Etiket: dem parti

  • Bakırhan: Gülistan Doku cevabı alınmayan bir sorudur -VİDEO

    Bakırhan: Gülistan Doku cevabı alınmayan bir sorudur -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan Maraş ve Urfa Siverek’te yaşanan okul saldırılarının “münferit” olmadığını belirtti.Toplumsal çöküş, uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma başlıklarında iktidarı eleştiren Bakırhan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a tüm parti liderlerini bir araya getirme çağrısı yaptı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini söyledi. Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının yeniden açılmasını da “önemli bir gelişme” olarak niteledi.

     

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair konuştu.

    Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Maraş ve Siverek’te yaşanan saldırılar, toplumsal çözülme, eğitim politikaları, çocukların güvenliği, cezasızlık ve Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “BU KATLİAMLAR MÜNFERİT DEĞİL”

    Bakırhan, konuşmasının başında Maraş ve Siverek’te yaşanan saldırıların yalnızca bireysel bir şiddet vakası olarak görülemeyeceğini ifade etti. Yaşananları toplumsal öfke, yalnızlaşma ve duyarsızlığın sonucu olarak tanımlayan Bakırhan, kısa bir girişin ardından şunları söyledi:

    “Bugün burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil, çocuğunu sabah erken okula uğurlayan, akşam da yolunu gözleyen milyonlarca anne-babadan birisi olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne olduğunu hepiniz iyi biliyorsunuz. Çünkü bu ülkede her sabah milyonlarca aile aynı şeyi yapıyor. Uğurluyor. Ve dönmesini bekliyor. Kahramanmaraş’ta da, Siverek’te de bazı aileler çocuklarını bekledi. Maalesef çocukları dönmedi. Ülke olarak çok üzgünüz ve yastayız.”

    Bakırhan, bu acının yalnızca yas duygusuyla karşılanamayacağını da kaydederek, “Yasımızı kalbimizde taşıyacağız, ama yas, susmak değildir. Yas, gerçeğin yüzüne bakma ve yeni felaketleri önleme sorumluluğudur” dedi. Ardından, “Bu katliamlar münferit değil. Bireysel bir çılgınlık da değil. Bu, yıllardır biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin, yalnızlaştırmanın ve duyarsızlığın sonucudur” ifadelerini kullandı.

    ‘TOPLUMSAL ÇÖKÜŞ VE ÇÖZÜLME’

    Bakırhan, saldırıları yalnızca güvenlik başlığında değil, “toplumsal çöküş ve çözülme” çerçevesinde ele aldı. Eğitim sisteminden ekonomik krize, uyuşturucudan çeteleşmeye ve bireysel silahlanmaya kadar uzanan bir tablo çizdi.

    “Sistem, dokunduğu her şeyi çürütüyor, insanı yalnızlığa, toplumu dağılmaya, geleceği karanlığa mahkûm ediyor. Bu şekilde eşitsizlikler derinleşiyor, kurumlar çöküyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor ve felaket geliyorum diyor. Böyle bir ortamda şiddet normalleşir. Güvensizlik büyür. Ve bu yük en çok çocukların omuzlarına biner” diyen Bakırhan, okulların artık aileler için güvenli alan olmaktan çıktığını dile getirdi.

    Bakırhan, eğitim sistemine dönük eleştirilerindeyse, şunları söyledi:

    “Eğitim sistemine bakın. Enkaz kelimesi bile hafif kalır. Tek tipçi, rekabetçi, piyasa odaklı bir anlayış çocukları metalaştırdı. Çocuklar eğitim sisteminin oyuncağına dönüştü. Her yıl yeni bir müfredat. Her müfredat bir öncekinden fecaat. Eğitim sistemi eleştirel düşünmeyi bastırdı. İsimler değişti, müfredatlar değişti, ama eğitimi toplumu biçimlendirme aracı olarak gören devlet aklı değişmedi. İktidar artık eğitim alanıyla oynayarak ideolojik hegemonya kurmaktan vazgeçmelidir.”

    Uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma konusunda iktidarı ve kamu düzenini eleştiren Bakırhan, “Ekonomik kriz, kent yoksulluğu ve sosyal çürüme, madde bağımlılığı ve çeteleşmeyi artırıyor. Gençler bu yapılar tarafından istismar edilebilmekte ve şiddet döngülerine çekilebiliyor. Başka bir sorunumuz da silahlanma. Türkiye’de ruhsatsız silah sayısının 10 ila 30 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Bazı çetelere bürokrasimiz de silah dağıttığı için bu rakamları net olarak bilmiyoruz. Her 4 kişiden birinde silah var deniliyor. Toplum giderek daha silahlı, daha tetikte, daha güvensiz hâle geliyor” ifadelerini kullandı.

    VERİLERİ PAYLAŞTI

    Bakırhan, Adalet Bakanlığı verilerine atıf yaparak çocuklara ilişkin yargı verilerini de paylaştı:

    “2024’te ateşli silah ve bıçakla suç işlediği için 11 bin 64 çocuk hakkında soruşturma başlatıldı. 2025’te bu sayı 13 binlere kadar çıktı. Mahkemelerde yargılanan çocuk sayısı da 10 bini geçti. Bu rakamlar birer istatistik değil. Her biri bir çocuğun adı. Her biri bir ailenin çığlığı. Bu çığlıklar ülkenin gerçek kırmızı alarmıdır.”

    NUMAN KURTULMUŞ’A ÇAĞRI

    Bakırhan, konuşmasının devamında Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslendi. Çocukların güvenliği ve gençlerin geleceği için Meclis’te ortak bir siyasal zemin kurulması gerektiğini savunan Bakırhan, şu çağrıyı yaptı:

    “Kırmızı alarm yıllardır ses veriyor. İktidar görmezden geliyor. Ülke iyi durumda değil diyenler de susturuluyor. Birileri oy peşinde, birileri rant peşinde. Çocuklar söz konusu olduğu için kıyamet değilse bile bir şey kopmalı, bir şey yapmalıyız. Bütün siyaset kurumu olarak başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeliyiz. Bir yol bulacağız. Başka da yolu yok.”

    Bu bölümün ardından Bakırhan, Meclis Başkanı’na şu sözlerle seslendi: “Bu ülke hepimizin. Çare de hepimizin omuzunda. Bu nedenle bugün buradan Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum: Hükümet-muhalefet ayrımı gözetmeksizin, Meclis’teki bütün siyasi parti liderlerini bir araya çağırın. Gün, çocukların güvenliği, gençlerin geleceği için ortak bir masa kuracağımız gündür. Bu masa, ülkenin vicdan masası olmalıdır.”

    YUSUF TEKİN’E İSTİFA ÇAĞRISI

    Bakırhan, konuşmasında Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de eleştirdi. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan benzer saldırılar sonrasında siyasi sorumluluk mekanizmasının işletildiğini hatırlatırken, Türkiye’de ise “istifa kültürü”nün bulunmadığını söyledi.

    “Sırbistan’da bir ilkokulda sekiz öğrenci ve bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, Eğitim Bakanı ertesi gün istifa etti. Ürdün’de öğrenciler okul gezisinde yaşamını yitirdiği için eğitim bakanı istifa etti. Peki Türkiye’de ne oluyor? Depremde on binlerce insanın canı gidiyor, istifa yok. Maden facialarında işçiler toprağa karışıyor, istifa yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katlediliyor, yine istifa yok” diyen Bakırhan, “Buradan açık ve net söylüyoruz: Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.

    Bakırhan, bunun bir siyasi polemik değil, “topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken asgari bir sorumluluk” olduğunu söyledi. Muhalefete de özeleştiri çağrısı yapan Bakırhan, “Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek aşamayız, toplumun her kesimine dokunan, kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız” dedi.

    GÜLİSTAN DOKU SORUŞTURMASI: ÖRTBAS EDENLER HESAP VERMELİ

    Bakırhan, grup toplantısında kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybedilen kadınlara da ayrı bir başlık açtı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyasının 6 yıl sonra yeniden açılmasına değinen Bakırhan, bunun önemli bir gelişme olduğunu söyledi:

    “Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri de kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlardır, burada mesele yalnızca suç değil, suçu örten, faili koruyan ve adalet arayışını yıllarca oyalayan bir düzendir. 2020’den beri kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası 6 yıl sonra tekrar açıldı. Bu önemli bir gelişmedir. Gülistan bir isim değil, bir sorudur. Altı yıldır bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur.”

    Dosyanın yeniden açılmasının aile, kadın örgütleri ve kamuoyunun ısrarlı takibi sayesinde mümkün olduğunu söyleyen Bakırhan, “Burada kayyım olan eski vali, yüksek bürokratlar, siyasetçiler ve kolluk güçleriyle bağlantılı kirli ağlar olduğu iddiaları ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır. İktidar, titizlikle bu meseleyi araştırmalıdır. Örtbas edenler hesap vermeli, ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalıdır” ifadelerini kullandı.

    Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Rabia Naz, Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman dosyalarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini belirterek, bunun “Türkiye’nin her sokağının bir Susurluk olmasının önüne geçmekle ilgili tarihi bir görev” olduğunu söyledi.

    DEMOKRATİKLEŞME İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLARI SIRALADI

    Türkiye’de sistem krizi yaşandığına dikkat çeken Bakırhan, demokratik normalleşme çağrısı yaptı ve bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

    “Yargı bağımsızlığını yitirdi, medya susturuldu, güç tek merkezde toplandı, seçilmiş belediyeler kayyumla gaspedildi, muhalefet baskı altında. Bu zeminin üzerine demokratik bir toplum inşa edilemez. Öncelikle hukuka ve demokrasiye riayet edilmelidir. Toplumu ayrıştıran, kamplaştıran dilden vazgeçilmelidir. Siyasi normalleşme sağlanmalı. Kurumsal reformlar yapılmalı. Hukuka güvensizlik giderilmeli. Halkın iradesine saygı gösterilmelidir.

    Demokratikleşmeden normalleşme olmaz. Normalleşmeden iyileşme olmaz. Bu yüzden diyoruz ki, demokratik normalleşme toplumsal çöküşün de panzehiridir.”

    1 MAYIS ÇAĞRISI

    Bakırhan, 1 Mayıs kutlamaları için de şunları söyledi:

    “Önümüz 1 Mayıs. İşçi, yoksul, ezilenler olarak hepimiz eşitlik taleplerimizi, alın teri hakkımızı o meydanlarda haykırmalıyız. Biz DEM Parti olarak işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, doğasına sahip çıkanları, halkları ve inançları 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz.”

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti’den Gülistan Doku çıkışı: Süleyman Soylu da sorgulanmalı!

    DEM Parti’den Gülistan Doku çıkışı: Süleyman Soylu da sorgulanmalı!

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, yaptığı basın açıklamasında, Gülistan Doku soruşturmasının eski vali Tuncay Sonel ile sınırlı kalmaması gerektiğini ve Süleyman Soylu’nun da soruşturmaya dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı açıklamada Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, soruşturmanın yalnızca dönemin Tunceli Valisi ile sınırlandırılamayacağını vurguladı.

    Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Peki bu mesele sadece gerçekten Vali ile mi sınırlıdır? Vali ile sınırlı olduğunu düşünmüyoruz. Vali’nin çok yakın arkadaşı, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da sorgulanmalıdır, ifadesi alınmalıdır. Sorumluluğu vardır.”

    Koçyiğit’in açıklaması, Gülistan Doku dosyasının genişletilmesi ve dönemin yetkililerinin de sürece dahil edilmesi gerektiği yönündeki çağrıları güçlendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ayşegül Doğan: Sürecin dili yapıcı olmalı- VİDEO

    Ayşegül Doğan: Sürecin dili yapıcı olmalı- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündeme dair yaptığı açıklamada, “Barış ve demokratik toplum sürecinin dili yapıcı olmalıdır. Parmak sallayan, süreci yokuşa süren, oyalayan, sürüncemede bırakan bir dil hiçbirimize kazandırmaz” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere dair partisinin genel merkez binasında düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu.

    OKULLARDAKİ ŞİDDET VE TOPLUMSAL İKLİM

    Okullara yönelik saldırılarda yaşamını yitirenlere başsağlığı dileyen Ayşegül Doğan, yıllardır bu konuda uyarılarda bulunduklarını ve yapısal bir şiddetin tek bir nedenden kaynaklanmadığını ifade etti. Bu şiddetin her alana yayıldığını belirten Doğan, “Bugün yaşadıklarımızla birlikte görüyoruz ki yalnızca okullarda yaşanan şiddet değil, her alana yayılmış olan adeta bunu daha önce yeni doğan skandalı olarak ortaya çıkan bebek ölümlerinde de ifade etmiştik. Sapır sapır bir dökülme hali var Türkiye’de. Ahlaki olarak bunu değerlendirmek gerekiyor. Nasıl bu günlere varıldı. Nedenleri üzerinde bir geniş tartışmaya ihtiyaç var ve bu sonuçları ortadan kaldırmak, bundan sonra kısa, orta, uzun vadeli ne tür politikalar geliştirmek gerektiğini de konuşmak gerekiyor. Toplumsal kutuplaşma, şiddetin normalleştirilmesi, ne yazık ki kullanılan siyasal dil ve bunun topluma yansıması, anti demokratik uygulamaların artıyor olması, dolayısıyla hukukun üstünlüğünden yoksun kalmış bir toplumsal gerçekliğin ortaya çıkması, eğitim kurumlarını da sağlık kurumlarını da hayatın her alanını böyle etkiliyor. O sebeple bu yalnızca şundan kaynaklıdır deyip geçiştiremeyiz. Geniş bir toplumsal ve politik iklimin yansıması olarak değerlendirmek gerekiyor” dedi.

    SORUMLULUK ALMA ÇAĞRISI

    Özgür ve eşitlikçi bir eğitim anlayışının hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ayşegül Doğan, “Esaslı politik değişimlere ihtiyaç var. Yapısal sorunları ortadan kaldırmak için yapısal dokunuşların mutlaka ama mutlaka ortaya çıkması gerekir. Bunun için de öncelikle ne yapmalıyız? Siyasi sorumluluğu kabul etme erdemini göstermeliyiz. Bugün televizyonları izleyenler hakim bir şiddet dilinden başka ne görüyorlar? Ya da sosyal medya platformları. Ancak bunları da tek etken olarak gösteremeyiz. Çoklu etkeni olan ve pek çok parametre üzerinden değerlendirilmesi gereken bir durumla karşı karşıyayız. Biz de DEM Parti olarak bu konuya dair bir rapor hazırlığı içindeyiz. Aynı zamanda Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin bir karar çıktı. Bu kıymetli bir karar. Bu araştırma komisyonu umarız bundan sonra bu tür olayların yaşanmasının engelleyebilecek politikaların geliştirilmesinin önünü açabilecek kararlar alır. Şimdi buradan Milli Eğitim Bakanlığı’na da özel olarak seslenmek istiyorum. Protesto hakkı anayasal bir haktır ve böylesi bir zamanda insanlar protesto haklarını kullanmayacaklarsa ne zaman kullanabilecekler? Eğitim kurumları güvenli alanlar olmak zorunda ve buraların güvenli alanlara dönüştürülmesi için insanlar itirazlarını açık bir biçimde ifade etmek istiyorlar. Biz bu mücadelenin yanında duruyoruz ve bunu sonuna kadar destekliyoruz. Buna kurulan bariyerlerin, barikatların da kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz” diye belirtti.

    GÜLİSTAN DOKU DOSYASI

    Gülistan Doku ve Narin Güran davasında yaşanan gelişmelere işaret eden Ayşegül Doğan şunları söyledi: “Ucu kime ve nereye dokunursa dokunsun bu olaylar aydınlatılmalı ve karanlıkta bırakılmamalı artık. 6 yıl da geçse, 10 yıl da geçse, 16 yıl da geçse bu adaleti mücadelesi bugün Gülistan Doku isminde simge hale gelen adalet mücadelesi bizim mücadelemizdir ve biz bu mücadeleden vazgeçmeyeceğiz. Bu olayın mutlaka faillerinin gerekli bir şekilde ortaya çıkartılmasını sağlayacağız. Kim olursa olsun. Asıl sorgulamamız gereken, bakınız, 19 yıl geçti bu sözün üzerinden; Bir bebekten bir katili yaratan ve bu kadar çok katil yaratan sistem işte. Bu karanlık nasıl ortaya çıktı? Bunu 19 yıl önce Hrant Dink’i kaybettiğimizde sevgili Rakel Dink ifade etmişti. Yapısal olan bazı sorunlar için yapısal değişikliklere ihtiyaç var.”

    ESP’YE SALDIRI

    “Partimizin bileşenlerinden biri Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne dönük operasyonları her gün neredeyse bir yenisi ekleniyor. Somut herhangi bir delile dayanmayan gizli tanıklarla yürütülen bu soruşturma kapsamında hakkında yakalanma kararı olduğunu biliyordu ESP Eş Genel Başkan Yardımcısı Avukat Sezin Uçar. İnsan hakları savunucusu. Türkiye’ye dönüyor. Havalimanı da gözaltına alınıyor. Peki tutuklanma gerekçesinin ne olduğunu biliyor musunuz? Kaçma şüphesi. Hakkındaki soruşturmayı bile bile dönen, kaçma şüphesi olmayan bir avukat bir siyasi partinin Eş Genel Başkan Yardımcısı kaçma şüphesi ile tutuklanıyor. Şimdi hukuku adeta siyasetin bir aracına dönüştürdünüz dediğimizde buna sinirlenenlere özellikle sesleniyoruz buradan. Artık bundan vazgeçin.”

    PM VE MYK TOPLANTILARI

    “Geçtiğimiz hafta 5 gün boyunca kapsamlı bir dizi toplantı yaptık. Türkiye’nin gündemindeki önemli başlıkları tartıştık ve bu toplantılar bir rutinin parçası gibi görünse de rutin bir değerlendirme süreci değildi. Türkiye’nin içinden geçtiği süreç, bölgenin içinden geçtiği dönemin ağırlığı, bu tartışmaları daha derin, daha kapsamlı ve daha bütünlüklü bir şekilde ele almamızı zorunlu kıldı. Bir yandan Ortadoğu’da savaş, öte yandan Türkiye’de Barış ve Demokratik Toplum Süreci, tabii toplamında baktığımızda bölgesel olarak siyasal gerilimler, demokratik alanın giderek daralıyor olması, ekonomik kriz ve adaletsizlik. Bunların hiçbiri biraz önce de ifade ettiğim gibi birbirinden kopuk başlıklar değil ve bizim de tüm bu toplantı serimizde en çok konuştuğumuz başlıklar arasındaydı.”

