Etiket: dava

  • Cumartesi Anneleri’nden ders gibi savunma: Esas talimat verenler ve gözaltına alanlar yargılansın-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden ders gibi savunma: Esas talimat verenler ve gözaltına alanlar yargılansın-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın, 950. Hafta eylemi nedeniyle yargılandığı davanın görülen üçüncü duruşması görüldü. Daha önce beyanda bulunmayan Besna Tosun, Sebla Arcan, İrfan Bilge ve Selvi Gülmez beyanda bulundu. Mahkeme, savunması alınmayan sanıklara gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi. Hakim, Avukat Several Ballıkaya’nın soruşturmanın genişletilmesi talebini esasa ilişkin karar verilemeyeceğinden reddetti. Mahkeme, duruşmayı 4 Ekim’e erteledi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri hakkında dava açıldı.

    Cumartesi Anneleri 950. Hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilgin, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner hakkında “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” iddiasıyla dava açılmıştı.

    Davanın üçüncü duruşması kalan tanıkların dinlenmesi ve eksik hususların giderilmesi için İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecekti ancak  avukatların büyük salon talebi üzerine 27. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu’nda görüldü.

    Cumartesi Anneleri ve hak savunucularının yargılandığı davada daha önce beyanda bulunmayan Besna Tosun, Sebla Arcan, İrfan Bilgin ve Selvi Gülmez beyanda bulundu.

    ABD Konsolosluğu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), AB Temsilcisi, Af Örgütü, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği(MLSA), AB Türkiye Delegasyonu, Hafıza Merkezi, P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu duruşmayı izlemek için katıldı.

    SELVİ GÜLMEZ: POLİSLER BİZE DÜŞMAN KESİLMİŞ

    İlk olarak beyanda bulunan Hak Savunucusu Selvi Gülmez, “Konuşacak bir şeyim yok hakim bey. Gittiğimiz gibi polisler bizi dövüp kelepçeledi. Biz hırsızlık yapmadık. Gözaltına alındıktan sonra hastane hastane dolaştırıldık. Biz oradaki taşları mı yedik? Biz kayıplarımızı arıyoruz. Polisler bize düşman kesilmiş. Polis bana yumruk da attı. Yumruğa razı oldum ama kelepçeyi çıkartmalarını istedim” dedi.

    BESNA TOSUN: BABAMI KAYBEDENLER 29 YILDIR YARGILANMADI, BABAMI ARAMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİM!

    Kayıp yakını Besna Tosun’un mahkemede yaptığı savunma şöyle:

    “19 Ekim 1995’te üç sivil polis tarafından evinin önünden gözaltına alınarak kaybedilen Fehmi Tosun’un kızıyım. Aynı zamanda babamın kaybedilmesinin tanığıyım. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun tanığı olmama rağmen, üçüncü kez sanık olarak hâkim karşısındayım. Babamı kaybedenler 29 yıldır yargılanmadı, kaybetme emrini verenler yargılanmadı. Bu insanlık suçunu işleyenleri koruyanlar yargılanmadı. Sokak ortasında bileğime altı kelepçe takıp bana işkence yapan polis amiri yargılanmadı ve hâlâ görevi başında. Ama babamın akıbetini öğrenmek ve onu kaybedenlerin adil bir yargı önünde hesap vermesini istediğim için bugün bir kez daha yargılanıyorum.
    Öyleyse yargılama konusu olan Cumartesi Anneleri’nin 950. Haftası ve Galatasaray’a çıkış sürecimle ilgili bir özet geçeyim.

    “NEDEN GALATASARAY’A ÇIKTIM VE DİRENİYORUM?”

    Neden Galatasaray’a çıktım ve neden orada kalmak için direniyorum? 19 Ekim 1995’te akşam eve giderken babamın üç kişiyle birlikte evimizin önünde durduğunu gördüm. Babam bitkin görünüyordu ve ayakta durmakta zorlanıyordu. Yaklaştığımı gören iki kişi, babamın koluna girdi ve onu evimizin yan tarafında bulunan bahçeye indirdi. Bir kişi bahçenin önünde duran beyaz, 34 UD 59 plakalı aracın bahçe tarafındaki kapılarını açık tutmuş, bekliyordu. Bahçenin önüne geldiğimde eğilip baktım ama bahçe ışıklandırması olmadığı için oradakileri göremedim. Aracın yanında bekleyen kişiyi babamın arkadaşı sanıp yüzüne baktım, birbirimize gülümsedik… Ben eve çıktıktan birkaç dakika sonra babam Fehmi Tosun, İstanbul-Avcılar’daki evimizin önünden, annemin, kardeşlerimin, benim ve komşularımızın gözü önünde, silahlı ve telsizli olduğunu gördüğümüz üç kişi tarafından zorla bir araca bindirilerek götürüldü. Ve bir daha babamdan haber alamadık. İnsan Hakları Derneği ile birlikte tüm yasal yollara başvurduk ancak babamın gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. Olaya karışan aracın plakasının araştırılması talebimiz ise “özel yaşamın gizliliği” gerekçesiyle reddedildi.

    “HÜKÜMET BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜNE DE GERÇEK DIŞI BİLGİLER VERDİ”

    İç hukuktan sonuç alınamayınca davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdık. 2003 yılında sonuçlanan davamızda AKP hükümeti AİHM’e verdiği savunmada, “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesi’nin (yani yaşam hakkının) ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti. Ancak hükümet, bu taahhüdünü yerine getirmediği gibi babamın akıbetini soran Birleşmiş Milletler Örgütü’ne de defalarca gerçek dışı bilgiler verdi.
    Yargılamamızın konusu bu değil diyebilirsiniz ama ne yazık ki konumuz tam da bu. Galatasaray’a çıkma nedenlerim bunlar. Babamın akıbeti açıklansaydı, failleri yargılansaydı, yani adalet sağlansaydı ne ben ne de diğer kayıp aileleri 1001 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’na çıkardık. Bugün de burada yargılanmazdık.
    Tanıklığımıza, delillerimize, AİHM’in tespitlerine ve hükümetin suçu üstlenmesine rağmen dosyamız iç hukukta etkin bir soruşturma yapılmadan, zamanaşımından takipsizlik kararı verilerek kapatıldı. Takipsizlik kararına yapılan itirazımız reddedildi. Anayasa Mahkemesi’ne taşınan davadan da bir sonuç alamadık. Yani bütün hak arama yolları bize kapatıldı. Bizler de 1001 haftadır kayıplarımızın bulunması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyoruz.
    Bugün yargılama konusu olan 950. haftamız için iddianamede “kolluk görevlileri tarafından yasaklama kararı iletilmesine rağmen yapmış olduğu izinsiz protestoyu kendi rızaları ile sonlandırmaması üzerine şüpheliler hakkında soruşturma işlemlerine başlanıldığı” yazıyor.
    Sayın hâkim, Anayasa’nın 34. Maddesi’nde, önceden izin almadan herkesin barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına sahip olduğu net bir şekilde ifade edilmiştir.
    AİHM, AYM, Yargıtay içtihatlarına göre de toplanma ve gösteri özgürlüğü izne tâbi değildir ve yer seçmeyi de içerir. Kısacası suç olan Galatasaray’da yapmak istediğimiz barışçıl buluşmalarımız değil, suç olan barışçıl buluşmalarımızın polis şiddetiyle engellenmesidir.
    700. haftamızdan itibaren Galatasaray bizlere ve tüm topluma kapatılmış durumda. AYM, Galatasaray Meydanı’na yönelik yasaklamayla ilgili 2018’den beri yürüttüğümüz hukuki mücadele sonucu, 2023 yılında verdiği iki ayrı kararda Cumartesi Anneleri’nin engellenmesini, Anayasa’nın 34. Maddesi’nde güvenceye alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali olarak hükme bağladı.

    “29 SORUŞTURMA AÇILDI”

    AYM’nin verdiği ihlal kararlarına rağmen, 8 Nisan-11 Kasım 2023 tarihleri arasında Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapma girişimimiz her seferinde polis şiddeti ile engellendi. Mevcut yasalara göre suç unsuru olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak 29 kez gözaltına alındık, bu süreçte hakkımızda 29 soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 28 tanesi hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken, tamamen benzer koşullardaki 950. Hafta için bu dava açıldı.

    “84 YAŞINDAKİ ANNELERİMİZE KELEPÇE TAKILDI”

    950. Haftamızda Galatasaray’a daha varmadan İstiklal Caddesi üzerinde yürürken polis çemberine alındık. Eylemin Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı söylendi. Yasaklama kararını görmek istediğimizde ise “Kaymakamlık sitesinde” olduğu söylendi. 29 hafta boyunca aynı gerekçe ile yasaklama kararı gösterilmedi ve söylendiğinin aksine karar hiçbir hafta Beyoğlu Kaymakamlığı sitesinde yayımlanmadı. Aramızda 74, 84 yaşında yaşlı anneler olmasına rağmen dağılmamız için koridor açılmadı. Gözaltı işlemine direnmediğimiz halde 84 yaşındaki annelerimiz dahil hepimize kelepçe takıldı ve saatlerce kelepçeli halde klimasız, havasız araçlarda bekletildik.
    29 yıl önce babamı aramaya başladığım yol beni bu duruşma salonuna getirdi. İsterdim ki bugün burada yargılanan, babamı bizden alırken yüzümüze gülen o insanlık suçunun failleri olsun; ama onlar değil, ben yargılanıyorum.
    29 yıldır hayatımın akışını değiştiren, daha doğrusu hayatımı cehenneme çeviren o gülümseme ile baş etmeye çalışıyorum. Kimseyi düşmanlaştırmadan, nefret etmeden, kırıp dökmeden yaşamaya çalışıyorum ama izin vermiyorsunuz. Bu ülke bir hukuk devleti olsaydı, adil bir yargılama faaliyeti yürütülseydi babamın başına ne geldiği, nerede olduğu tespit edilir, cenazesi usulüne uygun bir şekilde bize teslim edilirdi ve babamı kaybeden fail, politik sorumluları yargılanarak cezalandırılırdı.

    “ZORLA KAYBEDİLEN SEVDİKLERİMİZİN NEREDE OLDUĞUNU BİLMEYE HAKKIMIZ VAR”

    Zorla kaybedilen sevdiklerimizin nerede olduğunu bilmeye hakkımız var. Hakikati bilme hakkımız var. Adalete ulaşmaya hakkımız var. Bu haklarımızı talep etmeyi suçmuş gibi gösterenler insanlığa karşı suç işleyenlerin hesap vermesini engelliyor.

    “ADALETE OLAN İNANCIMI BU YARGILAMALARLA ZEDELEYEMEZSİNİZ”

    29 yıldır babamı kaybedenler, yani insanlığa karşı suç işleyenler cezasızlıkla ödüllendirilirken; ben hapis cezası istemiyle yargılanıyorum. Bunca haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen adalete olan inancımı bu yargılamalarla zedeleyemezsiniz.
    Hiçbir hukuki dayanağı olmayan keyfi yargılamalarla adalet talebimiz susturmak isteniyor, susmayacağım! 29 yıldır aradığımız mezarsız sevdiklerimizi unutmamız isteniyor, unutmayacağım!Bir gün babamı kaybedenlerle adil bir yargı önünde hesaplaşmanın umuduyla, babamın kaybedildiği günü unutmamak için hafızamı milyon kere zorluyorum ve unutmayacağım! Babamı aramaktan, adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğim! Babamı kaybedenleri, kaybetme emrini veren Tansu Çiller’i, Süleyman Demirel’i, Mehmet Ağar’ı, Nahit Menteşe’yi, Reşat Altay’ı ve onları cezasızlıkla koruyanları asla affetmeyeceğim. Söyleyeceklerim bu kadar.”

    SEBLA ARCAN: SUÇ İŞLEMEDİM ANAYASAL HAKKIMI KULLANDIM

    Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan da savunmasında şunları dile getirdi:

    “Ben bir insan hakları savunucusuyum ve 30 yılı aşkın bir süredir İnsan Hakları Derneği’nde gönüllü olarak çalışmaktayım. 10 Haziran 2023 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin Cumartesi Anneleri’nin kayıpların bulunması için Galatasaray’da basın açıklaması ve oturma eylemi yapmalarının anayasal bir hak olduğu ve bu eylemlerin engellenmesinin bir ihlal olduğuna karar verdiği Maside Ocak Kışlakçı ve Gülseren Yoleri kararlarına dayanarak, anayasal hakkımızı kullanmak üzere Galatasaray Meydanı önünde basın açıklaması yapmak istedik. Ancak polis, bariyerlerle abluka altın aldığı meydana yaklaştığımızda etrafımızı kalkanlarla çevirdi. Dağılın anonsu yapıldı ama dağılmamız için herhangi bir çıkış koridoru açmadı. Gazeteciler ve gözlemciler hızlı bir şekilde yanımızdan uzaklaştırarak görevlerini yapmaları engellendi. Polis amirleri, basın açıklaması yapmamıza izin vermeyeceklerini ve Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasaklama kararı olduğunu söylediler. Yasaklama kararını görmek istediğimizde, “emniyette görürsünüz!” diyerek göstermediler. Bu yasaklama kararı, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın Web sitesinde de yayınlanmadı. Gözaltına alındığımızda, yasaklama karının olup olmadığı ya içeriği hakkında hiçbir bilgimiz yoktu.
    Polis amirlerine, AYM’nin Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasaklama kararını hukuki dayanakta yoksun bulduğunu ve AYM kararına rağmen engelleme ve gözaltı yapmalarının kanunsuz olduğunuz olduğunu belirttik. Kanunsuz emre uymanın suç olduğunu söyledik. Hiçbir biçimde gözaltı işlemine direnmememize rağmen, araca bindirilmeden önce herkese kelepçe takıldı. Avukatımızın polis amirleri ile görüşme talebi de reddedildi. Bu olaylar 2-3 dakika içinde gerçekleşti.Polisin bizi dağılmaya ikna etmek gibi bir amacı olmadığına, sabırsız bir şekilde gözaltı işlemi yapmak istediğine bizzat tanık oldum. Gün boyunca son derece kötü koşullarda gözaltında tutulduk. Hastanede bir suçlu gibi polis eşliğinde dolaştırıldık, masumiyet karinesi hakkımız ihlal edildi. Kısacası idare, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamadığı gibi, 950. Haftamızda da Anayasa Mahkemesi kararlarında ihlale neden olduğu kayıt altına alınan tutumlarını sürdürdürdü.

