PİRHA- DEM Parti Dersim İl Örgütü Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından aşure pay etti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (Dem Parti) Dersim İl Örgütü, Yası Kerbela Orucu dolayısıyla Sanat Sokağı’nda aşure lokması pay etti.
Aşurenin pay edilmesine DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eşbaşkanları Birsen Orhan ve Cevdet Konak da katıldı.
Aşure lokmasının paylaşılmasında konuşan DEM Parti İl Örgütü Eşbaşkanı Özcan Ateş, lokmalarının barışa ve özgürlüğe vesile olmasını diledi. Ardından Baba Mansur Ocağı’dan Ana Narin’in çeraxları uyandırması ve lokma gulabangının vermesinin ardından aşure pay edildi.
PİRHA- Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, Pülümür’de yaptığı açıklamada, altın, bakır, krom ve diğer madenler adına yürütülen faaliyetler, “kalkınma”, “yatırım” ve “istihdam” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Bağır Dağı da, Hel Dağı da, Munzur da satılık değildir” dedi.
Dersim, yüzyıllardır doğayla uyum içinde kurulmuş bir yaşamın adıdır. Munzur’un berrak suları, Pülümür Vadisi, Bağır Dağı, Hel Dağı, kutsal ziyaret yerleri, ormanları ve meraları yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların ortak mirasıdır. Bugün bu miras, uluslararası madencilik tekelleri ile onların yerli ortaklarının yağma politikalarıyla kuşatma altında.
Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, Pülümür’de maden projelerine karşı açıklama yaptı. DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun destek verdiği açıklamayı Engin Tekin okudu.
Altın, bakır, krom ve diğer madenler adına yürütülen faaliyetler, “kalkınma”, “yatırım” ve “istihdam” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışıldığının altını çizen Tekin, “Oysa yaşanan deneyimler bunun tam tersini göstermektedir. Maden şirketleri geldikleri her yerde geriye kuruyan dereler, kesilmiş ormanlar, kirlenmiş topraklar, göç etmek zorunda kalan köylüler ve yoksullaşan halk bırakmaktadır” dedi.
“DERSİM YAŞAMDIR, TARİHTİR, KÜLTÜRDÜR, İNANÇTIR”
Dersim’in önemli bir bölümünün maden ruhsatlarıyla kuşatıldığını belirten Tekin, “Yaklaşık 150’yi aşkın ruhsat ve ruhsat başvurusu, bu kadim coğrafyayı uluslararası sermayenin kâr alanına dönüştürme planının bir parçasıdır. Sermaye için Dersim yalnızca çıkarılacak maden rezervidir; bizim için ise yaşamdır, tarihtir, kültürdür, inançtır” diye konuştu.
“DERSİM’İ SAVUNMAK; HERKESİN ORTAK SORUMLULUĞUDUR”
“Bağır Dağı’nı dinamitlemek yalnızca bir dağı parçalamak değildir; Alevi inancına, Dersim’in ortak hafızasına ve halkın kutsallarına yönelmiş bir saldırıdır” diyen Tekin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Hel Dağı’na, Karagöz’e, Karagöl’e, Pülümür Vadisi’ne uzanan her kepçe, yalnızca toprağı değil; geleceğimizi de hedef almaktadır. Dersim, Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından biridir. Yüzlerce endemik bitki türü, dağ keçileri, boz ayılar, vaşaklar ve sayısız canlı bu coğrafyada yaşamaktadır. Munzur ve Pülümür yalnızca Dersim’in değil, bütün Anadolu’nun en önemli su havzalarındandır. Bir kez kirletilen suyu, yok edilen ormanı ve bozulan ekolojik dengeyi geri getirmek mümkün değildir. Doğa bir meta değildir. Dağlar, dereler ve ormanlar alınıp satılacak ticari mallar değildir. Bunlar bütün canlıların ortak yaşam alanlarıdır. Su yaşamdır; yaşam alınıp satılan bir meta değildir. Bugün doğayı savunmak, aynı zamanda yaşamı, emeği, kültürü ve halkın geleceğini savunmaktır. Dersim’i savunmak; yalnızca Dersimlilerin değil, temiz suya, sağlıklı gıdaya ve yaşanabilir bir geleceğe sahip çıkmak isteyen herkesin ortak sorumluluğudur.
“MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”
Dersim’i maden şirketlerine teslim etmeyeceklerini vurgulayan Tekin, Bağır Dağı da, Hel Dağı da, Munzur da satılık değildir. Kutsallarımızı, derelerimizi, ormanlarımızı ve yaşam alanlarımızı sermayenin kâr hırsına kurban etmeyeceğiz. Bütün Dersim halkını, köylüleri, gençleri, kadınları, emek ve demokrasi güçlerini, çevre örgütlerini, meslek odalarını ve yaşam savunucularını ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, ekolojik kıyımla karşı karşıya olduklarını ifade ederek, “Sermayeye açılan bir doğa var. Önümüzdeki süreçte geleceğimizle ilgili tehlike var. Aynı zamanda Dersim coğrafyası Reya Haq coğrafyasıdır. Coğrafyamıza, inancımıza, ziyaretgahlarımıza dokunulmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin hukuki güvenceye kavuşturulması için çerçeve yasanın Meclis tatile girmeden gündeme alınması gerektiğini söyledi. Doğan, İmralı Heyeti’nin 40 gündür Abdullah Öcalan ile görüştürülmediğini belirterek, yasal düzenleme taslağının ne DEM Parti ne de kamuoyuyla paylaşıldığını vurguladı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Sürece dair yoğun bir bilgi kirliliği yaşandığını belirten Doğan, hukuki güvence sağlayacak bir çerçeve yasanın artık gecikmeden Meclis gündemine alınması gerektiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son açıklamalarını önemli bulduklarını ifade eden Doğan, çerçeve yasanın zamanlaması konusunda mutabakat sağlandığını belirterek, “Meclis tatile girmeden Temmuz ayında bu yasanın gündeme alınması gerektiğini söyledik. Yapılan görüşmelerde bu konuda mutabakat sağlandığını paylaşabilirim” dedi. Ancak yasanın içeriğine ilişkin halen belirsizlik bulunduğunu vurguladı.
“KAPSAYICI BİR YÖNTEM İZLENMELİ”
Doğan, silahlı mücadelenin sona erdiğini ilan eden ve silahlarını kamuoyu önünde imha eden örgüt mensupları açısından nasıl bir hukuki çerçeve oluşturulacağının açıklığa kavuşturulması gerektiğini belirtti. Demokratik siyaseti güçlendirecek, toplumsal barışı destekleyecek ve hukuki güvence sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Doğan, kategorik yaklaşımların geçmişte Türkiye’ye kaybettirdiğini söyledi.
Yasal düzenlemenin tüm siyasi partilerin katkısıyla hazırlanması gerektiğini belirten Doğan, Meclis Komisyonu’nun ortak raporunun örnek alınmasını isteyerek, uzlaşı ve diyalog temelinde kapsayıcı bir yöntem izlenmesi çağrısında bulundu.
“ÖCALAN İLE GÖRÜŞMELER YENİDEN BAŞLAMALI”
Ayşegül Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin yaklaşık 40 gündür Abdullah Öcalan ile görüştürülmediğini belirterek, bunun sürecin sağlıklı ilerlemesi açısından önemli bir sorun oluşturduğunu söyledi. Öcalan’ın toplumun farklı kesimleriyle iletişim kurmasının önünün açılması gerektiğini ifade eden Doğan, barış için çaba gösteren herkesin önündeki engellerin kaldırılması çağrısında bulundu.
Doğan, kamuoyunda yer alan “çerçeve yasa taslağının Öcalan tarafından onaylandığı” yönündeki haberlerin doğrulanamadığını belirterek, “Bizimle paylaşılmış herhangi bir taslak yok. Heyetimiz 40 gündür Sayın Öcalan ile görüşemiyor. Bu durumda söz konusu iddiaları nasıl teyit edebiliriz?” diye sordu.
SÜRECİN HUKUKİ GÜVENCEYLE GÜÇLENDİRİLMESİ ÇAĞRISI
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin beklentiye bırakılmaması gerektiğini söyleyen Doğan, İmralı görüşmelerinin düzenli şekilde sürdürülmemesinin sürecin tıkandığı algısı oluşturabileceği uyarısında bulundu. Hukuki güvencelerin oluşturulmasının hem demokratik çözüm hem de kalıcı barış açısından zorunlu olduğunu ifade eden Doğan, tüm tarafların sürecin gereklerine uygun davranması gerektiğini belirtti.
Basın toplantısının sonunda DEM Parti’nin 20 Eylül’de Ankara’da gerçekleştireceği 5. Olağan Büyük Kongresi’nin hazırlıklarının sürdüğünü açıklayan Doğan, yeni parti programının çoğulcu, demokratik ve yerelden güç alan bir örgütlenme anlayışıyla hazırlanacağını söyledi.
