

    Cumartesi Anneleri, karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bu hafta 30 Eylül 1993 yılında gözaltına alındıktan sonra katledilen Abdülmecit Baskın’ın failleri soruldu.

    GÖZALTINDA KAYBEDİLDİ

    Açıklamayı yapan Maside Ocak, Abdülmecit Baskın’ın (41) Ankara Altındağ Nüfus Müdürü olduğunu belirtti. Abdülmecit Baskın’ın 30 Eylül 1993 yılında özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındığını belirten Maside Ocak, “Gözaltına alındığı inkâr edilen Baskın’ın cansız bedeni, 3 Ekim 1993 tarihinde sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı şekilde Gölbaşı mevkiinde bir çiftçi tarafından bulundu. Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi, dosya uzun süre sürüncemede bırakıldı. Ancak olaydan 18 yıl sonra, 26 Mart 2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın özel harekât polisleri Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylı biçimde açıkladı. Çarkın’ın basına da yansıyan itiraflarının ardından, Baskın dosyası ile birlikte Çarkın’ın beyanlarında adı geçen gözaltında kaybedilen veya infaz edilen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.

    “ADLİ MAKAMLAR 32 YILDIR ADALET SAĞLAMA GÖREVİNİ YERİNE GETİRMEDİ”

    2014 yılında Ankara 13’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de aralarında bulunduğu 19 kişi hakkında ‘cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün faaliyeti kapsamında insan öldürmek’ suçundan dava açıldığını vurgulayan Maside Ocak, “Çarkın’ın emniyet, savcılık ve mahkeme huzurunda verdiği beyanların, olay yeri tarifleriyle örtüştüğü kayıt altına alındı. Kamuoyunda ‘Ankara JİTEM Davası’ olarak bilinen dava, 13 Aralık 2019 tarihinde tüm sanıkların beraatıyla sonuçlandı. Yerel mahkemenin kararına karşı aileler istinaf başvurusunda bulundu. 5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, beraat kararını bozarak dosyayı Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Ancak yeniden görülen davada, 26 Mayıs 2023 tarihindeki duruşmada, istinafın bozma kararına rağmen sanıklar bir kez daha beraat ettirildi. On yıllık yargılama sürecinde 41 hâkimin ve 8 savcının değiştiği dava, zamanaşımıyla sonuçlandırıldı. Tam 32 yıldır adli makamlar, Abdülmecit Baskın dosyasında adalet sağlama görevini yerine getirmedi. Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    “BENİM CANIMIN AKIBETİNİ AÇIKLAYIN”

    Kayıp yakını Hanife Yıldız da, “Nasıl kaybettilerse öyle çıkartsınlar yeter artık. Bu bir anneye yapılan en ağır işkencedir. Ben yaşayamıyorum. Ben neyden korkacağım bir tek canım var. Önce benim canımın akıbetini açıklayın” dedi.

    Eylem, abluka altındaki meydana karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Annelerinden ‘Hakikat Komisyonu kurulsun’ talebi-VİDEO

    Cumartesi Annelerinden ‘Hakikat Komisyonu kurulsun’ talebi-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1069. hafta eyleminde İbrahim ve Edip Çelik dosyasını birkez daha gündeme getirdi. Yapılan açıklamada, kayıpların bulunması için “Hakikat Komisyonlarının kurulması artık ertelenemez bir zorunluluktur” denildi.

    Kayıp yakınlarının bulunması için 1995 yılından günümüze dek mücadele yürüten Cumartesi Anneleri, bu hafta da Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    1. hafta buluşması için biraraya gelen Cumartesi Anneleri, birkez daha faili meçhul cinayetlere dikkat çekti.

    Basın açıklamasını İnsan Hakları Derneği İstanbul Şube Başkanı Jiyan Tosun okudu.

    31 yıl önce Batman’da gözaltında kaybedilen Baba İbrahim ile Oğlu Edip Çelik dosyasını paylaşan Tosun, doksanlı yıllarda yaşanan kontrgerilla faaliyetlerine değindi.

    “HAKİKAT KOMİSYONU” VURGUSU!

    Jiyan Tosun, polis bariyerleri önünde yapılan eylemdeki katılımcı sınırlamasını da kınayarak şu açıklamayı yaptı:

    “Buradayız. Çünkü gözaltında kaybedilen yakınlarımızın akıbetini öğrenebileceğimiz etkili bir başvuru mekanizması hâlâ yok. Bu nedenle sesimizi duyurmak ve kamuoyu oluşturmak için her cumartesi bir araya geliyoruz. Türkiye’nin dört bir yanında kaybedilen sevdiklerimizi gündemde tutmak, unutturmamak ve bu ısrarı kuşaktan kuşağa aktarmak için mücadelemizi sürdürüyoruz.

    Bugün bir kez daha hatırlatıyoruz: Hakikat ortaya çıkmadan adalet sağlanamaz.

    Yalnız kayıp yakınlarının değil, toplumun da gözaltında kaybedilenlere ne olduğunu ve geride kalan bizlerin neler yaşadıklarını bilmesi gerekir. Bunun için geniş yetkilerle donatılmış Hakikat Komisyonlarının kurulması artık ertelenemez bir zorunluluktur.

    Bu haftaki buluşmamızda, Hizbullah’ın Batman’da evlerinden alarak kaybettiği İbrahim Çelik ve oğlu Edip Çelik’in akıbetlerini bilmek istiyoruz diyerek buluştuk.

    90’lı yıllarda Batman, özel harp stratejisi doğrultusunda faaliyet gösteren Hizbullah’ın merkezi haline getirilmişti. Hizbullah, yüzlerce kişiyi gündüz vakti, herkesin gözleri önünde infaz etti. Evlerinden aldığı ya da sokak ortasında kaçırdığı insanları işkence merkezlerinde sorgulayıp katletti, kaybetti. Tüm bunlar yaşanırken güvenlik ve idari bürokrasinin desteği, göz yumması ve koruması nedeniyle hiçbir engelle karşılaşmadı.