    “NEDEN YARGILANIYORUZ?”

    08 Nisan-11 Kasım 2023 tarihleri arasında, Cumartesi Anneleri ile ilgili aynı gerekçelerle 29 gözaltı işlemi yapıldı.Bunlardan 28’ inde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi.Tamamen benzer koşullardaki 950 Hafta için iddianame hazırlanmasının ve mahkemenin bu iddianameyi kabul etmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını düşünüyorum.
    Mahkemenize soruyorum: İki hafta önce 1000. Haftamızda binlerce kişi ile 11 Kasım 2023 tarihinden itibaren de 10 kişi sınırlaması ile olsa da basın açıklaması yapıyoruz. Basın açıklaması yapmak istememiz suç ise şimdi neden yapabiliyoruz? Suç değilse neden yargılanıyoruz?
    Ayrıca belirtmek isterim ki bir insan hakları savunucuları olarak, gözaltında kaybedilenlerin ailelerine devlet eliyle yaşatılan acıların hesabının verilmesi, adaletin sağlanarak geride kalanların yaralarının hafifletilmesi için barışçıl yöntemlerle mücadele etmek bizim görevimizdir. Bu görevimizi yerine getirmemizin gözaltılar, soruşturma ve yargılamalar yoluyla suç haline getirilmesi, Devletin insan hakları savunucularının rahatça çalışmalarını sağlama yükümlülüğüne de aykırıdır.

    Sonuç olarak; suç işlemedim ve anayasal hakkımı kullandım. Hakkımdaki suç isnatlarını kabul etmiyorum. Mahkemenizi de bağlayan Anayasa Mahkemesi kararlarının gereği olarak, davada derhal beraat kararı verilerek yargılamanın bir an önce sonuçlanmasını talep ediyorum.”

    İRFAN BİLGİN: ESAS SAVUNMA YAPMASI GEREKENLER GÖZALTI TALİMATI VERENLER VE GÖZALTINA ALANLARDIR

    Kayıp yakını İrfan Bilgin ise savunmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Sayın yargıç,
    Ben 12 Eylül 1994’de Ankara’da Dikmen otobüs durağında Türkiye Devrimci Komünist Partisi üyesi olması iddiası ile gözaltına alınıp Ankara terörle mücadele merkezine götürülüp ve bir daha onlara ortaya çıkarılmayan yani gözaltında kaybettikleri Kenan Bilgin’in kardeşiyim.
    Kenan Bilgin gözaltında kaybedildi diyoruz Çünkü TEM’de Kenan Bilgin ile birlikte gözaltına alınan 12 kişinin tanıklığına dayanarak söylüyorum. Biz Kenan bilginin ailesi olarak bu tanıkların tanıklığı ile devletin tüm kurumlarına başvurularımızı yaptık fakat tüm başvurularımıza “Biz almadık biz de yok” denilerek olumsuz cevaplar verildi. Dönemin insan haklarından sorumlu Bakanı Azimet Köylüoğlu’nun bize verdiği cevap şuydu; “polis almıştır, konuşturmak için işkence yapmışlardır, işkence de ölmüştür, götürüp bir yere gömmüşlerdir” diye cevap vermişlerdir. Başka bir örnek o dönem Cumhuriyet Savcısı olarak dosyayı takip eden Savcı Selahattin Kemaloğlu’nun “ben Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedildiğine kanaat getirdim. Çünkü Kenan’la ilgili kurumlara yazdığım yazıların hiçbirine cevap verilmedi. Yazılar bana geri geldi, üstelik çok ilgilenme tehditleri aldım” şeklindeki sözleridir. 1995 yılında çok yoğun olarak sistematik bir şekilde insanlar gözaltına alınıyor, bir daha kendilerinden haber alınamıyor yani gözaltında kaybediliyordu. Bu durum karşısında biz aileler hiçbir şey yapamıyorduk. Kayıp yakınları olarak 10 aile İnsan Hakları Derneğinde bir araya geldik. Bu hukuksuz durumu insanlara duyurmak gerekiyor. Aksi takdirde bu hukuksuz, adaletsiz ve yaşam hakkının hiçe sayılmasına devam edileceğini konuştuk. Görüşmeler sonucunda kayıp aileleri ve İnsan Hakları Derneği yöneticileri olarak Galatasaray Meydanında her Cumartesi saat 12’de 10 dakikalık sessiz oturma eylemi yapma kararını aldık. 1995 Mayıs ayında Galatasaray Meydanına gitmeye başladık. Bize çok sayıda saldırı yapıldı fakat vazgeçmedik. Çünkü en demokratik haklarımızı kullanıyorduk. Israrlarımız sonuç verdi, uzun bir süre Galatasaray Meydanında engellemeyle karşılaşmadan oturduk ta ki 700. Haftaya kadar. 700. Haftada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla yüzlerce polis gücü ile alana gelen insanlara gazla copla saldırdı. Bu alan o tarihten sonra karakola çevrildi ve alan bize kapatıldı.

    Galatasaray Meydanı bizim için bir hafıza merkezdeydi, annelerin buluşma alanıydı. Biz kayıp yakınları için bu alana gidememek adeta bir zulümdü. Alana yeniden çıkmak için başvurular yaptık ancak hiçbir sonuç alamadık. Biz Anayasa mahkemesine başvuru yaptık. Anayasa Mahkemesi bu alanın kullanılmasının demokratik hakkımız olduğunu, güvenlik güçlerinin bu hakkın kullanımını engelleyemeyeceği tam tersini polisin oraya gelen insanların güvenliğini sağlamakla görevli olduğuna karar verdi. Biz de aileler olarak bu hakkımızı kullanmak için tekrar alana gitme kararı aldık. Ama ne yazık ki Anayasa Mahkemesinin bu kararına da uyulmadı. Anayasa Mahkemesinin kararı tanınmadı 29 hafta daha alana gitmeden İstiklal Caddesi’nde ablukaya alınarak yaka paça otobüslere bindirerek gözaltına alındık ve savcıya çıkarılmadan akşam saatlerinde bırakıldık. Yani biz savunma yapacak konumda değiliz. Çünkü biz aileler olarak suç işlediğimizi kabul etmiyoruz. Biz anayasanın bize tanıdığı demokratik hakkımızı kullanmaya çalıştık. Esas savunma yapması gerekenler gözaltı talimatı verenler ve gözaltına alanlardır. Çünkü Anayasa mahkemesinin verdiği karar tanımayan ve en demokratik hakkımı engelleyenler suç işlemiştir.”

    AVUKAT GÜLİZAR TUNCER: BU EYLEM KADAR HİÇBİR EYLEM HAKLI DEĞİLDİR

    Savunmaların ardından söz alan Avukat Gülizar Tuncer, kayıp yakını Selvi Gülmez’in maruz kaldığı polis şiddetiyle ilgili anlattıklarını hatırlattı. Hakim, Avukat Tuncer’in anlattıklarının davayla ilgili olmadığını iddia ederek, “Kolluk güçleriyle ilgili suç duyurusunda bulunabilirsiniz” karşılığını verdi. Tuncer, “Hiç kimse bu insanlara oradaki açıklamaya katılmak istediği için “Suçlusunuz” diyemez. İdari bir kararla bir özgürlük nasıl engellenebilir? Daha ilk duruşmada derhal beraat kararı vermeliydiniz ve Selvi anne bugün buraya gelmemeliydi. Ama yıllarca eziyete dönen bir yargılama yaşanıyor. Türkiye’deki yargı işleyişinden bunu beklemiyoruz artık. Hukuk güvenliği yok kimsenin. Bu eylem kadar hiçbir eylem haklı değildir” dedi.

    AVUKAT METİN İRİZ: BERAAT KARARI VERİLEBİLİR

    Avukat Metin İriz, savunması alınmayan kayıp yakınlarının ve hak savunucularının ifadesinin alınmadan derhal beraat kararı verilebileceğini söyledi.

    AVUKAT SEVERAL BALLIKAYA: UNUTMUYORLAR, ÇÜNKÜ BULAMADIKLARI ÇOCUKLARININ MEZARI

    Oğlu gözaltında kaybedilen Hanife Yıldız’a polislerin ‘unut gitsin’ dediğini hatırlatarak, bu davanın kolay olmadığını söyledi. Ballıkaya, “Unutmuyorlar, çünkü bulamadıkları çocuklarının mezarı. Galatasaray Meydanı. Eğer bugün beraat kararı vermeyecekseniz soruşturmanın genişletilmesini talep ediyorum” dedi.

    AVUKAT JİYAN KAYA: DERHAL BERAAT TALEBİMİZİ YİNELEMEK İSTİYORUM

    Avukat Jiyan Kaya, “Derhal beraat talebimizi yinelemek istiyorum” dedi.

    Mahkeme, savunması alınmayan sanıklara gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi. Hakim, Avukat Several Ballıkaya’nın soruşturmanın genişletilmesi talebini esasa ilişkin karar verilemeyeceğinden reddetti. Mahkeme, duruşmayı 4 Ekim 2024 saat 10.00’a erteledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hrant Dink davasında mütalaa: 10 kişiye ağırlaştırılmış müebbet istemi

    Hrant Dink davasında mütalaa: 10 kişiye ağırlaştırılmış müebbet istemi

    PİRHA- Hrant Dink’in katledilmesine dair kamu görevlileri hakkında açılan davada, 8 kişiye 2’şer kez olmak üzere 10 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi.

    Agos Gazetesi Kurucu Genel Yayın Yönetmeni Hırant Dink’in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davada görüldü. Yargıtay’ın 15 sanık yönünde kısmen bozma kararı verdiği davanın duruşması 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuklu sanıklar Veysel Şahin, Okan Şimşek ve Gazi Günay, duruşmada hazır bulunurken, bazı sanıklar Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) üzerinden duruşmaya alındı.

    Duruşmada savunma yapan tutuklu sanıklardan Veysel Şahin, “Emniyetten tanıdığım yok, il jandarmadan hiçbirini tanımıyorum hiçbiriyle görüşmem yok, telefonda bile görüşmem yok. Sizden adalet bekliyorum. Şaşırdım başkanım. Böyle bir olaya müdahil olmadım. Bu şahısları tanımıyorum” dedi.

    “BENİ GÖREVLENDİREN BERAAT EDİYOR”

    Sanıklardan Okan Şimşek ise kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek, “Daha önceden de tahkikat taleplerimizde Giresun Jandarma Komutanlığı’nda olduğuna emin olduğum iki belge var, biri görevlendirme belgesi, biri de görev sonuç raporu. Bunların getirilmesini istiyorum, kendimi kanıtlayacağım bir şey kalmadı. Beni görevlendiren Metin Yıldız, ama kendisi beraat ediyor. Benim verdiğim bilgiyle Metin Yıldız görevini yapmış oluyor, ben yapmamış oluyorum. Cezalandırılmamız gerekiyorsa yargılama da yapmayın. Hatta öldürün bizi, siz de kurtulun, biz de kurtulalım” diye konuştu.

    8’i HAKKINDA 2 KEZ AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET

    Savunmaların ardından mütalaasını açıklayan Cumhuriyet Savcısı, Veysel Şahin, Osman Gülbel, Onur Karakaya, Okan Şimşek, Mehmet Ayhan, Hasan Durmuşoğlu, Gazi Günay, Ali Öz hakkında ”tasarlayarak kasten öldürme” ve ”anayasayı ihlal” suçlarından 2’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis etti.
    Savcı, mütalaasında, Muharrem Demirkale hakkında ise, ”tasarlayarak kasten öldürme” suçundan, Bekir Yokuş hakkında, ”tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” ve ”anayasayı ihlal” suçlarından ağırlaştırılmış müebbet ve 22,5 yıldan 30 yıla kadar hapis cezası talep etti. İddia makamı, Yavuz Karakaya hakkında da ”tasarlayarak kasten öldürmeye yardım” suçundan 22,5 yıldan 30 yıla kadar hapis talep etti.

    3 SANIK HAKKINDA BERAAT TALEBİ

    Savcı, sanıklar Volkan Şahin, Şükrü Yıldız, Mehmet Ali Özkılınç hakkında, mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini savunarak beraatlerini istedi.