PİRHA- DEM Parti, 20 Eylül’de Ankara’da yapılacak 5’inci Olağan Büyük Kongre öncesinde değişim ve yeniden yapılanma sürecini başlattı. Parti, temmuz ayından itibaren il toplantıları, bölge konferansları ve merkezi konferanslarla yeni dönem yol haritasını oluşturacak.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 20 Eylül’de Ankara’da düzenlenecek 5’inci Olağan Büyük Kongre hazırlıkları kapsamında örgütsel çalışmalarını resmen başlattı. Parti yönetimi tarafından hazırlanan genelgede, kongre sürecinin yalnızca yönetim değişikliğini değil, örgütsel yapının gözden geçirilmesini ve yeni döneme ilişkin siyasal perspektifin oluşturulmasını hedeflediği belirtildi.
Genelgede, kongrenin “değişim ve yeniden yapılanma” anlayışıyla gerçekleştirileceği ifade edilirken, hem parti işleyişinin hem de örgütsel mekanizmaların kapsamlı biçimde değerlendirileceği vurgulandı.
İL TOPLANTILARI TEMMUZ AYINDA BAŞLAYACAK
Kongre takvimine göre, 1-14 Temmuz tarihleri arasında Türkiye genelinde genişletilmiş il toplantıları düzenlenecek. Bu toplantılara DEM Parti ve HDK bileşenlerinin yanı sıra demokratik kitle örgütleri ile farklı toplumsal kesimlerden temsilcilerin de katılması planlanıyor. Toplantılarda örgütlenme modeli, parti çalışmaları ve yeni döneme ilişkin öneriler ele alınacak.
İl toplantılarında ortaya çıkacak görüş ve değerlendirmeler, sonraki aşamalarda yapılacak bölge konferanslarının temel gündemini oluşturacak.
BÖLGE KONFERANSLARI VE MERKEZİ ÇALIŞTAY
DEM Parti, 20-30 Temmuz tarihleri arasında yedi bölgede konferanslar gerçekleştirecek. İl toplantılarında seçilecek delegelerin katılacağı konferanslarda kadın ve karma oturumlar ayrı ayrı düzenlenecek. Toplantılarda elde edilen sonuçlar, ağustos ayının ilk haftasında yapılacak merkezi çalıştayda değerlendirilerek ortaklaştırılacak.
Merkezi çalıştayın ardından 20-21 Ağustos tarihlerinde Büyük Kadın Konferansı, 22-23 Ağustos tarihlerinde ise Merkezi Büyük Konferans gerçekleştirilecek. Bu konferanslarda alınacak kararlar, 20 Eylül’deki Olağan Büyük Kongre’nin gündemine taşınacak.
PARTİ DIŞINDAKİ KESİMLERLE DE GÖRÜŞMELER YAPILACAK
Kongre hazırlıkları yalnızca parti örgütleriyle sınırlı kalmayacak. DEM Parti bünyesinde oluşturulan Genişleme Komisyonu’nun, farklı siyasal çevrelerden isimler, akademisyenler, yazarlar, demokratik kitle örgütleri ve çeşitli toplumsal kesimlerin temsilcileriyle görüşmeler yapacağı bildirildi.
Bu temaslarda hem partiye ilişkin önerilerin alınması hem de yeni dönemde ortak mücadele zeminlerinin güçlendirilmesine yönelik değerlendirmelerin yapılması hedefleniyor. Ayrıca farklı toplumsal başlıklarda tematik buluşmalar düzenlenerek yeni dönemin siyasal programına katkı sunacak önerilerin toplanacağı ifade edildi.
DEM Parti’nin, il toplantılarından merkezi konferanslara kadar uzanan bu sürecin sonunda ortaya çıkacak kararları 20 Eylül’de gerçekleştirilecek 5’inci Olağan Büyük Kongre’de karara bağlayarak önümüzdeki dönemin siyasi ve örgütsel yol haritasını belirlemesi bekleniyor.
PİRHA – DEM Parti’nin İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Meclis’ten tüm kadınları Varto direniş çadırında devam eden eylemde yapılacak aşureye davet etti.
Muş’un Varto ilçesine bağlı Çalıdere Köyü’nde yapılmak istenen JES projesine karşı başlatılan çadır eylemi 54’üncü gününde sürüyor.
DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Meclis’te söz alarak Varto direnişini selamladı. 29 Haziran Pazartesi günü Saat:11.00-13.00 saatleri arasında direniş çadırında kadınların Aşurelerini paylaşacağını söyleyen Çubuk, tüm kadınları Aşure lokmasına katılım sağlama çağrısı yaptı.
54’üncü gününde devam eden çadır nöbetini Muskan(Beşikkaya) köylüleri devraldı. Öte yandan direniş çadırına destek ziyaretleri devam ediyor.
PİRHA- Ankara’da NATO Zirvesi öncesinde düzenlenen eş zamanlı operasyonlarda 209 kişi gözaltına alındı. Ankara Valiliği 13 günlük eylem ve etkinlik yasağı getirdi.
Temmuz ayında Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi öncesinde kentte baskı ve yasak uygulamaları sürüyor. Ankara Valiliği’nin kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 13 gün süreyle yasaklamasının ardından, sabah saatlerinde çok sayıda adrese eş zamanlı operasyon düzenlendi.
Operasyonlarda çeşitli siyasi parti, demokratik kitle örgütü ve toplumsal yapılarda faaliyet yürüttüğü belirtilen çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltı sayısının 209 olduğu açıklandı.
Gözaltına alınanlar hakkında 24 saatlik avukat görüş kısıtlaması kararı uygulandığı bildirildi.
DEM PARTİ’DEN TEPKİ
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), gözaltı operasyonlarına tepki gösterdi.
Parti tarafından yapılan açıklamada, NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen operasyonların demokratik siyasete yönelik bir müdahale olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:
“Ankara’da bu sabah saatlerinde gerçekleştirilen ev baskınlarında 200’ü aşkın siyasetçi, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve yurttaşın gözaltına alınmasını kınıyoruz. 7-8 Temmuz NATO Zirvesi öncesi, bileşenlerimizden Devrimci Parti ve ESP’nin de aralarında olduğu sol ve sosyalist kurumlara yönelik gerçekleştirilen bu keyfi gözaltı ve tutuklama saldırısı ülkenin geldiği durumu bir kez daha gözler önüne sermiştir.
Demokratik toplumlarda ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı ve barışçıl toplantı ve gösteri hakkı anayasal güvenceler altında bulunan temel haklardır. Güvenlik gerekçeleri öne sürülerek bu hakların geniş ve ölçüsüz biçimde sınırlandırılması, zaten yara almış olan toplumsal barışı ve demokratik siyaseti daha da zedeleyecektir. NATO Zirvesi için getirilen bu yasaklarla Ankara’nın adeta koca bir cezaevine çevrilmesi kabul edilemez.
DEM Parti olarak, demokratik siyaset alanını daraltan, toplumsal muhalefeti kriminalize eden ve temel hak ve özgürlüklerin kullanımını engelleyen uygulamalara dün olduğu gibi bugün de karşıyız.
NATO’yu protesto etmek, NATO’nun uygulamalarını eleştirmek suç değildir. Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren’in de aralarında bulunduğu arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.”
PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair beklenen yasal düzenlemelere ilişkin konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, yasa çalışmasının yakın zamanda Meclis’e geleceğini belirtirken, DEM Partili yetkililerde hazırlığın sürdüğünü söyledi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Rize Valiliği’nde yaptığı basın toplatısında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair beklenen yasal düzenlemelere ilişkin konuştu.
Gürlek, süreç ile ilgili yasa çalışmasının kısa sürede Meclis’e geleceğini söyleyerek, “İnşallah bir yasa çalışması Meclis’e gelecek. Artık yüzyılın devlet projesinin son aşamalarına kadar, birçok kazasız belasız önemli bir yol ayrımına geldik. İnşallah kanunla da taçlanacak. Çok kısa sürede de bu kanun inşallah yürürlüğe girecek” dedi.
MA’ya konuşan ve iktidarın hukuk kurmaylarının Adalet Bakanlığı bünyesinde bir yasal çerçeveyi hazırladığını söyleyen DEM Partili yetkili, önümüzdeki hafta yapılan görüşmelerden sonra DEM Parti İmralı Heyeti’nin tekrar İmralı Adası’na giderek Abdullah Öcalan ile görüşeceğini söyledi.
PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı açılmasına tepki göstererek, “Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?” diye sordu.
Maraş’ın Cennetpınar (Uson) ve Bayramgazi (Şoquliyon) köylerinde taş ocağı açılmak isteniyor.