    BARIŞ ERTELENEMEZ

    “Yaşananlar yalnızca bölgesel bir çatışma olarak değerlendirilemez. ABD ve İsrail’in yürüttüğü saldırgan politikalar bugün İran’a kadar genişleyen bir güç ve paylaşım savaşının sonuçları doğrudan halkların yaşamını belirleyen bir tablo yaratıyor. Üstelik pek çok farklı kimliği de etkileyen bir tablodan bahsediyoruz. Biz diyoruz ki DEM Parti olarak savaş bu coğrafya için kaçınılmaz bir kader değildir. Aksine kaçınılmaz olan savaş siyaseti değil barış siyaseti. Demokratik mekanizmaların işlemediği, özgürlüklerin kısıtlandığı hiçbir yerde, hiçbir siyasal düzende, hiçbir ülkede refah ya da istikrar olamaz. Şimdi tam da bu nedenle Türkiye’de barış meselesinin de artık ertelenemez bir noktaya geldiğini düşünüyoruz. Kürt meselesinin çözümsüzlüğü bu ülkenin iliklerine kadar işlemiş vaziyette. Bu da çeşitli veçheleriyle karşımıza çıkıyor. Çözümsüzlük demokrasiyi kilitliyor. Yaşanan felaketler de tesadüf değil dolayısıyla yanlış politik tercihlerin sonuçlarını yaşıyoruz. Bu yanlış politik tercihler ortadan kalktığında bu sonuçlar da büyük oranda değişmeye başlayacaktır. O yüzden biz diyoruz ki, demokrasi olmadan adalet, adalet olmadan refah olmaz. Barış olmadan hiçbir şey kalıcı hale gelmez.”

    SÜREÇTE HUKUKİ VE SİYASAL İLERLEME

    “Parti Meclisimiz sonuç bildirgesinde en başta Meclis olmak üzere iktidarından muhalefetine tüm siyasal ve toplumsal dinamiklere hem ortak mücadele çağrısı yapıyor hem de yakın dönemde yapılması gerekenlerle ilgili hatırlatmalarda bulunuyor. Bakınız bugün Meclis’in önünde açık bir sorumluluk var. Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu tarafından hazırlanan raporun üzerinden epey zaman geçti. Ne zaman uygulanacak tartışmaları sürdü. Araya Ramazan ayı girdi. Ramazan ayından sonra Ramazan Bayramı işaret edildi. Ramazan Bayramı geçti, hala gündeme alınmadı. Şimdi bu hazırlanan raporun artık altını doldurmak gerekiyor. Türkiye’nin çıkarı sürecin hukuki ve siyasal bir zeminde ilerlemesinde yatıyor. Barış için, özgürlük için, eşitlik için, demokrasi için yasal çalışmaların yürütülmesinde yatıyor.”

    YASAL ÇERÇEVE TAKVİMİ HALA YOK

    “Raporda da belirtildiği gibi doğrudan alıntılıyorum. Komisyonun bir diğer önemli görevi örgütün silah bırakma süreci ile birlikte ortaya çıkacak durumu yönetecek yasal çerçeveyi belirlemektir. Hala bu yasal çerçeveyle ilgili herhangi bir adım atılmadı. Hala bu yasal çerçeveye ilişkin komisyon tarafından ortak uzlaşıyla belirlenmiş konulara dair bir takvimlendirme dahi yapılmadı. Yine rapordan alıntıyla örgütün tüm unsurlarıyla feshiyle silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda genel anlayış birliği vardır. Şimdi bunları neden hatırlatıyoruz? Eğer siyasi partiler arasında grubu bulunan bir genel anlayış birliği varsa, ki var. Rapor bunu tespit ediyor. Ne yapılacağını söylüyor. Buna rağmen sanki bunlar hiçbir şekilde raporda tespit edilmemiş ya da genel bir anlayış birliğine varılmamış gibi yürütülen tartışmalar bu süreçle ilgili kaygıları arttırıyor, güvensizliği derinleştiriyor. O yüzden partimiz bu tarihsel eşikte pozisyonunu, tavrını yeniden hatırlatma ihtiyacı hissediyor. Belli ki tekrarda yine fayda var.”

    MEDYA MANİPÜLASYONLARINA TEPKİ: MÜSAADE ETMEYİZ!

    “Biz barış, demokrasi, emek, özgürlük, eşitlik ve bir arada yaşam için mücadeleyi büyüterek sürdürme kararlılığındayız. DEM Parti’nin varlık amacı demokratik siyaset alanının genişlemesidir. Üstelik temsil ettiğimiz gelenek kurulduğu günden bu yana Kürt sorununun silah ve şiddetten arındırılarak diyalog ve müzakere ile çözülmesi gerektiğini savundu. Öyle DEM Parti köşe yazılarıyla, aba altından gösterilen sopalarla ayar verilecek ya da yön gösterilecek bir parti değildir. DEM Parti bütün siyasi partilerle göz hizasında bir ilişki kuruyor. Farklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak kabul ediyor. Farklı fikirlerin ifade ve örgütlenme özgürlüğü için mücadele ediyor. Siyasal uzlaşıyı önemsiyor. Ve bu farklılıkların Türkiye’nin temel meselelerine ilişkin uzlaşmalarının çok değerli olduğunu düşünüyor. Barış ve demokrasi için kurduğu temaslarda karşılıklı saygıyı esas alıyor. Kimseye tepeden bakmıyoruz. Kimseyi yaftalamıyoruz. Kimseyle de dikey ilişki kurmuyoruz. Bunun bize yapılmasına da müsaade etmeyiz.”

    İLKELİ SOMUT ADIMA İHTİYAÇ VAR

    “Bakınız yürütmenin başı Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün yaptığı konuşmada süreci stratejik olarak değerlendirdi. Biz de bu sürece böyle bir perspektiften baktığımızı en başından beri ifade ediyoruz. Barış ve demokratik toplum sürecinin dili yapıcı olmalıdır. Parmak sallayan, süreci yokuşa süren, oyalayan, sürüncemede bırakan bir dil hiçbirimize kazandırmaz. Kimsenin de böyle bir dile ihtiyacı yok. Türkiye’nin de böyle bir dile ihtiyacı yok. Bunun yerine kapsayıcı bir yaklaşım benimsenmeli ve herkes, hepimiz üslubumuza özen göstermeliyiz. Yeni bir dönem, stratejik bir dönem ve bu dönem yeni bir dille karşılanmalı. Eskiyi referans vererek değil, eskiyi hatırlatarak değil, o günlerden dersler çıkararak pozitif bir dile ihtiyacımız var. Silahların kalıcı olarak sustuğu, sözün ve demokratik siyaset alanının genişlediği bir dönemi gerçekten hep birlikte kurmak istiyorsak inisiyatife, cesarete, ciddiyete ve ilkeli somut adıma ihtiyacımız var. Artık temenni icraata, raporları yasaya, yasaları hep birlikte hayata geçirelim.”

    ODAK NETTİR

    “Bu arada sürecin ilerlemesini talep etmek, odak barış ve demokratik toplum sürecinin ilerlemesidir. Adım atılmasını talep etmek bu sürecin ilerlemesi yönünde güçlü ve kararlı bir irade beyanıdır. Odak nettir. Tıpkı 27 Şubat çağrısında Sayın Öcalan’ın da ifade ettiği gibi silahların bırakılması, yasaların hazırlanması demokratikleşme adımlarının atılmasıdır. Ve son bir söz olarak; DEM Parti farklı görüşleri, farklı kimlikleri, farklı dilleri ve farklı inançları içeren bir siyasi parti. Ancak barış ve demokrasi mücadelesinde partimiz en küçük biriminden merkezine kadar bir bütündür. Barış ve demokratik toplum sürecinde partimiz içinde iyiler, kötüler, şahinler, güvercinler, sağduyulular ya da sağduyulu olmayanlar, kararsızlar veya müteredditler yoktur. Biz hiç kimseyi böyle kategorize etmiyoruz. Hiç kimsenin de bizi bu şekilde kategorize etmesini doğru bulmuyoruz.”

    KONGRE GÜNDEMİMİZDE DEĞİL

    “Bir konuya ilişkin de açıklık getireyim. Kongre gündemi ile ilgili de parti meclisimizin sonuç bildirgesinde de genişçe görebilirsiniz bunu. Kongre gündemine ilişkin ve yeniden yapılanmaya ilişkin herhangi bir tartışma şu anda DEM Parti’nin gündeminde değil ama önümüzdeki günlerde daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu süreç içerisinde biz de yeniden yapılanacağız ve bununla ilgili bir takvim oluştuğunda sizlerle en kısa sürede paylaşacağız.”

    HABER MERKEZİ

  • DEM Parti: Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes hesap vermelidir!

    DEM Parti: Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes hesap vermelidir!

    PİRHA-Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Merkez Yürütme Kurulu, Urfa’nın Siverek ve Maraş Onikişubat ilçelerinde okullara yönelik yapılan silahlı saldırılara ilişkin açıklama yaptı.

    “SİYASİ VE İDARİ SORUMLULUĞU BULUNAN HERKES HESAP VERMELİDİR”

    DEM Parti MYK tarafından yapılan açıklama şöyle:

    “Dün Urfa’nın Siverek ilçesinde yaşanan silahlı saldırıda 10’u öğrenci 16 kişi yaralanmış, saldırıyı gerçekleştiren öğrenci ise yaşamına son vermişti. Bugün ise Maraş’ta Ayser Çalık Ortaokulu’nda, babası emniyet mensubu olan bir sekizinci sınıf öğrencisinin gerçekleştirdiği silahlı saldırıda, 8 öğrenci ve 1 öğretmen olmak üzere 9 kişi yaşamını yitirmiş; 6’sı ağır olmak üzere 13 kişi yaralanmıştır. Öncelikle DEM Parti olarak, yaşamını yitirenlerin yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyor; yaralılara acil şifalar diliyoruz.

    İki gündür okullarımızda yaşanan bu saldırılar ciddi bir uyarıdır. Ortaya çıkan bu tablonun bir siyasi sorumluluğu vardır ve bu sorumluluk görmezden gelinemez. Şiddet yalnızca bireysel bir sorun değildir. Şiddet diliyle kuşatılmış bir toplumsal iklim, derinleşen yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik ve neo-liberal kapitalist politikalarla birleşerek toplumsal çürümenin zeminini oluşturmaktadır. Kadın cinayetlerinden iş cinayetlerine, uyuşturucu kullanımının ortaokullara kadar düşmesine, akran zorbalığının yaygınlaşmasına ve şimdi de eğitim kurumlarında yaşanan silahlı saldırılara kadar uzanan bu tablo ağır bir toplumsal krizle karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermektedir. Çocukları koruyamayan ve şiddeti önleyemeyen bir eğitim anlayışı sürdürülemez, asla kabul edilemez.

    Bu nedenle, TBMM’de derhal kapsamlı bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Olayın tüm boyutlarını ortaya çıkaracak bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütülmelidir. Siyasi ve idari sorumluluğu bulunan herkes hesap vermelidir. Çocuklar arasında şiddeti yaygınlaştıran etkenler konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti ve TJA’dan Doku ailesine dayanışma ziyareti- VİDEO

    DEM Parti ve TJA’dan Doku ailesine dayanışma ziyareti- VİDEO

    PİRHA- Aralarında Ayla Akat Ata’nın da olduğu TJA ve DEM Partili kadınlar, Tunceli Adliyesi’nde bekleyen Doku ailesine dayanışma ziyaretinde bulundu.

    Dersim’de 5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi 2’nci Sınıf Öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında 13 Nisan’da 13 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların ifade işlemleri sürerken, Tunceli Adliyesi önünde bekleyen Doku ailesine dayanışma ziyaretleri de sürüyor. Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinen Azad-TJA) aktivistleri Ayla Akat Ata, Hülya Alökmen, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eşbaşkanı Birsen Orhan, aileyi ziyaret etti. 

    Dosya avukatı Ali Çimen ve aileden son gelişmelere dair bilgi alan kadınlar, dayanışma dileğinde bulundu. Doku ailesi, Meclis’te Gülistan Doku için komisyon kurulmasını isterken, kadınlar DEM Parti tarafından bu yönlü sunulan önergenin AKP-MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlattı.

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • Kordu: 6 yıl sonra yapılan gözaltılar adalet mücadelesinin sonucu!- VİDEO

    Kordu: 6 yıl sonra yapılan gözaltılar adalet mücadelesinin sonucu!- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 6 yıl sonra yapılan gözaltıların adalet talebinin sonucu olduğunu vurgulayarak, “Gülistan Doku için adalet istemekten, erkek yargıyı eleştirmekten vazgeçmeyeceğiz. Kimler bu dosyayı 6 yıl boyunca kararttıysa, onlardan hesap sorulmasını istiyoruz. Bu işin peşini bırakmayacağız” dedi.

    Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun kayboluşunun üzerinden tam altı yıl geçti. 5 Ocak 2020 tarihinde son kez görülen Doku’nun akıbeti hâlâ belirsizliğini koruyor. Ailesi, kadın örgütleri ve kamuoyu, kaybolduğu günden bu yana her yıl sokaklarda, meydanlarda ve sosyal medyada “Gülistan Doku nerede?” sorusunu sormayı sürdürüyor. 

    “BU CİNAYET ÖRGÜTLÜ BİR KÖTÜLÜĞÜN SONUCUNDA YAŞANDI”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 6 yıldır kadın örgütleri, meslek odaları ve duyarlı yurttaşların sokaklarda, Meclis’te ve her alanda “Gülistan Doku nerede?” sorusunu sormaktan vazgeçmediğini belirtti. Bu sürecin sıradan bir kayıp vakası olmadığını ifade eden Kordu, şunları söyledi:

    “Bu çok organizeli bir kötülük. Dersim gibi güvenlik önlemlerinin en üst seviyede olduğu bir kentte bir üniversite öğrencisi kayboluyor ve ilk günden itibaren intihar algısı yaratılıyor. Aylarca suda arandı ama ısrarla suda olmadığı yönünde uyarılar yapıldı. Delillerin yok edildiğini, yok edilmek istendiğini defalarca söyledik. Buna rağmen soruşturma bir milim ilerlemedi” dedi.

    “ERKEK EGEMEN SİSTEM SUÇLU ERKEĞİ KORUYOR”

    Kordu, soruşturmanın 6 yıl boyunca sonuçsuz kalmasının erkek egemen yargı sisteminin bir yansıması olduğunu savunarak, dönemin valisi, emniyet müdürü, savcıları ve üniversite yönetimini işaret etti.

    “Bu dosyayı yürütenler neden gerçek bir soruşturma yapmadı?” diye soran Kordu, “Erkek yargı erkekleri koruyor. Kamu gücünü elinde bulunduranlar bu sürecin sorumlusu. Dönemin kamu görevlileri ve üniversite yönetimi sorgulanacak mı? Gerçekten hesap verecekler mi?” diyerek hesap sorulmasının önemine dikkat çekti.

    6 yıl sonra yapılan gözaltıların adalet talebinin sonucu olduğunu vurgulayan Ayten Kordu, asıl sorumluların hâlâ ortaya çıkarılmadığını ve dosyanın karartılmasına göz yumanların hesap vermesi gerektiğini belirtti. Kordu sözlerini şöyle tamamladı:

    “Gülistan Doku için adalet istemekten, erkek yargıyı eleştirmekten vazgeçmeyeceğiz. Kimler bu dosyayı 6 yıl boyunca kararttıysa, onlardan hesap sorulmasını istiyoruz. Bu işin peşini bırakmayacağız.”

    PİRHA/DERSİM

  • Tülay Hatimoğulları: Temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Temel odağımız Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’dır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında yaptığı konuşmasında “Bizler, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın sonuna  kadar arkasındayız. Temel odağımız budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız” dedi.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Bakanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasına Enfal Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak başlayan Tülay Hatimoğulları, “Kürt halkını tarih sahnesinden silmeyi hedefleyen sistematik bir katliam. On binlerce insan kimyasal silahlarla, toplu infazlarla diri diri toprağa gömülerek katledildi. Köyler adeta mezarlığa dönüştürüldü. Dünya unutsa da biz bu acıyı unutmadık, unutturmayacağız. Öfkemiz de yasımız da adalet talebimiz de hala dipdiri. Türkiye, Kürt halkının acısını paylaştığını Enfal’i resmen tanıyarak gösterebilir” dedi.

     GÜLİSTAN DOKU DOSYASI 

    Gülistan Doku dosyasıyla ilgili yaşanan yeni gelişmeye değinen Tülay Hatimoğulları, gözaltına alınanlar arasında dönemin Dersim Valisi’nin oğlunun da bulunduğunu hatırlattı. Yıllardır sonuçlandırılamayan dosyada adaletin sağlanması gerektiğinin altını çizen Tülay Hatimoğulları, “Yıllardır beklenen adaletin yerini bulması için hakikaten önemli bir adım atıldı. Gerçekler yıllardır karanlıkta tutuluyor. Bu karanlığı kim büyüttü? Bu karanlığı kim korudu bugüne kadar? Bunların hepsinin hesap vermesi lazım. Bunlar bu karanlık dosyada adı geçen herkes ama herkes gerçekten ucu nereye dokunursa dokunsun ciddi bir biçimde soruşturulmalı ve bu konu karanlıkta kalmamalıdır. Herkes hukuk önünde hesap vermelidir” diye belirtti.

    ROJİN KABAİŞ DOSYASI

    Tülay Hatimoğulları, konuşmasına şöyle devam etti: “Aynı soruşturmanın Rojin Kabaiş için yapılması da son derece önemli. Rojin’e ne oldu? Kimler ve neden korunuyor? Rojin’in akıbetinin açığa çıkmaması için kim ve neden korunuyor? Neler saklanıyor? Bütün bunların açığa çıkması lazım. Rojin’in babası ve ailesi başta olmak üzere yine Türkiye’de kadın hareketi ve biz DEM Parti olarak bu işin sonuna kadar takipçisi olacağız. Rojin için adalet tecelli edene dek mücadelemiz devam edecek. Mücadele etmeye hep beraber devam edeceğiz.