    Nitekim dönemin OHAL Bölge Valisi Ünal Erkan, 17 Şubat 1993 tarihli Milliyet gazetesine verdiği röportajda, ‘Hizbullah tipi örgütleri çözmeye niyetlerinin olmadığını’ açıkça söylemişti.

    “FAİLLER KORUNDU”

    50 yaşındaki, dokuz çocuk babası İbrahim Çelik, Batman’ın Soğuksu Mezrası’nda yaşıyor ve tarımla uğraşıyordu. 10 Temmuz 1994 gecesi, maskeli ve silahlı dört kişi evine gelerek onu ‘yer gösterme’ bahanesiyle zorla yanlarında götürdü.

    Durumdan şüphelenen 19 yaşındaki oğlu Edip Çelik, babasını yalnız bırakmamak için peşlerinden gitti. Ancak baba ve oğul bir daha evlerine dönmedi. Endişelenen aile, Jandarma ve Emniyet’e başvurdu. Ardından olayla ilgili Hizbullahçılar hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu. Fakat tüm başvurular sonuçsuz kaldı; İbrahim Çelik ve Edip Çelik’ten bir daha haber alınamadı.

    Merese Çelik’in oğlunun ve eşinin bulunması için yaptığı başvurular sonuçsuz bırakıldı. O günden bu yana tam 31 yıl geçti; tüm başvurulara rağmen etkin bir soruşturma yürütülmedi, failler korunarak cezasızlık zinciri sürdürüldü.

    Kaç yıl geçerse geçsin İbrahim Çelik ve Edip Çelik için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    Eylemde Edip Çelik’in yeğeni Berfin Çelik de duygularını paylaşarak şunları söyledi:

    “Ben bir cumartesi torunuyum. 1994 yılında Batman’da gözaltında kaybedilen İbrahim Çelik’in torunu, Edip Çelik’in yeğeniyim.

    Anneannem Merese Çelik ile başlayan dayımı ve dedemi arayışımız annemle ve bizlerle devam ediyor. Dedeme ve dayıma ne olduğunu bilmek ve onların bir mezara sahip olması için buradayız.

    Aileme bu acıları yaşatanların yargılanması için buradayız. Artık bu acıların kuşaklar boyu sürmesini istemiyoruz.

    Gençlerin acıların izini sürmediği, hayatın güzelliklerini yaşadığı bir ülke özlemiyle buradayız. Dedem, dayım ve tüm kayıplarımız bulunana kadar burada olacağız. Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Ayten Öztürk için adalet istedi!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Ayten Öztürk için adalet istedi!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin bin 67’ncisinde 33 yıl önce gözaltında katledilen Ayten Öztürk’ün faillerini sorarak,”Ayten’in adını unutmayın. Çünkü biz unutursak, Ayten bir kez daha kaybolacak. Unutmayın ki biz de kaybolmayalım” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bin 67’inci kez bir araya geldi. Eylemde gözaltında kaybettirilenlerin fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde, 33 yıl önce katledilmiş halde bulunan Ayten Öztürk’ün hikayesi anlatıldı.

    Avukat Jiyan Kaya, Ayten Öztürk’ün hikayesini aktararak şunları ifade etti:

    “Tunceli İl Özel İdaresi’nde şef olarak çalışan Hıdır Öztürk, Mayıs 1992 tarihinde Tunceli İl Jandarma Alay Komutanı Mustafa Sabri Yazgankıran tarafından telefonla arandı ve kızlarıyla birlikte alaya çağrıldı. Hıdır Öztürk 3 kızıyla birlikte alaya gitti. Albay Yazgankıran tehditler içeren görüşmeden sonra bir askere, ‘Bunları aşağıya Mahmut Bey’e götür’ dedi. Aslında ‘Mahmut Bey’, MİT ve JİTEM adına çalışan, ‘Yeşil’ kod adlı Mahmut Yıldırım’dı. Yıldırım, 3 kardeşi sorguladı, adres ve telefon bilgilerini aldı. Kısa süre sonra devlet memuru olan 2 kardeş başka şehirlere sürgün edildi. Hıdır Öztürk’ün Dersim’de kalan kızı Ayten Öztürk, Mazgirt ilçesine bağlı Akpınar’da Tunceli İl Özel İdaresi’ne ait bir fabrikada çalışıyordu. 27 Temmuz 1992 akşamı mesai çıkışında, içinde 4 kişi bulunan beyaz bir arabayla kaçırıldı.”

    “İŞKENCE GÖRDÜKTEN SONRA İNFAZ EDİLDİĞİNİ AÇIKLADI”

    Ayten Öztürk’ün 8 Ağustos 1992’de Elazığ Karşıyaka Kartaltepe’de katledilmiş halde bulunduğunu hatırlatan Jiyan Kaya, “Ayten Öztürk’ün katledilmeden önce işkenceye maruz kaldığı ortaya çıktı. Detaylı otopsi yapılmadı. Açılan soruşturma hızla kapatıldı. Daha sonra JİTEM komutanı Cem Ersever ve JİTEM elemanı Abdülkadir Aygan, Ayten Öztürk’ün Yeşil ve ekibi tarafından OHAL Valiliği’nce tahsis edilen beyaz Land Rover araçla kaçırıldığını, Diyarbakır JİTEM’e götürüldüğünü ve günlerce işkence gördükten sonra infaz edildiğini açıkladı. Bu itiraflar basında da yer aldı” dedi.

