Etiket: dem parti

  • Ayten Kordu’dan Gülistan Doku soruşturması açıklaması!

    Ayten Kordu’dan Gülistan Doku soruşturması açıklaması!

    PİRHA-Gülistan Doku dosyasının Erzurum’da görülmek istenmesine dair açıklama yapan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Böylesi bir kararla dosyanın etkisizleştirilmesine ortak olacak her tasarruf; geçmişte yürütülen karartma ve üzerini örtme pratiğinin bugünün yetkilileri tarafından da sürdürüldüğü sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiçbir makam böylesine ağır bir sorumluluğun parçası olmamalıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku dosyasının Erzurum’da görülmek istenmesine tepki gösterdi.

    KENDİLERİNİ KORUMA ALTINA ALMA ARAYIŞI!

    Gülistan Doku dosyasının; kamu gücüyle kurulan koruma ağlarının, cezasızlığın, delil karartmanın ve kadınlara yönelik sistematik erkek devlet şiddetinin aynası ve önemli bir parçası olduğunu belirten Kordu, “Bu kötülük ağının sistematik ve organize yapısı, her gün yeni itiraflarla genişletilmesi gerekirken ve tutuklanması gereken soruşturmaya dahil edilmesi gereken kurum ve kişiler varken, dosya hız kazanmak yerine aksine bir gidişat kaygı vericidir. Anlaşılan o ki, kamuoyuna yansıyan bazı iddialar kimi çevrelerin kendilerini koruma altına alma arayışında olduğunu göstermektedir” dedi.

    “SORUŞTURMANIN YÖNÜNÜ SAPTIRMA İHTİMALİ OLDUKÇA YÜKSEK”

    Ayten Kordu, dosyanın kayyım Vali Tuncay Sonel lehine, soruşturmanın bütününün Dersim’den Erzurum’a taşınarak yeniden şekillendirilmek istenmesi; dosyayı kaynağından koparıp sürüncemeye bırakma, soruşturmanın yönünü saptırma ve belli çevreleri koruyan bir zemine dönüştürme ihtimali oldukça yüksek ve son derece ciddi olduğunu vurguladı.

    “HATAYA ASLA DÜŞÜLMEMELİDİR”

    Ayten Kordu, devamında şunları belirtti:

    “Böylesi bir kararla dosyanın etkisizleştirilmesine ortak olacak her tasarruf; geçmişte yürütülen karartma ve üzerini örtme pratiğinin bugünün yetkilileri tarafından da sürdürüldüğü sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiçbir makam böylesine ağır bir sorumluluğun parçası olmamalıdır.

    Gerçek adaletin sağlanması için Adalet ve İçişleri Bakanlıkları başta olmak üzere tüm yetkililere çağrımızdır. Dosyanın başka bir yere taşınması için çaba gösterenlere bu zeminin sağlanması, kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratacaktır. Bu hataya asla düşülmemelidir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • DEM Parti’den CHP’ye ‘Mutlak Butlan’ ziyareti!-VİDEO

    DEM Parti’den CHP’ye ‘Mutlak Butlan’ ziyareti!-VİDEO

    PİRHA- Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet Meclis’te CHP grubuna dayanışma ziyareti gerçekleştiriyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve beraberindeki heyet Meclis’te CHP Genel Başkanı Özgür Özel’i ziyaret etti.

    Ziyaret sonrası konuşan Özgür Özel, cumhuriyetin kurulduğu ilk günkü gibi Meclis’te olduklarını belirterek, DEM Parti’nin ziyaretinin anlamlı olduğunu söyledi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise, CHP Genel Merkezi’ne dönük polis müdahalesine tepki göstererek, “Bu demokrasi ve hukuk skandalıdır. Siyasete yapılan hiçbir müdahaleyi kabul etmiyoruz. CHP bu süreci dışarıdan bir el olmaksızın kendi demokratik olgunluğunda tamamlamalıdır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    Öcalan: Kaybedecek zamanımız yok!

    PİRHA- Abdullah Öcalan, CHP’ye yönelik “Tedbirli Mutlak Butlan” kararı sonraki gelişmeleri değerlendirerek, “Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur. Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz” dedi.

    DEM Parti, İmralı Heyeti’nin İmralı’da Abdullah Öcalan’la yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    “DEMOKRATİKLEŞME HAYATİ BİR İHTİYAÇTIR”

    Öcalan’ın sürece ilişkin değerlendirmeleri paylaşılan açıklamada şunlara yer verildi:

    “Büyük bir öfkeyle yüklü toplumları büyük düşünce ve büyük etik değerler olmadan dönüştürmek mümkün değildir. Toplum; hayatın her düzeyinde etik, siyasal, hukuksal ve ekonomik açılardan büyük bir sıkışma yaşıyor. Bunun için süreçte ısrar ve acele ediyoruz.

    Orta Doğu konjonktürünün halen her şeye gebe olduğunu düşünüyorum. İran ve İsrail gibi devletler katılaşıyor ve daha da katılaşacak gibi görünüyor. Orta Doğu’da milliyetçilik ve ayrışmayı geliştirmek, mikro-milliyetçilikleri büyütmek zarar verir. Bölgedeki riskli gelişmeleri gözetecek ve önleyecek, kanlı hesaplaşmaları aşacak bir süreç çalışması yürütüyoruz.

    Ve elbette tüm yapılanların yasal bir temele kavuşması önemlidir. Beklentide kalmak, beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir. Kaybedecek zamanımız yoktur. Bütün aktörlerin bu tarihi sorumluluk anlayışla hareket edeceğine ve TBMM’nin de çalışmaları bu hassasiyetle yürüteceğine inanıyorum.

    Çerçeve bir yasa, demokratikleşme sürecinin kök hücresini oluşturabilir. Yasal düzenleme bizi gerçek bir pozitif inşaya, demokrasi çarkının döndüğü bir sürece sokacaktır. Demokratikleşme hayati bir ihtiyaçtır ve sürecin başarısı bizi bu hedefe yakınlaştırır.

    Bir siyasi partinin genel merkezine kapısını balyozla kırarak girmek demokraside olacak şey midir? Cumhuriyet Halk Partisine yönelik uygulamalar ve yaşanan gelişmeler, doğru işleyen bir demokrasinin ve demokratik siyasetin olmamasıyla ilgilidir. İşleri bu noktaya getiren sebep budur; cumhuriyetin temelindeki demokrasi ilkesinden yoksunluktur. Demokrasiye sanki bir lüksmüş, demagojiymiş, lafazanlıkmış gibi yaklaşarak önemsememenin sonuçları vahim bir hatadır. Cumhuriyetin demokratik niteliğini geliştirmek kadar aciliyet taşıyan bir durum yoktur.

    Biz bu ülkede bunun zeminini geliştirmeye ve imkanlarını büyütmeye çalışıyoruz. İmralı’da çözüme doğru yasal adımlara giderken cumhuriyeti demokratik bir çıkışa, demokratik bir hukuka hazırlamayı çok önemsiyoruz. Bunu hem parti içi hem partiler arası demokrasi eksikliğini de gidermeye yönelik bir adım olarak görüyoruz. Tüm çabaların karşılığı, cumhuriyeti demokratik bir içeriğe ve kültüre kavuşturmak, bunları güvence altına alan sağlam bir hukuk sistemi kurmak olacaktır. Bu temelde herkesi Barış ve Demokratik Toplum Sürecine katkı sunmaya çağırıyorum.

    Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunun anlamı budur. Kürt meselesinin yıllarca kilitlediği bir durumu aşmaya çalışıyoruz. Kürt meselesinden kaynaklı şiddet öğesi, çözüm sistematiğiyle aşılıyor. Bu sürece Türk-Kürt ilişkilerini yeniden düzenleme, çağdaşlaştırma, modernleştirme süreci de diyebiliriz.

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecine destek sunan uluslararası aydın ve akademisyenlerin mesajları kitaplaştırılmış. Bu çerçevede her türlü öneri, eleştiri ve katkıyı en titiz şekilde değerlendirmeye hazır olduğumu vurgulamak isterim. Barışa ve demokrasiye en fazla ihtiyacımız olan dönemde çok önemli destekleri için hepsini selamlıyorum.”

    HABER MERKEZİ

  • CHP Genel Merkezi’ndeki polis müdahalesine DEM Parti’den tepki

    CHP Genel Merkezi’ndeki polis müdahalesine DEM Parti’den tepki

    PİRHA- DEM Parti yönetimi, CHP Genel Merkezi’ne valilik kararıyla gerçekleştirilen polis müdahalesini “demokratik siyasete bir saldırı” olarak nitelendirerek sürece tepki gösterdi.

    Bugün öğle saatlerinde CHP Genel Merkezi’nde yaşanan olaylar, siyaset sahnesinde gerilimi tırmandırdı. Valilik talimatı doğrultusunda binaya giren emniyet güçlerinin, parti yöneticileri ve milletvekillerini tahliye etmesi üzerine DEM Parti’den peş peşe açıklamalar geldi.

    “DEMOKRATİK SİYASETE MÜDAHALE KABUL EDİLEMEZ”

    DEM Parti kanadından yapılan resmi açıklamalarda, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ortamın “baskıcı yöntemler” değil, demokratik hukuk ilkeleri ve toplumsal barış olduğu vurgulandı. Parti yönetimi, yaşanan gelişmeleri şu sözlerle değerlendirdi:

    Siyasi bir krizin çözümünde polis gücüne başvurulması, demokratik teamüllere ve kurumsal meşruiyete zarar verici bir yaklaşım olarak tanımlandı.Demokratik siyasete yönelik her türlü müdahalenin dün olduğu gibi bugün de karşısındayız” ifadesiyle, partinin demokratik alanın korunması konusundaki kararlılığı yinelendi.

    Yetkililerin gerilimi artıran adımlardan kaçınması gerektiği belirtilirken, CHP yönetimine ve seçmenlerine de sorunların çözümünde müzakere ve uzlaşıyı esas almaları yönünde çağrı yapıldı.

    EŞ GENEL BAŞKANLARDAN “ORTAK AKIL” VURGUSU

    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da ayrı bir açıklama yayınlayarak, Türkiye’nin demokrasi açısından kritik bir eşikte olduğunu belirtti. Parti binalarının kaba kuvvetin değil, müzakerenin merkezi olması gerektiğinin altını çizen Eş Başkanlar, “Kapı kırmalarla ve gazla siyasi meseleler çözülemez” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Açıklamanın devamında şu ifadeler öne çıktı:

    “Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin siyasal dengesinde önemli bir ağırlık merkezidir. Ana muhalefet partisinde yaşanan bir sarsıntı, tüm ülkenin siyasal düzenini doğrudan etkiler. Bu badirenin aşılması için sorumluluk üstlenmeye hazırız.”

    DEM Parti yönetimi, tüm siyasi aktörleri “vakarla siyaset yapma” geleneğine sahip çıkmaya ve ortak akılla hareket etmeye davet etti.

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti’den ‘mutlak butlan’ kararına tepki: Halk iradesi yargıyla askıya alınamaz

    DEM Parti’den ‘mutlak butlan’ kararına tepki: Halk iradesi yargıyla askıya alınamaz

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı’na ilişkin verilen “mutlak butlan” kararına tepki gösterdi. Eş Genel Başkanlar, yargı eliyle siyasetin dizayn edilmek istendiğini belirterek, halk iradesine müdahale edilmemesi gerektiğini vurguladı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, CHP’nin genel başkanının kim olacağına parti üyeleri, delegeleri ve seçmenlerinin karar vereceğini belirtti. Hatimoğulları, ana muhalefet partisinin mahkeme kararlarıyla şekillendirilmesinin demokrasiye müdahale anlamına geldiğini söyledi.

    Hatimoğulları açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    “Seçilmişlerin, delegelerin, üyelerin ve seçmenlerin iradesi yargı eliyle askıya alınamaz. Hukuk, siyasi alanı yeniden düzenlemenin ve muhalefeti şekillendirmenin aparatı haline getirilemez. Türkiye’nin ihtiyacı mahkeme koridorlarında kurulan siyaset değil; toplumun iradesiyle ve demokratik hukuk içinde şekillenen siyasettir.”

    “KARAR DEMOKRATİK GELECEĞE MÜDAHALEDİR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da söz konusu kararın yalnızca CHP’yi değil, milyonlarca seçmenin demokratik tercihlerini hedef aldığını ifade etti.

    Bakırhan, Türkiye’nin sağduyuya ve demokratik uzlaşıya ihtiyaç duyduğu bir süreçte yargının siyasi mühendislik aracı haline getirilmesini kabul etmediklerini belirterek, siyasetin meşru zeminde sürmesi gerektiğini söyledi.

    Bakırhan açıklamasında şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Demokrasi yargı kararlarıyla değil, halkın iradesiyle ayakta durur. Siyaset kendi mecrasında ve meşruiyet zemininde akmalı; yargı operasyonlarıyla siyasetin seyri değiştirilmemelidir. İktidar bu yanlış politikadan vazgeçmeli, siyasetin sonucunu yalnızca halk belirlemelidir.”

    HABER MERKEZİ

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerektiğini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, gençliğin geleceksiz bırakılmak istendiğini vurgulayarak, gençlerin mücadelesinin yanında yer aldıklarını söyledi.