Maraş’ın Türkoğlu ilçesinde, Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) Kürt Alevi mahalleleri/köyleri sınırlarında bir taş ocağı ve buna bağlı arama faaliyetleri yürütülmek istendiği yönünde bölge halkının ciddi endişeleri bulunuyor.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Kürt Alevi köylerine taş ocağı açılma girişimini Meclis gündemine taşıdı. Kordu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından cevaplandırılmasını istemiyle sorular sordu.
“BÖLGE YER ALTI SU KAYNAKLARI BAKIMINDAN DA HAYATİ ÖNEME SAHİP BİR ALANDIR”
Yerel halkın aktardığı bilgilere göre yaklaşık 100 hektarlık (1.000 dönüm) alan için arama ruhsatı alındığı, bölgede sondaj ve karot çalışmalarına başlanması planlandığını belirten Kordu, “Söz konusu alanın çevresinde yaklaşık 1.500 dönümlük verimli tarım arazisi, zeytinlikler, küçükbaş hayvan çiftlikleri dahil çeşitli hayvancılık faaliyetleri ve kırsal yaşam alanları bulunmaktadır. Bölge sakinleri, yapılması planlanan faaliyetlerin tarımsal üretime, su kaynaklarına, mera alanlarına, biyolojik çeşitliliğe ve yaşam alanlarına zarar vereceğini ifade etmektedir. Bölge yer altı su kaynakları bakımından da hayati öneme sahip bir alandır” dedi.
“İZİN VERİLMESİ KAMU YARARI İLKESİYLE BAĞDAŞMAMAKTADIR”
Ayrıca söz konusu bölgenin, 6 Şubat 2023 depremlerinde en ağır yıkım ve tahribatın yaşandığı yerlerin içerisinde yer aldığını vurgulayan Kordu, “Deprem sonrası kırılganlığı artan bu coğrafyada yapılacak çalışmaların çevresel etkilerinin yanı sıra jeolojik güvenlik açısından da ciddi riskler doğurabileceği yönündeki kaygılar bilimsel olarak incelenmeden herhangi bir faaliyete izin verilmesi kamu yararı ilkesiyle bağdaşmamaktadır” diye belirtti.
“Yerel halkın yoğun ve haklı itirazları sonucunda sondaj çalışmaları geçici olarak bir hafta ertelenmiş olsa da bu durum kalıcı bir çözüm sunmamaktadır” diye Kordu, şunları belirtti:
“KÜRT ALEVİ YERLEŞİMLERİNİN BULUNDUĞU BİR COĞRAFYANIN PARÇASIDIR”
“Büyük çaplı yarma, sondaj ve karot gibi detay arama faaliyetleri için “Çevresel Etki Değerlendirmesi” (ÇED) raporu alınması yasal bir zorunluluktur. ÇED süreci işletilmeden ve bölgenin ekolojik, jeolojik, tarım ve hayvancılık dinamikleri gözetilmeden ruhsat tanzim edilmesi hukuka, kamu yararına ve çevre mevzuatına açıkça aykırıdır.
Bunun yanı sıra söz konusu bölge, Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinin bulunduğu bir coğrafyanın parçasıdır. Bu hatta uzun yıllardır ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle yaşanan göç olgusu, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından daha da hızlanmıştır. Bölge halkının kendi köylerinde ve yaşam alanlarında kalabilmesini sağlayan en temel unsurlardan biri verimli tarım arazileri, hayvancılık faaliyetleri ve doğal kaynaklara dayalı kırsal üretim imkânlarıdır. Tarım alanlarını, meraları, su kaynaklarını ve ekolojik yaşamı tehdit eden madencilik ve taş ocağı faaliyetlerinin yaygınlaştırılması; bölge halkının geçim kaynaklarını zayıflatma, kırsal yaşamı sürdürülemez hale getirme ve göçü daha da derinleştirme riski taşımaktadır. Bu durum yalnızca çevresel bir sorun değil, aynı zamanda bölgenin demografik yapısını etkileyen, kırsal alanların insansızlaşmasına yol açabilecek ciddi bir sosyal ve ekonomik mesele olarak değerlendirilmelidir.”
DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, Kurum’un yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:
-Maraş’ın Tut Dağı’nın Hireba mevkii çevresinde bulunan Cennetpınarı (Mole Uson), Bayramgazi (Şoquliyon) ve Kelbişli (Kellon) mahalleleri/köyleri civarında yürütülmesi planlanan arama ve/veya taş ocağı faaliyetlerine ilişkin Bakanlığınızın bilgisi dâhilinde verilmiş herhangi bir çevresel izin, uygunluk görüşü veya değerlendirme kararı bulunmakta mıdır? Bulunuyorsa bunların kapsamı nedir?
-Söz konusu ruhsat sahasının çevresinde yer alan tarım arazileri, zeytinlikler, mera alanları, hayvancılık faaliyetleri, su kaynakları ve yerleşim alanları bakımından herhangi bir çevresel etki değerlendirmesi yapılmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?
-Bölgede planlanan sondaj, karot ve yarma çalışmalarının kapsamı nedir? Bu faaliyetlerin yalnızca sınırlı teknik arama faaliyetleri kapsamında mı değerlendirildiği, yoksa ileri aşama arama ve işletme faaliyetlerine hazırlık niteliği taşıyıp taşımadığı hususunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?
-Ruhsat sahasında veya ilerleyen süreçte gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetler için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecinin işletilmesi gerekip gerekmediği konusunda Bakanlığınızın görüşü nedir? ÇED süreci işletilmeden kapsamlı sondaj, yarma veya detay arama çalışmalarına izin verilmesi mümkün müdür?
-6 Şubat depremlerinden etkilenen bu bölgede, jeolojik riskler, yer altı su rejimi ve deprem sonrası çevresel hassasiyetler dikkate alınarak herhangi bir bilimsel inceleme veya risk analizi yapılmış mıdır? Yapılmışsa sonuçları kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?”
-Bölge halkının yoğun itirazları, açılan davalar ve yürütmenin durdurulması talepleri dikkate alınarak; söz konusu faaliyetlerin durdurulması veya yeni izin süreçlerinin askıya alınması yönünde Bakanlığınız tarafından herhangi bir değerlendirme yapılmakta mıdır?
-Maraş Pazarcık–Türkoğlu hattında yer alan Kürt Alevi yerleşimlerinde uzun yıllardır devam eden göçün, 6 Şubat depremlerinin ardından daha da arttığı bilinmektedir. Bakanlığınız, bölgede planlanan taş ocağı ve madencilik faaliyetlerinin tarımsal üretim, hayvancılık ve kırsal yaşam üzerindeki etkilerinin göçü artırıp artırmayacağına ilişkin herhangi bir sosyal etki değerlendirmesi yapmış mıdır? Yapılmış ise sonuçları nelerdir?
-Bölge halkının başlıca geçim kaynaklarını oluşturan verimli tarım arazileri, zeytinlikler, meralar ve hayvancılık faaliyetlerinin zarar görmesi halinde ortaya çıkacak ekonomik kayıplara ilişkin Bakanlığınız tarafından herhangi bir analiz yapılmış mıdır? Söz konusu faaliyetlerin yerel halkın geçim kaynaklarını ortadan kaldırarak kırsal alanların insansızlaşmasına yol açma riski konusunda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?”
PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürecin yasal güvenceye kavuşturulması gerektiğini belirterek, “Temel hedefimiz çerçeve yasanın Temmuz ayında Meclis gündemine gelmesi ve gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesidir” dedi.
Parti Sözcümüz Ayşegül Doğan, MYK gündemimiz ve güncel gelişmelere ilişkin açıklama yapıyor https://t.co/zrQ4sEE5zo
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu toplantısının ardından parti genel merkezinde açıklama yapan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, hem güncel siyasi gelişmelere hem de çözüm sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Doğan, taban maaş ve özlük hakları talebiyle Ankara’da eylem yapan özel sektör öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlere yönelik müdahaleyi eleştirerek, açlık grevindeki eğitimcilerin sesine kulak verilmesi gerektiğini söyledi. İktidarın öğretmenlerle diyalog kurmak yerine baskı yöntemlerini tercih ettiğini belirten Doğan, güvenceli çalışma hakkını savunmaya devam edeceklerini ifade etti.
“YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”
Sürecin ilerleyebilmesi için hukuki düzenlemelerin geciktirilmeden hayata geçirilmesi gerektiğini vurgulayan Doğan, kamuoyunda “Geçiş Hukuku Yasası”, “çerçeve yasa” ya da “kod yasa” olarak adlandırılan düzenlemelerin artık somutlaşması gerektiğini söyledi.
DEM Parti İmralı Heyeti’nin önce iktidar temsilcileriyle, ardından da TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmeler gerçekleştirdiğini hatırlatan Doğan, bu temaslarda sürecin hukuki altyapısının ve gerekli düzenlemelerin kapsamının ele alındığını belirtti.