     ABD-İSRAİL VE İRAN SAVAŞI 

    İran’ın kentlerine ve Ortadoğu’nun merkezine uçaklardan, dronlardan balistik füzelerden ölüm aktı. Sonuç binlerce sivil ölümü, yıkım, yoksulluk, acı, kan ve barut kokusu altında iki haftalık ateşkesi memnuniyetle karşıladık. Ancak hafta sonu görüşmelerin sürdüğü İslamabad’dan pek olumlu haberler çıkmadı. Ancak bu görüşmenin olumsuz sonuçlanmasına rağmen ateşkesin devam etmesi son derece önemlidir. Geçici ateşkes kalıcılaşmalı; kalıcı ateşkes adil bir barışa dönüşmelidir. ‘Savaşa hayır’ demeliyiz hep beraber.

    Arap Birliği savaş mahalli İran Şii topraklarıdır. Belki bu savaşta zayıflatıldılar. ‘Şii hilaline karşı Sünni hilali büyütürüz’ diye düşünüp savaşı izlememeliler. Zira ölenler sizin bölgenizin insanıdır. Bombalanan sizin bölgenizdir. Çalınan sizin geleceğinizdir. Kimi füzeler sizin topraklarınıza düşmüştür. Savaşa sizi de katmak istiyorlar. Bölgede kalıcı bir savaş olsun, bölge insanı birbirini vursun, katletsin, öldürsün ve kendileri bütün bu manzarayı izleyerek hesaplarını takır takır hayata geçirmek istiyorlar. Emperyalizmin yüzyıllardır izlediği siyasetin yeni bir kanlı sahnesine tanıklık ediyoruz. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez ülkeleri ve Arap Birliği’nin tamamı, bu ateşkesin sürmesi ve bölgede kalıcı bir barışın inşa edilmesi için samimi bir rol üstlenmelidir.

    “HALKLAR BİR ARADA DURDU”

    İran rejimine gelince dış müdahaleye zemin hazırlayan iç baskıyı artırma hatasında ısrar etmek onlara zarar verir. Ateşkes başladığı anda kitlesel gözaltılar, Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere muhaliflere yönelik idam kararları devreye girdi. İran halkları emperyalizme karşı bir arada durdu, savaşa karşı birlikte ‘hayır’ dedi. Özellikle böylesi bir zamanda kendi halkına zulmeden yönetimler meşruiyetini kaybeder. Derin bir devlet tarihine sahip olan İran bunun ne anlama geldiğini çok iyi bilir, çok iyi de bilmelidir. Dönem 1979 dönemi değil, 2026 yılındayız. Bölgede çok şey değişti ve bu değişim İran’ı da etkileyecek niteliktedir. Kürtler, Farslar, Beluclar, Azeriler, Türkmenler, kadınlar, gençler ve siyasetçiler; özgürlük, demokrasi, eşit yurttaşlık hakkı talep ettikleri için katledilmemeli gözaltına alınmamalı, şiddet görmemelidir. Parti olarak ülkemizde olduğu gibi bölgede de halklar için barışı, eşit yurttaşlığı, demokrasi ve özgürlükleri haykırmaya devam edeceğiz.

    “DÜNYADA PETROL FİYATLARI DÜŞERKEN TÜRKİYE’DE ARTI” 

    İran savaşını herkes değerlendiriyor. Bizler de değerlendiriyoruz ve elbette çok önemli hususlar var. Türkiye’ye yansımalarını da gayet iyi görüyoruz. Yıllardır derinleşen açlık, yoksulluk, geçinememe ve barınamama sadece savaşla açıklanamaz. İktidar buna tevessül etmemeli. Savaşın etkilerini yadsımadan, savaşı bahane eden iktidara buradan soruyoruz; gerçekten yaşadığımız sorunların sebebi tek başına savaş mıdır? Bakın, 2021 ile 2026 yılları arasında dünyada ham petrol fiyatları düşerken Türkiye’de yüzde 640 oranında artmış. Aradaki farkı görebiliyorsunuz, değil mi? Ne kadar büyük bir fark var. Dolar o dönemde 7 lira iken şimdi 45 TL’ye dayanmış durumda. Savaşın olduğu ülkelerde bile gıda fiyatları düşerken, bir tarım ülkesi olan Türkiye’de gıda fiyatları her Allah’ın günü artıyor.

    “GÜBRE FİYATLARINI NEDEN YÖNETEMİYORSUNUZ?”

    Türkiye’de işsizliğin yüzde 30’a dayanmasına hangi silah neden oldu acaba? Hazine ve Maliye Bakanı, İran savaşı ile ilgili ortaya çıkan sonuçları yönetebilir buluyoruz diyor. Bunu kendisine soruyoruz: 2026 yılının ilk üç ayında asgari ücretteki toplam kayıp 7 bin 773 liraya ulaşırken bu sorunu niye yönetemediniz, Sayın Bakan?

    Yine soruyoruz; memleketiniz olan Batman’dan Mersin’e, Muğla’ya kadar seracılar, fideciler isyan ediyor. Geçen yıl 1 ton gübre 13 bin TL idi. Bu yılın başında 40 bin TL oldu. Madem savaşla ilgili sorunları yönetebiliyorsunuz, gübre fiyatlarını neden yönetemiyorsunuz?

    “ASGARİ ÜCRETİ YILDA DÖRT KEZ GÜNCELLENMELİDİR”

    Bakın, Birleşik Metal-İş’in verilerine göre 2026 Mart ayı itibarıyla Türkiye’de 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 32 bin TL, yoksulluk sınırı ise 106 bin TL’ye yükselmiş durumda. Toplam 3,6 milyon işçi yasal asgari ücretin bile altında çalışmakta. Kadın işçilerin yüzde 60,1’i; bunların bir kesimi asgari ücretli, bir kesimi de asgari ücretin altında çalışıyor. Gelin, asgari ücrete geçtiğimizdeki tabloya beraber bakalım. 2026 yılı için belirlenen asgari ücretin yüzde 47’si nisan ayına gelmeden eridi. Asgari Ücret İnisiyatifi geçtiğimiz günlerde taleplerini Meclis’e iletti. Bizler de buradan bu talepleri bir kez daha altını çizerek yineliyoruz; asgari ücret hesaplanırken yalnızca bireysel değil, hane düzeyinde insanca yaşam koşulları esas alınmalıdır. Asgari ücret yılda bir kez değil, dört kez güncellenmelidir

    “VAR GÜCÜMÜZLE ÇALIŞMA KARARLILIĞINI TEYİT ETTİK”

    Bugün dünya, Ortadoğu ve Türkiye’deki gelişmeleri değerlendirmek üzere bizler bir dizi toplantıyı hayata geçirdik. 5 gün süren toplantılarımızı tamamlamış olduk. Bir yandan ülkenin sorunlarına çözüm üretmek, öte yandan barış sürecini başarıya ulaştırmak için var gücümüzle çalışma kararlılığını bir test daha teyit ettik. İşsizlik, yoksulluk, aşırı pahalılık, ücretin aşırı düşük olması yurttaşın belini kırdı.

    “YURTTAŞ SEÇME SEÇİLME HAKKININ KORUNMASINI İSTİYOR”

    Yurttaş, seçmen olarak seçme ve seçilme hakkının korunmasını istiyor. Kayyımların bir an önce lağvedilmesini, seçilmiş belediye başkanları ve belediye eş başkanlarının görevlerine iade edilmesini istiyor. Yine yurttaş, muhalefete dönük baskıların bitirilmesini istiyor.  Bakın, biz DEM Parti olarak yaptığımız yüzlerce buluşmada ve ziyaretlerde, inanın karşımıza çıkan en temel sorunlardan biri budur. Bizim sahadaki deneyimimiz, gözlemimiz ve tespitimiz nettir; bunu buradan ifade ediyorum.

    İktidara önerimdir; bu konularda gerçekten sahici araştırmalar yapsınlar, anketler yapsınlar, farklı araştırmalar yapsınlar.

    “TEMEL ODAĞIMIZ BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİ”

    Bizler, “demokrasi herkes için” diyerek yola koyulduk. Bizler, barış ve demokratik toplum çağrısının sonuna kadar arkasındayız. Temel odağımız budur. Kim ne derse desin, biz bu odaktan ayrılmayacağız. Ve bizler, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Her yurttaşımızın demokratik bir cumhuriyette yaşama hakkı vardır. Ve bizler, bu topraklarda barışın tesis edilmesi için, demokrasinin tesis edilmesi için, demokratik cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmak için ne olursa olsun, ne ile karşılaşırsak karşılaşalım yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadelemize devam edeceğiz.

    “BU 1 MAYIS’TA BİR UMUT PENCERESİ AÇMAK İSTİYORUZ”

    Hepinizin malumu, önümüz 1 Mayıs. 1 Mayıs; işçi sömürüsü ve katliamlarına, doğa talanına, kadına yönelik şiddete, Kürt’e reva görülen haksızlıklara, Alevi’ye dayatılan kimliksizliğe, doğayı savunan doğa savunucularına yönelik zulme, LGBTİ+’ların yok sayılmasına karşı hepimizin bir arada durduğu dayanışma ve mücadele günüdür.

    Bizler bu 1 Mayıs’ta bir umut penceresi açmak istiyoruz.

    “BU ÇAĞRI HERKESEDİR”

    Bu çağrı İstanbul’adır. Bu çağrı Ankara’yadır. Bu çağrı İzmir’edir. Amed’dir, Van’dır, Batman’dır. 1 Mayıs, tüm gadre uğrayanların dayanışma ve mücadele günüdür. 8 Mart’ın direnci, Newroz’un ruhuyla 1 Mayıs’ta zafere bir adım daha yaklaşacağız. Bizler DEM Parti eşbaşkanları olarak, MYK üyelerimiz, vekillerimiz, il ve ilçe örgütlerimizle hep birlikte alanlarda, meydanlarda olacağız. Emek ve demokrasi güçleriyle dayanışmamızı daha da büyüteceğiz ve 1 Mayıs alanları DEM Parti’nin flamalarıyla renklenecek; her yerde büyük kortejlerle 1 Mayıs’a katılımı hep birlikte sağlayacağız. Bütün ezilenlerin kendi sözüyle, rengiyle, baretleriyle, önlükleriyle 1 Mayıs alanlarını hep birlikte renklendireceğiz.

    “TAKSİM YASAĞI MUTLAKA KALDIRILMALIDIR”

    İktidar Taksim sendromundan kurtulmalıdır. Bakın, dünya ülkelerinin birçoğunda büyük kentlerin kent merkezleri gösteri alanıdır, böyle kabul edilir. Herkes istediği basın açıklamasını yapar, mitingi yapar. Ama Taksim yasaklandı. Ve Taksim yasağının mutlaka ve mutlaka kaldırılması gerekmektedir. Taksim 1 Mayıs’a açılmalıdır.”…

    HABER MERKEZİ

  • Tülay Hatimoğulları: Barış konusunda en net parti biziz!-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Barış konusunda en net parti biziz!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti PM toplantısında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın “Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor” sözlerine cevap vererek, “Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi (PM) toplantısı DEM Parti Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında toplandı.

    PM toplantısının açılış konuşmasını yapan Tülay Hatimoğulları, güncel gelişmelere dair konuştu.

    Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Çoklu krizlere karşı çoklu mücadele hattı ve yol haritasını bu toplantıda şekillendirileceğiz. Gazze, Rusya-Ukrayna, Somali ve Suriye’de süren savaşların ardından çatışmaların İran’a kaymasının Ortadoğu’da yeni bir jeopolitik kırılmaya yol açtı. 28 Şubat’ta başlayan İran, İsrail, ABD savaşı şimdilik bir ateşkesle görüşmelerin başladığı bir evreye geçmiş durumda. Ateşkes ilan edildiği halde hâlâ Lübnan bombalanıyor. Bu görüşmeler bombaların gölgesinde gerçekleşecek. Bizler de bir kez daha diyoruz ki ilan edilen ateşkes geçici değil, kalıcı olmalıdır. Yani savaş değil, kalıcı bir barışın tesis edilmesi için somut adımlar atılmalıdır. Ortadoğu’nun ihtiyacı taktiksel bir barış değil, stratejik bir barıştır. Stratejik barışın boyutu aynı zamanda iç barışın sağlanmasıyla daha da güçlenecektir.

    İRAN İÇ SİYASETE DE BARIŞ İLAN ETMELİDİR!

    Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır. İran yönetimi kendi halkıyla barışmak zorundadır. Ateşkesi fırsat bilerek yüzlerce kişiyi gözaltına alan rejim, tarihteki hataları yapmaktan vazgeçmelidir. Demokratik zeminde hakları için, özgürlükleri için, adalet için mücadele edenlerin avına çıkmamalı rejim. İdam kararlarını uygulamamalı ve bundan vazgeçmelidir. İran iç siyasete de barış ilan etmelidir. Emperyalizmin saldırılarına karşı kenetlenen İran halklarının değerini bilmeli ve taleplerine kulak vermelidir. Savaştan çıkarılacak en önemli ders, toplumsal barışı tesis edecek demokratik bir İran’ın kurulmasıdır.

    EKOLOJİK YIKIMA KARŞI DİRENİŞÇİLERİN YANINDAYIZ

    Şu bir gerçek ki Türkiye’de bu savaşın yansımalarından kaynaklı, ülkedeki zaten uzun yıllardır mevcut olan ekonomik kriz, derinleşen açlık ve yoksulluk daha da derinleşmiş durumda. Ve bugün Türkiye’de 3E krizi vardır: ekonomik, ekolojik ve enerji krizi. Sermaye uğruna doğanın talanı en acımasız şekilde hayata geçirilmiş durumdadır. Varto’da, Çorum’da, Karlıova’da, Karadeniz’de Türkiye coğrafi haritasının hangi köşesine elinizi uzatsanız orada çok büyük bir ekolojik yıkımla karşılaşırsınız. Ama bir o kadar da direnişle karşılaşıyoruz. Bizler DEM Parti olarak yerellerdeki bu güçlü direnişleri ve direnişçileri bir kez daha selamlıyoruz.

    İkizköylülerin sembol isimlerinden Esra Işık tutuklandı. Doğayı, kendisini, yaşamını ve bütün canlıların yaşamını korumak için mücadele eden Esra Işık’ın derhal serbest bırakılması gerekmektedir.

    BİR KRİZ, ENERJİ KRİZİDİR

    Esnaftan sanayiciye kadar hayatın her alanının zorlaştığı, ticaretin ve üretimin neredeyse sekteye uğrayacağı bir genel enerji krizi var. Türkiye’de de bir o kadar ciddi enerji krizi var. Hem “petrol bulduk” dediler, hem “doğalgaz bulduk” dediler; bunun propagandasını yaptılar. Bakın şimdi, bu savaştan kaynaklı petrol fiyatlarının tavan yaptığı, uçtuğu bir evrede, hani bulduğunuz gaz, hani bulduğunuz petrol? Onlar neden devreye girmiyor? Neden bu konuda mesela İspanya’yı örnek almıyorsunuz? Bugün Türkiye’de benzin fiyatı 62-64 bandını aşmış durumda. Açlık, yoksulluk, geçinememe, barınamama ve pahalılık yurttaşı boğmuş durumdadır. Ekonomik kriz nedeniyle yurttaş artık nefes alamaz bir hale gelmiştir. Türkiye’de İran savaşını bahane ederek yaşanan ekonomik krize kılıf bulmaya çalışan bir iktidar gerçeği var. Grup toplantılarımızda daha önce ifade ettik; İran savaşı sulhla sonuçlansa bile Türkiye ekonomisine kalıcı olumsuzluklar söz konusu olur.

    Bu zararları azaltmak için iktidar, muhalefetin önerilerini görmeli, duymalıdır. Yakıttaki KDV ve ÖTV acilen ve tamamen kaldırılmalıdır. Temel gıdadaki bütün vergi yükü kaldırılmalı; sosyal denge kapsamında her haneye, asgari ücret sınırına kadar doğalgaz, elektrik ve su ücretsiz bir şekilde verilmelidir.

    Geçiş için bir çerçeve yasa ihtiyacından bahsediyoruz. Şu anda Türkiye’nin temel gündemlerinden biri bu. Bu yasaya ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Bu yasayı herhangi bir şarta bağlamaya kalkmak bir akıl tutulmasıdır. Demokratik siyaset yapma isteğinin tespiti barış hakkının teyidi olur mu? Bunu kamuoyunun bilgisi ve vicdanına sunuyoruz. Dün Cumhurbaşkanı Yardımcısı, bir konuşmasında bizi eleştirmiş. Demiş ki: Partinizin süreç konusunda net olması gerekiyor. Biz net olmalıymışız bu süreç konusunda. Demokrasinin gelişmesi, DEM Parti’nin kamu kurumları ve devlete ödev yükleme üslubundan vazgeçmesi gerekiyormuş. Bunu DEM Parti’ye söylüyor. Biz de buradan Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısına şunları ifade ediyoruz: Barış konusunda pırıl pırıl bir netliğe sahibiz biz. Bizden daha net bir parti yoktur barış konusunda. Bunun için çok ağır bedeller ödedik, ödemeye de devam ediyoruz. Kendimizi bu konuda anlatmayı da kendimize zul addederiz.

    Sürecin başarıya ulaşması için bizler gece gündüz çalışıyoruz. Daha fazla çalışmamız gerektiğinin altını da her fırsatta çiziyoruz. Yasa yapma yeterliliği sizde, iktidardadır. Zamana yayan sizsiniz. Bunu size hatırlatınca zorunuza gitmesin. Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu da yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da, bu ülkede bugün bir süreçten bahsediyor olmasak da, bu ülkenin bir demokrasi sorunu vardır. Cumhuriyet bu topraklarda demokratikleşmemiştir. DEM Parti olarak demokratik bir cumhuriyetin inşası için mücadele hattımızı bu temellerden kurduğumuzun altını defalarca çizdik, programımızda da net bir şekilde mevcuttur.

    Demokratik ülkelerde muhalefet, talepleri için siyaset üretir, mücadele eder ve ülkeyi yönetenler muhalefetin önerilerine kulak verir. Biz bunları ifade ettiğimizde, demokratikleşmeyle ilgili taleplerimizi sıraladığımızda karşılaştığımız bu yanıtlar gerçekten trajikomiktir. En meşru, en demokratik dayanağı arkamıza alarak; anayasa, AİHM kararı, seçme ve seçilme hakkı başta olmak üzere bizler bu dayanaklar üzerinden taleplerimizi her fırsatta ve her yerde ifade ettik ve ifade etmeye de devam edeceğiz. Bu sizin zorunuza gitmemeli. Sizin göreviniz bu talepleri yerine getirmektir.

