Etiket: DAD

  • DAD: Alevi Muhtar Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartı derhal kaldırılmalıdır!

    DAD: Alevi Muhtar Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartı derhal kaldırılmalıdır!

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartına tepki gösterdi. DAD, “Ardahan’da valilik öncülüğünde yapılan toplantı da Cemevi Başkanlığını eleştiren Sors (Burmadere) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün gözaltına alınması bu açıdan tüm Alevilere ve Alevi kurumlarına verilmek istenen bir gözdağıdır” dedi.

    AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, köy muhtarlarına baskı yaparak cemevi tapularını istiyor. Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük, bu duruma ve Alevilere yönelik asimilasyona ve bu baskılara karşı çıktığı için gözaltına alındı. Göyük, savcılıkta verdiği ifadenin ardından denetimli olarak serbest bırakıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak, Ardahan’ın Damal ilçesi Burmadere (Sors) köyü muhtarı Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol şartına tepki gösterdi.

    “ŞAHİSMAİL GÖYÜK’E VERİLEN ADLİ KONTROL DERHAL KALDIRILMALIDIR!”

    DAD Genel Merkezi’nin yaptığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Alevi Diyaneti” olma misyonuyla kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevi toplumunun tüm itirazlarına rağmen asimilasyon faaliyetlerine devam etmektedir. Aleviliğe ait her tarihsel ve kültürel değeri hedefine koyarak anlam kaybına uğratan bu faaliyetler ile “Alevisiz Alevilik, Türk-İslam Aleviliği” gibi nihai sonuçlar elde edilmek istendiği şüphe götürmez bir yerde durmaktadır. Son süreçte birçok yerde yapılan sempozyum ve çalıştaylar aracılığıyla Alevi süreklerin tarihi çarpıtılmak istenmekte, maddi kuşatma politikaları ile cemevleri teslim alınmaya çalışılmakta ve bir bütünen Alevilik adına nerede bir yaşam emaresi var ise orada türeyerek, Hakikatçi geleneğin temsilcisi olan Aleviliği tersyüz edip karşıt Alevilik var edilmek istenmektedir.

    Geçen hafta adeta Alevi değerleriyle alay edercesine nefes ve deyişlerden oluşan para ödüllü “güzel okuma ve ses yarışması” düzenleneceği duyuruldu. Alevi ansiklopedisi yazma girişiminden sonra, ‘Alevilik-Bektaşilik sözlü tarih projesi’ adıyla yeni bir çalışma başlattıkları basına yansıdı. Tüm bu asimilasyon politikaları hayata geçirilirken, Cemevi Başkanlığı gelişen itirazları hazmedememekte ve yaptık-oldu dayatmasıyla Aleviliğe yöneltilen bu ağır saldırıları her birimizin sessizce kabul etmesini beklemekte.

    “ALEVİLERE VE ALEVİ KURUMLARINA VERİLMEK İSTENEN BİR GÖZDAĞIDIR”

    Ardahan’da valilik öncülüğünde yapılan toplantı da Cemevi Başkanlığını eleştiren Sors (Burmadere) köyü muhtarı Şahismail Göyük’ün gözaltına alınması bu açıdan tüm Alevilere ve Alevi kurumlarına verilmek istenen bir gözdağıdır. Bilinmelidir ki hukukun bir tehdit olarak araçsallaştırılması dahi, Alevi toplumunu kendi yolunu, ikrarını, itikadını savunmaktan alıkoyamayacaktır!

    Demokratik Alevi Dernekleri olarak;

    -Alevi Diyaneti olarak kurgulanan Cemevi Başkanlığı’nın toplumumuzda asla meşruluğu olmayacağını,

    -Bu başkanlığın yaptığı tariflerle binlerce yıllık kadim hakikat bilgisiyle yoğrulmuş olan Aleviliği başkalaşıma uğratma çabalarının beyhude olacağını,

    -Devletin inancımızdan elini çekmesi gerektiğini; bir kez daha vurguluyoruz! Şahismail Göyük’e verilen adli kontrol derhal kaldırılmalıdır! Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir!”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Cemevi Başkanlığı’ndan muhtara ‘cemevi tapusu’ baskısı; Alevi örgütlerinden tepki gecikmedi

    Cemevi Başkanlığı’na karşı çıkan muhtar gözaltına alınmıştı; Damal Dernekleri Federasyonu’ndan tepki!

  • ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    ‘Aleviler, onurlu, toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almalılar’-VİDEO

    PİRHA-DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkili olduğunu vurgulayarak, “Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir” dedi.

    22 Ekim Salı günü Devlet Bahçeli partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Meclis’te konuşma yapmasını, silahların bırakılması, müzakere yoluna gidilmesini, söyledi.

    Devlet, Devlet Bahçeli üzerinden bir tartışma başlattı. Neyi amaçladılar? Hegemonik güçler bu süreçte nasıl konumlanacaklar? Devlet aklı Kürt siyasetçileri birbirine bırakarak, ayrıştırma yaparak asıl muhatabı görünmez mi kılacak? Kürtleri en aza razı edip siyaset olarak etkisiz hale mi getirecek? Yaşanan süreç Türkiye için sıtratejik bir hamle midir yoksa konjoktörel bir planlama mıdır? Sistemsel krizi kısa süreliğine atlatıp AKP – MHP ittikının ömrünü mü uzatacak? 3. Dünya savaşının etkilerini Türkiye’yi olumsuz etkilemesini engellemek için, sahadaki gelişmeleri okuyarak demokratik siyasetin önünü mü açacak? Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Kürtlerle ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alacak bir çözüme mi gidecek? Bütün bunları sahada ki gelişmeler ve atılacak adımların niteliği belirleyecek.

    Biz de tüm bu gelişmeleri Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete ile konuştuk.

    “BARIŞ SÜRECİNİN DERİNLİKLİ VE KAPSAMLI OLMASI GEREKİYOR”

    PİRHA:Bir tarafta Ortadoğu’da savaşın dozajı yükselirken, Türkiye’de “barış” konuşulmaya başlandı. PKK Lideri Abdullah Öcalan, 43 ayın ardındna Ömer Öcalan’la aile görüşmesi gerçekleştirirken, AKP-MHP kanadındna açıklamalar gelmeye devam ediyor. Ardı ardına yaşanan bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Zeynel KETE: Çoklu kayıpların ve kazanımların yoğunca yaşandığı bir dem-i davrandı yaşıyoruz. An geçmişin yükünü omzunda taşır. Yaşanan her anın tarih olduğu realitesi tecrübeyle sabittir. Yaşadığımız an geçmişin yükünü omzunda taşır. Bu hakikatle olaylara yaklaşmak, çözüm odaklı yaklaşımdır. Kürt Sorunu cumhuriyet tarihinde devletin ulus yaratırken tekçiliği esas almasından kaynaklı yaratılan bir sorundur. Sorun Kürtlerin kendisinden kaynaklı değildir. Kapsama alanı çok geniş, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel, tarihsel boyutu olan bir sorun. Sorunun çok kapsamlı olması “barış sürecinin” de derinlikli ve kapsamlı olmasını gerektiriyor. Elbette ki dünyada ki gelişmeler Türkiye yi derinlikli etkikemekte. 3. Dünya savaşının etkilerinin Türkiye yi çoklu boyut ile etkilediği günümüzde barış söylemini iyi değerlendirmek gerekiyor.

    Ortadoğu yeniden dizayn ediliyor. İsrail sadece kendine güç değildir aynı zamanda hegemonik ABD gücü demektir. Enerji hatlarının yeniden dizaynı söz konusudur. Güçler dengesi kendini yenilemektedir; ittifaklar yenileniyor,çatışmalar derinleşiyor. Özellikle iç barışını sağlamayan Ortadoğu’daki tekçi ulus devletler, kapitalist modernist güçler için sorun teşkil etmektedir. Egemenlerin çıkarı için ulus devletlerin yeniden inşası söz konusudur. Türkiye, İran, Irak, Suriye bunların başında gelmektedir. Ortadoğu’da yaşanan savaş sadece İsrail, Hamas ve Hizbullah ile sınırlı değildir, yayılma alanı genişleyen Güney Lübnan ve Gazze ile içine alan Yemen, Suriye, Türkiye, Irak ve İran’ı ciddi etkileyen bir süreç söz konusudur. Neredeyse Ortadoğu’nun tamamı bu savaşın içindedir. özellikle İsrail yetkililerinin dile getirdikleri “7 Ekim öncesi ile 7 ekim sonrası aynı olmayacak” sözü bölgedeki meydana gelen değişimlerin somut bir ifadesidir. Ortadoğu’da İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye İran savaşı bölgesel bir düzeye geldiği, savaşın derinleşmesi ile bölgenin kapitalist modernist güçler tarafından dizayn edilmesi doğru orantılıdır. ABD, İsrail Avrupa’nın İran’a tehtidleri, müdahalesi Basra Körfezi’nde başlayan ve bir bütün olarak Akdeniz’i etkileyecek Kürt jeopolitiği gerçekliği ortada duruyor.

    “100 YILLIK İNKAR SİYASETİ SIKIŞMIŞ DURUMDADIR

    -Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi de yeniden konumlanmayı itiyor?

    Kesinlikle. Türkiye iç siyasetinde her boyutuyla sistemsel krizin derinlemesine yaşanması, çaresizliğin her alanda görünür olması, toplumsal çürümenin gizlenecek düzeyde olmaması, bir çöküşün yaşanmasıyla beraber, uluslararası konjonktürde oyun kuranların Türkiye’yi konsepte dahil etmemesi gibi faktörler belirleyicidir.

    Uluslararası dengeler ve Türkiye’deki egemen siyaset Kürtleri içeride parçalama, yanında tutma, en aza razı etme çalışması yürütmektedir. Bu pazarda milli muhalefet ve milli iktidar aynı mantıkla hareket etmektedir. Gelinen aşamada 100 yıllık inkar siyaseti sıkışmış durumdadır. Bu sıkışmışlığı aşmak için bir yöntem bulmaları gerekiyor. Halkın beklentilerini, acılarını, özlemlerini, istemlerini, sahadaki gelişmeleri, uluslararası konjektörü görmezden gelerek toplumun umutlarıyla oynama sahte bir oyun halidir telafisi imkansız sonuçlara yol açacaktır.

    Kürtlerin, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesini esas alınması, toplumsal barışın inşa edilmesi için barış mücadelesi potansiyelleri yüksektir. Geçmişteki pratikler, sahada yaşananlara sıtratejik yaklaşılması, demokratik siyaset anlayışı çerçevesinde sürece cevap olma konusunda teorik ve pratik olarak güçlü katkılar sunarlar.

    ALEVİ TOPLUMU SITRATEJİK BİR SÜRECE SUSARAK, BEKLEYEREK CEVAP OLAMAZLAR”

    -İfade ettiğiniz ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş temelinde yaşama ilkesi, Alevilerin de temel hak mücadelesi. Bu süreçte ortak mücadele hattı barışın tesisi bağlamında ne anlam taşıyor?

    Türkiye’de inşa edilecek onurlu bir barış iklimi nihayetinde Alevi toplumu açısından da olumlu olacaktır. Tekçilik esas alınarak inşa edilen ulus devlet anlayışının en önemli iki topluluğu Kürtler ve Alevilerdir. Bu bakımdan onurlu bir barış Alevi toplumun zihin kodlarına uygundur. Yüzyıldır Alevi sürekleri yaşanan savaş ikliminde en çok etkilenen inanç kesimini oluşturmaktadır.

    Barış mücadelesi vermek Aleviler açısından ibadetten sayılır. Hakikat ve özgürlük arayışı aynı zamanda toplumsal barış mücadelesi demektir. Tarihsel hakikatlerinden aldıkları güç ile, yaşadıkları fiziksel ve kültürel soykırım süreçleri göz önüne alındığında sürece sıtratejik bir çerçevede okumaları toplumsal çıkarlarına uygun olur.

    Alevi toplumu sürecin olgunlaşması ile paralel olarak söz söyleme, pratik geliştirme lemaletleri vardır. Barış her halükarda Alevileri ilgilendirir. Yüzyıllık cumhuriyet modernitesi döneminde Kürtlerle beraber “muteber vatandaş” olmadılar. Kaldı ki Alevilerin büyük bir çoğunluğu Kürt idiler. Bundan dolayı hem inançlarından hem de etnik yapılarından dolayı çifte baskı gördüler.

    Alevi toplumu böyle sıtratejik bir sürece susarak, bekleyerek, sonuçlar üzerinden cümle kurarak cevap olamazlar. Başından itibaren onurlu toplumsal bir barış için tarihsel sorumluluk almaları gerekiyor. Bütün Alevi kurumları, pirler, mürşitler, rayberler, ozanlar, analar, yazarlar toplumu bu sürece hazırlamaları tarihsel görevdir.

