Etiket: dede

  • Pir Eren Yıldırım’dan ‘Alevi’ lisesi tepkisi: Cami-cemevi projesi kadar tehlikeli

    Pir Eren Yıldırım’dan ‘Alevi’ lisesi tepkisi: Cami-cemevi projesi kadar tehlikeli

    PİRHA – Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesine dedelerden sert tepkiler gelmeye başladı. Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım, “Bu proje Ankara’da uygulanmaya çalışılan cami-cemevi projesi kadar tehlikeli bir adımdır” dedi.

    2015 yılının Mart ayında İstanbul Halkalı Atakent bölgesinde Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ve AKP hükümeti yöneticileriyle birlikte temeli atılan ve Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi’nin yapımında sona geliniyor. Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi’ni yaptıran Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sakine Tükek, lisenin 2018 Eylül döneminde açılacağını belirtiyor.

    Tükek, bu lisede dedelerin Kur’an, Osmanlıca, Farsça, Arapça öğreneceğini belirterek, “Dedeler eğitimden geçirilecek” diyor ve Kur’an’ı tam olarak bilmeyen dedeler, nesillere tam ve doğru bilgiyi nasıl ulaştıracak? sorusunu da soruyor.

    İstanbul Okmeydanı Cemevi ve Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Eren Yıldırım, özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi’ne ve Sakine Tükek’in açıklamalarına ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    “ALEVİLER HEP LAİK SİSTEMİ SAVUNMUŞTUR”

    Birilerinin Alevileri sürekli yanlış anladığını belirten Yıldırım, “Devletin Alevileri yanlış anladığı kadar, bazı Aleviler de demek ki talepleri yanlış algılamış! Ya da anlamak istemiyorlar” dedi.

    “BU PROJE ASİMİLASYONUN BİR BAŞKA AYAĞIDIR”

    Alevi imam hatip lisesi olarak görülen bir özel “Alevi lisesinin” açılması umut verici bir proje değil, aksine asimilasyonun bir başka ayağıdır” diyen Yıldırım şöyle devam etti:

    “Hükümetin Alevi açılımı sürecinde bir tabelayla Hacı Bektaş Veli adını Nevşehir Üniversitesi’ne bahşetmesi gibi, bu lise projesinde de “Alevi Bektaşi Lisesi” adı verilerek, Alevi adıyla yeni bir aldatmaca ve algı oluşturma peşine düşmüşlerdir. Her fırsatta “Devletin Alevisi Olmayacağız” diyen Aleviler öğretilerini, devletin bir kurumunun ellerine teslim etmeyeceklerdir. İstanbul’da temeli atılan bu, “özel statülü” Alevi lisesinde Alevi inanç önderi yetiştirileceği müjdesi Milli Eğitim Bakanı tarafından verilmiştir! Ancak Aleviler devletin yetiştireceği, sistemin bir parçası olan ve Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını bu topraklarda yüzyıllardır yok sayan düzenin dedelerine ihtiyacı yoktur.”

    “ALEVİLER YENİ HIZIR PAŞALAR İSTEMİYOR”

    Yıldırım, “Aleviler devletin inançlar üzerinden elini çekmesini istiyor. Bu yüzdendir ki ağırlıklı olarak dini eğitimin verildiği imam-hatiplere karşı çıktıkları gibi, Alevi lisesine de karşı olmak laikliğe inananların ve en başta Alevilerin görevidir. Alevi lisesinin oluşumunda her türlü ortaklık içerisinde olanlar bu işten sorumludur. Alevilerin asimilasyonuna çanak tutanlar ancak bu toplum yok olma noktasına getirildiği zaman anlayacaktır yapılan yanlışı. Bu toplum artık yeni Hızır Paşalar istemiyor” diyerek tepki gösterdi.

    “ALEVİLER BU PROJEYE KARŞI ÇIKMALI”

    Alevilerin, Alevi örgütlerinin bu projeye karşı çıkması gerektiğini belirten Yıldırım, “Bu proje de, Ankara’da uygulanmaya çalışılan cami-cemevi projesi kadar tehlikeli bir adımdır. Dün cami-cemevi yapmaya çalışanlar yarın bu okullarda “imam-dede” yetiştireceğiz derlerse o zaman hiç şaşırmayalım. Cami-cemevi denilen yere belki kimse gitmeyecektir. Ama bu okulda yüzlerce genç öğrenci yerleştirilecek ve sonunda da inanç önderi olarak topluma yansıtılacaktır” diye konuştu.

    OKULLARIN AMACI DEDE VE İMAM YETİŞTİRMEK OLMAMALI”

    “Okulların amacı ne imam, ne de dede yetiştirmek olmamalıdır” diyen İstanbul Okmeydanı cemevi dedesi Eren Yıldırım son olarak şunları ifade etti:

    “Kendi bağnaz anlayışlarını, Emevi İslam zihniyetini, Alevilik-Bektaşilik adı altında Alevi lisesi kanalıyla  gençlere aşılayacaklar. Bu topraklarda yeni bir Alevilik yaratmak istiyorlar. Aleviliği yok etmeye ve yeniden tasarlamaya ne bu sistemin ne de sistemin yağdanlığını yapan kurumların gücü yetmez.” (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Bir asimilasyon projesi: Bu lisede Kur’an ve Arapça öğretilerek ‘dede’ yetiştirilecek

    Bir asimilasyon projesi: Bu lisede Kur’an ve Arapça öğretilerek ‘dede’ yetiştirilecek

    PİRHA- Bir asimilasyon projesi ve Alevi imam hatip lisesi olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi’ni yaptıran Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sakine Tükek, lisenin 2018 Eylül döneminde açılacağını belirtiyor. Tükek, bu lisede dedelerin Kur’an, Osmanlıca, Farsça, Arapça öğreneceğini belirterek, “Dedeler eğitimden geçirilecek” diyor ve ekliyor: Kur’an’ı tam olarak bilmeyen dedeler, nesillere tam ve doğru bilgiyi nasıl ulaştıracak?” 

    2015 yılının Mart ayında İstanbul Halkalı Atakent bölgesinde Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ve AKP hükümeti yöneticileriyle birlikte temeli atılan ve Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi’nin yapımında sona geliniyor.

    Beş yıl önce kurulan Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sakine Tükek, başta dedeler, pirler başta olmak üzere pek çok Alevi kurumunun tepkisine rağmen İstanbul Halkalı Atakent bölgesinde özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi projesini hayata geçireceklerini açıkladı.

    Zerparola gazetesine konuşan Tükek, “2015 yılının Mart ayında temellerini attık. 2018’in Eylül döneminde, yeni eğitim öğretim yılında hizmete açılacağız” dedi.

    Tükek, “Cemevlerinin koşulları arzu edilen niteliğe sahip değil. Dedeler, aileden, büyüklerinden öğrenebildikleri kadarını topluma aktarıyorlar. Yetersizlik durumu göze çarpıyor. Kur’an’ı tam olarak bilmeyen dedeler, nesillere tam ve doğru bilgiyi nasıl ulaştıracak?” diyor.

    “Uzun zamandır hayalini kurduğu bir proje olduğunu söyleyen Sakine Tükek, şu iddialarda bulunuyor:

    “Özel statülü Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi, inanç dünyamızın eğitimle buluşması adına çok önemli bir eksikliği kapatacak. Türkiye’de ciddi Alevi nüfus var. 30 milyon Alevi canımız barış, kardeşlik içinde yaşam sürdürmeye gayret ederken, Alevi gençlerimiz dini öğretilerini Cemevleri’nden ediniyorlar. Ya da mevcut ortamdan enerji alamayarak din kavramından uzaklaşıyor, başka alanlara yönleniyorlar. Gençlerimizi kazanmak ve doğru çizgide eğitim almalarına fırsat yaratmak zorundayız. Okulumuzun kuruluş amacı, çocuklarımızın doğru bilgiyle donanacağı Alevi Bektaşi eğitim modelini oluşturmak.”

    MİLLİ EĞİTİM BKANLIĞI DESTEK SAĞLIYOR

    Okulun 16 dönüm arazi üzerinde, 30 bin metrekare kapalı alana sahip oluğunu ifade eden Tükek, Milli Eğitim Bakanlığı’nın da gereken destekleri sağladığını kaydediyor.

