Etiket: dede

  • “Bektaş Piroğlu devrimci duruşu olan bir dedeydi”-VİDEO

    “Bektaş Piroğlu devrimci duruşu olan bir dedeydi”-VİDEO

    PİRHA- Alevilik yol erkanına büyük hizmetleri olan ve 9 ay önce hakka yürüyen Çepni Dedesi Bektaş Piroğlu hakkında açıklamalarda bulunan akrabaları, “Bektaş Piroğlu yola büyük hizmetleri olan bir dedeydi. Bunun yanında devrimci bir duruşu da vardı. Nerede ezilen bir halk varsa onlarla birlikte mücadele ederdi” ifadelerini kullandılar. 

    Manisa’da Çepnidere köyünde 30 Eylül 2018 tarihinde geçirdiği kalp krizi sonucu hakka yürüyen Musai Kazım Pirlerinden Çepni dedesi Bektaş Piroğlu yaşamının son yıllarını Ege Bölgesi’ndeki Çepni Alevi köylerinde bulunan talipleri ile geçirirken bu bölgede Alevilik yol erkanına büyük hizmetlerde bulundu. Dedelik hizmetlerinin yansıra gençlik yıllarında tanıdığı devrimci ve solculardan etkilenen ve onları kendisine örnek alan Piroğlu’nun dedeliğinin yansıra devrimci bir duruşu da vardı.

    Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu dedenin Antep Köseler köyünde yaşayan akrabaları Piroğlu’nun yaşamını PİRHA’ya anlattı.

    “HAKKA YÜRÜDÜĞÜNÜ HABER ALDIĞIMDA DÜNYAM YIKILDI”

    Bektaş dedenin çocuklara çocuk gibi yaşlılara yaşlı gibi davranan çok sevilen bir insan olduğunu ifade eden Köseler köyüne gelin olarak gelen teyzesinin kızı Zöhre Keskin, “Ben köye geldiğimde o dönem bizim büyük dedelerimiz vardı. Burada Musaiplik cemleri yapar, kurbanlar keserlerdi. Dedelerimiz hakka yürüdükten sonra bu görevi Bektaş Piroğlu yaptı. Dedelik yapan Bektaş Piroğlu o dönem hayvancılıkla da uğraşarak geçimini sağlıyordu. Dede ile aramız çok iyiydi beni çok severdi. Sürekli yanıma gelip hatırımı sorardı. Bazen de eskilerden bahsederek şakalar yapar gülerdik. Onun hakka yürüdüğünü haberini aldığımda dünyam yıkıldı.”

    “DEDELİĞİNİN YANISIRA DEVRİMCİ BİR DURUŞU VARDI”

    Gençlik yıllarını Bektaş Piroğlu ile geçiren ve hayatı onunla tanıyan onun öğrettiği Alevilik öğretisi ile bugün yaşamını sürdüren Piroğlu’nun büyük oğlu Hüseyin Keskin, Bektaş Piroğlu’nun Alevilik yol erkanına büyük hizmetleri olduğunu ifade ederek, dedeliğinin yansıra devrimci bir duruşu da vardı. Nerede ezilen bir halk varsa onlarla birlikte mücadele ederdi. Bunun içinde büyük sıkıntılar da yaşadı, işkenceler gördü ama yaşamından ve yolundan hiç taviz vermedi.

    “TUTUKLANDI İŞKENCELER GÖRDÜ”

    Piroğlu’nun 12 Eylül döneminde birkaç kez tutuklandığını işkenceler gördüğünü ifade eden Keskin şöyle devam etti:

    “1970’li yıllarının başında gerek Alevilik yol erkanından aldığı öğreti ile gerekse de dünya görüşünden dolayı o zaman ezilen fakirleşen bir toplumun olmasından dolayı o dönemin solcuları olan Deniz Gezmiş ve Yusuf İnan’ın verdiği mücadeleyi görerek etkilenirken devrimci harekatın içinde yer aldı. O dönemler bu bölgede çalışmalar yürüten Teslim Töre ile tanıştı. O dönem arananlar listesinde olan Teslim Töre barınabilmek için bu bölgeyi seçmiş babamla ve dayımla tanışmış birlikte mücadele vermişlerdi. O dönemler toprak bir evimiz vardı ve Teslim Töre bu bölgeye geldiğinde bizim evimizde kalıyordu. O dönemler köyümüzü bir gün Helikopter desteği ile askeriye bastı. Babam ile beraber ormana doğru kaçtık. Kaçtığımız sıradada asker bize ateş ediyordu. Ormanın içine girdikten sonra palamut ağaçlarından kopardığımız dalları kaya dibine mevzi yaparak saklandık ve canımızı kurtardık.”

    “SON YILLARINI EGE BÖLGESİNDE TALİPLERİ İLE GEÇİRDİ”

    “Babam o dönem birkaç kez cezaevine girdi. Elektriğe verilerek çeşitli işkencelerden geçirildi” diyen Keskin, “Babam tutuklu iken bir gün dedem yemek ve elbise götürdü. Askerler yaşlı dedemi görünce önce acıyorlar. Sonra Bektaş Piroğlu’nun yakını babası olduğunu öğrenen askerler dedemi içeri alarak ona vurmaya başlayıp işkence ederek babamdan dolayı dede mide tutukluyorlar.” ifadelerini kullandı.

    “BABAM TORUNU ALİ’YE EL VERDİ”

    “Babam dedelik yaparken de sürekli Ege Bölgesinde bulunan taliplerinin yanına giderdi. Orada talipleri ile bir araya gelerek cemler yürütürdü” ifadelerini kullanan Hüseyin Keskin sözlerini şöyle sürdürdü:

    ‘Ege Bölgesinde bulunan taliplerine gittiğinde onların sorunlarını çözer ve talipleri de babamı çok severdi. Son otuz yıllını o bölgede geçirdi. Babam hakka yürüdükten sonra bizlere de büyük görevler düştü. Kendisi hakka yürümeden önce bir vasiyeti vardı hakka yürüdükten sonra dedeliği torunu Ali’nin yapması için bize vasiyeti vardı. Ali şuanda liseye gidiyor. Bir yandan da babamın kendisine el bırakmasından sonra Alevilik yol erkanına öğrenerek kendisini bu yolda geliştiriyor.”

    “BİZİM İÇİN BEKTO YOLDAŞTI”

    “Bizim açımızdan Bektaş Piroğlu dedeliğinin yanı sıra ‘Bekto yoldaş’tı. Sadece dedelik değil dönemin koşullarına göre ezilen hangi halklar olursa onlarla birlikte mücadele ederdi” diyen yeğeni Hüseyin Keskin şunları ifade etti:

    “Köy meydanında bulunan babasından kalma iki odalı bir evi vardı. Bir odasında hayvanlarını besliyordu. Diğer odada çanağı ve çömleği ile birlikte siyasi toplantılar yapılırdı. Yaşamı boyunca köy halkı ile dedelikle siyasi olarak iç içe samimi davranan art niyeti olmayan biriydi.”

    “KOBANİ, SURUÇ SINIRINDA CEM YAPTI”

    Bektaş dedenin Türkiye devrimci hareketinde önemli bir yeri olduğuna vurgu yapan Keskin, “O dönemdeki sol örgütlerden bu gün günümüze kadar olan örgütlerin ve oluşumların içinde yer alarak siyasi bir mücadelede verdi. Örneğin Halkların Demokratik Kongresi HDK içinde yer aldı. Kobani’de yaşanan savaş sürecinden buralardan erzak toplayarak o insanlara gönderdi. Yine Suruç, Kobani sınırında Alevi canlarla birlikte sevgi, muhabbet ve birlik cemi yaparak barış mesajları verdi. Aralarında husumet kavga olan aileleri canları barıştırı.” dedi.

    “BASKI ALTINDA CEMLER YAPILIRDI”

    Çocukluk dönemlerinde Bektaş dedenin cemlerini gördüğünü ve katıldığını ifade eden yeğeni Hüseyin Keskin, “O dönem köyün büyük odasında cemler yapılırdı. Biz daha çocuktuk. Cemler yapılırken gözcüler köyün girişinde nöbet tutardı. Köyün dışından bir ışık görüldüğünde cem yapanlara haber verilirdi. Oradaki canlarda cemi bırakıp dağılmak zorunda kalıyorlardı. Büyük bir baskı altında cemler yapılıyordu. Ama bu gün baktığımızda artık o cemler buralarda yapılmıyor.” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL-ANTEP

  • ‘Asimilasyonun en büyük aracı eğitim’-VİDEO

    ‘Asimilasyonun en büyük aracı eğitim’-VİDEO

    PİRHA – Zorunlu din derslerine ve okullarda mescit yapılmasına tepki gösteren Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Bizim 30 yıldır verdiğimiz mücadelenin ana taleplerinden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılması. Ama bu talep hükümetlerin ya da devletin bir kulağından girip öbür kulağından çıkmasıyla beraber seçmeli din dersleri çıkarttılar. Bu da yetmedi okullarda mescit uygulaması programı var” diye konuştu.

    Gün geçtikçe gericileşen eğitim sisteminde sadece tekçi Sünni İslam anlayışı dayatılıyor. Yaşanan bu tekçiliğe karşı eşit, laik, bilimsel ve anadilde eğitim talepleri yükseliyor.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz zorunlu din derslerine, okullarda mescitlerin yapılmasına, özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’ne ve eğitimde yaşanan gericiliğe ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    1980 darbesi sonrasına bakıldığında asimilasyona neden olan en büyük aracın eğitim olduğuna dikkat çeken Deniz, “İmam hatiplerin açılması, zorunlu din derslerinin dayatılması Alevi öğrencilerini inançsal boyutta çok ciddi etkilemiştir. Hala da etkilemeye devam etmektedir. 30 yıldır verdiğimiz mücadelenin ana taleplerinden bir tanesi zorunlu din derslerinin kaldırılması. Ama o talep hükümetlerin ya da devletin bir kulağından girip öbür kulağından çıkmasının yanı sıra bir yandan da seçmeli din derslerini çıkarttılar. Bu yetmedi okullara mescit uygulaması programını koydular” diyerek tepki gösterdi.

    “KATİLLERİNİZİ SEVİN MESAJI VERİLİYOR”

    Zorunlu din derslerinin uygulamalı olarak mescitlerde yaptırılacağını dikkat çeken Deniz, günümüzde okulların türbe yeşiline boyandığına ve duvarlarına Osmanlı padişahlarının resimlerinin asıldığına değindi. Bu durumun Alevi öğrencilere “Katillerinizi sevin, bunlar iyidir, asıl suç sizdedir, sizin yol önderlerinizdedir, ulularınızdadır” mesajı verdiğini kaydeden Deniz, “Karşısında Yavuz Sultan Selim’in resmi var. Yani bir Alevi öğrenci her gün onu görmek zorunda kalıyor. Bunun bilincinde olan öğrenciler ya okuldan soğuyor ya da eğitimden soğuyor kendini okula ve eğitime vermiyor. Bilinçsiz olan öğrenciye ise kendi katili sevdiriliyor farkında olmadan. Dolayısıyla aslında bir bütün olarak düşünmek gerekiyor.” dedi.

    “BİZ DEDELERİN SERTİFİKA İLE DEDE OLMASINA KARŞIYIZ”

    Laikliğe aykırı olan bu eğitim sistemi ile aynı zamanda Alevilerin tepkisini azaltacak adımların atılacağına ve özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi’nin açılmasının bu adımlardan biri olduğuna dikkat çeken Deniz, “Başta dede yetiştirileceği söylendi. Alevi kurumları olarak biz dedelerin bir kursla, sertifikayla, diplomayla, dede olmasına karşıyız. Bizim 700 yıllık bir ocak sistemi geleneğimiz var. Her yol önderimiz yolda ve ocakta pişer. Yani sertifikayla, birilerinden aldığı kursla hele hele sistemden aldığı kursla yetişemez. Buna karşıyız” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİ DEDESİ YETİŞTİRME LİSESİ ALEVİLERİN ÖNÜN KESECEK BİR TAKTİK”

    Okullarda mescit yapılmasına, çocuklara zorunlu din dersleri ile birlikte uygulamalı olarak Sünni Hanefi inancının dayatılmasına laiklik ekseninde karşı çıktıklarını dile getiren Deniz, özel statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Lisesi ile “Biz de size Alevi lisesi yaptık. Onun içinde de cemevi var, niye ona itiraz etmiyorsunuz?” denilerek Alevilerin taleplerinin önünün kesilebileceğini vurguladı. Deniz, “Aslında Alevilerin itirazının önünü kesecek bir taktik var ortada. Yalnız bu taktiğe bazı Alevi kanaat önderleri, yol önderleri bu yanlışa düşmekte ve orada kendine yer edinmekte. Bu daha sonra devletin bize emsal olarak göstereceği ve bizim birçok talebimizi de karşılıksız bırakacak önünü kesecek bir sürece götürür. Bakacaksak eğer sisteme, gerçek laiklik üzerinden değerler üzerinden bakmamız gerekiyor.” dedi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI ALTERNATİFLER GELİŞTİRİLMELİ”

    Eğitim sistemindeki asimilasyon politikalarına yönelik alternatiflerin üretilmesi gerektiğini vurgulayan Deniz, asimilasyon politikalarına karşı sadece yılda bir okul başlamadan önce miting yaparak, ilçe ve il milli eğitim müdürlüklerinin önünde birer basın açıklamasıyla tepki göstererek ve bireylerin zorunlu din derslerine karşı dava açarak aldığı kararlarla bir sonuca varılamayacağını kaydeden Deniz sözlerini şöyle tamamladı:

    “Zorunlu din dersleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı ile yasaklanmıştır ama hükümet bunu uygulamıyor. Çünkü tehlikeli. Yani bugüne kadar yaptıklarının yanlış olduğunu kabul etmek zorunda kalmış olacaklar. Bunu gerekirse sivil itaatsizlik eylemleriyle gerekirse farklı yöntemlerle daha çok kamuoyu yapıp Alevi canlarımızın duruşunu daha da netleştirmemiz gerekiyor. Tek başına sadece basın açıklamalarıyla iki kurum başkanının yan yana gelip ‘Biz de böyle düşünüyoruz’ demesiyle bu işlerin olmadığını gördük. 30 yıllık hak talep mücadelemizde kazanım olarak elimizde var sıfır. Sadece Alevileri ve Aleviliği meşrulaştırdık mücadeleyle ama yasal olarak aldığımız hiçbir hakkımız yok. Ne AİHM kararlarını dayatabiliyoruz ne bireysel olarak burada Türkiye’de kazanılmış davalar kişiye özel ve çocuğa özel olmuş oluyor. Bir emsal teşkil etmiyor. Emsal teşkil etmediği için de milyonlarca Alevi çocuğu yine bu asimilasyon politikalarına maruz kalıyor.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    ‘Aleviliğin Şiileştirilmesine bazı cemevi başkanları ve dedeler hizmet ediyor’-VİDEO

    PİRHA – Aleviliğin Şiileştirilerek asimile edildiğine dikkat çeken Yazar Süleyman Zaman, Şiileştirme çalışmalarına bazı cemevi başkanları ve dedelerin hizmet ettiğini söyledi. Zaman ayrıca, “Ezilenlerin, dışlananların yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuştur” dedi. 

    Türkiye’de kimi çevrelerin Alevileri asimile etme çalışmaları devam ediyor. Eskiden sünnileştirilmeye çalışılan Aleviler şimdi “Sünnileştiremiyorsak Şiileştirelim” politikasıyla asimile edilmeye, özlerinden koparılmaya çalışılıyorlar.

    Şiileştirme politikaları kapsamında İran’dan Şialar getirilerek çeşitli Alevi derneklerine, dergahlarına, cemevlerine yerleştirip, deyim yerindeyse kaleyi içten fethediyorlar. Öyle ki cemevi cemevi dolaşıp gençler arasında Kur’an ve namazı anlatan misyonerler bile var.

    Alevilerin Şiileştirilerek asimile edilmesine ilişkin Alevi Yazar Süleyman Zaman Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Son dönemlerde Alevilik üzerine çok büyük oyunlar oynandığının altını çizen Zaman, “Ezilenlerin, dışlananların, ötekileştirilenlerin yanında yer alan bir öğreti ve inanç olan Alevilik, egemen inançların her zaman baskısı altında olmuş. Bu nedenle toplumsal ütopyası ve tarihsel boyutu nedeni ile kırımlara uğratılmıştır” dedi.

    “SÜNNİLEŞTİREMİYORSANIZ BIRAKIN ŞİİLEŞTİRELİM”

    Günümüzde de özellikle Alevilik üzerinde büyük oyunların oynandığını dile getiren Zaman şunları kaydetti:

    “Bir zamanlar İran’da ‘Aleviliği eğer siz Sünnileştiremiyorsanız, bırakın biz onları Şiileştirelim’ denilmişti. Bu politikalara günümüzde bazı cemevi yöneticileri ve dedeleri  hizmet ediyormuş gibi bir duygu içindeyim. Bunu neden söylüyorum. Çünkü son dönemlerde cemevlerine gittiğimde özellikle bazı cemevlerinde kuran kurslarının açılması, kadınlarımızın erkeklerle ayrı oturtularak başlarına örtü örtülmeye çalışılması ve bazı Alevilerin Necefe (Kerbelaya) götürülmesi durumu var. Oranın sanki Alevilerin kabesiymiş gibi bir algı oluşturuluyor.
    Alevilik sadece  Ali’yi sevmek, matem orucunu tutmak, teber ve tebeleya sahip olmak, onları savunmak gibi gösteriliyor. Aslında Aleviliği yapan o bütüncül yönlerini unutturarak, Aleviliğin sanki batıni boyutu, toplumsal boyutu yokmuş gibi bunlar unutturulmaya çalışılıyor. Aleviliği Şiilik boyutuna indirgemeye çalışarak Aleviliğin geçmişten getirmiş olduğu o önemli değerler yok edilmeye çalışılmaktadır.”

