PİRHA- Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Kenan Akbaba, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına yönelik eleştirilerde bulunarak, Düzgün Baba Ziyaretgâhı ve Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları kınadı. Akbaba, Alevilerin taleplerinin karşılanmadığını belirterek, “Kötülüklere karşı kötülükle cevap vermeyeceğiz, ilimden ve birlikten yana olacağız” dedi.
Üryan Hızır Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Kenan Akbaba, Alevi kurumlarının ve toplumunun başından beri Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına karşı çıktığını belirterek, Alevilerin yıllardır inançsal ve demokratik talepler için mücadele verdiğini söyledi.
Alevilerin öncelikli taleplerinin cemevlerinin inanç merkezi olarak kabul edilmesi, zorunlu din derslerinden Alevi öğrencilerin muaf tutulması ve katliamların yaşandığı mekânların müzeye dönüştürülmesi olduğunu ifade eden Akbaba, “Bu taleplerin hiçbiri karşılanmadan bazı Alevi dedelerinin bu yapıya dahil olması doğru değildir” dedi.
Alevi yolunun rızalık yolu olduğuna dikkat çeken Akbaba, “Toplumun rızalığı alınmadan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığına teslim olunmamalıydı” ifadelerini kullandı.
DÜZGÜN BABA VE ELİF ANA’YA YÖNELİK SALDIRILARA KINAMA
Düzgün Baba Ziyaretgâhı ile Elif Ana Türbesi’ne yönelik saldırıları da hatırlatan Akbaba, “İnanç merkezlerimizi tahrip etmeye çalışan bu zihniyeti bir kez daha kınıyorum. Bu tutum Türkiye’ye yakışmayan, zalimce bir anlayışın ürünüdür” diye konuştu.
Maraş Katliamı’nın acılarının hala unutulmadığını vurgulayan Akbaba, Elif Ana Türbesi üzerinden Alevilere gözdağı vermeye çalışan anlayışı da sert sözlerle eleştirerek, “Bu zalim ve faşist zihniyeti kesinlikle kınıyor, lanetliyoruz” dedi.
“ZULME ZULÜMLE KARŞILIK VERMEYECEĞİZ”
Konuşmasının sonunda birlik ve dayanışma vurgusu yapan Akbaba, “Bize karşı ne kadar zalimlik yapılırsa yapılsın bizler tarih boyunca acılarla yoldaş olmuş bir halkız. Kötülüklere karşı kötülükle cevap vermeyeceğiz. İlimden, irfandan, birlikten ve beraberlikten yana olmaya devam edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA- Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, CHP’deki “mutlak butlan” kararını değerlendirdi. Yaşananların iktidardan bağımsız okunamayacağını vurgulayan Sazcı, “Alevi nefretine sürükleyen bir sürecin adımları atıldı. Alevi kurumlarının yaşanabilecek herhangi bir tehlikeye veya olabilecek provokasyonların önüne geçmek için hazır olmalı” dedi.
CHP’de yaşanan ‘Mutlak Butlan’ krizi derinleşerek devam ediyor. 900’e yakın delege ‘Kurultay yapılsın’ imzası verirken, krizden çıkış için görüşmeler sürüyor.
‘Mutlak Butlan’ kararı sonrası CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na tepkiler yükselirken, Kılıçdaroğlu’nun etnik ve inançsal kimliği üzerinden nefret suçu işleniyor.
“ENDİŞE DUYUYORUZ”
Kızıldeli Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, CHP’de yaşananlara ve nefret söylemine dair ajansımıza konuştu.
Yaşananların iktidardan bağımsız okunamayacağını vurgulayan Sazcı, “Alevi nefretine sürükleyen bir sürecin adımları atıldı. Bugün Twitter’a girdiğimiz andan itibaren dahi bize evimizin kapısına çarpı işareti atılmış gibi hissettiriyor. Aleviler olarak Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta, Gazi’de yaşadığımız süreçleri sosyal medyadan hisseder hale geldik” dedi.
“İKTİDAR HEM MUHALEFETİN HEMDE KENDİ TOPLUMSAL TABANINI ALEVİ DÜŞMANLIĞI İLE BESLİYOR”
İktidarın hem karşıtı olan muhalefeti hem de kendi toplumsal tabanını Alevi düşmanlığı ile beslediğini belirten Sazcı, “Dolayısıyla gündemleri birbirinden bağımsız okumamak lazım ve bunun için nasıl bir mücadele örgütlemeli ya da nasıl bir eylem planı nasıl harekete geçme mevzusu çok önemli. Alevi kurumlarının yaşanabilecek herhangi bir tehlikeye veya olabilecek provokasyonların önüne geçmek için hazır olması bu gibi sorunların önüne geçmesi ve örgütlü gücünü göstermesi gerekiyor. Çünkü Alevi Bektaşilerin buna ihtiyacı var“diye belirtti.
PİRHA-Yazar Turabi Saltık, Alevilikte ocak sisteminin binlerce yıldır var olduğunu vurgulayarak, “Ocaklar elzemdir. Pir-talip ilişkisi ocaklarda kurulmalı, sorunlar giderilmeli, Yol sürdürülmelidir” dedi. ‘Dedeler Zirvesi’nin Dersim’de yapılmasını, “Dersim’i düşürmek istiyorlar” diyerek açıklayan Saltık, ‘Büyük Kurultay’ çağrısında bulundu.
30 Kasım 1925’te çıkartılan, 13 Aralık 1925 yürürlüğe giren Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair 677 Sayılı Kanunla: Alevi ocakları ve dergahları kapatıldı. Alevi Bektaşilerin Pirlik, Mürşidlik, Dedelik, Babalık ve Çelebilik gibi unvanları ve de Alevi inancı (öğretisi) yok sayılıp yasaklandı. Alevi pirleri inançlarının gereklerini yerine getirdikleri için baskıya, katliama maruz kaldı. Dergahlardan bazıları müzeye çevrilerek (Hacı Bektaşi Veli Dergahı gibi) bazıları ticari işletme statüsünde tekrar Alevi derneklerine kiralanarak (Karaca Ahmet Dergahı gibi) bazıları da üstüne siyasi partilerin ilçe binaları inşa edilerek (Karaağaç Tekkesi gib) hiçleştirildi.
Son olarak Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde Alevi toplumunun “Alevi Diyaneti” olarak tarif ettiği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Tunceli Valiliği ile birlikte 130 dede ile ‘Dedeler Zirvesi’ yaptı. Yapılan toplatıya tepkiler yükselirken, ocak evlatlarının bu ve benzeri toplantılarda yer alması tartışmaları da beraberinde getirdi.
Alevi inancının ve toplumsallığının merkezinde yer alan ‘Ocak Sistemi’, ‘Rızalık’, ‘Pir-Talip ilişkisi’nin yeniden tartışılmasına da yol açtı.
Yazar Turabi Saltık ile, ‘Ocak Sistemi’ ve ‘Pir-Talip ilişkisi’ne dair konuştu.
“OCAKLAR BİN YILLARDIR BU TOPRAKLARDA VAR”
PİRHA: Alevi öğretisinde ve toplumsallığında ‘Ocak Sistemi’nin yeri nedir? Günümüzdeki karşılığı nedir?
Turabi Saltık: Alevi toplumu en uzak geçmişinden günümüze kadar Alevi yolu ve süreğini ocaklar ve dergâhlar yoluyla sürdürdü ve bugüne kadar getirdiler. Ocakların temeli Pir-Talip ilişkisi üzerinden yürütülmüştür. Ocaklar tarihin belli zamanlarında 4-5 sefer yıkıldı, kuruldu, dağıldı. Savaş, sürgün, göç benzer dayatmaların etkisinde kalarak dağıtıldı.
Talipler sürgünlerle farklı coğrafyalara gidince pirlerde taliplerin doğum, yaşam, hakka yürüme hizmetlerini yerine getirmek için taliplerle birlikte taliplerin savrulduğ,u dağıtıldığı, sürgün edildiği topraklara dağıldı.
Aleviler dünyanın bir çok coğrafyasına dağıldı. Dağılınca ocakları da oraya gitti. Dolayısıyla da ocakların temeli semavi dinlerden önce vardı. İşte bugün Göbeklitepe’ye baktığımızda 10-12 bin yıl geriye gidiyor. Birinci sav bu.
İkinci görüş, ocakların Ali’nin evlatları zamanında oluşturulduğu.
Üçüncü görüş ocakların Hacı Bektaşi Veli ve Anadolu erenlerinin Anadolu’ya gelişiyle birlikte 11., 12. yüzyılda kurduğudur.
Dördüncü görüş ise Şah Hatayi döneminde kurulduğudur.
Temelinde bu dört görüş var. Ama bu görüşler içinde benim kanaatim, ocakların semavi dinlerden çok daha eskiye dayandığıdır.
Ocaklar dörde ayrılır. Mürşid Ocağı, Pir Ocağı, Rehber Ocağı, Düşkün Ocağı. Bu ocakların hiçbiri diğer ocaktan üstün değildir. Ocakların kendi içinde hiyerarşisi, otokontrollüdür. Pir-mürşit-rayber-talip ilişkisi otokontrollü yapılır. Bağlanan ocak, mürşit ocağıdır, Bağlı ocak pir ocağıdır. Her ocak, bir başka ocağın talibidir. Yani Alevilikte yol sürdürürken pir de olsa, talip de olsa hepsi taliptir. Ocak da taliptir. Bir ocak, bir diğer ocağa bağlıdır.
Dolayısıyla da ocaklar da Pirlik, mürşidlik, taliplik böyle ortaya çıkmıştır. Ama ocakzadeler çoğalmıştır. Bu doğaldır. Evrimleşme, üreme, çoğalma yoluyla ocakzadeler çoğalmıştır. Ama bu bir ocağın içinde her birey pirlik yapamaz. Pirlik yapabilmenin de yolu, koşulları vardır.
Bizim ocaklarımız temelinde 12 baş ocaktır.
Bu 12 baş ocağın Anadolu’da tarihsel mekanı tarihi Dersim coğrafyasıdır. 1400’lü yıllara gelince Dersim’deki saldırılar sonucu 2 Ocak yine taliplerin başında başka coğrafyaya gidiyor. Örneğin Abdal Musa Ocağı diyoruz. Abdal Musa Ocağı Dersim’den Antalya’ya gidiyor. Antalya Elmalı Tekke’de dergâhını oraya kuruyor. Ama Abdal Musa’nın babası Dersim’de yerleşiktir. Daha sonra bugünkü Pülümür’de Hasan Gazi diye bir köyümüz var. Bu köy çok tarihi bir köydür, eskidir. Hasan Gazi, Abdal Musa’nın babasının ismidir.
Diğer iki ocağımız da İstanbul’a gidiyor. Bunlar Şahkulu ve Karacaahmet Ocağı’dır. Geri kalan bu 12 Ocağın 3’ü Dersim coğrafyasında ayrılınca diğer 9 Ocak Dersim’de bugün yerleşiktirler.
