PİRHA – Şubat 2024’te tutuklanan ve Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan 78 yaşındaki Kemal Gün’ün İstanbul Adliyesi’nde görülen duruşmasında mahkeme heyeti duruşmayı 5 Aralık’a erteledi. Duruşma sonrası açıklama yapan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, “Kemal Gün canımız haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Bu yüzden Kemal Gün canımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. 5 Aralık’ta da tekrar burada olacağız” dedi.
Şubat 2024’te tutuklanan ve Sincan Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutulan 78 yaşındaki Kemal Gün’ün yargılandığı davanın ikinci duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 28. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Duruşmaya Kemal Gün’ün kızı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Sevim Yalıncakoğlu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, PSAKD GYK üyesi ve Gaziosmanpaşa Şube Başkanı Hıdır Çam ve PSAKD Zeynep Yıldırım Cemevi yöneticileri destek verdi.
Mahkeme Heyeti, duruşma salonuna Kemal Gün’ün ailesi dışında kimseyi almadı, iki gizli tanıktan birini dinlemek şartıyla duruşmayı 5 Aralık Saat 09.00’a erteledi.
Duruşma sonrası açıklama yapan PSAKD Genel Başkanı İbrahim Karakaya, “Kemal Gün canımız haksız ve hukuksuz bir şekilde tutuklandı. Bu yüzden Kemal Gün canımızın derhal serbest bırakılmasını istiyoruz. 5 Aralık’ta da tekrar burada olacağız” dedi.
Kemal Gün’ün kızı PSAKD Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün de “Babamı siyasi olarak tutuyorlar. Bu belli. 78 yaşındaki hasta tutsak babam iftiracıların lafıyla içeride tutuluyor. Bu bir siyasi karardır. Ama biz babamı oradan alacağız. Babamı öldürmek istiyorlar. Biz buna izin vermeyeceğiz. Babamı 5 Aralık’ta alacağız” dedi.
Kemal Gün’ün avukatı Doğa İnce Su ise “Mahkeme gizli tanık dinlenmediği için ertelendi. Biz 5 Aralık’ta tekrar burada olacağız. Artık dosyanın tamamlandığını söyledik mahkemeye. Dolayısıyla müvekkilimizin tahliye olmaması için hiçbir neden kalmadı. Müvekkilimizin biran önce tahliye olmasını talep ediyoruz” diye konuştu.
NE OLMUŞTU?
Kemal Gün, ‘evinde çıkan kitaplar’ , ‘2016 yılında Dersim’de öldürülen çocukları Cihan Gün ve Murat Gün’ün fotoğraflarının telefonunda çıkması’, ‘Ebru Timtik ile Aytaç Ünsal’ın fotoğraflarının bulunması’ ve ‘2 gizli tanığın TAYAD üyesi beyanları’ suçlamalarıyla yargılanıyor. Mahkeme heyeti, kaçma şüphesini gerekçe göstererek 78 yaşındaki Kemal Gün hakkında tutukluluğunun devamına kararı vererek duruşmayı 5 Kasım’a ertelemişti.
PİRHA- Diyarbakır’da 8 yaşındaki Narin Güran’ın öldürülmesine ilişkin haklarında müebbet hapis cezası istenen sanıklar, 7 Kasım’da ilk kez yargı önüne çıkacaklar. Diyarbakır Baro Başkanı Abdülkadir Güleç, “İddianamede bazı tespitler var. Narin Güran 15.15’te patika yoldan eve giderken o esnada evde şüphelilerin dördü baz istasyonu verileriyle tespit edilmiş. Çok önemli bir durumdur” dedi.
İddianame ile ilgili görüşlerini ifade eden Diyarbakır Baro Başkanı Abdülkadir Güleç, kasten organize bir şekilde iştirakten dolayı 4 kişi hakkında iddianame düzenlendiğini belirterek, “İddianamede bazı tespitler var. Narin Güran 15.15’te patika yoldan eve giderken o esnada evde şüphelilerin dördü baz istasyonu verileriyle tespit edilmiş. Çok önemli bir durumdur. Tespit var. 45 dakika sonra da Narin’in cesedi götürülüp Eğertutmaz deresine gömülüyor. Bu tespitin çok önemli olduğunu düşünüyorum. İddianame yeterince de tespitleri ortaya koyuyor” dedi.
“CİNAYETİ İŞLEMEDİKLERİ GERÇEĞİNİ ORTADAN KALDIRMIYOR”
Yerel Güneydoğu Ekpres gazetesine konuşan Güleç, bazı iddiaların olduğunu ancak bu iddialar kanıtlanmadığı için iddianamede yer almadığını belirterek, şöyle konuştu:
“Neden ve niçin öldürüldüğü sorusunu soruşma makamları da tespit etmeye çalıştı. Ama bu çok önemli değil. Sonuçta, Narin kendi evine giderken o evde aynı anda 4 kişi var. Ve oradan Narin’in cesedi çıkıyor. Kamuoyunun ölüm nedeniyle ilgili beklentisi olabilir. Durup dururken niye öldürdüler diye sorulabilir. Bende soruyorum. Bende merak ediyorum. Ama sonuçta failleri değiştirmiyor. Ya da cinayeti kimlerin işledi gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ölümün nedeni, niçin öldürüldüğü tespit edilmemiş olsa dahi, şüpheliler iddianamede sanık niteliğine büründü. Ve cinayeti işlemediği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.”
