Etiket: cumartesi anneleri

  • Emine Ocak için Galatasaray Meydanı’ndan uğurlama yapılacak!

    Emine Ocak için Galatasaray Meydanı’ndan uğurlama yapılacak!

    PİRHA – 20 Haziran’da solunum yetmezliğine bağlı olarak kalp krizi geçiren Emine Ocak, 23 Temmuz sabahı Hakk’a yürüdü. Cumartesi Annelerinin sembol isimlerinden olan Ocak, 24 Temmuz’da İstanbul’da toprağa sırlanacak.

    Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, 89 yaşında Hakk’a yürüdü. Emine Ocak için 24 Temmuz’da saat 10:00’da Galatasaray Meydanı’nda anma yapılacağı duyuruldu.

    Emine Ocak için saat 16:00’da Gazi Cemevinde cenaze erkanı yürütülüp ardından Gazi Mezarlığında toprağa sırlanacak.

    “AK SAÇLI KAHRAMANIMIZ”

    Emine Ocak’ın yaşamını yitirmesi ardından birçok kurum ve yurttaş, üzüntülerini paylaştı.

    İnsan Hakları Derneği Genel Merkezi, yazılı yaptığı açıklamada “30 Yılı aşkın mücadelen önünde saygıyla eğiliyoruz” diyerek şu mesajı paylaştı:

    “Maalesef devleti yönetenler otuz yıldır Emine Annenin ve onlarca kayıp yakının taleplerini duymak, görmek istemedi. Berfo Ana yoldaşı gibi evladının akıbetini öğrenemeden aramızdan ayrıldı. Emine Anne insan hakları savunucularına ve yüreği demokrasiden yana atan herkese eşsiz bir mücadele mirası bıraktı. Onun mücadele mirasına her daim sadık kalacağımızı bildiriyoruz.

    Sevgili Emine Anne evladın ve kardeşimiz Hasan Ocak ve yüzlerce kaybın akıbetini öğreninceye kadar bize bıraktığın mücadele mirasını sürdüreceğimizi bilmeni istiyoruz.

    Berfo Ana gibi, senin de gözün arkada kalmasın. Kayıpların faillerinin bulunması, hakikat ve adalet için mücadeleni sürdürmeye devam edeceğiz.

    Ak saçlı kahramanımız seni asla unutmayacağız.”

    “MÜCADELESİ, HERKESİN YOLUNU AYDINLATMAYA DEVAM EDECEK”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi de X hesabından şu mesajı paylaştı:

    “Cumartesi Anneleri’nin direngen sesi, hakikat ve adalet arayışının simgesi Emine Ocak’ı kaybetmenin büyük üzüntüsü içindeyiz. Kaybedilen evladının akıbetini sormaktan bir an olsun vazgeçmeyen Emine Anne’nin mücadelesi, bu topraklarda adalet arayan herkesin yolunu aydınlatmaya devam edecek.

    Başta ailesi, Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucuları olmak üzere tüm halkımıza başsağlığı diliyoruz. Emine Ocak’ın mirası, adalet mücadelemizde yaşamaya devam edecektir.”

    “HAFIZALARIMIZA KAZINDI”

    Emine Ocak için sanat ve edebiyat alanından da birçok isim üzüntüsünü paylaştı. Sanatçı Ferhat Tunç, yazılı açıklamasında “Cumartesi Anneleri’nden Emine Ocak anamızın yaşamını yitirdiğini derin bir üzüntüyle öğreniyoruz. Emine Ana, 1995 yılında gözaltında işkence edilerek katledilen Hasan Ocak’ın annesiydi. Cumartesi eyleminin en direngen annelerinden biri olarak hafızalarımıza kazındı. Hakikatlerin izini sürerken darbedilip gözaltına alındığına defalarca tanık olduk. Hakkında açılan davalar nedeniyle yargılandı ama direnmekten asla vazgeçmedi. Emine anamızın devri daim, yıldızlar yoldaşı olsun. Evlatları başta olmak üzere tüm Cumartesi Anneleri’nin başı sağolsun” diye belirtti.

    “HER DAİM ANACAĞIZ”

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da “Emine anamızı kaybettik…” başlığıyla şu mesajı paylaştı:

    “Ömrü, hem faili meçhul kaybedilen oğlu Hasan Ocak hem de faili meçhul ve zorla kaybedilen tüm insanlar için adalet mücadelesiyle geçti.

    27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda; zorla kaybedilenlerin bulunması ve faili meçhullerin aydınlatılması için oturma eylemini başlatan annemizi hasretle, minnetle, sevgiyle uğurlayacağız ve her daim anacağız.

    Cumartesi Anneleri’nin, sevenlerinin, ailesinin, dostlarının ve hepimizin başı sağ olsun.”

    “MEKÂNI GÖNÜLLERİMİZDEDİR”

    Yazar Mehmet Kabadayı ise “Cumartesi Annelerinden (Hasan Ocak’ın Annesi) Emine OCAK Ana’mızın Hakk’a yürüdüğünü biraz önce öğrendim. Üzgünüm. Emine OCAK Ana’mızın devr-i daim olsun. Mekânı gönüllerimizdedir. OCAK ailesinin acısını yürekten paylaşıyor,  sabır diliyorum” cümleleriyle üzüntüsünü ifade etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Annesi Emine Ocak Hakk’a yürüdü!

    Cumartesi Annesi Emine Ocak Hakk’a yürüdü!

    PİRHA- Cumartesi Annelerinin sembol isimlerinden ve Galatasaray Meydanı’nda ilk eylemi başlatan annelerden olan Emine Ocak Hakk’a yürüdü.

    Yaklaşık bir aydır hastanede tedavi altında olan Cumartesi Annesi Emine Ocak’ın Hakk’a yürüdüğü duyuruldu. Cumartesi Anneleri X sanal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Cesaretiyle, ısrarı ve kararlılığıyla hakikat ve adalet mücadelemizin en güçlü sesi Emine Ocak’ı kaybettik” denildi.

    Paylaşımda, “Cenaze törenine ilişkin bilgiler ayrıca duyurulacaktır” denildi.

    Emine Ocak, 1995’te işkenceyle katledilen ve bedeni İstanbul Beykoz ormanlarında bulunup kimsesizler mezarlığına defnedilen Hasan Ocak’ın annesi. Emine Ocak, 30 yıldır oğlunun faillerinin açığa çıkması için adalet mücadelesi veriyordu.

  • ‘Fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir’-VİDEO

    ‘Fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir’-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1060. hafta eyleminde 33 yıl önce kaybedilen Hasan Gülünay’ın akıbetini sordu. Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay, gönderdiği mektupta “Gözaltında kaybetmelerde fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir. Asıl fail devlettir. Emri verenler, organize edenler, koruyanlar ve cezasızlık düzenini sürdürenler” ifadelerine yer verdi.

    Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için bir kez daha Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    1. Hafta eyleminde, 33 yıl önce gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın dosyasına dikkat çekildi.

    “BU SAVCI HAKKINDA DERHAL İŞLEM BAŞLATILMALI”

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Jiyan Kaya okudu. Kaya, konuşmasında yakın zaman öncesinde İstanbul’da görev yapan bir savcının, 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerin ve kayıpların sembolü hâline gelen Beyaz Toros’un maketini makam odasında sergilediğini belirterek şunları söyledi:

    “Beyaz Toroslar, bizim sevdiklerimizi kaybeden karanlık dönemin simgesidir. Hukuksuzluğun, cezasızlığın ve devlet eliyle işlenen ağır insan hakları ihlallerinin sembolüdür. Beyaz Toroslarla işlenen suçları araştırmak ve failleri açığa çıkarmakla görevli bir kişinin masasında bu sembolün maketini sergilenmesi asla kabul edilemez.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç’a sesleniyoruz: Adalet duygusunun korunması yalnızca yargı mensuplarının tarafsızlığıyla değil, aynı zamanda toplumun acılarına ve yaralarına saygı gösterilmesiyle mümkündür. Kayıp yakınlarının travmalarını tetikleyen ve toplum vicdanını yaralayan bu tutum, Adalet Bakanlığı tarafından görmezden gelinemez.

    Resmî sıfatının gerektirdiği saygınlığı ve güveni zedeleyen, görev ve sorumluluklarını hiçe sayan bu savcı hakkında derhal işlem başlatılmalı ve görevden el çektirilmesini sağlayacak mekanizmalar gecikmeden devreye sokulmalıdır.”

    “HASAN GÜLÜNAY’I UNUTMADIK”

    Jiyan Kaya, Hasan Gülünay’ın gözaltında kaybedilişinin 33. yılında, bir kez daha devletin uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini vurguladı. Okunan basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “23 Mayıs 1992’de Artvin’de gözaltına alındıktan sonra işkenceyle öldürülen Ali Ekber Atmaca’nın üzerinden, İstanbul’da aynı mahallede yaşayan Hasan Gülünay’ın daha önce kayıp ilanı verdiği ehliyeti çıktı. Bu nedenle, 32 yaşında ve dört çocuk babası olan Hasan Gülünay, polis tarafından aranmaya başlandı. Eşine bir süredir polis takibinde olduğunu söyleyen Gülünay, 20 Temmuz 1992 günü Tarabya’daki evinden iş yerine gitmek üzere çıktı ve bir daha geri dönmedi.

    Hasan’ın işyerini telefonla arayan bir kişi, Terörle Mücadele Şubesi’nden aradığını ve Hasan Gülünay’ın gözaltında olduğunu bildirdi. Ancak savcılık ve İstanbul Emniyeti’ne başvuran ailesine, Hasan’ın gözaltında olmadığı ve arandığı söylendi.

    Bunun üzerine aile, memleketlileri olan ve o dönem İstanbul Emniyeti’nde üst düzey yetkili konumda bulunan Hüseyin Kocadağ ile görüştü. Kocadağ, aileye ‘Hasan Gülünay sağ, içeride. İşkence izleri iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar’ dedi. Aile bu bilgiyi kamuoyuna duyurdu.

    Hasan’la aynı tarihlerde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorguda olan bir tanık (E.Ç.), ağır işkence görmüş bir kişinin yanlışlıkla kendi hücresine konulduğunu, bu kişinin ‘Ben Hasan Gülünay’ım, beni gözaltında kaybetmeye çalışıyorlar!’ dediğini ve kısa süre sonra yanlışlık fark edilince apar topar hücreden alındığını açıkladı. Bu ifşalardan sonra hem ailenin hem de tanığın evleri polis tarafından basıldı ve konuşmamaları için tehdit edildiler.

    Yargı, olayla ilgili delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve etkili bir soruşturma yürütmeden, zaman aşımı nedeniyle dosyada ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verdi. Ailenin yaptığı itiraz da reddedildi. Bunun üzerine aile, 2013 yılında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yaptı.

    Anayasa Mahkemesi, 21 Nisan 2016’da yalnızca ‘yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütülmediğine’ hükmetti. Ancak zamanaşımı sona erdiği için soruşturmanın yeniden açılmasına gerek olmadığına karar verdi.”