    Jiyan Kaya, Ayten Öztürk’ün ailesinin hukuki girişimlerinin karşılık bulamadığını ve 2022 yılında davanın zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğü ifade etti. Jiyan Kaya, devamında şunları söyledi: “Failler kim olursa olsun, devletin hangi kademesinde bulunursa bulunsun, yargılanmadan ve hesap vermeden gerçek bir hukuk düzeni kurulamaz. Adalet ancak cezasızlık zinciri kırıldığında mümkün olabilir. Kaç yıl geçerse geçsin; Ayten Öztürk için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, vazgeçmeyeceğiz.”

    “UNUTMAYIN!”

    Ayten Öztürk’ün babası Hıdır Öztürk’ün gönderdiği mektup da eylemde okundu. Avukat Davut Arslan’ın okuduğu mektupta şunlar belirtildi: “Bu mektubu, kızımın hikâyesini anlatmak için, onun sesi olmak için yazıyorum. Ayten, benim narin kızımdı. 6 çocuğumdan ikincisi, en zarifimdi. Dersim’de doğdu, orada büyüdü. ilkokulu, ortaokulu, liseyi orada okudu. Henüz  27 yaşındaydı. Bir un fabrikasında çalışıyordu. Emeğiyle geçiniyordu. Ben bir baba olarak soruyorum. Kızımın canını alanlar nerede? Adalet neden hâlâ yok? Bugün mektubumla buradayım, kızımın sesi olmak için. Bugün buradayım, kayıplarımızı unutturmamak için. Ayten’in adını unutmayın. Çünkü biz unutursak, Ayten bir kez daha kaybolacak. Unutmayın ki biz de kaybolmayalım.”

    Açıklama sonrası Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Kayıplarımız nerede?

    Cumartesi Anneleri: Kayıplarımız nerede?

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1066. haftasında 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde ‘Kayıplarımız nerede?’ diye sorarak adalet çağrısında bulundu. 

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebini yinelemek üzere 1066’ıncı kez 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü’nde Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Açıklamayı Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.

    “BARIŞ GEÇMİŞİN ADİL BİR ŞEKİLDE AYDINLATILMASIYLA MÜMKÜNDÜR”

    1066. haftada yine kişi sınırlaması ile kendilerini Galatasaray Meydanı’ndan ayıran polis bariyerlerinin önünde olduklarını belirten Sebla Arcan, “Bu keyfi yasağın ve sınırlamanın Anayasa’nın ve evrensel hukukun inkârı olduğunu bir kez daha haykırıyoruz. Bugün, 30 Ağustos Uluslararası Zorla Kaybedilenler Günü. 2010 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen bu gün, dünyanın dört bir yanında zorla kaybedilen kişileri anmayı ve onların ailelerinin adalet arayışını görünür kılmayı amaçlamaktadır. 30 Ağustos, yalnızca geçmişin acılarını hatırlatmaz; aynı zamanda gelecekte benzer ihlallerin yaşanmaması için farkındalık yaratmayı da amaçlar. Biz biliyoruz, yaşadık. Gözaltında kaybetmeler sadece kaybedilenlerin değil, onların yakınlarının da hayatını paramparça eder.

    Kayıp yakınlarını belirsizlik içinde yaşamaya mahkûm eder. Bu belirsizlik, “acıların en büyüğü” dür. Kaybedilenlerin akıbetinin karanlıkta bırakılması, fail ve sorumluların cezasızlık zırhıyla korunması, yaraların sarılmasını engeller. Hakikatin gizlenmesi toplumsal hafızada da derin yaralar açar, kuşaklar arası travmayı kalıcı hale getirir. Bu yüzden kayıp ailelerinin hakikati bilme talebi yalnızca kayıplarına ulaşmayı değil; hakikat yoluyla herkes için onurlu ve kalıcı bir barışın kapısını aralamayı da hedefler.

    Çünkü kalıcı barış, yaraların tanınması ve iyileştirilmesiyle mümkündür. Hakikatin ortaya çıkarılması; ailelerin acısını, toplumun güvensizlik duygusunu onarır. Cezasızlık kültürünü kırar, toplumun barış inşa süreçlerine güvenini artırır. Söyledik, söylemeye devam edeceğiz. Barışın sürdürülebilirliği sadece çatışmaların sona ermesiyle değil, geçmişin adil bir şekilde aydınlatılmasıyla mümkündür. Hakikat ve adalet talebi, kayıp aileleri için bireysel bir ihtiyaç olmanın ötesinde, demokratik barışın temel koşuludur” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Ertak ailesi: Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir- VİDEO

    Ertak ailesi: Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri/İnsanları 1065’inci buluşmalarında, 1992 yılında Şırnak’ta gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak için adalet istedi. Eyleme gönderilen mektupta, “Barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir” sözleri öne çıktı.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilenlerin akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebini yinelemek üzere 1065’inci kez Galatasaray Meydanı’nda toplandı. Bu hafta, 20 Ağustos 1992’de Şırnak’ta kaybedilen Mehmet Ertak anıldı. Ellerinde karanfiller ve kayıplarının fotoğraflarıyla meydana çıkan ailelere hak savunucularının yanı sıra CHP Amed Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da eşlik etti.

    “ERTAK İŞKENCEYLE ÖLDÜRÜLDÜ”

    Basın açıklamasını okuyan kayıp yakını Maside Ocak, Mehmet Ertak’ın kömür ocağında işçi olduğunu belirterek, “Ertak daha önce defalarca gözaltına alındı ve işkence gördü. 18 Ağustos 1992’de tekrar gözaltına alındı ve Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Kayıt tutulmasına rağmen ailesine inkâr edildi. 1997’de JİTEM mensuplarından gelen itiraflarda Ertak’ın emniyet müdürlerinin talimatıyla öldürülüp gömüldüğü açıklandı” dedi.