“TAKVİMİN BELİRLENMESİ YETMEZ, ADIM ATILMALI”
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yasal düzenlemelerin Meclis tatile girmeden önce ele alınması gerektiği yönündeki açıklamalarını hatırlatan Doğan, bunun yalnızca bir temenni olarak kalmaması gerektiğini söyledi.
Doğan, “Meclis Başkanlığı’nın görevi yalnızca zamanlama konusunda görüş belirtmek değil, siyasi partiler arasında uzlaşma zemini oluşturarak yol haritasını ortaya koymaktır. Beklentimiz, çerçeve yasanın zamanlamasına ilişkin ortak görüşlerin somut adımlarla desteklenmesidir” dedi.
“SİYASİ İRADE MECLİS’TE GÖRÜLMELİ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sürecin hızlanacağı yönündeki açıklamalarını da hatırlatan Doğan, bu söylemlerin Meclis zemininde karşılık bulması gerektiğini ifade etti.
Toplumun artık belirsizlik değil somut gelişmeler beklediğini belirten Doğan, “Geçiş Hukuku Yasası’nın önüne yeni engeller çıkarılmamalı. Herkes kararlılıktan söz ediyor. Bu kararlılığın yasal düzenlemelerle görünür hale gelmesini istiyoruz” diye konuştu.
“ÇERÇEVE YASANIN TEMMUZ AYINDA GÜNDEME GELMESİNİ İSTİYORUZ”
DEM Parti olarak temel hedeflerinin çerçeve yasanın Temmuz ayında gündeme alınması olduğunu dile getiren Doğan, sürecin daha fazla bekletilmesinin toplumda hayal kırıklığı yarattığını söyledi.
Meclis komisyonlarının bazı başlıklarda ortak tespitlerde bulunduğunu ancak buna rağmen gerekli adımların atılmadığını ifade eden Doğan, sürecin ilerlemesi için siyasi sorumluluk alınması gerektiğini kaydetti.
ÖCALAN’IN KOŞULLARINA DİKKAT ÇEKTİ
Açıklamasında Abdullah Öcalan’ın koşullarına da değinen Doğan, farklı kişi ve kurumlarla daha etkin görüşmeler yapılabilmesinin önünde herhangi bir engel bulunmadığının ifade edildiğini ancak buna rağmen gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmediğini söyledi.
İmralı’daki görüşme imkanlarının genişletilmesi ve düzenli hale getirilmesi gerektiğini belirten Doğan, sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için belirsizliklerin ortadan kaldırılması çağrısında bulundu.
DEM PARTİ 5. OLAĞAN KONGRESİNE HAZIRLANIYOR
Ayşegül Doğan, DEM Parti’nin 5. Olağan Kongresi’nin 20 Eylül’de Ankara Arena Spor Salonu’nda gerçekleştirileceğini de açıkladı.
Kongre hazırlıkları kapsamında il, ilçe ve bölge konferanslarının düzenleneceğini belirten Doğan, partinin yeni dönemin ihtiyaçlarına uygun biçimde yeniden yapılanma ve yenilenme süreci yürüttüğünü ifade etti.
Doğan, demokratik çözüm ve barış perspektifinin güçlendiği bir dönemde kongreye hazırlanmak istediklerini belirterek, “Yeni dönemin sözünü birlikte kurmaya ve söylemeye davet ediyoruz” dedi.
PİRHA-DEM Parti İmralı Heyeti, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları görüşmeye dair açıklama yaparak, “Sayın Meclis Başkanı da çerçeve yasanın Meclis kapanmadan çıkması gerektiği konusunda aynı yaklaşıma sahip olduğunu ve bu konuda çabalarının sonuna kadar devam edeceğini ifade etti” dedi.
DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile yaptıkları görüşmeye dair açıklama yaptı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yasal adımlarla ilgili gelişmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüşmek üzere bir araya geldiklerini belirten heyet üyeleri, şunları ifade etti:
“ÇERÇEVE YASANIN ÇIKARTILMASINI KONUŞTUK”
“Görüşmenin ana gündemi, kamuoyunun da yakından takip ettiği çerçeve yasada gelinen aşama oldu. Görüşmemizde, süreç için büyük önem arz eden çerçeve yasanın TBMM kapanmadan önce çıkarılması gerektiği konusundaki görüşlerimizi, bu yöndeki beklentileri ve gerekçelerimizi ifade ettik.
Sayın Meclis Başkanı da çerçeve yasanın Meclis kapanmadan çıkması gerektiği konusunda aynı yaklaşıma sahip olduğunu ve bu konuda çabalarının sonuna kadar devam edeceğini ifade etti.
Çerçeve yasanın çıkarılmasıyla ilgili olarak somut adımların hızla atılması gerektiği konusundaki fikir birliğinin ve TBMM’nin bu konuda oynayacağı rolün teyit edilmesinin önemli olduğunun altını bir kez daha çizmek isteriz.”
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in “Kampüse gelenler dağdan inen eşkıyalar değildir” sözlerine tepki göstererek, “Rektör Peker’in hadsiz ifadelerini kınıyorum” dedi.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Nisan 2026 tarihinde Munzur Üniversitesi kampüsünde “deprem hazırlığı” gerekçesiyle kütüphane ve bazı fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik öğrencilerin protestolarına soruşturma açılmasına ilişkin yazılı soru önergesi vermişti.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergesine Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’den cevap geldi. Kenan Peker, verdiği resmi yanıtta “Kampüse gelenler dağdan inen eşkıyalar değildir” dedi.
KORDU’DAN CEVAP!
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Peker’in yanıtını Meclis Genel Kurulu’na taşıdı.
Kordu, “Rektör Peker’in hadsiz ifadelerini kınıyorum. Üniversiteler kışla ya da soruşturma odaları değil; bilimin ve özgür düşüncenin merkezidir. Rektörü ve onun bu ciddiyetsiz cevabın Meclis’e iletmeye imtina etmeyen yetkililerin de, bu lakayıt ve ayrımcı dili görmezden gelmeleri de kurumun ciddiyetine yakışmamaktadır” diyerek gerekli girişimlerde bulunacağını söyledi.
PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.
Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
“ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”
Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.
Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.
“72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.
“SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”
Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.
Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.
“ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”
Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
“ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”
Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.
Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.
“BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”
Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.
Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.
“ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”
Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.
Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.
Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.
“ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”
Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.
Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.
HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.
Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.
PİRHA- DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’deki Alevilere yönelik saldırının durdurulması talebini bir kez daha dile getirerek, Meclis’i saldırı ve soykırıma karşı daha güçlü bir tutum almaya çağırdı.
Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar, milletvekilleri ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilecek basın açıklamasının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edilecek.
Konuya ilişkin DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulu’nda söz aldı.
“MECLİS ALEVİ KATLİAMINA KARŞI TUTUM ALMALIDIR”
Celal Fırat, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Suriye’de 8 Aralık 2024 tarihinde BAAS rejiminin sona ermesinin ardından geçen süreçte başta Aleviler olmak üzere farklı inanç ve kimliklere sahip yurttaşlar ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Katliamlar, zorla kaybetmeler, faili meçhul cinayetler, kadınlara yönelik kaçırma, şiddet, yerinden edilmeler, ayrımcı uygulamalar sürüyor.
Biz de burada defalarca dile getirdik. Aynı şekilde, Avrupa’da yaşayan Suriye insan hakları topluluklarının da uluslararası çağrıları gündemde yerini korumakta olup Suriye’deki Alevi katliamının durdurulması çağrısıyla Alevi kurumların öncülüğünde yürütülen imza kampanyası Meclis’e ulaştırılmıştır.
Suriye’deki Alevilere yönelik saldırının durdurulması talebi bir kez daha dillendirilmektedir. Uluslararası hukukun, insan haklarının gereği olarak bu ihlallere karşı Meclis’i daha güçlü bir tutum almaya, Suriye’de yaşanan tüm hak ihlallerine karşı yurttaşların can güvenliğini savunmaya buradan bir kez daha davet ediyorum.”
PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. “Barış ancak toplumla kurulur” diyen Hatimoğulları, başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması gerektiğinin altını çizdi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis Grup Toplantısı’nda konuşuyor.
Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Alevilerin yaşadığı zulmü duyurmaya devam edeceğiz, duyurunların seslerini yükseltenlerin yanında olmaya devam edeceğiz” dedi.