    “ASIL FAİL DEVLETTİR”

    Gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay ise 1060. hafta eylemi için mektup gönderdi. Ailenin mektubunu okuyan Jiyan Tosun, şu cümleleri aktardı:

    “Gözaltında Kaybedilişinin 33. Yılında yoldaşım, babam Hasan Gülünay’ın anısı önünde saygı ile eğiliyorum.

    Babam bir faili meçhul değil. O, devletin gözaltında kaybetme politikasının bir sonucudur. Onun hikayesi kişisel bir acı değil; bu ülkede muhalifleri susturmak, devrimcileri yok etmek, toplumun hafızasını parçalamak için yürütülen sistematik bir devlet politikasının parçasıdır.

    Babamı kaybettiler.

    Biz, ‘kayıp’ demiyoruz. Çünkü kayıp tesadüf olur, fail olmaz. Babam kaybedildi. Devlet tarafından, sistematik bir şekilde, planlanarak kaybedildi.

    Gözaltında kaybetmelerde fail sadece işkenceci polis ya da asker değildir. Asıl fail devlettir. Emri verenler, organize edenler, koruyanlar ve cezasızlık düzenini sürdürenler.

    Gözaltında kaybetme, Birleşmiş Milletler’e göre devlet görevlileri veya onların onayıyla hareket eden gruplar tarafından, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması ve sonrasında bu fiilin reddedilmesi ya da akıbetinin gizlenmesidir.

    İnsanlığa karşı suçtur. Zaman aşımı yoktur. Her koşulda yasaktır.

    Gözaltında kaybetmelerde faillerin yargılanmaması, davaların sürüncemede bırakılması, delillerin yok edilmesi, zaman aşımına tabi tutulması ya da yargının görevini yerine getirmemesi insanlığa karşı işlenen suçun kabulüdür.

    Bu suça ortak olan herkes kayıplarımızın failidir.

    Onları kaybedenler, bizi de yok saymak istiyor.

    Sesimizi kısmak, hafızamızı silmek, teslim olmamızı sağlamak istiyor.

    Ama bilsinler:

    Biz onları unutmuyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir kez daha sesleniyoruz…’-VİDEO

    ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir kez daha sesleniyoruz…’-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Annelerinin 1059. hafta eyleminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün yaptığı açıklamasına değinilerek “Devletin gözaltında kaybetmelerdeki sorumluluğunu kabul eden beyanlarının önemli olduğunu vurgulamak isteriz. Ancak, devletin giderim hakkı bağlamındaki sorumluluğu suçun kabulü ile sınırlı değildir” denildi.

    Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetler ve kayıp yakınlarının akıbetini sormak adına bir kez daha Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı. 1059. Hafta eyleminde, 33 yıl önce gözaltında kaybedilen Ramazan Kaya’nın dosyasına dikkat çekildi.

    Cumartesi Anneleri adına basın açıklamasını gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Besna Tosun okudu. Tosun, Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun 11 Temmuz’da yaptığı silahları imha törenine değinerek “Çatışmasızlık halinin kalıcı olmasını ve barış umudunun güçlenmesini istiyoruz” dedi.

    “CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A BİR KEZ DAHA SESLENİYORUZ!”

    Açıklamanın devamında, 33 yıl önce korucular tarafından kaçırılan Ramazan Kaya’nın akıbetine dikkat çekildi. Gerçeğin açığa çıkarılması gerektiğini belirten Besna Tosun, “Adalet istiyoruz!” dedi.

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün yaptığı açıklamasında yer alan ve devletin gözaltında kaybetmelerdeki sorumluluğunu kabul eden beyanlarının önemli olduğunu vurgulamak isteriz. Ancak, devletin giderim hakkı bağlamındaki sorumluluğu suçun kabulü ile sınırlı değildir. Devlet, gözaltında kaybetme suçunun faillerini, bu suçlara göz yumanları adalet önüne çıkarmalı ve cezalandırmalıdır. Dahası, gözaltında kaybedilenlerin yakınlarının adalet ve hakikat taleplerine saygı göstermelidir. Buradan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir kez daha sesleniyoruz:

    • Galatasaray Meydanı’nı derhal ve hiçbir sınırlama olmadan Cumartesi Anneleri’ne açın!
    • Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi derhal imzalayın!
    • Zorla kaybetmeleri ayrı bir suç olarak tanımlayın ve zamanaşımı gerekçesiyle kapatılan tüm dosyaları yeniden açın!

    “KAÇ YIL GEÇERSE GEÇSİN…”

    28 yaşındaki Ramazan Kaya, Diyarbakır’ın Eryol köyünde yaşıyor, geçimini tarım ve hayvancılıkla sağlıyordu. 7 Temmuz 1992 günü, traktörüyle Diyarbakır’a giderken Mermer Jandarma Karakolu’na yakın bir noktada, silahlı 4 köy korucusu tarafından kaçırıldı. Olay, Lice’ye giden bir minibüsteki köylülerin gözleri önünde gerçekleşti.

    Koruculara direnen Ramazan Kaya, minibüstekilere ‘Beni kurtarın!’ diye seslendi. Ancak korucuların silahlarını minibüse doğrultması üzerine, köylüler müdahale edemedi. Ramazan Kaya, omzundan vurularak yaralandı ve traktörüyle birlikte zorla götürüldü.

    Tanıkların anlatımıyla, Ramazan Kaya’yı kaçıranların Yarımca köyünde yaşayan korucular Hanifi Durğun, Ömer Durğun, Seyfettin Durğun ve Zübeyir Durğun olduğu belirlendi. Kaya ailesi savcılığa başvurarak hem Yarımca köyü hem de söz konusu korucuların evleri için arama izni aldı. Jandarma eşliğinde köye gidildi, ancak komutan araçtan kimsenin inmesine izin vermedi. Çağırttığı korucubaşına yalnızca ‘Ramazan Kaya’yı kaçırdınız mı?’ diye sordu ve ‘Hayır’ cevabıyla yetinerek arama yapılmasına izin vermedi.

    Bir köy sakini, Ramazan’ın koruculara ait evde bağlı halde tutulduğunu, arama yapılmış olsaydı mutlaka bulunacağını aileye söyledi.

    Ailenin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Yapılan suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı. Ramazan Kaya’dan bir daha haber alınamadı.

    Annesi Sedef Kaya, eşi Hüsna Kaya ve biri, babası kaybedildiğinde henüz doğmamış olan iki çocuğu, 33 yıldır Ramazan Kaya’dan haber bekliyor.

    Kaç yıl geçerse geçsin, Ramazan Kaya için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Vedat Aydın dosyasında inkara ve cezasızlığa son verin!’

    ‘Vedat Aydın dosyasında inkara ve cezasızlığa son verin!’

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1058. hafta eyleminde 34 yıl önce katledilen HEP Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın dosyasını gündeme getirdi. Okunan basın metninde “Bir kez daha siyasi ve adli makamlara sesleniyoruz: Vedat Aydın dosyasında inkara ve cezasızlığa son verin!” ifadelerine yer verildi.

    Cumartesi Anneleri, bir kez daha kayıp yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması için Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    1. Hafta eyleminde, gözaltına alındıktan sonra işkence yapılıp katledilen Vedat Aydın’ın dosyasına dikkat çekildi.

     “GÖZALTINDA KAYBETMELER, CEZASIZ BIRAKILMAYA DEVAM EDİYOR”

    Basın açıklamasını kayıp yakını İkbal Eren okudu. “Gözaltında kaybedilişinin 34. yılında Vedat Aydın için adalet istiyoruz” diyen Eren, şunları söyledi:

    “1058 haftadır ısrarla haykırıyoruz: Cezasızlık sürdükçe adalet sağlanamaz!

    Geçmişteki hak ihlallerinin üzerinin örtülmesi, bu ihlallerin tekrarına zemin hazırlar. Gerçeğin ortaya çıkarılması ve faillerin cezalandırılması, sadece geçmişle yüzleşmek değil; aynı zamanda geleceği güvence altına almaktır. Ancak, gözaltında kaybetmeler devlet aktörleri tarafından ya da devletin zımni onayıyla gerçekleştirilen insanlığa karşı suçlar olduğu için inkar edilmeye ve cezasız bırakılmaya devam ediyor.

    38 yaşındaki üç çocuk babası Vedat Aydın, Halkın Emek Partisi (HEP) Diyarbakır İl Başkanıydı. 5 Temmuz 1991 gecesi, kendilerini Siyasi Şube polisleri olarak tanıtan silahlı ve telsizli kişilerce ‘ifade vermek üzere emniyete götürüleceği’ gerekçesiyle evinden gözaltına alındı. Gözaltı işleminin hemen ardından avukatı Emniyet Müdürlüğü’ne başvurdu; ancak Vedat Aydın’ın emniyette olmadığı belirtildi. Ertesi gün, eşi ve avukatı Diyarbakır’daki tüm ilgili makamlara başvurdu; fakat her yerden “bilgimiz yok” yanıtı geldi. 7 Temmuz 1991’de bir gazeteci, Ergani-Maden yolu üzerinde bulunan kimliği belirsiz bir erkek cesedinin Maden Mezarlığı’na defnedildiğini öğrendi.

    Bu bilgi üzerine ailenin savcılığa yaptığı başvuru sonucu mezar açıldı ve ağır işkence izleri taşıyan bedenin Vedat Aydın’a ait olduğu ortaya çıktı. Ailesi tarafından 10 Temmuz’da teslim alınan bedeni, on binlerce kişinin katılımıyla toprağa verildi. Ancak cenaze törenine katılanlara açılan ateş sonucu birçok insan yaşamını yitirdi, yüzlercesi yaralandı.

    Şükran Aydın, eşini gözaltına alan kişilerin eşgal bilgilerini detaylı biçimde verdi, robot resimler çizildi. ‘Eşimi devlet öldürdü’ ifadesi nedeniyle tehdit edildi, defalarca evi basıldı ve gözaltına alındı. Beş yıl boyunca evinin önünde ‘beyaz Toros’ bekletildi.

    JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan’ın ifadesi ve Murat İpek’in açıklamaları, Vedat Aydın’ın JİTEM Komutanı Cem Ersever ve ekibi tarafından, Diyarbakır Alay Komutanı İsmet Yediyıldız’ın bilgisi dahilinde zorla kaybedildiğini ortaya koydu. Suça ortak olan Aygan ve Demir, Aydın’ı gözaltına alan ve infaz eden kişileri isim isim açıkladı.

    Dönemin Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürü Hanifi Avcı da hem yazdığı ‘Haliç’teki Simonlar’ isimli kitabında hem de mahkeme ifadelerinde, Aydın’ın JİTEM tarafından evinden alınıp öldürüldüğünü dile getirdi. İçerisinde Vedat Aydın’ın olduğu aracın rahat yol alması için trafik kontrol noktalarının sahte kaza ihbarlarıyla devre dışı bırakıldığını ve bu talimatın Jandarma Asayiş Kolordu Komutanlığı Harekat Merkezi’nden geldiğini açıkladı.

    Tüm bu bilgilere rağmen, 34 yıldır dosyada etkili, tarafsız ve bağımsız bir soruşturma yürütülmedi. Devlet, Vedat Aydın’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili hakikati ortaya çıkarma ve adaleti sağlama görevini yerine getirmedi. 1058. haftamızda bir kez daha siyasi ve adli makamlara sesleniyoruz; Vedat Aydın dosyasında inkara ve cezasızlığa sonverin!”

