Etiket: dosya

  • ‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO

    ‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO

    PİRHA – Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Gazeteci Çilem Küçükkeleş. Küçükkeleş, Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacını olduğunu belirterek, “Bunu çözmenin yönteminin de biraz bu yapıların daha demokratikleşmesi, daha gençleşmesi ve daha kadınsallaşmasıyla olabileceğini düşünüyorum” dedi. “Şimdi savunma meselesi bitti,  kurucu bir yapıya ihtiyaç var” diyen Küçükkeleş ekledi: Bu konuda yeniden inşa etmeye kalkışırlarsa Alevi toplumunun bununla baş edeceğini, toplumun kendi önleminin ve kendi öz savunmasının olduğunu biliyoruz.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Gazeteci Çilem Küçükkeleş sorularımızı yanıtladı.

    “BU BAŞKANLIĞA ALEVİ TOPLUMU TARAFINDAN KAYYIM İSMİYLE HİTAP EDİLDİ”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ÇİLEM KÜÇÜKKELEŞ: Biliyorsunuz AKP 2007 yılında Çalıştaylarla Alevilerin sorunlarını çözme konusunda bir iddiada bulundu. Sonuç itibariyle o çalıştaya ilişkin bir rapor yazıldı ve aslında Alevilerin ne kadar parçalı olduğu, kendi içerisinde sol-sosyalist, Kürt hareketine yakın kesimleri tasfiye etmelerini ve bu meselenin bir güvenlik sorunu olduğuna dair bir sonuç çıktı o raporda. O rapor, topluma bakış açısından bir rezaletti. AKP tam da o çalıştaylardan çıkardığı sonuçlarla orada gördüğü Alevi yapılanmasına ilişkin tam da güvenlik dediği nasıl politikalar üretebileceğini kurgulamak için bir çalıştay yapmıştı aslında, toplumun sorunlarını çözmek için değil. O kadar çok görüşme yapıp ondan sonra öyle bir rapor yazmak doğal olarak da toplumu çözüp baskıcı bir şey üzerinde kurmak üzerineymiş. Biz bunu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile anladık. Bu başkanlık tam da o çalıştayda AKP’nin çıkardığı sonuçlar üzerine kuruldu. Elbette AKP hiçbir şeyi toplumsal eylemediği gibi bunu da toplumsal eylemedi. Tam da bu başkanlık Alevi toplumu tarafından kayyım ismiyle hitap edildi çünkü toplumun kendi kendini yönetmesinin önüne geçmek ve bunu bir devlet eliyle yönetmeye kalkışmak tam da toplum dışılıktır ve kayyım hareketidir.

    Kayyım aslında belediyelere atanırken çokça konuşulmuştu ‘bu mesele belediyelerden ibaret kalmaz’ diye. Belediyedeki adı kayyım başka yerde başka bir şeydi ama toplamda hepsi kayyımdı ve kayyımların bugün Türkiye belediyelerinde geldiği yere bakarsak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da başka bir sonuç elde etme ihtimali yok. Bu başkanlıktan ne çıkar? Devlet eli, iktidarı, gücü ve imkanlarıyla Alevilerin kendi imkanlarıyla kurduğu kurumları ele geçirmek, bunun yöntemi de toplumun talep ettiği hak talepleri değil, elektrik, su, çalışan gibi iktidar ve ekonomik güçle bir şekilde bu kurumları denetim altına almaya kalkışmaktır. Doğal olarak da böyle bir başkanlığa karşı koymak da toplamda sadece Alevilerin açısından değil Türkiye demokratik hayatı açısından da çok önemlidir. Alevilerle eyleyen herkes açısından da buna bir söz söylemek gerekir. Çünkü dediğim gibi kayyım politikası her yerde devam ediyor ve bu politikayı reddetmek toplumsallığı kabul etmektir. Bu politikaya dahil olmak, bir toplum yoktur, artık bir devlet vardır ve her şeyle devlete teslim olup tam da bu bildiğimiz kirli, iktidarcı devletin bütün kirliliklerine bulaşmak demektir.

    “CUMHURİYETİ ZORLAMAMIZ VE DEMOKRATİKLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Elektrik faturası ödemek demek, Alevilik vardır demek değildir. Toplumun sorunlarını nasıl çözer kısmında tüm örgütlerimizin iddiası ‘Alevilik vardır, Alevilik haktır’ sloganının gereği yerine getirilsin ki daha sonra var olduğunu kabul ettiği topluma devlet hizmet etmeye çalışsın. Ama hizmet etmeye çalışırken de mutlaka o toplumun örgütlü gücüyle diyalog halinde olsun. Bu örgütlerimiz tam da bu hak mücadelesinin muhatabı olmak üzere, bu hak mücadelesini derleyip toplayıp devleti buraya çekmek üzere varlar. Ve bunca yıllık Alevi hareketinin -en bilineni 30 yıl ama- hem 100 yıllık Cumhuriyet boyunca hem Osmanlı’dan beri varlığını reddetmediği için baskı gören, kendinden vazgeçmediği için baskı gören bir toplumuz ve kendimizden vazgeçtiğimiz andan itibaren mezarlarımız bile kendimizin inkar etmesi anlamına gelir. O yüzden öncelikle devlet şunu anlamalı ne yaparsa yapsın belli ki toplumlar kendinden vazgeçmiyorlar. Türkiye’de bu çok açık bir şekilde görünüyor. Kadınlar kendinden vazgeçmiyor, Kürtler kendinden vazgeçmiyor, Aleviler kendinden vazgeçmiyor bunca kırım, bunca asimilasyon politikalarına rağmen. Doğal olarak da bu toplumun örgütlü gücünü, bu toplumun varlığını kabul etmeden yapılan her şey aslında o toplumun çok büyük bir inkarının da politik bir göstergesidir. Bu yok sayma politikasına karşı Türkiye demokrasisinin gelişebilmesi için gerçekten bu ülkenin demokratik bir ülke olmasını istiyorsak meseleyi sadece Alevilerin yaşadığı sorun, Kürtlerin yaşadığı sorun olmaktan çıkarmak ve farklılıklarıyla bir arada yaşama kültürünü bu Cumhuriyet’e anlatmak gerekiyor. Bu Cumhuriyet’in ilk Anayasası olan 1921 Anayasası kurulurken hepimizin varlığı üzerine, birlikteliğimizin mayası üzerine kuruldu ama öyle bir yere gitti ki hepimizi yok sayan bir hale geldi. Şimdi belki hepimizin yeniden o mayaya dönmek üzere Cumhuriyet’i zorlamamız ve demokratikleştirmemiz gerekiyor.

    “ALEVİ ÖRGÜTLENMESİNİN YENİDEN İNŞAYA İHTİYACI VAR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Sadece ÇEDES ve sadece Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kapsamında değerlendiremeyiz bunu. Belli ki örgütsel eksiklerimiz var ki biz bunlarla karşı karşıya kalıyoruz. Doğal olarak da aslında bu kadar demokratik ol çağrısında bulunduğumuz ve devlete atfettiğimiz belki kendimize atfetmediğimiz meseleyi önce dönüp biz ne kadar demokratiğiz üzerinden bir tartmaya ihtiyaç var. Alevilerin, Alevi örgütlerine sel gibi coşkuyla aktığı dönemlerde biraz Alevi örgütleri bu enerjiyi boşa harcadılar ve yerli yerine oturtmadılar. Ama şimdi bir şeyler yapmak isteyen kurumlarımız var fakat aynı toplumsal ilgiyi görmüyorlar. Çünkü toplum yoruldu. Sonuç almak kısmında, zamanında tepki vermek, gerekirse gövdesini ortaya koymak kısmında Alevi örgütlerinin eksiklikleri oldu. 30 yıllık deneyim var, elbette ki çokça kazanım var ama Aleviler açısından bakarsak eğer birbiriyle ilişkilenme sorunu var. Doğal olarak da önce bunu çözmeye ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bunu çözmenin yönteminin de biraz bu yapıların daha demokratikleşmesi, daha gençleşmesi ve daha kadınsallaşmasıyla olabileceğini düşünüyorum. Önce dönüp kendimize bir bakmalıyız zaten. Bu her zaman desturumuzdur. Önce kendini sorgulayan tarza ihtiyaç var. Ve ben Alevi örgütlenmesinin yeniden bir inşaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bu ülkede çok şey değişiyor, biz aynı kalamayız. Bu ülkede bir OHAL süreci yaşandı ve bu konuda da Alevi örgütlerinin çeşitli yıpranmaları oldu. Birçok sivil toplum kuruluşu ciddi zedelendi ve AKP en çok buraları dağıtmak istedi. Tam da bunun farkındalığıyla ‘biz ne yapabiliriz?’ Sorusunu sormaya ihtiyaç var. ‘Bir şey çıksın reddedelim’ çok gelişiyor. Ama bizde bir üretim sorunu var. Ne istiyoruz’u daha açık ifade etmemiz gerekiyor yani Alevi çalıştaylarındaki taleplerimizle duramayız artık. Ve istediğimiz şeyin mutlaka toplumsal bağını kurmaya ihtiyaç var. Sadece biz Alevilerin hakkını verse bu ülke asla demokratik olmaz. Çünkü vermeyi hak bilen almayı da hak bilir, doğal olarak da bunu örgütlemeye ihtiyaç var. Ve bu örgütleme süreci aslında en zor olan işlerden biridir.

    “DERNEKLER YASASINDAN ARTIK KESİNLİKLE ÇIKMAK GEREKİYOR”

    İddia etmek kolaydır, devrim yapmak zordur. Ama devrimi inşa etmek devrim yapmaktan daha da büyük bir zorluk taşır. Dolayısıyla ben yeniden bir inşaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunu kurumlara çekecek, güvenilir yani kendine, Alevilere benzeyen bir yönetim tarzı, dernekler yasasından artık kesinlikle çıkmak gerekir. O kanunsal bir şey ama bizim bir uygulama pratiğimiz mutlaka olmalıdır ve doğal olarak da Alevi örgütlerindeki demokratikleşme, değişim, gençleşme, kadınlaşma meselesi başlarsa ben Alevi toplumunun buraya ilgi duyacağına çok inanıyorum. Çünkü bu kimlik hala çok canlı ve çok diri yaşıyor. Bu kimlik hala bu ülkede çok kez ötekileştirmeyle karşı karşıya kalıyor ki ve son 10 yıldır artık memur bile olamıyor. Doğal olarak da buna ilişkin mutlaka Alevi örgütlerine kurucu bir görev düşüyor. AKP şimdiye kadar sivil toplum kuruluşlarını hep savunmada tuttu. Alevi hareketi de savunmadaydı. Şimdi savunma meselesi bitti, kurucu bir yapıya ihtiyaç var. Bu konuda yeniden inşa etmeye kalkışırlarsa Alevi toplumunun bununla baş edeceğini, buna yönelik toplumun kendi önleminin olduğunu, kendi öz savunmasının olduğunu biliyoruz. Bunun örgütlü güçle buluşması konusunda eksikliklerinin olduğunu düşünüyorum. Benim annem babam hiçbir Alevi kurumu olmasa da Aleviliği konusunda direnmeye devam eder. Ama tam da o direneni kurumla buluşturduğumuz andan itibaren örgütlü gücümüz artar ve bize rağmen gelişemez bazı şeyler. Şimdi muhtemelen hükümet ‘kaç kişi üye ki’ diye düşünüyor. Tıpkı eskiden olduğu gibi bin yılın türküsü denilince binlerin aktığı bir topluma dönüşürse sadece AKP açısından değil Türkiye muhalefeti açısından da çok daha sözü etkili bir güce dönüşür ki o söz etkili bir yere dönüşmediği sürece söylemek de çok anlamlı olmayabiliyor.

    “BU ANSİKLOPEDİ ASLA ÇIKMAMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Bunun kesinlikle önünde durmak gerekiyor. Bu ansiklopedi asla çıkmamalı. Bununla mücadele ederken mutlaka bir yazım eksikliği varsa bunu da Aleviler tamamlamalı ve bildiğim kadarıyla DAKME’de (Dortmund ve Çevresi Alevi Kültür Merkezi) Rıza Şehri bir Alevi ansiklopedisi çalışması yapıyor. Bu çalışmayı ben çok önemsiyorum içinde akademisyenler var, içinde düşünürler var, bu konuda yazan çizenler var ve bir şekliyle oradan başlaması kıymetli. Çünkü oradaki olanaklar bazen Türkiye’de çok gelişemeyebiliyor. Toplumun dayanışmasıyla devletin reddettiği her şeyi aşabilip kendi bilgisini üretebileceğini gösterdiği Madımak Hafıza Müzesi gibi ansiklopedi de benzer bir şekilde örgütlenmeli ve asla onlar tarihe kayıt düşmeden biz Aleviler tarihe kayıt düşmeliyiz. Bunu bir grup akademisyen bile bir araya gelip çok rahatlıkla yapabilir ve o ansiklopediden önce daha genel herkesin açıp bakıp faydalanabileceği, daha derli toplu, dijital olabilir bu baskılı da olmayabilir, çok dilli olabilir asgari bilgi edinebileceği bir şeyi kesinlikle biz oluşturmalıyız. Belki bunun için örgütleri beklemek değil bir bütün akademideki Alevilerin de sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

    “CEMEVLERİNİN TOPLUMSALLAŞMASI GEREKİYOR”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Her şeyi çözebilecek bir potansiyeli beklemenin doğru olduğunu düşünmüyorum. Kurumların da gücü bir yere kadar. Bu kurumları toplum güçlü sahiplenirse içinde avukatı da öğretmeni de doktoru da olur. Bir araya geldiklerinde birbirinin sorunlarını da çözerler. Biz cemevlerinde sadece cenazelerde bir araya gelip ve sadece lokma verdiğimizde yemeğimizi yiyip evimize gittiğimizde işte orası sosyalleşebildiğimiz bir yere dönüşemiyor. Oysaki Alevilik çok sosyal bir inançtır. Birbirinin derdini çözmek üzere vardır, musahiplik bu yüzden vardır. Bu kısmı olmayınca o zaman cemevleri hepsini yapsın diyoruz ve hepsini de cemevlerinin yapma imkanı maalesef yok. Bizim toplum olarak kentleşmeden kaynaklı, kentlerin yoruculuğundan kaynaklı bir araya gelme sorunlarımız var ki, kent bizi öyle bir hale getiriyor ki misafirlerimizi evimizde ağırlamak yerine dışarıda yemeğe gidip daha kısıtlı ve daha zorlayıcı olmayan işler yapmaya çalışıyoruz. Şimdi bu kadar kentleşince sosyalliğimiz de ciddi oranda azalıyor. Ve yorgun topluluklara dönüşüyoruz. Bu mekanlar biraz daha toplumsallaşırsa mesela cemevinde avukat tanırız, bir ev işçisi kadını tanırız. Ve toplumsal olarak birbirimizin sorununu çözebiliriz.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

  • ‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

    ‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO

    PİRHA- “Asimilasyona, Alevi inancına saldırılara karşı Aleviler ne ne yapmalı?” başlıklı dosyamızın bugünkü konuğu Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü kimliğiyle bilinen Ali Rıza Özdemir’in getirilmesinin Alevi katliamlarını yapanların devamlılığı açısından gözdağı olduğunu belirten Şahin, “Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir” dedi.  

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Alevi hak mücadelesinde yer alan Dr. Serpil Deniz Şahin sorularımızı yanıtladı.

    TÜRK- İSLAMLAŞTIRMA VE TOPLUMSAL HAFIZANIN YOK EDİLMESİ

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok Cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala Cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    SERPİL DENİZ ŞAHİN: AKP Hükümeti Kültür Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurma amacını iki başlıkta ele almak istiyorum.

    Birincisi kesintisiz olarak devam eden Anadolu’nun Türkleştirme ve İslamlaştırma projesinin bir sonuç olarak, diğeri de de toplumsal hafızamızı yok etmek için yeni bir tarih yazımına girişmek ve böylelikle toplumsal bilincimizi engellemek amaçlı. Demokratik Alevi örgütlenmesini yok sayıp, ‘kendi Alevisini’ yaratarak, onları muhatap alma girişiminin altında, bizleri örgütsüz, ışıksız ve çıkışsız bırakmak yatmaktadır.

    Tarih boyu görüyoruz ki bilinçlenmemizi engellemek için Devlet katliam, kıyımla yetinmemiş, eğitim, hukuk gibi tüm kurumlarıyla baskı ve sindirmeyi denemiş, yetmedi bu hamlesiyle asimilasyon hızından ve iştahından vazgeçmediğini kanıtlamıştır.

    Aslında görmemiz gereken; Türkiye de ideolojik ve siyasi olarak Anadolu’nun İslamlaştırılması ve Türkleştirilmesi projesinin Selçukludan Osmanlı’ya oradan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar sistematik olarak, her dönemde kesintisiz devam ettiği gerçeğidir. Sanki bu Cumhuriyet döneminde kesintiye uğramış gibi algılandığından atılan adımlar ve sonuçları tam değerlendirilemiyor diye düşünüyorum. Osmanlı’da padişahı öven tarih yazıcıları, Cumhuriyette de yeni ideolojiyi pekiştirme görevi yaptılar. Burada toplumsal olayları sınıf mücadelesi çerçevesinden bakamamamın sancısını çekiyoruz. Bu döneme ışık tutması gereken Aydınlar; halklar ve ezilenlerin yarattığı kültürü, kültürleşmeyi incelemek ve kayda geçirmek yerine, onların sırtına kambur olan devletlerin resmi ideolojisi lehine refleksler verdiler. Sol-Sosyalist birkaç aydın tüm acılara rağmen sözünü sakınmamıştır. Bu da siyasi bir körleşmeyi beraberinde getirdiğinden, toplum hafızamız ya hiç oluşmuyor ya da derin yaralar alıyor.

    “AKP-MHP ASİMİLASYON VE KATLİAM BAYRAĞINI TARİHSEL DEVAMLILIKLA SÜRDÜRÜYOR”

    Şimdi nefes alamadığımız, en demokratik haklarımızın budandığı bu duruma adım adım gelindi. Bu sebeple diyebiliriz ki Alevi kimliği dahil birçok kültür ve kimliğe karşı bilinçli bir körlük, sağırlık söz konusu. Türkiye siyasi tarihinde Alevilerle birlikte sol sosyalistlerin ürettikleri her şeyden korkanlar, siyasi darbeler ve acılarla halkı sindirmeyi hep denediler. Bu açıdan bakıldığında Türkiye’ye ‘OHAL devleti’ ya da ‘darbeler cumhuriyeti’ diyebiliriz. Kuruluş paradigmasında farklılıkları bir zenginlik olarak görmek yerine hep peşinen potansiyel suçlu ilan etmiş ve yok etmeye çalışmıştır. Kah Ermeniler, kah gayri müslümler, kah Aleviler, kah Kürtler hedef seçildi. En son Hakkâri’ye kayyım atamalarında  görüyoruz ki Kürtleri susturmak için apartheid (ırksal üstünlük) yöntemleriyle adeta toplama kampı zihniyeti ile yönetmek istemekteler. En son 1980’de ABD patentli, uluslararası sermaye ve egemenlerinin yeşil kuşak projesinin 12 Eylül mahsulü siyasal İslamcıların önündeki tüm engeller tıraşlanarak, Alevilerin, Kürtlerin, sol sosyalist tüm yapıların, emekçilerin üzerinde sopa gibi dikta bir rejime dönüştürüldü. Öyle ki Egemenler çıkarları için kan ve gözyaşıyla dizayn ettikleri yeni düzende; kıyım ve katliam, işkence, baskı, sindirme yaşayanların gözünün içine baka baka gerçekleri ters düz ederek mağduriyet edebiyatı üretebildiler. Bu iklimden nemalanan siyasal İslamcıların eliyle özgürlük ve demokrasi getireceği iddiası bazı aydınlarda destek buldu. Böylelikle tek adam rejimi giderek daha da güçlendirildi. Atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra İslami faşist yapıya bürünen AKP-MHP bloku saray rejimini inşa ederek, tüm muhalif yapıları sindirme, baskılama, ortadan kaldırma aşamasına geldi.

    Asimilasyon, katliam, kıyım bayrağını tarihsel devamlılıkla sürdüren AKP- MHP bloku kendi kodlarında bulunan gerici, ırkçı, tekçi, emek düşmanı politikaları Aleviler üzerinde kullanarak, onları Türk İslam sentezi içinde eritmeyi, tarih sahnesinde onu farklı kodlayarak özgürlükçü, eşit paylaşımcı, demokratik, laik yapısını budamak istiyor iştahla. Böylelikle farklı ırk, kültür ve inançlarını insanlığın ortak mirası olarak gören, damlaların derya olduğu ,zalimin karşısında boyun eğmeden özgürce bir arada yaşamın tohumlarının atıp, aşure gibi herkesin kendi tadında kendi renginde bir arada kardeşçe, barış  içinde bir yaşama umudunu da yok etmek için sahnedeler.

    “ALEVİLERİ, DİKENSİZ GÜL BAHÇESİ YARATMAK ADINA HEDEFLERİNE KOYDULAR”

    Osmanlı’da oyun çok derler ya şimdi ‘Alevi’ kelimesine bile tahammül edemeyen bu zihniyete karşı dişimizle, tırnağımızla, zorlu bir mücadelelerle oluşturduğumuz demokratik Alevi hareketini yok saymaya, dedelerimizin, analarımızın, pirlerimizin zora direnerek bugünlere getirdiği kadim inancımızın içini boşaltmaya çalışıyorlar. Biz tarihsel olarak onları çok iyi biliyoruz. Onlar da tarihten bizleri çok iyi tanıyorlar. Osmanlı ve Cumhuriyet’in egemenleri bu düzenini sürdürebilmelerinin önündeki en büyük engellerden biri olarak gördükleri biz Alevileri; dikensiz gül bahçesi yaratmak adına toplum mühendisliği planlarının hedefine koydular ve hep gizli bir ajandaları oldu. Osmanlı ve Cumhuriyet egemenleri milyonların canını aldı, yetmedi onları ışıksız, örgütsüz ve çıkışsız bırakmak için de bu yapay örgütlenmeleri, paralel yapıları kurmayı hep denediler. Artık sağır sultanın duyduğu taleplerimizi duymayanlar sadece cemevlerinin ihtiyaçlarını gidermek için anladıkları tek dil olan betonlaştırmayla, devletin kaynaklarını kullanarak onları satın almaya çalışıyor. Bu girişimler samimi olmadığı gibi art niyetlidir. Alevilerin içine Truva atı sokma girişimidir. Bizlerin’’ Eşit Yurttaşlık’’ gibi haklı taleplerimizi görmezden gelenler, bir lütuf gibi ‘cemevlerinin ihtiyaçlarını gideriyoruz’ yalanlarıyla her türlü manipülasyonu denemekten geri kalmıyorlar.

    “ALEVİ KİMLİK MÜCADELESİ HEDEF ALINIYOR”

    Milyonlarca Alevinin onurunu kırmak amaçlı tepeden bakarak ‘Alevileri siz temsil etmiyorsunuz’ şeklinde üstenci, saldırgan, alevifobik, ötekileştirici nefret dilini kullanarak bu örgütlenmeleri Alevi tabanından koparmaya, marjinalleştirmeye, hatta şeytanlaştırmaya çalışıyor. Cemevlerine cümbüş evi diyen zihniyet, örgütlülük karşısında geri adım atıp, değiştiremediğini dönüştürüp, kendine bağlayarak ‘devletin Alevi’si ’yaratma çalışmalarında epey yol kat ettiğini artık görmemiz lazım. Cemevlerini Kültür Bakanlığına bağlama cüreti enerjimizi yanlış adreslerde harcamaya, bölüp, parçalamaya, her zaman ki gibi sorunu çözüyor gibi yapıp, örgütlenmeyi baltalamaya ve Alevi kimlik mücadelesinin içini boşaltmayı açıkça hedeflemektedir.

    “ALEVİLER EGEMENLERİN YÜZÜNE TÜKÜRME CESARETİNİ GÖSTERDİLER”

    Toplumsal hafıza ve toplumsal bilinç arasında kopmaz bir bağ olduğunu bildiklerinden tarihi yeniden yazarak neyin hatırlanıp neyin kayda geçeceğini belirlemek istiyorlar. İşte yeniden tarih yazımıyla karartma çabasının altında Alevilerin ayak izlerini silinmesi çabası yatar. Çünkü tarih sahnesinde onun ürettiği değerlerden ölesiye korkuyorlar. Dağınık parçalı da olsa milyonları bulan Alevi toplumunun asimilasyon cenderesinden çıkarak örgütlenmesi, kendi sözünü ve siyasetini üretmesi demokrasi, özgürlük, eşitlik, laiklik, emek düşmanı olan egemenlerin ve onların taşeronluğunu yapan AKP-MHP’nin korkulu rüyasıdır. İzlediğim bir filimde ABD’de köleliğin olduğu bir dönemde sürekli kaçan bir köleyi sahipleri yakalayıp halkın önünde aşağılayıp kaçmasın diye döverler. Köle de efendisinin yüzüne tükürür ve anında öldürülür. Bunun üzerine arkadaşları öleceğini bile bile neden böyle yaptı diye mırıldanırken biri şöyle haykırır: Arkadaki küçük çocuğu göstererek, ‘o efendisinin yüzüne tükürülebileceğini göstererek gelecek kuşaklara cesaret tohumu ekti’ der. İşte Aleviler de tarih boyunca kendi gibi ezilip yok sayılanlarla birlikte tarihte egemenlerin yüzüne tükürme cesareti gösterdiler. İşte katlimize sebep suçumuz!