    Kürt sorunu ve Alevilerin sorunlarının çözümü siyasetin demokratikleşmesi ile birebir ilşkilidir. Bu mana ile Kürt sorunun demokratik bir çerçevede çözülmesi gerekiyor. Alevilerin barışı savunurken ilkesel davranmaları gerekiyor. Mazlum kimdir? Sorunun kaynağı neresidir? Doğru barış savunuculuğu nedir? Sistemin iyisi ve kötüsüne rıza göstermeden üçüncü göz (Gönül gözü) mensupları kimlerdir? Barışı anlamlı kılmak, inşa etmek aslında tarihi de anlamlı kılmaktır. Aleviler toplumsal bilinçleri, farklılıkların ikrarlı birliği ilkesini esas alarak güncel ihtiyaçları ile bütünleştirmeleri gerekiyor. Aleviler demokratik siyasetin ve barış sürecinin öznesi olmalılar. Demokratik ve özgür bir yaşam için özne olmaları tarihsel hakikatlerinin gereğidir. Özne olmadan özgürlük olmaz. Parçalı duruş esaret ve yoksulluk demektir. Birlik, hakikat meydanında cümle can ile ikrarlı bir yaşam ve birlik özgürlüğe ve var olmaya götürür. Sürecin durumuna göre Aleviler mutlaka görev almalı. Üçüncü göz olmaları olumlu bir hava yaratır.

    Barış dönemlerinde toplumu harekete geçiren manevi güçler vardır. Alevi pirler, Seydalar, Analar, kültürel İslamı yaşayanlar, komün güçleri, pirler, bilgeler, kanaat önderleri barış talebini toplumsallaştırmalıdır, bu potansiyelleri yüksektir.

    “HALKIN İRADE, BİLİNÇ VE KARAR GÜCÜ OLMASI İLE BARIŞ İNŞA EDİLİR”

    -Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Sonuç olarak barışın anlamı silikleştirilmemeli, ulaşılmaz kılınmamalı. Barışın anlamı yitikleşmemeli. Barışın anlamı yitikleşirse hakikatte yok olur, yitikleşir. Barışın anlamı derinleştirilmelidir. Varoluşun asıl amacı bütünselliktir. Bundan dolayıdır Aleviler “cümle can” kavramını kullanıyor. Görüşmeleri yürütecek taraflar bu mana derinliğini göz önüne almaları, sorunun çözümünü kolaylaştırır. Tarihsel okumalar bize şöyle bir hakikati de göstermiştir. Hakikat ve özgürlük arayışı yürüten hiç bir kurum, örgüt veya lider kendi kaderi ile ilgili belirsizliği kabul etmez. Bu barış için önemli bir tespittir.

    Üçüncü dünya savaşında kartlar yeniden karılırken Kürtlerin Ortadoğu ve Türkiye’nin siyasi geleceğini belirleme konusunda kilit bir konuma geldikleri gerçekliği inkar edilmez. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında demokratik siyaset perspektifi ile toplum politikleşir, politikleşen toplum özgürleşir ve toplumsal barışını inşa eder. Siyaset sorunları ortak irade ile çözme, birlikte karar alma, ikrar ve rızalığı esas alama, bunun için Hak meydanını açma sanatıdır. Halkın irade, bilinç ve karar gücü olması ile barış inşa edilir. Gelinen aşamada taraflar imkansızı yapmazlarsa, olanaksız olanla karşı karşıya kalırlar. Barış için mücadele eden, cümle canı Hakk’ın varlık deryası olarak gören bu konuda pratik geliştiren cümle canlara aşk olsun.

    PİRHA/ADANA

  • Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    Kete’den ‘Tunceli Sempozyumu’na tepki: Dersim’deki Ra Heq inancını tüketme planıdır-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, hükümetin Munzur Üniversitesi’nde yapmayı planladığı “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” eleştirerek, “Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır” dedi. Kete bunun çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu sözlerine ekledi.

    AKP hükümetinin Dersim’deki asimilasyon faaliyetleri çeşitli yöntemlerle sürüyor. Tunceli Valiliği’nin koordinasyonuyla, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi işbirliğiyle, 16-17 Ekim 2024 tarihlerinde Munzur Üniversitesi’nde “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu” gerçekleşecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Zeynel Kete, yapılacak sempozyumu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK HORASAN’I TÜRKLEŞTİREN BİR TEZDİR”

    Zeynel Kete, sempozyumların kültürel soykırıma hizmet ettiğini anlamak ve bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından,  kurucu kodlara gitmek gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Gerçekten de kavram ve kuramların anlamını yitirdiği bir dönemde yaşıyoruz. Theodor W. Adorno’nun (Alman Felsefeci) belirlediği gibi günümüzün en büyük sorunu, anlam yitimi. Bir kavramın, bir değerin anlamı yitirildiği zaman tarihsel kök de uzaklaşır. Çok rahatlıkla bir yabancı yönetim, o topluma hakim olabiliyor. Son dönemlerde Dersim’de Munzur üniversitesi, Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığı ve Dersim’deki halihazırdaki cemevi ve bunun arkasında Diyanet bir sempozyum yapıyor. Horasan’la ilgili bir sempozyum. Aslında bu sempozyumların, ötekilerine yönelik yapılan sempozyumların nasıl bir kültürel soykırıma hizmet ettiğini, bu sempozyumlarda kimlerin görev aldığını bilmek açısından biraz daha geriye gitmek lazım. O kurucu kodlara gitmek lazım. Çünkü Osmanlı’nın son yıllarında daha doğrusu Cumhuriyet’in kurucu kadrolarının Osmanlı ve İttihat ve Terakki arasındaki ilişkiyi ve ötekilerine karşı bakış açılarını biraz daha açığa çıkarmak lazım. Osmanlı’nın son dönemlerinde özellikle Osmanlı subayları, “aydınları” diyebileceğimiz daha sonra Cumhuriyetin de kurucuları durumuna gelen birçok kesimin Alman emperyalistleriyle ciddi bir ilişki içerisinde olan bir İttihat Terakki anlayışı vardır. Bu dönemde aynı zamanda Türkçülük ve Turancılığın da fikrinin çok yoğun olduğu bir dönemdir. Ziya Gökalp, Halide Edip Adıvar, Ömer Seyfettin bu dönemin çeşitli dergilerinde edebi yazılar, hikayeler, makaleler yazarlar. Bu tezi geliştirdiler. Turancılık tezinin temeli Türklerin ana yurdu Orta Asya’dadır, Horasan’dır. Merkezi bir Türk tarih tezine dayanan, Horasan’ı da Türkleştiren bir tezdir. İttihat ve Terakki döneminden beri gelen bir tezdir. Nihayetinde bu Türkçü ve Turancı tez kendisini biraz daha böyle ütopik, Ergenekoncu, kızıl elmacı zihniyet olarak kendisine göründü. Bir coğrafya üzerinden hakimiyet kurma, bir coğrafyayı ele geçirme ve o coğrafyaya bir kimlik biçme durumu söz konusuydu.

    “KÜRTLER, ALEVİLER VE RA HEQ TOPLUMUNUN VARLIĞI, KÜLTÜRÜ YATSINDI”

    Nihayetinde Cumhuriyet’in kurucu kadroları da Osman son döneminde yetişmiş çoğu asker kökenli ve İttihat ve Terakkici bir zihniyetin taşıyıcılarıdır. Doğal olarak bu ilk kurucular İttihat Terakki’de almış oldukları toplum modelini, ötekine bakışı, kadına bakışı, doğaya bakışı, topluma bakışını da alıp buraya entegre ettiler. Ve bunun en somut belgesiyse daha sonra 1924 Anayasasıyla egemen ulus olmanın hukuk metnini oluşturdular. Cumhuriyet’in ulus devlet anlayışı ya da devletin ulus yaratma politikaları Cumhuriyet’in merkezileşmesi ve toplumsal ilişkiler devletin aygıtları üzerine çok yoğun bir şekilde görünür olmaya başladı. Özellikle okullar, camiler, hastaneler, kışlalar, hapishaneler, kültür merkezleri, açılan ocaklar, Türk yurdu dergileri benzeri kurumlar üzerinden bu tek dil, tek din, tek mezhep, tek kültür, teklik üzerinde ulus model tanrılaştırıldı. Kültürel ve fiziki soykırım söz konusuydu çünkü ötekiler bu anayasayı kabul etmedikleri zaman doğal olarak kendi hakikatlerinden gelen, doğal olan kendi varlıklarını, birliklerini, dirliklerini devam ettirme süreci başlıyordu ve bu sürece hayır diyen, demokratik haklarını en iyi şekilde, 21 Anayasasına verilen sözlerin yerine getirilmesiyle ilgili talepkârlıklar meydana geldiğinde topluma yönelik planlı programlı katliamlar süreci başladı. En yoğun olarak Kürtler, Aleviler ve Ra Heq toplumunun varlığı, kültürü yatsındı, kabul edilmedi. Toplumun kültür ve geleneğinin hepsi götürülüp Orta Asya ve Horasan’a dayandırıldı.”

    “ORTAK AMAÇ RA HEQ TOPLUMUNUN VAROLUŞUNU YOK ETMEKTİR”

    Özellikle seksenli dönemlerde Dersim’de yaşayan Kürt Alevilerini Türkleştirme, Alevileri ise Sünnileştirme anlayışının güçlü bir anlayış olduğunu belirten Kete, “Eğer asimilasyon had safhadaysa ve bugün Dersim’de Diyanet, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Dersim’deki cemevi, sempozyumlarla Dersim’e yöneliyorsa hala şu vardır: Dersim’de o öze dönüşün devriye halinde olduğunu biliyor. Hakikatin orada tekrar bir daha ayağa kalkacağını biliyor, hakikat kaybedildiği yerden aranıyor” dedi.

    “DERSİM’DE GENÇLİĞE YÖNELİK ÖZEL YÖNTEMLERLE ÇÖKTÜRME PLANI SÖZ KONUSU”

    Zeynel Kete ayrıca Dersim’de gençliğe yönelik çok özel yöntemlerle çökertme planı söz konusu olduğunu belirterek “Yani gençlik toplumdan koparılıyor, kendi tarihsel kültüründen koparılıyor. Adına özgürlük denilen sosyolojik olarak çürüme, psikolojik olarak çökme durumu söz konusudur. Böyle olunca da toplumu anlamsızlığa itiyor. Toplum anlamsızlığa itildiği zaman ise bu toplumun bitişi demektir. Doğal olarak Dersim’de yapılması istenen hem inanç olarak, hem politik olarak, hem gençliğe yönelik olarak, Dersim’deki Ra Heq toplumunun anlamsızlaştırılmasını esas almışlardır.
    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yapan kişinin, devletin ideolojik aygıtlarının ortak amacı Ra Heq toplumunun varoluşunu yok etmektir, tarihsel dinamiklerini ortadan kaldırmaktır” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’E YÖNELİK ÇOK CİDDİ BİR KÜLTÜREL SOYKIRIM SÖZ KONUSU”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevinin el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planı içinde olduğunun altını çizen Zeynel Kete,  “Alevi inancının örgütlüğü ocak sistemidir. Ocak sistemi ise özgür, özerk yaşamın formudur. Devlet dışı kalmış rıza toplumunun formudur. Şimdi bu form kendine yaşam alanı bulduğunda bu defa yabancı yönetime karşı direnişini de geliştirir. Sorunları kendi içinde var eder. Kadın özgürlükçü bir sistemdir. Doğal olarak da cinsiyetçi bu eril epistemoloji, böyle bir sistemden ileride kendisine zarar gelebileceğinin bilincindedir. Ocak sistemi demopolitik bir sistemdir. Demopolitik demek demokrasi, politik ve etik. Bu çerçevede düşünüldüğünde Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına girdiğimizde Ra heq coğrafyasına, Alevi süreklerine yönelik ama özelde de Kürt Alevilerine veya Ra Heq Alevilerinin serçeşmesi olan Dersim’e yönelik çok ciddi bir kültürel soykırım söz konusudur. Dersim’deki üniversite, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Dersim’deki cemevi el ele vererek Dersim’deki Ra Heq inancını ve hakikatini tüketme planıdır” diye konuştu.

    “KÜLTÜREL ASİMİLASYON POLİTİKASIDIR”

    Dersim’de yoğun bir kültürel asimilasyon politikası olduğunu vurgulayan Kete şöyle devam etti:

    “Bu resmi ideoloji, bu İttihat ve Terakki’nin modern mantığı 1915’te Ermenileri sürme konusunda Enver ve Talat Paşa’nın bir Harput ziyareti var ve Enver ve Talat Paşa Harput’u ziyaret ederken o dönemin postnişiyle de görüşmeler yapılıyor. Arguvan’ın Mineyik (Kuyudere) köyünde kırkın üzerinde ocak mensubuyla bir meclis oluşturuluyor, dedeler kurultayı yapılıyor. O dönemde de aynı mantık, bu kurultay sempozyumlarının tarihsel arka planı vardır. Benzeri yine Dersim’de yapıldı. Dersim’de bir dedeler meclisi kendini ilan etti. Ve o dedeler meclisindekilerin hemen hemen çoğu daha önce Ali Ekber Yurt’un yanındaydı. Büyük bir kesimi çeşitli dönemlerde Kerbela’ya götürülüp getirilmiş, resmi ideolojiyle ilişki halindedir.