    Sevgili arkadaşlar, dün Kadın Meclisimiz toplandı. Bizler kadın olarak dün şunları konuştuk: Bir yandan kendi özgün gündemlerimizi, bir yandan dünyada ve Ortadoğu’da devam eden savaşları, özel olarak İran’ı ve Rojava’yı değerlendirdik. Aynı şekilde Türkiye’de devam eden süreçte kadınların rolü ve misyonunun daha güçlü bir şekilde nasıl olabileceğini konuştuk. Yine kadın yoksulluğunu, görünmeyen emeği ve güvencesiz çalışma koşullarını değerlendirdik. Biz kadınlar için ve toplumun tamamı için çok yakıcı olan kadın cinayetlerini konuştuk, daha etkin bir mücadeleyi nasıl hayata geçirebileceğimizi değerlendirdik. Bakın, sadece Mart ayında 29 kadın erkekler tarafından katledilmiş, 22 kadın şüpheli ölüm şeklinde katledilmiş. Böyle bir katliamla karşı karşıyayız.

    Kadın cinayetlerini durdurmak için daha güçlü bir mücadele hattını örmeliyiz. Kadın örgütlülüğü ve dayanışmasını daha çok genişletmek ve derinleştirmek gibi bir görev ve sorumluluğumuz olduğunu değerlendirdik. Coğrafyamızda artan savaş ve şiddete karşı, Ortadoğu başta olmak üzere uluslararası kadın dayanışma ağlarını nasıl daha fazla geliştirebileceğimizi değerlendirdik. İran’da seslerinin duyulması engellenen kadınların sesi olacağımızı tespit ettik. İran’da tutuklu bulunan Kürt kadınları, özgürlük mücadelesi verirken tutuklanan bütün farklı halklardan ve inançlardan kadınlar için verilmiş olan idam kararları ve bütün yargı kararları geri çekilmelidir. Kadınlar serbest bırakılmalıdır. Bizler, “Jin, jiyan, azadî” felsefesinin başta Ortadoğu coğrafyası olmak üzere bütün dünyada varlığını genişletmesi ve kalıcılaştırılması için yol haritamızda daha güçlü mücadele olanaklarını değerlendirdik.

    Bakın şöyle düşünün; Pazartesi sabahı uyanmışız, kayyımlar el çektirilmiş, seçilmişler görevlerine iade edilmiş. Bu, Türkiye’ye büyük bir nefes aldırmaz mı? Alır. AYM ve AİHM kararlarına dayanarak sevgili Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve bütün Kobanê davası tutukluları, aynı şekilde sevgili Can Atalay ve bütün Gezi davası tutukluları serbest bırakılırsa 86 milyon böyle bir mutluluğu yaşamaz mı? Yaşar. Tutuksuz yargılama olsa, İmamoğlu görevi başına dönse, barış sürecine, demokrasiye ve geleceğe ne kadar büyük bir güven oluşturur, bunu hiç düşündünüz mü? Bizler bu adımların atılmasının toplumda yaratacağı huzur ve mutluluğun farkındayız. Bizler bu adımların atılmasının Barış ve Demokratik Toplum Sürecine sunacağı katkının ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Bütün damarları tıkanmış olan demokrasiye bir dirhem nefes aldırmak için somut adımlar atılmalı ve biz bunun mücadelesini de sonuna kadar yürüteceğiz. Bu farkındalıkla hareket ediyoruz. Mücadelemizi demokrasinin tıkanan damarlarını açmaya odaklamış durumdayız.

    Biz Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin bütün sorunlarını çözmeye adayız. Kendimize inanıyoruz ve ülkenin, toplumun deneyimlerine, birikimlerine de son derece inanıyoruz. Onun içindir ki partisi, kimliği, inancı ne olursa olsun ezilen kim varsa bizler onun yanında duruyoruz. Üniversite öğrencileri türban hakkını savunurken bizler onların yanındaydık. KHK’lilerin hakları için onların yanındaydık. ODTÜ’lüler, Boğaziçili gençler kendi hakları için mücadele ederken bizler onların yanındaydık. Bundan sonra da yanlarında olmaya devam edeceğiz.

    Uygur Türkü zulme uğradığında, Çin ile ticaret yapıyoruz, acaba sorun yaşar mıyız kaygısı gütmeden Uygur Türklerinin de haklarını savunduk, savunmaya devam edeceğiz. Bizler üçüncü yolun kurucuları olarak ezilenlerin ve sömürülenlerin partisiyiz. Ezilen herkesin tek umudu ve tek adresiyiz. Bu yüzden, süreç başladı, yargı adaletsizliğine, haksızlıklara sessiz kalalım gibi bir yaklaşım ya da yolsuzluklara, ahlaksızlıklara, anti-demokratik uygulamalara, ilkesizliklere izleyici kalalım gibi bir yaklaşımımız asla olmadı. Öyle bir yaklaşıma tenezzül etmedik.

    Kimin yaptığına bakmadan yanlışa yanlış, doğruya doğru dedik. Çünkü bizi bağlayan makamlar ve anlık gelişmeler değil, ilkelerdir. Bizi bağlayan, bu ülkenin kalıcı bir demokrasiye kavuşması, demokratik bir cumhuriyetin inşası için atılacak adımlardır. Bu sebeple devletler ve iktidarlar bekle-gör politikasına tevessül edebilirler ama bizler DEM Parti olarak bekle-gör tutumuna kendimizi kaptırmıyoruz, kaptırmayacağız. Barış da demokrasi de bize altın tepsiyle sunulmayacak. Bunun en çok farkında olan bizleriz. Çünkü bizler mücadele partisiyiz. Ne kazandıysak emekle, dişimizle, tırnağımızla mücadele ede ede kazandık. Ve bizler bu sürecin yine mücadeleyle, örgütlenerek, kurucu olarak inşa ederek başaracağımızın da farkındayız. Biz barışı nasıl sağlayabiliriz biliyor musunuz? İktidarı barışa ikna edecek, zorlayacak ve barışı geniş bir şekilde toplumsallaştırmayı başardığımızda, örgütlediğimizde, barışın kurucu öğeleri ve unsurlarını arttırdığımızda, iktidar ve iktidarlar o zaman barışı tesis etmek durumunda kalırlar.

    İşte barışı milyonlara mal etmenin, tek ses olmanın, milyonlarla yüreğimizin barış, adalet ve özgürlük için atmasına imkân sağlayan bir gün var önümüzde: 1 Mayıs. 1 Mayıs, ezilenlerin ortak direniş günüdür. Hazırlıklarımız başladı ve tarihsel olan bu günün anlam ve önemine uygun bir biçimde her yerde katılım sağlayacağız. Her bir arkadaşımız, PM toplantımızın hemen akabinde 1 Mayıs alanlarını en güçlü şekilde doldurmak, en güçlü şekilde mesajlarımızı kitlelere ulaştırmak için hep birlikte çalışmalara koyuluyoruz. 1 Mayıs, işçinin ve emekçinin olduğu kadar kadınların ve LGBTİ+’ların da günüdür. Emekçinin, çiftçinin olduğu kadar Kürt’ündür, Alevi’nindir, gençlerindir. 2026 yılı 1 Mayısı’na her zamankinden daha büyük bir inanç ve güçle sarılacağız. 8 Mart ve Newroz ruhuyla 1 Mayıs alanlarını dolduracağız. ‘Ekmek, barış ve adalet’ şiarıyla Türkiye’nin dört bir yanında meydanlarda olacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti ve CHP’lilerden ortak açıklama: Varto halkı JES istemiyor!-VİDEO

    DEM Parti ve CHP’lilerden ortak açıklama: Varto halkı JES istemiyor!-VİDEO

    PİRHA- Varto’da yapılmak istenen JES’e tepki gösteren DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri, 24 Nisan’da Varto’da yapılacak “JES’e Hayır” mitingine katılım çağrısında bulundu.

    Varto dernekleri, Varto’da yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali projesinin durdurulması için Meclis’te bir dizi temasta bulundu.

    Görüşmeler sonrasında DEM Parti ve CHP’li milletvekilleri, Meclis’te basın toplantısı düzenledi. DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, yaptığı konuşmada, Varto’da enerji baronlarına karşı halkın direnişinin yanında durduklarını belirtti.,

    Sümeyye Boz, Varto halkının JES istemediğini belirterek, “ÇED gerekli değildir raporunun verilmesi kabul edilemez. Varto’nun yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Bu sadece bir enerji santrali değildir. Orada yaşayan halk yerinden edilmek isteniyor. Biz projeye rıza göstermiyoruz” dedi.

    CHP Milletvekili Doğan Demir de, projeye asla müsade etmeyeceklerini söyledi. DEM Parti Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise, iktidarın projeden vazgeçmesini istedi.

    Milletvekilleri 24 Nisan’da Varto’da yapılacak “JES’e Hayır” mitingine katılım çağrısında bulundu.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti, Alevi kurum temsilcileriyle görüştü

    DEM Parti, Alevi kurum temsilcileriyle görüştü

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Alevi örgütleri temsilcileri ile bir araya geldi.

    Alevi kurum temsilcileri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ile bir araya geldi.

    DEM Parti genel merkezinde yapılan görüşmede Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) Genel Başkanı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Saymanı Nurullah Esat Ünsal ve beraberindeki heyet yer aldı.

    Yapılan görüşmede, ortak mücadele ve dayanışma vurugusu yapılırken, Hüseyin Mat Bakırhan’ı Almanya’da yapacakları “Be Ona-Birlik Festivali”ne davet etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Varto’da 24 Nisan’da yapılacak ‘JES’e Hayır’ mitingi için esnaf ziyaret edildi-VİDEO

    Varto’da 24 Nisan’da yapılacak ‘JES’e Hayır’ mitingi için esnaf ziyaret edildi-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Varto Belediye Eşbaşkanları Gıyasettin Aydemir ve Gülbahar Kaya’nın katılımıyla 24 Nisan’da yapılacak ‘JES’e Hayır’ mitingine katılım için esnaf ziyaretinde bulundu. Sümeyye Boz, “Varto satılık değildir. Tüm doğa savunucularını Varto’ya ses vermesini bekliyoruz” dedi.

    Muş’un Varto (Gimgim) ilçesine bağlı16 köyü etkileyecek Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı 24 Nisan’da ‘JES’e Hayır’ mitingi yapılacak. Varto Ekoloji Platformu da, JES projesine karşı yapılacak miting için kent esnafını ziyaret etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Muş Milletvekili Sümeyye Boz, Varto Belediye Eşbaşkanları Gıyasettin Aydemir ve Gülbahar Kaya, DEM Parti İl Eş Başkanı Çiçek Tutuş’un yanı sıra demokratik kitle örgütü ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinde destek verdiği ziyarette konuşan Sümeyye Boz, JES’in tehlikelerine dikkat çekti.

    Sosyal medya üzerinden akşam yapılacak Hastang (#) çalışmasına katılım çağrısında bulunan Sümeyye Boz, “Varto satılık değildir. Tüm doğa savunucularını Varto’ya ses vermesini bekliyoruz” dedi.

    Ziyarette JES projesine dair hazırlanan bilgilendirme broşürleri dağıtıldı.

    PİRHA/VARTO

  • Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    Bakırhan: Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye’nin 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşandığını vurgulayarak, “Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur” dedi. 

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin konuştu.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 8 Nisan Romanlar Günü’nü kutlayarak başladığı konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “Önümüzdeki günlerde de Malaka Boğazı başta olmak üzere kimi boğazları, geçitleri tekrar konuşmak durumunda kalacağımız görülüyor. Kapitalizim insanlığa bela oldu. Savaş ve kriz üretmeye devam ediyor. Bu çerçevede İran savaşına baktığımızda Sayın Öcalan bir şeye dikkat çekmişti. Bir görüşmesinde üç önemli çizgiden bahsetmişti. Birinci çizgi İsrail çizgisidir. Bu savaşla hükmeden akıldır. İkinci çizgi İngiltere’nin başını çektiği çizgidir. Bu da dengeyle oyalayan statükocu bir akıldır. Üçüncü çizgi de demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. Yani uğruna bedeller ödediğimiz, mücadele ettiğimiz çizgidir. Bu demokratik bir toplum isteyen bir akıldır. Şimdi başta İran olmak üzere birçok yerde aslında bu üç çizgi karşı karşıyadır. Birbiriyle mücadele ediyor. Biz tüm Ortadoğu’da olduğu gibi İran’da da demokrasi ve ortak yaşamı savunuyoruz.

    BARIŞ, HUKUK, DEMOKRASİ DİYORUZ

    Biz İran’a ve Ortadoğu’ya sadece petrol, doğalgaz, petrol, dolar olarak bakmıyoruz. Burası medeniyetin mayalandığı, hakların ve inançların yüzyıllarca yan yana yaşadığı bir coğrafyadır. Kürtlerin de 2000 yıl üzerinde bir geçmiş tarihleri var bu coğrafyada. Bu gerçeği gözetmeyen her hegomanik ve bölgesel güç büyük bir yanılgı yaşar, kaybeder. Türkiye de artık eski kodlarla, eski korkularla değil, barış ve demokrasi eksenli akılcıl bir siyaset de bölgeye yaklaşmalıdır.

    Ankara’nın dış müdahaleye karşı tutumunu anlamlı buluyoruz. Ankara, Kürtlerin, kadınların, farklı hakların ve inançların tanınması için de Tarhan yönetimine bir çağrıda bulunabilir. Bu Türkiye’nin pozisyonunu güçlendirir. Böyle bir yaklaşım Kürtlerin de İran’daki ezilen halklar ve inançların da Ankara’yla olan bağını güçlendirir.

    Biz her konuşmamızda barış diyoruz, hukuk diyoruz, demokrasi diyoruz, özgürlükler diyoruz. Çünkü buna inanıyoruz, bunun kavgasını yürütüyoruz. Ama birileri çıkıp hala o bayat sonuç almayan şeyleri tekrar edip duruyor. İyi Kürt, kötü Kürt ayrımı yapmaya devam ediyor. Biz bu dili tanıyoruz. Bu dil doğru bir dil değil. Bu dil Kürtlere yönelik böl-yönet politikasıdır. Bu dil sorunları çözümsüz kılan bir dildir.

    ANKARA, DİYARBAKIR’IN HUKUKUNU TANIRSA GÜÇLENİR, BÜYÜR, DEMOKRATİKLEŞİR

    Kürt örgütleri ve liderlerini siz de dinlediniz. Hem Ortadoğu’daki savaşta hem İran’da süren savaşta en başından beri müdahaleden değil, müzakereden yana olduklarını açıkladılar. Onun için Kürtleri ayıran dil dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürt partilerinin ve önderlerinin hegemon ve emperyal güçlerden yana olmayan tutumlarına saygı göstersinler. Kürtleri bölerek ve parçalayarak, farklı göstererek kimse bir yere varamaz. Açık söylüyoruz. Kürtler yaşadıkları ülkelerin başkentleriyle sorunlarını çözmek istiyor. Yanlış mı yapıyoruz? Türkiye’de sorunumuz varsa Ankara’yla çözmek istiyoruz. Irak’taki Kürtler sorununu Irak devletiyle çözmek istiyor. Kiminle çözecekler? Suriye’de bir sorun varsa bir muhatabı Kürtler ise diğer muhatapları Suriye yönetimidir. İran’da da Kürtler sorunlarını İran devletiyle çözmek istiyorlar. Ama Kürtlerin bu başkentlerle çözmek istedikleri bu duruşuna saygı göstermeliler. Statükodan ve çözümsüzlükten vazgeçmeliler artık. Tahran, Mahabat’ın hakkını tanırsa İran güçlü olur. Şam, Kobanê’yi kabul ederse Suriye güçlenir. Bağdat, Hewlêr’in, Süleymaniye’nin hakkını korursa Irak güçlenir. Ankara, Diyarbakır’ın hukukunu tanırsa güçlenir, büyür, demokratikleşir. Böyle bir perspektifle hem bölge ülkeleri hem de Kürtler kazanır. İşte kazan kazan politikası budur.

    GÜN BARIŞI BÜYÜTME ZAMANIDIR

    Türkiye 100 yıllık tarihinin en stratejik ve en kıymetli sürecini yaşıyor. Bizim Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz süreç. Bu önemli bu önemli süreçte önce sonra ikilemi kurmak, süreci teyit mekanizmasına havale etmek çözümü geciktirme çabasıdır. Bu çaba sadece çözüm karşıtlarını cesaretlendirir ve süreci enfekte etme riski taşır. Barış eşzamanlı ve karşılıklı adım atma sürecidir. Barışın siyasal iklimini oluşturmak için de adımlar atılmalıdır. Bakın bizden önce Sayın Bahçeli aynen bu kürsüden şunları söyledi: ‘Artık adımlarla ilgili oyalanmaya ve oyalamaya gerek yok’ dedi. Evet biz de katılıyoruz. Artık atılacak adımlarla ilgili ne oyalanmaya, ne oyalamaya gerek var. Dün de Sayın Cumhurbaşkanı aynı şeyleri söyledi. Peki kime söylüyorlar bunu? Oyalanan kim, oyalayan kim? Adres kim, kim adım atacak? Dolayısıyla artık bu süreci yürütenler, karar vericiler, bir an önceliklerini çabuk tutarak bu meselenin çözümü konusunda atılması gereken adımları ivedi bir şekilde atmalıdırlar.

    Bunun için hiçbir yasal hazırlığa gerek kalmadan AİHM kararları, AYM kararları uygulanabilir. Hala halkın iradesine çökmüş, kayyımlar kaldırılabilir. Yerine halkın iradesi getirilebilir. Barış hukukun sözle değil, sözün hukukla bağladığı anda başlar. Adımlar birlikte atılırsa güven oluşur. Güven oluşursa yol açılır, demokrasi gelir. Hepimiz nefes alırız. O yüzden gece gündüz yollardayız. Barış için ter döküyoruz, mücadele ediyoruz. Çünkü bu memleket bizim, bu memlekete hep birlikte sahip çıkacağız. Demokratikleştireceğiz, özgürleştireceğiz. İnşallah eşit yurttaşlar olarak da uzun süre birlikte yaşayacağız. Gün polemikleri büyütme günü değil, gün barışı büyütme zamanıdır.

