Etiket: dersim katliamı

  • PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek: Dersim’de yapılan toplantı Aleviliğe ihanettir! – VİDEO

    PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek: Dersim’de yapılan toplantı Aleviliğe ihanettir! – VİDEO

    PİRHA – PSAKD Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de gerçekleştirdiği toplantıya tepki gösterdi. Kurumu “asimilasyon merkezi” olarak nitelendiren Erkek, “Dede talibinden rızalık almadan talibi adına hiçbir şey yapamaz. Biz bu toplantıya katılanları dede olarak görmüyoruz” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antep Şube Başkanı Mehmet Erkek, Alevi kurumlarının tüm itirazlarına rağmen kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerini ve Dersim’de gerçekleştirilen “Dedeler Zirvesi”ni PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KATLİAMLARLA BİTİREMEDİKLERİNİ ASİMİLASYONLA YOK ETMEK İSTİYORLAR”

    Erkek, başkanlığın kuruluş sürecini ve amacını şu sözlerle eleştirdi:

    “Bundan 4 yıl önce AKP hükümeti bugüne kadar katliamlarla yok edemedikleri, bitiremedikleri Alevileri asimile ederek Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu; Alevi kurumlarının büyük uyarılarına rağmen, ikazlarına rağmen, mitinglerine rağmen, protestolarına rağmen, basın açıklamalarına rağmen. Bizi önemsemediler, kaale almadılar ve Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’nı kurdular. Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumudur. Yaptıkları göz önündedir.”

    “CEMEVLERİNE KENDİ TABELALARINI KOYDULAR”

    Kurumun köylerde yürüttüğü faaliyetlerin bir rıza inşası değil, “kandırmaca” olduğuna dikkat çeken Erkek, şunları kaydetti:

    “İlk icraatları kaymakamlıklar, güvenlik kuvvetleri ve valilikler marifetiyle Alevi köylerini dolaşarak, Alevi köylerinde toplantılar yaparak ‘Devlet bugüne kadar sizi tanımıyordu, bundan sonra sizi tanıyacak. Sizin ihtiyaçlarınızı karşılayacağız’ diye yalan sözlerle halkı kandırmaya çalıştılar. Ve her gittikleri yerde resimler çektirdiler. Köylülerin konuşmadığı şeyleri konuşuyor gibi yansıttılar. ‘1580 tane cemevinin ihtiyaçlarını karşıladık’ dediler. Aslında öyle değildi. Köylülerin kendi imkanlarıyla yapmış olduğu cemevlerine kendi tabelalarını koydular.”

    “DEDELERE MAAŞ BAĞLAMAK İSTİYORLAR”

    Toplantının esas amacının dedelere maaş bağlamak olduğunu belirten Erkek, eleştirilerini şöyle sürdürdü:

    “Bu ceberrut kurumun son icraati; bundan 89 yıl önce Dersim’de yapılan soykırımın yıl dönümünde, Dersim’in merkezinde bir toplantı yapmak oldu. Hiç talibi olmayan bir kısım kendini dede olarak lanse eden, toplumda karşılığı olmayan yaklaşık 130 tane kişiyi 4 Mayıs’ta, yani Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde Dersim’in merkezine toplantıya davet ettiler. Toplantının esas mahiyeti dedelere maaş bağlamaktı. Oysa tüm Alevi kurumları, tüm demokratik kitle örgütleri, Dersim halkı, Dersim Tertelesi’nin 89. yılında anma etkinlikleri yapıyordu. Devletin bu katliamlarla yüzleşmesini talep ediyorlardı. Ama Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bütün bunlara rağmen bile bile Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde bu insanları toplantıya çağırdı.”

    “MAAŞLI DEDELİK YOL’A İHANETTİR”

    Alevilikte dedelik makamının devlet güdümüne giremeyeceğini vurgulayan Erkek, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi: ‘İlle de bir dostun gülü yaralar beni.’ Bizi de en çok yaralayan şey bu toplantının o güne gelmesi. Aleviler tarih boyunca hiç kimsenin güdümüne girmediler. Hiç kimseden maaş almadılar. Dedelik de bu değil. Dede alimdir, bilgilidir, hukukçudur, adaletlidir. Dede serçeşmedir, insan-ı kamildir. Dede talibinden rızalık almadan talibi adına hiçbir şey yapamaz. Biz bu toplantıya katılanları dede olarak görmüyoruz. Aleviliğe ihanet ettiklerini düşünüyoruz.”

    Cevahir FINDIK/ANTEP

  • Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    Zeynel Kete: Asimilatörlere vereceğimiz en iyi cevap ocaklarımızla birleşmektir! -VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Dersim’de kültürel soykırım çalışması yaptığını vurgulayarak, “Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken,toplantıya katılan dedelerin, “maaş”, “Diyanet’ten pay verilsin” gibi konuşmalar yaptığı ortaya çıktı.

    Alevi toplumu ve kurumlarının ise, toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı ve Şıx Çoban Ocağı evladı Pir Zeynel Kete, ‘Dedeler Zirvesi’ne dair sorularımızı cevapladı.

    “ABDÜLHAMİT’TEN DEVRALINAN BİR MANTIKTIR”

    PİRHA: Dersim’de, katliamın başlangış tarihi olan 4 Mayıs’ta Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı. Bu ne anlama geliyor?

    Zeynel Kete: 4 Mayıs, Dersim toplumsal hafızasında, Dersimliler tarafında Roja Reş (Kara Gün) olarak tanımlanan bir gündür. Dersimliler buna Tertele demişler. Kavramlar çok önemlidir. Bu yönüyle kavramları kendi hakikatiyle buluşturmak lazım. Sistem de bunu biliyor. Yani Nehak anlayış diye tanımladığımız devletçi anlayış kavramların içeriğini ya boşaltır ya da halkların ulusal düzeydeki belirli günlerin, haftaların içlerini de boşaltmaya çalışıyor.

    Bu mivalde düşündüğümüzde 89 yıl önce alınan kararın yıl dönümünde anma yaptığı bir günde, Dersim’e çıkartma yapmaları öyle kendiliğinden, sıradan bir takvim değil. Yani şu söyleniyor: 89 yıl önce yapmış olduğumuz çalışma hala devam ediyor. Bize bunu söylüyorlar. Hala devam ediyor bu.

    4 Mayıs’ta Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı bünyesinde Dersim’e 81 il ve yurt dışında 130 tane ocaklara kayyum olarak atanacak, toplumsal meşruiyeti olmayan, kendi talibinden ve Reahaq coğrafyası toplumsallığından rıza almayan kesimlerle beraber yeniden bir kültürel soykırım çalışması yapılıyor.

    Aslında bu Abdülhamit’ten devralınan bir mantıktır. Çünkü Abdülhamit’in Kızılbaşları vardı. Abdülhamit kendi döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun son bakiyesini kurtarmak açısından ne yaptı? Reahaq coğrafyasına özel olarak yetiştirdiği, bu inancı bilen, biraz daha halkla diyalog kurmaya çalışan, çok karşıtlık oluşturmayan özel olarak eğitilmiş asimilatörleri gönderdi.

    Bu coğrafyaya gönderilirken bir tarafta Emevi İslam’ı yumuşak bir şekilde anlatılarak işte bir sentez oluşturmaya çalışıyorlardı. Yapılmak istenen şudur. Dersim’de herhangi bir birey ve ocak evladı kendi tarihsel hakikatinden uzaklaştığı anda aslında kendi Kürtlüğünde de uzaklaştı. Bunu nereden biliyoruz? Bunu raporlarda biliyoruz. İster askeri olsun, ister bürokrat olsun, o dönemde çeşitli uzmanların yazmış olduğu raporların hepsi ortak akıl şudur. Reahaq ve Kürtlük birbiriyle bağlıdır. Eğer gerçekten de Reahaq’tan uzaklaşırsa, ana dilini, kültürünü, inancını unutursa, Kürtlüğünü de unutur. Asıl proje budur.  Abdülhamit’ten devir alınan bir proje. 4 Mayıs’a denk gelmesi de bundan dolayıdır. Devlette devamlılık esastır mantığı bu anlama geliyor.

    Ama şu bilinsin Dersim döneminde de halkın ve bu coğrafyada yaşanan binlerce yıllık komünal kültürün dışında hareket eden Nehakla anlaşanlar o günde lanetleniyordu, bugünde lanetleniyor.

    Bizler Reahaq evlatları olarak pirler, mürşidler, ocağımızın toplumsal hafızası cem erkanı yürüttüğü zaman cem meydanında bulunan talip topluluğunda rızalık almadan cem meydanı açılmıyor. Şimdi siz talip topluluğundan rızalık almadınız, ocağınızdan rızalık almadınız, pirinizde, mürşidinizde, rayberinizden, müsahibinizden rızalık aldınız mı? Almadınız. Toplumsal hürriyetiniz var mı? Yok.

    “PİR-TALİP TOPLULUĞU YENİDEN İKRARLAŞMALIDIR”

    -Toplantıya katılanlarda ocak evladı, karşı çıkanlarda. Pir-Talip ilişkisi bu örneğe bakarak yeniden mi güncellenmeli?

    Zeynel Kete: Katılanlara baktığımızda, büyük bir bir kesimi bu inancın takip ettiricisi ocak evlatlarıdır. Dersimli olan var, Adıyamanlı olan var. Reahaq coğrafyasında olanlar vardır. Bunların bir kısmı cemevlerinde zaten hali hazırda cemevi başkanıdırlar. Yıllardır bu asimilasyon anlayışına hizmet etmişlerdir. Fotoğrafta gördüklerimin %90’ı zamanında Cem Vakfı kültüründen gelmiş. Oradan icazet almış. Belki bir kısmı da ocak evladı da olmayabilir. Çünkü o dönem kendilerine bir yazıyla el veriliyordu.