    Ocak, tüm delillere rağmen yıllarca cezasızlık politikasıyla karşılaştıklarını dile getirerek, “Ertak ailesi AİHM’e başvurdu. Mahkeme, Ertak’ın gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü kanıtladı ve Türkiye’yi yaşam hakkını ihlalden mahkûm etti. Ancak iç hukukta hiçbir adım atılmadı” ifadelerini kullandı.

    AİLEDEN MEKTUP: MEZARIN YOK AMA YERİN BELLİ

    Eylemde okunan Ertak ailesinin mektubunda şu satırlar öne çıktı:

    “20 Ağustos 1992’de, Şırnak’ta gözaltına alındın ve bir daha geri dönemedin. Ne bir mahkeme oldu ne bir yargılama ne de bir mezar… Seni sessizliğe gömdüler baba. Ama biz susturulmadık. Bizim yanımızda bir isim daha vardı baba: Tahir Elçi. Senin davana sahip çıkan, adalet için korkusuzca konuşan bir avukat. Senin gibi kaybedilenlerin hesabını sormaya çalıştı. Ama o da susturuldu… Tıpkı seni susturan karanlık gibi… Tahir Elçi’yi de susturdular, çünkü o gerçekleri söylüyordu. Ama onun sesi bizde kaldı. Seninle birlikte onu da yaşatacağız. Bu ülkede barış olsun diye insanlar ölüyor. Senin gibi nice isim bu uğurda yok sayıldı. Ama barış susarak değil, hakikati konuşarak gelir. Adalet gecikse de sesimizi kısmaya çalışsalar da… Biz senin izini sürmekten vazgeçmeyeceğiz. Mezarın yok belki, ama yerin belli. Adaletin sağlanmadı, ama hesabın kapanmadı. Seninle yaşamak nasip olmadı… Ama seni yaşatmak bizim borcumuz. Bugün tekrar yeşertilmeye çalışılan barış ortamında sen ve senin gibi adaletsizliğe uğrayan insanların akıbeti mutlaka ortaya çıkarılmalı, adalet bu topraklarda da yerini almalıdır… Sevgiyle, özlemle, minnetle.”

    TANRIKULU: TAHİR ELÇİ’NİN BULGUSU AİHM DOSYASINA GİRDİ

    Eyleme katılan CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Ertak dosyasıyla ilgili avukat Tahir Elçi’nin aktardığı önemli bir ayrıntıyı paylaşarak, “Elçi, soruşturma dosyasında gözaltı belgesini buldu. Altında bir yüzbaşının imzası vardı. Mahkemede bu belge ortaya konulduğunda büyük şaşkınlık yaşandı. Bu belge daha sonra AİHM kararına da geçti” sözlerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Cumartesi ve Barış Anneleri’nden adalet çağrısı ve Hakikat Komisyonu kurulması talebi

    Cumartesi ve Barış Anneleri’nden adalet çağrısı ve Hakikat Komisyonu kurulması talebi

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Meclis komisyonunda kayıplar için adalet çağrısı yaptı. Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran aileler, yıllardır süren cezasızlıkla mücadele ettiklerini belirterek, devletin sorumluluğunu kabul etmesini ve Hakikat Komisyonu kurulmasını talep etti. Barış Annesi Nezahat Teke ise, “Silahların bırakılmasını herkes istiyor ama karşılığında somut adım bekliyoruz” dedi. 

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 5’inci toplantısında Cumartesi Anneleri ve Barış Annelerini dinlendi. Cumartesi Anneleri, geçmişe girmeden bugünü anlatamayacaklarını ifade ederek, komisyona taleplerini dile getirdi.

    Cumartesi Annesi İkbal Yarıcı, gözaltında kaybedilen abisi ve tüm kayıplar için adalet talebini dile getirdi. İkbal Yarıcı, “Sayın Başkan geçmişe girmeden bugünü anlatamayız” dedi. İkbal Yarıcı, abisi Hayrettin Eren’in 1954 doğumlu İstanbul Üniversitesi mezunu bir İngilizce öğretmeni olduğunu, ancak mesleğini hiç icra edemediğini belirterek, “Abim, 1980 yılında arkadaşıyla buluşmak üzere evden çıktı. Polis, bu buluşmayı öğrenince abimi gözaltına alarak Fatih Karagümrük Karakolu’na götürdü” dedi.

    Anne ve babasının durumu öğrenir öğrenmez karakola gittiğini anlatan İkbal Yarıcı, şöyle devam etti:

    “Polis, gözaltı defterine bakarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildiklerini söyledi. Ancak emniyete gittiğimizde burada yok dediler. Arabamızın emniyetin bahçesinde olduğu görülüyordu. Annem her sorduğunda polis, annemi tartaklayarak uzaklaştırdı. Gözaltı süresinin bitmesini bekledik ama 90 günlük bu sürenin sonunda da ağabeyimizin akıbetini öğrenemedik. Fatih Karagümrük Karakolu’na geri döndüğümüzde ise bize ‘Size yanlış bilgi verilmiş’ dediler.”

    “DOSYAYI AÇARSAM İŞİMDEN OLURUM’ DENDİ”

    İkbal Yarıcı devamında ise, “Fikri Sağlar, 1986’da milletvekiliyken Hayrettin Eren ile ilgili soru önergesi vermişti, ona da cevap gelmedi. Babam İstanbul Savcılığına başvurdu fakat savcı, ‘Ben bu dosyayı açarsam işimden olurum’ diyerek dosyayı açmadı. Bu psikolojik işkencenin üzerimizdeki yükü düşünmenizi istiyorum. Hayrettin Eren’i hep canlı bekledik, yıllar geçti annem karanfil koyabileceği bir mezara razı oldu” ifadelerini kullandı.