    SİYASİ ETİK YASASINA İHTİYAÇ VAR

    Türkiye’nin barışından ekonomisine, umudundan mutluluğuna kadar her konuda olumsuz sonuçlar üreten şey demokrasi ve hukuk krizidir. Emin olun, bir avuç güvenli limanlarında yaşayanların dışında herkesin elinde fener, adalet ve hukuk arıyor memlekette. İktidar hukuk ve yargı mekanizmalarını muhalefeti kuşatmanın aracına dönüştürmüştür. Şimdi birileri çıkıp ‘ama yolsuzluk iddiaları var, ama ahlaksızlık var’ diyecek. Evet, biz asla yolsuzluk iddialarına da ahlaksızlıklara da gözlerimizi kapatmadık. Kapatmayacağız. Fakat Türkiye’de hukuk eğilip bükülüyor. İktidara ayrı, muhalefete ayrı hukuk olmaz. Güçlüye ayrı, güçsüze ayrı hukuk olmaz. Zengine ayrı yoksula ayrı hukuk olmaz. Bizim DEM Parti olarak çizgimiz nettir. Yolsuzluk iddiası sonuna kadar araştırılmalıdır. Yerel yönetimler dahil olmak üzere her düzeyde tam şeffaflık ve hesap verilebilirlik sağlanmalıdır. Tam da bu nedenle kişiye göre değil, herkese göre işleyecek güçlü bir siyasi etik yasasına ihtiyaç var. Bu etik yasası artık ertelenemez. Hodri meydan!

    CHP belediyelerine dönük operasyonlar, toplumda ve anketlerde yolsuzlukla mücadele operasyonları olarak görmüyor toplum. Hukuk yoluyla siyasi tasfiye olarak herkes bunu kabul ediyor. Bunu biz demiyoruz. İçişleri Bakanı bunu itiraf ediyor. İçişleri Bakanı diyor ki 31 Mart 2024’ten beri 1048 belediyede soruşturma açılmış. Bunların 472’si AK Partili belediye, 217’si CHP’li belediyeleri, 78’i MHP’li belediye 16’sı da DEM Partili belediye diyor. En az biziz. Gerçi o soruşturmaların da neden açıldığını biliyoruz. Kayyım atanmak için. Yani hakkında soruşturma açılan her iki belediyeden birisi AK Partili belediyeymiş. Biz de soruyoruz. Soruşturma açılan her iki belediyeden biri AK Partili belediye ise neden kayyım DEM Parti belediyelerine, neden görevden uzaklaştırmalar CHP’li belediyelere uygulanıyor da AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Aynı kanun neden AK Partili belediyelere uygulanmıyor. Böyle bir hukuku kimse kabul etmez.

    İktidar ağzını açıyor milli irade diyor. Yaklaşık 9 milyon insanın iradesine müdahale edildi. Hani sandığa saygı. Yargı masasında sandığa müdahale istikrar getirmez. Siyasi iklimin normalleşmesi için muhalefetiyle, iktidarı olarak bir araya gelelim.

    İhraç edilenlere uygulanan düşman hukuku ortadan kaldırılmalıdır. 

    Gelelim soframıza, gelelim cebimize. Ekonomi başlığında da halkın yaşadığı gerçek ile iktidarın anlattığı masal arasında derin bir uçurum var. İktidar masalında ekonomi uçuyor diyorlar. Ama gerçekte emeklinin de emekçinin de sofrası her gün biraz daha eksiliyor. Bir tatile gitmeyi, sinemaya gitmeyi, torunlara harçlık vermeyi geçtim. Gıda ihtiyacı bile giderilemiyor. Türkiye dünyadaki en yüksek gıda enflasyonuna sahip üçüncü ülkedir.

    Savaştaki ülkelerden daha yüksek gıda enflasyonumuz var. Ekmeğe, elektriğe, doğalgaza gelen zam çarşıdaki pazardaki bütün fiyatlara yansıyor. Halk perişan durumda. Bu yoksul halk ne yiyip ne içecek?

    İşsizlik büyüyor. İşsizlik yüzde 30’a dayandı. Amed’de, Batman’da tekstil fabrikaları, Ege’de üretim fabrikaları kapanıyor, atölyeler sönüyor, emekçiler işsiz bırakılıyor. Ya da düşük ve güvencesiz işlerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlanıyor. Sadece Manisa’da Vestel’de son 1 yılda 5-6 bin insan işten çıkarıldı.

    Siyasetin ekonomiye olumsuz etkileri ortadan kalkmalıdır. Hukuki ve demokratik güvenceler sağlanmalıdır. Böylece gelecek öngörülebilir olmalı. Ekonomik alan demokratikleştirilmelidir. Vergide adalet sağlanmalıdır. Adil bölüşüm mekanizmaları devreye alınmalıdır. Halkın ve esnafın üzerindeki vergi borcu hafifletilmeli, üretici üzerinden faiz borcu kaldırılmalıdır.

    Ekonomi büyük buhran alarmı veriyor. Bu sebeple, artık ekonomi siyasi partiler arası rekabetin konusu olmaktan çıkarılmalı; demokratik ve bilimsel bir yaklaşımla ele alınmalıdır. 86 milyonun refahı, tüm siyasi partilerin çıkarlarından daha değerlidir.

    Önümüz 1 Mayıs. Herkesi taleplerini daha güçlü haykırmaya davet ediyorum. Biz yaşamdan, haktan, emekten yanayız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti’den Paskalya mesajı: Tüm halklar ve inançlar için barış, adalet ve özgürlük

    DEM Parti’den Paskalya mesajı: Tüm halklar ve inançlar için barış, adalet ve özgürlük

    PİRHA- DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Paskalya Bayramı dolayısıyla yayımladığı mesajda savaş, yoksulluk ve eşitsizliklere dikkat çekerek, tüm halklar ve inançlar için barış, adalet ve özgürlük çağrısı yaptı.

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu yeniden doğuş ve umudun simgesi olan Paskalya Bayramı dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, dünyanın birçok yerinde savaş, çatışma ve yoksulluğun gölgesinde yaşam mücadelesi veren halklara dikkat çekti. Bu koşullar altında bayramın anlamının daha da derinleştiği vurgulandı.

    Açıklamada, kadim coğrafyada halkların ve inançların eşit koşullarda, bir arada ve özgürce yaşayabileceği bir geleceğe olan inancın altı çizildi. Herkesin kendi dini, kültürü, anadili ve kimliğiyle var olabildiği bir yaşamın mümkün olduğu belirtilerek, bu yöndeki mücadelenin süreceği ifade edildi.

    Mesajda ayrıca, Paskalya’nın tüm halklar ve inançlar için yeni bir başlangıca vesile olması temenni edildi. Barışın, adaletin ve özgürlüğün kapılarının aralanması çağrısıyla bayramın ortak bir umut ve dayanışma zemini oluşturması gerektiği vurgulandı.

    HABER MERKEZİ

     

  • Bingöl’de AKP-CHP ortaklığı!

    Bingöl’de AKP-CHP ortaklığı!

    PİRHA- Bingöl’de İl Genel Meclis Başkanlığı seçimlerinde CHP’nin de oy verdiği mevcut başkan AKP’li Nihat Doğu yeniden başkan seçildi.

    Bugün Bingöl’de İl Genel Meclisi başkanlık seçimi yapıldı. AKP’nin 11, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) 6, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 3, Yeniden Refah Partisi’nin 2,  DEVA Partisi’nin 1 sandalye ile temsil edildiği Bingöl İl Genel Meclisi’nde, başkanlık için AKP’den Nihat Doğu, DEM Parti’den Suna Sarı, Yeniden Refah Partisinden Ahmet Demirçelik yarıştı.

    Yapılan oylama sonucunda mevcut başkan Nihat Doğu 15 oy alarak yeniden İl Genel Meclis Başkanlığı’na seçildi. Suna Sarı 6, Ahmet Demirçelik 2 oy aldı. CHP’nin 3, DEVA Partisi’nin 1 il genel meclis üyesi AKP adayı Doğu’ya oy verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ayşegül Doğan: Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşulları düzeltilmeli!-VİDEO

    Ayşegül Doğan: Öcalan’ın yaşam ve çalışma koşulları düzeltilmeli!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Öcalan’ın, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü, en temel öznelerinden biri ve başmüzakerecisi olduğunu belirterek, çalışma koşullarının düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.

    DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin Genel Merkezimizde basın toplantısı düzenledi.

    “SAYIN ÖCALAN’IN ÇALIŞMA VE YAŞAM KOŞULLARI SÜRECE UYGUN HALE GETİRİLMELİDİR”

    Doğan, şunları söyledi:

    “Bunların en başında da son günlerde çokça tartışılan bir konu geliyor. O da bizim parti olarak defaatle ifade ettiğimiz ve yalnızca Barış ve Demokratik Toplum Süreci başladığından bu yana değil, bundan önce de çokça ifade ettiğimiz, çeşitli vesilelerle bunun için eylemler yaptığımız bir gündem maddesiydi. Öcalan’a yönelik mutlak iletişimsizlik. Hiçbir şekilde haber alamıyor oluşumuzun, tecrit koşullarının, bu ağır insan hakkı ihlalinin bir türlü ortadan kalkmıyor olmasının esasında Kürt meselesine yaklaşımla ne kadar doğrudan bağlantılı olduğunu çeşitli kereler ifade ettik. Şimdi geldiğimiz aşamada bir mutlak iletişimsizlik söz konusu değil. Tecrit uygulamalarından bahsediyoruz. Ancak geldiğimiz aşamada şöyle bir durum var. 27 yıldır süren ada hapishanesi koşullarından bahsediyoruz. Çeşitli dönemlerde esneyen, bazı dönemlerde bu esnekliğin ortadan kalktığı ama hiçbir zaman somut ve hukuki olarak değişmeyen koşullardan bahsediyoruz.

    Dün Adalet Bakanının yaptığı bir açıklama var biliyorsunuz. Biz DEM Parti olarak, bu meselenin bir bina ya da konut tartışmasına sıkıştırılmasını yanlış buluyoruz. Çünkü mesele esasen oradaki koşulların değişmesi ve bu koşulların değişmesinin yaratacağı etkiler. Sayın Öcalan da mesajında bunu açıkça ifade ediyor. “Sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum” diyor. Şimdi bizim odaklandığımız konu aslında Sayın Öcalan’ın da odaklandığı konudur; çalışma ve yaşam koşullarının sürece uygun hale getirilmesidir. Yani özgür yaşar ve çalışır koşullarının oluşturulabilmesidir. Daha önce de dile getirdiğimiz beklenti ve talepler bu yöndeydi. Süreci yürütebilmesi için gerekli koşulların oluşturulmasından yıllardır bahsediyoruz.

    SAYIN ÖCALAN’IN KAMUOYUNA ARACISIZ ULAŞABILMESİ SÜRECİ HIZLANDIRICI BIR ETKİ YARATIR 

    Peki, neden önemli bu? Sayın Öcalan’ın siyasi rolünün, yaklaşımının, diyalog ve müzakere arayışının tanınması ve kabulü olsa olsa böyle bir süreçte kolaylaştırıcı bir etki yaratabilir. Tıkamaz, aksine sürecin önünü açar. Bazı tartışmaların daha pozitif bir şekilde ilerlemesini sağlayabilir. Doğrudan yanıt vermesi kendisine yöneltilen sorulara, talep ettiği üzere aracısız bir biçimde kamuoyuna ulaşabilmesi son derece hızlandırıcı bir etki yaratır. Bu aynı zamanda sürecin gerekleri açısından da hayata geçirilmesi gereken bir konu bizim için. Dolayısıyla, biz bu konuyu bir bütün olarak ele alıyoruz ve Öcalan’la kurulan hukukun tanımlanmasının sürece ivme kazandırıcı pozitif etkileri olacağını yinelemek istiyoruz.

    ÖNCELİKLE ÖNYARGILARDAN KURTULMAK GEREKİYOR

    Bu tartışmaların odağına İmralı Ada Hapishanesinin koşullarının yerleştiriliyor olmasının şöyle bir tarihsel nedeni de var. Bunu da burada yeniden ifade etmek gerekir. Bugüne kadar İmralı’ya, yani Sayın Öcalan’a yaklaşım Türkiye’de Kürt meselesine yaklaşımın aynası oldu. En önemli göstergelerinden biri oldu. O yüzden dönem dönem esneyen, dönem dönemse son derece sert ve katı uygulamaların olduğu bir ada hapishanesinden bahsediyoruz. Kişiye özel, insan haklarına aykırı ve ağır bir insan hakkı ihlali olarak yıllarca sürdürülen koşullardan bahsediyoruz. Şimdi çok kritik bir zamandayız, kritik bir eşikteyiz. Burada yapılması gereken öncelikle önyargılardan kurtulmaktır. Bunu yıllardır sürdürülen önyargılarla tartışmak ne yazık ki negatif bir etki yaratıyor. O yüzden önce bu korkulardan özgürleşmek gerekiyor. Birbirimize ezberleri tekrarlamanın ne denli faydasız olduğunu geçen yıllarda gördük. Çok acı bir şekilde deneyimledik. O sebeple direnç alanlarını, direnç faktörlerini görmek ve bunları aşabilecek siyasal bir iradeyi cesaretle ortaya koymak gerekiyor. Demokratik olgunlukla tartışmak gerekiyor bunları. Çok kritik bir meseleden, ağır bir mevzudan bahsediyoruz. İnsan hayatını ilgilendiren bir mevzudan bahsediyoruz. Bunun sıkça altını çiziyoruz. Bunlar böyle magazinsel konular değil. Siyasi ağırlık ve demokratik olgunlukla tartışılması gereken konular. Burada da ilgililerin ve yetkililerin yapması gereken, bu taleplere eski alışkanlıklarla yanıt vermek ya da bunları eski alışkanlıklarla karşılayıp hemen bir güvenlik tehdidi kategorisine yerleştirmek değil; yeni dönemin ve sürecin temposuna, ritmine uygun bir şekilde karşılık vermektir.

    SÜRECİN DAHA AÇIK VE ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE İLERLEMESİNİ İSTİYORUZ

    Sayın Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Sürecinin ana aktörü ve en temel öznelerinden biri, başmüzakerecisi. 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrı çok büyük bir ivme kazandırdı. Geldiğimiz bu kritik aşamada yasal adımlarla asıl görmeyi beklediğimiz şey ne? Bundan sonra bu çağrının nasıl hayata geçeceği, yasal bir şekilde nasıl karşılık bulacağı. Yani siyasetin şiddetten tümden ve kalıcı bir şekilde arındırılması ve silahsızlandırmanın yasal zemininin oluşturulması tartışmalarının işte bu demokratik olgunluk zemininde yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bütün bu tartışmaları siyasal zemin üzerinden yürütmek daha doğru olur. Siyasi bir meseleden bahsediyoruz. Çeşitli boyutları olan, çok katmanlı tarihsel arka planı olan bir meseleden bahsediyoruz. Neticede DEM Parti İmralı Heyeti görüşüyor. Orada ilgili devlet yetkilileri var. Onlarla görüşmeler sürüyor. Bunlar kamuoyunun bilgisi dahilinde olan başlıklar ve kamuoyunun yine bilgisi dahilinde ilerliyor süreç. Biz daha açık, daha şeffaf bir şekilde ilerlemesini istiyoruz. Gazetecilerin gidip kendilerinin doğrudan sorularını Sayın Öcalan’a yöneltebilmelerini talep ediyoruz. Bunun süreç açısından çok önemli katkıları olacağını düşünüyoruz.

    Düşünün, bir yılda çok kısıtlı koşullarda süreci bu noktaya taşıdı Sayın Öcalan. Eğer özgür iletişim, çalışma ve yaşam koşulları olsa, Türkiye’yi çok daha hızlı ulaştırabileceği yer demokratik çözüm ve barış olur ancak. O yüzden bunun için yolun açılması gerekiyor. Yalnızca gazetecilerin değil; akademisyenlerin, hak savunucularının, farklı siyasi partilerin, kanaat önderlerinin, kim gitmek istiyorsa ve kendisi kimle temas etmek istiyorsa bunun için yolun oluşturulması gerekiyor. O sebeple, bu tartışmayı sanki dar bir alandan geniş bir alana geçme tartışmasıymış gibi değerlendirmek ya da böyle yaklaşmak, bu statü meselesine hem haksızlık olur hem yetersiz olur hem de yanlış bir yaklaşım olur. Hepimizin yapması gereken bu süreçte ihtiyatlı olmak, serinkanlı olmak, evet telaş yapmamak ama bir yandan da hızlandırmak süreci, kalıcı hale getirmek olabilir.

    Şimdi bir başka konu da CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in yaptığı çağrı. Biliyorsunuz bir ara seçim, yerel seçim çağrısı yaptı. Hem partimize yaptı bu çağrıyı hem Adalet ve Kalkınma Partisi’ne. Hatta bu çağrıya ilişkin çeşitli görüşmeler yapacağını da söyledi. Bir yandan da İBB davası sürüyor. Süren İBB davasını da heyetlerimiz takip ediyor. Bu seçim tartışmaları bizim Merkez Yürütme Kurulumuzun gündeminde değil. Merkez Yürütme Kurulumuz önümüzdeki hafta toplanacak. Şu anda partimizin en temel ve en acil gündemlerinden biri, tıpkı CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de 31 Mart’ın yıl dönümünde dikkat çektiği gibi demokratikleşmedir. Türkiye’nin en temel ihtiyacı ülkenin demokratikleşmesidir. Biz ülkenin demokratikleşmesini ve Kürt sorununun çözümünü birbirinden ayrılamaz konular olarak görüyoruz. Eşzamanlı bir şekilde demokratikleşmeye dair adımların atılmasının gerekliliğinden bahsediyoruz. Bunun için yoğun bir şekilde çalışmalarımızı yürütüyoruz. Dolayısıyla, biliyoruz ki bir seçim atmosferi tartışması bazı konuların üstünü örten bir etki de yaratıyor. Nasıl mesela? Ülkeyi uzunca bir süre tek gündem etrafında topluyor ve fiili bir durum yaratıyor. Yani bir kere seçim denildiğinde başka herhangi bir gündemi konuşmak mümkün olmuyor. Her şey alanlarda, meydanlarda dönüyor çoğu zaman. Ülkenin başlıca sorunları konuşulamaz hale geliyor. Bugün sokaktaki işsizlik de hayat pahalılığı da demokratikleşme de ne yazık ki Türkiye’de seçim söz konusu olduğunda seçim sonrasına ertelenen bir başlığa dönüşüyor. Oysa bugün Kürt sorunu açısından çok önemli bir kavşaktayız. Özellikle de ana muhalefet partisinin bu kavşakta çok ciddi sorumluluklar üstlenebileceğini düşünüyoruz.