    “DEMOKRATİK YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecin’deki gelişmeleri de değerlendiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Kürt sorunun çözümü noktasında devam eden sürecin Türkiye’nin en önemli siyasal gündemlerinden biridir. Sürecin seyrinin toplum ve kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Toplumun öncelikli gündemi olan bu mesele elbette siyaset kurumunun da öncelikli gündemlerinden biri olmak durumundadır. Bu anlamda Sayın Bahçeli’nin önerdiği bazı somut adımlar sürecin ilerletilmesi açısından önemli. Yine yürütme adına yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalarda da yasal boyutun gündemde olduğuna dair sözler sürecin ivme kazanması bakımından önem arz etmektedir. Sürecin yürümesi, başarıya ulaşması için Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm muhataplar gerçek anlamda bir çaba içerisindedir. Bunu ifade etmek gerekiyor. Var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerekir.

    Bunlar görmezden gelinemez. Siyasal seyrin yasal adımlarla ivmeye kavuşturulması gerekir. Siyasal çerçevenin yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu sürecin aciliyetini ifade etmek gerekiyor. Barışın hukuka ihtiyacı var. Bu anlamda Meclis Komisyon Raporu aslında gereken yasal adımları, atılması gereken adımları, yapılması gerekenlerin yol haritasını çok açık ve net bir şekilde hem Meclis için hem de yürütme için ortaya koymuştur. Hepimiz açısından yol haritası niteliğindedir. Bağlayıcı niteliktedir. Onun da altını çizmek isterim. En nihayetinde o rapora her birimiz imza koyduk. Yine önermiş olduğumuz varış izleme ve takip mekanizması kurulması gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyoruz buradan. İktidarından muhalefetine, Kürt’ünden Türk’üne farklı inançlardan herkese ilaç gibi gelecek olan bu sürecin demokratik yasal çerçeve ile taçlandırılması ve nihayete ermesi gerekiyor. Bunun için de hep beraber çalışmak gerekiyor.”

    Enflasyon rakamlarına da dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Emekli olan yurttaşlar yoksullukla, açlıkla baş başa bırakılıyor. Bir cafeye gidip bir kahve içemeyecek, otobüs bileti alamayacak duruma gelmiş gençlik var. Ama buna dönüp bakan yok. Buna karşı sokakta, Meclis’te, fabrikada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan: Siyaset yok sayan dilden vazgeçmeli! -VİDEO

    DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan: Siyaset yok sayan dilden vazgeçmeli! -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin parti genel merkezinde basın toplantısı düzenlenedi. “Siyaset yok sayan dilden vazgeçmeli” diyen Doğan, DEM Parti İmralı Heyeti’nin Öcalan’la yakın zamanda görüşeceğini söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, DEM Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    “EZBERLER BOZULMALI”

    Haftasonu gerçekleşen “Barış için adım at” şiarıyla yapılan yürüyüşlere dikkat çeken Doğan, şunları ifade etti:

    “Barış talebi toplumsal bir talep. Toplum barışa öylesine sahip çıkıyor ki, bulundukları her yerden buna güç veriyorlar. Kaygıları var ama gereken herşeyin yapılmasını istiyorlar. Çözüm arayışlarını destekleyen sesler yükseldi.

    Süreçte bir durağanlık var. Sürecin daha hızlı ilerlemesi için yeni bir çıkış aranıyor. Yeni bir yol haritasına dönük çalışmalar var. Bu durağan hali ivmelendirecek adımlara ihyitaç var. Birinci aşama tamamlandı, ikinci aşamaya geçildiğinden bu yana yeni bir hamleye ihtiyaç var.

    Geçiş hukuku için yasal çerçeveye ihtiyaç var. Hala komisyon raporuna rağmen atılmış adımlar yok. Bu raporun gereğini hangi takvim çerçevesinde yapılacak? Meclis’in etkin bir şekilde süreç içinde yer almalı. Barışın toplumsallaşması için en meşru ve aktif şekilde görev almalı. Yeni bir mekanizma oluşturulmalı. Yasalarla ilgili bir mesainin belirlenmediği bir zaman güven sorununa yol açıyor.

    Statü tartışması şahsi bir imtiyaz meselesi değildir. Öcalan realitesi açıkça ortada. İmralı adasındaki koşullara rağmen özgür, herkesin nefes alacağı bir ortam için çaba harcıyor. Kürt halkı üzerinde çok büyük etkisi olan Öcalan’ı belli daraltıcı alanlara sıkıştırmamak lazım. Olanları adıyla, etkisiyle tartışmak gerekiyor. Açın ada hapishanesinin kapılarını. Öcalan’ın etkin iletişim kanalları açılmalıdır.

    Kürt sorunun çözümü stratejik ağırlığı kavranarak yaklaşılmalı. DEM Parti İmralı Heyeti’nin yakın zamanda İmralı’da Öcaalan’la görüşecek. Aynı yerden bakmayabiliriz, ancak ortak değerler için buluşabiliriz. Türkiye’nin ortak ihtiyacı eşitlik, özgürlük ve demokrasidir.

    Hepimiz ayrı ayrı yerlerden yaralanmış olabilir. Yaraları ortak kılma, kabul etme zamanıdır. Acıları kalıcı barışın harcına dönüştürmek lazım. Yok sayan dilen vazgeçilmeli, ezberler bozulmalı. Kutuplaştırıcı dilen vazgeçilmeli.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de halk barış için yürüdü, iktidara adım atma çağrısında bulundu-VİDEO

    Mersin’de halk barış için yürüdü, iktidara adım atma çağrısında bulundu-VİDEO

    PİRHA-Mersin’de yürüyüş yapan yüzlerce yurttaş, iktidara barış için adım atması çağrısında bulundu.

    DEM Parti öncülüğünde düzenlenen “Barış İçin Adım At” yürüyüşlerinde binlerce kişi alanlara çıktı.

    DEM Parti Mersin İl Örgütü, Akdeniz ilçesinde yaptıkları yürüyüşle iktidara “Barış için adım at” dedi.

    Yüzlerce yurttaşın katıldığı yürüyüşe Mersin Demokratik Kurumlar Platformu, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin il örgütü de destek verdi.

    Yürüyüşte “Barış için adım at” dövizleri taşınırken, yürüyüş boyunca kitle iktidara barış için adım atma çağrısında bulundu.

    Yürüyüş sonunda konuşan DEM Parti Mersin İl Eşbaşkanı Bedriye Kuş, kadınların, gençlerin, yaşlıların, anaların barışı istediğini vurgulayarak, Öcalan’ın statüsünün ve özgür ortamda çalışmasının sağlanmasını istedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu üyesi Nejat Kılınç da, “Kiminle savaştıysanız onunlada barışırsınız. Sorunun muhatabı Abdullah Öcalan’dır. Bir yandan barış bir yandan belediyelere kayyım atamak barışta samimi değilsiniz demektir” dedi.

    Konuşmaların ardından eylem halaylarla son buldu.

    PİRHA/MERSİN

     

  • Antep’te barış paneli: Barış iktidarların inisiyatifine bırakılamaz – VİDEO

    Antep’te barış paneli: Barış iktidarların inisiyatifine bırakılamaz – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Özgür Düşünce Derneği (ÖDD) tarafından Antep’te “Barışın Toplumsallaşmasında Sorunlarımız ve Çözüm Önerilerimiz” konulu bir panel düzenlendi.

    İHD Antep Şube Başkanı Bahri Oğuz’un moderatörlüğünü yaptığı panele; TTB Eski Başkanı Şebnem Korur Fincancı, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve DEM Parti Vekili Saruhan Oluç konuşmacı olarak katıldı. Panelde barış süreçlerinin toplumsal, hukuki ve ekonomik boyutları masaya yatırıldı.

    “SAVAŞ BU KADAR KOLAYKEN BARIŞ NİYE BU KADAR ZOR?”

    Panelin açılışını yapan İHD Antep Şube Eş Başkanı Bahri Oğuz, 1 Ekim 2024’ten itibaren başlayan sürece ve toplumda yerleşik hale gelen temkinli yaklaşımın nedenlerine değindi. Barış hakkının tüm temel hakların zeminini oluşturduğunu belirten Oğuz, şu ifadeleri kullandı:

    “Barışın toplumsallaşması dediğimiz konu çok zorlu bir konu. Zaten 1 Ekim 2024’ten itibaren başlayan ve bugüne gelen süreçte, üzerinde bir türlü ilerleme kat edilemeyen temel konu da barışın toplumsallaşmasıydı. En başından beri kamuoyu araştırmalarında, insanların süreçle ilgili temkinli bir iyimserliği olduğu deniliyordu. Geçmiş deneyimler bir güvensizlik ortamı oluşturduğu için toplum hep temkinli bir noktada durdu. Halen geldiğimiz noktada da sanırım bu temkinliliği aşmış sayılamayız. Barış hakkı, özellikle bizim İnsan Hakları Derneği’nde en fazla üzerinde durduğumuz çok değerli bir konudur; çünkü diğer hakların doğrudan buradan bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.”

    Konuşmasında Bertolt Brecht’in savaş karşıtı duruşuna ve umuduna da atıfta bulunan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Barış hakkı tüm hakların temelindeyse, neden toplumun temel gündemi haline gelmiyor? Aslında biraz bunun üzerine düşünmek, sürekli bunun üzerine kafa yormak lazım: Savaş bu kadar kolayken, barış niye bu kadar zor? Ben Bertolt Brecht’i çok severim. O iki dünya savaşı görmüştür ama bence tarihteki en iyi savaş karşıtı figürlerden biridir. Buna karşı hiç umudunu yitirmemiştir. Savaşın bir tabiat kanunu olmadığını söyler. Öyleyse, yani bir tabiat kanunu değilse, doğal bir felaket değil de bir tercihse, biz barışı neden tercih edemiyoruz? 1 Ekim 2024’ten bu yana geçen süreçte; çatışmasızlık ve kısmi silahsızlanmayla bir yönüyle negatif barış sağlanmış durumda. Gelinen noktada bunu pozitif barışa nasıl evirebiliriz? Bunu biraz konuşmamız gerekiyor.”

    “ASIL TEHLİKELİ OLAN SESİNİ ÇIKARMAYANLARDIR”

    TTB Eski Başkanı Şebnem Korur Fincancı, barış hakkının yaşam hakkının da önünde gelebileceğini, çünkü savaşın doğrudan yaşam hakkını ortadan kaldırdığını ifade etti. Küresel ve ulusal ölçekte yaşanan hak ihlallerine, hapishanelerdeki duruma ve anti-demokratik uygulamalara dikkat çeken Fincancı, şunları kaydetti:

    “Şimdi gene bir durgunluk dönemi var. Haklı olarak birtakım değişimlerin gerçekleşmesini bekliyor çatışan taraflardan biri ama bu değişim gerçekleşmiyor. Hiçbir yasal düzenleme yapılmış değil. Hapishanelerin ne durumda olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. İnsanların infazları yakılarak hala hapishanede tutuluyorlar. Sağlık hakkı hiçe sayılıyor.”

    Savaşın insani bilançosuna ve zorunlu göç dalgalarına da değinen Fincancı, Antep’in bu durumu yakından deneyimlediğini vurguladı:

    “Savaş sadece öldürmüyor. İnsanları yerinden ediyor. Antep’te bunu en iyi siz hissetmiş olmalısınız. Suriye’den göç etmek zorunda kalanlar; hem savaşta göç etmek zorunda kalıyorlar hem de ırkçılığın nesnesi haline getiriliyorlar ne yazık ki yerinden edildiğinde. Geçtiğimiz yıl dünyada 1 milyar insan, yani toplam dünya nüfusunun 8’de biri zorla yerinden edilmiş durumda.”

    Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan katliamlarla yüzleşilmediğini belirten Fincancı, Primo Levi’nin sessizlik eleştirisine atıfta bulunarak toplumsal sorumluluk çağrısı yaptı:

    “Bugün 103 yıllık bir cumhuriyete sahibiz. Cumhuriyetin ilk yüzyılında da biliyorsunuz pek çok suçla karşı karşıya kaldık; Çorum katliamından Maraş katliamına, Sivas’a kadar pek çok katliam yaşandı. Bunlarla yüzleştik mi? Hayır, yüzleşmedik. Yani cumhuriyetin ilk yüzyılında zaten bir yüzleşme eksikliğimiz var. Kaldı ki onun öncesiyle de hiç yüzleşmemiştik. 1800’ler, hatta daha geriye gidelim 1500’ler… Alevi katliamlarıyla başlayan o tarihsel süreçleri dillendirmedik bile. Şimdi bu yüzleşmeler olmadan bir barış süreci ne kadar kolay olabilir? İşte bunu yeniden düşünmek gerekiyor elbette. Asıl tehlikeli olanlar canavarlar değil, sesini çıkarmayanlardır. O yüzden bizim ses çıkarmaya ihtiyacımız var.”

    “BARIŞ ANCAK TOPLUMSAL ADALETİN VE DEMOKRASİNİN YAŞATILABİLDİĞİ ZEMİNDE OLUR”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, dünyadaki ve Türkiye’deki örnekler üzerinden etnik ve mezhepsel çatışmaların her zaman emek sömürüsüyle doğrudan bağlantılı olduğunu anlattı. Kürt illerinde yaşanan güvencesizleşme ve kimliklerin yok sayılması süreçlerine değinen Koçak, şunları söyledi:

    “Sistemin içerisine girdiğinizde varlığınızı yok ediyor ya da siz ancak varlığınızı, dilinizi, tarihinizi, köklerinizi ve kültürünüzü yok sayarak içeri girebiliyorsunuz. Bunun dışında sistemin içerisinde yer alma şansınız yok. Dolayısıyla sistemin dışına itilme meselesi, aslında bir tarafıyla emek sömürüsünün çok yoğunlaştığı bir süreci beraberinde getiriyor ve insanları örgütlenmenin de dışına itiyor. İşte bu yüzden emekçiler açısından barış her zaman olmazsa olmazdır ve bunun birden fazla haklı gerekçesi vardır.”