    “KADINLARIN YAŞADIĞI İŞKENCEYİ UNUTMAMAK GEREKİR”

    “Kalanların yaşadığı psikolojik işkenceyi de unutmamak gerekiyor” diyen İkbal Yarıcı, şu sözleri kullandı:

    “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak Cumartesi Anneleriyle görüşme isteğinde bulunmanızı, hem biz kayıp yakınları açısından hem de ülke demokrasisi açısından önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu komisyonun çözüm odaklı ve samimi olduğuna inanmak istiyorum. Şayet hep birlikte gerçekten demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak, bu yaraların iyileştirilmesi gerekir. Bunun için de bilimsel yollarla ilerlenecek, hakikatleri ortaya çıkartacak ve doğru çözümler üretecek; içinde bizim de yer alacağımız bir komisyonun kurulması gerektiğini düşünüyorum.”

    “KORKUT EKEN, MEHMET AĞAR VE TANSU ÇİLLER’İN İFADELERİ ALINMADI”

    Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadığı ağabeyi Hasan’ın yaşadıklarını ve adalet mücadelesini komisyonda paylaştı. Ocak, ağabeyinin kaybedilmesinde Korkut Eken, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in sorumluluğu bulunduğunu savunarak, “Bu kişilerin ifadeleri dahi alınmadı” diye konuştu.

    Ağabeyinin bir ormanlık alanda köylüler tarafından bulunduğunu ve vücudunda işkence izleri bulunduğunu kaydeden Ocak, şu ifadeleri kullandı:

    “Köylüler jandarmaya haber vermişler, jandarma abimi bulduğunda ayakkabı bağcıkları, kemeri yokmuş. Ellerinde parmak izi alınırken kullanılan boya varmış. Tanıklar da zaten abimi gözaltında gördüklerini söylüyordu. Ağabeyimin izleri, devletin kurumlarından geçirilirken silinmek istenmiş. Dönemin insan haklarından sorumlu devlet bakanı, devlet adına bizden özür dilerken kandırıldığını itiraf etmiştir. Abimin kaybedilmesinde sorumluluğu olanların yargılanması için başvurularda bulunduk. Başvurularımız takipsizlikle sonuçlandı. AİHM, ‘Yaşam hakkı ihlaline’ ve ‘Etkin soruşturma yürütülmediğine’ karar verdi. Abimin soruşturma dosyası halen Beykoz Adliyesi’nde. Yaşananlarda sorumluluğu bulunan Korkut Eken, Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve yöneticilerinin ifadeleri alınmadı.

    “HAKİKAT KOMİSYONU KURULMALIDIR”

    Ocak,  “Abim Hasan Ocak, atama bekleyen bir ilkokul öğretmeniydi. İş hanında çaycılık yapıyordu. Avcılar’da yaşıyorduk. Bir gün pasta almaya gitti ve bir daha evimize dönmedi. Bekleyişimiz ve arayışımız, iç hukuktan sonuç alamıyor olmamız bizi bir araya getirdi. Neden Galatasaray’a gittiğimizi anlamanızı isteriz. 699 hafta boyunca barışçıl buluşmalar gerçekleştirdik. 25 Ağustos 2018 tarihinde ağır polis şiddetiyle karşılaştık. Galatasaray Meydanı o tarihten beri bize yasaklandı. Yeni ihlallerin ortadan kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aldığı kararını valilik ve kaymakamlığa gönderdi. Anayasa Mahkemesi (AYM) meydanın açılması için karar verdi. Ancak Galatasaray Meydanı hâlâ yasaklı bir meydan. Suç unsuru olmamasına rağmen hukuksuz olarak 29 defa gözaltına alındık. Galatasaray Meydanı’nın tüm hak savunucularına açılmasını istiyoruz. Ayrıca Hakikat Komisyonu da kurulmalıdır” şeklinde taleplerini sıraladı.

    “BABAM VE DEDEM ÖLDÜRÜLDÜ”

    Cumartesi Annesi ve insan hakları savunucusu Besna Tosun ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadıkları babası Fehmi Tosun’un başına gelenleri ve ailesinin adalet mücadelesini aktardı.

    Babasının, evlerinin önünden bir araç ile zorla kaçırıldığını ifade eden Tosun, “Polisin sahte dediği plakayı, yıllar sonra İçişleri Bakanlığı’na sorduğumuzda, ‘Özel hayatın gizliliği’ gerekçesiyle bize bilgi verilmedi. Plaka sahte değildi ama devlet, failleri korumayı seçti. Başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Hükümet, etkin soruşturma vaadini yerine getirmedi. Dosyamız, zaman aşımına uğratılıp kapatıldı. İtirazlarımız reddedildi. Köyümüz yakıldı, imam olan dedem, seccadenin üzerinde vuruldu. Ben dokuz yaşında buna tanık oldum. Dedem saatlerce can çekişti ve kimsenin ona yardım etmesine izin verilmedi. Köyümüzden sürüldük, evsiz kaldık, yeni bir yaşam bulabilme umuduyla İstanbul’a taşındı. Dedemden sonra bu kez babam, evimizin önünden gözaltına alınarak kaybedildi. Annem, babası öldürüldüğünde 28, kocası öldürüldüğünde 30 yaşındaydı” diye belirtti.

    “30 YILDIR BEYAZ TOROSLARIN PEŞİNDEYİZ”

    Tosun, konuşmasının devamında ise, “30 yıldır hala tüm aile o aracın peşinden koşuyoruz. Babam Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995’te evimizden alındı. 30 yıl boyunca başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Babamın gözaltına alındığı, tüm devlet kurumları tarafından inkar edildi. Hükümet, AİHM’e ‘Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolmasından dolayı üzgündür’ dedi. Kararlara itirazlarımız reddedildi; tüm hak arama yolları bizlere kapatıldı” dedi.