    Hatta Mart 2025 yılında da Hacı Bayram Veli Üniversitesi’nde bir sempozyum yapma çalışmaları vardır. Bu yıl Dersim’de meydana gelen festivalde Horasan konusunu özellikle son 5-6 yıl içerisinde adaletli bilim insanları Dersim ve Horasan arasındaki ilişkiyi incelediler. Masa başı değil, alana gidip Mezopotamya’daki kültürel, arkeolojik, etimolojik öğeleri, oradaki klan, kabile ve aşiret yapısını, dil bilimsel olarak da orada kullanılan lehçelerin etimolojik olarak çözümlemesini yaptıklarında şununla karşılaştılar; Evet, Dersim’den Horasan’a gidişler vardır. Bunu belgeler ile ispatladılar. Tekrar geri dönüşler de olmuştur ama Dersim’den oraya gidişler vardır. Çünkü Dersim’deki mevcut aşiret yapısının aynısını bir benzeri Horasan’da da vardır ve bu akademi konusudur ama bu konuda netleşildi. Dersim’den oraya gidişler olmuştur bu bir şekilde netleşti. Kısacası bu çok yoğun bir kültürel asimilasyon politikasıdır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA

     

  • DAD: Ankara’da yitirdiğimiz canların barış mücadelesini sürdüreceğiz

    DAD: Ankara’da yitirdiğimiz canların barış mücadelesini sürdüreceğiz

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’na ilişkin açıklama yapan DAD genel merkezi, “Yitirdiklerimize borcumuzu, rızalı-ikrarlı birlik ve mücadelemizi demokratik cumhuriyetle taçlandırarak ödeyebiliriz. Barış inşacısı olarak Ankara’da toplanan canlara bağlılığın gereği olarak mücadelelerini sürdürme sözü veriyoruz” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) genel merkezi, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 9’uncu yıl dönümüne ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. İktidarın 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarını hazmedemeyip ülkede kaos yarattığına dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “12 Eylül rejimi sonuçlarının gittikçe yükselen demokratik mücadeleyle aşınmakta ve aşılmakta olduğunu gören; konjoktürel durumdan faydalanarak dışarıda da yayılma emelleri olan muktedirler, daha merkezi ve otoriter rejim niyetlerini tek adam yönetimiyle çoktan ilan etmişlerdi. 7 Haziran 2015 seçim sonuçlarının tanınmaması ve bir şiddet dalgasıyla toplumun sindirilmesi süreci, Suruç, Amed ve Ankara Gar katliamlarıyla zirveleşen bir dizi katliamla gerçekleştirilmişti.

    “TÜRKİYE, TERÖR ÖRGÜTLERİNİN LOJİSTİĞİNİ SAĞLADI”

    Türkiye muktedirleri Suriye savaşına müdahil olmuş, ülke dünyanın dört bir yanından gelen cihatçının, özel savaş elemanlarının ve El-Nusra-DAİŞ gibi örgütlere lojistik sağlamanın geçiş güzergâhına çevrilmişti. Yine bu süreçte, halklarımızda karşılık bulan, umut yaratan Kürt barışı ve demokratikleşme umudu da çoktan rafa kaldırılmıştı.

    Barış ve demokrasi halklarımızın, emekçi, kadın ve tüm ötekileştirilenlerin ihtiyacı iken; otoriter ve anti demokratik bir rejim ise bir bütün olarak, tüm kesimleriyle muktedirlerin tercihiydi. Zira barışın, demokrasinin, rızalı-ikrarlı birliğin hakim olacağı bir ülkede faşizmin ve dizginsiz sömürünün, kadın ve çocuk cinayetlerinin, ötekileştirmelerin, vahşi kâr güdüsüyle ekolojik yıkımların zemini mümkün olamayacaktır. Zirveleşmiş bir tahakküm ve talan için, rızasız yolun muktedirleri açısından faşizm koşulları bir gereklilikti.

    “BİRÇOK KATLİAM PLANLANARAK YAPILDI”

    Küresel güçler ve bölgesel hegemon merkezler, Ortadoğu’nun yeniden dizaynı mücadelesine doğrudan ya da dolaylı biçimde müdahil olmuş ve olmaktadırlar. DAİŞ bu politikaların ürünü ve sonucudur. Gar katliamı, Türkiye tarihinde siyasal İslamcı akımlardan DAİŞ denen ve soykırımcı-tecavüzcü katil sürüleri eliyle gerçekleştirilen pek çok insanlık suçlarından biridir. Ve bu katliamın, tıpkı Suruç, Amed, Maraş, Sivas, Malatya, Gazi, Gezi gibi pek çok katliamla aynı merkezden planlanarak gerçekleştirildiğini bilmekteyiz.

    Ortadoğu merkezli olarak sürmekte olan 3. Dünya savaşı halklarımıza sadece ölüm ve zulüm getirmektedir. Devletler, emperyalist merkezler otoriter, anti demokratik rejimlerle kendilerini bu sürece hazırlamış, halklarımıza, cümle mazlumlara sefaleti, zulümü ve ölümü reva görmüş ve görmekteler. Emekçilere dayatılan sefalet, kadın ve çocuk cinayetleri, Kürt ve Alevi karşıtlığının vardığı düzey ve yarattığı yıkım, bölgesel gerici rejimlerin ve akımların halklara yaşattıkları, Filistin halkına yaşatılan, canlı yayınlarda izletilen vahşi soykırım mazlumların rızalı-ikrarlı birliğini yaşamsal kılmaktadır.

    MÜCADELEYİ SÜRDÜRME SÖZÜ

    Bu bağlamda, Gar şehitleri ve diğer tüm hak mücadelesinde yitirdiğimiz canlar, bunları gören bir yerden mazlumların rızalı-ikrarlı demokratik birliği mücadelesinde verdiğimiz bedellerdir. Mahkemelerden adalet çıkmadı ve çıkmayacağını görmekte, bilmekteyiz. Yitirdiklerimize borcumuzu rızalı-ikrarlı birlik ve mücadelemizi demokratik cumhuriyetle taçlandırarak ödeyebiliriz. Barış inşacısı olarak Ankara’da toplanan canlara bağlılığın gereği olarak mücadelelerini sürdürme sözü veriyoruz. Huzurlarında dara duruyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

    ‘Munzur Üniversitesi, Cemevi Başkanlığı ve Dedeler Meclisi; Dersim’in inancını, kimliğini yok etmek istiyor!’

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri, Munzur Üniversitesi’nde düzenlenecek  ‘Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli Sempozyumu’na tepki gösterdi. DAD, “Dersim’de mevcut Cemevi, üniversite, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, “Dedeler Meclisi” ve resmi ideolojinin tüm temsilcileri el ele vererek; Dersimlinin dilini, kültürünü, kimliğini, inancını yok etmek için tarihi sorumluluklar aldıkları gerçeği önümüzde durmaktadır” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Tunceli Valiliği, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve Munzur Üniversitesi tarafından 16-17 Ekim’de yapılacak sempozyuma ilişkin açıklama yaptı.

    Munzur Üniversitesi’nin kurulduğu günden bu yana asimilasyon politikalarını hayata geçirme bağlamında devletin Dersim’deki en güçlü ideolojik aygıtı olarak işletildiği ve kültürel soykırıma hizmet ettiği belirtilen açıklamada, “Alevi Diyaneti” olarak kurgulanan Cemevi Başkanlığı ile paralel hareket ettiği ve biçilen misyonu birlikte oynadıklarının altı çizildi.

    “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” yazısının, ana başlığı olarak belirlenen sempozyuma katılanların, “Akademik Hınzır paşa” olarak adlandırıldığı açıklamanın devamında, resmi ideolojinin tarihsel tekerlemesi olan “Horasan” çarpıtmasının, yeni süreçte Dersim’e yönelik asimilasyon politikalarında tekrar öne çıkarıldığı ifade edildi.

    Dersim halkının tavrını ve eleştirilerini yönelttiği mevcut cemevi başkanına karşı aday olan ‘Pirler Meclisi’nden bazı isimlerin Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın gerçekleştireceği sempozyumda yer alıp destek vermeleri de eleştirilerek, bu konuda fazla sorgulayıcı olmanın faydalı olacağı vurgulandı.

    “DERSİM’E HER GÜN, HER SAAT VE HER DAKİKA SEFER!”

    Demokratik Alevi Dernekleri’nin açıklaması şöyle:

    “Dersim tarihsel toplumsal niteliği ile durduğu bağlam açısından sürekli olarak Nehak sistemin hedefi haline gelmiş bir bölgedir. Tekçi kimlik politikaları dahilinde kurgulanan devletçi oluşumların, Dersim’in Kürt Alevi gerçekliğini hedefleyerek yok etmek istedikleri tarih ve güncel aralığında değişmeyen yönelimler olarak kendini görünür kılmaktadır.

    Egemen kılınan dinsel ve ulusal kimliklerin Dersim’e adeta birer deli gömleği gibi giydirilmek istenmesi, her daim Dersim’in kültürel direnişçi yanıyla cevap bulmuştur.

    Sefer yapılsa dahi zafer elde edilmeyen “108” katliam saldırısı bu açıdan yönelimlerin sürekliliğini göstermektedir. Dersim direnen kadim Aryenik damarın en güçlü mekânlarındandır. Bu kutsal mekanda kültürel direniş damarı devamlı devriye halinde olmuştur.

    Ancak son kırk-elli yıl başta olmak üzere, özelde de son on yıllık süreç kapsamında Dersim’e adeta her gün, her saat ve her dakika “sefer” yapılmaktadır.

    “TERTELE, KÜLTÜREL SOYKIRIM POLİTİKALARI İLE SÜRÜYOR”

    İnceltilmiş ‘zorunlu iskan’ politikası dahilinde ekonomisiz bırakıp göçerterek mültecileştirme, doğa katliamları, tutuklamalar, kadın katliamları, yozlaştırma, inanç ve dil asimilasyonu gibi birçok yönelim, Dersim’de adeta 1937-38 Tertelesi’nin kültürel soykırım politikaları eşliğinde sürmekte olduğunu göstermektedir.

    Demokratik Alevi kamuoyunun, “Alevisiz Alevilik” yaratma misyonuyla kurulduğunu vurguladığı Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın ve Diyanet’in bu açıdan önemli görevler üstlendiğini ve asimilasyon politikalarına koordineli bir şekilde hız verdiklerini görmekteyiz.

    Diyanet İşleri Başkanı Ağustos ayında camii açmak adına bir kışlada askerler eşliğinde temel atma törenine katıldı. “Şehirlerin medenileşmesinde en büyük pay camilerdir” diyerek, tıpkı 37-38 Tertelesi’ne giden yolları döşeyen devlet raporlarında dile getirildiği gibi, yönelim ve asimilasyon politikalarına “medeniyet” yaftası yapıştırdı.

    “ÜNİVERSİTE, ASİMİLASYONUN EN GÜÇLÜ İDEOLOJİK AYGITI”

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı ise Munzur üniversitesinden aldığı karşıt-bilim desteği ile 16-17 Ekim’de gerçekleştirmek üzere bir sempozyuma hazırlık yaptıklarını yayınladığı bir program ile duyurdu. Munzur Üniversitesi kurulduğu günden bu yana asimilasyon politikalarını hayata geçirme bağlamında devletin Dersim’deki en güçlü ideolojik aygıtı olarak işletilmektedir. Dersim’de karşıt bilim ve tarih üreterek kültürel soykırımın devamına hizmet eden bir konumda olduğu şüphe götürmeyen bir gerçektir. Sempozyum aracılığıyla bu kez de “Alevi Diyaneti” olarak kurgulanan Cemevi Başkanlığı’yla paralel hareket ettiği ve biçilen misyonu oynamayı sürdürdüğünü görmekteyiz.

    ” ‘AKADEMİK HINZIR PAŞA’ GRUBU”

    Pertek ilçe girişinde dağlara yazılan “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli” yazısının, sempozyumunda ana başlığı olarak belirlendiğini açıklanan program aracılığıyla öğrendik. Programın içeriğini konuşmacı olarak; Rêya Heq/Raa Haq itikadına bağlı, Kürt Alevi kimliklerinin sosyolojik bütünlüğü ile simge haline gelen Dersim’le temelden doku uyuşmazlığı olan Türk-İslam sentezini, Dersim’in toplumsal hakikatiymişcesine anlatmaya hazır bol ünvanlı, toplama bir “Akademik Hınzır paşa” grubu oluşturmakta.

    Resmi ideolojinin tarihsel tekerlemesi olan “Horasan” çarpıtmasının, yeni süreçte Dersim’e yönelik asimilasyon politikalarında tekrardan öne çıkarıldığını görmekteyiz. Baha Sait’lerden, Hasan Reşit Tankutlardan bu yana resmi ideolojinin kalemşörleri Horasan’ı bir Türk yurdu olarak ikamet gösterip, başta Dersimliler olmak üzere tüm Kürt Alevilerin oradan geldiğini ve öz Türk olduklarını işlemektedir. Tarihsel ve toplumsal hiçbir karşılığı olmayan bu söylemler çeşitli tarihçi ve yazarlar tarafından yapılan saha araştırmaları ile boşa çıkarıldı.

    “DERSİM’E KİMLİK ATFETMEKTEN VAZGEÇİLMELİ”

    Horasan hattında güçlü bir batıni ekolün tarihsel olarak işlevsel olduğu gerçeği Rêya Heq/Raa Haq Aleviler için önemli bir motive kaynağı olmuştur. Horasan’ın tarihsel önemi bizler için bu misyonundan kaynaklanmaktadır. Ayrıca yapılan saha araştırmaları göstermektedir ki Horasan’da hala Dersim’le aşiret bağları olan birçok Kürt topluluğu yaşamaktadır ve bu aşiretlerin Dersim’den Horasan’a gidiş-dönüş-kalış hikayeleri vardır.