    (Neşet Ertaş pirimizden değiştirip alıntılayarak) Aleviler madımak gibidir. Üzerinde tepinip yok sayarsın tam kurudu derken bir yağmur görmeye görsün. Tekrar başlarını kaldırıp filizlenir güçlenirler. Bu korku, ülkeye barış demokrasi özgürlük fikirlerinin filizlenme korkusudur.

    “ALEVİLER ANCAK TÜRKLÜK VE İSLAM ÇERÇEVESİNDE KABUL EDİLEBİLİR KILINDI”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Aslında tarih bugün yaşadığımız olaylar dizisi hakkındadır. Bizim nasıl biz olduğumuzun öyküsüdür aslında. Onu anlamak içinde yaşadığımız dünyayı da değiştirmenin anahtarıdır. Totaliter tüm yapılar ‘geçmişi kontrol eden geleceğide kontrol eder’ demişlerdir. Binlerce yıl önce Çin imparatoru bugünü eleştirmek için geçmişi kullananları öldürmüştü. Astekler Meksika vadisini fethedince tüm her şeyi yakıp yıktılar. İspanyollar da tüm asteklerin belgelerini yok ettiler. İskenderiye kütüphanesi yakıldı, Naziler ilk kitaplardan başladılar yakmaya, 12 Eylül de insanlar, kitaplar, geleceğe ait tüm umutlar yakılıp, yıkıldı, yok edildi.

    Tarihi iyi okumayanlar tekrar tekrar bu acıları yaşamak zorunda kalacağı gerçeğinden hareketle bu alanları boş bırakmamamız gerekir. Bu           çalışmaların amacı Aleviliğin muhalif, özgürlükçü eşitlikçi, paylaşımcı yönünü budayıp, adeta folklorik bir hale dönüştürmektir.

    Bizleri sanki hep devlet hiyerarşisiyle yaşamışız gibi inandırmak istiyorlar. Oysa insanlık tarihi yıllarca devlete ihtiyaç olmadan yaşadı, rızalık toplumları yarattı. Bu sistemin en büyük başarısı tüm insanları alternatifsiz olduğuna inandırarak, çıkışsız ve ışıksız bırakmaktır. Böylelikle egemenler, büyük bir  değişim ve dönüşüm aktörlerinden olan Alevileri sanki tarihte hiç yaşamamış gibi yaparak, onların ortak yaşam ve kominal paylaşımlarını da yok sayarak, aktarılmasını engelleyerek, çarpıtarak karartmalar yapıyorlar. 1920’lerde Fuat Köprülü tarafından oluşturulan Orta Asyacı paradigma etrafında kurgulanıp şekillendirilen Türkçü, Turancı tarih yazımını güncelleyip 1980’lerde tekrar popüler hale getirip Kürt hareketini karşı sisteme yedeklemeyi denediler. Yani  açıkça milliyetçiliği inşa etmek adına tarihin yeniden yazımı söz konusudur. Böylelikle Alevi Bektaşi Kızılbaşlar olarak bizler bir yandan eksik İslamları giderilip eğitilecek, siyaseten de zararsızlaştırılıp, yola getirilmesi gerekenler olarak kodlandık. Aleviler ancak İslam ve Türklük çerçevesinde kabul edilebilir kılındı.

    “MHP’Lİ ALİRIZA ÖZDEMİR, ÇORUM VE MARAŞ’TAKİ KATLİAMININ DEVAMLILIĞI AÇISINDAN ÖZELLİKLE SEÇİLMİŞTİR”

    Aslanlar kendi tarihini yazmadıkça avcılar hep kahraman olarak yazılacaktır’ gerçeğinden hareketle bizlerin unutmaması gereken tarihteki bu karartma, Alevileri yok sayarak yapılan tarih yazıcılığı bizim belleğimizi yok edip zehirlemekte, sahici bir Alevi tarihi yazımını da engellendiğinden bu da at izini it izine karıştırmaktadır. Belleği olmayan Alevi toplumunun kimlik mücadelesi de mitolojide Penelope’nin dokuması gibi her gün örülse de sökülüp duracaktır. Oysa toplumsal hafızamız Simurg misali küllerimizden yeniden yaratılıp, kendi özgür gökyüzümüzde uçma cesaretini gösteren kanatlarımızdır. İşte tüm çalışmalar onu budama telaşıdır.

    Selçukludan Osmanlı’ya yakıp yıkan, katleden, sürgüne gönderenler yetmedi inanç merkezlerine el koyanlar, yazılı birçok kaynağı yok edenler, 38 Dersim Tertelesi’nde tarihte görülmemiş acılara imza atanlar, Ortaca’da, Çorum’da Maraş’ta ortaçağı yaşatanlar, Sivas’ta yakanlar, Gazi’de, Gezi’de öldürenler, şimdi de bizleri tek merkezden istedikleri kalıba sokma hevesindeler. Bir Ali Cengiz Oyunu olan bu girişiminin MHP kökenli biri tarafından yönetilmesi Alevilere yönelik Çorum’da Maraş’ta katliam yapanların devamlılığı açısından korkutmak ve sindirmek, gözdağı vermek amaçlıdır ve bilinçli seçilmiştir. Ve her cemevinin yanına bir de mescit yapılacağını söylemesi, açıkça bizlerin talepleriyle alay etmektir. Bizleri milliyetçi, ırkçı ögelerle İslam’ın içine alınmakta ısrar edenlere cevabımız, Alevi öğretisinin ırkların değil kırkların yolu olduğudur.

    “ÖZGÜVENLİ BİR SİYASET HATTI VE MÜCADELE EDEREK MUHATAPLIK GÜCÜ KAZANABİLİRİZ”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Sadece iktidar karşıtlığı kimseyi düzen sınırlarının dışına çıkarmaz. Alevi siyaseti, en başta amaç ve vizyonuyla ama aynı zamanda örgütlenmesi ve eylemiyle kendisini kurulu düzenin dışında tanımlamalı.

    Bizim özgüvenli bir siyasi hat örmemiz, kapitalizmin tüm kültürleri yağmalama ve yabancılaşmasına alternatif üretmemize bağlıdır. Alevi kurumları olarak bizler bu topyekûn devasa saldırılara karşı sadece basın açıklaması kınama ve salon toplantıları yaparak alan açamayız. Sorunlarımıza bilinçli bir körlük ve sağırlık içindeki devlete ‘bizi muhatap al ‘yakarışı yerine özgüvenli bir siyasi hattı örerek, mücadele ederek muhataplık gücünü kazanabiliriz.

    “BİZLER YANİ ALEVİ ÖRGÜTLERİ ÇUVALDIZI KENDİNE BATIRMALI”

    Çuvaldızı kendimize iğneyi başkasına batıralım. Geminin su aldığını görmekle başlayalım. Örgütlerdeki bu tıkanıklıkları aşmanın yolunu bulmak, bulunduğunuz her toplumsal alanı, sokağı nasıl Alevi’ce yaşayacağımız, kendi felsefe ve yolumuza uygun nasıl davranacağımız, hayatı nasıl yaşayıp, şekillendireceğimiz, birbirleriyle nasıl ilişkilendiğimizi, mücadeleyi, örgütlenmeyi eylemleri hangi değer ve ilkelere göre yürüteceğimizle çok yakından ilgilidir. Alevilerin ibadethanesi dört duvar arası hiç olmamıştır. Alevilerin cem erkanları sosyal dayanışmadır, eğitimdir, felsefedir, arınmadır. Bunun için samimiyetle özveriyle bu yola turap olma mütevazılığı ile yönümüzü  geçmişimize çevireceğiz. Kendi özgürleşmemizin birebir başkasının özgürleşmesine bağlı olduğu bilerek, diğer demokratik güçlerle dayanışma içinde birlikte mücadele etmemiz tarihi sorumluluğumuzdur. Bunu yaparken kendi dilimizi kurmalıyız. Aleviliğin binlerce yıldır kendisini ifade ve yaşattığı bir dil varken, onun yerine Sünni inancın dilini kullandığımızda, onun penceresinden baktığımızda kendimizi sınırladığımızı görmeliyiz.  Savunmacı ve açıklayıcı dil kullanmaktan bir an önce vazgeçmeliyiz. Bizler inancımızın farklı inanç ve ritüelleri olduğunu özgüvenle ve cesaretle savunabilmeliyiz.

    Yol ulularımız bunu, ‘Bu yol demirden leblebi ateşten gömlektir ayağını seven gelmesin’ diye ne güzel demişler. Özgüvenli bir siyasetin ilk adımı olarak, bütünü kaçıran, enerjimizi boşa  harcayarak bizleri kutuplaştıran  köken tartışmalarını bir kenara bırakmamız gerekir. Onun yerine enerjimizi  Balkanlar’dan Asya’ya Anadolu’dan, Afrika’ya kadar devlet baskısına rağmen aynı felsefe ve  ritüellerle nasıl hayat bulduğuna odaklayabiliriz.

    Aleviliğin kendini nasıl var ettiğine, ocak sistemi dâhil hangi sistemleri kullandığını, birliğini dirliğini, felsefesini, toplumsallığını nasıl sağladığına, yaşadığı bölgelerde nasıl bir değişime ve dönüşüme sebep olduğunu araştırmalıyız. Telli kuran diyerek zakirlerimizin cemlerimizde söylediği deyişlerin, sözlerin bu geniş coğrafyada nasıl hiç değişmeden hep bir ağızdan söylendiği, kimler tarafından bu kültürün taşıyıcılığının yapıldığı, altındaki felsefesi, verdiği mesajlarını bir an önce öğrenme gayreti içinde olmalıyız. Özgürlük mücadelesinin ‘hiç bitmeyen bir mücadele olduğunu bilerek, sürekli ve birleşik bir mücadele ağı örmeye çalışmalıyız.

    Örgütlü bir toplumu hiçbir kuvvetin yenemeyeceği bilinciyle ister İslam içine alınmaya çalışılsın, ister ansiklopediler hazırlansınlar. Gezi’deki gibi, depremdeki gibi devletin dışında farklı dayanışma hatları örmeyi başardığımızda ve süreklilik sağladığımızda özgüvenli bir örgütlenmeyi başardığımızda tüm bu saldırılar püskürtülecektir.

    “AKP, DEMOKRATİK DEĞERLERE SALDIRARAK, KUTUPLAŞTIRMA SİYASETİ İLE ÜLKEYİ YÖNETİYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bugün bizler tarikat-mafya-sermaye-iktidar ilişkilerinin hâkim olduğu, demokratik hak ve özgürlüklerin, laik kazanımların, barış içinde bir arada yaşama umudunun yok edilerek, ülkenin taşının, toprağının yağmalandığı, türlü hak ihlallerine maruz bırakıldı bir ülke manzarasıyla yüz yüzeyiz.
    AKP kindar ve dindar nesil yetiştirme projesi ile 22 yıldır tüm demokratik değerlere saldırarak, rıza üretmek için insanları kutuplaştırıp gerilim siyasetiyle ülkeyi yönetmeyi başardı. Bu sebeple tek adam rejimini korumak için önündeki en büyük engel gördüğü eğitime el atarak dindar ve kindar ve itaatkâr bir gençlik yaratmak için tüm gücüyle çalışmakta.

    22 yıllık iktidarlarında en çok eğitim sisteminde değişiklik yapıldı. 4+4+4 eğitim sistemi, ÇEDES ile tarikat ve cemaatlere protokollerin imzalayarak hem sermayeyi oraya akıttı hem de çocukları tarikatların kucağına bıraktı. Eğitim sisteminde muhafazakarlık ve dinselleştirme adına her çalışmayı yaptı yapıyor. Kuran kursları, Okullara mescit, Ana okullarına kadar inen bir karanlık ile karşı karşıyayız. Çocukların bir öğün yemeği bile kaldırılırken, itibardan tasarruf olmaz deniyor ve Dev bütçeler ayırdığı diyanetiyle bu toplumu itaatkâr şükürcü yapmak için her fırsatı değerlendiriliyor. Zorunlu din derslerinin kaldırılmasını için AİHM’de kazanımımızı boşa çıkarmak için okullara Kuranı Kerim, Hz. Muhammed’in hayatı, İslam bilim tarihi, İslam kültür ve medeniyet tarihi, temel dini bilimler gibi dersler ilave edildi. Tüm okullar imam hatipleştirilmeye çalışılıyor. Akıllarında eğitimin tüm kurumlarını medreseleştirme girişimi var. Bir yandan da MESEM gibi uygulamalarla çıraklık adı altında çocuklar sermayenin sömürüsüne sunuluyor.

    “IRKÇI, ASİMİLASYONCU EĞİTİME DEĞİL, FARKLILIKLARI ZENGİN GÖREN DEMOKRATİK EĞİTİME İHTİYACIMIZ VAR”

    Bilimden, demokrasi, insan hakları ve laiklikten uzak milli ve manevi değerler altında eğitim dinci gerici kuşatması söz konusu. Âdeta muz cumhuriyetini de aratarak Anayasanın birçok maddesini rafa kaldırıp, 42. maddesi olan çağdaş eğitim hakkının açıkça ihlal etmekte. Bu model minik çocuklara ölü yıkamayı, cin çarpmayı öğreterek, onların soyut şeyleri algılama yaşı görmezden gelerek tamiri zor yaralar açmakta. Laik bilimsel demokratik ve Anadilde eğitim amaçlanacağına piyasacı gerici dinci ve çocukların pedagojik gelişimini ters düz edecek uygulamalar açıkça cinayettir. Biz Aleviler açısından eğitim hep sorunlu olmuştur. Ciddi bir eğitim reformuna ihtiyaç vardır. Bizim ihtiyacımız olan ırkçı, bireyci, piyasacı asimilasyoncu bir eğitim değil, değil farklılıkları zenginlik olduğu, pozitif değerlere sahip çıkan bir eğitim sistemidir.

    “AKP İKTİDARI, GELECEĞE DAİR UMUTLARIN DA HIRSIZI”

    Müfredat eğitimin anayasasıdır. Demokratik, modern, çağdaş bir yaşamı kucaklayan, savaşın değil barışçıl bir dünyayı kurmak için gençlerin fırsat eşitliğinin olduğu, kamucu demokratik, laik, bilimsel bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu da ancak eğitimcilerle, sendikaların, bilim insanlarının, veli derneklerinin, pedagogların fikri alınarak ortak yapılacak uzun soluklu çalışmalarla başarılabilir. AKP iktidarı sadece biz Alevilerin değil tüm gençlerin çocukların eğitim hakkını çaldığı gibi, geleceğe dair umutların da hırsızıdır. Bu alanda uzun soluklu hak alıcı birleşik bir mücadele hattı örülmeli. Velileri sürekli bilgilendirerek eğitim hakkımız için mücadele hattı örmeyi başarmalıyız. Ekmek kadar su kadar ihtiyacımız olan demokrasi, özgürlük ve laiklik sadece Alevilerin sorunu değildir. Kurtuluşumuz ortak mücadele ile atılan adımların hayat bulmasındadır.

    “RADİKAL KARARLAR SAYISAL KOPUŞLAR YAŞATSA DA KARANLIĞI AYDINLATIR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    2007 yılında AİHM tarafından karara bağlanan zorunlu din derslerinin kaldırılması kararına rağmen geçen 14 yıl içinde tam tersi ders sayısı artırıldı. Bu koyu karanlığı yaymak için pilavdaki beyaz taşları, içimizdeki Hızır paşaları kullanmaktan geri durmadılar. Kartal Cemevi de buna kuran kursu vererek hizmet etmekte.

    Alevilik bir kişinin ya da sınıfın kurduğu bir tarikat, mezhep veya cemaat değil bugüne kadar dara çekilmiş, derisi yüzülmüş, kuyulara atılmış bazılarının adını sanını bile bilmediğimiz Yol erenlerinin sürdüğü ilimin rehberliği ve sevginin ışığı ile gidilen bir Yoldur. Kendine imtiyazlı haklar kazanmaya çalışan kurumların, kişilerin, cesaretle bu yapılardan arındırılması gerekir. Bir yerlerle Alevilik adına pazarlıklar yapanlar, oluşturulacak bir divanda dara çekilerek, asimilasyona hizmet eden kişilere ve kuruluşlara Yolumuzun hukuk kuralları içinde en ağır şekilde gerekli olan ceza verilmeli. Bunların topluma açık bir şekilde müşkül oldukları anlatılmalı, kurumsal bağlar koparılmalı. Orada hizmet yürüten asimilasyoncular seminerlerde, cemlerde, muhabbetlerde teşhir edilmeli. Bunları yapmaz isek bu kirliliği durduramayız. Radikal kararlar sayısal kopuşlar yaşatsa da karanlıkları aydınlatır.

    “TALİPLERİ YOL İLE BULUŞTURABİLMEK GÖREVİMİZ OLMALI”

    – Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    AKP-MHP inşa ettiği saray rejimiyle ırkçı, şovenist ve faşist, alevifobik, nefret dili söylemleriyle güvercin tedirginliğinde yaşamaya zorlanıyoruz. Sadece egemenlerin değil bu ülkede yazarından, çizerine, kültürel yapısından, eğitimine medyasına, el cümle Alevifobik kodlarıyla, gün geçmiyor ki kadın erkek ibadetteki ısrarımız sebebiyle her türlü karalama, aşağılamaya boğuşuyoruz. Murat Belge gibi bilinen bir entelektüel bile Adam yayınlarından yaptığı bir çeviride ‘ensest’ kelimesini ‘kızılbaş’ diye çevirme cüreti gösteriyor. Bu iktidar da devletin tüm yapılarından Alevileri temizlenmeye çalışıyor. Yapılan sözlü sınavlarda çocuklarımız eleniyor, ayrımcılığa uğruyor.

    İnsanın insan olma yolculuğunda yarattığı etik değerler çok önemlidir. İnsan, hak, doğa eksenli inancımız tarihsel yolculuğunda eşitlik, özgürlük, adalet kavramlarını toplumsal yaşamda rızalık ilkesiyle birleştirip, kurdun kuşun hakkını gözeten bir noktadan bakarak, içindeki beni öldürerek bizi koyan, sevginin paylaşımın, aklın kutsandığı bir inanca dönüştürmüştür. Özgürleştirmeyi savunan bir felsefeyle, yarattığı toplumsal arınmayla, ahlakıyla dünyayı cennetleştirmeye çalışan bir toplum hedeflemiştir. Hürrem dinliler, Karmatiler, Babekler, Baba İlyaslar, Şeyh Bedrettinler Yol süreğinde binlerce yıldır komünal yaşamı hayata geçirdiler. Bu inanç bir anlamda da insanlık mirasıdır. İşte yarattığı bu değerlerle insanlığa ışık tutan bu inanç egemenlerin hep hedefi olmuştur. Bizler tarihimizden biliyoruz ki bu topraklar, bu kadim dünya katliamlara, savaşlara tanık olduğu gibi mücadele edenlere de tanıktır. Hiçbir baskıcı karanlık zihniyet, köklerini sevinç ve acılarından alan güzellikler karşısında yaşamaz. Bu topraklara eşitlik özgürlük hümanizm mayasını atmak için ağır bedeller ödeyen pirlerimiz, taliplerimiz, analarımız, dedelerimizin bize bıraktıklarına güvenerek yola koyulmalıyız. Yolun sahibi olma vasfı atfedilen, biz kadınların öncülüğünde kurumlarımızdaki her bir üyemizi ‘’talip’ olarak görerek, talipleri Yol ile buluşturabilmek gibi bir görevimiz olmalı.

    “RIZALIK ALAN YATAY ÖRGÜTLENMELER İLE SÜRECİ ŞEFFAF VE DEMOKRATİK YÜRÜTEBİLİRİZ”

    Kurumlarımızı belli etkinliklerle çekim merkezi haline getirmek için çok emek verilmesi gerektiğini, ilk başta kadınlarımız olmak üzere tüm taliplerin temel gereksinimlerinin ne olduğunun tespitine başlamalıyız. Bu yanıyla anasız, kadınsız kalmış bir Aleviliğin hakikatsiz bırakılmış bir Alevilik olduğunu unutmamak gerekir. Kadınlar bu inancı besleyen yeraltı kaynakları, akarsular gibi kılcal damarlarımızdır. Özellikle kadınların temsiliyeti ve karar mekanizmalarında bulunduğu, yetki aldığı yapıların oluşturulması, kişilerin tekelinde görüntü veren Alevi siyasetini tekrar toplumuyla buluşturacaktır. Herkesin birbirine can eli olmaya birbirinin Hızır’ı olmaya ihtiyacı var. Bunun için ateşin yeniden keşfedilmesine gerek yok. İlk bakmamız gereken, hiyerarşi ve iktidarların reddedildiği, binlerce yıllık geçmişiyle yürütülen cemal-cemale muhabbetlerde; toplumsal sorunların, konuşulup çözüm üretildiği doğrudan doğruya demokrasinin de hayat bulduğu yerler olan cem erkanlarımızdır. Tekrar toplumla bağımızı kurmak için, pir –mürşit- talip ilişkisini güncelleyerek, herkesin söz söyleyebileceği muhabbetleri, buluşmaları çoğaltarak, birbirimizi denetleyen, rızalık alan yatay örgütlenmelerle süreci şeffaf ve demokratik olarak yürütebiliriz.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ MECLİSLEŞMELERLE ORTAK PROGRAM ETRAFINDA TOPLANMALI”

    ABF bağlı kurumlar ve alandaki Alevi örgütlenmeleri bu meclisleşmelerle Alevi düsturuyla ortak bir program etrafında toplanmalı. Bu meclisten seçilecek üst kurullarda, gelişen olumsuzluklarda yapılacakları kararlaştırabilir, böylelikle kendi denetlememizi kurarak alanda ki kirlenmelere bir duruş sergileyebiliriz. Cemlerimizde ‘Ölü giren diri çıkar’ şeklindeki arınmanın tekrar gerçekleşebilmesi inancın folklorik halden çıkarılmasıyla mümkündür.

    “CEMEVLERİNİ BİRER SANAT, KÜLTÜR, EDEBİYAT, BİLİM MERKEZİNE DÖNÜŞTÜREBİLİRİZ”

    Cemevlerinin binalarının kutsayarak beton yığınlarına anlam yüklememek gerekir. Alevi kurumlarında cemlerin otantik yapıları korunarak birer sanat, kültür, edebiyat, bilim merkezlerine dönüştürebiliriz. Kurumlarımız Alevi tarihini yol erkanını anlatan eğitimler vererek gençlere ulaşmanın yolları bulunmalı.  Bunu sağlayacak ışık tutacak eğitimleri kurumlarımızda yapmamız gerekiyor. Bunlar belli günlerde halk günü şeklinde seminer şeklindeki cemal cemale sohbetler olabilir. Kinden, kibirden arınmış samimi dost sohbetlerinin etrafında BİZ olmalıyız. Tek başına düşünebilen, fikir üretebilen söz söyleyen, yaşamın içinde üreten, eyleyen, dönüştüren, özgür düşünceli bireyler olarak sağlıklı BİZLER yaratabiliriz.

    Haklarımıza saldırılar karşısında kurumlarımızınım her biri insan hakları, ekolojik kriz, ekonomik eşitsizlik, toplumsal cinsiyet rolleri ve eşitsizliği, kadın hakları, sağlık ve eğitim hakları konusunda çözüm üreten, söz söyleyen, ve bu konuda Hak ihlallerine uğrayanlara yol gösteren dinamik yapılara dönüştürmeliyiz.

    Alevi meclislerinde çıkan sonuçlar bilgi havuzunda toparlanabilir, bir akademi gibi çalışılıp kültürel ve sosyal bir aydınlanmayla büyük bir sinerji yaratılabilir. Demokrasi, şeffaflık ve hesap verilebilirliği kendi kurumlarımızda hayata geçirip, demokrasiyi ete kemiğe büründürebilirsek, ondan sonra  ülkemizdeki  demokrasi ikliminden bahsedebiliriz. Tüm bu rejime karşı yeni, özgür, katılımcı toplumun filizlenmesi böyle sağlanacaktır.

    “ALEVİ İNANCININ KÖK SALDIĞI PİLOT BÖLGELERDE ÇALIŞMALAR YÜRÜTELEBİLİR”

    Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmî ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmaya çalışılabilir, sempozyumlar ve bilimsel çalışmalarla alandaki bilgiler zenginleştirilebilir ve yeni kuşağa daha doğru aktarım yapılabilir. Alevi inancının kök saldığı bölgelerde pilot bölge seçilip yoğun çalışmalar yürütülebilir. Karaburun da Şeyh Bedrettin’in izleri, Amasya Tokat ve Karadeniz de Baba İshak, Balkanlar’da alevi tarihi açısından tekrar kökleriyle buluşması için çalışma yürütülebilir.

    “ASİMİLE EDİLEN BÖLGELERİN, KÖYLERİN HARİTALARI ÇIKARILMALI”

    Önümüze ciddi çalışmalar koymalıyız. Günümüzde Alevi sayısının bile tam olarak bilinmemesi ciddi bir sorun ve ilk etapta bu sorunu gidermek için çalışmalar yapılmalı. Alevi halkının nerelerde yaşadığı, kendini Alevi olarak kaç kişinin ifade ettiği, popülasyonunun sosyo-ekonomik haritası çıkarılabilir. Asimile edilen köy veya yerleşkelerin, bölgelerin haritaları çıkarılmalı ve ona göre kısa ve uzun vadede çalışma planları yapılmalı. Dergâhlar ve kutsal mekânlarımız inanç merkezlerimiz haline getirilmelidir. Dergâhlarımız ve inanç merkezlerimizin Alevilere teslim edilmeleri için çalışmalar yürütülmeli. Buralarda büyük buluşmalar, cemler organize edilebilmeli.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TALEBİMİZ DEMOKRATİK, ÖZGÜR BİR YAPININ OLUŞMASI İLE GERÇEKLEŞEBİLİR”

    Eşit yurttaşlık talebimiz eşitlikçi katılımcı, paylaşımcı, demokratik özgür laik bir yapının oluşması ile gerçekleşeceğinin bilincinde olmalıyız. Dünyadaki kadın sorununu Alevi kadın sorunuyla birleştirerek, ‘rıza şehri ‘ütopyamızı emek mücadelesiyle birleştirerek, doğa merkezli inancımızı ekolojik ve iklim krizlerinin engellenmesi mücadelelerini birleştirerek, Can kavramını tüm ezilen, yok sayılan, ötekileştirilenlerin kimlik mücadelesiyle birleştirerek yol alabiliriz. Baskıcı, asimilasyoncu ve tekçi iktidarlara alternatif yeni, özgür, katılımcı, paylaşımcı, toplumun filizlenmesi böyle sağlanabilir.