    Pir-Talip topluluğunun yeniden ikrarlaşması, ocak kültürünün yeniden canlanması için ne yapmalıyız? Bu çok önemli bir sorundur. Bütün asimilasyon politikalarına rağmen hala devlet Dersim’de eğer ocağa yöneliyorsa o zaman şunu sormalıyız. Niye ocağa yöneliyor? Demek ki hala çekindiği bir nokta var. Hala ocakta direnen bir damar var. İlerisi için bu damarın emen kesminin bakası için riskli olabileceğini tahmin ettiklerinden dolayıdır ki buna yöneliyorlar. Çünkü hakikat nerede kaybedilmişse oradan aranacak. Hakikat nerede ser verirse de oraya da yöneliyorlar.

    İnşa süreci geçmişin ne olduğu gibi ne de modernizmin içinde boğdurtmak. Ama mümkün mertebe bu hakikati devam ettiren yol evlatlarının hepsi talip topluluğuna gitsinler. Taliplerle görüşsünler. Tekrar yeniden taliplerini kayıt altına alsınlar. Müsahiplik, pirlik, mürşüdlük, rahberlik ikrarlı yeniden tazelesinler. Herkes bulunduğu bölgedeki kutsal hafızalarıyla yeniden ilişkilensin. Ana diliyle cem erkanları yürütülsün. Jiyar diyarlara gidilsin.

    Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı ve bir ocak evladı olarak son dönemlerde yapmış olduğumuz geleneksel erkanlarımızda halkımızın kendi tarihsel hafızasına, analarının anılarına, diline müthiş bir ilgisi var. Cemleri yürüttüğümüzde hepsi böyle büyük bir duygu seli içinde. Geçmişle tekrar yeniden ikrarlaşmak, bağ kurmak arayışı vardı. Çünkü modernizm bu konuda ciddi sorun yarattı ve mevcut sistem içileşen dernek hattı da çökmek üzeredir. Bu çerçevede halkta güçlü bir arayış var.

    “OCAK PİRLERİ KENDİ TALİPLERİNİ ARSIZA DÜŞÜRMESİNLER”

    -Fiziksel kırımın yanında bir de inançsal kırım yanı var. Dersim’de ve genelde Alevilikle ilgili nasıl yürütülüyor?

    Buraya katılanlardan basına yansıyan fotoğrafları da gördüğüm kadarıyla ben kadın görmedim. Yani oraya topladıkları o asimülatörler, Yol’un hafızası bunlara düşkün diyor. Yol’un hafızası kendi talibinden, pirinden, mürşidinden rızalık almadan yol adına bu tip çalışmalara katılan Nehak’ın sofrasına gideni, bağdaş kuranı asla ve asla kabul etmez. Pirlerimiz bize diyorlardı “Ey can, yolunu arsıza, hırsıza, nursuza düşürme. Muhannete gitme. Kadı darına varma.”

    Eğer Dersim’deki pirler, mürşidler, rayberler hakikati kendisine yol edinen ve Yol’a ikrar veren canlar tarihsel misyonlarını oynayabilselerdi Reahaq Alevi inancındaki o komünal, demokratik, ahlaki, politik inancı hafızayı güncelleyebilselerdi bugün bunlar olmazdı. Devlet devletliğini yapıyor zaten. Sorunun en büyük nedeni biziz.

    Bir çağrıda bulunuyorum: Ocak pirleri kendi taliplerini arsıza düşürmesinler.

    “VERECEĞİMİZİ CEVAP HAKİKATİMİZLE TEKRAR YENİDEN İKRARLAŞMAK, OCAKLARIMIZLA BİRLEŞMEKTİR”

    -Dersim’in üzerinden bu kadar politika uygulanmasını neye bağlıyorsunuz. Neden Dersim?

    Ulus devlet anlayışı kendisini inşa ederken kendi muteber vatandaşını yaratmış. Bir de muteber olmayan vatandaşını yaratmıştı. Şimdi muteber olmayan vatandaşı Kürt’tür. Kürtçe konuşur. Alevidir, Bektaşi’dir. Dersim etnik yapı olarak tekçi anlayışa uymuyor. Kürt’tür. İnanç olarak, etno-dinsel yapı olarak uymuyor. İnanç olarak da yine bu tekçi anlayışın belirlemiş olduğu inancın çizgisinin dışındadır. Çünkü Hakk inancıdır. Burası Kürt, Reahaq inancının ser çeşmesidir.

    Böylelikle imparatorluklar döneminden Cumhuriyet modernitesine kadar Dersim’e bir yönelim olmuş. Ama en planlı, programlı yönelim ulus-devlet dönemi yani cumhuriyet modernitesi döneminde olmuştur. Bu minvalde Dersim’in çok değerli ozanı Şeyh Gazi’nin konuyla ilgili bir sözü vardır; İmparatorluklar döneminde de, Cumhuriyet döneminde de, Tanzimat döneminde de bize düşen katliamdı, ölümdü. İşte neden Dersim? sorusunun cevabı buradadır.

    Çünkü Dersim’de bu coğrafyada geleneksel damar var. Aryenik damar bu coğrafyada güçlüdür. Kürtlük damarı güçlüdür. Kültürel direniş damarı güçlüdür. Yani bir atom zerresi kadar da olsa bile bu kültürel direniş damarı, bu kaç bin yıllık Aryenik kültür, Reahaq kültürü bu coğrafyada yeniden filizlendiğinde, tarihsel hakikatiyle bütünleştiğinde gerçekten de güçlü bir direniş sergiledi.

    Ezidiler için Lâleş neyse, Müslüman camia için Mekke neyse Kürt Alevi inancının ser çeşmesi Dersim’dir. İç Anadolu’daki bir kesim Bektaşilerin merkezi de Hacı Bektaş’tır.

    Dersim düşürüldüğünde, Dersim hakikatinden uzaklaştırıldığında, Dersim karşıt Alevilikle donatıldığında, Türk İslam Aleviliği Dersim’e egemen olmaya başladığında bir coğrafyada yok edilir. Eğer Dersim’i çökertirlerse, tarihsel hakikatinden uzaklaştırırlarsa, ciddi boyutuyla Malatya, Adıyaman, Sivas, Elazığ, Erzincan gibi yerleşkelerdeki Kürt-Alevi inancı da yok edilir. Hafıza burasıdır. Bu saydığımız çeperdeki illerdeki bütün ocakların yeri de burası. 12 ocağın ziyaretlerinin merkezleri burasıdır. Kadim yer burasıdır. Mekan burasıdır. Siz bir toplumu mekansız bıraktığınızda, hafızasız bıraktığınızda doğal olarak mekansız kaldı mıydı, hafızasız kalır. Hafızasız kaldı mıydı, çok rahatlıkla üzerinde deney yapabilecek bir kadavraya döndürebilirsiniz.

    Barış döneminde, Abdülhamit’ten beri devralınan raporlardaki hareketlerden alınan feyzle bugün Dersim’e yönelimesi ahlaki değil. Bu süreçte Dersim’deki pirler, ocak evlatları kendi enerjilerini rıza toplumuna, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaş olarak yaşamaya harcasalar, ikrarlı ve rızalı yaşamı daha rahat inşa edebiliriz.

    Barışın konuşulduğu bir dönemde Dersim’in tekrar yeniden koloni bölgesi olarak seçilmesine karşı da verilebilecek en güçlü cevap tarihsel hakikatimizle tekrar yeniden ikrarlaşmak, ocaklarımızla birleşmektir. Dersim bu konuda doğasıyla, toprağıyla, taşıyla, tarihsel hafızasıyla ve diliyle yeniden ikrarlaşarak bu karşıt çalışmayı boşa çıkara bilmelidir.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Seher Şengünlü Yılmaz’dan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz!

    Seher Şengünlü Yılmaz’dan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz!

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim’de yapılan ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki göstererek, “Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de 2 gün süren ‘Dedeler Zirvesi’ yapıldı.  Yapılan toplantıya 130’a yakın dedenin katıldığı belirtilirken, Alevi toplumu ve kurumlarından toplantıya tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    “KATLİAMA DAİR TEK BİR SÖZ EDİLMEDİ!”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde ‘Dedeler Zirvesi’nin yapılmasının bir mesaj içerdiğini belirterek, ” 4 Mayıs; canlarımızın katledildiği, ocaklarımızın söndürüldüğü, inancımızın ve kimliğimizin hedef alındığı bu kara tarihtir. Bu topraklarda hâlâ dinmeyen acının, yüzleşilmeyi bekleyen tarihsel bir yaranın yıldönümünde; Dersim’de yaşanan katliama, sürgünlere, kayıplara ve devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarına dair tek bir söz dahi edilmemesi kabul edilemez” dedi.

    “ALEVİLİKTE İNANÇ ÖNDERLİĞİ DEVLET MEMURLUĞUNA İNDİRGENEMEZ”

    Vahim olanın, toplantının ana gündeminin dedelere maaş bağlanması olduğunu dile getiren Seher Şengünlü Yılmaz, “Alevi inancının özüne ve tarihsel bağımsızlığına gölge düşürecek bir çerçevede ele alınmış olmasıdır. Alevilik’te inanç önderliği devlet memurluğuna indirgenemez. Pirlik, dedelik ve analık makamı hakikat yolunun rızalıkla taşınan emaneti; toplumsal ikrarla yürütülen bir hizmettir. Bu değerler ne makamla ne maaşla tarif edilebilir” diyerek tepkisini ifade etti.