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı öncesindeki kapsayıcı barış iradesini hatırlatan ve ana dilde eğitim hakkının barış mücadelesindeki önemine vurgu yapan Koçak, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:

    “O dönem bu sürece daha çok ‘barış süreci’ diyorduk. Barış sürecinin ortadan kaldırılmasına, yani Dolmabahçe’deki masanın devrilmesine ve aynı zamanda Suriye genelinde yaşanan katliam süreçlerine karşı Türkiye genelinde 300 civarında sendika, meslek odası ve demokratik kitle örgütü bir araya gelerek barışta ısrar ettiklerini ifade etmek istediler. Örneğin bu taleplerden bir tanesi, bizim yıllardır sendikalarımızda mücadelesini verdiğimiz ana dilde eğitim meselesidir. Eğitim alanında buradan başlamak ve kamusal hizmetlerin ana dilinde verilmesini savunmak, kendisi zaten bir barış mücadelesidir. Biz konuya böyle bakıyoruz. Kaldı ki dilini kabul etmediğin, anlamadığın, duymadığın ve tanımadığın bir toplumla ortak yaşamı örgütleyemezsin, birlikte yaşayamazsın ve barışamazsın zaten.”

    “BARIŞ İKTİDARLARIN GERİ ADIM ATMASININ KARŞISINDAKİ ÖNEMLİ BİR SİGORTADIR”

    DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç, barış süreçlerinin kalıcı olabilmesi için toplumsallaşmanın kaçınılmaz bir rolü olduğunu belirtti. Barışın yalnızca iktidarların inisiyatifine bırakılamayacak kadar hayati bir mesele olduğunu ifade eden Oluç, tarihsel deneyimlerden yola çıkarak şunları kaydetti:

    “Toplum bu süreci sahiplenecek ki barışı bütün hücrelerinde yaşatıp geliştirebilsin ve böylece barış kalıcı hale gelsin. Yoksa bugün moda deyimiyle bir ‘negatif barış’ yaşanıyor diye ‘her şey oldu bitti artık’ demek mümkün değil. Esas mesele, pozitif barış sürecinin nasıl gelişeceği meselesidir ve orada da toplumsallaşma çok önemli bir role sahiptir. Barış dediğimiz şey, şu ya da bu partiyi kastetmeden genel olarak söylüyorum, bir ülkedeki iktidarın eline bırakılabilecek bir konu değildir. Çünkü hangi parti olursa olsun hiçbir iktidar, nihayetinde kendi varlığını sürdürmesini engelleyecek veya pozisyonunu tehlikeye atacak bir adımın atılmasını istemez. Dolayısıyla her iktidar, kendi iktidarının devamını nasıl sağlayacağı düşüncesiyle bu konuları tartışır. Eğer gelişmeler kendi iktidarını tehlikeye atıyorsa, o süreçten geri dönmenin yollarını arar ve bulur.”

    Muhalefetin barış meselesini ertelemeci bir yaklaşımla ele almasını eleştiren Oluç, mecliste kurulan komisyon raporuna ve barış için atılması gereken yasal adımlara dikkat çekti:

    “Kimse bize, ‘Hele bir iktidara gelelim de o zaman sizin meselenizi de çözeceğiz’ diye anlatmasın, anlatamaz da. Barış, günün birinde iktidar değişsin de o zaman sağlarız diyebileceğimiz, ertelenebilir bir konu değildir. Ertelenemeyecek bir konu olduğu için de bu tartışmayı kim başlatırsa başlatsın, biz de o tartışmanın içinde yer alıyoruz. Ve şunu hep söyledik: İktidar bu konuyu bir kere tartışıyorsa, muhalefet üç kere tartışmalıdır.”

    Sürecin yasal bir çerçeveye kavuşturulmasının aciliyetini komisyon raporundaki maddeler üzerinden açıklayan Oluç, yapılması gereken özel yasaya dair şu vurguları yaptı:

    “İlk defa Meclis bir komisyon kurarak bu konuyu gündemine aldı. O raporun, özellikle bundan sonra yapılması gerekenlere dair olan 6. ve 7. bölümler gibi çok önemli ortak noktaları var. Bu iki bölüm; esas itibarıyla atılması gereken yasal adımların, demokratikleşme hamlelerinin neler olduğunu, hukuk ve siyaset alanında hangi adımlarla ilerlenebileceği sorularının cevaplarının arandığı ve ortaklaşılan bölümlerdir. Bugün çok tartışılan 6. bölüm; onların ‘özel yasa’ ya da ‘çerçeve yasa’ diye tarif ettikleri, bizim ise ‘barış yasası’ demeyi tercih ettiğimiz konuya dairdir. O bölüm; kendini fesheden, silahlarını kullanmayacağını söyleyip bırakan bir örgütün mensuplarının sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alana nasıl dahil olacaklarının ve bundan sonra hayatlarını nasıl sürdüreceklerinin yasal güvencesinin konuşulduğu bölümdür.”

    Oluç, meclis çatısı altında yürütülmesi gereken bu yasal sürecin kapsayıcı ve ayrım gözetmeyen bir içerikte olması gerektiğinin altını çizerek konuşmasını tamamladı.

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • DEM Parti Dersim İl Örgütü: Sorumluluk alın, barış için adım atın-VİDEO

    DEM Parti Dersim İl Örgütü: Sorumluluk alın, barış için adım atın-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim İl Örgütü, Sanat Sokağı’nda bir araya gelerek Seyit Rıza Meydanı’na yürüdü. Meydanda basın açıklamasını okuyan İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Kürt meselesinin demokratik çözümü, eşitlik, adalet ve demokrasi için bugün adım atıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim İl Örgütü, güncel gelişmelere ve barış sürecine ilişkin kentte bir yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirdi. Sanat Sokağı’nda bir araya gelen partililer ve vatandaşlar, sloganlar eşliğinde Seyit Rıza Meydanı’na doğru yürüyüşe geçti.

    Yürüyüşün ardından Seyit Rıza Meydanı’nda toplanan kitleye hitap eden DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Türkiye halklarının tarihi bir süreçten geçtiğini belirterek, “Kıymetli halkımız ve değerli basın emekçileri; tüm Türkiye halkları, kadınlar, gençler, işçiler, emekçiler ve işsizler olarak tarihi bir süreçten geçtiğimiz böylesi bir günde barışa yürüyoruz! Barış talebimizi bir kez daha yineliyoruz!” ifadelerini kullandı.

    “ÇAĞRI BÜYÜK BİR UMUT YARATTI”

    Açıklamasında Abdullah Öcalan’ın çağrılarına ve sonrasındaki gelişmelere değinen Özcan Ateş, gelinen aşamayı şu sözlerle özetledi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısının üzerinden tam 15 ay geçti. Hem bölgesel hem de küresel düzeyde büyük bir yankı uyandıran bu çağrı, yüz yılı bulan Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi için başta Kürt halkı olmak üzere tüm Türkiye halklarında büyük bir umut yarattı. Sayın Öcalan’ın çağrısının ertesi günü, hareketi ateşkes ilan etti ve iki ay sonra da 12. Kongre’sini toplayarak kendisini feshetti. Akabinde 30 kişilik Barış ve Demokratik Toplum grubu silah yakma eylemini gerçekleştirerek 40 yılı aşkındır sürdürdüğü silahlı mücadeleye son vermeye dönük bir irade gösterdi. 26 Ekim 2025 tarihinde ise Türkiye sınırları dışına kararını uygulamaya başladıklarını tüm dünya kamuoyuna deklare etti. Böylece hiçbir çatışma çözüm süreçlerinde görülmeyen bir pratiğin sahibi oldu, Barış ve demokratik toplum çağrısına karşılık verdi.”

    “KOMİSYON RAPORU DIŞINDA SOMUT BİR ADIM ATILMADI”

    Süreç içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde kurulan komisyona ve sonrasındaki durağanlığa dikkat çeken Ateş, hükümetin pratiklerini eleştirerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu süreçte ise sadece bir siyasi partinin dahil olmadığı ortak bir akıl ve iradeyle Meclis Komisyonu kuruldu. Bu komisyon toplumsal birçok dinamiği dinledi ve bir rapor hazırladı. Ancak bu 15 aylık süreçte bu komisyon raporu dışında somut bir tek adım dahi atılmış değildir. Hasta ve siyasi tutsaklar hala cezaevinde, özgürlük yasalarına ilişkin net bir söylem dahi kurulmamakta, kayyım rejimi hala yürürlükte, baş müzakereci Sayın Abdullah Öcalan’ın statüsü henüz yasal bir çerçeveye kavuşturulmuş değil. Siyasi iktidar, süreci bekletmeye ve geciktirmeye dönük bir pratik sergilemekte.”

    “MİLYONLARIN BARIŞI İNŞA ETMEYE GÜCÜ DE İRADESİ DE VAR”

    Toplumsal taleplerin barış yönünde olduğunu vurgulayan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, geri adım atmayacaklarının altını çizerek şunları kaydetti:

    “Oysa milyonların talebi olan barışa en yakın olduğumuz bir eşikteyiz. Zaman beklemenin, ötelemenin değil; adım atmanın zamanıdır. Kürt meselesinin demokratik çözümü için, eşitlik adalet ve demokrasi için, kayyım rejimine son verilmesi için, hasta ve siyasi tutsakların özgürlüğü için, anadilinde eğitim hakkı için, antidemokratik, hukuksuz tüm uygulamalara dur demek için bugün adım atıyoruz. Halklar barış istiyor, kadınlar barış istiyor, gençler barış istiyor, emekçiler, işçiler, işsizler ve tüm ezilenler barış istiyor! Biz milyonların barışı ve demokratik bir cumhuriyeti inşa etmeye gücü de iradesi de inancı da var. Barışı istemekten, barış için mücadele etmekten ve bu zemini büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “SORUMLULUK ALIN”

    Açıklamasının son bölümünde siyasi iktidara sorumluluk alma çağrısında bulunan Ateş, demokratik siyasetin önünün açılması gerektiğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bizler barışta, demokratik bir cumhuriyette, eşitlik ve özgürlükte ısrarcıyız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında halkların eşit ve özgür bir arada yaşam iradesini barışla taçlandıracağız. Bunun için mücadele etmekten bir an dahi geri durmayacağız. Ancak bir yüz yıl daha kaybetmemek için siyasi iktidarın barış ve demokratik toplum sürecinin gerektirdiği somut, pratik adımlar atması Türkiye’nin bugünü ve geleceği için hayatidir. Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir tarafından siyasi iktidara sesleniyoruz, meydanlara, sokaklara, caddelere taşan bu barış iradesine ses verin. Sorumluluk alın. Barış için adım atın. Çünkü barış şimdi aldığımız nefes kadar bir ihtiyaçtır. Zaman, kapsayıcı ve bütüncül yasal düzenlemelerle demokratik siyasete nefes aldırma zamanıdır. Süreç, özgür, eşit ve demokratik yaşamı inşa etme ve kazanma sürecidir. Yaşasın Barış! Yaşasın Barış Mücadelemiz, Yaşasın eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelemiz!”

    Eylem, açıklamanın ardından atılan sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • DEM Parti Osmaniye İl yöneticisi Adnan Gökçen: İran’daki idamlar insanlık suçudur! – VİDEO

    DEM Parti Osmaniye İl yöneticisi Adnan Gökçen: İran’daki idamlar insanlık suçudur! – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Osmaniye İl yöneticilerinden Adnan Gökçen, İran’da Kürtlere yönelik artan idam kararlarını ve Orta Doğu’daki güç savaşlarını PİRHA’ya değerlendirdi. Gökçen, “İdamlarla hiçbir yere varılamaz; tüm insan hakları savunucularını Kürtlere yönelik bu saldırılara karşı durmaya çağırıyoruz” dedi.

    Orta Doğu’da bölgesel çatışmaların derinleştiği ve İran’da muhaliflere, özellikle de Kürtlere yönelik baskıların arttığı bir süreçten geçiliyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Osmaniye İl Yöneticisi Adnan Gökçen, bölgedeki gelişmeleri ve idam kararlarının siyasi arka planını PİRHA’ya anlattı.

    “BU BİR EMPERYALİST PAYLAŞIM SAVAŞIDIR”

    Gökçen, Orta Doğu’daki mevcut durumu “emperyalist paylaşım savaşı” olarak nitelendirerek, İran üzerindeki baskıların nedenine dair şunları söyledi:

    “Orta Doğu’da özellikle Büyük Orta Doğu Projesi adı altında geliştirilen çalışmalar içerisinde emperyalizm, İran’ın kendisine başkaldıran bir yapıda yer almasını istemedi ve onu bir rakip olarak görmeye başladı. Örneğin ekonomik anlamda Çin’in ABD emperyalizmine kafa tutması ve Orta Doğu’daki yeraltı ile yerüstü zenginlik kaynaklarının, özellikle de petrol olgusunun büyüklüğü emperyalizmin iştahını kabarttı. Ve İsrail aracılığıyla ABD, Orta Doğu’da kendi hegemonyasını sağlıklı kılabilmek için diğer emperyalist ülkeleri yanlarına çekmeye çalışsalar da bunda başarılı olmamalarına rağmen savaşı başlattılar. ABD buna her ne kadar küçük çaplı bir çatışma, küçük çaplı bir savaş anlamı yüklemiş olsa da bu bir emperyalist paylaşım savaşı konumundadır.”

