PİRHA- Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamında dergahta yapılan cemde posta yalnızca erkeklerin oturmasına ve kadınlara söz hakkı verilmemesine tepki gösteren Aysel Kılavuz Ana, “Dedeler eşleriyle gelmiyorsa o posta da oturmasınlar çünkü inancımız eşitliği emrediyor. Bu şekilde yapılan cem, inancın ruhuna aykırıdır” dedi.
61. Ulusal 35. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri, yoğun bir katılımla sona erdi. Bu yılki en tartışmalı konu Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesindeki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumları ile Hacıbektaş Belediyesi’ni görmezden gelip kendi programını dayatması olsa da kadınların kendi özgün sorunları bu yıl da devam etti.
Kadın erkek eşitliğini esas alan Alevilikte, bu eşitliğin hayata geçirilmesi noktasında hala birçok eksiklikler yaşanıyor. Bu eksiklik, Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri programına da yansıyor. Son olarak anma etkinlikleri kapsamında Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan cemde posta çoğunlukla dedelerin oturması ve kadınlara/analara söz hakkı verilmemesi eleştirilere neden oldu.
Söz konusu eleştiriyi cem yapılmadan önce dedelere yapan ve posta oturan Mersin Cemevi Kadın Komisyonu üyesi Aysel Kılavuz Ana PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“HACI BEKTAŞ’I İŞARET EDEN KADINCIK ANA’DIR”
Alevilik inancında kadının önemine Kadıncık Ana’yı anlatarak değinen Aysel Kılavuz, “Hacı Bektaş Veli, bir gün bir heyetle Kadıncık Ana’nın evine uğrayıp ‘karnımız aç, bize bir şey hazırlar mısınız’ der. Evinde yiyecek bir şey olmamasına rağmen küplerin yiyecekle dolu olduğunu gören Kadıncık Ana, Hacı Bektaş‘ın ermiş biri olduğunu söyler. Yani Hacı Bektaş Veli’ye işaret eden Kadıncık Ana’dır. İnancımız kadın erkek eşitliğini önemseyip odağına bunu koyarken ibadetlerimizin yapılışında bu eşitliği pek göremiyoruz” dedi.
Cemde posta erkeklerin oturması üzerine bu duruma itiraz eden Kılavuz, “Bundan sonra dedeler eşleriyle gelmiyorsa bu posta da oturmasınlar çünkü inancımız o eşitliği emrediyor. İnancımızda rızalık vardır ama bizden rıza alınmadan oraya oturuldu. Bu cem değildir, inancın ruhuna aykırıdır” sözlerini kullandı.
Aysel Kılavuz, dedelerin birçoğunun eşitlik meselesini kavrayamadığını belirterek, “Halbuki duayı okuyan, çırayı ilk uyandıran kadındır. Bu tür olaylar inanışımız açısından büyük bir eksiklik olur. Bu tutum devletin de işine geliyor. Zaten kadını kabul etmeyen bir zihniyet mevcut. Kadınlar her gün şiddetin birçok türlüsüne, ayrımcılığa, yok sayılmaya maruz kalıyor. Dolayısıyla eşitliği temel alan bir inanışta kadınların geri planda kalması kabul edilemez” diye konuştu.
Son olarak Alevi kadınlara mücadele çağrısında bulunan Kılavuz şu ifadelere yer verdi:
“Alevilik evrensel bir inançtır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1040’lı yıllarda biz ise bu döngünün varoluşundan bu yana varız ve o zamandan bu yana kadın erkek birlikte yaşamışız, ayrım yapmamışız, can demişiz, canan demişiz. Birbirimizin eteğini çekerek değil, tutarak mücadele etmeliyiz. Zeynep Ana’nın duruşunu sergilemek, Kadıncık Ana’nın aydınlık yüzüne sahip çıkmamız gerekiyor.”
PİRHA-Okullarda ÇEDES projesiyle birlikte Diyanetin özellikle okullarda kadrolaşmasına tepki gösteren Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer, Türkiye’nin çağdaş bir ülke olabilmesi için bütün inançlara, dillere, kültürlere ve kimliklere eşit bakması gerektiğini belirtti. Sezer, Alevi ailelerin çocuklarına okul öncesinde Alevi inancını öğretmesi gerektiğini de belirtti.
Diyanetin okullarda kadrolaşmasıyla ilgili Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Okullara danışman adı altında imamların atanmasının doğru olmadığını, Diyanet’in yeteri kadar kadrosunun olduğunu, Türkiye’de yetişmiş öğretmenlerin ise boşta kaldıklarını belirten Erdoğan Sezer, “Bir Alevi, bir Yahudi, bir Ermeni ya da bir ateist çocuklarını anaokuluna veya başka bir okula gönderirken orada Diyanet varsa bu bir asimilasyondur. Çünkü Diyanet İslam’ı temsil ettiğinden diğer inançtan insanların haklarına saygısızlık olduğunu düşünüyorum. İnsanlar kendi dillerini kültürlerini ve inanışlarını yaşamalıdır” dedi.
“ALEVİLER KENDİ İNANÇ VE KÜLTÜRÜNÜ ÇOCUKLARINA ÖĞRETMELİ”
Alevilerin, çocuklarını okula başlamadan önce cemevlerinde yetiştirmeleri gerektiğini belirten Sezer, “6 yaşında okula başlayan çocuklar kültürlerinin, inançlarının yok olmaması için cemevine götürülmeli. Perşembe akşamı ise bir birlik lokması yiyip bir gülbeng verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Alevi öğretisi içerisinde olan akademisyenler, Alevi dedeleri veyahut Alevi öğretmenlerle beraber yapılmasının hiçbir sakıncası yok, bu bir gereksiniminin” diye belirtti.
“AVRUPA’DA ÇOCUKLAR EĞİTİM ÖNCESİ İNANCINI CEMEVLERİNDE ÖĞRENİYORLAR”
Avrupa’da okul öncesi Alevi çocuklar için böyle bir eğitimin yapılması önerisinde bulunduklarını belirten Sezer, şöyle devam etti:
“Önerimiz kabul edildi ve uygulamaya geçildi. Hocalarımız okula başlayan çocuklarımızla her perşembe günü mümkün olduğu kadar okuldan önce lokma paylaşıyorlar. Bunun yapılması inançların gereğidir. Avrupa’da olduğu gibi burada da Alevilerin kendi çocuklarını cemevine getirip okula başlamadan bir hafta önce veya aynı hafta Perşembe günü bir lokma ile ve bir hediye ile paylaşarak kendi kültür ve örf ve adetini öğretmesi gerektiğine inanıyorum.”
“OKULLARDA EĞİTİMİ DİYANETİN KADROLARI DEĞİL AÇIKTA KALAN ÖĞRETMENLER YAPMALI”
Okullarda eğitimin Diyanet kadrosuyla değil, açıkta kalan öğretmenlerle yapılması gerektiğine dikkat çeken Sezer, “Bu eğitimlerin kadrolaşmamış öğretmenlerle yapılması gerektiğine inanıyorum. Tarihi, edebiyatı, felsefeyi, psikolojiyi bu eğitimcilerin; çocukların dilinden, fiziksel hareketinden, inancından anlayacaklarını düşünüyorum” dedi.
“DİYANETİN ANLADIĞI SADECE KENDİ DİNİ, KENDİ İNANCI”
Sezer, “Diyanetin kendi inancı dışındaki inançlar hakkında bilgisi yoktur. Bunların yaptığı bir dini eğitimdir. Bunların doğayla veya kâinatın diğer bölümleriyle ilişkisinin olmadığını düşünüyorum. Bütün teorileri ve bütün yaratılışları insanlar kendi mantık, felsefe ve vicdanının inandığı şekilde yaşaması gerekir. Zorla inanç olmaz, zorla ibadet olmaz. Bu bir zorbalıktır” diye konuştu.
“BU ÜLKE ÇAĞDAŞ OLACAKSA HERKESE EŞİT YAKLAŞMAK ZORUNDA”
Çağdaş bir ülke olunacaksa mutlaka ortak kriterlere uyulması gerektiğini belirten Erdoğan Sezer Dede, “Eğer demokratik bir ülke olacaksak insanların yaşamlarını, yaşam kurallarını, inanışlarını, inanç kurallarını kişinin vicdanına bırakmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Araştırmacı-Yazar/Alevi aktivist Naz Atmaca, AKP’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarak istediği Aleviyi yaratmaya çalıştığını söyledi. Bazı cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin yanında cemlerin Sünni-Şii usüle göre yürütüldüğünü ve buna ses çıkarılmadığını vurgulayan Atmaca, “Kurumlara samimiyet öneriyorum. O kurumun başındakilere, başkanlara ya da dedelere samimiyet öneriyorum. Masa başında söylediklerini kapalı kapılar ötesinde değiştirmesinler” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.
9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.
Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Araştırmacı-Yazar/Alevi aktivist Naz Atmaca‘ya sorduk.