Alevi öğretisi hukuklu bir toplumdur. Dar-ı Mansur’dur. Alevilikte hukuk Dar-ı Mansur’la yürür. Cinayet yoktur. Öldürme yoktur. Hapishane yoktur. Cezaevi yoktur. İdam yoktur. Çünkü insan yaşamı merkezindedir. Dolayısıyla da Alevilik komüncü bir geleneğe sahiptir ve insanı merkeze almıştır.
Sarısaltık Ocağı’nın bir mensubuyum. Her Sarısaltık’lı pirlik yapamaz. Yapabilmesi için o ocaktan ocağın büyüğünden el alması, himmet alması lazım, yetişmesi lazım. Pir kendini Alevi Yol’u, süreği ve Alevi erkanıyla donatması lazım. Bu anlamda entelektüel olması, bilinçli olması, toplumsal sorunlara vakıf olması, topluma önderlik edebilecek, kanaat önderliği yapabilecek, cemaat ehli olacak, toplumu çekip çevirecek ve dinleyeni, dinletenini olacak biri olmalı.
Böyle olunca her ocakzade pirlik yapamaz. Biz bugün bakıyoruz herkese dede deniyor, pir deniyor. Öyle değil. Bir cem yürütemez, cem bağlayamaz. Ne yapar? Küçük şeyler yapabilir. Örneğin, talibe gider, gülbengini verir ama o bir posta oturma, bir ocağı temsil etme yetkisine sahip değildir.
“PİR-TALİP İLİŞKİSİ OCAKLARDA KURULMALI”
-El verme ve rızalık Alevi inancının temelini şekillendiriyor. Toplumsal ve sosyal örgütlenmesini bu temel üzerine kuruyor. Binlerce dedenin olması bu rızalığı nereye koyuyor? Burada bir aşınma durumu söz konusu mu? Talibini tanımayan pir, pirini tanımayan talip var. Bu rızalık nasıl alınacak, nasıl oluşacak?
Turabi Saltık: Rızalık alıp vermek ocakta başlar, talibe yönelir. Talip pir arasındaki ilişkide de rızalık alınır, rızalık verilir. Bir ceme pir otururken, bir posta otururken bile o cemde bulunan halkın, topluluğun içine girer. Önce kendi özünü dara kaldırır. Eğer ki orada rızalık alırken, bir tek canımız dahi onda razı değilse o cemi bağlayamaz. Tak ki onu ikna edene kadar, rızalığını alana kadar. Ama bugün öyle mi? Öyle değil. Rızalık yok. Rızalık olmayınca da pir-talip ilişkisi bitti.
Pir-talip ilişkisi ocaklarda kurulmalı. Ocaklar elzemdir. Pir-talip ilişkisi üzerinden sorunlar giderilmeli, yol sürekli sürdürülmeli. Toplumsal erkan, cemler, semahlar, yol düşkünlüğü gibi Aleviliğin yaşamı boyunca uyması gereken kuralları kendi ocağının pirleriyle, mürşidiyle çözmeli. Yoksa derneklerin disiplin kurullarıyla yürünmez, yürümediğini de görüyoruz işte.
“MAAŞ ALAN DEDE TOPLUM İÇİNE ÇIKAMAZ”
-Devlet Alevilerin sorunlarını çözmek, Aleviliği tanımak,eşit yurttaşlık haklarını vermek yerine Kültür Bakanlığı altında bir başkanlık kurdu. Bu başkanlık son olarak 4-5 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’ yaptı. Dedelerin orada olmasını nasıl görüyorsunuz?
Bu konunun evveliyatı da var. Yıllar önce cemevleri üzerinden İzzettin Doğan ve çevresi sürekli devletle temas halindeydi. İzzettin Doğan, Aleviliği Kültür Bakanlığı’na, Diyanet’e bağlanması için çalıştı. Ama Diyanet ve çevreleri, devlet Aleviliği inkâr ettiler. Sadece inkâr etmekle kalmadılar, asimilasyon politikalarını sürdürdüler.
Günün sonunda Aleviliği Kültür Bakanlığı altında bir masaya bağladılar. Bir takım yol düşkünü diyebileceğimiz kendine dede dediğimiz kişiler de gitti. Alevilerin eşit yurttaşlık, cemevlerinin ibadethane olması gibi taleplerinin kabulü yerine 3-5 masa, sandalyeye, maaşa tamah eden bir noktada duruyorlar.
Şimdi ‘Dedeler Zirvesi’ne gidenler ‘maaş bağlansın’ taleplerini orada da dillendirdiler. İşte o sözünü ettiğimiz rızalık almayan, yetişmeyen, donanımlı olmayan pirler, dedeler, ocakzadeler oraya tama etti, gittiler. Biz biliyoruz ki maaşla dedelik yapılmaz. Maaş alan dede olmaz. Pir bugüne kadar çıralıklarla Yol’u sürdürmüş, bugüne getirmiştir.
‘Dedeler Zirvesi’ne gidip ‘maaş bağlansın’ diyenlere karşı olan pirlerimiz var.
“DERSİM’İ DÜŞÜRMEK İSTİYORLAR”
-Dersim’de olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Turabi Saltık: Aleviliğin merkezi Dersim’dir. Dersim’i düşürmek istiyorlar. Dersim Aleviliğin bin yıldır Aleviliğin merkezidir.
Önce Dersim’de çeşitli çalışmalar yaptılar. Köylere kadar cemevi açtılar, ilçelere girdiler. Geçmişte Düzgün Baba’da, Hozat’ta, Sarısaltık’ta benzer şeylerle siyasal iktidarla temasında olan, düşkün sayabileceğimiz insanları yanına aldılar.
Dersim’de 4 Mayıs bizim için bir kara gündür; soykırımın, katliamın günüdür. Böyle bir günü bilinçli bir şekilde seçtiler. Oradaki üniversite çevresiyle, valilik çevresiyle, AK Parti iktidarıyla birlikte Dersim’e yöneldiler. Çünkü biliyorlar ki Anadolu’da Dersim ayakta kaldı. Dersim’i düşürürsek bütün Anadolu’da Aleviliği de düşürürüz.
Ben de bir Ocakzade olarak bu anlayışı şiddetle kınıyor, protesto ediyorum.
Devlet bu inatla bir yere gidemez. Geçmişte 300 tane dede topladılar, hacca götürmek istediler, bulamadılar. Başarılı olamadılar, başarılı da olamayacaklar. Çünkü Aleviliğe ters. Kendini parçalasalar da, maaş da verseler Alevilik maaşla yürümez. Maaş alan dede toplum içine çıkamaz. Toplumun rızalığını alamaz. Toplumun evine, talibin evine gidip o helal lokmayı da yiyemez.
Yol, ikrar, Dar-ı Mansur’u rızalıkla getirmiştir. Ocak, Talip, Pir, Müşfik ilişkisiyle sürdürmüştür. Böyle devletin kanatlarının altına girerek bu şekliyle bir Alevilik yürümez. O Aleviler de Alevilerin nazarında yol düşkünü olabilecek düzeye gelmiş insanlardır.
“BÜYÜK ALEVİ KURULTAYI YAPILMALI”
-Alevi kurumları, bu toplantıya tepkilerini dile getirdiler. Bu tür oluşum ve politikalara karşı ne yapılmalı?
Turabi Saltık: Alevi örgütlerine, federasyonlarına ve tüm Alevi toplumuna, Alevi entelektüellerine, yazarlarına, aydınlarına, gazetecilere, sanatçılara görev düşüyor.
Diyanet’ten pay isteyenler var. Paysa bu cumhuriyet kurulurken Alevilerin temel malı, mülkü parasıyla kuruldu. Biz borcumuzu böyle almayız. Dedelere maaş olarak değil. Biz eğer ki para alırsak da köylerimizi yaparız, köprülerimizi yaparız, boşaltılmış köylerimiz var, yollarımız var, çeşmelerimiz var, okullar açarız, kültür merkezleri açarız, kütüphaneleri açarız, tarih çalışmaları yaparız. Biz belgesel, sinema, film çalışmaları yaparız. Yoksa dedeye tutup imam gibi maaş verdiğin zaman o dede olmaz, imam olur, müftü olur. Bunun da toplumda karşılığı olmaz.
Bin yıldır her türlü baskı, şiddet, sürgün ve katliamlara rağmen Alevilik düşürülmedi. Bugüne kadar geldi. Kim üzerinden geldi? Ocaklar üzerinden, dergahlar üzerinden geldi. Pir, Talip ve Ocaklar üzerinden geldi. Rızalık kültürüyle getirdiler.
Bugün de bana göre Alevi Pirleri, Alevi Ocakları, alanında entelektüelleri, sanatçıları, yazarları, araştırmacıları, örgütleri, cemevleri bir araya gelmeli, günlerce sürecek büyük bir kurultay yapmalı. Tıpkı, eee, 11., 12. yüzyılda yapıldığı gibi bir kurultay yapılmalı. Bu kurultayda Aleviliğin yarını nasıl olmalı? Alevilik yarına nasıl taşınmalı? Yaşayan bir Alevilik var. Yarına nasıl gider? Alevi hareketi, Alevi pirleri, Alevi örgütleri, yarını nasıl okuyacak? Savaşları nasıl okuyacak? Dünyayı nasıl okuyacak? sorularına cevap bulunmalı. Kurultayda kararlar alınmalı. Bu kararlar tabana örgütler aracılığıyla, pirler aracılığıyla, talipler aracılığıyla yansıtmalı. Ciddi bir çalışma içine girilmeli.
Dünya 8 milyar nüfusa ulaştı. Bu 8 milyar insandan Alevileri kaç milyar insan tanıyor? 1 milyar insan tanıyor mu? Alevilerin Birleşmiş Milletler’de, insan hakları kuruluşlarında, uluslararası mahkemelerde, sorunlarını gündeme getiriyor mu?Tüm bunların olması için Dünya Alevi Birliği oluşturmalı.
Aleviler böyle bir yol almalılar. Bu gidişe dur demeli. Aksi tatilde Aleviliğin içi boşaltıldı. Cemevlerin içi boşaltıldı. Cemevlerinde kitle kalmadı. Gençlik kalmadı. Kadın kalmadı.
Alevilik geleceğe taşınmalı. Yarınki Alevilik ancak böyle kitlelerle, pir, talip, ocak, dergâh rızalığıyla yarına taşınır.
PİRHA- Düztepe Cemevi’nde bir araya gelen Alevi kurumları ve yöre dernekleri, 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin yıl dönümünde Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki gösterdi. Yapılan ortak basın açıklamasında ayrıca 6 Mayıs 1972’de idam edilen Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan anılırken, Hıdırellez bayramı vesilesiyle barış ve kardeşlik mesajları verildi.
Alevilerin yoğun katılım gösterdiği açıklamaya; Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Tilkiler Köyü Eğitim Kültür Sağlık ve Dayanışma Derneği ile Adıyaman Balyanlılar Kültür ve Dayanışma Derneği temsilcileri katıldı.