    “DERSİM’İN ACISINI GÖRMEZDEN GELEREK, HAKİKATİN ÜZERİNİ PROTOKOL TOPLANTILARIYLA ÖRTEMEZSİNİZ”

    “Dersim, hafızadır. Dersim, hakikatle yüzleşme çağrısıdır” diyerek sözlerini sürdüren Seher Şengünlü Yılmaz, şunları belirtti:

    “Dersim’de, Dersim Tertelesi’nin yıldönümünde susmak; sadece tarihe değil, o tarihte yitirdiğimiz canlara ve bugün hâlâ adalet bekleyen toplumsal hafızaya da sırt dönmektir.

    Alevi toplumunun asıl talebi; inancının devlet denetimine alınması, maaş karşılığı şekillendirilmesi ya da kurumsal müdahalelerle yeniden dizayn edilmesi değildir. Talebimiz açıktır: eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü, cemevlerinin anayasal güvenceye kavuşması ve geçmişle samimi bir yüzleşmedir.

    Dersim’in acısını görmezden gelerek, hakikatin üzerini protokol toplantılarıyla örtemezsiniz. Hafızayı susturamaz, rızalık üretmeden meşruiyet sağlayamazsınız. Dersim’i anmadan Dersim’de konuşmak, hakikati eksik bırakmaktır. Hakikat er ya da geç sözünü söyler.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı!

    Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı!

    PİRHA- Mersin Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anıldı. Anmada, adalet ve hakikatle yüzleşme vurgusu öne çıktı.

    Dersim’de 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde,Mersin Cemevi’nde anma yapıldı.

    Mersin Cemevi’nde Kadın Komisyonu ve yönetimi tarafından yapılan anmada, katledilenler anısına çerağ uyandırıldı.

    Anmada, Dersim Katliamı’nın acısını yalnızca bir halkın değil, insanlığın ortak hafızası olarak görüldüğü belirtilerek, “Dersim Katliamı’nın 89. yılında hatırlamanın, yüzleşmenin ve vicdanı diri tutmak oldukça önemli.İnsan, unuttuğu yerde eksilir; hatırladığı yerde çoğalır. Bu yüzden anmak, geçmişe takılı kalmak değil; geleceği daha adil, daha merhametli kurabilmenin yoludur” denildi.

    Acıyı yarıştırmadan, insanlığı büyüten bir dilin kullalması gerektiğinin vurgulandığı anmada, “Asla ve kat’a unutmadan; hakikati, adaleti ve vicdanı yaşatmalıyız. Unutmadık, unutturmayacağız” diye belirtildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Datça’da Dersim için yüzleşme çağrısı: Hakikat açıklanmadan demokratikleşme olmaz!-VİDEO

    Datça’da Dersim için yüzleşme çağrısı: Hakikat açıklanmadan demokratikleşme olmaz!-VİDEO

    PİRHA-  Muğla’nın Datça ilçesinde yaşayan Dersimliler, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararının yıl dönümünde ortak bir açıklama yaparak, Türkiye’nin demokratikleşme yolunun geçmişteki acılarla yüzleşmekten geçtiğini vurguladı. “4 Mayıs Kara Gün” dolayısıyla yapılan açıklamada, Dersim 38 Tertelesi’ne ilişkin devlet düzeyinde somut adımlar atılması talep edildi.

    “CUMHURİYET TARİHİNİN EN BÜYÜK İHTİYACI YÜZLEŞMEDİR”

    Datça’da yaşayan Dersimliler adına yapılan basın açıklamasında, bir toplumun gerçek anlamda demokratikleşebilmesi için kendi tarihindeki karanlık sayfalarla hesaplaşması gerektiği belirtildi. Cumhuriyet tarihinin ağır travmalarla dolu olduğu ifade edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Geçmişindeki acılarla yüzleşemeyen toplumların gerçek anlamda demokratikleşmesi mümkün değildir. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan kararın ardından Dersim halkı ağır bir yıkıma uğratılmış, yaşam alanları tahrip edilmiş ve taş üstünde taş bırakılmamıştır. Aradan geçen bir asra rağmen, bu trajedi hala yalnızca bir ‘isyan bastırma harekâtı’ olarak tanımlanmaktadır.”

    “ON BİNLERİN ARDILLARIYIZ HAKİKATLERİ İSTİYORUZ”

    1937-1938 yıllarında “kefensiz toprağa düşenlerin” mirasçıları olduklarını belirten Datçalı Dersimliler, hafızayı canlı tutma kararlılıklarını dile getirdi.

    Açıklamanın sonunda, adaletin sağlanması için şu somut adımların atılması istendi:

    “Tunceli Tenkil Harekâtı’nın resmi olarak soykırım olarak kabul edilmesi.

    Yaşanan büyük trajedi nedeniyle devletin Dersim halkından resmen özür dilemesi.

    15 Kasım’da idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının kayıp olan mezar yerlerinin açıklanması.

    Topraklarından koparılan ve sürgüne gönderilen ailelerin listelerinin ve yer bilgilerinin şeffaf şekilde paylaşılması.”

    Datça’da yaşayan Dersimliler, bu talepler karşılık bulana ve “mağdur edilen halkların rızalığı” alınana kadar seslerini yükseltmeye devam edeceklerini belirterek açıklamalarını noktaladı.

    HABER MERKEZİ

  • Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- İstanbul ve Dersim’de Dersim Tertelesi’nde yaşamını yitirenler anıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevilerden Gola Çeto’da ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Bu toplantıya katılanlar düşkündür!-VİDEO

    Alevilerden Gola Çeto’da ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Bu toplantıya katılanlar düşkündür!-VİDEO

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler Gola Çeto’da anıldı. Anmada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlarla yok edemedikleri Aleviliği, ‘Dedeler Zirvesi’ gibi toplantılarla yok edilmek istendiğine dikkat çekerken, DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete de, Alevilikte rızalığın önemine işaret ederek, toplantının ‘Barış karşıtı’ bir organizasyon olduğunu vurguladı.

    Dersim Tertelesi’nin 89. yılında, Gola Çeto’da anma düzenlendi.Anma, Kuryeşan Ocağı evladı Hülya Bokurt’un çerağ uyandırması ve Şıx Delil Berxecan Ocağı evladı Ergün Haydaroğlu’un gulbang vermesi ile Gola Çeto ziyaretine niyaz olunmasıyla başladı.

    “Dedeler Zirvesi’ne karşı Gola Çeto’da yapılan anmaya DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu,  demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.

    “TARİHLE YÜZLEŞMEKTEN KORKUYORLAR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlarla yüzleşme olmadığı için demokrasi, özgürlük gelmediğini belirtererek, “Katliamlarda murad edilen Alevileri yok etmekti. Tarihle yüzleşmekten korkuyor. Demokrasinin olmamasından kaynaklı kötülükleri yaşamaya devam edeceğiz. Topluma bunu doğru anlatmalıyız. Gülistan Doku cinayetinin nedeni de bu yüzleşememedir. Bugün emekçilerin yaşadığı sıkıntıların, yoksulluğun nedeni de bu yüzleşememedir” diye konuştu.

    “BÜTÜN BU ÇABALARI BOŞA ÇIKARTACAĞIZ”

    “Katliamla yok edemediklerini Aleviliği yok ederek yapmak istiyorlar” diyen Erçe, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dedeler Zirvesi’yle Aleviliği nasıl öldürürürüzün toplantısını yapıyorlar. Sözüm ona kendilerini dede diye tarif edenler bu toplantıya gidiyorlar. Alevilere çağrımızdır; bunları meydanlarınıza almayın! Soykırımın her türlü yolunu deniyorlar. Buna izin vermeyeceğiz. Bütün bu çabaları boşa çıkartacağımızı ilan ediyoruz.”

    “BARIŞ KARŞITI BİR ANLAYIŞIN ÜRÜNÜDÜR”

    DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, katliamların süreklilik arz ettiğini ifade ederek, “Cemevinde toplantıda asimile edilenler katılıyor. Rızalık Aleviliğin esasıdır. Devlet memurluğu yaparak dedelik olmaz. Nehaqın ekmeğini yiyenden Pir olmaz. Bu hakikate ikrar verenlere sesleniyoruz: bunlar rızalık almamıştır. Bugün bu topraklarda toplantı yapanlar kutsal mekanlarımıza girerek bizi coğrafyamızdan uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Bunlara karşı durmak zorundayız. Bizim sorunumuz tüm halkların, inanç toplulukların ve emekçilerin yan yana gelmesiyle çözülür. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ve çalışmaların yürütüldüğü bir süreçte bu uygulama ‘Barış karşıtı’ bir anlayışın ürünüdür. Bu toplantıyı yapanlar düşkündür, bunların selamı alınmaz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

    Canlı yayını izlemek için tıklayınız…

  • Yusuf Baran Beyi: Toplumsal barış için, devlet Dersim Katliamı ile yüzleşmeli!

    Yusuf Baran Beyi: Toplumsal barış için, devlet Dersim Katliamı ile yüzleşmeli!

    PİRHA- Eğitimci-yazar Yusuf Baran Beyi, Dersim Katliamı gibi geçmişte yaşanan kitlesel travmalarla yüzleşmek, yalnızca mağdurlar açısından değil; demokratik toplum düzeni açısından da önemli olduğunu vurgulayarak, toplumsal barışın güçlenebilmesi için, devletin geçmişteki ağır uygulamalarla dürüst biçimde hesaplaşması, mağduriyetleri tanıması ve sembolik ya da hukukî adımlar atması gerektiğini belirtti.