    Dolayısıyla resmi ideolojinin tekerlemelerini tekrar gündemleştirmek beyhudedir. Dersim kendisini tanıyan bir bölgedir ve Dersim’e kimlik atfetmekten vazgeçilmelidir.

    PİRLER MECLİSİ’NE SERT ELEŞTİRİ!

    Öte yandan yapılması planlanan sempozyum ile olan bağı itibariyle Dersim toplumunun yıllardır kanayan yarası olan “Tunceli Cemevi’nin” güncel durumuyla ilgili birkaç söz söylemek de kaçınılmaz olmaktadır.

    Yola, edep erkâna, itikada, ikrara ve toplumsal tarihe uymayan bir şekilde yönetildiği için yıllardır Dersim halkının haklı olarak karşı tutum sergilediği cemevi yakın zamanda bir seçim süreci yaşamıştı. Dersim halkının tavrını ve eleştirilerini yönelttiği mevcut cemevi başkanına karşı aday olan muhalif çevreler, toplumun taleplerini dillendirerek belli ölçüde teveccüh kazanmışlardı.

    Lakin gerek geçmişte her ne yaptılarsa mevcut cemevi başkanı ile birlikte yaptıkları gerçeği, gerekse de güncel olarak Aleviliğe atanmak istenen bir kayyum olarak gördüğümüz Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın gerçekleştireceği sempozyumda yer alıp destek vermeleri, bu şahsiyetlerin “Tunceli Cemevi” başkanına gösterdikleri muhaliflikle, Dersim halkının gösterdiği tavrın aynı düzlemde olmadığını çok net olarak ortaya koymaktadır. Bu konuda daha fazla sorgulayıcı olmakta fayda olduğunu vurguluyoruz.

    “DANIŞIKLI YEDEKLEME POLİTİKASI!”

    Çünkü aynı muhalif görünen çevre Dersim ocakları adına ilan ettikleri bir “meclis” adıyla konuşma cüreti gösterebiliyor ve Rêya Heq/Raa Haq Alevi inancının kavramlarını, ritüellerini sıradanlaştırıp, anlam yitimine uğratarak birbirlerini “düşkün” ilan edebiliyorlar. Dersim halkının cemevi yönetimine karşı biriken eleştirilerini bu şekilde danışıklı bir strateji ile kendi hizalarına yedekleme politikası yürütebiliyorlar.

    Adına “meclis” denilen oluşumun ana gövdesini oluşturan şahısların Elazığ’da Devlet Bahçeli’yi karşılayıp Zülfikar hediye ettiklerini, Dersim halkının iradesi olan belediyeye atanan kayyumu “Xızır” olarak nitelendirdiklerini henüz unutmuş değiliz.

    “DİRENEN DAMAR DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE MEVCUT”

    Dersim’de mevcut Cemevi, üniversite, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, “Dedeler Meclisi” ve resmi ideolojinin tüm temsilcileri el ele vererek; Dersimlinin dilini, kültürünü, kimliğini, inancını yok etmek için tarihi sorumluluklar aldıkları gerçeği önümüzde durmaktadır.

    Her şeye rağmen Dersim’de direnen bir damar dün olduğu gibi bugün de mevcuttur. Bu direniş damarı kesilmek ve Dersim teslim alınmak istenmektedir. Jiyar û Diyarlar ve Hardê Dewreş, toplum ve doğayla ikrarlı bir ilişki kuran tüm canlara bağrını açar. Yalan ve hileler önünde diz çökmemeyi Pir Seyit Rıza’lardan bu yana karakteristik bir özellik olarak nesillere aktarır. Dolayısıyla Dersim halkının Cemevi Başkanlığı’na ve yerelde ki girişimlerine prim vermeyeceğinden şüphemiz yoktur.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI ALEVİLER AÇISINDAN MEŞRU DEĞİLDİR”

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın varlığı biz Aleviler açısından meşru değildir. Yaptığı ve yapacağı hiçbir eylem ve etkinliğin bizlerde bir karşılığı olmayacaktır. Dersim’den, Hace Bektaş’tan ve bir bütünen Alevilikten, Alevilerden elinizi çekin! Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD’dan Sultan Karababa açıklaması: Yüreğin bizimle, her karşı duruşta birlikte olacağız!

    DAD’dan Sultan Karababa açıklaması: Yüreğin bizimle, her karşı duruşta birlikte olacağız!

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa’nın dün Hakk’a yürümesi nedeniyle yazılı bir açıklama yapan Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, “Başımız sağ olsun. Yüreğin bizimle, her karşı duruşta birlikte olacağız” dedi. 

    Dinci/faşist kalabalıklar tarafından 2 Temmuz 1993’te Madımak otelinde katledilen 33 kişiden biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa dün (17 Eylül) Hakk’a yürüdü. Sultan anne 31 yıldır katledilen kızı için adalet mücadelesi yürütüyordu.

    Sultan Karababa’nın Hakka uğurlama erkanı 19 Eylül Perşembe saat 13.00-14.00 arası Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde yürütülecek. Sultan Karababa Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaparak, “Devrin Daim Olsun Sultan Ana ışıklar içinde uyu. Başımız sağ olsun. Yüreğin bizimle, her karşı duruşta birlikte olacağız” dedi.

    Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “1993’ten bugüne gece gündüz, yaz kış demeden davasına sahip çıkan, her platformda sözünü söyleyerek katillerden hesap soracağını haykıran Sultan Ana yoruldu. Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz 33 canımızdan birisi olan Gülsün Karababa’nın annesi Sultan Karababa Hakk’a yürümüştür. Devrin Daim Olsun Sultan Ana, ışıklar içinde uyu. Başımız sağ olsun. Yüreğin bizimle, her karşı duruşta birlikte olacağız.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Sultan Karababa, Hakk’a yürüdü; Sivas’ta katledilen kızı Gülsüm Karababa için mücadele veriyordu

  • DAD, Olağanüstü Kongre yaptı: İnancımıza yönelik katliamlar devam ediyor-VİDEO

    DAD, Olağanüstü Kongre yaptı: İnancımıza yönelik katliamlar devam ediyor-VİDEO

    PİRHA-DAD Genel Merkezi, şubeleşme çalışmaları kapsamında olağanüstü kongre yaptı. Olağanüstü kongrenin hukuki bir eksiklikten kaynaklandığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Birkaç yerde şubeleşme çalışması yaptık fakat genel kurulda şubeleşmeyle ilgili karar alınması gerektiği söylendi. Dersim’de kutsal topraklardayız. Bu inanca ve halka binlerce yıldır uygulanan katliamlar devam ediyor. İnancımıza, dilimize ve kültürümüze yönelik katliamlar devam ediyor” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, şubeleşme çalışmaları nedeniyle Dersim’de olağanüstü kongre yaptı. Kongre, Diyarbakır’da katledilen Narin Güran ve tüm musumu pak çocuklara ithaf edildi.

    Kongre Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete’nin okuduğu gülbengle başlayıp, DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete’nin yaptığı açılış konuşmasıyla devam etti.

    “İNANCIMIZIN ÖZÜYLE KALMASI İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    Kürtlerin ve Alevilerin oldukça zorlu günler geçirdiğini ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Kendi varlığımızı, inancımızı, kimliğimizi ve dilimizi inşa etmek için bir mücadele içerisindeyiz. Dünyanın yeniden dizayn edildiği bu süreçte inancımızın özüyle kalması, görevimiz oldukça ağır ve önemli. Bu sorumluluk bilinciyle bu kongrenin akabinde bir örgütlenme ve güçlü bir çalışma seferberliğinin startını vererek kongremize böyle bir anlam vermek istiyoruz” dedi.

    “OCAK KÜLTÜRÜMÜZ ORTADAN KALDIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Olağanüstü kongrenin hukuki bir eksiklikten kaynaklandığını belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Birkaç yerde şubeleşme çalışması yaptık fakat genel kurulda şubeleşmeyle ilgili karar alınması gerektiği söylendi. Dersim’de kutsal topraklardayız. Bu inanca ve halka binlerce yıldır uygulanan katliamlar devam ediyor. İnancımıza, dilimize ve kültürümüze yönelik katliamlar devam ediyor. Dersim’de ocak kültürünü ortadan kaldırmaya çalıştılar ve son zamanlarda burada Pirler Meclisi oluşturuldu. Eğer Alevilerin bir meclisi varsa bu 40’lar Meclisi’dir, bu cem meclisidir. Bizim kararlarımız kendi cemlerimizde alınır ve bu mecliste ikrar ve rızalık esastır. Bu tip oluşumlarla inancımıza ait kavramların altı boşaltılıyor, ocak kültürümüz ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Bütün baskılara, katliamlara ve soykırımlara rağmen yok edilemeyen bu direniş damarı kültürel soykırım politikalarıyla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

    YÖNETİM LİSTESİ

    DAD Genel Merkez’in yönetim listesi ise şu şekilde:

    -Zeynel Kete

    -Kadriye Doğan

    -İnanç Dolu

    -Nadide Yallı

    -Asil Benler

    -Meral Gökokuş

    -Emirali Genç

    -Fethiye Yıldırım

    -Ahmet Güden

    Kibar Köse

    -Hüseyin Ozan

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Kadın Meclisi: Hizbullah’ın, Narin’in katledilmesi sürecindeki rolü bir an önce açığa çıkarılmalı

    DAD Kadın Meclisi: Hizbullah’ın, Narin’in katledilmesi sürecindeki rolü bir an önce açığa çıkarılmalı

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 8 yaşındaki Narin Güran’ın katledilmesinde sorumluluğu olanları işaret etti. Yapılan açıklamada “Hizbullah’ın, Narin’in katledilmesi sürecindeki rolü bir an önce açığa çıkarılmalıdır. Sorumlular yargı önünde cezalandırılmalıdır” denildi.

    21 Ağustos’ta kaybolan Narin Güran’ın cansız bedeni, 19 gün sonrasında mahalleye yaklaşık 2 kilometre mesafedeki Eğertutmaz Deresi’nde bulundu. Gözaltına alınan 24 kişiden biri olan Nevzat Bahtiyar, Narin’in amcasının, 200 bin lira teklifi karşısında cesedi dere kenarına gizlediğini itiraf etti.

    Yapılan organize cinayetin henüz detayları açığa çıkarılamazken, toplumun tepkisi de sürüyor.

    “TÜM TOPLUMSAL KESİMLERİ GÖREVE DAVET EDİYORUZ”

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi de konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı. “Masum-u Paklığın En Narin Haline Kıydılar!” başlığı ile paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bir yığın garabeti takip ederken, sonucun korkunç olacağı bilinciyle günlerdir yüreğimiz ağzımızda bekledik. Ülkemizde yasa yapıcı, yürütmeyi denetleyen, hepimizi temsil ettiği iddiasında bulunan bir meclis var, Türkiye Büyük Millet Meclisi. Bu Meclis içerisinden çıkan tecavüz ve suistimali “çocuğun rızası vardır” diyerek aklayan Adalet Bakanı çıktı. Bu Meclis içerisinden “bir seferden bir şey olmaz” diyerek, cemaat yurtlarındaki tecavüz ve suistimali aklayan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı çıktı. Narin’in ölümünün aile içi olmasını “dostlarımızdır susarız” diye meşrulaştıran parlamenter çıktı. Narin’in ölümüne giden yolları deşifre edenlere “Allah belanızı versin” diyen, aslında toplumun Cumhurbaşkanı seçtiği, seçilmişliğine sahip çıkamayıp kaybolan, yılların parlamenteri de çıktı.

    O meclis ki; Urfa Adliyesi’nde bulamadığı adaleti meclis kapısına taşıyıp, arayışını sürdüren anneye “meclisin itibarını zedeliyor” diyen Meclis Başkanı tarafından yönetilmekte.Emine anneyi kapısında yatıran meclisin itibari varmış gibi.

    Bu gün Narin’in oturamadığı sıralarda; “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile eğitim öğretim yılı başladı. İçeriği ile tüm renkleri solduran, her türlü nusibetlere rızalık gösterilebilecek, düşünemeyen, sorgulamayan, biat kültürünü esas alan, dinci eğitim ile mevcut durumun çocuğu, kadını, doğa ve emek kıyımına duyarsız, sermayenin hizmetinde bir toplum yaratma işleviyle hayata geçirildi. Bu eğitim modeli de aynı meclisin onayı ile hayat buldu.

    Bu saydıklarımız boynumuzda kement olarak dizildi. Her sıktıklarında öleceğiz.

    Narin öldürüldü!

    Çünkü onu yaşatacak olan adalet, aile, ahlak vicdan ölüydü.

    Son seçimde toplum bu gidişattan desteğini çekti. Sorumluluk yüklediği partilere bu gidişatı önleyecek parlamentoyu oluşturup, yasa yapıcı, denetleme ve yürütme görevini barışçı ve demokrasinin inşası yönünde yerine getirmeleri için alan açtı.