“DERSİM’DEKİ TOPLANTI AÇIK BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”
Açıklamada ilk sözü alan ABF Genel Başkan Yardımcısı Bülent İlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”nin zamanlamasına ve içeriğine dikkat çekti. İlik, şunları kaydetti:
“4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıldönümünde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından, Dersim’de düzenlenen ‘Dedeler Zirvesi’ toplantısı açık bir asimilasyon toplantısıdır. 4 Mayıs tarihi, Dersim halkı ve Aleviler için kara bir gündür. Bu tarihin seçilmesi bir rastlantı değildir. Dersim coğrafyası özel olarak hedef alınmıştır. Alevilerin tarihsel, inançsal ve kültürel olarak yoğun yaşadığı bu coğrafyada yapılmak istenen söz konusu toplantı; Aleviliği devlet eliyle tanımlama, yönlendirme ve dönüştürme çabasının bir parçasıdır. Bu yaklaşım, Alevi inancının özüne aykırıdır ve açık bir asimilasyon girişimidir.”
İlik, Aleviliğin bürokratik müdahalelerle şekillendirilemeyeceğini vurgulayarak, “Alevilik; Ocaklarıyla, Mürşitleriyle, Pirleriyle, Talipleriyle ve kendi rızalık düzeniyle var olan bir inanç yoludur. Alevi toplumunun iradesi yok sayılarak planlanan bu tür toplantılar meşru değildir ve kesinlikle kabul edilemez” dedi.
“DENİZLERİN MÜCADELE MİRASI YOL GÖSTERİYOR”
Dersim Katliamı anmasının ardından, 6 Mayıs 1972’de idam edilen Türkiye Devrimci Hareketinin önderleri Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan da unutulmadı. Tilkiler Köyü Derneği Başkanı Eren Ovayolu, “Üç Fidan”ın bağımsızlık mücadelesinin önemine değindi:
“Denizler; baskıya, sömürüye ve emperyalizme karşı halkın geleceğini savundukları için idam edildi. Türkiye’nin yakın tarihi göstermiştir ki baskıyla, idamlarla ve yasaklarla halkın özgürlük mücadelesi durdurulamamıştır. Denizlerin uğruna mücadele ettiği eşit, demokratik ve bağımsız bir ülke özlemi bugün de güncelliğini korumaktadır. Bugün de gençlerin geleceksizlikle karşı karşıya bırakıldığı, emeğin değersizleştirildiği bir dönemde; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bıraktığı mücadele mirası yol göstermeye devam etmektedir.”
HIDIRELLEZ MESAJI: HIZIRI BEKLEME HIZIR OL
Açıklamanın sonunda AKD Genel Merkez Başkan Yardımcısı İbrahim Halil Özdemir, Hıdırellez bayramına dair bir açıklama yaparak doğa ve insan sevgisine vurgu yaptı. Özdemir, Hıdırellez’in Alevi inancındaki yerini şu sözlerle özetledi:
“Alevi yol ve erkânında Hızır; darda olanın yoldaşı, umudun taşıyıcısı ve hakikatin rehberidir. Hızır’ı idrak etmiş her can içindeki iyiliği harekete geçirerek yaşamda ‘Hızır’ı bekleme, Hızır ol’ anlayışıyla vücut bulan düsturu ilke edinir. Çünkü biliriz ki; dara düşene el uzatan, lokmasını paylaşan, adaletin ve hakkın yanında duran her can, Hızır’ın kendisidir. Hıdırellezin özü paylaşmaktır. Lokmanın bölüşüldüğü, dileklerin ortak edildiği bu anlamlı gün; birlik olmanın, rızalıkla yaşamanın ve kardeşliği büyütmenin ifadesidir.”
Basın açıklaması, asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadele çağrısıyla sona erdi.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim’de yapılan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki göstererek, “Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir” dedi.
Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken, Alevi toplumu ve kurumlarından toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.
“KATLİAMA DAİR TEK BİR SÖZ EDİLMEDİ!”
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’nin yapılmasının bir mesaj içerdiğini belirterek, ” 4 Mayıs; canlarımızın katledildiği, ocaklarımızın söndürüldüğü, inancımızın ve kimliğimizin hedef alındığı bu kara tarihtir. Bu topraklarda hâlâ dinmeyen acının, yüzleşilmeyi bekleyen tarihsel bir yaranın yıldönümünde; Dersim’de yaşanan katliama, sürgünlere, kayıplara ve devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarına dair tek bir söz dahi edilmemesi kabul edilemez” dedi.
“ALEVİLİKTE İNANÇ ÖNDERLİĞİ DEVLET MEMURLUĞUNA İNDİRGENEMEZ”
Vahim olanın, toplantının ana gündeminin dedelere maaş bağlanması olduğunu dile getiren Seher Şengünlü Yılmaz, “Alevi inancının özüne ve tarihsel bağımsızlığına gölge düşürecek bir çerçevede ele alınmış olmasıdır. Alevilik’te inanç önderliği devlet memurluğuna indirgenemez. Pirlik, dedelik ve analık makamı hakikat yolunun rızalıkla taşınan emaneti; toplumsal ikrarla yürütülen bir hizmettir. Bu değerler ne makamla ne maaşla tarif edilebilir” diyerek tepkisini ifade etti.
“Dersim, hafızadır. Dersim, hakikatle yüzleşme çağrısıdır” diyerek sözlerini sürdüren Seher Şengünlü Yılmaz, şunları belirtti:
“Dersim’de, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde susmak; sadece tarihe değil, o tarihte yitirdiğimiz canlara ve bugün hâlâ adalet bekleyen toplumsal hafızaya da sırt dönmektir.
Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir.
Dersim’in acısını görmezden gelerek, hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz. Hafızayı susturamaz, rızalık üretmeden meşruiyet sağlayamazsınız. Dersim’i anmadan Dersim’de konuşmak, hakikati eksik bırakmaktır. Hakikat er ya da geç sözünü söyler.”
PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yönetmelik değişikliğiyle cemevlerini “kültürel tesis” olarak tanımlamasına tepki gösterdi. Sazcı, “Cemevleri ibadethanemizdir, bu bir statü meselesidir” dedi.
22 Ocak’ta yayımlanan “Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği” değişikliğiyle cemevlerinin imar mevzuatında “kültürel tesis alanı” olarak tanımlanmasına yönelik tepkiler sürüyor. Antalya’da konuşan Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Mustafa Sazcı, söz konusu düzenlemenin Alevi Bektaşi inancını yok sayan bir yaklaşımın devamı olduğunu belirtti.
“ALEVİLİĞİ İNANÇ OLARAK GÖRMEYEN DEVLETÇİ ANLAYIŞ SÜRÜYOR”
Sazcı, siyasal iktidarın Alevi Bektaşi inancını tarihsel olarak tanımayan bir devlet geleneğini sürdürdüğünü ifade ederek, “Bu yaklaşım Aleviliği bir inanç olarak değil, kültürel bir unsur olarak gösterme çabasıdır. Geçmişten bugüne Alevi Bektaşiliği halk bilimi içinde eritmeye çalışan bir anlayış var” dedi.
Aleviliğin eğitim müfredatında da dar bir çerçevede ele alındığını belirten Sazcı, “Din derslerinde Alevilik, İslam’ın Anadolu’daki tasavvufi bir yorumu ve tarihte kalmış bir öğe gibi anlatılıyor” ifadelerini kullandı.
“CEMEVLERİ KÜLTÜREL DEĞİL, İNANÇ MERKEZİDİR”
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın yaptığı düzenlemeye tepki gösteren Sazcı, cemevlerinin “kültürel tesis” olarak tanımlanmasının kabul edilemez olduğunu vurguladı.
“Cemevleri bizim ibadethanelerimizdir. Alevi Bektaşi inancı, devletin ya da yöneticilerin tanımlayacağı bir inanç değildir” diyen Sazcı, Alevi yolunun erkânının sahiplerinin rehberler, pirler, mürşitler ve Alevi toplumu olduğunu belirtti.
“DEVLETİN BU ALANI TANIMLAMA HAKKI YOK”
Sazcı, devletin inanç alanına müdahale etmemesi gerektiğini belirterek, “Devletin bu konuyu tartışmaya açma ne hakkı ne de haddi vardır” dedi. İktidarın süreci tepkileri minimize edecek şekilde yönettiğini savunan Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen faaliyetlere de eleştiri getirdi.
Sazcı, söz konusu kurumun temsilcilerinin cemevlerinde görüşmeler yaparak tepkileri yumuşatmaya çalıştığını öne sürdü. Bu görüşmelerde, mevcut düzenlemenin ileride değişebileceği yönünde ifadeler kullanıldığını aktaran Sazcı, bunun kamuoyunu yatıştırmaya yönelik bir yaklaşım olduğunu söyledi.
“ASİMİLASYON SÜRECİNDE ARACILAR KULLANILIYOR
Devletin doğrudan müdahale yerine dolaylı yollarla süreci yürüttüğünü savunan Sazcı, “Kendi ifadeleriyle ‘uzmanlar’ aracılığıyla cemevlerinde faaliyet yürütülüyor. Bu da asimilasyon sürecini kolaylaştıran bir rol oynuyor” dedi.
Alevi toplumunun taleplerinin açık olduğunu vurgulayan Sazcı, “Bizim talebimiz elektrik, su ya da maddi destek değil. Bu bizim doğuştan gelen ve anayasal bir hakkımızdır. Cemevlerimizin ibadethane olarak tanınmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Alevi inancının bu topraklarda var olan bir gerçeklik olduğunu belirten Sazcı, “Cemevlerimiz ibadethanedir, kültürel tesis değildir. Bu tartışmaya açık bir konu değildir” dedi.
Sazcı, yalnızca Alevi kurumlarının değil, tüm sivil toplum örgütlerinin sürece dahil olması gerektiğini belirterek, düzenlemeyi “insan hakkı ihlali” olarak değerlendirdi.
“Bu süreçte güçlü bir mücadele yürütülmeli. Biz Alevi Bektaşiler olarak temel hakkımız olan statümüzü talep ediyoruz” diyen Sazcı, açıklamasını bu sözlerle tamamladı.
PİRHA – Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Özden Dede, AKP–MHP koalisyon hükümeti tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Isparta ve çevre köylerdeki cemevlerine yönelik ziyaretlerine sert tepki gösterdi. Özden, cemevlerine maddi destek, maaş ve Kerbela ziyareti gibi tekliflerle Alevi kurumları ve dedelerinin iktidarın yanına çekilmeye çalışıldığını belirterek, “Ne acıdır ki bu konuda başarılı oldukları yerler de var” dedi.
Mustafa Özden Dede, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dedeleri ziyaret ederek Kerbela’ya götürme, cemevlerine yardım ve maaş bağlama gibi girişimlerine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Alevi Bektaşi toplumu içerisinde kişisel çıkarlarını önceleyen, “yol düşkünü” anlayışın varlığına dikkat çeken Özden, geçmişte bazı cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin karşılanmasını gerekçe göstererek iktidarın politikalarına dolaylı destek verildiğini söyledi. Özden, “Bu tutumlar bizi çok yaraladı” ifadelerini kullandı.