    Tutuklu sanıkların tutukluluk hallerine ve adli kontrol tedbiri uygulanan sanıkların tedbirlerine devam kararı veren mahkeme, sanık ve avukatlarının mütalaaya karşı savunmalarını hazırlaması için süre verilmesine karar vererek duruşmayı 16 ve 17 Temmuz’a erteledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar- VİDEO

    Büyükşahin ve Güleç: Yargılanmamızın sebebi kimliklerimiz, gayri ciddi suçlamalar- VİDEO

    PİRHA – TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç’in yargılandığı davanın duruşmasının görülmesine Çağlayan Adliyesi’nde devam ediliyor. Dosya kapsamında hiçbir somut delilin olmadığını belirten Veli Büyükşahin, “Zorla bir örgüt çıkarma çabası var. O günün koşullarında demokratik hakkım olarak çalıştım, beraatimi istiyorum” dedi. Güleç ise “Demokratik bir ülkede bırakın tutuklamayı bu iddianame ile kimse yargılanamaz. Gayri ciddi suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz” dedi. 

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilerek çok sayıda basın yayın kuruluşu Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kapatıldı.

    Alevilerin sesi olan TV10 da kapatılan kuruluşlar arasında yer aldı. TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin ile TV10 programcısı Veli Haydar Güleç, kapatılmanın hemen ardından 10 Ocak 2018’de gözaltına alınmıştı. Gazeteci Büyükşahin ve Güleç’in, bir yıllık tutukluluğunun ardından iddianameleri hazırlanarak “örgüt üyeliği ve propaganda” suçlaması yöneltilmişti.
    60’tan fazla kişinin yargılandığı dosya dahilinde hiçbir somut delil yer almazken, 2011-2012 yıllarında Barış ve Demokrasi Partisi siyaset akademilerinde yürütülen eğitimlere dair olduğu söylenen tapeler iddianameye eklenmişti.
    Yargılama sonucunda 16 kişinin tutuklanması yönünde karar çıkmış, Veli Büyükşahin ile Veli Haydar Güleç de 16 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilmişlerdi.

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç’in de aralarında bulunduğu yargılamaya bugün devam ediliyor.
    Çağlayan Adliyesi 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10:00’da başlayan duruşma, kimlik beyanları ardından savunmalarla devam ediyor.

    VELİ BÜYÜKŞAHİN: BANA AİT OLMAYAN SES KAYITLARI VAR

    Duruşmada ilk olarak sanık sıfatıyla Veli Büyükşahin esasa ilişkin savunma yaptı. Büyükşahin şunları dile getirdi:

    “Bu dava 2012 yılında hazırlandı. Dolayısıyla bu dönem savunma yapmak çok zor. Sosyal medya paylaşımlarımız ve diğer suçlamalar, bugünün koşullarında değerlendirmek çok eksik kalır. Tapelerle benim görüştüğüm herkes, o gün yasal olan bir partinin yöneticileriydi. Ayrıca akademiye dair yapılan tüm görüşmeler de aynı kapsamda değerlendirilmedi. İnsani duyarlılıkla yaptığımız paylaşımlar, örgütü öven şekilde ele alınmış. Yasal bir partide faaliyet yürütmek neden yasa dışı olsun? Akademide olan herkes parti yöneticileri. Ve bu telefon görüşmelerini dinlemek yasal değil. Bu toplumu zapturap altına almak demektir. Benim tapelerimin çoğunda kızımla yaptığım özel görüşmeler mevcut. Bu durum, demokratik bir ülkede olmaması geren bir durum. Kaldı ki bana ait olmayan ses kayıtları da var. Gerçi onların içeriğinde de bir suç yok.

    “BİZİ HER AŞAMADA DİNLEMİŞLER”

    Ben uzun yıllardır Alevi medyasında çalışmalar yürüttüm. Bütün çalışmalarım bunun üzerinedir ama şunu görüyoruzki bizim yaralarımızı Alevi toplumu olarak daha da derinleştiriyorlar. Bizi her aşamada dinlemişler. Ben aynı zamanda Alevi Ocağı mensubuyum. Yakınımızda bir çatışma varsa ve IŞİD, herkesi öldürüyor ve bizim de taliplerimiz oradaysa elbette ki duyarlılığımız olacak.

    “BU ÜLKEDE ALEVİLER, KÜRTLER, ERMENİLER, ARAPLAR AŞAĞILANIYOR”

    Sivas’ta insanlar diri diri yakılıyor. IŞİD Ankara’nın ortasında insanlarımızı öldürüyor. Tarihte hep benzer durumlar var. Dolayısıyla biz duyarlıyız ve tepki gösteriyoruz. Hepimize inancımız ve kimliğimizden dolayı tanınan haklar var. Ama malesef biri daha çok diğeri daha az yurttaş. Bir grubun itibarını öne çıkarmak diğer grubu aşağılamak anlamına gelir. Bu ülkede Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Araplar ve diğer gruplar malesef aşağılanıyor, ötekileniyor. Bu ülkede biz özgür ve eşit olmak istiyoruz. Bunun için daha fazla ses çıkarmak istiyoruz. Bunu biz okuyan, yazanlar yapmazsak kim yapacak?

    “ZORLA BİR ÖRGÜT ÇIKARMA ÇABASI VAR”

    Bakın Anayasa tartışması yeniden başladı. Alevilerin, Kürtlerin eşit yurttaşlık talebi var. Şimdi bunun altından neden başka bir niyet aransın? Benim, pirlerime olan sorumluluğum gereği barıştan yana söylemlerim vardır evet ama kırın dökün diye bir söylemim yoktur. Yani dosya hazırlanırken o ikinci yurttaş, aşağılama tavrını da görüyorum. Mesela dosyada Alevi dedesi olduğum yazıyor. Hem Alevi dedesi olduğumu yazıp hem de beni emniyette IŞİD’li biriyle yan yana tutuyor. Demek ki beni hedef haline getirmek istediler. Zorla bir örgüt çıkarma çabası var. Benim tüm yaşamım açık. Ama bir gazeteci, dede ve aydın olarak görüşlerim hep açıktır.

    “ALEVİLERİN SINIRLARINI SÜNNİLER BELİRLİYOR”

    Alevilerin sınırlarını Sünniler belirliyor. Biz sadece sınırları belirlenenleriz. Ama biz kimsenin sınırlarını belirlemiyoruz. Hükümet yetkilileri, bizim cemevine ‘cümbüşevi’ dedi mesela. Bunun bir yasal yaptırımı olmuyor. Ama ben tapeler sonucu 16 ay ailemden uzak kaldım. Çocuğum o süreçte beni belgesel çekimi için uzakta biliyordu. Bizi, yaşam tarzımızdan koparmak istiyorlar. Babam, bu inancı bana aşıladı. Şimdi ben, toplumuma nasıl sırtımı dönerim? ‘Aleviliğinizi, dilinizi, Kürtlüğünüzü ve insanlığınızı da bırakın ve bizim çizdiğimiz sınırlar içinde kalın’ deniliyor. Suriye ile ilgili paylaşım yapmışım ve hapis yatmışım. Neden? Siyaset yapma hakkı herkese var ama bize yok! Bu nedenlerle istinat edilen bütün suçları reddediyorum. Ben, düşünceleriyle hep açık bir insanım. Milletvekili adaylığı yapmam dahi dosyaya eklendi. Ne var şimdi bunda, neden suç oluyor?
    Yasadışı hiçbir eylemim, çağrım yok. O günün koşullarında demokratik hakkım olarak çalıştım, beraatimi istiyorum.”

    VELİ HAYDAR GÜLEÇ: AİLE OLARAK DERSİM KATLİAM’INDAKİ O TRAVMAYI YAŞIYORUZ

    “Veli haydar Güleç ise yapılan o toplantıların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek,” Bu hakkı yargılamak ise deyim yerindeyse demokrasiye kurşun sıkmaktır” dedi.

    Güleç savunmasına şöyle devam etti:

    “Yargılanmamızın sebebi sahip olduğumuz bu ölümcül kimliklerdir. Alt kimlikler… Ben Alevi Kürt kimliği taşıyan biriyim. Türk ve İslam olmayanların tasviyesi büyük sonuçlar çıkarmıştır. Aile olarak Dersim Katliamı’ndaki o travmayı yaşıyoruz. Alevilik cumhuriyetin kuruluşundan beri din dışılık olarak tarif edilip, düşmanca yaklaşılmış. Dersim Katliamı’nda da oradaki halka bu şekilde yaklaşıldı. O katliamda yer alanların sonradan ifadeleri ortaya çıktı. Dönemi anlatmak, o kişide utanç sebebi olmuş. Büyük bir kötülükten bahsediliyor yani. Şimdi biz bu ülkede bu sorunları yaşadık. Sorunlar halen çözülmedi. Biz toplumsal duyarlılığımız gereği siyasetin içinde yer aldık. Yasalar parlamentoda yapılıyor.

    “ALEVİLER HEP ZULME UĞRADI”

    Bakın Alevilik dedik. Neden Aleviler bu kadar zulme uğradı? Neden hiçbirinin faili ortaya çıkarılmadı? Çünkü Aleviler hep reddedildi. Alevilik kendi başına bir inanç, bir Yoldur. Alevi pirleri, toplumun kanaat önderidir. Böyle bir toplumdan bahsediyoruz.
    Bakın Diyanet, ‘Orası inanç kurumu değil, faturalarını ödeyemeyiz’ diyor. Diyanet bu ülkedeki ayrımcılığın kendisidir. Aleviler, eşit yurttaş olmak istiyor. İnancını özgürce yerine getirmek istiyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını istiyor çünkü asimilasyon hedefleniyor. Bunların değişmesi için siyasetle uğraştık.
    Evet benim bir de Kürt kimliğim var. Birçok katliam yaşadık. Uzağa gitmeyeceğim, doksanlarda binlerce faili meçhul yaşadık. Biz bu sorunları çözemezsek, bizden sonraki kuşaklara kötülük, ölüm bırakacağız. Bir bedel ödenecekse bizimle sınırlı kalsın. Bu sorunlar bize miras kaldı, dilerim ki sonraki kuşaklara kalmaz. O yüzden Kürtlerin temel hakkı tanınmaktır. Bu devlet, Kürtlerle barışmak zorunda. Halen parlamentoda Kürtçe ‘bilinmeyen dil’ olarak görülüyor. Biz bu dilde eğitim de görmek istiyoruz. Kürt sorununu çözmek istiyorsanız ana dil önündeki engeli kaldırmalısınız. İnkar ederek bu olmaz!
    Cumhurbaşkanı, yakın zamanda Kürdistan’a gitti ve Kürdistan bayrağı önünde fotoğraf verdi.

    “GAYRİ CİDDİ SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUZ”

    Bu iddianamede tapeler dışında ne var? Çok ilginçtir oluşturulan iddianame 2 kere reddedildi. Neden? Yetmedi savcı, bizim ses analizlerimizi istedi. Aradan 12 yıl geçmiş. Bu iddianame bir yargı malzemesi olamaz. Demokratik bir ülkede bırakın tutuklamayı bu iddianame ile kimse yargılanamaz. Gayri ciddi suçlamaların hiçbirini kabul etmiyoruz.

    “BİZ VİCDANLIYIZ, DUYARLIYIZ”

    DTK, devlet tarafından resmi görülmüş. Devletin orayla teması olmuş. O iddianamenin bir yerinde diyorum ki ‘Ateşkes konusunda bir süreç yürütmeliyiz’ şiddetten arınmadan bahsediyorum. İstakoz partileri yapanlar, kolunda Rolex saat takanlar için savaş kolaydır. Kürt’ün, Alevinin sorununun çözümü bu ülkeyi geleceğe taşıyacaktır. Bunun için mücadele yürütüyoruz. Dersim’i, Koçgiri’yi, Sivas’ı yaşadık buna rağmen kimseye kin gütmedik. Biz vicdanlıyız, duyarlıyız. Bu yaşananlar artık yetmez mi? Bu ülke her 10 yılda bir darbeler yaşandı çünkü iyi yönetilemedi. Bu sorunların çözümü hepimizin boynunun borcudur. Bunun için hep siyaset içerisinde olduk.

    “BU DAVA YARGILAMA KONUSU OLMAMALI”

    4 yılda bir oy kullanmak, sonrasında siyasete bulaşmamak bu ülke vatandaşına dayatılıyor. Bu demokrasi değil.
    Mahkemeler, vatandaşın hak arama yeridir. Mahkemelerde adalet olmazsa vatandaş hak arayamaz. Bugün yargı, siyasetin vesayeti altında. O yüzden bizim beklentimiz adalet duygusuyla bakılmasıdır. Suçlamalara ilişkin ciddiye alınabilecek bir suçlama görmüyorum. Basın açıklamasına katılmak bir haktır. Sokak, hak aramanın merkezidir. Buraları yasaklar, baskı uygularsanız başka şeyler ortaya çıkacaktır. Bakın yeni bir anayasa tartışılıyor ama yöneticiler mevcut anayasayı dahi uygulamıyorlar. Bunları da geçtim, Aleviler içim AİHM kararları bile uygulanmıyor. Şimdi vatandaş neye güvenecek? Değiştirmeden önce mevcuda sadık kalalım.
    Beklentimiz, bu yargılama süreci uzun sürdü. O gün de söyledik, bu dava yargılama konusu olmamalıdır.”