    VEDAT ABİYİ ÖLDÜRENLER ŞİDDETE, KANA DOYMAMIŞLARDI”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de yaptığı konuşmada cezasızlık politikasına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Vedat Aydın, insan hakları savunucuları açısından bir kahraman. Vedat abi kendi kimliğini çok radikal savunan bir insandı. 1990 yılında ‘Kürt’ sözcüğünün kimsenin ağzına alamadığı dönemde İHD’nin Ankara’daki genel kongresinde Kürtçe bir konuşma yaptı. Bu konuşma nedeniyle anında genel kurul salonu polisler tarafından basıldı, Vedat abi ve çeviri yapan arkadaşımız gözaltına alındı. 1,5 ay tutuklu kaldı. İlk duruşmada yine Kürtçe ifade verdi ve tahliye edildi. Tahliye edildiği gün aramızda konuşmuştuk; Vedat abiyi öldüreceklerdi! 34 yıl önce tam bugün İstanbul şube olarak yönetim kurulu toplantısı yapıyorduk ve bir haber geldi. Eşi Vedat’ı gözaltına aldılar dedi. O gün içimize bir ateş düştü ama yine de umutla 2 gün boyunca herkes seferber oldu, Vedat abiyi aradık. Maalesef ki 3. günde Vedat abinin tanınmayacak biçimde işkence edilmiş bedeni Maden yolunda bulundu. Onun cenazesi için herkes yola çıkarken Adana şubemizden 5 arkadaşımız da cenazeye yetişmek isterken trafik kazasında yaşamlarını yitirdi. Maalesef Vedat abiyi öldürenler şiddete, kana doymamışlardı. Cenaze anında da ateş açıldı ve 11 kişi de orada katledildi. Hiç kimse yakalanıp yargılanmadı ve ceza almadı.”

    Yapılan konuşmalar ardından Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce katledilen 5 kişi için ‘adalet’ istedi!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce katledilen 5 kişi için ‘adalet’ istedi!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 32 yıl önce Şirnex’te katledilen 5 kişi için “adalet” çağrısında bulunarak, adalet istemekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 57’nci haftasını Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Eylemde, gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı.

    Bu haftaki eylemde, 1993 yılının Haziran ayında Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesine bağlı Hirareş köyünde asker ve korucular tarafından gözaltına alındıktan 19 yıl sonra cenazeleri bulunan Ömer Çetin, Ahmet Güler, Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler’in hikayesi anlatıldı.

    Sebla Arcan, kalıcı bir barış için yüzleşme ve hesaplaşmanın olması gerektiğini ifade etti. Hirareş köyüne yapılan baskında yurttaşların okulda toplatıldığı ve 2 gün boyunca işkenceye maruz kaldığını aktaran Sebla Arcan, “Köylülerden Ömer Çetin, askerler tarafından gözaltına alınarak karakola götürüldü. Daha sonra evine getirilerek arama yapıldı. Aramada herhangi bir şey bulunamayınca, askerler Ömer Çetin’i ‘Konuşmazsan eşini çıplak şekilde köyde dolaştıracağız’ diyerek tehdit etti. Bu tehdit üzerine evin balkonundan atlayarak kaçmaya çalışan Ömer Çetin, askerler tarafından silahla tarandı ve ağır şekilde yaralandı. Aynı gün Ömer Çetin, Ahmet Güler, Sait Şen, Beşir Baskak, Abdullah Güler ve bir diğer Ahmet Güler, gözleri bağlı şekilde ‘ifade verecekleri’ gerekçesiyle askerler tarafından götürüldü” dedi.

    Sebla Arcan, şunları söyledi:

    “Birkaç gün sonra ağır yaralı halde köye dönen Ahmet Güler, gözaltında yaşananları şöyle anlattı: ‘Ömer Çetin ve benimle aynı isme sahip Ahmet Güler’i köy yakınlarında infaz ettiler. Ardından beni, Sait Şen, Beşir Baskak ve Abdullah Güler’i buğday tarlalarının olduğu dağlık bir alana götürdüler. Bizi bir çukura attılar. Ben otururken silah sesleri geldi, arkadaşlarım üzerime düştü. Bir de bomba attılar. Kendime geldiğimde köye döndüm ve olanları anlattım.’ Ahmet Güler’in anlatımı üzerine bölgeye giden aileler, yakınlarının hunharca öldürülmüş bedenlerine ulaştı. Ölülerini dini vecibeleri yerine getiremeden gizlice ve toplu bir biçimde defnettiler. Olayın ardından köylüler zorla yerlerinden edildi, farklı şehirlere göç etmek zorunda kaldılar. Ahmet Güler, 24 gün boyunca hastanede tedavi gördü. Sol kolu sakat kaldı ve hâlâ bedenini tam olarak kullanamıyor. Olayı tüm ayrıntılarıyla anlatmasına rağmen, hiçbir adli işlem başlatılmadı.”

    Sebla Arcan, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Pierre Sane’nin dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e bir mektup göndererek olayın araştırılmasını talep ettiğini ancak hukuki sürecin işletilmediğini söyledi.

    2012 yılında Diyarbakır Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında yapılan kazıda kemiklerin ailelere teslim edildiğini dile getiren Sebla Arcan, olayın üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen faillerin yargılanmadığını vurguladı. Sebla Arcan, adalet istemekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Cumartesi İnsanları’ndan Ali Ocak, babası Hasan Ocak’ın gözaltında kaybettirilişinin 24’üncü yılı olduğuna işaret ederek, “Anne ve babamın bize bıraktığı bu arayışı ömrümüz yettiğince sürdüreceğiz. Bizim ömrümüz yetmezse de oğullarımıza, torunlarımıza bırakacağımız bu miras olacaktır” dedi.

    Konuşmaların ardından Galatasaray Meydanı’na karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Annesi Emine Ocak, yoğun bakımda!

    Cumartesi Annesi Emine Ocak, yoğun bakımda!

    Cumartesi Annesi Emine Ocak, 20 Haziran’da geçirdiği kalp krizi sonucu yoğun bakıma kaldırıldı.

    Gözaltında işkenceyle katledilen Hasan Ocak’ın annesi ve Cumartesi Annesi Emine Ocak 20 Haziran’da solunum yetmezliğine bağlı olarak kalp krizi geçirdi. Emine Ocak’ın kızı Maside Ocak sanal medya hesabından yaptığı paylaşım ile annesinin yoğun bakım ünitesinde gözetim altında tutulduğu bilgisi verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cumartesi Anneleri, Mustafa Sayğı’nın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Mustafa Sayğı’nın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 56’ncı haftasında Urfa’nın Suruç ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mustafa Sayğı’nın akıbeti sorularak, ““Mustafa Sayğı’nın gözaltında kaybedilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Sayğı ailesi için zaman durmuşken, devlet zamanaşımını öne sürerek onların adalet arayışını yok saydı. Kaç yıl geçerse geçsin, Mustafa Sayğı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Cumartesi Anneleri-İnsanları, katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adaletin sağlanması talebiyle düzenledikleri eylemin bin 56’ncı haftasını Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi. Çok sayıda kişinin katıldığı eylemde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı.

    Bu haftaki eylemde 31 yıl önce Urfa’nın Suruç ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Mustafa Sayğı’nın akıbeti soruldu.

    Sayğı’nın hikayesini okuyan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şube Sekreteri Jiyan Kaya, 30 yaşındaki Mustafa Sayğı’nın, 3 Haziran 1994 tarihinde, motosikletiyle Pirsus’a gitmek üzere evden çıktığını, dönüş yolunda, Suruç ilçesi Yoğurtçu Köyü’nde Devlet Su İşleri’ne ait binada geçici olarak konuşlandırılmış 5’inci Bölük Komando Taburu’nda görevli askerler tarafından durdurularak, gözaltına alındığını aktardı.

    İki gün boyunca Mustafa’dan haber alamayan ailesi onu her yerde aradığını belirten Kaya, “R.Y. isimli bir köylü, anne Ayşe Sayğı’ya şu bilgiyi verdi: ‘Ben ve İ.Ş., şehir merkezinden dönerken Yoğurtçu Köyü’nde görevli jandarmalar tarafından durdurulduk. Aynı anda Mustafa da durdurulmuştu. Kimliklerimize bakıp bizi bıraktılar ama Mustafa’yı alıp götürdüler.’ Ayrıca hayvan otlatan iki köylü Mustafa’nın askerler tarafından Yoğurtçu Köyü’ndeki karakola götürüldüğünü görerek durumu eşi Dursun Sayğı’ya haber verdiler” dedi.

    Ailesinin, Mustafa’yı sormak üzere Yoğurtçu Köyü’ndeki karakola gittiğinde karakoldan, Mustafa Sayğı’nın ilçe merkezindeki karakolda olduğu ve soruşturmanın sürdüğü bilgisi verildiğini belirten Jiyan Kaya, şunları ifade etti:
    “Ancak Mustafa geri dönmeyince aile, Suruç Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyet dilekçesi verdi. Savcılık dilekçeyi işleme koyarak İl Merkez Komutanlığı’na Mustafa’nın durumunu sordu. Merkez Komutanlığı ise Mustafa’nın gözaltına alınmadığını bildirdi. 2009 yılı Aralık ayında, Suruç’un Bilgin Köyü’ne bağlı Akdoğan Mezrası’nda defineciler tarafından yapılan kazıda bir höyükte çürümüş bir motosiklet ve kemik parçaları bulundu. Bunlar savcılığa teslim edildi. İstanbul Adli Tıp Kurumu kemiklerin hayvanlara ait olduğunu öne sürdü. Bu nedenle savcılık, 7 Nisan 2010 tarihinde tekrar ‘kovuşturmaya yer olmadığı’ kararı verdi. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurdu. 2015 yılında, AİHM, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkını düzenleyen 2. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

    Mustafa Sayğı’nın gözaltında kaybedilmesinin üzerinden 31 yıl geçti. Sayğı ailesi için zaman durmuşken, devlet zamanaşımını öne sürerek onların adalet arayışını yok saydı. Kaç yıl geçerse geçsin, Mustafa Sayğı  için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Eylem, Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Nurettin Çur ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

    Cumartesi Anneleri: Nurettin Çur ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz

    PİRHA- 1055. hafta eylemlerinde 30 yıl önce kaybedilen Nurettin Çur’un akıbetini soran Cumartesi Anneleri, “Kararlıyız, insanlığa karşı suçların aydınlatılması talebimizi sürdüreceğiz” dedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları katledilen ve kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini dile getirmek için eylemlerinin 1055’inci haftasında buluşma mekanları olan Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler. 1055’inci hafta eyleminde 30 yıl önce Diyarbakır’ın Bağlar  ilçesinde kaybedilen Nurettin Çur’un akıbeti soruldu. Hak savunucularının da destek verdiği eylemde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve karanfiller taşındı. Eylemde basın metnini Cumartesi İnsanları’ndan Oya Ersoy okudu.

