Etiket: disk

  • 15-16 Haziran direnişi 56. yılında!

    15-16 Haziran direnişi 56. yılında!

    PİRHA- Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi’nin üzerinden 56 yıl geçti. 

    Türkiye işçi sınıfı açısından tarihi bir öneme sahip olan “15-16 Haziran İşçi Direnişi” 56’ncı yıldönümünde.

    1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve bazı bağımsız sendikalar işçi sınıfı içinde hızla örgütlenmeye ve ilgi odağı olmaya başlamıştı.

    1967 yılında sınıf sendikacılığını savundukları için Türk-İş’ten ihraç edilen sendikalıların Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurulmasıyla direnişinin ilk kıvılcımı yakıldı. DİSK çatısı altında örgütlenen işçilerin eylemi o dönem gittikçe büyüdü.

    1970’te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ortak imzasıyla kabul edilirken, yasa 11 Haziran 1970’te onaylandı.

    POLİS KURŞUNUYLA 200 KİŞİ YARALANDI, 3 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    Örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan yasanın onaylanması büyük tepkiyle karşılandı. Belki de Türkiye tarihinin en büyük işçi direnişinin fitili ateşlenmiş oldu.

    15 Haziran 1970’de 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçiyle başlayan işçi direnişi, bir gün sonrasında 168 fabrikayı ve 150 bine yakın işçiye ulaştı.

    İstanbul merkezli direniş kısa bir sürede Kocaeli’nin tamamına yayıldı. Türk-İş’in örgütlü olduğu birçok fabrikadan da direnişe katılım oldu. 15 Haziran’da İstanbul ve Kocaeli’nde fabrikalar durdu. Her tarafta işçiler çeşitli yürüyüşler ve mitingler düzenleyerek, kent merkezlerine doğru yürüyüşler gerçekleştirdi.

    16 Haziran’da polis işçilere müdahale etti. Polisin açtığı ateş sonucunda 2 işçi ve bir esnaf yaşamını yitirdi, 200 kişi de yaralandı.

    Eylemler devam ettiği sırada ülkede sıkıyönetim ilan edildi ve DİSK Kurucu Başkanı Kemal Türkler başta olmak üzere birçok sendikacı tutuklandı.

    Meclis’ten geçen yasa Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Bunun üzerine yasa 9 Şubat 1972 tarihinde iptal edildi.

    DİSK kapatılırken birçok yöneticisi ve birçok işçi önderi tutuklanarak cezaevlerine konuldu. Sendikal örgütlenmeyi daha da zorlaştıracak işyeri barajı, il barajı, bölge ve ülke barajları konuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Divriği maden işçileri OYAK önünde eylem yaptı-VİDEO

    Divriği maden işçileri OYAK önünde eylem yaptı-VİDEO

    PİRHA- Divriği maden işçileri 121 gündür sürdürdükleri direnişlerini Ankara’ya taşıdı. İşçiler, Tandoğan’dan OYAK Genel Müdürlüğü’ne yürüyerek, “Bu yalnızca işten çıkarma değil, yaşam hakkımıza saldırı” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Uzun yıllardır demir madenciliği yapılan Sivas’ın Divriği ilçesinde maden sahalarının kapanmasıyla yüzlerce işçi işsiz kaldı. OYAK’a ait Erdemir’e bağlı taşeron Çiftay, üst işverenin madende faaliyeti durdurma kararını gerekçe göstererek madencileri işten çıkardı.

    Sivas Divriği’de madenlerin kapanmasıyla işsiz kalan madenciler, direnişlerinin 121. gününde Ankara Tandoğan Meydanı’nda eylem gerçekleştirdi. Eyleme birçok Divriğli maden işçisi, sendika, siyasi parti temsilcisi, kurum ve kuruluş katıldı. İşçiler Ankara’da bulunan OYAK Genel Müdürlüğü’ne yürüdü.

    Yürüyüşün ardından burada açıklama yapıldı. 

    “DİVRİĞi’DE YAŞANANLAR BİR MEMLEKET MESELESİ”

    DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, madenlerin stratejik önemine dikkat çekerek, üretimin durdurulmasının hem bölgeyi hem de Türkiye’yi tehdit ettiğini vurguladı.

    Çerkezoğlu devamında şunları söyledi:

    “Divriği’de yaşanan süreç maden işçilerini, 270 maden işçisini işinden, ekmeğinden etmiştir. Evine ekmek götür göremez duruma getirmiştir. Divriği’de yaşanan süreç Divriği’deki ekonomik durumu, sosyolojiyi de bir bütün olarak etkilemiş ve Divriği’nin varlığını tehdit eden bir süreci başlatmıştır. Ve Divriği’de yaşanan süreç Türkiye açısından son derece stratejik bir maden olan demirin üretiminin durdurulması ulusal çapta bir meseledir. Yani Divriği’de yaşananlar deyim yerindeyse bir memleket meselesidir.”

    “YERLİ YABANCI EMPERYALİSTLERE, BU MEMLEKETİN VERİLECEK TEK BİR TAŞI YOKTUR”

    Emek Partisi (EMEP) Antep Milletvekili Sevda Karaca, ise “Divriğli maden işçilerinin 121 gündür sürdürdüğü bu mücadeleyi ülkenin dört bir tarafında ekmeği için direnen bütün işçilerin mücadelesiyle birleştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü bu mücadeleyi bastırmak için gazetecileri tutuklayanlar, sendikacıları ekmek meselesinin peşine düştüğü için işçilerin kopan ellerine karşı ‘yapıyorsunuz’ diye sorguladığı için tutuklatanlar şunu çok iyi bilmeli: Bu mücadele birleşirse yerli işbirlikçileriniz, yabancı tekerlerle birlikte bu ülkeden defolup gideceksiniz. Biz kalacağız. Emeğin hakkı kalacak. Emeğin hakkını savunanlar kalacak. Demokrasi ve emek güçleri kalacak” ifadelerini kullandı.

    “MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    Eylemde konuşan Divriğli maden işçisi Mehmet Ali Katırcı, direnişlerine yönelik baskılara değinerek,  “Sesimizi yükselttik, çadırımızı kurduk, fakat engelleyemedik. Karşımızda öyle bir güç var ki bizim gücümüz tek başımıza yetmiyor. Bu yüzden sendikalardan, Divriği halkından, derneklerinden destek alarak ve milletvekillerimizle görüşerek bu direnişi buralara kadar getirdik. Ve sonuna kadar da gitmeye devam edeceğiz. Oyak artık eskisi gibi kamu değil özel bir şirket. Oradaki madenler ise kamunun yani bizlerin. Bunlar zamanında kar ettiklerinde, bize kar payı vermedikleri gibi zarar ettiklerinde de bizi öne sürüp biz sizden zarar ediyoruz diyemezler” dedi.

    Divriğli bir maden işçisinin eşi olan Meltem Kaya ise, “Mücadelemizin 121. gününde kalkıp Ankara’ya kadar geldik. Bekledik ki onlar bir açıklama yapsınlar. Ama açıklama yapmadılar. Biz korkmadık, buraya kadar geldik. Ben bir madenci eşi olarak, o kış günü çadırda nasıl kalındığını bir ben bilirim, bir de Divriği insanı bilir. Ben şunu söylemek istiyorum onlara: ‘Sen kışın şömine başında otururken, ben çadırda -20 derece soğukta titreyerek emeğimi ekmeğimi istiyorum’ dedim. Ben hakkımı istiyorum, hakkım olanı istiyorum. Sesimizi duyurmaya, Ankara’ya, buraya sizin yanınıza geldim. Sesimi duyurmak için mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğim. Bu bir ekmek, emek mücadelesi. Siz madende, yer altında çalışmıyorsunuz. Madenci, yeraltında çalışarak sizleri zengin ediyor. Gelin madenci ile yer değiştirin; Madenci zengin olsun, siz madenci olun. O zaman bakalım kaç gün çalışacaksınız yer altında? Bakalım kaç gün nefes almadan yaşayacaksın o zindanda?” diyerek tepkisini dile getirdi.

    Divriğli maden işçilerinin eylemi yapılan konuşmaların ardından atılan sloganlarla sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Emekli-Sen Dersim: AKP iktidarı emeklileri açlığa ve sefalete mahkûm ediyor!-VİDEO

    Emekli-Sen Dersim: AKP iktidarı emeklileri açlığa ve sefalete mahkûm ediyor!-VİDEO

    PİRHA- DİSK Devrimci Emekliler Sendikası (Emekli-Sen) Dersim İl Temsilciliği, emeklilerin yaşadığı yoksulluğa ve iktidarın ekonomi politikalarına ilişkin sert bir açıklama yaptı. Açıklamayı Emekli-Sen Dersim Temsilciliği Mali Sekreteri Yusuf Topçu okudu. Topçu, AKP iktidarının emeklileri açlığa ve sefalete mahkûm ettiğini belirterek, “Bu rejim emeklilerin değil, sermayenin rejimidir” dedi.

    Açıklamada, TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığı ifade edilirken, milyonlarca emeklinin her geçen gün daha da yoksullaştığı vurgulandı. İktidarın “kaynak yok”, “emekliler çok yaşıyor” gibi söylemlerle kamuoyunu yanılttığını belirten Topçu, sosyal güvenlik sistemindeki temel sorunun emekli sayısı değil; kayıt dışı istihdam, düşük ücretler ve devlet katkısının azaltılması olduğunu söyledi.

    “OVP VE TES EMEKLİLER İÇİN TEHDİTTİR”

    Orta Vadeli Program (OVP) ile Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi’ne (TES) dikkat çeken Topçu, 2025–2027 döneminde “ücret-fiyat sarmalı” gerekçesiyle ücret artışlarının sınırlandırılmasının hedeflendiğini belirtti. Bu durumun asgari ücretin ve emekli maaşlarının düşük tutulacağı anlamına geldiğini ifade eden Topçu, hükümetin patron sınıfına kaynak yaratmayı esas aldığını dile getirdi.

    Açıklamada iktidara yönelik sert eleştirilerde bulunan Topçu, “Bu rejim sermayenin, tarikatların ve tek adamın rejimidir. Yurttaşların değil, milyarların ve suç baronlarının rejimidir. Hukuk devletinin değil, hukukun ayaklar altına alındığı bir rejimdir” ifadelerini kullandı.

    “İNSAN ONURUNA YAKIŞIR BİR EMEKLİLİK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Emeklilerin insanca yaşayacak bir ücret talebi etrafında birleşmesi gerektiğini vurgulayan Topçu, işçi, memur ve emeklilerin ortak mücadelesine işaret etti. “İktidarın layık gördüğüyle sınırlı bir yaşamı kabul etmeyeceğiz” diyen Topçu, Devrimci Emekliler Sendikası olarak emeklilerin sesi olmaya devam edeceklerini söyledi.

    Açıklamanın sonunda mücadele çağrısı yinelenirken, “İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin bağımsız demokratik iktidarını kurmak zorundayız” denildi.