    “KÜRTLER EMPERYALİZMİN OYUNUNA GELMEDİ”

    Bölgedeki muhalif güçlerin ve özellikle Kürtlerin bu paylaşım savaşında bir “aparat” olarak kullanılmak istendiğini belirten Gökçen, Kürtlerin bu oyunu bozduğunu ifade etti:

    “ABD ve İsrail’in kullanmak istediği muhalif güçler vardı. İran’da başta Kürtler olmak üzere diğer muhalif grupları kendi bünyesinde toplayıp İran içerisinde farklı bir yol çizmek istediler. Ancak yıllardır emperyalizmin batağına çekilmek istenen Kürtler, bunun bir oyun olduğunun farkına vardılar. ‘Kendi iç meselemizi demokratik yöntemlerle kendimiz çözeriz’ anlayışıyla hareket ederek emperyalizme destek sunmadılar. ‘Bu sizin kendi aranızdaki emperyalist paylaşım savaşıdır’ diyerek kendi birlikteliklerini oluşturdular. Kendi alanlarında sadece savunma pozisyonunda kaldılar ve emperyalist savaşa müdahil olmadılar. Çözüm yolunu uzun vadede anlaşmalar, müzakereler ve demokratik yöntemlerde gördüler.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    İdamların Kürtlerin direncini kıramayacağını vurgulayan Gökçen, dünyanın artık şiddetle sonuç alınamayacağını anlaması gerektiğini belirtti:

    “Kürtlerin demokratik yolu seçmesi, molla rejiminin despotik anlayışına ve idamlarına sessiz kalacakları anlamına gelmiyor. İdam edilen her Kürt genci için müthiş bir direniş gösterilmekte. Kürtler, kendi kaderlerini tayin etme hakkını elde edene kadar demokratik mücadelelerini büyüteceklerdir. Dünya artık insanları idam ederek, katlederek yok edemeyeceğini anladı. Her ne kadar İsrail bu anlayışla hareket etmese de dünya kamuoyu durumun farkına vardı. Hatta İsrail’de ve Amerika’da bile savaşa karşı sesler yükselmeye başladı.”

    “FİLİSTİN İÇİN GÖSTERİLEN DUYARLILIK KÜRTLER İÇİN DE GÖSTERİLMELİ”

    İdamların bir insanlık suçu olduğunu hatırlatan Gökçen, uluslararası kamuoyuna şu çağrıda bulundu:

    “Dünyanın hemen her yerinde idam artık gündemden çıkarılmıştır. İdam, ıslah edici değil, aksine bir insanlık suçudur. Dünya devletlerine ve insan hakları aktivistlerine sesleniyoruz: Kürt halkına karşı yapılan bu insanlık dışı uygulamalara karşı tavır takının. İnsan haklarına aykırı davranan ülkelerin yanında yer almayın. Nasıl ki Filistin’deki soykırıma veya Lübnan’a yönelik saldırılara tepki gösteriliyorsa, İran’da idam edilen Kürt gençleri için de aynı duyarlılığın gösterilmesini istiyoruz. Herkesi bu idamlara ‘dur’ demek için harekete geçmeye çağırıyoruz.”

    Cevahir FINDIK/OSMANİYE

  • CHP-DEM Parti ‘Ara Seçim’i konuştu-VİDEO

    CHP-DEM Parti ‘Ara Seçim’i konuştu-VİDEO

    PİRHA-CHP ile DEM Parti arasında ‘Ara seçim’ konuldu. CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, ara seçimin yapılması için gerekli koşulların oluştuğunu belirterken, DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise ara seçim konusunda parti kurullarında istişare edeceklerini söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Ekonomi Komisyonu Eş Sözcüsü Saruhan Oluç ve Dersim Milletvekili Ayten Kordu ile CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökçe Gökçen, Gül Çiftçi ve CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın’dan oluşan heyet Meclis’te görüştü.

    Görüşmede ara seçim ile Barış ve Demokratik Toplum Süreci konuşuldu.

    “ARA SEÇİM ŞART”

    Görüşme sonrası açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, ara seçimin yapılması için gerekli koşulların oluştuğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Erken seçim talebini karşılamayan AKP’nin anayasanın 78’inci maddesini hatırlatmakta fayda var. Çünkü ara seçim bir tercih değil bir zorunluluk. Anayasa 78 diyor ki; en son seçimlerin üzerinden 30 ay geçtikten sonra bir sonraki seçime de bir yıl varsa bu dönem içerisinde bir ara seçim yapılır. Eğer mecliste boşalmalar varsa. Peki Meclis’te boşalmalar var mı? Evet var. Bizim Kırıkkale, Afyon, Adıyaman ve Kastamonu milletvekillerimiz istifa etmek suretiyle seçimlere girdiler ve belediye başkanı seçildiler. Demek ki bu dört koltukta bir boşalma var.”

    “TARTIŞACAĞIZ”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ise ara seçim konusunda istişarede bulunduklarını dile getirerek, şunları aktardı:

    “Her şeyden önce Can Atalay’ın bir an önce Anayasa Mahkemesi kararına uygun olarak cezaevinden Meclis’ e dönmesini bekliyoruz. Diğer taraftan tabii ara seçim konusunda gerçekten önemli bir görüşme gerçekleştirdik. Anayasa 78 ortada. Biz bu konuyu bir an önce kurullarımıza ileteceğiz, kurullarımızla tartışacağız ve bu görüşmenin sonuçlarını sizlerle de bu vesileyle paylaşacağız”

    “MÜZAKERE ZEMİNİNİ YENİDEN CANLANDIRMALIYIZ”

    Temelli, gazetecilerin Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile ilgili sorusuna da yanıt vererek, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un sürece dair de inisiyatif alması gerektiğini vurguladı:

    “Bizim yasa teklifimizi sunmamız o kadar zor bir şey değil ama bizim özellikle demokrasi, müzakere zemininin zenginleşmesi, buranın hareket etmesi önceliğimiz. Dolayısıyla bir yasa teklifini birlikte hazırlamak gibi önceliklerimiz var. Bütün partilere çağrımız bu yönde. Komisyonun zaten oluşması önemli bir müzakere zeminiydi. Bu müzakere zemini yeniden canlandırmak, hele ki bu kadar önemli bir yasanın konuşulduğu bir yerde canlandırmak çok çok önemli olacaktır diye düşünüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor-VİDEO

    Hatimoğulları: Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemelerin gündeme alınması gerektiğini belirtti. Tülay Hatimoğulları, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslenerek, “Bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclisin başında durun. Raporun yasallaşması için itici güç olun” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

    15 Mayıs Kürt Dili Bayramı’na değinerek konuşmasına başlayan Tülay Hatimoğulları, Hawar’la başlayan tarihsel yürüyüşün bugün Perwedeya Kurdî talebiyle sürdüğünü kaydetti. Tülay Hatimoğulları, “Bir dilin 100 yılı aşan bir mücadelesi, bir dilin kendini konuşmadaki ısrarı, bu bir onur mücadelesidir. Bir dili susturmak demek bir halkın hafızasını ortadan kaldırmak demektir. Kürtçe ve tüm anadiller bu coğrafyanın ortak mirasıdır ve anamızın sütü kadar bizlere haktır, helaldir. Kürtçe evde, okulda, hastanede, mahkemede, belediyede, mecliste her yerde yaşamalı. Eğitim hakkına kavuşmalı. Anayasal güvence altına alınmalı. Celâdet Ali Bedirhan şahsında Kürt dilinin yaşaması için emek veren, büyük bedeller ödeyerek dil mücadelesini bugünlere kadar taşıyan herkesi saygıyla anıyorum. Bütün Kürt halkının Kürt Dil Bayramı’nı kutluyorum. Cejna Zımanê Kurdî pîroz be” dedi.

    EŞBAŞKANLARA DÖNÜK CEZA VE KAYYIMLAR

    Geçtiğimiz günlerde ceza verilen Van Cezaevi’nde Hakkari Belediye Eşbaşkanı Mehmet Sıddık Akış’ı ve önceki dönem belediye eşbaşkanı Cihan Karaman’ı ziyaret ettiğini anımsatan Tülay Hatimoğulları, “2014’ten bu yana Hakkari’de seçilen her belediye eşbaşkanı ne yazık ki cezaevini gördü. Dilek Hatipoğlu, Nurullah Çiftçi, Cihan Karaman ve en son Mehmet Sıddık Akış. Geçtiğimiz günlerde Mehmet Sıddık Akış belediye eşbaşkanımıza tam 19,5 sene hapis cezası verildi. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Bugünlerde bizler barışı konuşuyoruz. Bugünlerde bizler Türkiye’yi demokratikleştirmeyi konuşuyoruz. Bu verilen cezayı kabul etmek, hele de bu süreçte kabul etmek mümkün değil. Bakın her seçimden sonra halkın iradesi kelepçelendi. Mazbata yerine kayyımlar konuldu. Yıllarca cezaevi, kesintisiz zulüm ve kesintisiz kayyım. Bunlar, hele de tekrar altını özellikle çiziyorum, böylesi dönemlerde kabul edilebilecek konular değildir. Kürt meselesi sandığa Kürt’ün iradesinin cezaevine atılmasıyla sembolleşti. Hukuk bunun neresinde? Bu tastamam zulümdür. Tastamam yok saymadır. Tastamam seçimleri de yok saymaktır. Yurttaşın seçme ve seçilme hakkını elinden almaktır. Tüm tutuklu seçilmişler derhal serbest bırakılmalı. Kayyım zulmü artık bitmeli. Halkın iradesine ve sandığa saygı gösterilmeli. Bütün seçilmişler görevlerine iade edilmeli. Ve sevgili Sıddık ve Cihan eşbaşkanlarımız başta Hakkari halkı olmak üzere bütün halklarımıza selam ve sevgilerini ilettiler ve ayrıca da Amedspor’un başarısından duydukları büyük mutluluğu ifade ettiler. Onlar mesajlarını iletelim istedi. Ben burada onlar adına bir kez daha onların mesajını iletiyorum ve Amedspor’un başarısını bir kez daha hep birlikte kutluyoruz” diye belirtti.

    DOĞA TALANI

    Doğanın hızla talan edildiğini dile getiren Tülay Hatimoğulları, yaşam alanlarının sermayelere son hızla peşkeş çekildiğine vurgu yaptı. Tülay Hatimoğulları, “Talan edilen yerlerden biri Peri Vadisi. Bu vadi yıllardır kuşatma altında; baraj, HES, av turizmi derken şimdi de JES tehdidi altında. Bingöl’ün, Dersim’in, Elazığ’ın kesişimindeki bu kadim vadi, bereketli topraklarıyla, balıyla, horoz fasulyesiyle, dünyaca ünlü açan bitkileri ve çiçekleriyle çok güzel bir yer. Ve gerçekten gitmeyen, görmeyen varsa içimizde lütfen gitsin ve bu cennet parçası olan doğa harikasını görsün. Ama bu doğa harikasını şimdi zehirlemek istiyorlar. Peri Vadisi Çevre Koruma Platformu yıllardır bu tehditlere karşı mücadele veriyor. Suyun şirketlere, toprağın sermayeye, doğanın talana açılmasına karşı ortak yaşamı ve temiz bir yaşamı savunuyoruz. Jeotermal, bu vadinin balına hayat veren çiçekleri zehirleyecek. Arılar çiçeğe değil, ölüme konacak. Horoz fasulyesinin kökü kurutulacak. Kalkınma, enerji, yatırım derken anlatılan bu hikâyenin bedelini şirketler değil, başta oranın insanı, köylüsü, orada yaşayan insanlar ve bütün canlılar olmak üzere bütün canlılar coğrafyamızda bunun bedelini en ağır şekilde ödüyor. Varto’nun, Karlıova’nın, Kaynarpınar’ın buna rızası yoktur” sözlerini kullandı.

    Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasının satır başlıkları şöyle:

    “Geçen hafta Danıştay önemli bir karar aldı. Birçok mahkeme davasına da emsal teşkil edecek bir karar; Akbelen’de acele kamulaştırma kararındaki yürütmeyi durdurdu. Bu, hukuksuzluğun mahkemece açıkça tescil edilmesi demektir. Ve diğer davalara da örnek olmasını temenni ediyoruz. Biliyorsunuz Esra Işık, bu kürsüde çok dillendirdik Esra Işık’ın tutukluluğunu. Esra Işık hava, su, doğa için ve bütün canlılar için mücadele etti. Onların sesi, sözü oldu. Bu nedenle tutukluydu. Ve dün Esra Işık serbest bırakıldı. Kendisiyle ve değerli annesiyle dün bir telefonla görüştüm. Geçmiş olsun dileklerimizi ilettim. Onun da buradan selamlarını iletmek isterim size ve gördüğü dayanışmadan dolayı da teşekkür ettiğini, duygu ve düşüncelerini bizimle paylaştı. Bizler de buradan Esra Işık’a bir kez daha aramıza hoş geldin diyoruz. Mücadeleye de kaldığımız yerden hep beraber devam edeceğiz.