    Külliye özelliğinde bir proje olduğunu belirten Tükek, Altı yüz öğrencinin eğitim alacağı bir Anadolu Lisesi örneği olduğunu kaydederek, “Öğrencilerimizin %30 kadarı dede soyundan gelen evlatlarımızdan oluşacak. Okulumuzda kız öğrenci sayısı da önemli yer tutacak. Bektaşilik kültüründe baba kavramı var. Bir soydan gelme kriterine değil, babalığı hak etme durumuna bağlı bir saygınlık mertebesi. Babalar yetiştireceğiz. Balkanlar’dan öğrencilerimiz bizimle olacak” diye belirtiyor.

    “ALEVİLER SÜNNİLEŞTİRİLECEK Mİ SORUSUNU CİDDİYE ALMIYORUZ”

    Aleviler sünnileştirilecek mi sorusunu soranları ciddiye almadıklarını söyleyen Tükek, okullarda verilen derslerin yanında Kur’an, Osmanlıca, Farsça, Arapça gibi derslerin de olacağını söylüyor.

    “150-200 öğrenci ile başlamayı planlıyoruz. Çocuklarımızı mülakatla kabul edeceğiz.
    Anadolu Lisesi özelliğindeyiz. Ankara ve İzmir’de benzer projelerin olgunlaştırılması için çalışmalara başlayacağız. Alevi Bektaşi Anadolu Lisesi’nde, Alevi dedeler Kuran’ı Kerim öğrenecek. Dedeler de eğitimden geçirilecek.”

    LİSENİN TEMELİ 14 MART 2015’TE ATILMIŞTI

    Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nin temeli, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın katılımıyla 14 Mart 2015’te atılmıştı.

    Dosteli Yardım Eğitim ve Kültür Vakfı’ ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortak projesi olan okulun müfredatında, “lise eğitiminde yer alan ortak derslerin yanı sıra, Alevi-Bektaşi öğretisine ilişkin derslerin de yer alacağı” belirtiliyor. Müfredatta “Kur’an-ı Kerim, İslam Kültür ve Medeniyeti”, “Alevilik ve Bektaşilik İnancında İbadet ve Uygulamalar”, “Alevi – Bektaşi Tarihi Süreci”, “Tasavvufa Giriş, Büyük Mutasavvıflar ve Öğretileri” ve “Bağlama Eğitimi ve Semah Manası Erkânı” gibi dersler bulunuyor.     (HABER MERKEZİ)

     

  • Yazar Gülfer Akkaya: Analar ve dedeler cinsiyet eşitliği için mücadele etmeli

    Yazar Gülfer Akkaya: Analar ve dedeler cinsiyet eşitliği için mücadele etmeli

    PİRHA- Almanya’da Heidenheim ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi (HAKM) Kadınlar Kolu tarafından gerçekleştirilen “Yol kadındır, sır içinde sır olmayacağız” başlıklı söyleşide kadınların Alevilikteki rollerine ve Aleviliğin erkekleştirilmesine karşı Alevi ailelerin ve kurumların duyarlı olmaları gerektiğine dikkat çekildi. 

    Araştırmacı-Yazar Gülfer Akkaya Heidenheim ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi’nde (HAKM)  “Yol Kadındır, Sır İçinde Sır Olmayacağız” başlıklı bir söyleşi gerçekleştirdi.

    Moderatörlüğü HAKM Eşbaşkanı Ayşe Göçmen’in yaptığı söyleşide Akkaya, Alevi toplumunun teorik olarak da olsa neden kadın erkek eşitliğini kabul ettiğinin izlerini araştırdığını, bu araştırma sonunda Alevilik inancının kadim ve kadıncıl bir inanç olduğunu belirtti.

    Akkaya, Alevilik inanç önderlerinden Hacı Bektaş-ı Veli ile Kadıncık Ana, Bacıyan-ı Rum teşkilatı üzerinden Alevilik süreçlerinin oluşmasında ve Alevi yol önderleri arasında eşitlikçi ilişkilerin nasıl kurulduğuna dikkat çekti.

    “ALEVİLER EVLERİNDE VE KURUMLARINDA DEĞİŞİKLİK YAPMALI”

    Akkaya, ayrıca Aleviliğin nasıl değişerek erkekleştirildiğini, bu erkekleştirmenin nedenleri üzerinde durdu. Erkek egemen dünyada Aleviliğin erkekleştirilmesinin sürpriz olmadığını söyleyen Akkaya, Aleviliğin erkekleştirilmesine etki eden üç temel faktörü; erkek egemen diğer din ve inançlar, devletler ve Alevi erkekler olarak tanımladı. Akkaya, Alevilerin evleri ve Alevi kurumlarında değişiklik yapması gerektiğinin altını çizdi.

    “ANA VE DEDELER CİNSİYET EŞİTLİĞİ İÇİN MÜCADELE ETMELİ”

    Alevi kurumlarını, ana ve dedeleri cinsiyet eşitliği ve erkek şiddetine karşı açık mücadeleye çağıran Akkaya, Alevi kadınların tıpkı inançlarında olduğu gibi eşitlikçi ve özgürlükçü ideolojik zeminde örgütlenmesi gerektiğine işaret etti.

    Söyleşide Almanya Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) GYK üyesi ve AAKB-BW Başkanı Beyhan İpek ve Kadınlar Kolu Başkanı Zahide Güzel çalışmalarını anlattı.

    Akkaya’nın ardından konuşan İpek, Alevi kurumunda çalışan bir kadın olarak kendilerine çok sayıda şiddet başvurularının geldiğine  dikkat çekti. Alevi kurumlarında çalışan kadınların giyimlerinin, sosyal paylaşım alanlarına dek erkekler tarafından denetlenmek istendiğini belirten İpek, ancak kadınların bu tarz erkek şiddetine direndiklerini de kaydetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Asimilasyonun belgeselini çekti: Ölümden öte köy yok, Kader Birdir-VİDEO

    Asimilasyonun belgeselini çekti: Ölümden öte köy yok, Kader Birdir-VİDEO

    PİRHA- Aleviliğini gizleyen, baskı nedeniyle camiye gitmek zorunda kalan üniversite öğrencisi Gamze Çelik, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarının yansımasını ‘Kader Birdir’ ile ekranlara taşıdı.

    Haberin Videosu

    Malatya’nın Pütürge ilçesine bağlı Zarato Köyü’nde yaşayan Gamze Çelik, Karadeniz Teknik Üniversitesi’nde Mimarlık bölümü okuyor. Henüz 11 yaşındayken okulda arkadaşları tarafından Alevi olduğu için darp edilen Çelik, toplum baskısı nedeniyle küçükken camide Kuran kurslarına gitmek zorunda kaldı. Ta ki 2007 yılında köyüne cemevi yapılıncaya kadar.

    Gamze Çelik, 1974 yılında yapılan cami nedeniyle dedelerin taliplerine küstüğünü ve 30 yıl boyunca cemin yürütülmediği Zarato’da yaşananları beyaz perdeye aktardı. İlk gösterimi bu köyde yapılan belgesel, Trabzon Sanat Evi’nde de izleyicileri ile buluştu.

    Gamze Çelik, köyde yaşayan herkes gibi kendisinin de maruz kaldığı toplum baskısını, cami-cemevi ikilemini anlattığı “Kader Birdir” isimli belgeseline ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Malatya’da yaşayan Alevilerin sorunlarını anlatan ‘Kader Birdir’ adlı bir belgesel çektiniz. Bu belgeseli çekme fikri nasıl oluştu?

    Sinemaya sürekli bir ilgim vardı. Üniversitede Binbir İnsan Hakları Belgesel Yapım Atölyesi yapıldı. Bir haftalık sıkı bir eğitim verildi. O sırada dedim ‘Madem ilgim var sinemaya, bu atölyeye gideyim.’ Gittim. Orada senaryo falan yazdık. O senaryolardan iki tanesi seçildi ve bize Belgesel Sinemacılar Birliği ekipman desteği sağladı. Zaten fon olarak da Avrupa Birliği finanse ediyordu. Derdim vardı, fırsat bu fırsat ele alalım bu konuyu dedim.