    Toplumun tüm yaşam damarlarını güvencesiz bırakan, kadını ve çocuğu ölüme, istismara açık hale getiren, doğayı talana açan, emeği güvencesiz hale getirip sermayenin hizmetine sunan, her geçen gün tahakkümünü artırma amacıyla savaş halini sürdüren bu gidişatı sonlandırıp, kendi renklerimizle barışık bir yaşamın inşası için; 72 millete aynı nazardan bakan, bir canının ölümüyle evrenin ölümünü eş gören inancımız gereği, tüm toplumsal kesimleri göreve davet ediyoruz.

    Narin öldürüldü!

    Erkek egemenliğinin en köhne hali, katlettiği Narin’in tabutuna “gelinlik” bıraktı. İktidar milletvekili “aile dostumuzdur, bazı şeyleri konuşamayız” diyerek olayı örtbas etme telaşına girdi.

    Alevi kadınlar olarak sesleniyoruz:

    Hizbullah’ın, Narin’in katledilmesi sürecindeki rolü bir an önce açığa çıkarılmalıdır!

    Sorumlular yargı önünde cezalandırılmalıdır!

    Katledilen her canın, katledilen her kadının ve masum-u pakın hesabını, “Jin, Jiyan, Azadî/Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganını bayraklaştıran biz kadınlar soracağız.

    Yaşatamadığımız her can için özümüz dardadır.

    Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi’nde aşure lokması pay edildi-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. Lokma paylaşımı öncesi konuşma yapan DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak, “İktidarın; inancımıza, kimliğimize, dilimize tahammülü yoktur. Aşuremiz birliğe ve barışa versile olsun diyoruz. İlk lokmamızı parktaki börtü böcek kuşlarla paylaşacağız” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi aşure lokmasını pay etti. Aşureye lokması için, İmam Rıza Ocağı Evladı Hüseyin Ağa’nın torunu Devrim Deniz Solmaz gülbenk verirken Zakir Hıdır Çelebi deyişler söyledi. Aşure programına demokratik kitle örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “İKTİDARIN; İNANCIMIZA, KİMLİĞİMİZE, DİLİMİZE TAHAMMÜLÜ YOKTUR”

    DAD Ankara Şubesi Başkanı Mustafa Karabudak kısa bir konuşma yaptı. Karabudak konuşmasında, şunları söyledi:

    “Zor zamanlardan geçiyoruz. Siyasal iktidar içeride dışarıda tecrit uyguluyor. İktidarın; inancımıza, kimliğimize, dilimize tahammülü yoktur. Seçilen yöneticilerimiz şu an da kayyumlarla yönetilmek isteniyor. İrademiz yok sayılıyor. Aşuremiz birliğe ve barışa versile olsun diyoruz. Sizin lokmalarınızla yaptığınız aşuremizi, beraber pay edeceğiz. Siyasi iktidar bir taraftan da bizlere saldırırken, diğer taraftan da bizleri yanlarında tutmak, asimile etmek için elinden geleni yapıyor. Bizim hiçbir zaman DAD olarak hiçbir siyasi kurumla bağımız yoktur. Hiçbirinden destek almadık.”

    “İLK LOKMAMIZI DOĞADA YAŞAYAN KURTLA, KUŞLA, BÖRTÜ BÖCEKLE PAYLAŞIYORUZ”

    Karabudak ilk lokmayı parktaki hayvanlar ile paylaşacaklarını belirterek, “Siyasal iktidar çıkardığı katliam yasalarıyla sokak hayvanlarını katletmek isterken; canlı, cansız cümle cana ikrar veren düsturumuzla. İlk lokmamızı doğada yaşayan kurtla, kuşla, börtü böcekle paylaşıyoruz. İlk lokmamızı parktaki börtü böcek kuşlarla paylaşacağız. Sonra ki lokmalar çocuklar, hasta, yaşlı, engelli ve hamile canlarımızın. Kalan lokmamızı da pay edeceğiz” dedi.

    Etkinlik lokmaların pay edilmesinin ardından son buldu.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD: İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir

    DAD: İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Sivas Katliamı’nın 31. yıl dönümü dolayısıyla ile ilgili bir basın açıklaması yayınladı. “İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir” denilen açıklamada, Madımak anmasına katılma çağrısı yapıldı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Sivas Katliamı’nın 31. yıl dönümü dolayısıyla ile ilgili bir basın açıklaması yayınladı. “İnsanlık suçlarının zaman aşımı olamaz! Mücadelemiz ve adalet talebimiz bakidir” denilen açıklamada, “Yolu, toplumsal varlığı kabul ve saygı görmeyen, hedefe konulan bir halk gerçekliği olarak, Yolun hakikati üzerinden bir, iri ve diri olmaktan başkaca seçeneğimiz yoktur değerlendirmesi yapıldı Madımak anmasına katılma çağrı yapıldı.

    “HALKIMIZ YAŞADIĞI HER YERDE ALANLARDA OLACAK”

    Alevilere yönelik katliamlar silsilesine 2 Temmuz 1993’de Sivas’ta bir yenisinin eklendiği, otuz üç canımız ve iki otel çalışanının tüm dünyanın gözleri önünde yakılarak katledildiği hatırlatılarak, “Canlarımızı anmak, katilleri ve efendilerini lanetlemek ve direnişi büyütmek için halkımız yaşadığı her yerde bir kez daha alanlarda olacak” denildi.

    Aleviliğin, bu toprakların kadim kültürlerinden biri, cümle insanlık ve varlıkla rızalı-ikrarlı bir yaşam biçimini esas alan barışçı bir öğreti olduğu belirtilen açıklamada, Aleviler de bu Yolun talipleridir. Fakat tahakkümü, gasp ve sömürüyü esas alan hegamonik merkezler, Aleviliği tarih boyunca hedef almış, sayısız katliamlar gerçekleştirerek bu Yolu, Yolumuz üzerinden vücuda gelen toplumsallığı yok etmek istemişlerdir. Rıza ve ikrarı esas alan Yolumuz ve halk gerçekliğimiz tüm tarihi boyunca hak duruşu esas almış, Yolunu ve toplumsal varlığını hedefe koyan kesintisiz ve sistematik soykırım politikalarına Yol ulularımızın rehberliğinde direnmiş ve direnmektedir” değerlendirmesi yapıldı.

    “MUKTEDİRLER PEK ÇOK İNSANLIK SUÇUNA İMZA ATMIŞTIR”

    Açıklamanın devamında şu ifadelere yer verildi:

    “Katliam, asimilasyon ve göçertme politikalarının daha da derinleştirildiği 12 Eylül faşist darbesiyle Alevi halklar tarihsel yaşam alanlarından göçertilmiş, toplumsal kurumları daha da darbelenerek halk gerçekliğimiz bir kriz içerisine sürüklenmişti. Halkımızın bu süreçte kendi hakikatini yaşayabilme ve sürdürebilme, koparıldığımız tarihsel yaşam alanlarımızla, toplumsal hafızamızla bağımızı koruyabilme arayışlarının sonucu olarak, kadim yurtlarımızdan olan Sivas’ta yol ulularımızdan Pir Sultan pirimizi anma vesilesiyle kültürel etkinlikler gündemleşmişti.

    Türkiye muktedirleri, resmi ideoloji ve siyaset biçimleriyle en başından beri azami tahakküm ve sömürü için tek tip iktidar alanı ve homojen toplum yaratmaya odaklanmış, tarihsel-toplumsal Türklüğün hakikatine saldırmış, ona yeni bir don biçmiş ve tüm farlılıkları da bu kalıba sokmayı esas almış, pek çok insanlık suçuna imza atmıştır.

    “TARTIŞMA LAİK-ANTİ LAİK İKİLEMİNE BİLİNÇLİ OLARAK HAPSEDİLMEK İSTENMİŞTİR”

    Sivas-Madımak vahşeti insanlık suçlarından biri olarak derin devletin karanlık dehlizlerinde planlanmış ve gerçekleştirilmiştir. Faili ve hedeflerini perdelemek içinse tartışma “laik-anti laik” ikilemine bilinçli olarak hapsedilmek istenmiştir. Bu katliamın bir ayağı genel olarak Alevi Yolu ve halk gerçekliğini, diğer ayağı ise demokratik Kürt muhalefetini ve genel devrimci-demokratik muhalefeti hedeflemiştir. Dahası, Koçgiri katliamı bağlamında geliştirilen ve Alevisizleştirmeyi, Kürtsüzleştirmeyi esas alan demografik değişim politikalarından bağımsız düşünülmemelidir.

    Katliam canlı yayınla tüm dünyaya izletilmiş, kısa sürede binlerce kolluk kuvveti harekete geçirilebilecekken; tıpkı Maraş, Çorum ve diğer örneklerde de yaşandığı gibi meydan gözü dönmüş canilere terk edilmiş, canlarımız yakılarak katledilmiştir. Sonrası, bilindiği üzere göstermelik bir yargı süreci yaşanmış, “zaman aşımı” gerekçesiyle dava hasıraltı edilmek istenmiştir. Fail ve katiller, etkin biçimde soruşturulmamış, takibata uğramamış, özel aflar çıkarılmış, faillerin avukatları AKP bünyesinde bakan, milletvekili ve belediye başkanı yapılmış ve bir halkın, acılı ailelerin adalet talebi karşılık bulamamıştır.

    “BİR, İRİ VE DİRİ OLMAKTAN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOKTUR”

    Alevi Yolu, Rıza ve İkrar üzerine kurulu bir Yoldur. Yolu, toplumsal varlığı kabul ve saygı görmeyen, hedefe konulan bir halk gerçekliği olarak, Yolun hakikati üzerinden bir, iri ve diri olmaktan başkaca seçeneğimiz yoktur. Hak mücadelemizin başarısı “birlik makamında” buluşmaktan, mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.

    31. yıl dönümü vesilesiyle Sivas-Madımak şehitlerimizi bir kez daha saygıyla anıyor, huzurlarında dara duruyor ve mücadele sözümüzü yineliyoruz. Tüm halkımızı Sivas şehitlerini anma ve adalet talebimizi büyütmek için Sivas anmasında buluşmaya davet ediyoruz.

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DAD Ankara Şubesi’nde ‘Unutulmayan’ belgeselinin gösterimi yapıldı: Madımak’ı unutma!-VİDEO

    DAD Ankara Şubesi’nde ‘Unutulmayan’ belgeselinin gösterimi yapıldı: Madımak’ı unutma!-VİDEO

    PİRHA-DAD Ankara Şubesi’de Madımak Katliamı’nın 31.Yıldönümü sebebiyle, Eylem Şen’in yönetmenliğini yaptığı ‘Unutulmayan’ isimli belgesel gösterildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ana Fatma Cemevi Ankara Şubesi ve Özgür Yaşam Eğitim ve Dayanışma Derneği, Madımak’ı unutma, unutturma şiarıyla film gösterimi düzenledi. Etkinlikte, Eylem Şen’in yönetmenliğini yaptığı ‘Unutulmayan’ isimli belgesel gösterildi.

    “İKTİDAR KENDİ ALEVİLERİNİ YARATMA PEŞİNDE “

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan ve beş ayağı olan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi çalışmalarını anlatan Eylem Şen, “Her bir canımızın ailesi ile özel olarak görüşmeler yapıldı, belgeler toplandı. 3D modelleme ile fotoğraflarını çektik. ve bir arşiv oluşturduk. Sanal müze odaları inşa ettik” dedi.

    DAD Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak ise, Madımak’ın 31.Yılı, Çorum Katliamı’nın 44.Yılındayız. Tarihsel sürece baktığımızda, Koçgiri’den bugüne sürekli katlediler Aleviler var. Türkiye’de rahat yaşamak istiyorsan, Sünni ve Türk olacaksın. Geçmişten bugüne kendisine benzemeyenleri katletmişlerdir. Son sürece baktığımızda Selçuklu’dan bugüne yakıp, asıp, kesip, kuyulara doldurup bitiremedikleri Alevileri asimile ederek kendine benzetmeye çalışıyorlar. Kültür Bakanlığı’na bağlı bir başkanlık kurarak kendine benzeyen, makbul bir Alevilik yaratma peşinde siyasal iktidar” diye konuştu.

    Film gösteriminin ardından “Madımak Katliamı, Sünni-Türk Cumhuriyet ve Laiklik” başlıklı forum yapıldı.

    PİRHA/ANKARA

  • ABF Genel Sekreteri Kaplan: Kimseyi dışarıda bıraktığımız yok, DAD ile bir çok alandayız-VİDEO

    ABF Genel Sekreteri Kaplan: Kimseyi dışarıda bıraktığımız yok, DAD ile bir çok alandayız-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Özgür Kaplan, DAD’ın tertip komitesinin toplantılarına katıldığı halde afişte logosuna yer verilmediği gerekçesiyle yaptığı açıklamaya yanıt verdi. Kaplan, “Arkadaşlarımızın dışarıda tutulduğu bir gibi söylemleri var. Eğer dışarıda tutulmuş olsalardı Ankara’daki miting tertip komitesinde Demokratik Alevi Dernekleri olmazdı ya da itiraz gelişirdi. Birçok alanda, birçok sahada olup sadece ses aracının üzerinde logonun olmamasını, hiçbir yerde olmamış gibi ifade etmeleri bizi üzüyor açıkçası” dedi. 