    “RIZA ŞEHRİ ALEVİLİĞİN ALGISIDIR”

    Aleviliği oluşturan değerlerin yok edilmesine izin verilmemesi gerektiğine işaret eden Süleyman Zaman, “Bizim bedenimizde onlarca organımız biraraya gelip bizi biz yapıyorsa bir beden oluşturuyorsa Alevilik de kadim dönemden bu yana gelen o değerlerin toplamıyla Alevilik olmuştur. Bu anlamda Alevilik bana göre en az yüz bin yıllık insanlık tarihinin hafızasıdır. Bu hafızanın içerisinde insanlığın kurtuluş ütopyası var. Kamil insan, kamil toplum modeli ve rıza şehri Aleviliğin toplumsal algısıdır. Alevi bilgelerin ortaya koymuş olduğu bu ütopya insanlığın kurtuluşunu da önceleyen bir anlayıştır. Özellikle günümüzde Alevi olduğunu söyleyen bir çok dostumuz Aleviliğin bu yönünü yok saymaya çalışıyorlar. Bu Alevilerin kendisini doğal asimilasyon yapmaktan başka bir şey değildir” diye konuştu.

    Zaman şöyle devam etti:

    “Devletin egemenlerin asimilasyonunu görüyoruz burada. Aleviliğin taşımış olduğu bu değerler sadece ülkemizdeki egemenleri değil dünya egemenlerini de rahatsız ediyor. Çünkü insanlığın kurtuluş ütopyası. Sadece ülkemizdeki insanlığın kurtuluşunu değil; 72 millete aynı bakan dünyadaki tüm insanlara ve dünyanın neresinde acı varsa bir keder varsa bir yoksulluk varsa o benim davamdır diyen, bu anlamda insanlığa hizmet eden insanı ve insanlığın kurtuluşunu temel alan bir öğretidir. Bu nedenle günümüz egemenlerini korkutması kadar doğal bir şey yoktur. Dolayısıyla Aleviliğin bu yönü yok edilerek sadece inançsal boyutuna indirgenip, inançsal boyutta sadece ritüel boyutuna indirgenerek Aleviliğin diğer toplumsal boyutları yok edilmeye çalışılıyor. “

    “ALEVİLİĞİ İSLAMIN ÖZÜYMÜŞ GİBİ GÖSTERMEK DOĞRU DEĞİL”

    Yazar Süleyman Zaman, “Alevilik geçmişler toplamıdır. Tabi ki 1500 yıldır var olan İslami birtakım değerlerin Aleviliğin içine girmesi çok doğaldır. Bu diyalektikte bunu söyler. Çünkü var olan her şey başka şeyleri de etkiler. Her şey bir birinin içerisine geçer. Benzer benzeri çeker yasası vardır. Bir de gelişim yasası ve tekamül yasası vardır.  Tekamül yasası zaten tam da bunu içerir. Derki bir şey varlaştığı zaman anında başka şeyleri de etkiler. Dolayısıyla özneler arası geçiş nedeniyle bugün 1500 yıldır var olan İslami bir takım değerlerin de Aleviliğin içerisine taşındığı bir gerçektir. Ama önemli olan Alevi bilgelerinin Aleviliğe  taşımış olduğu İslami değerlerin hangi anlamları yüklediğidir. Yani bu anlamları bilmeden eğer bize egemenlerin sunduğu bir şekilde bu İslami değerlere sahip çıkarsak tabi ki o zaman gerçek Aleviliği sanki İslamın özüymüş gibi İslamın kendisiymiş gibi bir anlam içerir. Bu doğru değildir. Bu aynı zamanda Sünni dostlarımıza da haksızlık olur. Sanki onların inandığı din bu değilmiş gibi. Bu doğru değil” şeklinde konuştu.

    “KENDİ İÇİMİZDEKİ DOĞAL ASİMİLASYONA KARŞI BİR DURUŞ SERGİLEYELİM”  

    Alevilik İslam’dan etkilenmiştir ama sadece İslam’dan değil. Alevilik dört kitaba aynı nazardan bakarız diyen bir anlayıştır” diyen Alevi Yazar Süleyman Zaman son olarak şunları kaydetti:

    “Dün veya bugüne kadar ulaşan bütün inançlardan Alevilik  içerisinde bir takım şeyler bulmak olasıdır. Bunu benim söylememe gerek yok. Aleviliğin değerlerine şöyle derinlemesine bakan ozanların dizelerine bakan muhakkak bunu görür. Onun için biz 72 millete aynı nazardan bakıyoruz, dört kitabın dördü haktır diyoruz. Hatta bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün bilgelerin ortaya koymuş olduğu değerlere sahip çıkın ama önemli olan o değerlerin insanı insanileştirmesine yönelik olmasıdır. Alevilik kendini bu değerler üzerinde tanımlamıştır. Bunun için bu değerlere sahip çıkalım. Bu değerler Aleviliği Alevilik yapan değerlerdir. Asimilasyona karşı  tavır alırken kendi içimizdeki doğal asimilasyona karşı da bir duruş sergileyelim.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kısaslı Murtaza Asa: Urfa’da inancımı hiç saklamadım, gurur duyuyorum-VİDEO

    Kısaslı Murtaza Asa: Urfa’da inancımı hiç saklamadım, gurur duyuyorum-VİDEO

    PİRHA – Urfa Kısas’ta yaşamını sürdüren Türkmen Alevi yurttaş Murtaza Asa, inancıyla gurur duyduğunu belirterek “Odak noktamız insandır. “Cemevinin esas kolonları dedeler ve zakirlerdir” diyen Asa, son dönemde bölgelerindeki Alevi gençlerinin inanca ilgilerinin yoğun olduğuna işaret etti. 

    Murtaza Asa, Urfa’nın Kısas köyünde çiftçilikle geçimini sağlayan Türkmen Alevi bir yurttaş. “Aleviliğimiz ile gurur duyuyoruz” diyen Asa, çevre halkı tarafından kimliklerine güven duyulduğunu, saygı gördüklerini anlattı. Asa, gelinen süreçte Alevi inancının maddiyat ile sekteye uğratıldığını da söyleyerek, “İnancımız son zamanlarda maddiyat ile baltalanıyor. Maddi problemler ciddi anlamda önem arz ediyor. Kendi cemevimizi kendimiz yaptık. Dile getirmem hoş olmayacaktır ama örnek teşkil etmesi adına söylüyorum. Yıllar evvel milyarlar ödedim. Kız kardeşim kolundaki bilezikleri bağışladı. Eniştem, yüz torba çimento alayım, dedi. Senelerdir bize hiçbir yardım gelmiyor” diye konuştu.

    “ALEVİLİK ANLATILMAZ, BİR YAŞAM BİÇİMİDİR”

    Murtaza Asa, geçmiş yıllarda cemlerin evlerde yapıldığını belirterek “O şartlarda büyüklerimiz dürüstlük ve bağlılıktan beslenerek bu ritüeli sürdürmüşler” dedi. Asa, Aleviliğin bir tür yaşam biçimi olduğunu da söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Bildiğim kadarıyla köyün ilk cem babası ve muhtarı bizim dedelerimiz olmuş. Şehirden gelmişler. Türkmenlermiş  ve oradayken çulhacılık yaparlarmış. Kendi evlerinde ufak tefek imkanlar ile toplanıp, aralarında iki buçuk lira topladıklarında, bir lirası ile çay, bir buçuk lirası ile şeker alıp o günlük ikramı çıkartırlarmış. Alevilik anlatılmaz, o bir yaşam biçimidir. Yaşamaya niyet ederseniz karşılaştığınız şeydir. Odak noktamız insandır. Yatırımını insanlığa yapan herkes karşılığını alır. Tabi şimdi eskisi gibi değil.”

    “CEMEVİNİN ESAS KOLONLARI DEDELER VE ZÂKİRLERDİR”

    Murtaza Asa, gençlerin ve çocukların son zamanlarda cemevlerine akın etmeye başladığına da dikkat çekti. Gençlerin Aleviliğe ilgi göstermelerinin sebebini anlatan Asa şöyle devam etti:

    “Bir cemevinin esas kolonları dedeler ve Zâkirlerdir. O kolonlar güçlü olmadığı zaman cemevi çöker. Onlar dürüst olup yola bağlı kaldıkları zaman insanları çekerler. Son zamanlarda Veliyeddin efendimin, Ulusoy’un, köydeki babalarımızın genç olmaları gençlerimizi de çekiyor. İnanç, insanları bütün kötülüklerden alıkoyar. Bunu yalnızca Alevilik için söylemiyorum. Her toplumun inancı, eğer yaşarlar ise, o inanç kişiyi doğru yola iter. Aksi durumlarda bizim gençlerimiz boşlukta kalıyor. Yolun emrettiklerini hayatlarına uygulamaları lazım. Daima söylerim; Alevilik medeniyettir. Ehlibeyt Kerbela’da Yezit’e biat etmediği, yanlışlarına boyun eğmediği için can verdi. İsteseler bir padişahlık alıp otururlardı.”

    “ALEVİLİĞİN KİTABI OLMAZ YAŞAMAK LAZIM”

    Aleviliğe yönelik asimilasyon politikaları da Murtaza Asa’nın değerlendirmeleri arasında yer aldı. “Çocukların inançtan uzak kalması en başta anne babaların bilinçsiz olmasından kaynaklanıyor” diyen Asa, kadınların özellikle cemlere katılması gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Çünkü toplumu yetiştiren yön veren bireyler kadınlardır. Bir babanın sözü evladına bazen sert gelebilir ancak anneninki tesir edecek bir yol bulur. Yanlış yollara gidiliyor evet. Aleviliğin kitabı olmaz yaşamak lazım. Bu sebepten cemevlerine gelmek lazım. Serçeşme Hacı Bektaş Veli’ye gitmeleri, pirimizden, şeyhimizden gerçek unsurları alıp takip etmeleri lazım. 1700 yıldır ezildik, itildik, kakıldık, sürüldük; yine Ehlibeytin çırağını diri tuttuk.”

    “DİN DERSLERİNE KATILMAYIP DIŞARIDA BEKLERDİM”

    Zorunlu din dersleri ve okullardaki mescit dayatması da Asa’nın eleştirileri arasında yer aldı. Eğitimin geçmiş yıllarda daha esnek tutulduğunu anlatan Asa, “1978’de Şanlıurfa’daki merkez okuluna kaydoldum. Benim velim aydındı. Okul yönetimine ‘Din dersine çocuğum katılmayacak’ dedi. Dolayısıyla ben din derslerinde dışarıda bekliyordum. O zamanda bile böyle bir seçenek varken günümüzde zorunlu bir hal alması yorumsuz. Ya benim inancım doğruysa? Sana Allah’tan bir mektup mu geldi? Bırak ben kendi inancımı, örfümü yaşayayım” dedi.

    “ÜLKENİN TEMEL TAŞI ALEVİLERDİR”

    Murtaza Asa, AİHM’in din derslerinin zorunlu olması sebebi ile Alevilerin lehinde verdiği karara işaret ederek, “İktidar bunu uygulamazsa başlarına türlü imtihanlar gelir. Yine kimi grup ve aktörler sömürü ve suistimal ile zarar verirler” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu ülkenin temel taşı Alevilerdir. İstiklal Harbi’nde mücadele veren Alevilerdir. Köyümüz o yıllarda 30- 40 haneyken yaklaşık 25 evden Çanakkale’ye savaşa gidilmiş. Bu ülkenin temelini atan da Aleviler, Türkmenlerdir. Bu bir mozaiktir. Her kul bir salahtır. Herkes aynı olacak diye bir kaide mi var? Ben yeşil giyerim, o siyah giyer, diğeri beyaz. Yanlış bir uygulama. Madem adil bir düzendesin bırak kim ne istiyorsa kendi iradesi ile öğrensin. Aleviliği yanlış görüyorlarsa buyursunlar cemevlerimize gelsinler. Bir müşahede etsinler; Hakka biz mi daha yakınız onlar mı? Biz Hakkın insandan tecelli ettiğine inanıyoruz. İnsana saygısı olmayanın Hakka nasıl saygısı olsun. Hak, Adem’de tecelli etti. Hallacı Mansur dedi ki: “Enel Hak, ben Hakkım.” Allah ile birim, manası ile söyledi. Sen bu anlamı hayatına uygulamıyorsan ibadetin de anlamsızdır.”

    “FİKRİNİ SAKLARSAN BİTERSİN”

    Asa, Urfa’da hiçbir şekilde inançlarını saklama gereği duymadıklarını da belirterek “Kim gelirse gelsin açık oldum. Bundan gurur duyuyorum. Alnıma silah dayayan yok ki. İstersem tespihimi alır gider mescitte namazımı da kılarım. Eğer fikrini saklarsan bitersin. Silik bir kişiliğin olur. Ancak şöyle bir nokta var; karakterinde problem olan bir insansan evet, Alevi olduğunu sakla. Onu taşıyabileceksen açık tut” dedi.

    Asa, Urfa’da farklı inanç kültürlerine karşı önemli derecede hoşgörü oluştuğuna da vurgu yaparak sözlerini şu cümlelerle noktaladı:

    “Örneğin Veliyeddin Ulusoy, bölgede en beğenilmeyen kişiye gidip derdini dinler, hatrını sorar, acısını ve sıkıntısını kendi derdi gibi görür. Efendilik böyledir. Belki her çağda böyle olsaydı bugün Alevilik başka yerlere gelmişti. Buradaki Sünniler Veliyettin Ulusoy’a çok saygı duyuyorlar. Mesela benim anne tarafım Sünni’dir. Ancak biz Aleviliği benimsedik. Buna da herkes saygı duyar. Belki köye gelen yabancılar laf edebilir ancak Urfalılar böyle bir şey yapmazlar. Bu tarz şeyleri aştık.”

    PİRHA/URFA  

     

  • Adana AKD Başkanı Mansuroğlu: Dedeler Aleviliği topluma anlatmalıdır-VİDEO

    Adana AKD Başkanı Mansuroğlu: Dedeler Aleviliği topluma anlatmalıdır-VİDEO

    PİRHA- 30 Yıldır Alevi kurumlarında çalışan ve hizmet veren, 2018 yılının Kasım ayında da AKD Adana Şube Başkanı seçilen Baba Mansur Ocağı evlatlarından Hasan Mansuroğlu, “Dedeler ile görüşerek dedeler kurulu toplantısı yaptık. Bunu önemli bir adım olarak görüyorum. Dedeler Aleviliği topluma anlatmalıdır” dedi.

    Ailesi 1979 yılında Adana’ya taşınan Baba Mansur Ocağı evlatlarından Hasan Mansuroğlu  o tarihten bu yana Adana’da yaşıyor. 1989 yılında Hacı Bektaşı Veli Derneğini 25 kişi ile birlikte kurduktan sonra ismi Alevi Kültür Derneği olarak değiştirdi. Dernekte 30 yıl gibi uzun bir süre yöneticilik yaptıktan sonra 2018 yılının Kasım ayında derneğin olağan kongresinde Adana Şube Başkanı olarak göreve başladı.

    Alevi derneklerinde 30 yıl boyunca Alevi yol erkanı için hizmetlerde bulunan ve çalışmalar yürüten AKD Adana Şube Başkanı Hasan Mansuroğlu PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ KURUMLARINDA BAŞKANLIK YARIŞINI DOĞRU BULMUYORUM”    

    Mansuroğlu, “Alevi kurumlarında başkanlık yarışına girilmesini doğru bulmuyorum. Buralar siyasi parti değil yapılan işler belli. Bu işin mücadele edenleri bir sonraki kongrede kurumun daha ileriye taşınması için çalışması gerekiyor” dedi.

    “Alevi kurumlarında kongre sonrası yapılacak çalışmalar önemlidir. Bu yüzden el ele vererek birlikte hareket etmek gerekiyor” diyen Mansuroğlu şöyle konuştu:

    “Üç aydır göreve geldik. Dedeler ile görüşerek dedeler kurulu toplantısı yaptık. Bunu önemli bir adım olarak görüyorum. Dedelerin birbirlerini önemsemelerini istiyorum. Dedelerin toplum ve talip içinde bir biri ile sıkıntı yaşaması bizleri rahatsız ediyor. Bu nedenle dedelerin örnek durumda olması gerekiyor. Yaptığımız toplantılarda bunu dile getirdik. Bu nedenle toplantıların önemli olduğunu düşünüyoruz” dedi.

    “DEDELER ALEVİLİK İLE İLGİLİ TEORİK ÇALIŞMALAR YAPMALI”

    Dedeler Alevilik ile ilgili teorik çalışmalar yapmalı. Toplumun buna ihtiyacı var. Çalışmalarında toplum ile paylaşılması gerektiğine vurgu yapan Mansuroğu, “Dernekleri levhadan oluşan oturulup çay içilen konumdan kurtarmak lazım. Derneklerin böyle görülmesini doğru bulmuyorum. Dedeler yapacağı çalışmalarla Aleviliği topluma anlatmalı, cemler yapılmalı semah ve saz kursları verilerek gençlerimize bu yolu anlatmamız gerekiyor. Derneğimizde saz kursu ve semah eğitiminin yanı sıra kadınlarımız da kahvaltıda bir araya gelip kaynaşıyor. Üç aylık bir sürede bunları gerçekleştirdik” ifadelerini kullandı.

    “ÜYELER İLE İLETİŞİMDE OLURSANIZ ONLAR DA KURUMUNA SAHİP ÇIKAR” 

    “Dernek başkanı olarak benim önemsediğim konuların başında kitle ile bir araya gelmek ve dernek üyeleri ile iletişim halinde olmak. Bunun içinde çalışmalara başladık” diyen Mansuroğlu, şöyle devam etti:

    “Amacımız derneğimize üye olan bütün canların kurumu önemseyip sahip çıkması. Bunlar olursa derneğimiz maddi ve manevi anlamda daha iyi yerlere gelecektir. Kurum güçlü olursa kolektif yaşamın hayata geçirilmesi noktasında üyelerinin sorunlarının çözümü noktasında yardımcı olur. Bunu önemsediğim için üyeleri ziyaret edip görüş alışverişinde bulunuyorum. Onlara gidip sohbet edip ilgi duyduğunuzda mutlu olduklarını hissediyorsunuz.”