“CAMİ–CEMEVİ PROJESİYLE ASİMİLASYON AMAÇLANIYOR”
Alevilerin inancını tanımayan, yasal güvence altına almayan bir siyasal iktidarla karşı karşıya olduklarını vurgulayan Özden, “Bütün dertleri bizleri asimile etmek. Bizim yanımızdaymış gibi görünüp cemevinin yanına bir de cami yapalım diyerek cami–cemevi projesini hayata geçirmek istiyorlar” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yalnızca kendi bölgelerinde değil, Alevilerin yoğun yaşadığı birçok yerde cemevlerini ziyaret ettiğini belirten Özden, “Cemevinin tefrişatını biz yapalım, dedeye ya da görevliye maaş bağlayalım diyerek insanları kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Ne yazık ki bunda başarılı oldukları yerler var” diye konuştu.
“HASIR ÜSTÜNDE CEM YAPTIK AMA BOYUN EĞMEDİK”
Bu girişimlerin Alevi toplumu açısından derin yaralar açtığını ifade eden Özden, şunları söyledi:
“Biz yıllarca hasır üstünde, kilimler üstünde cem yaptık ama hiçbir zaman boyun eğmedik. Onların inancımızı kabul etmediklerini biliyoruz. Bu nedenle de hiçbir zaman eyvallah etmedik.”
Kendisinin de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından arandığını belirten Özden, Kerbela teklifini reddettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“‘Gelin sizi Kerbela’ya götürelim’ dediler, kabul etmedim. Çünkü biz sadece rıza lokması yeriz. Rızalık olmadan alınan her şey rızasız lokmadır. Rızasız lokmaya tamah ettiğinizde devletin, iktidarın tarafına geçmiş olursunuz.”
“DEVLET PARASIYLA DEDELİK OLMAZ”
Devletten maaş alan ya da devletin parasıyla Kerbela’ya giden bir kişinin yol yürütücüsü olamayacağını söyleyen Özden, “O parada herkesin hakkı var. Sünnilerin rızalığı var mı? Yok. O halde ben nasıl rızasız lokma yerim? Bu lokma haramdır. Maaş alanlar Aleviler nezdinde düşkün sayılır” dedi.
“BİZİM YOLUMUZ ZALİME BOYUN EĞMEYENLERİN YOLUDUR”
İmam Hüseyin’den dik durmayı öğrendiklerini ve 1400 yıldır hiçbir zalime, hiçbir iktidara biat etmediklerini vurgulayan Mustafa Özden Dede, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bizim yolumuz mazlumun yanında saf tutanların yoludur. Bugün kiralar 30 bin lirayken 20 bin lira emekli maaşı verip insanları açlığa mahkûm eden bir düzende, gidip maaşlı dede oluyorsan bu Alevilik değildir. Bu tür kişiliklerin Alevilikten soyutlanması ve teşhir edilmesi gerekir. Pir Sultanları, Yunusları yetiştiren bu topraklarda yolun düşkünü olan maaşlı sözde dedeleri Alevi toplumu kendi içinden söküp atacaktır.”
PİRHA- Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Özden Dede, Suriye’nin başındaki Colani’nin önce Dürzülere, sonra Alevilere, bugün ise Kürtlere yönelik katliamlar yapmaya devam ettiğini belirterek, “Yapılan bunca katliam bunca zulmü Birleşmiş Milletler sadece izliyor. Ne vicdan nede insanlık kalmış. Adeta insanlık ölmüş gibi bir durum söz konusu” dedi.
Suriye’de son dönemde derinleşen çatışmalar, özellikle Aleviler ve Kürtler açısından ciddi bir güvenlik ve varlık sorununu yeniden gündeme taşıdı. Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırılarla başlayan çatışmalar tüm bölgeye yayılırken, Alevi yerleşimlerinde de kaygılar artıyor. Bölgesel ve uluslararası güçlerin müdahaleleriyle şekillenen savaş ortamı, halkların birlikte yaşam umudunu zorlarken, çok kimlikli toplumsal yapı ağır bir baskı altında bulunuyor.
Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Özden, Suriye’de Alevilere ve Kürtlere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
ABD dünya genelinde yasa tanımaz tavrının, devam ettiğini belirten Özden, “Ortadoğu’ya yönelik zalimane tutumunun devam ettiriyor. Önce Irak, arkasından Suriye, şimdi de İran’ı hedef almış durumda” dedi.
“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ALEVİLERE VE KÜRTLERE YAPILAN KATLİAMLARI SADECE İZLİYOR”
Suriye’de yaşanan katliamlar karşısında Birleşmiş Milletler‘in sadece izlediğini, hiçbir ses çıkarmadığını dile getiren Özden “Birleşmiş Milletler’in gelişmeler karşısında uyur pozisyonunda olması HTŞ ve İŞİD’in pervasız hareket etmesini sağlıyor. Amerika’nın getirip Suriye’de devletin başına koyduğu ve birer oyuncağı durumunda olan bu Selefi grupların hepsi birer faşist örgütler” diye belirtti.
“ABD TÜRKİYE VE COLANİ FİKİR BİRLİĞİ İÇERİSİNDE”
Amerika ve Türkiye’nin HTŞ ile fikir birliği içerisinde olduğunun altını çizen Özden, “Çünkü ABD başkanı biz ne dersek onu yaparlar konumunda. Hatta İsrail’e karşı gibi görünmesine yönelik söylemlere ‘yok yok onlar anlaşır’ diyor. ABD böylesi tavır takınınca ABD’den güç alan HTŞ faşizan bir şekilde önce Dürzilere saldırdı ardından Alevilere saldırdı. Çok korkunç bir saldırıydı. Alevilere soykırıma varan bir uygulamaydı şimdi de Kürtlere saldırıyor “diye konuştu.
Bu saldırılar karşısında çatı örgütleri olan Alevi Bektaşi Federasyondan daha etkili bir karşı koyuş beklediğini ancak göremediğini ifade eden Özden, “Türkiye’deki Alevi Bektaşi Derneklerimiz duyurmaya çalışıldı ancak çıkan ses çok cılız kaldı. Buna karşın Avrupa’da örgütlü bulunan Alevi kurumları gerçekten çok ses verdiler” şeklinde ifade etti.
Avrupa da Alevi kurumlarının yürüttüğü diplomasi sonucunda saldırılar biraz durur gibi oldu ise de HTŞ çetelerinin zulmü hala devam ettiğini belirten Özden, “Çok kötü şeyler yaşanıyor. Geçenlerde televizyonlar gösterdi. Bir ana bacımızı üçüncü kattan aşağıya attılar. Bu vahşeti kamerayla çekip tüm dünyaya sergilediler. Kendi kafasını estiği gibi ne vicdani ne insani bir şey var adeta insanlık ölmüş gibi bir durum söz konusu” dedi.
“SURİYEYE HERKESİN EŞİT YURTTAŞ OLDUĞU DEMOKRATİK BİR REJİM KURULURSA HALKLAR O ZAMAN KURTULUR”
Suriye’de Alevilerin özerklik istemesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol yürütücüsü Mustafa Özden, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Dürzülere, Alevilere, Kürtlere ve tüm kimliklere eşit haklar verilerse yani Suriye’de yaşayan herkesin eşit yurttaşlık haklarına dayalı Demokratik Suriye Cumhuriyeti kurulursa ancak o zaman özgür ve hür bir orta doğuda ve dünyada yaşayabiliriz.
Bu cennet dünyada bizlere cehenneme yaşatıyorlar. Bunun için de kesinlikle hangi bölgede olursa olsun biz monarşiden, tek adam yönetiminden kurtulup demokrasiye geçmemiz lazım. Demokrasiye geçmemiz için de çok örgütlenmemiz lazım. Avrupa’daki ve Türkiye’deki Alevi örgütleri, partiler, yerel dernekler, örgütler bir araya gelerek mücadele edecek, demokrasiyi böyle güçlendireceğiz. Biz kendi ülkemizde demokrasiyi isteyeceğiz, Suriye’deki halklar da isteyecek. Demokrasi olursa ne HTŞ kalır, ne İŞİD kalır. Bütün dünyaya demokrasi gelir bütün halklar kurtulur.”
PİRHA- Kasım 2022’de kurulan ve Aleviler tarafından “Alevi Diyaneti” olarak tanımlanan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevilerin taleplerine verdiği “kurumsal yanıt” olarak sunuldu. Aradan geçen yaklaşık üç yılın ardından tablo netleşti: Cemevleri hâlâ ibadethane değil, Alevilik hâlâ tanınmıyor. Devlet hizmetten söz ederken, Alevi toplumu bu süreci tanınmadan yönetilmenin yeni bir biçimi olarak görüyor.
Kasım 2022’de kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devletin Alevilerin yıllardır dile getirdiği taleplere verdiği “kurumsal yanıt” olarak sunuldu. Resmî söylemde bu adım “tarihi bir eşik” olarak tanımlandı; Alevilere yönelik ilk kez doğrudan bir kamu mekanizması oluşturulduğu vurgulandı.
Aradan geçen yaklaşık üç yıl, bu iddianın neden Alevi toplumunda karşılık bulmadığını açık biçimde ortaya koydu. Çünkü Alevilerin temel talepleri başından beri netti:
Eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve cemevlerinin ibadethane statüsünün tanınması.
İktidarların hak arayan toplumsal kesimler için uyguladığı “böl-parçala-yönet” politikası Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden uygulamaya kondu. Kurulduğu ilk günden itibaren Türk-İslam vurgusu üzerinden yol çıkan başkanlık, Alevilerin kutsallarına ve etkinliklerine yöneldi. Hacı Bektaş Veli portresini tahrif eden başkanlık, Alevi toplumunun on yıllardır kendi öz kaynaklarıyla ortaya çıkardığı etkinliklere “alternatif” üretme derdine düştü. Toplum tarafından karşılık bulmayan bu girişimler tepkiyle karşılandı.
TANIMADAN DÜZENLEME ÇELİŞKİSİ
Başından itibaren temel bir çelişki vardı:
Devlet, Aleviliği tanımadan Alevilik adına düzenleme yapmayı tercih etti.
Bu çelişki yalnızca hukuki tanıma meselesiyle sınırlı kalmadı. Başkanlığın kuruluş mantığı, Aleviliği devletin çizdiği sınırlar içinde tanımlama ve yeniden çerçeveleme eğilimini de beraberinde getirdi. Devlet, Aleviliği bağımsız bir inanç olarak değil; İslam içi bir mezhep ve kültürel unsur olarak konumlandırmayı tercih etti. Başkanlığın söylem ve faaliyetlerinde, Aleviliğin özgün inanç referansları yerine İslam’la ilişkilendirilen bir anlatının öne çıkması bu yaklaşımın somut göstergesi oldu.