    “DEĞİŞMEYEN CEZASIZLIK”

    Gözaltında kayıpların devletin savaş politikalarının bir sonucu olarak ortaya çıktığını ifade eden Oya Ersoy, “Kararlıyız; bu topraklarda işlenmiş başta gözaltında kaybetmeler olmak üzere insanlığa karşı suçların aydınlatılması, bu suçların kimler tarafından ve neden işlendiğinin ortaya çıkarılması talebimizi sürdüreceğiz. Çünkü her toplum, böylesi vahşi suçların kimler tarafından, kimlerin aldığı kararlar kapsamında, nasıl işlendiğini bilme konusunda vazgeçilmez bir hakka sahiptir. Kararlıyız; adaletin sağlanmasına yönelik hak arama özgürlüğünün kullanılamadığı koşullarda iktidarlar değişse de, değişmeyen cezasızlık geleneğine dikkat çekmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    30 YIL ÖNCE KAYBEDİLDİ

    30 sene önce kaybedilen Nurettin Çur için hakikat ve adalet talebinde bulunduklarını söyleyen Oya Ersoy, sözlerine şöyle devam etti:

    “28 yaşındaki Nurettin Çur, Diyarbakır’ın Bağlar semtinde yaşıyordu. Esnaftı, oturduğu binanın giriş katında bakkal dükkanı işletiyordu. Eşi 6 aylık hamileydi. İlk kez baba olacağı için heyecanlıydı. Siyasi parti faaliyetleri nedeniyle takip ediliyordu. Dükkanında dinlediği Kürtçe müzik nedeniyle de defalarca tehdit edildi. 27 Haziran 1995 günü bakkalına mal almak üzere çarşıya çıktı. Akşam eve dönmeyince eşi, hasta olan babası için köye gittiğini düşündü. İletişimin olmadığı köy koşullarında Çur Ailesi ancak üç gün sonra Nurettin’in kayıp olduğunu fark edebildi.”

    “GERİYE BİR EŞ VE DOĞMAMIŞ BİR ÇOCUK KALDI”

    Nurettin Çur kaybolduktan 15 gün sonra evi arayan bir kişinin baba Tahir Çur’a “oğlun elimizde” diyerek telefonu kapattığını belirten Oya Ersoy, “Ailesi, Nurettin’i aramaya başladı ancak tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Ondan geriye gözyaşı hiç dinmeyen bir anne ve bir eş, bir de henüz doğmamış bir çocuk kaldı. Nurettin Çur kaybedildiğinde Diyarbakır’da işkence, ölüm, gözaltında kaybetme, köy yakma, köylüleri savaş uçaklarıyla bombalama bir devlet politikası olarak uygulanıyordu” ifadelerini kullandı.

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yargının suçların üstünü örterek, sorumluları cezasızlıkla ödüllendirdiğini ifade eden Oya Ersoy, “Biliyoruz ki; temel hak ve özgürlükler ancak hukuk devletinin geçerli olduğu koşullarda güvence altındadır. 1055’inci haftamızda bir kez daha devletin hukuka bağlı olduğu, yargının her türlü etkiden bağımsız çalıştığı, hukuk kurallarının herkese eşit uygulandığı ve herkese hukuk güvenliğinin sağlanmasının adının barış olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Nurettin Çur için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    MAKBULE ÇUR: DÖNECEK DİYE 30 YILDIR EVİMİ DEĞİŞTİRMEDİM

    Ardından İHD Yönetim Kurulu üyesi Cihan Kaplan, Nurettin Çur’un annesi Makbule Çur‘un mektubunu okudu. Mektupta şu ifadeler yer aldı: “Hepinizi yüreğimizde aynı olan bizi aynı çatıda buluşturan acı ve mücadeleyle selamlıyorum. Oğlum siyasi parti çalışmalarından dolayı sürekli takip ve tehdit ediliyordu. Evine bir daha geri dönemedi, kaybolduğunu ancak üç gün sonra anlayabildik. Kimse sesimizi duymadı. Oğlum Nurettin için adalet arayışımız devam ediyor. Oğlum dönecek diye 30 yıldır evimi değiştirmedim.

    Ardından eylem Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de Cumartesi Anneleri’ne destek eylemi!-VİDEO

    Dersim’de Cumartesi Anneleri’ne destek eylemi!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Cumartesi Anneleri’nin eylemlerinin 30’ncu yıl dönümü dolayısıyla yapılan açıklamada, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda süren barışçıl oturma eylemleri, Türkiye’de cezasızlıkla mücadele eden en uzun soluklu sivil itaatsizlik örneklerinden biri olduğunun altını çizilerek, “Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yanındayız. Onların mücadelesi, hepimizin mücadelesidir” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda kayıpların bulunması için yaptığı  eyleme dair açıklama yaptı.

    Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş okudu. Bugün, 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda başlayan ve kesintisiz biçimde süren bir vicdan ve hakikat mücadelesinin 30. yılını doldurduğunu aktararak, “Bizler, İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi olarak, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormaktan vazgeçmeyen, cezasızlığa karşı direnen ve adaleti savunmak için kamuoyu önünde sessiz ama kararlı bir direniş sergileyen Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın yanındayız. Onların mücadelesi, hepimizin mücadelesidir” dedi.

    “ZORLA KAYBETMELER İNSANLIĞA KARŞI SUÇTUR”

    1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda süren barışçıl oturma eylemleri, Türkiye’de cezasızlıkla mücadele eden en uzun soluklu sivil itaatsizlik örneklerinden biri olduğunun altını çizen Ateş, şunları ifade etti:

    “Ancak bu onurlu mücadeleye devletin cevabı yıllarca sessizlik, inkâr, yargısal cezasızlık ve şiddet oldu. 30 yıla yayılan adalet mücadelesine rağmen faillerin büyük bölümü yargılanmadı. Açılan davalar beraatle sonuçlandı ya da zamanaşımı gerekçesiyle düşürüldü.

    2018 yılından bu yana Galatasaray Meydanı polis bariyerleriyle çevrili durumda. Anayasa Mahkemesi’nin 2022 ve 2023 yıllarında verdiği iki ayrı kararla, Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın barışçıl toplanma hakkının ihlal edildiği açıkça belirtilmiş olmasına rağmen, bu kararlar uygulanmamaktadır.

    Meydanda yeniden toplanmak isteyen ailelere karşı kolluk tarafından orantısız müdahaleleri, gözaltılar ve kısıtlamalar sürdü. Kasım 2023’ten bu yana fiziksel müdahale sona ermiş olsa da bu kez de eyleme katılacak kişi sayısı hukuka aykırı biçimde 10 kişiyle sınırlandırılmıştır.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, “Biz sadece kaybedilenlerimizin kemiklerini, bir mezar taşını arıyoruz” diyerek yıllardır tüm topluma insanlık onurunu hatırlatıyor.

    İnsan Hakları Derneği olarak bizler, bu mücadelenin bir parçası olduğumuzu her fırsatta ifade ettik. 30 yıldır dile getirdiğimiz gibi bir kez daha yineliyoruz:

    Zorla kaybetmeler insanlığa karşı suçtur. Bu suçların failleri yargılanana, kayıplar bulunana, devlet geçmişiyle yüzleşip hesap verene dek bu mücadele sürecektir.

    Devletin, Anayasa Mahkemesi kararlarını derhal uygulaması; Galatasaray Meydanı’nın barışçıl toplanma hakkına açılması; tüm kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması ve cezasızlığa son verilmesi gerekmektedir.

    İnsan haklarına, adalete, demokrasiye inanan herkesi Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın çağrısına kulak vermeye davet ediyoruz.

    30 yıldır kuşaktan kuşağa aktarılarak sürdürülen bu hakikat mücadelesi yalnız bırakılmamalı. Sessizliğe, inkâra ve cezasızlık politikalarına karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Kaç yıl geçerse geçsin; kayıplarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. 1044.haftamızda, kendisinden olmayanı düşmanlaştıran zihniyetin gözaltında kaybettiği Hasan Ocak için adalet istiyoruz.”

    “ZAMANAŞIMINI İŞLETMEYİN”

    ESP MYK üyesi Orhan Çelebi de, Hasan Ocak’ın kaybedilmesine dair süreci paylaşarak, “Hasan Ocak’ın gözaltında kaybedilişinin 30. yılında, bir kez daha yargı makamlarına sesleniyoruz: Uluslararası teamüllere uyun. Dosyayı, insanlığa karşı işlenen suç kapsamında değerlendirin. Zamanaşımını işletmeyin. Etkin bir soruşturma ve kovuşturma yürütme görevinizi yerine getirin” çağrısında bulundu.

    Konuşmaların ardından 5 dakikalık oturma eylemi yapılırken, kaybedilen anısına Seyit Rıza büstüne karanfiller bırakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Cumartesi Anneleri, Eylemlerinin 1053. Haftasında-CANLI

    Cumartesi Anneleri, Eylemlerinin 1053. Haftasında-CANLI

    Cumartesi Anneleri, 1053. Haftadır Galatasaray Meydanı’nda gözaltında kaybettikleri yakınlarının akıbetini soruyor.

     

  • Cumartesi Anneleri, Eylemlerinin 1051. haftasında ‘hakikat ve yüzleşme’ çağrısı!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Eylemlerinin 1051. haftasında ‘hakikat ve yüzleşme’ çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, adalet arayışlarının 1051. haftasında, gözaltında kaybettikleri yakınlarının akıbetini sorarak, hakikatlerin açığa çıkarılması ve yüzleşme çağrısında bulundular.

    Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1051’inci haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1051’incisini gerçekleştiriyor.

    Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri’nin bu haftaki eylemine Halkların Eşitlik ve  Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da katıldı.

    Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla meydanda buluşan Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemi “17-31 Mayıs Kayıplar Haftası” temasıyla gerçekleştirdi.

    Açıklamayı yapan gözaltında işkenceyle katledilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, bugüne dek süren cezasızlık kültürünün yeni ihlallerin önünü açtığını belirerek, cezasızlığın toplumsal barış ve hukuk devleti ilkelerinin önünde büyük bir engel oluşturduğunu söyledi.

    Maside Ocak, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Bugün, gözaltında kaybedilen sevdiklerimizi unutmadığımızı, unutmayacağımızı ve adalet arayışımızdan vazgeçmeyeceğimizi bir kez daha yüksek sesle dile getirerek, Kayıplar Haftası’na giriyoruz. Devlet görevlileri ya da devlet destekli yapılar tarafından kaybedilen insanların aileleri olarak yıllardır aynı soruyu sormaya devam ediyoruz: Sevdiklerimiz nerede? Israrla altını çiziyoruz: Gözaltında kaybetmeler sadece kaybedilenlerin değil, geride kalanların da hayatını karartan; kuşaklar boyu süren bir travmadır. Bu suç zaman aşımına uğratılamaz, görmezden gelinemez.

    Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın, suçun fail ve sorumluları yargılanarak adalet önünde hesap versin, gözaltında kaybetme Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak tanınsın, cezasızlık uygulamalarına son verilsin. Türkiye, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın ve hayata geçirsin, Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa ve hukuk dışı mekan yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin.