    “CEMLERİN YAPILMASINDA DEDELERİN BÜYÜK  EMEĞİ OLUYOR”

    Her Perşembe olmasa da ayda bir araya gelerek cem yaptıklarını ifade eden AKD Adana Şube Başkanı Hasan Mansuroğlu, “Cemlerin yapılmasında dedelerimizin büyük bir emeği oluyor. Dernek olarak biz de katkı sunuyoruz. Yaptığımız cemlere halkın büyük bir ilgisi oluyor. Siz dernek olarak görevlerinizi bilir ve yürütürseniz insanlar da bu konuda yapılması gerekeni yapıyor ve yardımcı oluyor” dedi.

    “BÜTÜN İNSANLARA AYNI NAZARDA BAKMALIYIZ”

    2016 yılında yapılan ceme ellerinde kuran ile gelerek sözlü bir saldırının yaşanmasının canları tedirgin ettiğini ancak bugün Alevilerin derneğine sahip çıkarak yapılan etkinliklere ve cemlere katıldıklarını  belirten Mansuroğlu, “Biz bu olayı gerçekleştiren kişilerden şikâyetçi olduk. Birkaç mahkeme oldu. Olaya karışan şahıslar tutuklanmadı ve serbest bırakıldı. Bu yaşanan olay dernek yöneticisi olarak ne bizlerin ne de Alevi canların geri çekilmesine neden oldu. Daha çok derneklerini sahiplendiler. Din, ırk ayrımı yapmadan bütün inançlara ve insanlara aynı nazarda bakarsak daha güzel, mutlu ve huzurlu bir dünyada yaşarız” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/ADANA

  • Alevi imam lisesinde göreve başlayan dedeye tepki: Asimilasyona alet olma-VİDEO

    Alevi imam lisesinde göreve başlayan dedeye tepki: Asimilasyona alet olma-VİDEO

    PİRHA- Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, Özel Statülü ‘Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’ne atanan eski Alevi Dernekler Federasyonu Başkanı Dede Zeynel Şahan’a tepki gösterdi. Yılmaz, Şahan’a “Asimilasyona alet olma ve kararından vazgeç” dedi.

    İstanbul Halkalı’da bulunan Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Özel Statülü ‘Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’ne ilişkin İstanbul Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “ALEVİ ÇOCUKLARI YETİŞTİRECEKLERMİŞ, KÜLLİYEN YALAN”

    Yılmaz, “Alevi çocuklarını yetiştireceklermiş. Külliyen yalan. İnanmayın buna. Çünkü biz Arnavutköy’de yaşıyoruz. Çünkü şu anda bütün liseler ve ortaokullar tamamen imam hatip olmuş durumdadır. İmam hatip olmasına gerek yok çünkü hepsinde mescit var ve ‘namaz kılın oruç tutun’ diye zorluyorlar. Bırakın da insanlar bildiği gibi dua etsinler. Alevileri bu ülkede asimile ederek bir yere varamazsınız.”

    ZEYNEL ŞAHAN DEDE’YE ÇAĞRI: KARARINDAN VAZGEÇ

    Bu lisede dede olarak ders vermeye başlayan Zeynel Şahan’a da tepki gösteren Yılmaz, bu asimilasyona alet olmamasını ve kararından vazgeçmesini istedi.

    Yılmaz şöyle konuştu:

    “Alevi dedesi yetiştirme lisesine o şahsı neden aldılar? Çünkü o şahsı vitrinde görürlerse ‘Aleviler benim dedem orada’ diyecek. Ama buna alet olmasınlar. Ben buradan çağrı yapıyorum o dedemize: ‘Lütfen senin bu kadar inananın var ve yıllardır Aleviliğe hizmet ettin bu kararından vazgeç. Çünkü bu şekilde doğru bir şey yapmış olmazsın.’ Alevi dedelerinin, kurum başkanlarının eksiği var ise gelip yakamıza yapışmaları gerekiyor. Sorgulamalıyız çünkü, artık kimsenin hata yapma lüksü yok. Azalıyoruz ve bitiyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dede Mehmet Turan: Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz

    Dede Mehmet Turan: Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz

    PİRHA-Mehmet Turan Dede, HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği Alevi Kurultayı’nda yaptığı konuşmada, “Bu devlet bizi çok iyi tanıyor ama inancımızı tanımıyor, fikrimizi tanımıyor” dedi.  “Mesele aslında artık özümüzü tanımak ve özümüzü bilmekten geçiyor” diyen Turan, Şia inancının Alevilik gibi gösterilmesine de sert tepki gösterdi. 

    Mehmet Turan Dede’nin, HBVAKV İzmir Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği Alevi Kurultayı’nda yaptığı konuşma, sosyal medyada büyük yankı yarattı. Turan, “Bu devlet Alevileri o kadar tanıyor ki, hepsine zaten çarpıyı koymuş. Bu devlet bizi çok iyi tanıyor ama inancımızı tanımıyor, fikrimizi tanımıyor ama bizim dostluğumuzu, bizim kardeşliğimizi, bizim birbirimize olan bağlılığımızı tanımıyor. Çünkü onu tanımaya kalkarsa kendine ait pek çok şeyi kaybedecek” dedi.

    Turan, “İnancımızdan, inancımız içindeki zalime karşı mazlumun yanında oluşumuzdan, emeğin yanında oluşumuzdan, insanın ve irfanın yanında oluşumuzdan korkuyorlar. Korksunlar. Korkmaya da devam edecekler. O korku onlara yeter. Seyid Rıza’nın dediği gibi “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu ama ben sizin önünüzde boyun eğmiyorum, bu da onlara ders olsun” diye konuştu.

    “ÖZÜMÜZÜ TANIMAK ÖZÜMÜZÜ BİLMEKTEN GEÇİYOR”

    “Mesele aslında artık özümüzü tanımak ve özümüzü bilmekten geçiyor” diyen Turan, semah ile ilgili şöyle konuştu.

    “Bütün evren semah döner, aşkından güneşler yanar, aslına ermektir hüner, beş vakitle avunmayız” derken biz bunu sadece dinliyoruz. Ama ne diyor içinde? Bakın, bütün evren semah döner, bütün evren semah dönüyor mu canlar? Dönüyor. Bütün evren semah dönüyor, bunu ilkokulda öğrettiler bize. Ne dediler? Dünya kendi etrafında dönüyor. Dünyanın etrafında ay dönüyor. Dünya, kendi içinde bulunduğu güneş sisteminin etrafında dönüyor diğer arkadaşlarıyla, dokuz tane gezegeniyle beraber. Şimdi dokuz tane gezegen var, arkasından güneş var, arkasından ay var, arkasından alem ve insan var, ediyor mu on iki? İşte bizim 12 irfanımız orada gizli. Bizim 12 ışkımız orada gizli. Bunu kimliklere ve kişiliklere dökmüşler.”

    “1400 SENEDİR YANDIK YAKILDIK”    

    Mehmet Turan, Şia anlayışını Alevilik gibi görenlere de sert tepki gösterdi.

    “Aleviliği başka şeylerin içinde aratmaya çalışanlara şunu söylemediğimiz sürece hala bizi arama kapısına götürecekler. İslam Aleviliğin neresinde? Hıristiyanlık Aleviliğin neresinde? Musevilik Aleviliğin neresinde? Hak Aleviliğin neresinde?” diyen Mehmet Turan Dede, “Onlar bizim içimizde yerini arasınlar. Binlerce yıl geçmişten gelen Sıdkı Baba’nın dediği gibi “14 bin yıl gezdim pervanelikte, Sıdkı ismini buldum divanelikte, aşk meyini içtim mestanelikte, kırkların ceminde dar’a düş oldum” ifadelerini kullandı.

    Dede Mehmet Turan, Aleviliğin 12 bin yıl önce var olduğunu belirterek, “Biz hala şurada mıyız burada mıyız. 1400 senedir yandık yakıldık. 1400 sene şurada daha ufak bir süre. 14 bin yıl var geride. Canlar biz bunları düşünmüyor, sadece ve sadece bize aktarılan, bize aktarılmaya çalışılan ve bize lanse edilmeye çalışılan, açık söylüyorum Şia anlayışını Alevilik gibi görüyoruz” şeklinde konuştu.

    “DİN TÜCCARLIĞI YAPANLARIN ARKASINDAN GİDİYORUZ”

    Turan konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Şia anlayışı kendisine özgü bir inancın adıdır. İbadeti camidedir. İbadetin içinde kendisine özgü ibadet şekilleri vardır, bizler gibi ne cem yapar, ne muhabbet tutar. Diğer Alevi İslam diye adlandırılan bize atfedilen konuya baktığımızda bizim müslüman anlayışıyla ne alakamız var? Bizim sazımız camiye giriyor mu? Semahımız camiye giriyor mu? O ibadetin içinde, o Kuran’ın içinde sazımız, sözümüz, kelamımız, semahımız,var mı? Yok. O halde biz kendimizi kendimizle arayacağız. İşte hünkarın kelamı burada çok önemli. Ne diyordu? O altın sözlere baktığınız zaman başta yazan bir şey vardı, nedir o? “Ara, bul.” Eyvallah. “Ara, bul” diyor sana ve sen soruyorsun, “Neyi arayacağım, neyi bulacağım?” “Hak ve hakikati” diyor. “Nerede arayacağım, nerede bulacağım” dediğin zaman da hemen yanıtını veriyor “Hararet nardadır, sacda değildir, keramet baştadır, tacda değildir, her ne arar isen kendinde ara yani hakkı arar isen kendinde ara, Kudüs’te Mekke’de Hac’da değildir” diyor daha ne desin? Ama biz buna kulak vermiyoruz biliyor musunuz? Biz buna kulak vermiyoruz, anlamadığımız dilde bize din tüccarlığı yapanların arkasından “ya ne kadar güzel, faydalı oldu” diye onların peşinden gitmeye kalkıyoruz ve cemevlerimize ne yazık ki Kuran kursları açtırıyorlar, eyvallah diyoruz.”

    “ALEVİLİĞE EN BÜYÜK ASİMİLASYONU KENDİMİZ YAPIYORUZ”  

    Hünkar Hacıbektaş Veli’nin, okunacak en büyük kitabın insan olduğu sözünü hatırlatan Turan, “Kuran bir inancın kitabı, başım üstüne, Tevrat bir inancın kitabı, başım üstüne, İncil bir inancın kitabı, başım üstüne ama benim de kitabım var. Benim kitabım ne, bizim kitabımız ne? Hünkar dememiş mi ‘Okunacak en büyük kitap insandır’ İşte buradan yola çıkmadığımız sürece, başka inançları kendi içimizde kendimize inanç gibi gördüğümüz sürece Aleviliğe en büyük asimilasyonu kendimiz yapıyoruz. Bunu kesinlikle kabul etmememiz lazım” dedi.

    “ALEVİLİKTE BAYRAM CEMİ YOK, NEREDEN ÇIKARIYORSUNUZ?”

    “Alevilerin tarih boyunca katledildiğini ifade eden Turan, “Biz hiçbir zaman yakılsak da yıkılsak da yüzülsek de asılsak da kesilsek de “dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyen o güzel anlayışa sahip olmaya devam ettik” diyerek şöyle devam etti:

    “Ama şu çok önemliydi, bizi asimile edenlerin asimile etmeye çalıştığı kimlikler sonradan fikirlere dönüştü, düşüncelerimizi asimile etmeye, yolumuzun felsefesini asimile etmeye çalıştılar. Düşünebiliyor musunuz, siz hiç bayram cemi diye bir cem duydunuz mu? Bayram günlerinde ki dini bayram dediğimiz ramazan ve kurban bayramında sabahın bilmem kaçında insanların kaldırılıp evlerinden cemevlerine getirilip, bayram cemi yapacağız diye. Efendim bunu yapmazsak onlar bayram namazına gidiyorlar. Ya giderse gitsin. Aklı oradaysa gitsin. Ama sen oraya bayram cemi altında o anlayışı kutsayan, daha doğrusu onu kutsayan bir anlayışı getirme. Neden getirme? Ramazan Bayramı diye bir bayram bizde var mı canlar? Yok. Kurban Bayramı diye bir bayram bizde var mı? O da yok aslında, kanın bayramı olmaz. Kanın bayramı olmaz, hayvanların canına kıyarak bayram edenler, fakir kusura bakmasın öyle bir ibadete katılmam. Düşünebiliyor musunuz, binlerce canlının kanına giriyorsun, arkasından da bayram diyorsun. Şimdi bakın, çok önemli bir örnek.

    “BİZİM YOLUMUZDA KURBAN İNSANIN KENDİSİDİR”

    Mehmet Turan Dede, “Bizim yolumuzda kurban insanın kendisidir. İnsanın kendisini kurban görmeyen bir anlayış Alevi anlayışı olamaz. Eğer sen özündeki kini, kibri, kötülüğü, insana yaraşmayan tavrı, davranışı kesip atamıyorsan, bir değil bin tane kurban kessen ne halka mal olur ne de hakka mal olur. Olmaz. Kurban sensin. Biz ikrarda ne diyoruz meydana çıktığımızda? El pençe meydanda duruyoruz ve diyoruz ki “Canımız kurban, tenimiz tercüman” diyoruz. Bunu diyebilirsen bu meydanın sahibi olursun, bunu söyleyebiliyorsan bu ikrarın sahibi olursun. Bizi bizden ayırmaya çalışanlara tekrar tekrar söylüyorum bunu her yerde ne kadar güzel söyledi biliyor musunuz? “Kendimize olan güvensizliğimiz bizden olanlara güvenmemizi engelliyor. Gerçeği kendi dışımızda aradığımızdan hem gerçeğe hem kendimize yabancılaşıyoruz. Anladıysanız bütün sır burada gizli. Hakikaten gerçeği kendi dışımızda aradığımız için gerçeğe ve kendimize yabancılaşmış haldeyiz dostlar biliyor musunuz?” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘Diyanet’ten bütçe istemeyiz, cemevlerinin bütçesi bağımsız ve eşit olmalı’-VİDEO

    ‘Diyanet’ten bütçe istemeyiz, cemevlerinin bütçesi bağımsız ve eşit olmalı’-VİDEO

    PİRHA – Cemevlerinin elektrik, su faturasının Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneğinden karşılanması yönünde verilen mahkeme kararlarını değerlendiren Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, “Cemevlerinin bütçesi özerk, bağımsız ve eşit olmalı” dedi.

    İstanbul Arnavutköy Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz, cemevlerinin elektrik, su faturasının Diyanet İşleri Başkanlığı ödeneğinden karşılanması yönünde verilen mahkeme kararlarına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “DİYANET’TEN BÜTÇE ALINIRSA ALEVİLİĞİN İÇİ BOŞALTILIR”

    Alevi inancının yayılması, yaygınlaşması ve öne çıkmamasının tek nedeninin Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat fakültelerinin olduğuna işaret eden Yılmaz, “Yıllardan beri tüm Cumhuriyet hükümetleri dönemlerinde Aleviliğe engel olanlar hep Diyanet ulemalarıdır. Bu nedenle Diyanetin bütçesinden cemevlerine bütçe ayrılmasını istemiyoruz. Bizim istediğimiz belli. Örneğin Arnavutköy Cemevi’ni araştırırlar bir bütçe oluştururlar ve ona göre bu bütçeyi pay ederler. Diyanet’e bağlı olmayı kabul edersek Aleviliği kaybederiz. Nasıl ki Sünniliğin içi boşaltıldı Aleviliğin de içi de boşaltılır” diye konuştu.

    “DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDE ÇALIŞMALARI VAR”

    Devletin Alevilik üzerinde çalışmaları olduğuna dikkat çeken Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Halkalı’da bir lise yapılıyor. Onu da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde kazanılmış davayı çürütebilmek için yapıyorlar. Diyecekler dede yetiştirme lisesi açtık. Ancak bizim inancımızda dedeler ocakta yetişir. Ve bizim dergahlarımız var. Her bir dergahımız 5 öğrenci alıp orada eğitmeli. Çünkü bizde herkesin dede olma lüksü yok. Eğer fazla dede olursa aynen Diyanet gibi olur. Diyanet istiyor herkes ulema olsun. Ancak bilim adamı da lazım. Bu nedenle dedelerimiz bizim dergahlarımızda yetişmeli, onlar tahin etmeli ve bağımsız olmalı. Bize verilecek bütçe özerk olmalı, eşit olmalı ve devlet denetlemeli kime ne verdiğini.”

    “ALEVİLİĞİN BUGÜNE KADAR YAŞAMASI BAĞIMSIZ OLMASINDANDIR”

    Aleviliğin bugüne kadar yaşamasının tek nedeninin bağımsız olmasından kaynaklı olduğunu belirten Yılmaz, “Biz lokmalarımız ile dedelerimizin parasını veriyoruz. Eğer devletin dedesi olursa biz yanarız. Çünkü bizim Hak Muhammed Ali, uluların, velilerin ve kayıp erenlerin  yolundan giden dedelere ihtiyacımız var. Ama bizim içimizde devletin dedesi olanlar var. Tabi o da dedelerimizin sorunu” şeklinde konuştu.

    ” PARAYI VERENİN DÜDÜĞÜNÜ ÇALIYORLAR”

    Cemevlerinin bütçesi özerk, bağımsız ve eşit olmalı. İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı davranıyorlar” diyen Arnavutköt Cemevi Başkanı Yüksel Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı:

    “Diyanetin yetiştirdiği ulemalar bugün Kuranın hükümlerini tamamen uygulamıyorlar. Çünkü nedeni parayı verenin düdüğünü çalıyorlar. Biz aynı olmak istemiyoruz. Ve biz nasıl ki her inanca saygı duyuyorsak herkesin de bizim inancımıza saygı duymasını istiyoruz. Aleviler olarak birlik olmalıyız ve ayrışmamalıyız. Farklı düşünenler olabilir çünkü farklılıklarımız bizim zenginliklerimiz. Ama sorunlarımız, acılarımız, kederlerimiz bir. Yol bir sürek binbir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Kütahya’da bazı dedeler cemi bırakıp camiye namaza gidiyor’-VİDEO

    ‘Kütahya’da bazı dedeler cemi bırakıp camiye namaza gidiyor’-VİDEO

    PİRHA- Kütahyalı Hüseyin Gazi Ocağı mensubu Hüseyin Erdoğdu Dede, Kütahya’da geçmişten bugüne Alevi oldukları için çok acılar çektiklerini söyledi. Kütahya’da 37 Alevi köyü olduğunu, bazı köylerde Sünnilerin de yaşadığını söyleyen Erdoğdu, Alevi köylerinde 3’ü hariç hepsinde cami olduğunu ifade etti. Erdoğdu, bazı dedelerin cemi durdurup camiye namaza bile gittiğini, bunun çok acı olduğunu vurguladı. 