    Filmin konusu neydi?

    Asimilasyondu. Bu asimilasyonu, toplum baskısını birebir ben de yaşadım. İlkokulda Alevi olduğum için arkadaşlarım tarafından darp edildim, dışlandım. Ondan dolayı bir derdim vardı. İçten içe Alevilik üzerine çalışmalarımız falan vardı. Kendimiz araştırıyorduk, bakıyorduk. Üniversiteye başlayınca daha böyle bir duyarlılık artıyor. Daha fazla şeyle karşılaşıyoruz. Ben üniversite döneminde Yılmaz Güney ile çok fazla zaman geçirdim. Okudum. İnsanların sorunlarını, onların haklarının ellerinden alınması gibi sorunları ele alıyordu filmlerinde. Ondan dolayı aşırı bir hayranlık vardı.

    “YERELDEKİ PROBLEMLERİ GÜN YÜZÜNE ÇIKARMAMIZ GEREKİYOR”

    Filmde neyi amaçladınız?

    Madımak, Çorum Katliamı, Yavuz Sultan Selim’in yaptığı katliamlar gibi büyük çaplı katliamları ele alan belgeseller vardı zaten. Ama benim bu filmi yapmaktaki asıl amacım yerelde de bu tip sorunların, saldırıların, kıyımların da ciddi anlamda olduğunu göstermek. İnsanlar genelde; ‘Ya onlar eskidendi.’ ‘Böyle bir şey yok.’ diyor. Onlar eskiden değil. Ben kendim de o dışlanmayı yaşadığım için dedim ki ‘Yereldeki problemleri bizim gün yüzüne çıkarmamız gerekiyor.’ Araştırdık baktık böyle bir belgesel veya film yoktu Alevilik üzerine. Bundan dolayı böyle bir şey yaptım.

    Siz de orada doğdunuz, büyüdünüz, yaşadınız. Oranın demografik yapısını biraz anlatabilir misiniz?

    Şu anda köyün nüfusu 200 civarında. Köydeki insanlar ticaretle uğraşıyorlar. Ekiyorlar, biçiyorlar bunu satmak zorundalar ki köy kalkınsın. Satmak için o insanlarla ilişki kurmak zorundalar. Onlar da bunlar Alevi diye ilişki kurmuyorlardı, dışlıyorlardı. Bir şekilde kalkınma problemi söz konusuydu. Kendilerini iyi bir şekilde kalkındırabilselerdi onlara yanaşma çabası da iyi görünme çabası da olmayacaktı belki. Toplumun böyle baskısı vardı. Eskiden saldırılar da olmuş. Günümüzde de bu dışlanma daha çok gün yüzünde.

    Bundan sonra mı köye cami yapma fikri ortaya çıkıyor?

    1960 yılından sonra insanlar köyde artık yapamıyorlar. İstanbul’a göç etmeye başlıyorlar. Orada da herkes Sünni, her yerde cami var. Oruç tutuyor millet Ramazan ayında, o tutmuyor. ‘Sen niye tutmuyorsun?’ diyorlar. Bu sefer onu dışlıyorlar, belki iş vermiyorlar. Ne oluyor bir şekilde doğru gelmeye başlıyor. Teknoloji o zaman hat safhada değil. İnsanlar araştırıp öğrenemiyorlar. Herkeste bir geçim derdi var. En büyük problem zaten bu. Onlar ne yapıyorlar köye geliyorlar, diyorlar ‘Şehirde böyle, biz cami yapmalıyız.’ Bir de İstanbul’dan gelenler şehir görmüşler, sözü geçiyor köyde. Onlar da insanlar üzerinde biraz hüküm kuruyorlar bence.

    “DEDENİN DE KABAHATİ VAR”

    Bunlar olduğu için de camiyi kendi yapmış köylü. Camiyi yaptıktan sonra da çevrenin de baskısıyla bazıları inançlarının yanlış olduğunu düşünüyorlar. Çünkü onların hocası var, onlara anlatıyor, arkalarında inanılmaz bir kitle var. Hükümet onlardan. Çok güçlü hissediyorlar kendilerini. Ondan dolayı da bir meydan var. Meydan boş onlara, istedikleri şekilde davranabiliyorlar. Ama Alevilerde bu pek yok. Niye? Çünkü sadece iki tane köy Alevi. Ne yapabilirler ki? ‘Alevilik inancı bizce yanlış, doğru değil. Camiye gitmek gerekir’ düşüncesine sahip insanlar var. Böyle böyle insanların çoğu camiye gidiyorlar. Camiye gittikten sonra dede gelmiyor köye. ‘Siz camiye gidiyorsunuz’ diyor, ‘Siz benim taliplerimsiniz oraya gidiyorsunuz.’ Böyle bir dargınlık oluşuyor. Burada dedenin de kabahati var. Üzerine gitmesi gerekirdi durumun. Ondan sonra köyün neredeyse hepsi artık camiye gitmeye başlıyor.

    Peki cemevi ne zaman kuruluyor?

    2007 yılında köydeki sağlık evini muhtar cemevi olarak işlevlendirdi. Annesinden babasından Alevi inancını, ehlibeyt sevgisini biraz daha fazla alan insanlar ‘‘Artık bizim ibadethanemiz burada biz oraya gidelim’ diyerek cemevine gittiler. Ama bu arada camiye gidenler de var. Sonra dedeler geldi. Bir ara yoğunlaştılar insanları oraya tekrardan toplamak için. Ama yarı yarıya kaldı.

    “DAHA DİŞLİ HOCALAR GELMEYE BAŞLADI”

    Köyde cami hocası var mı?

    Köyde cami hiç boş bırakılmaz. Maksimum 10 gün sonra mutlaka başka bir tanesi gelir. Mesela biz küçükken hoca bütün kapıları çalardı ‘Camiye gelin’ diye davet ederdi. Hatta önceden hocalar geliyorlardı bizdeki o samimiyeti gördükten sonra Alevilere olan bakış açıları değişiyordu. Seviyorlardı o inancı, düşünceleri. Ondan sonra hocaların ailesiyle aralarında problemler çıkıyordu. ‘Sen oraya gittin bozuldun.’ Ondan sonra hoca gidiyordu. Çok fazla hoca değiştiriyordu bizim köy. Biz aslında en başta kendimize katıyorduk gibi bir şey. Ekstra böyle bir çaba yoktu tabi ki de kendiliğinden olan bir şeydi. Daha sonra daha dişli hocalar gelmeye başladı camiye. Ondan sonra biz hepimiz Kur’an kurslarına gittik. Hocalar geliyorlardı diyorlardı ‘Doğrusu bu.’

    “AMAN SAKIN ALEVİ OLDUĞUNUZU SÖYLEMEYİN”

    Hocalar Kuranı öğretmek adı altında başka şeyler yürütüyorlardı. Alevilikten hiç bahsetmezlerdi. Bize kendi kültürümüzü anlatmazlardı. Zaten annelerimiz babalarımız ‘Aman sakın okulda söyleme Alevi olduğunu’ diyorlardı. Niye, çünkü problem. Diyorduk ‘Anne Alevi olmak kötü bir şey mi?’ ‘Yok ama onlar bizi sevmiyorlar’ diyordu. Ondan dolayı hocalar da geliyordu ‘Doğru budur. Gelin bari hiçbir şey yapamıyorsanız çocukları Kuran’a gönderin’ diyerek böyle ekstra bir baskı kuruyorlardı. Gidiyorduk. Beş vakit namaz kılıyorduk, oruç tutuyorduk, Arapça okuyorduk falan. Kuran kursu adı altında bizi Aleviliğe karşı da çok soğuttular. Çünkü bize o empoze edilmiş. Hakikaten Sünni bireyler gibi yetiştik.

    1974’ten cemevinin yapıldığı 2007 yılına kadar olan arada yetişen jenerasyonun Aleviliğe bakışı nasıl?