    MEHMET AKAR: SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM

    Yazar Mehmet Akar ise “Osmaniye Cezaevinde açlık grevinde olduğum iddia ediliyor. Bu dönemde telefonlarımın da dinlenildiğine rastlanıyor. Ben o cezaevinde kalmadım. Dolayısıyla mesnetsiz iddialar” dedi.

    Akar şöyle devam etti:

    “Arnavutköy’de bir emlak alım satımı için bulunduğum dönemde bir arkadaşımla yaptığım telefon görüşmesi de mesnetsiz şekilde suçlamaya dönüştürülmüş. Örgüt için çalıştığım ifade edilmiş.
    Parti içerisinde yasal faaliyet yürüttüm. Uzun yıllardır Kürt dili üzerinde çalışmaktayım. Demokrasiyi hayatıma yansıtan bir insanım. Şiddete karşı tavrımı hep açık ifade ederim. Sosyal medya paylaşımlarım suçlamalara konu edilmiş.
    Demokrasi, binlerce yıl önceden günümüze gelen en naif olanıdır. Gönül ister ki günümüzde herkesin kendisini özgürce ifade ettiği bir hayat yaşansın. İddia makamının suçlamalarını kabul etmiyorum.
    İstanbul’da yaşadığım süre içerisinde ticaretle uğraştım ve en son bir yapı kooperatifinin yöneticiliğini üstlendim. Uzun süre kamusal alanda faaliyet gösteren birinin, yasa dışı bir örgütte yer alması mümkün değildir.
    Sosyal medyadaki paylaşımlarımı sorumlu vatandaş sıfatıyla yaptım. 4 yıl süren, yerel bir gazetede de yöneticilik yaptım. Yazdığım kitaplarda da herhangi bir yasaklama, toplatma olmadı. Ama 2011 yılından itibaren telefon görüşmelerinde yapılan dinlemelerinin hiçbirinde yasadışı bir konuşma yok. Sadece parti il ve ilçe başkanlarıyla yaptığım konuşmalar var. Üyelikler, toplantılar konusunda yapılan konuşmalar…
    Şu anda bir bedel ödüyorum. Bir pişmanlık da duymuyorum. Ülkenin demokrasi gibi bir nimetle tanışması bazıları için kabul görmedi. Herhangi bir suç işlemediğimi belirtiyorum, beraatimi istiyorum.”

    AV. İNAN POYRAZ: BU DAVA BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ’NİN FAALİYETLERİNİN KRİMİNİLAZE EDİLMESİDİR

    Semra Demir, Adnan Kaçmaz, Binali Palandöken ve Mehmet Akar’ın Avukatı İnan Poyraz, “Bir yargılama yapılıyor ve elimdeki donelerin yüzde 99’unu mahkemeye sunmuş durumdayım. Bu dava Barış ve Demokrasi Partisi’nin faaliyetlerinin kriminalize edilmesidir. Parti akademisinin nasıl kurulduğu parti tüzüğünde de yazmakta. Düşünce özgürlüğü kapsamında bu akademinin değerlendirilmesi yönünde mahkeme kararları da mevcut. Bu dosyanın yüzde 90’ını oluşturan hakim ve savcılar, kaçak halde aranmakta. Müvekkillerimizin hepsi iş güç sahibi. Karadenizli, gidip Kürtçe öğreniyor, sırf yurt dışına gidebilmek için. Ama müvekkillerimiz buradalar, bir yere de gitmiyorlar. Müvekkillerimin beraatini talep ediyorum” dedi.

    AV. BÜLENT ÇOBAN: TAPELER TEK BAŞINA SUÇ TEŞKİL ETMİYOR

    Adem Can’ın avukatı Bület Çoban da savunmasında, “Neden zahmet edilip teknik araç götürülerek partideki toplantılar dinleniyor? Buna gerek yoktu, çağrılsalar zaten açıkça anlatılacak konular, 10 yıl önce o toplantılarda konuşuldu. Kürt sorunu, Abdullah Öcalan, kadın sorunu, Alevi sorunu… bu başlıkları konuşmak suç olmamalı. Hatta bu sorunları diğer partiler konuşmadığı için sorun oluşuyor. Tüm bunları geçtim, hayatın gizlilik ilkesi nerede? Neye istinaden, hangi hakla dinleme yapılıyor? Zaten bu tapeler tek başına da bir suç teşkil etmiyor. O nedenle müvekkillerimizin beraatini talep ediyorum”  ifadelerini kullandı.

    AV. ZÜLFİKAR ERDEN: TAPELER ÜZERİNDEN HUKUKA UYGUN BİR DELİL OLUŞTURMAK SÖZ KONUSU DEĞİL

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç‘in avukatlığını yapan Av. Zülfikar Erden ise SEGBİS yoluyla duruşmaya katılıp savunma yaptı.

    Erden şu ifadeleri kullandı:

    “Soruşturma 2012 yılında başlıyor ve 2019 yılına kadar kalem dahi oynatılmıyor. Bunun sebeplerinin başında savcılık ve kolluğun kimlerden yana olduğuna girmeyeceğim ama birçoğunun FETÖ suçlamalarıyla tutuklandığı, arandığı aşikar. Savcılık makamı bazı müvekkiller üzerinden ceza talep ediyor ancak şöyle çelişki var. Örneğin müvekkillerden Süleyman Savaş, akademiye kayıt yaptığını ama vazgeçip katılmadığını söylüyor ama savcılık makamı örgüt üyeliğinden ceza istiyor. Tapeler üzerinden hukuka uygun bir delil oluşturmak söz konusu değil. Hangi sesin hangi isme ait olduğu konusunda bir netlik de yok. Yargıtay’ın bu konudaki tavrı da açık; eğer net bir değerlendirme yoksa somut delil olamaz deniliyor. Dosyada gelinen noktada, BDP’nin çalışmalarını kriminalize etme çabası var. Diğer partiler, benzer bir organizasyon yaptığı zaman alkış tutuyoruz ama BDP yapınca yasadışı faaliyet olarak yorumlanıyor.
    Kan davalı bir aileyi AK Partili birileri barıştırdığı zaman olumlu karşılanıp, BDP’liler yapınca neden örgütsel faaliyet olarak yorumlanıyor?
    Bu nedenlerle tahliye talep ediyoruz?

    Veli Büyükşahin ve Veli Haydar Güleç‘in avukatlarından Seyit Demir de şu savunmayı yaptı:

    “Müvekkillerin duruşu bir aydın duruşudur. Birçok davada, hatta boşanma davalarında dahi FÖTÖ tartışması yapılmakta ama bu dosyada direk FETÖ izi var. 2010’lu yıllarda akçeli işler bir ortağın, güvenlik bürokrasisi ise diğer tarafın elindeydi. FETÖ’cüler kurdukları düzenin 1000 yıl süreceğini düşünüyordu ama öyle olmadı. Dönemin 61. Hükümetinin başbakanı ‘Analar ağlamasın’ diye bir süreç yürütürken Hakan Fidan’ı gözaltına alıp KCK operasyonu yürütmek ve Gülen’in ‘Ocaklarını yakın’ söylemini görmemek mümkün mü? Haklarını vermek lazım, kumpas kurmayı iyi bilirlerdi. Bunun eğitimini de Amerika’dan aldılar. KCK operasyonlarında binlerce insanı bu yollarla yargıladılar.
    DTK bir platform ve bu konuda cevap vermeyi gerek görmüyorum. Bu konuda mahkemelerin beraat kararları da var. Bizim müvekkillerin DTK’yla da alakası yok.
    Her siyasi partinin akademi eğitimleri var. Müvekkillerim de aydın duruşu sergileyip söylediklerinin arkasında duruyorlar. Facebook paylaşımları söz konusu edilmiş. Müvekkilim bir gazeteci. Müvekkilim darbe günü kesintisiz 7 saat yayın yapıyor ama ne yazık ki KHK ile kapatılıyor.
    Dosyadaki ilk hakim 2 defa iddianameyi geri gönderdi. Bu dosyada cezası netleşen hakimin imzası da var!
    Müvekkillerim, insan hakları konularında dersler vermiş. Müvekkilim PM üyesi (Barış ve Demokrasi Partisi). Gizli, saklı bir durum yok. Sanki el yapımı patlayıcı yapmayı öğretmiş gibi… Oturma eylemini örgütle bağlandırmaya karşı söyleyecek söz yok.
    Bizim dosyamızda 11 ardışık dinleme kararı var. Hedef kişi belli değil, olta atılıyor, kim takılırsa… Müvekkilim Çanakkale tarafına gidiyor, çocuğunun astım hastalığı nedeniyle. Orada yaptığı bu konuşmalar dahi tapeye giriyor. 2 yıl boyunca devam eden böyle bir dinleme yapılabilir mi?
    Bilal Bayraktar, Sadrettin Sarıkaya’yı anmadan olmaz. Dosyada bu iki ismin imzaları var. Siyasi iktidara yönelik ilk operasyonu bunlar yaptı. Soruşturma açısından murdar olmuş, pis ve kirli bir soruşturma yürütülmüş. En azından bu sayfayı artık kapatalım. Beraat kararı verilsin, talep ediyorum.”

    Mahkeme heyeti, davaya dair kararını 8 Mayıs’ta açıklayacak.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Can Atalay ‘Gar Katliamı’ davasından beraat etti

    Can Atalay ‘Gar Katliamı’ davasından beraat etti

    Hatay Milletvekili seçilen Can Atalay hakkında, Ankara Gar Katliamı’nı protesto ettiği için yargılandığı davada beraat kararı verildi.

    TİP’ten Hatay milletvekili seçilen Can Atalay hakkında 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AYM’nin tahliye kararına uymamış yargı krizine neden olan olayları başlatmıştı.

    Aynı mahkemede Atalay’ın bir başka davası daha vardı. O davada Atalay, IŞİD’in üstlendiği 10 Ekim Gar Katliamı sonrası yapılan protestoya katıldığı ve konuşma yaptığı için yargılanıyordu.

    Atalay, toplantı ve gösteri yasasına muhalefetle ve terör örgütü propagandası ile suçlanıyordu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırı davasında karar çıktı

    İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırı davasında karar çıktı

    PİRHA – İstiklal Caddesi’nde meydana gelen bombalı saldırı davasında Ahlam Albashir’in 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ile bin 794 yıl hapis cezasına çarptırılmasına karar verildi.

    İstanbul, Taksim’de bulunan İstiklal Caddesi üzerinde 13 Kasım 2022’de yapılan ve 6 kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırıya dair açılan davanın duruşması Çağlayan Adliyesi 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Aralarında bombayı olay yerine bırakan Ahlam Albashir’in da bulunduğu 36 kişinin duruşmasında karar açıklandı.

    Mahkeme, Albashir’in 7 kez ağırlaştırılmış müebbet ile bin 794 yıl hapis cezasına çarptırılmasına karar verdi.

    Tutuklu yargılanan Hüseyin Güneş, Ahmad Alhaj Mwas, Ahmad Haj Hasan ve Hasan Ali tahliye edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Çorlu Tren Katliamı Davası’nda 6 yıl sonra karar çıktı

    Çorlu Tren Katliamı Davası’nda 6 yıl sonra karar çıktı

    PİRHA – 25 kişinin hayatını kaybettiği Çorlu Tren Katliamı Davası’nda 6 yıl sonra 20’nci duruşmada karar çıktı. Çorlu 1. Ağır Ceza Mahkemesi, kaza sırasında TCDD Bölge Müdürü olan Nihat Aslan’a 15 yıl, Bölge Bakım Müdürü olan Mümin Karasu’ya 17.5, Bölge Müdür Yardımcısı Levent Meriçli’ye 9 yıl 2 ay Çerkezköy Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat’a 13 yıl 9 ay bilinçli taksirden hapis cezaları vererek tutuklanmalarına karar verdi.

    Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Sarılar Köyü yakınlarında 8 Temmuz 2018’de meydana gelen, 7’si çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren kazasına ilişkin yargılamanın 20’nci ve karar duruşması bugün Çorlu Halk Eğitim Merkezi’ne kurulan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Yerel seçim öncesi, 29 Şubat’ta karar çıkması beklenen davanın duruşması sanıkların son sözleri alınmadığı gerekçesiyle bugüne ertelenmiş; katliamda hayatını kaybedenlerin yakınları ve pek çok isim karara tepki göstermişti.

    Sanıkların son sözlerinin alınmasının ardından davada karar çıktı.

    Dönemin TCDD 1. Bölge Müdürü Nihat Aslan’ın ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne yol açtığı’ gerekçesiyle suçun işleniş biçimi, kullanılan araçlar, zaman ve yer önem ve değeri, 5237 sayılı TCK’nın 22/4 uyarınca temel cezanın alt cezadan uzaklaşılması süresince sanığın 12 yıl hapisle cezalandırmasına, verilen cezanın bilinçli takdirin oluşuma neden veren 1/2 oranında artırılarak 18 yıla artırılmasına, cezasından 1/6 oranında indirerek 15 yıl hapis cezasına çarptırılmasına karar verildi.

    Bakım Servis Alanlarından Sorumlu Müdür Yardımcısı Levent Meriçli’ye verilen 11 yıl hapis cezası adli sicil kaydına göre takdir indirimi ile 9 yıl 2 aya indirildi.

    Bakım Servis Müdürü Mümin Karasu’ya verilen 21 yıl hapis cezası adli sicilden dolayı takdir indirimi ile 17 yıl 6 ay hapis cezasına düşürüldü.