    CUMARTESİ ANNELERİNİN TALEPLERİ

    “Amacımız hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanmasıdır” diyen Besna Tosun,  Cumartesi Anneleri’nin  ortak taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın

    * Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklama son bulsun

    * Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun alt komisyonu olarak gözaltında kayıpları araştırmak üzere “Hakikat Komisyonu” kurulsun

    * Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin

    * Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, kalıntıları ailelerine teslim edilsin

    * Gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularını koruyan cezasızlığa son verilsin ve adalet sağlansın

    * Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın. Zamanaşımı kurumu cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin

    * Türkiye, imzalamaktan kaçındığı, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın. Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; hakikatin dile gelmesi, adaletin tesis edilmesi ve mağdurların sesi duyulana kadar sürecek toplumsal bir sorumluluktur.”

    “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”, 5’inci toplantısını gerçekleştiriyor. Barış Anneleri’ni temsilen komisyonda dinlenen Barış Annesi Nezahat Teke, sürece ilişkin konuştu.

    Nezahat Teke, Türkçe dilinin döndüğü kadar kendisini ifade edeceğini belirtti. Nezahat Teke, “Silahların bırakılmasını herkes istiyor ama karşılığında somut adım bekliyoruz” dedi.

    En çok ölenlerin en çok barış isteyen taraf olduğu vurgusunu yapan Nezahat Teke, kızının 19 yaşında Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecride karşı bedenini ateşe verdiğini anımsatarak, “25 yıldır kızımın saçının yanan kokusu burnumdadır. Barış olsa, ‘Kızın geri gelecek mi?’ diyeceksiniz; Elbette kızım gelmeyecek. Ben ağladım; başka analar ağlamasın. Çocuklarımızı değil, silahları toprağa gömelim. Biz barış isteyince savcı bize diyor ki, ‘Savaş yok’ ben 1 yıl ev hapsi aldım. Madem savaş yok, insanlar neden ölüyor? Adına ne derseniz deyin, bir şey var ki insanlar ölüyor” diye belirtti.

    Komisyona büyük görevler düştüğüne vurgu yapan Nezahat Teke “İmralı işin içinde. Biz Öcalan’ın çözüm için çaba gösterdiğini biliyoruz. Komisyon Öcalan ile de görüşmeli ve birlikte yürütmelidir. Ne gerekiyorsa yapalım” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Numan Kurtulmuş: Acılarımız ortak!

    Numan Kurtulmuş: Acılarımız ortak!

    PİRHA- Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri’nin katıldığı Meclis komisyonu toplantısında konuşan Numan Kurtulmuş, “Acılarımız ortak” vurgusu yaparak, ” Bu komisyon üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmektedir” dedi.

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5’inci toplantısını gerçekleştiyor. Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, toplantı öncesi açıklamalarda bulundu. Numan Kurtulmuş, bugünki toplantının ilk oturumunda Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri’ni dinleyeceklerini söyledi.

    “KOMİSYON ORTAK KARARLILIK İÇERİSİNDEDİR”

    Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın bir süredir devam eden bu süreçte yaşadıkları acılar aslında hepimizin ortak acılarıdır. Bu acıları yarıştırmak, birinin diğerinin önüne geçirmek gibi herhangi bir tavrın içerisinde olmamak gerektiği kanaatindeyim” dedi. Numan Kurtulmuş, süreci zehirlemek isteyen kesimlerin olduğuna işaret ederek, üstü kapalı İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’ın dijital medya üzerinden kamuoyuna sunduğu iddialara değindi.

    Numan Kurtulmuş, “Bu komisyonda hiçbir şekilde konuşulmamış, komisyonun kurulmasından önceki süreçlerde dahi gündeme gelmemiş, komisyonun hiçbir anında komisyon üyeleri tarafından paylaşılmamış bazı konuların gizli oturumlarda konuşulmuş gibi ortaya konulması en hafif tabiriyle açık bir provokatörlüktür. Bu tür provokasyonlar içerisinde olacak çevrelere karşı dikkatli olunmalıdır. Komisyondaki 51 üyenin hepsi ortak bir kararlılık içerisindedir” diye belirtti.

    “KOMİSYON ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRMEKTEDİR”

    Numan Kurtulmuş, devamla şunları söyledi: “Mesele, gerçekten bu milletin bir daha yaşadığı acıları yaşamaması, barış, huzur ve yüksek demokrasi standartları içerisinde adaletle yarınlara taşınmasıdır. Bunun için de bu komisyon üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmektedir. Türkiye’de 11 siyasi partiyi temsil eden 51 kişiden oluşan bu komisyon, şimdiye kadarki süreçte büyük bir olgunluk içerisinde hizmet etti. Yani barışa, esenliğe, huzura hizmet ederek komisyon çalışmalarını bugüne kadar getirdik. En kısa zamanda tamamlayarak da millete karşı olan ödevlerimizi başarıyla yerine getirmeyi ümit ve temenni ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi Anneleri 1064. haftada Mehmet Salim Acar’ın akıbetini sordu

    Cumartesi Anneleri 1064. haftada Mehmet Salim Acar’ın akıbetini sordu

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1064. haftada 1994 yılında Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mehmet Salim Acar için adalet çağrısı yaparak, “Kaç yıl geçerse geçsin, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 1064. haftada Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde 31 yıl önce gözaltına alınarak kaybedilen Mehmet Salim Acar için basın açıklaması yaptı.

    Galatasaray Meydanı’nda yapılan açıklamada Acar ailesinin tüm başvurularına rağmen failler yargılanmadığına, etkin bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çekildi.