    YAŞAMI SAVUNANLAR KAZANACAK

    Akbelen’den Peri Vadisi’ne, Giresun Sekü’den Varto’ya, Karlıova’ya, Besta’ya bu mücadeleler artık birbirinin sesi olmuş durumda. Toplumda doğanın savunulmasıyla ilgili duyarlılık her zamankinden çok daha fazla artmış. Bu çok önemli bir şey. İşte bu parçalı olan direnişlerin bir araya gelmesi, bakışması, Türkiye’de sayısız olan çevre ve doğa savunmacılığı yapan platformların bir arada olması daha güçlü bir sinerji yaratacaktır. Bundan da eminiz. Köylüler, halk direndikçe sonuçlar aldığını da gördük. Burada Türkiye’nin dört bir yanında yaşamı savunanlar kazanacak ve talan düzeni er ya da geç kaybedecek. Bu ülkede işçiler katlediliyor. Sorumlular hesap vermiyor. Doğa talan ediliyor. İktidar ise talan ruhsatı dağıtmaya devam ediyor.

    YILIN İLK 4 AYINDA 99 KADIN KATLEDİLDİ

    Kadınlar katlediliyor. Failler ise korunuyor. Sadece geçen ay, Nisan ayında 24 kadın katledildi. 14 kadının ölümü şüpheli diye açıklandı. Bu yılın ilk 4 ayında 99 kadın katledildi erkekler tarafından. Yani neredeyse her gün en az bir kadın katlediliyor. Peki bu iktidar ne yapıyor? Bu iktidar bu katliamı, katliamları durdurmak için hangi somut adımı atıyor? Şiddet failleri için caydırıcı bir yasa mı çıkardı? Ya da mevcut olan yasaları etkin bir şekilde mi kullandı? Hayır. Hepsine hayır. Ama aile ve nüfus 10 yılı ilan etti. Geçen yıl da aile yılı ilan etmişlerdi. Sonucu ne oldu? Aile yılı ilan ettiklerinde 99 kadın katledildi. Kadınların katledilmesinin önüne geçmek için tek bir somut eylem planları yok. Alınan tek bir acil tedbir de yok. Bakanlığın adı, kadının adı bakanlıktan silindi. Yani şu anda kadının bakanlıkta adı yok. Onun yerine aile getirildi. Kadının onlardaki algısı ne biliyor musunuz? Doğuran bir makine, bir robot. Kadın insan ve eşit yurttaş değil onların algılarına göre. Ve “Kadının adı yok” diyenler, kadının adını silenler, kadını öldüren zihniyetle aynıdır. Bu anlayış kadının özgürlüğünü, emeğini, hayalini, eğitim hakkını elinden alıyor. Kadınlar şaşaalı kampanyalar istemiyor. Yaşam güvencesi istiyor. Slogan değil, bütçe istiyor. Söz değil, koruma istiyor. Bir kadın daha katledilmeden önce herkes harekete geçsin istiyor. Yeter artık. Biz kadınlar güven içinde yaşamak istiyoruz. Eşit, adil ve özgür yurttaşlar olarak ölüm tehlikesiyle her an şiddet yaşayabiliriz korkusuyla değil, özgürce bu coğrafyada yaşamak istiyoruz. Kadın, yaşam, özgürlük. İşte biz kadınların yaşam felsefesi ve mücadele felsefesi budur. Mara, haya, hürriye, jin, jiyan, azadî.

    ENFLASYONDA AVRUPA’DA BİRİNCİ, DÜNYADA 5’İNCİ SIRADA

    Biz nasıl bir Türkiye olduk. Nasıl bir Türkiye olduk ki zengine sınırsız kaynak, yoksula sonsuz açlık. Yılın ilk 4 ayında enflasyon ve vergiler nedeniyle işçi ücretleri eridi. Rakamları çarpıtan TÜİK verilerine göre bile asgari ücret yılbaşından bu yana 3 bin 585 lira erimiş durumda. Emekli maaşı ise 2 bin 554 lira değer kaybetti. TÜİK Başkanı buzdağının sadece bir kısmını gösterince hemen görevden alındı. Ey AKP, ey AKP bakın. TÜİK başkanını görevden aldığınızda tamam mı oldu yani? Bütün sorunlar halloldu mu yani? Enflasyon sorununu çözdünüz mü TÜİK başkanını görevden aldığınızda? Bu mu yoksullukla mücadele planınız? Gerçekten bu yurttaşla düpedüz alay etmektir. Düpedüz sorumluluktan kaçmaktır. Türkiye enflasyonda bakın Avrupa’da 1’inci, dünyada 5’inci sırada. Bu korkunç bir şey. Yoksulluk tanımı artık lüks kalıyor.

    AÇLIK SINIRI 35 BİN, YOKSULLUK SINIRI 113 BİN

    Ülke sefaletin dibinde, Türkiye sefaletin dibinde artık yeter, edi bese, edi bese, edi bese diyor halk. Bu tablonun sorumlusu çeyrek asırdır bu ülkeyi yöneten AKP’dir. Şimşek programı sorunları çözmedi, büyüttü. Enflasyon yüksek, enflasyon devam ediyor. Hayat pahalılığı gittikçe derinleşiyor. Açlık sınırı 35 bin, yoksulluk sınırı 113 bin. Bu sayılar gerçek. Bu sayıları yoksulun çocuğunu okula gönderirken çantasına bir ekmek, bir süt koyamamasında görüyoruz bizler. Ve buna karşın yılın ilk çeyreğinde bankaların başını çektiği 21 şirket milyarlıklarla ödüllendirildi. Milyarlarca para bu şirketlere harcandı ve bunlar ödüllendirildi. Bu aleni bir servet transferidir. Emekçinin cebinden alıp sermayenin cebine akıtan bir hortum kurmuşlar adeta. Ve şimdi de varlık barışı adıyla yeni vergi muafiyetleri getiriyorlar. Yurt dışındaki sermayeyi getireceğiz, İstanbul’u yeni Dubai yapacağız diyorlar. Bunun Türkiye’ye maliyeti çok büyük. 34 milyar TL. Peki sermayeye kıyak çeken bu 34 milyar TL’nin boşluğunu nereden dolduracak bu iktidar? Emeklinin cebinden, emekçinin, yoksulun cebinden, küçük esnafın, çiftçinin, işçinin cebinden, öğrencinin sofrasından, çocukların ekmeğinden; buradan kısarak sermayeyi daha fazla zengin etmenin peşindeler. Evet, sermaye için burayı Dubai yapmaya çalışıyorsunuz ama işçi, emekçi, yoksul, işsiz, esnaf, çiftçi kan ağlıyor. Onlar için artık bu ülkede yaşam zehre dönüşmüş.

    BARIŞ ANNELERİ’NİN ZİYARETİ

    Barış Anneleri geçen hafta siyasi partileri ziyaret ettiler ve siyasi parti liderlerine kenarları iğne oyasıyla işlenmiş beyaz tülbenti hediye ettiler. Bu beyaz tülbentin anlamı çok büyük. Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Ve buradan bir kez daha bunu hatırlatmak istiyoruz. Kürt geleneğinde kadınların kavga anında attığı tülbent sulha davettir. O tülbent bugün Mecliste barış yasasının çıkarılmasının talebidir. O tülbentlerin gösterdiği yol, barışın kapısının açılması için olan tülbentlerdir. Ve DEM Parti olarak bizler bu çağrıyı aldık ve bu çağrıya, anaların bu çağrısına asla kayıtsız kalmadık, kalmayacağız. Annelerin bize teslim ettiği beyaz tülbentleri barışın vesikası yapacağımızın sözünü veriyoruz ve acılarına rağmen, yaralarına rağmen, yaslarına rağmen barış mücadelesi vermekten bir an bile geri durmayan, barışı dillerinden düşürmeyen, barış için her an ve her yerde mücadele eden değerli Barış Annelerine buradan selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.

    SÜREÇ BİR MÜDDETTİR DURAĞAN

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci Türkiye’nin kritik gündemlerinden biri. Süreç bir müddettir durağan. Bu yavaşlama halinden mutlaka ama mutlaka çıkılmalı. Bunun bir yolu bulunmalı. İvmenin artması için de bizler DEM Parti olarak yoğun bir çaba içindeyiz ve somut önerilerimizi ortaya koyuyoruz. Bakın geçen hafta sürecin ilerletilmesi için bazı mekanizmaların kurulmasıyla ilgili çeşitli açıklamalar yaptık. Bizler de yaptık, başka siyasi partiler de yaptı. İsim tartışılabilir, içerik tartışılabilir ama bir gerçek var ki o tartışılamaz. Bakın siyaset kurumu, taraflar, aktörler ve sivil toplum arasında köprü kuracak, mekik dokuyacak bir mekanizma ihtiyaçtır ve bu hızla oluşturulmalı. Hem bugünkü tıkanıklığı giderecek hem de süreç içerisinde ileride oluşma ihtimali olan sorunları çözmek, o sorunlardan başarıyla çıkabilmek için de bu tür mekanizmalara ihtiyaç var. Önemli bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Kurulacak bu mekanizma sürecin siyasi muhataplığını da üstlenebilir pekâlâ. Bu mekanizmaya dair tartışma, komisyon raporunun yasalaşma sürecini asla geciktirmemeli. Bu iki mesele eş güdüm içerisinde birbirini tamamlayarak pekâlâ ilerleyebilir. Birini diğerinin bekletilmesi için bir gerekçe haline getirmemek lazım.

    SÜREÇ SÜRÜNCEMEDE BIRAKILAMAZ

    Bakın komisyonun yayınladığı sonuç raporunda 6’ncı bölümde, 6’ncı bölümün 1’inci başlığında şu ibare geçiyor. Hatırlatmak istiyorum. Komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreciyle birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal bir çerçevenin belirlenmesi. Yani açık bir şekilde adımların birlikte ifa edilmesi belirtilmiştir. Bu süreç, değerli yurttaşlarımız ve özellikle buradan yetkililere, bu sürecin muhataplarına sesleniyorum; bu süreç benim ihtiyacım, senin ihtiyacın diye sürüncemede bırakılamaz. Süreç barışın ihtiyacına göre şekillenmek durumunda. Barış adına adım atılmayan her gün bu ülkeden çalınıyor. Bu ülkenin ekonomisinden, barış umudundan, özgürlük ve demokrasi umudundan çalınıyor. Allah muhafaza bizler bu tarih fırsatını kaçıracak olursak, bu tarihi eşiği başarıyla atlayamazsak bunun hesabını kim ve nasıl verecek? Bunu hiç düşünüyor musunuz? Bakın bayram sonrası dendi. Bir dönem döndü, ikinci bayram geldi, Kurban Bayramı. Zaman kaybetmeksizin yasal düzenlemeler gündeme alınmalı. Ve Sayın Kurtulmuş’a önerimiz; lütfen bütün programlarınızı bir süreliğine bir kenara bırakın. Meclisin başında durun. Raporun yasallaşması için itici güç olun. Mecliste istişare edelim hep birlikte. Olmazları sonraya bırakalım.

    ‘BARIŞ İÇİN ADIM AT’ YÜRÜYÜŞÜNE ÇAĞRI

    Olurları öne alalım ve buradan ilerleyelim. Bu tıkanıklığı aşalım. Yaz mevsimine barışın güçlü umuduyla girelim hep beraber. Bütün adımların bir anda atılamayacağını biliyoruz. Zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu da çok iyi biliyoruz. Çok büyük emek isteyen ve cesaret isteyen bir süreç olduğunun da farkındayız. Ama bütün bu zorlukların üstesinden istersek hep birlikte gelebiliriz. Ve bizler şunu ifade ediyoruz ki zaman kaybetmeden, hemen bu hafta somut adımların atılmasıyla ilgili mutlaka bir pratik gerçekleşmeli. Ve bir yol haritası çıkarılmalı. Bu konuda sorumluluk alalım. Hep birlikte sorumluluk alalım ki memleket rahatlasın. Bakın bizler DEM Parti olarak 16 Mayıs’ta Türkiye genelinde “Barış İçin Adım At” şiarıyla Türkiye’nin, Kürdistan coğrafyasının dört bir yanında alanlarda olacağız. Meydanlarda olacağız. Ve buradan bütün halkımıza barışın sesini daha güçlü kılabilmek için, barışın toplumsallaşmasına katkı sağlayabilmek için, bu sürecin en sağlıklı şekilde ileriye adım atmasını sağlamak için 16 Mayıs’ta alanlara, meydanlara davet ediyorum. O gün hep birlikte barışın sesini en yüksek şekilde haykıralım.

    KARŞIMIZA NEGATİF PRATİKLER ÇIKIYOR

    Bu kadar güzel umutlardan bahsediyoruz ama sürekli karşımıza negatif pratikler çıkıyor. Şırnak’ta barış arayışının ruhuna aykırı bir şekilde işleyen bir mekanik var. Ve Şırnak sürekli bu kürsülerde gündem. Farkındayız değil mi hepimiz? Bu kürsülerde Şırnak sürekli gündem. Ve bu mekanik Eğitim Sen Şırnak Şube Başkanı, Eğitim Sen Şırnak Şube yöneticileri ve Şırnak Sağlık Emekçileri Sendikası üyeleri hakkında devlet memurluğundan çıkarma cezası istemiyle soruşturma başlattı. Peki nedir bunun gerekçesi? Cenazeye gitmişler, Fatiha okumuşlar. Suriye’de insanların öldürülmemesi için alanlara çıkmışlar, barış eylemlerine demokratik zeminde destek olmuşlar. Yani bir yurttaş olarak yasal haklarını kullanmışlar. Bir de gerekçede ceza istemi için de diyorlar ki DEM Parti’nin düzenlediği etkinliğe katılmak. Valinin imzasıyla gelen belgede bu cümle yazıyor. DEM Parti bu ülkenin en büyük 3’üncü partisidir. DEM Parti Kürt’ün, Alevi’nin, Türk’ün, Ezidi’nin ve burada şimdi sayamadığım çok sayıda farklı halkların ve inançların partisidir. DEM Parti ezilenlerin ve sömürülenlerin partisidir. DEM Parti bugün devam etmekte olan bu süreçte müzakere ve diyaloğu yürüten siyasi partidir ve bu partinin bir çağrısına, bir etkinliğine katılmayı suç addedemezsiniz. Ve buradan bizler Milli Eğitim Bakanı’na, Sağlık Bakanı’na ve İçişleri Bakanı’na apaçık çağrı yapıyoruz. Bu hatanın önüne geçin.