    Altyapıdan Sorumlu 1. Bölge Bakım Servis Müdür Yardımcısı Nizamettin Aras’a verilen 10 yıl hapis cezası adli sicilden dolayı takdir indirimi yapılarak 8 yıl 4 aya düşürüldü.

    Mühendis Tevfik Baran Önder’e verilen 12 yıl hapis cezası, adli sicilden dolayı indirim verilerek 10 yıl hapis cezasına çevrildi.

    Demir Yolu Bakım Müdürü Turgut Kurt’a bilinçli taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan 19 yıl hapis cezası verildi. Sicil kaydı takdir indirimi yapılarak cezası 16 yıl 3 aya indirildi.

    Mühendis Deniz Parlak’a verilen 11 yıl hapis cezası, adli sicilden dolayı indirim uygulanarak 9 yıl 2 aya düşürüldü.

    Mühendis Kubilay Başkaya’ya verilen 11 yıl hapis cezası, adli sicil kaydından dolayı indirim uygulanarak 9 yıl 2 ay hapis cezasına çevrildi.

    Çerkezköy Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat’a verilen 11 yıl hapis cezası ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme’ suçundan önce 16 yıla, ardından da adli sicil indirimi uygulanarak 13 yıl 9 ay hapis cezasına indirildi.

    Sanıklar, Levent Kaytan, Burhan Ortancıl, Çetin Yıldırım ve Celalettin Çabuk’un da ayrı ayrı beraatlarına karar verildi.

    Duruşmanın ardından adliye önünde açıklama yapıldı.

    “KARARDAN MEMNUNUZ AMA YETMEZ”

    Avukatların açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:

    “TCDD Genel Müdürlüğü’ne gidecek basamağı çıkmış olduk. 4 TCDD yöneticisinin ‘bilinçli taksirle’ cezalandırılmasına karar verildi. Birinci basamak tamamlandı diyebiliriz. Dosyada etkin soruşturmayı yapmayan hâkim ve savcılar ise tarihin kara sayfasına geçtiler.  Türkiye tarihinde ilk kez kamu yöneticilerinin ceza almasıyla sonuçlandı. Karardan memnunuz ama yetmez. TCDD’yi bu hale getiren özelleştirme politikalarının temsilcisi yargılanmadığı sürece yargılanma eksik kalmaya devam edecek. Bu davanın avukatlarından Can Atalay tutuklu ve bugün burada eksiğiz. Bu kararın çıkmasında Can Atalay’ın kararı yadsınamaz. Bu cezasızlık son bulana kadar mücadeleye devam edeceğiz.”

    “ÜST DÜZEY SORUMLULAR YARGILANMADIĞI SÜRECE BU DAVA BİTMEYECEK”

    Aileler ise açıklamalarında şu ifadeleri kullandı:

    “Üst düzey sorumlular yargılanmadığı sürece bu dava bitmeyecektir. Bugün çocuklarımız rahat uyusun. 6 yıldır hep birlikte veriyoruz bu mücadeleyi. Önemli olan adaletin sağlanmasıydı. Türkiye bir hukuk devletidir. Bu ülkede cezasızlığın bittiğine inanmak istiyoruz. Biz İsa Apaydın’ın ve diğer bürokratların peşindeyiz. Çok büyük bir mücadelenin başlangıcındayız.
    Biz bu mücadelenin tohumunu o gün balçıkların arasında atmıştık. Geç kalmış adalet adalet değildir. Baktığımız her yerde Can Atalay’ı görüyorum, onu yanımızda görmek istiyoruz. Mücadeleye inancımız tam, yolumuza devam edeceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Erdoğan, Rabia Naz’ın babasına dava açtı

    Erdoğan, Rabia Naz’ın babasına dava açtı

    PİRHA- Rabia Naz Vatan’ın babası Şaban Vatan, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kendisine dava açtığını duyurdu.

    6 yıl önce şüpheli bir şekilde hayatını kaybeden 11 yaşındaki Rabia Naz Vatan’ın babası Şaban Vatan, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kendisine dava açtığını duyurdu.

    Erdoğan’ın kendisine dava açtığına ilişkin e-Devlet görüntüsünü paylaşan Vatan, sanal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:”Sn. Erdoğan avukatınızın amacı nedir, yetmedi mi? Hakkımda yıllardır yaşattığınız zülüm, yetmedi mi? 6 yıldır katilleri sokakta gezdiriyorsunuz. Kendi adaletimizi artık kendimiz mi sağlayalım Benim evladım öldürüldü evladım. Lanet Olsun!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Konya’da 18 kişiye mezar olan Kuran kursu davasında yeniden karar çıktı!

    Konya’da 18 kişiye mezar olan Kuran kursu davasında yeniden karar çıktı!

    PİRHA – Konya’da 2008 yılında, 17 öğrenciyle 1 eğitmenin öldüğü, 29 kişinin de yaralandığı ruhsatsız 3 katlı kız Kuran kursu binasının patlamada çökmesine ilişkin 11 sanığın yargılandığı davadaki ilk karar Yargıtay tarafından bozuldu. Yargıtay, sanıkların her birinin kendi sorumlulukları ve taksirli davranışlarına göre yargılanmasına karar vererek dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.

    1 Ağustos 2008’de Taşkent ilçesinde, o dönem belde statüsünde olan Balcılar Mahallesi’nde ruhsatsız 3 katlı kız Kuran kursu binasında patlama meydana geldi. Balcılar Kasabası Okul ve Kurs Talebelerine Yardım Derneği’ne ait Özel Boğaziçi Öğrenci Yurdu’nda sabah namazı için kalkan öğrencinin elektrik düğmesine basmasıyla patlama meydana geldi.

    LPG tankından sızan gazın neden olduğu patlamanın şiddetiyle 3 katlı yurt binası yıkıldı. Olayda, 1 eğitmen ve 17 yatılı öğrenci öldü, 29 öğrenci de yaralandı. Olayın ardından yurt müdürü Hüseyin Çömlek, dernek ve yurt temsilcileri Mehmet Semerci ve Mehmet Göktaş, jandarma tarafından gözaltına alındı.

    Mehmet Göktaş ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Hüseyin Çömlek ve Mehmet Semerci ise tutuklandı. Kısa bir süre sonra Çömlek ve Semerci de tutuksuz yargılanmak üzere tahliye oldu.

    İLK YARGILAMA 9 YIL SÜRDÜ

    Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde 2’si kadın eğitmen, 6’sı dernek ve yurt sorumlusu, 3’ü de LPG tankını kuran ve gaz dolumu yapan şirket sorumluları olmak üzere toplam 11 kişi hakkında ‘taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebep olma’ suçundan dava açıldı.

    14 Şubat 2017’deki karar duruşmasında yurt müdürü Hüseyin Çömlekçi 10 yıl, LPG şirketinin montaja uygunluk onayını veren yetkilisi İzzet Yanık ile teknik destek sorumlusu İbrahim Yılmaz 7’şer yıl 6´şar ay hapis cezası aldı. Diğer sanıklar dernek ve yurt yöneticilerinden Mümin Eğilmez, Hasan Kosalak, Ahmet Akdede, Mehmet Semerci, Mehmet Göktaş, Abdullah Bostancı, İlhan Biçici ve Ahmet Türkyılmaz beraat etti.

    YARGITAY, KARARI 5 YIL SONRA BOZDU

    Kararın ardından Yargıtay 12´nci Ceza Dairesi, 5 yıl süren incelemenin ardından yerel mahkemenin kararını bozdu. Yargıtay, sanıkların her birinin kendi sorumlulukları ve taksirli davranışlarına göre yargılanmasına karar vererek dosyayı yeniden yerel mahkemeye gönderdi.

    3 SANIĞA CEZA, 8 SANIĞA BERAAT

    Konya 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden görülmeye başlanan davada LPG şirketinin avukatlarının itirazları üzerine daha önce yargılanan tekniker İbrahim Yılmaz yerine, sorumlunun şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz olduğu beyan edildi. Bunun üzerine Yılmaz’ın yerine Oğuz Cengiz’in ifadesi alınarak yargılamaya dahil edildi.

    Cengiz mahkemedeki ifadesinde, “Bakım hak ediş formları olan, mali formların üzerindeki ödemeye dair imzamdan dolayı buradayım. Bu teknik kontrol imzası değildir. LPG şirketi, 5-6 tane resmi yazışmada elinde olduğunu belirttiği evraka rağmen, mahkemenizce sorulan müzekkereye verilen cevapta ‘bize mail olarak gelen evraktan anlaşıldığı üzere’ denilerek beni sorumlu tutmuştur. Evraklar LPG şirketi arşivinde olduğu bellidir. LPG şirketi, yüksek konumundaki kişileri korumak için taraflı davranmaktadır. Beraatımı talep ederim” dedi.

    Toplam 16 yıl süren yargılama sonucunda 19 Mart 2024’te, yurt müdürü Hüseyin Çömlek’e 15 yıl, LPG şirketinin bölge müdürü İzzet Yanık’a 10, şirketin mali işler çalışanı Oğuz Cengiz’e 10 yıl hapis cezası verildi. Diğer 8 sanık ise beraat etti.

    “BAZI SANIKLAR, SUÇLARINI İTİRAF ETMESİNE RAĞMEN BERAAT ETTİ”

    Mağdur 4 ailenin, 16 yıldır ücret almadan hakkını savunan, o dönem Konya Çocuk Hakları Koruma Derneği Başkanı olan Avukat Hakkı Ünalmış, sanıklardan bazılarının suçlarını itiraf etmelerine rağmen beraat ettiğini söyledi.

    Karara itiraz edeceklerini ifade eden Ünalmış, ”Abdullah Bostancı, mahkeme huzurunda verdiği beyanlarda; yurt yöneticileriyle, LPG şirketi arasında bir anlaşma gereğince LPG tesisatında alarm düzeneğine gerek olmadığını, bundan dolayı da alarmı koymadığı belirlenmiştir. Bu kontrole giden bir teknikerin bunu yapabilmesi düşünülemez. Bundan dolayı da o patlama sonucunda 18 kişinin ölümüne, 29 çocuğun da yaralanmasına neden olmuştur. Buna rağmen Abdullah Bostancı’nın beraat kararı alması akla, hayale sığacak bir durum değildir. Oğuz Cengiz’in yıllarca mahkeme huzuruna çıkartılmamasına rağmen, son zamanlarda sorumlu olduğu ortaya çıkmış ve yargılanarak gerekli ceza verilmiştir” dedi.

    “‘ŞİKAYETÇİ OLURSANIZ CENNETE GİREMEZSİNİZ’ DİYEREK KANDIRDILAR”

    Yargılama sürecinde ailelerin şikayetçi olmaktan vazgeçirildiğini öne süren Hakkı Ünalmış, şunları söyledi:

    “Ölen ve yaralanan çocukların, anne ve babaları başlangıçta hiçbiri şikayetçi olmadılar. Onlara ‘Çocuklarınız bir kaza sonucu öldü. Sizi, onlar cennetin kapısında bekliyorlar. Şikayetçi olursanız cennete bile giremezsiniz’ şeklinde kandırıldılar. Üç beş kuruş da verilerek aileler susturuldular. Biz, ancak 4 velinin vekaletiyle bu davaya girebilirdik. Bu davaya dahil olmasaydık çoktan bitmişti. Çünkü esaslı bir soruşturma, esaslı bir araştırma yapılmamış. Bilirkişi raporları da birbiriyle çelişkili şekilde devam etmiş ve davada uzadıkça uzamış. Biz istinaf yoluyla bu insanların yeniden değerlendirilmesini ve yargı önüne çıkartılmasını, beraat edenlerin, beraatinin bozulmasını talep edeceğiz. Çocuklar patates gibi toprağa gömülmüş olmasın, onların ruhları rahat etsin.”

    “YARGI SİSTEMİMİZLE OYUN OYNAMAYA KALKTILAR”

    Soruşturma aşamasında ve yargılamadaki eksiklikleri dile getiren Ünalmış, şunları kaydetti:

    “Yargılama boyunca LPG şirketi yöneticileri kimin yargı önüne çıkacağını, kimin yargıdan kurtulacağına kendileri karar veriyormuş gibi farklı isimler vermiş, kendilerine göre hangisi uygunsa onları yargı önüne sürmüşlerdir. Asıl yargılama mahkemede değil de LPG şirketinin yöneticileri tarafından bir yargı organıymış gibi bu suçlu veya bu değil gibi adeta yargı sistemimizle oyun oynamaya kalktılar ki bu çok korkunç bir şey. Bir zamanlar İbrahim Yılmaz, LPG tesisat elemanı olarak sorumlu tutulurken, LPG şirketi yöneticileri tarafından ‘Asıl eleman İbrahim Yılmaz değil, Oğuz Cengiz’dir’ denildi. Bu kez Oğuz Cengiz dava edildi. Diğerleri de yavaş yavaş kurtarıldı. Bir hukukçu olarak bu yargılamanın gidişatını hiç doğru bulmadığımızı, zamanında soruşturmaların yapılmadığını, dilekçelerimizin nazara alınmadığını gördük. Sonuçta birkaç kişinin cezalandırılmasıyla bu kapatılmak istendi. Bakalım yüksek mahkeme ve Yargıtay buna ne karar verecek merak ediyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yılmaz: Açılan davaya Cemevi Başkanlığı tarafından müdahale söz konusu-VİDEO

    Yılmaz: Açılan davaya Cemevi Başkanlığı tarafından müdahale söz konusu-VİDEO

    PİRHA- AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, AKD Antep Şubesi’nde yaşandığı iddia edilen usulsüzlükler sonrası yargı süreci ile ilgili gelişmeleri anlattı. Yılmaz, Antep Şube’ye ait paraların çalınarak zimmete geçirildiğini ve malların  yetkisiz bir şekilde devredilerek geri alındığını söyledi. Yılmaz, açılan davaya Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından bizzat müdahale edildiğini de iddia etti. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Antep Şubesi Başkanı Yılmaz Demirdelen ve yönetim kurulu üyelerinin, 2023 Aralık ayında Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret etmesi tepkilere neden olmuştu. AKD Genel Merkezi, gelişmeler sonrasında Antep Şube Başkanı Yılmaz Demirdelen’i 8 Ocak’ta görevden almıştı.