Suriye’deki Alevi katliamına karşı dünyanın birçok kesiminde çok önemli çalışmalar yürütüldüğüne dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:
“Bireyler ve kurumlar bu konudaki tepkilerini ortaya koyuyor. Suriye’de devam eden şiddet, baskı ve yıkım karşısında sessiz kalmayı reddeden Aleviler, demokrasi güçleri ve sosyalistlerin imza kampanyası başlattığını biliyoruz. Türkiye, Avrupa, Amerika, Avustralya’dan yüzlerce kurumun imzasıyla başlatılan Alevilere yönelik soykırımı durdurun şiarıyla topladıkları imzaları yarın Meclis’te yapacakları açıklamayla Meclise teslim edecekler. Yine aynı saatte İngiltere Parlamentosu’nun önünde basın açıklaması gerçekleşecek ve akabinde hem Birleşmiş Milletler (BM) hem de Avrupa Parlamentosu’na (AP) Alevi canlarımız ve birçok siyasi çevrenin imzasıyla oluşturulan raporu ileteceğiz. DEM Parti olarak bizler bu çalışmaların sonuna kadar yanındayız. Bizler Suriye’de Alevilere, Alevi kadınlara yapılan saldırılara ve soykırıma karşı çıktık, çıkmaya devam edeceğiz.
ALEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIMI DURDURUN
Kadınlar kaçırıldı, tıpkı Êzidî kadınların kaçırıldığı gibi. 21’inci yüzyılda kadınlar köle pazarında satıldı, satılıyor. Şimdi basına yansıyan Betül Alluş isminde 21 yaşında Tişrin Üniversitesi’ndeki tıp öğrencisinin nasıl kaçırıldığına tanıklık ettik. Kaçırmakla kalmıyorlar, din değiştirmeye zorluyorlar. Zorla örtünmesi isteniyor ve böylece kamuoyunu etkilemeye çalışıyorlar. Ben Betül Alluş’un annesinin videosunu izledim. Bir annenin çığlığını bir çocuğunu ararken neler yaşadığını ve neler hissettiğini o videoda capcanlı görüyorsunuz. Betül Alluş’un de nasıl zorla din değiştirilmeye çalışıldığını ve nasıl videosunun nasıl zorla çekildiğine hep birlikte tanıklık ettik.
Anayasa Mahkemesi’nin görevinin hak ve özgürlükleri korumaktır. Ancak son kararla kadınların yaşamsal önemde olan en temel ekonomik güvencelerinden biri hedef alınmış durumda. Haklarının korunması gereken ve bugüne kadar kadınların dişiyle tırnağıyla mücadele ede ede kazandıkları nafaka hakkına göz dikilmiş durumda. İnanın bu karar öyle sehven boşlukta falan verilmiş bir karar değil. Yıllardır nafakayı hedef alan kampanyaların çeşitli erkek gruplarının manipülasyonlarının ve iktidar çevrelerinde yükselen açıklamaların oluşturduğu siyasal atmosferin içinde alındı bu kararlar. Topluma aynı yalanlar tekrarlandı. Sanki milyonlarca kadın, ömür boyu yüksek nafaka alıyormuş gibi sahte bir tablo çizildi. Oysa gerçek bu değil, gerçek bambaşkadır. Nafaka alan kadınların büyük çoğunluğu çok düşük miktarda nafaka alıyor ve bazen bu nafakayı erkekler kesiyor, vermiyor kadınlara bu nafakayı.
YOKSULLUK NAFAKASI KADINLARIN YAŞADIĞI DERİN EŞİTSİZLİĞİ GİDERMEYİ AMAÇLAYAN BİR MEKANİZMADIR
Tartışmaya açtıkları yoksulluk nafakası erkeği mağdur eden değil, kadınların yaşadığı derin eşitsizliği gidermeyi amaçlayan bir mekanizmadır. Bu hakkı sanki bir haksız kazançmış gibi lanse etmeye çalışarak ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Bunu kabul etmiyoruz. Bu bir kadın düşmanlığıdır. Bu yalnız bir ekonomik hakkın gasp edilmesi değildir. Türkiye’de kadın yoksulluğu derinleşirken, kadınların istihdama katılımları sınırlandırılırken, her gün birçok kadın erkekler tarafından katledilirken, nafaka hakkının elimizden alınması kabul edilebilir bir şey değildir. Nafaka hakkı az da olsa kadınların bir yaşam güvencesi. Bu nedenle nafakaya dönük her saldırı kadınların ekonomik bağımsızlığına bir saldırı olduğu kadar, aynı zamanda kadınların kazanılmış haklarına yönelik bir saldırıdır ve nafakayı sınırlandırmak adil değildir. Şimdi 12. yargı paketi gündemde ve çocuk haklarını esas alan koruyucu ve onarıcı politikaların yerine daha ağır cezaları ön plana çıkarıyorlar. LGBT+ varlığını ve haklarını hedef alan düzenlemeler toplumsal cinsiyet eşitsizliğini büyütecek bir şekilde şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu temel insan haklarına net olarak aykırıdır ve kabul edilemez.
DEMOKRASİ, HUKUK KRİZİNİN DİBİNİ YAŞIYORUZ
Yaşam mücadelesini en örgütlü biçimde yürütmeye “Kadın, Yaşam Özgürlük”, “Jin, Jiyan, Azadi” demeye devam edeceğiz.
Yoksulluk her geçen gün artıyor. İktidar bu durumu örtmeye çalışıyor. Milyonlar açlık diye bağırıyor. Türkiye gıda enflasyonunda açık ara önde. Bir tarım ülkesi olan Türkiye’de çiftçi borçlu. Buna karşı daha güçlü sesimizi yükselteceğiz.
Demokrasi, hukuk krizinin dibini yaşıyoruz. Cumhuriyet tarihi boyunca halk iradesi yargı ile, darbeyle sekteye uğratılmıştır. CHP’ye butlan kararı demokratik siyasetin yeniden dizayn edilmesidir. Demokratik siyaset alanın genişlemesini istiyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasının mücadelesini veriyoruz. Barış ve demokratik toplum savunumuzun da bu mücadelenin temellerine dayandığını bir kere daha hatırlatmak isterim. Türkiye’nin 86 milyon yurttaşının karşı karşıya kaldığı bu antidemokratik uygulamalara karşı demokrasiye ve adil hukukun üstünlüğüne inanan herkesin ortak bir mücadele yürütmesi dışında bir seçeneğimiz kalmamıştır. Ve biz barış için, demokrasi için daha fazla mücadele etmek durumundayız. Ve bu dönemin özel olarak karakterine uygun olan iki cümle var ki o da barış ve demokrasi. Yani bizler barış ve demokrasi, barış ve demokrasi, barış ve demokrasi devam demeye ve bunun mücadelesini sonuna kadar vermeye devam edeceğiz.
SÖZÜN GEREĞİ YAPILMALI VE HAREKETE GEÇİLMELİ
Değerli halklarımız bütün Türkiye’nin yine merakla izlediği ve acaba ne olacak diye çokça soru sorduğu bir gündem var ki o da barış ve demokratik toplum süreci. Bu süreç şu an gerçekten son derece önemli bir eşikten geçiyor. Bir karar verme eşiğinden geçiyor. Bu eşikte toplumun beklediği ve sürece ivme kazandıracak olan yasal çerçevenin kendisidir. Çerçeve yasa bu sürecin teknik başlığı değildir. Bu sürecin barışın, hukukun, umudun bu süreçte güvence altına alınması ve tarihin ortak geleceğe bağlayacak olan en hayati eşiğin şimdi formülünü bulacağımız bir yasadır. Her bekleme ve her belirsizlik hem toplumda hem de müzakereyi yürüten tarafların soru işaretlerini büyütüyor. Güven duygusunu zayıflatıyor. Sayın Erdoğan şunu ifade etmişti. Süreci akılla, sağduyuyla, samimiyetle menzile ulaştırmada kararlıyız demişti. Ve ardından hayırlı işlerde çabuk olunmalı demişti. O halde bu sözün gereği yapılmalı ve harekete geçilmeli. Yol alınmalı, mesafe katedilmeli. Bu süreç hiçbir anlamda dar manadaki bir hesaba, hiçbir taktik beklentiye sığdırılamaz, buna hapsedilemez. Çünkü bu süreç stratejiktir, tarihseldir, toplumsaldır. Bu nedenle bu çerçeve yasa iktidarıyla, muhalefetiyle toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, paydaşları daraltan değil, genişleten bir içerikte hazırlanmalı.