    Açıklama, “Yaşasın DİSK”, “Yaşasın Devrimci Emekliler Sendikası” ve “Yaşasın örgütlü mücadelemiz” sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • DİSK Genel Sekreteri Görgün: 2026 bütçesi faize, güvenliğe ayrılmış bir bütçedir!-VİDEO

    DİSK Genel Sekreteri Görgün: 2026 bütçesi faize, güvenliğe ayrılmış bir bütçedir!-VİDEO

    PİRHA – Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreteri Tayfun Görgün, Meclis’e sunulan 2026 bütçesini, “savunma ve güvenlik harcamalarıyla Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına erişmiş bir bütçe”olarak nitelendirdi. Görgün, “2026 bütçesi geliri bakımından emekçilerin ve geniş halk kesimlerinin sırtına vergilerle binen bir bütçedir” dedi.

    DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, 2026 yılı bütçe taslağına ilişkin PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede, bütçenin sadece teknik bir belge değil, “kimin payına ne düşeceğini, kimden ne kesileceğini, neye ve kime aktarılacağını gösteren bir siyasi tercihler belgesi” olduğunu söyledi.

    “BÜTÇE GELİRİ HALKIN SIRTINA YÜKLENMİŞ DURUMDA”

    Görgün, 2026 bütçesinin gelirleri bakımından emekçilerin ve geniş halk kesimlerinin sırtına yüklendiğini belirterek şunları ifade etti:

    “2026 bütçesi, gelirleri bakımından emekçilere ve geniş halk kesimlerine vergilerle binen bir bütçe olduğunu çok rahat söyleyebiliriz. Gider kalemlerine baktığımızda ise büyük bir ağırlığın faize, savunma ve güvenlik alanına harcandığını ve sermaye teşviklerine öncelik verildiğini görüyoruz.

    Bütçenin giderleri 18,9 trilyon TL, net gelirleri ise 16,2 trilyon TL olarak görünüyor. Buna göre bütçe açığı 2,7 trilyon lira olarak öngörülmüş. Toplam vergi gelirleri 13,8 trilyon lira ile bütçe gelirlerinin yüzde 85’ini oluşturuyor. Ancak bu vergilerin yüzde 64’ünü dolaylı vergiler oluşturuyor. Yani elektriğe, suya, pirince kadar her şeyden alınan vergilerle halktan toplanıyor.

    Gelir vergisi yani çalışanların maaşlarından kesilen vergi de yüzde 19’dan yüzde 25’e çıkmış durumda. Bu tablo, tamamen halkın ve çalışanların sırtına yüklenen bir bütçeyi gösteriyor.”

    “FAİZ GİDERİ SOSYAL YARDIMLARIN ÜÇ KATI”

    Görgün, bütçede emekçilerden tasarruf edilirken finans kesimlerine ciddi kaynak aktarıldığını da belirtti:

    “Toplam bütçe giderlerinin yüzde 14,5 ila 15’i faiz ödemelerine ayrılmış durumda. Sosyal yardımlara ayrılan pay 917 milyar TL. Yani vatandaşa yapılan sosyal yardımın üç katı kadar bir miktar faize ayrılmış. Kaynak dağılımına baktığımızda emekçilerden kesiliyor, finans kesimlerine aktarılıyor. Ayrıca patronlara doğrudan 713 milyar TL kaynak ayrılmış durumda. Bunun yanında kamu hizmetlerine ayrılan pay ciddi biçimde daralıyor. Bu da bütçenin kimin çıkarını koruduğunu açıkça gösteriyor.”

    “YATIRIM VE ÜRETİM DEĞİL FAİZ VE GÜVENLİK ÖNCELİKLİ” 

    Hükümetin bütçeyi “yatırım ve üretim odaklı” olarak tanımlamasını da eleştiren Görgün, “Rakamlara baktığımızda bu iddianın doğru olmadığını görüyoruz” dedi ve şöyle devam etti:

    “Faiz ve savunma alanlarındaki artış, yatırım vurgusuyla bağdaşmıyor. Faiz ödemeleri yüzde 33,6 artışla 2,9 trilyon TL’ye ulaşmış. Savunma ve güvenlik harcamaları ise 2,2 trilyon TL ile Cumhuriyet tarihinin en yüksek noktasına erişmiş durumda.

    Kamu-özel iş birliği projelerine (köprü, otoyol, şehir hastaneleri gibi) ayrılan kaynak 280 milyar TL’ye çıkmış; bu da yüzde 40 artış anlamına geliyor. Bu garantili ödemeler yalnızca 2026 için değil, 2026-2028 dönemi için de 847 milyar TL’yi bulacak. Bunlar reel yatırımlar değil, özel şirketlere garanti transferi anlamına geliyor.”

    “KADINLAR GENÇLER EMEKLİLER BÜTÇEDE YOK SAYILIYOR”

    Görgün, bütçenin toplumun kırılgan kesimlerini görmezden geldiğini vurguladı:

    “2026 bütçesi kadınları, gençleri, işçileri, emeklileri ve işsizleri tamamen yok sayan bir bütçedir. Ortalama işçi ücretlerinin yarısı vergi ve enflasyon nedeniyle erimiş durumda. Bizim araştırmalarımıza göre, işçilerin 2025 yılının ilk 10 ayında ücret kaybı 1,8 trilyon liraya ulaşmış durumda.

    Emekliler bakımından ise durum çok daha kötü. Hükümet yıllardır ‘kaynak yok’ diyor ama görüyoruz ki kaynak var, niyet yok. SGK’ya yapılan bütçe transferlerinin oranı da gerilemiş durumda. 2014’te yüzde 17,2 olan oran, 2024’te yüzde 13’e kadar düşmüş.”

    BÜTÇE SÜRECİ DEMOKRATİK YÜRÜTÜLMÜYOR”

    Görgün, bütçe sürecinin demokratik katılım olmadan yürütüldüğünü belirtti:

    “Süreç tamamen yürütme ağırlıklı adımlarla şekilleniyor. Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelere halkın, emekçilerin, sendikaların katılımı son derece sınırlı. Bu nedenle mağdur kesimlerin sesini Meclis’e taşımak neredeyse imkânsız hale geldi.”

    Muhalefetin bütçedeki etkisinin sınırlı olduğunu belirten Görgün, esas etkinin örgütlü toplumsal mücadeleyle sağlanabileceğini söyledi:

    “Eğer etkiyi yalnızca Meclis aritmetiğiyle ölçersek, muhalefetin bütçeyi belirleme gücü yok. Ancak bütçe bir siyasi tercihler belgesidir. Gerçek etki sokakta, iş yerlerinde, sendikalarda, mahallelerde örgütlenerek ortaya çıkar. Eğer emekçiler, kadınlar, gençler ve emekliler birleşip ses çıkarabilirlerse bu bütçeyi değiştirme gücü doğar.”

    “BU ÜLKEDE AÇLIK VE YOKSULLUK SINIRININ ALTINDA YAŞAM DAYATILIYOR”

    Bütçede halkın yaşadığı ekonomik krizinin dikkate alınmadığını belirten Görgün, şunları kaydetti:

    “Emekçinin alım gücü düşerken, halk açlık ve yoksulluk sınırının çok altında bir asgari ücrete mahkûm ediliyor. Ara zam bile yapılmadı. Bütçe, sermayeye kaynak aktarmaktan başka bir işe yaramıyor. Tarım kesimi için de hiçbir düzenleme yok. Bu bütçe, emekçilerin gelirini artırmak yerine finans kesimini korumayı tercih ediyor.”

    DİSK olarak bütçeye alternatif bir önerileri olduğunu belirten Görgün, üç temel başlık sıraladı:

    “Birincisi, vergide ve gelirde adalet sağlanmalıdır. Dolaylı vergilerin payı düşürülmeli, ücretlilerden alınan vergilerde adalet getirilmeli. İkincisi, kamusal hizmet ve sosyal koruma güçlendirilmeli. Üçüncüsü, kamu yatırımı ve istihdam artırılmalıdır.

    Kamusal kaynaklar eğitim, sağlık ve kadınlara yönelik alanlara yönlendirilmelidir. Demokratik bütçe, halkın katılımı ve şeffaflıkla mümkündür.”

    Görgün, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “2026 bütçesi ücretleri ve emekçileri koruyacak bir yeniden bölüşüm yerine faize, güvenlik alanına ve sermaye teşviklerine öncelik veren bir bütçedir. Bu yönüyle halka dayanan bir bütçe değildir.

    Vergide adaletin sağlanması, SGK ve sosyal koruma payının yükseltilmesi, garantili ödemelerin kısılması ve kamusal yatırımın artırılması şarttır. Aksi halde işçiler ve emekçiler için alım gücü kaybı, yoksulluk ve hizmet kalitesinde gerileme kaçınılmaz olacaktır.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

  • Ankara Gar Katliamının 10. yılı: Barışta inadımız ve ısrarımız sürecek-VİDEO

    Ankara Gar Katliamının 10. yılı: Barışta inadımız ve ısrarımız sürecek-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında katliamın yapıldığı meydandaki anmada “Adalet” vurgusu öne çıkarken, barışta inadın ve ısrarın sürdürüleceği vurgulandı.

     

    KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın yaşandığı yerde anma yapıldı. Metro önünde bir araya gelen yüzlerce yurttaş, Ankara Gar Meydanı’na yürüdü. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ve çeşitli siyasi partilerden milletvekillerinin de yer aldığı anmada adalet talebi ısrarla dile getirildi.

    “ADALET GELMEDEN GERÇEK BARIŞ TESİS EDİLEMEYECEKTİR”

    Saygı duruşuyla başlayan anmada, 10’uncu yılında barışın öneminin bir kez daha ortaya çıktığının vurgulandığı açıklamada, “10 yıllık barış şiarı hala çok güncel ve etkilidir. Adalet gelmeden gerçek barış tesis edilemeyecektir. Adalet umuduyla mücadele yürütmeye devam edeceğiz” denilidi.

    “10 EKİM’İ UNUTMAYACAĞIZ”

    Ortak basın açıklamasını 10 Ekim Barış Derneği Eş Başkanı Mehtap Sakinci okudu. Sakinci, şunları ifade etti:
    “Türkiye’nin 81 ilinden DİSK, KESK, TMMOB, TTB Emek, Barış ve Demokrasi Mitingi için Ankara’ya gelen on binlerce insan tam 10 yıl önce bu noktadaydı. IŞİD’in kan gölüne çevirdiği alanda 104 insan yaşamını yitirirken, 500’e yakın insan da bedenen ve ruhen yaralandı. Geriye kalan bizler için hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Tam 10 yıldır içtiğimiz suyun, yediğimiz yemeğin tadı aynı değil; soluduğumuz hava ciğerlerimizi yakıyor. Türkiye tarihinin en büyük sivil katliamında kaybettiğimiz evlatlarımızı, annelerimizi, babalarımızı, eşlerimizi, arkadaşlarımızı, yoldaşlarımızı ve en sevdiklerimizi 10’uncu yılında, 120’nci ayında sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
    10 yıl önceki siyasi konjonktürü de düşündüğümüzde, bu alanda on binlerce insanın buluşma sebebini yeniden hatırlamamız ve hatırlatmamız gerekiyor. Barış talebinin 10’uncu yılında hâlâ karşılanmamış olması ve yine Ortadoğu başta olmak üzere tüm dünyada savaş ikliminin hüküm sürmesi karşısında, barış talebinin öneminin daha iyi anlaşılması gereken bir dönemden geçiyoruz. Yıllardır süregelen savaşların, katliamların, ölümlerin; yok olan ve parçalanan hayatların, insanlığın tam da öldüğü noktada göstermelik ateşkeslerle sona erdiği iddia edilse de, bunca zulmün vicdanlardaki karşılığı çok daha büyüktür. Barış diye yollara dökülen, 10 yıl önce Ankara’ya gelen 104 insanın vicdanından da anlıyoruz ki, 10 yıl önceki barış şiarı hâlâ çok güncel ve etkilidir. Bilinmesini isteriz ki, bu ülkede barış; bu uğurda yaşamını yitiren 104 insan ve nicelerine adalet gelmeden gerçek anlamda tesis edilmiş olmayacaktır.”