    Basın açıklamasını Cumartesi Annesi ve insan hakları savunucusu İkbal Eren okudu

    “PLAKASIZ TOROS’LA ALINDI, BİR DAHA HABER ALINAMADI”

    İkbal Eren, Mehmet Salim’in elleri, gözleri ve ağzı bağlı bir şekilde götürüldüğüne şahit olunduğunu aktararak şunları söyledi:

    “31 yaşındaki Mehmet Salim Acar, Diyarbakır’ın Bismil ilçesine bağlı Ambar köyünde yaşayan bir çiftçiydi. 20 Ağustos 1994 tarihinde, 13 yaşındaki oğlu ve bir çiftçi (İ.E.) ile birlikte köy civarındaki pamuk tarlasında çalışıyordu. Öğle saatlerinde plakasız bir Toros araçla gelen, kendilerini polis olarak tanıtan silahlı kişiler, Acar ve diğer çiftçinin kimliklerini istedi; ardından Acar’ı zorla araca bindirerek götürdü. O sırada nehir kenarında çamaşır yıkayan Acar’ın kızı Abide ve komşuları, Toros’un içinde Acar’ı elleri, gözleri ve ağzı bağlı halde gördü. Ayrıca araca, nehir kenarında bekleyen ve içinde beş kişinin bulunduğu başka bir otomobilin eşlik ettiğine ve araçların Bismil yönüne doğru uzaklaştığına tanık oldular.

    Söz konusu araçların Bismil Jandarma Taburu’na girdiği bilgisine ulaşan aile, Mehmet Salim’in nerede olduğunu ve neden gözaltına alındığını öğrenmek amacıyla yereldeki askeri, adli ve idari makamlara başvurdu. Ardından Cumhurbaşkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve İnsan Hakları Bakanlığı başta olmak üzere tüm ilgili ulusal makamlara dilekçeler sunarak, Acar’ın can güvenliğinin acilen sağlanmasını talep etti.

    “ETKİN SORUŞTURMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ İHLAL EDİLDİ”

    Aile, Silvan Cumhuriyet Savcılığı’na başvurarak, Mehmet Salim Acar’ın kaçırılmasından sorumlu oldukları gerekçesiyle Bismil İlçe Komando Tabur Komutanı İzzet Cural ve jandarma görevlisi Ahmet Babayiğit hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak Diyarbakır İl İdare Kurulu, 23 Ocak 1997 tarihinde “yeterli delil olmadığı” gerekçesiyle yargılama yapılmamasına karar verdi.
    Tüm baskı ve tehditlere rağmen yıllarca başvurularını sürdüren aile, iç hukuk yollarından sonuç alamadı. Olayı tüm yönleriyle aydınlatabilecek ve sorumluları belirleyebilecek derinlikte bir soruşturma yürütülmedi; yürütülen süreç, etkin soruşturma yükümlülüğünü açıkça ihlal etti. AİHM kararları, devlet açısından bağlayıcıdır. Bu nedenle devlet, hukuki yükümlülüklerini yerine getirerek Mehmet Salim Acar’ın gözaltında kaybedilmesini etkin biçimde soruşturmalı ve adaletin tecellisini sağlamalıdır.

    Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Salim Acar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri’nden Gazeteci Ferhat Tepe için ‘adalet’ çağrısı

    Cumartesi Anneleri’nden Gazeteci Ferhat Tepe için ‘adalet’ çağrısı

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce gözaltında kaybedilen Gazeteci Ferhat Tepe için ‘adalet’ çağrısında bulunarak, “Kaç yıl geçerse geçsin Ferhat Tepe için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye belirtti.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1063’üncü haftasında 32 yıl önce gözaltında kaybedilen gazeteci Ferhat Tepe’nin akıbetini sordu. Tepe için “adalet” talebinde bulunulan açıklamayı İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon üyesi Zeynep Yıldız okudu.

    “BİZLERİNDE DİNLENMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Süreç komisyonuna değinen Yıldız, “Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye inşası amacıyla kurulan TBMM Komisyonu, 5 Ağustos’ta çalışmalarına başladı. Numan Kurtulmuş’un açılış konuşmasında belirttiği gibi, bu komisyon hakikatin inkâr edilmediği, duyguların görmezden gelinmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışı temsil edecekse; Cumartesi Anneleri/İnsanları olarak, bizlerin de dinlenmesini talep ediyoruz” dedi.

    “CENAZESİNE 13 GÜN SONRA KİMSESİZLER MEZARLIĞINDA ULAŞILDI”

    1063’üncü haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek bu kez 32 yıl önce gözaltında kaybedilen, gazeteci Ferhat Tepe için adalet istediklerini kaydeden Yıldız, şunları söyledi:

    “19 yaşındaki Ferhat Tepe, Özgür Gündem gazetesi Bitlis muhabiriydi. Ağır hak ihlallerine maruz kalanların sesini duyurmaya çalışıyordu. Ferhat, 28 Temmuz 1993 tarihinde Bitlis şehir merkezinde, silahlı ve telsizli üç kişi tarafından kaçırıldı. Ailenin ve çalıştığı gazetenin ısrarlı başvurularına rağmen, devletin ilgili tüm kurumları onun gözaltına alınmadığını söyledi. Kaçırılmanın ardından, ailenin evine telefon eden bir kişi, Ferhat Tepe’yi, Türk İntikam Tugayı adına kaçırdıklarını, serbest bırakılması için babası İshak Tepe’nin DEP Bitlis İl Başkanlığı görevinden istifa etmesi ve 1 milyar lira para ödemesi gerektiğini söyledi. İshak Tepe, telefonda konuştuğu kişinin sesini, kısa süre önce bir toplantıda kendisini tehdit eden Tatvan Tugay Komutanı Korkmaz Tağma’nın sesine benzettiğini kamuoyuyla paylaştı. Her yerde Ferhat’ı arayan ailesi ve gazetesi onun ağır işkence görmüş bedenine 13 gün sonra  ‘meçhul kişi’ olarak gömüldüğü Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda ulaştı.”