    Kütahyalı Hüseyin Erdoğdu Dede, Kütahya’da Alevilerin durumunu PİRHA ile paylaştı. Erdoğdu, yurtdışından Kütahya’ya gelerek kendi özel çabası ve dayanışmayla bir cemevi yaptıklarını söyledi. Bıyıklarından dolayı kendisine Pala Dede denildiğini belirten Erdoğdu, Kütahya’da geçmişten bugüne çok acılar çektiklerini, Alevi olduklarını söyleyemediklerini ifade etti. Şimdi daha rahat olduklarını söyleyen Erdoğdu, “Ben ırk, dil, iman ayırmam, insanları bir tutarım. Ne olursa olsun, insan insandır.  Ben herkese kardeş gözüyle bakarım. Alevi, Sünni ayırmıyorum. Türkiye’nin durumu düzgün gitmiyor. Biz bu vatanın evladıyız. Vergimi veriyorum ama cemevlerine hak tanımıyorlar” diye konuştu.

    KÜTAHYA’DA 37 ALEVİ KÖYÜNDEN SADECE 3’ÜNDE CAMİ YOK

    Şu an Kütahya’da eskisi kadar Aleviler üzerinde baskı olmadığını ifade eden Hüseyin Erdoğdu, 37 Alevi köyü olduğunu, bazı köylerde Sünnilerin de yaşadığını söyledi.

    Alevi köylerinin 3’ü hariç hepsinde cami olduğunu belirten Erdoğdu, şunları kaydetti:

    “Cami diktiler. Almanya’da bir konferans vardı, kitap satmaya gelmişler. Orada hoca diyor ki, ‘senelerdir biz uğraşıyoruz, ne yapıyoruz ediyoruz bu dedeleri Sünnileştiremiyoruz. Yoğurt, peynir götürüyorlar satmak için benim küçüklüğümde. Nerelisin diyorlardı. Bakın burası çok ağırıma gidiyor: Alevi köyü diyemiyorlardı. Sünni köyü diyor öyle satıyorlardı. Bu ne kadar acı değil mi? Ama şükür Kütahya’da 8-10 yıldır  gerine gerine Aleviyiz diyebiliyoruz.”

    “NE SÜNNİ NE ALEVİ” 

    “Alevi köylerine yapılan camilere gidip namaz kılan Aleviler var mı?” sorumuza Hüseyin Erdoğdu Dede, ” Şirin görünmek için camiye gidiyoruz. Çocuk ne diyor o zaman? Ya benim babam camiye gidiyordu, ben de camiye gideceğim, diyor. Şimdi böyle böyle ne Sünni olmuş, ne Alevi olmuş. Cemevini yapınca Muharrem ayında geliyorlar” şeklinde yanıt verdi.

    “BAZI DEDELER BİLGİSİZ”

    Bazı dedeleri bilgisizlik ve cahillikle suçlayan Erdoğdu, “Dedelerin bilgisizliği var. Burası çok acı. Açık söyleyeyim cem yaparken dede cemi durduruyor gidiyor namaz kılmaya. Bu bize uymuyor. Ben Aleviyim, Alevi dedesiyim. Almanya’da kurmuşum Hacı Bektaş Derneği’ni, Kütahya’da kurmuşum. Sağ olsunlar geliyorlar yine” diye konuştu.

    “NAMAZ KILACAKSAN CAMİYE GİT”

    Cemi yarım bırakıp camiye namaza giden dedeye taliplerin tepki gösterip göstermediğini soruyoruz. Dede Erdoğdu, “Ben yoktum. 7-8 senedir Almanya’daydım. Zaten öyle dedeleri de dernekten atıyorduk. Namaz kılacaksan camiye git” diyerek tepki gösteriyor.

    “ALEVİLERİ SÜNNİLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR AMA BİZ DİRENİYORUZ”

    “Alevileri Sünnileştirmeye çalışıyorlar ama biz direniyoruz” diyen Dede Hüseyin Erdoğdu, “Sevgisi olan dönmez, ölse de dönmez diyor Hüseyin Gazi dedemiz” ifadesini kullanıyor.

    Hüseyin Gazi Ocağı’na mensup olduklarını belirten Dede Erdoğdu, “3 tane Hüseyin Gazi var benim bildiğim. Malatya’da var, oraya gidemedim, Ankara’dakine gittim, Hüseyin Gazi bir de bizim köyde var.

    Çocukların okullarda zorunlu din dersleri nedeniyle asimile edildiğini söyleyen Erdoğdu, şunu da ekliyor: Biz ne kadar da bilgisiz olsak bunların hocası cevap veremez çocuklarımıza da bize de.

    PİRHA/KÜTAHYA

     

     

     

  • Güzelgül: Veli Büyükşahin’in dede talebinin reddedilmesi kabul edilemez-VİDEO

    Güzelgül: Veli Büyükşahin’in dede talebinin reddedilmesi kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- KHK ile kapatılan TV10’un tutuklu Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin’in Alevi dedesi talebinin kabul edilmemesine ilişkin konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Pir Güzelgül, “Biz bunu hiçbir zaman kabul görmüyoruz. Konuya ilişkin tüm Alevi kurumları ile birlikte 3 Şubat’ta Ankara’da Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda basın açıklaması yapacağız” dedi.  

    Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Tv10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcısı Veli Haydar Güleç ile kameraman Kemal Demir, 1 yıldan fazladır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor.

    Kameraman Kemal Demir’in ilk duruşması görülüp yetkisizlik kararı ile dosyası Mersin’e gönderilmiş, ardından Mersin’deki mahkemenin de yetkisizlik kararı vermesinin ardından dosya uyuşmazlık mahkemesine gönderilmişti. Demir’in dosyası hala Yargıtay 5. Ceza Dairesi’nde bekletilirken Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç’in iddianameleri ise bugünlerde hazırlandı.

    Son 1 yılı cezaevinde geçirmek zorunda kalan Tv10 çalışanları Hızır ve Muharrem oruçlarını da cezaevinde tutmuş ve bu yönde çeşitli taleplerde bulunmuşlardı. Talepleri içerisinde yer alan Alevi dedesi ile görüşme isteklerine resmi bir cevap verilmemişti. Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, konuyla ilgili Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na dilekçe ve Alevi kurum temsilcilerine ise mektup göndererek yaşanan hak ihlaline dikkat çekmek istemişti.

    Konuya ilişkin Alevi Bektaşi Federasyonu ve Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül açıklamalarda bulundu.

    “ALEVİ DEDESİ TALEBİNİN REDDEDİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    “Bu ülkede kendi görüşü, inancı dışında hiçbirini kabul etmeyen bir zihniyet ile karşı karşıyayız” diyen Güzelgül, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onların karşısında haktan, hukuktan, özgürlüklerden bahsedildiği esnada hemen içeriye gönderen bir zihniyet var ortada. Cezaevlerinde Avrupa’nın her yerinde kabul gören bir inanç olan Aleviliğin yaşam hakkı engelleniyor. Alevi kimlikleri kabul görmüş cezaevindekilerin Alevi dedesi talebi reddediliyor. Bu İngiltere’de dahi kabul görmüştür. Fakat Türkiye’de ne yazık ki inancımız, kimliğimiz kabul görmediği için böyle talepler de reddediliyor. Biz Ankara Adalet Sarayı önünde Eren Erdem’in talebi üzerine hem suç duyurusunda bulunmuştuk hem de açıklama yapmıştık. Sonra aradan bir ay geçmeden Cumhuriyet Savcılığı tarafından o talebin de reddedildiğini öğrendik.”

    Şimdi de içeride bulunan ve kendisi de dede olan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı’nın da Alevi dedesi talebinin reddedildiğini hatırlatan Güzelgül, bunun kabul edilemez olduğunu ifade etti.

    “3 ŞUBAT’TA ANKARA’DAYIZ”

    Alevi talebine ilişkin Alevi kurumları ile birlikte açıklama yapacaklarını da duyuran Güzelgül sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Kendi inancını yaşamak isteyen arkadaşlarımızın taleplerinin bir an önce kabul görmesi gerekiyor. Ve onların talebi imam değil. Kendi inancını temsil eden Alevi dedesi ile görüşmeleri sağlanmalı. Alevi dedesi talebinin reddedilmesi hem insanlık açısından hem de hak, hukuk, adalet açısından bizlere ters düşmektedir. Bununla ilgili de biz tüm Alevi kurumları ile birlikte 3 Şubat’ta Ankara’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda basın açıklaması yapacağız. Tüm canları da davet ediyoruz.”

    “LEYLA GÜVEN’İN TALEPLERİ İNSANİ VE VİCDANİDİR”

    Öte yandan Güzelgül tecrit’in kaldırılması yönünde açlık grevine giden tutuklu HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in de yanında olduklarını söyledi.

    Güzelgül sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu açlık grevini destekliyoruz. Halkın iradesini temsil edenleri yok sayamazsınız. Onların bu talepleri hem insani hem de vicdanidir. Bu ülkede herkesin inadına onlarla biz Alevi kurum temsilcileri de kardeşlikten yanayız. Bu topraklarda yaşayan bütün insanların haktan hukuktan barıştan insan haklarından yana olması için mücadele sergiliyoruz. Bunun kabul görmesi yönünde de mücadelemiz aynen devam edecektir. Bir an önce taleplerinin kabul görmesi ve açlık grevinin son bulması yönünde biz de mücadele vereceğiz. 3 Şubat’ta yapacağımız basın açıklaması da bununla ilgili olacak.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Alevilikte hakka uğurlamada Kuran yoktur; üç telli saz çalınır deyiş okunur’-VİDEO

    ‘Alevilikte hakka uğurlamada Kuran yoktur; üç telli saz çalınır deyiş okunur’-VİDEO

    PİRHA -Alevilikte hakka yürüme erkanına ilişkin konuşan Celal Abbas Ocağı dedelerinden Zeynel Batar, günümüzle ile geçmişteki ritüelleri karşılaştırarak, “Şu anda bizim eski hakka uğurlama erkanına göre cenazelerimiz kaldırılmıyor. Baskı altında kaldırıyoruz. Korkuyoruz. Bir şey yaptığımız zaman bize karşı geliyorlar” dedi.

    Alevi yol erkanını sürdüren, cemleri yürüten ve Dersim’de yaşayan Celal Abbas Ocağı dedelerinden Zeynel Batar Alevilikte hakka uğurlama erkanına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Hakka uğurlama erkanını hala eski kültüre göre yaptığını kaydeden Batar, “Benim dışımda kimse bunu yapmıyor. Biliyorlar belki de çekinerek yapmıyorlar, onu biliyorum. Biz eskilerde cenazemizi morga götürmüyorduk. Akşam vefat ettiği zaman evde bırakıyorduk, sabah vefat ettiği zaman yine evde bırakıyorduk. Onun üstüne çıra yakıyorduk, çıracı orada görev yapıyordu, hizmet ona aitti. Cenazeyi dışarı çıkarana kadar çıra yanıyordu. Akşam da zaten vefat ettiği zaman, sabaha kadar yanıyordu” dedi.

    “ÇIRA BİZİM YAS IŞIĞIMIZDIR”

    Alevilikte bir can vefat ettiğinde onu hakka uğurlarken akşamdan sabaha kadar çıra yakıldığını belirten Batar Alevilikte hakka uğurlamada yakılan çıranın Alevi inancındaki önemine ve cenaze ritüellerine ilişkin şunları ifade etti:

    “Çıra ahiret ışığıdır, dünyanın, Allah’ın, Peygamberin, İmam Hüseyin’in nurudur. Çünkü Allahın nuru insanda tecelli etmiş olduğu için o çıra bizim yas ışığımızdır. Hem bu dünyanın hem ahiretin. Çıra sabaha kadar yanar. Sabahleyin güneş doğduğu zaman o çırayı söndürüyorduk. O ışık sır oluyordu ve biz yeni bir ışıkla aydınlanıyorduk. Cenazeyi ondan sonra dışarı çıkarıp sabaha kadar üzerinde üç telli Kur-an ile beyitler, ilahiler okuyorduk. Cenaze dışarı çıkarıldığı zaman yine dışarıda sazlı sözlü çalıp söylüyorduk. Hocalar yıkıyordu, biz çalıp söylüyorduk. Cenaze yıkandıktan ve kefene sarıldıktan sonra biz dede olarak hocayla beraber ilahi tutuyorduk, 12 İmam ehli beyitleri zikir ediyorduk. Ondan sonra helallik alınıyordu.”

    “ALEVİLİKTE HAKKA UĞURLAMADA KURAN OKUNMAZ”

    Hakka uğurlama sırasında Kuran’ın okunup  cenaze namazı kılınmasına tepki gösteren Batar şunları kaydetti:

    “Bizde Kuran yoktu. Bizde cenaze kaldıran dede olması lazım. Dede; cem ceme, can cana, cemal cemale karşılıklı ibadet etmeli. Ama maalesef bizim şu anki Alevi toplumu hakka uğurlamada hala Kuran okuyor ve hala o toplumu kendi arkasına alıp, Allah’ın nurunu söndürüyorlar. Allah’ın nurunu arkana alamazsın. Can cana, cemal cemale olman lazım. Kaldı ki bunu hala yapıyorlar. Ve bazı yerlerde biz cemal cemale yaptığımız zaman bize bilmeyen, aklı ermeyen insanlar tepki gösteriyor. “Neden bunu yapıyorsunuz?” diyorlar. Biz kendisine detaylı anlatıyoruz, durum budur ama onlar gene de karşı çıkıyorlar.”

    “BÜTÜN ALEVİ BÖLGELERİNE İMAM GÖNDERDİLER”

    Günümüzde Alevilikte hakka uğurlamanın eskideki gibi yapılmadığına Sünni inancından etkilendiğine dikkat çeken Batar, “Cenazelerimiz eski hakka uğurlama erkanına göre kaldırılmıyor. Baskı altında kalmış gibiyiz. Korkuyoruz. Bir şey yaptığımız zaman cemaat bize karşı geliyor. Özellikle Alevilikte bunun olmaması lazım ama oluyor. Bizde eskiden Kuran yoktu mesela. Bu Kuran ne zaman geldi? Yavuz döneminde, Emeviler’in sürdürmüş olduğu geleneği getirip biz Alevilere mal ettiler. Bütün Alevi bölgelerine hocaları ve cami imamlarını göndermişler. Bütün Alevileri Sunnileştirmek için çaba harcamışlar ve Kuranı öğretmişler” dedi.

    “ALEVİLİKTE HAKKA UĞURLAMA ÜÇ TELLİ SAZ İLE YAPILIRDI”

    Alevilikte hakka uğurlamada cenazenin başında üç telli sazın çalındığını ve asıl canlı Kuran’ın o olduğunu belirten Celal Abbas Ocağı dedelerinden Zeynel Batar sözlerini şöyle tamamladı:

    “Aslında asıl Kuran bizim çaldığımız üç teli sazdır. Hz. Ali’nin kendisi demiş ki “Bu canlı kitabi Kurandır, canlı kuran benim, Kuran bendedir.” Ve o Ali’nin bütün gizli vasıflarının hepsi 7 tane ulu ozan da tekmil edip gelmiştir ve bize intikal etmiştir. Asıl Kuran o Kurandır. Kitabi Kuran değildir. Kitabi Kuran öğütten, nasihatten bahsediyor, doğruluktan bahsediyor. Kaldı ki bütün ümmet o Kuran’a da uymuyor. Kuran’ın içinde olan doğru yönlere uymuyor. Kuran diyor ki mesela haram yeme, zina etme, kimsenin hakkını yeme, kul hakkı yeme, kimseye zarar verme. Evlilik bir tanedir, iki tane evlilik değildir. Birisiyle evleneceksin sonuna kadar. Ama kaldı ki bu da yok ve Kuran’a uyma da yok. Kuran diriler için gelmiştir, ölüler için değil. Ölüler için telli sazdır, üç telli Kurandır, ayettir. Bizim Alevi toplumu kendi kültürünü, kendi yol erkanını bırakmıştır. Ama doğrusu budur. Ancak bir çiçekle bahar olmuyor. Bir ben ile iş olmuyor ki. Kaç tane dede varsa hepsi aynı uygulamayı yapmış olsa el ele verseler aynı eski tarikatımız, eski geleneklerimiz, bütün cenaze erkanlarımız o şekilde devam eder.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Diyanet’ten dede talep etmek Aleviliğe en büyük hakaret ve darbedir’-VİDEO

    ‘Diyanet’ten dede talep etmek Aleviliğe en büyük hakaret ve darbedir’-VİDEO

    PİRHA-Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ni ziyaretinden sonra Diyanet’ten dede ve Kur’an talep edilmesini değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi İnançtan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Rıza Ç., bunun Aleviliğe yapılacak en büyük hakaret ve en büyük darbe olduğunu söyledi.

    Geçtiğimiz ay Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmişti. Cemevinde yapılan görüşmelerde Erbaş’tan Kur’an-ı Kerim istenmesi ile imam hatip ve ilahiyat mezunu iki dedenin cemevine atanmasının talep edilmesi Alevi kamuoyunda ciddi tepkilere yol açmıştı. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi İçerenköy Cemevi İnançtan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Rıza Ç. tepkilerini dile getirdi.