    “KATLİAMLARIN ARAŞTIRILMASI İÇİN ULUSLARARASI KAMUOYUNUN GÜNDEMİNE GETİRMELİYİZ”

    Avrupa’daki Alevilerin mücadelelerine ve kazanımlarına sahip çıkılan birleşik bir mücadeleyle bu örgütlerle de bütünlük içinde çalışmalıyız. Avrupa’da bir Alevi diasporası kurup tüm Avrupa parlamentolarında siyasal alanda kendimizi var edip, tüm katliamların sorumlularının açığa çıkarılması ve devletin bu katliamlardaki rolünü deşifre edip uluslararası bir baskının oluşturulmasını sağlamak için birleşik bir mücadele ağı örülmeli. Bu katliamların bir daha yaşanmaması için devletin özür dilemesi sağlanmalıdır. Şili’deki Pinoche örneği gibi katliam sorumluları diktatörler yıllar geçse de uluslararası kamuoyuyla yargılanabildiler. Bizler de başta Dersim, Çorum, Sivas katliamlarının araştırılması için komisyonlar kurup bu konuyu uluslararası kamuyu gündemine getirebilmeliyiz.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

     

     

  • ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    ‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’

    PİRHA- Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bugünkü dosyamızın konuşmacısı Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer. “Aleviler alınları ak, yalınayak eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler” diyen Gencer ekledi: AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdehalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sosyal Bilim İnsanı Haydar Gencer, sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİ İNANCI VE FELSEFESİ SİNSİ OSMANLI ENTRİKASIYLA YOK SAYILMAKTADIR”

    PİRHA- -AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    HAYDAR GENCER: AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesinde ‘Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nı kurması geçmişten günümüze kadar Türkiye’deki hakim gücün-inancın, devlet eliyle Apartheid (ayrılık) sistemin sürdürülmesine çok açık ve somut bir emsaldir. Alevi inancı ve felsefesi bu girişimle kültürel/folklorik bir değere indirgenerek, sinsi Osmanlı entrikası ile yok sayılmaktadır.

    Anadolu’da Nizam-i Mülk’den günümüze kadar Aleviler katledilme, Sünnileştirilme, Şiileştirilme, yok edilme politikaları ile karşı karşıya kalmışlardır ve bu süreç hale devam etmektedir. Bu bağlamda ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ 21. yüzyılda sinsi yeni bir osmanlı tuzağıdır. Ne yazık ki sözde Aleviler ve onların sözde inanç önderlerinin de bu sinsi tuzağa alet olduklarını gözlemliyoruz. Bu girişimle AKP-Devleti bir taşla iki kuş vurmayı hedeflemektedir. İlk olarak oluşturduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Aleviliği yok saymakta ve oluşturduğu kültür dairesi ile ince bir asimilasyon ve misyoner politika mühendisliği yapmaktadır. Bu şekilde Alevilerin gerçek talepleri olana ‘Eşit vatandaşlık talebi’ni etkisizleştirmek istemekte, bu süreçte de yandaş Aleviler ile de kendi Alevisini yaratarak, Allah’ın ipiyle Alevileri Sünni-İslama bağlamak istemektedir.

    Alevilerin esas taleplerini ‘sağır sultan’ dahi duymuş olmasına rağmen, Sünni- İslam- Türklük temeli üzerine inşa edilen TC. Devleti ve bunun günümüzdeki en katı savunucusu olan ceberrur AKP-hükümeti halen Alevileri zındık, inançsız, folklorik-kültürel bir değer olarak gördüğünden, ayrımcı, ötekileştirici, dinci, apartheid sistemini ayakta tutmak, Türk-İslam sentezi temelinde toplumsal bütünlüğü sağlamak ve korumak, despotik-faşizan  yönetimini meşrulaştırmak  için var gücü ile çalışmaktadır. Bu nedenle bu Türkçü- İslamcı zihniyet Alevilerin demokratik eşit yurttaşlık talebini karşılamaz. Zira Alevilerin demokratik, eşit yurttaşlık talebi AKP-MHP zihniyetinin fıtratına aykırıdır!

    “ALEVİ ÖZ KURUMLARI VE KURULUŞLARI ŞEYTANLAŞTIRILIYOR, İTİBARSIZLAŞTIRILMAYA ÇALIŞILIYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    AKP-MHP Türk-İslam Cephesi hiç bir zaman Alevilerin öz kurumlarını, ocaklarını, inanç önderlerini muhatap almadı. Sözde, Alevi Çözüm Kurultayı’nda da bunu yaşadık. Şimdi de yaşıyoruz. Alevi öz örgütleri hem Türkiye’de, hem de Avrupa’da birer sivil toplum kuruluşları, muhalif guruplardır. Hiç bir güce sırtını dayamamışlardır.Kendi öz güçleriyle ayakta duran kurumlardır. En önemlisi bu kurumların demokratik bir yapısı vardır. Alevi öz kurumları, Alevi-Kızılbaş Ocakları inançları gereği, AKP-MHP tekçi zihniyetine, misyonerlik çalışmalarına, anti demokratik yönetimine, baskıya, zulme, ırkçılık, milliyetçilik, narsist ulusalcılığa karşı mazlumdan yana tavır takınarak eskiden olduğu gibi, günümüzde de karşı durmaktadır. Bu nedenle Alevi öz kurum ve kuruluşları egemen olan AKP-MHP tekçi zihniyet tarafından dezenformasyon ve algı operasyonu, kriminalleştirme pratikleri ile dışlanmakta, şeytanlaştırılmakta, yok sayılmakta, itibarsızlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunu sadece kendileri yapmamakta, Alevi yandaşları ile Alevilerin içine yapay tartışmalar sokarak, Alevileri kutuplaştırarak, husumet yaratarak, birbirlerine düşürmeye çalışmaktadırlar. Buna en somut örnek: ‘İnançsız Aleviler’, Alisiz Aleviler’, ‘Müslüman Aleviler’ vs. tartışmalardır.

    Bu nedenle, yaşanan sorunun en büyük kaynağı olan AKP-MHP zihniyetinin  Alevilerin sorunlarını çözmesi mümkün degildir. Alevilerin Türkiye’deki sorunlarının çözümü toplumun demokratikleşmesi ile mümkündür. AKP-MHP zihniyetinin fıtratında ‘Demokrasi, ‘Toplumun Demokratikleşmesi’ mevcut değildir. İslam Faşizmi ile demokrasi birbiriyle uyuşmaz, İslamo-Faşizim’den demokrasi çıkmaz. Bunu özellikle son 23 yıldır yaşayarak gördük. Alevilerin önünde iki büyük tuzak mevcuttur. 1. MHP Faşizan anlayışı, Alevilerin hakiki Türk oğlu Türk olduğu propagandası ile Alevilerden kendilerine şovenist, Pantürkçü ve faşist kitle tabanını oluşturmaya çalışıyor, Anadolu’daki Kürt, Arap Alevilerini de  yok sayıyorlar. 2. Misyoner Caferileri, Şiileri, Sünni İmamları alana sürerek ‘Aleviler Müslümandır’ dezenformasyonu ile Alevileri Şiileştirmeye, Sünnileştirmeye, asimile etmeye çalışıyor. Bu nedenlerle AKP-MHP Alevilerin sorunlarının çözüm adresi olamaz. Bu konuda CHP de Alevilerin ‘Eşit Vatandaşlık’ talebini ciddiye almalıdır ve AKP-MHP çizgisine kaymamak için dikkatli olmalıdır. CHP, sivil-öz Alevi kurumları ile aynı göz hizasında dialog halinde olmalıdır.

    “ALEVİ DERSİNİN OKULLARDA VERİLMESİ SAĞLANMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    AKP’nin ‘Kültür ve Turizim Bakanlığı’ bünyesindeki ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ bundan sonra her alana el atacaktır. Kendi yazarlarına sözde bilimsel araştırmalar yaptıracak, konferanslar düzenliyecekler, kitaplar yayınlayacaklar. Bunu beklemekteyiz. Kendilerinin görmek istediği Aleviliği topluma sunacak, Alevilere Müslüman-Sünni- Şeriatcı, Irkçı- Şoven, gömleği giydirmek için çalışacaklardır. Bunu da tarihsel-bilimsel etikten yoksun İslamcı din tacirleri, sözde akademisyenlerle yapacaklardır.

    Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’na Alevilerin vereceği yanıt, kendi inançlarını kendilerinin tanımlamaları ve özgüvenle kalıcı, yazılı bilimsel çalışmaları çoğaltmalı ve bu bilgileri Alevilerle buluşturmalıdır. Aleviler kendi öz örgütlenmeleri, ocaklar, dergah, cemevleri, vakıflar, federasyonlar, konfederasyon bünyesinde koordineli bir eğitim programı gerçekleştirmelidirler. Türkiye’de Avrupa’da ve dünyanın değişik yerlerindeki Alevi mekanları Alevi inanç ve felsefesinin öğretildiği okullar, akademiler olmalıdır. Yüksek okullarda kürsüler açılmalıdır, Alevilik dersinin okullarda verilmesi sağlanmalıdır. Bu konuda Avrupa’daki kazanımlar Türkiye’deki Alevi kurumları tarafından incelenmelidir. Önemli bir konuda Alevi kurum ve kuruluşları, ocakları, dergahları sol ve demokrasi güçleriyle sıkı ilişki içinde olmalıdırlar. Çünkü Alevilerin tek başlarına Türkiye’de demokrasiyi kurması ve Alevi inancını özgürleştirmesi olanaklı ve gerçekçi değildir.

    “ALEVİLER ÇEDES’E UYMAMALI, SİVİL İTAATSİZLİK ÖRGÜTLENMELİ, DERSLER BOYKOT EDİLMELİ”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi AKP hükümetinin ”kindar-dindar” nesil yetiştirme projesinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değildir. İçerik olarak Türk-İslam sentezidir. Ayrıca “TC. Devleti laiktir” ifadesinin, savının insanları aldatmaktan başka bir şey olmadığı ve toplumun Sünni- İslamlaştırılmasının hangi boyuta ulaştığını gösteren somut bir gelişmedir.

    ÇEDES uygulaması laiklikle bağdaşmaz. Bu anti-laik, anti-seküler bir uygulamadır. Buna ne yazık ki toplumun büyük bir kısmı sesini çıkarmamaktadır ve bu dinci uygulamayı kabüllenmiş görünüyorlar.

    ÇEDES masum çocuklar için bir zulümdür. Din üzerinden ayrımcılığın, tekçiliğin, nefretin  gelecek nesillere aşılanmasıdır. Pedagojik içerikten yoksun, çocukların ruh sağlığı ile oynanmak isteyen ÇEDES projesi, kindar, dindar, saldırgan ve kişiliksiz, edilgen, gerici, kaderci, kişiliği bozuk, itaatçi vb. bir nesil  yetiştirme projesidir. Bu proje dinin, dilinin, aklın, ilmin, evinin, kininin, kalbinin, davacısı bir gençlik, “kindar ve dindar nesiller” yetiştirmek’ isteyen AKP projesidir. Bu proje ile mollalar İslam dinini, devletle daha da fazla bütünleştirerek yukarıdan aşağıya itaatçi, otoriteye biat eden, anti-demokratik dinci bir toplum inşasını, kendi inancına, kendi yaşam tarzına uygun bir toplum  yaratmayı hedeflenmektedir. Bunun için AKP-MHP cephesi okulları ideolojik propaganda merkezlerine dönüştürme gayreti içindedirler.

    ÇEDES projesi din istismarıdır, çocukların geleceğini karartan bir projedir. Milliyetçi, İslamcı, cinsiyetçi, eril kodlar üzerinden kurulu ÇEDES uygulaması bu nedenle tüm çocuklar, özellikle de kız çocukları açıcından vahimdir. ÇEDES ile İslam inancından olmayan, inançsız çocuklar akranlarının stigmasyonuna, zorbalıklarına maruz kalacaklardır. Bu proje ile çocukların yaşam alanına müdahale edilerek, gelecekleri karartılmak istenmektedir.

    Aleviler bu programa uymamalı, sivil itaatsizlik göstererek dersleri, okulları boykot etmelidirler. Bu konuda ‘Amerika’da, Güney Afrika’da zencilerin Irkçılığa karşı verdiği mücadeleler ve sivil itaatsizlik mücadeleleri incelenmeli ve Anadolu’da da yeni bir itaatsizlik kültürü geliştirilmelidir. Anadolu’da “Cumhuriyetin çimentosu, garantisi Alevilerdir”, ”Aleviler laiktir, demokratiktir” diye anılırken, bu insanlara karşı yürütülen katliamlar, asimilasyon ve misyoner baskılar sonucu, nedense AKP-MHP zihniyetine hiç bir şey olmuyor, TC’nin temeli sarsılmıyor, insanlar tepkilerini göstermiyor. Başörtüsü yasağı nedeniyle ise yer yerinden oynuyor.

    Türkiye’de yüz yıllardır sürdürülen ve  II. Murat döneminde 1826’da kurulan Şeyhu-İslam, Cumhuriyet döneminde bu kuruluşun devamı olarak kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı, imam hatip okulları, İlahiyat Fakülteleri, Kuran kursları, Türkiye Diyanet Vakfı, Maarif Vakfı, Bilimi Yayma Dernekleri, cami kurma dernekleri vs. bir çok kurum ve kuruluşlar bir ruhban sınıfı oluşturmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bu kurumlar tarafından Türkiye halkları tarikatlar, şeriatçılar, mollalar tarafından kıskaca alınmışlardır.

    “EŞİT VATANDAŞLIK MÜCADELESİ ALEVİ TOPLUMU VE DİĞER TOPLUMLARCA İÇSELLEŞTİRİLMEDİ”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilerin Türkiye’deki ‘Eşit vatandaşlık’ talebi hukuksal alanda karşılık görmesine rağmen, yasa uyguluyacıları tarafından hukukun yok sayılması ve halkın bu uygulamalara tepkisiz kalması toplumun halen demokratikleşmediğini gösteriyor.

    Alevilerin öz örgütleri tarafından yürütülen eşit vatandaşlık mücadelesi ne yazık ki halen Alevi toplumu ve diğer toplumlar tarafından özümsenmemiş ve içselleştirilmemiştir. Kerbela’da Yezit tarafından katledilenler için ağıtlar yakan, her sene orucunu tutan Alevi toplumunun ciddi bir kısmı günümüz sorunları ile yüzleşmemektedir. İmam Hüseyin’in zalime karşı durduğu, Yezit’e biat etmediği için katledildiğine inanan ciddi bir Alevi topluluğu, günümüzde Alevilerin zorunlu- Sünni-Hanefi-İslam inancı ile Alevi köylerine zorunlu cami yaparak buralara Sünni-Hanefi-Müslüman İmam atayıp, misyonerlik yaparak, başka bir inanca biata zorlanmasına, Alevi kutsal mekanlarının gasp edilmesine ya da müze olarak işgal edilmesine ses çıkmamaktadır. Bu yetmez gibi cemevlerinde gönüllü Kuran kursları açılmakta, buralarda namaz kılınmaktadır.

    Ekonominin, kültürün, ahlakın, hukukun, eğitimin, aile planlamasının din ve milliyetçilik normlarıyla değerlendirildiği sürecin engellenmesi; tabanda itaatsizliği örgütlemekten, asimilasyonu ve milliyetçiliği kabul etmemekten, bunları içselleştirmemekten geçmektedir. Asimilasyonun en vahim trajedisi egemen gücün bakış açıcısını kabüllenmek ve sosyo-kültürel-inançsal yaşamı buna göre düzenlemektir. Aleviler ‘Alınları ak, yalınayak’ eşit vatandaşlık mücadelesini örgütlemelidirler. AKP-MHP ceberrut iktidarının insanların yaşam alanına, etnik ve dini inançlarına müdahalesini boşa çıkarmak üzere, hayatın her alanında, sokakta, hukuksal alanda, mücadele etmelidirler ve sivil itaatsizliği örgütlenmelidir.

    PİRHA/İSTANBUL

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

  • ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

    ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’

    PİRHA- Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bugünkü dosyamızın konuşmacısı Akademisyen/Alevilerin Sesi Dergisi Genel Koordinatörü Zeliha Altuntaş. Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturması, kısa ve uzun vadeli yerel ve merkezi bir duruş politikası ile hareket etmesi gerektiğini söyleyen Altuntaş, “Günü birlik alelacele basın açıklamaları ile çözülemeyecek kadar dağ gibi birikmiş sorunlar için bir ortak akıl ile hareket edilmelidir” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Akademisyen/Alevilerin Sesi Dergisi Genel Koordinatörü Zeliha Altuntaş sorularımızı yanıtladı.

    “ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NIN KURULUŞU RESMİ İDEOLOJİYE HİZMETTİR”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ZELİHA ALTUNTAŞ: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, AKP-MHP zihniyeti tarafından kendi ideolojilerini besleyecek ve yeniden ve yeniden üretecek şekilde asimilasyon amaçlı kuruldu. Bu kuruluş Alevi toplumunun tüm itirazlarına rağmen emrivaki ve dayatmacı bir şekilde gerçekleşti. Çözüm gibi sunulmak istenen bu simülasyonun çözümsüzlük olduğunu Alevi toplumu kollektif bilinciyle haykırsa da devlet bu sese sağır kaldı. Devletlerin bir inancı tanımlamak gibi bir görevi olamaz. Din ve vicdan özgürlüğünün devlete yüklediği en temel görev, inançları olduğu gibi tanımasıdır, tanımlaması değil. Kaldı ki mensubu olmadığın bir inancı yaşamadıkça nasıl tanımlayabilirsin, asıl özneleri dururken! İlk ve son söz bu inanca mensup bireylere aittir.Türkiye’de din özgürlüğü denince nedense akla sadece bir kesimin din özgürlüğü gelmekte, zira toplumsal sözleşme İslam-Türk-erkek ve heteronormativ ahlak yapısı üzerine temellenmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi “tüm insanlar özgür, değer ve hak bakımından eşit olarak doğarlar” dese de sorun, insan kategorisine kimlerin dahil, kimlerin dahil edilmek istenmediği meselesidir. Tek taraflı siyaha karşı beyazın hakkı, doğuluya karşı batılının hakkı, proletere karşı burjuva hakkı, Alevilere karşı Sünnilerin hakkı; azınlıklara karşı çoğunluğun hakları, kadınlara karşı erkeklerin hakkını savunan “İnsan hakları“ sorunun kaynağıdır.
    Bu nedenledir ki asıl sorunun çözümü herkes için inanma veya inanmama özgürlüğünün eşitlikçi-çoğulcu bir şekilde uygulanması, kurumsallaşması ve güvence altına alınmasıdır.
    Devletin ne dini olur ne de ideolojik dayatmaları, aksi takdirde bu sözleşmenin dışında kalanlar devletsizdirler, çünkü öyle hissettirilir. Siyasi iktidarın kurumu olan ve Sünni inanç sistemine göre oluşturulan Diyanet İşleri Başkanlığı devasa bütçesi ile devlet bürokrasisinin önemli bir kurumu olarak tek bir dini ve resmi ideolojiyi temsil etmektedir. Türkiye’de laiklik ilkesi, evrensel din özgürlüğü anlayışı çerçevesinde değildir. Hiç de olmamıştır.
    Din özgürlüğünün önündeki en büyük engel resmi ideolojidir. Devletin, bir dinî öğretmek ya da propagandasını yapmak şeklinde bir duruşu olamaz. Diyanet yayınlarında ve din dersi kitaplarında resmî İslam’ın dışındaki inanç ve anlayışlar, nefret söylemleri ile hedef gösterilmekte, düşman yaratılmaktadır. Özcesi, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kuruluş gayesi ne Alevilere ne de Aleviliğe hizmettir, tam tersi bu tekçi zihniyetin ideolojisine hizmettir.

    “BİR ALEVİNİN AKP-MHP ZİHNİYETİYLE ÇÖZÜMSÜZLÜK MASASINA OTURMAMASI ONURLU OLANIDIR”

    MASAYA -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    “Adalet aritmetik değil geometriktir” der Platon.

    Adalet, hakkınızı aldığınızı düşünürken başkasının hakkını da düşünmektir, fakat çözüm değil de çözümsüzlük üzerinden varolan bir ideolojinin temsilcileri iseniz gayeniz ne hak arayışı olur ne de çözüm…Varoluşunuzun devamlılığı için de sorunu çözmek değil büyütmek olur… Oysa ki kolay ve anlaşılır olan bir inancı olduğu gibi tanımaktır. Ekonomik kriz, iklim krizleri, savaşlar gibi otoriterleşmeyi tetikleyen çoklu krizlerin gelir eşitsizliklerini ve derin yoksulluğu artırdığı bu süreçte sosyal istikrarsızlığın baş göstermesi kaçınılmazdır. Egemenlerin bu krizlerden kendilerini var ettiklerini düşünürsek her zaman için düşman bir cepheye, kutuplaşmaya ihtiyaç duyulacaktır. Dolayısıyla da farklı kültürel, etnik, inanca dayalı ve cinsel kimlikler arasındaki çatışmayı da büyüten politikalar üretilecek, çözüm değil, çözümsüzlük çözüm gibi dayatılacaktır. Bir Alevinin AKP-MHP zihniyeti ile çözümsüzlük masasına oturmaması onurlu olanıdır. Bu bağlamda da kurumlar gerekli duruşu bu konuda göstermişler ve Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Aleviler için yok hükmünde olduğunu beyan etmişlerdir.

    “ALEVİ KURUMLARI BÜNYESİNDE BİR ‘ALEVİ BİLİM KURULU’ OLUŞTURULMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Alevilik yasaklı bir inanç, yasaklı bir kültür, yasaklı bir öğreti olarak kapalı toplumsal yapı içinde varlığını sürdürmüş ve kamusal alanda da kimliğini gizlemek zorunda bırakılmıştır. Alevi inancı bugünlere sözlü aktarım araçları ile taşınmıştır. Aleviliğin tarihi, ritüelleri, inancı çoğunlukla da asimilasyon amaçlı ideolojik olarak gerçekleştirilen çalışmaların nesnesi olmuş, egemenlerin tarih yazıcılığının gaspına uğramıştır.

    Sözlü kültür merkezli Alevilik inancının bilginin depolanması ve doğru aktarımı için yazı ile de barışması gerekmektedir, bu alanı egemenlerin tarih yazıcılığına bırakamayız. Fuat Köprülü’nün paradigma haline gelen savı hiç sorgulanmadan veri olarak kabul edilmiş bunun üzerinden de Alevilik şekillendirilmek istenmiştir. Bu inancın öznesi olarak kendi inancımızı kirli bilgilerden arındırmalıyız. Zamana-mekana uygun olarak ve özünü koruyarak yeniden gönül ve akıl sentez birlikteliği ile yorumlamalıyız. Alevilik öğretisinin simgesel bir dili vardır. Dolayısıyla bu sözlü söylencelerin analizi doğru yapılmalı ve Alevi terminolojisi Aleviler tarafından oluşturulmalıdır. Eril ve ideolojik tarih yazıcılığı asimilasyon araçlarının en büyük damarını oluşturmaktadır. Egemen olan inançlar, kültürler iktidarın sunmuş olduğu tüm araçları kullanarak tarihi
    yeniden dizayn ederek ve yasaklı inançları bu süreçte eriterek kendi tarihlerini yazmışlardır. Bu nedenledir ki tarihsel, inançsal, politik ve kültürel açılardan Alevi kimliği ve Alevilik üzerine yapılan yayınların çoğalması bir elzemdir. Aleviler arasında varolan sınırlı sayıda yazılı eser bulunmaktadır. Alevi kurumları bu bağlamda Alevilik üzerine akademik çalışmaları desteklemeli ve bünyesinde bir Alevi Bilim Kurulu oluşturmalıdır. Bu bilim kurulu tarafından kitap listeleri oluşturularak doğru kaynaktan bilgiye ulaşım desteklenmelidir. Hacı Bektaş Veli Dergahı bu bağlamda kaynak niteliğinde kitap çalışmaları yapmaktadır.
    Alevi kurumları içeriğinde bilim-hukuk-eğitim-sanat- ekoloiji ve toplumsal cinsiyet birimleri oluşturarak bilgiyi üretme moduna geçmelidir.