    Bu bağlamda Dersim Katliamı da tarihsel hafızanın önemli başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Hakikat, adalet ve toplumsal onarım talepleri, gelecek kuşaklara uzanan bir sorumluluk alanı olarak varlığını sürdürmektedir.

    Dersim’de 1937–38 yıllarında yürütülen askerî harekât, binlerce insanın öldürüldüğü, on binlerce kişinin sürgün edildiği bir yıkıma yol açtı. Geçen 89 yıla karşın katliama dair arşivler paylaşılmazken, idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerlerinin nerede olduğu açıklanmıyor.

    Eğitimci-yazar Yusuf Baran Beyi ile, Dersim Katliamı’na giden yolu ve sonrasını konuştuk.

    “SERT MERKEZİLEŞME POLİTİKALARININ BİR UZANTISI”

    PİRHA: 4.Mayıs 1937’de Dersim katliamı kararı alınmadan önceki Dersim’den söz eder misiniz?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938 olaylarını doğru biçimde değerlendirebilmek için meseleyi yalnızca Cumhuriyet dönemiyle sınırlı ele almak yeterli değildir. Konunun tarihsel arka planı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet-toplum ilişkileri çerçevesinde ele alınmalıdır. Zira merkezî devlet yapısının Dersim coğrafyasına yönelik yaklaşımı, uzun yıllar boyunca güvenlik merkezli ve mesafeli bir karakter taşımıştır. Osmanlı döneminde bu mesafe daha çok inanç farklılıkları üzerinden şekillenirken, Cumhuriyet döneminde ulus-devlet inşası politikaları doğrultusunda yeni bir içerik kazanmıştır.

    Bu nedenle Dersim meselesi, yalnızca belirli bir tarihte alınmış askerî bir karar olarak değil; Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasında farklı toplumsal gruplara yönelik uygulanan sert merkezileşme politikalarının bir uzantısı olarak değerlendirilmelidir.

    “M.KEMAL’İN İRADESİ DIŞINDA HİÇBİR KARAR ALINMADI”

    -Dersim Katliam kararının altında kimlerin imzası vardı?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim katliamına yönelik 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı, dönemin Cumhuriyet yönetimi tarafından alınmıştır. Kararın altında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün imzası başta olmak üzere, Başbakan İsmet İnönü ve ilgili bakanların imzaları bulunmaktadır. Dolayısıyla bu sürecin yalnızca bazı hükümet üyelerine yüklenmesi, tarihsel gerçeklikle tam olarak örtüşmemektedir.

    Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen, “Mustafa Kemal hastaydı, olaylardan habersizdi; bütün sorumluluk Celal Bayar ve çevresine aittir” şeklindeki yorumlar, tartışmalı ve eksik değerlendirmelerdir. Çünkü devlet arşivlerinde yer alan belgeler, Dersim sürecinin en üst düzeyde takip edildiğini göstermektedir. Ayrıca 1 Kasım 1938 tarihinde Dersim’de yürütülen operasyonlara ilişkin, M.Kemal’in Meclise tebrik mesajı gönderdiğine dair belgelerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Kısacası o dönemde M.Kemal’in iradesi dışında hiçbir kararın alındığı görülmemiştir.

    “HOMOJEN ULUS YARATILMAK İSTENDİ”

    -Dersim harekâtının gerekçesi neydi?

    Yusuf Baran Beyi: Resmî söylemde harekâtın gerekçesi olarak “isyan”, “vergi vermeme”, “askere gitmeme” ve “devlet otoritesinin kurulamaması” gibi nedenler ileri sürülmüştür. Ancak çok sayıda araştırmacı, tarihçi ve tanıklık kaynağına göre meselenin temelinde yalnızca güvenlik sorunu değil; Dersim toplumunun Kürt kimliği, Alevi/Kızılbaş inancı ve özerk toplumsal yapısı yer almaktadır. Bu yönüyle Dersim harekâtı, Cumhuriyet’in homojen ulus yaratma politikalarının sert tezahürlerinden biri olarak yorumlanmaktadır.

    “SOYKIRIM NİTELİĞİ TAŞIYAN BİR SÜREÇ”

    -Dersim katliamı sırasında uygulanan öldürme yöntemleri hangi boyutta uygulanmıştır?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938 harekâtı, dönemin Cumhuriyet yönetiminin aldığı siyasî kararlar doğrultusunda, devletin merkezî otoritesi ve tüm askerî imkânları kullanılarak uygulanmıştır. Operasyon, yalnızca belirli bir askerî birlik tarafından değil; kara kuvvetleri, hava unsurları, jandarma teşkilatı ve idarî mekanizmaların eşgüdümüyle yürütülmüştür. Bu devasa güç tahkimi, spontane bir olayı bastırma biçimini aşıyor.

    Uygulanan yöntemlere ilişkin tanıklıklar, resmî belgeler ve sonraki dönem araştırmaları, olayların sıradan bir güvenlik operasyonunun ötesine geçtiğini göstermektedir. Sivillerin hedef alındığı, köylerin boşaltıldığı, zorunlu göçlerin yaşandığı ve kitlesel ölümlerin meydana geldiği yönünde çok sayıda anlatım bulunmaktadır. Bu nedenle bazı siyaset bilimciler, hukukçular ve tarihçiler Dersim’de yaşananları “katliam”, “etnik temizlik” ya da “soykırım niteliği taşıyan bir süreç” olarak değerlendirmektedir.

    “ORDU ZEHİRLİ GAZ KULLANDI”

    -Katliamın yöntemleri hakkında hangi iddialar ve tanıklıklar bulunmaktadır?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim Katliamına ilişkin sözlü tarih anlatıları, hayatta kalan tanıkların beyanları ve dönemin bazı askerî personelinin aktarımları, son derece ağır insan hakları ihlallerine işaret etmektedir. Bu anlatımlarda insanların toplu halde öldürüldüğü, bazı bölgelerde yakılarak imha edildiği, kitlesel olarak makineli tüfeklerle tarandığı ve uçurumlardan atıldığı yönünde ifadeler yer almaktadır.

    Ayrıca son yıllarda gündeme gelen bazı belge ve tanıklıklarda, harekât sırasında kimyasal veya zehirli gaz kullanıldığı iddiaları da bulunmaktadır. Bu husus tarihçiler arasında hâlen tartışmalı olmakla birlikte, Dersim hafızasında derin iz bırakan anlatılar arasında yer almaktadır.

    Bölgede sorumluluk üstlenen, önemli yetkililerinden olan İ.Sabri Çağlayangil bakın ne diyor: “Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi.”

    Bu ifade aynı zaman devletin dili ve itirafıdır. Başka da söz söylemenin, ispat için belge-bulgu aramanın gereği yoktur. Tanıkların Munzur ve Harçik çaylarının cesetlerle dolduğunu, suların kan rengine büründüğünü anlatmaları, olayların bölgesel bellekte ne denli travmatik bir yere sahip olduğunu göstermektedir.

    “DERSİM ‘İDARİ’ BİR SORUN DEĞİLDİ”

    -Dersim raporları ve devlet yöneticilerinin yaklaşımı neyi göstermektedir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim’e ilişkin devlet raporları, dönemin yönetici elitinin bölgeye bakış açısını anlamak açısından son derece önemlidir. Bu raporlarda Dersim çoğu zaman “çözülmesi gereken bir mesele”, “ıslah edilmesi gereken bir alan” ya da “devlet otoritesine bağlanması gereken sorunlu bölge” olarak tanımlanmış olsa da aslında devlet katında Dersim ahalisinin varlığı; “Çıbanbaşı”, “kökünden sökülüp atılması”  gibi yok edilmesi “temizlenmesi” gerektiren “marazi” bir yer olarak tasavvur edilmiştir.

    Mustafa Kemal Atatürk’e atfedilen ve kamuoyunda sıkça aktarılan şu ifade, bu yaklaşımın sertliğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir:

    “İç işlerimizde en önemli bir safha varsa, o da Dersim sorunudur. İçte bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi, her ne pahasına olursa olsun yapılmalıdır.”

    Bu yaklaşım, sonraki askerî harekâtların zihinsel ve siyasal zeminini hazırlayan unsurlardan biri olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca “kökünde tıraş etme” fiili, birçok siyaset bilimci ve tarihçi tarafında “soykırım” ifadesine denk geldiği iddia edilmektedir.

    Bu tür ifadeler, Dersim meselesinin yalnızca idarî bir sorun olarak değil, devletin ideolojik kodlarına göre, ortadan kaldırılması gereken bir güvenlik problemi olarak ele alındığını düşündürmektedir.

    KİMLİK BASKISI VE SUSKUNLUK KÜLTÜRÜ!

    -Dersim katliamının günümüze yansımaları nelerdir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim 1937-1938’in etkileri yalnızca geçmişte kalmış tarihsel hadiseler değildir. Yaşanan travmalar, kuşaklar boyunca aktarılan kolektif hafıza üzerinden günümüze kadar ulaşmıştır. Zorunlu göçler, aile parçalanmaları, kayıplar, kimlik baskısı ve suskunluk kültürü, bölge insanının toplumsal belleğinde derin yaralar bırakmıştır.