    Yeni sürece; hakikat, yüzleşme ve adalet eşlik etmelidir. Gerçek anlamda barış, ancak toplumsal hafızanın onarılması, adaletin eksiksiz işlemesi ve insan haklarının tam anlamıyla tanınmasıyla mümkün olabilir. Barış fırsatı siyasi hesaplara kurban edilmemeli; adil ve kalıcı bir barışın tesisi için güçlü bir siyasi irade ortaya konmalıdır. Kayıplar Haftası vesilesiyle, silah bırakmanın gerçek bir barışın kapısını aralamasını diliyor; tüm duyarlı kamuoyunu hakikat, adalet ve onurlu bir barış talebimize ortak olmaya çağırıyoruz.”

    Gözaltında kaybettirilen Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır da, “Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetini oldu bittiye getirenlere karşı; imha, inkar politikalarına karşı; biz kayıp yakınları yoldaşlarımızla beraber adaleti, hakikati ortaya çıkarıncaya kadar mücadelemize devam edeceğiz. Rahat uyuyun” diye konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da, toplumsal barışın olmazsa olmazlarından birinin yüzleşme olduğuna dikkat çekerek, kayıpların bulunmaması halinde barışın yarım kalacağını dile getirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

  • ‘Gözaltında kaybetme, devlet görevlileri tarafından işlenmiş bir insanlık suçudur’-VİDEO

    ‘Gözaltında kaybetme, devlet görevlileri tarafından işlenmiş bir insanlık suçudur’-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1050. hafta eyleminde bir kez daha kayıp yakınlarının akıbetini sordu. Yapılan açıklamada “Artık yeter! Kaybedilenlerin yakınlarına yaşatılan bu işkence sona ermeli. Devlet, kaybedilenlerin annelerine, ailelerine gerçek bir adalet ve çözüm sunma sorumluluğunu yerine getirmelidir” denildi.

    Cumartesi Anneleri, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    Ellerinde karanfillerle eylem alanına gelen Cumartesi İnsanları, 1050. Hafta eyleminde 1994 yılında evlerinden gözaltına alındıktan sonra katledilen Kasım Alpsoy ile Halil Alpsoy’un dosyasını birkez daha gündeme getirildi.

    Bu haftanın basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Sebla Arcan okudu.

    “31 Yıl Önce Gözaltında Kaybedilen Kasım ve Halil Alpsoy’u Unutmadık” diyerek söze başlayan Arcan, Galatasaray Meydanı’nın halen polis bariyerleriyle çevriliyor olmasını eleştirdi.

    “BEYAZ TOROS İLE GÖTÜRÜLDÜ VE BİR DAHA DÖNMEDİ”

    Sebla Arcan, basın açıklamasında şunları söyledi:

    “Yarın Anneler Günü… Biz bu Anneler Günü’ne de içimizde derin bir acı ve kapanmayan bir boşlukla girerken, Devleti yönetenler ise yine kamuoyuna ‘her daim hürmetlerin en büyüğünü hak eden annelerimiz’ diyen kutlama mesajları yayınlayacak. Ama yıllardır evlatlarını arayan, adalet için mücadele eden anneleri görmezden gelmeye devam edecekler. Gözaltında kaybedilenlerin anneleri, aileleri için Anneler Günü, bir kez daha tarifsiz bir boşlukla geçecek. Bugün birkez daha hatırlatıyoruz: Gözaltında kaybetme, devlet görevlileri tarafından ya da devletin bilgisi ve onayı dahilinde işlenmiş bir insanlık suçudur. Bu suça maruz kalanlar yalnızca kaybedilen kişiler değil; aynı zamanda onların akıbetini bilmeden, yıllarca belirsizliğin içinde yaşamaya zorlanan aileleridir. Artık yeter! Kaybedilenlerin yakınlarına yaşatılan bu işkence sona ermeli. Hukukun üstünlüğü sağlanmalı ve devlet, kaybedilenlerin annelerine, ailelerine gerçek bir adalet ve çözüm sunma sorumluluğunu yerine getirmelidir. 1050.haftamızda 31 yıldır inkâr ve cezasızlıkla unutturulmak istenen Kasım ve Hali Alpsoy için adalet talebimizi tekrarlıyoruz. Halil Alpsoy, 12 Mayıs 1994 gecesi eşi ve 40 günlük bebeğiyle birlikte İstanbul Kanarya’daki evine dönerken, evinin önünde bekleyen polisler tarafından gözaltına alındı. Eşi karşı çıktığında polisler kimliklerini göstererek, ‘Merak etme, karakola kadar götürüyoruz. Yarım saat sonra gelir.’ dediler. Halil Alpsoy beyaz bir Toros ile götürüldü ve bir daha geri dönmedi.18 gün sonra, işkenceden tanınmayacak hale gelmiş bedeni evine 540 km uzaklıktaki Kırıkkale’de bir ormanlık alanda bulundu. Kardeşleri onu sadece elindeki çocukluk izinden teşhis edebildi.

    MİT BİNASINA GİRDİ ANCAK İNKAR EDİLDİ!

    Halil Alpsoy’un gözaltına alınmasından bir hafta sonra, bu kez polisler, kuzeni Kasım Alpsoy’un Adana’daki evine baskın düzenledi. 30 yaşındaki Kasım, uzun namlulu silah taşıyan maskeli polisler tarafından 18 Mayıs 1994 sabahı gözaltına alınarak Adana İstihbarat Dairesi’ne götürüldü. Aynı günün akşamı serbest bırakıldı; ancak kimliğine el konuldu. ‘Yarın gel, kimliğini al.’ denildi. Eve döndüğünde işkenceden bitap haldeydi. Eşine, İstanbul’da gözaltına alındığında sorgulamasına katılan timin Adana’daki işkencesine de dahil olduğunu söyledi. Ertesi gün, kimliğini almak üzere MİT binasına gitti. Akrabası kapıda bekledi, ancak Kasım Alpsoy o binadan bir daha çıkamadı. Bugüne kadar Halil ve Kasım Alpsoy’un gözaltına alındıkları inkâr edildi. Ailelerinin yaptığı tüm başvurular sonuçsuz bırakıldı. Hiçbir devlet kurumu, gerçeğin açığa çıkarılması ve faillerin yargılaması için etkili bir araştırmasoruşturma yürütmedi. 31 yıldır tüm iktidarlar, bu ailelerin adalete ulaşmasını engelledi.Yargı Makamlarına Sesleniyoruz: Adaletin tesisi, hukuk sisteminin asli görevidir.

    Kasım ve Halil Alpsoy dosyasında adaleti sağlamak için harekete geçin!Kaç yıl geçerse geçsin; Kasım Alpsoy, Halil Alpsoy ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “ERDOĞAN, SÖZÜNDE DURMADI

    1050. hafta eyleminde Kasım Alpsoy’un eşi Leyla Erdoğan Alpsoy da konuşma yaptı. Adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirten Erdoğan Alpsoy, şunları söyledi:

    “31 yıldır bu acıyı çekiyoruz. Neden? Kayıp yakınları olarak, kimse bizim gibi acı çekmesin istiyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile konuşmuştuk, failleri, sorumluları bulma konusunda bize söz verdi ama sözünde durmadı. Failler yargılansın, bu meydanları bize açsınlar.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, 1050. Hafta Eylemi-CANLI

    Cumartesi Anneleri, 1050. Hafta Eylemi-CANLI

    Cumartesi Anneleri, kayıp yakınlarının bulunması talebiyle 1050. haftada Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyor.

  • Cumartesi Anneleri, 1049. Haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü hatırlattı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1049. Haftada Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü hatırlattı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri, 1049. Hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü akıbetini sordu. Okunan basın açıklamasında, “Bugün bir kez daha kamu adına görev yapan savcıları, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlatılan ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1049. Haftada devam etti.

    Cumartesi Anneleri’nin 1049. Hafta eyleminde 2 Mayıs 1992’den bu yana akıbetine ulaşılamayan Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün dosyalarına dikkat çekildi.

    1049. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin okudu.

    “BARIŞÇIL EYLEMLERE YÖNELİK YASAKLARINIZIN HİÇBİR HUKUKİ DAYANAĞI YOKTUR”

    Eren Keskin, gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için adalet istediklerini belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Resmî makamların inkâra dayalı anlatıları yerine hakikati dile getirmek ve adalete yönelen bir karşı hafıza inşa etmek amacıyla Galatasaray’dayız. Bu hafta da mekan yasağı nedeniyle Galatasaray Meydanı’nı bize kapatan polis bariyerlerinin önündeyiz.

    Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü; bireylerin eylem yerini ve zamanını seçme hakkını da kapsar. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kararlarında mekân seçme özgürlüğünün kategorik olarak yasaklanmasını, anayasal haklar açısından kabul edilemez bulmuştur. Yüksek Mahkeme, Cumartesi Anneleri açısından Galatasaray Meydanı’nın ve 1 Mayıs için Taksim Meydanı’nın göstericilere yasaklanmasının, toplanma özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetmiştir. Buradan, herkesin gösteri yapma hakkını güvence altına almakla yükümlü olan iktidara sesleniyoruz: Barışçıl eylemlere yönelik yasaklamalarınızın hiçbir hukuki dayanağı yoktur. Bu yasaklar, Anayasa’ya ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Anayasal haklarını kullanmak isteyenleri engellemek hem hukuken hem de vicdanen ve ahlaken gayrimeşrudur. Kamusal alanların halka kapatılmasına derhal son verilmelidir.

    “YETKİLİLER GÖZALTI İDDALARINI REDDETTİ”

    21 yaşındaki Hüsamettin Yaman, İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisiydi. Pankart taşımak suçlamasıyla tutuklanmış, yaklaşık 15 gün cezaevinde kaldıktan sonra 6 Eylül 1990 tarihinde tahliye edilmişti.

    21 yaşındaki Mehmet Soner Gül, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrencisi ve aynı zamanda Öğrenci Derneği üyesiydi. Bu nedenle gözaltına alındı, ağır işkencelere maruz kaldı ve ölümle tehdit edildi. İçişleri Bakanlığı’nın iddiasına göre, 10 Mart 1991 tarihinde Malatya’da yakalanan bir kişinin sorgusunda adının geçmesi nedeniyle aranmaktaydı.

    Hüsamettin Yaman, 2 Mayıs 1992 Cumartesi günü evinden çıktı. 4 Mayıs Pazartesi günü, ağabeyi Feyyaz Yaman’ı işyerinden arayan bir kişi, “Hüsamettin, Soner Gül ile birlikte Fındıkzade’de gözaltına alındı. Hayatlarından endişe ediyoruz. Hemen emniyete başvurun,” dedi.

    Yaman ve Gül aileleri, önce İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne, ardından devletin ilgili tüm kurumlarına başvurdu. İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü de girişimlerde bulundu. Ancak yetkililer, gözaltı iddialarını reddetti. Yaman Ailesi, girişimlerini sürdürdü ve iki yıl boyunca polis takibinde tutuldu.