“HİZMET” VAR, HAK YOK
Başkanlığın üç yıllık faaliyetleri devlet tarafından “somut icraatlar” başlığı altında sıralanıyor:
Cemevlerinin elektrik ve su giderlerine destek
Bakım, onarım ve altyapı çalışmaları
Cemevlerinde görev yapanlara yönelik sosyal güvence tartışmaları
Alevi-Bektaşi kültürüne ilişkin yayınlar ve etkinlikler
Kültür ve Turizm Bakanlığı bu süreci şu sözlerle savunuyor:
“Cemevlerinin ihtiyaçlarının karşılanması, vatandaşlarımızın kamusal hizmetlere eşit erişimi açısından önemlidir.”
Devlet gücünü kullanarak, cemevlerinin sandalye, masa, çimento ihtiyacını karşılamayı “somut icraat” olarak lanse eden başkanlık, Alevi toplumuna yönelik, katliam ve nefret söylemlerine karşı üç maymunu oynadı.
Alevi kurumlarına göre bu tablo, sorunun özüne dokunmayan idari bir düzenlemeden ibaret. Üstelik bu yaklaşımın ortak bir paydası var: Alevilik, tüm referanslarıyla birlikte İslamî çerçeveye eklemlenen bir yapı olarak ele alınıyor.
Üç yılın sonunda değişmeyen gerçekler ise şöyle sıralanıyor:
Alevilik resmî bir inanç statüsüne kavuşmadı
Cemevleri ibadethane olarak tanınmadı
Zorunlu din dersleri kaldırılmadı
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tekçi yapısı tartışmaya açılmadı
KENDİNE BAĞLI DEDE GİRİŞİMİ: SOSYAL GÜVENCE Mİ, BAĞIMLILIK MI?
Aleviliğin bugüne gelmesinin ana halkası olan Pir-Talip kurumu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın temel yönelim alanı oldu. Rızalık üzerine kurulu olan inancın temeli “gri pasaportlu dedeler” ve “maaşlı dedeler” girişimiyle ortadan kaldırılmak istendi.
Resmî makamlar bu adımları “sosyal güvence” olarak tanımlıyor. Başkanlık cephesinden yapılan değerlendirme şu yönde:
“İnanç önderlerinin yaşam koşullarını iyileştirmek devletin sorumluluğudur.”
Ancak Alevi inanç önderleri ve kurumları bu yaklaşımın Aleviliğin tarihsel ve toplumsal yapısıyla bağdaşmadığını savunuyor. Bir dede durumu şu sözlerle özetliyor:
“Bizim rızalığımız devletten değil, talipten gelir. Devlete bağlı dede, yol süremez.”
ÜÇ YILIN ARDINDAN ASIL SORULAR
Aradan geçen üç yıla rağmen şu temel sorular hâlâ yanıtsız:
Alevilik neden hâlâ tanınmıyor?
Cemevleri neden ibadethane sayılmıyor?
Zorunlu din dersleri neden devam ediyor?
Devlet, Alevilerle yüzleşmek yerine neden onları “idare etmeyi” seçiyor?
ÜÇ YILIN BİLANÇOSU
Devlet açısından:
– Hizmet sunuldu, idari bir mekanizma kuruldu.
Aleviler açısından:
– Tanıma yok, eşitlik yok, hak yok.
Aleviliği tanımadan yapılan her düzenleme, çözüm değil; inancı devlet aklıyla yeniden tanımlama girişimidir.
PİRHA- Türkiye ve Avrupa’daki Alevi kurumları, İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Dergâhı’nda düzenlenen çalıştayın ardından ortak bir sonuç bildirgesi yayımladı. Bildirgede, Alevi toplumunun kendi iradesiyle örgütlenmesi, kadın ve genç temsiliyeti ile şeffaf karar mekanizmalarının öncelikli olduğu vurgulandı.
4-5 Ekim’de İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Dergâhı’nda “Alevilerin Örgütlenme Manzarası: Sorunlar, İmkânlar ve Arayışlar” başlığıyla gerçekleştirilen çalıştay, Türkiye ve Avrupa’dan 26 Alevi kurumunun temsilcisinin yanı sıra akademisyen, araştırmacı, pir, ana, dedeyi bir araya getirdi.
Katılımcılar arasında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Garip Dede Dergâhı Vakfı temsilcileri yer aldı. Çalıştay boyunca, kadın ve genç temsilciler özel oturumlarda görüşlerini paylaştı ve katılımcılar arasındaki fikir alışverişi, uzun süredir Alevi toplumunda beklenen ortak zeminin işareti olarak değerlendirildi.
“KURUMLAR DEĞİL YOL KONUŞACAK”
Sonuç bildirgesinde öne çıkan en önemli başlık, Aleviliğin kendi iç iradesiyle örgütlenmesi gerektiği vurgusu oldu:
“Artık kurumlar değil, Yol konuşacak. Devlet müdahalesine kapalı yapılar içinde, inancımızı özgürce yaşatacak mekanizmaları inşa edeceğiz.”
Bildirgede, cemevlerinin sadece ibadet alanı değil, aynı zamanda hakikatin yaşandığı mekânlar olması gerektiği ifade edildi.
KADIN VE GENÇLER KARAR MEKANİZMALARINDA
Bildirge, Alevi toplumu içindeki eşitlik ve kapsayıcılık vurgusunu da ön plana çıkardı.
Karar mekanizmalarında kadınların ve gençlerin eşit temsiliyeti sağlanacak.
Gençlerin aktif katılımı ile geleceğe dönük sürdürülebilir örgütlenme hedefleniyor.
Kadın ve genç temsilciler, çalıştayın özel oturumlarında karar alma süreçlerinde görünürlük talep etti.
ŞEFFAFLIK VE HESAP VEREBİLİRLİK
Bildirge, şeffaf örgütlenme ve hesap verebilirlik konularına da dikkat çekiyor:
Tüm karar süreçleri görünür, belgelenmiş ve erişilebilir olacak.
Kurumlar arası işbirliği ve bilgi paylaşımı artırılacak.
Farklılıklar bir zenginlik olarak görülerek, ortak hedefler için birleştirici bir yaklaşım geliştirilecek.
YENİ YAPI: ALEVİ BEKTAŞİ TEMSİLCİLER MECLİSİ
Bildirgeye göre, Alevi toplumunun kendi öz örgütlenmesini temsil edecek Alevi Bektaşi Temsilciler Meclisi kurulacak.
Meclis; tüm kurumların katılımıyla çalışacak ve karar alma süreçlerini yönlendirecek.
Kadın ve gençlerin eşit temsiliyeti sağlanacak.
İlk toplantısının 2026 Ocak ayında yapılması planlanıyor.
Meclisin, Alevi toplumu içindeki ayrışmalara karşı ortak bir zemin oluşturması ve geleceğe dönük karar mekanizmalarını güçlendirmesi bekleniyor.
Bildirge, devletin Aleviliğe müdahale girişimlerine karşı şu ifadeyle net bir mesaj verdi:
“Alevilik, Diyanet’in gölgesinde değil; Yol’un ışığında yaşar. Devletin tanımladığı değil, canların yaşadığı Alevilik esastır. Alevi örgütleri teolojik farklılıkları düzleme ve bu alanda bir tekleşme arayışına girmeden, sosyokültürel ve sosyopolitik düzlemde tüm Alevi inanç ve yol erkânlarının kendine yer bulabileceği, katılımcı ve kapsayıcı bir çatı birlik oluşturma yönünde gayret sarf etmelidir. Bunu sağlamak hem mümkün hem de değerlidir.”
Katılımcılar, bildirgenin bu bölümünü Alevi toplumunun kendi kimliğini ve iradesini koruma kararlılığı olarak yorumladı.
Bildirgenin sonunda yer alan ortak çağrı şöyle:
“Artık kurumlar değil, Yol konuşacak. El ele, el Hakk’a.”
Çalıştay sonrası katılımcılar, birlik mesajı ve diriliş vurgusu ile ayrıldıklarını belirtti. Ortak sonuç bildirgesi, Alevi hareketinde yeni bir dönemin başladığını ve uzun süredir süren kurumsal ayrışmalara karşı ortak bir yeniden örgütlenme iradesini simgeliyor.
PİRHA-Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin tepki göstererek, “Yapılan protokolle Ülkü Ocakları gençlerimize çocuklarımıza ders verecekler. Neyin dersini verecekler? Milliyetçiliğin. Hangi milliyetçiği? MHP’nin milliyetçiliğini. Bunu kabul etmemiz mümkün değil” diyerek tepki gösterdi.
Millî Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Merkezi, Ülkü Ocakları ile “yaygın eğitim faaliyetleri kapsamında genel, mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi” için protokol imzaladı.
Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, Millî Eğitim Bakanlığı ile Ülkü Ocakları arasında protokol imzalanmasına ilişkin, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“ÇEDES PROJESİ İLE GENEL TOPLUMUN DEĞİL, SADECE KENDİ DEĞERLERİNE KENDİ İNANÇLARINA BAĞLI GENÇLER YETİŞTİRMEK İSTİYORLAR”
Aleviler üzerinde çok ciddi oyunlar oynandığını belirten Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, “Bu oyunlardan bir tanesinin de ülke içerisindeki oyunlar. Hepinizin bildiği ülkede Millî Eğitim Bakanlığına bağlı pek çok okullarda ÇEDES diye bir program gündeme getirdiler. ÇEDES neymiş? Çevreme duyarlıyım değerlerime bağlıyım. Kendime de sahip çıkıyoruz. Çevreme kendime sahip çıkıyorum derken esas sahip çıktıkları nedir. Biliyor musunuz? Kendi inançlarına sahip çıkıyorlar güya, kendi anlayışlarına sahip çıkıyorlar güya” şeklinde ifade etti.
“İKTİDAR KENDİ İNANCINI ÇOCUKLARDAN BAŞLAYARAK İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR”
İktidarın kendi düşüncelerini topluma kabul ettirmeye çalıştığını belirten Turan, “Ülkemizdeki pek çok okulda o küçücük evlatlarımıza sanki Aleviler suç işliyormuş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bu yaşananların tamamından muzdarip olduğumuzu ve bunların kesinlikle karşısında duracağımızı da buradan beyan ediyorum” dedi.
“ÇOCUKLARIMIZA OKULLARDA MHP MİLLİYETÇİLİĞİNİ EMPOZE ETMEYE ÇALIŞACAKLAR”
Son dönemlerde Milli Eğitim Bakanlığı’nın değişik biçimlerde insanları bir yerlere kanalize etmeye çalıştığını vurgulayan Turan, “Ne diyorlar? Okullarda bu ÇEDES projesi bize yetmedi ne yapacağız? Birde Ülkü Ocakları bizim okullarımızda gelecekler gençlerimize çocuklarımıza ders verecekler. Neyi verecekler? Güya milliyetçiliği, hangi milliyetçiği? MHP milliyetçiliğini bizim çocuklarımıza öğretmeye kalkacaklar” diyerek, protokole tepki gösterdi.