    “BUGÜN İNANÇ YOK EDİLİYOR”

    Yüzyıllardır katledilerek, yok edilerek ve asimilasyona maruz bırakılarak bugünlere gelmeye çalışan Alevilerin yeryüzünde asimilasyon kelimesini en çok kullanan toplum olduğunu vurgulayan Rıza Ç., yıllardır süren katliamlara ve asimilasyon politikalarına rağmen Alevi inancının yok edilemediğini ancak günümüzde inancın yok edilmekte olduğunu kaydetti. Alevilerin hem dış asimilasyona hem de iç asimilasyona maruz kaldıklarına işaret eden Rıza Ç., iç asimilasyonun önemine ve boyutuna şu sözlerle dikkat çekti:

    “Asimilasyonu biraz da kendimiz yaratıyoruz yani bu yönüyle değerlendirmek gerekiyor. Ağacın kurdu içindedir misali. Biz kendi içimizdeki değerleri görmeyip kendi içimizdeki değerleri yok sayıp dışarıda başka mecralarda başka bahçelerde kendimizi arayarak yolumuzu bulamayız. Komşu inançların, baskın inançların, dışarıdan getirtilen, bizlere dayatılan o yoz kültürün etkisiyle sanki doğrusu oymuş gibi bir hareketle bir bilinçle ya da bilinçsizlikle desek daha doğru olur, onunla hareket ediyoruz. Bunu reddetmek gerekiyor bir kere. Kendi güzelliklerimizi görerek yani ‘Aşığın sözü Kur-an’ın özü’ demişiz biz gidip Kur’an istiyoruz. Telli Kur’an demişiz bağlamamıza, bundan daha güzel bir değer yokken biz Arapça dua istiyoruz, gülbang istiyoruz. Kendi pirlerimizi, ozanlarımızı, analarımızı takip etsek bizler zaten çerağımızı uyandırırız. Ama biz kendi çerağımızı kendi elimizle söndürüyoruz. Bu çok acınası bir durum.”

    “YOLA YAPILACAK EN BÜYÜK HAKARETTİR”

    Kurumlara yapılan ziyaretlerin anlaşılabilir olduğunu ancak gelen ziyaretçilerin ne maksatla geldiklerine dikkat çeken Rıza Ç., sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Birilerinin gelip bir kurumu ziyaret etmesi kabul edilebilir, yani engel olamayız. Gelen mihmandır diyoruz, mihman da Ali’dir Alevi yolunda. Ama bu mihman hangi mihman? Bizi kesen mihman mı, yüzyıllardır üzerimizde demoles’in kılıcı gibi sallanan o kılıcın temsilcileri geldiğinde biz onlara da mihman mı diyeceğiz, Ali mi diyeceğiz, Hızır mı diyeceğiz? Bu yola yapılacak en büyük hakarettir kabul edilemez. Hele ki kendi içimizde değerler yaratabiliyorken böyle bir öz gücümüz varken neden biz onlardan temsilci istiyoruz? Bu kabul edilebilir bir şey değil.”

     ALEVİLİĞE DARBE

    Ocaklar diyarı olan Dersim’in her şeyiyle kutsal bir bölge olduğunu hatırlatan Rıza Ç., Dersim’de kendi değerlerini görmeyen, kendinden uzaklaşan, kendini hor gören; tarihini, inancını, kültürel, sosyolojik ve tarihsel değerlerini hakir gören bir kitle olduğunu belirtti. Aleviliğin bütün olarak görüldüğü sürece tanınabileceğini ifade eden Rıza Ç., şunları belirtti:

    “Biz Aleviliği bir bütün olarak bütüncül yönleriyle gördüğümüz sürece ancak var olabiliriz, öz gücümüzü kazanabiliriz ve tanınabiliriz. Nedir bu bütüncül yönleriyle tanınmak; inanç yönüyle, sosyolojik yönüyle, tarihsel yönüyle, siyasi yönüyle. Yani neden İmam Hüseyin boyun eğmedi. 6 aylık çocuğunu, 5 yaşındaki çocuğunu feda etti. O bozuk düzende sağlam kalabilmek ve gelecek nesillere hakkın ve hakikatin temsilciliği, mazlumun ve masumun yanında yer alma şiarını aktarabilmek için. Biz orada örneklersek kendimizi bizim canımız daha mı kıymetli onun 6 aylık çocuğundan. Ama biz bugün bırakın canımızı, çıkarımızı düşünüyoruz, cebimizi düşünüyoruz, imam talep ediyoruz. Kime şirin görünüyoruz? Şirin görünme gibi bir kaygımız olmamalı. Bizim ocaklarımız yanmış, çerağlarımız uyanmış Anadolu’da. Ta Edirne’den Kars’a, Toroslardan Hubyar Sultan’a, Horasan’dan Balkanlar’a geniş bir coğrafyada ocaklar yetiştirilmiş. 80 bin evliyanın Pirim Hacı Bektaş Veli’nin uyandırdığı bu ocaklarla irşad olmuş. Avrupa’da kadınlar yakılırken, o dönemlerde Arap çöllerinde kız çocukları toprağa gömülürken kız olduğu için biz Anadolu’da ‘Kadınlarınızı okutunuz’, ‘Kadın eşim değil eşitim’ diyen pirlerle var olduk. Ama günümüzde kadını hor gören, ‘9 yaşındaki çocukla evlenilebilir’ diyen, annesinin dizinden tahrik olan bir gelenekten biz imam talep ediyoruz. Bu Aleviliğe yapılacak en büyük hakaret en büyük darbedir.”

    “HERKESİN ALEVİ TOPLUMU ÜZERİNDE HESABI VAR”

    Kendinden menkul bir Alevilik yaratılmaya çalışıldığını vurgulayan Rıza Ç., Dersim’deki durumu şöyle yorumladı:

    “Herkesin Alevilik üzerinde Alevi toplumu üzerinde bir hesabı var. Muhtemelen Alevi olduğunu iddia eden o kişiler ya da yöneticiler, o kurumdaki temsilciler de kendi inancından uzak bir şey yaratmaya çalışıyorlar.”

    “YOL ÇIKARLARDAN ULUDUR”

    Alevilikte tek tiplik olmadığını söyleyen Rıza Ç., “Dersim’de bir Alevilik görürsünüz, Hubyar’da bir Alevilik görürsünüz, Toroslarda bir Alevilik görürsünüz ama ‘Yol bir sürek bin bir’ deriz. Esas olan budur ve daha da önemlisi ‘Yol cümleden uludur’ deriz. Yol bizim çıkarlarımızdan da uludur, canımızdan da uludur, kariyerist kaygılarımızdan da uludur” dedi.

    “DEVLETÇİ BİR ALEVİLİĞE TESLİM OLUNMAMALI”

    Devletçi bir Aleviliğe teslim olunmaması gerektiğinin altını çizen Rıza Ç., sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bugün öyle şeylere denk geliyoruz ki ‘Ordumuzun kılıcı keskin olsun’ diye dualar veren cemevlerinde hocalar, imamlar var. Ben dede diyemiyorum hoca diyorum, ancak hoca olabilir o. Çünkü hocalar vaazla hareket eder, emirle hareket eder. Dede emirle hareket etmez. Dede kendi yolunun ışığı üzerinden hareket eder. Mesela ‘ordunun kılıcı keskin olsun’ derken o kılıç kendine döndüğünde ne diyecek. Ki döndü de. Ortalamaya vurduğumuzda her 10 yılda bir Aleviler katledildi. Sivas’ta neredeydi o ordu, niye gelmedi? Bir kilometre ötedeyken ordu niye gelmedi? Dersim’de niye anne karnındaki çocukların canına kıydı yukarıdan bombalar yağdırdı o ordu. Böyle değerlendirmek gerekiyor.”

    Suay ABAK-İsmet SEFER / İSTANBUL

  • Alevi Dernekler Federasyonu İnanç Kurulu için ilk toplantısını yaptı-VİDEO

    Alevi Dernekler Federasyonu İnanç Kurulu için ilk toplantısını yaptı-VİDEO

    PİRHA -Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE), inanç kurulu oluşturmak için toplantı yaptı. Toplantıya dedeler ve Alevi dernek temsilcileri katıldı. ADFE Genel Başkanı olan Pir Celal Fırat, “Bugün burada toplanmamızın en büyük nedeni çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğidir. Çünkü gerçek yaşamda Sünni ve Şii öğretisi bizim ibadetimizi ya yanlış ya da eksik nitelendirmekte” diyerek asimilasyona dikkat çekti. 

    Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) genel kurulun ardından yeni dönem çalışmalarına başladı.

    İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı’nda yapılan toplantıya çok sayıda dede ve Alevi dernek temsilcileri katıldı.

    Açılış konuşmasını Garip Dede Dergahı Dedesi aynı zamanda ADFE Genel Başkanı olan Pir Celal Fırat yaptı.

    FIRAT’TAN DEDELERE: ASİMİLASYONA KARŞI ÇIKACAK OLAN SİZLERSİNİZ

    Fırat, konuşmasında Alevi kimliği üzerinde asimilasyon olduğunu belirtti ve şunları söyledi:

    “Bugün burada toplanmamızın en büyük nedeni çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğidir. Çünkü gerçek yaşamda Sünni ve Şii öğretisi bizim ibadetimizi ya yanlış ya da eksik nitelendirmekte. Bu nedenle çocuklarımız başta okullarda, mahallelerde, gençlerimiz iş yerlerinde Sünniliği ya da Şiiliği öğrenmeye mecbur edilmekte, kadınlarımız çeşitli baskılarla baş başa kalmış durumda kutsal bilgeliğin kaynağı olan siz değerli dedelerimiz yine bu asimilasyona karşı çıkacak olan sizlersiniz.”

    Alevilik inancının akıldan yoksun bırakıldığına dikkat çeken Fırat, bu yaklaşımları “Alevi toplumunu koşulsuz dindarlığa zorlama eğilimleridir” diye tanımladı.

    Fırat’ın konuşmasının ardından gülbang okunarak toplantıya başlandı.

    Toplantıda dedeler söz alarak inanç kuruluna ilişkin önerilerini paylaştı.

    Toplantıya şu kurum ve cemevi temsilcileri katıldı:

    • Garip Dede Dergahı
    • Bağcılar Cemevi
    • Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı
    • İstanbul Cemevi
    • Hacı Bektaş Cemevi
    • Hacı Bektaş Veli Cemevi
    • Erikli Baba Cemevi
    • İkitelli Cemevi
    • Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği
    • Darıca Cemevi

    ADFE’nin geçtiğimiz günlerde Olağan Genel Kurulu’nda Garip Dede Dergahı Dedesi Celal Fırat, federasyona yeni başkan seçilmişti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi dedesinin yaşarken türbesi yapıldı-VİDEO

    Alevi dedesinin yaşarken türbesi yapıldı-VİDEO

    PİRHA-İmam Rıza Ocağı dedelerinden Şimşek Dede’nin (Ali Erdem) Çorum’da daha yaşarken türbesi yapıldı. Bu türbenin diğerlerinden farkı ise içerisinde kütüphanesinin bulunuyor olması. Şimşek Dede, yıllarca Anadolu’yu diyar diyar dolaşmış, özünü halk ile karmış ve bunu deyişlerine nakış gibi işlemiş bir dede. Paylaşım diyor Şimşek Dede…Mutlaka paylaşmalıyız çünkü dünyayı bu kurtaracak, diyor.

    Normal zamanda türbe denilince aklımıza yıllar önce yaşamış, halkın gönlünde taht kurmuş, inanç açısından da önemli bir şahsiyet olan kişilerin bulunduğu yapılar gelir aklımıza ancak Çorum’da daha yaşarken türbesi yapılan bir Alevi dedesi var. Şimşek Dede (Ali Erdem), yıllarca Anadolu’yu diyar diyar dolaşmış, özünü halk ile karmış ve bunu deyişlerine nakış gibi işlemiş bir dede.

    Bu türbenin diğerlerinden farkı ise, içerisinde kütüphanesinin bulunuyor olması. Şimşek Dede yıllar boyunca Anadolu’yu gezerken ve halkı halka anlatırken, fakiri, kimsesizi ve yardıma muhtacı olanları gözetmeye devam etmiş. Paylaşım diyor Şimşek Dede, mutlaka paylaşmalıyız çünkü dünyayı bu kurtaracak. Şimşek Dede paylaşmanın önemine vurgu yaptığı kadar okumanın altını da önemle ve kalın çizgilerle çiziyor.

    Kimi yerde kan davasını bitiren kimi yerde lokmasını paylaşan Alevi Dedesi, bu kültürün mutlaka devam etmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Alevi kültürü boyun eğmemeyi öğütlüyor ve zulme, adaletsizliğe asla boyun eğmemek gerektiğini söylüyor. Yaşarken türbe sahibi olan Şimşek Dedenin bir isteği ise sadece dua etmek, kurban kesmek, dilek dilemek için türbeye gelinmemesi, aksine kendini ve kültürünü en üst seviyeye çıkartmak için gelinmesi.

    “HALK İÇERİSİNDE 53 YILDIR DOLAŞIYORUM”

    Halkın içerisinde 53 yıldır dolaştığını söyleyen Şimşek Dede, bu süre zarfında paylaşmanın önemini kavradığına vurgu yapıyor.

    “Şu an 60 yaşındayım. 53 sene hiçbir zaman evim olmadı. Gönlünden halkın misafiri oldum. 30 bin eve misafir oldum. Anadolu’yu karış karış gezdim. Lokmamı paylaştım. Dede önce yetimlere, kimsesizlere ve fakirlere sahip çıkacak. Kim olursak olalım paylaşalım. Paylaştığımız an evladı resul oluruz. Dede olsun, hoca olsun, papaz olsun her aldığı lokmada yetimin kimsesizin hakkı var. O lokmanın içerisinde paylaşmayı biliyor isen evladı resulünü ifa etmiş olursun ve kendini var etmiş olursun.”

    “TÜRBEYİ TAŞI ÖPÜN, KURBAN KESİLSİN DİYE YAPMADIM”

    Çorum’da kendisi adına yapılan türbenin esas amacının kültürel olduğunu dile getiren Şimşek Dede, sözlerini şöyle sürdürüyor.

    “Beni yaylaya götürdüler, oraya hiç gitmemiştim. Çıktım uzandım, oğlum dedim benim türbe burada olacak. Ben bu türbeyi taşı öpün, sürünün ya da uğrunda kurban kesilsin diye yapmadım. İçimden gelen paylaşma arzu ile sağ olsun taliplerde birleştiler ve yaptılar. Belki sizler bir gün oraya gidip çay içersiniz ya da bir gün birisi dağda mahsur kalırsa oraya sığınır. Yoksa ben türbe sahibiyim, ben ermişim demek için yapılmadı. Biz zaten kerameti değil kemaleti isteriz. Gençler bizim büyüğümüz oluyorsa ve biz de gençlerimizin büyüğü oluyorsak hiçbir güç bizi yıkamaz.”

    “GENÇLERİMİZİ KAZANMALIYIZ”

    Alevilik kültür ve geleneklerini genç kuşaklara aktarmak gerektiğinin altını çizen Şimşek Dede, bütün cemevlerinin gençler ile birlikte hareket etmesi gerektiğini işaret ediyor. Şimşek Dede, “Bütün cemevleri gençlerimizle birlik olmalıdır. Biz de sonuna kadar gençlerimizin başında olalım ancak onları da kazanalım. Aleviliği, Alevi kültür, yaşam ve göreneklerini canlandırmak istiyorsak, öğrenciyi elimizde tutmamız lazım ve öğrenciyi kazanmamız lazım, üniversite öğrencilerimiz ile temas kurmamız muhakkak gerekmektedir. Çıkar falan düşünmeden birleşmemiz, çocuklarımızı okutmamız lazım” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    ‘Ocağını, pirini kaybettiğinde sen de kaybolursun’-VİDEO

    PİRHA- 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’ndaki konuşmalarda köyden kente göçle birlikte Aleviliğin kaybedilmeye başlandığı vurgulandı. 

    İkinci gününde devam eden 1. Mersin Alevi Kadınlar Sempozyumu’nda pir, ana, bacı, dede, talip, rehber, mürşit kavramları hakkında bilgiler verildi. Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Üyesi Aysel Demir Kılavuz, pir, ana, bacı, dede kavramları konuşuldu.

    “HER TALİBİN PİRİ, HER PİRİN DE MÜRŞİDİ VAR”

    Pirin bir kişiye değil bir ocağa bağlı olduğunu söyleyen Kılavuz,  “Her talibin bir piri, pirin de bir mürşit ocağı vardır. Pir veya dedenin olmadığı yerde rehber yol yürütebilir. Bazı yerlerde bilgili kişilere el verilerek dikme dedeler yerleştirilir ama dikme ocağı yoktur. Aleviler dedenin eşine ana, bacı diye hitap ederler ya da ana sultan derler. Dedenin olmadığı yerde ana, bacı da yol yürütür.” bilgilerini aktardı.

    “OCAĞINI, MÜRŞİDİNİ KAYBETTİĞİN ZAMAN SEN DE KAYBOLURSUN”

    Köyden kente göç ederken Aleviliğin kaybedilmeye başlandığını vurgulayan Kılavuz, “Ocağını, mürşidini, pirini kaydettiğin zaman sen de kaybolursun, inancın da kaybolur.” dedi. Toplumdaki kirlenmişliğe dikkat çeken Kılavuz, tüm inançların siyasete alet edildiğini kaydetti.

    “ALEVİLİK TALİP YOLU”

    Mersin Cemevi Kadın Kolları Üyesi Fatma Sarıyarlıoğlu da talip, rehber ve mürşit kavramları hakkında bilgiler verdi. Alevilikte el ele el hakka düsturuyla hareket edildiğini ifade eden Sarıyarlıoğlu, “Her mürşit pirdir ama her pir mürşit değildir.” dedi. Bilinen 7 mürşit ocağı ve 40’a yakın pir ocağı olduğu bilgilerini veren Sarıyarlıoğlu, pir ocaklarının mürşit ocaklarının altında olduğunu söyledi. Aleviliğin aslında talip yolu olduğunu ifade eden Sarıyarlıoğlu, her pirin bir mürşit pire talip olduğunu kaydetti. Sarıyarlıoğlu, canların ancak tarikat kapısında ikrar vererek talip olduğunu belirtti.