    “EĞİTİMİN TÜM ALANLARI SİYASAL İSLAMCI ZİHNİYET TARAFINDAN ZAPTEDİLMİŞTİR

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    İdeolojik devletler, siyasi ve dini varlıklarını sürdürebilmek ve yeniden mayalayarak üretmek ve bunu halka empoze etmek için devletin baskı ve ideolojik araçlarını kullanırlar. Totaliter- Otoriter ideolojik devletler, toplumu kendi ideolojileri şeklinde biçimlenmesi için eğitim kurumlarını yani okulları bir araç olarak kullanılırlar. Louis Althusser, eğitimi, devletin bir ideolojik aygıtı olarak betimlerken, okulları da egemen ideolojilerin çocuklara empoze edildiği mekanlar olarak görür. Normları, siyasi değerleri, dini inançları, mevcut ideolojiyle özdeşleştirerek okul öncesi ve okul sonrası müfredatı kendi siyasi ideolojileri doğrultusunda oluşturmaktadırlar.
    Siyasal-islamcı otoriter rejim tarafından asimilasyon ve biat etme politikaları ile düşünmeyen, sorgulamayan, eylemeyen, özcesi koşulsuz biat eden kindar ve dindar bir nesil hedefliyorlar. Bilimsel kodları ve dini kodları sürekli üreterek siyasal islam ideolojisine uygun olarak toplumu inşa etmek için devletin tüm araçlarından faydalanan bu zihniyet ‘din dersi eğitimi‘ adı altında geleceğimiz olan beyinleri karartıyor. ‘Din dersi eğitimi’ diye bir kavram yanlış, ölmüş, eskimiş bir kavramdır. Dinin eğitimi olmaz, din ancak bilgi anlamında öğrenilir, dinler bilgisi perspektifiyle. İnanç ise her bireyin kendi vicdanında beslediği ve yaşattığı değerlerdir. Ayrıca unutulmamalıdır ki, bu coğrafyada sadece tek bir inanca ait bireyler yaşamamaktadır. Bu topraklarda kadim zamanlardan gelen Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, Ezidiler ve hiç bir inanca kendini ait hissetmeyen bireyler yaşamaktadır.

    “ALEVİ KURUMLARI ÇOCUKLARA, GENÇLERE; EDEBİYAT, SANAT, EKOLOJİ, TOPLUMSAL CİNSİYET PROGRAMLARI SUNMALI”

    Genel olarak tüm eğitim sistemini ele alacak olursak nepotizm ve mobbing ile eğitimin tüm alanları siyasal-islamcı zihniyet tarafından kadrolaşarak zaptedilmiştir.
    Üniversiteler ölü bilgilerin, normatif -ahlak sisteminin dayattığı, anlamsızlaşmış bir çok kavramlar etrafında depolanmıştır. Ölü bilgiler mezarlığı gibi! Eğitim sisteminin amacının endüstrileşmenin ihtiyacını kurgulamak üzere de dizayn edildiği aşikar.
    Eğitim hakkı ilkesine uygun olarak hukuk devleti çerçevesinde yeniden bir Pedagojik Eğitim Sistemi düzenlenmesi için Alevi kurumları kendi bünyelerinde bir birim oluşturarak kısa ve uzun vadeli çalışmalar yapmalı, devlet politikalarına karşı günü birlik acilen basın açıklamaları dışında demokrasinin tüm araçlarını kullanarak stratejik bir yol oluşturmalıdır. Kısa ve uzun vadeli eğitim konusunda diğer sivil toplum örgütleri ile birlikte çalıştaylar düzenlenmeli bir yazılı konsept oluşturulmalıdır. Alevi kurumları da örnek teşkil edecek şekilde çocuklara, gençlere bilinç düzeyini yükseltecek edebiyat, sanat, felsefe, ekoloji, toplumsal cinsiyet çalışma programları sunmalı ki itiraz ettiğimiz konulardaki çözüm önerileri niteliğindeki atölye çalışmalarımız örnek teşkil edebilsin.

    “SİVİL İTAATSİZLİK YÖNTEMLERİ KULLANILMALI”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Demokrasilerde sivil toplumun yasaları ve hükümet politikalarını etkileyerek siyasete yön vermek gibi bir sorumluluğu vardır.
    Tüm yasal yollar denendikten sonra kendi özgünlüğü çerçevesinde sivil itaatsizlik eylemleri gerçekleştirilebilir. Ortak adalet anlayışının ihlali bizzat devlet aracılığıyla gerçekleştirilmekte din ve vicdan özgürlüğü anayasa ile güvence altına alınmasına rağmen hükümet tarafından bir hak ihlali yaşanmaktadır. Eşit özgürlükler ve eşit şans ilkeleri ihlal ediliyor Alevi toplumunun taleplerine ve itirazlarına rağmen hukuk kuralları bizzat devletin ta kendisi tarafından ihlal ediliyorsa demokrasinin tüm ögeleri ile birlikte seri şekilde sivil itaatsizlik yöntemleri kullanılmalıdır. Toplumsal hafızanın ve kollektif bilincin-tavrın büyümesi için kamuoyu oluşturmak gerekmektedir. Thorea, adaletsizlikler karşısında bireysel-toplumsal sorumluluk almanın önemini, özgürlüklerin devlet üzerindeki önceliğini ve insan haklarının zamanaşımına uğramazlığı adına bireysel ve toplumsal bilincin örgütlülüğüne vurgu yapar. Bu bağlamda örgütlü gücümüzü bilinç ile çoğaltmalıyız, aksi takdirde sadece ivmesiz bir kalabalığa dönüşürüz, hiçliği değil, bilinci örgütlemek gibi bir gayemiz olmalı. Bu gaye tüm muhalif güçlerin derdi olmalı. Çokluk siyasal eylemin gerçekleştirilmesinin şartı görüşünü savunur, Negri ve Hard.

    “ALEVİ KURUMLARI AKP-MHP ZİHNİYETİNE KARŞI BÜNYELERİNDE SİYASİ BİRİMLER OLUŞTURMALI”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Evet, küreselleşme ile birlikte, 1980 sonrası Türkiye’de önemli bir siyasal ve toplumsal dönüşüm yaşandı. Türkiye iç siyaseti açısından değerlendirmek
    gerekirse Türk-İslam sentezinin bir resmi ideoloji olarak dikte edilmesine karşı Alevi örgütlenmesi doğmuştur. 1990 yılından itibaren de Alevilere yönelik şiddet, baskı ve katliamların artması sonucu Alevilik örgütlenmesi ivme kazandı. Sivas Madımak Otelinde tam 33 canın diri diri yakılması ve bu katliama tüm devlet erkinin de seyirci kalması Alevilerin birlikte örgütlenmesi gerçeğini yaşama geçirdi. Alevi kurumları 34-35 senedir örgütlü bir şekilde faaliyetlerini gerçekleştirmektedir.

    II. Beyazıd dönemi ile birlikte, müftülerin fetvaları ile daha yoğun olarak atılan nefret tohumları günümüze kadar uzanmıştır. Orwell “Düşünce dili çürütürse, dilde düşünceyi çürütür” der. Zira söylem aracılığıyla zihinler kontrol altında tutulmak istenir. Söylemler özellikle ideoloji, ırkçılık, etnik, inançsal, cinsiyetçi aslında kendi gibi olmayan tüm ötekileştirilen muhalif kesim için kullanılır. İnanç Özgürlüğü Girişimi, “Türkiye’de Din veya İnanç Temelli Nefret Suçları” raporuna göre tespit edilebilen nefret suçlarının yarıdan fazlasında Aleviler hedef alındı. Nefret suçu ile mücadele ve bu suçları önleme bir lütuf değil, devletlerin hukuki yükümlülüğü. Fakat, Alevilere yönelik nefret suçları bizzat devlet eliyle yapılınca kanıt üretme imkanlarını kullanma yöntemleri üzerine sivil topluma büyük sorumluluklar düşmektedir.

    Alevi kurumları örgütlü gücünü AKP-MHP zihniyetinin asimilasyon politikalarına karşı kullanmak için bünyelerinde siyasi birimler oluşturmalı kısa ve uzun vadeli yerel ve merkezi bir duruş politikası ile hareket etmelidir. Günü birlik alelacele basın açıklamaları ile çözülemeyecek kadar dağ gibi birikmiş sorunlar için bir ortak akıl ile hareket edilmelidir. Kurumların bünyesinde siyasi, ekonomik, ekolojik, hukuk, eğitim, sanat ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi özel birimler oluşturularak kendi alanlarındaki sorunlara çözüm üreten devlet politikalarına karşı atakta bulunan dinamik fikir üreten ve eyleyen bir yapıya dönüşebilirse asimilasyon politikalarına karşı etkin olabilir.

    “ÖZÜNE UYGUN, BİZE AİT ANMALAR DÜZENLEYEBİLİRİZ”

    Bugünlerde tartışılan bir konu da Hacı Bektaş Veli anmalarına müdahil olmak isteyen Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerine. Hacı Bektaş Veli anmalarının başlangıç noktasına gelirsek sorunun asıl kaynağını da görebiliriz. Alevilere ait olan dergahların devlet tarafından gasp edilerek müze haline getirilip giriş ücreti de talep edilerek halka açılması. Ve müze olarak açılış tarihinde de Hacı Bektaş Veli anmaları şeklinde bizlere lütuf gibi sunulması. Asıl soru, biz Aleviler bu anmaların neresinde olmalıyız? Olmalı mıyız?
    Bize ait olan dergahlarımızın gaspına hizmet etmek, onay vermek değil midir, bu anmalara dahil olmak? Bu sorular üzerinden belki de yeni çözüm yolları oluşturmalıyız.

    Etik olan bu anmaların gerek merkezi gerek yerel siyasetten arındırılarak devletin görünen ve görünmeyen elinin çekilerek tamamıyla sivil olması ve içeriğinin de devlet protokolünden arındırılması olmalıdır. Bir gönül ve bilim okulu niteliğinde olan dergahlarımızın içeriğine uygun olarak bilim, sanat, edebiyat, felsefe çalıştayıları şeklinde özüne uygun bize ait anmalar düzenleyebiliriz.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO

  • Gülistan Doku 1621 gündür kayıp; Avukatın verdiği dilekçeler işleme bile konulmuyor

    Gülistan Doku 1621 gündür kayıp; Avukatın verdiği dilekçeler işleme bile konulmuyor

    PİRHA-Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana tam 1621 gündür haber alınamıyor. Verdikleri dilekçelere yanıt verilmediğini söyleyen Avukat Ali Çimen, “Hukuk mücadelemiz devam ediyor tabi ama taleplerimiz reddedilmeyi geçin işleme bile alınmıyor. Soruşturmayı yürütenler taleplerimizi değerlendirmiyor ve dosyamızı sürüncemede bırakıyorlar” dedi.

    Munzur Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020’den bu yana haber alınamıyor.

    Gülistan Doku, dört bir tarafı karakollarla çevrili ve kameralarla izlenen Dersim’de 1621 gündür kayıp. Yetkililer ise Doku’yu bulmak yerine şüphelileri aklamanın peşine düştü.

    Gülistan Doku’nun aile avukatı Ali Çimen, dosyadaki baş şüpheli Zaynal Abarakov’un yeniden tutuklanması, Zaynal Abarakov’un babası Engin Yücer hakkında da dosyaya “şüpheli” sıfatıyla girmesi ve dönemin valisi Tuncay Sonel hakkında da “görevi kötüye kullandığı gerekçesiyle” Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuştu.

    Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasının son durumuna ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “DOSYA ŞU AN ATIL DURUMDA”

    Verdikleri dilekçelere yanıt verilmediğini söyleyen Avukat Ali Çimen, “O yüzden dava sürecine ilişkin herhangi bir gelişme olmadı, dosya şu anda atıl durumda. Hukuk mücadelemiz devam ediyor tabi ama taleplerimiz reddedilmeyi geçin işleme bile alınmıyor. Taleplerimiz yok gibi değerlendiriliyor ve ret bile edilmiyor. Soruşturmayı yürütenler taleplerimizi değerlendirmiyor ve dosyamızı sürüncemede bırakıyorlar. Etkin bir soruşturma yürütülmesi için hukuk ve kadın örgütlerinin dosyaya müdahil olmalarını bekliyoruz. Taleplerimizin bir an önce kabul edilmesini bekliyoruz” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız’-VİDEO

    ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız’-VİDEO

    PİRHA- Yazar Ali Yıldırım, bir Alevi ruhu, duygusu, duruşu inşa edilmesi gerektiğini söyledi. Yıldırım, “Alevi bilincinin her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunun, kendi varlığını korumak açısından Alevi değerlerine, esas olarak örgütlerin bunun üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum” dedi. Yıldırım, Cemevi Başkanlığı bünyesinde yapılmak istenenleri de “Devletin, Alevilikten muradı Şiilik sosuna batırılmış bir İslam” şeklinde yorumladı.  

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Buna karşılık Alevi toplumu, temel insan hakları konusunda taleplerini dile getirmeyi sürdürüyor. Zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi başlıkları, toplumun öncelikli talepleri arasında bulunuyor.

    Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor. Tüm bunlarla birlikte AKP-MHP Hükümeti, 9 Kasım 2022’de Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip olmakla birlikte hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ise son süreçte Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan bir kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda dinci yapıların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Sorularımızı Yazar Ali Yıldırım‘a yönelttik.

    “ALEVİLERE YÖNELİK DEVLETİN BİR AŞKI VAR!”

    PİRHA: AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    ALİ YILDIRIM: Şimdi bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı projesini bir ‘AKP Projesi’ olarak anlamak eksik olur. Bence bu devlet aklının bir işi. AKP projesi olsa, düğün değil bayram değil bu ilişki niye gelişti? Tayyip Erdoğan’ın, Alevilere derin bir aşkından söz etmek herhalde mümkün olmasa gerek. Yani burada Alevilere yönelik devletin bir aşkı var! Çünkü projenin mimarı, İçişleri Bakanıydı. İçişleri Bakanlığının o görevlilerinin ‘özel görevli’ olduklarını düşünüyorum. Yüzlerce cemevi ziyaret edip, köy gezdiklerini açıklayıp bunu da bir rapor halinde yayınladılar zaten. Öteden beri devletin Alevi politikasını biliyoruz; ret, inkar, asimilasyon üzerine kurulu bir Alevi politikası var. Peki bu politikayı değiştiren ne oldu? Şunu görmemiz lazım; Aleviler 1993 Sivas Katliamı’ndan beri ciddi bir örgütlenme sürecine girdi. 2000’li yıllarda ciddi bir Alevi aktivitesi ve taleplerin güncellenmesi söz konusu oldu. Büyük mitingler ve hareketlilik yaşandı. ‘Alevi’ adıyla örgütlenmeler ilk kez 2000’li yılların başında ‘Alevi-Bektaşi’ kuruluşları adıyla gerçekleşti. Buna yönelik yasaklamalar oldu ve bir yargı süreci işledi. Tüm bunlar sonrasında 2002 yılında Alevi Bektaşi Federasyonu kuruldu. Yani Alevi adıyla dernek kurmanın yasak olduğu bir zamandan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı diye bir yere geldik. 2000’li yıllarda ciddi bir Alevi toplumsal muhalefeti söz konusuydu. Alevi muhalefetinin temel sloganı bugün de birçok yapının sahiplendiği ‘Eşit yurttaşlık’ hakkı olmuştu. Bu çok anlamlı bir slogandı. Bu eşit yurttaşlık hakkı meselesinde, gölge etme; yani devletten bir şey beklemek değil, yani ‘devlet bizim için şunu da yapsın’ diye artıdan bir talep değil, eşit yurttaşlık hakkı. Ayrımcılık yapma, yani ‘inancımdan, dinimden, öğretimden, felsefemden, kimliğimden, cinsiyetimden, etnik kökenimden dolayı ayrımcı davranma’ talebiydi bu. Yoksa bazı arkadaşların yanlış anladığı gibi ‘ona veriyorsan bana da ver’ değil.

    Alevilerin talepleri dine imana dair talepler değil. Yani bu talepler Alevilere özel talepler de değil. Bu talepler demokratik talepler ve Türkiye’de yaşayan her demokratın, hatta her liberalin sahiplenmesi gereken taleplerdir. Laiklik, Diyanet sorunu, din dersleri meselesi neden yalnızca Alevilerin meselesi olsun ki? Zorunlu din dersi yalnızca Alevilere uygulanan bir şey değil ki, bütün çocuklara yönelik uygulanan bir tahribat. Gencecik beyinlerin tahrip edilmesi meselesi… Şimdi o anlamda ‘yanımızdaki dostlarımız bizi anlamıyor’ demeyeceğim; bilinçli olarak öyle bir tavır geliştiriyorlar ama bizim yanımızda olan, bizimle birlikte yürümesi gereken dostlarımız, kuruluşlar, siyasi yapılar da Alevilerin bu taleplerini anlayamadılar. Yani bu bir din iman talebi değil ki. Maalesef 2010’dan beri Aleviler, demokratik siyasi arenanın biraz dışına çıkıp kendi dertleriyle uğraşmaya başlayınca bu talepler de yavaş yavaş unutulmaya başlandı. Hatta Alevilerin de gündeminden çıktı.

    Bugün geldiğimiz noktada Alevilerin, örgütlerin bu talepleri yüksek sesle seslendirdiğine maalesef tanık olmuyoruz. O nedenle devlet aklının bu süreçte devreye girdiğini düşünüyorum. Devlet ‘biz bu Alevileri kendi haline bırakırsak’ ki Aleviler içerisinde çok ciddi bir akım Aleviliğin kadim, antik tarihinden yola çıkarak Aleviliğin özgünlüğüne vurgu yapmaya başladı. Yani 90’ların başında Nejat Birdoğan ‘Aleviliğin İslam’la bir ilgisi yok. Alevilik kendine özgü bir inançtır’ dediği zaman ortalığı birbirine katan insanların çocukları bugün ‘Alevilik kendine özgüdür, Aleviliğin İslam’la ya da başka bir inançla ilgisi yoktur’ noktasına geldi. Büyük çoğunluk bu noktada fikir söylerken Alevi çocuklarının büyük bir bölümü de hızlı biçimde Aleviliğin bu boyutunu görürken bir taraftan da Alevi çocukları hızla ateistleşip, deistleşmeye başladı. Alevi çocuklar Müslüman, Hristiyan olacaklarına ateist olsunlar, çok daha anlamlı bir yerde hayatlarını taşıyabilirler.

    Şimdi burada devlet diyor ki ‘Ya kardeşim bu Aleviler hızlı ateistleşiyor’. İran mollası Şeriat Medari 90’lı yılların başında Diyanet İşleri Başkanlığı görevlisi Süleyman Ateş ile bir toplantıda buluşuyor. Şeriat Medari o zamanlar şu tespiti yapmıştı ve biz de bunu Pir Sultan dergisinde gündeme getirmiştik. Diyor ki ‘bu Aleviler hızla ateistleşiyor. Ya siz bunları Sünni’leştirin ya da bize bırakın Şiileştirelim’. Devletin 2010’lu yılların ortalarına kadar politikası ‘Alevilik diye bir şey yok’ şeklindeydi. Diyanet İşleri de ‘Alevilik diye bir inanç söz konusu değil. Cemevi diye bir ibadethane söz konusu olamaz’ diyordu. Açtığımız davalarda mahkemeler Diyanetin görüşüne başvuruyordu ve Diyanet de bize ‘Alevilik diye bir şey yok, ibadethanesi de söz konusu olamaz. Aleviler de Müslümandır. Aleviler de ibadet yapacaksa buyursunlar camimize gelsinler’ diyordu. Yani devletin resmi politikası, İçişleri Bakanlığı’nın özel görevlileri sahaya sürüp onlardan istihbarat toplayarak oluşturduğu konsepte kadar ‘Aleviler Müslümandır, camiye gelmeliler’ yönündeydi. Şimdi devlet bu konuda Diyaneti bir tarafa bıraktı, görüşlerini muhtemelen taşımaya devam ediyor ama bunun hayatta bir karşılık bulmadığını fark etti. Yani ‘ne kadar çağırırsan çağır bizden sana gelen olmaz’ durumu…

    Bir Alevi köylüsü ilçeye gitmiş, günün ortasında camiden hoca ezan okuyor, yanındakine ‘ne diyor?’ diye sormuş. O da ‘namaza çağırıyor’ demiş. Alevi de ‘ne kadar çağırırsan çağır bizden sana gelen olmaz’ demiş. Ve bu sözü söylediği için Osmanlı engizisyonu zulmüne uğramış. Yani adamın hakkında ‘katli vacip’ fetvası verilmiş… Şimdi Diyanet’in bu yaklaşımı bir tarafa bırakıldı ve yeni bir konsept oluşturulmaya çalışılıyor.

    Şimdi devlet diyor ki ‘baktık bu Alevileri Sünnileştiremiyoruz, zaten Aleviler Şiilik aracılığıyla asimile olup Müslümanlaşıyorlar. Biz buna illa da niye Sünnilik dayatalım? ‘Devlet Aleviliği inşa edelim, var olanı koruma altına alalım’ diye düşünüldü. Devlet diyor ki ‘Biz bırakırsak bunlar zaten özgün Aleviliğe, Aleviliğin kendi başına bir inanç olduğu noktasına gidecekler ve ateistleşecekler. O zaman buna meydan vermememiz lazım, elimizin altında bir devlet Aleviliğinin bulunması lazım. Yani ihtiyaç anında kullanabileceğimiz bir yerde bir devlet Aleviliği inşa edelim, içine üç aşağı beş yukarı Şiilik de bırakalım. Zaten asimilasyona da gönüllü olarak koşuyorlar’.

    Şimdi bir de bakanlık görevlilerinin köylere nasıl gittikleri konusu var. İçişleri Bakanlığı aracılığıyla valiye gidiliyor, vali ise kaymakama yönlendiriyor. Gariban köylü de ne yapsın, gelen çocuklar da sözde ‘Alevi’… Onlara dertlerini anlatıp ‘şöyle eksiğimiz var’ diyor ve onlar da raporlarında 1500 sayfalık bir kitap oluşturdu. Bu raporun içeriğinden ise ne Alevi örgütlerinin ne Alevi aydınlarının haberi var!”

    “DEVLETİN ALEVİLİKTEN MURADI ŞİİLİK SOSUNA BATIRILMIŞ BİR İSLAM”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Zaten dertleri sorun çözmek değil ki. ‘Alevilerin sorunu’ diye alt alta neyi koyuyoruz? Bunu konuşmadan hangi sorunu çözecek? 2000’li yıllardaki sorunları söyledik ve o sorunlar burada duruyor. Veya o sorunlar yalnız Alevilerin sorunu da değil. Yani ‘Çözümü beklenen nedir?’ diye sormak gerek. Yani devlet, Aleviliği yedeklemek, elinin altında tutmak istiyor. Peki bu nasıl bir Alevilik? Devletin, Alevilikten muradı Şiilik sosuna batırılmış bir İslam… Çünkü din sonuçta bu coğrafyada devletin vazgeçemediği bir araç. Din, egemen sınıfların iktidarlarını, egemenlik sistemini sürdürme noktasında çok önemli bir ideolojik iş görüyor. Devlet, Diyanet İşleri Başkanlığına o kadar bütçeyi dini çok sevdiği için mi ayırıyor? Yaşantılarına bakarsan dinle bu kadar aşklarının olmadığını fark edersin. Bir taraftan egemen sınıflar, bir taraftan da devletin bizatihi kendisi itaat eden, aklını esir aldırmış bir kitleyi hem yönetmek hem de sömürmek çok daha kolay. Düşünsenize, 20 yıldır sınıfsal konumuna, yoksulluğuna bakmaksızın yalnızca dini gerekçelerle itaat eden bir toplum var.

    Dinin ideolojik bir işlevi var. O yüzden de ‘Aleviliği bir dinsel niteliğe büründürürsek o Aleviliğin tarihsel muhalefetini, itiraz unsurlarını ortadan kaldırır, içine boşaltırsak bize artı bir yedek güç daha olacak’ diye düşünüyorlar. Belki Tayyip Erdoğan için yedek bir güç olmayabilir ama egemen sınıflar ya da başka iktidar sahipleri ve devlet açısından bir yedek güç olacak. Çünkü Aleviler kadar kafası resmi ideolojiyle bulanmış, kendi bilincinden yoksun, devlet bilinci olmayan bir topluluk daha yok. Alevi toplumu, resmi ideolojinin ders kitaplarına yazdığı tarihi kendi tarihi sanıyor ve onu ezbere söylüyor. Sokaktan çevirdiğimiz ilk Aleviye, ‘tarihini anlat’ diyelim, sana resmi ders kitaplarında yazan tarihi anlatacaktır. Devletin tarihsel olarak 1923 yılından bu yana yaptığı bütün operasyonları için ‘haklıdır, meşrudur’ diyecektir. Cumhuriyetçilerden daha fazla bir cumhuriyet savunmasında bulunacaktır. Maalesef Alevinin kendi aklı yok. Yani İslamcı çevrelerin en azından bir zamana kadar kendi bulunduğu yerden sisteme yönelik itirazları vardı ama Alevi toplumu, bütün tarihi kendi tarihi sanıyor ve böyle sarılıveriyor. O yüzden de Alevi toplumunun devlete bakışı maalesef İslamcılardan daha sevgi dolu. Halbuki sistemin hukuksal ve pratik anlamda onlara yaptıkları orta yerde duruyor.