Şah Ahmet Sultan Ocağı dedelerinden Mehmet Turan, “Hiçbir şekilde bizim okullarımızdaki küçücük yaştaki öğrencilerimizin bir tek inanca bir tek inancın bir tek mezhebine lanse edilmesi ve buraya kanalize edilmesine baştan karşıyız, istemiyoruz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA – Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu ve Sarısaltuk Ocağı Evladı Cihan Saltuk, Alevi toplumunun öncelikli olarak konuşulması ve çözüme kavuşturulması gereken sorunlarının Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın uyguladığı asimilasyon politikaları ve Suriye’de yaşanan olası Alevi katliamı olduğunu belirttiler.
Çok sayıda ocak mensubu Dede/Pir/Ana, Alevi toplumunun sorunlarını değerlendirmek üzere ikinci toplantılarını Garip Dede Dergahı Vakfı’nda yaptı. Basına kapalı olan toplantıda, ‘Alevilerde Birlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarattığı asimilasyon politikaları’ gibi konular ele alındı.
GADEV’deki toplantı öncesi Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu ve Sarısaltuk Ocağı Evladı Cihan Saltuk ile Alevi toplumunun öncelikli olarak ele alınması gereken sorunlarını ve Suriye’deki gelişmeleri konuştuk.
Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, kadınlara biçilen rollerin, anaların daha çok toplantılara katılımıyla, görünür oluşuyla yok edilebileceğini söyledi. Ana Yalıncakoğlu, dedelerde aranmayan kriterlerin analarda aranmasının da bir çeşit ayrımcılık olduğunu ifade ederek “Analara gelince şu eksik, bu eksik. Ama dedeleri saysan gönül kıran mı dersin, kalp kıran mı, insanları kendinden daha aşağı mı gören dersin. Bunlara söz söyleyen yok. Dolayısıyla bu zihniyetin, Alevi ruhuna aykırı olduğunu ve yavaş yavaş da bu zihniyetten kurtulacağımızı düşünüyorum” dedi.
KONUŞULMASI GEREKEN SORUNLAR
Yalıncakoğlu, Alevi toplumunun öncelikle konuşması ve çözmesi gereken sorunlarını şöyle sıraladı:
“*İlk olarak Hakk’a uğurlama erkanlarındaki Sünni asimilasyonu biran önce konuşmamız gerekiyor. Biz İmam Hüseyin’in ağıtlarını bile mersiye ile yapan bir halk olarak ibadetini bağlama ile telli kuran ile yapan bir halk olarak, cenaze erkanlarımızı da artık deyişlerimizle duazlarımızla yapmamız gerekiyor.
*İkincisi din derslerini konuşmamız gerekiyor. Çocuklarımıza yönelik din dersi zorbalığının nasıl önüne geçeceğimizi konuşmamız gerekiyor.
*Suriye’deki Alevi katliamına karşı Alevilerin nasıl durması gerektiğini konuşmamız gerekiyor. Türkiye’deki Alevilerin nasıl birlik ve dirlik içerisinde olacağını konuşmamız gerekiyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yaptığı asimilasyon politikalarını konuşup çok net deşifre etmemiz gerekiyor.”
“BİZ TÜM ALEVİLERİN HAK MÜCADELESİ İÇİN VARIZ”
Sevim Yalıncakoğlu, Alevi Yol erkanlarından kişilerin anaların, dedelerin, rehberlerin ve Alevi kurumlarındaki kişilerin heyet olarak Suriye’deki Alevilere gidip orada yaşanan katliamlara kalkan olmaları gerektiğini ifade etti. Yalıncakoğlu, devamında şöyle konuştu:
“Suriye’deki Alevilerin, sivil halkın yanında olduğumuzu ve sonuna kadar da olacağımızı Türkiye hükümetine çok net göstermemiz gerekiyor. Sınırlar bizim için önemli değil. Dünyanın neresi olursa olsun biz bütün coğrafyaya dağılmış Alevilerin, hak mücadelesi için varız. Şu an en sıcak Alevi gündemi Suriye’de. Yönümüzü kesinlikle oraya çevirmeliyiz. Özellikle bir de Samandağ halkına yani sınırdaki Arap Alevi halklarının da kesinlikle yanında olmamız gerekiyor.”
“TOPLANTILARIN DEVAMI GELMELİ”
Sarısaltuk Ocağı Evladı Cihan Saltuk, Alevilere artan baskı, dayatmaya karşı bir olmak ve Yol’a yakışır bir duruş sergilemek gerektiğini belirerek, yapılan toplantının Alevilik adına çok önemli olduğunu ve devamının gelmesi gerektiğini söyledi.
Dede Cihan Saltuk, Aleviler açısından Türkiye’deki en büyük sorunun Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı olduğunu vurgulayarak şunları ifade etti:
“En büyük sorun bu kurumun ortaya çıkmasıdır. İktidar tarafından kurulmuş olan bu yapının amacı yaptığı yardımlarla Alevileri bölmek ve asimile etmek. Geçmişten bugüne gelen bir asimilasyon, dayatma hep vardı bugün de var. Alevileri tanıma değil de hep bir tanımlamaya ihtiyaç duydular. Yaratmak istedikleri de makbul Alevilik. Bizler bunun karşısındayız. Buradaki birlik de bunun karşısında olmalı. Bizim için en büyük sorun şu an bu. Alevilerin asimile edilmesine hiçbir zaman izin vermedik bugün de izin vermeyeceğiz.”
“SÖYLEMDEN ZİYADE EYLEME GEÇMEMİZ GEREKİYOR”
Suriye’de yaşananlara ilişkin konuşan Saltuk, şunları kaydetti:
“Dernekler, federasyonlar, çeşitli kurumlar bildiriler yayınlıyor. Bunun da ötesinde söylemle değil de gerçekten eylemle bunu dile getirip daha yüksek sesle kamuoyuna taşımalıyız. Burada olsun yurt dışında olsun elimizden geldiğince, gücümüzün yettiğince her türlü ortamda bunu daha görünür hale getirmemiz gerekiyor. Konuşup geçmek değil gerçekten bir eyleme dönüştürmemiz gerekiyor. Böylelikle en azından oradaki zulmün engellenmesine katkı sunmuş olabiliriz. Bugün orada bu olaylar var ama yarın burada olmayacağını bilemeyiz. Bu yüzden söylemden ziyade eyleme geçmemiz gerekiyor.”
PİRHA – Alevilerde birlik olma, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarattığı asimilasyon politikaları gibi konuların konuşulduğu ikinci Dede/Pir/Ana toplantısı, GADEV’de başladı.
Çok sayıda ocak mensubu Dede/Pir/Ana, Alevi toplumunun sorunlarını değerlendirmek üzere ikinci toplantılarını Garip Dede Dergahı Vakfı’nda yapıyor. ‘Alevilerde Birlik, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın yarattığı asimilasyon politikaları’ gibi konuların ele alınacağı toplantı, basına kapalı.
Dedeler, 20 Kasım’da İstanbul Erikli Baba Dergahı’nda ilk toplantılarını yapmıştı.
PİRHA- Aleviler bir değerini kaybetti. Halk ozanı Hüseyin Gazi Metin Dede Hakk’a yürüdü! Hüseyin Abdal Ocağı Dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, beyin ameliyatı sonrasında yoğun bakıma alınmıştı.
Yaklaşık 4 aydır farklı hastalıklardan kaynaklı tedavi gören Hüseyin Abdal Ocağı dedelerinden Hüseyin Gazi Metin, son olarak Antalya’da Özel Olimpos Hastanesi’nde beyin ameliyatı oldu. Metin Dede, sonrasında Antalya Şehir Hastanesi’nde yoğun bakıma alındı. 1 haftadır yoğun bakımdaydı.
Müslüm Metin’in verdiği bilgiye göre, Hüseyin Gazi Metin Dede 30 Kasım Cumartesi günü saat 11.00’de Antalya Kızılarık Cemevinden uğurlanacak. Metin Dede, Pazar günü veya Pazartesi Divriği -Çamşığı’da toprağa sırlanacak.
HÜSEYİN GAZİ METİN KİMDİR?
Hüseyin Gazi Metin, 1939 yılında Sivas’ın Divriği ilçesine bağlı Şahin köyünde dünyaya geldi. Çamşıh yöresi şairlerindendir. Gençliğinde Divriği maden işletmelerine işçi olarak girdi ve sendikal mücadelede bulundu. 25 yıl çalıştıktan sonra 1990’da emekli oldu. Hüseyin Gazi Metin, yıllarca cem yürüttü, dedelik ve zakirlik yaptı.
Saz çalmaya küçük yaşlarda başlayan Hüseyin Gazi Metin, şiirlerinde genelde Gazi Metin, bazen de Hüseyin Gazi mahlaslarını kullandı. Âşıklık geleneğine yönelmesinde, Battal Karababa, Ali Metin, Mehmet Ali Karababa, Mahmut Erdal ve Feyzullah Çınar’ın büyük etkisi oldu. Yurt içinde pek çok festivale katılan Âşık Hüseyin Gazi, ayrıca pek çok defa Almanya, Fransa ve İngiltere’de sanatını icra etme olanağı buldu. Şiirlerinde genellikle sosyal konuları işledi. On kaset ve ondan fazla plak yayımladı. Divriği âşıklarını ve Alevilik inancını anlattığı Alevilik’te Cem adlı bir araştırma kitabı var. Bu kitap haricinde İnsan, Tanrı ve Dinler adlı bir kitap daha yazdı ancak sakıncalı bulunarak toplatıldı.
Pir Hüseyin Gazi Metin, her zaman AKP-MHP hükümetinin Alevi politikasını eleştirerek “İnançlardan elinizi çekin” diyordu.
Hüseyin Gazi Metin Dede’nin, “Bilim dünyasına ihtiyacımız var” adlı şiiri ise şöyle:
Kutsal kitaplarda çare bulunmaz
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Hadisle ayetle virüs silinmez
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Bilim adamları bilim okuyor
O sayede yıldız aya çıkıyor.
Dinciler tekbirlerle insan yakıyor
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Bilim bizi çağdan çağa götürür
Bilim bizi menziline yetirir.
Yakında virüse çare de bulur
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Diyaneti din dersini kaldırın
Okullarda çağdan yana ders verin.
Açın kör gözleri dünyayı görün
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Hadis ayet dinlemiyor korona
Dünyada cihanda kıyıyor cana.
İnsanoğlu varoluştan buyana
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
Gazi Metin Alevilik din değil
Silah değil, bomba değil kan değil.
Barıştır, sevgidir, kibir kin değil
Bilim dünyasına ihtiyacımız var.
PİRHA – Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana ve Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, 20 Kasım’da Erikli Baba Cemevi’nde dedelerle yapılan toplantıda anaların olmamasını eleştirdiler. Altunok ve Malkoç, pirliğin cinsiyetinin olmadığını ve anaların da dedelerle birlikte Yola hizmet etmesi gerektiğini söylediler.