    Yaşananlar sonrasında AKD Antep Şubesi’ne geçici yönetim atandı. Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yılmaz Demirdelen’in, görevden almaya dair yaptığı itiraza ilişkin “İhtiyadi tedbir” kararı vermiş, sonrasında görülen mahkemede ise AKD Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ve Antep Şube Başkanı Hasan çolak hakkında 3 günlük disiplin hapis cezası verilmişti.

    AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, mahkemenin “İhtiyadi tedbir” kararından sonrası yaşananlarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI ZİYARET SADECE AKD’NİN MESELESİ DEĞİL”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yapılan ziyaretin sadece kendilerinin meselesi olmadığını belirten Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “AKD’nin dışarıdan karnı biraz yumuşak gibi algılanıyordu ama hayır. AKD’nin yönetiminde  kesinlikle bu konuda net duruş sergileyen bir kadro var. Bunu başından belirtmek isterim” dedi.

    “EN KESKİN DURAN ÖRGÜTLERİN BİLE ALEVİ BEKTAŞİ CEMEVİ BAŞKANLIĞI İLE TEMASLARI VAR

    Bu konuda katı tutumu olan örgütlerin bile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile temaslarının olduğunu belirten Yılmaz, “Onu da bilmek lazım. Çünkü bu meseleye biraz örgütsel meselelerden ziyade, tamamen maddiyatla ve örgütlerine bir proje açmakla ilgili bir durum. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı konusunu örgüt içerisinde tartışıyoruz. Bu konu üzerinde 6 kez toplantı yaptık ve örgütümüze dedik ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı konusunda ne yapmalıyız, geleceği nasıl planlamalıyız? Yapılan tartışmalar sonucunda Cumhurbaşkanlığı ve Kültür Bakanlığı ile bir diplomasi yürütülmesi konusunda örgütümüzde karar çıkmıştı” diye konuştu.

    YILMAZ DEMİRDELEN’İ ALİRIZA ÖZDEMİR ARADI”

    AKD Antep Şubesi’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yaptığı ziyareti basından öğrendiklerini aktaran Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Sorduğumuzda, zaten arkadaşlar artık o yapıya peşkeş çekmeyi kafalarına koydukları için öyle umduğumuz gibi bir tepki almadık. Yaşanan gelimeler sonrasında Antep Şubesine Denetim Kurulu üyelerini gönderdik. Denetleme sonucunda ibraz edilmeyen hesaplar olduğunu, denetimin yapıldığı incelemelerde alınan kararlarda birçok usulsüzlüklerin yapıldığını tespit ettik. Mallar, arabalar, paralar taşınmış. Bunlar usulsüz işlemler. Genel merkezler tüzel kurumlardır. Genel merkezler yetki vermeden böyle bir şey yapamazsınız, ancak noter aracılığı ile yapılır.

    Yaşanan birçok usulsüzlükleri mahkemeye intikal ettirdik. Mahkeme sürecinde de kendilerine güvenleri var adamların. Çünkü biz onları görevden almaya gittiğimizde Yılmaz Demirdelen’in (eski AKD Antep Şube Başkanı )telefonu çaldı. Arayan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir. Beyefendi (Yılmaz Demirdelen) yanımızda hiç rahatsız olmadan telefonu açtı ‘Tabii efendim, hallediyoruz efendim, çözüyoruz efendim’ diye. Talimatın nereden geldiğini kulağımızla duyduk.”

    “HAKİM DELİLLERİ İNCELEMEDEN ÖNCESİNDEN KARARINI VERMİŞ”

    Bu ekibin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir’e güvenerek Ankara’da dava açtıklarını vurgulayan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Herkes bilsin ki Ankara’da 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin hakimi asla tarafsız bir hakim değil. Bu hakimi HSK’ya şikayet edeceğiz. Bunu da her yerde söyleyeceğim, herkes bilsin” dedi.

    ANKARA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’NİN TARAFLI TUTUMUNU HSK’YA ŞİKAYET EDECEĞİZ”

    Mahkemenin var olan deliller üzerinden inceleme yapmadan önceden karar verdiğini belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Biz mahkeme salonunda daha koltuğumuza oturmadan karar açıklanıyor. Bir dakika bile sürmeyen adeta tiyatro gibi. Bizim ‘İhtiyati tedbir’ talebimiz reddediliyor. Hatta İstinaf Mahkemesi’ne gitmesi gerekiyordu, 2 ay geçti, hala göndermediler. Doğrudan müdahale edilen bir mahkeme söz konusu. İstedikleri gibi karar çıkartıyorlar. Şimdi Gaziantep Şube Başkanı Hasan Çolak ve benimle ilgili 3 günlük disiplin hapis cezası söz konusu.
    Mahkemeye geldiğim halde tutanağa ‘gelmedi’ olarak geçirilmiş. Hakim bize hiçbir şey sormadı, hiçbir şey demedi. Niye yaptınız veya niye yapmadınız demedi. En azılı katile, bir tecavüzcüye bile bir hâkim sorar, niye yaptın? diye. Kendini savunması için bir fırsat vereyim diye. Bize hiçbir şey sorulmadı. Orada yeterli belge oluşmadı demiş. Avukatımız ‘biz bu vatandaşı ihraç ettik’ dediğinde, ‘üst mahkemeye itiraz edersiniz’ dedi ve bu konuyu kapattı.

    “ALİRIZA ÖZDEMİRİ’İN MAHKEME ÜZERİNDE DOĞRUDAN MÜDAHALESİ SOZ KONUSU”

    “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın özellikle de Alirıza Özdemir denilen zatın bu mahkemeye doğrudan müdahalesi var” diyen AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Param çalınarak zimmete geçirilmiş, mallar yetkisiz bir şekilde devredilmiş, geri alınmış. Hiçbir hakim ortada bu kadar belge varken böyle bir karar vermez, veremez, bu normal değil! Direkt talimat alınan, talimatla verilen birtakım kararlar söz konusu. Bu davanın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından bizzat yönetildiğini düşünüyoruz? Kendisiyle ilgili de bu anlamda bir dava açacağız ve bunun peşini de bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Poyraz davasında taleplerin reddini istedi

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Poyraz davasında taleplerin reddini istedi

    PİRHA- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Deniz Poyraz davasında etkili soruşturma yapılmadığı ve delillerin toplanmadığı yönünde yapılan başvurunun reddini istedi.

    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü’ne düzenlediği silahlı saldırıda Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer’in yargılandığı davada verilen karara dair itirazların reddini istedi. Yargıtay 1’inci Ceza Dairesi’ne gönderilen mütalaada, iki tarafın avukatlarının yaptığı başvuruların reddedilmesini ve ilk derece mahkemesinin verdiği kararın onanması istendi. Yargıtay savcısı, Deniz Poyraz ailesinin avukatlarının delillerin toplanmadığı, etkili bir soruşturma ve kovuşturma yapılmadığı yönündeki başvurularının reddedilmesini istedi.

    NE OLMUŞTU?

    HDP İzmir İl Örgütü’ne 17 Haziran 2021’de silahlı saldırıda bulunan Onur Gencer, parti çalışanı Deniz Poyraz’ı katletmişti. Olay sonrası tutuklanan Gencer hakkın açılan dava, 27 Aralık 2022’de İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde karara bağlandı.

    Mahkeme, Gencer’e “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis, “konut dokunulmazlığını ihlal”, “mala zarar verme” ve “ateşli silahlar kanununa muhalefet” suçlarından ise 9 yıl hapis cezası verdi.

    Poyraz ailesinin avukatları, kararı istinaf mahkemesine taşıdı. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1’inci Ceza Dairesi, 19 Ekim 2023’te başvuruyu esastan reddetti.

    Dava avukatlarından Türkan Aslan Ağaç, bunun üzerine Yargıtay’a itirazda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • 17+ Alevi Kadınlardan açıklama: Alevilik suç değil, Gülfer Akkaya’ya adalet

    17+ Alevi Kadınlardan açıklama: Alevilik suç değil, Gülfer Akkaya’ya adalet

    PİRHA- 17+ Alevi Kadınlar, Kobane Davası’nda yargılanan Yazar Gülfer Akkaya’nın Alevilik ve kadın çalışmaları kapsamında suçlandığını belirterek, “Alevilik ve Alevilikte kadın çalışmaları suç değildir. Gülfer ve tüm yargılananlar için adil karar verilmeli” dedi.

    IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarına karşı 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobane Davası 17 Nisan’da görülecek.

    17+ Alevi Kadınlar, davada yargılanan Yazar Gülfer Akkaya için beraat istedi.

    “ALEVİLİK KRİMİNALLEŞİTİRİLMEK İSTENİYOR”

    17+ Alevi Kadınlar, yayınladığı açıklamada Gülfer Akkaya nezdinde Aleviliğin yargı kanalıyla suç unsuru haline getirildiğine dikkat çekti. Akkaya ve yargılanan herkes için adalet talep eden kadınlar, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “IŞİD barbarlığına karşı halkı demokratik yollarla itiraz etmeye çağıran bir tweetin üzerine inşa edilen Kobane davasında, arkadaşımız Gülfer Akkaya hakkında dava esasına dair hiçbir bulgu ve suç unsuru olmadığı anlaşıldığından, bu sefer Alevilik ve kadın çalışmalarını suç unsuru sayarak Kobane davası kapsamında yargılanarak cezalandırılması talep ediliyor.
    Kanunsuz suç ve ceza olmaz, diğer bir deyişle suçta ve cezada kanunilik ilkesi gereğince kimse kanunun açıkça suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz. Yani, Alevilik ve Alevilikte kadın çalışmaları suç sayılmadığı halde, yargılanmaya esas alınıp hiç kimsenin cezalandırılmasına yol açamaz.
    Gülfer Akkaya yargılandığı süre boyunca Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Alevilerin ve kadınların yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, bu konulardaki sorunların aşılması için yazmanın, konuşmanın, mücadele etmenin hak ve sorumluluk olduğunu anlatarak iddianamede kendisine istinat edilen suçlamaların tamamını çürüterek boşa düşürdü.
    Hal böyleyken, mahkeme Alevilik araştırmalarını ve kadın çalışmalarını yargılayarak kriminalleştirmeyi, toplumda da Aleviliği gayrimeşrulaştırmayı amaçlamaktadır.
    Yüzyıllardır Alevilerin maruz bırakıldığı açık ayrımcılık, Alevilere karşı işlenen suç ve katliamlar adil yargılanmıyor hatta zamanaşımına uğratılarak aklanmasının yanı sıra, bu sefer de Alevilik yargı kanalıyla suç unsuru haline getirilmeye çalışılıyor.
    Alevilik de Alevilerin varlığı da suç değil, suç sayılmasına asla müsaade etmeyeceğiz!

    DAYANIŞMAYA ÇAĞRI

    Başta Aleviler ve özellikle Alevi kadınlar olmak üzere, Türkiye’de eşit yurttaşlık, özgürlük ve temel insan haklarının korunmasını sağlamayı amaç edinen bütün canlarımızı Gülfer’e ve bu temelsiz davada yargılanan demokrasi mücadelesi temsilcilerine sahip çıkmaya, dayanışmaya davet ediyoruz.
    17 Nisan’da kararını açıklayacak olan mahkeme heyetine tarihe mal olacak bu davada suça ve utanca neden olacak kararlara imza atmayın, hukuku adil bir şekilde uygulayarak Gülfer Akkaya ve tüm yargılananlar için; Hukuka uyun! Adil karar verin! Beraat kararına hükmedin!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla dört yılda 52 binden fazla kişi yargılandı

    Cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla dört yılda 52 binden fazla kişi yargılandı

    PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın verilerine göre dört yılda 52 binden fazla kişi “Cumhurbaşkanlığına hakaret” iddiasıyla yargılandı.

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 10 Mart’ta İzmir Gündoğdu Meydanı’nda düzenlediği mitingde kullandığı “Hiç çekinmeyin yüzümüze hakikatleri haykırın. Haykırın ki hatamızı görüp kendimizi düzeltelim” ifadeleri tepki çekti.

    Birgün’den Mustafa Bildircin’in Adalet Bakanlığı verileriyle hazırladığı haberine göre, 2019-2022 döneminde on binlerce kişi, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlamasıyla yargılandı.