    2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Gerici/faşist kalabalık tarafından kaldıkları Madımak Otelinde yakılarak katledilen 33 kişiyi anmak için hazırlıklar sürüyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Sekreteri Özgür Kaplan, 2 Temmuz anma programlarının ardından 3 Temmuz’da Çorum Katliamı’nın lanetleneceğini, ardından ise 4 Temmuz’da Alevi Kurumlarının temsilcileri ile Hacıbektaş’ta bir toplantı yapılacağını söyledi.

    Kaplan, Demokratik Alevi Dernekleri’nin (DAD) tertip komitesinin toplantılarına katıldığı halde afişte logosuna yer verilmediğine ilişkin yaptığı açıklamayı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “4 TEMMUZ’DA HACIBEKTAŞ’TA ALEVİ KURUM YÖNETİCİLERİ İLE BİRLİKTE TOPLANTI YAPACAĞIZ”

    2 Temmuz anmalarının ardından gerçekleşecek programa ilişkin detayları paylaşan Özgür Kaplan şunları söyledi:

    “2 Temmuz’dan sonra Çorum’a geçiyoruz. 3 Temmuz günü Çorum Katliamı’nın, Çorum direnişinin yıl dönümü olduğu için de Çorum’da anmamızı yapacağız. Çorum’dan sonra 4 Temmuz günü de Hacıbektaş’ta Alevi kurum yöneticileriyle birlikte bir toplantı yapacağız. Türkiye Alevi hareketiyle Avrupa’dan arkadaşlarımla olacağı bir toplantı yapacağız. Hacıbektaş Belediyesi’yle görüşeceğiz. Alevi kurumlarının programını belediyeye sunacağız. Çünkü biliyorsunuz her yıl ortaklaştırıyoruz. Fakat bu yıl farklı bir gelişme daha var. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı sözde bir Alevi kurumu oluşturuldu. Bu insanlar ‘biz devletiz istediğimiz zaman, istediğimiz yerde anmayı yaparız’ edasıyla hareket ediyorlar. Adeta dergahı işgal etme hamlesi içerisindeler. Biz hiçbir zaman devletin yetkili ve muhatap organlarıyla bu etkinliği yapmayalım dememiştik. Bu arkadaşlar zannedersem Hacı Bektaş anmalarına çok yabancılar herhalde. Biz Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın orada olmasından rahatsız değiliz. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bünyesinde sözde Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nı herhangi bir şekilde meşru görmediğimiz için muhatap almıyoruz.”

    “SES ARACININ ÜZERİNDEKİ LOGOLAR HER YIL KULLANILAN LOGOLAR; DAD HER ALANDA VAR”

    DAD’ın 2 Temmuz tertip komitesinde olmasına rağmen logosunun afişlerde yer almadığına ilişkin yaptığı açıklamayı değerlendiren Kaplan, “Konuşmadan basına açıklama yapmaları da bizi üzdü açıkçası. Genel merkezimiz buradadır, arkadaşlarla sürekli görüşüyoruz. Arkadaşlarımızın dışarıda tutulduğu bir gibi söylemleri var. Eğer dışarıda tutulmuş olsalardı Ankara’daki miting tertip komitesinde Demokratik Alevi Dernekleri olmazdı ya da itiraz gelişirdi. Geçmişte yaşanan bazı problemler olmuş olabilir. Biz onu geçmişte bıraktık. Hatta bizim Tuzluçayır’daki Mamak Şubemizle beraber de Mamak’taki 2 Temmuz anma etkinliklerinde beraber iş tutuyor arkadaşlarımız. Birkaç ay öncesinde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun öncülüğünde ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin de yoğun katkısıyla Madımak Hafıza Müzesi çalışması yapıldı.
    Mesela orada da Demokratik Alevi Dernekleri’nin logosu var. Dolayısıyla birçok alanda birçok sahada olup sadece aracının üzerinde logonun olmamasını, hiçbir yerde olmamış gibi ifade etmeleri de bizi üzüyor açıkçası. Bizim kimseyi dışarıda bıraktığımız yok. Ses aracının üzerindeki bütün logolar her yıl kullanılan logolar” diye konuştu.

    “KİMSENİN DIŞARIDA BIRAKILDIĞI YOK”

    Divriği Kültür Dernekleri’nin, Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu’nun logolarının da olmadığını belirten Kaplan şöyle devam etti:

    “Bu iki örgütü özellikle söylüyorum. Çünkü Madımak’ta katledilen semahçıların 5’i Divriği Kültür Derneği’nin semahçısıydı. Biz o kurumların logosunu da koymuyoruz. Yani kimsenin dışarıda bırakıldığı yok. Dolayısıyla bir sorun yok. Biz arkadaşlarla otururuz, sohbet ederiz, muhabbet ederiz. Sorunumuzu konuşarak çözeriz, varsa bir sorun çözülür. Bizim açımızdan bir problem yok.”

    Eren GÜVEN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • 2 Temmuz afişinde DAD logosuna yer verilmemesine tepki: Tecrit edilircesine bir yaklaşım!

    2 Temmuz afişinde DAD logosuna yer verilmemesine tepki: Tecrit edilircesine bir yaklaşım!

    PİRHA – Madımak tertip komitesi toplantılarına katılan Alevi kurumları, 2 Temmuz çağrısı için ortak afiş yayınladı. Tertip komitesinin toplantılarına katıldığı halde afişte logosuna yer verilmeyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), duruma tepki gösterdi. Konuyla ilgili açıklama yapan DAD, “Alevilikle alakalı neredeyse her gündemde maruz kaldığımız bu karşıt yaklaşım; giderek irade kırmaya, yok saymaya ve sonuç olarak DAD fobisi haline gelmeye doğru evrilmektedir” ifadelerine yer verdi.

    Sivas Katliamı’nın yıldönümü olan 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde yapılacak anma için çok sayıda kurum bir araya gelerek toplantılar düzenledi. Demokratik Alevi Dernekleri de (DAD), Madımak tertip komitesinin toplantılarında yer aldı.

    Yapılan çalışmalar sonrasında kitlesel biçimde 2 Temmuz’da Sivas’ta olunacağı mesajını veren bir afiş hazırlandı. Afişte DAD logosunun olmaması ise tepkilere neden oldu. Konuyla ilgili yazılı açıklama yapan DAD, söz konusu kararın nasıl çıktığını ve “tertip komitesi toplantıları dışında bu konunun nerede ve kimlerle konuşulduğu” sorularını gündeme getirdi.

    DAD açıklamasının devamında yoğun bir şekilde Alevi kamuoyundan gelen “Madımak anma programında neden yoksunuz?” tarzında ki sorulara, gelinen aşamada kaçınılmaz gördükleri üzere basın yoluyla toplu bir cevap verme gereği duyulduğu belirtilerek, “Yöntem olarak basın yoluyla çözüm aramayı benimsemesekte, yıllardır yaşanan tıkanıklığı aşmak ve kamuoyunu bilgilendirmek adına böyle bir ihtiyaç hasıl oldu” denildi.

    “TECRİT EDİLİRCESİNE BİR YAKLAŞIM”

    DAD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamanın tam hali şu şekilde:

    “Madımak katliamı davasının hukuki düzlemde “zaman aşımına” sürüklenip, üstünün örtülmeye çalışıldığı bir dönemde katliamın 31. yıldönümünü karşılamak üzereyiz. Yıllardır olduğu gibi yine bu sene de Alevi kurumlarının öncülüğünde 2 Temmuz’da Sivas’ta katliam anması gerçekleştirilecek. Bu yıl yapılacak olan anma; Alevilerin ve toplumsal vicdanı diri olan tüm demokrasi güçlerinin, “insan yakmanın zaman aşımı olmaz, bu dava mahşere kalmaz” sloganları etrafında kenetlenip, mücadele hattı geliştirmesi gereken tarihsel bir dönemece denk gelmekte.

    Bu bilinç ve hissiyatla, bu yılki anma programının içeriğini belirlemek üzere birkaç haftadır Ankara’da gerçekleştirilen toplantılara kurum olarak bizler de katılım gösterdik. Yapılan toplantılar sonucunda tertip komitesi kuruldu ve kurumsal olarak bizlerinde dahil olduğu komite, emek vererek çeşitli çalışmalarda bulundu.

    Süreç bu yönde ilerleyip, anma programının içeriği somutlaşırken, tertip komitesi toplantılarına katılan diğer Alevi kurumları 2 Temmuz çağrısı niteliğinde ortak bir afiş yayınladı. Afişte toplantılara katılan tüm Alevi kurumlarının logosu mevcutken, bir tek kurumumuza yer verilmemişti. Ne yazık ki bu gelişmeyi yan yana oturup cemal cemale baktığımız toplantılarda değil, herkes gibi bizlerde sanal medya ve basın üzerinden öğrenmek durumunda kaldık. Haliyle bu yaklaşımın nedeni tarafımızca eleştirel bir şekilde irdelendi. İzaha muhtaç olan bu durumun nedenlerini sorduğumuzda, birinci dereceden temsiliyeti olan muhataplıklardan alınan cevap “tek başına bizlik bir durum değil, bu tartışmalar tüketildi” yönünde oldu.

    Öncelikle bu kararın nasıl çıktığını, tertip komitesi toplantıları dışında bu konunun nerede ve kimlerle konuşulduğunu ve hangi esaslar üzerinden tartışmaların ‘tüketildiğini’ bilmek gibi bir hakkımız olduğunu dile getirmeliyiz.

    Önceki senelerde Sivas’ta gerçekleşen 2 Temmuz anma programlarında kurum yöneticilerimizin ve eş genel başkanlarımızın “fiziki engellemelere” maruz kalarak platformdan uzaklaştırılmaya çalışıldığını da bu vesileyle dile getirmek gerekiyor. Bu yöndeki açığa çıkan tüm provokasyonlara rağmen, yine de Madımak Şehitlerine bağlılığın gereği olarak her sene Sivas’a giderek, yapılan anmalara katılım konusunda ısrarlı davrandık. Karşı karşıya kaldığımız tüm olumsuzluklara rağmen, yine bu sene gerçekleştirilecek olan anma programına güç verme amacıyla dahil olduğumuz tertip komitesi çalışmalarından, değindiğimiz şekilde ‘tecrit’ edilircesine bir yaklaşım geliştirilerek dışlanmamızın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

    “BU KARŞIT YAKLAŞIM DAD FOBİSİNE EVRİLMEKTE”

    Açığa çıkan bu yaklaşımları kabul etmediğimizi ve Madımak davasının tüm Alevilerin ortak davası olduğu gerçeği gibi, aynı zamanda evrensel hale gelmiş bir insanlık davası niteliği taşıdığını da vurgulamalıyız. Bu dava kapsamında kimse kimsenin duyduğu acıyı ve devamında mücadele etme niyetini sorgulayamayacağı veya engelleyemeyeceği gibi, yine hiç kimse acının ve mücadelenin tekil sahibi olarak da kendini görmemelidir.

    Madımak’ın hala yüreğimizde yanan ateşini hissederek demokrasi mücadelesi vermek isteyen bizlerin, aynı zamanda bu doğrultuda öğretimizin öğütlediği “Yolda birlik” anlayışından da asla taviz vermeyeceği bilinmelidir. Dolayısıyla “yol taşını, yol kuşuna atmak” gibi bir derdimiz yok. Lakin “Yol taşının”, Yol’a talip olan bizlere atılmasını da kabul etmemiz mümkün değildir.

    Kurumlar arasında daha önce yapılan görüşmeler olmasına ve sonucunda belirli düzeyde bir ikrarlaşma açığa çıkmasına rağmen, her sene aynı sorunla tekrardan karşılaşmak ve bu tıkanıklığı kalıcı bir şekilde ortak Alevi aklıyla çözememek, felsefemizle bağdaşmamaktadır. Güncel süreçler veya takvimsel dönemler itibariyle açığa çıkan Alevilikle alakalı neredeyse her gündemde maruz kaldığımız bu karşıt yaklaşım; giderek irade kırmaya, yok saymaya ve sonuç olarak DAD fobisi haline gelmeye doğru evrilmektedir.

    Kaygı verici bu süreci Alevice çözmek adına, cem olma ve dara durma bilinciyle, tüm musahip gördüğümüz kurumlarla bir araya gelip öğretimizin edep erkân ölçüleri temelinde nitelikli bir muhabbet meydanı açma gibi bir ihtiyaçla karşı karşıya olduğumuz açıktır.

    Yoğun bir şekilde Alevi kamuoyundan gelen “Madımak anma programında neden yoksunuz?” tarzındaki sorulara, gelinen aşamada kaçınılmaz gördüğümüz üzere basın yoluyla toplu bir cevap verme gereği duyduk. Yöntem olarak basın yoluyla çözüm aramayı benimsemesekte, yıllardır yaşanan tıkanıklığı aşmak ve kamuoyunu bilgilendirmek adına böyle bir ihtiyaç hasıl oldu.