    Suay ABAK/MERSİN

  • Dede Öztürk’ten Diyanet tepkisi: Sen kimsin ki bir ocağa dede atıyorsun!-VİDEO

    Dede Öztürk’ten Diyanet tepkisi: Sen kimsin ki bir ocağa dede atıyorsun!-VİDEO

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağı dedesi Sefa Öztürk, Tunceli Cemevi Başkanı’nın Diyanet’ten cemevine imam hatipli kişilerin dede olarak atanması talebinin kabul edilmeyeceğini belirterek, bunun ocaklar sistemine bir saldırı olduğunu vurguladı. Bunun Aleviliğin doğasına aykırı olduğunu belirten Öztürk, “Ocaklar bugün mutlaka bir deklarasyon yayınlamalı ya da biraraya gelmeli” dedi. 

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ni ziyareti sırasında kendisinden cemevine imam dede atanmasının talep edilmesine tepki gösterdi. Öztürk, Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un Diyanet’ten imam hatip mezunu iki kişinin cemevine dede olarak atanmasını talep etmesinin Alevice bir tavır olmadığını kaydetti.

    “ALEVİLER KENDİ ELLERİYLE İNANÇLARINI BOĞUYOR” 

    önceden Alevilere egemen güçlerin saldırdığını şimdi ise Alevilerin kendi elleriyle inançlarını boğmaya çalıştıklarını vurgulayan Öztürk, yıllardır fiziki saldırılara maruz kalan Alevilerin bugün ideolojik ve inançsal boyutta bir saldırıyla karşı kaşıya olduklarını belirtti. Dersim’in özellikle seçilerek oranın doğasına, havasına, suyuna, kimliğine, kişiliğine bir saldırı olduğunu ifade etti.

    “CEMEVİ ÖZELİNDE DERSİM TOPRAKLARINA BİR SALDIRI VAR”  

    Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aynı zamanda Dersim özellikle seçilerek doğasına, havasına, suyuna, kimliğine, kişiliğine de bir saldırı var. Bir inancı tanımlarken sadece kutsal kitaplar, sözler üzerinden değerlendirilemez. Her inancın aynı zamanda bir coğrafyası, bir mekanı, evi var. Alevi inancında binalar kutsal değildir. Alevi inancında doğanın kendisi kutsaldır. Hava, su, ateş, toprak. Yani onları savunamadığınız sürece orayı vatan yapamazsınız. Bugün o Tunceli Cemevi özelinden Dersim topraklarına bir saldırı var. Bugün Alevilerin yaşadığı bölgeler hızla demografik değişikliklere uğruyor. Oralarda Aleviler azaltılıyor. Bilerek Alevilerin yoğun olduğu bölgelere Suriye’den gelen şaibeli insanlar yerleştiriliyor. Bu coğrafyanın insanları aşsız ve işsiz gezerken onlara büyük bir para ödeniyor. Bu neyin karşılığı? Hiçbir şey doğada boş değildir, her şeyin bir karşılığı vardır. Bunlar mutlaka bir hazırlıktır diye düşünüyorum.

    “NEDEN DERSİM?”

    Alevilerin bağlı olduğu coğrafyalar büyük bir saldırı altında. Şimdi biz bunları da görmek zorundayız. Tesadüfen değil, Diyanet İstanbul’da, Ankara’da yüzlerce cemevi dururken eğer bir ziyaret gerçekleştirecekse neden Dersim? Bunun üzerinde biraz daha durulması gerektiğine inanıyorum. Oradan çözmeye çalıştıkları bir Aleviliği Türkiye genelinde çözebileceklerine inançları var ve oranın havasına, suyuna, toprağına bir saldırıdır aynı zamanda. Bizler bunları kesinlikle Alevi kabul etmiyoruz. Bu Alevilik değil, bu başka bir şey. Dolayısıyla biz Alevler bu tür saldırıların karşısında direnmeye, düşüncelerimizi, toprağımızı, havamızı, suyumuzu, güneşimizi savunmaya devam edeceğiz.”

    “ALEVİLİĞİN DİYANET’İN ÜST AKLINA İHTİYACI YOK”

    Aleviliğin Diyanet’in üst aklına ihtiyacı olmadığını hatırlatan Öztürk, Aleviliğin yıllardır bu coğrafyada kadim bir inanç olarak kendini var ettiğini, bundan sonra da böyle olacağını kaydetti. Aleviliği farklı taraflara çekmek isteyenlerin, Şiileştirmek, Sünnileştirmek, asimile etmek isteyenlerin kendilerinden olmadığını ifade eden Öztürk, ellerinden geldiği kadar Alevi inancını, felsefesini, değerlerini, pirlerini, ocaklarını, taliplerini, aşıklarını, sadıklarını var etmeye çalışacaklarına işaret ederek zaman zaman bu gerilemelerin olabileceğini belirtti. Tüm gerilemelere ve eksikliklere rağmen Aleviliğin kendisini tekrar diriltmeyi başarabileceğini dile getiren Öztürk, “Alevilik yüzlerce tuzaktan geçmiştir. Kendi değerini, kendi ahlak anlayışını, sorgu anlayışını, görgüsünü, o cem anlayışını bırakmayacaktır. Terk eden kendi adına terk eder. Biz onlara dönek, tarihine ihanet eden, değerlerine ihanet eden gözüyle bakıyoruz” dedi.

    “OCAKLAR SİSTEMİNE BİR SALDIRI VAR”

    Diyanet ile görüşüp Aleviler adına bir şeyler talep edenlerin ‘Aleviler’ diye değerlendirilmemeleri gerektiğine dikkat çeken Öztük, “Bunlar adı Alevi soyadı başka bir şey. İşin özünde bunları sinsi, kurnaz, tuzak kuran, insanları aldatmaya ve kandırmaya çalışan bir grup olarak değerlendirmekte fayda var” şeklinde ifade etti.

    Cemevine dede atanmasının başlı başına ocaklar sistemine bir saldırı olduğuna vurgu yapan Öztürk, şunları belirtti:

    “Her ocak kendi piri ve kendi talibiyle ilişkilidir. Ocaklar sistemini çözdüğünüzde Aleviliği çözersiniz. İşin özünde ocakların bugün buna karşı bir tavır göstermesi gerekir. Çünkü ocak sistemine karşı müthiş bir saygısızlık var. Hiçbir talip başka bir ocağın pirine ikrar vermek zorunda değil. Kendi ikrarlı olduğu ocaklar vardır onu sorgulayabilecek, onunla cem tutabilecek, onun sorunlarını çözebilecek. Yani onun görgüsünü yapabilecek, musahip cemini bağlayabilecek kendi ocak dedeleridir. Sen kimsin ki bir ocağa dede önerebiliyorsun, atayabiliyorsun. Aleviliğin öyle bir kültürü, öyle bir tavrı yok, öyle bir anlayışı yok. Ocaklar bugün mutlaka bir deklarasyon yayınlamalı ya da biraraya gelmeli. Çünkü bu bize büyük bir saygısızlıktır. Bizde özgür irade ile seçilir dede. Dedeyi talip seçer. Kimse talibe dede öneremez, pir öneremez, mürşit öneremez. Her mürşit ve her talip kendi ocak sistemi içerisinde birbirleriyle haşır neşir olur, birbirini görgü, sorgu noktasında yargılar, birbirine ikrar verir. ‘Benim önerdiğime benim gönderdiğime ikrar vereceksin’ bu Aleviliğin doğasına aykırı. Bu kabul edilebilir bir şey değil, tartışılamaz dahi. Yani kimsin ki Alevilere sen dede öneriyorsun, hangi akılla. Bu inanç icat etmek, inancı deforme etmek, hırpalamak demektir. Onun üzerinde tepinmek demektir. Bu inancın üzerinde bugün birileri çıkmış tepiniyor. Bu asla kabul edilebilir bir şey değil. Bu hem tutmaz hem bunu biz kabul edemeyiz. Ocaklar kabul edemez, ocakzadeler kabul edemez. Yıllarca varlıklarını talipleri, rayberleri, zakirleri ve mürşitleri, pirleri üzerinden sürdüren Alevilik bugün bu tür Alicengiz oyunlarıyla alaşağı edilmek isteniyor. Buna asla izin veremeyiz.”

    “HİÇBİR DERNEK ARTIK ALEVİLİĞİ TEMSİL ETMİYOR”

    Alevi kurumlarının ciddi anlamda zayıflık gösterdiklerini söyleyen Öztürk, “Ben hiçbir derneğin artık Aleviliği temsil ettiğine inanmıyorum. Alevilik farklı bir mecrada duruyor. Bakın Alevilik somut olarak bir yerde duruyor. Ne derneğin içinde, ne inanç kurulunun içinde ne de diğer tarafta. Alevilik kendini yeniden gizlemek ve saklamak zorunda hissediyor şu anda. Çünkü gördüğü yerde ifade edilen Alevilikle onu yaşadığı Alevilik arasında korkunç bir tezat var. Biz bu zıtlıkları aşmak zorundayız.” dedi.

    Aleviliğin inanç içerisinde örgütlülüğünü aşağıdan yukarıya doğru yarattığını dile getiren Sefa Öztük Dede, Alevi kurumlarının ciddi anlamda kendini tekrar gözden geçirmesi gerektiğini de ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı’ndan Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Kuran isteyen Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız ile konuştuk. Sorularımıza net yanıtlar vermekten kaçınan Yıldız, dedelerin eğitimsiz olduğunu, Kuran öğrenmeleri gerektiğini iddia ediyor. Yıldız, imam hatipli ve ilahiyatçı kişilerin dedelik yapabileceklerini savunuyor.

    Alevi inancına ve Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları AKP iktidarıyla tavan yaptı. Tam da bu dönemde, “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir” diyen Diyanet İşleri Başkanı geçtiğimiz hafta Tunceli Cemevi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Diyanet İşleri Başkanı’ndan imam hatipli ve ilahiyat mezunu iki kişinin dedelik yapması için atama talep edildi.

    Dersim’de Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız’ın ise Diyanet’ten Kuran’ı Kerim istediği ortaya çıktı.

    Ali Hadi Yıldız’a telefonla ulaşıp duruma dair sorular yönelttik.

    Yıldız, Kuranı dışlayan biri olmadığını sürekli kanıtlamaya çalışarak, dedelerin cahil olduğunu Kuran’a göre ibadet edilmesi gerektiğini savundu. Yıldız, imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin cemlerde dedelik yapmasında bir sakınca görmediğini de ekledi.

    İşte Yıldız’ın, sorularımıza verdiği yanıtlar:

    PİRHA: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmişti. Hala konuşuluyor bu ziyaret ve sonrasında yapılan açıklamalar. Alevi kamuoyundan, kurumlardan tepkiler var. Diyanet İşleri Başkanı’ndan Kuran istenmesi ve imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin dede olarak atanmasının önerilmesi epey tepki çekti. 

    ALİ HADİ YILDIZ: Cemevinde böyle talep duymadım, böyle bir şey talep edilmedi.

    Kuran’ı Kerimi sizin talep ettiğinizi biliyoruz. 

    Doğrudur.

    Neden böyle bir talepte bulundunuz?

    Ama siz neden bir cümleyi alıyorsunuz? Ben bunu anlayamadım. Ben söyledim, doğrudur.

    Birbirimize kızmadan konuşalım. Ben sorularımı soracağım, siz cevaplayın. 

    Bir cümleyi almak değil. Ben dedim ki Türkçe biliyorum, Türkçe okuyorum. Dualarımı Türkçe okuyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim. Ben Arapça’dan anlamam. Bu toplumda okumak isteyenler varsa ben de elhamdülillah Aleviyim. Allah, Muhammet Ali diye dualarımı yapıyorum. İnancımı yapıyorum. Çemişgezek’te yüzde 31 Alevi kesim var. Sünni kesimle beraber yaşıyoruz. Ben kimsenin dinini, inancını ölçmem. İnsanlar Arapça bilmiyor. Okumak istiyorsa, Türkçe tefsirle Kuran’ın ne olduğunu, duanın ne olduğunu oradan okur öğrenir. Konu bu. Diyanet İşleri Başkanı’na söyledik, cemevlerine yasal statü tanınsın. Biz bu ülkede ayrımcılık istemiyoruz. Seçimden seçime hatırlanıyor bu işler. Bunları konuştuk, o da dinledi. Çemizgezek’te 1997’den beri cemevi başkanlığı yapıyorum. İnancımı yaşamak istiyorum. Devlet benim inancıma yön vermesin.

    Peki devletin Alevi inancına nasıl müdahale ettiğini, yön verdiğini düşünüyorsunuz?

    Bakın şunu söyleyeyim. Yıllardan beri biz inancımızı yaşıyoruz. kimse bize müdahale etmedi, şöyle yapamazsın demedi. Biz kendi imkanlarımızla, halkla cemevimizi yaptık.

    Cemevi ne zaman yapıldı?

    2002 yılında yapıldı.

    Bir derneğe, federasyona bağlı mısınız?

    Bağımsız olarak kurulduk. Cemevini halk yaptı. Sünni kesim de yardım etti. Ben insanlar arasında ayrım bilmem. Benim kabem insandır. Ben Aleviyim diye hiç yanlışım olmaz mı? Ama biz ayrımcılık bilmeyiz. Ben Alevi bir ana ve babadan doğmuşum. İnancımı yaşıyorum.

    Çemişgezek Cemevi’nde dede var mı? Ya da kaç dede var? 

    Cemevine dede Pertek’ten, Tunceli’den ve Elazığ’dan geliyor. Ayda bir cem yapıyoruz. Dede duasını verir, 12 imamların amacı neyse onu açıklar dede. Lokmamızı veriyoruz.

    Peki Kuran’a göre mi Alevi inancına göre mi cem yapıyorsunuz?

    Şimdi Alevi inancına göre yapılır da…O inanç Kuran’dan alıntılarla yapılır. İçinde Arapça olmaz. Ama İncil’den, Tevrat’tan almıyoruz. Cem de Alevilik de Allah, Muhammet, Ali diye yaşar.

    Allah, Muhammet, Ali deniliyor zaten ibadet sırasında. Ona kimsenin itirazı yok. Mevcut Kuran’ı Kerim’e göre mi ibadet ediyorsunuz?

    Yani başka bir Kuran’ı Kerim mi var Aleviler için?

    Kuran’a göre ibadet derken, Sünni kesimin inancına göre mi ibadetinizi yapıyorsunuz? Bunu soruyorum. Kuran’da İslam’ın beş şartından bahsediliyor. Bunları yerine getiriyor musunuz? 

    Alevi inancının gelenek ve görenekleri farklı. Sünni kesim camiye gider, Alevi kesim cemevine gider. Bunu sağır sultan dahi biliyor. Bu soruyu bana sormanıza gerek yok.

    Kuran’ın içeriği bellidir. Kuran sadece Allah, Muhammet, Ali’den ibaret değil. Sünni kesimin inandığı ve şartlarını yerine getirdiği bir Kuran’ı Kerim var. 

    Alevilerin Kuran’ı ayrı mı?

    “KURAN’A GÖRE İBADET EDİYORUM”

    Kuran’da İslamın şartları ortada, ayetler, sureler ortada. Namaz kılmak diye bir şart var. Oruç tutmak var. Bütün bunlar Alevi inancında var mı? Sizin başkan olduğunuz cemevinde bu doğrultuda mı ibadet ediliyor? 

    Bizim cemevinde Aleviliğin içtihatı yürütülüyor. Benim dedem, babam 300 yıl önce nasıl yaşamışsa, Kuran, Allah, Muhammet, Ali, ya Hüseyin demişse o şekilde yürüyor bizim cemimiz. Biz Kuran’a karşı değiliz.

    Kuran’a karşı mısın değil misin bunu sormuyorum. Kuran’a göre düşünüyorsunuz. Ben de bu doğrultuda soruyorum size. 

    Evet Kuran’a göre ibadet ediyorum.

    İslamın şartlarını yerine getiriyorsunuz yani. 

    Alevi İslami kültürü neyse yerine getiriyorum.

    Peki Çemişgezek Cemevi’ndeki dedeler ocaklara mı mensup? İmam hatip, ilahiyatçı kişilerin maaşlı dedelik yapması için Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Diyanet’e önerildi. Sizin cemevine gelen dedeler de bu eğitimde mi?

    Bizim dedelerimiz ocaklardan geliyor. 12 Hizmeti yürütecek dedeleri seçeriz. Ocaktan olabilir ama Aleviliği bilmiyorsa zorla mı getireceğiz.

    “HER DEDE ALEVİLİĞİ BİLMİYOR”

    Bir insan dedelik yapıyorsa zaten Aleviliği bilir. 

    Yok, öyle her dede Aleviliği bilmiyor. O cemi, erkanı yürütmek kolay bir şey değil.

    Peki imam hatipli, ilahiyat mezunu ‘dede’ var mı cemevinizde?

    Ben onu bilmiyorum. yok yok öyle bir şey yok.

    Alevilerin, dedelerin Kuran’ı bilmesi gerektiği kadar Alevi inancını bilmesi gerektiğine de inanıyor musunuz?

    Alevi kesimi Arapça’yı fazla bilmez. İnsan hangi dilden anlıyorsa o dilden ibadetini yapsın. Ben bilmiyorum Arapça’yı. Aleviler Türkçe okuyor, Türkçe biliyor semahını, duasını. İnsanlar anladığı dilde yapmalı ibadetini.

    Zaten Aleviler ibadetini anladığı dilden yapıyor. Siz baştan beri ‘Arapça bilmiyoruz, Türkçe yapmak istiyoruz’ diyorsunuz.

    Sen diyorsun niye Kuran, ben de cevap veriyorum. Başkana söyledim, sağır sultan dahi duydu. Alevilerin ibadeti, ibadet şekli, ibadet yeri cemevidir. Devletten beklediğimiz cemevleri yasal statüye kavuşmasıdır. Bu kadar basit.

    Tüm Aleviler cemevlerine yasal statü istiyor. Peki cemevinizin kaç üyesi var, üyelik sisteminiz nasıl? Bir kişi gelip üye olmak istiyorum dediğinde nasıl üye olabiliyor? 

    Devlet kanunları neyse o şekilde üye yaparız.