Birçok ocak mensubu dede/pir, 20 Kasım’da Erikli Baba Dergahı’nda toplantı yaparak Alevi toplumunun sorunlarını ele aldı. Toplantının bir diğer konusu da dedelerin; anaların cem yürütemeyeceği, cem anında kadın ve erkeğin ayrı oturması gerektiği üzerinde durmalarıydı.
Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana ve Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, söz konusu dedelerin kadınlara karşı aldığı tutumu PİRHA’ya değerlendirdi.
“PİRLİĞİN CİNSİYETİ YOKTUR, KADIN CANLARIN DA TOPLANTIDA OLMASI GEREKİYORDU”
Seyit Derviş Cemal Ocağı ve Şıh Çoban Ocağı evlatlarından Cevahir Altunok Ana, Alevilerde can varsa kadın canların da toplantıda bulunması gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Örgüt, anadan başlar, kadınlardan başlar. Yolu ana yürütür Yol anadır. Baş Köylü Pir Hasan Efendi’nin deyimiyle Yol anadan başlar. Ana Yoldur. Her cemde her toplumda ananın olmadığı bir yeri düşünemeyiz bile. Kadınların, anaların orada bulunması gerekirdi, orada muhabbetlerini kadınlarla paylaşmaları lazımdı. Zaten biz bu yüzden hizmet içerisindeyiz. Avrupa İnanç Kurulu’nda önceden hiç ana yoktu ama Celal Keykubat nezdinde şu anki dönemde 5-6 ana var. Analar pirlerle/dedelerle birlikte hizmet yürütüyorlar. Pirliğin cinsiyeti de yoktur. Bu toplantı da da muhakkak anaların olması gerekiyordu. Doğuran, büyüten anadır. Yol anadan gider. Nasıl böyle bir şey olabilir?”
“KADINLAR ÖN SAFLARDA YER ALMALILAR”
Kureyşan Ocağı evlatlarından Şenay Malkoç Ana, anaların aktif bir şekilde Yola hizmet etmesi gerektiğini ve Alevi kadınların kurumlarda da ön saflarda yer edinmelerinin önemli olduğunu vurguladı.
Malkoç şöyle devam etti:
“Yol hizmeti yürüten analar varsa ve toplantıya davet edilmemişse bu bir eksiktir. Analar tabii ki orada olmalıydı. Türkiye’de hizmet eden ana var mı? Bir ana da ocağın evladıdır. Bu Yola ikrar veren analarımız hizmet yapabilir. Rızasız lokma yemeyiz. Rızasız erkan yürütmeyiz onun için o düşünce fikir yanlıştır. Biz cemevlerimizin, dergahlarımızın kapısının eşiğinden can olarak girdikten sonra kadın erkek sorunu kalkmış olur. Ve bu Yolda ocak sahibi olan, ocağın evlatları hizmet eden canlarımız, hizmetin hakkını verebiliyorlarsa ve ikrarlılarsa kendi mürşidinden, pirinden rızalık almışlarsa bu yolda hizmet yapabilirler. Bizim muhabbetimizde kadın erkek ayrımı yoktur. Analarımızın kendi varlıklarını gösterip dedelerle birlikte cem erkanı yürütmesi gerekiyor. Analarımız artık aktif bir şekilde Yola hizmet etsinler. Dedelerle birlikte el ele el Hakk’a. Evet kadınlarımızı bu yolda görünür kılmamız gerekiyor. Kurumsal olarak da baktığımızda kadınlar artık ön saflarda yer almalılar.”
PİRHA- Çok sayıda Dede/Pir Alevi toplumunu ilgilendiren konuları, sorunları değerlendirmek üzere İstanbul’da bir araya gelecek. Binali Doğan Dede, 20 Kasım’da Erikli Baba Dergahı’nda yapılacak toplantıda “Alevilik nereye gidiyor?” konusunun da ele alınacağını söyledi.
Alevi toplumunun gündeminde olan konuları masaya yatırmak üzere yaklaşık 50 dede, İstanbul’da bir araya gelecek.
Erikli Baba Dergahı’nda yapılacak toplantının çağrısını Binali Doğan Dede yaptı. 20 Kasım’da başlayacak toplantı hakkında PİRHA’ya konuşan Binali Doğan, geçmiş yıllarda yüzlerce dedeyle bir araya gelip Aleviliği ilgilendiren konular üzerinde tartışmalar yürüttüklerini, ancak son yıllarda benzer buluşmaların yapılamadığını söyledi.
Dede Binali Doğan, “Ülke genelinde 800 civarında cemevi var ama hiçbir dede, diğerini tanımıyor” diyerek toplantıya dair şu bilgileri paylaştı:
“Geçmişte dedeler arasında Aleviliğin sorunları tartışılabiliyordu. Mesela dedelerin yetiştirilmesi, cemevlerine tayin edilmesi gibi konular o yaptığımız toplantılar aracılığıyla oluyordu. Uzun süredir benzer toplantılar yapılamıyor. Bugün bütün dedeler birbirinden habersiz. Alevilik içerisinde gelişen olaylar var. Örneğin eksiklerimiz, yapmak istediklerimiz neler, bunları konuşacağız. Mesela köylerimizde cemevleri var ama dede yok. Cenaze erkanlarını yürütecek kimse yok. Bu konularda nasıl yardımcı olabiliriz gibi birçok konu mevcut.”
“ALEVİLER OLARAK DÜNYAYA AÇILDIK AMA ESKİSİ GİBİ TALİP İLİŞKİSİ YOK!”
50’den fazla dedenin 20 Kasım’da yapılacak toplantıya katılacağını belirten Binali Doğan, “Alevilik nereye gidiyor?” konusunun da ele alınacağını aktardı.
Binali Doğan, şöyle devam etti:
“Şehirleşen Alevilikle birlikte dünden bugüne gelişen olayları ele alacağız. İyi yönde olan gelişmeler de var ama unuttuğumuz gelenekler de var. Mesela Aleviler bundan 50 yıl önce köylerinde, kendi iç dünyalarında kapalı bir toplum olarak inançlarını yaşayan pir, talip, mürşit, müsahip cemi, ibadeti işleyen bir toplumdu ama şimdi şehirlere geldik ve dünyaya açıldık. Dünya milletleri içerisinde tanındık ve ilgi odağı da olduk. Mesela Japonya’dan tutun İrlanda’ya kadar birçok yerde Alevilik üzerine araştırmalar yapanlar var. Cemevlerimiz kilisenin, havranın, caminin, sinagogun yanında yerini aldı. Bunlar güzel gelişmeler ama geride bıraktığımız bir ‘Ocak sistemi’ de var. Dedeler, geri planda kaldı. Şehirleşmeyle birlikte pir, talibi ile buluşamadı. Eskideki gibi bir talip ilişkisi yok. Dedenin önderliği olması gerekirken bunlar zayıf kaldı.”
“OCAK SİSTEMİNİN YENİDEN İŞLER HALE GELMESİNİ KONUŞACAĞIZ”
Binali Doğan, yapılacak toplantıda, ocak sisteminin yeniden inşasını da değerlendireceklerini söyledi. Dede Doğan, 20 Kasım’da yapılacak toplantının ileri tarihlerde devamının da olacağını belirterek, “Ocak sisteminin yeniden işler hale gelmesi, bir kurumsal yapı olması gerektiğini konuşacağız. Mesela bugün birçok cemevinde dede yok. Dedeleri yetiştirecek bir kuruma, bir enstitüye, ocak sistemi içerisinde ihtiyaçlarımızı nasıl gidereceğiz, geleceğe yönelik ne gibi görevlerimiz var, bunları dedelerle görüşeceğiz” diye belirtti.
PİRHA – DEM Parti Haklar ve İnançlar Komisyonu, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nı duyurdu. İnanç önderlerine yönelik yapılan açıklamada “Amacımız, derinleşen sorunlarımızın giderilmesinde ortak bir zeminin oluşmasını sağlamaktır” denildi.
Halkların eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu, inanç önderlerini 20 Ekim’de Siirt’te bir araya getirecek. “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” ismi verilen program bir gün sürecek. Buluşma dahilinde, ülke ve bölgedeki gelişmeler üzerine farklı inançtan olan ileri gelenlerin dinleneceği belirtildi.
İnanç önderlerine yönelik yapılan davette şu ifadelere yer verildi:
“Başta coğrafyamız olmak üzere, tüm Ortadoğu’da devam eden ve giderek tüm dünyayı ilgilendiren yeni kriz ve yıkım süreçleri her geçen gün derinleşmekte ve çözülmesi gereken sorunlarımız daha da ağırlaşmaktadır. Esasen temelleri çok eskilere dayanan ve ana gerekçesi güç ve hegemonya mücadelesi olan bu süreçten en çok ezilenler, sömürülenler ve mazlumlar olarak bizler etkilenmekteyiz. Yine özellikle son yıllarda ülkemizde yaşanan derin yoksulluk, kutuplaşma ve dejenerasyon toplumda ve halklarımız arasında onarılması güç yaralar açmaktadır. Sorunların her geçen gün derinleştiği bu dönemde DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu olarak, siz değerli Seyda, Pir, Ana, Mela, Dede ve Alimlerimizin görüş ve düşüncelerini bir arada, ortak bir platformda buluşturmayı ve çözüm arama zeminini yaratabilmeyi murad ediyoruz. Bunu, tarihsel bir sorumluluk olarak görüyoruz. İnanç önderlerinin, bilge ve alimlerinin bu konuda kuracağı her sözün tüm toplum ve siyaset yürüten mekanizmalar üzerinde önemli etkiler yaratacağı aşikardır. Amacımız, herhangi bir siyasetin ya da grubun sözünü ya da doğrusunu hâkim kılmak değil; yukarıda ifade ettiğimiz gibi derinleşen sorunlarımızın giderilmesinde ortak bir zeminin oluşmasını sağlamaktır.”
“AMACIMIZ BİR İNANÇ TARTIŞMASI DEĞİL”
Toplantının bir sonraki adresinin ise Dersim olduğu açıklanarak şöyle devam edildi:
“Öncelikli olarak planladığımız toplantıların ilkini, kadim Siirt ilimizde gerçekleştireceğiz. İslami bir inanç merkezi olan Siirt’in böyle bir buluşmaya ev sahipliği yapması oldukça kıymetlidir. İkinci toplantımızı ise yine kadim ve Alevi inancının merkez ve sembol kentlerimizden birisi olan Dersim ilimizde gerçekleştireceğiz.
İki ilimizde de yapacağımız toplantılarda amacımız bir inanç tartışması değildir. Her birinizin toplum nezdinde tebliğ ve yol gösterici kimliğiniz elbette muhakkaktır. Ancak bu tarihsel kimliğinizin, bu buluşmada esasen her halkın ve inancın derinleşen sorunlarına ortak çözüm dilini bulmamıza vesile olmasını amaçlıyoruz. Halklarımızın ve inançlarımızın arasına örülen nefret ve ayrıştırma zemininin ortadan kaldırılması da yine bu ortak söylem birliğinin gücü ile mümkün olabilecektir.