“İĞNEYİ KENDİMİZE BATIRMALIYIZ”
PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
NAZ ATMACA: AKP tarafından kurulan, adına ne dersek diyelim acaba Alevilerin gerçekten sorunlarını çözmek için mi kuruldu? Yoksa sorunların arkasından mış gibi yaparak yeni bir oyalama taktiği için mi kuruldu? Biz Aleviler olarak gerçekten sorunların bununla çözülebileceğine inanıyor muyuz? Tabii ki hayır. Biz buna inanmıyoruz, biz bu oyunları aslında biliyoruz. Yeni bir oyun değil bunlar, hep vardı. Mesele şu: Biz AKP’nin değirmenine ya da AKP zihniyetinin değirmenine su taşıyacak mıyız? Asıl mesele bu. Bunun cevabını vermemiz gerekiyor. Bir taraftan Alevileri tanımayacaksın, Aleviler yok hükmünde. Cemevlerinin herhangi bir yasal statüsü yok. Alevilerin en temel çözüm bekleyen sorunlarından birisi bu. Ama yasal olmayan bir yere sen temsilci göndereceksin ve diyeceksin ki ‘Ey Aleviler, gelin ben sizin sorunlarınızı çözeceğim’ sormazlar mı, ‘sen daha önce Alevi çalıştayı yaptın, Alevi açılımı adı altında bir sürü toplantılar yaptın’ diye. Alevilerin cemevlerinin yasal statüsü, zorunlu din derslerinin kaldırılması, Madımak Oteli’nin utanç müzesi haline getirilmesi, kamu kaynaklarının adaletli bir şekilde dağıtılması, şimdi anaokullarına kadar indirilen din derslerinin kaldırılması gibi temel meseleleri vardı ve bu sorunların çözümüne dönük beklentileri var Alevilerin. Bu sorunlar çözüldü mü ki ‘bakın bir de kurum kurdum bunları hep beraber çözelim’ diyeceksin. Bu sadece ‘mış, miş gibi’ yaparak arkadan dolanma taktiğidir. O kapalı kapılar arkasından gelen temsilciye ‘bizim temel sorunlarımız var ve bu sorunlar çözülmeden bir talebimiz yok. Temel sorunların çözümünü’ bekliyoruz mu denildi yoksa o kapalı kapılar arkasından cemevinin tadilatı, arsası ya da eşine dostuna çocuğuna iş beklentisi mi dile getirildi? Ne yazık ki üzülerek söylüyorum ikincisine dair duyumlar alıyorum. Dilerim doğru değildir bunlar. Dolayısıyla biz bu sorunlara doğru çözüm üretme noktasında diretmek zorundayız. Bizim temel taleplerimiz belli, bu talepler çözülmeden de herhangi bir talepte bulunmamamız gerekiyor. Ben zaten bu cemevlerinin karşılayamadığı masraflar nedir anlayamadım. Lokmalar veriliyor, o lokmaları canlarımız karşılıyor, cenaze erkanlarını zaten Hakk’a yürüyen, cenazesi olan can masrafları karşılıyor. Hala çözülemeyen, yapılamayan bina nedir? Bu maddi sorunlar nedir gerçekten anlayamadım. Biz Aleviler bu konuda iğneyi de kendimize batırmalıyız.
“AKP İSTEDİĞİ ALEVİYİ YARATMAYA ÇALIŞIYOR”
-MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
Bizim oralarda bir deyim vardır. ‘İyileşmeye gönlü olmayan hasta, yorganı bırakıp döşeğe sarılırmış’ temelden zaten sorunu çözmek gibi bir niyeti olmadığı için bizden biri o kuruma atansaydı kabul görür müydü daha temel sorunlarımız çözülmeden? Kim olursa olsun Alevilerin sorunları belli. Çözümler de belli. Bu sorunları çözmek için bir kuruma, kuruluşa gerek yok. Siyasi irade gerektiriyor. İstenirse bir günde de çözülebilir. Bunu istemiyorlar. Kentlerde biz Aleviler cemevleri üzerinden örgütlendik. Güçlü olduğumuz yerler cemevleri ama en zayıf olduğumuz yerler de cemevleri. Çünkü asimilasyon oradan çok daha kolay yapılıyor. AKP de cemevleriyle, kurumlarla, dedelerle iletişimi güçlü tutarak istediği Aleviyi yaratmaya çalışıyor. Mümkün mertebe böl-parçala-yönet taktiği ile gidiyor. Ama Aleviler bunun Hak, Hakikat Yolu olduğunu biliyor. Bu Yol incelir ama hiçbir zaman kopmaz. Abbasiler de, Selçuklular da, Osmanlılar da denedi ama Alevilik asla bitmedi. Aleviler yok olduğunda zaten bu dünya yok olmuş olacak. Hakikaten Hak Yolu’na giden Aleviler çok daha güçlenerek çıkacak diye düşünüyorum.
“ELİMİZİ TAŞIN ALTINA KOYMAMIZ LAZIM”
-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?
Bu kabul edilemez bir durum. Ama biz burada yine çuvaldızı başkasına batırırken iğneyi kendimize batırmak zorundayız. Sorun Aleviler demiyorum yanlış anlaşılmasın ama bu sorunu çözecek olan da Aleviler. Ben bir şeyi tutmadan bırakamam. Önce bu sorunu tutacağım. Biz zamanı ve o kısıtlı ekonomik durumumuzu çok boşa harcadık. 20-30 yıldır biz bunu yapabilirdik. Bizler aslında çağdaş düşünceli, güzel insanlarız. Bu dünyaya iz bırakacak insanlarız. Ama bu sorunların çözümüne dönük herhangi bir şey konuşmadık. Yezid’in haklılığı Aleviler arasında tartışılıyor, utanılacak bir durum ama. Biz bu sorunların çözümünü kendi içimizde değil de dışarıya atarak aramaya çalışıyoruz. Halbuki bu sorunlara dönük çözümleri konuşabiliriz. Yıllardır Alevi Ansiklopedisi hazırlanabilirdi. Bundan sonraki süreçte içeride enerjiyi tüketmek yerine bu gibi sorunların çözümüne yönelik çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Sorun bizde değil ama çözümü bizde başlamalı. Her birimizin elini taşın altına koyması lazım.
“BU SORUN ÜLKENİN GENEL SORUNU”
-Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?
Bu sorun sadece Alevilerin sorunu değil, ülkenin genel sorunu. Bir şeyin şiddeti değil sürekliliği önemli. Sürekli hale getiremiyoruz. Masa başında konuşulan şeyler arka tarafta başka şeylere evrilebiliyor. Şimdi yeniden başlayıp bunu bütün insanlara anlatmamız gerekiyor. Oy verdiğimiz partileri de arkamıza alarak. Onların öncülüğünde bunların yapılması gerekiyor. Ve sokakta gördüğüm bütün insanlar bu durumdan şikayetçi. Laik eğitim, bu ülke için yaşamsal bir durum. Bütün ülkeyi örgütleyebilmek adına partileri, o kanalları biraz zorlamak gerekiyor.
“CEMLERDE Şİİ VE SÜNNİ ERKANLAR UYGULANIYOR VE SES ÇIKARILMIYOR”
-Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?
Bir kere mesele sadece Kuran Kursu değil, mesele sadece Kartal Cemevi de değil. Birkaç yıl önce Sancaktepe’de Kuran Kursu öğrencilerine Ramazan’da iftar verildi. Sadece Kartal Cemevi ile de sınırlı değil. Önemli olan cem erkanlarının nasıl yürütüldüğüdür. Erkanları düzeltmeden Kuran kursuna karşı çıkmanın çok detaylı olacağını düşünmüyorum. Sadece Kuran kursu ile kalsa eyvallah. Şii ve Sünni erkanlar uygulanıyor hiçbirine ses çıkarılmıyor. Bir şeyin Türkçe ya da Kürtçe okunuyor olması Alevice olduğu anlamı taşımaz. Bir şeyin Arapça olduğu da İslami olduğu anlamına gelmez. Farsça olabilir, Arapça olabilir ama o Alevicedir. Ben çözüm olarak geleneksel erkanlar üzerinden gidilmesi gerektiğini düşünüyorum.
-Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?
Kurumlara samimiyet öneriyorum. O kurumun başındakilere, başkanlara ya da dedelere samimiyet öneriyorum. Masa başında söylediklerini kapalı kapılar ötesinde değiştirmesinler lütfen. Birçok kurum başkanının Alevilere yaptıkları ya da yapmadıkları her şey için izahat vermesi gerekiyor. Kadınlara, çocuklara, ilime ve bilime daha fazla yatırım yapılması gerekiyor diye düşünüyorum. Artık beton yapma sevdasından vazgeçilip eğitime, daha fazla sanata dönük çalışmalar yapılmalı. Biz Alevilerin de daha aktif bir şekilde cemevlerine gitmemiz gerekiyor. Sorun bizden kaynaklanıyorsa çözüm de mutlaka bizdedir. Dediğim gibi her şey samimiyet ve dürüstlükte.
PİRHA-Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu din dersleri ile ilgili ‘hak ihlali’ kararını değerlendiren Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer, Aleviliğin okullarda ders olarak uygulanmamasının nedeninin Alevi inancını asimile etme anlayışından kaynaklandığını belirtti. Sezer, “Bu anlayışa karşı Türkiye’deki Alevi örgütlerinin, Avrupa Alevi örgütleri ile koordineli çalışması gerekiyor” dedi.
Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Alevi sorununa dair açılan davalar ve zorunlu din dersleri ile ilgili PİRHA’ya açıklama yaptı.
Dede Erdoğan Sezer, “AİHM’in, zorunlu din dersleriyle ilgili verdiği kararda, Türkiye’deki Aleviliğin okullarda ders olarak uygulanmamasının altında yatan amacın, Alevi inancını asimile etme anlayışından kaynaklanmaktadır” dedi. Konu temelinde Türkiye’deki Alevi kurumlarının, Avrupa’daki Alevi kurumlarıyla ortak çalışması gerektiğini belirten Dede Sezer şunları söyledi:
“Bu anlayışa karşı Türkiye’deki Alevi örgütlerinin, kardeş Alevi Avrupa Alevi örgütleriyle birlikte ve koordinasyon içerisinde çalışması gerektiğine inanıyorum. Avrupa’da bulunan Alevi kurumlarının, Avrupa’da yaşayan Alevi çocuklarına nasıl okullarda Alevilik üzerine haftada bir gün birer veya ikişer ders verilebiliyorsa burada da yapılabilmelidir. Avrupa’daki ülkeler, okullarda hangi inançtan olursa olsun herkesin inancına göre eğitim veriyor. Eğer bir şehirde yeterince Alevi çocuğu yoksa, birkaç okuldan taşıma usulü çocuklar bir araya getiriliyor. Alevi kökenli bir öğretmenler, o çocuklara inançlarını kendi dillerinde öğretiyor.
“TÜRKİYE, AİHM KARARLARINI TANIMIYOR”
Avrupa’daki her bireyin, kendi inancını yaşamasına fırsat tanındığının altını çizen Sezer, Türkiye’nin de bu yasaya imza koyduğunu hatırlatarak “Kanunlara Türkiye de uymalıdır. Türkiye’deki Alevi örgütlerinin de bir araya gelerek o kardeş kurumların yapmış olduğu öğretim sistemini referans alarak Türkiye’de uygulamalarının gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Erdoğan Sezer, uluslararası hukukun Türkiye’de bir karşılığının olmadığını ifade ederek şöyle devam etti:
“Türkiye’deki akıl, herkesin ya Şii ya da Sünnileştirilmesi gerektiği anlayışıdır. Aleviliğin bir kadim inan sistemidir. Yüzyıllardır biz bu topraklarda inancımızı koruyarak dağlara, taşlara sığınarak bu inancı yaşatmışız ve hala Alevi dedeleri olarak yaşatmaktayız. Şimdi Alevilerin temel ilkesinin, Alevi çocuklarına, cemevinin kendilerinin ibadet yeri olduğu bilincini aşılamak olmalıdır. Avrupa’da ilkokula başlayan çocuklarımızı, mümkün olduğu kadar cemevlerine toplayıp bunları okula giderken bir dua ile göndermemiz veya her perşembe günü o çocuklarla dua ile lokma dağıtmamız, pay etmemiz çok önemlidir. Okula yeni başlayan çocuklarımıza silgi, kalem, defter, kalemlik vererek onlara cemevinin bir inanç merkezi olduğunu, kendisinin oraya bağlı olarak ders gördüğünü; nasıl ki Katolikler kiliseye Sünniler camiye gidiyorsa Alevilerin de cemevine ait olduğunu, cemevinin bir inanç merkezi olduğunu bilmelidir. Bu hizmetlerin Türkiye’de de yapılmasının hiçbir sakıncası olmadığını ve Alevi örgütlerinin beraber, diyalog içerisinde çalışarak yapması gerektiğine inanıyorum.”
PİRHA- Amasya Hamdullah Efendi Cemevi’nde hizmet yürüten Bali Sultan Ocağı Dedelerinden Ali Bal, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi dedelerine maaş bağlama girişimine tepki göstererek, “Kesinlikle bir Alevi dedesinin maaş alarak dedelik yapmasına karşıyız. Geçim için dedelik değil, bu Yolu yürütmek, bu Yola hizmet adına yola çıktık” dedi.
Hamdullah Efendi Cemevi’nde hizmetd yürütene Bali Sultaon Ocağı Dedelerinden Ali Bal, AKP-MHP iktidar bloeğu tarafından kurulan ve Alevi kamuoyundan tepki alan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dedelere/pirlere maaş bağlama girişime tepki gösterdi.
“Buraya gelen canlarımıza rehberlik yapıyoruz, sorunlar varsa sorunlarını dinliyoruz” diyen Bal, “Canların dedeleri bir şekilde Hakk’a yürümüşse, dedesi olmayanlar varsa bir dedeye el tutmaları için kendilerine yol gösteriyoruz. Onlar da Hacı Bektaş Veli Dergahı’na giderek kendilerine rehberlik yapacak kişi için dergâhtan el alıyorlar. O dedelerimiz de (Baba) senede bir ya da iki senede bir taliplerine yıllık görgü ve sorgularını yerine getirmeye çalışıyorlar” dedi.
“KENDİMİZİ SAHİPSİZ GÖRMÜYORUZ”
Geçmişte Alevi çalıştaylarını da eleştiren Bal, “Biz kimsenin inancını eleştirmeyiz, kimsenin inancına sahip çıkmayız. Kimsenin de bizim inancımızı eleştirmesine ve sahiplenmesini doğru bulmayız. Bunu ben yeri geldiğinde toplumda sık sık paylaşıyorum. Nasıl ki Sünni kardeşlerimiz ve diğer mezhepteki kişiler Diyanet çatısı altında bir araya geliyor, devletin bütün imkanlarını kullanarak Alevileri dışlamak kaydıyla kendilerine sahip çıkıyorlarsa; biz de kendimizi sahipsiz görmüyoruz, kendi yağımızla kavruluyoruz” diye ifade etti.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN YARDIMINA İHTİYACIMIZ YOK”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kendilerini ziyaret ettiğini belirten Bal, “Bize geliyorlar. Biz kendilerine ne istediklerini sorduğumuzda cemevimizin suyunu, elektriğini, doğalgazını karşılayalım diyorlar. Biz de kendilerine biz kendi yağımızda kavrulduğumuzu belirtiyoruz, kendilerine teşekkür ediyoruz ve gönderiyoruz” dedi.
“DEDEYE MAAŞ VEREN BİR KURUM O DEDEYİ YÖNETİR”
Bal, herhangi bir devlet kurumunun Alevi dedelerini/pirlerini maaşa bağlama girişimi kabul etmeyeceklerini söyleyerek, şöyle devam etti:
“Dedelere maaş doğru değil. Maaş veren bir kurum o dedeyi yönetir ve dedenin maaş verenin dediklerinin dışına çıkma şansı olmaz. Bana maaş veren bir devlet kurumu kesinlikle beni yönetir. Bana maaş verir benim dediğim gibi konuşacaksın, benim dediğim gibi hitap edeceksin der. Alevi inancına uymayan cümleler karşımıza çıktığında yerin dibine batarız. Ne uğruna? Maaş uğruna. Biz maaş istemiyoruz. Biz gönüllü olarak çalışıyoruz. Geçim için dedelik değil, bu Yolu yürütmek bu Yola hizmet adına yola çıktık. Onun için kesinlikle bir Alevi dedesinin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan maaş alarak dedelik yapmasına karşıyız.”
PİRHA- Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı pirlerinden Adıgüzel Erbaş’ın Hakk’a yürümesinin bugün 1. yılı. Erbaş, solunum ve böbrek yetmezliği nedeniyle tedavi gördüğü Çorum Erol Olçuk Eğitim ve Araştırması Hastanesi’nde Hakk’a yürümüştü.
Seyit Sultan Söylemezoğlu Ocağı pirlerinden Adıgüzel Erbaş, sağlık sorunlarıyla nedeniyle tedavi gördüğü Çorum Erol Olçuk Eğitim ve Araştırması Hastanesi’nde 30 Haziran 2023 tarihinde Hakk’a yürümüştü.
Adıgüzel Dede, Çorum Alaca’ya bağlı Karatepe Köyü’nde toprağa sırlanmıştı. Adıgüzel Dede’nin vasiyeti üzerine erkanı deyişler ve gülbenglerle gerçekleşmişti. Ömrünü Alevi inancı ve öğretisinin yaşatılmasına adayan Dede Adıgüzel Erbaş’ın isteği yerine getirilmiş oldu.
PİRHA- Dede Kazım Açıktepe, geçmişte yapılan cemlerde her talibin piriyle karşılıklı ikrar vererek cemlerin yürütüldüğünü ancak günümüzde yapılan cemlerin ise pir-talip ilişkisi olmadığı ve ceme katılanlar birbirlerini tanımadığı için formaliteden öte bir anlam teşkil etmediğini kaydetti.
Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, geçmişte ve bugün yürütülen cemlere ve Alevi inancındaki işleyişe ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“CEME GELEN CANLARA ALEVİ RİTÜELLERİNİN ANLATILMASI LAZIM”
Geçmişte her talip, pir birbirine ikrar verdiği için ondan rızalık almasına gerek olmadığını belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, “Bugün ben buradaki toplumla ilk defa karşı karşıya geleceğiz. Ne o toplum benim yaşamımı ne de ben onların yaşamını biliyorum. Elbette ben o toplumdan rızalık almam lazım” dedi.
Ceme gelen insanlara Alevi ritüellerinin anlatılması gerektiğini vurgulayan Açıktepe, şunları ifade etti:
“Ceme gelen canlara darları, lokmayı, düşkünlüğü, müsahipliği, 4 kapı 40 makamı, rıza şehrini, gaganı, Xızı’ı, Newroz’u, yardımlaşmayı, dayanışmayı, bu Yolu, erkanları anlatmak gerekir.
“GÜNÜMÜZDEKİ CEMLER CEM OLMAKTAN ÇIKTI”
Bugün yapılan cemler cem olmaktan uzaklaştı. Çünkü şöyle bir şey var. Biz rızalık alıyoruz, yan yana oturmuşlar ama kimse birbirini tanımıyor. Formalite icabı gibi bir durum oluyor. Birbirinin omzunu öpüp ‘razıyım’ diyor. Bu metropolde yaşıyoruz hiç mi birimizin eksiği yok. 10 yıldır benim de böyle bir gözlemim var. Kendim dahil böyle bir şeyi yapmadık, oysa bunu uygulamamız lazım. Düşkün, müşkül olmasa da yapmak lazım. Bunu katıldığım cemlerde dedelere önerdim. Böyle bir uygulamayı yapalım ki bu insanlar görsün. Bu nasıl yapılıyor, cezası nedir? Nasıl uygulanıyor? Ne oluyor? Bunları cemlerde yapmamız, uygulamamız lazım.”
Her talibin kendi pirini mutlaka bulması gerektiğini vurgulayan Açıktepe, “Her ne kadar zaman zaman dedelerimiz eleştirilere maruz kalıyorsa da bu yolu bugüne kadar getiren gene o taliple dedenin gönül birliğidir, ikrardır” dedi.
Bazı ‘dedeyim’ diyenlerin taliplerini camiye götürmeye çalıştıklarını belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Dede Kazım Açıktepe, “Sonuçta cemevleri siyasete bulaştı. Bir kişi hem başkan, hem dede, hem meclis üyesi böyle bir şey olmaz. Tunceli’de cemevi dedesi, hem cemevi başkanı, hem Sosyal Hizmetler İl Müdürü. Milleti işe alıyor, işten kovuyor. Biz bunlarla nereye gideceğiz?” diye belirtti.
“PİR HABER AJANSI ALEVİ CAMİASININ HEM GÖZÜ HEM KULAĞI HEM DE DİLİ”
Bu arada, Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) varlığından mutlu olduğunu belirten Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü Kazım Açıktepe, “Pir Haber Ajansı Alevi camiasının hem gözü, hem kulağı, hem de dilidir” dedi.
PİRHA-Zakir Ali Sizer, AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dedelere maaş teklif edilmesine tepki gösterdi. Alevilere yönelik asimilasyon politikasının sadece bugüne özgü bir yaklaşım olmadığını belirten Sizer, “Alevilerin haklarını tanımıyorlar ama dedeleri maaşa bağlayarak Alevileri kendi içinde kirletmek ve bölmek istiyorlar” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları uygulanmıyor.
Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmiyor. Yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor!
Zakir Ali Sizer “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının sadece bugüne özgü bir yaklaşım olmadığını belirten Zakir Ali Sizer, “Aslında tarihten beri gerek Osmanlı gerek Türkiye Cumhuriyeti Aleviliği bitirmek ve başkalaştırmak istemişlerdir” dedi.
“DEVLET ÖNCE ALEVİLİĞİ KABUL ETMELİ, ANAYASAL GÜVENCEYE KAVUŞTURMALIDIR”
Sizer, “Önce devlet Aleviliği, Kızılbaşlığı, Bektaşiliği, cemevlerinin ibadethane olduğunu kabul etmeli, anayasada yer almalı. Ondan sonra para ve diğer işler konuşulur. Sen hiçbir şey yapmıyorsun, kabul etmiyorsun ama parayla Alevileri kendi içinde kirletme çabasına giriyorsun. Eskiden daha güzeldik, temizdik. İktidar Aleviliğin içini boşaltma çabası içerisinde. Bunlar çok karşılık bulmadı. Ben Adıyamanlıyım. Bölgede çok karşılığı olmadı, karşılık bulmadı. Devletin böyle bir çabaya girmesi zaten kabul edilemez” diye belirtti.
Adıyaman’da bulunan dedelerin, pirlerin ve mürşit ocaklarının hiçbirisinin devletin vermiş olduğu yardımları almadığını belirten Sizer, şöyle devam etti:
“Hakk ve hakikat yoluna emek veren canlarımızın hiçbiri bu işin içerisinde yer almadılar. Devletin böyle bir çalışma yürütmesi asla tasvip edilemez. Bu tür girişimlere karşıyız. Hiçbir pir, devletin piri olamaz, pir devletin memuru değildir. Pir, bilge aynı zamanda taliplerine önderlik yapan bir kişidir. Pir taliplerinin piridir. Pirin talibi varsa pir pirliğini ancak o zaman yapar. Pirlik önderliktir, bilgeliktir, birikimdir. Hakk ile hak olmaktır. Cahil ile sohbet edip cehaletini üzerinden atmaktır. Cahilliğin gömleğini yırtan kişilerdir. Devletin memuru olmuş dedeye bazı arkadaşlarımız pir diyebilirler ama devlet memurlarına biz pir diyemeyiz.”
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Karşıyaka Şube Başkanı Zehni Çabuk, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviliği devlet tekeline almak istediğini ve Aleviler arasında bir bir çatışma ortamı yaratmak istediğini söyledi. Çabuk, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kesinlikle Alevi toplumunu çatıştırarak geleneklerimizi al aşağı etmekten başka bir amaç gütmüyor. Bir asimilasyon projesidir” diye konuştu.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen, ülkücülüğü ile tanınan Alirıza Özdemir bir süredir başkanı olduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesine Alevi kurumlarını katmak için çalışmalar yürütmeye devam ediyor.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Karşıya Şubesi Cemevi Başkanı Zehni Çabuk, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarına dair konuştu.
“ALEVİ TOPLUMUNU ÇATIŞTIRMAK İSTİYORLAR”
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, Alevi örgütlenmesi içerisinde kimi dağınık ve parçalı duruşu gözeterek Alevi kurumlarını kendi bünyesine katmak için çalıştığını kaydeden Çabuk, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kendi Alevisini yaratmaya çalışan bir devlet sistemi uygulamasıdır. Biz Alevilerin içerisinde bulunduğu dağınıklığı görüyor olmalılar ki; bir Alevi toplumu yaratmaya çalışıyorlar. Bizim ibadetimizi, cemevlerimizi tanımayan, inancımıza saygı duymayan, cemevleri cümbüş evidir diyenlerin güdümünde oluşturulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kesinlikle Alevi toplumunu birbirinden ayırmak ve çatıştırarak geleneklerimizi al aşağı etmekten başka bir amaç gütmüyor. Bir asimilasyon projesidir” diye belirtti.
“CEMEVLERİNE GELEN HEYETE ‘EŞİT YURTTAŞLIK’ TALEBİMİZİ İLETTİK
Çabuk, kendileri ile görüşmeye gelenlere eşit yurttaşlığı işaret ettiklerini belirterek, şunları ifade etti:
“Alevilerin bu projeye evet diyeceğini sanmıyorum. Biz 54 şubemiz ve genel merkezimizin aldığı kararla Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın hiçbir adımına eşlik etmeyeceğiz, taleplerini yerine getirmeyeceğiz. Bize sundukları imkanları kabul etmeyeceğiz. Buraya da gelerek bizlerle görüştüler. Burada konuştuk ve taleplerimizi açıkça söyledik. Kendilerine, eşit yurttaşlık hakkının teslim edilmesiyle Alevilerin sorunların çözüleceğini söyledik. Zorunlu din derslerinin ve Diyanetin kaldırılmasını, cemevlerinin tanınmasını ve kamuda Alevi toplumunun haklardan faydalanabilmesi taleplerini ilettik. Ama ne yazık ki 22 yıllık AKP iktidarından böyle bir yaklaşım görmedik.”
“DEDELERE/PİRLERE MAAŞI KABUL ETMİYORUZ”
Alevi dedelerine/pirlerine maaş bağlanmasını eleştiren Zehni Çabuk, “Göç etmiş Alevi köylerinin sayıları az kalan insanlarına ‘sizlere cemevi kuracağız ve dede, zakir, bekçi alacağız’ diyerek yapay ve suni dernekler kurup, cemevlerinin sayısını arttırdıklarını söylüyorlar. Sayısının 1800 olduğu cemevlerinin ise arkalarında olduğuna dair kamuoyuna duyuru yapıyorlar. Bu asla böyle değildir ve İzmir’de bulunan 18 cemevi bu projeye evet dememiştir. Oradan gelecek dede bizim yolumuza hizmet edemez. Bizim dedelerimiz maaş değil hakullah alır. Bu tamamen inancımızı asimilasyona uğratmaktır. Bu girişimi kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA- Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Diren Keser’in cezaevinde inancını sürdürebilmek için Pir/Dede ile görüşme talebi reddedildi.
Pir Haber Ajansı Mersin Muhabiri Diren Keser hakkında, 2015 yılında sosyal medyada haber paylaşımları gerekçe gösterilerek, 2017 yılında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla Mersin 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava açılmıştı. Aynı yıl görülen davada Keser’e mahkeme heyeti 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezası vermişti. 4 aylık tutukluluğunun ardından Keser, serbest bırakılmıştı.
Diren Keser, kesinleşen hapis cezasının onanmasının ardından 27 Şubat’ta evinden ters kelepçeyle gözaltına alınıp tutuklanarak Tarsus Cezaevi’ne gönderildi.
Cezaevinde inancını sürdürebilmek için Pir/Dede ile görüşmeyi talep eden Keser’in talebi reddedildi.
PİRHA- Alevilikte inanç önderinin tek görevinin posta oturmak olmadığını vurgulayan Yalıncakoğlu, “Kazan kaynatmak da bir Alevi önderliğidir, lokma sunmak da paylaşmak da bir Alevi hizmetidir. Muhabbet erkanları, cemaat erkanları, Hakk’a yürüme erkanlarına vakıf olmak da inanç önderliğidir” dedi.
Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Cem yürüten anaların sayısının yetersiz olmasını PİRHA‘ya değerlendirdi.
Alevi inancının Anadolu coğrafyasında kök saldığını ve dünyanın birçok yerinde var olduğunu belirten Yalıncak Sultan Ocağı’ndan Sevim Yalıncakoğlu, Afganistan’dan İran Ehl-i Haklara, Arap Alevilerden, Suriye’ye, Irak’taki Kakailere kadar uzanan çok geniş bir coğrafyada kendi özgün inançlarıyla ve kendi özgün ritüelleriyle yaşayan ve bin bir süreği olan bir inançtır” dedi.
“ALEVİLİKTE KADIN ERKEK AYRIMI YOKTUR, SADECE CAN VARDIR”
Alevi süreklerinin tamamında erkek kadın ayrımı olmadığını sadece can kavramı olduğunu vurgulayan Yalıncakoğlu, “Alevilikte post ve hizmet sahibinin cinsiyeti yoktur. Bunların misyonları vardır. Kendilerinin ocaklarından dergahlarından ve ocak soylarından gelenlerin üzerinden yürüyen bir inanç önderliği, post sahipliği gibi görevleri vardır. İkisi de bu yoldan ve soydan gelen dedenin kadını da erkeği de aynı eşitlikte, bu yolu geçmişten günümüze getiren Alevi Yol erkanının hizmet sahipleridir” dedi.
Alevilikte inanç önderinin tek görevinin posta oturmak olmadığını vurgulayan Yalıncakoğlu, “Kazan kaynatmak da bir Alevi önderliğidir, lokma sunmak da paylaşmak da bir Alevi hizmetidir. Muhabbet erkanları, cemaat erkanları, Hakk’a yürüme erkanlarına vakıf olmak da inanç önderliğidir” diye ifade etti.
“ANALARIN POSTA OTURMAMASININ NEDENİ ZAMANIN KOŞULLARINDAN BAĞIMSIZ DEĞİL”
Anaların posta oturmaması cem yürütmemesinin zamanın koşullarından kaynaklandığını belirten Yalıncakoğlu, şunları kaydetti:
“Analar çocuklarını, torunlarına bırakıp bir köyden başka bir köye karda, kışta, soğukta gidip başka köylerde post sahipliği yapamadıkları bir yana aynı zamanda Sünnilerin Aleviler üzerinde de sirayet etmiş olan kadını eve kapatma, kadının yeri evidir, kadın çocuklarına bakar, kadın yemek yapar kısmının da etkisiyle var olan makamlardan soyutlanmış hizmet olan sadece mutfak kısmına sıkıştırılmış olsa da tabii ki analık yok olmamıştır.”
“ÇAY GETİRMEK DE, GÜLBENK OKUMAK DA BİRBİRİNDEN ÜSTÜN DEĞİL, HEPSİ BİR HİZMET MAKAMI”
Kara kazan sahipliğinin post makamı kadar bir mertebe olduğunu belirten Sevim Yalıncakoğlu, “Alevi inancında Alevi Yol erkanında talibe hizmet etmek, Hakk’a hizmet etmektir. Bunu bir çay getirerek, gülbeng okuyarak, bir tas su vererek, oturacağınız döşeği temizleyerek yaparsınız. Bunların hepsi bir hizmet makamıdır. Bu hizmetler ne biri birinden üstündür ne birbirinden farklıdır. Kadınlar kara kazanın başında lokma kaynatsın, erkekler de posta oturup cem erkanı yürütsün ya da Hakk’a yürüme erkanı yürütsün, dar erkanı yürüsün, diye bir şey yok. Bunların hepsi inanç erkanlarının, inanç hizmetinin bir parçasıdır. Bu hizmetler yoldan gelen cana ocak sahibi ve ocak evlatlarına, dergâh evlatlarına talipler tarafından verilmiş yol hizmetleridir. Bunun kadını erkeği olmaz” ifadesini kullandı.
Aleviliğin dönemin şartlarına göre yaşayan bir inanç olduğunu vurgulayan Yalıncakoğlu, “Bundan 50 yıl önce cemevi diye bir şey yoktu. Neden yoktu? Çünkü herkes köyde evin en büyük odasında ya da dedenin odasında ya da kimin evi daha büyükse onun evinde cem mekanları sürüldü. Ama şehirlerde böyle bir şey yaşamak mümkün değil. 35 metrekare odalarda yaşıyoruz artık. Bu odalarda cem erkanı yürütülemeyeceği için bizim cem hanelere ihtiyacımız oldu, cemevlerine ihtiyacımız oldu. Zamana göre bunu geliştirdik” dedi.
Hakk’a yürüme erkânlarının artık evlerin önünde yapılmadığını da belirten Yalıncakoğlu, şöyle devam etti:
“Şimdi şu sokakta bu caddede Hakk’a yürüme erkanı yapılamayacağına göre cemevini kendimize dergâh kurduk ve oralarda hizmetimizi sürdürüyoruz. Artık bu cemevlerinde yürütülen hizmetleri kadınlar da yapabilir. Çünkü evimizden kalkıyoruz, geliyoruz, hizmetimizi görüyoruz. Ne yaşam alanından herhangi bir kopuş yaşanıyor ne de hizmetimizden bir kopuşa gerek var.
“ÖZÜMÜZE DÖNELİM DİYORUZ”
O yüzden diyoruz ki biraz bizden aldığınız yerlerden bize yer verin. Biz gelip sizin yerinizi almayacağız, bunu yapmayacağız. Biz sadece yanınızda şöyle birazcık boşluk bırakın, oraya da biz gelip oturacağız, diyoruz. Siz de bu kazanın başına dönün artık. Hep beraber kara kazanı beraber kaynatalım, cemi de beraber yürütelim, erkanımızı da beraber yapalım diyoruz. Yani özümüze dönelim diyoruz. Yol bize ne söylediyse biz onu yapalım diyoruz. Er kişinin kadını erkeği olmaz.”
PİRHA-Kureyşan Ocağı dedelerinden Veysel Düzgüner, AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dedelere maaş teklif edilmesine tepki gösterdi. Düzgüner, “Yıllardan beri devlet bizi yolumuzdan çıkarmaya çalışıyor. Devletten maaş alan dede devletin memuru, devletin dedesi olur, biat eder” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları uygulanmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmiyor. Yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor!
Kureyşan Ocağı dedelerinden Veysel Düzgüner “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
Aleviliğin bir inanç olduğunu vurgulayan Düzgüner,“Biz kültür değiliz, bizim yolumuz var. Biz Hakk Muhammet Ali’ye tabi olan insanlarız. Bizim bir ibadetimizi var, bizim bir inancımız var” dedi.
“YOLUMUZ ERKANINDAN AYIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”
Dedelerin, zakirlerin devletten maaş almasının doğru olmadığını belirten Düzgüner, “Devletten maaş aldığında ona karşı gelebilecek mi? Yolumuzu erkanından ayırmaya çalışıyorlar. Hiçbir din kurumu, hiçbir inanç devlete bağlı olmasın. Devletin inançlardan elini çekmesi lazım. Çünkü insanlar daha barışık yaşarlar. Dedeler de önce şapkalarını önlerine koysunlar bir düşünsünler. Şimdi bu parayı aldık sonra ne olacak” diye konuştu.
“DEVLETE TABİ OLUNURSA BİAT ETMEK ZORUNDA KALINIR”
Düzgüner, sözlerine şöyle devam etti:
“Devlet bize neler verir, neler yapar, neler eder? Zaten çocuklarımızı asimile etmek için uğraşıyor. Parayı aldık, karnımız doydu sonra ne olacak? Benim torunum, benim evladım olacak, bunlar ne olacaklar? Bunlar onlara tabi olursa ister istemez oraya biat etmek zorunda kalacaklar. Yani iyi düşünmeleri lazım. Düşünmeden hareket etmek hiçbir kimseye yakışmaz.”
PİRHA-Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, Alevi çocuklara din derslerinin dayatılmasına tepki göstererek, hükümetin eğitim politikasını eleştirdi. Işık, laik eğitimin önemini vurgulayarak, “Çocuklarımızın, torunlarımızın din derslerini almasını istemiyoruz” dedi.
AKP hükümetinin eğitim-öğretimi her geçen gün dinselleştirmesi, tarikatlarla ve dinci vakıflarla protokoller imzalaması, ÇEDES projesi kapsamında okullara imam ataması, öğrencilerin camilere götürülmesi, okullara mescit açılması gibi uygulamalara tepkiler yükseliyor.
Alevi aileler çocuklarının din derslerini dayatılmasını istemiyor. Hükümet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması gerektiğine dair kararını uygulamıyor.
“LAİKLİK SİSTEMİNİN MUTLAKA OTURTULMASI GEREKİYOR”
Laikliğin önemine işaret eden Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, “Devlet işleriyle din işlerini birbirinden ayırmazsak laiklik olmaz. Bu tür dayatmalar olur. Din ve devlet işleri birbirinden ayrılmalı. Laiklik sistem mutlaka oturtulmalı. Laiklik olmazsa bu mümkün değil, asla yürümez. Benim çocuğumun, torunumun, benim arkadaşımın çocuğunun, torununun eğitimini bırak. Herkes kendi ibadetini, kendi dinini kendisi yaşasın. Ben senin hangi dine, hangi mezhebe mensup olduğunu soruyor muyum?” dedi.
Alevi inancının İslam/Sünnilikle aynı olmadığını Kul Nesimi’nin şiiriyle hatırlatan Işık, şöyle devam etti:
“Sorma be birader mezhebimizi
Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır
Çağırma meclis, riyaya bizi
Biz şerbet içmeyiz, dolumuz vardır.
Sen dini ne karıştırıyorsun benim eğitimime öğretimime. Benim zaten kendime göre bir ritüelim ve ‘ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlık’ diyen bir şiarım var. Ben o şiarımı çiğneyemem ki. O ritüelim üzerinden ben zaten ibadetimi kendim görüyorum. Sana gerek yok, onunla benim arama girme. Benim kendi inancım, ‘4 kapım, 40 makamım’ var. Şeriat, tarikat, marifet, sırrı hakikatim var. Oradan alıyorum bu öğretimi ben.”
“KURANIN TÜM SURELERİNİ ZORLA ÖĞRETTİLER”
Öğrenciyken kendisine surelerin zorla öğretildiğini belirten Hüsamettin Işık, “Şu anda onların okuduğu kuran ayetlerinin hemen hemen hepsini biliyorum. Benim bunu bilmem bunu uygulamam anlamına gelmez. Belki kendileri bile bilmiyor. Ben orada aldığım bilgi ile kendi felsefem arasındaki farkları çok güzel mukayese ediyorum. İnancı dayatmayla anlatamazsın. Bakın kaç tane camisi var bu ülkenin. 150-200 binin üzerinde. Her 50 metrede her 100 metrede bir tane cami var.”
PİRHA-Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili konuşan Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü, Erikli Baba Dergahı Dedesi İsmail Akbaba, cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanlarının inanca uygun, herkesin anlayacağı dilde ve kendi ana dilinde yapılmasının doğru olduğunu söyledi.
Kureyşan Ocağı Yol Yürütücüsü, Erikli Baba Dergâhı Dedesi İsmail Akbaba, Alevilikte Hakk’a yürüme erkânına ilişkin PİRHA’ya konuştu
Alevilikte Hakk’a yürüme erkânının çok önemli olduğunu belirten Dede İsmail Akbaba, “Biz Erikli Baba Dergahı’nda Alevi Dernekler Federasyonu olarak Hakk’a uğurlama erkanı üzerine bir çalışma yürüttük. 30-40 dedemiz aylarca bunun üstünde çalıştı. Erkanname nasıl olmalı? Türkçe, anadilde ve anladığımız dilde nasıl yapabilirizi konuştuk” dedi.
“CENAZE NAMAZI DEĞİL HAKK’A UĞURLAMA, CENAZE ERKANI DENİLMELİ”
Erikli Baba Dergâhı’nda 10-11 senedir Hakk’a yürüme erkânları yürüttüklerini belirten Akbaba, “Bir kelime Arapça yapmadık, Türkçe ve anladığımız dilde yaptık. Cenaze namazı diyorlar. Cenaze namazı değil, cenaze erkanı, Hakk’a uğurlama. Biz bu terimlerle ifade ediyoruz” diye konuştu.
“YÜRÜTTÜĞÜMÜZ ERKANLARI SÜNNİ KARDEŞLERİMİZ DE TAKDİR EDİYOR”
Erikli Baba Dergâhı’nda yürüttükleri Hakk’a uğurlama erkanları sırasında zaman zaman tepki aldıklarını da söyleyen İsmail Akbaba, şunları ifade etti:
“Ama şimdi oturdu, çok güzel de uygulanıyor. Sünni kardeşlerimiz geliyor bizi takdir ediyor. Dede bizi de bu dualarla kaldırın, diyen canlarımız da oluyor. Bilmiyorlarsa gelsinler biz yardımcı olalım kendilerine, öğretelim, bulunduğu, uğradığı yerlerde Yol erkânını uygulasınlar. Ben Zazaca da biliyorum. Zazaca da dua edebilirim. Buna kimsenin engel olma şansı yok. Ama ortak dilde anladığımız dilden yapmalıyız. Çünkü sadece oraya Zazaca bilen gelmiyor ama Türkçeyi hepsi biliyor. Türkçe ve anadilinde dua ediyoruz, çok da güzel oluyor. Diliyorum, umuyorum, istiyorum Anadolu’nun her tarafında daha da yaygınlaşır. Takip ediyorum İstanbul’da şu anda birçok cemevinde Türkçe ritüel uygulanıyor, insanlar çok beğeniyor ve takdir ediyor. Tam oturmasa da zamanla. Biraz sabır gerekiyor.”
PİRHA-Hakk’a uğurlama erkanlarının hala Sünni İslam geleneğine göre sırlandığını vurgulayan Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, “Alevi canımız Hakk’a yürüdüğü zaman 60-80 yaşına kadar hiç duymadığı sözcüklerle, başkalarının inancına göre sırlanıyor. Bu bir eziyet” dedi.
Cemevlerinde Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık,PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Işık, “Hakk’a yürüyen canımız ömrünün son deminde başka inanca göre sırlanıyor. Bu bir eziyet, başta bir şey değil” dedi.
Bazı bölgelerde Alevi ritüellerini uygulayan yerlerin yavaş yavaş dönüşmeye başladığını vurgulayan Işık, “Tabii bu yine dille ilgili, asimilasyonla ilgili bir şey. Kurumların uygulamada çok büyük rolü var” diye ifade etti.
“HAKK’A YÜRÜYEN CANIMIZIN CAMİDEN KALDIRILMASI SIK YAŞADIĞIMIZ BİR DURUM”
Hakk’a yürüyen bazı Alevilerin camiden kaldırıldığını belirten Işık, “Neden camiden kaldırıyorsun diye sorulduğunda ‘çocukları, akrabası cemevine gelmek istemediler’ deniliyor” ifadesini kullandı.
Cenaze erkanlarında kullanılan dilin çok önemli olduğunun altını çizen Işık, şunları ifade etti:
“Dilimizi düzgün kullanırsak her şey yerine oturur ve çok güzel olur. O zaman alırız elimize bağlamamızı devriyelerimizi söyleriz. Şimdi bunu uygulayan yerlerimiz var. Onlara aşkı niyazlarımı sunuyorum. Ankara BatıkentCemevi’nde Cemal Şahin Dede bunu çok güzel uyguluyor. Kayseri Sarız bölgesinde, Malatya’da Sivas’ın bazı bölgelerinde, Tokat’ın bazı bölgelerinde çok güzel uygulanıyor.
“BİR DEDE BU KONUDA EĞİTİLMELİ”
Kurumların yapacağı en güzel hadiselerden biri dedelerden birini bu konuda eğitmesi. Bu kadar basit ama maalesef kurumlarımız bununla ilgilenmiyorlar. Kurumlardan artık ben ümidimi kestim. Yetişmiyorlar, yetiştirmiyorlar. Oraya hizmet etmek isteyen yüzlerce gencimizi almak istemiyorlar. Orada hizmet etmek isteyen gençleri bir şekilde ekarte ediyorlar. Gençlere fırsat verilmiyor. En büyük sıkıntı bu. Aslında fırsat verilse gençler bu işi çok iyi çözecekler. Derdi Alevilik olmayan yöneticilerin, böyle bir sıkıntısı yoktur. Günü kurtarma peşindeler.”
“SORAN, SORGULAYAN GENÇLERİMİZ VAR, ONLARA FIRSAT VERMELİYİZ”
Hıdır Abdal Ocağı dedelerinden Hüsamettin Işık, köylerde Hakk’a uğurlama erkanlarının daha kolay olduğunu ifade ederek, “Şehirde gerçekten bu çok zor oluyor. Köy yerinde veya küçük kasabalarda Hakk’a yürüme erkanı daha uygun oluyor. Gençlere çok görev düşüyor. Gençlere rica ediyoruz. Soran, sorgulayan, öğrenmek isteyen, ‘kimiz, nereden geldik, nereye gidiyoruz’ diyen geçlerimiz var. Bunlar da bize bir nebze olsa da ümit veriyor” dedi.
PİRHA-Ana Şehriban Mutluer, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp ardından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesine tepki gösterdi. Mutluer, “Alevi Bektaşi Cemevi Başkanı’nı ziyaret edip sonra Antalya Cemevine gelip ben dedeyim diyemez, o posta oturamaz ” dedi.
Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin ve cemevlerinin temsilcileri Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret ediyor, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın toplantılarına katılıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesi tepki topladı.
Söz konusu ziyaretlere ve görüşmelere tepki gösteren Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“ASİMİLE ETMEK İSTİYORLAR”
Mutluer, Aleviliği Şiilik üzerinden asimile etmeye çalıştıklarını ancak Aleviliğin Şiilikle hiç bir ilgisinin olmadığını belirterek, cemevlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlamak istemelerine tepki gösterdi.
Mutluer, “Asırlar boyu bu inancı kimse bir yere bağlayamamış, bunu mürşitlerimize vermişler.
Muhammet Ali’ye selam gönderdim
Oturduğum postu pak etsin dedi.
Miracından döndü gene söyledi
Yediği lokmayı hak etsin dedi.
Biz postumuzu pak ederiz, lokmamızı hak ederiz” diyerek, asimilasyon faaliyetlerine katılan dedeleri eleştirdi.
“BU DEDELERİ POSTA OTURTANLAR DA HATALIDIR”
Ana Şehriban Mutluer, “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanını ziyarete gidip, sonra Antalya Cemevine gelip ‘ben dedeyim’ diyemez. Asıl bunlar düşkündür. O kişi dede değildir. Dede diye onu oraya oturtan da hatalıdır” dedi.
Geçmişte Yol yürüten dedelerin kendilerine ‘Yolumuzu arıttık, bizler bu bayrağı size teslim ettik’ dediğini hatırlatan Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, şunları ifade etti:
“Biz bu bayrağa sahip çıkamazsak vay halimize. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ziyaret eden o dedelere söylüyorum ben bunu. Sen kimin parası ile hacca gittin? Kimi ziyaret ettin? Kültür Bakanlığını. Neye muhtaçtın?”
PİRHA- Fethiye Alevi Kültür Derneği/ Cemevi Derneği Başkanı Hasan Şimşek, dede olmadığı için cenazelerin cami hocasının duaları eşliğinde kaldırıldığını söyledi. Şimşek, Hakk’a yürüme erkanını çok iyi yapabilecek bir dedeye ihtiyaçları olduğunu kaydetti.
Fethiye Alevi Kültür Derneği/Cemevi Derneği Başkanı Hasan Şimşek, Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“HAKK’A YÜRÜYEN CANLARIMIZI 20 YILDIR CAMİDEN GELEN HOCALARIN DUALARIYLA SIRLIYORUZ”
Fethiye’de dede olmadığı için 20 yılıdır camiden gelen hocalarla cenaze erkanlarını yürüttüklerini belirten Hasan Şimşek, “Bizim içimizde ‘Türkçe surelerle Hakk’a yürüyen canlarımızı sırlamamız gerekiyor’ diyen olduğunda yönetim kurulunda bulunan öğretmen emeklisi Zeki Tunca arkadaşımız erkan yürütüyor. Arkadaşımızın bilgileri tam olmadığı için insanların %95’i cami hocasıyla cenazelerini sırlamak istiyor” şeklinde ifade etti.
“HAKK’A YÜRÜME ERKANINI ÇOK İYİ YAPABİLECEK BİR DEDEYE İHTİYACIMIZ VAR”
İnsanları ikna edebilecek çok bilgili bir dedeye ihtiyaçları olduğunu belirten Şimşek, “Hakk’a yürüyen canımızın sırlama erkanlarını yapmadan evvel okunacak her duanın Türkçe anlamını anlatacak, sırlama yaptığında ‘işte bu’ dedirtecek bir dedeye ihtiyacımız var” dedi.
Eskiden cenazeleri olduğunda radyolarını açmadıklarını, sazlarını bağlayıp bir hafta boyunca saz çalınmadığını belirten Şimşek, şöyle devam etti:
“Hakk’a yürüyen bir canımız olduğunda cenaze bir gün evde kalırdı, saz çalma yoktu, ağıtlar yapılırdı. Muharrem ayında da sazlarımızı bağlarız. 12 gün boyunca saz çalınmaz, müzik dinlenmez. Sazla ağıtlar yakılıp Hakk’a yürüyen kişinin hakkında bilgiler verilmesi güzel bir şey. Bunu daha öncesinden insanlara anlatıp izah, edip ikna ettikten sonra sırlanırsa daha güzel olur.”
PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı ülkücü Alirıza Özdemir’in, Alevi kurumları ve dedeleri ile buluşmasına ilişkin tepkiler gelmeye devam ediyor. Dede Nurettin Aksoy, Özdemir’in Çorum’da düzenlediği etkinliğe katılmadığını, Cemevi Başkanlığı’nın teklifini kabul eden kimi dedeleri kararlarından döndürdüğünü söyledi. Aksoy, yardımlaşma ve dayanışmanın büyütülerek asimilasyonun önüne geçilebileceğini kaydetti.
Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Alirıza Özdemir, geçtiğimiz günlerde Çorum’da ‘Canlar Buluşuyor’ etkinliğine katıldı. Ülkücülüğü ve MHP’ye yakınlığıyla bilinen Alirıza Özdemir’in dedeler ile buluşması, Alevi toplumundan tepki almaya devam ediyor.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Çorum’daki etkinliğine davet edilen Dede Nurettin Aksoy, konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“BİZİM OCAĞIMIZ VAR SİZE GEREK YOK, DEDİK”
Çorum Belediyesi’nin bir salonunda yapılan toplantıya kendisinin de çağrıldığını belirten Nurettin Aksoy, Cemevi Başkanlığı’nın teklifini kabul eden kimi dedeleri de kararlarından döndürdüğünü söyledi.
Aksoy, amaçlananın iyi niyetli olmadığını ifade ederek şunları ekledi:
“Bunlar Alevileri bölebilir miyiz? Ya da maaş versek getirisi ne olur? diye düşünüyorlar. Yani bize de Kültür ve Turizm Müdürlüğü heyecanla, heves ile gelip gittiler. ‘Bizim başkanlığımız, ocağımız var. Yani bizim bağlı olduğumuz mürşidimiz var. Sizlere gerek yok’ dedik. Oraya kaydolan dedelerle bir işimiz yok. Ama mesela bazı köyler, garibanlar var; bir medet bekliyorlar. Yani para, işi sıkıntıya sokuyor. Yani mücadele etme şansımız yok. Hizmetli olarak bu oluşumlara girecek çok insan var.”
Alevilerin, ancak birlik olarak bu asimilasyon politikaları karşısında direnebileceğini vurgulayan Nurettin Aksoy, “Şimdi şöyle bir şey var; adam Muaviye’nin sofrasına oturmuş, biri demiş ‘sen Ali’yi çok seviyordun burada ne işin var?’ O da demiş ki ‘yahu Ali’yi çok seviyorum da Muaviye’nin de ekmeği yağlı.’ İşte sistem bunun üzerine kurulu. Ne kadar reddedersen et ama Aleviler de toplum da kendi dayanışmasını yapamıyorsa, eskisi gibi birbirini kontrol edemiyorsa, yani yardımlaşma, dayanışma ortadan kalktıysa sonumuz ne yazık ki bu. Yardımlaşma ve dayanışmayı, el ele tutmayı, omuz omuza vermeyi, yan yana durmayı başardığımız zaman ancak bunların önüne geçebiliriz. Mesela ‘Aleviyim’ diyen nice kurum başkanlarının, Alevice davranmadığını, üst merkezlerde ne kadar Muaviye oyunlarının yaşandığını hep birlikte gördük, yaşadık. Bunun için ne ararsan kendinde arayacaksın. Dayanışmanın daha yükseltilmesi gerekiyor” diye konuştu.
PİRHA- Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi Dedesi Hüseyin Doğan’ın Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılıp ardından Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Ali Rıza Özdemir’i ziyaret etmesine tepki gösterdi. Sazcı, “Hüseyin Doğan’ın hizmet yürüttüğü hiçbir yerde bulunmayacağız, yaptıklarını toplumun önünde yüzlerine vuracağız” dedi.
Alevi örgütlerinin ve Alevi toplumunun karşı çıkmasına rağmen bazı derneklerin temsilcileri ve bazı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve kurumun başına getirilen Ali Rıza Özdemir’i ziyaret ediyor, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın toplantılarına katılıyor.
Geçen haftalar AKD Antep Şubesi yönetiminin ardından Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi dedesi Hüseyin Doğan’ın da Cemevi Başkanlığı’na gittiği ortaya çıktı.
Söz konusu ziyaretlere ve görüşmelere tepki gösteren Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulduğu dönemde “Alevi uzmanlara” dedelere, zakirlere maaş bağlanacağı konusunun kamuoyuna yansıdığını belirten Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Tüm ocaklar gibi Şah Kalender Veli Ocağı, Baba Mansur Ocağı gibi Anadolu’da bulunan Kızılbaş Ocaklar bu konuya ilişkin tepkilerini ortaya koydular. Ancak içimizde çürük elmaların ve Hızır paşaların olduğunu biliyorduk. Bugün bizimle birlikte tepkisini ortaya koyanlar sarayın o yağlı ekmeğini gördükten sonra nitekim dediğimiz gibi oldu” dedi.
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN DOĞRUDAN DESEKÇİLERİ”
Sazcı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir’in atanmasıyla birlikte Alevi toplumunun reddettiği Ocakzadeler Meclisi’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı içerisinde daha etkin rol aldığına dikkat çekti. Sazcı, “Ocakzadeler Meclisi’nin, daha önce de Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı destekler nitelikte söylemleri vardı, ancak Ali Rıza Özdemir’in gelmesi ile birlikte doğrudan müdahil ve destekçisi oldular” dedi.
Hüseyin Hürrem Ulusoy’un, Ali Timurtaş Özmen’in, Ocakzadeler Meclisi’nin, Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği’nin doğrudan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı çalışmasının bileşen haline geldiğini belirten Sazcı, Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği’nin Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın alacağı her karara ortak olacakları yönünde açıklama yaptıklarını hatırlattı.
Sazcı, “Bu süreçte genel merkezlerin günlük siyasete müdahil olma veya yerel seçimlerde alınacak tavırlar gibi gündemlere boğulmaması gerekiyor. Çünkü bizim daha acil ve daha önemli bir sorunumuz var. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı Ali Arif Özzeybek’e nazaran daha tehlikeli bir boyuta geldi. Bu tehlikeyi bertaraf edebilmek için denetimli bir süreç işletmek gerekiyor” dedi.
Alevi Kültür Dernekleri’ne bağlı Antep Şubesi yöneticilerinin, depremde yıkılan cemevinin tadilatı için Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yaptığı ziyareti hatırlatan Mustafa Sazcı, Cemevi Başkanlığı’ndan ödenek istemesine tepki gösterdi.
Geçen hafta içerisinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şubesi’nin dedesi Hüseyin Doğan’ın Ankara’da yapılan Ocakzadeler Meclisi toplantısına katılmasının ardından Ali Rıza Özdemir’i ziyaretine ilişkin de Sazcı, şunları kaydetti:
“PSAKD Altınova Şubesi; gerici, doğrudan devlet destekli Ocakzadeler Meclisi’ne katılan Hüseyin Doğan’ın şaibeli bu sürecini nasıl aydınlatacaklar? Görevden alacaklar mı? Cemlerde dedelik yaptıracaklar mı? Antalya’da örgütlü bulunan Alevi kurumlarının ve Alevi Bektaşi topluluğunun aklındaki temel soru ve merak edilen konu bu.”
“HER YERDE TEŞHİR EDECEĞİZ”
Hüseyin Doğan ile hiçbir şekilde ilişki geliştirmeyeceklerini belirten Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bizim tepkimiz açık ve net. Hüseyin Doğan’ın hizmet yürüttüğünü iddia ettiği hiçbir yerde bulunmayacağız. Bulunduğumuz yerlerde de Hüseyin Doğan ve Tarık Etçioğlu gibi isimleri teşhir edeceğiz ve toplumun önünde yaptıklarını yüzlerine vuracağız” dedi.
PİRHA- Antalya’da yaşayan Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, geçmişte köylerde yapılan cemlerde küskün ve kavgalı olanlar barıştırılmadan cemlerin başlamadığını belirterek, “Şehirlerde yapılan cemlerde öyle bir şey yok. Şimdi talip de kalmadı dede de yok” dedi.
Uzun yıllar Adana’da yaşadıktan sonra 80’li yıllarda Antalya’ya yerleşen Kızıldeli Ocağı rehber torunu Ali Pala, geçmişte ve bugün yürütülen cemlere ve Alevi inancındaki işleyişe ilişkin PİRHA’ya konuştu.
Eskiden cemlerin çok güzel olduğunu, büyüklerin küçükleri sevmesini, küçüklerin de büyükleri saymasını çok aradığını belirten Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, “Evvelde cem olacağı zaman dedemiz köye geldiğinde rehbere söylerdi. Rehber ve gözcü de bizim aşireti toplar en geniş bir odada cem yaparlardı” dedi.
“CEME BAŞLAMADAN MÜŞKÜLLÜKLER GİDERİLİRDİ”
Cem başlamadan önce küskünler varsa, kavga edenler varsa barıştırıldıktan sonra cemin başladığını söyleyen Pala, “Şimdi öyle bir şey yok. Eski cemler daha güzeldi. Bizim ocağımızda Haydar dede her şeyi bilen bir dedeydi. Kızıldeli Ocağı’ndan geldiğimiz için bize deli derlerdi. Haydar dede elini tertemiz yıkardı, kaynayan aşurenin içine elini sokup karıştırıp bir tane üzüm tanesi alıp ağzına koyar, ondan sonra lokmayı dağıtın derdi” diye belirtti.
“DEDE, ESKİDEN HAKKULAHI REHBER VE DÜŞKÜNLE (FAKİR) BÖLÜŞÜRDÜ”
Eskiden cemlere herkesin adağını alıp gittiğini belirten Pala, “Canlar cemde niyaz ederlerdi, getirdikleri hakkulahlarını üçe bölerlerdi. Biri rehberin, biri düşkünün (fakirin), biri de dedenin. Yani dedeye gönüllerinden ne koparsa hakkulahını verir, diğerini ise milletle paylaşırlardı, cemaatle yerlerdi. Şimdi dedeler hepsini kendi alıp gidiyor. Hiç düşkünü sormuyor” diye ifade etti.
Cemleri, perşembeyi cumaya bağlayan akşam yaptıklarını hatırlatan Pala, “Birini dışarı gözcü bırakırlardı. Bekçi geldiğinde hemen haberdar ederdi. Sazı, sözü keserlerdi. Bekçiler gittikten sonra tekrar cem başlardı. Eski cemler nerede şimdiki cemler nerede! Bize Allah akıl, fikir, düşünce, her şey vermiş ama o yolda gitmiyoruz ki. Şimdi talip de kalmadı zaten dede de yok. Dede var ama ocaklarına kurban olayım, hep menfaat peşinde” diye konuştu.
Taliplerin başında artık dedenin olmadığını belirten ve bunu bir örnekle açıklayan Ali Pala, “Bir ilkokulda öğretmen olmazsa çocuklar ne yaparlar? Bizde de öyle işte. Dede olmadı mı talip de kendi yolunu kaybeder” ifadesini kullandı.
“MÜSAHİPLİK DÖRT CANIN BİR CAN OLMASIDIR”
Aleviliğin olmazsa olmazlarından biri olan musahiplik ile ilgili konuşan Pala, şunları dile getirdi:
“Musahiplikte dört can bir can olur. Musahip deyip de geçmeyin. Musahip eğer iyiyse ne güzel, kötüyse zaten onun günahıyla gidersin. Musahipten birisi aç veya parası yoksa diğer musahip ona para verir ya da ayakkabısını, her şeyini alırdı. Musahip dedin mi can kardeş, ahiret kardeşidir. Musahip suç işlediği zaman dedenin kurdurduğu mahkemeyle ceza uygulanır. Musahibin bir davar (koyun) alacak parası yoksa bir kilo elma, varlıklı ise bir koyun getirip burada Hakk lokması olarak keserdi.”
“OCAK MENSUBU KİŞİLER KESİNLİKLE BOŞANMAZ, BOŞANIRSA 7 SENE CEME GİREMEZDİ”
Ali Pala, Ocak mensubu kişilerin evliliklerinde kesinlikle boşanmaların olmadığını hatırlatarak, “Evliler boşandığında ceme giremezdi. Çünkü düşkün olurdu. Ona 7 sene ceme girmeme cezası verirlerdi. Ceza olarak da hayır işleri yaptırılır, kusurunu örtecek şeyler yaptırırlardı. Zamanı geldiğinde tamam sen cemaate girebilirsin, derdi. Dede, cezalı, boşanmış kişiyi, iyi işler yapıyorsa affederdi, iyi işler yapmıyorsa meclise almazdı” diye ifade etti.
“OCAK MENSUBU OLUP HAKK’A YÜRÜYEN KİŞİNİN EŞİ KESİNLİKLE EVLENEMEZ”
Ocak mensubu evli kişilerin, Hakk’a yüründüğünde kesinlikle evlenmediğini belirten Kızıldeli Ocağı mensubu Ali Pala, babasının genç yaşta Hakk’a yürüdüğünü belirterek şu bilgileri aktardı:
“Benim babam 35 yaşında Hakk’a yürüdü. Benim anam 5 çocuğu olan bizleri büyüttü. Evlenmek yok. Katiyen kadın da erkek de evlenemez, hoş karşılanmazdı. Evlenirlerse cemlerden dışarı çıkarırlar, ceme hiç yaklaştırmazlardı. Selam vermezler, alışveriş yapmazlar, su bile vermezlerdi.”