    AYHAN ÇAKIR’IN AÇIK BEYANLARINA RAĞMEN DOSYADA İLERLEME KAYDEDİLMEDİ

    19 Aralık 2011 tarihinde, özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın infazlar ve kayıplarla ilgili itirafları kamuoyuna yansıdı. Çarkın, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ü gözaltına aldıktan sonra ormanlık bir alanda sorgulayıp infaz ettiklerini anlattı. Onların son sözlerinin “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” olduğunu söyledi.

    Bu itirafların ardından Yaman Ailesi yeniden suç duyurusunda bulunarak dosyanın tekrar açılmasını talep etti. Ancak Ayhan Çarkın’ın açık beyanlarına rağmen, dosyada bugüne kadar herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

    Bugün bir kez daha kamu adına görev yapan savcıları, Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün gözaltında kaybedilmesiyle ilgili adil, tarafsız ve etkin bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz.

    Hüsamettin Yaman ve Soner Gül için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normlarına göre hareket etmesi gerektiğini hatırlatmaktan asla vazgeçmeyeceğiz!”

    “BUGÜN İÇİNDE BULUNDUĞUMUZ YAPTIRIMLARIN TEMELİNDE HUKUKSUZLUK ANLAYIŞI YATMAKTADIR”

    Kardeşi Hüsamettin Yaman’ın katillerinin bulunması için mücadele yürüten Yaman’ın ağabeyi de yaptığı konuşmada, “İçerisinde bulunduğumuz durumun hepsinin temelinde hukuksuzluğun anlayışı yatmaktadır” diyerek şöyle devam etti.

    “Hüsamettin daha bıyıkları bile terlememişken bu devlete, bu hukuka, bu yasaya fazla görüldü. Çünkü hak ve özgürlükler peşinden koşmayı gencecik yaşında öğrenmişti. Hüsamettin bu anlamıyla okuyan ve kuşağına göre, yaşına göre kendini organize etmeye çalışan bir özneye olmaya çalışmıştı. Ama bu toplum bireyin hak ve taleplerini hiçbir zaman anayasal hak olarak görmedi. 1980 darbesinden bu yana bu topluma yaşatılan anayasasızlık ve hukuksuzluk hem bizim kuşağın hem öncesinin hem sonrasının devam eden, sürdürülen, devam eden bir anlayışıdır. Bugün içinde bulunduğumuz bütün şiddet ve otokratik gibi bütün yaptırımların hepsinin temelinde bu hukuksuzluk anlayışının boşluğu yatmaktadır. Hüsamettin’in, Soner’in ve Cumartesi Annelerinin kayıplarının bu meydandaki anlamı arkamızda polisiye tedbirlerle çevrilmiş olan alanın boşluğudur. Onların mezarlarının boşluğunu bu alanın boşluğu temsil eder ve bu anayasada karşılığını bulmadığı sürece de bu toplumda büyük bir iç boşluk olarak da varlığını devam ettirecektir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri’nden çağrı: Bariyerleri kaldırılarak meydanı açın- VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden çağrı: Bariyerleri kaldırılarak meydanı açın- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 1048’nci haftasında 30 yıldır akıbeti bilinmeyen Kadri Keremoğlu’nun akıbetini sordu. Keremoğlu’nun ailesi, “30 yıl değil 100 yıl da geçse evlatlarımızla, torunlarımızla babamın akıbetinin sıkı takipçisi olmaya devam edeceğiz” diye belirtti. 

    Her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1048’incisini gerçekleştirdi. Ellerinde, gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğrafları ve karanfillerle Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri, 14 Nisan 1995 tarihinde bu yana akıbeti bilinmeyen Kadri Keremoğlu’nun akıbetini sordu. Eyleme, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ile çok sayıda hak savunucusu katıldı. Basın metnini kayıp yakını Jiyan Tosun okudu.

    “JİTEM ÇETELERİ TARAFINDAN KAÇIRILDI”

    Jiyan Tosun, eylemde ilk olarak Anayasa Mahkemesi kararlarına uyularak meydandaki polis bariyerlerini kaldırılması çağrısında bulundu. Jiyan Tosun, Keremoğlu ailesinin, JİTEM bağlantılı çetenin hedefi haline gelmesinin ardından Kadir Keremoğlu’nun, 14 Nisan 1995 tarihinde Van Merkezde 01 EA 600 plakalı Beyaz Toros’la kaçırıldığını ve bir daha kendisinden haber alınamadığını söyledi. Jiyan Tosun, “Görgü tanıklarına göre kaçıranlar arasında JİTEM bağlantılı Şehmus Durak da vardı ve iki araç daha bu operasyona eşlik ediyordu. Aile, yaptığı araştırmalar sonucu, kaçırıldıktan sonra  babalarının Yeşil  kod isimli Mahmut Yıldırım’a  teslim edildiğini, önce Van JİTEM merkezine, daha sonra da Van Jandarma Alay Komutanlığı’na götürüldüğünü öğrendi. Ayrıca kaçırma olayına karışan JİTEM’le ilişkili şahısların kimlik bilgilerine de ulaştı.22 Nisan 1995 tarihinde aileyle görüşen ve kendisini özel harp dairesi mensubu olarak tanıtan kişi ‘babanızı bırakmak için 750.000 Mark istiyoruz’ dedi. Bunun üzerine aile, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar ile görüştü. Bu görüşmeden hemen haberdar olan söz konusu kişi aileyi arayarak ‘babanızı ölmüş bilin’ dedi.”

    “KADİR KEREMOĞLU’NUN MEZAR YERİ AÇIKLANSIN”

    Jiyan Tosun, şu sözlerle devam etti:

    “Şehmus Durak’ın eşi, vicdan azabı çektiğini söyleyerek  aile ile temasa geçti. Keremoğlu’nun  evlerinde Yeşil tarafından infaz edildiğini, olaya kendisinin ve kayınvalidesinin tanık olduğunu anlattı. Bu itirafın ses kaydı alındı. Emniyet, adli ve askeri makamlara başvuran aile bir sonuç alamadı. Diyarbakır, Hakkâri ve Van adliyeleri arasında gidip gelen dosyada Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açığa çıkarılmasını, sorumlu olanların cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte bir yargılama faaliyeti yürütülmedi. Gözaltında kaybedilişinin 30’ncu yılında bir kez daha yineliyoruz: Kadir Keremoğlu’nun mezar yeri açıklansın, onu kaybedenler üzerindeki cezasızlık zırhı kaldırılsın. Adalet sağlansın. Kaç yıl geçerse geçsin, Kadir Keremoğlu için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    BARO BAŞKANI KABOĞLU: CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDAYIZ

    Açıklamaya katılan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu, “Cumartesi Annelerinin acılarını kurumsal olarak paylaşıyoruz. İstanbul Barosu yönetimi olarak Cumartesi Anneleri’nin yanındayız. Barışçıl bir araya gelişe anayasaya aykırı işlemlerin uygulanmasını kınıyoruz. Adaleti ortaya çıkartmak yerine adaletsiz uygulamaların reva görülmesi kabul edilemez. Cumartesi Anneleri’nin adalet arayışı toplumsal barışın temel taşlarından biridir” dedi.

    “BARİYERLER KALDIRILSIN, MEYDAN AÇILSIN”

    Devamında söz alan kayıp yakını İkbal Eren, “Sevdiklerimiz için adalet ararken bariyerlerin kaldırılmasını, meydanın açılmasını ve hafıza mekanımızda buluşmayı talep ediyoruz” diyerek alanın bariyerlerle kapatılmasına dönük tepkisini dile getirdi.

    “BABAMIN FAİLLERİ BELLİDİR”

    Kadri Keremoğlu’nun ailesinin gönderdiği mektubu İHD üyesi Osman İşçi okudu. Mektup şu şekilde: “30 yıldır babamı bulmak için her kapıyı çaldık, hepsi üstümüze kapandı. Tüm hukuk yollarını denedik ama sonuç alamadık. Başında dua okuyacağımız bir mezarımız olsun istiyoruz. Babamın failleri bellidir, adalet istiyoruz. Davamızın ve Cumartesi Anneleri’nin yanındayız. 30 yıl değil 100 yıl da geçse evlatlarımızla, torunlarımızla babamın akıbetinin sıkı takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

    Eylem abluka altındaki meydana karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • 44 yıl önce kaybedilen Yedigöl’ün akıbeti sorudu:  Sadece bir mezarı olsun istiyoruz

    44 yıl önce kaybedilen Yedigöl’ün akıbeti sorudu: Sadece bir mezarı olsun istiyoruz

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 44  yıl önce gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün  akıbetini sordu. Yedigöl’ün kardeşi Müzifer Yedigül, “Acımızı kabuk bağladı ama asla dinmedi. Sadece bir mezarımızın olmasını istiyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin biz ve çocuklarımız kayıplarımızı anmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    Her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1047’ncisini gerçekleştirdi. Ellerinde, gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğrafları ve karanfillerle Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri, 12 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alınan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Nurettin Yedigöl’ün akıbetini sordu.

    Eyleme, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri ile çok sayıda hak savunucusu katıldı. Basın metnini kayıp yakını Besna Tosun okudu.

    Besna Tosun, “Gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl ve 44 yıldır hakikate ve adalete ulaşma hakları ihlal edilen Yedigöl Ailesi’ne yaşatılanların toplumsal bellekte yer almasını sağlamak amacıyla bir araya geldik” dedi. Erzincan doğumlu Nurettin Yedigöl’ün, 12 Eylül Askerî Darbesi sonrası hakkında yakalama kararı çıkarıldığını söyleyen Besna Tosun, 12 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir eve düzenlenen baskınla gözaltına alındığını belirtti.

    Besna Tosun devamında, “İstanbul Emniyet Müdürlüğü Gayrettepe 1. Şube’ye götürülen Yedigöl, burada ağır işkenceye maruz kaldı. İşkenceyle öldürülen bedeni kaybedildi. Baba İsmail Yedigöl, 12 Eylül’ün yarattığı baskı ortamına rağmen, başta Kenan Evren olmak üzere tüm ilgili makamlara başvuruda bulundu. Ancak kendisine İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından, Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığı ve böyle bir kaydın bulunmadığı yönünde cevaplar verildi. Buna karşın 10 kişi, Nurettin Yedigöl’ü siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık etti ve ‘Şahidiz, işkencede öldürüldü’ şeklinde beyanda bulundu. Ancak savcılık, bu tanıklıklara karşılık ‘Böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın’ demekle yetindi” şeklinde konuştu.

    “EVRENSEL HUKUKU SAVUNMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    Nurettin Yedigöl’ün ailesinin ısrarlı suç duyurularına rağmen sonuç alınamadığını ifade eden Besna Tosun, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen üç ayrı soruşturmada, zaman aşımı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini belirtti. Besna Tosun, “Anne Zeycan Yedigöl, son olarak 15 Şubat 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak Mahkeme, 10 Aralık 2015 tarihinde başvuruyu, zaman bakımından yetkisizlik gerekçesiyle kabul edilemez buldu.