    Alevilerin talepleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması da var. Siz Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz?

    Diyanet’i biz kurmadık. Diyanet kalk demekle kalkmaz. Büyük bir kurum. Türkiye’de en fazla bütçeden pay alan bir kurum. Ben istemiyorum demekle bu kalkmaz.

    Kaldırılmaz meselesi ayrı. Siz bir cemevi başkanı olarak Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz? 

    Ben bir Alevi olarak diyorum ki, insanca yaşamak istiyorum. Benim kabem insan diyorum. Hiç bir inanç bütçeden para almamalı.

    “İMAM HATİPLİ, İLAHİYATÇI DEDELİK YAPAR”

    Tunceli Cemevi imam hatipli ve ilahiyatçı iki kişinin maaşlı dedelik yapması için Diyanet’e öneride bulundu. Sizce bu kişiler dedelik yapabilir mi? Cem yürütebilir mi? 12 Hizmeti yerine getirebilir mi? 

    12 hizmeti biliyorsa yapar, neden yapmasın.

    İmam Hatipli, ilahiyatçı bu kişilerin dedelik yapmasının önerilmesini içinize sindirebildiniz mi?

    Ben onu duymadım. Kim önermiş acaba bilmiyorum.

    Tunceli Cemevi Başkanı önerdiklerini söyledi. Siz ne düşünüyorsunuz? Dede mi kalmadı da imam hatip mezunu kişilere dedelik yaptırılacak?

    Kişinin aklı var fikri var. Ne yapacağını bilir.

    Siz cevap verin istiyorum, cemevi başkanısınız bir fikriniz vardır.

    Orada devletin yetkisine karışacak bir şeyim yok.

    Talip dede ilişkisi var sonuçta. Herkes dedelik yapabilir mi? Dede atanır mı?

    Dede olmakla, onun yaşamı olmayacak mı?

    Sonuçta dedelere maaş verilmesini mi istiyorsunuz?

    İsterim neden istemeyeyim. Herkes alıyorsa onlar da alsın.

    Ancak dedeler, pirler maaş istemiyor. Büyük çoğunluk maaş istemediğini söylüyor devletten.  

    Söyleyebilirler.

    Maaş alan, devletin kontrolünde bir dede, devletin memuru olacak bir dede Alevi Yolu’nu yürütebilir mi?

    Devlet müdahale edemez. O zaman Alevilik kalmaz. Ne ben değiştirebilirim, ne başkası değiştirebilir.

    Maaşlı bir dede bu Yolu yürütebilir mi? Bunu öğrenmeye çalışıyorum.

    Yürütür neden yürütmesin.

    Ama devletin memuru olmaz mı?

    Eğitimsiz bir insan serseri bir mayına benzer. Dede çocuğudur eğitim görmemişse, Alevilerin bir okulu yoksa, 12 hizmeti bilmiyorsa yani sadece ya İmam Hüseyin ya Allah demekle bu iş yürümez. Yani Alevilik İslamın içindeyse…

     Ben başka bir şey soruyorum. 

    Alevilik İslamiyet’in dışında mı?

    Alevilik İslamın içinde mi, dışında mı tartışmasını yürütmeyeceğim sizinle. Size şunu demek istiyorum: Ocaktan gelen bir insan dedelik yapacaksa eğer dedelik vasfını kazanmıştır zaten. Bir olgunluğa eriştiyse, inanca hakimse, talipler de dedelik yapmasını isterse dedelik yapacaktır. Siz maaşlı bir kişinin dedelik yapacağına inanıyorsunuz ama maaş talep etmeyen dedelerin dedelik yapacağına inanmıyorsunuz.  

    Eğitimsiz bir insanın dedelik yapacağına inanmıyorum.

    Alevi inancını, Yolu’nu iyi bilen bir kişi dedelik yapabilir zaten. Nereden çıkarıyorsunuz eğitimsiz olduğunu?

    Ben çok dede tanırım. Hiç bir şey bilmiyor ne yapalım şimdi.

    O kişi dede değildir zaten hiç bir şey bilmiyorsa, 12 hizmeti bilmiyorsa. Dedelik yapamaz. 

    Biz diyoruz ki benim kabem insandır. İnsana verdiğimiz değerdir. Biz diyoruz ki dedeler cahil kalmasın. Her dede Alevi içtihatını bilmelidir. Devlet mi okul açar bilemem ama bir eğitimden geçmeli dedeler.

    Ne eğitimi bu, hangi eğitimden bahsediyorsunuz?

    Alevilik eğitiminden bahsediyorum.

    Türkçe Kuran okuyarak mı eğitimden geçmesine inanıyorsunuz?

    Tabi ki inanıyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim ki.

    Aleviliği Türkçe Kuran okuyarak mı öğreneceğini düşünüyorsunuz?

    Aleviliği hem içtihattan, hem Kuran’dan öğrenirim. Ben neden rahatsız olayım ki.

    Kuran’da Alevilik inancına yönelik hangi cümle var. Bana söyler misiniz?

    Aradığın zaman var.

    Kuran’ın içinden neleri uygulamak istiyorsunuz? Namaz mı kılsın Aleviler de? Hacca mı gitsin Aleviler? Ne demek istiyorsunuz?

    Alevilerin inanç yeri cemevidir.

    Kuran’a kimse bir şey demiyor. Saygılı herkes. Ancak Alevi inancı bellidir, çok nettir. Alevilikle ilgili, 12 Hizmet ile ilgili hangi cümle, bilgi var Kuran’da? Bir örnek verir misiniz?

    Hz. Ali, Ehlibeyt ile ilgili bir çok ayet var. Okursanız görürsünüz. Ehlibeyt Hz. Muhammed’in çocukları.

    Aleviler Ehlibeyti biliyor, sahip çıkıyor. Kerbela’nın acısını yaşıyor, 12 gün orucunu matem orucunu tutuyor. Siz sürekli Kuran’dan bahsediyorsunuz. Alevilikle ilgili ne var Kuran’da duymak istiyorum sizden. İslamın şartları var Kuran’da. Namaz kılmak var mesela. Siz Alevilerin bu şartları yerine getirmesini mi istiyorsunuz bir cemevi başkanı olarak?

    Hayır. Alevilerin kültürü, inancı belli.

    Alevilerin pek çok talebi var. Siz Kuran talep ediyorsunuz Diyanet’ten. Siz temin edemez miydiniz?

    Bak sana şunu söyleyeyim. Benim evimde Kuran var. Sen okuduysan ben defalarca okudum. İnsanlar doğru veya yanlış kendi karar versin. Kuranı Türkçe okusun. Kimse Arapça okuduğu zaman anlamıyor. Ne okuduğunu da bilmiyor. Onun için bundan kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor.

    Alevi toplumunun inancı geçmişten bugüne sözlü olarak geldi. Ocaklar var. Pirler aracılığıyla Alevi inancı nesilden nesile aktarılıyor. Bağlama cemlerde olmazsa olmazdır. Bağlamasız bir cem ibadeti düşünülemez. 

    Cemdeki deyişlerin çoğu Kuran’dan alıntılanmıştır. Yani Nesimiler, Hacı Bektaşlar, Yunuslar…

    Anlaşıldı. Siz her şeyi Kuran’a bağlıyorsunuz. Sormadan edemeyeceğim. Alevilerin önemli taleplerinden biri de okullarda zorunlu din dersinin kaldırılması. Sizin bu yönde bir çabanız var mı? Bu ders kaldırılmalı mı?

    Evet kaldırılmalıdır.

    Neden kaldırılmalı?

    Herkes istediği gibi yaşamalı inancını. Ben Cenabı Allaha karşı sorumluyum. İnancımı yerine getiririm veya getirmem beni bir başkası yargılayamaz. Yargılayacaksa Cenabı Allah yargılar.

    Zorunlu din dersinde Alevi çocuklarına Sünnilik eğitimi veriliyor. Alevi çocuklar olumsuz etkileniyor, kafaları karışıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

    Alevilikle ilgili açılmış davalar var. Toplantılar, konuşmalar var. Alevi inancı, Alevi inancına göre verilmelidir. Benim çocuğum eğitim alacaksa Alevilik içtihatına göre eğitim almalı.

    Zorunlu din dersinde Kuran’daki bilgiler öğretiliyor. Sünni inancı işleniyor. 

    Nerede Kuran’da?

    Din dersinde Sureler ezberletiliyor çocuklara. 

    Onu bilemem ben. Fazla okumadım. İsteyen alır, istemeyen almaz.

    Bu ders zorunlu diyorum size. Alevi çocuklarını asimile etmeye çalışıyorlar. Diyanet işleri Başkanı’yla bu kadar sık görüşüyorsunuz ama “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir dedi. Bu sözlere bir tepkiniz yok mu?

    Valla bizim orada öyle bir şey konuşmadı.

    Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları hayata geçirilmeye çalışılıyor. Siz yaptığınız çıkışlarla asimilasyona hizmet etmiyor musunuz?

    Bu cemevlerinde hangi cemler yapılıyor, neler yapılıyor, ne konuşuluyor. Dedeler hizmeti nasıl biliyor. Ben herkesin Kuran’ı da, Zebur’u da, İncili de, Tevrat’ı da bilmesini isterim.

    Dedelerin, pirlerin eleştirileri var. “Cemevleri minaresiz camiye çevriliyor” diye. Bu konuda ne dersiniz?

    Biz de öyle bir şey yok. Burada aşure verdiğimiz zaman devletin rektörü de katıldı, valisi de, kaymakamı da katıldı. Ben orada konuştuğum zaman hepsi dinledi.
    Çemişgezek’in yüzde 70’i Sünni. Yüzde 30’u Alevi. Ben Alevilik yaparsam o da Sünnilik yapar. Din üzerinden kimseye karışmam.

    Cemevinde Alevi inancına göre ibadet etmek Alevilik yapmak mı? Neden bunu bir kompleks haline getiriyorsunuz? Orada bir Alevi de olsa kendi inancını yerine getirebilir. 

    Ben cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını diyorum. Ne yapabilirim.

    Peki teşekkür ederim. 

    Nilgün METE / İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Güngören Cemevi Başkanı: Bizim dedelerimiz imamlardan daha bilgili ve inançlı-VİDEO

    Güngören Cemevi Başkanı: Bizim dedelerimiz imamlardan daha bilgili ve inançlı-VİDEO

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ‘cemevlerine imam atanmalı’ şeklindeki açıklamalarına İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Güngören Şubesi Başkanı Zeynel Abidin Özbay tepki gösterdi. Özbay, “Dedelerimiz onlardan daha bilgili. Tunceli Cemevine imam atamak istemelerinin sebebi Dersim 12 ocağın olduğu bir bölge ve ziyaretlerin yoğun olduğu bir yerdir. Bu bölgeyi kırmak istiyorlar” dedi. 

    Tunceli Cemevi’ni ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gençlere Kur’an öğretilmesi için cemevlerine imam atanması şeklindeki sözlerine Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    İstanbul Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Güngören Şubesi Başkanı Zeynel Abidin Özbay, Tunceli Cemevi’ni ziyaret eden Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın gençlere Kur’an öğretilmesi için cemevlerine imam atanması şeklindeki sözlerine ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “İMAM ATAMALARININ NEDENİ ALEVİ ZİYARETLERİNİN ORADA ÇOK OLMASI”

    Diyanet İşleri Başkanı’nın Tunceli Cemevi’ne imam atayalım sözüne sadece güleceğini belirten Özbay, “Bizim dedelerimize ne olmuş. Dedelerimiz onlardan daha bilgili. İmam atamak istemelerinin sebebi ise Dersim’de 12 Alevi Ocağının olması ve ziyaretgâhların çok yoğun olduğu bir bölge olmasındandır. Ve bu bölgeyi kırmak istiyorlar” diye konuştu.

    “DEVLETLE ÇALIŞAN ALEVİLER VAR”

    Dersim’in kendisine göre Aleviliğin başkenti olduğunu belirten Özbay, “Dersim’e sıkça gitmeye başladılar. Oradaki iki- üç arkadaşımızı kandırmışlar ve devletin yanında olan Aleviler var. Bizim yolumuz yoldur diyenler arkamızdan kuyumuzu kazanlar. Bizim dedelerimiz daha bilgilidir, daha inançlıdır ve Kur’an-ı Kerim’i de onlardan daha iyi bilirler” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETİN ORADA YAPMAK İSTEDİĞİ BİZİM İÇİMİZE ÇOMAK SOKMAK”

    Yaşananların yüz kızartıcı bir şey olduğunu vurgulayan Özbay son olarak şunları kaydetti:

    “Tunceli’den Avrupa’ya ve Umreye bazı Alevi dedelerini gönderdiler. İnanın Avrupa’ya ve Umreye gitti denilen dedeleri bir cemevi başkanı incelemeye aldı ve valilikte bunlarla görüştüğü zaman hiçbirinin cemevine bağlı olmadığını, Kur’an-ı Kerim’i bilmediklerini sadece basında açıklama yapılsın diye ‘Tunceli’den 10 tane cemevi dedemizi aldık gönderdik’ şeklinde yansıtıldı. Halbuki öyle bir şey yok. Bunların içinde sadece biri dedeydi. Gidenlerin çoğu dede değildi. Devletin orada yapmak istediği bizim içimize çomak sokmak. Bizim de bu çomağa karşı dik durmamız lazım. Amaçları iyi görünüp arkamızdan kuyumuzu kazmaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • O cemevi başkanı açıkladı: İmam hatip ve ilahiyat mezunu iki ‘dede’yi Diyanet’e biz önerdik

    O cemevi başkanı açıkladı: İmam hatip ve ilahiyat mezunu iki ‘dede’yi Diyanet’e biz önerdik

    PİRHA-Tunceli Hacı Bektaş Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği ve cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ziyaretinin ve Kuran talep etmelerinin normal olduğunu söyledi. Yurt, iki imam hatip ve ilahiyat mezunu dedeyi cemevine atanması için Diyanet İşleri Başkanı’na önerdiklerini açıkladı.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın 21 Ekim Cumartesi günü Tunceli Cemevi’ne gerçekleştirdiği ziyaretin ve cemevine imam atanması şeklindeki açıklamalarının yankıları sürüyor.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, ziyaretinde oradaki gençlere Kuran öğretilmesi için cemevine imam görevlendirme tavsiyesinde bulunduğunu açıklamıştı.

    Erbaş, Kuran eğitimini sağlamak için önerilerde bulunduğunu belirterek “Ben şu tavsiyede bulundum oradaki kardeşlerimize, gençler gelsinler burada Kur’an-ı Kerim öğrensinler. Bir imamımızı görevlendirebiliriz, çocuklar Kur’an öğrenmeden kalmasın” demişti.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın bu açıklamaları ABF başta olmak üzere Alevi kurumlarının ve dedelerin (pirlerin) tepkisini çekti.

    Pek çok dede ve Alevi kurumu Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt başta olmak üzere gri dede olarak tanımladıkları şahsiyetlere tepki göstererek, “Cemevine imam değil, iyi dedeler lazım” mesajını verdiler.

    PİRHA olarak olayın muhatabı Tunceli Hacı Bektaş Kültür Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği ve cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’a sorularımızı yönelttik.

    Yurt, cemevine ziyareti gayet olumlu bularak, Diyanet Başkanı’nın cemevine imam atanması önerisiyle ilgili açıklamalarını duymadığını, kendilerinin Kuran ve imam talebinde bulunduklarını söyledi.

    Sık sık Kuran bilen dedeleri cemevinde istediklerini vurgulayan Yurt, iki imam hatip mezunu ‘dede’yi Diyanet İşleri Başkanı’na önerdiklerini kaydetti.

    Yurt, imam hatipli dedeleri normal görürken, zorunlu din dersinin ve Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz sorumuza ise “Evet kaldırılmasını istiyorum” yanıtını verdi.

    İşte Alevi kamuoyu tarafından gri dede olarak görülen Sarı Saltık Ocağı mensubu Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un sorularımıza verdiği yanıtlar.

    PİRHA: Diyanet İşleri Başkanı’nı cemevine siz mi davet ettiniz yoksa Diyanet İşleri Başkanı mı cemevini ziyaret etti?

    Ali Ekber Yurt: Kendisi Tunceli’ye yönelik bir ziyaret gerçekleştirdi. Ziyareti esnasında da Tunceli’ye gelmişken cemevini ziyareti de programına almış. Bize bildirdiler, biz de cemevine herkesin gelebileceğini, cemevi açısından bir sıkıntı olmayacağını söyledik.

    Peki Diyanet İşleri Başkanı cem yürütülen, ibadet edilen salona geldi mi?

    Cem salonuna girmedi. Sadece üst katta ağırlayabileceğimiz sohbet odamız var. Orada karşılandı, sohbet edildi.

    Neler konuştunuz? Siz taleplerde bulundunuz mu? Diyanet’in Alevilikle, cemevleri ile ilgili olumsuz açıklamaları var. Siz dile getirdiniz mi neden böyle olumsuz açıklamalar yaptıklarına dair?

    Diyanet İşleri Başkanı nihayetinde bir devlet memurudur. Türkiye’de cemevleri sorunlarının çözümü ise Diyanet’in iradesiyle değil, hükümetin iradesiyle, cumhurbaşkanının iradesiyle, meclis iradesiyle çözülebilecek bir husus. Kendisinden yaptığımız sohbet esnasında daha yapıcı, sorunun çözümüne katkı sunmasını talep ettik. Cumhurbaşkanı ile görüştüğünüzde Alevilerin en önemli talebinin cemevlerine yasal statü olduğunu belirtin dedik.

    “DİYANET’İN KIRMIZI ÇİZGİSİ BUGÜN SİLİNDİ”

    ‘Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir’ diyen bir Diyanet var. İktidar sözcüleri Diyanet’in ağzına bakıyor bu konuda. Diyanet İşleri Başkanı’ndan bu talebinizin olumlu karşılık bulacağına inanıyor musunuz?

    Bizim talebimiz var olan sorunun çözümünü istemektir. Daha düne kadar kırmızı çizgiler bugün silindi, bugün sorun olmaktan kaldırıldı.