    DEMOKRATİK MUHALEFET GÜÇLENMELİ

    Demokratik muhalefet güçlendikçe, mücadele ve müzakereyi birlikte yapabildikçe, bu alanı genişlettikçe Türkiye’de demokratik adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması daha hızlı hale gelebilir. Artık silahların gölgesinde değil masada diyalog yoluyla sonuç alınabileceği bir dönemdeyiz. Böyle bir zamanın içinden geçiyoruz. Bizim bu aşamada önceliğimiz demokratikleşme ve Kürt sorununun adil ve kalıcı bir barışla çözülebilmesi. Özellikle muhalefet tarafından desteklenebilecek, hatta öncülüğü yapılabilecek bir süreçten bahsediyoruz. Muhalefetten beklentimiz ülkenin güncel sorunlarına ortak yanıtlar üretebileceğimiz, demokratikleşme için birlikte ortaklıklar kurabileceğimiz bir çaba ve gayrettir. Tabii ki CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in seçim çağrısının sebeplerini de çok iyi anlıyoruz. Çünkü biz de benzer muamelelere maruz kaldık, maruz kalmaya da devam ediyoruz. Newroz kutlamaları sonrası yapılanları gördünüz. Hala kayyımlar iş başında. Yalnızca CHP’li belediyeler değil, DEM Partili belediyeler de hala kayyımlarla yönetiliyor. Yani halk iradesi bizim için de en vazgeçilmez ve en önemli konulardan biri.

    İBB DAVASINDA HUKUK YOK

    İBB davasına gelince, bu konuda zaten kamuoyunda çok geniş ve yaygın bir kanaat var. Bu kanaati biz de burada pek çok kez tekrar ettik. Kanaat ne? İnsanlar İBB davasının nedenlerinin hukuki olduğuna inanmıyor. Bunun yargı eliyle siyaseti dizayn etme amacıyla yapıldığını düşünüyorlar. Nitekim yargılama süresince, duruşmalar boyunca ortaya çıkan tablo buna yönelik kanaatleri pekiştiriyor. Yani halk iradesine doğrudan yargı eliyle bir müdahale olarak değerlendiriliyor Türkiye kamuoyu tarafından bu celseler. İnsanların masumiyet karinesi gözetilmeden hapsedilmesi, halk iradesi yok sayılarak yerlerine kayyım atanması ya da bir şekilde görevlerini yapamaz hale getirilmesi. Hatta bunun bir siyasi rekabetten kaçma olduğu da düşünülüyor. Somut delil yok, bireyselleştirme yok. Bütün bunlar hukukun Türkiye’de nasıl ayaklar altına alındığını bir kez daha gösteriyor. Çok vahim ve ciddi ifadeler var. Bu iddialar görmezden gelinemeyecek kadar önemli iddialar. Biz bu konuda hep uyardık, yapılması gerekenleri söyledik. DEM Parti olarak bu çağrıyı tekrar etmek istiyoruz: İvedilikle yerel demokrasinin güçlendirilmesi için çalışmalar yapılmalı. Halk iradesine saygı duyulmalı. Halkın iradesine saygı göstermek evrensel ilkeleri de gözetmeyi gerektirir. Halk iradesine saygı konjonktürel bir şekilde olamaz, olmamalıdır. Seçilmişlere dönük müdahaleler ya da yargının seçilmişlere dönük müdahale için araçsallaştırılması son bulmalı. En önemlisi de kayyım politikası artık son bulmalı. Bunun yasal bir şekilde son bulması gerekiyor.

    Sevgili arkadaşlar, biz bunları gayet iyi biliyoruz, yaşadık. Bakınız, bugün yine çok acı bir haber. Hapisteyken babasını, üç abisini ve ablasını kaybetti. Kimden bahsediyorum? Figen Yüksekdağ’dan. HDP’nin önceki dönem eş genel başkanlarından. 10 yıldır hapiste Figen Yüksekdağ ve hapisteyken sevdiklerini, en kıymetlilerini kaybetti. Zaman zaman onların acısını paylaşırken, paylaşmak isterken, defin alanına gitmek isterken pek çok başka siyasi tutsak gibi, pek çok başka siyasetten hapiste tutulan insan gibi engellemelerle de karşılaştı. Yarın Adana’da olacak abisini son yolculuğuna uğurlamak için. Ama artık bu zulme son verilmeli. İnsanların yalnızca tekil hayatlarından çalınmıyor, çoğul hayatlarından da çalınıyor. Yalnızca onların hayatına kastedilmiyor, Türkiye’nin demokratik geleceğine de kastediliyor. Hepimizin hayatına kastediliyor. Bundan vazgeçmek gerekiyor artık. Sevgili Figen Yüksekdağ’a başsağlığı ve sabır diliyoruz, ailesine de. Çok zor, çok ağır, dayanılması gerçekten çok zor bir durumla karşı karşıya. Yalnızca Figen Yüksekdağ bunları yaşamıyor. Bugün binlerce ve dolayısıyla milyonlarca insan bu tür uygulamalardan dolayı telafisi imkansız mağduriyetler yaşıyor. Bu sürdürülmemeli artık Türkiye’de. Bu vesileyle bu çağrıyı da yinelemek istiyoruz. Kobanî Kumpas Davası nedeniyle içeride tutulan siyasetçiler özgürlüklerine kavuşmalı. Bunun için ne bekleniyor? Soruyoruz her defasında. Eğer bir siyasal ajanda nedeniyle tutuluyorsa Kobanî Kumpas Davası tutsakları, Gezi Davası tutsakları bu ne sürece uygun ne de demokratik değerlere uygun bir yaklaşımdır. Hepimizin ortak sorumluluğu bu süreci Türkiye’nin demokratik geleceğine dönük kazanımları artırabileceğimiz bir şekilde ilerletmektir. Toplumsal güveni artırmak ve barış için desteği çoğaltmak.

    YASAL DÜZENLEMELER HIZLICA YAPILMALI

    Sevgili arkadaşlar, tabii pek çok başka başlık var. Bunların en önemlilerinden biri, tüm bunların kesiştiği nokta yasal düzenlemeler. Yasal düzenlemeler için bir takvime ihtiyaç var. Bunu geciktirmemek gerekiyor. Bunun kamuoyuna şeffaf ve açık bir şekilde bilgisinin verilmesi gerekiyor. Böyle bir toplumsal beklenti var. Üstelik bu yalnızca siyasi tutsaklarla da ilgili değil. Adli tutsaklar da bizi çok sık arıyor, Meclis’ten beklentileri var. İnfaz Kanununda eşitlik ve benzeri düzenlemelerde neler olacağı sorusu en sık karşılaştığımız sorulardan . Tekil değil çoğul sorular bunlar, tüm Türkiye’yi ilgilendiren sorular ama silahsızlanma konusu çok önemli bir konu. O yüzden kritik bir eşik, kritik bir kavşak diyoruz. Tüm ezberlerden ve önyargılardan vazgeçerek konuşmak gerekir. Yeni bir dil ve yeni bir yöntem arıyoruz. En azından bir süre bunlarla konuşmayalım. Bunlarla konuşmayalım ki farklı şekillerde görebilelim. Eski hataları tekrar etmeyelim. Bu yalnızca DEM Parti’nin görevi olmamalı. Başta iktidar bloku olmak üzere bütün siyasi partilerin görevi olmalı. Barış ve çözüm için uygulanabilir, en gerçekçi şartları en reel biçimde değerlendiren, kapsayıcı ve bütünlüklü, bu dönemin ruhuna uygun bir yasal düzenlemeye ihtiyacımız var.

    HERKES SÜRECİN RUHUNA UYGUN HAZIRLIKLAR YAPMALI

    Somut olmayan kimi taslak iddiaları var. Bunlar üzerinden tartışmayı ya da bunlara yanıt vermeyi doğru bulmuyoruz. Kimi iddialar var, çeşitli taslakların hazırlandığı söyleniyor. Bu iddialara göre bazı taslaklar kategorik yaklaşımlar içeriyor. Ya da başka yaklaşımlardan da bahseden iddialar var. Buna benzer haberler görüyoruz. Nihayetinde siyasetin şiddetten arındırılması gerektiğini düşünüyoruz. Sorunların diyalogla, müzakereyle çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz ve herkesin de sürecin ruhuna uygun hazırlıklar yapması beklentimiz. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi Sözcüsü Ömer Çelik MYK sonrası bu konuya dair de bazı açıklamalar yaptı. Ama görüyoruz ki hala yeni bir dil oluşturulamıyor. Yani neler olmadığını biliyoruz zaten kamuoyu da biliyor. Ama olması gerekenlere ilişkin hepimizin yapması gereken, tüm siyasi partilerin yapması gereken, daha açık ve şeffaf bir şekilde kamuoyuyla sürece ilişkin bilgileri paylaşmak. Bundan sonrasına ilişkin yol haritasını paylaşmak. Yapılması gerekenleri, talepleri, beklentileri duymak. Bunları duymamak, ertelemek, ötelemek sorunlara çare olmuyor. Aksine bunları gündeme almak ve bir an önce çözüme kavuşturmak gerekiyor.”

    Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Doğan, Öcalan ile kurulan hukukun adının konulması gerektiğini söyledi.

    Doğan, devamında şu açıklamayı yaptı:

    “Bu son derece kritik kavşakta, bu son derece hayati kavşakta yapılması gereken bu değil. Bundan vazgeçmektir. O yüzden demokratik siyaset tartışmasında tabii ki 30 yıllıkları da tartışacağız. Sürgünden dönecek olanları da tartışacağız. Neticede tartıştığımız konu dağda silahlarını yakarak imha eden ve Türkiye’ye dönmek istediklerini ve demokratik siyaset yapmak istediklerini söyleyenler. Bunları elbette konuşacağız. Bunlar da dünyada oldu. Biz bu dönemi bir şekilde başaracağımıza inanıyoruz. Mücadele ederek, ortak alanlarımızı genişleterek, demokratik mücadele alanını genişleterek başaracağımıza inanıyoruz. Ancak lütfen bu sürecin hızına etki edecek, negatif anlamda etki yaratacak ya da bu sürecin önünde engeller teşkil edecek veya zaten sarsılmış olan toplumsal güveni daha da sarsıcı etki yaratacak açıklamalardan, yorumlardan, değerlendirmelerden kaçınalım. Doğru değil çünkü. Yani bir partiyi zayıflatmak, yıpratmak için yapılan bu yorumların bilinçli olduğunun farkındayız. Hiçbiri tesadüf değil. Diğer eleştiriler, diğer öneriler bizim zaten yararlandığımız ve en başından beri çok değer verdiğimiz öneriler. Bu öneri ve eleştirileri almak ve beraber bu sürece ivme kazandırmak için yine alanda olacağız, yine sahada olacağız, yine sokakta olacağız. İşte Demokratik Kurumlar Platformunun çağrısı var 4 Nisan Amara Festivali için. O festivalde de en büyük talep ne? Kalıcı bir çözüm, demokratik bir Türkiye. Halkların eşit ve özgür bir şekilde bir arada yaşayabilecekleri bir Türkiye yaratma mücadelesi ve sözü yükselecek. Halayları yine bunun için büyüteceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur-VİDEO

    Hatimoğulları: Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Tülay Hatimoğulları konuşmasına Kızıldere’de katledilen devrimcileri anarak başladı. Ardından Newroz alanlarında coşku ve yükseltilen taleplere dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “2026 Newrozu ruhuyla ve sözüyle kurucu bir Newroz oldu. İsyandan inşaya geçişinin somutlaştığı bir eşik oldu. Bu Newroz 27 Şubat Asrın Çağrısının milyonlar tarafından sahiplenildiği, tarihi tanıklığın yapıldığı bir Newroz oldu. Bu Newroz ile milyonlar demokratik, adil, eşit bir düzenin kurucuları olduklarını gösterdiler. 2026 yılı Newrozu büyük bir coşkuyla devlete ve iktidara milyonların tek bir ağızdan ilettiği ve 5 net mesajı vardı. Yüzlerce Newroz meydanında milyonlarca insan Sayın Öcalan’ın adı her geçtiğinde tek ses oldu, tek yürek oldu. Bu, Sayın Öcalan’a özgürlük mesajıydı. Bizler de buradan değerli halklarımızın bu mesajını parlamentodan da bir kez daha tekrarlıyoruz. Ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünü bu halk istiyor. Bizler istiyoruz. Özgür çalışabileceği koşullar mutlaka ve mutlaka sağlanmalıdır” dedi.

    “DEM PARTİ OLARAK MİLYONLARIN VERDİĞİ MESAJIN ARKASINDAYIZ”

    Diğer mesajın bir barış talebi haykırışı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Üçüncüsü, milyonlarca Kürt Newroz’da demokratik birlik iradesine sonuna kadar sahip çıktı. Bu irade jeopolitik bir ayrışmanın değil, ortak yaşamda ısrarın adıdır. Bu irade Şam’a, Tahran’a, Bağdat’a ve Ankara’ya bir arada ortak olarak eşit ve özgür yurttaşlar olarak bir yaşam çağrısının ta kendisiydi. Bir diğer mesaj milyonlar demokrasi olmadan barış, barış olmadan özgürlük olmaz şiarıyla omuz omuza durdu. Milyonların mesajı netti. Demokratik gerileme durmalıdır. Barışla demokrasi el ele büyümelidir. Diğer mesaj kimi medya akımlarının zehirli diline, düşmanlaştırıcı ifadelerine, sosyal medyadaki troll gündemlere karşı Newroz meydanları omuz omuza durmanın, ortak yaşam iradesine sahip çıkmanın önemini, önemini, gücünü gösterdi ve aynı zamanda fiili bir yanıt oldu. DEM Parti olarak milyonların verdiği mesajın sonuna kadar arkasındayız. Milyonlarca insan barış sürecinin öznesiyiz, tarafıyız, yeni bir yaşamın kurucu iradesiyiz dedi. İktidar ve parlamento bu milyonlara kayıtsız kalamaz, kalmamalı. Biz milyonların iradesine inanıyoruz. Biz milyonların barış umuduna yürekten inanıyoruz. Ve biliyoruz ki bu irade doğru adımlarla buluştuğunda bu topraklarda barış da inşa edilecek, demokrasi de büyüyecek, özgürlükler de kazanacak” diye belirtti.

    “SOMUT ADIMLAR ACİL HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin yaptığı değerlendirmede, sürecin yeni bir aşamaya geçmesi gerektiğini vurguladı. Hatimoğulları, niyet beyanlarının ötesine geçilerek somut ve bağlayıcı adımların atılmasının zorunlu hale geldiğini ifade etti.

    Hatimoğulları, “Artık sözün değil, somut adımların zamanı gelmiştir” diyerek, ikinci aşamanın ancak bu zeminde anlam kazanacağını belirtti. İkinci aşamanın, kurucu ve dönüştürücü adımların atıldığı bir süreç olması gerektiğine dikkat çekti.

    DEM Parti’nin bileşenleri ve ittifak güçlerinin yaptığı son açıklamaya da değinen Hatimoğulları, barış ve demokrasi için yapılan “acil, somut adım” çağrısının önemli bir eşik olduğunu söyledi.

    Konuşmasında çözümün yalnızca kabul düzeyinde kalmaması gerektiğini vurgulayan Hatimoğulları, “Çözümün kurumsallaştığı, hukuksallaştığı ve toplumsallaştığı bir evrenin somutluk kazanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Hatimoğulları ayrıca, Abdullah Öcalan’ın yaptığı “barış ve demokratik toplum” çağrısına da atıfta bulunarak, bu çağrının demokratik çözüm ufkunu genişlettiğini ve toplumsal barışın inşası için tarihsel bir yönelim sunduğunu dile getirdi.

    Hatimoğulları eşit yurttaşlık temelinde demokratik siyasetin güçlenmesi ve kalıcı barışın sağlanması için somut ve acil adımların hayata geçirilmesi gerektiği bir kez daha vurguladı.

    “MÜREFFEH BİR GELECEĞE KAPI ARALAMANIN SORUMLULUĞU ARTIK İKTİDARDADIR”

    Hatimoğulları konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Heyetimiz biliyorsunuz 27 Mart’ta İmralı’ya gitti. Sayın Abdullah Öcalan’la birlikte önemli bir toplantı gerçekleştirdi. Bu toplantıda Sayın Öcalan’ın yaptığı değerlendirmeler, demokratik çözüm ve demokratik cumhuriyet açısından son derece önemli değerlendirmelerdi. Bu değerlendirmelerin bu toplantının akabinde DEM İmralı Heyeti bir açıklama yaptı. Bu seferki açıklama sadece kendi görüşleri değildi. Aynı zamanda bu görüşmede Sayın Abdullah Öcalan’ın çok net mesajlarını da içeriyordu. Sayın Öcalan şunların altını çizmiş bu son açıklamada: ‘Silahlı mücadele dönemi kapanmıştır. Artık çözüm kimliklerin özgürce tanındığı ve toplum temelli demokratik entegrasyonun inşa edildiği bir ortak yaşam düzenidir. Demokrasi cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegâne çözümdür. Cumhuriyete katılım, kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır’ demiştir. Bu perspektif çözümün ve demokrasinin güçlü bir şekilde bir ufkunu ortaya koymaktadır.

    Bakın bu çağrının sunduğu perspektifle ve yapılan bu açıklamanın perspektifiyle sürecin ikinci aşamasında milyonların barış umudunun gerçeğe ulaşmasının muhatabı iktidar, parlamento ve devlettir. Bu aşamada gözler ve kulaklar başka yerlerde değil, yasama, yürütme ve yargı erkinde olacak bundan sonra. Ve şunu açıkça ifade etmeliyim ki bu sürece toplumsal destek yüzde 90’ları da gördü. Ama somut adımlar atılmadığı zaman bu desteğin gittikçe azalmaya başladığını görüyoruz. Bugün destek ve güven arasındaki makas farkını kapatacak 86 milyon yurttaşımız için demokratik ve müreffeh bir geleceğe kapı aralamanın sorumluluğu artık iktidardadır.”