    Bugün Dersim meselesi, yalnızca tarihî bir tartışma değil; aynı zamanda hafıza, adalet ve yüzleşme meselesi olarak da değerlendirilmektedir. Tıpkı dünyanın farklı coğrafyalarında yaşanan ağır insan hakları ihlallerinde olduğu gibi, Dersim konusunda da hakikatlerin ortaya çıkarılması, arşivlerin açılması, mağdur ailelerin taleplerinin dinlenmesi, idam edilenlerin mezar yerlerinin bulunması ve kayıpların akıbetinin açıklanması yönünde beklentiler sürmektedir.

    “KİTLESEL TRAVMALARLA YÜZLEŞMEK, YALNIZCA MAĞDURLAR AÇISINDAN DEĞİL; TOPLUM AÇISINDAN DA ÖNEMLİ”

    -Yüzleşme ve hesaplaşma neden önemlidir?

    Yusuf Baran Beyi: Geçmişte yaşanan kitlesel travmalarla yüzleşmek, yalnızca mağdurlar açısından değil; demokratik toplum düzeni açısından da önem taşımaktadır. Toplumsal barışın güçlenebilmesi için, devletlerin geçmişteki ağır uygulamalarla dürüst biçimde hesaplaşması, mağduriyetleri tanıması ve sembolik ya da hukukî adımlar atması evrensel bir ilke olarak kabul edilmektedir.

    Bu bağlamda Dersim Katliamı da tarihsel hafızanın önemli başlıklarından biri olmaya devam etmektedir. Hakikat, adalet ve toplumsal onarım talepleri, gelecek kuşaklara uzanan bir sorumluluk alanı olarak varlığını sürdürmektedir.

    “ANMA, ÖĞRENME VE YÜZLEŞME ALANLARI”

    -Katliam mekânları nasıl değerlendirilmelidir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim’de 1937-1938’in yaşandığı birçok yer, bugün toplumsal hafıza açısından önemli sembolik alanlardır. Bu mekânların yalnızca coğrafi noktalar olarak kalmaması; “anma, öğrenme ve yüzleşme alanları” hâline getirilmesi önemlidir.

    Bu kapsamda söz konusu bölgeler düzenlenebilir; bilgilendirici panolar, hafıza müzeleri, anıtlar veya temsili heykellerle desteklenebilir. Böylece ziyaretçiler, olayların geçtiği yerleri yalnızca görmekle kalmaz; orada yaşanan trajediyi tarihsel bağlamı içinde öğrenme imkânı da bulurlar.

    Festival dönemlerinde Dersim’e gelen ziyaretçilerin bu alanlara rehberler eşliğinde götürülmesi, sessiz ve saygılı anma programlarının yapılması, hafıza kültürünün gelişmesine katkı sağlayacaktır. Bu ziyaretler, turistik gezi anlayışından ziyade bir vicdan ve tarih bilinci çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.

    “AĞITLAR HAFIZAYI CANLI TUTAR”

    -Kültürel hafızanın yaşatılmasında ağıtların ve anlatıların rolü nedir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim toplumunda ağıtlar, dengbêj geleneği, sözlü anlatılar ve yerel hafıza metinleri, geçmişin kuşaktan kuşağa aktarılmasında son derece önemli bir yere sahiptir. Festival ve anma programlarında bu eserlerin icra edilmesi, toplumsal hafızanın korunmasına katkı sunacaktır.

    Özellikle katliam bölgelerinde söylenen ağıtlar, yalnızca bir müzik icrası değil; aynı zamanda kaybedilen canların hatırlanması, acının paylaşılması ve tarihin unutulmaması anlamına gelir. Böylece kültürel üretim ile tarihsel bilinç arasında güçlü bir bağ kurulmuş olur.

    “TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN TEMEL ADIMDIR”

    -Bu tür projeler neden önemlidir?

    Yusuf Baran Beyi: Dersim’in geçmişine ilişkin hafıza projeleri, yalnızca geçmişi hatırlamak için değil; gelecekte benzer acıların yaşanmaması için de gereklidir. Toplumların kendi tarihleriyle yüzleşmesi, demokratikleşme ve toplumsal barış açısından temel bir adımdır.

    Dersimliler, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, sanatçılar ve yerel yöneticiler ortak çaba göstererek bu tür projeleri hayata geçirebilirler. Çünkü bu mesele yalnızca tarihsel bir olayın anılması değil; aynı zamanda toplumsal hafızaya, insan onuruna ve adalet duygusuna karşı bir sorumluluktur.

    Bu yönüyle Dersim’e dair atılacak her adım, hem geçmişe karşı bir vefa borcu hem de geleceğe karşı ahlaki bir yükümlülük niteliği taşımaktadır. Bu durum, sistemin yaptıklarıyla yüzleşmesi ve hesap vermesi kadar, Dersim halkı için de önemli bir sosyolojik ve tarihsel görevin yanında, sahiplenme ve bir vefa borcudur.

    PİRHA/MERSİN

     

     

     

     

     

  • AFA: Arşivleri açın, hakikatle yüzleşin!

    AFA: Arşivleri açın, hakikatle yüzleşin!

    PİRHA-Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, 1937–38’de on binlerce insanın katledildiği, sürgün edildiği ve “Dersim’in Kayıp Kızları” olarak bilinen çocukların ailelerinden koparıldığı bu tarihsel acıyı unutmayacaklarının altını çizerek, hakikatle yüzleşme çağrısında bulundu.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Dersim Soykırımı’nın 89. yıl dönümüne dair açıklama yaptı.

    “ARŞİVLER AÇILSIN”

    1937–38’de on binlerce insanın katledildiği, sürgün edildiği ve “Dersim’in Kayıp Kızları” olarak bilinen çocukların ailelerinden koparıldığı bu tarihsel acıyı unutmayacaklarının altı çizilen açıklamada, “Bu vesileyle; devletin resmi özür dilemesini, Dersim isminin iadesini, arşivlerin açılmasını, Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iadesini, kayıp çocukların akıbetinin açıklanmasını ve bölgedeki kültürel/doğal tahribata son verilmesini talep ediyoruz” denildi.

    “HAKİKATLE YÜZLEŞİLMELİ”

    Hakikatle yüzleşmenin ve adaletin sağlanmasının, güçlü bir siyasi iradeyle mümkün olduğununun vurgulandığı açıklamada, “Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu olarak, Dersim Soykırımı’nın 89. yıl dönümünde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz. 1937–38’de on binlerce insanın katledildiği, sürgün edildiği ve “Dersim’in Kayıp Kızları” olarak bilinen çocukların ailelerinden koparıldığı bu tarihsel acıyı unutmuyoruz. Bu vesileyle; devletin resmi özür dilemesini, Dersim isminin iadesini, arşivlerin açılmasını, Seyit Rıza ve arkadaşlarının itibarlarının iadesini, kayıp çocukların akıbetinin açıklanmasını ve bölgedeki kültürel/doğal tahribata son verilmesini talep ediyoruz” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD’dan 4 Mayıs açıklaması: Katliamlara karşı demokratik mücadeleyi büyütelim!

    DAD’dan 4 Mayıs açıklaması: Katliamlara karşı demokratik mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümüne dair yaptığı açıklamada, yüz yılları kapsayan Dersim kuşatmasının kesintisiz biçimde sürdüğü belirtilerek, “Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyum, Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan kadın kırım politikaları ve Dersim doğasına yönelik geliştirilen talancı yönelimlerde bu durumun en somut kanıtlarındandır. Gerek 4 Mayıs, gerekse 15 Kasım halkımız için tarihsel toplumsal hakikatimizle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme, sorun ve ihtiyaçlarımıza somut projelerle cevap ve atılım gerekçesi olmalıdır” dedi.

    Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi de, Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümüne dair açıklama yaptı.

    “Bugün, insanlık ağacının bir dalı, halklar bahçesinin ulu bir çınarı olan Dersim’in soykırım startı olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesinin 89. Yıldönümü nedeniyle bir kez daha meydanlardayız” denilen açıklamada, halkın Dersim’i unutmamak, unutturmamak, adalet çağrısını yinelemek, halkların ve insanlığın yüreklerine seslenmek için, 4 Mayısı Roza Şaye/Roja Reş/Kara Gün ilan etmiş, bu nedenle de bugün Dersim başta olmak üzere yaşadığı her yerde dostlarıyla birlikte meydanlara çıktığı belirtildi.

    “SOYKIRIMA KARŞI MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”

    DAD’ın, açıklamasınnın devamında şunlar ifade edildi:

    “İnsanlık tarihinin birer bileşkesi, somut gerçekliği olarak vücuda gelmiş olan halklar, özgün insani gerçeklikleri, toplumsal karakteristikleriyle; tartışılamaz, vazgeçilemez ve devredilemez olan haklarıyla mevcuttur.

    Dersim, Kürt halk gerçekliğinin Raa/Reya Heqi-Alevi öğretisi ve inancıyla karakterize olmuş ikrarlı bir toplamın, coğrafya ve kültürün adı olup yüz yılları kapsayan bir kuşatma altında varlık mücadelesi vermek zorunda bırakılmıştır.

    HALKLARI YOK ETME PROJESİ UYGULANDI

    Osmanlıdan süregelen ve soykırım odaklı olan seferler silsilesi ulus devlet döneminde daha da derinleştirilerek sürdürülmüş, ittihatçı-tek tipçi gelenek soykırımlar zincirine Dersim’le bir halka daha eklemiştir.