    ODTÜ SALDIRILARI

    ODTÜ’de ODTÜ şenlikleri köklü bir üniversitenin sadece şenliği değil. Aynı zamanda özgürlükçü, bilimsel bir üniversite kültürüdür. Bu nedenle de sıklıkla hedef alınmıştır. Buradan iktidara ve istihbarat başta olmak üzere güvenlik bürokrasisine sesleniyorum. Üniversitelerde, medyaya, tribünlerden mahkemelerin ceza yağdıran kararlarına kadar geniş bir yelpazede sürecin zehirlenmesiyle ilgili çok sayıda provokasyonla karşı karşıyayız. Hem kendi içinizdeki karşıt güçlere bakın hem de bu provokasyonları önleyin. Barışa giden yolun temizlenmesi için bu çok önemli bir pratik adım olacaktır. Bakın, bu sorumluluk iktidardadır. Bu sorumluluk devlettedir ve güvenlik güçlerindedir. ODTÜ’den Boğaziçi’ne, Hacettepe’den Türkiye’nin dört bir yanında zor ekonomik ve siyasi şartlara rağmen, eğitimin delik deşik edildiği koşullara rağmen eğitim almaya çalışan, eğitimini tamamlamaya çalışan sevgili gençler, sevgili öğrenciler. Bakın bizler haklı mücadelenizin her daim yanındayız ve ODTÜ’de yaşananları asla kabul etmiyoruz. Bu provokasyonlar mutlaka son bulmalı. Ve sevgili gençler, sizler bu ülkenin gururusunuz. Sizler bu ülkenin onurusunuz. Sizler bu ülkenin geleceği, yarınlarısınız. Bizler hep birlikte bu ülkenin yarınlarıyız. Ve buradan sözlerimi tamamlarken bütün gençleri Denizlerin, Mahirlerin, Mazlumların ruhuyla selamlıyorum. Bizler mücadele ettikçe kazanacağız, örgütlendikçe kazanacağız, mutlaka başaracağız, mutlaka başaracağız. Denizlerin, Mahirlerin ruhuna yakışır bir şekilde mutlaka başaracağız.

    HABER MERKEZİ

  • Temelli: Özel yasa beklentimiz sürüyor!

    Temelli: Özel yasa beklentimiz sürüyor!

    PİRHA- Adalet Bakanlığı’nın 12’nci Yargı Paketi’nin Ekim ayına kaldığını belirten açıklamalarına dair konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli, “Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, Ekim ayında geleceği yönünde. Fakat özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denmişti. Diğer bayrama neredeyse 2 haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Sezai Temelli, Meclis’te güncel gelişmelere ilişkin basın toplantısı düzenledi.

    Barış Anneleri’nin geçen hafta Meclis’te siyasi parti temsilcilerine gerçekleştirdiği ziyaretlere değinen Sezai Temelli, “Bu konuda siyasi partilerin inisiyastif almalarını, adım atmalarını, harekete geçmelerini talep ettiler. Onların burada olması çok çok önemliydi. Çünkü belki de bu meseleyi en derinden hisseden, bu acıya en çok katlanmış olan annelerdir. Tabii hem bu savaşta yitip gidenler hem faili meçhuller Cumartesi Anneleri gibi Türk ve Kürt annelerinin aslında bir ortak acısına işaret ettiler. Dolayısıyla çağrıları bütün annelerin ortak çağrısıydı” dedi.

    “SELAHATTİN DEMİRTAŞ HALA TUTSAK”

    Adalet Bakanlığı’nın 12’nci Yargı Paketi’nin Ekim ayına kaldığını belirten açıklamalarına dair konuşan Temelli, toplumun artık adaletsizliklere tahammülünün kalmadığını söyledi.

    Temelli, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    Siyasi tutsaklara yönelik zaten uygulanan bu kadar büyük adaletsizliğin yanı sıra adli mahkumların da beklentisinin yüksek olduğunu söyleyebilirim. Türkiye cezaevlerinde Adalet Bakanlığı’nın son istatistiklerine baktığımızda 421 bin hükümlü ve tutuklu var. Fakat cezaevinde olanlar 421 bin ama cezaevi dışında da 495 bin kişi denetimli serbestlikle yaşamını sürdürüyor. Tabii bunların içinde de 126 bin kişi adli kontrol koşullarında. Diğer taraftan cezaevlerinde yaklaşık 4 bin 700 çocuk bulunuyor. Cezaevlerindeki kapasite fazlasının 120 bin kişi olması nedeniyle beklenti de yüksek. Bir an önce çözüm bekleniyor.

    Kobanê Kumpas Davası’nın iddianamesi, yargılama süreci ve gizli tanık uygulamalarıyla bir kumpas davası olduğu ortada. İstinaf Mahkemesi bu konuda çok hızlı bir inceleme yaparak bu adaletsizliğe son verebilirdi. Ancak maalesef İstinaf Mahkemesi iki yıldır bu konuda adım atmış değil. Kaldı ki bildiğiniz gibi bu davanın yargılama aşamasında da sıklıkla dile getirildi, sonrasında da dile getirildi. En son 8 Temmuz’da zaten üçüncü kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Selahattin Demirtaş hakkında bir karar verdi. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ortada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ortada. Bu konuda karar verilmiş ve sevgili Selahattin Demirtaş hala tutsak. Buna bağlı olarak bu davada içeride olan arkadaşlarımız, tüm bu kumpasa rağmen cezaevinde tutsak olmaya devam ediyorlar.

    Biliyorsunuz Gezi kumpas davası, İstanbul Büyükşehir Belediye davası, Osman Kavala davası… Bu saatlerde bir başka kumpas davası, belki en ironik olanı, bir casusluk davası görülüyor. Bu casusluk davasında da yine İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ile beraber Merdan Yanardağ da yargılanıyor. Kendisi bir gazeteci, yazar, hayatı boyunca kamuoyu önünde olmuş bir insan. Bir casusluk davasıyla yargılanabiliyor. Dolayısıyla kumpas davalarının nasıl davalar olduğu da bir kez daha ortaya çıkıyor

    Meclis’in önünde hukuk, adalet meseleleri yığınla beklerken, Meclis ne ile uğraşıyor? Bu hafta Varlık Barışı denen bir kanun teklifi ile uğraşacak. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndan geçen hafta geçti. 15 maddelik bir Varlık Barışı teklifi Meclis’e geliyor. Oysa bu hafta Dünya Çiftçiler Günü. Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri tarım alanında yaşanıyor. Çiftçilerin sorunlarını çözecek, tarım meselesine çözüm getirecek bir yasa teklifinin Meclis’te olmasını bekliyorduk. Fakat böyle bir yasa teklifi yok. Onun yerine ne var? Ukrayna’dan buğday ithalatı var. İtalya’dan elma, İran’dan portakal, Sri Lanka’dan çay ithalatı var. Dolayısıyla tarımın hali böyle ve ondan sonra Türkiye’de gıda enflasyonu yüzde 35. Bu ülkede açlık var, yoksulluk var. Bakın, Ukrayna ile İran savaşta. Savaşta olan iki ülkeden biz ithalat yapmak zorunda kalıyoruz. Dolayısıyla ülkenin tarım politikası çökmüştür. Neden? Çünkü siz tarım arazilerini madenlere, enerji şirketlerine açarsanız, bu sonuçları da yaşarsınız.

    Yeni petrol fiyatı bu sabah itibarıyla 105 dolara yükseldi. Diğer taraftan, enflasyonla ilgili hiçbir hesabın tutmadığı bir tabloyla bir kez daha karşı karşıyayız. Yıl sonu beklentileri her geçen gün yeniden revize ediliyor. Bu fiyat artışlarıyla ve mevcut yöntemlerle enflasyonla mücadele etmek mümkün görünmüyor. Ancak yoksulu ve işçiyi en çok etkileyen kalemler gıda ve kira enflasyonudur. Bu iki kalem, enflasyonda belirleyici hale gelmiş durumda. Bu gelişmelere rağmen ücretlerin hızla eridiğini ve satın alma gücünün düştüğünü görüyoruz. Ücretlerde, emekli maaşlarında, asgari ücrette ve kamu emekçilerinin ücretlerinde acilen bir düzenleme yapılması ihtiyacı bulunmaktadır

    Ülke barışa bu kadar hasretken, sermayenin en kirli kesimine varlık barışı getiriliyor. Çünkü sermayenin kayıt dışı olan kesimine 9’uncu kez varlık barışı geliyor. Daha önce getirilen 8 varlık barışının sonuçları ortadayken şimdi yeni bir varlık barışı daha gündeme alınıyor. Varlık barışının 31 Temmuz 2027’ye kadar uzatılması ise akıllara şu soruyu getiriyor; ‘Seçime giderken, seçim finansmanı için bu kayıt dışı kesime mi ihtiyaç var?’ Diğer taraftan bu paranın hesabı sorulmayacak. Adı üzerinde kayıt dışında kalmış, yani vergilendirmemiş, vergiden kaçmış bir kaynağa siz diyorsunuz ki: ‘Yeter ki getir ben hesap sormayacağım’ hatta ‘incelemeyeceğim ve denetlemeyeceğim. Olur da es kaza denetlersem ortada vergilendirilecek bir kaynak bulursam, sen de ona dersin ki varlık barışından getirdim.

    Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi COP31, iklim krizine karşı Türkiye’de toplanacak. İklim krizine karşı Türkiye’de bu toplantının yapılması zaten başlı başına bir kara mizah. Çünkü doğa talanı, ekokırım, bütün bu meseleler ortadayken bu toplantı Türkiye’de, Antalya’da yapılacak. Peki geçen bu madde neye dairdi? Bu toplantı yapılırken, bu toplantıya katılacak olan şirketlere muafiyet geliyordu. Yani onların gümrük vergisinden muaf olması, şirketlerin getireceği ürünlerin KDV’den muaf olması sağlanıyordu. Peki bu şirketler buraya iklim krizi ile mücadele için gelen insanlara hizmete mi geliyorlar, yoksa burası bir fuar ve buraya ürün satmaya mı geliyorlar? Bununla da sınırlı kalmadı. Yine orada tam da COP31 için bir inşaat alanı söz konusu. Bu inşaatın verildiği şirket ki bir orman katliamıyla anılan bir şirket, orada yine çok sayıda ağacı kesecek.

    “ÖZEL YASA BEKLENTİMİZ SÜRÜYOR”

    Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Temelli, 12’nci Yargı Paketi ile “özel yasa” arasında bir ilişkinin olup olmadığına dair soruya şu yanıtı verdi:

    “12’nci Yargı Paketi ile özel yasanın bir ilişkisi yok. 12’nci Yargı Paketi, bildiğiniz gibi diğer 11 standart yargı paketi gibi bir düzenlemeyi barındırıyordu. Dolayısıyla özel yasa ve ona bağlı infaz kanunuyla bir ilişkisi yok. Ancak yine de 12’nci Yargı Paketi’ndeki düzenlemelere dair kamuoyunda bir beklenti vardı. Bu konuda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklama, Ekim ayında geleceği yönünde. Fakat özel yasaya dair beklentimiz sürüyor. Bayramdan sonra denmişti. Diğer bayrama neredeyse 2 haftadan az zaman kaldı. Dolayısıyla bu konuda beklentimiz sürüyor.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Aysel Doğan mezarı başında anıldı-VİDEO

    Aysel Doğan mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Kürt siyasetçi Aysel Doğan’ın ölümünün 4’üncü yıl dönümünde mezarı başında anıldı. Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın ömrü boyunca barış ve adalet mücadelesi verdiğini belirtti.

    Kürt siyasetçi Aysel Doğan, ölümünün 4’üncü yılında Dersim Şehir Mezarlığı’ndaki mezarı başında anıldı. Anmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Tevgera Jinen Azad (TJA), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), DEM Parti Dersim İl Örgütü, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Cevdet Konak ve çok sayıda kişi katıldı. Anmada özgürlük ve barış mücadelesinde yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuldu.

    Anmada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Aysel Doğan’ın bu topraklara barış ve adalet gelmesi için çalıştığına dikkat çekti. Kordu, “Kürt halkı ve Türkiye halklarının onurlu yaşamı için hayatını verdi. Dersim için çok emek verdi. Mücadeleye ve emeğe katkıları çok büyüktü. Onun yarattığı emekleri barışla, barış ve demokratik toplumla ve özgürlükle taçlandırmak için de elimizden geleni yapacağımıza kendisine ve özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenle söz veriyoruz” diye konuştu.

    Ardından konuşan DEM Parti Dersim İl Örgütü Eş Başkanı Özcan Ateş de, Aysel Doğan’ın dili, inancı üzerine emek verdiğini ifade ederek, “Çok zulüm gördü ama her defasında ‘Kadınım, Aleviyim, Kırmancım o da yetmiyor Dersim’liyim diyordu. Işıklar yoldaşı olsun. Sana söz olsun ki barış gelene kadar senin yolunda ilerleyeceğiz” dedi.