    Diyanet İşleri Başkanı bir Kuran hediye etmiş. Ancak sizin talebiniz üzerine hediye edilmiş. Bu nasıl bir durum. Siz mi talep ettiniz Kuran verilmesini?

    Kuranı Kerim’i hediye olarak cemevine getirdi.

    “DİYANET’TEN KURANI ÇEMİŞGEZEK CEMEVİ BAŞKANI İSTEDİ”

    Ama sizin talebiniz üzerine getirdiğini açıkladı Diyanet İşleri Başkanı?

    Ben Diyanet İşleri Başkanı’nın ziyaret sonrası açıklamalarını okudum. Öyle değil. Çemişgezek Cemevi başkanımız Ali Hadi Yıldız ‘çocuklarımıza Kuran-ı Kerim öğretmek istiyoruz. Diyanet’in cemevlerine Kuran-ı Kerim göndermesini istiyoruz. Çocuklarımızın Kuranı öğrenmesini, özellikle Türkçe mealini öğrenmesini istiyoruz canlarımızın’ dedi. Diyanet İşleri Başkanı’nın da elinde imkanlar var. Eğer Türkçe mealli Kuran Kerim gönderirseniz çocuklarımız alıp okusunlar.

    Peki siz bir dede olarak bu talebi doğru buluyor musunuz?

    Kuranı Kerim’in alınıp okunmasında, okutulmasında hiç bir sakınca görmüyorum.

    Çemişgezek Cemevi çok istiyorsa Türkçe mealinde Türkçe Kuran temin edebilir. Neden Diyanet İşleri Başkanı’ndan istiyor?

    İlgili Cemevi Başkanına sorun.

    Ama siz de bu talebi normal karşılıyorsunuz.

    Adam istiyorsa, demek ki bulamamış, talebi bugüne kadar kimse karşılamamış. Saptırmayın lütfen.

    Ben sorularımı sormak zorundayım. Gazeteciyim.

    Kuran-ı Kerim’in alınmasını, okunmasını, herkes tarafından detaylı bir şekilde incelenmesini hiç bir şekilde ne yadırgarım, ne de karşıyım.

    Ben gazeteciyim her şeyi sormak durumundayım, alınganlık göstermeyin. Şimdi şöyle bir şey. Aleviler mevcut Kuran’a göre ibadet etmiyor. Siz bir dedesiniz, biliyorsunuz.

    Siz ilahiyatçı, din adamı, dede gibi yorum yapıyorsunuz.

    Ben Alevi haber ajansında çalışıyorum. Bu doğrultuda sormak durumundayım.

    Ben sizin fikrinize katılmıyorum. Alevilerin bugün yaptıkları ibadetin Kuranı Kerim’de yeri var. Bu çok teferruatlı bir konu. Yüzeysel geçilmez. Kuranı Kerim’in bin yıllık bir geçmişi var. Farklı görüşlerimiz var. Aleviler Kuranı Kerim’e göre ibadet etmiyor demek yanlış.

    Diyanet İşleri Başkanı’nın bir açıklaması var bir televizyon kanalında. Cemevine imam atanmasını öneriyor. Bu konuda ne dersiniz? Cemevine imam atanması doğru mu sizce?

    Diyanet İşleri Başkanı’nın öyle bir açıklaması var mı bilmiyorum.

    “İMAM HATİP MEZUNU İKİ DEDEMİZİ ÖRNEK GÖSTERDİK”

    Evet var böyle bir açıklaması Diyanet İşleri Başkanı’nın. Medyada yer aldı.

    Mevcut Alevi dedelerinin içerisinde Kuran’ı Kerim eğitimi almış, hatta imam hatipten, ilahiyattan mezun olmuş iki dedemizi örnek gösterdik. Bunlardan biri Murat Güngör Dede ve biri de Kadir Bulut Dede. Bu dedeler verilirse çocuklarımıza inanç ve din eğitimi verilir. Kuranı Kerim verilir şeklinde. Yoksa bizim camilerde, mevcut halihazırda Diyanet’in himayesinde çalışan bir imam talebimiz olmadı. Bizim mevcut bu ilme sahip imam hatip mezunu dedelerimiz de var. Bu ilme sahip inanç önderlerimiz de var.

    “İMAM HATİPTE OKUMAK KİŞİYİ ALEVİLİĞİNDEN UZAKLAŞTIRMAZ”

    Şunu sormak istiyorum; imam hatip mezunu dedelerden bahsediyorsunuz. Alevi inancında, Alevi kültüründe böyle bir durum var mı?

    Kişi istediği okulda, istediği şekilde gider okur, ilim irfan sahibi olur. İmam hatipte okumak kişiyi Aleviliğinden uzaklaştırmaz.

    Peki Alevi köylerine cami yapılıyor, imam atanıyor. Bunu destekliyor musunuz?

    Buna karşıyım.

    Neden karşısınız? İmam hatip mezunu bir dede imama karşı değilsiniz, ama Alevi köyüne cami yapılmasına ve imam atanmasına karşısınız.

    Kişisel tercihtir bu. Ben bir dede çocuğu olarak ve bir dede olarak Türkiye’de istediğim okulda, istediğim eğitim yuvasında kendimi o alanda uzmanlaştırabilirim, yetiştirebilirim, geleceğimi orada görmek isteyebilirim. Bu farklı bir şeydir. Bir Alevinin çocuğunu zorla imam hatipe götürmesini savunmam. O ayrı bir mesele. Ama Alevi köylerine cami yapılması çok farklı bir şey. Bunlar birbirinden çok farklı şeyler. Eğer o Alevi köyü dediğiniz köyün sakinleri kamuoyu yoklamasıyla yüzde 50’den fazlası ‘biz cami istiyoruz’ der ise o zaman ona da bir şey diyemem. Ama toplumun, insanların öyle bir talebi olmadığı halde ısrarla oraya cami yaptırılmasına kesinlikle karşıyım.

    Peki imam hatip, ilahiyat okuyan bir kişi dedelik yapabilir mi, Alevi Yolu’nu, inancını sürdürebilir mi?

    Öyle dedeler var. Alevi Yolu’na da ters değil. Aleviliğini güzel, dört dörtlük yaşıyorlar.

    Bir çok dede, pir bu duruma karşı çıktı, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın cemevine imam atanması önerisine tepki gösterdi.

    Bilemem, bakın ben size şunu söyleyeyim: Yüzde 90’nın karşı çıkması da bu işin doğru veya yanlış olduğunu göstermez. Yüzde 90 da karşı çıkabilir. Kendi görüşleridir. Benim Diyanet İşleri Başkanı’nın ne cemevine gelmesine ne de savunduğu fikirlerine karşı görüşüm yok. Tunceli’de dede postuna oturabilecek, yol sürebilecek bir çok dedeyi burada gördüm. Hepsi de o gün iyi bir şekilde karşıladılar. Ama bugün dede dediğiniz, Aleviliğin A’sından haberi olmayan dede sıfatıyla kendisini topluma tanıtan adamlar var da onlara karşı çıkıyorsanız bilemem.

    Türkiye’de belli başlı önemli dedeler sizin bu davranışınıza, Diyanet’in açıklamalarına karşı çıkıp, tepki gösterdiler.

    Ona bir şey diyemem. Sizin için önemli olmayabilir ama o bahsettiğiniz dedeler için önemli olabilir.

    PİRHA’ya konuşan bir dede ‘cemevlerinin imamlara değil iyi dedelere ihtiyacı var dedi. Bu görüşe katılıyor musunuz?

    Katılıyorum tabi. Zaten direk belirttim size. Biz imam istemedik. İlme sahip, Kuranı ilme sahip dedelerimiz var. Bu dedelerimizi cemevlerine kazandırmamız, istihdam etmemiz ve bu insanların çocuklarımızı ve toplumumuzu eğitmesi noktasında daha ciddi bir mesafe alırız dedik. Yoksa imam istemedik. Diyen kimse bilmiyorum.

    Diyanet İşleri Başkanı açıkladı. ‘Biz cemevine imam atanmasını önerdik gençler kuran öğrensin diye’ dedi.

    Orada bir kelime hatası var. İmam değil.

    Şiileştirme mi var?

    Hayır Şiileşmeye ben karşıyım. Yüzümüzü İran’a dönecek değiliz.

    “BİR DEDEDE İMAMET SIFATI OLABİLİR”

    Cemleri yürütecek imam var mı?

    Onlar dededir. Lafımı saptırmayın. Dede imamlık görevi de görebilir mi? Evet görebilir. Bir dede de imamet sıfatı olmalı. Bir dede cemi yürütebilmeli. Bir dede cenazeyi kaldırabilmeli. İnanç ritüellerini yerine getirebilmeli.

    Zaten dedeler bu saydığınız ritüelleri yerine getiriyor, cemi yürütüyor.

    Ben nice dedeler tanıyorum. Biraz inançsal boyutuyla bakın.

    “NEDEN DİYANET İLE SIKI İLİŞKİLER İÇİNDESİNİZ?”

    Ben dedeleri tartışmayacağım sizinle. Yıllardır Alevi kurumları mitingler yapıyor zorunlu din dersinin ve Diyanet’in kaldırılması için. Bu talepler daha yerine getirilmeden siz Diyanet ile sıkı ilişkiler içindesiniz. Size Kuran hediye edebiliyor. İmam atanması yönünde önerileri var Diyanet Başkanı’nın. Bir tezatlık yok mu?

    Diyanet ile sıkı ilişkiler içinde değiliz. Bizi ziyaret etmek isteyen bir kurumun başkanına tabi ki buyrun gelin diyebilirsiniz. Taleplerimizi ilettik. Diyanet’in kaldırılması gerektiğini söyledik. Sorunların acilen çözülmesi gerektiğini ilettik. Tunceli Cemevi’nde Diyanet İşleri Başkanı’na ‘sizin bütün çalışmalarınızı taktir ediyoruz, kusursuzsunuz’ demedik.

    Ancak cemevine imam öneren Diyanet İşleri Başkanı’na bir tepkinizi görmedik.

    Bunu Diyanet İşleri Başkanı önermedi diyorum. Biz çocuklarımızı eğitmek istiyoruz. İnançsal ve Alevilik konusunda, din konusunda Aleviliği anlatacak şekilde öğretmek isteyen dedeler var. Devletin artık bizlere de kadro, destek vermesi, cemevlerine yasal statü verilerek, bir şekilde cemevlerini tanıyarak kadro tahsis etmesi gerekiyor. İşte bu dedelerimizle birlikte bizim çocuklarımızın eğitilmesi gerekiyor.

    Şaşkınım. Çok kıymetli dedeler var. Neden Diyanet’ten bu anlamda bir yardım bekliyorsunuz?

    Bu dedelerin şeyini (masrafını) nasıl karşılayacaksınız? Pir Haber Ajansı olarak karşılayacaksanız ben o dedeleri getireyim burada o eğitimleri, öğretileri versinler. Siz Pir Haber Ajansı olarak dedelerin maaşlarını, sigortalarını ödeyin.

    Ajans olarak tanıdığımız onlarca dede var. Hiç bir zaman ücret talep etmiyorlar. Siz yeter ki isteyin. Tarihten bugüne kadar nasıl geçimlerini sağladıysa dedeler öyle geçiniyorlar zaten.

    Nasıl geçiniyorlar?

    Dedelerin maaş ve sigortalı olma durumu yok. İlk defa sizden duyuyorum. Sigortalı olmak isteyen bir dede görmedim.

    Siz gazetecisiniz, maaşsız mı çalışıyorsunuz? Bu sizin görüşünüz. Ücretsiz çalışmak isteyen bir dede varsa buyursun gelsin.

    Siz davet ettiniz mi maaş istemeyen dedeleri?

    Ben burada nice dedeler yetiştirdim. Nice genç dedeler yetiştirdim. İşsizlikten dolayı burayı bırakıp İstanbul’a, Ankara’ya gidip hayatını kazanma peşindeler. Bana o gencecik dedelerin söylediği ‘Dede biz geleceğimizi kurmak, çoluk çocuğumuzu doyurmak zorundayız. Sizin dediğiniz hangi dededir o? Öyle bir dede varsa sizden istirhamım olacak.

    Hemen yarın size pek çok dede gelebilir.

    Tamam gönderin, bekliyorum. Gerçekten böyle Kuranı bilen dedeler olmalı.

    Merak etmeyin gerçek dedeler var. Alevi Yolu’nu bilen gerçek dedeler var.

    Vallahi bekliyorum. Çok memnun oldum.

    “EN BÜYÜK SIKINTIMIZ KURANI BİLEN DEDELER BULMAK”

    Hiç Alevi Yolu’ndan bahsetmiyorsunuz. Sürekli ‘Kuranı bilen dedeler’ diyorsunuz. Elbette Kuranı da biliyordur dedeler. Ama Alevi inancı, Yolu var.

    Alevilik inancı vardır. Bir kültürdür. Okuyan herkes bilebilir. Bizim en büyük sıkıntımız Kuranı bilen, bu alanda uzmanlaşmış dedeler bulabilmek. Bizim en büyük sorunumuz o. Aleviliği bildiğini söyleyen dede çok. Ama bizim en büyük ihtiyacımız Kuran bilen dedeler. Cenazemizi kaldırabilecek yeteneğe sahip olabilecek, bilgi birikimine sahip, bir dede postunda oturabilecek, cem tutabilecek insanlar bulamıyoruz. 18-19 yaşından beri bu işin içindeyim. İhtiyaçların da, çözüm önerilerinin de neler olduğunu çok iyi biliyorum.

    Alevi Bektaşi Federasyonu bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu var. Orada dedeler var. Alevilerin örgütlendiği Alevi kurumları var. ABF gibi Alevi federasyonları var. Bunlarla iletişiminiz var mı? Siz hangi kuruma bağlısınız?

    Biz Hiç bir federasyona ve konfederasyona bağlı değiliz, bağımsız bir derneğiz.

    Okullarda hala zorunlu din dersi devam ediyor. Siz zorunlu din dersinin kaldırılmasını istiyor musunuz?

    Kesinlikle istiyorum.

    Zorunlu din dersinde Sünni öğretiyle karşı karşıya Alevi çocuklar.

    Din vicdan meselesidir. Kimseye zorla dayatılamaz. O yüzden kaldırılmasından yanayım.

    Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz?

    Evet kaldırılmalı. Laik bir ülkede Diyanet olmamalı. Ama halihazırda kaldırılması pek mümkün görünmüyor. Eğer kaldırılmıyorsa onun faydalandığı her şeyden ben de faydalanmak istiyorum.

    Peki neden Diyanet ve iktidar yetkilileri sizinle iyi ilişkiler içinde? Bunun sebebi nedir?

    Herkesle iyi ilişkiler içindeyiz. Kim bize iyi adım atarsa onlarla iyi ilişkiler içinde oluruz. Şuna inanıyoruz: Herkes düşüncesini özgürce, demokratik bir şekilde yaşar. Kimseye bir önyargımız, kin ve nefretimiz yok. Kim bize adım atarsa her türlü katkıyı sunarız.

    Nilgün METE / İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • ‘Alevi gençler olarak bir dedenin yaptığı her şeyi sorgulamalıyız’-VİDEO

    ‘Alevi gençler olarak bir dedenin yaptığı her şeyi sorgulamalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Alevi inancına yönelik bilgi kirliliğini ve gençlerin sorunlarını değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube üyesi Cumali Boran, Alevi gençlerinin yeterince sorgulayıcı olmadıklarından yakındı. Boran ayrıca Alevi inancında dedenin dokunulmaz olmadığını da hatırlattı. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Üyesi Cumali Boran, Alevi gençlerinin durumunu, inanca yönelik bilgi kirliliğini değerlendirdi.

    “ALEVİLİKLE İLGİLİ AŞIRI BİLGİ KİRLİLİĞİ”

    ‘Eline, beline, diline sahip ol’ düsturunu benimsemiş olan Alevilerin buna göre hareket etmeye çalıştıklarını ancak bu yolda birçok sorunla karşı karşıya kaldıklarını ifade eden Boran, bu sorunlardan birinin inanç boyutunda aşırı bilgi kirliliği olduğunu kaydetti. Son dönemlerde her önüne gelenin Alevilikle ilgili kitap çıkardığını ve içerik kısmının boşaltıldığını vurgulayan Boran, günümüzde Alevi gençlerinin sorgulayıcı olmadıklarından yakındı.

    “DEDE KESİNLİKLE DOKUNULMAZ DEĞİL”

    Alevilikte dedeye kutsaliyet atfedildiğini belirten Boran, bu kutsaliyetin dedenin sorgulanmasını engelleyici olmadığına ve dedenin kesinlikle dokunulmaz olmadığına dikkat çekti. Sorgulamanın her zaman çok önemli olduğuna değinen Boran, “Bir dedenin yaptığı her türlü söylemi, işlevi sorgulamalıyız. Yaptığı her şeyi sorgulama sorumluluğuna da sahibiz Alevi gençler olarak” dedi.

    “BEDEL ÖDEMİŞ ÖNDERLERİMİZ VAR ÖNÜMÜZDE”

    Alevilerin yurduna, toprağına, çevresine ve doğasına sahip çıktıklarını ve bu noktada da bazı sorunlar yaşadıklarını dile getiren Boran, “En temelde tüm kolluk kuvvetleri ile birlikte duran bir iktidar var. Bu noktada da her türlü baskıyı, dışlanmayı yaşamaktayız. Tabi bizler bunu göze almış buna göre hareket eden insanlarız ve bizim bu topraklar için bedel ödemiş ulularımız, önderlerimiz var önümüzde. Onlar bizim rehberlerimizdir” diye ifade etti.

    “HAKKIN YANINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Bizim ulularımız, önderlerimiz dediğimiz insanlar her zaman haksızlığın karşısında durup hakkın yanında olmuşlardır” diyen Boran, Alevi yolu gereği hakkın yanında durmaya devam edeceklerini belirtti. Boran, “Her işin kendine göre bir yolu vardır. Bu yolu da çok fazla gözardı etmeden işi bireyselleştirmeden hak çerçevesince sorgulamakta hiçbir sıkıntı yoktur” dedi.

    PİRHA/SAMSUN