    O jenerasyon tam benim annemlerin yaşıtları. Dayım filmde de diyor ‘Ben 36 yaşındayım bu yaşıma kadar hiç cem görmedim.’ Sadece benim anneannem çok itikatlı bir insanmış, anlatırmış onlara. Ama ibadetlere dayalı böyle genel inancın içeriği hakkında pek bir fikirleri yok açıkçası. Bir de hep bir korku var. 1974 yılında cami yapıldıktan 2007 yılına kadar köyde hiç cem yapılmamış. Cem yapılmayınca oradaki insanlar cemi göremiyorlar, hep camiyi görüyorlar. Köydeki insanlarda hep bir geçim derdi hayatta kalma mücadelesi var. Durum böyle olunca annemin yaşıtlarından Aleviliği reddedip camiye gidenler de var, annem gibi dayım gibi annesinden babasından gelen ehlibeyt sevgisiyle cemevine giden insanlar da var.

    “ORASINI KARIŞTIRMA”

    Belgeselde konuşturduğunuz insanlarda hala bir tedirginlik var mı? Nasıl karşıladılar bu belgeseli yaparken böyle bir konunun açılmasını?

    Konuşmacıları seçerken kim daha bilgilidir onu ele alarak hareket ettik. Yaşlılar bize anlatıyorlar işte ‘Eskiden böyle oldu, şöyle oldu’ diye. Onlar da zaten anlatacak birilerini arıyorlar. Neler neler vardı belgeselde konu edinemediğimiz. Diyorlardı ki ‘Orasını karıştırma. Onlar çok kötü. Durumlar bozulur, sıkıntı olur. Şimdi siz bunu televizyonda göstereceksiniz de hani zar zor çevre köylerle ilişkiyi düzelttik. Ya şimdi bozulursa. Pek fazla yayınlamayın, ne yapacaksınız.’ Böyle tedirginlikleri vardı.

    Hala kimliklerini saklıyorlar mı?

    Herkes biliyor köyün Alevi olduğunu. Ama konuşma geçtiği zaman diyorlar ki ‘Hepimiz Müslümanız.’ Bir Alevilik Sünnilik muhabbeti pek geçmiyor sanırım. Çünkü insanlar onu yaşamışlar, geçmiş.

    Belgeselin adı neden ‘Kader Birdir’?

    Belgeselin çekimlerini yapmadan bir sene önce köyde çok yaşlı, elden ayaktan düşmüş, zar zor konuşan insanlar vardı. Ağabeyim de telefonla kayıt almıştı köyümüzün tarihi hakkında bilgi almak için. Konuşmacılardan Hacı Parlak ile yaptığı bir konuşmada şöyle demişti: Herkesin gideceği yer aynı. Ne Alevisi, ne Sünnisi. Kader birdir. Yani en sonunda hepimizin gideceği yer orası. Kader birdir iki midir? Birdir yani.’
    Oradan kader birdir lafını sevdik. Ondan sonra belgeselde Mehmet Kasırga vardı, o adamda konuşmasının sonunda denk geldi dedi ki ‘Dünyada her şey yalan. Bir gerçek varsa o da ölümdür. Ölüm de gerçekten hepimizin kapısında mevcuttur.’ Biz de sonuna Kader Birdir dedik. Yani biraz sonuç gibi bir şey oldu.
    Bunların aslında gereksizliğini orada vurgulamak istedik. Kader birdir hepimizin gideceği yer belli. Hepimiz öleceğiz, hepimiz aynı yere gideceğiz. Bunların gereği yok düşüncesi vardı. Belgeselin adı ondan dolayı öyle oldu.

    Belgeseli çekerken sizi en çok ne etkiledi?

    Zaten içinde yaşadığımız için ekstra çok şaşırdığımız bir şey olmadı açıkçası. Genel itibariyle çok samimi bir film çekmeye çalıştık aslında. Kurgusunu yaparken de diyelim Hacı Güngör konuşuyor ardından dayım lafını kapatıyor sanki. Bir masanın etrafında bir muhabbet dönüyormuş havası yaratmaya çalıştım kurguda. Çünkü bizim çekimlerimiz o şekilde yürüdü, çok samimi ilerledi.

    Yeni projeleriniz olacak mı? Olacaksa yine Alevilikle mi ilgili olacak? 

    Yine toplumların sorunları hakkında belgeseller çekmeyi düşünüyorum açıkçası. Ama şu bir iki sene içerisinde değil, biraz daha sonrasında. Sinematografik bilgimi daha da ilerleterek daha iyi işler çıkartma düşüncem var. 12 hizmetler var. Bizim ailemizin hizmeti peyik hizmeti. Peyik hizmetinin üzerine Anadolu’nun çeşitli yerlerinde o peyik hizmetlerinin hikayelerini belki ele alabilirim temel olarak.

    Filmin gösterimleri nerelerde oldu? Galasını nerede yaptınız?

    Filmin galasını köyde yapmıştık bu yaz. Köylülerin hepsini topladık böyle açık hava sineması gibi oldu.

    “BİZİM DERDİMİZE TERCÜMAN OLDUN”

    Tepkiler nasıl oldu?

    Dayım, babam falan şey diyorlardı; ‘Gamze çok emek verdin hevesleniyorsun ama köylüler film gibi bir şeye alışık değil. İzlemeye kimse gelmez. Çoluğunu çocuğunu gönderir. Sen yine de beklentiyi yüksek tutma. Az kişi gelebilir.’ Köyde 90 hane var, hepsinin kapısını çaldım davetiyeleri bıraktım. Her birinin birer çayını içtim. Ondan sonra dedim ‘Çoluk çocuk ne varsanız gelin. Köyümüzün genel bir sorununu dile getiriyoruz burada. Hepinizin gelmesi gerekiyor diye düşündüm.’ Ondan sonra köyün gençleri de yardım ettiler. Okulun önünde sandalyeleri falan dizdik, perde astık. Sonra insanlar akşam 8 civarı geldiler. Beklediğimin çok çok üstünde bir kalabalık toplandı.

    Filmi izledikten sonra soru cevap bölümünde; ‘Derdin neydi senin?’ dediler. Asimile olan kesim aslında bunu söyledi. Camiye gitmeye başlamış ve Alevilik kültüründen soğumuş olan kesim tepki gösterdi ‘Bu ne?’ diye. Orada böyle bir münakaşa gibi şeyler oldu. Ama geneli çok beğendiler, takdir ettiler. Bunun devamının gelmesini istediklerini söylediler. ‘Bak biz şimdiye kadar söyleyemiyorduk. Sen bizim dilimize tercüman oldun. İyi yaptın gösterdin bunu. Herkese göster. Biz asimile olmayalım, sürekli cemler yapılsın’ gibi yorumlar yaptılar. İnsanlarda bunun özlemi de vardı.

    Suay ABAK/Sevim KAHRAMAN
    İSTANBUL

  • Pir Erzincan: Aleviler birlik olup çocuklarını kuran dersine göndermemeli-VİDEO

    Pir Erzincan: Aleviler birlik olup çocuklarını kuran dersine göndermemeli-VİDEO

    PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Cemevi Dedesi ve Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan 1. ve 2. sınıflarda kuran dersi verilmesine tepki gösterdi. Erzincan, “Biz kimsenin öğretisine karışmıyoruz, kimse de bizim inancımıza müdahale etmesin. Alevi, Alevi olarak Aleviliğini yaşasın, Sünni Sünni gibi yaşasın, Hristiyan, Hristiyan gibi yaşasın” dedi.

    Haberin videosu

    HBVAK Dedesi ve Celal Abbas Ocağından İbrahim Erzincan 1. ve 2. sınıflarda kuran dersi verilmesine ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    “ALEVİLER BİRLİK İÇİNDE OLMALI”

    Anaokulu ve temel okullarda da kendi inançlarını verebilirler ancak, Alevi çocuklarını oralara götürmemeleri için Alevilerin birlik içinde olması gerektiğini belirten İbrahim Erzincan, “Biz kimsenin inancına, kimsenin öğretisine karşı değiliz. Biz Aleviyiz, ehlibeyt taraftarıyız ve yol erkan gören insanlarız. Onun için biz yolumuza bakarız. Her ne kadar onlar bizi zorlasalar da biz onlara hep birlikte karşı duracağız” dedi.