    “SÜRECİ ACELEYE GETİRMEYELİM’ MESAJLARI SÜRECİN ANLAŞILMADIĞINI GÖSTERİYOR”

    Süreçle ilgili saatler yasal adımlara kurulmuştur. Süreci aceleye getirmeyelim anlamında gelen çoklu mesajlarla karşılaştık geçtiğimiz hafta. Burada esasen bu sürecin yeterince anlaşılmadığını gösterdi. Şu bilinmeli ki sorun, basit anlamda hızlı adım atıp atmama meselesinden çok öte bir anlam ifade ediyor; bu yavaşlık sorunu siyasi iktidarın net bir irade geliştirmemesinde, bu aşamayı net bir takvime bağlamamasında ve yasal düzenlemeler için Meclis’in hala aktif bir çalışmanın içine girmemiş olmasında yatıyor. Bakın sadece Sayın Bahçeli’nin ‘Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaşlar yuvasına’ çağrısı pratikte karşılık bulsaydı, bu sürece olan toplumsal destek kendini katlayarak artardı. Ve biz şu anda bambaşka bir aşamadayız. Ortadoğu’daki kanlı gelişmeler, İran savaşı nesnel olarak bu sürecin daha da hızlanması gerektiğini söylüyor bize. Gerçekten çözümcül yaklaşılması gerektiğini söylüyor bize. Cesaretli bir pratik gerektiriyor. Bu mesajı veriyor bize. Türkiye halklarının ihtiyacı olan şey, İran savaşının sonuçlarını beklemek değildir. Daha önce de Rojava’yı beklediler. İran savaşını barış sürecinin el freni yapmak politik basiretsizlik olur. Tam tersi, bu savaşın bölgesel etkilerini, yarattığı siyasi, ekonomik, toplumsal, askeri kırılmaları doğru değerlendirmek gerekiyor. Başta Türkiye ve İran olmak üzere bütün bölge ülkeleri halkların sorunlarını çözmeli. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, örgütlenme sorunlarını demokratik bir şekilde radikal bir anlamda çözebilmeli ki üzerine gelen bu kanlı dalgayı geri püskürtebilsin. Emperyalist saldırıları boşa düşürmenin yolu da budur.

    SÜRECİN İKİNCİ AŞAMASI NET BİR ŞEKİLDE KAMUOYUNA AÇIKLANMALIDIR”

    Barış sürecinin ikinci aşaması öngörülebilir, net ve şeffaf bir şekilde belli bir takvime bağlanarak kamuoyuna açıklanmalıdır. Bu hem sürece olan güveni artıracak hem de sürecin enfekte olmasını engelleyecektir. Ayrıca yasal adım gerektirmeyen konularda iktidar direnç göstermekten vazgeçmeli. Bugün itibariyle kayyım uygulaması süreci zedelemekten başka ne anlam ifade ediyor? AİHM kararını hayata geçirmeyip hâlâ sevgili Figen Yüksekdağı, Selahattin Demirtaş’ı ve arkadaşlarını ve yine aynı şekilde Osman Kavala’yı, Can Atalay’ı hapishanede tutmak ne anlam taşıyor? Artık ipe, un seren tutumlardan ciddi bir biçimde vazgeçilmeli. 86 milyonun geleceğine ve Ortadoğu’nun barışı ve istikrarına katkı sağlayacak adımlar hızla atılmalı. Kürt meselesinin çözülmesinde yapılması gerekenlerle ilgili acabaları bir kenara bırakıp hızlı adım atılmalı.

    “ÖZGÜR SİYASET, DEMOKRATİK UZLAŞI VE EVRENSEL HAKLARLA İLGİLİ GÜVENCELER SAĞLANMALI”

    Ortadoğu’da kasırgalar eserken Türkiye’de barış somut ve acil bir ihtiyaçtır. Türkiye’nin kendi iç barışını kurması ve demokratik bir toplumu inşa etmesi bu nedenle yalnızca bir iç politik mesele değildir. Aynı zamanda bölgesel barış ve istikrar için tarihi öneme sahiptir. Türkiye’nin önünü açacak, Ortadoğu’ya nefes aldıracak yol haritası bellidir. Ve acil olarak parlamento acilen devreye girmelidir. Kapsayıcı, bütünlüklü bir çerçeve yasa bir an önce çıkarılmalıdır. Sayın Öcalan’ın silahsızlanma ve demokratik entegrasyon sürecini sağlıklı yürütebilmesinin koşulları sağlanmalıdır. Siyasal alanın genişletilmesi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün güvence altına alınması bu sürecin vazgeçilmez bir parçasıdır. Özgür siyaset, demokratik uzlaşı ve evrensel haklarla ilgili güvenceler acilen sağlanmalıdır. Reçete budur.

    “FEDERE KÜRDİSTAN HALKI YALNIZ DEĞİLDİR”

    İran’a yönelik saldırının 32. günündeyiz. Her geçen gün bu savaşın sınırları genişliyor ne yazık ki. Cepheler çoğalıyor. Körfez ülkeleri, Irak, Lübnan derken bu ateş bütün bölgeyi sardı. Bölgesel savaşa dönüşmek üzere bu süreç. Ve bu süreçte yine Federe Kürdistan Bölgesi’nde Sayın Mesut Barzani’nin ofisi 5 kez vurulmuş. Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Sayın Neçirvan Barzani’nin konutu bombalanmış. Sivil yerleşim yerleri hedef alınıyor. İnsanlar ölüyor, yaralanıyor. Bunlar yönünü şaşıran füzelerin yarattığı tahribatlar değil. Bu, Kürtleri, Kürdistan Bölgesel Yönetimini savaşın içine çekme politikasıdır. Kürtleri ve Kürdistan’ı ateşin içine çekmeye çalışan akıl tehlikeli bir oyun oynuyor. Bu kirli oyundan derhal vazgeçilmelidir. Ortadoğu zaten bir ateş çemberi içinde. Bu çemberi daha da büyütmek bölgeyi tamamen yakıp yıkmaktan başka hiçbir işe yaramaz. Kürdistan Bölgesel Yönetimine gerçekleştirilen saldırıları burada bütün Türkiye ve dünya halklarının huzurunda bir kez daha kınıyoruz ve Federe Kürdistan halkı yalnız değildir. Sonuna kadar bizler de onlarla beraber olmaya devam edeceğiz.

    “SAVAŞIN FATURASI SOFRAMIZA YANSIMIŞ DURUMDA”

    Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar yeryüzü üçüncü dünya savaşının estirdiği kasırgayla alabora oluyor. Çanlar nükleer için çalıyor. Durum çok tehlikeli. ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla başlayan savaşın bedelini bütün dünya ödüyor. Ekonomik, jeopolitik, enerji ve insani krizler yaşamı felç edecek düzeyde derinleşiyor. Petrol fiyatları dizginlenemiyor. Bugüne kadar Merkez Bankası’nın rezervleri 40 milyar dolar ve 50 ton altın eridi. Bu savaşın piyasaya, bireysel bütçelere etkisi ise hesaplanamayacak kadar çok büyük. Bu ekonomik tablo uzun yıllardır işsizlikle, yoksullukla, hayat pahalılığıyla mücadele eden Türkiye’yi muazzam bir derecede tehdit ediyor. Savaşın faturası daha şimdiden zaten pahalı olan yakıta, soframıza iğneden ipliğe kadar yansımış durumda. Zamlar işçinin, emekçinin, yoksulun, siz değerli yurttaşlarımızın boğazından kesiliyor. AKP iktidarı ne yapalım? Bunlar savaşın etkisi deyip ülkenin yöneteni değil de misafiriymiş gibi davranmaya kalkıyor. Sakın ha yapmayın. Bu risklerden hareketle savaşın milyonlarca insana olumsuz etkilerinin önüne geçmek için hangi önlemler alınıyor diye AKP iktidarına buradan soruyorum. Bunu açıklamalı, muhalefetin önerilerini dikkate almalı, DEM Parti olarak acil önlem planı şeklinde sunduğumuz önerileri görmeli.”

    HABER MERKEZİ

  • Öcalan: Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz!

    Öcalan: Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz!

    PİRHA- DEM Parti İmralı Heyeti ile görüşen Abdullah Öcalan, İran’a dönük müdahaleye dikkat çekerek, “İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti, 27 Mart’ta Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye dair açıklama yaptı.

    Yapılan görüşmelerde sürecin önemli bir eşiğe geldiği açık biçimde görüldüğü ifade edilen açıklamada şunlar belirtildi:

    “Bu noktada, çözüm yolunun müzakere, demokratik irade ve tarihsel sorumluluk boyutlarıyla birlikte değerlendirilmesi gereken çok katmanlı bir konu olduğu ortaya konulmuştur.

    Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu süreçte üstlendiği tarihi görev ve sorumluluğa işaret edilmiş; Komisyon raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların zamana yayılmaksızın kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının hayati önemde olduğu belirtilmiştir.

    Heyet olarak yaptığımız değerlendirmelerde, tarihsel fırsatların kaçırılmaması ve gerçek çözüm iradesinin hayat bulması için diyalog kanallarının açık tutulmasının ve demokratik siyasetin güçlendirilmesinin gerekli olduğu ortak bir görüş olarak öne çıkmıştır.

    Demokratik toplumun Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar için geleceğin güvencesi olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bu süreci doğru anlayan ve sorumlulukla yaklaşan herkesin yalnızca bugünü değil ortak geleceği de kazanacağına inanıyoruz.

    Sayın Öcalan’ın görüşme süresince değerlendirmeleri özetle şöyledir:

    “Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

    “Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz. Anadolu-Mezopotamya ilişkisi derin tarihsel köklere sahiptir. Tarihin ilk büyük barış anlaşması Hititler ile Mısırlılar arasındaki Kadeş Antlaşması’ydı. Ortadoğu’daki dört bin yıllık siyasal tarih gösterdi ki Anadolu’nun güvenliği Ortadoğu’dan ve Mezopotamya’dan geçmektedir. Demokratik entegrasyon, Mezopotamya kültürünün demokratik bir varlık olarak katılımını ifade eder.

    “Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele Cumhuriyetin demokratik olmamasıdır. Demokrasi Cumhuriyetin güçlenmesini sağlayacak yegane çözümdür.

    “Toplumların ve ülkelerin tarihsel dönemlerindeki yanlışlıkları, aşırılıkları ve antidemokratizmi dile getirmek, kutsala dokunmak gibi yadırganmamalıdır. Asimilasyoncu yöntemlerin pozitivist bir inançla savunulmasının, ülkeye giydirilmiş dar bir gömlek olduğunu söylemek gerekir.

    “27 Şubat çağrımda da ifade ettiğim gibi silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında Cumhuriyet iki kat güçlenecektir. Demokratik toplum dediğimiz, büyük oranda böyle bir çözümü esas alır. Kürtlerin devletle olan ilişkisini pozitif tarzda düzenleyen bir toplumculuk ve yurttaşlık anlayışı geliştirmeliyiz. Devlet de burada yıkıcı faaliyet ya da güvenlik tehdidi gibi bir durum olmadığını görmeli.

    “Cumhuriyete katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bunlar sadece Kürtler için değil, herkes için geçerli özgürlük alanlarıdır.

    Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum.

    “Demokratik entegrasyon çözümü, toplum temelli bir yaklaşımı esas almaktadır. Toplum temelli çözüm ise toplumsal yapıların bütünsel ve kolektif demokratikleşmesini gerektirir.”

    Saygılarımızla, DEM Parti İmralı Heyeti 31 Mart 2026”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • İskenderun’da Newroz coşkuyla kutlandı: Barışı Ankara’da, Meclis’te arıyoruz! – VİDEO

    İskenderun’da Newroz coşkuyla kutlandı: Barışı Ankara’da, Meclis’te arıyoruz! – VİDEO

    PİRHA – İskenderun’da Newroz, halkın yoğun katılımıyla kutlandı. Gerçekleştirilen Newroz kutlamasında demokratik çözüm ve barış vurgusu öne çıktı.

    Hatay’ın İskenderun ilçesinde bulunan Yıldırımtepe Mahallesinde bulunan Newroz Alanında “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” ve “Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” şiarıyla Newroz kutlandı.

    Salih Müslim şahsında tüm demokrasi ve özgürlük şehitleri için yapılan saygı duruşuyla başlayan kutlamada, kurum temsilcileri siyasal sürece dair mesajlar verdi.

    “NEWROZ KADINDIR, YAŞAMDIR, ÖZGÜRLÜKTÜR”

    DEM Parti İskenderun Eş Başkanı Fidan Durmuş, Newroz’un direniş köklerine dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “Newroz, zorlu şartlara rağmen kendi köklerine dayanarak direnen, tüm doğanın kışa meydan okuyarak yeniden canlanması, yeniden yeşermesinin adıdır. Zalim Dehak’ın zulmüne karşı Demirci Kawa’nın vermiş olduğu mücadelenin ve kazandığı zaferin adıdır Newroz. Çağımızın Kawa’sı olan Mazlum Doğan üç kibrit çöpünü yakarak karanlığı aydınlatmıştır. Onurlu bir yaşamın, özgür bir yaşamın, direnişin, mücadelenin mirasını bırakmıştır bize. Newroz jindir, jiyandır, azadîdir. Newroz kadındır, yaşamdır, özgürlüktür!”

    “BARIŞIN ADRESİ ANKARA’DIR”

    DBP PM Üyesi Kerem Nalbant, 27 Şubat deklarasyonu ve sonrasındaki sürece dair şu ifadeleri kullandı:

    “27 Şubat 2025 tarihinde Sayın Öcalan’ın deklarasyonundan hemen sonra yeni bir süreç başlatıldı. Hemen akabinde Sayın Bahçeli’nin de bu süreci sahiplenmesi önümüzdeki günlerin ne kadar elzem olduğunun sorumluluğunu kat be kat daha bize yükledi. Sayın Öcalan’ın çağrısından hemen sonra örgüt kendini feshederek Türkiye’ye yakın yerlerden çekilerek, silahları yakarak hükümete ve devlete imkan sundu. Artık önümüzdeki günlerde parlamentoda, Kürt meselesinin çözümüne dair demokratikleşmenin somut adımlarının hayat bulması için adımların atılması önemli olacak. Kürt halkı barışı Washington’da aramıyor. Brüksel’de aramıyor. Moskova’da aramıyor. Barışı Ankara’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde arıyor.”

    “İMRALI KAPILARINI AÇIN”

    DEM Parti Van Milletvekili Kamuran Tanhan, barışın yolunun tecridin son bulmasından geçtiğini belirterek şunları söyledi:

    “Newroz şehitlerini anıyoruz. Öte yandan barış ve halkların kardeşliği için mücadele eden ölümsüz şehidimiz Salih Müslim’i saygıyla anıyorum. Bu yıl Newroz’da temel talep Sayın Öcalan’ın özgürlüğü oldu. Sayın Öcalan, barış ve demokrasi vurgusu yapıyor. Bizler de 27 Şubat çağrısına sahip çıkacağız. Barışın, demokrasinin ve özgürlüğün sesini yükselteceğiz. Şu an Orta Doğu’da bir savaş durumu var. Ancak Sayın Öcalan barış ve çözüm için çabalıyor. Eğer barış ve demokrasiden bahsediliyorsa o zaman İmralı kapılarını açın. Zaman kaybetmeden hepimiz kararlılıkla barış, özgürlük ve demokrasi için çabalayalım.”

    “BARIŞ, İŞ VE KADIN SORUNUNU ÇÖZÜN”

    EMEP MYK Üyesi Halil İmrek ise demokratik çözüm ve işçi sınıfının taleplerine değindi:

    “Newroz ateşleri cezaevindeki siyasetçileri, belediye başkanlarının, sendikacıların, gazetecilerin hücrelerini ısıttı. Newroz ateşi, cezaevinde İmralı’da bulunan Öcalan’ın umut hakkını güçlendirdi. Newroz ateşi iş, ekmek, özgürlük, barış mücadelesini güçlendirdi. Newroz’da ülkenin her tarafında alanlara çıkan Kürt halkı Kürt sorununun demokratik, halkçı çözümünden yana bir buçuk yıldır… Evet, ülkede savaş olmuyor, çatışma olmuyor. PKK silah bıraktı. Ama devlet 1,5 yıl boyunca hangi adımları attı? Halen Selahattin Demirtaş’lar, Figen Yüksekdağ’lar, binlerce Kürt siyasetçi tutuklu. Esas güvenliği sağlamak istiyorsanız işsizlik sorununu çözün, barış sorununu çözün, kadınların katledilmesi sorununu çözün! Asıl Güvenlik meselesi budur.”

    Kutlama, konuşmaların ardından çekilen coşkulu halaylarla sona erdi.

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • Ayşegül Doğan: Zamanın değeri bilinmeli, yasal adımlar için hıza ihtiyaç var-VİDEO

    Ayşegül Doğan: Zamanın değeri bilinmeli, yasal adımlar için hıza ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, Newroz kutlamalarında milyonların barış talebini dile getirdiğini belirterek, demokratik çözüm için somut adım çağrısı yapıldığını söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin partisinin Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

    Bu yılki Newroz kutlamalarının mesajlarına değinen Doğan, Newroz’un bir eşik olarak karşılarına çıktığını belirtti. Ayşegül Doğan, “Bundan sonra yapılacaklara dair çok güçlü mesajların olduğu bir Newroz kutlamasından bahsediyoruz. Bu yılki Newroz’un sloganı da özgürlük, birlik ve demokrasiydi. Bu birlik vurgusu Kürtlerin birliğini kapsayan ama aynı zamanda halkların birlikteliğini de kapsayan bir vurguydu. Özgürlük çeşitli anlamlarda her sahada kullanıldı. Yalnız sloganlarda yükselen özgürlük temasının alt başlıkları da vardı. İstanbul’dan Van’a, Cizre’den Kulu’ya, Bursa’dan Diyarbakır’a kadar Newroz ateşinin yakıldığı alanlara akan milyonların talebi neydi? Barış, çözüm, eşit yurttaşlık, adil ve demokratik bir Türkiye. Milyonlar sesini, sözünü barış için, savaşsız bir dünya için, bir arada yaşam için yükseltti ve halaylarını bunun için büyüttü. Her şeye rağmen bunun için büyüttü. Geç kalmayalım mesajını da alanlar verdi” dedi.