    “ALEVİLERİN SİSTEMLE İLİŞKİSİ SON DERECE BELİRSİZ”

    Şimdi Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu. Orada yüzden fazla ‘Cemevi uzmanı’ çalışıyor. Buraya girmek için bir sürü yerden de referanslar buldular. O kuruma girmek için benden bile referans isteme utanmazlığını gösterenler oldu. ‘galiba beni tanımıyorsunuz ya da yanlış bir Ali Yıldırım olduğu söylenmiş’ diye cevapladım. Şimdi bu kurum Turizm Bakanlığı’nın bütçesini, örtülü ödenek kullanıyor. Sonuçta Diyanet bütçesi ile karşılaştırdığınız zaman bu kurumun kullandığı bütçe komik kalır. Ama biz Alevilerin devletle ilişkisine kurgulamadığı için devlet ilişkisinde bir perspektif geliştiremedikleri için, diyelim ki 10 torba çimento, 2 kamyon kum, bilmem kaç tane kiremit… Sanki ihtiyacı varmış ve onlar olmadan cemevi ya da hayat devam etmeyecekmiş gibi bir ruh hali içerisindeler. ‘Devlet onlara veriyor, bize de versin’ sözü son derece yanlış. Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili olarak ‘yediğiniz lokma haram lokmadır’ diyorduk. Çünkü ‘Diyanet’in bütçesinde bütün insanların payı var’ diyorduk. Şimdi Diyanet o parayı yerken haram olan lokma bize verildiğinde nasıl helal hale geldi? Alevilerin talepleri noktasında Devlet bir imar ve belediye yasasında değişiklik yaptı, cemevlerinin imar planına işlenmesini imar planında cemevlerine yer ayrılmasını sağladı. Sonrasında cemevlerinin yapımını bakım ve giderlerini belediyelere verdi, su parasını çözdü ve en son ‘cemevlerinin elektriğini de ben vereceğim’ dedi. Yani bizim çerağımızı devlet uyandıracak. Peki, devletten aldığın suyla pişirdiğin lokma helal lokma olur mu olmaz mı?

    Bu noktada Alevilerin sistemle ilişkisi son derece belirsiz. Bir taraftan ‘biz de alalımcılar’ var ki şöyle bir durum var; örneğin Cem Vakfı, dava açarak ‘elektrik su parasını ödemeyeceğiz, devlet ödesin’ demişti. Bizim örgütlerimiz; AKD, Pir Sultan Abdal Derneği’nin şubeleri de ‘elektrik su parası ödemeyeceğiz’ diye dava açmışlardı.  Kardeşim sen dava açmışsın benim faturalarımı devlet ödesin demişsin. Peki şimdi bu ne?

    “DEVLET KUURMLARLA MUHATAP OLMAK YERİNE EN ZAYIF HALKAYA GİDİYOR”

    Şimdi birkaç Alevilik türü ortaya çıkmış durumda. Bunlardan bir tanesi ‘Devlet Aleviliği.’ Bunu konuştuk. Devlet, kurumlarla muhatap olmak yerine en zayıf halkaya gidiyor. Merkez örgütlerinin elektrik, su, çimento gibi ihtiyacı yok ki ama şubenin var. Örneğin bir köyde cemevi inşaatı yarım kalmış ya da damı akıyor falan. İşte bunu biliyor ve Cemevi Başkanlığı oradan yürüyor. Şimdi merkezde niye muhatap olsun ki sonuçta altını boşalttığı zaman amacına ulaşacak. Muhtemelen şimdi elektrik su için de birçoğu gidip başvuracak ve ‘elektrik parası ödetmekle onların adamı mı olacağız?’ diyecekler.

    İki; ‘Belediye Aleviliği’ var. Yani belediyelerin bir anlamda organize edip şekillendirdiği bir Alevilik tarzı var. Yani belediyeler ‘Anahtar teslimi cemevleri’ yapıyor. Kocaman binalar yapıp sanki bir şirket merkezi yaratıyorlar. Camlarla falan kaplayıp sanki bir AVM gibi inşa ediyorlar. Aleviliğin hiçbir kadim değerini yansıtmayan mimariler bunlar. Şimdi artık bunun bir de hukuki zemini var. Belediye yasası diyor ki ‘Cemevi yapacaksın’. Şimdi karşımıza 31 Mart’tan sonra yeni bir alanda açıldı, cemevlerinin coğrafyası daha da genişledi. Şimdi birçok ilde belediyeler cemevi yapacaktır. Bundan sonra belediye başkanı Cemevinde protokolde oturacaktır. Örneğin Muharrem ayında oruç açılacaktır, herkes oturmuştur, en son o belediye başkanı gelir ve herkes kenara açılır. Ya da bir cemde belediye başkanını saat kaçta gelirse gelsin dedenin yanına oturturlar falan… Cemevi yapıldıktan sonra faturalarını da ‘sen karşıla’ denilip iyice bağımlı hale geliniyor. Kendi potansiyelinle o cemevini inşa etmediğin için cemevleri kimsesiz, içleri bomboş kalıyor. Orada bir bina var ve binadaki görevliler ölü ve 40 yemeği bekliyor. 365 günün diyelim ki bir ayında Muharrem’de, Hızır’da oluyorsa tabii cem yapılıyor ve insanlar bir araya geliyorsa onun dışında kocaman bina çın çın çınlıyor. Çünkü oradaki insanların kendi emeğiyle oluşturdukları bir mekan olmadığı için bize bu yerler asimilasyon merkezi olarak dönüyor. Cemevlerinin dizaynına, mimarisine ve içine bakın, tamamen Şii, ne idüğü belirsiz resimlerle doldurulmuş. İlginç taraf, İran’da da resim yasak. Humeyni darbesine kadar Ali resimleri vardı şimdi İran’a gidin bir tane bile Ali resmi bulamazsınız. Bizimkiler, bu konuda onlardan çok daha mahirler. Kardeşim bu 12 imamların resmini nereden buldun? Böyle bir resim hiçbir yerde yok çünkü. O 12 imamlardan Naki’nin altını kapat ve sor, kimse bilemez. Peki bu İmam Naki, Alevilik’te ne yapmış, hangi işlevi görmüş? Sorsan bir gök tanrının kulu çıkıp ‘bu arkadaş Alevilik için şunu yapmış’ diyemez, çünkü yok. Şimdi bizdeki bu ruhsal bozulmayı, ideolojik çarpılmayı görüyor musunuz? Tam da devletin dediği gibi; Şiilik de İslam’ın esaslarından bir tanesi. Şiilik ile Sünniliğin arasında ne fark var? Şiilik, kendi siyasetini meşrulaştırmak için İslam’dan bir takım olayları kendi anlayışına göre yorumlayarak meşruluk zemini arayan bir anlayış.

    Şimdi bu sebeplerle insanlar cemevlerine gitmiyorlar. Zaten gidip ne yapacaklar? Gençler gidip de o cemevinde ne yapacak? Şimdi Alevilik adına gençlere, insanlığa sunacak neyimiz var? ‘Neden Alevilik yaşamalı, var olmalı?’ sorusunun cevabını verilebiliyor mu? Örneğin yapay zeka Aleviye sorsak; ‘Sen bu dünyada neden var olacaksın? Doğaya, topluma katkın nedir, biz senin varlığını neden savunalım? Anlat bize’ diye sorsak ne anlatabilir? Ben zaman zaman yapay zekaya soruyorum ve cevap olarak Şiiliği anlatıyor. Çünkü bilgi dünyasında Alevilik, Şiilik olarak depolanmış. Kendin üretip zamana, koşullarına göre ortaya koyabiliyor musun? Hayır. Bir ütopyan var mı? Rıza Şehri güzel bir ütopya ama bilmem nerede kalmış. Kapitalizm koşullarında Rıza Şehri’ni yeni baştan düşünüp bütün insanlık için kılavuz olacak hale getirebildik mi? Gelebilir mi o da ayrı bir soru ama bunlar da düşünülmedi.

    ‘Alevilik bir felsefedir’ diye söze başlanıyor ama sorarım, Alevilik nasıl bir felsefe? Bizim yapay zekaya ‘Alevi felsefesinden ne anlıyorsun?’ diye sorsak, cevap yok.

    3. Alevilik türü de bizatihi ‘Canların Aleviliği.’ İnsanların yaşadığı, var ettiği, yaşatmaya çalıştığı, bizim düşündüğümüz, savunduğumuz Alevilik diyelim.”

    “BİR TANE ALEVİ KÜTÜPHANESİ, AKADEMİSİ YOK!”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Devlet bir ansiklopedi yazıyor, Kültür Bakanlığı ise 2019’da bin sayfalık bir Ansiklopedik Alevi-Bektaşi Terimleri Sözlüğü yayınlamış ama kimsenin haberi yok. Yazan kişi fena biri değil. Yazdıklarının bir takımı anlamlı olabilir ama genel olarak Aleviliğin içinden gelmeyen insanların Alevilik üstüne yazıp çizdiklerinin sorunlu olabileceğini düşünüyorum.

    Şimdi diyelim ki Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bir ansiklopedi yayınlayacak, bir karşılığı yok. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın da Alevi Klasikleri yayınlama projesi vardı. 10 tane özel kağıda basılı kitap yayınladılar ama Alevi toplumunda bu kitapların bir karşılığı olmadı ve hiçbir anlam ifade etmedi. Asimilasyon önemli bir şey, karşısında duruş sergilemek de önemli ama bugün artık dünyanın bir numaralı ansiklopedisi Britanica olarak gösteriliyor ama ben onu kütüphaneme koymuyorum. Çünkü ansiklopedinin artık bir anlamı, değeri yok. Kimsenin ne ansiklopediye ne de kitaba baktığı var. Bütün her şey sanal dünyada gerçekleşiyor. Tabii ki yazıp orada bırakmayacaklar bunu sanal dünyaya da taşıyacaklardır. Burada asıl mesele, başkasının yaptığından çok sen ne yapıyorsun? Şimdi biz de Alevilik ansiklopedisi yazalım, ancak sen hangi Alevilik zemininde konuşuyorsun? Senin henüz bir tane akademik dergin dahi yok. Türkiye ve Avrupa’daki bütün örgütlerinin bir tane Alevi kütüphanesi yok. Diyelim ki üniversiteden bir öğrenci geldi ve Alevilik üzerine master tezi hazırlayacak, şimdi bu çocukları yönlendireceğin bir kütüphane yok. Ben birkaç yerde de söyledim; sahip olduğum kitapların tamamını bir Alevi kütüphanesine bağışlamaya hazırım. Evimde çuval çuval belge var. İnsanları Alevilik konusunda bilgilendirecek, fikir verecek bir akademimiz yok. Şimdi bugün Alevi toplumu ve örgütler, cem yöneten dede ve analardan mucize bekliyorlar. Bugün 60 yaşında olan bir dedenin, ananın Alevilik bilgisi olamaz. Çünkü 1970 yılında 10 yaşındaydı ve o yılların nasıl geçtiğini biliyoruz. 1980’li yıllar ise toplumsal olaylarla geçti, zaten Alevilerin büyük bir bölümü köyden şehre gelmişti ve bu insanlar cem, görgü, sorgu görmediler. Yani bugün dedelik yapan insanların büyük bir bölümü bu Alevi eğitiminden, ocak, talip ilişkisinden geçmemiş insanlar maalesef. Şimdi bu insanlardan vahiy, mucize bekleniyor! Şimdi bu insanlar nasıl ve nereden bilecekler? Adam bir gülbeng okuyacak, önüne kağıda yazmış. Çünkü pratiğin içerisinden gelmiyor, yaşamamış. Örneğin Pir Sultan’dan bir deyiş okuyacak önündeki klasörden okuyor. Bir de cemlerde önlerine rahle koyuyorlar, rezaleti düşünebiliyor musunuz? Yürekte ve bilinçte olmayınca rahle de şart olur. İnsanların doktor, avukat, mühendis, öğretmen olması Alevilik konusunda bilgi sahibi olacağı anlamına gelmez. Kendisini bu alanda iyi yetiştirmiş dede ve anaları bir tarafa bırakıyorum tabii, toptancı bir anlayışla biçip geçmeyelim ama genel olarak bu sorun var. Örneğin Muharrem ayı geldiğinde bazı cemevlerinde görüyorum; her gün bir imamı konuşuyorlar. Şu bilinç çarpıklığını düşünebiliyor musunuz? Şuraya varmak istiyorum, sana yönelik asimilasyoncu, eşit olmayan, hukuksuz, red ve inkar politikalarına karşı bir duruş üretebilmen için hem siyaseten hem de bilgi ile donanmış olman lazım. Yani felsefe, tarih, teoloji, arkeoloji, insanlık tarihi bilmeden, herkes bu konularda uzman olsun değil tabii ama en azından konunun ihtiyacı kadar konuşabilecek bilgi sahibi olmadan toplumun önüne çıkmamak lazım. Bilmem kaç zaman öncesinin mitolojik öyküleriyle bugün Aleviliği var edemezsin!

    “ALEVİPEDİA DİYE BİR SİTE AÇALIM”

    Felsefe, esas olarak mitolojiden akla geçmektir. Peki Alevilik mitolojiden ne zaman akla geçecek? Siz mitoloji anlatıyorsunuz. Tamam mitoloji güzel ve insanların yüreğini ısıtır ama bunun bir mitoloji olduğunu söylemezsen onunla yol alabilir misin? Diyelim ki kadim Yunan’ın tanrıları Zeus, Poseidon bilmem ne o zaman için bir dindi, insanların tapındığı tanrılardı bunlar ama bugün herkes biliyor ki bunlar bir mitoloji. Aleviler açısından da şimdi bir Hz. Ali mitolojisi var. Hz Ali’yi sen kendi dünyanda yeniden yaratmışsın ve ona kendi tarihselliğinin dışında, zerre kadar tarihselliği ile uyuşmayan sıfatlar, güçler, fikirler yüklemişsin. Aynı yapay zeka gibi bir ‘Mitolojik Ali’ yaratmışsın. Nerede iyi, güzel bir şey varsa Ali’ye yüklemişsin. Tarihsel Ali ile hiçbir ilgisi olmayan… Sonra da diyorsun ki ‘bu Ali gerçek’. Şimdi bunun mitoloji olduğunu kabul etsen bir mesele yok. Bunu inanç meselesi haline getirirsen gene sorun yok. Kimse sana ‘Hayır kardeşim o Ali’ye inanılır mı?’ diyemez. Ama sen bunu tarihsel bir şahsiyet olarak sunduğun zaman orada gülünç duruma düşersin. Şimdi Ali’li Alevilik mi Alisiz Alevilik mi diye tartışmalar da oluyor. Eğer mitolojik olarak kendi yarattığımız Ali diyorsan bunu neden Alevilikten çıkaralım? Ama 4. halife olan ve Hayber’e gidip Yahudilerin kellesini kesen Ali’den söz ediyorsan bunun Alevilikte nasıl bir yeri olsun? 13 kadınla evlenmiş ve 33 çocuğu olan bir Ali’den söz ediyorsan şimdi bu Ali’yi Alevilik’te nereye koyacaksın? Sen şimdi bizim Alevi’ye, ‘Ali, Osman ile bacanaktı. Kızını da Ömer’e verdi’ desen hiçbir Alevi bunu kabul etmez.

    “ALEVİ DEDELERİ İSLAM TARİHİNİ BİLMİYOR”

    Bizim Alevi dedeleri bir imam hatip mezunu kadar İslam tarihini bilmiyor. Herkesin tarihçi olmasını elbette ki bekleyemezsiniz ama en azından söylediğiniz alanda bilgi sahibi olmanız lazım. O nedenle diyelim ki bir ansiklopedi hazırlayacağız; peki sen bu konuların hangisinde görüş birliğine vardın da ansiklopedi hazırlayacaksın? Şimdi diyelim ki ‘Ekşi Sözlük’ ya da ‘Wikipedia’ gibi bir ‘Alevipedia’ yapalım. Bu ansiklopedi sonuçta bir birikim işidir. Didero bir ansiklopedi yazmış; Fransız ansiklopedileri bu işin piri ama yazanlara, yayın kuruluna bakıyorsun her biri alanının öncü insanları. O saate kadar hep çalışmış ve o alanlarda hep üretmiş. Hadi biz arkadaşları çağıralım ve imece usulü bir iş yapalım, sonu olabilecek bir şey değil ama en azından şuna vesile olabilir; kardeşim bu konuları gelin tartışalım, konuşalım ve yazalım. Alevipedia diye bir site açalım ve oradan yazmaya başlayalım gibi bir şeye umarım vesile olur.

    “LAİKLİK MESELESİ YALNIZCA ALEVİLERE İHALE EDİLMEMELİ”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Zorunlu din derslerinde olduğu gibi bu mesele yalnızca Alevilerin sorunu değil. Alevi çocukları şöyle bir avantaja da sahip; diyelim ki imam geldi anlattı ne anlatırsa anlatsın sonuçta çocuk eve geliyor ve ‘Anne, baba, böyle saçma sapan anlamsız şeyler konuştular’ diyor. Eğer o anne baba da biraz duyarlılık sahibi ise çocuğu o söyledikleriyle bırakmayıp açıklamalarla işi biraz kurtarabilir. En azından ben lise çağındaki bizim çocuklardan biliyorum, din derslerine karşı acayip bir refleks var. Çünkü evde din iman konusunda hiçbir şey konuşulmasa bile evin ruhuyla besleniyor. Evin bir köşesinde saz diğer tarafta kitap var. Evin içinde ne Allah ne de peygamber var! Evde yaşanırken işte ‘Allah şöyle yapar, cehenneme gidersin, şeytan çarpar gibi’ laflar da edilmediği için; yani bilerek ya da bilmeyerek gardını almış. Şimdi bu ÇEDES projesi niye yalnızca Alevilerin sorunu olsun? Türkiye’de demokratlar, liberaller, Atatürkçüler, siyasi partiler neden harekete geçmiyor? Çünkü bu sonuçta bir laiklik meselesi. Zorunlu din dersleri meselesinde olduğu gibi bu mesele de Alevilere ihale edilmek isteniyor. Bu konunun doğrudan ilk muhatabı anlamında Aleviler elbette buna itiraz etmeliler ama burada şunu düşünüyorum; laiklik meselesi yalnızca Alevilere ihale edilmemeli. Bu anlamda Aleviler belki diğer güçleri harekete geçirici, tahrik edici bir noktada durabilirler ama işin sahibi Aleviler olamaz diye düşünüyorum.”

    “CEMEVİNDE KUR’AN KURSU AÇMAK CEHALET VE İHANETTİR”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    “Bu cehalet ve ihanettir. Cehalet şundan dolayı; kardeşim senin hayatında Kur’an’ın ne yeri var? Sen Kur’an’ın içerisinde ne olduğunu, tarihsel olarak Kur’an’ın nasıl bir ürün olduğunu bilmezsen bunlar olur. Kur’an öğretilmesi gereken bir şey mi? Bilgi sahibi değilsin ve Aleviliğin tarihsel olarak gerek Kur’an’a gerekse de diğer kitaplarla hiçbir irtibatının olmadığı, tarihsel bir referans kaynağı olmadığını bilmiyorsan cahilsin. Biliyorsan eğer ihanet içerisindesin. Oraya gelen Alevi çocuklarını asimile etmek, onların aklını esir almaya hizmet etmek istiyorsun. Bu tamamen bir ihanet projesidir. Benim nazarımda bunun cehaletten olduğunu sanmıyorum, çünkü bu kadar söylenen söz var ve ona rağmen cemevlerinde Kur’an kursu olacaksa bu tamamen bir ihanet içinde olunduğu demektir. Ben bu işleri yapanların Kur’an konusunda hiçbir bilgi sahibi olmadığını düşünüyorum. Yani açıp Kur’an’ı baştan aşağı okumuş olduklarına dair ihtimal vermiyorum. Öyle olsaydı 600’lü yılların Arap toplumuna hitap eden, Arap toplumunun geleneğine, örfünü, hukukunu düzenleyen, tamamen o coğrafyada ve üstelik de yalnızca Kureyş kabilesine, Araplar için oluşturulmuş bir kitabın evrenselliğini düşünüp bugün 2024’te bizim insanımıza hitap edecek içeriğinin olduğunu düşünmek kadar akıl dışı bir şey olamaz. Yarım da olsa ilahiyat bitirmiş biriyim. İslam tarihine, kelama, fıkaha, sünnete ilişkin az buçuk giriş babında da olsa 2 yılda bir sürü şey okudum. Sonuçta geldiğim nokta şudur; İslam’ın Alevilikle ya da İslam’ın kitabının Alevilikle ya da İslam’ın peygamberinin, halifelerinin Alevilikle zerre kadar bir ilişkisi söz konusu değildir. İslam, Arap yarımadasına hitap eden, onların ihtiyaçlarını gören ve onların ihtiyaçları için şekillenmiş bir kitaptır. Hiçbir tarihselliği de söz konusu değildir. Bana sorarsan evrenselliği de söz konusu değildir.

    Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi bir şahıs şöyle bir açıklama yaptı: ‘Biz, imam hatip okullarına Türkçe Kur’an gönderdik, gönderdiğimize de pişman olduk. Çünkü çocuklar ateist, deist oldular’. Diyanet itiraf ederek diyor ki ‘Ben İmam Hatip Lisesi’ne bu kitabı gönderdim, çocuklar bunu okudu ve deist oldu. Deist, ‘Tamam kardeşim ben bir tanrıya inanıyorum ama bu dine, bu kitaba ihtiyaç yok’ demek. Bir Alevinin şimdi gönüllü bir şekilde Kur’an kursu açması cehalet ve artı ihanet demektir.”

    “CEMEVLERİNİ SOSYAL MERKEZE DÖNÜŞTÜRMEK GEREK”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Alevilere yönelik ret, inkar, asimilasyon ya da fiili saldırılar noktasında nasıl bir tutum almamız gerekir, bu Alevi bilinci ile ve Alevilikten ne anladığımızla ilgili bir şeydir. Yani hangi tehlike Alevilik için esas tehlike oluşturuyor? Birtakım meczuplar, bir takım işler yapabilirler ama ‘Bunun arkasında bir şey var mı acaba?’ diye bakmak gerekir. Ben hep şöyle söylerim, bize her havlayan köpeğe taş atsak bize taş ocakları dayanmaz. Alevi toplumu bu tür saldırılarla yüz yüze ama bugün geldiğimiz noktada Alevi varlığı kendisini nasıl korumalı; bu fiili bir barikatla olabilecek bir şey değil. Bir Alevi ruhu, duygusu, duruşu inşa etmekle olur. Yani en geçerli barikat Alevi duruşuyla sağlanabilir. Alevi bilincinin her şeyin üstünde olduğunu düşünüyorum. Alevi toplumunun, kendi varlığını korumak açısından Alevi değerlerine, esas olarak örgütlerin bunun üzerinde yoğunlaşması gerektiğine inanıyorum. Bir Alevi ütopyası inşa etmeden Alevi duruşu sağlamamız mümkün değil. Yani biz işi cenaze kaldırmaya, Alevi cemevlerini yalnızca böyle bir fonksiyonla yükümlendirmeye razı olduğumuz takdirde bir duruş üretmemiz de mümkün değil. O yüzden de burada cemevlerini bir sosyal merkeze dönüştürmek; yalnızca Alevilerin değil içinde bulunduğu bütün mahallenin ihtiyaçlarına cevap verecek bir mekanizmaya, sosyal merkeze dönüştürmek ve bizim dışımızdakilere de Aleviliği sunacak bir merkeze dönüştürmek… Yani bir ibadethaneden çok ibadetin de edildiği ama esas olarak bir sosyal merkez, bir kültür evine dönüştürmek gibi iş yapmak gerektiğini düşünüyorum. İnsanlar her türlü toplantılarını, her türlü eğlencesini orada yapsın. Yani Aleviliği bu anlamda sosyalleştirmemiz, insanların hayatına dokunur bir hale getirmemiz lazım.

    Bunun için gerek kendimize, gerek topluma değecek bir sosyal bilgi organizasyonuna ve akademik çalışmaya acilen ihtiyacımız var. Yoksa bu Alevilik giderek şekilsel hale geliyor.

    Eğer Aleviliğin hayattan çekilen yanlarını yeniden yükleyemez, Aleviliği yeni koşullara uygun olarak yeniden fabrika ayarlarına döndüremezsen Aleviliğin sorunlarını çözemeyeceğin gibi devlet mekanizması ile harekete geçen bir güç karşısında da başarılı olamazsın. Bu da yalnızca örgütlerin işi değil, haksızlık da yapmayalım, Alevi aydınlarının, dedelerinin, siyasetçilerinin de işi bu. Burada belki de çuvaldızı aydın olarak öncelikle kendime batırmam gerekir diye düşünüyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    1- ‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’

     

  • ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO

    ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından hazırlatılan Alevi ansiklopedisini 12 Eylül faşist darbesinin yaptığı anayasayla eş değer olduğunu belirterek, “12 Eylül faşist darbesinin anayasa yapmasıyla AKP-MHP iktidarının Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın eliyle Aleviliğin ansiklopedisini yazması aynı şeydir” dedi. Aydın, Alevi kurumlarının ortaklaşa bir enstitü kurmalarının gerekli olduğunu vurgulayarak “Sorunlar çok, bir avukat birimi yok. O yüzden örgütlülüğümüzün içini dolduracağız” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da aynı hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Yazar Ayhan Aydın, PİRHA için yanıtladı.