    Kurumlar içinde yapılan yanlışa dur denmesi gerektiğini belirten Erzincan, “Biz bunları yapamazsak bunlar, aynı büyük balığın küçük balığı yuttuğu gibi bizi yutup bitirmeye çalışacaklar” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLİKTE İNSAN VARDIR”

    Alevinin Allah’ını, kuranını bildiğini ancak Alevi öğretisinin farklı olduğunu vurgulayan Erzincan, “Alevilikte insan vardır. Merkezine insanı koymuş ve kul hakkı vardır.  Cemde biz önce bir rızalık alırız, dargın, küskün var ise barışır sonra cemin birliğine varılır. Ama o inançların içerisinde böyle bir şey  olmadığı için bizim öğretimiz olamaz” ifadelerini kullandı.

    Pir İbrahim Erzincan, “Biz kimsenin öğretisine karışmıyoruz, kimse de bizim inancımıza müdahale etmesin. Alevi, Alevi olarak Aleviliğini, yaşasın, Sünni Sünni gibi yaşasın, Hristiyan, Hristiyan gibi yaşasın. Önemli olan bu ülkede laik demokratik özgür bir halde yaşamamızdır” dedi.

    “ALEVİLİK, SÜNNİLİK GİBİ DERDİMİZ YOK”

    Alevilik, Sünnilik gibi dertlerinin olmadığı belirten Erzincan, “Bizim, ben, sen, şu, bu deme derdimiz yoktur. Çünkü Hacı Bektaş-i Veli ‘Ellerin kabesi var, benim kabem insandır’ diyor. Benim kabem Alevidir, Sünnidir, Hristiyan demiyor. Mevlana ne diyor, ‘Ne olursan ol yine bana gel’ diyor. Alevi gelsin, Sünni gelmesin demiyor” şeklinde konuştu.

    “CEMEVLERİNİ GÖRMEZDEN GELMESİNLER”

    Erzincan, “Kendi kuran kurslarını yapıyorlarsa yapsınlar; ama bu kuran kurslarını yaparken cemevlerini görmezden gelmesinler . Biz elbette cemevlerimizi yasal statüye kavuşturacağız. Bugün bizim cem evlerimiz AHİM tarafından kabullenildi. Ancak bizim ülkede cemevlerimiz halen resmi statüye kavuşmadı” dedi.

    KENDİNE BENZER DEDE YETİŞTİRİYORLAR”

    Dede yetiştirdiklerine dikkat çeken İbrahim Erzincan, “Bunlar dede yetiştiremez bunlar kendine benzer dede yetiştirirler. Bizim dedelerimiz kendi içimizde ve çekirdekten, çocuğunu büyüterek yetiştirerek olur. Ben babamın dizinin dibinde öğrenerek yetiştim geldim. Bunu böyle görerek geldim” dedi.

    Dört kitabın dördünün hak ve hepsinin de kutsal olduğunu belirten HBVAKV Dedesi ve Celal Abbas Ocağı’ndan İbrahim Erzincan konuşmasına şu dörtlükle son verdi:

    Göremiyorsam gerçek varlığı, Alevi olsak, sünni olsak ne çıkar

    Sanat etmişsek sahtekârlığı, Alevi olsak, sünni olsak ne çıkar

    İnsanlık gider iken ileriye, birilerinin inadıyla kaldık geriye

    Gelmedi isek o cehaletten beriye, Alevi olsak, sünni olsak Hristiyan olsak ne çıkar.

    Hidayetin kemalin olmasa, bizden insanlara fayda olmazsa

    Marifet suyunda kabımız dolmazsa, Alevi olsak, sunni olsak ne çıkar.

    Daimiyim ilme, bilime,  fazilete  sahip olamazsam, elime dilime, belime sahip olamasam, Alevi olsak sünni olsak ne çıkar.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Yazar Mehmet Kabadayı’nın yeni kitabı ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yolu Yürütenler 1. cilt’ çıktı

    Yazar Mehmet Kabadayı’nın yeni kitabı ‘Hakk ve Hakikat Aşkına Yolu Yürütenler 1. cilt’ çıktı

    PİRHA – Yazar Mehmet Kabadayı’nın yeni kitabı “Hakk ve Hakikat Aşkına Yolu Yürütenler 1. cilt” Can Yayınları’ndan çıktı. Çeşitli ocaklardan dedeler ve pirlerle yapılan röportajlardan oluşan kitapta ocak, ikrar, pir, dede, mürşit, rehber, talip, rızalık şehri, cem, Hakk, 4 kapı 40 makam, dergah, müsahiplik, devri daim olmak; Allah Allah, Allah eyvallah, aşk ile, hü erenler gibi kavramların Alevi inancındaki anlamlarına ışık tutuyor.

    Yazar Mehmet Kabadayı’nın Can Yayınları’ndan çıkan “Hakk ve Hakikat Aşkına Yolu Yürütenler” kitabının 1. cildinde Alevi inancında önemli bir yer tutan birçok kavramın ne anlama geldiği, inanç içindeki önemi okuyucuya açık bir şekilde sunuluyor.

    ALEVİLİKTE OCAK SİSTEMİNİN ÖNEMİNE IŞIK TUTUYOR

    Çeşitli ocaklardan pirler ve dedelerle yapılan röportajlardan oluşan kitapta Alevilikte ocak sisteminin önemi de anlatılıyor.  Alevilerin ocak sisteminin iyi incelendiği taktirde farklı bölgelerdeki Alevi topluluklarının ocak aidiyeti etrafında nasıl bir araya geldiklerinin gözler önüne serildiği kitapta, Alevilikte her Alevinin bağlı olduğu bir Ocağı, Pir’i ve Dedesi olduğunu, Alevi pirlerinin insanı, doğayı ve sevgiyi temel alan Alevi inancını bu topraklarda kök salmasını sağlayıp, yolu bugüne kadar sürdürdükleri belirtiliyor.

    Aleviliğin toplumsal değerleri ve inançsal ritüellerin anlamlarının ve bölümlerinin açıklandığı kitapta, Alevilikte evlilik ve nikah, Alevilikte Hakk’a yürüme erkanının yapılması ve Hakk’a yürüme erkanında rızalık bölümü, gülbeng bölümü, erkan bölümü ve Can’ın sırlanma erkanı gibi bölümler de yer alıyor.

    MEHMET KABADAYI KİMDİR?

    Mehmet Kabadayı, Çorum’un Alaca ilçesine bağlı Büyük Keşlik Köyü’nde (Nesimi Keşlik) dünyaya gelmiş. Küçük yaşta annesini kaybeden Kabadayı, ilkokulu köyünde okumuş, öğretmeni ve babasının teşvikiyle Ankara Hasanoğlan Öğretmen Okulu’nun sınavlarına girmiş ancak bazı olumsuz faktörlerden dolayı okuyamamış. Küçük yaşlarda inşaatlarda çalışmaya başlayan Kabadayı devrimci düşünceyle tanışmış. Kabadayı yazın hayatına Türkiye Sosyal Demokrat Dergisi’nde başlamış ve devamında Sultangazi Özgür Haber, Piryolu Haber, Alevizyon Haber, Alevinet Haber internet sitelerinde, Bizim Yaşam Gazetesi, Semah Dergisi, Kızılbaş Dergisi, Zülfikar Dergisi’nde yazılar yazdı. Hala Alevinet Haber, Kızılbaş Dergisi ve Zülfikar Dergisi’nde yazmaya devam ediyor. (HABER MERKEZİ)

  • Enver Can Dede: Muharrem Orucu ile Ramazan Orucu aynı kefeye konulamaz

    Enver Can Dede: Muharrem Orucu ile Ramazan Orucu aynı kefeye konulamaz

    PİRHA – İstanbul Çekmeköy CHP Belediye Meclis Üyesi Ali Abbas Coşkun’un katıldığı bir iftar yemeğinde Muharrem Orucu ile Ramazan Orucunun Hak katında aynı olduğunu sosyal medya hesabında paylaşması üzerine tepkiler geldi. Alevi Dedesi Aziz Baba Cemevi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can tepki gösterdi. 

    İstanbul CHP Çekmeköy Meclis Üyesi ve aynı zamandan Hubyar Ocağı dedelerinden olan Ali Abbas Çoskun, CHP Belediyesi’nin düzenlediği Ramazan iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, ‘ Muharrem Orucu ile Ramazanda tutulan orucun aynı olduğunu’ söylemesi, sosyal medyada Alevi dedelerinin tepkisine yol açtı.