    “DAHA BÜYÜK BİR KARARLILIK GÖRDÜK”

    Abdullah Öcalan’ın Newroz mesajını hatırlatan Ayşegül Doğan, “Sayın Öcalan’ın mesajı diyalog, müzakere ve demokratik çözüm perspektifi Newroz alanlarında çok büyük bir karşılık buldu. Geçen yıl Newroz kutlamaları öncesi 27 Şubat 2025’de yapılan çağrı gündemdeydi ve Newroz kutlamaları da bu çağrıya nasıl destek çıkıldığını gösterir bir şekilde geçmişti. Ama ondan önce bazı tartışmalar vardı. ‘İşte Kürtler ne istiyor? Bu çağrı destek bulacak mı’ gibi pek çok sorunun yanıtını alanda halklar vermişti. Bu defa da Barış ve Demokratik Toplum Sürecine çok güçlü bir sahiplenme olduğunu gördük. Geçen yıla oranla alanların daha büyük kalabalıklarla dolduğunu gördük. Daha büyük bir kararlılık gördük. Toplum demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Yalnızca sloganlarıyla değil. Taşıdıkları afişler, görseller, pankartlarla da bunu çok net bir biçimde, görselleriyle de ifade ettiler. Demokratik çözümün somut adımlarla ilerletildiği bir ülke talebinde herkesin birleştiğini gördük” diye belirtti.

    2026 Newroz’unun kurucu bir irade olarak karşımızda oluğunu ifade eden  Ayşegül Doğan konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Abartısız bir şekilde en çok ortak yaklaşılan slogan ‘Öcalan’a özgürlük’ sloganı oldu. Hemen her yerde bunu çok açık bir şekilde ifade etti Newroz’a katılanlar. Günlerdir süren tartışmalara da böylelikle bir yanıt verdiler. Artık Öcalan’a özgürlük vaktinin geldiğini söylediler. Tüm bunlar daha sonrasına dair de yapılması gerekenlere ilişkin çok ciddi ipuçları veriyor. Bunların iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Ancak neler oldu? Peki, bu geçmiş refleksler tümden ortadan kalktı mı? Ne yazık ki kalkmadı. Kalksaydı eğer ben şu anda yalnızca Bakanlığın verdiği bilgiyle ifade etmem gerekirse sizinle gözaltı ve tutuklama sayısı paylaşmak durumunda kalmazdım.”

    Newroz kutlamalarındaki gözaltılara dikkat çeken Ayşegül Doğan, ” Edinebildiğimiz bilgilere ve dün bakanlığın açıklamalarına göre en az 209 gözaltı var. Gerekçeler ne? Mesela Muş’ta özgürlük ve demokrasi yazılı bir pankart çarşı merkezinde bir köprüye asılmış. Yine Kocaeli Darıca’da etkinlik alanına girişte bir yurttaş yalnızca sarı, kırmızı, yeşil renkli hırkası nedeniyle engellenmeye çalışıldı. Yine üzerinde Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafının olduğu bir atkı nedeniyle alana alınmak istenmedi. Şimdi bu nasıl bir suç teşkil ediyor olabilir? AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması. Bunlar, Barış ve Demokratik Toplum Sürecine de uygun değil. Ailesiyle birlikte düğünlerde, etkinliklerde müzisyenlik yaparak geçimini sağlayan 16 yaşındaki bir çocuk Başakşehir’deki Newroz alanında söylediği Kürtçe şarkılar gerekçe gösterilerek örgüt propagandası suçlamasıyla tutuklandı. Hangi örgütten bahsediyoruz? PKK kendini feshettiğini dünyaya ilan etti” diye belirtti.

    ” YASAL ADIMLAR İÇİN HIZA İHTİYAÇ VAR”

    “Bölgesel gelişmeler ve riskler, neden hıza ihtiyacımız olduğunu geçen süre zarfında ortaya koydu” diyen Doğan, ” Eğer zaman iyi değerlendirilmezse riskler açığa çıkabilir. Ve bunları bertaraf etmek her zaman kolay olmayabilir. Provokasyonlar, sabote etmek isteyenler olabilir ki var, biliyoruz. O hâlde yapılması gereken zamana yaymak ya da zamanı kötü kullanmak değil. Zamanı ve zamanın değerini bilerek, kavrayarak ona göre adımlar atmak, ona göre planlamalar yapmak” dedi.

    “TAKVİM AÇIKLANSIN” 

    Ayşegül Doğan, Koordinatör Grup Başkanvekilleri ile Meclis Başkanı’nın önümüzdeki hafta bir araya geleceğine dair çıkan haberlere ilişkin, partilerine bu yönde herhangi bir resmi bilgilendirme yapılmadığını açıkladı. Doğan, söz konusu görüşmeye dair iddiaların henüz doğrulanmadığını vurguladı.

    Yasal düzenlemelere ilişkin haziran ve temmuz aylarının işaret edilmesini de eleştiren Doğan, bu sürenin “çok geç” olduğunu belirtti. PKK’nin kongresini toplayarak fesih kararı aldığını hatırlatan Doğan, silah bırakanların dönüş sürecinin hukuki güvence olmadan ilerleyemeyeceğine dikkat çekti.

    Doğan, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan tarafından yapılan çağrıda da hukuki çerçevenin açık biçimde vurgulandığını ifade ederek, sürecin ilerleyebilmesi için somut adımların atılması gerektiğini söyledi. Bu kapsamda en temel başlığın yasal düzenleme olduğunun altını çizdi.

    DEM Parti’nin bu konudaki tutumunun net olduğunu dile getiren Doğan, geçiş hukukuna uygun bir çerçeve yasanın vakit kaybetmeden hazırlanması gerektiğini belirtti. Parti olarak hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Doğan, söz konusu düzenlemenin hiçbir ayrım gözetmeden, silah bırakan herkesin kapsanacağı bir hukuki yaklaşım içermesi gerektiğini vurguladı.

    Açıklamasında yetkililere çağrıda bulunan Doğan, sürecin şeffaf ilerlemesi için net bir takvimin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi.

    “AĞIR HASTA TUTUKLULAR BİR AN ÖNCE SERBEST BIRAKILMALI”

    Hasta tutuklulara da değinen Ayşegül Doğan şunları belirtti:

    “Ortak rapor dendi. Bitti. Bayram sonrasına işaret edildi. Bayramdan sonra da eğer tevatürlere ve iddialara yer bırakmak istemiyorsak yapılması gereken ilk şey şu; Meclis Başkanı ve Komisyon Başkanı sıfatıyla Sayın Kurtulmuş’un bir an önce bu yasal düzenlemelere ilişkin takvimi kamuoyuyla, muhataplarıyla paylaşması. Yapılabilecekken yapılmayanlar var. Herhangi bir kanuni düzenlemeye ya da başka bir yasal çerçeveye ihtiyaç duymadan yapılabilecekler var. Hasta tutsaklar, bakın hâlâ serbest bırakılmıyor. Edip Taşer hayatını kaybetti. Öfkeliyiz bu yüzden. Bu kaçıncı? Ağır hasta tutsakların bir an evvel serbest bırakılmaları gerekiyor. Bunlar doğal ölümler değil. Zamana yayılmış cinayetler bunlar.

    Şimdi bir tane daha hasta tutsaktan bahsedeceğim. Dün savunma yapıyordu. İBB davasında Murat Çalık. Ne bekleniyor? Niye serbest bırakılmıyor? AİHM ve AYM kararları niye uygulanmıyor? Tüm bunlar sürecin ruhuna uygun olmayan, paradokslar yaratan, toplumdaki güven duygusunu sarsan gelişmeler. Bir yandan gazeteciler tutuklanıyor. Bir yandan sanatçılar engelleniyor. Bunlardan bir an önce vazgeçmek ve barış ve demokratik toplum sürecinin ruhuna uygun bir şekilde adımlar atmak gerekiyor.

    İMRALI’DA ÖNEMLİ GÖRÜŞME

    DEM Parti İmralı Heyeti’nin yarın, İmralı Adası’na gideceğini kaydeden Ayşegül Doğan şunları söyledi:

    “Bu görüşme bizim için çok önemli bir görüşme. Çünkü bir yandan yasal süreçle ilgili bundan sonra yapılacaklar dair Sayın Öcalan’la istişarede bulunacaklar. Gündemlerinde böyle bir başlık var. Öte yandan kamuoyunda konut, ev tartışmaları sürerken şunu söylemiştik. Heyetimizin bize böyle bir bilgilendirme yapmadığını ama bayramdan sonra kuvvetle muhtemel bir görüşme yapıp, bu görüşmede bu konunun belki gündeme gelebileceğini ve varsa bu konuya ilişkin de bir yeni durum bunun da kamuoyuyla paylaşılacağını söylemiştik. Dolayısıyla bu başlıkları da gözettiğimiz zaman yarın yapılacak görüşmenin içeriğinin önemli olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Kritik bir önem taşıyor. Hem Öcalan’ın koşullarına, statü tartışmalarına ilişkin önemli bir görüşme olacak. Hem de yasal zemine ve silahsızlandırmaya ilişkin hazırlanan ya da hazırlanması planlanan kanuni çerçeveye dair de kendisinin önerileri alınacak. Biliyorsunuz her zamanki gibi büyük bir titizlikle kendisi yasal düzenlemelerden sürecin gelecek planlamasına dair tüm başlıklara ilişkin yetkililerle, ilgililerle de görüşmeye, müzakere etmeye devam ediyor.”

    HABER MERKEZİ

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Newroz’da halk atılacak yasal çerçeveyi ortaya koymuştur-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Newroz’da halk atılacak yasal çerçeveyi ortaya koymuştur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Newroz’da halkın siyasete ve devlete mesajlar verdiğini dile getirerek, “Bu mesajların bir adresi vardır. Bu mesajlar çatısı altında bulunduğumuz parlamentoyadır. Bu yükselen ses ertelenemez. İçinde bulunduğumuz sürecin gerçek anlamda yasal kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, gündemdeki gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Newroz kutlamalarına dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, Newroz’un hava koşullarına rağmen çok coşkulu geçtiğini, insanların akın akın meydanlarda buluştuğunu belirtti.

    Newroz’da halkın siyasete, devlete ve herkese de mesajlar verdiğini dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit,  “Kürt halkı ve bütün halklarımız Newroz meydanlarında demokratik çözüm ve kalıcı barış konusundaki ısrarını bir kez daha ifade etti. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne olan bağlılığını teyit etti. Sayın Öcalan’ın, sürecin baş müzakerecisi ve başaktörünün sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının artık tartışmasız bir şekilde yerine getirilmesi gerektiğini ve onun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin arkasında olduğunu da ortaya koymuş oldu. Çözüm sürecinin aslında güçlü bir öznesi, tarafı olduğunu, barış istediğini, çözümü istediğini, demokratik yaşamı istediğini de yeniden vurguladı” dedi.

    HALK ALANLARDA NE DEDİ?

    Halkın özgürlük, eşitlik, demokrasi ve adalet talebinin olduğunu belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halk, demokratik siyaset ısrarı ve sorunların demokratik uzlaşı ve müzakere ile çözülmesine dönük iradesini de bir kez daha meydanlardan haykırmış oldu. Demokratik birlikten, ortak yaşamdan ve demokratik entegrasyonundan yana tutumunu da açık ve net bir şekilde ortaya koydu. 2026 Newroz’u yeni bir toplumsal sözleşme arayışının da güçlü bir ilanı olarak okunabilir. Meydanlarda yükselen ses sadece negatif barışın değil artık pozitif barışa, özgür yaşama, demokratik topluma ve demokratik siyasete kapı aralaması gerektiğini, demokratik entegrasyon yasalarının da bir an önce çıkmasını açık ve net biçimde ortaya koymuştur. Yıllardır süren baskı politikalarına, tecrit uygulamalarına ve demokratik siyasetin alanını daraltan yaklaşımlara karşı halklarımız sadece itiraz etmemiş aynı zamanda nasıl bir gelecek, nasıl bir toplum, nasıl sistem istediğini de açık ve net biçimde ifade etmiştir. Newroz’da tek bir ses yükseldiğini söyleyebiliriz. O da eşitlik, özgürlük ve ortak yaşam iradesinin güçlü vurgulanması ve buna dönük beklentilerin birinci elden halk tarafından talep edilmesidir” diye konuştu.

    “NEWROZ’DA HALK ATILACAK YASAL ÇERÇEVEYİ ORTAYA KOYMUŞTUR”

    Kürt halkının Newroz’da verdiği mesaja dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürt halkı Ortadoğu’yu kurtaracak gerçeğin halkların bir arada, özgür ve demokratik temelde yaşaması olduğunu, Ortadoğu’yu özgürleştirecek, istikrara kavuşturmanın da burudan geçtiğini ortaya koymuştur. Bu mesajların bir adresi vardır. Bu mesajlar Meclis’e, devlete, iktidara ve diğer muhalefet partilerinedir. Bu yükselen sesin ertelenmez olduğunu, taleplerin netliği ve aciliyetinin de altını çizmemiz gerekiyor. Her şeyden önce bu sürecin gerçek anlamda yasal, kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir. Demokrasinin, adaletin, kimliklerin, anadillerin yasal güvence altında olduğu özgür bir yaşam talebinin olduğunun artık yasa ile ete kemiğe bürünmesi gerektiğini düşünüyoruz. Geniş kapsamlı, demokratik çözümü esas alan şeffaf, toplumsal mutabakata dayanan bir yasal çerçevenin inşası artık bizim açışımızdan kaçınılmazdır. Newroz’da halk atılacak yasal çerçeveyi ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.

    GÖZALTILARA TEPKİ

    “Kürt halkı ve toplum ne istiyor?” diye soran Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bunun yanıtı Newroz meydanlarında ortaya çıktı” dedi.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Newroz sonrasında yapılan gözaltılara da işaret ederek, bunun kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Newroz’un coşkusunun gölgelenmeye çalışıldığını ve bunun sürecin ruhuna uygun olmadığını vurgulayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Milyonların Newroz  meydanlarında haykırdıklarına saygı duymak ve gerekliliklerini siyaset kurumu ve devlet olarak yerine getirmek olmalıdır” şeklinde konuştu.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan’a ve beraberindeki heyete yönelik polisin provakatif yaklaşımına da tepki göstererek, soruşturulması gerektiğini belirtti. Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu tutumların aynı zamana barışa karşı tutumlar da olduğunun söyledi.

    Toplumun barışa ve çözüme hazır olduğunu dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Siyasi iradenin, Meclis’in yapması gereken toplumun beklentilerine göre hareket etmektir. Aynı zamanda kendi kaleme aldığı rapora uygun, zaman geçirmeden yasal düzenlemelere ilişkin adım atması gerekiyor. Bayram’dan sonraya tarih verildi. Bayram bitti, şimdi bu günden harekete geçme çağrımızı dile getiriyoruz” diye kaydetti.

    “ABDULLAH ÖCALAN’IN KOŞULLARI DÜZELTİLMELİ”

    Demokratik bir çözüme ihtiyaç olduğunu kaydeden Gülistan Kılıç Koçyiğit eşit yurttaşlık hakkının güvence altına alınması gerektiğini  ifade etti.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Meclis bu konuda devreye girmesi gerekiyor. Yargının siyaseti dizayn etme aracı olarak çıkarılması yargının siyaset üzerinde bir sopa olarak kullanılmasından derhal vazgeçilmelidir. Örgütlenme hakkı, düşünce özgürlüğü, siyasal katılım ve basın özgürlüğü baskılar derhal kaldırılmalıdır. Kayyım uygulamalarına son verilmelidir. Halkın iradesi tanınmalıdır. Seçilmişler makamlarına iade edilmelidir. Yargı bağımsızlığı sağlanmalı, gerçek adaletin yolu açılmalı siyasi nitelikli yargılamalar hızla sonlandırılmalıdır. Barış sürecini destekleyecek kapsayacak hukuki düzenlemeler bütüncül bir anlayış ile hayata geçirilmelidir. Aynı zamanda Sayın Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının gerçek anlamda süreci sağlıklı yürütmesi için gerekli bütün düzenlemelerin yapılması ve toplumun ifade ettiği gibi artık İmralı’yı bir cezaevinin bulunduğu bir ada değil barışın ve demokratik toplum sürecinin yürütüldüğü bir ada haline getirmenin zamanı gelmiştir. Bu konuda adımlar atılmalıdır. AİHM, AYM kararların uygulanması gerekiyor.”

    “YASAL ADIMLA İÇİN TESPİT VE TESCİL MESELESİNİ DOĞRU BULMUYORUZ”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir gazetecinin, “İktidar yetkileri adım atmak için İran’ı görmek, beklemek gerekiyor” şeklinde ifadeler kullandığını ve bunla ilgili ne düşündüklerini sordu. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “İran bambaşka bir ülke. Kendi koşulları ve dinamikleri var. İran’ın sorununu İran’dakilerin çözmesi gerekiyor. Türkiye’nin Kürt sorununun demokratik çözümünü kah Suriye’ye, Irak’a ve İran’a bağlamanın kendisi bizim açımızdan farklı değerlendirmelere yol açabilir. Bu gün İran’daki mesele bir bekletici mesele değil aksine hızlandırıcı bir mesele olarak ele alınması gerekiyor. Bakın, demokratik bir dönüşüm yaşamayan ülkelerin yaşadığını görüyoruz. Yasal adımlar için tespit ve tescil meselesinin doğru bulmadığımızı ifade edelim. Sorunu gerçekten çözmek istiyorsanız silah bırakılmasını gerçekten istiyorsanız silah bırakanların nasıl bir hukuki statüye sahip olacağını oluşturmak zorundasınız. Ortada bir yasa yok buna rağmen bir silah bırakma var. Örgütün feshi var. Bunlar çok anlamlı. Bunların devam etmesini istiyorsak Meclis ve siyaset olarak üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor. Tespit ve tescile bırakmak süreci okumamak, sürecin ruhunu anlamamaktır. Bütüncül bir yasa çıkmalı, tespit ve tescilin yasanın önüne bırakılmasını doğru bulmuyoruz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)