MECLİS KAPANMADAN YASA ÇIKSIN
Barış ancak toplumla kurulur. Demokratik toplum ancak sorumluluklarla inşa edilebilir. Fakat Meclis gündemine dönüp baktığımızda ne ile karşılaşıyoruz biliyor musunuz? Şimdi 12’nci yargı paketinin paketinin geleceğinden bahsediliyor. Şimdilik edindiğimiz bilgilere göre bu paketin içinde genişleme yerine daralma, demokratikleşme yerine tam tersi demokratik hakların tırpanlanması var. Türkiye’nin asıl ihtiyacı hakları daraltan, demokrasiyi daraltan paketler değil. Tam tersi hakları arttıran, demokrasiyi genişleten paketlere ihtiyacımız var. Yani demokratikleşme yasalarına ihtiyacımız var. Son İmralı görüşmesinde Sayın Öcalan mevcut tıkanıklıkları ve gecikmeleri aşmaya dönük yeni bir formül ve yol haritası ortaya koymuştur. Sayın Öcalan sürecin hukuki zemini için çok yoğun bir çaba içindedir. İmralı heyetimiz de geçtiğimiz haftada çeşitli temaslarda bulundu. AKP ile aynı zamanda görüşme gerçekleştirdi. Bu çerçeve yasa da AKP ile görüşülmüştür. Heyetimiz görüşmede özel yasanın bir an önce hayata geçmesi ve bunun sürece sağlayacağı ivme konusunda yaptıkları görüşmelerde bunları AKP heyetine aktardılar. Meclis kapanmadan bu yasanın çıkmasının ne kadar önemli ve elzem olduğunun altını bir kez daha çizdiler. Bizler de buradan grup toplantımızda bunun ehemmiyetinin altını bir kez daha çiziyoruz.
EN ÖNEMLİ SORUMLULUK İKTİDARDADIR
Çerçeve yasanın geniş ve kapsayıcı olması son derece önemli. Çatışmalı süreçten demokratik sivil bir döneme geçişin zeminini oluşturabilmeli. Kürt sorununu terör ve güvenlik isimli daireden çıkarıp barış ve eşitlik, kardeşlik zeminine kavuşturmalı. Çatışma süreçlerinin kök nedenini ortadan kaldırmak için bir geçiş sürecine hizmet edebilmeli. Bu yasa mutlaka hukuki sonuçlar üretmeli. Çerçeve yasanın kapsayıcı karakteri 86 milyona nefes aldıracak, barış çabalarını büyütecek bir ilk adım olarak görülmeli. İkinci adımda çerçeve yasayla birlikte sürecin kurumsallaşmasına doğru güçlü bir adım atılabilir. Barışın inşası için devreye alınacak gerekli mekanizmalar süreci öngörülebilir hale getirebilir. Kurumsallaşmış süreç de barışın sigortası olur. Üçüncü adımda barışın yaşamsal hale gelmesi için Sayın Öcalan’ın rolü ve konumunun mutlaka tanımlanması lazım. Bundan kaçınılamaz. Bu adımda yani üçüncü adımda çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, pozitif barışın eşiğinin geçilmesi konusunda ciddi anlamda bir yol alınmış olur. Bu eşiği atlamak bizlerin elindedir. Parlamentonun elindedir. Ama en önemli sorumluluk da iktidardadır. Çünkü bütün toplum biliyor ki yasanın çıkması için iktidarın öncelikle bu yasaya evet demesi gerekiyor. Çünkü çoğunluk kendilerinde. Parlamentodan çıkacak bir yasa için başta AKP olmak üzere Cumhur İttifakı’nın artık elini taşın altına koyması lazım. Yasama sürecini bu anlamıyla başlatması lazım.
ACABA NE OLACAK BEKLENTİCİLİĞİNDEN HERKESİN MUTLAKA ÇIKMASI LAZIM
Toplumun inanın yüzde 95’i barışın olması için canı gönülden duacı istekli ve mücadele eder. Ancak süreç uzadıkça bu sürece dair soru işaretlerinin gittikçe katmerlendiğini de mevcut olan iktidar da bilmeli. Bizler DEM Parti olarak sadece bugün barış demedik. Sadece bugün müzakere ve diyalog demedik. Biz çatışmaların en yoğun olduğu dönemde de müzakere kapılarını nasıl açabiliriz? Diyalog kapılarını nasıl açabiliriz diye her daim çalışma yürüttük. Barış demekten asla vazgeçmedik. Bakın Barış Anneleri bütün acıları ve kayıplarına rağmen barışın mücadelesini vermekten bir an bile geri durmadılar. Barış demeye devam ettiler. Ben sizlerin huzurunda bir kez daha verdikleri mücadeleyi buradan saygıyla selamlıyorum. Toplumun umut ettiği barış için sesimizi daha gür çıkarmalıyız. Daha fazla sahiplenmeliyiz. Bizler moralimizi, motivasyonumuzu, mücadele azmimizi bu süreçte acaba ne olacak beklentisiyle bunu yavaşlatmayalım. Buradan asla ve asla bir negatif duyguya kapılmayalım. Biraz önce belirttim. Biz savaşın ve çatışmanın en derin olduğu zamanda da barış dedik. Şimdi aynı moral ve motivasyonu daha ileri bir seviyeye taşıyarak acaba ne olacak beklenticiliğinden herkesin mutlaka çıkması lazım.
GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ
Bu ülkede kadınlar, gençler, doğa ve insan hakları savunucuları, Aleviler, farklı halklardan ve inançlardan canlarımız, insanlar barışın sesini kendi kulvarlarından daha fazla yükselttikçe biz bu iktidara o zaman adım attırabiliriz. Bu anlamıyla demokratik zeminde güçlerimizi farklı yerlerden yükselterek barış sesini bir ortak bileşkeye çevirirsek biz barışa o zaman daha çok yaklaşırız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu ve şüphesi olmasın. Bakın tarih bu eşikte barışı oyalayanları değil cesaret gösterenleri yazacaktır. Hep birlikte barışın tarihini kesinlikle bizler yazacağız. Barışın tarihini bilinçle, umutla, emekle, mücadeleyle, örgütlülükle yazacağız ve barış kazanacak, barışın mutlaka kazanmasını sağlayacağız. Bu coğrafyada tesis edilmesi için de bedelin ne olursa olsun asla bir geri adım atmadan daha da ileriye yürüyeceğimizin sözünü burada bütün Türkiye yurttaşlarına veriyoruz.
KONFERANS BARIŞ İÇİN OLDUKÇA ÖNEMLİ
Bir grup aydın, yazar ve siyasetçinin çağrısıyla bu hafta sonu Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü tartışılacak. 13-14 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşecek olan Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansını, Türkiye’nin demokrasisi, barışı ve ortak yaşam arayışını güçlendirmeye dair katkı sunacağına inanıyoruz bu konferansın. Otoriter değil demokratik Cumhuriyet ufkunun İnşa edilmesinin elzem olduğu bu süreçte aydınların, yazarların, sanatçıların böyle bir çalışmaya öncülük etmesi son derece önemli, son derece anlamlı. Bu bakımdan konferansın ortaya çıkaracağı tartışmaların ve önerilerin Türkiye’de barışın toplumsallaşmasına, demokratik dönüşüm arayışlarının güçlenmesine ve demokratik çözüm ufkunun genişlemesine katkı sunacağına yürekten inanıyoruz. Bu değerli girişim emeği geçen herkese sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Barış ve ortak geleceğe inanan tüm kesimlerin bu tartışmayı sahiplenmesi son derece önemli.
BİZ BU YOLU YÜRÜMEYE KARARLIYIZ
Zor bir zamandan geçtiğimizin hepimiz farkındayız. Barışın yolunun, demokratikleşmenin yolunun zorlu bir yol olduğunu, ince, uzun ve aynı zamanda dikenli bir yol olduğunun hepimiz farkındayız. Ama biz bu yolu yürümeye kararlıyız. Tarih boyunca verdiğimiz emek, ödediğimiz bedeller, bezendiğimiz bilinç, yürüttüğümüz mücadele, dökülen alın teri, verilen emek bu mücadelenin daha ileriye taşınması içindir. Ve bizler barışın ve demokrasinin bu topraklarda inşa edilmesi ve demokratik cumhuriyete giden bütün yolları ardına kadar açmak için yola devam diyoruz.”
PİRHA-14. Britanya Alevi Festivali’nde konuşan AABK Eşit başkanı Hüseyin Mat, Türkiye’de ne zaman bir sorun olsa Alevilerin hedef haline getirildiğini belirtirken, DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da, barış sürecine değinerek, Alevilerin sürece sahip çıkmasını istedi.
14. Britanya Alevi Festivali “Barış Güvercini Uçsun Dünyada” şiarıyla başladı. Tuğba Özcivan açılış konuşması yaparken, Yadigar Aslan Ana çerağ uyandırdı.
Çocukların döndüğü semahın ardından Londra Kırkısraklar Kültür ve Dayanışma Derneğin halk oyunları ekibi, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Dostlar Korosu sahneye çıktı.
Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Eşit Başkanları Maksut Demir ve Eda Özdemir yaptıkları konuşmada, Alevilerin gerek Suriye’de Alevilere yönelik gerçekleştirilen katliamlara, gerekse de Türkiye’de yaşanan insan haklar ihlallerine her zaman itiraz ettiğine dikkat çekerek, “Böylesi bir dönemde festivalimizin bu yılki teması olan “Barış Güvercini Uçsun Dünyada” şiarı çok daha anlaml hale geldi. Bir araya gelerek hem değerlerimize sahip çıkıyor hem de geleceğe umut taşıyoruz” dediler.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat da, barış sürecine değinerek, Alevilerin sürece sahip çıkmasını istedi.
AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, Türkiye’de ne zaman bir sorun olsa Alevilerin hedef haline getirildiğini belirterek, “Barış süreci bizim açımızdan son derece önemli. Bir barış oldun ama onurlu bir barış” dedi.
PİRHA- DEM Parti, Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında çıkarılacağı ileri sürülen yasal düzenlemeleri görüşmek için toplandı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında parti genel merkezinde bir araya geldi.
Toplantıda Barış ve Demokratik Toplum Süreci, CHP’deki gelişmeler ve Eylül-Ekim arasında yapılması beklenen parti olağan kongresinin hazırlık sürecinin konuşulacağı belirtildi.
PİRHA- Karakoçan Belediyesi Haziran ayı Olağan Meclis Toplantısı’nda görüşülen “Şiddetle Mücadele Tutum Belgesi” meclis üyelerinin oylarıyla kabul edildi.
Kabul edilen belgeyle birlikte belediyenin şiddetin her türüne karşı kurumsal duruşunun güçlendirilmesi, toplumsal farkındalığın artırılması ve şiddetle mücadele çalışmalarının desteklenmesi amaçlanıyor.
Karakoçan Belediyesi Eşbaşkanı Eda Durmuş tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada, kadınlara, çocuklara ve toplumun tüm kesimlerine yönelik şiddete karşı mücadelede kararlılık vurgusu yapıldı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik krizden CHP’ye yönelik yargı süreçlerine, barış tartışmalarından Ortadoğu’daki gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararının demokratik siyaseti tehdit ettiğini savunurken, barış ve demokratikleşme adımlarının geciktirilmemesi çağrısı yaptı.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tablo, CHP’ye yönelik yargı müdahaleleri ve yürütülen barış tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda derin bir demokrasi kriziyle karşı karşıya olduğunu söyledi.
YOKSULLUK VE AÇLIK VURGUSU
Konuşmasına Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’na değinerek başlayan Bakırhan, milyonlarca yurttaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirtti. Kurban Bayramı’nın ağır ekonomik koşullar altında geçtiğini ifade eden Bakırhan, birçok ailenin çocuklarına harçlık veremediğini, bayram sofralarını kurmakta zorlandığını söyledi.
Toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çeken Bakırhan, ekonomik krizin faturasının emekçilere ve dar gelirli kesimlere çıkarıldığını savunarak, “Toplum yalnızca kendi sofrasından değil, komşusunun sofrasından da sorumludur” mesajı verdi.
“CHP’YE YÖNELİK KARAR SİYASETİ DİZAYN GİRİŞİMİDİR”
Konuşmasının önemli bölümünü CHP’ye ilişkin yargı süreçlerine ayıran Bakırhan, istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararını eleştirdi. Kararın yalnızca hukuki bir tartışma olarak görülemeyeceğini belirten Bakırhan, bunun demokratik siyaseti yargı yoluyla şekillendirme girişimi olduğunu savundu.
Bir siyasi partinin iç işleyişine yargı eliyle müdahale edilmesinin tüm siyasal alan açısından tehlikeli sonuçlar doğuracağını söyleyen Bakırhan, bugün yaşananların yarın başka partilerin de karşısına çıkabileceğini ifade etti. CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesini de eleştiren Bakırhan, bu tür uygulamaların demokratik güveni aşındırdığını dile getirdi.
“SİYASETİN KAPISI KIRILIRSA TOPLUM ZARAR GÖRÜR”
Türkiye’de demokratik meşruiyetin giderek zayıflatıldığını öne süren Bakırhan, siyasi rekabetin yargı kararları ve suçlayıcı dil üzerinden yürütülmemesi gerektiğini söyledi. Siyasette kullanılan bazı ithamların geçmişte olduğu gibi bugün de operasyonlara zemin hazırlayabileceğini belirten Bakırhan, tüm siyasi aktörleri kullandıkları dile dikkat etmeye çağırdı.
Bakırhan, “Bir partinin kapısı kırıldığında aslında siyasetin kapısı kırılmış olur. Bu durum yalnızca o partiyi değil, toplumun siyaset kurumuna olan güvenini de etkiler” değerlendirmesinde bulundu.
CUMHURİYET VE DEMOKRASİ TARTIŞMASI
Türkiye’nin tarihsel olarak birçok dönemeçte demokratikleşme yerine baskıcı yöntemleri tercih ettiğini savunan Bakırhan, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan darbeler, olağanüstü yönetimler ve siyasi müdahalelere dikkat çekti.
DEM Parti lideri, Türkiye’nin temel sorununun Cumhuriyet fikri değil, Cumhuriyetin demokrasiyle tam anlamıyla buluşturulamaması olduğunu söyledi. Geçmişten bugüne yaşanan siyasi krizlerin ortak noktasının demokratik alanın daraltılması olduğunu belirten Bakırhan, hukuk askıya alındıkça toplumsal sorunların daha da derinleştiğini ifade etti.
“BARIŞ SÜRECİ ERTELENMEMELİ”
Konuşmasında barış ve demokratik toplum tartışmalarına da geniş yer veren Bakırhan, Türkiye’nin hem içeride hem bölgede kritik bir dönemeçten geçtiğini söyledi. CHP’ye yönelik yargı müdahalesinin toplumdaki güvensizlik duygusunu artırdığını belirten Bakırhan, bunun barış tartışmalarını da olumsuz etkilediğini savundu.
Ortadoğu’da yeni dengelerin oluştuğunu ifade eden Bakırhan, Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden ele alınmasının hem Türkiye hem bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Barışın yalnızca güvenlik başlığıyla değil; demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gerektiğini belirten Bakırhan, demokratik reformların geciktirilmemesi çağrısında bulundu.
“TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA”
Türkiye’nin önünde iki farklı seçenek bulunduğunu söyleyen Bakırhan, bir yanda hukukun daraltıldığı ve muhalefetin baskı altında tutulduğu bir tablo, diğer yanda ise iç barışını güçlendiren ve demokratikleşme adımları atan bir ülke seçeneği olduğunu ifade etti.
DEM Parti’nin bu süreçte bağımsız ve demokratik bir çizgi izlediğini vurgulayan Bakırhan, hem barış hem de demokrasi mücadelesini birlikte sürdürmeye devam edeceklerini belirterek konuşmasını tamamladı.
PİRHA- Çorum Katliamı’nın 46. yılında açıklama yapan DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, geçmişle yüzleşme ve adalet çağrısında bulundu. Eş Genel Başkanlar, kalıcı barışın hakikatin ortaya çıkarılması ve cezasızlık politikalarının son bulmasıyla mümkün olacağını vurguladı.
DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, Çorum Katliamı’nın 46. yılı dolayısıyla yaptıkları açıklamalarda, katliamın Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır toplumsal travmalardan biri olduğunu belirterek adalet ve yüzleşme çağrısı yaptı. Açıklamalarda, katliamın hafızalardaki yerini koruduğu ve cezasızlık anlayışının toplumsal yaraları derinleştirdiği ifade edildi.
“HAFIZAYI VE HAKİKAT MÜCADELESİNİ BÜYÜTECEĞİZ”
Tülay Hatimoğulları, Çorum Katliamı’nın yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay olmadığını, bugün de etkileri süren büyük bir toplumsal yara olduğunu belirtti. Çorum’dan Maraş’a, Sivas’tan Gazi’ye uzanan acıların ortak bir hafıza oluşturduğunu kaydeden Hatimoğulları, Alevilere yönelik ayrımcılık ve nefret politikalarına karşı mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.
Hatimoğulları, hakikat ve adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek, farklı inanç ve kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde özgürce yaşayabileceği demokratik bir yaşamın inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
“GERÇEK SORUMLULAR ORTAYA ÇIKARILMADI”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise Çorum Katliamı’nda onlarca kişinin yaşamını yitirdiğini, yüzlerce yurttaşın yaralandığını hatırlattı. Katliamın toplumun ortak hafızasında derin izler bıraktığını belirten Bakırhan, olayların arkasındaki sorumluların tam anlamıyla açığa çıkarılmamasının adalet duygusunu zedelediğini ifade etti.
Bakırhan, katliamın halkları ve inançları karşı karşıya getirmeyi hedefleyen karanlık anlayışların ürünü olduğunu belirterek, cezasızlık politikalarının sürmesinin acıları canlı tuttuğunu söyledi.