    2018 yılında gerçekleştirilen referandum ile geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin ardından çok sayıda kişi, TCK’nin 299 ve 301’inci maddeleri uyarınca soruşturma geçirdi. TCK’de, “Devletin Egemenlik Alametlerine ve Organlarının Saygınlığına Karşı Suçlar” başlığı altında düzenlenen ve “İfade özgürlüğünün önündeki en büyük engel” olarak değerlendirilen 299 ve 301’inci maddeleri, adeta iktidarın muhalifleri cezalandırma aracına dönüştürüldü.

    SADECE 2022’DE 7 BİN 712 KİŞİ YARGILANDI

    Ceza mahkemelerinde hemen her yıl binlerce kişi, “Cumhurbaşkanına hakaret” gerekçesiyle hakim karşısına çıkarılırken sanık sayısı 2022 yılında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile geçilen yılların en yüksek seviyesinde gerçekleşti. Buna göre, TCK’nin 299 ve 301’inci maddeleri kapsamında ceza mahkemelerinde yalnızca 2022 yılında 7 bin 600 dosya açıldı. Dosyalardaki sanık sayısı ise 7 bin 712 ile ifade edildi.

    TCK 299 ve 301’inci maddeleri kapsamında yargılanan kişi sayısında yıllar itibarıyla dikkati çeken bir artış da yaşandı. Cumhurbaşkanına hakaret ettiği ya da hükümeti aşağıladığı gerekçesiyle 2019 yılında 13 bin 731 kişi hakim karşısına çıkarılırken bu sayı 2020-2022 döneminde yıllara göre şöyle sıralandı:

    • 2020: 9 bin 560

    • 2021: 12 bin 304

    • 2022: 16 bin 753

    ÇOCUKLAR DA YARGILANIYOR

    TCK 299 ve 301’inci maddeleri kapsamında yapılan yargılamalar ile 18 yaşın altındaki çok sayıda çocuk da hakim karşısına çıkarılıyor. Yalnızca 2022 yılında, TCK 299 ve 301’inci maddeleri de kapsayan, “Cumhurbaşkanına hakaret”, “Devletin egemenlik alametlerini aşağılama”, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılama” suçundan hakkında dava açılan çocuk sayısı 75’e ulaşıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Eros kedinin katili İbrahim Keloğlan’a iyi hal indirimiyle 2 yıl 6 ay hapis!

    Eros kedinin katili İbrahim Keloğlan’a iyi hal indirimiyle 2 yıl 6 ay hapis!

    PİRHA- İstanbul Başakşehir’de bir sitede Eros isimli kediyi dakikalarca tekmeleyerek canice öldüren İbrahim Keloğlan bugün yeniden hakim karşısına çıktı. Mahkeme, Eros isimli kediyi vahşice öldüren İbrahim Keloğlan hakkında ‘Evcil Hayvanı Kasten Öldürme‘ suçundan 3 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, sanığa iyi hal indirimi uygulayarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti. Karar büyük tepki çekti.

    İstanbul Başakşehir’de Eros isimli kediyi vahşice öldüren İbrahim Keloğlan hakkında ikinci kez karar verildi.

    İstanbul Küçükçekmece Adalet Sarayı 16. Asliye Ceza Mahkemesi, sanık İbrahim Keloğlan’a “kasten hayvan öldürmek” suçundan 3 yıl hapis cezası verdi.

    Sanık hakkında iyi hal indirimi uygulayan mahkeme, cezayı 2.5 yıla indirerek, sanık hakkında yurt dışına çıkış yasağı verdi. Bu kararla, sanık İbrahim Keloğlan hapse girmeyecek.

    Kararın açıklanmasından sonra da adliye koridorlarında bulunan hayvan hakları savunucuları büyük tepki gösterdi.

    Tutuksuz sanık İbrahim Keloğlan, ilk savunmasını tekrar ettiğini söyledi.

    “BEYANLARI KURTULMAYA YÖNELİK”

    Müştekilerin avukatı, sanık Keloğlan’ın en üst hadden cezalandırılmasını ve tutuklu yargılanmasını talep etti.

    Avukat, sanık İbrahim Keloğlan’ın, önceki savunmasında “Benim de kedim var” ifadesini hatırlatarak, “Cinsel istismarcıların da çocukları vardır. Kadın katillerinin eşleri, anneleri, kız kardeşleri vardır. Dolayısıyla sanığın hayvan sahibi beyanı da suçtan kurtulmaya yöneliktir. Sanık yargılamanın en başından bugüne suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarda bulunmuştur. Kamuoyu dosyayı takip etmektedir” dedi.

    SAVCI, TUTUKLANMASINI İSTEDİ

    Esasa ilişkin mütalaasını açıklayan savcı, sanık Keloğlan’ın “canavarca hisle eziyet çektirerek kediyi öldürdüğü” gerekçesiyle alt hadden uzaklaşarak, üst hadde yakın hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep etti.

    MAHKEMEDEN ‘İYİ HAL’ İNDİRİMİ

    Mahkeme heyeti ise Eros’u asansörde sıkıştırıp tekmeleyerek öldüren İbrahim Keloğlan’ı ‘Kasten hayvan öldürme’ suçundan iyi hal indirimi uygulanarak 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Sanık hakkında yurtdışı çıkış yasağı konularak adli kontrol tedbiri uygulandı.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul’da ‘Ağaoğlu My World Europe’ sitesinin otoparkında doğan ve yıllarca site içinde yaşayan Eros, 1 Ocak’ta sabaha karşı İbrahim Keloğlan ile asansörde karşılaştı. Keloğlan, Eros’u tekmelemeye başladı. Keloğlan’ın tekmelerinden kaçan Eros, apartman içine koştu. Ancak Keloğlan, kapıları kapatarak Eros’un kaçmasını engelledi ve onu tekmelemeye devam etti. Dakikalarca süren şiddet sonucunda Eros hayatını kaybetti.

    Güvenlik kamera kayıtları sayesinde Eros’un katilinin İbrahim Keloğlan olduğu anlaşıldı, hemen emniyete giderek şikayetçi olundu. Gözaltına alınan Keloğlan, 8 Şubat’ta görülen ilk duruşmada ‘iyi hal indirimi’ ile serbest bırakıldı.

    Kamera görüntülerine rağmen Keloğlan’ın serbest bırakılması avukatların ve hayvanseverlerin tepkilerine neden oldu. Karara savcı ve avukatlar itiraz etti. Sosyal medyada Eros’un adıyla paylaşımlar yapıldı. Eros’un katledildiği site önünde eylemler düzenlendi, Keloğlan’ın tutuklanması için 250 bin imza toplandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Fırat, cemevi davasını Meclis’e taşıdı: Alevilerin inanç merkezleri yargılanamaz-VİDEO

    Fırat, cemevi davasını Meclis’e taşıdı: Alevilerin inanç merkezleri yargılanamaz-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş’ın, “İmara aykırı cemevi yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davayı Meclis gündemine DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat Meclis gündemine taşıdı. Fırat, “Cemevi Başkanımız Sayın Zeynel Odabaş şahsında istenen cezaları ve yapılan yargılamaları kabul etmiyoruz. Alevilerin inanç merkezleri yargılanamaz” dedi. 

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş’ın, “İmara aykırı cemevi yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davanın 31. duruşması 5 Mart’ta saat 13.00’te İstanbul Gaziosmanpaşa Küçükköy Adliyesi’nde görülecek. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuyu TBMM’de yaptığı konuşma ile gündeme getirdi.

    “ALEVİLERİN İNANÇ MERKEZLERİ YARGILANAMAZ”

    Celal Fırat, konuşmasında “Türkiye’deki hukuksuz uygulamalara her gün bir yenisi ekleniyor. Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi kendi üzerine olan tapusuyla, imece usulü, dayanışmayla halkımız tarafından inşa edilmiştir. Cemevimizin yapıldığı günden beri Sultangazi Belediyesi’nin Belediye Meclisi’nde alınan kararla, cemevimize yıkılma kararı çıkmış ve mahkemeye verilmiştir. 14 yıldan beri süregelen bu davanın 5 Mart’ta yine davası görülecek. Cemevi Başkanımız Sayın Zeynel Odabaş 5 yıl ceza ile yargılanmaktadır. Biz cemevleri ibadethanemizdir diyoruz” dedi.

    Sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım ile herkesi davaya sahip çıkmaya çağıran Fırat, şunları kaydetti:

    “14 yıldan bu yana devam eden davada Cemevi Başkanımız Sayın Zeynel Odabaş şahsında istenen cezaları ve yapılan yargılamaları kabul etmiyoruz. Alevilerin inanç merkezleri yargılanamaz. Bir an önce bu yanlıştan geri dönülmeli ve ibadethanemiz olan cemevleri Alevilere teslim edilmelidir. Bütün demokratik kurumları, sivil toplum örgütlerini ve halkımızı bu davaya sahip çıkmaya davet ediyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Odabaş: Alevi inancı yargılanıyor, bütün dostlarımızı 5 Mart’ta yanımızda görmek istiyoruz-VİDEO

    Odabaş: Alevi inancı yargılanıyor, bütün dostlarımızı 5 Mart’ta yanımızda görmek istiyoruz-VİDEO

    PİRHA-İmara aykırı cemevi yapmak suçlamasıyla yargılanan AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş’ın 31. duruşması 5 Mart’ta görülecek. Devletin cemevlerini ibadethane olduğunu kabul edene kadar mücadele edeceklerini söyleyen Odabaş, “Bu davada Alevi inancı yargılanıyor, bütün dostlarımızı 5 Mart’ta yanımızda görmek istiyoruz” dedi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş’ın, “İmara aykırı cemevi yapmak” suçlamasıyla yargılandığı davanın 31. duruşması 5 Mart’ta saat 13.00’te İstanbul Gaziosmanpaşa Küçükköy Adliyesi’nde görülecek.

    AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, 5 Mart’taki duruşma öncesinde PİRHA’ya konuştu.

    “DAVAMIZA SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Davanın 14 yıldır sürdüğünü belirten Zeynal Odabaş, “Bu dava siyasallaşmış bir davadır. Bulunduğumuz yerde imara aykırı olan Kur’an kursu, cami, emniyet müdürlüğü, halk ekmek fabrikası ve kamu binaları var ama kimseye dava açılmadı ama söz konusu Aleviler olunca dava açılıyor. Yıllardır asimilasyon, inkâr, katliamlar devam ederken cemevleri metropollerde bizim için zorunlu bir ihtiyaç meselesi oldu. Biz kaç kişiyle davaya gidersek gidelim davamıza sonuna kadar sahip çıkacağız. Cemevlerinin ibadet yerimiz olduğunu devletin yönetenler kabul edene kadar mücadele edeceğiz. Bu davada Alevi inancı yargılanıyor, eşit yurttaşlık hakkımızı alana kadar mücadelemiz devam edecek” dedi.

    “BÜTÜN DOSTLARI YANIMIZDA GÖRMEK İSTİYORUZ”

    5 Mart’ta görülecek davaya katılım çağrısı yapan Odabaş, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bu ülkede hırsızlar, katiller serbest bırakılırken Aleviler cemevi yaptığı için yargılanıyor. Biz Hz. Hüseyin, Pir Sultan ve Seyit Rıza gibi direneceğiz ve inancımıza sonuna kadar sahip çıkacağız. 31. duruşmamız Gaziosmanpaşa Küçükköy Adliyesi’nde görülecek. Davamızda bütün dostlarımızı yanımızda görmek istiyoruz.”

    Cihan BERK/İSTANBUL

  • ADFE: Ülkemizin adaletini sarsan bir karar, Uğur Kurt için adalet istiyoruz

    ADFE: Ülkemizin adaletini sarsan bir karar, Uğur Kurt için adalet istiyoruz

    PİRHA- Alevi Dernekleri Federasyonu, Okmeydanı Cemevi’nde Uğur Kurt’u başından silahla vurarak öldüren sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine tepki gösterdi. Yazılı bir açıklama yapan ADFE, “Sanık polise verilen 2 yıl 6 ay ceza, toplumumuzun vicdanını derinden yaralamıştır. Bu karar, adaletin olmadığına dair bir kez daha toplumumuzun gözleri önünde açık bir kanıttır” denildi.

    Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014 tarihinde Okmeydanı Cemevi’nde bir yakınının cenazesi için cemevinin bahçesinde bulunduğu sırada polis tarafından başından vurularak hayatını kaybetmişti. Mahkeme Uğur Kurt’u katleden polis Sezgin Korkmaz’a 25 Nisan 2017’de 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti ancak verilen ceza 12 bin 100 lira para cezasına çevrilmişti. Anayasa Mahkemesi kararıyla sanık polis Sezgin Korkmaz yeniden yargılanmaya başladı.

    Uğur Kurt’un bugün yeniden görülen duruşmasında sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), yazılı açıklama yaparak verilen karara tepki gösterdi.

    “GERÇEK ADALET SAĞLANMALIDIR”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), “Bugün, ülkemizin huzurunu ve adaletini sarsan bir kararla karşı karşıyayız. Polis kurşunuyla cemevi bahçesinde hayatını kaybeden Uğur Kurt’un davasında verilen 2 yıl 6 ay ceza, toplumumuzun vicdanını derinden yaralamıştır. Bu karar, adaletin olmadığına dair bir kez daha toplumumuzun gözleri önünde açık bir kanıttır. Adaletin herkes için eşit ve tarafsız olması gerektiğine inanıyoruz. Ancak bu karar, adaletin ne yazık ki siyasi etkiler ve ayrımcılıkla nasıl gölgelendiğini göstermiştir” dedi.