    Suçun ağırlığını ve özgün niteliklerini dikkate almayan bu kararla, iç hukukta hakikatlerin ortaya çıkarılması ve faillerin tespit edilip cezalandırılması imkânı engellenmiş oldu. Aile son olarak AİHM’e başvurdu. İsmail ve Zeycan Yedigöl, hayatlarının sonuna dek oğullarını aradılar. Ancak ne Nurettin’e ne de adalete ulaşabildiler. Bugün bizler, onların bıraktığı yerden; devletin resmi söylemlerine karşı hakikati, adaletsizlik üreten yargı sistemine karşı evrensel hukuku savunmaya devam ediyoruz” sözlerine yer verdi.

    “İŞKENCE DEVLET POLİTİKASIDIR”

    Ardından söz alan Eren Keskin şunları dile getirdi:

    “O dönemde evlerinden, iş yerlerinden, sokaktan gözaltına alınıp kaybettirilen insanların hepsi, bir dosyalarının olduğunu sanıyordu. Çünkü çocukları kayıptı. Mutlaka bir savcı bunun peşine düşer diye düşünüyorlardı. Herkes, bir dosyaları var diyerek yıllarını geçirdi. Ama dosya yoktu. Nurettin Yedigöl’ün de bir dosyası olup olmadığı, yıllar sonra açığa çıktı. Bu devlet 2010 yılında halka bir oyun oynadı. Bir anayasa değişikliği yaptı. Bu değişiklikle cuntacıların yargılanacağını zannetti toplum. Biz de o tarihlerde, ailenin avukatı olarak yeni bir suç duyurusunda bulunduk. Madem cuntacılar yargılanacak, o zaman Nurettin Yedigöl’ü işkenceyle katledenler de yargılanabilir. Suç duyurusunda bulunduk ama maalesef takipsizlik kararı verildi.

    Türkiye’de cumhuriyetten bu yana işkence bir devlet politikasıdır. Bu devlet, sistematik bir şekilde işkenceye, zorla kaybetmelere ve cinayet suçlarına zaman aşımı uyguluyor. 20 yıl içinde tüm dosyalar kapanıyor. Herkesin yaşamından devlet sorumludur ama zaman aşımı var. Hem Nurettin Yedigöl hem de diğer tüm kayıplarla ilgili mücadelemiz devam edecek.”

    “ADALET MÜCADELESİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Açıklamada konuşan Yedigöl’ün kardeşi Müzifer Yedigül de,“Acımızı kabuk bağladı ama asla dinmedi. Sadece bir mezarımızın olmasını istiyoruz. Bu ülkeye artık barış ve demokrasi gelmesi gerekir. Ama maalesef anti demokratik uygulamalar devam ediyor. Abimin kaybolmasının üzerinden 44 yıl geçti. Kaç yıl geçerse geçsin biz ve çocuklarımız kayıplarımızı anmaktan vazgeçmeyeceğiz. Suçlular cezasını çekene kadar adalet arayışımız devam edecek. Nurettin Yedigöller ölmedi içimizde yaşamaya devam ediyor” diye belirtti.

    Eylem, meydana bırakılan karanfillerin ardından sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Cumartesi Anneleri, 1046. hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Ömer Ölker’i hatırlattı – VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 1046. hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Ömer Ölker’i hatırlattı – VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1046. hafta eyleminde gözaltında kaybedilen Ömer Ölker’in akıbetini sordu. Okunan basın açıklamasında “Ölker için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlatılan ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1046. haftada devam etti.

    Cumartesi Anneleri’nin 1046. hafta eyleminde 15 Nisan 1994’ten bu yana akıbetine ulaşılamayan Ömer Ölker dosyasına dikkat çekildi.

    1. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.

    “ÖMER ÖLKER DOSYASI İLE KAMUOYUNUN KARŞISINDAYIZ”

    Sebla Arcan, gözaltında kaybedilen Ömer Ölker için adalet istediklerini belirterek şu ifadelere yer verdi:

    “Anayasa ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının ve yetkililerinin anayasal bir yükümlülüğüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucu ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesi ise idari ve yargısal makamların görevidir. Bu sebeple, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle yargı mercileri tarafından değerlendirilmesi ve adil bir çözüme kavuşturulması esastır. Ne var ki, Türkiye’de devlet, bu anayasal yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi; idari ve yargısal makamlar da meydana gelen hak ihlallerinin giderilmesi yönündeki görevlerini yerine getirmemektedir.

    İşte bu gerçeği bir kez daha ifade etmek üzere 1046. haftamızda, Galatasaray Meydanı’ndan bizi ayıran polis bariyerlerinin önündeyiz. Bir kez daha haykırıyoruz: Gözaltında kaybedilen sevdiklerimizle ilgili devlet ve yetkili organları görevlerini yerine getirmiyor. Yapmış olduğumuz tüm başvurular sonuçsuz bırakılıyor. Hakikat ve adalet talebimiz ise çeşitli yasaklama ve engellemelerle bastırılmaya çalışılıyor. Bu hafta, hakikati bilme ve adalete erişim hakkımızın engellendiği Ömer Ölker dosyası ile kamuoyunun karşısındayız.

    “OTOPSİ USULÜNE UYGUN YAPILMADI”

    25 yaşında, iki çocuk babası Ömer Ölker, Şırnak’ın Silopi ilçesinde yaşıyordu. Türkiye Posta İşletmelerinde geçici işçi olarak çalışıyor, aynı zamanda berber dükkanı işletiyordu. 5-6 Mart 1994 tarihlerinde Tekel Pazarlama ve Dağıtım Müessesesinin personel alım sınavına girmiş ve sınav sonucunu beklemekteydi. 15 Nisan 1994 tarihinde, berber dükkanına malzeme almak üzere Şırnak’a giden Ömer Ölker’den bir daha haber alınamadı. İki gün sonra, 17 Nisan 1994 tarihinde, gündüz vakti İdil’in Duru Köyü mevkiinde, Beyhan Tesisleri yanında cansız bedeni bulundu. Üzerinde kimliği bulunmamakla birlikte, Tekel Sınav Giriş Belgesi mevcuttu. Ölker’in, gözünden girip beynini parçalayarak çıkan bir kurşunla hayatını kaybettiği tespit edilmiş ve ölüm sebebi bilindiği gerekçesiyle klasik otopsi işlemi yapılmamıştı. Ölüm sebebi dış muayene ile bilinse dahi usulüne uygun yapılmayan otopsi, beden üzerindeki delillerin kaybolmasına ve ölüm şekline ilişkin tüm bulguların tespit edilememesine neden olacaktı.

    “ZAMAN AŞIMI DOLDUĞU GEREKÇESİYLE KOVUŞTURULMAYA YER VERİLMEDİ”

    Olay Yeri Tutanağı’na göre, Ölker başka bir yerde öldürüldükten sonra cesedi olay yerine getirilip bırakılmıştı. Cesedin bulunduğu yol üzerinde üç jandarma kontrol noktası bulunmakta olup, ceset taşıyan bir aracın bu kontrol noktalarından resmi kimlik göstermeden geçmesi mümkün değildir. Olayın ardından İdil Cumhuriyet Başsavcılığı 1994/66 hazırlık numarası ile bir soruşturma başlattı. Ancak etkin bir soruşturma yürütülmeden, 11 Haziran 2014 tarihinde dosyada zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.

    Aile, Midyat Sulh Ceza Hakimliğine başvurarak karara itiraz etti, şüpheli olarak dönemin Cizre İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz ile 6 JİTEM mensubunun ismini verdi. Ancak itiraz reddedildi. Bunun üzerine, aile avukatları Veysel Vesek aracılığıyla 20 Şubat 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi ise 15 Kasım 2018 tarihinde başvurunun “diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin, süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar verdi. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulundu.

    Anayasa Mahkemesi, bu dosyada AİHM’in zorla kaybetme davalarına ilişkin içtihatlarını dikkate almamış; suçun ağırlığı ve özgün niteliklerini göz ardı eden bu kararıyla, etkili bir soruşturmanın yürütülmesini, hakikatin ortaya çıkarılmasını ve faillerin cezalandırılmasını engellemiştir.”

    “ÖMER ÖLKER İÇİN ADALET TALEP EDİYORUZ”

    Sebla Ercan, Ömer Ölker için adalet taleplerinden vazgeçmeyeceklerini ifade ederek şunları söyledi:

    “1046. haftamızda, evrensel hukuk ilkeleri çerçevesinde, Ömer Ölker için adaletin sağlanmasını bir kez daha talep ediyor ve kamuoyunun dikkatine sunuyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin, Ömer Ölker için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “31 YILDIR İÇİMİZ BURUK ADALET BEKLİYORUZ”

    Ömer Çelik’in ailesi eyleme katılmadığı için mektup gönderdi. Şırnak’ta bulunan aile mektupta Ömer Ölker’in faillerinin bulunması için yapmış oldukları adalet sürecinden bahsetti. 31 yıldır adalet mücadelesi sürdürdüklerini söyleyen aile, mektupta şu ifadelere yer verdi:

    31 yıldır bu acıyı tekrar tekrar yaşıyoruz. 31 yıldır içimiz buruk adalet bekliyoruz. Zaman acılarımızı azaltmıyor. Dile kolay 31 yıl ama bize bir asır gibi geliyor. Ölker ailesi olarak diğer kayıp yakınları gibi hakikati bilelim, adalete kavuşalım, insan haklarına sahip olalım ve artık rahat uyuyalım istiyoruz. Allah bugünleri bize nasip etsin diye dua ediyoruz. İnsan haklarına dayanarak devletten adalet istiyoruz. 31 yıldır beklediğimiz adalet kapısı bu sefer açılsın. 31 yıldır faillerimizin bulunmasını bekliyoruz.  Dinmeyen acımızın, gözyaşımızın adaletini istiyoruz. Bizler bizim gibi binlerce insanın tek temennisi adaletin yerini bulmasıdır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri 1045. haftasında Talat Türkoğlu’nun bulunması için toplandı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1045. haftasında Talat Türkoğlu’nun bulunması için toplandı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1045’inci buluşmasında bir araya gelerek 29 Mart 1996 tarihinde annesini görmek için gittiği Edirne’de 1 Nisan 1996 tarihinde evine dönmek üzereyken haber alınamayan Talat Türkoğlu için ‘Adalet’ istedi.

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1045’inci haftasında gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri, bu haftaki eylemde, İstanbul Avcılar’da yaşayan annesini görmek için gittiği Edirne’de 1 Nisan 1996 tarihinde evine dönmek üzereyken kendisinden bir daha haber alınamayan Talat Türkoğlu’nun akıbetini sordu.

    Av. Gülseren Yoleri, 1045’inci haftasında yetkililere 29 yıl önce kaybettirilen Talat Türkoğlu’nun bulunması için adalet çağrısında bulundu. Yoleri, yaptığı açıklamada şu ifadelerde bulundu.

    “Yaşadık, biliyoruz: Barışçıl bir gösteri sırasında katılımcıların engellenmesi veya gösteri sonrasında katılımcılara yönelik soruşturma ve cezalandırma yoluna gidilmesi Anayasa’ya aykırıdır ve toplanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir. Hakkın keyfi biçimde engellenmesi, insanları düşüncelerini serbestçe açıklamaktan, toplantı ve gösterilere katılmaktan caydırmayı amaçlamaktadır. Toplanma ve gösteri hakkını hedef alan bu hukuksuzluk son bulmalıdır. İlk adım olarak, Galatasaray’daki bariyerler kaldırılmalıdır. Ancak bu yetmez; gösteri ve toplanma hakkını kullandıkları için tutuklanan herkes derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki tüm suçlamalar düşürülmelidir.