    Kesintisiz ve yüz yılları kapsayan bir kuşatma altında tutulmakta olan Dersim, hakikatte Koçgiri halk hareketinden itibaren ittihatçı-tek tipçi vahşetle tasfiye sürecine konulmuştur. Birinci emperyalist paylaşım savaşı süreci, ittihatçı vahşet tarafından homojen toplum yaratmaya odaklı soykırımlar süreci olarak değerlendirilmiş, Hristiyan halklardan başlanarak farklı halk ve inanç kimlikleri yok etmeye odaklı politikalarla hedef alınmıştır.

    TOPRAKLAR HALKLAR MEZARLIĞINA ÇEVRİLDİ

    Tüm özgün renkleriyle Kürt halkı da bir bütün olarak hedefe konulmuş, hak talepleri kabul görmemiş, direnişler bastırılmış, Dersim 1937-38 süreci ise bu tasfiye süreçlerinin son halkası olmuş, bu topraklar adeta halklar mezarlığına çevrilmiştir.

    Makro düzeyde planlanıp on binlerce asker, uçak filoları ve zehirli gazlarla yürütülen Dersim 1937-38 seferlerinde on binlerce insanımız katledilmiş, uzak diyarlara sürülmüş, yerleşim birimlerimiz yakılıp yıkılmış, ormanlarımız ateşe verilmiş, özellikle kız çocuklarımız el konularak götürülmüş ve akıbetleri öğrenilememiştir.

    DERSİM ÜZERİNDEKİ KUŞATMA SÜRÜYOR

    Tüm bu yaşanmışlıkların ardından başta halkımızın ve demokratik kamuoyunun dikkatini çekmek isteriz ki; yüz yılları kapsayan Dersim kuşatması halen kesintisiz biçimde sürdürülmekte, Osmanlı ve cumhuriyet dönemlerinde yazılmış Dersim raporlarında belirlenen fiziki kıyım, göçertme ve asimilasyon politikaları sektirilmeden sürdürülmektedir. Bugün Dersim’de halkın iradesine atanan kayyum, Gülistan Doku cinayetinde açığa çıkan kadın kırım politikaları ve Dersim doğasına yönelik geliştirilen talancı yönelimlerde bu durumun en somut kanıtlarındandır.

    YAŞAM BİÇİMİMİZ TAHRİP EDİLMİŞTİR

    Toplumsal varlığımızı mümkün kılan kurumlaşma biçimlerimiz Sekasur örneğinde olduğu üzere Ocak evlatları katledilerek, sürgün edilerek işlevsizleştirilmiş, inanç ve dilimiz yasaklanarak halkımız sistematik biçimde asimile edilmiş, toplumsal bütünlüğümüz parçalanmış ve yaşam biçimimiz tahrip edilmiştir.

    MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM

    Halkımıza çağrımız şudur ki; bu somut gerçeklikler karşısında yas tutmakla yetinemeyiz. Gerek 4 Mayıs, gerekse 15 Kasım halkımız için tarihsel toplumsal hakikatimizle buluşma, demokratik mücadeleyi büyütme, sorun ve ihtiyaçlarımıza somut projelerle cevap ve atılım gerekçesi olmalıdır. Halkımız özelinde tecelli eden insan gerçekliğini savunamaz ve geleceğe taşıyamaz isek tarih bugünün kuşakları olan bizleri mahkûm edecektir.

    4 Mayıs Roza Şaye vesilesiyle vurgulamak isteriz ki her çağda halklar ortak coğrafyaları paylaşmış, farklı etnik kimlikler, inançlar ve dillerden insanlar ortak vatanda ortak bir yaşam inşa edebilmişlerdir. Halklar esas olarak simbiyotik bir ilişki içindeyken, muktedirler halkları karşıtlaştırıp çatıştırmış, insanlık suçları işlemiş, yarattıkları vahşet üzerinden de tahakküm ve talanlarını sürdürebilmişlerdir.

    Muktedirlerin ihtiyacı tahakküm ve her türlü insanlık suçu ise, halklar ve mazlumların ihtiyacı demokratik toplumla mümkün olabilecek özgürlükçü, eşitlikçi toplumdur ki toplumsal özelimizde bunun adı Rızalı-İkrarlı birlik ve yaşam biçimidir.

    Ülke ve halklarımızın, farklı toplumsal kesimlerin sorun ve ihtiyaçlarıyla toplumsal özelimizin sorun ve ihtiyaçlarının iç içe olduğu bilinciyle “Barış ve Demokratik Toplum sürecini” sahipleniyor, mevcut iktidarı da samimiyete ve geciktirmeden bu süreci ilerletecek adımlar atmaya davet ediyoruz.”

    “KATLİAMLA YÜZLEŞİN”

    89. yıldönümünde, “4 Mayıs Roza Şiyaye” vesilesiyle bir kez daha Seyit Rıza, Alişer ve Ana Zarife şahsında tüm mazlumların huzurunda dara durduklarını, katledilenleri saygıyla andıklarını vurgulayan DAD Genel Merkezi, taleplerini şöyle sıraladı:

    “Halkımıza yaşatılan vahşeti insanlığın huzurunda bir kez daha mahkûm ediyoruz. Bu toprakların kadim halklarından biriyiz, saygı ve kabul görmek istiyor, dünyada ki örnekleri üzerinden tarihle yüzleşme çağrısında bulunuyor ve diyoruz ki:

    Seyit Rıza ve idam edilen Dersim ileri gelenlerinin mezar yerleri açıklanmalı, cenazeleri ailelerine teslim edilmeli, Dersim’e nakline engel olunmamalıdır.

    Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir.

    Sürgünler, kayıplar ve el konularak götürülen çocuklarımızın listesi ve akıbetleri açıklanmalıdır.

    Toplumsal haklarımız tanınmalı, Anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır

    Hali hazırda yürütülmekte olan çok boyutlu şiddet, asimilasyon ve göçertme politikaları derhal durdurulmalı, demokratik toplum ve demokratik cumhuriyet için gerekli adımlar atılmalıdır.

    Zaman Sahipsiz, Mekân Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir!”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Sultangazi’de Dersim Tertelesi anması: Yüzleşme ve ortak mücadele şart-VİDEO

    Sultangazi’de Dersim Tertelesi anması: Yüzleşme ve ortak mücadele şart-VİDEO

    PİRHA- Sultangazi Alevi Kültür Derneği Pir Sultan Abdal Cemevi, “Dersim Tertelesini Unutmadık, Affetmiyoruz” başlıklı bir panele ev sahipliği yaptı. DAD (Demokratik Alevi Derneği), DAM (Dersim Araştırmaları Merkezi) ve Gazi Dersimliler Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenen etkinlikte, katliamın tarihsel süreci ve günümüze yansımaları ele alındı.

    Anma programı, saygı duruşunun ardından pirin “delil uyandırması” ile manevi bir atmosferde başladı. Sanatçı Vedat Gündoğdu’nun seslendirdiği Dersim ağıtları salonda duygulu anlar yaşattı. Programın açılış konuşmalarını DAD adına Mercan Gül, DAM adına Ali Akdoğan ve Gazi Dersimliler Derneği adına Ali Haydar Benli gerçekleştirdi.

    “DERSİM BİR TÜR LABORATUVAR OLARAK GÖRÜLDÜ”

    Panelistlerden yazar Ergin Doğru, konuşmasında Dersim Tertelesi’nin henüz yüzleşilmemiş bir süreç olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı:

    “Dersim kırımı bilinçli bir tercihtir. Tekçi resmi ideolojinin kendi kurumsallaşması önünde ‘çıbanbaşı’ olarak gördüğü Dersim, Kürt-Rea Haq kimliği nedeniyle hedef alınmıştır. Fiziki katliamın ardından Dersim, yeni Kemalist kişilik yetiştirme laboratuvarı olarak görülmüş; YİBO’lar ve Sıdıka Avarlar aracılığıyla asimilasyonist politikalar ve ‘Beyaz Katliam’ devreye sokulmuştur.”

    Doğru, mücadelenin önce bireyin kendisinden başlaması gerektiğini belirterek, “Egemen anlayıştan kurtulmadan ve Dersim kişiliğini var etmeden başaramayız. Demokratik ulus perspektifiyle örgütlenmeliyiz,” dedi.

    “SALDIRILAR PLANLI VE SİSTEMATİKTİ”

    Diğer panelist araştırmacı-yazar Erdal Yıldırım ise Dersim’deki kırımın Osmanlı’dan bu yana süregelen bir zihniyetin devamı olduğuna dikkat çekti. Yıldırım, uluslaşma sürecini tamamlayamayan egemenlerin farklılıkları yok ederek “tek din, tek dil, tek ırk” anlayışını hakim kılmak istediğini söyledi:

    “Dersim Tertelesi uydurma gerekçelerle, tamamen planlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Dönemin raporları bunu açıkça kanıtlıyor. Koçgiri katliamı doğru anlaşılsaydı; Şeyh Said, Zilan ve Ağrı yaşanmazdı. Bugün bu kıyımlara karşı çıkmak için toplumun tüm demokratik güçleri birlikte hareket etmelidir.”

    Soru-cevap bölümüyle interaktif bir şekilde sona eren panele; DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, çok sayıda kurum temsilcisi ve vatandaş katılım sağladı. Katılımcılar, Dersim hafızasını diri tutma ve adalet arayışını sürdürme kararlılığını vurguladı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pirler Meclisi, Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına çerağ uyandırdı!-VİDEO

    Pirler Meclisi, Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına çerağ uyandırdı!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına darda duruldu, çerağlar uyandırıldı. Yapılan konuşmalarda, katliamla devletin yüzleşmesi gerektiği belirtildi.

    Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.