“KALICI BARIŞ İÇİN YÜZLEŞME ŞART”
Türkiye’de demokratik ve kalıcı bir barışın ancak geçmişle samimi bir yüzleşme sayesinde mümkün olacağını dile getiren Bakırhan, hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin eksiksiz biçimde sağlanmasının toplumsal barışın temel koşulu olduğunu belirtti.
DEM Parti Eş Genel Başkanları, Çorum Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla andıklarını ifade ederek, hakikat, adalet, eşit yurttaşlık ve ortak yaşam mücadelesini sürdüreceklerini kaydetti.
PİRHA- Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik (Karagöz) Köyü başta olmak üzere 7 köyü kapsayan krom madeni projesine karşı eylem yapan yurttaşlar, maden projelerini istemediklerini belirterek, toprağın üstünün altından daha değerli olduğunu vurguladılar.
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik (Karagöz) Köyü başta olmak üzere 7 köyü kapsayan krom madeni projesi yeniden gündeme geldi. Şirketin 2024 yılında Bakanlığa yaptığı başvuru sonrası başlatılan ÇED süreci, halkın tepkisi üzerine geri çekilmişti. Ancak şirket aynı projeyi tekrar hayata geçirmek istiyor.
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik (Karagöz) Köyü ve çevre köyleri içine alan maden projesine karşı Karagöz ve Çevre Köyleri İnsiyatifi’nin çağrısıyla yüzlerce yurttaş Gurik Köyü’nde bir araya geldi.
Maden projesinin yapılmak istendiği alana yürüyüş düzenleyen yurttaşlar, maden projelerinin durdurulmasını istedi.
“ÜRETEREK YAŞADIK”
Yürüyüşün ardından Karagöz ve Çevre Köyleri İnsiyatifi adına açıklama yapan Uğur Tepe, maden projesi olarak belirlenen coğrafyada yüz yıllardır cümle canlı ile beraber suyu, toprağı, yaşam alanlarını paylaşarak, her daim üreterek yaşadıklarını belirtti.
“ÜRETEN VE DOĞAYI KORUYARAK VARLIĞINI SÜRDÜREN CANLILARDIR”
Yaylasına, çeşmesine, dağ başına ziyaretgahlar kuran; dağdaki keçisini kutsal sayan, yolu üzerindeki yılana, ayıya “Sen ona bir şey yapmadı mı o sana yapmaz” diye yaklaşan, bu yaşamsallığı binlerce yıllık bir döngünün, paydaşlığın ve sürekliliğin ürünü olduğunu vurgulayan Tepe, “Bugün de asıl gözetilmesi gereken bu yaşamsallık ve onun devamlılığıdır. Asıl hak sahibi ve belirleyici olması gereken; bu kültür ve paydaşlık ile bu topraklarda binlerce yıldır birlikte yaşayan, üreten ve doğayı koruyarak varlığını sürdüren canlılardır, insanlardır” dedi.
YOK ETME PROJESİ!
Proje sahasının Türkiye’nin tarafı bulunduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne (BERN SÖZLEŞMESİ) göre kesin koruma altında bulunan Yaban Keçisi, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi, Ayı, Vaşak, dünyada neslinin tükendiği sanılan Anadolu Parsı da habitat bulduğunu belirten Tepe, şunları ifade etti:
“Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne göre koruma altında bulunan flora ve fauna türlerinin habitatlarında kesin proje yasağı ve habitat tahribatı yasağı bulunmaktadır. Bölgemiz; sabit ve konar göçer yaylacılık ile zehir görmemiş meralarında ve dağlarında hayvanlarımızın otlayıp toprağına gübresini bıraktığı; peynirin, tereyağının yapıldığı yüzlerce yıllık bir sürekli üretim döngüsüne; temiz, nitelikli ve zengin gıda üretimi gücüne sahiptir.
Dimin Madenciliğin Karagöz köyümüzdeki Maden projesinin proje bedeli 7 milyon 827 bin 500 tl dir. Ancak bu tutarın ilgili projenin yaratacağı tahribatı önlemek için gerekli önlemleri sağlama yükümlülüklerini dahi karşılamayacağı açıktır. Bu yönüyle bu proje daha başından yüksek rant, yüksek talan ve yüksek tahribat projesidir. Yine her sene bölgemiz yaylalarında üretilen tulum peynirinin, tereyağının katma değeri dahi bu bedellerin çok üstündedir. Bu yönüyle de bu proje daha en başından bir kalkınma projesi değil bölge üretim gücünü ve üretim alanlarını yok etme projesi anlamı taşımaktadır.”
“BİRÇOK ÜLKENİN TOPLAM BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİNİN ÜZERİNDE…”
Bölge yaylalarının ‘iyi mera’ vasfı ile tescilli olduğunu dile getiren Tepe, bu vasfından ötürü Dağbek köyündeki Krom Çinko Ocağı projesi sonlandırıldığı bilgisini paylaştı.
Tarım Bakanlığı tarafında yürütülen Hel Dağı bölgesini de içeren Munzur Havzası’nda, UBENİS PROJESİ kapsamında yapılan çalışmalarda 2.250’nin üzerinde bitki türü saptandığını, anılan bitki türlerinin de beşte birinin endemik durumda olduğunu vurgulayan Tepe, açıklanan rakamların, tarımsal üretim gücü ile de öne çıkan birçok ülkenin toplam bitki çeşitliliğinin üzerinde olduğunu belirtti.
“PROJE BİR AN ÖNCE SONLANDIRMALIDIR”
Toprakların üstünün altından daha değerli olduğunu ifade eden Tepe, “Bugün maden yağması ile karşı karşıya bırakılan yaylalarımız, mera ve dağlarımız bölgemizde üretimin, yaşamımızı sürdürmenin asli unsurlarıdır. Aksi bu bölgenin insansızlaştırılması yahut kendi üretip kendi kazanması değil de kara toprağın altında köleleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle bizler Pülümür Karagöz/Gurik, Kocatepe/Askireg, Boğalı/Zımage, Kovuklu/Harşi, Çakırkaya/Pancıras, Dağbek/Dağbeg, Kaymaztepe/Meçi, Mezra ve diğer civar köyleri halkı olarak, kamu yararıyla alakası olmayan; doğanın, bölgenin ekonomik kaynaklarını ve zenginlikliklerini yok edecek Pülümür Karagöz köyünde yürütülmesi planlanan bu projeyi istemediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Son olarak Projeyi yürüten Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tüm bu hususlar ve İl Tarım Müdürlüğünün raporuna istinaden projeyi bir an önce sonlandırmalıdır” şeklinde konuştu.
“YAŞAM ALANLARIMIZ İÇİN HEP BERABER MÜCADELE EDECEĞİZ”
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, iktidarın maden yasalarını 22 kez değiştirerek nasıl sermayeye şirketlere peşkeş çektiğinin altını çizerek, “Özel kamulaştırma yasaları çıkardılar. Bununla zeytinliklere, meralara, topraklara el koydular. Elbette parlamentoda bir boyutuyla mücadele yürütüyoruz. Ama aslı olan herkesin beraber kenetlenerek mücadeleyi büyütmesidir. Bizler yaşam alanlarımızı korumak için hep beraber örgütleneceğiz, bir arada olacağız ve mücadele edeceğiz” dedi.
“İZİN VERMEYECEĞİZ”
Munzur Çevre Derneği adına Hatun Esen ise, yaptığı konuşmada şunlara yer verdi:
“Biz bugün buraya sadece insanlar için değil, bu coğrafyada yaşayan bütün canlılar için buradayız. Duyduk ki emparyalist şirketleri, taşeronu Dimin Madencilik buralara maden açmak istiyor. Doğamızı delik deşik etmek istiyor. 81 ilde olduğu gibi talan projesiyle dağlarımızı yok etmek istiyor. Buna izin vermeyeceğiz.”
Madenciliğin yapıldığı zaman sularımız kirleneceğini, toprakların zehirleneceğini ve tekrardan göç yollarına düşüleceğini ifade eden Esen, “Geri gelecek topraklarımız kalmayacak. Bu göç yollarında giderken büyük travmalar yaşayacağız. Çünkü bu dağlarda atalarımızın ayak izleri var. Bu sularda, jar u diyarlarda büyük annelerimizin duaları var. Burada direnenlerin emeği var. Çocuklarımızın geleceği var. Bu topraklar kutsaldır. Bu topraklarda bizim geçmişimiz var. Biz gidip geri döndüğümüz zaman bu yere öpe öpe burada yaşamları inşa etmiş insanlarız. Biz o kâmil insanlardan çok şey almışız. Onlara vefa borcumuz var. Biz mücadele edersek doğa kazanacak, yaşam kazanacak, çocuklar kazanacak, gençlik kazanacak” diye belirtti.
Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, DEDEF adına Ali Rıza Bilir, Dersim Koyun ve Keçi Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan ve eylemde söz alan köylüler, maden projesinin istemediklerinin altını çizdiler.