72 Milleti kendisi gibi sevmek, ‘can’ kabul etmek ve yaradılanların tümünü yaradandan ötürü sevmek ilkeleri de bunu gerektirir diye düşünüyoruz. Bizleri bir araya getirecek bu kıymetli bağın hakikatine olan inancımızla sizleri muhabbete davet ediyoruz.”
PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı tarafından dedelere, zakirlere maaş ödenmek istenmesine ve asimilasyon girişimlerine Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü, PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş tepki gösterdi. Gümüş, “Eğer devletten maaş alırsak devletin, Diyanetin dedesi oluruz. Şimdiye kadar bu hizmetleri nasıl yürüttüysek, bundan sonra da bu şekilde yürütemeye devam edeceğiz” dedi.
Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü/Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, MHP’nin desteğiyle AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEDELERİMİZ, PİRLERİMİZ HİZMETLERİ PARA KARŞILIĞINDA DEĞİL, RIZALIK ALARAK YÜRÜTTÜLER”
Yapılan hizmetlerin para karşılığında değil, rızalığa dayandığını belirten Cahit Gümüş, “Dedeler şimdiye kadar maaş alarak mı bu hizmeti yürüttüler? Hayır. Bizde rızalık vardır, rızasız hiçbir şey yapılmaz. Cemler bile rızalık alınmadan yapılmaz” diye belirtti.
Eskiden dedelerin köye gelip cem yürüttüklerini ve aylarca kaldıklarını belirten Gümüş, “Köyde Musahiplik Cemi, Kurban Cemi, Abdal Musa Cemi, Görgü Cemi, Erkan Cemi yapılırdı. Bu hizmetler bittikten sonra vatandaşlar dedeye ne verirse, dedeler o hakkullahı alır, sonra da aldıkları hakkullahı zakire ve fakirlere vererek o köyden ayrılırlardı” dedi.
“DEVLETİN DEDELERE MAAŞ VERMESİNE KARŞIYIZ”
Bir Yol yürütücüsü, bir ocak mensubu ve dedeler olarak devletten maaş istemediklerini vurgulayan Gümüş, “Eğer biz maaş alırsak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine girmiş olur dedeler. Diyanetin dedesi, devletin dedesi oluruz. Devletin dedesi, devletin Alevisi olmak istemiyoruz. Biz şimdiye kadar nasıl geldiysek şimdiden sonra da böyle gitmeyi, öyle yaşamayı istiyoruz. Biz devletin dedelere maaş vermesine karşıyız” diye belirtti.
“VALİLİĞİN KERBELA’YA VE HACIBEKTAŞ’A GÖTÜRME TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİK”
Muğla Valiliği’nin kendilerini zaman zaman aradığını belirten Gümüş, “Sizi Kerbela’ya götürelim, Hacıbektaş’a götürelim, dediler. Hayır, dedik ve bunların hiç birisine katılmadık” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi dedelerine maaş bağlanması konusunda kendilerini arayan olmadığını belirten Gümüş, şöyle devam etti:
“Ancak Ankara’dan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan genç bir bayan gelmişti. Onunla burada görüştük, görüşlerimizi bildirdik ve dedelerinin maaş konusunu konuştuk ve kendisine biz dedeler olarak devletten maaş istemiyoruz. Şimdiye kadar biz bu hizmetleri nasıl yürüttüğüysek bundan sonra da bu şekilde edeceğiz, dedik.”
“İNANÇ HİZMETİ PARAYLA YAPILMAZ”
Dedeler olarak cami hocaları gibi maaş alarak hizmet yürütmek istemediklerini belirten Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu yol yürütücüsü ve PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, “İnanç, ibadet parayla yapılamaz. Camide hizmet eden hocaların maaşlarını kesersen yarın o camide hocalar hizmet vermezler. Biz cami hocaları gibi yaşamak ve onlar gibi para alarak bu hizmeti yürütmek istemiyoruz. Bizler kendi Hakk’a yürüme erkanlarımızı, kurban hizmetlerini, dedelerimizden, pirlerimizden nasıl gördüysek öyle yapmaya devam edeceğiz. Bu Yolu sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aynı şeklide aktarmak için elimizden geldiğince hizmet yapmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA-Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı evlatlarından Erol Çarkanat, eskiden cem yürütmek için hanelerine mihman olan dedelerin Alevi toplumu tarafından daha dikkatle dinlendiğini ifade etti. Çarkanat, eskiden dedelerin sorunları dinleyen ve sorunlara çözüm üreten, çok bilinçli ve kendilerini yetiştirmiş kişiler olduğuna dikkat çekerek, “Şimdiki cemlerde o dedeleri göremiyoruz” dedi.
Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı evlatlarından Abdal Alevisi Erol Çarkanat, eskiden yapılan cemler ve Hakk’a uğurlama erkanlarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“DEDELERİMİZ DAHA BİLİNÇLİYDİ”
Dedelerin herhangi bir haneye geldiği zaman o mahallede bulunan bütün insanların haberi olduğunu belirten Erol Çarkanat “İnsanlar dedeleri canı gönülden dinlemek, onun söylediklerine bir şeyler katabilmek için çoluğuyla çocuğuyla o eve gelirdi. Dedeler sürekli olarak Hakk yolundan, saygıdan, sevgiden bahsederdi. Kötü veya yanlış bir insan olduğu zaman ‘sen yanlışsın’, eksik olana ‘sen eksiksin’ denir, yapılması gerekeni yapacaksın diye dedeler tarafından dile getirilir, doğru yol gösterilirdi” dedi.
Dedelerin her zaman inançtan, itikattan, edepten, erkandan bahsettiğini vurgulayan Çarkanat, cemlerde dedelerin kimin nerede ve nasıl davranacağından, haklının haksızın nasıl belirleneceğine, küskün ve dargınları barıştırmak için neler yapılacağına kadar bir çok konuda bilgilendirmede bulunduğunu ifade etti.
“DEDELER TOPLUMU YÖNLENDİREN, AĞIRLIĞI OLAN İNSANLARDI”
Eskiden ceme gelen dedelerin toplumu yönlendirdiğini ve bir ağırlığı olduğunu belirten Çarkanat, “Dedeler, o toplumu yönlendirecek şekilde kendilerini yetiştirmiş, bilinçli insanlardı. Ben yanlış yaparsam o da yanlış yapar, ya da yanlış söz söylemekten çekinirdi. O zaman dedeler haricinde insanlar da birbirlerine daha fazla saygı ve sevgi gösterirlerdi. Menfaat yoktu, çıkar yoktu. O zaman gerçek sevgi ve dostluk vardı. Şimdi ise tabii ki durum çok farklı ve sürekli değişiyor” diye ifade etti.
“AİLELER BİRBİRLERİNE ÇOK BAĞLIYDILAR”
Hakk’a uğurlama erkanlarıyla ile ilgili de konuşan Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı evlatlarından Abdal Erol Çarkanat, şunları kaydetti:
“O zaman ile bugün arasında farklılıklar var. O zaman cenaze olduğu zaman tüm mahallede, köyde yas olurdu. Mesela zevki sefa yapılmaz, kimse televizyon açıp eğlence yapmaz, cenaze sahibi yastayken dama veya balkona çamaşır serilmezdi. Çünkü, aileler sevgi ve saygı temelinde birbirlerlerine bağlılığıydı. Cenazelerimizin 40’ı çıkana kadar herkes bir aradaydı 7 gün üst üste o cenaze evi terk edilmezdi. Sabah kalkar gece yarılarına kadar orada olurlar, herkes üzerine düşen görevi yapar, oradan ayrılmazlardı. Şimdi ise çok farklı oldu.”
PİRHA- İkrar verdikten sonra cemlere katıldığını belirten Abdal Musa Tekke köyünden Yol hizmetkarı Kazım Zeybek, 30 yıldır cemlerde hizmetleri yerine getirdiğini söyledi. Zeybek’in anlatımları asimilasyonun nasıl yapıldığını göz önüne serdi. Cami imamının kendi köylüleri olduğunu belirten Zeybek, Hakk’a uğurlamanın evin önünden yapıldığını, duayı ise imamın yaptığını, deyiş okunmadığını ifade etti.
Alevi Erenlerinden Abdal Musa’nın türbesinin bulunduğu Tekkeköyünden Kazım Zeybek, Aleviliğe, cemlere ve Hakk’a uğurlamaya ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Kazım Zeybek, 20’li yaşlarında cemlere girmeye başladığını belirterek, “30 yılı aşkın süredir cemlerde hizmetlerde bulunuyorum. Cemlerde Dede ve Baba postuna oturmanın dışında 12 hizmetlerin tamamında görev yaptım. 5 yıldır da sakkacı (Cemde susayanlara su dağıtan) hizmetini yürütüyorum” dedi.
Bektaşi olduklarını belirten Zeybek, “Sadece ben ikrar vereceğim zaman karşımda bir baba, rehber tutarım. Mesela sen benim rehberim olacaksın, ben senin eteğine yapışırım. Sen duanı okursun benim rehberliğimi kabul edersin, Yolumdan geçirirsin” diye belirtti.
“BEKTAŞİLERDE OCAK İSTEMİ OLMADIĞI İÇİN DEDELİK YOKTUR”
Bektaşilerde Dedelik olmadığını belirten Zeybek, “Baba da bir parça bilgisi varsa Yola da sahip birisi ise onu Baba yaparız. Bizde Babayı bütün canlar seçer” dedi.
Baba olan kişinin canlar tarafından oyla seçildikten sonra Dedeye gidip ondan rızalık alması gerektiğini belirten Zeybek, “Baba olan kişi dededen tarikat rızalığı alır. Rırızalık almadan Baba olamaz. Oturduğun postu hak edeceksin. Ne ile nasıl hak edeceksin? Bilgiyle” diye konuştu.
EN BÜYÜK ASİMİLASYON HAKK’A UĞURLAMADA!
Abdal Musa Tekke köyünde Hakk’a yürüme erkanlarının her zaman Türkçe olarak yapıldığını da belirten Kazım Zeybek, şunları kaydetti:
“Bir kardeşimiz vefat ettiğinde onun cemini yaparız. 3 gün Hakk’a yürüyen kişinin evinde yemek pişmez. 3 gün boyunca millet yemeğini cenaze evine getirir. 3. günden sonra cenaze evinde yemek yapılır ve o cenazenin yemeği verilir. Bizim cenazelerde Arapça hiçbir şey okunmaz, Türkçe yapılır. Cenazelerimizde deyiş okunmaz. Sadece ölen kişinin cenazesi evinin önünde yıkandıktan sonra imam duasını okur. Cami imamı da bizim köylümüzdür. Cenaze evinde cenaze yemeği bittikten sonra da imam değil sadece bizim Babalarımız tarafından tarikat duası yapılır. Bizdeki cenaze erkanı bu şekilde yürütülür.”