    ANNESİNİ GÖRMEK İÇİN GİTTİĞİ EDİRNE’DEN BİR DAHA GERİ DÖNMEDİ

    Sosyalist kimliğiyle bilinen 45 yaşındaki Talat Türkoğlu, İstanbul Avcılar’da yaşıyordu. 29 Mart 1996 tarihinde annesini ziyaret etmek için Edirne’ye gitti. İstanbul’dan Edirne’deki evin kapısına kadar sivil polisler tarafından takip edildiğini kardeşlerine söyledi. Ailesinin yanında kaldığı süre boyunca bu durum devam etti.1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’daki evine dönmek üzere yola çıkan Türkoğlu’ndan bir daha haber alınamadı. Türkoğlu Ailesi, İnsan Hakları Derneği ve Uluslararası Af Örgütü’nün tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Resmi makamlar, Talat Türkoğlu’nun gözaltına alınmadığını ve nerede olduğunu bilmediklerini söyledi.

    İTİRAFLAR SONUCUNDA MERİÇ NEHRİ’NE ATILDIĞI SÖYLENDİ

    1997 yılında JİTEM mensubu Kasım Açık’ın yaptığı itiraflar basına yansıdı. Talat’ın eşkâlini, kullandığı saati, giysi ve ayakkabılarını, cüzdan bilgilerini ayrıntılarıyla veren Kasım Açık; onun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından sorgulandığını, işkenceyle öldürüldüğünü ve bedeninin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Bu beyanlar üzerine Türkoğlu Ailesi, avukatları aracılığıyla ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvurdu. Ancak savcılık, etkin bir soruşturma yürütmeden “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi. AİHM’e taşınan davada ise Türkiye, etkili bir soruşturma yapmadığı ve Talat Türkoğlu’nun yaşama hakkını koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm oldu.”

    “İÇ HUKUKTA BÜTÜN BAŞVURULARA RAĞMEN ZAMANAŞIMI DENİLEREK DOSYA KAPATILDI”

    Türkiye’de yapılan itiraz dilekçelerine rağmen başvuruların sonuçsuz bırakıldığını söyleyen Yoleri, şunları aktardı:

    “AİHM’nin Türkiye’yi mahkûm etmesinin ardından, dosyayı başından beri takip eden İHD avukatı Gülizar Tuncer, Edirne Savcılığı’na dilekçe ile başvurarak AİHM’nin verdiği mahkûmiyet kararı gereği soruşturmanın derinleştirilerek sürdürülmesini talep etti. Ancak Edirne Savcılığı, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle “kovuşturma yapılmasına yer olmadığına” karar verdi. Bu karara yapılan itiraz başvurusu da reddedildi.

    Aile, 18 Ağustos 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi ise 2020 yılında başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdi. Aile, kararın icrası için tekrar AİHM’e başvurdu.

    Kısacası, Talat Türkoğlu’nun gözaltında kaybedilmesi ile ilgili iç hukukta tüm başvuru yolları denenmesine rağmen, evrensel hukuka aykırı bir biçimde zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı.”

    “KAÇ YIL GEÇERSE GEÇSİN KAYIPLARIMIZ İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Yaptığı açıklamada Cumhurbaşkanı Erdoğan’a seslenen İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, açıklamasında şunları dile getirdi:

    “1045. haftamızda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sesleniyoruz: Kayıp yakınlarının “Gözaltına alınan sevdiklerimize ne oldu?” sorusunun muhatabı 23 yıldır siz ve iktidarınızdır. Zira gözaltında kaybetmelerde, sadece olayın gerçekleştiği dönemdeki iktidarları değil, aynı zamanda sonraki iktidarları da kapsayan bir sorumluluk zinciri vardır. Kayıp yakınlarına etkili ve ulaşılabilir iç hukuk yolları sağlama ve seslerini duyurma çabalarını destekleme sorumluluğunuzu yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin, Talat Türkoğlu için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından konuşan Talat Türkoğlu’nun ablası Münübe Türkoğlu, hukuki yollardan hiçbir cevap alamadıklarını belirterek, “Meydanda 10 kişi sınırlaması ile bulunmak istemiyoruz. Kayıp yakınları ile hep birlikte düşüncelerini, duygularını aktarma noktasında yetkililer neden rahatsızlar. Adalet istiyoruz, faili meçhul cinayetlerin failleri yargılansın istiyoruz. Meriç Nehri’ne atıldığı söyleniyor peki bu ceset neden hiç kenara vurmadı? Biz Adli tıplara, kimsesizler mezarlığına baktık yok. Biz devletin komplosuna uğratıldık. Siyasi erk isterse adalet sağlanır, failleri bulur ama siyasi erk bulmuyor, yargılamıyor” dedi.

    Münübe Türkoğlu,”Düşüncesinden dolayı kimse bu ülkede yargılansın istemiyoruz. Biz bunu niçin yaşıyoruz, peki adalet sağlanamaz mı? Siyaset isterse suçluları bulur, ama bulmuyor, bizleri de burada 10 kişiyle sınırlandırıyor. Peki ne yapalım, canımıza dokundular, biz ne yapalım? Ben bu meydandan sesleniyorum: Bir sonraki buluşmamızda bütün ailelerle buluşmak istiyorum. İnsan hakları gasp edildiyse zaman aşımı olmamalı. Bu meydanın bize açılmasını istiyoruz” ifadesinde bulundu.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    Cumartesi Anneleri eylemleri 1044. haftada: Bize bir mezar taşı gösterin- VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin 1044’üncü buluşmasında Ali Karagöz’ün akıbeti soruldu. Kayıp yakınları bayramda mezara gideceklerine Galatasaray Meydanı’na geldiklerini vurgulayarak, “Bize de bir mezar taşı gösterin, bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” dedi.

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 1044’üncüsünü gerçekleştirdi. Karanfiller ve gözaltında kaybettirilen yakınlarının fotoğraflarıyla Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, bu hafta 1993 yılında Cizre’de katledilen Ali Karagöz‘ün faillerin yargılanmasını istedi.

    Burada yapılan basın açıklamasını gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in yeğeni Setenay Yarıcı okudu.

    “KARAGÖZ’ÜN AKIBETİNİ SORAN EŞİNE ÖLÜM TEHDİDİ”

    Setenay Yarıcı, 27 Aralık 1993 sabahında askerlerin ve Kamil Atak’a bağlı korucuların Ali Karagöz’ün evine baskın düzenleyerek gözaltına alındığını, ardından da kendisinden haber alınamadığını belirtti. Setenay Yarıcı, Ali Karagöz’ün kaybedilmesine ilişkin şunları aktardı:

    “Ayşe Karagöz, eşini zorla götüren askerlerin peşinden gitti. Bir süre sonra yolda Şevkiye Aslan ile karşılaştı. Şevkiye, eşi İskan Aslan’ın da gözaltına alındığını ve Ali Karagözle ellerinden birbirlerine bağlanarak korucubaşı Kamil Atak’ ve Kukel Atak’ın evinin altındaki bodruma götürüldüklerini söyledi. Ayşe Karagöz, eşinin serbest bırakılmasını talep etmek için Atak’ların evine gitti ancak ‘eşini sormaya devam ederse kendisinin de öldürüleceği’ tehdidiyle karşılaştı. Bunun üzerine savcılığa dilekçe ile başvurdu ve eşinin bulunmasını talep etti. Ayşe Karagöz daha sonra savcılığa verdiği dilekçeyle ilgili gelişme olup olmadığını sorduğunda dilekçesinin işleme konmadığını öğrendi. Eşini aramaya devam eden Ayşe Karagöz, sürekli tehdit edildi, hiçbir bilgiye ulaşamadı.

    2009 yılında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı’na ifade veren korucu Mehmet Nuri Binzet, Kamil ve Kukel Atak’a ait Cudi mahallesinde bulunan evin bodrum katlarında nezarethane olarak kullanılan odalar bulunduğunu, buraya getirilen kişilerin Cemal Temizöz’ ün bilgisi dahilinde sorgulandıktan sonra infaz edildiklerini anlattı. Ayşe Karagöz, 18 Mart 2009 tarihinde Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na tekrar başvurdu. 2009/435 soruşturma numarasıyla ifadesi alındı ancak bu güne kadar etkili bir soruşturma yürütülmedi. Ali Karagöz’ün akıbeti karanlıkta bırakıldı, bilinen failleri cezasızlıkla korundu. Kaç yıl geçerse geçsin, Ali Karagöz ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “BURAYI MEZAR BİLDİK”

    Burada yapılan konuşmalarda kayıp yakınları arife gününde diğer insanlar gibi sevdiklerinin mezarını ziyaret etmek istediklerini, kayıplarının bulunmasını söylediler. Kayıp yakınlarından Hanife Yıldız, “30 yıldır buradayız, 59 bayram geçti kaybedilen insanların mezarı olmadığı için burayı mezar olarak bildik ve buraya geliyoruz. Ama yalnızca kendimiz için burada değiliz. Son zamanlarda adalet isteyen yurttaşlar ağır müdahalelere uğruyor. İşkenceci polislere sesleniyorum; şiddet uyguladığınız çocukların ailelerinden aldığınız paralarla geçiniyorsunuz. Öfkenizi asıl sorumlulara yöneltmelisiniz. Bugün Maltepe’de yapılan mitingi de selamlıyoruz” dedi.

    Ardından konuşan bir diğer kayıp yakını İkbal Eren, 89 bayramdır eksik hissettiklerini dile getirerek, “Sevgimiz yarım, duygularımız eksik çünkü sevdiklerimize sarılamıyoruz. Onlara sarılamadığımız gibi mezarları bile yok. Bu mekan özellikle bayramlarda sevdiklerimizin fotoğraflarına sarıldığımız bir mekan ama bunu da bize çok gördüler. 7 yıl boyunca burayı bize yasakladılar. Galatasaray meydanını görün artık, kayıplarımızın akıbetini açıklayın ve bize teslim edin artık” ifadelerini kullandı.

    Son olarak konuşan kayıp yakını Hanım Tosun ise “Herkes mezarlığa koşuyor ama biz maalesef Galatasaray Meydanı’na geliyoruz. Burası bizim için çok önemli çünkü gidecek bir mezarımız yok. Kayıplarımızın nerede olduğunu bilmiyoruz o nedenle nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Bu güzel insanların hiçbir suçu yoktu. Yargısız infaz ve işkence yaptılar. Yarın bayram herkes sevdiklerinin yerine gidecek ama dönüp bir de Galatasaray’a bakın. Bize de bir mezar taşı gösterin bu karanfilleri o mezara götürelim, sevdiklerimizin yanına gidelim” diye konuştu.

    Konuşmaların ardından kayıplar için karanfiller bariyerlerin ardındaki anıta atıldı.

    PİRHA/ İSTANBUL