    “İÇ HUKUK YOLLARINDAN BİR SONUÇ ALINAMADI”

    Resmi kayıtlarda Tepe’nin kaçırıldığı yere 400 kilometre uzaklıktaki Hazar Gölü’ne yüzmeye gittiği, yüzme bilmediği için boğulduğu ve balıkçılar tarafından bulunduğu şeklinde geçtiğini söyleyen Yıldız, “Ancak Ferhat Tepe’nin bedeninde ağır işkence izleri vardı. Ayrıca, onu kaçırılırken gören ve Diyarbakır Jandarma Alay Komutanlığı’nda işkenceli sorguda gördüğünü açıklayan 14 tanık mevcuttu. Buna rağmen, iç hukuk yollarından bir sonuç alınamadı.

    Bunun üzerine aile AİHM’e başvurdu.  AİHM, Ferhat Tepe soruşturmasında ‘şaşırtıcı eksiklikler’ olduğunu tespit etti. Olayın aydınlanması için Hükümetin, AİHM’le işbirliği yapmadığını; gerekli bilgi, belge ve tanıklara ulaşımı engellediğini ve etkin bir cezai soruşturma yürütmediğini belirterek Türkiye’yi mahkum etti” diye konuştu.

    Ailenin son olarak başvurduğu Anayasa Mahkemesinin “etkili soruşturma yapılmadığı” gerekçesiyle hak ihlali kararı verdiğini belirten Yıldız, ancak zamanaşımını gerekçe göstererek dosyanın yeniden açılmasını engellendiğini kaydetti.

    “SÜREÇ CEZASIZLIKLA SONUÇLANDI”

    Yıldız, “AİHM’in de belirttiği gibi, iç hukukta “etkili bir soruşturma yürütme hususunda bilinçli olarak gösterilen yargısal direnç” bugüne kadar devam etti. Adli süreç, Ferhat Tepe’yi işkenceyle öldürenler ve bedenini kaybedenler için cezasızlıkla sonuçlandı” diye konuşarak Tepe’nin kaybedilişinin 32’nci yılında yeniden “adalet” vurgusu yaptı.

    Yıldız son oalrak şunları kaydetti:

    “Gerçek bir adalet sistemi, sadece suçluyu cezalandırmakla kalmaz, aynı zamanda gelecekteki suçların önüne geçer. Bu nedenle cezasızlıkla mücadele, adaletin tesisi için atılması gereken en önemli adımlardan biridir. Kaç yıl geçerse geçsin Ferhat Tepe için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Emine Ocak Almanya’da anıldı: Mücadelesi sözle ifade edilemez-VİDEO

    Emine Ocak Almanya’da anıldı: Mücadelesi sözle ifade edilemez-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin simge isimlerinden Emine Ocak, Almanya’nın Köln kentinde bulunan Porz AKM Cemevinde anıldı. Anmada kayıplar bulununcaya değin Ocak’ın mücadelesinin sahiplenileceği vurgusu yapıldı.

    Gözaltında kayıplara karşı ortaya çıkan Cumartesi Anneleri’nin simge ismi Emine Ocak, Almanya’da düzenlenen törenle anıldı.

    Köln kentinde bulunan Porz Alevi Kültür Merkezi Cemevi’nde yapılan anmada Emie Ocak ve Cumartesi Anneleri’ne dair sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Gözaltında kaybedilenler ve Emine Ocak’ın fotoğraflarının asıldığı salonda Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi ve Emine Ocak’ın mücadeledeki yeri anlatıldı.

    “HASAN OCAK KAMPANYASININ ÖZNESİ OLMUŞTU”

    Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite (ICAD) temsilcisi Baki Selçuk, “Gözaltına kaybetmeler 90’lı yıllarda bir devlet stratejisi olarak uygulanmaya başlanmıştı. Artık kitlesel kaybetme saldırıları başlamıştı” diyerek devletinin gözaltında kaybetme saldırısını devrimciler başta olmak üzere toplumsal muhalefete karşı bir politika olarak uyguladığını vurguladı.

    Hasan Ocak’ın kaçırılması sonrası yürütülen kampanyayı anlatan Baki Selçuk, Emine Ocak’ın bu kampanyanın öznelerinden olduğunu söyledi. Selçuk son olarak Emine Ocak’ın her türlü baskı ve saldırıyı göğüsleyerek Hasan Ocak’ı bulmak için mücadele ettiğini belirtti.

    “MÜCADELESİ SÖZLE İFADE EDİLEMEZ”

    1991 yılında gözaltında kaybedilen Hüseyin Toraman’ın ablası Sakine Toraman ise, “Bir anne daha hakikate ulaşamadan, evlatlarının kemiklerine ulaşamadan aramızdan ayrıldı. Kardeşim 1991 yılında kaybedildi ve Hasan Ocak ile aralarında 3,5 yıl var. Kardeşimin kaybedilişinin haberini yapan bir gazete olmadı. Çok yalnızdık. Kayıplar demokratik ve devrimci mücadeleye karşı devletin sistematik bir uygulaması haline geldi. O kadar çok kayıp vardı ki, bazı çocuklar Galatasaray Meydanı’nda büyüdü. Emine Ocak’ın devlet eliyle gerçekleştirilen kaybedilmelere karşı verdiği mücadele sözle ifade edilemez” diye konuştu.

    Emine Ocak’ı tanıyanların anılarını anlattığı anma, müzik dinletisiyle sona erdi.

    PİRHA/ALMANYA