    Konuşmaların ardından lokmalar pay edildi, çeraxlar uyandırıldı ve mezarı başına karanfiller bırakıldı.

    Ardından 9 Ocak 2013 yılında Paris’te katledilen Sakine Cansız’ın mezarını ziyaret edildi. Kitle Sakine Cansız’ın mezarına karanfil bırakıp, çerağ uyandırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • Ayşegül Doğan: Süreçte gecikme var, bu endişeleri artırıyor

    Ayşegül Doğan: Süreçte gecikme var, bu endişeleri artırıyor

     PİRHA- Yasal düzenlemelerle ilgili gecikmenin yaşandığına dikkati çeken DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Abdullah Öcalan’ın statüsü ile ilgili bir demokratik muhataplık zemininin hayati önem taşıdığını belirterek, “Sayın Öcalan’ın toplumla iletişimini sağlayacak kanallar açılmalı” dedi. Doğan, süreçte zorluklar ve belirsizliklerin olduğunun altını çizerek, “Gecikme var. Bu gecikme endişeleri artırıyor” ifadelerini kullandı. 

     DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, partisinin genel merkezinde Merkez Yürütme Kurulu (MYK) gündemine ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Türkiye’nin temel ihtiyacının demokratik çözümü esas alan, toplumsal uzlaşıyı büyüten ve kalıcı barışı hedefleyen bir irade olduğunu belirten Ayşegül Doğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan yaptığı “Barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü” önerisi hakkında şöyle konuştu:

    “Biz DEM parti olarak barış sürecinin güçlenmesi, siyasallaşmanın önünün açılması yani demokratik siyaset alanının genişlemesinin Türkiye için vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla bu konuya ilişkin yapılan ön açıcı, pozitif her katkıyı elbette anlamlı buluyoruz.  Türkiye’nin yıllardır çözüm bekleyen Kürt meselesi başta olmak üzere toplumsal sorunlarının demokratik ve barışçı yöntemlerle ele alınması ihtiyacını bu öneri ile birlikte bir kez daha tartışıyorsak bu önerinin aslında bu sorunları bir kez daha görünür kıldığını da tespit etmemiz gerekir. Yine bu tür önerileri çatışmasızlık, demokratik çözüm ve toplumsal barışın inşasına destek sağlayabilecek yönde değerlendirmek gerekiyor. Neticede MHP Genel Başkanı bir öneride bulunuyor, bir tartışma açıyor ve halihazırda açık olan bir tartışmaya ilişkin de kendileri açısından yol gösterici  bir katkı sunmaya çalışıyor.”

    ABDULLAH ÖCALAN’IN STATÜSÜ

    Parti olarak da konuya dair çeşitli önerilerinin olduğunu belirten Ayşegül Doğan, “Bir demokratik muhataplık zemininin oluşturulması kritik bir önem taşıyor. Hem barışın inşası için hem siyasallaşma, demokratik siyaset alanının açılması için ana aktör olan Sayın Öcalan’ın tabi ki hukuken ve bu ana aktörlüğünü değerlendirebileceği koşulların oluşturulması bizim açımızdan çok kritik bir önemde. Çünkü en başından beri söylediğimiz gibi bu, belirsiz bir tartışma değil, birtakım belirsizlikleri de ortadan kaldırabilecek bir konuya dikkat çekiyoruz” dedi.

    ‘SÜREÇTE GECİKME VAR’

    “Süreç tıkandı mı, ilerliyor mu ne oldu diye tüm kamuoyu merak ediyor” diye devam eden Ayşegül Doğan, süreçte zorluklar ve belirsizliklerin olduğunun altını çizerek, “Gecikme var. Bu gecikme endişeleri artırıyor. Sürecin tasarımı ile ilgili başından beri bir takım yine değerlendirmeler var. Olumlu, olumsuz, müspet, menfi her siyasal pozisyona göre zaman zaman değişkenlik gösterebilen birtakım tasarıma dair tartışmalar ve öneriler de var. Ama tüm bunlarla birlikte şunu biliyoruz ki bu süreç çok kıymetli, çok değerli bir süreç ve çok stratejik bir süreç. Yaklaşım da bu şekilde olmalı” diye konuştu.

    KAPSAYICI, BÜTÜNCÜL BİR YASA

    PKK’nin feshinin üzerinden bir yıl geçtiğini ve yasal düzenlemelerle ilgili gecikmenin yaşandığını belirten Ayşegül Doğan, şunları dile getirdi:

    “Bu bir yıl içerisinde silahlar yakılarak imha edildi. Çekilme kararı açıklandı. Bunun geri dönüşü olmayan bir karar olduğu söylendi. Örneğin yine hatırlatmak gerekirse silahları yakarak imha eden, buna öncülük eden isimlerden biri yönetici kadroda bulunan Bese Hozat’tı. Akabinde bazı siyasiler ‘keşke dönebilselerdi’ dediler. Silahlarını imha ederek yakanlar için ama dönemediler. Niye dönemediler? Çünkü dönüşlerini sağlayabilecek bir hukuki zemin yoktu. Temennimiz bu aşamanın hızlı bir biçimde ilerlemesi ve artık gerçekten kategorik olmayan kapsayıcı, bütüncül bir yasanın oluşturulması ve bu fırsatın da bu şekilde değerlendirilmesi. Bunlar sürecin olması gerekenleri, hukuk, demokrasi ve özgürlük bu süreç için olmazsa olmaz.”

    “SİYASET KURUMU CESUR VE YAPICI OLMALI”

    Siyaset kurumunun cesur, yapıcı ve çözüm odaklı adımlar atması gerektiğini vurgulayan Ayşegül Doğan, “Yeni döneme göre yeni bir yol haritası belirlemek, yeni dönemin dilini belirlemek, yeni dönemde yapılacak siyasetin yol haritasına özenle, titizlikle çalışmak, demokratik siyaset alanının genişlemesi için Türkiye’de ihtiyaç duyulan düzenlemeleri hep birlikte yapmak, barışın toplumsallaşmasını sağlamak ve bu sürecin güçlü bir toplumsal destekle sahiplenilmesine zemin oluşturacak hukuki olanakları yaratmak, herkes için yaratmak, ayrımsız bir biçimde. Dolayısıyla tüm siyasi aktörler bu açıdan baktığımızda sorumlu bir dil kullanmalı ve barış ihtimalini büyüten bir yaklaşım sergilemeli” dedi.

    “ABDULLAH ÖCALAN TOPLUMLA İLETİŞİMİ SAĞLAYABİLMELİ”

    Ayşegül Doğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Sayın Öcalan’ın toplumla iletişimini sağlayacak kanallar açılmalı. Gazeteciler sorularını sorabilmeli, gidip görmek isteyenler doğrudan gidip görüp sorularını yöneltebilmeli, koşulları bu sürece doğrudan katkı sunabilecek bir halde olmalı, özgür bir şekilde o koşullarda bu sürece doğrudan iletişimle destek sunabilmeli, süreci ana aktöründen bahsediyoruz. İletişim olanaklarından yoksun bir şekilde bu sürece nasıl ivme kazandırabilir? Nitekim kendisi de son gönderdiği mesajda buna özellikle dikkat çekmişti DEM Parti İmralı Heyeti aracılığıyla yazılı bir biçimde yayınlanan mesajda. Dolayısıyla bir ayı aşkın zamandır DEM Parti İmralı Heyeti’nin Sayın Öcalan’la görüşemiyor olması ya da görüşmemiş olması, bu görüşmenin sağlanmamış olması kamuoyunda hem endişe yaratıyor hem de farklı soruların belirmesine neden oluyor. O nedenle biz bir an önce Sayın Öcalan’la yapılması gereken görüşmelerin gerçekleştirilmesini diliyoruz ve bunun da hızlandırılması gerektiğini düşünüyoruz.”

    KONGRE HAZIRLIKLARI SÜRÜYOR

    DEM Parti olarak Eylül ayında kongreye gideceklerini belirten Ayşegül Doğan, hazırlıklarının sürdüğünü, kongre gününün netleşmediğini netleştiğinde kamuoyu ile paylaşacaklarını dile getirdi. Ayşegül Doğan, “Kongre ile ilgili olarak; İsim değişikliği olacak mı? Logonuz değişecek mi? Eş genel başkanlar ne olacak? gibi bir takım tartışmalar ve sorular var. Ya da yönetim nasıl olacak? Bir yenilenmeden bahsediyoruz. Bir yeniden yapılanmadan bahsediyoruz ve biz bütün bunları konferanslarda değerlendiriyoruz. Dolayısıyla şimdiden bu sorularla ilgili, konferanslarda tartışmadan, il, ilçe konferanslarında, bölge konferanslarında; ne yönetimle ilgili, ne parti meclisi ile ilgili, ne merkez yürütme kurulu ile ilgili, ne ismimizle ilgili, ne logomuzla ilgili; bunların hiçbiri ile ilgili şu anda yanıt vermek mümkün değil” ifadelerine yer verdi.

    15 MAYIS KÜRT DİL BAYRAMI

    15 Mayıs Kürt Dil Bayramı ve yapılan hazırlıklara dikkat çeken Ayşegül Doğan, şunları söyledi:

    “Milyonlarca yurttaşın dilinden bahsediyoruz ve buna rağmen Kürt diline yönelik baskılar Cumhuriyet tarihi boyunca, biliyorsunuz, çeşitli şekillerde devam etti. Ama halen fiilen Kürtçe, ayrımcı politikaların hedefi halinde. Bu politikalar, bırakalım Kürtçenin gelişmesini, uluslararası sözleşmelerin ve anayasanın temeli olan eşitlik ilkesinin, aynı zamanda evrensel insan haklarının da temeli biliyorsunuz, ana dilini konuşma, ana diliyle eğitim-öğretim, ana dilinde kamusal hizmet alma gibi temel hakları dahil. Kürtçe özelinde baktığımızda ne yazık ki bu yasaklanmış görünüyor ve hâlen bu devam ediyor.”

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Tarihi cesaret edenler yazar!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Tarihi cesaret edenler yazar!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ kurulmasını öneren Bakırhan, sürecin hızlanması gerektiğinin altını çizdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere ilişkin konuştu.

    Tuncer Bakırhan, Dersim Katliamı’nda katledilenleri anarak, devletin özür dilemesi gerektiğini ifade etti:

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ortadoğu’daki zirve “belirsizliklerin zirvesi” ve bu zirve devam ediyor. ABD-İsrail, İran savaşının yarattığı büyük sarsıntıların bölgedeki bütün dengeleri yeniden harekete geçirdi. Körfez ülkelerinin eski güvenlik konumlarını kaybetti. Hürmüz Boğazı artık bir hegemonya mücadele alanına döndü. Irak’ta kalıcı bir yönetim mimarisinin kurulmaması Lübnan’da bitmeyen savaş halklar arasında ciddi tehditler ve tehlikeler yaratıyor. Böylesi bir tabloda Türkiye açısından en rasyonel yol dostlarını çoğaltmak ve düşmanlarını azaltmaktır. Türk’ün tarihsel dostu Kürt, Kürt’ün tarihsel dostu da Türk’tür. Kürt jeopolitiği bir risk değil, bir fırsat olarak görülmelidir. Korkuları değil, ortaklıkları çoğaltarak birlikte kazanabiliriz, birlikte büyüyebiliriz. Eşit yurttaşlık, demokrasi ve barış temelinde kurulacak yeni birliktelik yalnızca içeride değil, bölgede de Türkiye’yi stratejik bir güç haline getirir. T

    Türkiye’nin Ortadoğu’da stratejik önemi ve gücünü korumasının yolu 22 Ekim ve 27 Şubat’tan geçiyor. Çözüm Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Biz Kürt meselesini çözeceksek her defasında Ortadoğu’daki gelişmelere, Balkanlardaki gerilimlere, Kafkasya’daki çatışmalara, Akdeniz’deki hesaplara bakarak mı karar vereceğiz? Bu mantık doğru bir mantık değildir. Son 20 yılda sadece yanıbaşımızda 14 büyük savaş yaşandı. Bu bakımdan erteleme ile yol alabileceğimiz bir eşlikte değiliz. Barış kaygı ve tereddütlerle değil, barış cesaretle olur. Bugün barış için tüm şartlar uygundur. Ama ne yazık ki temel sorun siyasetsizliktir. Esnaf soruyor, asker annesi soruyor, cezaevindeki tutsak ailesi soruyor, öğrenci soruyor, emekli soruyor. Siyaset neden cesaret edemiyor? İktidar neyi bekliyor diye. Altını önemle çizmek istiyorum. Bu sürecin ciddiyetinin adı hukuktur. Süreci ciddiye alan onu hukuka bağlar. Barış bir tohumsa hukuk onun toprağıdır. Toprağı olmayan bir yerde tohum yeşerir mi?

    Özel yasayı Meclis’e sunalım. Bir haftada gereğini yapalım. Türkiye rahat bir nefes alsın. Sayın Öcalan’ın özgür müzakere koşulları sağlansın.

    Kayyımı atayanlar, kayyımı geri çekemiyor mu? Bu süreci enfekte eden uygulamalardır. Bunlar sürecin ruhuna aykırı olan adımlardır. Bir taraftan süreç, bir taraftan verilen cezaları toplum kabul etmiyor. Komisyonun hazırladığı raporun gereğini yerine getirilsin.