    Dersim başta olmak üzere bir çok kentte anmalar düzenleniyor. Dersim’de de Pirler Meclisi’nin çağrısıyla Tunceli Cemevi’nde Dersim Katliamı’nda katledilenler anısına darda duruldu, çerağlar uyandırıldı.

    Anmaya Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve İstanbul Milletvekili Celal Fırat’ın yanı sıra onlarca ocak evladı ve yurttaş katıldı.

    Pirler Meclisi üyesi Baba Mansur Ocağı’ndan Baki Aydın tarafından katledilenler anısına gulbang okunurken, AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat birer konuşma yaparak, acıların bir daha yaşanmaması için yüzleşme çağrısında bulundular.

    Konuşmaların ardından çerağlar yakıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Katliamı tanığı Sabriye Aslan: Şimdi herşey biliniyor o zaman sessiz zamanlardı!-VİDEO

    Dersim Katliamı tanığı Sabriye Aslan: Şimdi herşey biliniyor o zaman sessiz zamanlardı!-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı’nda katledilenlerin arasında yaşama tutunan Sabriye Aslan, “Şimdi herşey biliniyor o zaman sessiz zamanlardı” diyerek, o günleri ağıtlarla ifade ediyor.

    Dersim Katliamı, modern zamanların en büyük katliamlarından biri. “Şakileri modern dünyaya entegre edeceğiz” diyerek doğmamış bebekten, yürüyemeyen yaşlıya kadar on binlerce Dersimli, mağaralara zehirli gaz atılarak, kayaların dibinde kurşuna dizilerek, sığındıkları evler, ormanlar yakılarak katledildi.

    O dönemin tanıklarıysa sürgüne yollananlar yada tesadüfen katledilenlerin arasından sağ çıkanlar.

    Peki bu yaşanmışlıklara yürek nasıl dayanır? Sabriye Aslan, ağıtlara sığınarak dayanmış. Eşiğini aşıp hanesine mihman olduğumuz Sabriye ana, sevdiklerinin fotoğrafları arasında, yitirdiklerine yaktığı ağıtlarla karşılıyor.

    “Ne yaşandı, sen ne yaşadın?” sorusu odanın penceresinden uçup, Dersim’in dağlarına, ovalarına, sularına karşıyor. On binlerin 89 yıl önceki çığlığı Sabriye ananın cümlesinde yankılanıyor: “Bizim suçumuz neydi?”

    Dersim’in bitmeyen ağıdı, kadınların yüreğinden yükseliyor. Ailesi Nazımiye’nin Kıl köyünde katledilen ve bu ölülerin altında dağlara sığınan halası tarafında çıkarılan Sabriye ana, tutunmak için dayandığı bastonundan güç alıp, ağıtlar yakıyor sevdiklerine.

    Yüzlerce kitaba sığmayacak cümleyi fısıldıyor: Şimdi herşey biliniyor o zaman sessiz zamanlardı.

    Nuray ATMACA/DERSİM

     

  • İngiltere’de Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı!-VİDEO

    İngiltere’de Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı!-VİDEO

    PİRHA- İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi’nde Dersim 37/38’de katledilenler anıldı. Anmada yapılan konuşmalarda devletin Dersim Katliamı’yla yüzleşmesi gerektiğinin altı çizildi.

    4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla tarihin en kanlı katliamlarından biri Dersim’de gerçekleştirildi. 15 Kasım 1937’de Pir Seyit Rıza, oğlu ve tüm yol arkadaşları Elazığ Buğday Meydanı’nda asıldı. Resmi rakamlara göre 13 bin kişinin öldürüldüğü Dersim’de, yerel kaynaklarca 50 binin üzerinde insanın katledildiği, on binlercesinin de yurtlarından sürüldüğü belirtiliyor.

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi de, 4 Mayıs’ın 89. yıldönümünde katledilenler anıldı. Anma Yadigar Aslan Ananın gülbangıyla başladı.

    YÜZLEŞME VURGUSU!

    İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Eeşit Başkanı Hasret Bozdağ, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi eski başkanı İbrahim Has, birer konuşma yaparak, Dersim Katliamı’nda katledilenleri andı. Anmada yapılan konuşmalarda devletin Dersim Katliamı’yla yüzleşmesi gerektiğinin altı çizilirken, bir daha benzer acıların yaşanmaması için yüzleşmenin gerekli olduğu vurgulandı.

    Anma, İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi yönetim kurulu üyesi Doğan Kalay’ın söylediği deyiş ve ağıtlarla son buldu.

    Elif TABAK/İNGİLTERE

  • 4 Mayıs’ta ‘Roce Şae’ anmaları!

    4 Mayıs’ta ‘Roce Şae’ anmaları!

    PİRHA- Dersimliler ve kurumları, 4 Mayıs anmalarına katılım çağrısında bulundu. 4 Mayıs akşamı Datça’daki anma 19.37’de Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak. İstanbul’daki anma ise Kadıköy Rıhtı’mında 19.37’de olacak. İzmir’de Karşıyaka İskele’de yapılacak anmanın saati 18:30 iken Dersim’de Pirler Meclisi tarafından 3 Mayıs akşamı cem erkanı yürütülecek. 

    4 Mayıs 1937, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık olaylarından birisi olan Dersim 1938 Katliamı’nın yapılmasına karar verildiği gündür. 4 Mayıs, Dersimliler tarafından ‘Roce Şae’ – ‘Yas Günü’ olarak kabul edilmekte.

    Dersim’de 25 Aralık 1935 tarihinde 2884 Sayılı ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun’ çıkarıp Tedip ve Tenkil Harekâtı için zemin hazırlanmıştı.

    4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla da tarihin en kanlı katliamlarından biri Dersim’de gerçekleştirildi. 15 Kasım 1937’de Pir Seyit Rıza, oğlu ve tüm yol arkadaşları Elazığ’da kurulan bir mahkeme tarafından asıldı. Resmi rakamlara göre 13 bin kişinin öldürüldüğü Dersim’de, yerel kaynaklarca 50 binin üzerinde insanın katledildiği, on binlercesinin de yurtlarından sürüldüğü aktarılıyor.

    Dersimliler ve kurumları bulundukları Türkiye’nin ve dünyanın bir çok merkezinde 4 Mayıs’ta açıklamalar ve anmalar düzenliyor.

    Datça’daki anma 4 Mayıs akşamı 19.37’de Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak.

    İstanbul’daki anma ise Kadıköy Rıhtı’mında 4 Mayıs akşamı 19.37’de olacak.

    Dersim’de Pirler Meclisi tarafından 3 Mayıs akşamı cem erkanı yürütülecek.

    İzmir’de Karşıyaka İskele’de 4 Mayıs günü yapılacak anmanın saati 18:30.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat Hakk’a uğurlandı- VİDEO

    Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat Hakk’a uğurlandı- VİDEO

    PİRHA- Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat, dün sabah saatlerinde Elazığ’da tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüdü. Polat, bugün Yıldızbağları Cemevi’nde yürütülen Hakk’a Uğurlama Erkânı’nın ardından toprağa sırlandı.

    Dersim 1937-38 katliamında idam edilen, halkın hafızasında direnişin ve inkâra karşı mücadelenin simgesi olan Seyit Rıza’nın oğullarından Ali Rıza’nın kızı olan Zeliha Polat, tedavi gördüğü Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde dün sabah saatlerinde Hakk’a yürüdü.

    Uzun süredir kanser tedavisi gören Zeliha Polat, son iki aydır yoğun bakım servisinde tedavi altındaydı. Polat’ın Hakk’a yürümesi, Dersimliler ve Alevi toplumu başta olmak üzere birçok kesimde derin üzüntü yarattı. Cenazeye DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti örgütleri ve Demokratik Alevi Dernekleri yöneticilerinin yanı sıra, birçok kurum ve sivil toplum kuruluşu katıldı.

    Zeliha Polat için, Elazığ Yıldızbağları Cemevi’nde Hakk’a Uğurlama Erkânı yürütüldü. Polat, ağıtlarla Gülmez Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    PİRHA / ELAZIĞ

  • 1938 Katliamı tanığı Sılo Qız’ın Hakk’a yürümesinin 6. yılı

    1938 Katliamı tanığı Sılo Qız’ın Hakk’a yürümesinin 6. yılı

    PİRHA-1938 Dersim Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden Sılo Qız’ın Hakk’a yürüyüşünün üzerinden 6 yıl geçti. Sılo Qız, Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim Katliamı’nda yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyor.

    Dersim 38 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” diyerek katledilmeyen Sılo Qız’ın bugün Hakk’a yürümesinin 6. yılı.

    Son yıllarında Dersim Milli Köyü’nde tek başına yaşayan Sılo Qız’ın evi şu anda yıkılmış durumda. Dersim’deki Alevi inancının ritüelleri ve 1938’de Dersim Katliamı’nda yaşanan acıları besteleyerek, ağıtlarını tüm bölgeye taşıyan kişi olarak biliniyor. 104 yaşında Hakk’a yürüyen Sılo Qız, 2019 yılında Milli Köyü’nde toprağa sırlanmıştı.

    SILO QIZ KİMDİR?

    Sılo Qız, Dersim’de yaşayan, söz ve keman ustasıdır. Henüz beş yaşındayken babasından keman çalmayı öğrendi. Bir süre sonrada söylemeye başladı. Halkın yaşadığı acıları, sevinçleri, yaşanılan olayların hikâyelerinden yola çıkarak doğaçlama usulle müziğe aktardı. Müziğini genellikle köy düğünlerinde ve taziyelerde icra etti. 1938 Dersim isyanının canlı tanığı olan Sılo Qız direnişi ve sonrasında gelişen katliamı destansı ağıtlarla dile getirdi.