    “ALEVİ ÖRGÜTLÜLÜĞÜ AKP İKTİDARININ HAMLELERİNE KARŞI CİDDİ DURUŞ SERGİLEYEMEDİ”

    PİRHA- AKP hükümeti, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    AYHAN AYDIN: Kendince bunlar Alevilerle alakalı ciddi bir adım attıkları iddiasıyla yola çıktılar. AKP iktidarı birçok projeyle aslında bunu yürürlüğe koydu. Hatta Abdullah Gül ayakkabılarıyla Tunceli Cemevi’ne girmişti. Kültür Bakanlığı’ndaki bu birimin oluşturulması da çok yeni değil. Birim oluşmadan 2-3 yıl önce çalışmalarına başlamıştı AKP iktidarı. Birçok amacı vardı. Yüzyıllardır bu devlete hakim olan Alevilerin, Bektaşilerin istekleri, kimlikleri, gelecekleriyle ilgili her şeyi aslında devlet biliyordu. Bu başkanlık AKP-MHP politikaları şeklinde değerlendirilecek bir yapıdır. Bu sorunları çözme değil de bizi denek olarak görmekti. Gözümüzün önünde cereyan eden bu yapılanmaya biz çok ciddi karşı duruş sergileyemedik. Alevi örgütlülüğü AKP iktidarının bu hamlelerine karşı ciddi bir karşı duruş sergileyemedi. Birçok kurumun bu çalışmalar içerisinde yer aldığını, bu çalışmaları ciddi şekilde desteklediklerini ve bundan büyük umutlarla bahsettiklerine tanık olduk. Dolayısıyla bu başkanlık bu haliyle Alevi-Bektaşi varlığını kabul etme, onların sorunlarını çözme, istek ve beklentilerini yerine getirme gibi asla bir amaçla yola çıkmamıştır. Her ne kadar ‘bizler cemevlerinin eksiklerini gideriyoruz, dedelere sahip çıkıyoruz’ deseler de milyonlarca insanın sorunlarını gidermekten çok uzaktır.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI AKP İKTİDARININ İDEOLOJİK BİR YAPILANMASIDIR, ALEVİLİĞİ ASİMİLE ETMEK İÇİN KURULDU”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülemez. Her Aleviyim, Bektaşiyim diyen Alevi, Bektaşi olsaydı zaten sorun kalmazdı. Biraz da aynayı kendimize tutmamız lazım. Özeleştiri bizim kendi öğretimizde vardır. Bizler menfaat karşılığında bir şeyleri değiştirdikçe bu yapılar karşısında sağlam duramadık. Bunlar hiçbir şekilde zaten bizim yaralarımıza merhem olamaz, bizim sorunlarımızı çözemez. Alevilerin önemli bir kısmı da bu kurumu çok içselleştirmiş durumda bunu da gözardı etmemek zorundayız. Bu kurum Alevilerin sorunlarını çözemez, cesaretini maalesef Alevilerden alıyor. Alevi kurumları, Alevi örgütlülüğü gerçekten varlıklarını çok ciddi bir şekilde ortaya koysaydı bu durum yaşanmazdı. Bizim örgütlülüğümüz de ‘biz bunlara karşıyız’ demekle yetiniyor. Alevi örgütlülüğü söylendiği kadar bir bütünlük arz etmiyor. Alevi örgütlülüğü maalesef eski bütünlüğünü kaybetti. Zaman içerisinde daha çok kenetlenmemiz gerekirken maalesef dağıldık. Bunu itiraf etmezsek önümüzü göremeyiz. O yüzden kendi tabanımıza, dedelerimize sahip çıkacağız. Bir basın açıklamasıyla bu işler maalesef olmuyor. Hayatımı adadığım bu yolda insanların bir menfaat uğruna yolun değerlerini ayaklar altına aldığını görüyorum. Otobüse binip bir Balkan turu yapmak, uçaklara binip Kerbela’lara gitmek bunlara avantajlı ve güzel geliyorsa bizim sözümüz boş ve havada kalıyor. Dolayısıyla Alevi örgütlülüğü bu konuda çok dağınık olduğu için bu yapı daha da ilerledi. Bu kurum Alevilerin hiçbir hukuki, inançsal, kültürel, sosyal hakkını veremez. AKP iktidarının ideolojik bir yapılanmasıdır. Dolayısıyla Aleviliği asimile etmek için kurulmuştur. Bu başkanlıktan bize zarardan başka hiçbir şey gelmez.

    “ALEVİ KURUMLARI OLAĞANÜSTÜ ÇALIŞMA YAPMAK ZORUNDADIR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’nin Vatikan’ıdır. Devlet içinde devlettir. Komplolar üzerine yürümüştür. Tehditle, bağırtıyla bütçesini büyütmüştür. Hak ve haram yemektedir. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı nasılsa bu da öyle. Bu çalışmada çoğu Sünni kökenli birkaç tane de Alevi akademisyen bulunuyor. Bizi ne kadar aşağılayıp ne kadar basite indirdiklerinin en güzel örneğidir bu. Siz kimsiniz ki benim tarihimi, kültürümü, inancımı, erenlerimi benden daha iyi hissedip de yazacaksınız? Siz kimsiniz ki benim tarihimi yazacaksınız? Alevilerin dahil olmadığı, Aleviler için bir anlam ifade etmeyen bir birim oluşmuş, AKP iktidarının birimi, sanki bunları zorla götürmüşler oraya. 12 Eylül darbesinden sonra yazılan anayasadır bu. 12 Eylül faşist darbesinin anayasayı yapmasıyla  AKP-MHP iktidarının Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın eliyle Aleviliğin ansiklopedisini yazması aynı şeydir. Bu böyle olduğu halde sadece açıklama yapıyoruz ama onlar çalışmaya devam ediyor. Alevi kurumları olağanüstü çalışma yapmak zorundadır. Dedeler, akademisyenler, yazarlar kendilerine gelip kendi geçmişine, kendi sorunlarına, kendisi eliyle sahip çıkmak zorundadır.

    “BÜTÜN CEMEVİ, DERNEK VE VAKIFLAR AYDINLANMA MERKEZLERİ OLMALI”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Bu karanlığın karşısında olanların işbirliği yapıp nefesini, sesini yükseltmesi gerekiyor. Tepkisini çok daha büyütmesi gerekiyor. Burada en büyük acıyı Aleviler çekiyor ve çekecektir. İçi tamamen boşaltılmış, bilimsellikten uzaklaşmış bir yapıda çağdaş eğitimden bahsedilemiyor. Çok daha vahim bir boyuta geldik. Biz okula okumak, eğitim almak için gidiyoruz. Demokrasiyle yönetilen ülkelerde dini değerlerle, ırki önceliği olanlarla toplum yönetilemez, yönlendirilemez. Bunun birinci ayağı eğitimdir. Eğitim dinden de ekmekten de sudan da değerlidir. İnsanı var eden şey eğitimdir. Bugünün dünyasında var olmak eğitimle mümkündür. Ne kadar küçük yaşta yönlendirmeye başlarsak istediğimizi yaptırabiliriz mantığıyla hareket ediyorlar.

    Tarikatlar, toplumu şekillendiren şeyin eğitim olduğunu bildiklerinden orayı ele geçirmeye çalışıyor. AKP tek adam rejiminin yapmak istediği tek insan tipi yaratmak. Emir kulu yaratmak. Matematiği bile neredeyse budayacaklar. Bütün okulları imam hatipli yapmak istiyorlar. O yüzden dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Yaratmak istedikleri ise biat kültürü. Eski Osmanlı’nın sistemi AKP iktidarıyla yeniden kuruluyor. Aynı gericiliği AKP iktidarı hortlattı. Aleviler başta olmak üzere maalesef Türkiye’de buna karşı çok büyük bir ses çıkmadı. Bütün sivil toplum kuruluşları, bütün kadın kuruluşları, bütün demokratik kitle örgütleri, bütün sendikalar, bütün solcu partiler hepsi varlıklarının bilimsel eğitim olduğunu biliyorlar ama onlar da yeteri kadar ses çıkarmıyorlar. İnsanlar kurumlarla, aydınlarla bu karanlığın üzerine gitmek için örgütlenmeli, karanlığı kendi karanlığında boğmalı, gençlerimizi motive edecek eğitim hamlesi yapmalı. Bütün cemevi, dernek ve vakıflar aydınlanma merkezleri olmalı.

    “KUR’AN KURSU ALEVİLİĞİN KABUL EDECEĞİ BİR ŞEY DEĞİL”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet Alevilerin lehinde verilen kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kur’an kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kur’an kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Kuran öğrenmek isteyen başka yerde öğrenebilir. Ama cemevleri, dernekler, vakıflar Kuran öğrenme merkezleri değildir. Aleviliğin değerlerinin yaşatıldığı, öğretildiği yerlerdir. Çocuklara Aleviliğin temel değerleri verilmeyip Kuran kursu veriliyorsa bu kesinlikle Aleviliğin kabul edeceği bir şey değil. Türkiye’nin neresi olursa olsun birinci hedefimiz neyse ona yöneleceğiz. Ve bunu da toplantılarla koordine olarak sağlayacağız. Tabanımıza ineceğiz. Biz Kuran’a düşman değiliz ama burada büyük bir yanlışlık var. AKP iktidarının yapmak istediğini biz kendi ellerimizle yaparsak onun en büyük yardımcısı olmuş oluruz. Çocuklarımıza zorla öğretecek şekilde bir sistemi orada kuramayız. Bunu yok etmeliyiz. Yani özgür beyinler yetişmeli.

    “SORUNLAR ÇOK, BİR AVUKAT BİRİMİ YOK; ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZÜN İÇİNİ DOLDURALIM”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Bütün bu kurumlar akademik düzeyde insanlardan destek almalı. Ortak bir zemin kurulmalı. Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler. Yayınlar bir yerde toplanabilir. Fakat Alevi kurumları ortak bir şeye yaklaşmıyor. Alevilerin karşılaştığı en büyük sorunlar neyse çekirdek bir hukukçu ile çalışılmalı. Çok daha fazla hukukçu da destek olabilir. Bütün bunların çözümünde insan potansiyeli var. Bu Alevi nefreti, Alevilerin yaşadığı sorunlar bitmez. Bin yıldır bitmedi. Ya Alevileri yok edecekler bitecek, biz de bin yıl daha var olacağımıza göre bitmez. Bitmeyecekse bu kurumlar, Alevice çalışmalı, profesyonelce çalışmalı, akıl ve bilimin çizdiği çerçevede çalışmalı. Sorunlar çok, bir avukat birimi yok. O yüzden örgütlülüğümüzün içini dolduracağız.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO

    ‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO

    PİRHA- Alevi aktivist Aynur Şahin, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimile etmeye, kendi Alevisini yaratmaya dönük hamlelerine karşı Alevi örgütlerinin mücadeleyi toplumsallaştırması gerektiğini söyledi. Şahin, “Devletin ajandasına karşı bir ajanda geliştirmek gerekiyor. Eğitim-öğretim yılının başında zorunlu din dersine karşı Alevi örgütleri ortak bir eylemlilik ortaya koyabilir. Bunu örgütlerle, velilerle, Alevi aileleriyle ortaklaştırabilir” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu soruları Alevi aktivist Aynur Şahin, PİRHA için yanıtladı.

    “ALEVİ BAŞKANLIĞI İLE ALEVİLER KONTROL EDİLMEK İSTENİYOR”

    PİRHA- AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    AYNUR ŞAHİN: Cumhuriyetten bu yana Aleviler için iki milat var: Biri tekke ve zaviyelerin kapatılması, bir diğeri de bu başkanlığın kurulması. Çünkü tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla Alevilerin kurumsallığı ortadan kaldırıldı. Ve bu Alevilerin toplum içerisine dağılmasına, atomize olmasına, bir çeşit örgütsüzlüğe neden oldu. Alevilik yer altına indirildi. Alevilerin dernekler kurarak örgütlenmeye başladıkları zamana kadar Alevilerin kendilerine Aleviyim demesi çok da kolay bir şey değildi. Devlet bu süreçte yapamadığını, Alevi kurumlarını kaldırarak, onları yerin altına iterek, dışlanan pozisyonuna getirerek yapamadığını şimdi bu kurulan dernekler üzerinden yapmaya çalışıyor. Alevilerin siyaset yapmasını engelleyemedi devlet, kurulan bu başkanlıkla kendi Alevisini yaratmak, kendi kontrolünde tutmak ve bunun üzerinden politikasını yürütmeyi istiyor.

    “HAZIRLANAN ANSİKLOPEDİ ASİMİLASYONA HİZMET EDİYOR”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir- iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?

    Aleviliğin ne olduğunu veya ne olmadığını Alevilerin kendisi tarif etmelidir. İslamiyet ile ilgili bir kitap hazırlarken Hristiyan kaynaklarla veya temsilcileriyle hazırlamak isterseniz Müslüman olan cemaat veya halk bunu kabul etmez. Aynı durum Aleviler için de geçerli. İçerisinde Alevi kanaat önderlerinin olmadığı, Alevi toplumunun kabul etmeyeceği kişilerle hazırlanacak kitap asimilasyona hizmet eden bir çalışmadır ancak. Dolayısıyla böyle bir yapıyla hazırlanacak kitabın Alevilere hizmet etmeyeceği çok açık.

    “ÇEDES’E HERKES TEPKİ GÖSTERMELİ”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim-öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    ÇEDES sadece Alevilerin veya laik dünya görüşünü savunanların problemi değil bence. Şu an Alevileri doğrudan etkilediği için Alevi örgütleri tepkilerini gösteriyorlar. Eğitim Sen, KESK gibi kurumlar karşı çıkıyorlar ama toplumun tamamının buna tepki göstermesi gerekiyor. Siz toplumu kendi inancınızla şekillendirirseniz toplumun içerisindeki bütün inançlar, kültürler, değerleri ötekileştirmiş ve birlikte barış içinde yaşama imkanını ortadan kaldırmış olursunuz. İktidarın da söylediği bir şey var: Dindar bir nesil yetiştirmek. Bu dindar nesil yetiştirmekle neyi amaçlıyorlar. Türkiye gibi kültürel, inançsal, halklar açısından çok farklı ve renkli olan bir ülkede tek din inancı referans alarak dindar bir nesil yetiştirmek Alevi toplumuna zulümden başka bir işe yaramaz.

    “ASİMİLASYONA KARŞI BÜTÜNLÜKLÜ BİR KARŞI ÇIKIŞ GÖSTERMELİ”

    -Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?

    Alevi köylerine camiler yapılıp imamlar atandığını biliyoruz. Alevi çocuklarının köylerden alınarak eğitim adı altında asimile edildiklerini de biliyoruz. Bu eğitimden geçip pir ve dede olan, kendi kanaat önderi olan kişilere baktığımız zaman Kartal Cemevi’nin bu sonuçlardan biri olduğunu görüyoruz. Başkanlığın hazırlamak istediği ansiklopedinin amacı da bu. Geçmişte parça parça yapıp başarıya ulaşamadıklarını, Alevi çocuklarını eğiterek, okutarak yapamadığını bugün bu şekilde kapsamlı bir biçimde yapmaya çalışıyorlar. Tek tek cemevleriyle özel ilgilenildiği zaman, doğru bir yerden çalışma yürütüldüğü zaman özlerine dönebilirler belki ama buna karşı bütünlüklü bir karşı çıkış göstermek gerekiyor. Devletin ajandasına karşı bir ajanda geliştirmek gerekiyor evet ama Alevilerin ajandasında ne var, Alevilerin gerçekte ne istediği iyi belirlenmeli. Bunu da daha örgütlü, kamuoyuna açık, temel insan hakları ve eşit yurttaşlık temelinde daha geniş çerçevede düşünülerek toplumsallaştırmak ve hak haline getirmek gerekiyor.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ EYLEMSELLİĞİ TOPLUMSALLAŞTIRMALI”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    Bir ayrımcılık var. Siz Alevi olarak varlığınızı dile getiremezsiniz, talebinizi ifade edemezsiniz, ifade ettiğiniz vakit ötekileştirilir, dışlanır ve zarar görürsünüz politikası var. Alevi örgütlerinin bütünlüklü olarak ortak hareket etmesi gerekiyor. Bunu da topluma yaygınlaştırmak gerekiyor. Eğitim-öğretim yılının başında zorunlu din dersine karşı Alevi örgütleri ortak bir eylemlilik ortaya koyabilir. Bunu örgütlerle, velilerle, Alevi aileleriyle ortaklaştırabilir. Öbür türlü yaygınlaşmayan, toplumsallaşmayan hiçbir tepkinin devlet ve iktidarlar nezdinde hiçbir karşılığı olmuyor.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER: 

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO

     

  • ‘Devletten maaş alan dede bozulur, biat eder’-VİDEO

    ‘Devletten maaş alan dede bozulur, biat eder’-VİDEO

    PİRHA-Kureyşan Ocağı dedelerinden Veysel Düzgüner, AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dedelere maaş teklif edilmesine tepki gösterdi. Düzgüner, “Yıllardan beri devlet bizi yolumuzdan çıkarmaya çalışıyor. Devletten maaş alan dede devletin memuru, devletin dedesi olur, biat eder” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları uygulanmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmiyor. Yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor!

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Veysel Düzgüner “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Aleviliğin bir inanç olduğunu vurgulayan Düzgüner,“Biz kültür değiliz, bizim yolumuz var. Biz Hakk Muhammet Ali’ye tabi olan insanlarız. Bizim bir ibadetimizi var, bizim bir inancımız var” dedi.

    “YOLUMUZ ERKANINDAN AYIRMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Dedelerin, zakirlerin devletten maaş almasının doğru olmadığını belirten Düzgüner, “Devletten maaş aldığında ona karşı gelebilecek mi? Yolumuzu erkanından ayırmaya çalışıyorlar. Hiçbir din kurumu, hiçbir inanç devlete bağlı olmasın. Devletin inançlardan elini çekmesi lazım. Çünkü insanlar daha barışık yaşarlar. Dedeler de önce şapkalarını önlerine koysunlar bir düşünsünler. Şimdi bu parayı aldık sonra ne olacak” diye konuştu.

    “DEVLETE TABİ OLUNURSA BİAT ETMEK ZORUNDA KALINIR”

    Düzgüner, sözlerine şöyle devam etti:

    “Devlet bize neler verir, neler yapar, neler eder? Zaten çocuklarımızı asimile etmek için uğraşıyor. Parayı aldık, karnımız doydu sonra ne olacak? Benim torunum, benim evladım olacak, bunlar ne olacaklar? Bunlar onlara tabi olursa ister istemez oraya biat etmek zorunda kalacaklar. Yani iyi düşünmeleri lazım. Düşünmeden hareket etmek hiçbir kimseye yakışmaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO

  • ‘Devletten maaş alan dedeler Alevilerin değil, sistemin dedesi olurlar’-VİDEO

    ‘Devletten maaş alan dedeler Alevilerin değil, sistemin dedesi olurlar’-VİDEO

    PİRHA- Üryan Hızır Ocağı Yol yürütücüsü Dede Kenan Akbaba, AKP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dedelere maaş teklif edilmesine tepki gösterdi. Akbaba, “Dedelere maaş verilmesi, asimilasyon yolunun açılması anlamına gelir. Türkiye’de Aleviler üzerinde oyunlar oynanıyor. Dede, devletten o maaşı aldığında dedelik yapamaz, Yolun dedesi olamaz” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kesinlikle kabul etmiyor. Yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor!

    Üryan Hızır Ocağı dedelerinden Kenan Akbaba,  Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    YÜZYILLARDIR VERİLEN RIZALIK LOKMASI İLE HİZMET YÜRÜTÜYORUZ

    Geçmişten bugüne Alevilerin verdiği rızalık lokması ile hizmet yürüttüklerini belirten Kenan Akbaba, “Az verenden az, çok verenden çok görmemiş, hizmetini yürütmüş. Dede devletten o maaşı aldığında o dede dedelik yapamaz, bu yolun dedesi olamaz” dedi.

    Dedelere verilen rızalık lokmasının kaldırıldığında dedelik hizmetlerini yerine getiremeyeceklerinin altını çizen Akbaba, “Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dede olarak atananların Türkiye’nin birçok yerine gönderileceği şu anda belli olmaya başladı. Eğer dedeler devletten bu maaşı alırsa dedeliklerini yapmamış olurlar. Çünkü o lokmanın nereden geldiğini bilmiyoruz. O lokmalar dedelerin kursağına girerse işte o zaman Yol’u bitirmiş oluruz” diye konuştu.

    DEVLETTEN MAAŞ ALAN DEDELER BU SİSTEMİN DEDESİ OLURLAR

    Dedelerin maaş almasına kesinlikle karşı olduğunu vurgulayan Kenan Akbaba, konuşmasını şöyle sürdü:

    “Bu maaşları alanlar da taraf olanlar da bu sistemin dedesidir diyorum. Eğer dedelere maaş verilecekse kurumlara eşit bir şekilde paylaştırılır. Hizmet eden dedeleri zaten kurumlarımız mahçup bırakmıyorlar. Azdan az, çoktan çok da olsa lokma veriyorlar. Biz kendi kurumlarımızda yağımızla kavrulup gidiyoruz. Biz dedeler, dedelere maaş verilmesine karşıyız.”

    Cebrail ARSLAN/ ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO
    41-‘Aleviyim diyen herkesin dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkması gerekir’- VİDEO
    42-‘Maaşı kabul eden dedeler Alevi hakikatini ayaklar altına alıyor’-VİDEO
    43-İbrahim Erdoğan: Yolun piri olur devletin piri olmaz – VİDEO
    44- ‘Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumudur; Aleviler bu çatının altında olmamalı!’-VİDEO

     

  • ‘Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumudur; Aleviler bu çatının altında olmamalı!’-VİDEO

    ‘Cemevi Başkanlığı bir asimilasyon kurumudur; Aleviler bu çatının altında olmamalı!’-VİDEO

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilerin asimilasyonunda kullanılacak projelerden biri olduğunu belirten PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, devlete bağlı bir yapıdır. Tüm Alevilere çağrımız; bu yapıya karşı dikkatli olalım onurluca hareket edelim ve asla bu yapının çatısı altında olmayalım” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösteriyor. İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİLER AÇISINDAN BİR KAZANIM DEĞİL”

    Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının Aleviler açısından bir kazanım olmadığını belirten Cafer Koluman, “Biz Alevi örgütleri ve Aleviler olarak her daim kendi inancımızı, kendi özgün, özerk kimliğiyle birlikte ve hiçbir müdahale olmaksızın kendi özgünlüğümüzü var edici şekilde ve bunu da yasal korumalar altına alınacak şekilde yaşamak isteriz ve bunun mücadelesini yıllarca veriyoruz. Biz bugün bu ülkede açık bir şekilde asimilasyon kurumu haline gelen Diyanet İşleri Başkanlığı’na nasıl karşıysak bu şekilde kilit uygulamaya karşı olduğumuzu ve Alevilerin bir anlamda ‘Alevi Diyaneti’ gibi bir kurum oluşturdukları kuşku götürmez bir gerçekliktir. Bu devletin birinci yüzyılı geride kaldı, ikinci yüzyılının başlarındayız. İlk yüzyılda birçok Alevi katliamı yapıldı, birçok Alevi değerlerine devlet tarafından el konuldu, Alevi kimliği yok sayıldı, tek kimlik üzerine bir toplum modeli yaratılmaya çalışıldı ve halen de bunun sancılarını yaşıyoruz. Bu devletin bugüne kadarki yaklaşımında sadece göstermelik olarak bir laiklik ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve demokratlık ilkesi eklendi ama bunu biz pratikte hiçbir şekilde göremedik. Bir taraftan laiklik ilkesine atıf yaparken diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olması ciddi anlamda bir sıkıntı” diye ifade etti.

    “DEVLETİN ALEVİLER ÜZERİNDE DERİN PROJELERİ VAR!”