    “10 YILDIR ADALET VE HAKİKAT MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu yaptığı konuşmada, “10 yıl önce bu meydanda toplandık, barış, demokrasi ve özgürlük için. O gün bu meydanda bizlerin sesi, soluğu kesilmek istendi. 10 yıl bu meydanda emeği, barışı, demokrasiyi hedef aldılar. O günden bugüne 10 yıldır adalet ve hakikat mücadelesi veriyoruz. Biliyoruz ki bu katliamlar aydınlatılmadıkça, hesaplaşmadıkça çok daha karanlık günlerin önü açılır. 10 Ekim’in hesabını sormalıyız. Yitirdiğimiz arkadaşlara sözümüzi bu katliamın hesabını tek tek sormaktır. Çünkü faiilleri de, sorumluları da biliyoruz. Biz yan yana omuz omuza durduğumuz sürece barışı ve demokrasiyi hep birlikte kuracağız. Ne pahasına olursa olsun barışı, dmeokrasiyi bu topraklara getireceğiz” sözlerine yer verdi.

    “BARIŞTAKİ ISRARIMIZ VE İNADIMIZ SÜRECEK”

    KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise, 10 yıl önce bu ülkenin kan gölüne döndürülmeye çalışıldığını hatırlatarak, “Bu coğrafyada çözüm sürecinin sona erdirildiği bir ortamda alanda toplandık. Barış en çokta bizim için zaruriydi. Barış ve emek örgütleri yan yana gelerek barış bloğunu oluşturduk. Masalar tekmelensede ‘barışı biz savunacağız’ diyerek bu meydana geldik. Sorumlulardan bir tanesi dahi yargılamanın bir parçası haline getirilmedi. Bugün de bir barış örülmeye çalışılıyor. Sınırın diğer tarafında IŞİD’in artıkları Kürtleri, Alevileri, Durzileri katlediyor. Bugün biz yine barış demeye devam edeceğiz. Barıştaki ısrarımız ve inadımız sürecek” diye belirtti.

    TMMOB Genel Başkanı Emin Koramaz, TTB İkinci Başkanı Pınar Sayip de yaptıkları konuşmalarda, katliamın hesabını sorana, ülkeye barışı, özgürülüğü getirene kadar mücadele edeceklerini dile getirdiler.

    “KATLİAMLAR UNUTULMAYACAKTIR

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, anmada konuştu. Bakırhan, 10 yıldır adalet mücadelesini yürütenleri selamlayarak başladığı konuşmasında, şunları ifade etti:

    “Dünyanın neresinde böyle bir katliam olsa yetkililer istifa ederdi. Türkiye’de Gar ve benzeri katliamlarda ihmali olan, yol veren, katliamın olmasını sağlayanlar ne yargılandılar, ne de hesap verdiler. Katliamı yapanlar ve gerçek sorumlular çok iyi bilsinler ki barış ve demokrasiye ulaştığımız zaman sadece tetiği çekenler değil, sorumluluların hesabını sorulacaktır. Bu ülkede çatışma olmasın, ortadoğu kan gölüne dönmesin, barış olsun diye Edirne’den, Rize’den çıkıp gelenlere sözümüz olsun; bu katliamlar unutulmayacaktır. Onların barış davasını başarıya ulaştırmak için mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Anma Sıhhiye Meydanı’na yapılan yürüyüşle sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • ‘Arkadaşlarımızın anısını yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz’-VİDEO

    ‘Arkadaşlarımızın anısını yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya devam edeceğiz’-VİDEO

    PİRHA-KESK bileşenleri olarak yargılama sürecinin sadece IŞİD bağlantılı sanıklarla sınırlı tutulmaması gerektiğini belirten BES Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, “Soruşturmanın genişletilmesi, istihbarat mensuplarının dinlenmesi, bu olayda sorumluluğu ve ihmali olan kamu personellerinin bu sürece dahil edilmesi, gerekiyorsa cezalandırılması gerekiyor. Sadece tetikçilerin yargılanıp ceza verilmesi bizim için hiçbir şey ifade etmiyor” dedi.

    KESK, DİSK, TMMOB ve TTB’nin 10 Ekim 2015’te, Ankara Tren Garı’nda düzenlediği Barış Mitingi’ne IŞİD tarafından bombalı saldırı düzenlendi. 104 kişinin hayatını kaybettiği saldırı, Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamlarından biri olarak tarihe geçti.

    Yüzlerce yurttaşın da ağır yara aldığı saldırının ardından görülen yargılama süreçlerinde yaşanan usulsüzlüklerin yanı sıra, sanıkların “insanlığa karşı suç” kapsamında yargılanmamaları, toplumun tepkisine neden oldu. Özellikle kamu görevlilerinin sorumluluğunun ortaya çıkarılması talebinin de karşılık bulmamasıyla birlikte bir katliam dosyasının daha üstü örtülmüş oldu.

    10 Ekim 2015’te başkente girişlerdeki arama noktalarının kaldırıldığına vurgu yapan avukatlar, katliamı yapan IŞİD militanlarının yolda hiçbir aramaya takılmamasını da şüpheli bulmuşlardı. Mitingin yapılacağı alan olan Sıhhiye Meydanı için 2 bin 44 polis görevlendirilirken, toplanma alanı olan Ankara Gar çevresinde ise yalnızca 129 polisin olması soru işaretlerini arttırmıştı.

    Büro Emekçileri Sendikası (BES) Dersim Şube Başkanı Sinan Ulu, Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında PİRHA’ya konuştu.

    “10 EKİM’İ DEĞERLENDİRİRKEN O DÖNEMDEKİ SİYASİ ATMOSFERİ GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMALIYIZ”

    10 Ekim Gar Katliamı’nı değerlendirirken o dönemdeki siyasi atmosferi göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Sinan Ulu, “2013 yılında başlayan Barış Süreci 2015 yılında sona erdi. 7 Haziran’da seçimler vardı ve iki gün önce Diyarbakır’daki mitingde bomba patladı ve beş kişi hayatını kaybetti. Yıllardır tek başına iktidar olan AK Parti tek başına iktidar olma kabiliyetini o seçimle yitirdi. Ondan sonra da iktidarına devam etmek için sınırlarını bilmediğimiz çeşitli arayışlara girdi. 20 Temmuz’da Suruç’ta bomba patladı ve 33 kişi hayatını kaybetti. Böyle devam eden bir sürecin ardından demokrasi güçleri barışı merkeze alarak bir miting organize etme düşüncesi ile bir araya geldiler ve tüm Türkiye’ye çağrıda bulundular” dedi.

    “IŞİD’İN SALDIRI YAPACAĞI İSTİHBARATI, TERTİP KOMİTESİNDEN GİZLENİYOR”

    IŞİD’in mitingleri hedef alarak katliamlar yapacağı yönünde istihbaratların alındığı ve katliamı yapacak kişilerin de tespit edildiğini söyleyen Sinan Ulu, şunları dile getirdi:

    “Bu bu kişiler teknik takibe takılıyor. Ankara’ya doğru yola çıktıklarında polis noktasına takılıyorlar ama serbest bırakılıyor, yollarına devam ediyorlar. Diğer taraftan da Türkiye’nin dört bir tarafından on binlerce yurttaş bu mitinge katılmak üzere yollara çıkıyor. Burada tabii alınan istihbaratlar ve böyle bir tehlikenin olduğu tertip komitesinde gizleniyor. Ankara’ya giden herkesin dikkatini çeken başka bir husus daha var. Buna benzer merkezi mitinglerde yola çıktıkları kentlerden başlayarak polisler birçok yerde kimlik kontrolleri yaparlardı. Ama bunların hiçbir yapılmıyor.

    Kalabalığın en yoğun olduğu zaman iki bomba patlıyor. Tabii ilk şokun ardından insanlar patlamanın olduğu yere geri dönmeye başlıyorlar ve korkunç manzarayla karşılaşıyorlar. Yerde hayatını kaybetmiş insanlar, uzvunu kaybetmiş insanlar, vücut bütünlüğü bozulanlar, kan gölü, kan deryası ve ilk şok atlattıktan atlatıldıktan sonra insanlara yardım etme süreci başlıyor. Zamanla yarışıyorlar tabii orada. Barış mesajlarının olduğu pankartlar, bayraklar insanların yaralarına sarılıyor, kanları durdurulmaya çalışılıyor. İnsanlar bunlarla taşınmaya başlanıyor. İnsanlar hızlı bir şekilde müdahale etmeye çalışırken, yaralarını sarmaya çalışırken kalabalıkların üzerine gaz bombası atılıyor.”

    “GAR KATLİAMI’NDA YİTİRDİĞİMİZ ARKADAŞLARIMIZI UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ”

    KESK bileşenleri olarak yargılama sürecinin sadece IŞİD bağlantılı sanıklarla sınırlı tutulmaması gerektiğini ifade eden Ulu, “Soruşturmanın genişletilmesi, istihbarat mensuplarının dinlenmesi, bu olayda sorumluluğu ve ihmali olan kamu personellerinin bu sürece dahil edilmesi, gerekiyorsa cezalandırılması gerekiyor. Sadece tetikçilerin yargılanıp ceza verilmesi bizim için hiçbir şey ifade etmiyor. Türkiye tarihinin gördüğü en büyük ve en kanlı katliam olan Gar Katliamı’nda yitirdiğimiz arkadaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız. Böyle bir görev ve sorumlulukla karşı karşıyayız. Bizler mücadeleci sendikalar olarak arkadaşlarımızın anısını, ideallerini yaşatmaya, barışı ve özgürlüğü savunmaya ve bunun mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • DİSK Mersin Şube Başkanı Göksoy: Savaşın bedellerini emekçiler ödüyor- VİDEO

    DİSK Mersin Şube Başkanı Göksoy: Savaşın bedellerini emekçiler ödüyor- VİDEO

    PİRHA- DİSK Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, barışın sağlanmasının yalnızca siyasal değil ekonomik bir gereklilik olduğunu söyleyerek, savaşın yarattığı yıkımın bedelini emekçilerin ödediğine dikkat çekti.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, barış ve çözüm sürecine dair PİRHA’ya yaptığı açıklamada barışın, demokrasinin ve adaletin tesis edilmesinin emek mücadelesi açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. “Demokrasi işçinin ekmeğidir” diyen Göksoy, savaş politikalarının en çok emekçileri etkilediğini belirtti.

    “EMEĞİN HAKKI BARIŞLA KORUNUR”

    Toplumsal barışın önemine değinen Göksoy, sürece yalnızca devlet ya da PKK üzerinden değil, toplumun tamamının ortak geleceği açısından bakılması gerektiğini ifade etti. Göksoy, “Biz emek örgütüyüz, işçi örgütüyüz. Savaşsız, sömürüsüz bir ülke ve dünya hedefliyoruz. Bu yaşamı hayata geçirebilmek adına veya bu yaşamın sürekliliğini sağlama adına barışın, demokrasinin, hakkın, hukukun, adaletin tesisi önemli” dedi.

    Barışın sağlanmasının yalnızca siyasal değil, ekonomik bir gereklilik olduğuna işaret eden Göksoy, savaşın yarattığı yıkımın bedelini emekçilerin ödediğini söyledi. “Bugün emekliler açlık sınırının altında maaş alıyor, asgari ücret ortalama ücret haline gelmiş durumda. Bunlar, savaş politikalarına harcanan devasa bütçenin sonucudur. Savaşsız, sömürüsüz bir düzen olmadan emeğin hakkı korunamaz” diye konuştu.

    BARIŞ İÇİN ÇAĞRI

    Türkiye’nin çok kültürlü yapısına dikkat çeken Göksoy, kimsenin kimseyi ötekileştirme hakkı olmadığını vurguladı:

    “Burası kozmopolitik bir ülke. Kültürlerin, dillerin, dinlerin zenginliğinin olduğu bir yer. Kültürlerin zenginliğinin olduğu bir yerden bir kültürü, bir dili, bir anlayışı birbirinden öteleyemeyiz, dışlayamayız, dışlamak da doğru değil. Türk’ü, Kürt’ü, Alevi’yi, Arap’ı, kadını, işçiyi kim yok sayarsa karşısında bu toplumsal güçleri bulur. Bu ülke ortak mücadeleyle kuruldu, herkesin eşit ve özgür yaşadığı demokratik bir düzen inşa edilmelidir.”

    Göksoy, konuşmasının sonunda tüm toplumsal kesimlere çağrıda bulunarak, “Barış hemen şimdi” sloganıyla halkların kardeşliği ve demokratik bir gelecek için birlikte mücadele vurgusu yaptı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • 15-16 Haziran direnişi 55. yılında!

    15-16 Haziran direnişi 55. yılında!

    PİRHA- Türkiye işçi sınıfı tarihinin en büyük işçi direnişlerinden biri olan 15-16 Haziran Direnişi’nin üzerinden 55 yıl geçti. 

    Türkiye işçi sınıfı açısından tarihi bir öneme sahip olan “15-16 Haziran İşçi Direnişi” 55’inci yıldönümünde.

    1967 yılında kurulan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve bazı bağımsız sendikalar işçi sınıfı içinde hızla örgütlenmeye ve ilgi odağı olmaya başlamıştı.

    1967 yılında sınıf sendikacılığını savundukları için Türk-İş’ten ihraç edilen sendikalıların Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurulmasıyla direnişinin ilk kıvılcımı yakıldı. DİSK çatısı altında örgütlenen işçilerin eylemi o dönem gittikçe büyüdü.

    1970’te, çalışma yaşamını ve temel sendikalar mevzuatını düzenleyen 274 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Yasası ile 275 sayılı Sendikalar Yasası’nda değişiklik yapan tasarı, Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ortak imzasıyla kabul edilirken, yasa 11 Haziran 1970’te onaylandı.

    POLİS KURŞUNUYLA 200 KİŞİ YARALANDI, 3 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

    Örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan yasanın onaylanması büyük tepkiyle karşılandı. Belki de Türkiye tarihinin en büyük işçi direnişinin fitili ateşlenmiş oldu.

    15 Haziran 1970’de 115 işyeri ve yaklaşık 75 bin işçiyle başlayan işçi direnişi, bir gün sonrasında 168 fabrikayı ve 150 bine yakın işçiye ulaştı.

    İstanbul merkezli direniş kısa bir sürede Kocaeli’nin tamamına yayıldı. Türk-İş’in örgütlü olduğu birçok fabrikadan da direnişe katılım oldu. 15 Haziran’da İstanbul ve Kocaeli’nde fabrikalar durdu. Her tarafta işçiler çeşitli yürüyüşler ve mitingler düzenleyerek, kent merkezlerine doğru yürüyüşler gerçekleştirdi.

    16 Haziran’da polis işçilere müdahale etti. Polisin açtığı ateş sonucunda 2 işçi ve bir esnaf yaşamını yitirdi, 200 kişi de yaralandı.

    Eylemler devam ettiği sırada ülkede sıkıyönetim ilan edildi ve DİSK Kurucu Başkanı Kemal Türkler başta olmak üzere birçok sendikacı tutuklandı.

    Meclis’ten geçen yasa Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşındı. Bunun üzerine yasa 9 Şubat 1972 tarihinde iptal edildi.

    DİSK kapatılırken birçok yöneticisi ve birçok işçi önderi tutuklanarak cezaevlerine konuldu. Sendikal örgütlenmeyi daha da zorlaştıracak işyeri barajı, il barajı, bölge ve ülke barajları konuldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • İzBB işçilerinin grevi 7. gününde: İstişare içerisindeyiz, süreç devam ediyor-VİDEO

    İzBB işçilerinin grevi 7. gününde: İstişare içerisindeyiz, süreç devam ediyor-VİDEO

    PİRHA- TİS görüşmelerinin tıkanması sonrası greve çıkan 23 bin İzBB işçisinin direnişi 7’nci gününde. Grevde konuşan DİSK Genel İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Engin Topal, “İstişare içindeyiz, süreç devam ediyor” dedi.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi (İzBB) şirketlerinden İZELMAN, İZENERJİ ve Egeşehir’de çalışan yaklaşık 23 bin işçiyi ilgilendiren toplu iş sözleşmesinde (TİS) uzlaşı sağlanamaması ile başlayan grev, yedinci gününde de devam ediyor.

    İşçiler bugün de örgütlü oldukları Genel-İş İzmir 1,2,3 ve 9 No’lu Şubelerin çağrısı ile sendika binası önünde toplanarak sloganlar eşliğinde Kültürpark’taki İzBB hizmet binasına yürüdü. İşçiler, beş gündür sokaklarda “eşit işe, eşit ücret” talebini, İzBB Başkanı Cemil Tugay ve bürokratlarına duyurmaya çalışıyor.

    Kültürpark’ta bulunan belediye holleri önünde toplanan işçiler “Eşit işe eşit ücret”, “Zafer direnen emekçinin olacak” ve “Direne direne kazanacağız” sloganları attı.

    BELEDİYE VE SENDİKA ARASINDAKİ GÖRÜŞME SÜRECİ DEVAM EDİYOR

    DİSK Genel İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Engin Topal, dün akşam sendika ve belediye arasında yapılan görüşmeye değindi. Topal, “Temsilciler kurulu ve diğer kurulları topladık. Masada ücret 1 Haziran’da verilecek denildi ama başkan daha sonra 1 Temmuz açıklaması yaptı. Başkan’a sorduk. Kendisi ısrarla ben sözünü vermedim deyip 1 Temmuz’a çekiyor. Durumu konuştuk. Masada bize böyle söylenmediğini söyleyip çıktık. TİS’e imza atmaya gitmedik. Açıklama var. Teklif masada başka, açıklamada başka. Birinci ağızdan duymak istedik. Görüşme sadece bundan ibarettir. TİS olduğu yerde duruyor. Yönetim kurulları ve şube başkanları karar açıklamasında. İstişare içindeyiz, süreç devam ediyor. Temmuz-Haziran açıklamasının sebebini öğrenip geldik. Hep birlikte bir karar vereceğiz” diye konuştu.

    SON RAKAMLARI AÇIKLADI

    DİSK Genel İş İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Ercan Gül ise son görüşmeler ve rakamlara ilişkin şunları ifade etti:

    “Son teklifi önerdiler. Bundan ötesi yok dediler. Masanın bir ahlakı var. Masada enflasyonu bir ay öne çekerek yansıtılacağı söylendi. 6’ncı ayın 1’i itibarıyla geçerli olacağını söylediler. Ama başkanlar görüşmeye gittiklerinde yedinci ayın 1’i oldu, artık konuşmalarımız değişecek. Parçalanıp bölünmek istemiyoruz. 7 gün boyunca işçi sınıfının tarihine imza atan emekçiler var. Bu süreç gerçekten umut verici. Bugüne kadar süreci şeffaf yürüttük. Altıncı ayın 1’i olsa farklı bir konuşma yapacaktık. İşveren ısrarla sendikacıların süreci tıkadığını söylüyor. Biz parçalanmamak adına, işverenden gelebilecek saldırılara karşı irade isteyecektik. Sizin kararınızla gerekirse bu görevden ayrılmaya da razıyız. Ancak zorlu bir süreç var. Biz çekip gidersek ciddi saldırılar olacak. Belki bu saldırı bize de gelecek. Ailemizden başladılar, mahkemeye kadar gittiler. İlçe başkanları, bürokratlar arkadaşlarımızı aradı. Haber gelsin ona göre konuşacağız. Az önce temsilciler kurulunda da açıkladım. Eğer hazirandan itibaren verselerdi bugün farklı olacaktı. Yedinci ayın 1’i itibarıyla taban ücretleri A Grubu 1747 TL yevmiyemiz olacaktı. Bunun aylık tutarı A Grubu 55850 TL yapıyor. Primler dışında sadece 55850. B Grubu taban ücreti 1804 TL primler hariç 57950 TL. C Grubu taban ücreti 1842, D grubu net 60 bin 840 TL. Bunun içinde işe devam primi ve rapor teşviki vardı. Ola ki y’üzde 19’u temmuzda veriyoruz’ dedikleri yerde haziran maaşıyla çalışacağımız yevmiyeler 1516, 1548, 1596 TL. Bir ay sonra da az önce söylediğimiz rakamlardı. İşveren verdiği sözü tutmazsa bu. Hiç yalan söylemedik, elimizden geleni yaptık”.

    DİSK Genel İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Serap Yılmaz da İZELMAN şirketine teklif edilen ücretlere dair “Birinci grup hazirana çekilirse 1129’ken 1742, 1183 iken 1831, 1245’ten 1926’ya, 1314 iken 2032 lira olacak. Temmuza alınacaksa sırasıyla 1468, 1539, 1618, 1708 lira olacak” bilgisini verdi.

    İşçilerin Kültürpark’ta bulunan belediye holleri önünde bekleyişi sürüyor.

    PİRHA/İZMİR

  • Emekçiler Kadıköy’den seslendi: Örgütlenerek kazanacağız!-VİDEO

    Emekçiler Kadıköy’den seslendi: Örgütlenerek kazanacağız!-VİDEO

    PİRHA- 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için on binlerce emekçi, İstanbul’da biraraya geldi. Kadıköy alanına sığmayan kitle, yoğun yağmura rağmen sloganlar ve dövizleriyle taleplerini dile getirdi. Yapılan açıklamada “Ürettiğimiz değeri adaletli bölüştüğümüz, asgari ücrete ve asgari yaşamaya mahkûm kalmadığımız bir hayat mümkün!” denildi.

    Uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs için on binler Kadıköy rıhtımda biraraya geldi.

    Emek örgütlerinin yanı sıra siyasi partiler, kadın örgütleri ve Alevi kurumları da bayrak ve dövizleriyle Kadıköy meydanında yerini aldı.

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) öncülüğünde “Emek, barış, demokrasi, adalet için biz kazanacağız” şiarıyla toplanan on binlerce yurttaş, “1 Mayıs alanı, Taksim alanı. Her yer direniş her yer Taksim. Bîjî yek Gûlan” sloganlarını attı.

    Saygı duruşu ile başlayan 1 Mayıs programı, yoğun yağmura rağmen coşkuyla kutlandı.

    Ruhi Su Dostlar Korosu’nun seslendirdi ezgilere on binlerce emekçi eşlik etti.

    KESK, DİSK, TMMOB, TTB adına okunan ortak manifestoda:

    “BİZ BU ÜLKENİN DEĞERLERİNİ VE GÜZELLİKLERİNİ ÜRETENLERİZ”

    “Biz bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üretenleriz. Biz işçiler, kamu emekçileri, mühendisler, mimarlar, şehir plancıları, hekimler, emekliler, gençler, kadınlar…

    Bugün ülkenin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında buluştuk. İl il, ilçe ilçe, mahalle mahalle, sokak sokak 1 Mayıs meydanlarına aktık. Kendini bu ülkenin sahibi sananlara, halktan büyük bir güç olmadığını bir kez daha gösterdik. Biz tüm renklerimiz ve farklılıklarımızla Türkiye’yiz.

    İŞÇİLERİN EGEMEN OLDUĞU BİR ÜLKE MÜMKÜN

    Ve bugün 1 Mayıs meydanlarında başka bir yaşamın, başka bir Türkiye’nin müjdesini vermek için bir aradayız. Bugün 1 Mayıs alanlarında bir kez daha tanık oluyoruz ki ülkemizde yepyeni bir güneş doğuyor, mutlu bir hayat filizleniyor. 1 Mayıs alanlarından bir kez daha ilan ediyoruz ki: Zorbaların değil işçilerin, emekçilerin, halkın egemen olduğu bir ülke mümkün. Ürettiğimiz değeri adaletli bölüştüğümüz, asgari ücrete ve asgari yaşamaya mahkûm kalmadığımız bir hayat mümkün.

    Demokratik haklarımızı kullanabildiğimiz; sendikalı olabildiğimiz, grevlerin yasaklanmadığı; itiraz edenin, hakkını savunanın kapısına gece yarısı kimsenin dayanmadığı bir ülke mümkün.

    Çalışırken ölmediğimiz, sağlığımızı kaybetmediğimiz, tükenmediğimiz, tacize-şiddete-ayrımcılığa uğramadığımız, 8 saat insanca çalışıp, 8 saat insanca dinlenip, 8 saat insanca yaşadığımız bir hayat mümkün.

    “EMEKLİSİNİ İNSANCA YAŞATAN BİR ÜLKE MÜMKÜN”

    Onlarca yıl çalıştıktan sonra emekli olabildiğimiz, emeklilik hakkımızın gasp edilmediği, emekli olunca çalışmak zorunda kalmadığımız, emeklisini insanca yaşatan bir ülke mümkün.

    Sokaklarda, işyerinde şiddetin, tacizin olmadığı; kadınların güvencesiz ve esnek çalışmaya mahkûm edilmediği, ayrımcılığa uğramadığı, İstanbul Sözleşmesi’nin uygulandığı, 190 sayılı ILO sözleşmesinin onaylandığı bir hayat mümkün! Ülke kaynaklarının sermaye için, rantçılar için, savaş için, siyasi rakipleri tasfiye etmek için değil, bizi, 86 milyonu insanca yaşatmak için kullanıldığı bir ülke mümkün

    ‘BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE ORMAN GİBİ’

    Kimsenin ikinci sınıf vatandaş olmadığı; dilimize, inancımıza, kimliğimize, kökenimize bakılmadan hepimizin tüm renklerimizle eşit yurttaşlar olduğumuz; özgürce siyaset yapabildiğimiz ve örgütlenebildiğimiz, bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine yaşadığımız bir hayat mümkün.

    Çocuklarımızın okula aç gitmediği; öğretmenlerin bir gecede sürgün edilmediği, diplomaların tek kişinin emriyle iptal edilmediği bir ülke mümkün. Yıllarca çalışıp, okullar bitirip, en zor sınavları geçip “mülakat” adı verilen tek adama sadakat sınavına maruz kalmadığımız, KHK’larla bir sabah işsiz kalmadığımız; çalışma hakkımız başta olmak üzere kazanılmış haklarımızın korunduğu bir hayat mümkün.

    GENÇLERİ HAPSE ATILMADIĞI BİR ÜLKE MÜMKÜN

    Gazetecilerin, sendikacıların, sanatçıların, akademisyenlerin, belediye başkanlarının/eş başkanlarının, muhalif siyasetçilerin, gençlerin hapse atılmadığı, özgür bir Türkiye mümkün.

    Büyük bölümü deprem bölgesindeki bir ülkede, felaketi çaresizce beklemediğimiz, rantı değil doğayı ve yaşamı korumayı hedefleyen bir ülke mümkün. Herkesin başını sokabileceği bir evi olduğu, depreme dayanıklı, doğaya ve insana saygılı, güvenli şehirlerde yaşadığımız bir Türkiye mümkün.

    Bebeklerin sağlığının para hırsına kurban edilmediği, boğmacadan, kızamıktan çocukların ölmediği, insanları hastalıklardan koruyan, hastalandığında kolayca ulaştığı nitelikli bir sağlık sistemi mümkün. Halkın sağlıklı, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının mutlu olduğu bir Türkiye mümkün.

    Tek bir kişinin değil, kayyımcıların değil, halkın söz ve karar sahibi olduğu bir düzen mümkün; gerçek bir demokrasi mümkün!

    İLAN EDİYORUZ: KURTULUŞ İÇİN HEP BERABER OLALIM

    Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki yüzlerce 1 Mayıs alanından aynı anda hep beraber ilan ediyoruz:

    Emeğin, demokrasinin, adaletin, barışın, eşitliğin, laikliğin, özgürlüğün ve kardeşliğin egemen olduğu bir düzeni kuracağız. Yeter ki birlik olalım, yeter ki mücadele edelim. Yeter ki tek başına olmadığımızı bilelim, kurtuluş için hep beraber olalım. Yeter ki hep beraber yürüyenlerin gür sesini duyuralım, birleşik mücadelenin gücünü gösterelim.

    2025 yılında 1 Mayıs meydanlarında milyonlar kendisinin, çocuklarının ve ülkenin geleceği için söz veriyor: Yarından tezi yok, bu meydandan ayrılır ayrılmaz nerede çalışıyorsak, nerede yaşıyorsak, nerede mücadele ediyorsak orada örgütleneceğiz.

    Gücümüzün birliğimizden geldiğini bilecek ve örgütlü olacağız.

    Örgütlenerek kazanacağız, birleşe birleşe kazanacağız, halkın birleşik mücadelesi kazanacak, mutlaka ama mutlaka biz kazanacağız. Biz kazandığımızda, demokrasi kazanacak, adalet kazanacak, barış kazanacak, kardeşlik kazanacak, emek kazanacak, bu ülke, bu halk kazanacak.

    Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!

    Yaşasın 1 Mayıs!”

    Okunan basın açıklaması ardından siyasi partilerin genel başkanları sahneye çıkarak kitleyi selamladı.

    Tutuklu siyasetçi Selahattin Demirtaş ile Ekrem İmamoğlu’nun gönderdiği 1 Mayıs mesajları da sahneden okundu.

    1 Mayıs kutlamaları çalınan müzikler eşliğinde halaylarla kutlandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DİSK, KESK, TMMOB, TTB’den iktidara çağrı: Hukuksuzluğa son verin!- VİDEO

    DİSK, KESK, TMMOB, TTB’den iktidara çağrı: Hukuksuzluğa son verin!- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de DİSK, KESK, TMMOB ve TTB son zamanlara artan iktidar baskısına tepki gösterek, iktidara hukuksuzluklara son vermesi yönünde çağrı yaptı.

    DİSK, KESK, TMMOB ve TTB “Emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz ve demokrasi için ayaktayız” şiarıyla Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Faşizme karşı omuz omuza”, “Kayyım darbedir darbelere hayır” ve Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz” sloganları atıldı.

    Basın metnini DİSK, KESK, TMMOB ve TTB adına KESK Dönem Sözcüsü Kemal Göçmen okudu.

    YAŞANAN HUKUKSUZLUKLARA TEPKİ GÖSTERİLDİ

    Kemal Göçmen, AKP iktidarının ülkeyi ittiği derin yoksulluk koşullarının yanı sıra demokratik toplum yapısını da alaşağı ettiğini belirtti. Son dönemde yaşanan gelişmelere değinen Göçmen, “Halkın oylarıyla seçilen yüzlerce belediye başkanı ve meclis üyesi hakkında yeni yeni soruşturmalar açılıyor, yerlerine kayyımlar atanıyor. Özerk, bilimsel, demokratik bir üniversite isteyen öğrencilerinin kampüslerinin önüne TOMA’lardan barikatlar kuruluyor. Yüzlerce üniversite öğrencisi şafak vakti yurtlarına, evlerine yapılan baskınlarla gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Çocuklarımızın eğitim hakkını savunan Eğitim Sen hedef gösteriliyor. 65 bine yakın üyesiyle dünyanın en büyük barolarından biri olan, hukukun ve adaletin yılmaz savunucusu İstanbul Barosu’nun yönetimi görevden alınıyor. Halkın gerçekleri görmesi engellenmek isteniyor. Muhalif basın hedef alınıyor. Gerçeği halka ulaştırmak isteyen gazeteciler tutuklanıyor” diye konuştu.

    “ÜLKE EKONOMİSİ ALT ÜST OLDU”

    Tüm yaşanan baskıların, hukuksuzlukların yurttaşlara daha fazla yoksulluk ve geleceksizlik olarak döndüğünü söyleyen Göçmen, bu gelişmelerin ülke ekonomisini alt üst ettiğini ifade etti.

    “Bu tablo doğrudan hepimizin sofrasına yansıyacak yeni zamların, açlık sınırına dayanmış maaşların, ücretlerin daha da erimesinin habercisidir. Yargıyı sopası olarak kullanan, kamu kaynaklarını, bizlerden alınan vergileri yandaşlara peşkeş çeken yağma düzenlerine itiraz etmememizi istiyorlar. Ancak bizler en temel haklarımızı yok sayan, emeğe kölelik dayatan bu düzeni kabul etmiyoruz” diyen Göçmen iktidara seslenerek şu çağrıyı yaptı:

    “Ülkeyi yönetenlere de buradan çağrıda bulunuyoruz; yeter artık! Barışçıl protesto hakkını engellemekten vazgeçin. Bu hakkı kullanmaktan başka bir şey yapmadığı için gözaltına alınanları, tutuklananları serbest bırakın. Üniversite öğrencilerinin, çocuklarımızın üzerinden ellerinizi çekin. Hukuktan yoksun şafak baskınlarına, gözaltı ve tutuklamalara derhal son verin.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Madımak Adalet Nöbeti 5. gününde: Bu acılar bir daha yaşanmasın -VİDEO

    Madımak Adalet Nöbeti 5. gününde: Bu acılar bir daha yaşanmasın -VİDEO

    PİRHA- Madımak Katliamı faillerinin tahliye edilmesi ardından başlatılan “Adalet Nöbeti” 5. gününde devam etti. Burada yapılan konuşmalarda verilen karar eleştirilerek, bir daha böyle acıların yaşanmaması için gerçek adaletin sağlanmasının önemine vurgu yapıldı.

    1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın, yazar ve sanatçının faillerinin tahliye edilmesine birçok Alevi kurumu, demokratik kitle örgütü, siyasi parti ve yurttaşlardan tepki geldi.

    Anayasa Mahkemesi’nin tahliye kararı verdiği 17 kişinin tahliyesine ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, 33 gün sürecek adalet nöbeti başlatma kararı aldı. PSAKD, Adalet Nöbeti’nde, her güne katledilen bir kişinin isminin verileceğini duyurmuştu. Adalet Nöbeti’nin 5. gününe Asuman Sivri‘nin adı verildi.

    Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Türkiye Sosyal Sigortalar, Eğitim, Büro, Ticaret, Kooperatif ve Güzel Sanatlar İşçileri Sendikası (Sosyal – İş Sendikası), Halk Cephesi, Anadolu Halk Ozanları Derneği, Tüm Emeklilerin Sendikası, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Çankaya Belediyesi Meclis Üyeleri, CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi, CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez’in yanı sıra Adalet Nöbeti’nin 5. gününde birçok sivil toplum örgütü, sendika ve yurttaş dayanışma amacıyla PSAKD Genel Merkezi’ne ziyarette bulundu.

    “SAZIMIZLA, SÖZÜMÜZLE, ŞİİRLERİMİZLE YANINIZDAYIZ”

    Anadolu Halk Ozanları Derneği adalet nöbetine ezgileri ile katılırken Dernek Başkanı Ali Cavit Coşkun (Ozan Sinemi), “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yanındayız. Bizde her zaman sazımızla, sözümüzle, şiirlerimizle yanınızdayız” dedi.

    Tüm Emeklilerin Sendikası Genel Sekreteri Ali Rıfat Temel, sendika olarak nöbetin eylemini desteklediklerini dile getirdi.

    Çankaya Belediye CHP Grup Başkanvekili Fırat Seyman,” İncinsen de incitme diyen bir toplumuz ama bu güçsüz olduğumuz anlamına gelmiyor. Cumhuriyeti ayakta tutan toplum yine biziz. Mücadelenizde, direnişinizde yanınızdayız” diye konuştu.

    MİLLETVEKİLİ ERSEVER: BİR DAHA BÖYLE ACILAR YAŞANMASIN

    Madımak Adalet Nöbeti’nin 5. gününde ziyarette bulunan CHP Ankara Milletvekili Aliye Timisi Ersever, destek ve dayanışma içinde olacaklarını belirtti. Bununla ilgili gerekli yerlere sorunu taşıyacağını ifade eden Ersever, Adalet Nöbeti hakkında şunları söyledi:

    “Sivas Madımak Oteli katliamında adı geçen kişilerin neden serbest bırakıldığı, şu anda yatmakta olan katillerin hangi gerekçeyle serbest bırakılacağına dair İçişleri Bakanlığı’na soru önergesi verdik. Türkiye’nin bu konularda çok derin acıları var. Madımak’ın dışında Maraş, Çorum ve Gazi gibi saldırılarda hayatını kaybeden insanları saygıyla anıyoruz. Böyle acıların bir daha yaşanmaması için hukukun, adaletin tecelli edeceği günleri bekliyoruz.”

    “YARGI, ACILARI DEŞEN KARARLARDAN VAZGEÇMELİ”

    CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ise, yargının kararlarını eleştirerek, “Anayasa mahkemesi Can Atalay milletvekili demiş meclis bunu uygulanmamışken bugün Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının hemen mahkemeler tarafından uygulanması düşündürücüdür. Tekrar bütün acınızı paylaşıyorum. Ama artık yargının bu acıları deşen kararlarının da ortadan kalması gerek. Yargı asla katillerle aynı konumda yer almamalıdır” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • Batman Belediyesine atanan kayyım, 20 kişiyi daha işten çıkardı-VİDEO

    Batman Belediyesine atanan kayyım, 20 kişiyi daha işten çıkardı-VİDEO

    PİRHA-Batman Belediyesi’ne atandıktan sonra 20 kişiyi daha işten çıkaran kayyıma tepkiler sürerken Batman DİSK/Genel-İş Sendikası Eşbaşkanları Narin Erol ve Çekdar Özlük  işten atılan işçileri ziyaret ederek destek verdi.

    Batman Belediyesi Kayyımı atamasının ardından işlerine son verilen işçilerin sayısı 40’a ulaştı. 2024’ün son gününde 20 işçinin işine son veren kayyumla yönetilen Batman Belediyesi, önceki gün aralarında 15 yıllık çalışanların da bulunduğu 20 işçiyi daha işten çıkardı.

    İşçilerin Genel-İş Sendikası şube binasında başlattıkları nöbet, 11’inci gününde devam ederken DİSK Genel-İş Sendikası Batman Şube Eşbaşkanları Narin Erol ve Çekdar Özlük, işçilerin eylem yaptığı alana giderek eylemlerini desteklediklerini söyledi.

    Çekdar Özlük, kayyım tarafından işçilerin usulsüz bir şekilde işten çıkarıldıklarını söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Bugün işten atılan 40 arkadaşımızın niçin işten atıldığını biliyoruz. Sizin yürüttüğünüz mücadele ile bizim yürüttüğümüz mücadele ne zaman ortaklaştırırsak ne zaman bu birlikteliği büyütürsek kayyım zihniyetinin gelmesini engelleriz. KESK Batman Şubeler Platformu olarak duruşunuzu selamlıyoruz. Dayanışma içeresinde olacağız ve hep beraber bu mücadeleyi büyüteceğiz.

    (HABER MERKEZİ)

  • Basın meslek örgütlerinden ‘Etki ajanlığı’na tepki: Toplumu baskı altına almayı hedefliyor

    Basın meslek örgütlerinden ‘Etki ajanlığı’na tepki: Toplumu baskı altına almayı hedefliyor

    PİRHA – Basın meslek örgütleri, gazeteciliği hedef alan ‘Etki ajanlığı’ yasasına karşı açıklama yaptı. Söz konusu yasanın ciddi belirsizlik içerdiğine vurgu yapan basın örgütleri, “Bu düzenleme Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açacak ve halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını ciddi şekilde ihlal edecektir” diye belirtti.

    Basın Konseyi, DİSK/Basın-İş, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Ekonomi Muhabirleri Derneği. Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, ‘etki ajanlığı’ düzenlemesine ilişkin ortak açıklama yaptı.

    “BELİRSİZLİK İÇEREN DÜZENLEME”

    “Etki ajanlığı düzenlemesi basın ve ifade özgürlüğüne açık bir saldırıdır!” başlıklı açıklamada söz konusu yasanın, iktidara yönelik eleştirileri bastırmak amaçlı yapıldığı vurgulandı.

    Yazılı yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Gazetecilik faaliyetlerini hukuki belirsizliklerle suç unsuru haline getirecek olan ‘etki ajanlığı’ düzenlemesi AKP iktidarı tarafından yeniden TBMM gündemine getiriliyor.

    Geçtiğimiz Mayıs ayında 9’uncu Yargı Paketi taslağında yer alan ve tepkilerle geri çekilen bu düzenleme, şimdi farklı bir torba yasa teklifi kapsamında yeniden karşımıza çıkmıştır. Bu yasa, iktidar eleştirisini bastırmak ve gazetecilik faaliyetlerini hukuki belirsizliklerle dolu bir alan içine itmek amacıyla oluşturulmaktadır.

    ‘Etki ajanlığı’ kavramının ceza kanununa eklenmesi, basın özgürlüğünü ciddi bir tehdit altına sokan bir adım olup, ‘iç ve dış siyasal yararlar aleyhine’, ‘yabancı organizasyon’ ve ‘savaş etkinliği’ ifadelerinin getirdiği muğlaklık, bu düzenlemenin her türlü gazetecilik faaliyeti üzerinde baskı oluşturma potansiyeli taşıdığına işaret etmektedir.

    Bu düzenleme, gazetecilerin mesleklerini icra ederken her an ‘etki ajanı’ olarak damgalanma riski ile karşı karşıya kalacakları bir ortam yaratacaktır.

    Ciddi bir şekilde belirsizlik içeren bu düzenleme Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açacak ve halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını ciddi şekilde ihlal edecektir. Basın ve ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir. Ancak yapılması planlanan düzenleme, bu temeli sarsmayı ve toplumu baskı altına almayı hedeflemektedir.

    Unutulmamalıdır ki, gazetecilik sadece bir meslek değil, aynı zamanda toplumun bilgilenmesini sağlama görevidir. İktidarın bu tür yasalarla toplumu sindirmeye çalışması, gazetecilik mesleğinin onuruna ve varlığına yapılmış açık bir saldırıdır. Aşağıda imzası bulunan Medya Dayanışma grubu üyesi basın meslek örgütleri olarak, bu saldırılara karşı duracağız ve bu yeni suç düzenlemesine karşı tüm meslektaşlarımızla birlikte güçlü bir ses çıkaracağız.

    Gazeteciler olarak, halkın haber alma hakkını savunmak ve gerçeği ortaya koymak adına üzerimize düşen her sorumluluğu yerine getireceğiz.

    Bu nedenle, tüm meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışma içinde bu hukuk dışı yasal düzenlemeye karşı çıkacak ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz. Bizler, özgür bir basının ve ifade özgürlüğünün savunucusuyuz. Bu mücadelemizi, her koşulda sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden gençlerin aileleri: Davamızın peşindeyiz-VİDEO

    PİRHA-10 Ekim 2015’te Ankara Tren Garı’nda gerçekleştirilen bombalı saldırıda hayatını kaybeden 103 kişinin içinde yer alan Malatyalı 13 yurttaşın ailesi 9 yıldır mücadele etmeye devam ediyor. Mahkemenin, Madımak Katliamı gibi Gar Katliamı’nı da zaman aşımına sokmaya çalıştığının altını çizen aileler, gerçek failler yargılanana kadar davalarını sürdüreceklerini belirttiler.

    10 Ekim 2015’te Türk Mühendis Mimarlar Odası Başkanlığı (TMMOB), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipler Birliği (TTB) tarafından ortak düzenlenen miting için Malatya’dan Ankara’ya çoğunluğu CHP Gençlik Kolları üyesi olan 13 kişi gitmişti.

    Miting gerçekleşmeden yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında 3 saniye arayla iki canlı bombanın patlaması sonrası, Malatya’dan giden Eren Akın, Gülbahar Aydeniz, Onur Tan, Canberk Bakış, Kasım Otur, Sezen Vurmaz, Gözde Aslan, Umut Tan, Mehmet Ali Kılıç ve Mehmet Hayta’nın yanı sıra, mitinge Tarsus’tan giden Doğanşehir- Dedeyazılı Metin Peşmen ve Elbistan’dan giden Akçadağ-Kürecikli Seyhan Yaylagül’ün yanı sıra, Mersin’den giden Hekimhanlı öğretmen Ata Önder Atabay hayatını kaybetmişti.

    Saldırılarda toplam 103 yurttaş hayatını kaybederken 500’ün üzerinde kişi de yaralanmıştı.

    Ankara Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşların aileleri PİRHA’ya konuştu. Aileler 9 yıldır sürdükleri adalet arayışlarının devam ettiğini ve adalet yerini bulana kadar da mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.

    “AHMET DAVUTOĞLU BİLDİĞİ NE VARSA ÇIKIP KONUŞSUN”

    10 Ekim’de oğlu Mehmet Ali Kılınç’ı kaybeden Kemal Kılınç, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı konuşmadan bahsederek, “Bizim çocuklarımız oraya barış için gitmişlerdi. Ülkede gözyaşı ve kan dinsin, anneler ağlamasın, ülkede savaş olmasın diye gitmişlerdi ama 2 canlı bombacı eylemcinin bomba patlatıp 103 kişinin canını alacağını bilmiyorlardı. Siyasal iktidar bundan nemalandığı için Ankara gar patlamasıyla 3-4 oranında oyumuz arttı diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, “1 Kasım-7 Haziran seçimlerini konuşursam insan içine çıkamazsınız” diyordu. Biz Ahmet Davutoğlu’ndan bu sözünün arkasında durmasını istiyoruz. Bildiği ne varsa çıkıp konuşsun” dedi.

    “MAHKEME SÜRECİNİ OYLAMAYA ÇALIŞTILAR, 9 YILDIR BİR ARPA BOYU KADAR YOL ALAMADIK”

    Mahkeme heyetinin verilen bütün delilleri kararttığına vurgu yapan Kemal Kılınç, gerçek faillerin yargılanmadığını dile getirdi. Kılınç konuşmasında şu ayrıntılara yer verdi:

    “Patlama devlet eliyle işletildiği, faillerin ortaya çıkmasını istemedikleri için sadece 3-5 kişiyi, piyonu ortaya koyarak, siyasi iktidarın isteği doğrultusunda bir mahkeme görülüyor. Mahkemelerin görevi şu olmalıdır: Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve gerçek faillerin yakalanması. Bizim avukatlarımız 9 yıldır canla başla hukuk mücadelesi vererek, mahkeme heyetinin, kolluk kuvvetlerinin yapmadığı işleri başararak tüm belgeleri ve delilleri mahkemeye sunmasına rağmen mahkeme heyeti aldığı talimat sonucunda avukat heyetinin taleplerinin tümünün reddine, aldıkları talimat doğrultusunda verilen emirlere uyarak mahkeme sürecini oylamaya çalıştılar. 9 yıldır verdiğimiz onurlu hukuk mücadelesi boyunca bir arpa boyu kadar yol alamadık.”

    “MADIMAK OTELİ GİBİ ZAMAN AŞIMINA UĞRATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    O dönemde insanlık suçu işlemekten yargılanan Erman Ekici’nin daha sonra bu davadan beraat edildiğini, anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandığını ifade eden Kılınç, “Erman Ekici denilen terörist insanlık suçuyla yargılandığı için zaman aşımına ve ceza indirimine tabi olmadığı için biraz yüreğimize soğuk su serpildi. Fakat son duruşmada mütalaaya geçildi, cezalar verildi, bu cezalar onlara ödül gibiydi. Erman Ekici de son mahkemeyle birlikte insanlığa karşı suç işlemekten beraat ederek anayasal düzeni bozmak suçundan yargılandı. Mahkeme Madımak Otel’i gibi zaman aşımına sokmaya çalışıyor. Belki 3-5 yıl gibi bir süre sonra çıkıp tekrar katliamlara devam ederler” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMDA İHMALİ OLANLAR YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALI”

    Gerçek faillerin yargı önüne çıkarılıp, katliamda ihmali olan emniyet mensuplarının yargı önüne çıkartılmasını istediklerinin altını çizen Kılınç, “O dönemin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Ankara Valisi, Antep Emniyet Müdürü, Antep Valisinin yargılanmalarını istiyoruz. Çünkü o döneme katkı sunan herkesin hesap vermesini talep ediyoruz. O gün hiçbir şekilde kolluk kuvvetleri yoktu oysa en ufak bir basın toplantısında bile birçok polis bulunur. O gün insanlar orada tepki gösterdiği zaman polisler gelmeye başladı. Biz bu ülkede bu dava bitti demeden bu dava bitmeyecek. Bu dava onurlu mücadelemize kaldığı yerden devam edecek. Ta ki bu ülkeye barış gelene kadar” diye konuştu.

    “9 YIL GEÇTİ İÇİMİZDEKİ ACI ÖFKE BİTMEDİ”

    Ankara Gar Katliamı’nda eşini kaybeden Songül Otur, eşi için yürüttüğü mücadeleyi sonuna kadar devam ettireceğini belirterek şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin ortasında, başkentinde iki canlı bomba patladı. Çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz katledildi. Eşim bu ülkeye 32 yıl hizmet etti. Ben kendim 33 yıl hizmet ettim. Ama ne yazık ki devletin bize reva gördüğü şey ölümler. 9 yıl geçmesine rağmen içimizdeki acı da öfke de hiç bitmedi, git gide öfkemiz de artıyor. Bizim bu ülkede istediğimiz şey hak, hukuk ve adaletin gelmesi. Bu adalet mücadelesi 9 yıldır sürüyor. Her yılda bir üç kere mahkemeye gidiyoruz. Mahkemelerde IŞİD militanlarından daha fazla zulüm görüyoruz. Mahkeme yerlerinde onlara bey diye hitap ediliyor. Bu mesele üç beş piyonun yapabileceği bir şey değildir, bu olayın mutlaka siyasi bir bağlantısı vardır. Bu insanlar elini kolunu sallayarak Ankara’nın başkentine gelmedi. O kadar istihbarat var ve çocuklarımız orda katledildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış en büyük katliamdır. Mahkeme süreçleri devam ediyor ama bizim istediğimiz gibi devam etmiyor.”

    “UNUTMAYACAĞIZ, UNNUTURMAYACAĞIZ”

    Hem oğlunu hem yeğenini kaybeden Feramuz Tan da Biz acılarımızın üstüne bir acı daha ekledik. Yüreklerimiz iki defa yandı. Davamızın peşindeyiz, olayın da peşinde olacağız. Gerçek katiller ortaya çıkana kadar yılmayacağız. Son nefesimize kadar bu davanın takipçisi olacağız. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Kızı Gülbahar Aydeniz’i kaybeden Salih Aydeniz ise, “Bizim çocuklarımız Ankara’ya barış için gittiler. Tek temennimiz annelerinin gözyaşları olmasın. Bütün mücadelemiz de bu yönde olacak” ifadelerine yer verdi.

    Kamber YILDIZ/MALATYA

  • DİSK’ten ‘Büyük İşçi Buluşması’: ‘Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz’

    DİSK’ten ‘Büyük İşçi Buluşması’: ‘Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz’

    PİRHA- DİSK,  Ankara’da yürüyüş düzenledi. “Büyük İşçi Buluşması” için Ankara’ya gelen işçiler, “Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz” diyerek Anıtpark’a yürüdü. Yürüyüşün ardından konuşan Arzu Çerkezoğlu, “Bu ülkede enflasyonun nedeni ücretler değil şirketlerin aşırı kârları” dedi.

    DİSK ve DİSK’e bağlı sendikaların “Artık Yeter, geçinemiyoruz” şiarıyla Anıtpark’ta düzenlediği miting için ülkenin dört bir yanından Ankara’ya gelen işçiler, Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’nde toplanarak Anıtpark’a doğru yürüdü.

    “TÜİK’İN AÇIKLADIĞI RAKAMA İNANAN VAR MI?”

    Yürüyüşün sonunda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, ekonomik krizin ücretli çalışanları ve yoksulları vurduğunu belirtti. Çerkezoğlu şunları ekledi:

    “Kriz bizler için var. Enflasyon, işsizlik, yoksulluk gençler için, kadınlar için var. Görkemli rant binalarının içinde düşük ücretlere 12-13 saat çalışan plaza çalışanları için var. Kriz, tenceresini kaynatamayan kadınlar, sadece bugunü değil geleceği de yok edilen çocuklarımız için var.

    Bu yaşadığımız sıkıntıların sonuna geliyoruz. Enflasyon düşüyor’ diyorlar. Daha bugün açıklandı enflasyon. TÜİK’in açıkladığı rakama inanan var mı? Onlar enflasyon düştü deyince çarşıda, pazarda, manavda enflasyonun düştüğünü, hayat pahalılığının azaldığını gören var mı?

    Enflasyonun nedeni ücretler diye tutturmuşlar. Koca bir yalan. Bu ülkede enflasyonun nedeni ücretler değil şirketlerin aşırı kârları. Biz daha ücretlerimizi almadan vergi verirken milyon dolar kazandığı halde vergilerini sıfırladığınız şirketlerin aşırı kârlarıdır enflasyonun nedeni. Düğününe davet ettiğiniz, kiloyla altınlarını aldığınız bankaların kârlarıdır enflasyonun nedeni.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Genel-İş Dersim Şubesi: Artık yeter, geçinemiyoruz; adaletli vergi sistemi istiyoruz-VİDEO

    Genel-İş Dersim Şubesi: Artık yeter, geçinemiyoruz; adaletli vergi sistemi istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- DİSK Genel-İş Dersim Şubesi yöneticileri ve üyeleri, ‘Artık yeter, geçinemiyoruz’ şiarıyla Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Az kazananın az, çok kazananın çok vergi verdiği, ücretle ve tüketim üzerindeki vergi yükünün azaltıldığı, sermayenin ve zenginlerin vergisinin arttığı adaletli bir vergi sistemi istiyoruz” denildi.

     

    DİSK Genel-İş Dersim Şubesi, ‘Artık yeter, geçinemiyoruz’ şiarıyla Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı DİSK Genel-İş Dersim Şube Yöneticisi Hüseyin Kılıçoğlu okudu. Açıklamada, ‘Artık yeter geçinemiyoruz’ pankartı açıldı.

    “ALIN TERİMİZ HİÇE SAYILIYOR”

    Zamların ve adaletsiz vergilerin yükü altında ezildiklerini belirten Hüseyin Kılıçoğlu, “İşçiler, emekçiler ve emekliler yaşam savaşı verirken, birileri servetine servet katıyor. Ekonomik kriz derinleşirken, biz düşük gelirle yaşam mücadelesi verirken, yüksek vergiler ödüyoruz. İşçinin patronundan fazla vergi verdiği bir ülke haline geldik. İktidar, kamu kaynaklarını bir avuç sermayeye aktarırken, vergi afları ve teşviklerle onların servetine servet katarken, bizim emeğimiz, hakkımız, alın terimiz hiçe sayılıyor” dedi.

    “HEPİMİZE DÜŞEN GÖREV MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTİR”

    Adalet mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçoğlu, “1 Ekim’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla beraber, vergide adalet yasasının oy birliğiyle meclisten geçmesini istiyoruz. Az kazananın az, çok kazananın çok vergi verdiği; ücretle ve tüketim üzerindeki vergi yükünün azaltıldığı, sermayenin ve zenginlerin vergisinin arttığı adaletli bir vergi sistemi istiyoruz. Hepimize düşen görev bu mücadeleyi büyütmektir” diye konuştu.

    Açıklama ‘Direne direne kazanacağız’ sloganlarıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • DİSK’ten açıklama: Öz Sağlık-İş’e toplu sözleşme yetkisi verilmesini kabul etmiyoruz

    DİSK’ten açıklama: Öz Sağlık-İş’e toplu sözleşme yetkisi verilmesini kabul etmiyoruz

    PİRHA-DİSK,TİS hakkı gasp edilmeye çalışılan Dev- Sağlık İş için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde açıklama yaptı. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “‘Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde yetki sürecini bekleteceğiz’ diyen bakanlık daha az üyesi olan Öz Sağlık-İş’e toplu sözleşme yetkisi veriyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Bugün başlatacağımız oturma eylemi sadece toplu iş sözleşmesi hakkımızın tanınması değildir. Bu oturma eylemi bir demokrasi ve adalet nöbetidir” diye konuştu. 