    ÇEDES projesi, yeni eğitim müfredatı ve Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde yürürlükte olan tüm asimilasyon politikalarına karşı, tarihin bizleri birliğe zorladığı bir süreçten geçmekteyiz. Bu vesileyle bir olmanın, iri olmanın, diri olmanın içinden geçtiğimiz sürece cevap geliştirebilecek yegâne yöntem olduğu bilinciyle, Yolda birlik ilkesine olan ikrarımızı bir kez daha vurguluyor ve aynı zamanda bir çağrı olarakta dile getiriyoruz.

    Aşk ile…

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ruşen: “Aleviler doğasından koparılmak isteniyor”-VİDEO

    Ruşen: “Aleviler doğasından koparılmak isteniyor”-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin son yıllarda ciddi bir asimilasyon tehdidiyle karşı karşıya kaldığını dile getiren Adıyaman Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Melek Ruşen, Alevi Dedelerinin maaşa bağlanmasının Alevi inancında yerinin olmadığını ifade etti.

     

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Alevileri kendisine bağlamak için kurmuş olduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri Adıyaman Şubesi Eş Başkanı Melek Ruşen, “Alevilikte maaş verme yoktur, çeralığ vardır.” şeklinde konuştu.

    “AMAÇ ALEVİLERİ ÖZÜNDEN KOPARMAKTIR”

    Ruşen, Aleviler üzerinde uygulanan politikalar hakkında şu ifadelerde bulundu:

    “Son dönemlerde Aleviler üzerinde ciddi bir asimilasyon politikası var. Özellikle ÇEDES projesi ondan önce çıkarılan torba yasası, Alevi-Bektaşi Başkanlığı’nın kurulması ve Alevi Dedelerine maaş bağlanması gibi birçok çalışma var.

    Bu kadar çok projenin çıkarılmasındaki amaç Alevileri doğasından, özünden koparmaktır. Kendi inançlarından, değerlerinden koparılmaya çalışılıyor. Burada ciddi bir asimilasyon uygulanıyor Aleviler üzerinde.”

    “ALEVİLİK İNANCI BİR TORBA YASAYA SIĞDIRILAMAZ”

    Dedelerin bugüne kadar maaş almadığına da vurgu yapan Ruşen, “Dedelik halktan alıp halka vermiştir. Aleviler semahlarıyla, deyişleriyle, gülbenkleriyle ve ritüelleriyle Hakk’a olan inancını ve bütünlüğünü dile getirmiştir. Alevi inancı bir torbaya, yasaya sığdırılacak  inanç, folklor değildir. Buna karşı Alevi Dedelerimizin de maaşı red etmesi gerekiyor. Halkımız Aleviliğin çerağıyla ayakta durmuşlardır. Biz de çeralığ vardır” şeklinde konuştu.

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • Dersim’de kayyıma tepki nöbet 3. gününde: Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır-VİDEO

    Dersim’de kayyıma tepki nöbet 3. gününde: Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır-VİDEO

    PİRHA-Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek için Dersim’deki nöbet 3. gününde devam etti. Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, “Bizleri kayyımla tehdit edenlere, belediyelerimizin önünde cevap olmaya devam edeceğiz” dedi. DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de “Mazbatasını almış, halkla ikrarlaşmış, Hakkâri coğrafyasıyla beraber kenti yöneteceklerine dair toplumla rızalaşmışlardır. Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır” diye konuştu. 

    Hakkâri Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıdık Akış’ın gözaltına alınması ve belediyeye kayyım atanmasının ardından Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) belediyelerdeki nöbet 3. gününde devam etti.

    Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstermek için Dersim’de başlayan nöbet eylemine Dersim Belediyesi Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Dersim’deki siyasi parti ile sivil toplum örgütlerinin temsilcileri katıldı.

    “BELEDİYELER HALKINDIR, DOKUNMANIZA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    Belediyelerin halkın olduğunu vurgulayan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, “Bizleri kayyımla tehdit edenlere, belediyelerimizin önünde cevap olmaya devam edeceğiz. Hakkâri Belediyesi halkındır, dokunmanıza müsaade etmeyeceğiz” dedi.

    “KAYYIMLAR BİR DARBEDİR, İRADE GASPIDIR”

    Halkın iradesinin gasp edildiğini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Alevi inancında, irade politik bir yöntemdir. Kendi yasalarını kendisi çiğneyen bir sistemle karşı karşıyayız. Anayasanın 38. maddesi masumiyet karinesi ile ilgilidir. Mahkeme tarafından suçu tespit edilene kadar her can suçsuzdur. Bizler bunu asla kabul etmiyoruz, rıza göstermiyoruz. Mehmet Sıddık canımız yasal süreci tamamlamış Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuştur, kabul edilmiş ve seçimlere katılmıştır. Mazbatasını almış, halkla ikrarlaşmış Hakkâri coğrafyasıyla beraber kenti yöneteceklerine dair toplumla rızalaşmışlardır. Kayyımlar bir darbedir, irade gaspıdır” diye konuştu.

    “KAYYIM GİDECEK, KAZANAN HALKLAR OLACAK”

    Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) adına konuşan SMF üyesi Hıdır Yıldız ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Yine bir baskıyla ve zulümle karşı karşıyayız. Hakkâri halkının iradesini gasp etmeye çalışıyorlar. Atadığı kayyımlara günlerdir direnen Hakkâri hakkına baskı, zülüm ve işkence uygulanıyor. Bizler biliyoruz onlar baskıyı, zulümü, işkenceyi ve talanı meslek edinmişlerdir. Bizler de Sosyalist Meclisler Federasyonu olarak bulunduğumuz tüm alanlarda, Kürt halkına baskı, zulüm, inkar ve seçilmişlere yönelik her türlü baskıya karşı burada Kürt halkıyla birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz. Kayyımlar gidecek, kazanan direnen halklar olacaktır.”

    PİRHA/DERSİM

  • Demokratik Alevi Dernekleri: Gaspçı kayyım politikalarına bir an önce son verilmeli

    Demokratik Alevi Dernekleri: Gaspçı kayyım politikalarına bir an önce son verilmeli

    PİRHA-DAD Genel Merkezi, Hakkari Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Hakkâri Belediyesi, Hakkâri halkına aittir. Gaspçı kayyım politikalarına bir an önce son verilmelidir” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Hakkari Belediye Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış hakkında süren bir dava ve soruşturma gerekçe gösterilerek İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınarak yerine kayyım atanmasına tepki gösterdi.

    “HAKKÂRİ BELEDİYESİ, HAKKÂRİ HALKINA AİTTİR”

    Yazılı bir açıklama yapan DAD, yeni bir irade gaspı haberiyle güne uyanıldığını belirterek, “AKP-MHP iktidarının 31 Mart yerel seçimlerinden sonra Van’da yenilemek istediği kayyım siyaseti, halkın direnişine çarpmış ve boşa çıkarılmıştı. Halkın irade beyanından gerekli demokratik dersleri almayan iktidar, bu kez Hakkâri Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış’ı gözaltına alıp Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atayarak aynı siyaseti sürdürmek istiyor” dedi.

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Normalleşme tartışmaları ile meşruluk kazanmak isteyen iktidar bloku, bir kayyım rejimi haline gelerek Türkiye, Kürdistan ve Ortadoğu’da halkların iradesini gasp etme politikalarını hız kesmeden devam ettiriyor. Biz Aleviler bu rejimi, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla, bizzat Aleviliğe atamak istediği kayyumdan tanıyoruz. İnancımıza yönelik geliştirilen kayyım politikasını kabul etmediğimiz gibi, ülke demokrasisine ve Kürt halkının demokratik iradesine yönelik geliştirilen gaspçı kayyım politikalarını da kabul etmeyeceğiz. Hakkâri belediyesi, Hakkâri halkına aittir. Gaspçı kayyım politikalarına bir an önce son verilmeli ve gözaltına alınan Hakkâri Belediyesi Eş Başkanı Mehmet Sıddık Akış serbest bırakılmalıdır. Tüm canları bir rejim haline getirilen kayyım politikalarını kabul etmemeye ve Hakkâri halkı ile dayanışma içerisinde olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Öğrencilere namaz dayatmasına tepki: Karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    Öğrencilere namaz dayatmasına tepki: Karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, ÇEDES kapsamında LGS’ye girecek öğrencileri camiye götürüp namaz namaz kıldırma projesine halktan tepki geldi. Yapılan basın açıklamasında “Bizler, çocuklarımıza vadettiğiniz bu dünyayı ve geleceği, ÇEDES’inizi, Maarif Modelinizi reddediyoruz; ama siz de şunun farkında olun ki, bu karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz” denildi.

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Mamak Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün ilgili yazısı üzerine 29 Mayıs Perşembe günü tüm resmi ve özel okul kurum müdürlüklerine tepkilere sebep olan bir yazı gönderdi. Bu yazıya göre “ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri” kapsamında 1 Haziran Cumartesi günü LGS’ye girecek öğrencilere “moral ve motivasyon” adı altında Mamak Merkez Camii’nde Sabah Namazı, tilavet, tesbihat ile “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız” etkinliği yapılacağı belirtildi.

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu kararına Mamak Laik ve Bilimsel Eğitim Platformu’ndan tepki geldi. Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde eylem yapan platform üyeleri, “Cemaat ve tarikatlarla yapılan protokoller iptal edilsin! ÇEDES geri çekilsin!” pankartı açtı.

    “OKULLARDAKİ EKSİKLERİ GİDERMEK YERİNE OKULLARA İMAM ATIYORSUNUZ” 

    Platform adına basın açıklamasını Mehmet Aydoğdu okudu. “ÇEDES adını verdiğiniz projelerinizle ne yapmaya çalıştığınızı biliyoruz” denilen basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Sınav stresi ile baş etmenin ve öğrencileri sınav sürecine hazırlamanın pedagojiye uygun yolları var. Okullarda var olan rehber öğretmenler; grup çalışmaları, seminerler ve öğrencinin ihtiyacına göre bireysel çalışmalar zaten yürütmekteler. Ancak Ankara’nın merkezinde Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Ahmet Kabaklı Orta Okulu, Kıbrısköy İlk Okulu, Zafer İlk Okulu, Şehit Teğmen Ertuğrul Platin İlk Okulu, Refet Bele İlk Okulu, Büyükşehir Anfa İlk Okulu ve Orta Okulu gibi okullarda 40 Rehber Öğretmen eksiği var. Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü kendi sınırları içerisinde yer alan okullarda bu eksikleri gidermek yerine bu eksikleri görmezden gelerek çeşitli projelere hizmet ediyor. Motivasyonun içindeki inanç ile sizin tarikat ve cemaat inançlarınızın aynı olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz. Psikolojik Danışman-Rehber Öğretmen binlerce arkadaşımız atama bekliyor. Ama manevi rehber adı altında imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı atıyorsunuz okullara. Açlık sınırının altında bir ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca emekçiye, onların çocuklarına tek çözümünüz ‘şükretmek’.”

    “HALKIN VERGİLERİNİ CEMAATLER AKITIYORSUNUZ”

    Yapılan basın açıklamasında Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, aynı zamanda okullara yazı göndererek, ilkokul öğrencilerinin İmam Hatip Orta Okullarına teşvik edilmesi yönünde de bir çaba sergilediğine de dikkat çekildi.

    Açıklamanın devamında şunlar söylendi:

    “Özel afişler hazırlayarak ve çalışma ekipleri oluşturarak sınıf sınıf propaganda yapıyorlar. Çocukların kıyafetinden servisine kadar, hatta yemeğine kadar karşılayacaklarını söylüyorlar. Ama bir şartları var: İmam Hatiplere kayıt olmak. Sadece İmam hatiplere para aktarma gayreti diğer devlet okullarında Okul-Aile Birlikleri ile sponsordan, veliden para toplama son hızla devam ediyor. Bu eşitsiz uygulama kabul edilemez!

    MESEM’lerde son bir yılda 8 çocuğun ölümünün ardından bir çocuk daha öldü geçen hafta. Bu çocukları atölye tezgahlarında ölüme mahkum ediyor, sonra da o ölümlerde hiç payınız yokmuş gibi hayatınıza devam ediyorsunuz. Eğer eğitim adına çocuklarımız adına bir şey yapmak istiyorsanız; ÇEDES’in, MESEM’in iptali için çaba harcayın Kaymakam Bey, Müdüre Hanım.

    Maarif Vakfı’na bir süredir düzenli paralar akıtılıyor. Bu yıl MEB’in bütçesinden 5.7 milyar TL aktarıldı. ‘Bütçede para yok, tasarruf yapıyoruz’ diyordunuz! Halkın vergilerini halka değil cemaatlere, sermayeye akıtıyorsunuz.

    Evet, eğer eğitim adına çocuklarımızın üstün yararı adına bir şey yapmak istiyorsanız; yoksul, emekçi bir bölge olan ilçemizde çocuklar, okullara aç geliyor; evine aç dönüyor. Bir öğün ücretsiz yemek için çaba harcayın; çocuklarımızın temiz suya ulaşmasını sağlayın; ama sizlerin çocuklarımızın yararına olan şeyleri duymamakta ısrarcı olduğunuzu zaten biliyoruz.