    Koluman, devletin Alevileri yönelik asimilasyonda derin projeler üreterek bu süreci nihai başarı ile sonuçlandırmak istendiğini belirterek, “Anayasada, anayasal bir hüküm gereği olan ‘zorunlu din dersi’ uygulaması olması da aynı şekilde laiklik ilkesiyle ne kadar uyuşmadığını açık bir şekilde görmekteyiz. Dolayısıyla yıllardır farklı etnik kimlik, farklı inanç, farklı dil dediğimiz ve bu ülkede yaşayan Aleviler üzerinde sistematik bir şekilde kanlı ve kansız bir şekilde asimilasyon politikaları devam ediyordu. Ama bu asimilasyon politikalarına karşı da Alevi toplumu da gerçekten de mücadele kimliği, her daim atalarından, dedelerinden, analarından almış olduğu miras gereği de boyun eğmeme, biat etmeme ve mücadele kimliği de her koşulda devam ettirdi. Bugünkü süreç itibariyle Alevi toplumu eksik de olsa sonuçta örgütlü bir toplumdur. Örgütlü bir toplum haline geldiğinden dolayı örgütlü bu toplum üzerinden, örgütlü yapı üzerinden her türlü haklarını talep edebilecek bir noktadadır. Devlet aygıtı, yani Alevilerin bu örgütlenme, mücadele modelini eskiden beri tehlikeli gördüğünden dolayı sürece uygun bir şekilde ‘nasıl bir asimilasyon politikası geliştirebilirim’ diye derin bir plan yaparak bugün önümüze koydukları yaklaşım da tam da sürece uygun bir yaklaşımdır. Yıllardır asimilasyon politikasında başarılı olunmuş mu? Kısmen de olsa başarılı olmuş. Ama buna rağmen halen derin köklü bir geçmişi olan Alevi toplumu bugüne kadar hala ayaktaysa, halen yaşıyorsa, halen bu kimliğin mücadelesini veriyorsa devletin aslında tam da istediğini hayata geçiremediğinin açık kanıtıdır. Bunu tam anlamıyla hayata geçirebilmek için nasıl bir yol yöntem izleme konusunda derin projeler üretmişlerdir” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLER, SADECE YAŞADIĞI ÜLKEDE EŞİT MUAMELE GÖRMEK İSTİYOR”

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasının yüzyıllık bir geleneğin bugüne yansıması olduğunu dile getiren Koluman, “9 Kasım 2022 tarihinde jet hızıyla bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayınlandı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir başkanlık oluşturuldu. Biz yıllardır yüksek sesle haykırıyoruz Alevilerin talebi bu değil, böyle bir beklentimiz yok. Eğer tanıyacaksanız Alevi kimliğimizi tanımanız gerekiyor, bu ülkede bir birey olarak eşit şartlar dahilinde eşit muamele görmek istiyoruz. Kendi kimliğimizi, kendi inancımızı yaşamak istiyoruz. Hiçbir müdahaleye gerek olmaksızın sadece yasal haklardan sıradan bir vatandaş hukuk çerçevesinde nasıl faydalanıyorsa Aleviler de bunu istiyor. Çok fazla bir şey de istemiyor, yaşadığı ülkede eşit muamele görmek istiyorlar. Jet hızıyla kararnameyi gördükten sonra tabii ki bir kadro oluşturulacak, bir başkanlık verilecek ve buna yakın da bir takım paravan Alevi örgütleri ve kendilerine yandaş dedeler oluşturmuşlar” dedi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI BİR ASİMİLASYON KURUMUDUR”

    Koluman, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bir ‘asimilasyon kurumu’ olduğunu sözlerine ekleyerek, “Onlar üzerinden Alevi değerlerini kullanarak Alevilerle bir şekilde bir kafa-kol ilişkisi yaratarak böyle bir başkanlık oluşturdular. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerden destek almadığı müddetçe sadece kağıt üzerinde oluşturulan bir yapıdır. Bu yapının sürece uygun bir asimilasyon kurumu olduğu açık ve kuşku götürmez bir gerçekliktir. Bugün geldiğimiz süreç itibariyle baktığımızda önceden Alevi kökenli birisi başkanlık yapıyordu onu değiştirdiler, şimdi de ülkücü kökenli ve Alevi olduğunu iddia eden Ali Rıza Özdemir diye birini başkan yaptılar. Ali Rıza Özdemir’in geçmişini bütün Alevi toplumu biliyor ve kime hizmet ettiği de ortadadır. Dolayısıyla şu an bu yapı Alevi kesimine hizmet eden, kazanım sağlayan bir yapı olmadığı gibi orada bulunanların Alevi toplumuna zerre kadar bir katkısı bulunmamaktadır. Tam tersi iktidarı besleyen bir güç haline gelmiştir ve bu yapı Alevi toplumunda karşılık bulamayacaktır” diye konuştu.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NDA HİZMET EDEN DEDELER ALEVİ TOPLUMUNA HİZMET ETMEYECEKTİR”

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevileri asimilasyon politikasına maruz bırakmak ve tümden Aleviliği silmek adına oluşturulan bir proje olduğunu dile getiren Koluman, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu yapıdan sonra tekrar Türkiye’de bulunan bütün cemevleri tek tek gezdiler. Diyarbakır’a da geldiler, buradaki cemevine de geldiler. İhtiyaçlarınız nelerdir? Abonelikleri verin su aboneliği, elektrik aboneliği verin. Biz kurum bünyesinde bu sorunları çözmeye çalışacağız dediler. Alevilerin elektrik borcunun, su borcunu ödenmesi gibi bir derdi yok ki. Yıllardır sanki bu faturaları ödeyen bir güç mü vardı? Kendi yağıyla kavrulacak bir şekilde de olsa Alevi toplumu zaten bunun bedelini hep ödüyor. Dolayısıyla bu şekilde bir yaklaşımla cemevlerini ve Alevi toplumunu, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na bağlamayı hedeflediler. Ama bu hedeflerinde istedikleri noktaya varamadılar. Şu an bu yapının içerisinde ciddi bir çatışma, ciddi bir sıkıntı olduğunu da biliyoruz. Çok uzun zaman boyunca götüremeyeceklerini de biliyoruz.

    “DİKKATLİ OLMALIYIZ, BU YAPININ ÇATISI ALTINDA OLMAYALIM”

    Dolayısıyla biz eskiden beri nasıl mücadelemize devam ediyorsak aynı doğrultudayız, aynı yerdeyiz. Aynı şekilde Alevilerin haklı taleplerini yerine getirmesi konusunda hükümete her daim çağrımızı yapacağız, her daim demokratik hukuk mücadelemizi devam ettireceğiz. Dedelere de maaş bağlanması konusunda çok sınırlı sayıda da olsa bağlanan vardır. Buradan demokratik Alevi kamuoyuna ve dedelere, analara çağrımız şu ki oluşturulan bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı bir yapıdır. Dolayısıyla devlete bağlı bir yapıdır, burada hizmet edecek dedeler Alevi toplumuna hizmet etmeyecektir. Aleviler bin yıldır, kendi geleneğiyle, kendi öğretileriyle, kendi değerleriyle kendini var edebilmiş bir toplumdur, mücadele geleneği vardır, biat etmeme geleneği vardır. Bu yapıya mensup olan her bir Alevi, her bir dede biat etmiş sayılır ve Alevi toplumuna zerre kadar faydası olmaz. Alevi toplumunu ezmeye yönelik, Alevi toplumunun asimilasyonuna yönelik bir politikaya hizmet etmiş sayılır. Dedelere, analara, tüm Alevilere çağrımız şudur ki ve bu yapıya karşı dikkatli olalım. Onurluca hareket edelim, asla bu yapının çatısı altında olmayalım.”

    Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO
    41-‘Aleviyim diyen herkesin dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkması gerekir’- VİDEO
    42-‘Maaşı kabul eden dedeler Alevi hakikatini ayaklar altına alıyor’-VİDEO
    43-İbrahim Erdoğan: Yolun piri olur devletin piri olmaz – VİDEO

     

  • ‘Aleviyim diyen herkesin dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkması gerekir’- VİDEO

    ‘Aleviyim diyen herkesin dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkması gerekir’- VİDEO

    PİRHA – Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ve maaşlı dedeler bulma arayışına tepki gösterdi. Tüm Alevilerin dedelerin maaşa bağlanmasına karşı çıkması gerektiğini belirten Can, “Cemevlerimize cümbüş yeri diyenlerle, bizim ibadethanelerimizi Kültür Bakanlığı’na bağlayanlar aynı akareti içeriyorlar” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösteriyor.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, oluşturduğu ekiple Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Mustafa Can, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla dedelere maaş teklif edilmesine tepki göstererek, “Cemevlerimize cümbüş yeri diyenlerle, bizim ibadethanelerimizi Kültür Bakanlığı’na bağlayanlar bence aynı akareti içeriyorlar” dedi. Can, ‘Aleviyim’ diyen herkesin dedelere maaş bağlanmasına karşı çıkması gerektiğini söyledi.

    “BU, ‘ALEVİYİM’ DİYEN HERKESİ İNCİTİR”

    Can, camilerdeki insanların namaz kılarak yaradana ibadet ettiklerini belirterek “Bizim cemevlerimizde de niyaz eden insanlar yaradana bir biçimiyle yakarıyorlar. Yani ikisinin arasında pek fark yok bence ikisi de yaradana sığınıyorlar”dedi.

    Can, şöyle devam etti:

    “Şimdi camilerdeki insanların en azından şunu söylemesi lazım: Ey siyasal iktidar utanmıyor musunuz ki cemevlerine cümbüş yeri diyorsunuz, yetmedi şimdi de cemevlerimizi Kültür Bakanlığı’na bağlıyorsunuz! Alevileri asimile etmeye çalışarak, sanki cemevlerimizde biz horon tepiyoruz, halay çekiyormuşuz gibi Kültür Bakanlığı’na bizi bağlıyorlar. Bu bence bütün Aleviyim diyen, inanan herkesi incitir.”

    “SİYASAL İKTİDAR GİTTİKÇE GEMİ AZIYA ALDI”

    Can, Alevilerin tek başına altından kalkabileceği bir sorunla karşı karşıya kalındığını söyleyerek, “Bugün Türkiye’de ‘ben Aleviyim, Sünniyim, Kürt’üm, insanım’ diyen ve ‘ben ötekileştirildim’ diyen, ‘ben yok sayıldım’ diyen herkesin demokratik hakkı olan sokağa çıkarak, bu ülkede demokrasi talepli bir araya gelişi örgütlemelidir. Çünkü bu siyasal iktidar gittikçe gemi azıya aldı ve artık bu ülkeyi bölerek, parçalayarak, küçülterek, kamplara bölerek ve bizi birbirimize karşı yabancılaştırarak kendi ideolojisini egemen kılmaya çalışıyor. Alevilerin farklı bir yerde, doğa savunucularının farklı bir yerde, yok sayılanların, Çingenelerin, Kürtlerin, Sünnilerin, Vahabilerin, Ermenilerin, Süryanilerin, Ezidilerin kim varsa bu ülkede tek tek sistemle mücadele etmesi bence yenilgiyi kaçınılmaz hale getirecektir” diye konuştu.

    “ANAYASA MAHKEMESİ BİLE HEDEF HALİNE GELMİŞSE VAY HALİMİZE!”

    Can, Demokrasinin son kalesi olarak ifade ettiği Anayasa Mahkemesi’nin AKP iktidarı tarafından yok sayıldığını da kaydederek şöyle devam etti:

    “Biz bu kadar mı balık hafızalıyız? Daha dün AKP’nin kapatılması noktasında Yargıtay karar aldığında Anayasa Mahkemesi ‘hayır şu nedenlerden dolayı AKP kapatılamaz’ dedi. AKP’nin bugünkü aynı kadrosu yani Anayasa Mahkemesi’nin AKP kapatılamaz diyen kadroları, bugün AKP’nin başında ve -bu gerçekten çok utanç verici bir şey- ‘Anayasa Mahkemesi kapatılmalı’ diyorlar. Bugün bu ülkede hukukun üstünlüğünün temel göstergesi olan Anayasa Mahkemesi bile hedef haline gelmişse vay halimize diyorum.”

    Devrim FINDIK-Melisa ŞAHİN / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO
    38-‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO
    39-Dede Özgün: Yüreğimizdeki, beynimizdeki Aleviliği hiç kimse silemez-VİDEO
    40-Hüseyin Soysüren Dede: Ser verip sır vermeyenler maaşı kabul etmez-VİDEO

  • ‘İmamlar, laik eğitimi ortadan kaldırmak için okullarımıza gönderiliyor’-VİDEO

    ‘İmamlar, laik eğitimi ortadan kaldırmak için okullarımıza gönderiliyor’-VİDEO

    PİRHA – Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, ÇEDES projesi adı altında okullara imam atanması projesine tepki göstererek, “İmamların yeri okullar değil camilerdir. İmamlar, laik eğitimi ortadan kaldırmak, eğitimi tam anlamıyla dinselleştirmek ve dolayısıyla edilgen eğitimi egemen kılmak için okullarımıza gidiyorlar” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.

    “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesine tepki gösteren Topçu Baba Alevi Dergahı Kurucu Başkanı Mustafa Can, PİRHA’ya konuştu.

    “PEDAGOJİ FORMASYONUNDAN GEÇMEMİŞ BİRİ 5-6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLARA NE ANLATACAK?”

    Mustafa Can, laik eğitimin önemine dikkat çekerek, “ÇEDES, laik eğitimin ortadan kaldırılması noktasında tabuta çakılan son çivilerden birisidir. Bugün ben de bir eğitimci olarak şunu ifade edebilirim ki artık okullar tamamen dinselleştirilmiş. Milli Eğitim Bakanı hiç çekinmeden ve toplumun gözünün içine bakarak diyebiliyor ki karma eğitim zorunlu değil. Halbuki biz şunu biliyoruz, laik eğitimin olmazsa olmazı kızların ve erkeklerin eğitim almasıdır ” edi.

    Pedagojik bir formasyondan geçmeyen kişilerin okullarda çocuklara bir şey veremeyeceğini de söyleyen Can, “Türkiye’de bütün okullarımızda şu an dinsel bir eğitim tam anlamıyla uygulanmakta. Düşünün pedagojik bir formasyondan geçmemiş birisinin okulda çocuklara ne anlatacağını gerçekten ben en azından bir eğitimci olarak öğrenmek istiyorum. Pedagoji formasyonundan geçmemiş bir insanın 5 ve 6 yaşındaki çocuklara ne anlatacağını gerçekten çok merak ediyorum” diye konuştu.

    “İMAMLAR EDİLGEN EĞİTİMİ EGEMEN KILMAK İÇİN OKULLARDA GÖREVLENDİRİLİYOR”

    İmamların okullarda öğrencilere soyut kavramları anlattıklarında 5-6 yaşındaki çocukların anlayamayacağını kaydeden Can, bilimsel eğitimin önemine vurgu yaptı. Can, şöyle devam etti:

    “Bilimsel eğitim diyor ki, 5 ve 6 yaşındaki çocuklara yani ilköğretim öncesi çocuklara siz soyut kavramları anlatırsanız o çocukların ruh yapısını bozarsınız. Yani 4-5-6 yaşındaki çocuklar soyut kavramları anlayamazlar. Onlar masa, sandalye, kitap, defter, okul, öğretmen bunu bilebilirler. Yani elle dokunup, gözle göremeyeceği şeyleri tanımayabilirler. Melek, cin, peri gibi soyut kavramları o çocuklara anlatamazsınız. Şimdi imamlar soyut kavramları anlatmak için mi gidiyorlar? Bence tek bunun için değil, laik eğitimi ortadan kaldırmak, eğitimi tam anlamıyla dinselleştirmek ve dolayısıyla edilgen eğitimi egemen kılmak için okullarımıza gidiyorlar.”

    “İMAMLARIN YERİ OKULLAR DEĞİL CAMİLERDİR”

    İmamların yerinin okullar değil camiler olduğuna dikkat çeken Can, “İmamların yeri okullar değil camilerdir. Biz eğitimciler olarak camiye gitsek imamlar veya Diyanet bizi kabul eder mi? İmamların yeri, asli görevi olan camilere dönmek ve orada ibadetin görevlerini yerine getirmektir. Onun dışındaki okullarda alacağı görevler kendilerini de zor duruma düşürecektir” ifadelerini kullandı.

    Devrim FINDIK-Melisa ŞAHİN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO 
    > ‘ÇEDES’le toplum kandırılıyor, Siyasal İslamcılar tarihin en büyük ayıbını yapıyor’ -VİDEO 
    > ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO 
    >‘ÇEDES ile amaç bütün okulları imam hatipleştirmek’ -VİDEO

    >‘Hükümet, okullara imam atayarak süreci dönüştürüyor, kadrolaşma yapıyor’-VİDEO

  • ‘Okullara imam atanmasına ve mescit açılmasına karşı direneceğiz’-VİDEO

    ‘Okullara imam atanmasına ve mescit açılmasına karşı direneceğiz’-VİDEO

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, ÇEDES projesi kapsamında okullara imam atanmasına ve okullara mescit açılmasına tepki gösterdi. Yılmaz, “Bu proje sadece Alevilerin sorunu değil bu ülkede yaşayan bütün toplumun sorunudur” dedi. Yılmaz, ÇEDES projesinin iptali için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerini kaydetti.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanete tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “ÇEDES PROJESİ TEKÇİ VE DAYATMACI BİR ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ”

    ÇEDES projesi toplumun her kesimini ilgilendirdiğini belirten Seher Şengüllü Yılmaz, “Bu proje sadece Alevilerin sorunu değil bu ülkede yaşayan bütün toplumların sorunu. Manevi danışmanlık adı altında tekçi, dayatmacı bir zihniyetin artık ilkokul seviyesine kadar inmesidir” dedi.

    “ÇEDES’in açılımına bakıldığında ‘değerlerime saygılıyım, çevreme duyarlıyım, kültürüme sahip çıkıyorum.’ Kelime anlamıyla güzel, özüne bakıldığında gerçeklikten uzak” diyen Yılmaz, “Kelime anlamıyla çok güzel ama özüne baktığımızda tekli bir anlayış. Hiç kimsenin inancına, hiç kimsenin dinine, diline, rengine saygısı olmayan, herkesi tek kulvarda gören bir anlayışı kabul etmemiz asla mümkün değil” diye konuştu.

    “ÇEDES PROJESİNİN ÖNÜNÜ KESMEK İÇİN MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”

    ÇEDES projesinin iptali için üzerlerine düşen her türlü sorumluluğu yerine getireceklerini vurgulayan Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Özellikle bu ÇEDES ayağını bitirmek adına hukuki girişimleri ve bu anlamda da bir mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bunların önünü kapatmak adına mücadele etmek zorundayız ki beklediğimiz adaleti bulabilelim. Bu konuda sesimizi çok yüksek sesle haykırmak zorundayız. Sokak mücadelesi dediğimiz de bu oluyor. Gerekirse daha fazla mitingler yapacağız, gerekirse daha fazla direnç göstereceğiz ve bu bize dayatılan ÇEDES projesi gibi projelerin önüne geçeceğiz.”

    “YAŞAMIŞ OLDUĞUMUZ ADALETSİZLİĞİ KARŞI TÜM DÜNYAYA DUYURACAĞIZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Bunun 5 ile, 10 ile çıkmasını engellemek için mücadeleyi daha yüksek sesle, toplumun her kesimiyle birlikte yapmamız lazım. Yaşamış olduğumuz adaletsizliği yüksek sesle haykırarak, tüm dünyaya duyurarak, kamuyu oluşturarak, bir şekilde elde etmeye çalışacağız” ifadelerini kullandı.

     Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO 
    > ‘ÇEDES’le toplum kandırılıyor, Siyasal İslamcılar tarihin en büyük ayıbını yapıyor’ -VİDEO 
    > ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO 
    >‘ÇEDES ile amaç bütün okulları imam hatipleştirmek’ -VİDEO

     

  • ‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO

    ‘Cemevimizdeki hizmet, maddi karşılığı olmayan bir hizmettir, maaşa karşıyız’-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, AKP-MHP hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı görevlilerinin Alevi köylerine yaptığı ziyaretlere ve dedelere maaşa bağlama girişimlerine tepki gösterdi. Atlı,”Cemevlerinde yapılan hizmetler Hakk için yapılan bir hizmettir. Devletin bir Alevi diyaneti oluşturma çabası içerisinde olduğunu ve kendi yandaş Alevilerini oluşturmaya çalıştığını da anlatmamız, topluma bunu bildirmemiz gerekiyor” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu tür suçların önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri tarafından ‘Alevi diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın (üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde) kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi de bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi/Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından görevlendirilen kişilerin Alevi köylerini, dernekleri gezerek ‘dedeleri maaşa bağlama’ teklifini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “CEMEVİNDE YAPILAN HİZMET HAKK İÇİN YAPILAN BİR HİZMETTİR, MAAŞ VERİLMESİNE KARŞIYIZ”

    Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kendilerini de ziyaret ettiğini belirten Atlı, dedelere maaş bağlanmasına karşı olduklarını, cemevlerinde yapılan hizmetin maddi bir karşılık için değil Hakk için yapıldığına vurgu yaptı.

    Atlı, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile 2 kez görüştüklerini belirterek, “Ali Arif Özeybek ile görüşmüştük, ağustos ayındaydı, ben burada değildim ancak bir uzman bizim cemevimize gelmişti. Arkadaşlar görüşmüşler. Yani çeşitli eksiklikler nelerdir? Onunla ilgili yardımlar ve maaşlı çalışan yönünde. Tabii biz merkeze bağlı olduğumuzdan dolayı yönetim kararıyla bizim belirleyeceğimiz bir kişinin sigortalı olarak çalıştırılacağı yönünde bildirimde bulunulmuş. Bu dede olabilir veya herhangi bir çalışan olabilir demişler ancak bizim tabii ki şu an cemevimizin dedeliğini yapan dedemiz böyle bir şeye karşı. Biz de zaten tamamıyla toplum olarak da buna karşıyız. Çünkü cemevlerinde yapılan hizmetler Hakk için yapılan bir hizmettir. Bunun bir karşılığının parasal anlamıyla, maddi anlamda bir karşılığın olması doğru da değildir. Bizim cemevimizdeki hizmetler, maddi anlamda bir karşılığı olmayan bir hizmettir. Tabii ki canlarımız bunun karşılığında bağış yaptıklarında da bunları da kabul ediyoruz ama dedemiz ve biz hiçbir zaman için hizmet karşılığında bir para talebimiz olmamıştır. Devletten de böyle bir talebimiz yok. Dedemize ya da dedelerimize bir maaş bağlanması doğru değildir.

    Bizim toplumumuz dedelerine de, cemevlerine de sahip çıkabilecek bilinçli insanlardır. Çünkü yüzyıllardır bu inanç, bu Yol bugüne kadar gelmiştir. Bugüne kadar devletin herhangi bir yardımı olmamıştır. Tüm inançlara eşit mesafede olmasını istiyoruz” dedi.

    “BİR ÜLKÜCÜNÜN BAŞKAN YAPILMASI, HÜKÜMETİN DÜŞÜNCESİNİ AÇIKÇA ORTAYA KOYUYOR”

    “Cemevi Başkanlığı’nın kurulması şu anki hükümettin kendine yandaş Alevi toplumu oluşturması amacıyla kurulmuş olan bir başkanlıktır” diyen Aydın Altı, ülkücülüğü ile tanınan Ali Rıza Özdemir’in başkan olmasına ilişkin şunları söyledi:

    “Bunu da tasvip etmiyoruz. Tabii başında kimin olduğu çok da önemli değil bizim için. Şu an yeni atanan bir daire başkanı vardır ki bu ülkücü camiadan gelen bir insandır. Direk asimilasyona yönelik yapılmış biridir. Bu zaten Osmanlı döneminden günümüze kadar yapılıyor. Çünkü bizim Serçeşmemiz olan pirimizin Hünkar Hacı Bektaş’ın dergahına 1800’lü yıllarda da Nakşibendi şeyhleri atanmıştı. Bunun ondan çok da farkı yok. İşlerin orada olması, kimin olduğu bizim için çok da önemli değildir ama işte bir ülkücü, Alevi kimliğinde olan birinin oraya atanması da zaten bu hükümetin düşüncesini açık ve net olarak ortaya koymaktadır.”

    “DEDELERDEN TÜRK-İSLAM SENTEZİNE YÖNELİK VAAZLAR VERMESİ İSTENECEKTİR”

    Maaş alan dedelerin ileride iktidarın istediği vaazları vermek zorunda kalacağını hatırlatan Aydın Atlı, “Biz tabii ki paralı dedeleri istemiyoruz. Neden istemiyoruz? Düşünün, imamlar, şu an cumaları Diyanet’in verdiği vaazları orada okuyorlardır.  Alevi diyaneti oluşmuştur, bu da zaten ortadadır. Bizde perşembe akşamları cemler yapılıyor. İleriki dönemlerde bu maaş alan dedelere yazılı metinler vererek topluma kendi düşüncesinde olan Türk İslam sentezine yönelik vaazlar verilmesi istenecektir ki, bu da asıl büyük tehlikeyi ortaya koymaktadır. Biz bu olaya tamamıyla hem dernek olarak hem cemevi olarak hem de Diyarbakır’da yaşayan Aleviler olarak karşı çıkıyoruz. Bizim dışımızda da cemevleri var. Bildiğim kadarıyla onlarla da görüşülmüş. Bazılarının isim bildirdiğini bize söylediler. Bunlar örgütsel yapı içerisinde, örgütlü cemevleri değil. Birçok cemevinde bu tür ilişkilerin kurulduğu da bir gerçektir. Ama biz bunu doğru bulmuyoruz, bu tür yaklaşanların yaptıklarının da doğru olmadığını, tasvip etmediğimizi de onlara bildiriyoruz” diye ekledi.

    “TOPLUMA, İKTİDARIN ‘ALEVİ DİYANETİ’ OLUŞTURMA ÇABASINI ANLATMALIYIZ”

    Alevilerin, hükümetin Alevilere yönelik bu atağına karşı tutumlarının ne olması gerektiğine ilişkin değerlendirmeler yapan Aydın Atlı, örgütlü yapıların içerisinde yer alınması gerektiğine vurgu yaptı. Atlı, şunları ekledi:

    “Yüzyıllardır bu Yol günümüze kadar gelmiş, bundan sonra da tabii ki devam edecektir. Buna karşı bizimkilerin ne yapması gerekir? Tabii ki örgütlü bir yapı içerisinde yer almamız gerekir. İçişleri Bakanlığı’nın geçtiğimiz yıllar içerisinde yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de 1600’e yakın cemevi olduğu söyleniyor. Bu cemevlerinin yaklaşık 300 tanesi örgütlü yapıların içerisindedir. Geri kalanları örgütlü yapı içerisinde değil. Tabii ki bu cemevlerinin, bağımsız cemevlerinin, köylerde bulunan cemevlerinin o örgütlü yapı içerisine alınması elzemdir. Bunlarla ilişki içerisinde olmamız gerekiyor. Tabii ki devletin olanakları çok, yani biz oraya gidemiyoruz ama bunu yapmak zorundayız. Bire bir bunlarla görüşüp devletin yaptığının doğru olmadığını, bir Alevi diyaneti oluşturma çabası içerisinde olduğunu ve kendi yandaş Alevilerini oluşturmaya çalıştığını da anlatmamız, topluma bunu bildirmemiz gerekiyor.

    “ÖRGÜTLÜ OLMADIĞIMIZ SÜRECE BU SALDIRALARA MARUZ KALACAĞIZ”

    ‘Alevilerin ne yapması gerekiyor’ dersek de kurumlarımızda, cemevlerimizde, derneklerimizde yapılan sosyal, kültürel faaliyetlere bölgemizde ya da Diyarbakır’da köylerde yaşayan Alevileri ya da dışarıdan gelen Alevileri de yapı içerisine çekip, örgütlü mücadele içerisine almamız, Alevilik bilincini, Alevi Yol’unun gereklerini onlara anlatmamız gerekiyor. Örgütlenmeden geçiyor Yol. Örgütlü olmadığımız müddetçe, dağınık olduğumuz süre içerisinde de bu tür saldırılara maruz kalacağız. Bu örgütlü cemevlerine gelip, üye olup, onları desteklememiz gerekiyor.”

    Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO
    35- ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO
    36- ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO
    37- ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO

  • ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO

    ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı görevlilerinin Alevi köylerine yaptığı ziyaret ve dedelere maaşa bağlama girişimine tepki gösteren Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “Bize dayatılan torba yasalarla, bize karşı kurulan bu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’yla  mücadele etmek istiyorsak, Aleviler olarak Meclis’e girip siyaset yapmalıyız. Alevice hakkımızı aramak zorundayız” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu tür suçların önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleş ilmesi gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın (üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde) kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi de bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından görevlendirilen kişilerin Alevi köylerini, dernekleri gezerek ‘dedeleri maaşa bağlama’ teklifini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI, BİZİM GİDEMEDİĞİMİZ CEMEVLERİNE GİTTİ”

    “Gidemediğin, dokunamadığın yer senin değildir” diyen Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “İçişleri Bakanlığı ‘biz 2500 cemevi gezdik’ dedi. Biz de ‘yok kardeşim o kadar cemevi gezmedin’ dedik ama çıkardı bir liste yayınladı, gezmişler. Bunların 300’ü 500’ü örgütlü çatı kurumlarına ait yerler. Gittikleri birçok yerde bizim dokunamadığımız, bizim gidemediğimiz yerlere gittiklerinde toplumun çok ciddi anlamda ihtiyaçlarının olduğunu gördüler” şeklinde ifade etti.

    “İNSANLARI ÖRGÜTLERKEN DOĞRU BİR DİL TUTTURAMADIK”

    Bazı şeyleri yanlış yaptıklarını, kullandıkları dilin doğru olmadığını söyleyen Yılmaz, “Bizim hiç gitmediğimiz yere devlet gittiğinde o insanlara vay siz düşkünsünüz, siz katil devletle iş birliği içerisindesiniz, dersek biz bir daha oraya asla dokunamayız. Bizim oraya dokunabilmemizin bir formülü olmalı. Biz diplomasi yürütmüyoruz” dedi.

    “DEVLET BİZİM PARALARIMIZI TARİKATLARA AKITIYOR”

    Haklarının gasp edildiğini, devletten yüzyıllardır alacaklı olduklarını beliren Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Bizlerin vergisiyle, parasıyla toplumun her kesimine hizmet götüren bir devlet var. Bir tek bize hizmet gelmiyor, para bizim paramız, hak bizim hakkımız, şimdi sen gidip benim paramla cemaatlara, tarikatlara oluk oluk para akıtırsan, ben de buna örgütlü bir çatı kurumu olarak dur diyemiyorsam bu benim başarısızlığım.”

    “DEVLETİN GİTTİĞİ YERLERE GİDEMEDİK, O İNSANLARA DOKUNAMADIK”

    Devletin gittiği köylere gidemediklerini, o insanlara dokunamadıklarını belirten Yılmaz, “Ben o köylere gittim mi? Oradakilere dokunabildim mi? Ben onun taleplerini karşılayabildin mi? Ya da o benim varlığımdan haberdar mı? Torba yasadan haberdar mı”? diye sordu.

    Alevi hak mücadelesinde Alevi kurumlarının emeklerinin inkar edilemeyeceğini vurgulayan Yılmaz, “Ciddi bir çalışma yürüttük. Özellikle Büyük Alevi Kurultayı öncesi biz de tüm Türkiye’yi gezdik, Türkiye’nin neredeyse ulaşabildiğimiz bütün köylere ulaşmaya çalıştık. Ama bizim elimizde onlara verebilecek bir şey yok. Demek ki neymiş bir şeyleri yanlış yapıyormuşuz” ifadelerini kullandı.

    “DİPLOMASİ YÜRÜTMEYİ BİLMİYORUZ”

    Gelinen noktada artık Alevilerin diplomasi yürütmesinin zorunluluk haline geldiğini belirten AKD Genel Başkanı Yılmaz, “Bundan 10 yıl sonra, 20 yıl sonra bu toplumun yüzüne bakabilmek istiyorsak, bugün artık bazı radikal adımları da atmak zorundayız. Sokak mücadelesi mi? Sokak mücadelesi vereceğiz. İnanç mücadelesi mi? İnanç mücadelesi vereceğiz” dedi.

    “ALEVİLERİN SİYASET YAPMASI GEREKİYOR”

    Alevi toplumunun siyasal bir mücadele vermesinin artık zorunluluk olduğunun altını çizen Seher Şengünlü Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Alevilerin artık Kürtler gibi siyaset yapmasını öğrenmesi gerekiyor. Kürt toplumu sokakta mücadelesini de veriyor, Meclis’te de mücadelesini veriyor, ideolojik olarak da mücadelesini veriyor. Demek ki Alevi toplumu bir şey eksik yapıyor. Bizim demek ki bacaklarımızdan biri eksik ve ben bunun siyaset olduğunu düşünüyorum.”

    “ALEVİLER, SİYASETE YÖN VEREN TOPLUM OLMAK ZORUNDA” 

    Siyasette arkadan ittiren değil, siyasete yön veren, lokomotiflik yapan, liderlik yapan bir toplum haline gelinmesi gerektiğini vurgulayan Yılmaz, “Ne yapacağız? kendi göbeğimizi kendimizi keseceğiz. Bunu da Alevi hareketinin oturup çok ciddi bir şekilde tartışmaya açması ve artık bir karar vermesi gerekiyor. Bugün bu memlekette %0.01 oy potansiyeli olan bir topluluk bizlerin sayesinde bu meclise 10-15 tane milletvekili gönderdi. Artık Alevi toplumunun oturup bunu bir düşünmesi gerekiyor” dedi.

    Alevileri siyasete yön veren bir toplum olması gerektiğini ifade eden Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Çünkü sayımıza baktığımızda, kültür seviyemize baktığımızda inancımız zaten aydınlanmanın öncüsü olmuş, biz bunu başarabilecek bir toplumuz” diye ifade etti.

    “MECLİS’TE BULUNAN HİÇBİR PARTİ DİYANETİN KAPATILMASINI İSTEMEZ

    Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’na yönelik mücadeleyi yükseltmek için meclise girmenin zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Yılmaz, sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Bize dayatılan bu torba yasalarla, bize karşı kurulan bu Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığıyla, bürokrasi kanadıyla mücadele etmek istiyorsak biz Aleviler o Meclis’e girip Alevice her şeyi konuşmak, hakkımızı aramak hakkımızdır. Çünkü bu bir zorunluluktur. Bizim en çok oy verdiğimiz, Meclis’e taşıdığımız siyasi partilere gidelim, diyelim ki yarın çıkın Meclis kürsüsüne Diyanet İşleri lağvedilsin deyin, diyelim. Hiçbiri demez, birbirimizi kandırmayalım. O yüzden bir kere daha altını çiziyorum. Alevi hareketi kendi siyasal mücadelesini vermek zorundadır. Ancak bu söylediklerimizle bu şekilde mücadele edebiliriz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO
    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

     

    ‘İçişleri Bakanlığı’nın gittiği Alevi köylerine gidemedik, o insanlara dokunamadık-VİDEO

  • ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO

    ‘Maaş alan dede emirleri uygular, Alevi toplumu bundan yara alır; direnç göstermeliyiz’- VİDEO

    PİRHA- PSAKD Tarsus Şube Başkanı Feyzullah Metin, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini geçmişte sürdürülen ve bazı bölgelerde amacına ulaşan asimilasyon politikalarının devamı olduğunu belirterek, “Alevileri asimile etme çabaları hala sürüyor. Tabi ki bu asimilasyon hamlelerine karşı direnç göstereceğiz” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na büyük tepki gösterdiler.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkilerini yükseltiyor.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus Şube Başkanı Feyzullah Metin, AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    ASİMİLASYON HAMLELERİ

    Dedelere maaş bağlanmasının geçmişte sürdürülen ve bazı bölgelerde amacına ulaşan asimilasyon politikalarının devamı olduğunu belirten Metin, “Bizi asimile etmeye çalışıyorlar. Tarsus’ta dağ köylerindeki Aleviler asimile edilmiş zamanında, bize de aynısını yapmaya çalışıyorlar. Tabi ki bu asimilasyon hamlelerine karşı direnç göstereceğiz” dedi.

    “TOPLUMUMUZ BÜYÜK YARA ALIR”

    Feyzullah Metin, dedelerin maaş alması halinde Alevi toplumunun bundan yara alacağını dile getirerek şu ifadeleri kullandı:

    “İnancını yaşayan herkes kendi ihtiyacını kendisi karşılasın. Kimden maaş alırlarsa onların sözünü dinlemek zorunda kalırlar, onlardan gelecek emirleri uygularlar. Toplumumuz büyük yara alır. Maaş isteyen dedeler böyle bir yola girmesinler, inanç neyi gösteriyorsa onu yapsınlar.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

  • ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO

    ‘Aleviliğin doğasında maaş yoktur; bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar’ – VİDEO

    PİRHA – AKP hükümetinin asimilasyon politikalarını yürüten Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın dedeleri maaşa bağlama çağrısına tepki gösteren Sefa Öztürk Dede, “Gözümüzün önünde bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar” dedi. Maaşı kabul eden dedelerin taliplerinin olmadığını belirten Öztürk, “Biz bir rıza toplumuyuz. Rıza Şehri topluluğunun maaşlı insana, memura dönüştürülmesi kabul edilemez” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu tür suçların önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın (üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde) kurulmasına büyük tepki gösterdi.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi de bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından görevlendirilen kişilerin Alevi köyleri, dernekleri gezerek ‘dedeleri maaşa bağlama’ teklifini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLİĞİ KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA BAĞLAMAK BAŞTAN SAKAT BİR DURUM”

    Aleviliği Kültür Bakanlığı’na bağlamanın baştan sakat bir durum olduğunu söyleyen Sefa Öztürk Dede, “Bu Aleviliği yok saymaktır. Ben Aleviyim diyen herkes bunu kendi açısından onur kırıcı bir durum olarak değerlendirmelidir” dedi.

    Devletin inanç boyutunu tamamen sıfırlayarak dedelere maaş bağlamaya kalkıştıklarını da dile getiren Öztürk, “Bu baştan konum itibariyle onur kırıcıdır. Dolayısıyla dedelere maaş bağlama durumu da Aleviliğin kopuş noktasıdır. Asimilasyon projesinin çok ötesinde Aleviliği yok etme, imha etme projesidir” dedi.

    “MAAŞI KABUL EDENLERİN BİRÇOĞU TALİPLERİ OLMAYAN DEDELER”

    Aleviliğin doğasında maaş kavramının olmadığını belirten Öztürk, şöyle konuştu:

    “Biz bir rıza toplumuyuz. Ve Rıza Şehri diye büyük bir ütopyası ve projesi olan bir inancın mensuplarıyız. Rıza Şehri topluluğunun tutup da maaşlı insana, memura dönüştürülmesi kabul edilemez. Maaşı kabul eden dedelerin birçoğu talipleri olmayan dedelerdir. Dedeyi devlet belirleyemez, dedeyi kendisi de belirleyemez. Dedeyi talibi belirler. Dolayısıyla bu zihniyet Aleviliğin doğasına tamamen aykırıdır. Aleviliğin doğasında maaş diye bir kavram yoktur.
    Bunların yaptığı bu gidişatın adı Alevilik değil, Alevi anlayışıyla, felsefesiyle uzaktan yakından alakası yoktur.”

    “ALEVİLİĞİN TEMEL FELSEFESİNİ CİDDİ ANLAMDA PARÇALAMAK İSTİYORLAR”

    Bütün ocakların kendi içindeki maaşlı dedeleri tespit etmek zorunda olduğunu ve mutlaka taliplerine duyurmaları gerektiğini kaydeden Öztürk, “Onların Alevilikle alakasının olmadığını, Alevilikten koptuğunu ve başka bir yere hizmet ettiğini, maaşlı dedelerin başkalarının insanı, bizim insanımız olmadığını söylemek zorundadır”dedi.

    “GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE IŞIĞIMIZA, PİRİMİZE, YOLUMUZA SALDIRIYORLAR”

    Öztürk, konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “En tehlikeli insan profili ‘ben’ diyen insandır. Bu ‘ben’ler çoğaldıkça’ ben’lerin arasındaki kavga çoğalacaktır. Alevilik aynı zamanda toplumsal barıştır. 72 millete bir nazarla bakan, doğaya can diyen bir anlayıştır. Ve o anlayışın hızla hırpalanıyor. Toplumsallık istenmiyor, Aleviliğin o temel felsefesini ciddi anlamda parçalamak istiyorlar. Biz de bunlara karşı gereken mücadeleyi mutlaka vermeliyiz. Biz biraz geride kalıyoruz, gerekli müdahaleyi yapmıyoruz. Hakikatin inkar edildiği çerağının söndüğü yer demektir. Bizim çerağımız sönüyor. Biz o çerağı mutlaka yeniden, yeniden yakmalıyız. Tek kurtuluş özünüze dönerek, Aleviliği gerçek anlamda yaşamak, yaşatmak. Gözümüzün önünde bizim ışığımıza, pirimize, yolumuza saldırıyorlar. Önceden saldıranların ellerinde bıçak, ip, tüfek vardı. Bugün saldıranlar bizim yanıbaşımızda sözümona kendisine dedeyim, mürşitim diyenler. Bu çok can yakıcı bir durum.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO
    34- ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

  • ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

    ‘Maaş alan dede devletin memuru olur; bunlar bizlere Hz. Yezid dedirtecekler’-VİDEO

    PİRHA- Şeyh İbrahim Veli Ocağı evlatlarından Haydar Arıkovan Dede, Alevilerin öncelikle haklarının iade edilmesi gerektiğinin altını çizerek, dedelere maaş bağlanmasına karşı olduklarını ifade etti. Arıkovan, “Cemde elimize bir not verecekler. Bizler Yezid’e Yezid deriz, lanet okuruz. Bunlar verecekleri kağıtta bizlere Hz. Yezid dedirtecekler. Biz bunlara karşıyız” dedi. 

    Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.

    Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.

    Neredeyse tüm Alevi örgütleri, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na büyük tepki gösterdiler.

    İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.

    Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkilerini yükseltiyor.

    Şeyh İbrahim Veli Ocağı evlatlarından Haydar Arıkovan Dede, ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DEDELERE MAAŞ BAĞLANMASINA KESİNLİKLE KARŞIYIZ

    Arıkovan, Alevilerin öncelikle haklarının iade edilmesi gerektiğinin altını çizerek, “Dedelere maaş bağlanmasını biz kesinlikle istemiyoruz. Karşıyız. Sonuna kadar karşıyız. Karşıyız, çünkü biz inanıyoruz ki bu kul hakkına geçer. Yani bir canın gönül rızasıyla verilmemiş bir para, bir yere bağış olarak yapılmayan bir para kul hakkına geçer. Biz bunu helal etmiyoruz. Diyanet işlerine kesilen parayı helal etmiyoruz. O yüzdendir ki biz dedelere maaş bağlanmasına kesinlikle karşıyız” dedi.

    Devlet tarafından dedelere bağlanacak bir maaşın devletin memuru anlamına geldiğini vurgulayan Arıkovan, “Cemde elimize bir not verecekler. Diyecekler ki bunları okuyun. Biz İmam Hüseyin’e, Yezit’in karşısındaki İmam Hüseyin’e biat ederiz. Bizler Yezid’e Yezid deriz, lanet okuruz. Bunlar verecekleri kağıtta bizlere Hz. Yezid dedirtecekler. Biz bunlara karşıyız” şeklinde konuştu.

    “İNANCI VE DİRENCİ İMAM HÜSEYİN’DEN, PİR SULTAN’DAN, ŞEYH BEDRETTİN’LERDEN ALDIK

    Alevilerin öncelikli taleplerinin olduğunu ifade eden Arıkovan, şunları söyledi:

    “Öncelikle bizim taleplerimiz Sivas’taki Madımak Oteli’nin müze olması. Eşit yurttaşlık haklarının tanınmasıdır. Biz kesinlikle Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bizlere vereceği parayı kabul etmiyoruz.

    Maaş almayı düşünen veya alan dedeleri bir an önce gittikleri yoldan geri dönmelerini istiyoruz. Yoksa düşkün ilan edileceksiniz. Biz ki kalu beladan beri, bu inancı hiçbir devletin yardımı olmadan sürdürmüşüz. Bugüne kadar getirmişiz ve bugünden sonra da böyle gitmek zorundadır. Biz bu inancı ve direnci İmam Hüseyin’den, Pir Sultan’dan, Şeyh Bedrettin’lerden aldık. Bunların yüzü suyu hürmetine aşıkların, sadıkların yüzü suyu hürmetine ters gelen bir şeyi biz de kabul etmiyoruz.”

    Fatoş SARIKAYA-Diren KESER/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘İnce bir Sünnilik yaparak Alevileri asimile etmek amaçlanıyor’- VİDEO

    2-‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, toplumumuza ‘Alevisiz Aleviliği’ vaat etmektedir’
    3-‘AKP üzerimizde at oynatıyor; bizi yok etmeye çalışan zihniyetle beraber olmayın’-VİDEO
    4-‘Maddi teklifleri reddettik; biz Alevi köyleriyle iletişim sağlamalıyız’-VİDEO
    5-‘AKP, Cemevi Başkanlığı’yla sinsice bir çalışma yapıyor, Alevileri avlamaya çalışıyor’-VİDEO
    6-‘Cemevi Başkanlığı’nda görev kabul edenler inancına ihanet içindedir’-VİDEO
    7-Baba Demir: Alevi kurumları birlikte hareket etmeli-VİDEO
    8-Pir Mustafa Mısır: Ulularımız hiç biat etmedi, lokmanın peşine düşmedi!
    9-‘AKP hükümetinin dedelere maaş projesi soykırım politikasıdır’-VİDEO
    10-‘Maaşı kabul etmiyoruz; nefsine yenik düşen olursa düşkündür’-VİDEO
    11-‘Devletten maaş aldığın zaman amir-memur ilişkisine dönüşür, maaş reddedilmeli’
    12- ‘Cemevi Başkanlığı bir tuzaktır; maaşı kabul edenler onurlu değildir’-VİDEO

    13- ‘Cemevlerini Diyanet bünyesine katmak ve içten fethetmek çabasındalar’-VİDEO
    14-‘Alevi Pirleri ve Bektaşi Babaları sadece talipleriyle yol alır’-VİDEO
    15-Çiçek: Dedelere, zakirlere maaşı devlet verirse ne inanç ne de yol kalır-VİDEO
    16-‘Maaş bağlamanın altında yatan Alevi inancını yok etmektir’- VİDEO
    17-‘Pirlerimiz yollarına sahip çıksınlar, kendilerini maaşa bağlamasınlar’-VİDEO
    18-‘Gülsev Kaya: Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz’ – VİDEO
    19-‘Büyükşahin: Alevileri kendi kirli işlerine ortak etmek istiyorlar ‘– VİDEO
    20-‘Karaoğullarından: Maaşı kabul eden ‘Hınzır Paşa’lara geçit vermeyeceğiz’- VİDEO
    21-Güleç: Hedefleri Alevi kurumsallaşmasının ulaşamadığı yerleri ele geçirmek – VİDEO
    22-‘Alevilerin bu kötü gidişata bir an önce dur demesi lazım’
    23-Sazcı: Dedelere maaş, makbul ve makul bir Alevilik yaratma girişimidir-VİDEO
    24-‘Dedelere maaş teklif edilmesi Aleviler üzerinde dayatmayı yaratır’- VİDEO
    25-‘Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyonunu anlatmak için cemevlerine, köylere ulaşmalıyız’- VİDEO
    26-‘Nakibüleşraf rolü üstlenip secere dağıtmaya yeltenecekler!’
    27-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    28-‘Aleviliği yok etme politikası; o memura cemevi ziyareti için izin vermedim’
    29-‘Alevilik, korkunç bir yok edilme ile karşı karşıyadır; bu oyuna gelmeyelim’
    30-‘Alevi pirleri Cemevi Başkanlığı’na giderse, cemlerde ne yapılacağını başkaları tarif eder’-VİDEO
    31-Pir İsmail Alkan: Alevi pirlerine maaş ile topluma fetva verilmek isteniyor-VİDEO
    32-‘Bir dede parayla hizmet yürütmez; maaşı kabul edenleri cemevlerimize kabul etmiyoruz’-VİDEO
    33- ‘İnancımız tanımayanların maaşına ihtiyacımız yok’-VİDEO

  • ‘ÇEDES ile amaç bütün okulları imam hatipleştirmek’ -VİDEO

    ‘ÇEDES ile amaç bütün okulları imam hatipleştirmek’ -VİDEO

    PİRHA- ÇEDES projesine ilişkin konuşan PSAKD Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, “Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz” dedi ve bunun sadece Alevilerin sorunu olmadığını ekledi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmalarını alevlendirdi. Öğrencilerin adeta Diyanet’e tesliminin önünü açan proje kapsamında Eskişehir ve İzmir’de yer alan 842 okula, “manevi danışman” adı altında imam, müezzin ve vaiz gibi din hizmetlerinde çalışan kişiler atandı.

    ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şubesi Cemevi Eşit Başkanı Aydın Atlı, ÇEDES projesine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    Son dönemlerde okullara yönelik uygulamaya konan ÇEDES projesinin ismine bakıldığında çok da itici gelmediğini ama asıl önemli olanın altındaki gerçeklere bakmak olduğunu belirten Atlı, okullara fahri imam atanmasıyla ilgili olarak, “Bizim bildiğimiz rehberlik çalışmalarına rehberlik öğretmenleri katılır. Şimdi artık bunları da ekarte edip çocuklarımızı direk imamlara teslim ediyorlar. Pedagojik eğitim almamış kişilerin bu tür rehberlik çalışmaları yapmaları, tabii ki çocuklarımızın ilerideki öğrenim hayatları açısından çok sakıncalı” dedi.

    “ÇEDES’E SADECE ALEVİLER DEĞİL TÜM TOPLUM KARŞI ÇIKMALI”

    Buradaki amacın sorgulanması gerektiğini ifade eden Atlı, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aslında buradaki amaç bütün okulları imam hatipleştirmek, bütün dersleri zorunlu din dersine yöneltmek. Son dönemlerde anaokullarına zaten zorunlu din dersleri getirilmişti. Anaokullarında ve tüm okullarda mescitlerin zorunlu hale getirilmesine baktığımızda da artık ülkemizin bir İslam cumhuriyetine doğru koşar adımlarla gittiğini görüyoruz. Buna sadece Alevilerin karşı çıkması gerekmiyor. Bu bütün toplumun, Türkiye toplumunun bir sorunudur. Buna acilen karşı çıkılmadığı müddetçe ileride çok büyük sorunlarla karşılaşacağız.

    Tüm toplum olarak, demokratik sivil toplum kuruluşları ve bütün siyasi partiler olarak buna karşı çıkmak gerekiyor. Sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. ÇEDES projesinin iptal edilmesi için bir an önce insanların sahaya inip seslerini yükseltmesi gerekiyor.”

    Ferhat GÜRGEN /DİYARBAKIR

    İLGİLİ HABERLER:
    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’-VİDEO
    > ‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’-VİDEO
    > ‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’- VİDEO
    > ‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına karşı mitingler yapacağız, hukuki süreç başlatacağız’-VİDEO
    > ‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’
    > ‘Okullara imam atanması herkesi Türk ve Müslüman yapma projesidir’-VİDEO
    > ‘Eğitimin görevi inanç aşılamak değil, çocuklarınızı imamlara teslim etmeyin’- VİDEO
    > ‘Şeriatı getiriyorlar, Türkiye’de ciddi şekilde laiklik kavgası verilmelidir’ -VİDEO
    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’
    > ‘Türkiye Afganistan’a dönüşüyor, Alevi olmayanlar da bu projeye karşı çıkmalı’- VİDEO
    > ‘Dindar-kindar gençlik yetiştirme projesi, herkesi mücadeleye çağırıyorum’-VİDEO
    > ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefe ve ilkelerinin altına dinamit koymaktır’- VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasıyla gerici bireyler yetiştirmek amaçlanıyor’- VİDEO
    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevi inancını katleder; çocuklarınıza inancımızı öğretin’-VİDEO
    > ‘Kamusal alan okullar yoluyla dincileştiriliyor; tarikatlar eleman yetiştiriyor’ -VİDEO
    > ‘Okullara imam atanmasına, dini eğitime karşı birlikte mücadele edelim’-VİDEO
    > ‘Türk-islam sentezini hayata geçirmek için yapılmış bir asimilasyon politikasıdır’- VİDEO
    > ‘Okula imam atanması asimilasyondur; aileler tavır göstermeli’-VİDEO
    > ‘Türkiye’de eğitim yağmalanıyor, buna dur demek zorundayız’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması kadroların siyasal islamcılar tarafından işgal edilmesidir’-VİDEO
    > ‘Seküler kesimin yaşam haklarına müdahaledir; eylem planı oluşturmalıyız’-VİDEO
    > ‘İktidar, dindar nesil yetiştirmek için laik, bilimsel, kamusal eğitimden uzaklaşıyor’-VİDEO
    > ‘Okullara imam atanması Alevilere yönelik asimilasyon ve inkar politikasıdır’- VİDEO
    >‘ÇEDES, Türk ve Sünni Müslüman çocuk tipini yaratma projesi; insan haklarına aykırı’– VİDEO
    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’-VİDEO 
    > ‘ÇEDES’le toplum kandırılıyor, Siyasal İslamcılar tarihin en büyük ayıbını yapıyor’ -VİDEO 
    > ‘ÇEDES gibi projeler ile bir nesil mahvediliyor’-VİDEO