    Bugün sayın Bahçeli’nin statü açıklamasının altına imza atıyoruz. Sayın Erdoğan’ın “süreci sonuna götürenler tarihe geçecektir” sözüne bide diyoruz ki; tarih cesaret edenleri yazar, buyrun tarihi birlikte yazalım. Yüzyıldır hasret kaldığımız barışı mutlaka bu topraklarda kuracağız.

    Bu süreci risklerden uzak tutacak bir komisyon kuralım. Adı ‘Barış İzleme ve Takip Kurulu’ olsun. Meclis’in vereceği üyeler süreci takip etsin, kolaylaştırıcı olsun. Atılması gereken adımları hızlandırır. Bu kurul, akademi ve sivil toplumla istişarede bulunabilir.

    Türkiye’nin adalet meselesi, artık yargı paketleriyle geçiştirilecek bir sorun değil. İhtiyaç bütünlüklü bir hukuk reformudur. Cezaevlerinde 414 bini aşan tutuklu ve hükümlü var. Toplumda adalete olan inanç neredeyse sıfırlandı. Hapsetmeyi büyüten düzen toplumu daha güvenli, daha adil kılmadı. Yasalar mahkumiyeti öncelememeli. Tutuklu yargılama müessesi artık istisna olmalıdır. İnfaz düzenlemesi, hasta mahpusların özgürlüğü, uzun tutukluluğun son bulması, idare ve gözlem kurullarının kaldırılması, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması gibi adımlar acil açılması gereken adımlardır.

    Yarın Hıdırellez  Bayramı’nın kutlanacağı gündür. Bu toprakların kadim geleneklerinden biridir. Hıdırellez’i kutluyorum. Yine yarın Deniz Gezmiş, Yusuf ve Hüseyin’in idam edilişlerinin yıl dönümüdür. Deniz, Yusuf, Hüseyin’i de saygı, rahmet ve minnetle anıyorum. Onların demokratik, özgür, bağımsız Türkiye ideallerinin temsilcileri olacağımızın sözünü veriyoruz. ”

    PİRHA/ANKARA

  • Pirler Meclisi, Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına çerağ uyandırdı!-VİDEO

    Pirler Meclisi, Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına çerağ uyandırdı!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına darda duruldu, çerağlar uyandırıldı. Yapılan konuşmalarda, katliamla devletin yüzleşmesi gerektiği belirtildi.

    Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.

    Dersim başta olmak üzere bir çok kentte anmalar düzenleniyor. Dersim’de de Pirler Meclisi’nin çağrısıyla Tunceli Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına darda duruldu, çerağlar uyandırıldı.

    Anmaya Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın yanı sıra onlarca ocak evladı ve yurttaş katıldı.

    Pirler Meclisi üyesi Baba Mansur Ocağı’ndan Baki Aydın tarafından katledilenler anısına gulbang okunurken, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat birer konuşma yaparak, acıların bir daha yaşanmaması için yüzleşme çağrısında bulundular.

    Konuşmaların ardından çerağlar yakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin’de binler hakları için yürüdü: Direne direne kazanacağız!-VİDEO

    Mersin’de binler hakları için yürüdü: Direne direne kazanacağız!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de alanları dolduran emekçiler, emekliler, ekolojistler, kadınlar ve gençler taleplerini dile getirdi; “Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz. Direne direne kazanacağız!”

    Mersin’de 1 Mayıs İşçi Bayramı düzenlenen yürüyüşle başladı. Binlerce kamu emekçisi, ekolojist, kadın, genç, emekli ve yurttaşlar yürüyüş boyunca hakları için mücadele edeceklerini vurgularken, iktidara uyarıda bulundu. Yürüyüşe HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri ve belediye başkanları da katıldı.

    Yürüyüşün ardında Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen kitleye seslenen Tüm-Tis Şube Başkanı Savaş Gürkan ve KESK ve Mersin Kadın Platformu adına SES Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, emekçiler olarak çalıştıklarını ve ürettiklerini ancak emeklerinin karşılığını alamadıklarını söyledi.

    “BARIŞI SAVUNACAĞIZ”

    Mevcut düzende çocukların, kadınların ve LGBTİ+ bireylerin can güvenliği olmadığının vurgulandığı açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:

    “Okullarda artan şiddet ve cinayetler çocuklarımızın canını alıyor. Çeteler okul önlerinde, kısa yoldan para kazanma vadiyle çocukları topluyor. LGBTİ’leri hedef haline getiren AKP iktidarı uyguladığı politikalarla LGBTİ düşmanlığını körükleyerek işte, evde, sokakta can güvenliğini, çalışma ve yaşama hakkını yok ediyor. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Bahar Taş ve akıbeti şüpheli şekilde karanlıkta bırakılan tüm kadınlar için gerçekler ortaya çıkana, sorumlular yargılanana ve adalet tesis edilene kadar mücadele etmeye, takipçisi olmaya ve söz kurmaya devam edeceğiz.

    Şiddetsiz bir yaşam istiyoruz! Güvenceli bir gelecek istiyoruz! İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasa etkin şekilde uygulanana kadar susmayacağız! Bugün 1 Mayıs’ta bir kez daha söylüyoruz: Emeğimiz, bedenimiz ve geleceğimiz bizimdir! Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın örgütlü mücadelemiz.

    Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler, kadınlar; itiraz eden kim varsa hapishanelere dolduruluyor. Sendikalaşma ve grev hakkı gasp ediliyor.

    Barış ve kardeşlik; en fazla biz işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin ihtiyacıdır. Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “İNSAN ONURUNA YARAŞIR ÜCRET İSTİYORUZ”

    Yapılan açıklamada talepler ise şu şekilde sıralandı:

    “-İşçilerin, kamu emekçilerinin ve emeklilerin ücretlerinin insan onuruna yaraşır şekilde yükseltilmesini istiyoruz,

    -İşsizliğin önlenmesini istiyoruz,

    -Kiralık işçilik düzenlemesinden vazgeçilmesini istiyoruz,

    -Kıdem tazminatı hakkımıza dokunulmamasını istiyoruz,

    -Güvenli okullar istiyoruz,

    -İşsizlik Sigortası Fonu’nundan yararlanma kolaylaştırılsın, işçiler dışında kullanılmamasını istiyoruz,

    -Vergi adaletsizliğinin giderilmesini az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını istiyoruz,

    -Sağlık ve sigorta haklarımızdaki mağduriyetin giderilmesini istiyoruz,

    -Asgari ücretin insan onuruna yakışır olmasını istiyoruz,

    -İş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin artırılmasını istiyoruz,

    -Anti demokratik yasaların değiştirilmesini istiyoruz,

    -Örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılmasını istiyoruz,

    -Taşeronlaşma ve kayıt dışı ekonominin engellenmesini istiyoruz,

    -Özelleştirmelerin durdurulmasını, sosyal devletin daha etkin olmasını istiyoruz.

    -Halk iradesinin önündeki engellerin kaldırılmasını, Kayyum politikalarına son verilmesini istiyoruz.”

    Konuşmalar ardından sanatçı Ali Altay’ın söylediği şarkılarla kutlama son buldu.

    PİRHA/MERSİN

  • Kordu: Dersim’de kayyım görmek istemiyoruz!-VİDEO

    Kordu: Dersim’de kayyım görmek istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te yaptığı konuşmada, Gülistan Doku’yu kaybettiren kamu gücünün, kayyım yolsuzluklarını da aynı koruma kalkanıyla örttüğünü belirterek, Dersim’de kayyım istemediklerini ifade etti.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, iktidarın “torba yasa” pratikleri üzerinden yerel yönetimleri etkisizleştirme çabalarını ve Dersim’de kayyum dönemi yaşanan yolsuzlukların nasıl sistematik bir cezasızlık zırhıyla korunduğunu sert sözlerle eleştirdi.

    Kordu, konuşmasında özellikle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde, Dersim’in kayyım valisi hakkındaki yolsuzluk dosyalarının işleme konulmaması ile Gülistan Doku soruşturmasındaki benzer “aklama” yöntemleri arasındaki paralelliğe dikkat çekti.

    “MERKEZİLEŞME VE KAYYUM ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR”

    İktidar’ın Meclis’e getirdiği torba yasalarda ‘merkezîleşme’nin çıktığını belirten Kordu, “Bu torba yasada da gene aynı merkezîleşme var. Yerel yönetimlerin şirket kurma ve kooperatiflerin ortaklık kurma yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı izni ve onayına bağlanmak istenmesi açıkça Anayasa’nın 127’nci maddesi gereğince güvence altına alınan yerel özerkliğe aykırı olduğu hepiniz tarafından bilinmektedir. Kentin, seçilmişlerin aldığı kararları merkezî onaya bağlayan bu teklif demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmayan, yerel yönetimlerin ve halkın yönetimine katılım hakkını yine ortadan kaldıran bir teklifle önümüze gelmektedir” dedi.

    SÜLEYMAN SOYLU’NUN SORUMLULUĞUNU HATIRLATTI

    Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan dönemin valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel’i hatırlatan Kordu, şunları ifade etti:

    “Tüm kamu gücünü kendi elinde bulunduran, merkezileştiren; valilikleri, tüm mülki amirlikleri, tasarrufunda bulunan tüm yerleri dizayn etmeye çalışan bir anlayışla dolu. Bu sistemin nasıl bir sömürü, nasıl bir yağma, nasıl talan, yolsuzluk ve yozlaştırma pratiğiyle hareket ettiğini çok açık göstermektedir. Bakın, kendisinin de kayyum valisi olduğu dönemde, belediyenin yine bir seçimle kayyumdan halkın iradesine geçtiği süreçte, belediyede kurulan bir inceleme komisyonunda açığa çıkan raporlarda 8 tane ayrı yolsuzluk kalemi tespit edildi, Bakanlığa bu iletildi. Bu yolsuzlukları soruşturma talebine, dönemin yine İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu’nun imzasıyla 8 ayrı yolsuzluk dosyasına koruma kalkanı oluşturuldu ve soruşturma izni verilmedi. Hatta, hakkında ağır suçlamalar bulunan bu kayyum valisiyle ilgili, bizzat kendisi hakkında ‘kendisiyle ilgili bir ön incelemeye gerek yoktur.’ görüşü verdi. Ama Danıştay, kendisi hakkında görüş sunmanın objektifliğe aykırı olduğunu düşünerek bunu bozdu. Fakat Soylu’nun ‘kamu yararı gözetilmiş’ cevabı dışında hiçbir soruşturma gerçekleştirilmedi.

    Gülistan Doku’nun akıbetini buralardan sorduğumuzda, cevapsız bırakılan sorular, araştırma önergelerine bu siyasal iktidar tarafından verilen retler yine açık, ortadayken; işte, kendisinin ‘Soruşturma yaptık, gerekli soruşturmalar yapıldı, bir şey bulamadık.’ diye Soylu’nun açıklamasından da çok iyi biliyoruz. Benzer yaklaşımlar, benzer zihniyetler; işte, bu demokratik kültürden uzak, cinsiyetçi, tekçi bir zihniyetin bu ülkede en büyük suçları nasıl işleyebildiğini ve nasıl korunabildiğini, nasıl korunduğunu da açık, somut sonuçlarından bir tanesidir.”

    “GÜLİSTAN DOKU’NUN KAYBETTİRİLMESİ TEKİL DEĞİLDİR”

    6 yıl boyunca Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve katledilmesinin arkasında yatan kamu gücünün tüm olanaklarının bu katledilmede kullanılmasının tekil bir durum olmadığını vurgulayan Kordu, “Uzun yıllar Kürt illerinde kamusal gücün nasıl aslında kadınlara yönelik şiddet, kadınlara yönelik intihar süsleri verilerek ya da faili meçhul bırakılan dosyaların nasıl kamusal güçle örtüldüğünün de açık bir hâli olduğunu tekrar söylüyoruz ve bu politikaların yerelde, emniyette, üniversitede, savcılıkta, kaymakamlıkta hastanelere kadar kendi valiliklerini, bulunduğu il müdürlüklerini kendisine göre dizayn ederek sürdürdüğü bu dosyada çok açık bir kere daha ortaya çıkmıştır” diye belirtti.

    “DERSİM’İN KAYYIMLA YÖNETİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    “Biz Dersim’in şu anki kayyum valisi tarafından da yönetilmesini kabul etmiyoruz” diyen Kordu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bir an önce bu zihniyet değişikliği yaşanmak zorunda. Demokratik toplum ve barış sürecinde adımlar doğru atılmalı. Toplumsal barış tesis edilmediği sürece de gerçek adalet ve barışın, özgürlüğün sağlanamadığını biliyoruz. Kayyumlar geri çekilmelidir ve buna ilişkin yasalar bir an önce çıkarılmalıdır. Siyasi iktidar demokrasiye ağır vurulan bu darbelerin de bizzat sorumlusudur. Demokratik bir yaşamın inşasında bizler tüm kirli ilişki ağlarının ortaya çıkarılması için takipçisi olacağız. Sadece takipçisi değiliz, bu süreçte örgütlenerek, kendimiz çözüm gücümüzle, kendimiz mücadele gücümüzle bu oluşturulan tüm kirli ilişkilere karşı kamu gücünün yıllardır coğrafyamızda özellikle kendisini nasıl sistemleştirdiğini, özel savaş politikalarıyla kendisini nasıl yürüttüğünü teşhir etmeye, örgütlenmeye de devam edeceğiz diyorum.”

    PİRHA/ANKARA