    Açıklama’da şunlar kaydedildi:

    “Adaletin yerini bulması için çağrımız, bu haksız kararı gözden geçirmek ve gerçek adaleti sağlamaktır. Adaletin olmadığı bir toplumda huzur ve barışın tesis edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, yetkilileri bu yanlış kararı düzeltmeye ve gerçek adaleti sağlamaya çağırıyoruz. Hep birlikte, adil bir toplum için mücadele etmeye devam edeceğiz, Uğur Kurt için adalet istiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Uğur Kurt Davası’nda karar: Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası -VİDEO
    -Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO
    -Uğur Kurt davasında karara tepki: Sanık polis için her türlü imkan sağlanıyor- VİDEO

  • Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO

    Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO

    PİRHA- Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un bugün görülen duruşmasında sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Bir kez daha hukuksuzlukla baş başa kaldık” dedi. Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise “Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne babanın kanser olmasına sebep olup ölmesinin, eşimin elimden alınmasına sebep olmanın karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz” diyerek tepki gösterdi. 

     

    Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014 tarihinde Okmeydanı Cemevi’nde bir yakınının cenazesi için cemevinin bahçesinde bulunduğu sırada polis tarafından başından vurularak hayatını kaybetmişti. Mahkeme Uğur Kurt’u katleden polis Sezgin Korkmaz’a 25 Nisan 2017’de 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti ancak verilen ceza 12 bin 100 lira para cezasına çevrilmişti. Anayasa Mahkemesi kararıyla sanık polis Sezgin Korkmaz yeniden yargılanmaya başladı.

    Uğur Kurt’un davası Çağlayan Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Uğur Kurt’un eşi ve ailesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik katıldı.

    Mahkeme, Sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    “BİR KEZ DAHA ÖLDÜĞÜMÜZLE BAŞ BAŞA KALDIK”

    Duruşma sonrası Çağlayan Adliyesi önünde yapılan basın açıklamasında konuşan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) Başkanı Ercan Geçmez, “Bu bir cami avlusunda olsaydı ne olurdu bilmiyorum. Bir cemevi avlusunda vurularak öldürüldü ardından adaleti bekliyoruz, bize tekrar ceza veriliyor. Bu Türkiye’nin önemli davalarından bir tanesiydi. Sokakta yürüyen herkesin can güvenliğini ilgilendiren bir davaydı. Türkiye’de hukukun var olup olmadığını gösteren bir davaydı. Bir kez daha hukuksuzlukla baş başa kaldık. Bir kez daha öldüğümüzle baş başa kaldık. Alevilerden ziyade Sünni yurttaşlara sesleniyorum. Bu dava sadece Alevilerin davası değildir. Bu dava sadece Uğur’un davası değildir” dedi.

    “MAHKEME HEYETİNİ KINIYORUM”

    Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt ise 10 yıldır mücadele verdiklerini belirterek şöyle konuştu:

    “10 yıldır adalet için mücadele veriyoruz. Ben bir önceki mahkeme heyetini verdiği karardan ötürü kınamıştım. Bu mahkeme heyetini de kınıyorum. Bir insanın hayatının, bir çocuğun babasız bırakılmasının, bir anne babanın kanser olmasına sebep olup ölmesinin, eşimin elimden alınmasına sebep olmanın karşılığı 2 yıl 6 ay olamaz.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Uğur Kurt Davası’nda karar: Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası -VİDEO
    -Uğur Kurt davasında karara tepki: Sanık polis için her türlü imkan sağlanıyor- VİDEO
    -ADFE: Ülkemizin adaletini sarsan bir karar, Uğur Kurt için adalet istiyoruz

  • Uğur Kurt Davası’nda karar: Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası -VİDEO

    Uğur Kurt Davası’nda karar: Sanık polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası -VİDEO

    PİRHA- Okmeydanı Cemevi’nde polis kurşunuyla katledilen Uğur Kurt’un davası Çağlayan Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, Sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Avukatlar ve Kurt’un ailesi “Adalet istiyoruz” dediler. 

    Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014 tarihinde Okmeydanı Cemevi’nde bir yakınının cenazesi için cemevinin bahçesinde bulunduğu sırada polis tarafından başından vurularak hayatını kaybetmişti. Mahkeme Uğur Kurt’u katleden polis Sezgin Korkmaz’a 25 Nisan 2017’de 1 yıl 8 ay hapis cezası vermişti ancak verilen ceza 12 bin 100 lira para cezasına çevrilmişti. Anayasa Mahkemesi kararıyla sanık polis Sezgin Korkmaz yeniden yargılanmaya başladı.

    Uğur Kurt’un davası Çağlayan Adliyesi 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Duruşmaya Uğur Kurt’un eşi ve ailesi, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Genel Sekreteri Yeşim Kantekin ve CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik katıldı.

    Sanık Sezgin Korkmaz duruşmaya SEGBİS ile katıldı.

    “YURTTAŞLAR İÇİN ÇOK KÖTÜ UYGULAMALARA DESTEK OLACAK BİR KARAR VERMEYİN”

    Eski İstanbul Baro Başkanı Avukat Turgut Kazan duruşmada hazır bulundu.

    Kazan, duruşmada “Fail deneyimlerine göre o sonucun beklenen bir sonuç olduğunu öngörmesine rağmen yine de yapmışsa kabul etmiş sayılır. Cemevindeki kalabalığa ateş etmek olası kastla doğan sonucun istenmiş olması gerekmez. FN Silahı orada duruyor ama sanık gidip tabancasını alıyor. Sanığın tabancasını alıp sıkma uyarılarına rağmen kayıtlarda sanığın sıktığı görülüyor” dedi.

    Kazan, kot farkı iddiasına dair konuşarak “Polis yukarıda, cemevi aşağıda gün gibi duruyor. Cemevinde cenaze töreni var. Uğur’a değmeyince başkasına değecek. Buna rağmen ateş ettiği apaçık ortadadır. Olası kast vardır. Önceki mütaalaya taban tabana zıt olarak taksir delil olabileceğini kabul etmek mümkün değildir. Para cezasını bir hukukçu olarak kabul etmemiz mümkün değildir. Bu anlayış hepinizin, sizin, bizim gelecek kuşakların yaşam hakkını tehlikeye sokmaktadır” diye konuştu.

    Kazan, mahkeme heyetine seslenerek “Bütün yurttaşlar için çok kötü uygulamalara destek olacak bir karar vermeyin” dedi.

    “BU DAVA AÇISINDAN GEREKLİ YAPTIRIMIN UYGULANMASI GEREKİYOR”

    Avukat Hasan Kılıç da şunları söyledi:

    “İlgili taleplerin kabul edilmesi, kamera kayıtlarının izlenmesi gerekirdi. Ama izlenmedi maalesef bu üzücü. Olay açık ve net olarak her yönüyle ortada. Bu dava kişilerle ilgili değil, bu dava toplumsal anlamda önem taşıyan, herkesin yaşam hakkını ilgilendiren bir dava. İnanılmaz bir kararla karşı karşıya kaldık. Bu kararı kabul etmek mümkün değil. Böyle bir olayda bu tarz kararın verilmesi kelimelerle tarif edilemez. Anayasanın kararına karşı sayın mahkemeniz bir değerlendirme yapmadı. Yeniden yargılama bu değil. Burada o görüntülerin saniye saniye yeniden izlenmesi gerekir. Saniye saniye her şey açık bir şekilde ortada. Bu kararların sağlıklı bir şekilde verilmesi için delilerin izlenmesi gerekir. Esas olan bunların yaşanmamasıdır. Soruşturma aşaması, yürütülen süreçler bu dosyada sayısız engellerle karşı karşıya kaldı. Lütfen bunu yeniden değerlendirin. ‘Sıkma’ cümleleri gorüntülerde duruyor. Sanığın süreci başka bir şekilde bertaraf edebileceğine dair her şey orada duruyor. Bu dava açısından gerekli yaptırımın uygulanması gerekiyor.”

    “SANIK DELİL YOK ETMEK İÇİN MÜCADELE VERDİ, ADALET BEKLİYORUZ”

    Kurt’un avukatlarından Aslı Kazan ise şunları dile getirdi:

    “Önümüzdeki dosyada olası kastla adam öldürmekten yargılanan Sezgin Korkmaz’a en ağır cezayı vermenizi talep ediyoruz. Biz 10 yıldır mahkemede adalet bekliyoruz. Sanık sokağın tepesinde durmuş kaçmakta olan hedefe silahı doğrultmuş. Sanık cemevinin nerede olduğunu biliyor. Beylik tabancasıyla vuruyor. ‘Adam vuruldu ya’ diyor. O kalabalığın içinde Uğur’u ensesinden vuruyor. Sonrasında delil yok etmek için mücadele veriyor. Olası kastla cinayet işlediği açıktır. Sizden adalet bekliyoruz.”

    NARİN KURT: ADALET İSTİYORUM

    Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt, duruşmada şöyle konuştu:

    “Adalet istiyorum. Oğlunun acısına dayanamayıp ölen Kemal Kurt için, oğlunun acısına dayanamayıp kanser olan Uğur’un annesi Güllünaz Kurt için kendim için adalet istiyorum. Sokaktaki sivil halkın can güvenliği için adalet istiyorum.”

    Sanık Sezgin Korkmaz duruşmada savunma yapmayarak, “Takdiri mahkemenize bırakıyorum, başka bir şey demek istemiyorum” dedi.

    Mahkeme Sanık Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Uğur Kurt’u öldüren polise ödül gibi cezaya tepki: Hukuksuzlukla baş başa kaldık – VİDEO
    -Uğur Kurt davasında karara tepki: Sanık polis için her türlü imkan sağlanıyor- VİDEO
    -ADFE: Ülkemizin adaletini sarsan bir karar, Uğur Kurt için adalet istiyoruz

  • Mehmet Ali Çankaya’nın yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

    Mehmet Ali Çankaya’nın yurt dışına çıkış yasağı kaldırıldı

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, bugün Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi Anayasa Suçlar Masası’nda hakim karşısına çıktı. Çankaya’nın yurt dışı yasağı kaldırılarak, duruşma 18 Mart’a ertelendi. 

    İstanbul’da 12 Şubat günü İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınıp, yurt dışına çıkış yasağı konularak serbest bırakılan Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, bugün Erzincan Sulh Ceza Mahkemesi Anayasa Suçlar Masası’nda hakim karşısına çıktı. 

    Çankaya verdiği ifadede şunları söylediğini kaydetti:

    “Avusturya ve Avrupa’da yıllardır Alevi davasında mücadele ettiğimi, bu davanın bizler açısından haklı ve hukuksal bir dava olduğunu belirttim. Yapılan suçlamaların asılsız olduğunu, anayasal hiçbir suç işlemediğimi, bir Alevi kurum önderi olarak Fransa’da Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yapılan saldırıda katledilen Kürt Alevi sanatçının taziyesine katıldığımı ifade ettim. Üzerime atfedilen diğer suçlamaları da kabul etmediğimi belirttim. Dava sonunda yurt dışı yasağım kaldırıldı ve davanın ikinci duruşması 18 Mart 2024 tarihine ertelendi.

    NE OLMUŞTU?

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Onursal Başkanı Mehmet Ali Çankaya, bugün Viyana’ya uçmak üzere gittiği İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alınmıştı.

    Havalimanında tutulan ve sonrasında sosyal medya paylaşımları ile yaptığı konuşmalar gerekçesiyle nöbetçi savcılığa sevk edilen Çankaya yurtdışı çıkış yasağı konularak serbest bırakılmıştı. Çankaya’nın yaklaşık 40 yıldır Avusturya Viyana’da yaşıyor.

    PİRHA/ERZİNCAN

    İLGİLİ HABERLER

    Mehmet Ali Çankaya yurtdışı çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı
    Mehmet Ali Çankaya gözaltına alındı

  • Cumartesi Anneleri, 950. hafta eylemi nedeniyle yargılanacak

    Cumartesi Anneleri, 950. hafta eylemi nedeniyle yargılanacak

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 950. hafta eylemi nedeniyle yargılanmasına karar verildi. İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek ilk duruşma 27 Şubat’ta gerçekleşecek.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her Cumartesi Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri hakkında siyasi yasak istendi.

    Savcı, 23 Nisan 2023 yılında 941. hafta eylemi için alana çıkmak isterken gözaltına alınan Cumartesi Anneleri için “Toplantı ve gösteri yürüyüş düzenleme haklarının insanların temel haklarından olan düşünme ve düşündüğünü söylemeyebilme hakkının bir neticesi olduğu” sonucuna vardı.

    Öte yandan 950. hafta için böyle bir kanaate varmayan savcılık,  Cumartesi Anneleri 950. hafta eylemi nedeniyle yargılanmasını istedi.

    İLK DURUŞMA 27 ŞUBAT’TA 

    950. hafta ile ilgili iddianameyi hazırlayan savcı, Cumartesi Anneleri’nin Türk Ceza Kanunu’nun 53. (Mahkumiyet ile birlikte zorunlu olarak belli hakları kullanmak yasaklanabilir) maddesinden cezalandırılmalarını istedi.

    İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek ilk duruşma 27 Şubat’ta gerçekleşecek.

    (HABER MERKEZİ)