    Coşkun’un sosyal medya üzerinden  Muharrem Orucu ile Ramazanda tutulan orucun aynı olduğunu söylemesine, Aziz Baba Cemevi Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can Dededen tepki geldi. Can, “Birilerinin hoşuna gitsin diye Kerbela’da katledilenlere uygulanan zulmü unutmamak ve yassını tutmak için 12 gün boyunca su içmeden Aleviler’in tuttuğu oruç ile ramazanda tutulan oruç aynı kefeye konulamaz” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Gündüz: Zorunlu din dersleri Emevi zihniyetinden gelme-VİDEO

    Gündüz: Zorunlu din dersleri Emevi zihniyetinden gelme-VİDEO

    PİRH- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararına rağmen zorunlu din derslerinin halen okullarda uygulanmasına bir tepki gösteren Sultan Gözü Kızıl Ocağı ve Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Dedesi Erbay Gündüz, kızının girdiği liseye giriş sınavında kazandığı 221 puan ile zorla imam hatip lisesine kayıt yaptırıldığı ve din dersinin dayatıldığını söyledi.

    Zorunlu din derslerine ilişkin Sultan Gözü Kızıl Ocağı ve Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Dedesi Erbay Gündüz PİRHA’ya konuştu.

    Gündüz, kızının puanından dolayı imam hatip lisesine yazıldıktan sonra yaşadığı sorunları şöyle anlattı:

    “Kızım girdiği liseye giriş sınavında 221 puan aldı. Puanı gereği imam hatip lisesine yazılarak zorla din dersi dayatılıyor. Ancak ben bir Alevi inanç önderi olarak kızımın imam hatip lisesinde okumasını istemiyorum. Çünkü ben kızımın benim din anlayışıma ve inancıma göre yetişmesini istiyorum. İlçe milli eğitim müdürlüğüne bu sebeple 3 defa dilekçe verdim. Dilekçemin kabul edilmesi için Alevi olduğumu belirtmem gerektiğini ancak o zaman İstanbul Büyükşehir Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kabul edileceğini söylediler. Ancak bir Alevi dedesi olarak çocuğumun din dersi görmemesi için verdiğim 3 dilekçe de kabul edilmedi.”

    “ZORLA DİN DERSİ ÖĞRETİLMEMELİDİR”

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için mücadele yürüttüğünü vurgulayan Gündüz, “Tüm siyasi partilere zorunlu din derslerinin kaldırılması için başvurdum. Ve zorunlu din derslerine hep karşı geldim. Çünkü din Allah ve kul arasındaki bir ilişkidir. Çocuklarımıza biz din dersi ve eğitimi verebiliriz. Zorla din dersi çocuklarımıza öğretilmemelidir” diye konuştu.

    “ÇOCUKLAR BİLİMLE VE İLİMLE YETİŞMELİDİR”

    “Beni razı etmeyen bir hükümete ben nasıl rızalık vereyim de çocuğumu imam hatip lisesinde okutayım” diyen Gündüz konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Benim çocuğum bilimle ve ilimle yetişmelidir. Ben din karşıtı biri değilim. Ancak bir inanç önderi olarak Türkiye’deki Alevi çocuklarının üzerindeki baskıları ve zorunlu din dersi dayatmasını kaldırsınlar. Alevi çocukları daha özgürce yaşayabilsin ve din dersi almak isteyen kendi isteğiyle alsın.”

    “CEMEVLERİMİZDE DÖRT KAPI KIRK MAKAMI ÖĞRETİYORUZ”

    Sultan Gözü Kızıl Ocağı ve Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Dedesi Erbay Gündüz sözlerine şunları ekledi:

    “Biz cemevlerimizde dört kapı, kırk makamı öğretiyoruz. Mevcut müfredattaki Sünni İslam anlayışını öğretmiyoruz. Çünkü Sünni İslam anlayışı Emeviler’den günümüze gelen ve bize dayatılan bir anlayıştır. Bu nedenle çocuklarımızın zorunlu din dersi görmesine karşıyız.” (HABER MERKEZİ)

    HABERİN VİDEOSU

  • ‘Din dersinden muaf olmak için dilekçe verilmeli’

    ‘Din dersinden muaf olmak için dilekçe verilmeli’

    PİRHA – Zorunlu din derslerine yönelik Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Tokat’ta yaşayan Alevi yurttaş Yılmaz Çoşkun, “Bu ülkede yaşayan ve insanım diyen herkesin Alevilerin hakkını savunması gerekiyor” dedi. 

    Mahkeme kararlarına rağmen okullarda din dersinin zorunlu olmasına tepki gösteren Tokat’ta yaşayan Alevi yurttaş Yılmaz Çoşkun PİRHA’ya konuştu.

    Ben anneden ve babadan doğma bir Alevi vatandaşıyım diyen Yılmaz Çoşkun, insanlar öncelikle haklarına sahip çıkmalı ve sonra da diğer haklara saygı duymalıdırlar. Bu ülkede yaşayan ve insanım diyen herkesin Alevilerin hakkını savunması gerekiyor” diye konuştu.

     “BAĞIRIP ÇAĞIRMADIKÇA HAKLARIMIZI ALAMIYORUZ”

    “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) vermiş olduğu kararın uygulanması için bütün Alevi aileleri, çocukları ile zorunlu din dersinden muaf olmak ve Alevi dersleri almak istediğini belirtmek için dilekçe vermelidir” diyen Çoşkun, “Haklarımızı aramadıkça ve bağırıp çağırmadıkça bu ülkede haklarımızı alamıyoruz maalesef. Avrupa’ya göç edip giden Aleviler belli bir mücadele sonucu Alevi hocaları ile Alevilik dersleri alıyorlar. Kısacası mücadele etmedikçe hiçbir hakkın verilmediğini” ifade etti.

    “BUGÜNKÜ DEVLETÇİ ANLAYIŞ 12 EYLÜL DÖNEMİNDE DE VARDI”  

    Tokat’ta yaşayan Yılmaz Çoşkun zorunlu din derslerine ilişkin şunları ifade etti:

    “Bugünkü devletçi anlayış 12 Eylül döneminde de vardı. Din dersi zorunlu değildi. Ancak din dersi ve ahlak bilgisi dersi aynı ders programının içinde yer alıyordu. Ve din dersine girmeyen ahlak bilgisi dersinden de kalıyordu. Çünkü iki dersi de aynı hoca veriyordu. Alevi halkı kendi hakları için mücadele vermelidir. AİHM’in vermiş olduğu kararın altını doldurmak için Alevi toplumu elinden geleni yapmalıdır. Çünkü bu ülkede Alevilik verilmek istenseydi zaten verilirdi.”

    “DEDELERE MAAŞ VERİLMESİNDEN DE YANA DEĞİLİM”

    “Türkiye’de bir Alevi kitlesi var ve asırlardan beri kendilerine has bir yaşam tarzları var” diyen Çoşkun, devletin Alevilere yönelik tutumunu şu sözlerle ifade etti:

    “Devletin Alevilere bakış açısı yıllardır değişmedi. Her zaman olduğu gibi yaşadığımız bu dönemde de devlet Alevileri sadece parçalamak ve bölmek istiyor. Aleviler için çalıştaylar yapıldı ve Alevilikle ilgisi olmayanları Alevilerin başına getirdiler. Duyarlı ve özüne sahip bir Alevinin yapması gereken şey şudur: Yıllardır devletin baskılarına rağmen inancını nasıl yaşatabildiyse ve yaşadıysa bugün de aynısını yapmalıdır. Devletin bütçesinden pay alan diyanet işleri başkanlığının kaldırılmasından yana olan bir Alevi olarak devletin sanki bir muhtaçlık ve ihtiyaç varmış gibi dedelere maaş verilmesinden de yana değilim. Çünkü bizim ne inancımızda ne de ibadetimizde para karşılığı ibadet yapmak yoktur. Diğer din ve inançlarda da böyle bir şey yoktur.”