    ÇEDES’le, yeni müfredatla ve bu yaptığınız etkinliklerle neyi amaçladığınızı biliyoruz. Kendisi gibi düşünene ‘Adalet’, kendisi gibi yaşayana ‘Sevgi’, kendisi gibi davranana ‘Saygı’yı anlatıp, toplumu bölüp, kutuplaştırmak istiyorsunuz. Kendi deyiminizle kindar bir nesil yetiştirmek istiyorsunuz. İmamlar derse giriyor, çocuklar okuldan alınıp camilere taşınıyor. Çevre, denilince aklınıza mezar temizliği, cami avlusu süpürme geliyor; üstelik bunu öğrencilere yaptırıyorsunuz. Değer, denilince asla ‘Eşitlikten’ bahsetmiyor; çünkü kendi lüks ve şatafatlarınızı saklamak istiyorsunuz. Evrensel değerler yerine kanaat, şükür, iffet, mahremiyet, fıtrat gibi kendi değer yargılarınızı ‘Değer’ diye toplumun her kesimine dayatıyorsunuz.

    Bizler, çocuklarımıza vadettiğiniz bu dünyayı ve geleceği, ÇEDES’inizi, Maarif Modelinizi reddediyoruz; ama siz de şunun farkında olun ki: Bu karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz.

    Her okulda, her mahallede, her sokakta halk düşmanı Maarif modelinizle, ÇEDES’inizle, örümcekleşmiş rantçı zihniyetinizle mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aleviler Mamak’ta LGS sınavı öncesi öğrencilere namaz dayatmasına karşı eylemde!

    Aleviler Mamak’ta LGS sınavı öncesi öğrencilere namaz dayatmasına karşı eylemde!

    PİRHA – DAD Ankara Şube, Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün öğrencileri camiye götürmelerine tepki gösterdi. “Sünnileştirme politikalarının devam ettiğini belirten DAD, bugün saat 16:00’da bileşeni oldukları Mamak Laik Bilimsel Eğitim Platformu ile Mamak ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacaklarını bildirdi. 

    AKP-MHP hükümetinin yürürlüğe koyduğu “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında laik eğitim karşıtı uygulamalar sürüyor.

    Okullarda derslere giren imam ve vaizler, din içerikli derslerin yanı sıra öğrencileri camiye de götürüyor.

    Ankara’da ÇEDES kapsamında öğrencilere dayatılan tartışmalı yeni bir karar daha ortaya çıktı. Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, özel okullar da dahil olmak üzere kurum müdürlüklerine yazı göndererek Mamak Kaymakamlığı İlçe Müftülüğü’nün öncülüğünü yapacağı namaz etkinliği hakkında kararı duyurdu.

    Okullara gönderilen yazıda ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında 2 Haziran’da LGS’ye girecek öğrencilere moral ve motivasyon olması için Mamak Merkez Camiinde Sabah Namazı Kur’an- Kerim Tilaveti, Namaz, Tesbihat ve Dua ile “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız” programı gerçekleştirileceğini açıkladı.

    “SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKALARI DEVAM ETMEKTE”

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu kararına Alevi kurumları başta olmak üzere sivil toplum örgütlerinden de tepki geldi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube, konuya ilişkin açıklamasında “Siyasal iktidarın ÇEDES projesi adı altında Sünnileştirme politikaları devam etmektedir” dedi.

    Çocukların namaza götürülmesinin “laik, özgür, bilimsel ve anadilde eğitimden uzak” olduğunu belirten DAD Ankara Şube, “Dinci, gerici bir sistemi uygulamaya koymak isteyen bu zihniyeti kınıyoruz” eleştirisini yaptı.

    MAMAK İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNDE EYLEM YAPILACAK

    DAD Ankara Şube, konuyla ilgili bugün saat 16:00’da bileşeni oldukları Mamak Laik Bilimsel Eğitim Platformu ile Mamak ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacağını da duyurdu.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD İstanbul Şubesi’nin pikniğinde ‘Asimilasyona karşı direnelim’ vurgusu!-VİDEO

    DAD İstanbul Şubesi’nin pikniğinde ‘Asimilasyona karşı direnelim’ vurgusu!-VİDEO

    PİRHA – Alevi yurttaşlar, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği piknikte buluştu. DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, yaptığı konuşmada “İnancımızı yaşatmayı bir görev olarak üstlenmeliyiz. Asimilasyona karşı direnelim, sesimizi olabildiğince güçlü çıkaralım. Alevilikte ‘Yol anadır’ diyoruz. El ele tutuşalım, örgütlenelim” çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi’nin düzenlediği pikniğe katılım bir hayli yoğun oldu. Eyüp Belediyesi Mesire Alanı’nda yapılan etkinlik, Pir Aziz Güler’in okuduğu gülbeng ile başladı.

    Programda DAD Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ile Zeynel Kete de konuşma yaptı.

    “İNANCIMIZIN ÇERÇEVESİNİ KİMSEYE ÇİZDİRMEYECEĞİZ”

    DAD Eş Genel Başkanı, Kadriye Doğan, yapılan etkinliğin önemine dikkat çekerek “Günümüzde büyükşehirlerde duvarlara hapsolduk. Bir arada olabilmek için artık çok olanak bulamıyoruz. Birbirimize dokunabilmenin, hissedebilmenin yolu olarak bugün bu pikniği gerçekleştiriyoruz” dedi.

    Kadriye Doğan, konuşmasında Alevi kadınlarının rolüne de vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Varlığımızı buradan tüm dünyaya haykırıyoruz; varız, buradayız, var olacağız. Biz Aleviler olarak kendi inancımızı yaşayarak var olacağız, bunun için buradayız.

    Alevi inancımız bir kıskaç altında. Sistem, bizi geçmişte fiziki asimilasyonla baş başa bırakmıştı günümüzde ise güncellenmiş bir asimilasyonla yok etmeye çalışıyor. Bugün Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile çerçevemizi çizip egemen inanç olan Sünni inancın içerisinde Aleviliği eritmeye çalışıyorlar. Bizi Türklük ve Sünnilik içerisinde yok etmeye çalışıyorlar. Demokratik Alevi Dernekleri bu asimilasyona karşı ciddi bir dirençtir. İnancımızın çerçevesini kimseye çizdirmeyeceğiz. Bizler, doğamızın katliamına, madenlerimizin uluslararası şirketlere peşkeş çekilmesine de sessiz kalmayacağız. Bugün Rêya Heq coğrafyası sistemin talanı altında. Bunun için buralar bizlerin düşüncelerini tahlil etmek ve birbirimize anlatmak adına çok önemli alanlardır.

    “DİRENELİM, SESİMİZİ OLABİLDİĞİNCE GÜÇLÜ ÇIKARALIM”

    Kadriye Doğan, AKP-MHP hükümeti döneminde eğitim alanında yapılan din baskısına da değinerek şöyle devam etti:

    “Eğitim aracılığıyla Alevi inancını can çekişir noktaya getirdiler. Çocuklarımız zoruna din derslerine maruz kaldığı gibi anaokullarından itibaren mescitlerle karşılaşıyor. ÇEDES programıyla çocuklarımız, imamların danışmanlığına maruz kalıyor. Bu ağır süreci atlatmanın yolu, kendimiz olmaya, inancımızla yaşamayı ve inancımızı yaşatmayı bir görev, sorumluluk olarak üstlenmeliyiz. Asimilasyona karşı direnelim, sesimizi olabildiğince güçlü çıkaralım.

    Alevilikte ‘Yol anadır’ diyoruz. ‘Sır ondadır, nur candadır, can ile canan ananın deryasındadır’ diyoruz. Değerli kadın canlar, Yol biziz, bu Yol’a sahip çıkmak, bu Yol’u örgütlemek, bu Yol’u geleceğe taşımak biz kadın canların omuzlarında olmalı. Gelin birlikte olalım, gelin birbirimizi anlayıp, hissedelim, el ele tutuşalım, örgütlenelim.”

    “BİZİM HAKİKATİMİZ VARDIR”

    DAD Eş Genel Başkanın Pir Zeynel Kete ise konuşmasını Kürtçe yaparak “Yol’umuz Rêya Heq yoludur” diye vurguladı. Pir Kete, Alevi toplumunun yüzyıllardır maruz kaldığı katliamlara da değinerek şunları söyledi:

    “Özellikle son 100 yıldır bize ait olan tarihsel, kültürsel, inançsal, dilimiz ve itikatımızla yaşamamız suç kabul edilmiş. Bu uğurda fiziki ve kültürel soykırımlar eksik edilmemiş. Bu mücadeleye karşı durduğumuzda da zindanlarla, sürgünlerle, taciz ve tecavüzlerle karşı karşıya kalmışız. Bizim için zindan da birdir meydanda birdir, bu böyle bilinsin. Mansur’dan, Nesimi’den, Baba Tahir’den, Ali Şer’den, Ana Sakine’den, Ana Naciye’den, Bese Ana’dan bugüne kadar devriye edilen bu hakikat ve özgürlük yürüyüşünü devam ettireceğiz. Bulunduğumuz zamanda an yoktur ki çocuklarımızın kanları topraklara düşmesin. An yoktur ki analarımızın havarları gök kubbeye ulaşmasın.

    “YEREL YÖNETİMLER ADETA DİYANET GİBİ ÇALIŞIYOR”

    Biz asla ve asla iktidarcı, tekçi, militarist, dinci anlayışların hiçbir oluruna Rıza vermemişiz. Bugün de bizleri kontrolü altına almaya çalışıyorlar. Buna karşı Koçgiri’den başlayıp Şeyh Sait ile devam edip ve bugüne kadar devam eden bütün bu katliamlara karşı asla ve asla rıza göstermeyeceğimizi belirtiyor ve diyoruz ki bizim hakikatimiz vardır! Son dönemlerde kültürel soykırımla okullardaki müfredat programları, sistemin yeniden inşası için, özellikle cumhuriyetin 2. yüzyılında ulus devletin kendisini yeniden inşa ettiği bir dönemde müfredat programıyla yeni bir insan tipi yaratılmaya çalışılıyor. Başta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olmak üzere son dönemlerde ÇEDES projesi ve Alevi kurumlarına maaş bağlamak, kurumları elektrik ve su paralarına muhtaç etmek anlayışını buradan reddediyoruz. ‘Kabul edenler bu meydanda düşkündür’ diyoruz. Binlerce yıldır ne talip, pirini maaşa muhtaç etti ne de pir, talibini sisteme muhtaç etti. Açık ve net olarak diyoruz, Demokratik Alevi Dernekleri olarak teklif edilenler kesinlikle ve kesinlikle kabul edeceğimiz bir şey değildir. Bizi Alevi İslam anlayışıyla kontrole alamayınca son dönemlerde belediyeler üzerinden, her bir yerel yönetim adeta Diyanet gibi çalışıyor, Aleviler üzerinden tahakküm kuruyorlar. Sonuç itibariyle diyoruz ki bir araya gelirsek lokmalarımızla, Hakk aşkıyla, Hızır gayretiyle nasıl ki binlerce yıldır bu Yol kimseye muhtaç olmadıysa en zor anda bile kendi ocaklarına, kutsal mekanlarına sığındıysa, yine el ele vererek ocaklarımıza, pirlerimize, tarihsel hafızamıza sarılarak kendi sorunlarımızı çözebiliriz.”

    Piknik, müzisyen Cihan Çelik’in seslendirdiği ezgilerin ardından sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DAD Eş Genel Başkanları PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanları PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete PİRHA ve CANTV’yi ziyaret etti. Ziyarette konuşan Kadriye Doğan, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen muhabirimiz Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğunu belirterek, “Esaretsiz bir dünyanın mücadelesini verirken bir an evvel Diren canımızın da aramızda olmasını bekliyoruz” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanları Kadriye Doğan ve Zeynel Kete, PİRHA ve CAN TV’yi ziyaret etti.

    “BİR AN EVVEL DİREN CANIMIZIN ARAMIZDA OLMASINI BEKLİYORUZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, PİRHA ve CAN TV’nin varlığının önemli olduğunu belirterek konuşmasına başladı.

    27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) Muhabiri ve CAN TV Programcısı Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulduğuna değinen Doğan, “Bizim inancımızda tutsaklık, zindan, esaret yoktur. Esaretsiz bir dünyanın mücadelesini verirken bir an evvel Diren canımızın da aramızda olmasını bekliyoruz. Biz Aleviler, sesimizi, sözümüzü kendi toplumumuza bizi tanıtmak isteyen ve bizimle ortak yaşam kurmak isteyen canlara anlatmak için yol yöntem ararken, bu yolda bizimle birlikte olan, sesimizi toplumla buluşturan, varlığıyla da kıymetli olduğunu söylüyorum” dedi.

    “DİREN, ALEVİLERİN ÇOK AZ SAYIDA YETİŞMİŞ GAZETECİLERİNDEN BİRİ”

    CAN TV Yayın Kurulu Üyesi Çilem Küçükkeleş ise şunları söyledi:

    “Diren gerçekten çok önemli gazetecilerden biri. Alevilerin çok az sayıda yetişmiş gazetecilerinden biri. 10 yıl önce sosyal medya paylaşımlarından dolayı şimdi cezaevinde. Biz de temenni ediyoruz ki bu yanlıştan bir an önce dönülür.”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, 26 Mayıs Pazar günü Kemerburgaz’da Demokratik Alevi Dernekleri’nin gerçekleştireceği piknik etkinliğine de katılım çağrısı yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL