PİRHA- CHP Lideri Özgür Özel, Diyarbakır’da yaptığı açıklamada, “Akşam saatlerinde avukatını çağırarak bize selam yollayan Selahattin Demirtaş’ın selamı, bütün Diyarbakır adına, bütün bölge halkı adına, bütün Kürtler adına başımızın gözümüzün üstünde” dedi.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 21 Mayıs’ta CHP’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verdiği mutlak butlan kararı ardından CHP’nin Genel Başkanlığı görevinden alınan Özgür Özel, Diyarbakır’a gitti.
Havalimanında partililer tarafından karşılanan Özel, daha sonra Ulu Camii’ye geçerek Cuma Namazı’nı kıldı. Özel, kendisini destekleyenlerle birlikte Diyarbakır Barosu eski Başkanı Tahir Elçi’nin 2015 yılındaki sokağa çıkma yasakları döneminde öldürüldüğü 4 Ayaklı Minare önüne geçti.
Buraya karanfiller bırakan Özel, “Sevgili Türkan Elçi ile birlikte 10. yıl anması yapıldı, 11. yılın içindeyiz. Dönemin Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin katledildiği noktadayız. Tahir Elçi’nin anısı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. O, bir barış elçisiydi. Burada katledildi. Türkan Hanım yıllarca hukuk mücadelesi verdi, hepimiz olabildiğince kendisinin yanında olduk. Diyarbakır’da barış kalıcı olarak sağlandığında Tahir Elçi huzurlu şekilde uyuyacak” diye konuştu.
“YOL YOLCUDAN DA ULUDUR, ÖNEMLİ OLAN DOĞRU YOLDA OLMAKTIR”
Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın kendisine selam gönderdiğini belirten Özel, şunları söyledi:
“Güne bugün burada olacağımızı bilen ve dün akşam saatlerinde avukatının çağırarak bize selam yollayan Selahattin Demirtaş’ın selamıyla başladık. Selahattin Demirtaş’ın selamları bütün Diyarbakır adına, bütün bölge halkı adına, bütün Kürtler adına başımızın üstündedir. Kendisine selam olsun. Diyarbakır’ın bir anlamı da sokağında gördüklerime bir yolda olduğumuzu ve yol sorduğumuzu sordum, gülüştük. Çünkü Diyarbakır, iradesine defalarca kayyum atanmış, kayyumdan çok çekmiş bir kenttir. Kayyumlara karşı en net duran kenttir. Bugün partimizin iradesine atanan bir kayyumdan sonra binaları geride bıraktık, yürüyoruz. Yürürken Türkiye’nin dört bir yanında bizi sevenlerle, bizimle yürüyenlerle yürüyoruz. Herkes şundan emin olsun ki; yol, cümlemizden uludur. Yol, yolcudan da uludur. Önemli olan doğru yolda olmaktır.”
PİRHA- İstanbul, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Mersin, Urfa ve Eskişehir’de okunan ortak açıklamada, Meclis Komisyonu raporunun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen somut hiçbir adım atılmadığı belirtildi. Kalıcı ve onurlu bir barış için ısrarcı olduklarını vurgulayan kadınlar, siyasi tutsakların serbest bırakılmasından kayyımların geri çekilmesine kadar 5 acil talebini tüm ayrıntılarıyla kamuoyuyla paylaştı.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, erkek egemenliğine, savaşa, militarizme ve erkek-devlet şiddetine karşı barışın toplumsallaşmasının acil bir ihtiyaç olduğunu vurgulamak üzere Türkiye’nin yedi büyük kentinde (İstanbul, Mersin, Ankara, İzmir, Diyarbakır, Urfa ve Eskişehir) eş zamanlı eylemlerle bir araya geldi. Coğrafyamızda yaklaşık elli yıldır süren çatışmaların ardından silahların bırakılması kararıyla ölümlerin durmasını çok önemli bir kazanım olarak gördüklerini belirten kadınlar, bu sürecin demokratik, adil ve onurlu bir barışla tamamlanması gerektiğini ifade etti. 7 ilde ortak açıklamayı okuyanlar:
İstanbul-Nimet Tanrıkulu
Mersin- Canan Yüce-Sara Kaya
Diyarbakır-Zeynep Sipçik
İSTANBUL
Barışın inşası için TBMM bünyesinde kurulan Komisyona katılarak 5 acil taleplerini ilettiklerini hatırlatan inisiyatif, yayınlanan Komisyon raporunda kadınların taleplerine yer verilmediğini, raporun dili ve bağlamının kadınların beklentilerinden uzak olduğunu vurguladı. Meclis’in siyasi sorumluluk üstlenmesini değerli bulmakla birlikte, 18 Şubat 2026’da açıklanan raporun üzerinden üç aydan fazla zaman geçmesine rağmen ne yasal düzenlemelerin yapıldığını ne de mevcut hukuki çerçevenin uygulandığını belirtti.
Kadın hareketinden ve feminist hareketten temsilcilerle bir araya gelen inisiyatif, Meclis komisyonunun dikkatine sundukları ve güncel örneklerle genişlettikleri 5 acil talebi şu şekilde sıraladı:
“SİYASET SUÇ OLMAKTAN ÇIKSIN, TERÖRLE MÜCADELE KANUNU KALDIRILSIN”
Siyasetin suç olmaktan çıkarılması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kısıtlayan düzenlemelerin kaldırılması istenirken, süreç boyunca gözaltı, tutuklama ve cezaların artarak sürdüğü vurgulandı.
“Örgüt üyeliği”, “örgüt propagandası”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”, “yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi suçlamalarla halkın, basının ve muhaliflerin susturulmaya çalışıldığı; Şırnak’ta barış talebini dile getiren sendika emekçilerine soruşturma açıldığı, toprağını ve doğasını savunan kadınlar ile LGBTİ+’ların gözaltına alındığı belirtildi. Jineoloji çalışmaları ve kadın örgütlenmelerinin suç sayıldığı, feminist gece yürüyüşleri ile Newroz etkinliklerinin engellendiği ifade edildi.
En acil taleplerden biri olan hasta mahpusların serbest bırakılması konusunda hiçbir ilerleme sağlanmadığı, cezaevlerinde sağlık hakkı ihlallerinin sürdüğü aktarıldı. Ciddi sağlık sorunları olan Pınar Tikit’in tahliyesinin hukuksuzca engellendiği, 34 yıldır Sincan Cezaevinde bulunan Nedime Yaklav’ın tahliyesinin ise gözlem kurulu kararıyla bir yıl daha uzatıldığı hatırlatılarak, yargının kadınları ve barış talep edenleri korumak yerine baskı politikalarını sürdürdüğü dile getirildi.
Kayyım atamalarının zemini olan ve OHAL bahanesiyle yasalaştırılan Cumhurbaşkanı Kararnamesinin iptal edilmesi talep edildi. Bugün itibariyle DEM Parti’li Hakkari, Mardin, Batman, Halfeti, Siirt, Dersim, Bahçesaray, Akdeniz, Van ve Kağızman Belediyelerinin hala kayyımlarla yönetildiği, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının görevlerine dönemediği gibi hukuksuz davalarla uğraştığı belirtildi.
Kayyımların ilk icraat olarak kadın danışma merkezlerini ve yaşam evlerini kapattığı ya da işlevsizleştirdiği somut örneklerle açıklandı. Batman’da çok dilli kreşin müftülüğe devredilerek Kur’an kursuna dönüştürüldüğü, 34 kadın çalışanın işten çıkarıldığı; 8 Mart ve 25 Kasım idari izinleri, HPV aşısı ve doğum izni gibi kazanılmış hakların kayyım tarafından iptal edildiği bildirildi. Ayrıca CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, tutuklamaların ve irade gaspının devam ettiği hatırlatılarak, seçilmişlerin derhal görevlerine iade edilmesi istendi.
DİYARBAKIR
“EŞİTLİK VE KAPSAYICILIK TEMEL ALINSIN, ANADİLDE EĞİTİM VE HİZMET SAĞLANSIN”
Sürecin altyapısı oluşturulurken tüm kimlik ve aidiyetlerin eşit kabul edilmesi, anadilde eğitim ve kamusal hizmetlere ulaşım önündeki engellerin kaldırılması gerektiği ifade edildi.
Özellikle Kürt illerinde kadınların jinekolojik muayeneden doğuma kadar en temel sağlık hizmetlerine dil bariyeri nedeniyle erişemediği vurgulandı. Batman Belediyesi’ndeki çok dilli çalışmaların kayyım tarafından yok edildiği, kadınları erkek şiddetinden korumak için tasarlanan KADES iletişim başvuru sisteminde hala Kürtçe seçeneğinin yer almamasının kadınların can güvenliği önünde büyük bir engel oluşturduğu belirtilerek anadilde eğitim için acil düzenleme çağrısı yapıldı.
“ABDULLAH ÖCALAN DAHİL SÜRECİN TÜM TARAFLARIYLA GÖRÜŞMENİN ÖNÜ AÇILSIN”
Çatışma çözümü ve müzakerelerin ilerleyebilmesi için kadınların, sivil toplum temsilcilerinin ve bağımsız heyetlerin sürecin tüm taraflarıyla doğrudan temas kurabilmesinin güvence altına alınması istendi.
Suriye’de cihatçı HTŞ rejiminin Rojava’ya saldırısı ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik hamleleri başladığında Abdullah Öcalan ile görüşmelerin ve barış söyleminin askıya alınmasının, yasal güvence olmadığında sürecin dar siyasi çıkarlara feda edilebileceğini gösterdiği ifade edildi. Gerçek bir barış için tarafların birbirini yok saymaması gerektiği belirtilerek, Abdullah Öcalan’ın eşit müzakereci olarak tanınmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin yapılması ve Meclis Komisyonu’nun kadınların, akademisyenlerin ve sivil toplumun görüşlerini dikkate alması talep edildi.
“HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURULSUN, SAVAŞ SUÇLARI İNCELENSİN”
Savaştan doğrudan etkilenen, yakınlarını kaybeden, zorla göç ettirilen, gözaltında taciz ve tecavüze uğrayan kadınların barış sürecinde eşit temsil edilmediği vurgulandı. Kadın hareketinin sürecin aktif bir bileşeni olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilerek şu talepler sıralandı:
Kamu personelinin ve kolluk güçlerinin cinsiyetçi uygulamaları ile üniformalı şiddetin açığa çıkarılması ve cezalandırılması için yasal altyapısı olan tam yetkili kadın hakikat komisyonlarının kurulması istendi. İpek Er, Gülistan Doku, Rojwelat Kızmaz ve Rojin Kabaiş gibi henüz aydınlatılmamış olayların, Kürt kadınlarına dönük erkek-devlet politikalarının özel ve sistematik olarak işletildiğini gösterdiği savunuldu. Zorunlu göçle boşaltılan ve güvenlik bölgesi ilan edilen köylerin sahiplerine iade edilmesi ve zararların tazmin edilmesi talep edildi.
11 Temmuz 2025’te Bese Hozat’ın okuduğu açıklama ile başlayan silah bırakma sürecine karşılık devlet kanadından herhangi bir adım atılmadığı hatırlatıldı. Silah bırakan kadınların toplumsal hayata katılımını destekleyecek, siyasal mücadelede yer almalarını sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliği odaklı pozitif ayrımcı mekanizmaların ve yasal düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerektiği altı çizilerek çağrı sonlandırıldı.
PİRHA- Diyarbakır bugün, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek engelli bireylerin hak mücadelesini meydanlara taşıyan “Engelliler Onur Yürüyüşü”ne tanıklık etti. Binlerce kişinin katıldığı yürüyüşte, engelliliğe yönelik ayrımcı ideoloji olan “sağlamcılığa” (ableism) karşı topyekûn bir duruş sergilendi.
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde, Sur, Bağlar ve Kayapınar belediyelerinin desteğiyle düzenlenen yürüyüşe sadece engelli bireyler değil, toplumun her kesiminden demokratik kitle örgütleri akın etti.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi, yürüyüşe katılım sağlayarak engelli haklarının bir “eşit yurttaşlık” ve “insan hakları” meselesi olduğunun altını çizdi.
Yürüyüşe Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanları Serra Bucak ve Doğan Hatun, DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, DEM Parti milletvekilleri, ilçe belediye eş başkanları ve STK temsilcileri eşlik etti.
“ERİŞİM YOKSA EŞİTLİK YOKTUR”
Belediye binası önünde toplanan kitle, davul-zurna ve alkışlar eşliğinde Sümerpark Ortak Yaşam Alanı’na doğru yürüyüşe geçti. Renkli dövizlerin taşındığı yürüyüşte öne çıkan sloganlar şunlardı:
“Sağlamcı düzen değişecek!”
“Erişim yoksa eşitlik yoktur!”
“Engelliler için yeni bir yaşam mümkün!”
Sümerpark’a ulaşıldığında kurulan Serbest Kürsü, Türkiye’deki engelli politikasının yetersizliklerinin tartışıldığı bir platforma dönüştü. Kürsüde konuşan engelli bireyler ve aileleri; eğitim, sağlık ve istihdamdaki fırsat eşitsizliğini hem Türkçe hem de Kürtçe olarak dile getirdiler.
Eş Başkan Serra Bucak yaptığı konuşmada, belediyelerde “Engelli Müdürlükleri” ve “Daire Başkanlıkları” kurarak bu meseleyi sadece bir sosyal yardım konusu değil, bir yönetim politikası haline getirdiklerini belirtti ve ekledi: “Bu yürüyüş, engelli yurttaşlarımızın ‘kentdaşlık’ hukukunu tescil etme yürüyüşüdür.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği, “Pir Sultan” adlı tiyatro oyunu sergilendi. Pir Sultan’ın yaşamını, direnişini ve halk ozanlığını anlatan iki perdelik tiyatro oyunu, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nin organize ettiği ‘Pir Sultan Abdal’ tiyatro oyunu Diyarbakır’da sanatseverlerle buluştu.
Erol Toy’un kaleminden çıkan eser, yönetmen Bülent Uz öncülüğünde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Ali Emiri Tiyatro Salonu’nda sahnelendi. Dost Oyuncular tiyatro ekibinin sahnelediği oyun, izleyicilerden büyük beğeni aldı ve etkinlikte salonu dolduran yurttaşlar, oyunu ilgi ve beğeniyle takip etti. Kültür ve sanatın birleştirici gücünün bir kez daha hissedildiği gecede, katılımcılar hem düşündüren hem de duygulandıran bir performansa tanıklık etti.
PİRHA- Adalet Bakanı Akın Gürlek, Diyarbakır’da yaptığı açıklamalarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin reform süreçlerinde belirlediği yol haritasına bağlı olarak hızlı ve gerekli adımların atılacağını ve 12. yargı paketinin kısa süre içinde Meclise sunulacağını açıkladı. Gürlek sosyal medyada sahte hesapların sona ereceğini de ifade etti.
Diyarbakır’a çeşitli temaslarda bulunmak üzere gelen Adalet Bakanı Akın Gürlek, Vali Murat Zorluoğlu’nu ziyaretinin ardından açıklamalarda bulundu. Gürlek, Kürt meselesinin çözümüne dair yürütülen sürece ilişkin, “Üzerimize düşen sorumluluğun bilincindeyiz” ifadelerini kullandı.
“SÜREÇTE HIZLI VE GEREKLİ TÜM ADIMLARI ATMAYA KARARLIYIZ”
Gürlek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin reform süreçlerinde belirlediği yol haritasına bağlı olarak hızlı ve gerekli adımların atılacağını ve 12. yargı paketinin kısa süre içinde Meclise sunulacağını açıkladı. Ayrıca, milli birlik ve kardeşlik temelinde yürütülen Terörsüz Türkiye yolunda sabırla katkı sunmanın önemine dikkat çekti.
SOSYAL MEDYA DÜZENLEMELERİ
Adalet Bakanı Akın Gürlek, ayrıca katıldığı panelde sosyal medya kullanımına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu.
Gürlek, sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden itibar suikastı yapıldığını ve çeşitli paylaşımlarla “siyaset yürütüldüğünü” belirterek, “Sosyal medyada bir kişi suç işliyorsa bunun mutlaka bir karşılığı olması lazım. Sosyal medyanın da bir hukuku, bir kuralı olmasını istiyoruz. Bir kişi bir hesap açıyorsa bunun sorumluluğuna katlanacak” dedi.
Bu düzenlemelerin 12. Yargı Paketi’nde netleşeceğini belirten Gürlek, şunları söyledi:
“Sosyal medyada olaylar farklı anlatılıyor. Sosyal medyada yargılamalar yapılıyor, kararlar veriliyor, hükümler veriliyor. Gerçek böyle değil. Sosyal medyada bir kişi hakaret ediyorsa, bir itibar suikastı yapıyorsa bunun sonuçlarına katlanması lazım. Biz de 12. Yargı Paketi’nde bunu ete kemiğe büründüreceğiz.”
SOSYAL MEDYADA ANONİMLİK DÖNEMİ BİTİYOR
Sosyal medyada herkesin kimliğinin belli olacağını vurgulayan Gürlek, anonim hesaplara ilişkin şu açıklamalarda bulundu:
“Burada çok kıymetli hâkimlerimiz var; gecesini gündüzüne katarak, ailesinden, dostlarından ödün vererek görev yapıyorlar. Ama sosyal medyada öyle bir şey yapılıyor ki dosyadan haberi olmayan kişiler hüküm veriyor, ‘Bu niye serbest bırakıldı, bu niye tutuklandı?’ diye kampanyalar başlatılıyor.
Bu sosyal medya düzenlemesine çok önem veriyorum. Bunu zaman zaman kamuoyuna da açıkladım. Sosyal medyaya artık gerçek bilgilerle ve kişisel kimlikle girilecek. Bu konuda sosyal medya platformlarıyla da anlaştık, onlar da bunu kabul ettiler. T.C. kimlik ile girişler olacak. Geçiş süreci olacak. Sahte hesapların kapatılması için bir geçiş süreci olacak.”
“ÜÇ AYLIK BİR SÜREÇTE DÜZENLEME YÜRÜRLÜKTE”
Gürlek, bu geçiş sürecine dair ise şöyle dedi:
“Sosyal medya hesabını kimliğiyle ve gerçekliğiyle kullanmayanların hesaplarının kapatılması için bir geçiş süreci olacak. Buna uyulmadığı takdirde sosyal medya platformları bu hesapları kapatacak.
Yargı paketini hazırlıyoruz, milletvekilimiz de bu konuya çok önem veriyor. Kısa sürede yasal düzenleme gerekiyor. Yasalaştıktan sonra bir geçiş süreci var, bunun altyapısının sağlanması gerekiyor. Üç aylık sürede herkes sosyal medyaya gerçek kimliğiyle girmiş olacak inşallah.”
PİRHA- Yüzbinler yoğun yağışa rağmen Diyarbakır Newrozu’nda buluştu. Yapılan konuşmalarda ve okunan mesajlarda barış vurgusu öne çıkarken, iktidara adım atma çağrısı yapıldı.
Diyarbakır’In Bağlar ilçesinde bulunan Newroz Parkı’nda “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu / Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk” şiarıyla Newroz Bayramı kutlanıyor.
Kutlamaya yüzbinler yoğun yağmura rağmen katılırken, kutlamada Dilan ve Erkan Top şarkılarıyla sahnedeydi. Yapılan konuşmalarda Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dikkat çekildi.
Yüzbinler, Alend Hazim’ın şarkıları eşliğinde halay çekerken, coşkunun hakim olduğu kutlamalarda Newroz ateşi de yakıldı.
“JIN JİYAN AZADİ”
Özgür Kadın Hareketi’nden (TJA) Ayla Akat Ata kitleye hitap etti. Ayla Akat Ata şunları söyledi:
“Biz tek değiliz. Amed’den Mahaba’a, Mahabad’dan Qamişlo’ya kadar tüm Kürtlerin Newrozu kutlu olsun. Sadece bizim değil, Kafkasya halkları için yeni bir gündür Newroz. Kafkasya halkları için de kutlu olsun. Ortadağu halkları için kutlu olsun.
TJA olarak bu coğrafyadan, Kürdistan’dan, Rojava’dan, Ortadağu’dan bütün dünyadaki kız kardeşlerimizle, ‘benim bedenim, benim kararım’ diyen kadınlarla, ‘asla yalnız kalmayacaksınız’ diyen kadınlarla, Hindistan’da ‘korkuyu özgürlükle yendik’ diyen kadınlarla ‘jin, jiyan, azadî’ diyerek buluşuyoruz.”
SIRRI SÜREYYA ÖNDER UNUTULMADI
Kutlamada, İstanbul’da geçirdiği kalp krizi sonrası 3 Mayıs 2024 tarihinde hayatını kaybeden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, Amed Newrozu’nda unutulmadı.
Sırrı Süreyya Önder anısına hazırlanan sinevizyon gösterimi yüzbinlere izletildi. Sinevizyonda, Önder’in 2013 Amed Newrozu’nda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajını okurkenki görüntüsü ile 27 Şubat 2025 tarihinde Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda yaptığı konuşma yer aldı.
“NEWROZ BİR HAYALİ, BİR ÜTOPYAYI DEĞİL; GERÇEKLEŞEN, GELİŞEN BİR KOMÜNAL YAŞAMI TEMSİL ETMEKTEDİR”
Kutlamada Abdulah Öcalan’ın gönderdiği mesaj paylaşıldı. Mesajda şunlara yer verildi:
“Newroz Destanı, Ortadoğu halklarının diriliş, direniş ve bahar bayramı olarak binlerce yıl kutlanmıştır. Newroz, halklarımızın direniş ve diriliş ruhunu canlandırmıştır.
Newroz’daki semboller, kişilikler bu coğrafyanın ruhunu yansıtır. Dehaq, devletli uygarlık sisteminin timsalidir, her gün iki gencin beynini yiyen omuzlarındaki yılanlar Asur devletinin vahşetinin; Demirci Kawa ise zulme karşı direnişin cisimleşmiş halidir.
Ortadoğu’da bin yıldır sürdürülen din, mezhep ve kültür savaşları, halkların birlikte yaşama kültürüne vurulan en büyük darbedir. Her kimlik, her inanç kendi kabuğuna çekilerek ve ötekini düşmanlaştırarak var olmaya çalıştıkça halklarımızın arasındaki uçurum derinleşmektedir. Ortak değerlerimiz, ortak kültürümüz yok sayılmakta; farklılıklarımız savaş nedeni haline getirilmektedir.
Güncelde bölgede köhnemiş politikaların sürdürülmesinde ısrar edilmesi felaketi beraberinde getirmiştir. Ortadoğu özelinde yaşanan bastırma, yok sayma, düşmanlaştırma politikalarının yarattığı ayrılıklar ne yazık ki bugün emperyal müdahalelere de bahane oluşturmaktadır.
Avrupa ülkelerinin üç yüzyıl süren din-mezhep savaşları 1648’de Westfalya Antlaşması ile aşılırken Ortadoğu’da bu çatışmaların günümüze kadar gelmesi halklarımıza derin trajediler yaşatmıştır. Bugün ise kültürlerin ve inançların yeniden bir arada yaşamalarını sağlama imkanına kavuşmuş durumdayız. Ortadoğu’da yaratılmak istenen savaş ve kaos ortamını halkların baharına çevirmek elimizdedir. Bize yaşatılmak istenen trajedileri tersine çevirip halkların özgürlük ortamı haline getirebiliriz.
Şimdi tarihin gizlenen sayfaları açılmakta; halklar arası barışın, demokratik uluslaşmanın imkânı artmaktadır. Sünni, Şia devlet gelenekleri, milliyetçi gelenekler aşıldıkça halklar arası özgür birliktelik de imkân dahiline girmektedir.
Bugün artık yeni bir sayfa açılmıştır. Bu coğrafyadaki halkların özgürce bir arada yaşamasının yolu aralanmıştır.
27 Şubat 2025 tarihinde başlattığımız süreç Newroz’un ruhuna uygun bir birlikteliğin temellerini yeniden diriltmek içindir. Bunun için kültürlerin, inançların bir arada yaşayabileceğine, dar milliyetçi anlayışları aşıp demokratik entegrasyon temelinde birleşebileceğimize ve birlikte var olabileceğimize inanmamız gerekir. Tarihimizde olduğu gibi günümüzde de her türlü savaş dayatmalarını, yoksulluğu ve barbarlığı geriletebileceğimizi bilince çıkarmamız gerekir.
2026 Newrozu bu tarihin bütün haşmetiyle güncellenmesidir. Tarih şimdileşiyor, gerçek kültürlülük temelinde bilinç bulmaya doğru büyük bir imkana ulaşıyor. Newroz’un anlamı ve gücü “şimdi” olarak tarih sahnesine çıkmaktadır. Bu yılın ve önümüzdeki yılların Newrozlarının böyle bir tarihsel anlamı vardır.
2026 Newrozu kendi kökleri üzerinden dirilmekte, demokratikleşme ve demokratik entegrasyon yolunda büyük bir hamleyle şimdileşmekte; Newrozlaşmaktadır.
Newroz, tarihte olduğu gibi Ortadoğu merkezinde ağırlığını ortaya koyarak adeta yeniden dirilişe geçmekte, demokratik entegrasyon olarak tekrar bütün bölgede rolünü oynamaktadır. Böyle büyük bir şimdileşme yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecektir.
Şimdiye kadar Newroz sembolik değerlerle kutlanmaktaydı. Artık Newroz bir hayali, bir ütopyayı değil; gerçekleşen, gelişen bir komünal yaşamı temsil etmektedir. Kendimizi hem anlam hem fizik olarak gerçekleştireceğimiz gündür Newroz.
Newroz’da bir türlü yakamızı bırakmayan her çeşit yetersiz ilişkilerden, yetersiz anlamlardan kendimizi arındıralım ve yetkin bir ilişki tarzıyla, yetkin bir anlam derinliğiyle, yeni bir özgürlük ahlakı ve yeni bir estetik anlayışla yaşama yüklenelim.
“Jin, Jîyan, Azadî” felsefesini bütün ilişkilerimizde pratikleştirip özgür yaşama kavuşalım. Artık Newroz’un bir umut, hayal veya teori değil bir pratikleşme anı olduğunun bilincine varalım. Bu pratikleşme anına yetkin bir bilinçle, yetkin bir anlam derinliğiyle karşılık verelim.
Newroz vesilesiyle bu yılı tüm Ortadoğu halkları için gerçek bir özgürlük yılına çevirmek, halkların dostluk ve dayanışma geleneğini egemen kılmak bizim elimizdedir. Etnik ve dini-mezhebi temeldeki parçalanmaya, kardeş kavgasına son vermekle ve bütün kültürlerin, dini-mezhebi inançların özgürlük ve kardeşlik temelinde birliğini sağlamakla buna ulaşılabilir.
Kapitalist modernitenin yarattığı büyük toplumsal ve ekolojik çöküşe karşı demokratik modernitenin demokratik siyaset, ekolojik ve kadın özgürlükçü çözümünü Newroz’un özgürlük ruhuna bağlı olarak geliştirdik.
Kültür yaratan bir bölge olan Ortadoğu’nun, hegemonik güçlerin elinde bir savaş alanına dönüştürülmesine fırsat vermeyelim. Tarihte olduğu gibi günümüzde de bu büyük kültürün kendini özgürce ve gerçek kimlikleri temelinde ifade etmelerinin, bütünleşmelerinin önündeki engelleri birlikte aşabiliriz. Milliyetçilik ve mezhepçilik hastalığını geride bırakıp, halklarımızın binlerce yıllık tarihsel dayanışma kültürünü esas aldığımızda aşamayacağımız engel yoktur.
Böyle bir birliktelik ruhuyla demokratik siyaseti armağan etmek de imkân dahilindedir. Ezilenlerin binlerce yıllık mücadelesini taçlandırmak istiyorsak; bunun mekânı Doğu’da da Batı’da da kapitalist kültür ortamında değil, Ortadoğu’nun gerçek özgürlük ortamında bulunabilir. Demokratik entegrasyonu bu topraklarda gerçek bir buluşma ve yeni bir insanlık, kardeşlik, dayanışma, dostluk temelinde gerçekleştirerek güncelleştirebiliriz.
Halklarımızın Ramazan Bayramını kutluyor, bayramın barışa ve kardeşliğe vesile olmasını diliyorum.
2026 Newrozu ilk defa halklarımızın, halkımızın gerçekleşen demokratik entegrasyon, barış ve kardeşlik ruhuyla kutlanmaktadır. Bu ruha, iradeye tüm gücümle katılıyor; bu yıl gerçek anlamıyla “Yeni Gün” olarak kutlanmaya değer hale gelen Newroz’un önümüzdeki yılların görkemli yürüyüşüne vesile olmasını diliyor; tüm halklarımıza barış diliyorum. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.
Abdullah ÖCALAN
İmralı Cezaevi
21 Mart 2026”
“DEMOKRATİK ÜLKEYİ BİRLİKTE KURALIM”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, yaptığı konuşmada, Ankara’nın önünde tarihi bir fırsatın olduğunu vurgulayarak, kaybedecek bir zamanın ve neslin olmadığını söyledi. “Gelin geleceğimizi kaybetmeyelim” diyen Bakırkan, “Gelin 86 milyon için eşitlik, özgürlük demokratik bir Türkiye’yi birlikte kuralım” dedi.
Türkiye’nin gelceğinin Edirne, Kandıra, Silivri’de değil Meclis’te, meydanda ve demokratik zeminde olduğunu dile getiren Bakrıhan, “Kürtler, Türkiye’de kimliğinin tanınmasını, anayasal güvence, ana dilinde eğitim, yerel demokrasi, eşit yurttaşlık istiyor. Kürtler devletle münazara değil müzakare yapmak istiyor” diye konuştu.
Konuşmalarıın ardından Agire Jiyan yüzbinlerle şarkılarını söyledi.
“KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!”
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Newroz’a gönderdiği mesajda, “Bugün yakılan her ateşte, durulan her halayda, tutulan her elde; dünün acılarını unutmadan, yarının umudunu kalplerimizde yeşertiyoruz. Direnmekten değil ama çatışmalardan, düşmanlaştırmalardan, ötekileştirmelerden yorulmuş olan halkımızın üstündeki kara kışın yükünü atmak için artık tek çare barıştır. Eşitlik içinde, onurlu yurttaşlar olarak bu ülkede hep beraber yaşayacağız! Bizim baharımız, bizim Newroz’umuz budur! Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz! Newroz pîroz be!” dedi.
Gönderilen mesajların okunmasının ardından kutlama sanatçı Zınar Sozdar’ın şarkılarıyla sona erdi.
PİRHA- 2017 Diyarbakır Newrozu’nda katledilen Kemal Kurkut, vurulduğu yerde ve mezarı başında anıldı.
İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi 23 yaşındaki Kemal Kurkut, 21 Mart 2017 tarihindeki Diyarbakır Newrozu‘na katılmak isterken polis kurşunuyla katledildi.
Kemal Kurkut, katledilişinin 9’uncu yıl dönümünde vurulduğu yerde ve mezarı başında anıldı.
MALATYA
Malatya Battalgazi ilçesindeki Toptaş Mezarlığı’nda yapılan anmaya, Kemal Kurkut’un annesi ile çok sayıda kişi katıldı.
Saygı duruşuyla başlayan anmada konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Malatya İl Eşbaşkanı Musa Güz, Kemal Kurkut’un katledilmesinin üzerinden 9 yıl geçtiğini ancak katledenlerin cezalandırılmadığını söyledi.
Anma, yakılan ağıtların ardından sona erdi.
DİYARBAKIR
Kemal Kurkut, vurulduğu yerde de anıldı. Anmaya Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Birlik İnisiyatifi Eşsözcüleri Gülcan Kaçmaz Sayyiğit, Mehmet Kamaç ve Federe Kürdistan’dan gelen heyetin yanı sıra çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Anmada konuşan DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, “Newrozlarda çok şehidimiz var. En son Kemal Kurkut içimizi çok yaktı. Bundan sonra Newroz’un Kürdistan’ın her yerinde mutlulukla özgürlükle kutlanmasını umuyoruz. Artık kimse tutuklanmasın işkence görmesin. Kemal Kurkut Newroz şehidimizdir. Buradan bir daha söz veriyoruz; Newrozları barış, mutluluk, özgürlük Newrozları yapacağız. Kürtlerin barış, özgürlük ve birlik Newrozu olacak” dedi.
PİRHA- Dilan Karaman’ın ailesi İHD’de yaptığı basın açıklamasında, Dilan Karaman’ın ölümünün ardından hazırlanan raporun geri çekilmesinin önemli olduğunu belirterek, “Neden zamanında ve etkili bir acil müdahale yapılmamıştır?” diye sordu.
İntihara sürüklenen Dilan Karaman’ın ailesi İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde (İHD) basın açıklaması düzenledi.
Dilan’ın ölümündeki hakikatin ortaya çıkarılması talebiyle açıklamayı gerçekleştirdiklerini ifade eden Dilan Karaman’ın ailesi yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılmasını ve etkili bir soruşturma yürütülmesini talep etti.
“MAZLUM TOPRAK NEDEN SERBEST BIRAKILDI?”
Dilan Karaman’ın ölümünün ardından hazırlanan raporun geri çekilmesinin önemli olduğunu belirten Kahraman’ın ailesi, Dilan Karaman’a şiddet uygulayan Mazlum Toprak’ın neden serbest bırakıldığını sordu.
“MAZLUM TOPRAK’IN BİLGİSAYARI VE DİJİTAL MATERYALLERİ İNCELENDİ Mİ?”
Dilan Karaman’ın ailesi açıklamanın devamında şu soruları sordu:
“-Dilan’ın en son konuşmasının 14.42’de gerçekleştiği bilinmektedir. Buna rağmen hastaneye giriş saatinin 16.00 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu süre zarfında neler yaşanmıştır?
-Neden zamanında ve etkili bir acil müdahale yapılmamıştır?
-Olayın gerçekleştiği yerde Mazlum Toprak’ın yanında bulunan kişinin ifadesi alındı mı?
-Mazlum Toprak’ın bilgisayarı ve dijital materyalleri incelendi mi?
-Mazlum Toprak’ın Dilan’ı tehdit ettiği sırada kırdım dediği bıçak inceleme için alındı mı?”
PİRHA- Diyarbakır’da belediye eşbaşkanlarıyla bir araya gelen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, kayyım atamalarının sona erdirilerek görevden alınan eşbaşkanların iade edilmesinin yeni sürecin ilk somut adımı olabileceğini söyledi.
Diyarbakır’da Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın katılımıyla “İrademize sahip çıkıyor, kayyım uygulamalarına karşı sesimizi yükseltiyoruz” sloganıyla açıklama gerçekleştirildi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde yapılan buluşmaya DEM Partili il ve ilçe belediye eşbaşkanları da katıldı.
Burada konuşan Bakırhan, belediye eşbaşkanlarıyla kapsamlı ve verimli bir değerlendirme toplantısı yaptıklarını belirtti. 1999’dan bu yana yerel yönetimlerde önemli bir deneyim biriktirdiklerini ifade eden Bakırhan, farklı dönemlerde kesintilere uğrasa da demokratik, şeffaf ve katılımcı belediyecilik anlayışıyla önemli projelere imza attıklarını söyledi. Kadın özgürlükçü, çevreye duyarlı ve dezavantajlı kesimleri gözeten çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Bakırhan, mevcut dönemde yapılan ve yapılamayan hizmetlerin masaya yatırıldığını, önümüzdeki süreçte yerel yönetimlerin daha güçlü projelerle sahada olması için atılması gereken adımların ele alındığını aktardı.
“3 DÖNEMDİR HALKIN İRADESİ GASP EDİLİYOR”
Kayyım uygulamalarının da toplantının önemli başlıklarından biri olduğunu belirten Bakırhan, 2016’dan bu yana üç dönemdir halkın seçme iradesinin yok sayıldığını ifade etti. Belediyelerin usulsüz biçimde yönetildiğini savunan Bakırhan, kayyım uygulamalarının kamuoyunda da tartışma yarattığını ve artık ülke açısından bir utanç haline geldiğini söyledi. Son yerel seçimlerde seçmenin kayyım politikasına karşı tavrını ortaya koyduğunu dile getiren Bakırhan, halkın iradesinin tanınması gerektiğini vurguladı.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin konuşulduğu bir dönemde belediyelerin yeniden halkın seçtiği temsilcilere bırakılması gerektiğini ifade eden Bakırhan, kayyım atanan 13 belediye eşbaşkanının görevlerine iade edilmesi çağrısında bulundu. Bu adımın yeni bir başlangıç olabileceğini söyleyen Bakırhan, gerekli yasal düzenlemelerin yapılması halinde bunun kısa sürede mümkün olabileceğini kaydetti.
“AYRIMCI UYGULAMALAR SON BULMALI”
Belediyelerin bürokratik engellemelere rağmen çalışmalarını sürdürdüğünü dile getiren Bakırhan, yerel yönetimlere yönelik ayrımcı tutumların sona erdirilmesi gerektiğini söyledi. Halkın yaşamını kolaylaştıracak projeler için herkesin katkı sunması gerektiğini belirten Bakırhan, eksikliklerin de özeleştiriyle giderileceğini ifade etti. Tutuklamaların, gözaltıların ve kayyım atamalarının olmadığı bir ortamda belediyelerin daha nitelikli hizmet sunacağını dile getirdi.
“SÖZ DEĞİL SOMUT ADIM BEKLENİYOR”
Açıklamanın ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan, hem Devlet Bahçeli’nin hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem de Abdullah Öcalan’ın yeni bir aşamaya işaret ettiğini söyledi. Bu yeni dönemin sağlıklı ilerlemesi için kayyım uygulamalarının sona erdirilmesi gerektiğini belirten Bakırhan, toplumun artık yalnızca açıklama değil, somut adımlar görmek istediğini vurguladı.
Kayyım uygulamalarına son verilmesinin ve görevden alınan eşbaşkanların iade edilmesinin yeni sürecin en önemli pratik başlangıcı olabileceğini ifade eden Bakırhan’ın konuşması alkışlarla sona erdi.
PİRHA-Diyarbakır’da 4 gün önce gözaltına alınan Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Zilan Gül, serbest bırakıldı.
Diyarbakır’da 26 Ocak’ta evine yapılan baskın sonucu 4 gündür gözaltında tutulan Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Zilan Gül’ün ifadesi tamamlandı. Emniyette ifadesi alınan Zilan Gül, suçlamalarını kabul etmediğini söyledi.
Sağlık kontrolüne götürülen Zilan Gül ardından serbest bırakıldı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi’ndeki kadınlar, Rojava’daki katliamlara ve çetelerin kadınları hedef almasına tepki gösterdi. PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi’nde buluşan kadınlar saçlarını örerek Rojava direnişini selamladı.
6 Ocak’tan bu yana Suriye Geçici Hükümeti ve ona bağlı çetelerin Kuzey Doğu Suriye’ye yönelik saldırıları devam ediyor. Çeteler ayrım gözetmeksizin bütün sivilleri hedef alırken, kadınlara yönelik cinsiyetçi tutumları da ortada. Bir kadın savaşçının saç örgüsünün kesilip, bunun sosyal medyada paylaşılması herkesin tepkisini çekti.
Kadınlar bu durum karşısında saçlarını örerek tepkisini ortaya koyuyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Diyarbakır Şubesi’nde toplanan kadınlar, saçlarını örerek tepkilerini ortaya koydu.
PSAKD Diyarbakır Şubesi’nden yapılan açıklamaya göre, “Rojava’da yaşanan katliamlara karşı kadınlarımızın saç örme eylemiyle bir kez daha zulme sessiz kalmadığımızı gösterdik. Saç; bizim için yalnızca bir süs değil, yasın, direnişin ve onurun simgesidir. Bu eylemle Rojava’da katledilen kadınların, çocukların ve halkların acısını kendi bedenimizde taşıdık” denildi.
PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.
Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.
19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.
YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME
Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.
Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.
“GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”
Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.
Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:
“Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”
Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:
“Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”
“ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:
“Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”
1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:
“Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”
“BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”
Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:
“Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”
Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:
“Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”
Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”
PİRHA- ÖHD Mersin Şubesi, 4 Ocak’ta Diyarbakır’da düzenlenecek olan ‘Umut ve Özgürlük’ mitingine çağrı yaparak, “Umut hakkını savunmak barış hakkını savunmaktır” dedi.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Mersin Şubesi, Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması talebiyle 4 Ocak’ta Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirilecek “Umut ve Özgürlük” mitingine dair açıklama yaptı. Dernek binasında gerçekleştirilen açıklamaya, çok sayıda hukukçu katıldı. Metnin Kürtçesini Muammer Derince, Türkçesini ise ÖHD Mersin Şube Eş Başkanı Melek Şaraldı okudu.
“TBMM UMUT HAKKINI HAYATA GEÇİRMELİ”
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başta Öcalan/Türkiye (No.2) kararı olmak üzere verdiği kesin ve bağlayıcı kararlarla; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının koşullu salıverme imkânı olmaksızın uygulanmasını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında işkence yasağının ihlali olarak tespit etmiştir. AİHM, bu ihlalin giderilmesi için umut hakkını güvence altına alacak yasal düzenlemelerin zorunlu olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu kararın üzerinden 11 yılı aşkın süre geçmesine rağmen Türkiye, AİHM kararlarını uygulamamış; binlerce mahpusu kapsayan bu yapısal ve sistematik ihlali sürdürmüştür. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 2024 Eylül toplantısında Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirmediğini bir kez daha tespit etmiş; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına ilişkin umut hakkını doğuracak yasal düzenlemelerin gecikmeksizin yapılması gerektiğini açık biçimde ifade etmiştir. Aksi halde ara karar sürecinin işletileceği ilan edilmiştir.
TBMM, umut hakkını güvence altına alan ve özgürlüğü hukukun merkezine yerleştiren yasal düzenlemeleri gecikmeksizin hayata geçirmekle yükümlüdür. Umut hakkının hayata geçirilmesi; Sayın Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanması; Kürtlerin ve tüm toplumsal kesimlerin hukuk dışı bırakılmasına son verilmesi ve demokratik entegrasyon hukukunun inşa edilmesi, gerçek ve kalıcı barışın temel koşuludur.
Bu tarihsel sorumluluk bilinciyle, 4 Ocak’ta Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirilecek “Umut ve Özgürlük Mitingi”, umut hakkının hukuki ve toplumsal bir yükümlülük olarak hayata geçirilmesi, barış ve demokratik çözüm iradesinin güçlendirilmesi bakımından önemli bir kamusal çağrı niteliği taşımaktadır. Bu bilinçle; umut hakkının yaşama geçirilmesi ve Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanmasını, barışın hukuki güvencelerle inşa edilmesi talebiyle tüm hukukçuları, demokratik kurumları ve halkımızı 4 Ocak Pazar günü Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda bir araya gelmeye, hukuka ve barışa sahip çıkmaya, sorumluluk almaya çağırıyoruz.”
PİRHA- Demokratik Kurumları Platformu, 4 Ocak’ta Diyarbakır’da yapılacak olan “Umut ve özgürlük” mitingine ilişkin açıklam yaptı. Yapılan açıklamada, “Tarihsel bir birlikteliğin tüm zorluklarına rağmen kardeşlik hukuku bağlamında yeniden ele alınması ve buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması ve hayata geçirilmesi bugün hem toplumun hem de meclisin önündeki birincil görevlerden birisidir” denildi.
Demokratik Kurumları Platformu, 4 Ocak’ta Diyarbakır’da yapılacak olan “Umut ve özgürlük” mitinginin deklarasyonunu Cemil Paşa Konağı’nda açıkladı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar, Keskin Bayındır, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüleri Meral Danış Beştaş, Ali Kenanoğlu’nun yanı sıra çok sayıda siyasi parti ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı.
Platform adına okunan deklarasyon metninin Kürtçesini Özgür Kadın Hareketi’nden (Tevgera Jinen Azad-TJA) Fatma Ablay, Türkçesini ise DEM Parti Gençlik Meclisi üyesi Reşo Birhat Kurtulan okudu.
“Umut ve özgürlük için şimdi ayağa kalkma zamanıdır” başlıklı metinde şu ifadelere yer verildi:
“Dünya ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hem bir yeniye ihtiyaç olduğunu hem de bu yeninin öncülüğünün halkların özgürlük ve ortak yaşam talebi ile mümkün olduğuna işaret etmektedir. Bölgesel olduğu kadar küresel etkilerinin de olduğu 3. Dünya Savaşı’na hakim kılınmaya çalışılan belirsizlik siyasetinde en belirgin olan tablo, halkların öznesi olduğu özgürlük mücadeleleridir. Yeniden dizayn sürecini hedefleyen bu denklemde demokratik bir çözümü, barışı hem coğrafyamızda hem de Ortadoğu’da hayata geçirmenin koşulları tüm zorluklarına rağmen mevcudiyetini korumaya ve çağrıcı olmaya devam etmektedir.
Bir yüzyıl, Kürt halkının varlığının inkârı ile hak ve taleplerinin bastırılması, faili meçhullerle geçti. Kürtlerin kesintisiz demokrasi ve özgürlük mücadelesi bu yüzyılda mahkeme salonlarında, cezaevlerinde, sürgünde ömürlerini geçirmek zorunda bıraktı. Bugün bir halkı savunmanın ve bir halkın direnişinin demokrasi ve özgürlüklere evrilmesinin önemli bir eşiğindeyiz. Kürt Halk Önderi ÖnderAbdullah Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Uluslararası bir komplo sonucu Türkiye’ye getirilmesi ile başlayan ve İmralı tecridi ile devam ettirilen süreçte hedef tekçi ulus devletin eksik kalan yanını tamamlamaktı. Bu vesileyle Kürdü her yönüyle kimliksiz, iradesiz bırakmaktır. İmralı cezaevinden ve oraya dönük politikalardan hareket eden devlet ve iktidar aklının yasaları ve hukuku hiçe saydığı süreç öyle ki ülkenin temel politikası haline geldi, getirildi.
Siyasal, ekonomik, toplumsal birçok parametrenin belirleyeni olan Kürt sorunu, Önder Öcalan’a uygulanan tecrit ile hukuki ve siyasi bütün olası çözüm imkanlarından koparılmaya çalışıldı. Tecridin dozajı arttıkça, ülkenin dört bir yanına yayılarak bütün toplumsal mücadele dinamiklerini etkisiz kılmaya çalışan bir yönteme, rejime dönüştü. 1993’ten bugüne barış mücadelesini ve muhatap arayışını canlı tutan Önder Öcalan, her aşamada bütün koşullarını ve imkanlarını çözümün imkanı kılmaya çalışmıştır. Tek taraflı ateşkesler, ülkenin başbakanları ve cumhurbaşkanları ile dolaylı da olsa temasa geçme çabaları, gazete ve televizyon röportajları, 1999 yılında Türkiye’ye getirilmesi ile amaçlanan iç savaş tehditlerine karşı, 1 Ekim ve 29 Ekim 1999’da gelen barış grupları, 2009 yılında gelen barış grubu, savunmaları ve yazım literatürü hepsi demokratik çözümü ve onurlu bir barışın hem imkanlarını yaratmış hem de toplum nezdinde güçlü bir karşılık bulmuştur.
Kapitalizmin seyrini ve dinamiklerini tespit ve eleştirileri ile daha da görünür kılmış ve bu toplum karşıtı sömürü sistemini mahkum etmiştir. Kapitalist Modernite karşısında toplumu esas alan demokratik modernitenin yani yeni bir yaşamın imkan ve yöntemlerini sunan paradigması ile sınırları aşan bir mücadelenin ve fikriyatın öncüsü olmuştur. Tarihin karanlık dehlizlerine kapatılan kadınların varlığını ve özgürlüğünü esas alan perspektifiyle hem mücadelesinin devrimci ve demokratik karakterini korumuş hem de kadınların varlık ve özgürlük mücadelesine güçlü bir ivme kazandırmıştır. Bunlar aynı zamanda toplumla birlikte tarihi yeniden yazmanın en güçlü adımlarıdır.
Bu tarihsel çözüm arayışlarının ve alternatif sistem tartışmalarının birikimi ile açığa çıkan 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile hız kazanan yeni bir barış ve çözüm fırsatının içindeyiz. Yıllara varan savaş ve çatışmalı sürecin son bulmasına, yıllardır sürdürülen demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin halklar lehine hayat bulmasına, buna uygun yasal düzenlemelerin gerçekleşebilmesine vesile olabilecek bu sürecin her dakikası her günü tarihi değerdedir. Önder Öcalan’ın çağrısı gerçekleşen fesih, silahların yakılması ve güçlerin geri çekilmesi inşa edilmek istenen demokratik toplumun ve barışın en önemli adımları olmuştur. Yine bu gelişmelere paralel Önder Öcalan’ın her aşamada önemle üzerinde durduğu meclis ve ona bağlı bir komisyonun oluşması ve İmralı’da bir görüşme gerçekleştirmesi tarihi bir eşiktir. Demokratik, adil ve özgürlükçü bir ülke için önemli bir adım olan bu görüşme yeni adımların hayat bulması için de değerli bir başlangıç noktasıdır.
Tarihsel bir birlikteliğin tüm zorluklarına rağmen kardeşlik hukuku bağlamında yeniden ele alınması ve buna uygun hukuki düzenlemelerin yapılması ve hayata geçirilmesi bugün hem toplumun hem de meclisin önündeki birincil görevlerden birisidir. Siyasetin adının barış, toplumun adının demokratik, geleceğin adının özgürlük olacağı bir yaşamı bu coğrafya ve halklar çoktan hak etmiştir. Türkiye’nin yeni yüzyılının karakteri ve içeriği, tekçilik ve inkar gibi eskinin devamı değil; eşitlik, özgürlük ve adalet içeren ve yaşamsallaştıran bir karakterde olmalıdır. Bu temel ihtiyacı gören ve bu değerlere bağlı kalarak ağır tecrit koşullarında tutulmasına rağmen paradigmasının rotasını barış ısrarında tutan Önder Öcalan’ın koşulları bu sürecin imkan ve koşullarını belirleyecek bir karakterdedir.
Dünyanın birçok ülkesinde filozofların, siyasetçi ve aydınların, Nobel ödüllü yazarların ve halkların öncülük ettiği küresel ‘Öcalan’a özgürlük’ kampanyası, Önder Öcalan’ın paradigmasının sahiplenilmesi, yarım asırlık yıllık mücadelesinin halklaşan ve evrenselleşen karakterinden kaynaklanmaktadır. Sözünün, sözün gücünün, emeğinin, perspektifinin toplumsal karşılığının bu kadar yüksek ve etkili olduğu bir baş aktörün, bir kurucu önderliğin koşullarının bu tarihsel sürece göre yeniden düzenlenmesi ve özgürlük koşulların sağlanmalıdır.
Kürt halkı ve halklar barış ve çözüm umudunu Önder Öcalan’ın varlığı ve inancı ile diri tutmuş ve sahiplenmiştir. Dolayısıyla ‘umut hakkı’ aynı zamanda bir halkın ‘umut hakkı’ ve özgürlük hakkıdır. Hem AİHM kararları ve evrensel hukuk gereği, hem Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin değerlendirmeleri gereği ve onun da ötesinde halkların yazılı hukukları da aşan güçlü iradesinin ve talebinin gereği ‘umut hakkı’ geciktirilmeden uygulanmalıdır. Kapısı kilitli tutulan demokratik ulusun, Demokratik Cumhuriyet’in, tarihsel kardeşliğin ve hukukunun anahtarı umut hakkındadır, umut hakkının uygulanmasındadır.
Kürt halkına ve bütün halklara özgürlük, Türkiye’ye ve Ortadoğu’ya demokrasi vadeden bu çağrı ve iradenin sahibi, baş aktörü Önder Öcalan özgür olmalıdır. Önder Öcalan’a özgürlük talebimizi en güçlü irade ile sahiplenmek ve gerçekleştirmek için tüm halkları 4 Ocak Pazar günü İstasyon Meydanı’nda birlikte olmaya ve sorumluluk almaya davet ediyoruz.”
PİRHA- PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Başkanı Ayfer Artan, yaptığı açıklamada Suriye’de Alevilere ve bölgenin kadim halklarına yönelik saldırıların ağırlaştığını belirterek uluslararası kamuoyuna acil çağrıda bulundu.
PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi, Suriye’deki Alevi katliamını protesto etti. PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi BaşkanıAyfer Artan, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Cümle Cihana! Emperyalizm, bölgedeki işbirlikçileri ve ortakları eliyle Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmektedir. Türkiye’nin de eş başkanlığını duyurduğu ‘Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi’ kapsamında yıllardır Ortadoğu halklarının kanı akıtılmaktadır. Suriye’de on üç yılı aşkın süredir devam eden savaşta milyonlarca insan yaşamını yitirmiş, milyonlarcası yaralanmış, sakat kalmış ve bir o kadarı da yurtlarını terk ederek mülteci konumuna düşmüştür. Her savaşta olduğu gibi bu savaşın en ağır yükünü kadınlar, çocuklar ve dezavantajlı kesimler taşımıştır.”
Artan, Suriye’nin kadim halklarının sistematik katliamlara maruz bırakıldığını belirterek sözlerine devam etti:
‘Aleviler başta olmak üzere Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Hristiyanlar, Dürziler, Araplar, Türkmenler ve daha birçok inanç ve topluluk yerlerinden edilmiş, malları yağmalanmış, açlık ve yoksulluğa sürüklenmiş, kendi vatanlarında mülteci durumuna düşürülmüştür.’
HTŞ BUGÜN ÜLKE YÖNETİMİNE GETİRİLMİŞ DURUMDA”
Selefi–cihatçı yapıların yıllardır emperyalist güçler tarafından beslendiğini vurgulayan Artan şöyle dedi:
“Başını ABD’nin çektiği emperyalist blok ile bölgedeki müttefiklerinin; Siyonist İsrail’in ve Türkiye gibi ülkelerin yıllarca destekleyip büyüttüğü, eğitip silahlandırdığı selefi–cihatçı çeteler Suriye halklarına büyük zulümler uygulamıştır. Dünün IŞİD’i, El Nusra’sı ve benzeri birçok cihatçı yapılanmanın birleşimi olan HTŞ bugün ülke yönetimine getirilmiş durumdadır.”
Katil Colani liderliğindeki HTŞ’nin iktidara geldiği günden bu yana Alevilere ve diğer inanç gruplarına ağır saldırılar gerçekleştirdiğini dile getiren Artan, uluslararası kamuoyunun sessizliğini eleştirerek şunları söyledi:
“Alevi canlarımıza yönelik katliamlar, ev baskınları, işkence, tecavüz, kadınların ve gençlerin kaçırılması, mallara el konulması ve insanlık dışı uygulamalar uluslararası kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşmektedir. Ancak, birkaç gazeteci ve sınırlı sayıda basın kuruluşu dışında dünya sessizdir.”
“SURİYE’DE ALEVİLER DÜNYANIN GÖZÜ ÖNÜNDE SİSTEMATİK BİR SOYKIRIMA UĞRAMAKTADIR”
Artan, saldırıların yalnızca HTŞ’nin değil, bu yapıların arkasındaki tüm devletlerin sorumluluğunda olduğunun altını çizdi:
“Bugün Suriye’de işlenen Alevi Soykırımı’nın sorumlusu yalnızca Colani ve HTŞ değildir. Bu çetelere dün ve bugün destek veren tüm devletler, hükümetler ve güç odakları da aynı ölçüde sorumludur.”
Alevi ve Hristiyan mahallelerine yönelik saldırıların son günlerde arttığını belirten Artan, “Hiç kimse sessiz kalamaz, biz de kalmayacağız” diyerek halklara dayanışma çağrısı yaptı.
Artan, açıklamasının devamında dünya kamuoyuna seslenerek şunları söyledi:
“Hükümetlerinize baskı kurun. Bu vahşete ortak olmayın. Zulme sessiz kalmayın. Suriye’de yaşamı ve onuru için direnen halkların sesi olun.”
“KATİL COLANİ HÜKÜMETİNE VERİLEN DESTEK DERHAL SONLANDIRILSIN”
Aleviler ve dostlarının çağrısını yineleyen Artan, tüm devletlere, AB’ye, BM’ye ve Türkiye Cumhuriyeti’ne şu ifadelerle seslendi:
“Katil Colani hükümetine verdiğiniz tüm desteği derhal sonlandırın. Bu gayrimeşru yapıyı tanımayı durdurun… Halklara karşı kullanılan silah sevkiyatını durdurun. Siyonist İsrail ve HTŞ eliyle işlenen savaş suçlarını engelleyin.”
Bölgeye bağımsız gözlemcilerin alınması ve insani yardım koridorlarının açılması gerektiğini belirten Artan, Alevi kurumlarının yardıma hazır olduğunu söyledi.
“BUGÜN SURİYE’DE YENİ BİR KERBELA YAŞATILMAKTADIR”
Artan, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı:
“Biz dün olduğu gibi bugün de zalimin önünde eğilmeyeceğiz… Ne mutlu eğri zamanlarda dik durabilenlere! Zulme boyun eğmeyen, zalimin önünde eğilmeyen tüm canlara aşk olsun… Katilden barış elçisi olmaz! Katili aklayanlar, zulme ortak olanlardır. Çünkü zulme sessiz kalan, dilsiz şeytandır.”
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır şubesi ve Demokratik Kurumlar öncülüğünde Seyit Rıza ve mücadele arkadaşları, idam edilişlerinin 88. yıl dönümünde düzenlenen basın açıklamasıyla anıldı. DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren’in de katıldığı açıklamada, tarihsel yüzleşme ve toplumsal barış vurgusu öne çıktı.
Basın açıklamasının Türkçe metnini DEM Parti İl Eş Başkanı Abbas Şahin okurken, Kürtçe metin Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) İl Eş Başkanı Ruşen Elyakut tarafından okundu. Açıklamada, Dersim Tertelesi’nin Cumhuriyet tarihinin en ağır insanlık suçlarından biri olduğu belirtilerek, devletin katliamla yüzleşmesi ve kayıp mezar yerlerinin açıklanması çağrısı yinelendi.
Platform adına okunan açıklamada, Seyit Rıza ve arkadaşlarının “diz çökmeyen iradesinin” bugün de halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesine ışık tuttuğu vurgulandı. Dersim’in 7 seyidinin direniş mirasına sahip çıkıldığı dile getirilerek, “1937-38’de yaşanan soykırımla yüzleşmek, eşit ve ortak bir geleceğin mayasıdır” denildi.
Açıklamada ayrıca Abdullah Öcalan’ın “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”na atıf yapılarak, hakikatlerin ortaya çıkarılmasının ve adaletin sağlanmasının toplumsal barış için zorunlu olduğu ifade edildi. Mezarsızlık politikasının son bulması ve Seyit Rıza ile yol arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasının “toplumsal barışın şartı” olduğu vurgulandı.
88 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve mücadele arkadaşlarının anısı önünde saygıyla eğilinen açıklamada, “Onların bıraktığı miras, halkların onurlu mücadelesinde yaşamaya devam ediyor” denildi.
PİRHA-Kürt-Alevi kadınları olarak barış sürecini çok önemsediklerini belirten Kader Uzun, “Bu süreci birlikte sahiplenelim, birlikte demokratik topluma doğru ilerleyelim” dedi.
Türkiye’de barış süreci yeniden gündeme gelirken toplumsal aktörlerin sürece yaklaşımı da önem kazanıyor. Kürt-Alevi kadın aktivist Kader Uzun, Aleviliğin tarihsel değerlerinin demokratik toplum inşasıyla örtüştüğünü belirterek, sürecin sadece desteklenmesi değil, sahiplendirilmesi gerektiğini savunuyor.
18-19 Ekim tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen Alevi Çalıştayı’na Adıyaman’dan katılan Kader Uzun, barış sürecine ilişkin PİRHA’ya konuştu.
ORTADOĞU’YU KURTARACAK TEK ÇÖZÜM DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİDİR”
“Bizler Kürt-Alevi kadınları olarak bu barış sürecini çok önemsiyoruz” diyen Kader Uzun, “Çünkü özellikle Ortadoğu’nun şekillendirilmesinde bu ulus-devletlerin çizdiği sınırlardan, biçtikleri sınırlardan, bütün asimilasyonlardan, baskılarından Ortadoğu’yu kurtaracak olacak tek çözüm Demokratik Barış Süreci’dir. Bu da Barış Süreciyle gerçekleşecektir” dedi.
Abdullah Öcalan’ın başlattığı sürece dikkat çeken Uzun, “Sayın Abdullah Öcalan’ın başlattığı bu süreçle birlikte Demokratik Toplumu özellikle Alevilerle birlikte inşa edebileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü Alevilik inancı esasında Demokratik Toplum inancıyla birdir. Demokratik Toplum inşasında yaratılan bütün değerler aslında Alevilik inancında da var olan değerlerdir. Eşitlik, rızalık, komünal yaşam, kadın bilinci bunlar Aleviliğin özünde olan değerlerdir ve Demokratik Toplum’da da yaratılacak değerlerdir. Bunun için Aleviliği ulus-devletlerden ve tüm baskılardan, asimilasyonlardan, binlerce yıldır gelen tüm baskılardan kurtaracak olan budur. Demokratik Toplumun da Alevilere çok ihtiyacı var. Çünkü bin yıllardır tüm bu asimilasyonlara rağmen bu değerleri taşıyıp getirmişlerdir ve günümüzde de yaşamaya çalışıyorlardır” diye belirtti.
“SÜRECİ SAHİPLENİYORUZ”
Alevi kadınları olarak süreci sahiplendiklerini vurgulayan Uzun, “Bizler de Kürt Alevi kadınları olarak bu süreci sahipleniyoruz. Destek olarak değil, dayanışma olarak değil özümseyerek ve öncü rol almak istiyoruz. Çünkü biz bunu kendi özümüzde, kendi bilincimizde var etmeye çalışacağız. Buradan bütün Kürt kadınlarına, Alevi kadınlarına sesleniyorum. Bu süreci birlikte sahiplenelim, birlikte demokratik topluma doğru ilerleyelim” dedi.
PİRHA- 18-19 Ekim tarihlerinde Diyarbakır’da düzenlenen Alevi Çalıştayı, “İnancımızla örgütleniyor, demokratik toplum inşasına ikrar veriyoruz” şiarıyla gerçekleştirildi. Çalıştayda Aleviliğin inançsal, toplumsal, siyasal ve kültürel boyutları kapsamlı biçimde ele alınarak, güncel sorunlara karşı çözüm önerileri tartışıldı.
Katılımcılar, mevcut kaotik siyasal atmosferin halklar ve inançlar üzerindeki etkilerini değerlendirirken, Aleviliğin demokratik toplum paradigmasıyla olan ilişkisi ve bu bağlamda yeniden örgütlenme gerekliliği üzerine fikir birliğine vardı. Çalıştayın sonuç bildirgesinde şunlar yer aldı:
“BARIŞ SÜRECİ ALEVİLİK İÇİN OLANAKLAR SUNUYOR”
Çalıştayda, Türkiye’de Kürt sorununa dair yaşanan çözümsüzlük ve buna bağlı gelişen toplumsal yıkımın ardından Abdullah Öcalan tarafından başlatılan “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” de değerlendirildi. Bu sürecin, inançların anayasal güvence altına alınması ve eşit yurttaşlık temelinde tanınması için önemli olanaklar sunduğu ifade edildi. Katılımcılar, barışın toplumsallaşması sürecinde Aleviliğin aktif rol üstlenmesi gerektiği konusunda ortaklaştı. Tüm Alevilere bu yönde barışı sahiplenme ve güçlendirme çağrısı yapıldı.
KADINLARIN YOL’DAKİ YERİ VURGULANDI
Alevilikte kadın-erkek eşitliğinin “can” olma ilkesiyle var olduğunun altı çizilirken, mevcut eril tahakkümün Alevi toplumu içerisinde de tahribat yarattığı belirtildi. Çalıştayda, kadınların inançsal alanda yeniden etkin rol alması için Kadın Meclisleri tarzında örgütlenmeleri gerekliliği vurgulandı.
Çalıştay, mevcut Alevi kurumlarının Yol’un ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını tespit ederek, tarihsel toplumsallığa uygun yeni örgütlenme modellerinin gerekliliğini ortaya koydu. Alevi sürekleri ve kurumlarının “musahiplik hukuku” temelinde “Yolda Birlik” ilkesiyle hareket etmesi gerektiği belirtildi.
Çalıştayda her Alevi sürek ve topluluğunun kendi anadiliyle ritüel gerçekleştirme hakkı savunulurken, özellikle Rêya Heq inanç süreklerine yönelik asimilasyon politikalarına karşı mücadele kararlılığı vurgulandı.
“Çalıştayımız Raa/Rêya Heq Alevi süreklerinin yaşadığı sosyolojik değişimlerin günümüzde vardığı boyutları tahlil ederek, bu değişimlerin tarihsel hakikatimizle yaşadığı çelişkileri ve bu çelişkilerin çözümünü ve yöntemini belirleme konusunda aşağıdaki ilkesel kararları almış bulunmaktadır:
*Yeni dönemin toplumsal form biçimi demokratik toplum paradigmasıdır. Bu paradigmanın tarihsel süreç içerisinde bir komünalite olarak karakterize olmuş olan Alevilikle yapısal ve düşünsel açıdan uyumlu olduğuna, fakat süreç itibariyle gelinen aşamada bu özgünlüğünün aşındırıldığına dair tespit yapar. Dönemin ruhu değişen mekan ve sosyolojik yapının ihtiyacına göre yeniden örgütlenmek, şiar ise değiştir ve dönüştürdür. Çalıştayımız Aleviliğin kendi hakikatiyle yeniden inşa edilerek rıza toplumsallığı formülasyonuna kavuşturulmasını öncelikli bir sorumluluk olarak görev bilinciyle ele almıştır. Bu gerçekliğin inşasının meclis ve komünler aracılığıyla örgütlenmeyi şart kıldığı noktasında tutum açığa çıkarmıştır.
*Komünal bir toplum olarak Anacıl normlarla varolagelen Alevilikte kadın ve erkek eşitliği can olma düsturuyla tanımlanmış olsa da, eril tahakkümcü sistemin düşünsel tesiri sonucunda Alevi toplumunda da derin tahribatlar oluşmuştur. Günümüz Aleviliğinde Alevi Kadını, Yolumuzun gerçeğini en hakikatli duygularla yaşamasına rağmen, eril tahakkümcü sistemin kendine biçtiği roller içerisine mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum “Yolun sahibi Anadır” diyen inancımızın felsefisine, erkânına ve hakikatine aykırıdır. Baş aşağı giden bu duruma dur demek için kadın canların örgütlenerek inancımızda ki başat rollerini yeniden kazanmaları ve birkez daha yeniden Anaların Hakk döşeğinde temsillerini bulmaları öncelikli konulardandır. Çalıştayımız Kadın canların Yol hakikatimizde daha aktif ve eşit bir can olarak var olabilmesi ve özne olarak iradelerinin açığa çıkması için Kadın Meclisleri tarzında daha güçlü örgütlenme gereksinimlerini vurgular. Ayrıca Yola ikrarlı erkeklerinde bu irade karşısında ön tıkayan değil, can olma bilinciyle hareket etmeleri inancımızın gereği olduğunu ifade eder.
*Mevcut örgütlemelerin Yol’un ihtiyaçlarını yerine getirme ve hakikatimizi yaşamsal kılacak hamleleri geliştirme konusunda yeterli olmadığını, bu sebeple Alevi toplumunun tarihsel toplumsallığımıza uygun olan form halini yeniden ortaya çıkaracak örgütlenmelerin temel bir ihtiyaç olduğunu tespit ederek bu temelde yeniden örgütlenmeyi önüne görev olarak koymuştur. Ocak sistemi ve Cem toplumsalığını bu konuda temel almak gerektiği vurgulandı.
* Alevi Yol süreklerinin ve kurumlarının musahiplik hukukuna dayanarak “Yolda Birlik” ilkesiyle hareket etmelerini ve Alevilerin sorunlarını çözmekte ortak duruş sergilemelerini kaçınılmaz bir görev olarak görür. Bu noktada çalıştayımız Yolda Birliği sağlama hedefini sorumluluk olarak ele alır. Bu ortaklaşmayı gerçekleştirmek için kararlılığını bildirir.
*Çalıştayımız her süreğin inançsal ritüellerini kendi anadili ile gerçekleştirmesini hak görür. Bu temelde Rêya Heq süreğine karşı geliştirilen asimilasyon politikaları ile mücadele etmeyi görev bilerek; Rêya Heq toplumunun özgün varoluşuyla yaşaması için gerekli çalışmaları yapmayı önüne hedef olarak koyar.
*Alevi toplumunun geleceği olan çocuklar ve gençlerin Yol’un erkânını, ritüellerini, ahlakını ve felsefesini kendinde yaşayarak var etmesi için özgün ve özel çalışmaların hayata geçirilmesini ertelenmeyecek bir görev olarak görür.
*Yaşadığımız kainatta her canlının yaşam hakkı olduğu bilinciyle doğayı korumak ve ona karşı nefsani kâr hırsıyla geliştirilen saldırıların karşısında durmayı Yolun gereği olarak görür.
Zaman Sahipsiz, Mekan Rızasız, Mazlum Çaresiz Değildir”
PİRHA- Diyarbakır’da Alevi Pir ve Anaların yanı sıra araştırmacı ve yazarların katılımıyla Alevi Çalıştayı başladı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Alevilerin sorunlarını, karşı karşıya bulundukları riskler, buna karşı örgütlenme, demokratik toplum sürecinde Alevilerin rolü gündemiyle Diyarbakır’da düzenleyeceği 2 günlük “Alevi Çalıştayı” başladı.
Çalıştaya, birçok kentten Alevi pirleri, analarının yanı sıra Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, demokratik kitle örgütü temsilcisi ve siyasetçi de katıldı.
“İnancımızla örgütleniyor, demokratik toplum inşasında ikrar veriyoruz” şiarıyla yapılan çalıştayda “Ortadoğu kaosunda Aleviler, riskler ve çıkış yolları”, “Demokratik toplum inşası sürecinde Aleviler”, “Anacıl toplum ve komünal yaşam”, “Genel Alevi toplumunda sosyolojik değişim ve örgütlenme sorunları”, “Demokratik Alevi örgütlenmemizde yaşanan sorunlar”, “Yeni dönem örgütlenme modelimiz nasıl olmalıdır?” başlıkları tartışılacak.
“ALEVİLİK SİYASETTİR”
Çalıştay, Ağuçan piri İnanç Dolu ve Kader Uzun’un çerağ uyandırmasıyla başladı. Çalıştayın açılış konuşmasını yapan DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Bizlerin amaç edindiği bir konu var. Aleviler ve Alevilik. Bu iki konuyu çalıştayda tartışacağız. Mezopotamya’nın, Anadolu’nun, Ortadoğu’nun zenginliklerinin binlercesinin ise yok edildiğini biliyoruz. Bizler bu yok oluşa maruz kalmamak için Aleviliği ve Alevileri tartışacağız. Aleviliğin, sadece inanç olarak kendi özgünlüğü ile egemenler içinde eritilmesini bertaraf edilmesi Alevi örgütleri için önemlidir. Aleviliğin, sistemin pençesinden kurtulmasını, bu anlamıyla demokrasiye eşitliğe girmesi için bir gayretimiz olmalı. Demokratik, eşit, özgür bir şekilde yaşamanın tartışmasını yürüteceğiz. Alevilik inançtır, siyaset yapmasın yaklaşımını kabul etmiyoruz. Alevilik siyasettir. Eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi talep eder ve bunun siyasetini de yapmalıdır” diye konuştu.
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Doğan Hatun ise Alevilerin demokratik toplumdan ve mücadeleden vazgeçmediğini belirterek, “Aleviler bin yıldır mücadele ediyorlar. Bende Alevilerin bu mücadelesine yoldaş olmak için buradayım. Aleviler bulundukları her yerde demokratik cumhuriyetin inşası için mücadele ettiler” dedi.
Konuşmaların ardından çalıştay, Ali Sizer’in deyişleri ile devam etti. Basına kapalı olarak devam eden çalıştaya yarın da devam edilecek.
Alevi Çalıştayı Ali Sizer’in okuduğu deyişlerle devam etti.