    “İBADETİMİ CEMEVİNDE YAPMAK İSTİYORUM”

    Çoşkun, “Devletin Alevileri asimile edip ve parçalamasına karşı da herkesin çok duyarlı olması ve karşı çıkması gerekiyor. Bizim inancımızda sadece yaşamak vardır. Birileri camiye gidip ibadet yapıyorsa ben de inancım gereği Cemevine gidip ibadetimi yapmak istiyorum. Bizim inancımız eğer bir yaşam tarzı ise Cemevlerini de bir yaşam tarzı olarak görmemiz gerekiyor. Yoksa her köye bir Cemevi yapmak ve bir Dede atamak demek karşı çıktığımız gericiliğe Aleviler de hizmet ediyor demektir” diye ifade etti.

     

    HABERİN VİDEOSU

  • Gazi Cemevi Gençliği’nden Hızır konferansı

    Gazi Cemevi Gençliği’nden Hızır konferansı

    PİRHA- İstanbul Gazi Cemevi Gençliği, Aleviler için önemli olan Hızır ayına yönelik düzenledikleri konferansta bir araya geldiler.

    İstanbul Gazi Mahallesinde bulunan Gazi Cemevi Gençlik Kurulu ‘Aleviler Hızır için buluşuyor’ konulu konferans düzenledi. Konferansta, Aleviler için Hızır ayının anlam ve önemi anlatıldı.

    Ağuçan Ocağı Piri Hıdır Canan ve Baba Mansur Ocağı Piri Mehmet Karabulut’un konuşmacı olarak katıldığı konferansta Hak Aşkına ve Pir Aşkına deliller yakıldı, deyişler okundu, Hızır lokması dağıtıldı.

    Pir Hıdır Canan, “Hızır ayı bolluk ve bereket ayıdır. Hızır’ın Zorda, darda kalana yardım ettiğini ayrıca birlik ve beraberliği sağladığını” ifade etti.

    Gazi Cemevi’nde yapılan konferans dedelerin okuduğu dualarla son buldu. (HABER MERKEZİ)

    HABERİN VİDEOSU

  • Ataşehir Cemevi’nde Hızır lokmaları dağıtıldı

    Ataşehir Cemevi’nde Hızır lokmaları dağıtıldı

    PİRHA- Hızır orucunun son günü olan 16 Şubat Perşembe günü Pir sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı Ataşehir Cemevi’nde, lokmalar paylaşıldı, dualar edildi, çerağlar uyandırıldı, 12 hizmet yapıldı.    

    “HIZIR AYI BOLLUĞUN VE BEREKETİN SİMGESİDİR”

    Hızır Cemi için gelen alevi yurttaşlar, PİRHA’ya Hızır’dan  beklentilerini anlattılar:

    “Hızır ayının bolluğun ve bereketin simgesi olduğu gibi aynı zamanda da bahar aynın müjdecisidir. Hızır’da herkes birlik, beraberlik ve dayanışma içinde olmalıdır. Savaşlar son bulsun, bir an önce tüm dünyaya barış gelsin. Türkiye’deki bu zor günler bir an önce bitsin, herkesin yan yana olduğu, ölümlerin katliamların olmadığı huzurlu güzel günlerin gelmesi için Hızır’a dua ediyoruz.”

    Cemevi Dedesi lokma duası verdikten sonra Muharem Temiz ve zakirler deyişler okudu. Daha sonra Cemevi Dedesi rızalık alarak kapıyı mühürletip Hızır Cemini ve on iki hizmeti başlattı.

    Cemdeki on iki hizmet ve sahipleri şunlar:

    1-Dedelik (mürşitlik): Cemi yönetir.
    2. Rehberlik : Görgüsü yapılanlara ve ceme katılanlara yardımcı olur.
    3. Gözcülük: Cemde düzeni ve sükuneti sağlar.
    4. Çerağcılık (delilcilik): Çerağı yakılması, meydanın aydınlatılması ile görevlidir.
    5. Zakirlik (aşıklık):  Deyiş, Düvaz, miraçlama söyler. Bağlama çalarlar. Genellikle üç kişidir.
    6. Ferraşlık (süpürgeci): Süpürgecilik yapar,  gerekirse rehbere yardım eder. Cemevinin temizliğinden sorumludur.
    7. Sakkalık (İbrikçilik): Sakka ve el suyu dağıtır.
    8. Kurbancılık (sofracılık): Kurban ve yemek işlerine bakar, lokma dağıtır.
    9. Tezekkarlık (İbriktarlık): Tarikat abdestini aldırır.
    10. Peykçilik (Davetçilik): Cemi  komşulara haber verir.
    11. İznikçilik (meydancılık): Cemevinin temizliğine ve düzenine bakar.
    12. Bekçilik (kapıcı): Cem’in ve Cem’e gelenlerin evlerinin güvenliğini sağlar, beklerler.

     

    İsmet SEFER

    HABERİN VİDEOSU

  • Alevilere nefret duyan akademisyene sert tepki-VİDEO

    Alevilere nefret duyan akademisyene sert tepki-VİDEO

    PİRHA- “Aleviler dine dair her şeyi yanlış anlamış, Aleviler içki içip sapıtıyorlar” ifadelerini kullandığı belirtilen Öğretim Üyesi Bekir Kürşat Doruk’a bir tepki de Okmeydanı Cemevi yönetici ve pirlerinden geldi. 

    “Aleviler dine dair her şeyi yanlış anlamış, Aleviler içki içip sapıtıyorlar” ifadelerini kullandığı belirtilen Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde Öğretim üyesi olan Yrd. Doç. Dr. Bekir Kürşat Doruk’a Alevi toplumunun tepkileri dinmek bilmiyor. PİRHA’ya konuşan Okmeydanı Cemevi Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Şahin, Yönetim Kurulu Sekreteri Turan Çelikçi ve Baba Mansur Ocağına mensup Okmeydanı Cemevi Piri Eren Yıldırım da tepki gösterdi.

    “BU ZİHNİYETTEKİLERİN EĞİTİMCİ OLMASI İÇ AÇICI DEĞİL”

    Bu ülkede Alevilere ağır söylemlerde bulunan bu gibi öğretim üyelerini ciddiye almadığını ifade eden Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Aleviler içip içip sapıtıyorlar gibi ithamları çirkin buluyorum. Bu ülkenin geleceği olan gençlere bu tür zihniyetin eğitim vermesi ülkenin geleceği ve birliği açısından iç açıcı değildir, Biz Aleviler bu gibi insanları, bilim insanı olarak görmüyoruz” dedi.

    “BİLİM ADAMI TARAFSIZ VE OBJEKTİF OLMALIDIR”

    Okmeydanı Yönetim Kurulu Sekreteri Turan Çelikçi, “Bilim adamı sıfatına giren bu tür kişilerin, Alevilere yönelik bu tür söylemleri kullanmasını doğru bulmuyorum” dedi.

    Çelikçi,”Bilim adamı tarafsız ve objektif olmalıdır. Bu tür söylemlerde bulunan kişiler Türkiye’de denkliği olmayan Üniversiteler’de profesörlük unvanını alıp ülkemizde eğitim vermektedirler” diye ifade etti.

    “BU GİBİ İNSANLARI BİLİM ADAMI OLARAK GÖRMÜYORUZ”

    Çelikçi son olarak şunları ifade etti, “Bu tür kişiler siyasi iktidara ve belirli çevrelere yaranmak için Alevilere yönelik ağır itham ve söylemlerde bulunuyorlar. Dolayısı ile bu gibi insanları bilim adamı olarak görmüyoruz. Aleviliğin barıştan, eşitlikten ve hukuktan yana bir düşünceye ve inanca sahip olduğunu, dolayısıyla bu tür düşünce kalıplarına sığmayacağını” belirtti.

    Alevilere yönelik tarih boyunca yapılan asimilasyon ve yok sayma politikalarının bir devamı olduğunu belirten, Okmeydanı Cemevi Piri Eren Yıldırım, “ Yüzyıllardır biz Alevilere yönelik yapılan oyunlar, asimile politikaları, ötekileştirmeler ve ayrıştırmalar devam etmektedir. Profesör ve akademisyen unvanı almış kişilerin bu gibi söylemlerde bulunması rahatsız edici bir davranıştır. Biz Aleviler’de öğretmen pir, mürşit ve rehber demektir” diye belirtti.