    PİRHA/ DERSİM

  • Seyit Rıza’nın torununun eşi Nermin Polat, Hakk’a yürüdü

    Seyit Rıza’nın torununun eşi Nermin Polat, Hakk’a yürüdü

    PİRHA- Seyit Rıza’nın torunu Abbas Polat’ın eşi Nermin Polat, 90 yaşında Hakk’a yürüdü. 1 Aralık’ta Hakk’a uğurlanacak olan Nermin Polat’ın cenazesi, Axdat’ta toprağa sırlanacak.

    Seyit Rıza’nın torunu Abbas Polat’ın eşi Nermin Polat, 90 yaşında Elazığ’da Hakk’a yürüdü.

    1 Aralık’ta Yıldızbağları Cemevi’nde Hakk’a uğurlanacak olan Nermin Polat’ın cenazesi, Ovacık’ın Axdat köyünden toprağa sırlanacak.

    PİRHA/DERSİM

  • Seyit Rıza’nın ailesinden açıklama: Nihai Barış‘a evet!

    Seyit Rıza’nın ailesinden açıklama: Nihai Barış‘a evet!

    PİRHA- Barış Süreci’ne dair açıklama yapan Seyit Rıza’nın ailesi, süreci desteklediklerini belirterek, “Ortak bir geleceğin temeli, geçmişle cesur bir yüzleşmeyle atılsın. Gelecek, ancak hakikate sadakat ile inşa edilir. Evet, barış olsun ! Ama onurlu, adil, hakikate yaslanan bir barış olsun istiyoruz” dedi.

    Seyit Rıza’ın torunlarından Süleyman Polat barış sürecine dair açıklama yaptı. Barışın, hakikat üzerine kurulacağına dikkat çeken Polat, “Bir asra yaklaşan bir zaman dilimi boyunca, bizim kuşağımızdan saklananlar, inkâr edilenler, dile getirilmeyenler hâlâ içimizde kapanmayan yaralar olarak duruyor. Barışın konuşulduğu, toplumsal birleştiriciliğin yeniden gündeme geldiği, ortak bir gelecek için cesur adımların tartışıldığı bu dönemde; geçmişle yüzleşmeden, hakikati görünür kılmadan, adaletin temelini sağlamlaştırmadan nihai ve kalıcı bir barışın mümkün olmayacağını hatırlatmak isteriz” dedi.

    10 yüzyıldır süren mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğinin altını çizen Polat, “Bizler, bu toprakların çocukları, bu ülkenin vatandaşları ve aynı geleceğin ortaklarıyız. Etnik farklılıkların yaşadığı tarihi mağduriyetler tanınmadan, bu mağduriyetler uğruna mücadele etmiş önder şahsiyetlerin itibarı iade edilmeden, ailelerinden gizlenen mezar yerleri açıklanmadan, özel eşyalar, hatıralar ve insani emanetler ailelere teslim edilmeden bu ülkede barışın gerçek, sağlam ve güvenilir bir zemine oturtulması eksik kalacağını düşünüyoruz” ifadelerine yer verdi.

    Seyit Rıza Ailesi’nin bir bireyi olarak; hem kendi ailesi hem de acısı paylaşılmış tüm halklar adına “Nihai Barış‘a evet!” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    Hakikatsiz Barış’a hayır !! Çünkü; barışın bir suskunluk anlaşması olmayacağını, bir inkar perdesi olarak çekilmeyeceğini, yaşanmış acıların ve yaraların üstünü örtmediğini, bilhassa bütün bu ortak yaraları birlikte iyileştirbileceğini biliyoruz! Bu kapsamda sorumluluk alan herkese, bu süreci nihai anlamda sonlandırmak isteyen tüm aktörlere çağrımız şudur:

    Hakikat komisyonları kurulsun

    Yaşanan mağduriyetler şeffaf biçimde araştırılsın; tarafsız ve resmi kayıt altına alınsın. Tarihsel önder şahsiyetlerin itibarı iade edilsin. Büyük dedemiz Seyit Rıza da olmak üzere, dönemin bütün mağdurlarının itibarı resmî ve açık bir dille iade edilmelidir. Gizlenen mezar yerleri açıklansın. Ailelerin bir asırdır beklediği bu insani talep artık yerine getirilsin. Halkların barışı mezarsız bırakılmaz. Özel eşyalar ve kişisel emanetler ailelere teslim edilsin. Halkların yas hakkı ellerinden alınamaz; yas olmadan helalleşme de olamaz. Ortak bir geleceğin temeli, geçmişle cesur bir yüzleşmeyle atılsın. Gelecek, ancak hakikate sadakat ile inşa edilir. Evet, barış olsun ! Ama onurlu, adil, hakikate yaslanan bir barış olsun istiyoruz. Bu ülkenin, ortak geleceğine güvenmek istiyoruz. Şimdiki nesillerin taşıdığı acının , sonraki kuşaklara taşınmamasını istiyoruz. Yüzyıldır süren sessizliğin bir daha kimseye miras kalmamasını istiyoruz. Bu çağrının bir talepten ziyade: insani bir hak olduğunu toplumsal bir sorumluluk taşıdığını ve bir vicdan borcunun olduğunu hatırlatmak istiyoruz! Bu sorumlulugu alan herkesi, bu adımları samimiyetle atmaya davet ediyoruz. Hakikatle Kurulmayan hiçbir barış kalıcı olamaz! Biz kalıcı olana ortak olmak istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların kaldırılması Meclis gündemine taşındı

    Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların kaldırılması Meclis gündemine taşındı

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların 3 Mayıs 2024 tarihinde Hozat Kaymakamlığı emriyle polis tarafından yerinden sökülmesini Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    Dersim’in Hozat ilçesinde bulunan ve Dersim Belediyesi Eş Başkanı Cevdet Konak’ın Hozat Belediye Başkanlığı döneminde yapılan Dersim 38 Duvarı’ndaki fotoğraflar 3 Mayıs 2024 tarihinde Hozat Kaymakamlığı’nın emriyle polis tarafından yerinden sökülmüştü.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğrafların yerinden sökülmesini Meclis gündemine taşıyarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya ile Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

    “HAFIZA MEKÂNLARININ KORUNMASI DEVLETİN SORUMLULUĞUDUR”

    38 Bellek Duvarı’nın Dersim 1938’de yaşanan acıların hatırlanması, toplumsal hafızanın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması amacıyla yapılmış bir kamusal hafıza alanı niteliği taşıdığını belirten Ayten Kordu, “Hozat Kaymakamlığı tarafından herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin bu bellek duvarı kaldırılmıştır. Söz konusu uygulama, kamuoyunda tepkiye neden olmuş, hafıza mekânının neden ve hangi yasal dayanakla kaldırıldığı konusunda ciddi soru işaretleri doğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, 23 Kasım 2011 tarihinde yaptığı açıklamada “Dersim’de yaşanan acıları devlet adına kabul ettiğini ve özür dilediğini” beyan etmiştir. Bu beyan, devletin Dersim 38’e ilişkin yüzleşme iradesinin önemli bir adımı olarak değerlendirilmiştir. Bu anlamda toplumsal hafızayı görünür kılan mekânlar, geçmişle yüzleşmenin ve demokratik bir toplumda gerçek bir toplumsal barışın inşasının vazgeçilmez unsurlarıdır; bu alanların korunması devletin sorumluluğudur.  Bu kapsamda, toplumsal hafızaya yönelik bir alanın gerekçesiz şekilde kaldırılması hem kamu idaresi açısından açıklama gerektirmekte hem de devletin geçmişle yüzleşme politikasının tutarlılığı bağlamında soru işaretleri yaratmaktadır” dedi.

    “HOZAT KAYMAKAMLIĞI’NIN RESMİ GEREKÇESİ NEDİR?”

    Ayten Kordu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın yanıtlaması istemiyle şu soruları sordu:

    -38 Bellek Duvarı’nın 4 Mayıs 2024 tarihinde kaldırılmasına ilişkin Hozat Kaymakamlığı’nın resmi gerekçesi nedir?

    -Bu işlem için herhangi bir hukuki, idari veya güvenlik temelli rapor, talimat veya karar hazırlanmış mıdır? Hazırlandıysa kamuoyu ile paylaşılacak mıdır?

    -Kamusal alanlarda gerçekleştirilen bu tür müdahalelerin yerel halkın katılımı ve görüşü alınmadan yapılması, idari şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle çelişmektedir. Bu doğrultuda, bellek duvarının kaldırılmasına ilişkin karar sürecinde hangi kamu kurumları veya kişilerle istişare yapılmıştır?

    -Bellek duvarının kaldırılması, Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim 38’e ilişkin özür beyanıyla çelişmiyor mu? Bu konuda Bakanlığınızın değerlendirmesi nedir?

    -Kaldırılan bellek duvarının yerine veya başka bir alana yeniden bir hafıza mekânı oluşturulmasına yönelik bir planlama yapılacak mıdır?

    -Yerel halkın, sivil toplum örgütlerinin veya ilgili kurumların görüşleri alınmadan hafıza alanının kaldırılması idari usullere uygun mudur?

    -Bellek duvarına ait materyaller, yazıtlar ve fotoğraflar şu anda nerede muhafaza edilmektedir? Bunların zarar görmemesi için hangi önlemler alınmıştır?

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim 38 Duvarı’nda bulunan fotoğraflar kaymakamlık kararıyla söküldü