    DİSK/Dev- Sağlık İş, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanan sendika üye sayılarında, yüzde 0,01 oranla baraj altı bırakılmasına ilişkin bakanlık önünde açıklama yaptı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde yapılan açıklamada konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Bilindiği üzere sendikamız Temmuz 2024 İstatistiklerine belli konularda itiraz etmiş ve bu itirazını yargıya da taşımıştır. Ankara 4. İş Mahkemesi’ne istatistiklere itiraz davamız, Anayasa Mahkemesi’ne ‘hak ihlali gerekçesiyle bireysel başvurumuz devam etmektedir. 10 bin sağlık ve sosyal hizmet işçisi olarak toplu sözleşme hakkımız elimizden alınmaya çalışılmaktadır. 24 Temmuz 2024 tarihinde yayımlanan Resmi Gazetede sendikamızın işkolu barajı 0,99, sendikamızın üye sayısı 7 bin 400, işkolunda çalışan işçi sayısı ise daha önce istatistiklerde görülmeyen 4B’li memurlar ve üniversite hastanelerinde çalışan İntern hekimlerle 750 bin 259 olarak açıklanmıştır” diye konuştu.

    Bakanlık tarafından Temmuz-2024 istatistiklerinde sendikaya ait olduğu belirtilerek yayımlanan üye sayısı arasında farklılık bulunduğunu belirten Çerkezoğlu, “Sendikamızın kurulu bulunduğu işkolundaki toplam işçi sayısının tespitinde, aslında toplam sayıya dahil edilmemesi gereken ve “4B”li olarak anılan çalışanların, üniversite hastanelerindeki intern hekimlerin, ek ders karşılığı çalışanların, sağlık işkolunda olmayan çalışanların bu toplam sayıya dahil edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle işkolumuzdaki işçi sayısı açısından tutarlı olamayacak düzeyde bir artış meydana gelmiş ve bu sayı 750.259 olarak gerçeğinden çok daha yüksek olacak şekilde tespit edilmiştir. 3. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2023/6584 Esas, 2023/9234 Karar ve 15/06/2023 tarih sayılı kararında da belirtilmiş olan “Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından istatistiklerin Resmi Gazete ‘de yayımlandığı günden bir önceki gün itibarıyla gerçekleşen veriler dikkate alınmalı ve bu doğrultuda işçi ve sendika üye sayıları belirlenmelidir” şeklindeki yaklaşımı esas alınmamıştır. Sendikamızın üye sayısına ilişkin tespit yapılırken 23 Temmuz 2024 tarihinin dikkate alınması gerekmekteyken daha erken bir tarih baz alınmıştır” dedi.

    DİSK’E BARAJ ALTI, ÖZ-SAĞLIK İŞ’E SÖZLEŞME YETKİSİ

    Çalışma Genel Müdürlüğü ile yapılan görüşmelerde bu hataların sadece mahkeme yoluyla düzeltilebileceği bilgisinin verildiğini söyleyen Çerkezoğlu, “24 Temmuz 2024 tarihinde Resmi Gazete ‘de yayımlanan “6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Kanunu Gereğince İşkollarındaki İşçi Sayıları ve Sendikaların Üye Sayılarına İlişkin 2024 Temmuz Ayı İstatistikleri Hakkında Tebliğ” idare hukuku gereğince bu tebliği yayınlayan makam tarafından düzeltilebilir önerimize de kapıyı kapatıp, mahkeme yolunu gösteren Çalışma Genel Müdürlüğü mahkemeyi yanıltmaya, en iyi niyetle mahkeme sürecini uzatmaya çalışmaktadır. İstatistiklerin iptali için açtığımız davanın görüldüğü Ankara 4. İş Mahkemesi Çalışma Bakanlığı’ndan sendikamızın üye listesini, işkolunda çalışanların listesini isterken Çalışma Genel Müdürlüğü Temmuz 2024 İstatistiklerini göndererek niyetini göstermiştir” diye konuştu.

    Çerkezoğlu, sendika ve toplu iş sözleşmesi haklarına sahip çıkacaklarına dikkat çekerek:

    “Süreç devam etmesine rağmen Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde yetki sürecini bekleteceğiz diyen bakanlık daha az üyesi olan Öz Sağlık-İş’e toplu sözleşme yetkisi veriyor. Bunu asla kabul etmiyoruz. Yaşadığımız bu hukuksuzluk tek başına sendikamızın baraj altında bırakılmaya çalışılması değildir. Sağlık işçileri adına sembolik olarak burada sandalyemi koyacağım. Bugün başlatacağımız oturma eylemi sadece toplu iş sözleşmesi hakkımızın tanınması değildir. Bu oturma eylemi bir demokrasi ve adalet nöbetidir. Sendikamıza üye olan binlerce işçinin adalet arayışıdır. Sendika ve toplu iş sözleşmesi hakkımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Beltur Genel Müdürlüğü önünde eylem: İnsanca yaşayacak ücret istiyoruz!

    Beltur Genel Müdürlüğü önünde eylem: İnsanca yaşayacak ücret istiyoruz!

    PİRHA-DİSK Dev-Turizm-İş Sendikası Marmara Bölge Şubesi, İşçilerin haklarının gasp edilmesini protesto etmek için Beltur A.Ş. Genel Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Sendika, Beltur işçisin geçinemediğini ve insanca yaşayabilecek bir ücret istediğini vurguladı. 

    DİSK Dev-Turizm-İş Sendikası Marmara Bölge Şubesi, Beltur A.Ş. Genel Müdürlüğü önünde bir basın açıklaması yaptı. Sendika üyeleri, Hıdiv Kasrı’nda bulunan genel müdürlük binası önüne, “Yaşanacak Ücret İstiyoruz!”, “Beltur İşçisi Köle Değildir!”, “İnadına Sendika, İnadına DİSK!” sloganlarıyla yürüyüş yaparak geldi.

    Şube yöneticisi Gökhan Aslan tarafından yapılan açıklamada, “İBB’ye bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın Temmuz’da İstanbul’da 4 kişilik bir ailenin yaşam maliyetini 66.550 lira olarak belirlemesine karşın, yine İBB’ye bağlı Beltur işçilerinin bu ay 26.000-27.000 lira civarında ücret aldığı” belirtildi.

    Beltur işçisin geçinemediği ve insanca yaşayabilecek bir ücret istediği vurgulanan açıklamada, “İstanbul halkının nefes almak için uğradığı Beltur’da, onlara hizmet eden işçiler artık nefes alamıyor! Beltur işçisi hep bir ağızdan “Tükendik!” diyor!” ifadeleri yer aldı.

    Gökhan Aslan açıklamanın devamında şunları söyledi:

    “Bizler, bir süredir Beltur’da var olan Devrimci Turizm İşçileri Sendikası olarak, işçi arkadaşlarımızın sesini, sözünü buraya taşıdık. Hidiv Kasrı’na, Beltur Genel Müdürlüğü önüne bu gelişimiz, bir uyarı olarak anlaşılmalıdır.

    İBB ve Beltur yönetimlerini uyarıyoruz! Bu sesi duyun ve çözüm için adım atın. Şu an işçi arkadaşlarımız, kendilerine reva gördüğününüz koşullarda tesislerinde hizmet üretmeye çalışıyor. Onların sesine kulaklarınızı tıkarsanız, sonraki adımlarımızda işçi arkadaşlarımızla birlikte karşınıza çıkarız! İşçilerin sesini duyurmak için ne gerekiyorsa yaparız!”

    “BU DÜZEN BÖYLE GİTMEZ”

    Gökhan Aslan‘ın açıklamasının ardından Dev-Turizm-İş Sendikası Örgütlenme Dairesi Başkanı Turgay Özdemir söz aldı. Konuşmasında hükumetin yarattığı ekonomik yıkıma, hayat pahalılığına ve emekçilerin mahkûm edildiği sefalet ücretlerine değinen Özdemir şunları söyledi:

    “20 yıldır sürdürülen çürümüş ekonomi politikalar bugün Türkiye işçi sınıfını ve Türkiye halklarını öyle bir hale soktu ki ortalama bir evin kirasının 20.000 lira olduğu İstanbul’da 17.002 liralık bir asgari ücretle insanların geçinmesi bekleniyor. Bütün vergi yükleri ve her şey işçilerin sırtına binmiş durumda. Ama buna dur diyeceğiz! Bu düzen böyle gitmez! Bu düzen böyle gitmeyecek!

    Beltur işçisiyle ilgili sürdürdüğümüz mücadele bugün başlamadı, burada da bitmeyecek. Ta ki işçi arkadaşlarımız emeğinin karşılığını alana, gerçekten özgür ve kendilerini temsil eden bir sendikaya kavuşana dek mücadelemiz devam edecek!”

    Konuşmaların ardından eylem sona erdi. Eyleme EMEP ve SODAP temsilcileri de katılarak destek verdi.

    Koşullarının giderek kötüleştiğini ve yetkili sendika TOLEYİS’in haklarını savunmak için hiçbir şey yapmadığını belirten Beltur işçileri, bir süredir mevcut sarı sendikadan Dev-Turizm-İş Sendikası’na geçiş yapıyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Açlık sınırı 19 bin, yoksulluk sınırı 65 bin TL’ye yükseldi

    Açlık sınırı 19 bin, yoksulluk sınırı 65 bin TL’ye yükseldi

    PİRHA- DİSK’e bağlı BİSAM’ın araştırma raporuna göre, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 19 bin 44 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 65 bin 874 TL’ye yükseldi. 

    Hükümet yetkilileri 17 bin TL olan asgari ücrete zam yapmayacaklarını açıklarken yılın henüz ilk 7 ayında açlık sınırı asgari ücreti miktarını geride bıraktı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM) Haziran ayı açlık ve yoksulluk sınırı araştırma raporunu açıkladı. Verilere göre, 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 19 bin TL’yi, yoksulluk sınırı ise 65 bin TL’yi geçti.

    “ASGARİ ÜCRET ERİMEYE DEVAM EDİYOR”

    Asgari ücretin açlık sınırı karşısında erimeye devam ettiği belirtilen raporda, açlık sınırı üzerinden hane halkı tüketim harcamaları esas alınarak yapıldığına işaret edildi. Raporda,  yoksulluk sınırı 65 bin 874 TL, açlık sınırı ise 19 bin 45 TL olarak açıklandı. Bir ailenin beslenmesi için gerekli gıda harcamasının tutarının hesaplandığı raporda, yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 5 bin 330 TL, bir kadın için 5 bin 56 TL, 15-18 yaş bir genç için 5 bin 336 TL, 4-6 yaş arası bir çocuk için ise 3 bin 323 TL olduğu kaydedildi.

    Söz konusu tutarların ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutarı olduğuna vurgu yapılan raporda, sağlık, barınma, ısınma, ulaşım ve eğitim gibi giderler ile hesaplandığında ise bir ailenin yapması gereken harcama tutarının 65 bin 874 TL olarak hesaplandığına dikkat çekildi.

    (HABER MERKEZİ)