    “MUM SÖNDÜ’YÜ YARATAN ZİHNİYETLE BUGÜNKÜ ZİHNİYET AYNI”

    Bu ülkede yaşayan 15 milyona yakın Alevi yurttaşın olduğunu ifade eden, Pir Yıldırım, Alevi halkı hep nefret söylemlerine maruz kaldı, ötekileştirildi ve yok sayıldı. ‘Mum söndü’yü yaratan zihniyet ile bugünkü zihniyet aynı zihniyettir. Alevilere yönelik bu saldırılar ve nefret söylemleri her alanda olduğu gibi eğitim alanında da yapılıyor. Bizim inancımız da ‘İncinsen de incitme’ felsefesi yer alıyor. Alevilik barış, eşitlik ve adalet demektir, onlar varsın Aleviliği ve Alevileri böyle bilsinler. Biz yüzyıllardır Pir Sultan’dan ve Hüseyinler’den aldığımız güzel ahlaklı felsefeyi yaşatmaya devam edeceğiz,” dedi.

     

    HABERİN VİDEOSU

    İsmet SEFER – İSTANBUL

  • Hakka yürüyen Cilasun dede için DAD açıklama yaptı

    Hakka yürüyen Cilasun dede için DAD açıklama yaptı

    PİRHA-Alevi Piri Ali Haydar Cilasun’un hakka yürümesi vesilesiyle  (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaptı.

    27 Aralık 2016’da hakka yürüyen ve Almanya’nın Başkenti Berlin’de sırlanan Alevi Piri Ali Haydar Cilasun’un hakka yürümesi vesilesiyle Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi yazılı bir açıklama yaptı.

    DAD Genel Merkezi tarafından yaptığı yazılı açıklamada, “Yol ulumuz Pirimiz Ali Haydar Cilasun hakka yürüdüğü haberini üzüntü ile aldık. 90 yıllık ömrünü Alevi yoluna ve felsefesine adamanın yanında mazlumların saflarından hiç ayrılmayan pirimiz, biz yol taliplerine büyük değerler bırakarak dünyasını değiştirmiştir. Ak sakalındaki nurla her daim yolumuza ışık olmuştur. Başta Aleviler olmak üzere tüm ezilen halklarımızın başı sağ olsun. Nur içinde yatsın devri daim olsun” denildi.

    (my/

     

  • Alevi mahkum için dede bulunamadı!

    Alevi mahkum için dede bulunamadı!

    Alevi mahkumun dedeyle görüşme isteğinin reddedildiği iddia edildi. Mahkumun daha önce kabul edilen başvurusu,  Ankara Batı Başsavcılığı’nın itirazı üzerine,  ‘güvenlik’ iddiasıyla kaldırıldı.

    Cumhuriyet’tin haberine göre Sincan F Tipi Cezaevi’nde hükümlü olan Miktat Algül’ün, her hafta düzenli olarak Alevi dedesi ile görüşme talebi ile yaptığı başvuru Ankara Batı İnfaz Hakimliği tarafından kabul edildi. Ankara Batı Başsavcılığı bu karara itiraz edince Ankara Batı 2. Ağır Ceza Mahkemesi izin kararını kaldırdı. Mahkemenin kararında “Kurumun yüksek güvenlikli olması, örgüt mensuplarının tehlikeli suçları ile yoğunluk sebebiyle de birbirleriyle hasımlı olanların barındırıldığı gözönüne alındığında, güvenlik koşullarının elverişliliğinin öncelikli olduğu, emniyet araştırması yapılmadan görüş yaptırılmasında hükümlünün talebinin kişiye özel uygulamalar doğuracağı, ilerde benzer olaylarda diğer hükümlüler için emsal teşkil edeceği ve idareyi de zafiyete uğratabileceği ve kurum güvenliğini olumsuz etkileyebileceği” denildi. Bunun ardından Algül adına Eşit Haklar İçin İzleme Derneği Kamu Denetçiliği Kurumu’na (Ombudsman) başvurdu. Kamu Denetçisi Mehmet Elkatmış, 20 Ekim 2016 tarihli kararda yargı organlarınca karara bağlanmış uyuşmazlıkların Kamu Denetçiliği Kurumu tarafından incelenemeyeceği gerekçesiyle, başvuru incelenmeksizin reddetti.

    KURUMLARA YAZI GÖNDERİLDİ

    Elkatmış, başvuru nedeniyle derneğe gönderdiği yazıda ise taleple ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Buna göre, Kamu Denetçiliği Kurumu, Adalet Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı’na birer yazı göndererek “ilgili sivil toplum örgütleri ile (örneğin Alevi Bektaşi Federasyonu) protokol imzalanıp imzalanamayacağı, AİHM tarafından Alevi inancının uygulanmasına ilişkin hizmetlerin kamu hizmeti sayılması, cemevlerinin ibadethane sayılması, Alevi dedelerine kamu görevlisi satüsü verilmesi ve Aleviler için bütçeden pay ayrılmasına yönelik taleplerin reddine yönelik işlemlerin hak ihlali oluşturduğu yönündeki İzzettin Doğan – Türkiye davasında verilen karar” göz önünde bulundurularak muhtemel hak ihlallerinin önüne geçilmesi amacıyla bir çalışmanın yürütülüp yürütülmediğini” sordu. Aynı araştırma kapsamında 6 Alevi örgütü ile Gazi, Hacı Bektaş, Hitit ve Tunceli üniversitelerinden değerlendirmeleri istendi. Elkatmış, Alevi örgütlerinden tutuklu ve hükümlülerle düzenli aralıklarla görüşebilecek dedelerin isimlerini de istedi. Ancak Alevi örgütlerinden bu talebe ilişkin bir yanıt karar tarihine kadar Ombudsmanlığa gelmedi. Son olarak Kamu Denetçiliği Kurumu’nda Adalet Bakanlığı üst düzey yetkilileri ile 27 Eylül 2016’da bir toplantı yapıldı. Bu toplantıya davet edilmiş olmasına rağmen Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan katılım olmadı.

  • İranlı Aleviler zorla Şiileştirilmeyi protesto ediyor

    İranlı Aleviler zorla Şiileştirilmeyi protesto ediyor

    Ehl-i Hak adıyla bilinen İranlı Kürtler “devlet tarafından zorla Şiileştirilmeye çalışıldığı için” ayaklandı.

    Şii yönetimli İran’da Ehl-i Hak ya da Yaresan adıyla bilinen ayin mensupları “zorla Şiileştirilmeye çalışıldığını” iddia ederek devlete karşı protesto yürüyüşleri yapmaya başladı.

    İran Alevileri genellikle İranlı Kürtler ve Kürt- Lor karışımı olduğu belirtilen Lek’lerden oluşuyor. Sayıları 2-3 milyon olduğu bilinen Ehl-i Hak Alevileri bıyıklarını uzatmalarıyla tanınıyor.

    Son senelerde İran’ın dini lideri Hamaney tarafından gönderilen Şii din adamlarının Alevi köylerde halkı zorla Hüseyniye ve Şii camilere çağırdığı ve onlara Şii propagandasını yaptığı öne sürülüyor.

    İran’daki Ehl-i Hak Alevilerinin itirazları 3 sene önce Hamedan Cezaevinde bir mensubunun bıyığının zorla tıraşlanmasıyla başladı. Bu olaydan sonra Hasan Razevi adındaki Hamedanlı bir genç kendini yaktı. Bu olaydan sonra Nikmerd Tahiri adındaki bir diğer alevi de İran devletini protesto ederek kendini yaktı. Bu olaylardan sonra duruma itiraz eden Alevi Yaresanlar toplanarak itirazlarının siyasi olmadığını belirttiler ve sonuç alamayınca bir diğer İranlı Alevi meclisin önünde kendini yaktı.

    Tahran yönetimi kendi içerisinde Alevilere çeşitli baskılar uygularken özellikle Türkiye’den Alevi dedeleri İran’a götürüp bedava gezdiriyor, çeşitli hediyelerle taltif ediyor!

    05-12-2016-08-16-8730790005-12-2016-08-16-51020100