50 BARO BAŞKANI DURUŞMAYA KATILACAK
Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 7 Kasım tarihinde görülecek Narin duruşması nedeniyle, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan ve 50 Baro Başkanının Diyarbakır Barosu’nu arayarak duruşmaya katılacakları öğrenildi. Diyarbakır Barosu ise müşteki olarak duruşmaya katılacak. Baro Başkanı Güleç, “7 Kasım’da Narin için adalet sağlamaya çalışacağız” dedi.
PİRHA- ‘Yenidoğan çetesi’ davasının iddianamesi kabul edildi. 47 sanıklı dava Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 18 Kasım’da başlayacak.
İstanbul’da, bebek acil hastalarını önceden anlaştıkları özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk edip ölümlerine neden oldukları ve haksız kazanç elde ettikleri öne sürülen 47 şüpheliye ilişkin soruşturmada iddianame Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.
Sanıkların yargılanmasına 18 Kasım günü başlanacak.
İDDİANAMEDEN
Mahkemece kabul edilen iddianamede, şüphelilerin, hastaların mevcut durumlarını olduğundan daha ağır göstererek, olması gerekenden daha uzun süre yatışlarını sağlayarak SGK’den yüksek ücret tahsil ettikleri, bazı hasta yakınlarından fazladan para alınarak maddi çıkar elde edildiği ve karın çoğunluğunun sağlık çalışanı olan örgüt üyesi şüphelilerle paylaşıldığı belirtildi.
582 YILA KADAR HAPİS İSTENİYOR
İddianamede, şüpheliler Fırat Sarı ve İlker Gönen’in 10 kez “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi”, “nitelikli dolandırıcılık”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve 11 kez uygulanmak üzere “resmi belgede sahtecilik” suçlarından toplamda 177 yıl 6 aydan 582 yıl 9’ar aya kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi.
Şüpheli Gıyasettin Mert Özdemir hakkında ise “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi”, “kişisel verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi”, “kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık”, “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarından 180 yıldan 589 yıl 9 aya kadar hapis istendi.
Aralarında doktor, hemşire ve sağlık görevlilerin de bulunduğu 18 şüpheli hakkında da bebeklerin ölümüne ilişkin “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi” suçundan 10 ila 437 yıl 6 ay arasında hapis cezası talep edildi.
Diğer şüpheliler hakkında da benzer suçlardan hapis cezaları öngörülen iddianamede, ayrıca, malen sorumlu olarak belirtilen hastaneler ve hastanelerin bağlı olduğu şirketler lehine “dolandırıcılık” suçu işlenerek maddi menfaat temin edildiğinden, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbiri uygulanması, hastanelerin ve şirketlerin kapatılıp mal varlıklarına el konulmasına karar verilmesi talep edildi.
Kürtçe hutbe ve vaaz verdikleri gerekçesiyle Din Alimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin (DİAYDER) başkanı, yöneticisi ve üyesi 22 din adamı hakkında “örgüt üyesi olmak” ve “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla açılan davanın 18’inci duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi’nin 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.
Devam eden duruşma sırasında içeri giren polis, duruşmada bulunan Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi Avukat Bedirhan Sarsılmaz hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan bir soruşturma gözaltı kararı olduğunu söyledi. Avukat Sarsılmaz, müvekkiline ilişkin savunmasını yaptıktan sonra gözaltına alındı.
“Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına alınan Sarsılmaz, Fatih’te bulunan İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Sarsılmaz’a ilişkin 24 saatlik avukat görüş kısıtlılığı olduğu öğrenildi.
PİRHA-6 Şubat’taki Çağlayan Adliyesi’ne yapılan eylem gerekçe gösterilerek tutuklanan Ayten Öztürk’ün yargılandığı davanın ilk duruşması 30 Ekim’de Çağlayan Adliyesi’nde görülecek. Ayten Öztürk İçin Adalet Komitesi, “Tüm basın emekçilerini, Ayten Öztürk davasını takip etmeye, Ayten’in yaşadığı hukuksuzluğu tüm dünyaya duyurmaya çağırıyoruz” dedi.
Ayten Öztürk hakkında, bir çocuk istismarcısının linç edilmesini kaldırımdan izlediği iddiasıyla verilen 2 tane ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası 21 Temmuz tarihinde Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından onanmıştı.
Ayten Öztürk’ün, 6 Şubat’taki Çağlayan Adliyesi’ne yapılan eylem gerekçe gösterilerek tutuklandığı davanın ilk duruşması 30 Ekim’de saat 10.30’da Çağlayan Adliyesi’nde 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Ayten Öztürk İçin Adalet Komitesi, duruşmaya katılım çağrısı yaptı.
“AYTEN’İN YAŞADIĞI HUKUKSUZLUĞU TÜM DÜNYAYA DUYURMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Yapılan çağrıda, “Ayten Öztürk’ün, gizli bir işkence merkezinde 6 ay boyunca işkenceye karşı direnerek insanlar üzerine yalan ifade vermeyi kabul etmediği, işkence politikalarını tüm dünyaya teşhir ettiği için intikam ve misilleme amacı taşıyan bir kararla cezalandırıldığı açıktır. Ayten Öztürk’ün, 6 Şubat komplosu ile tutuklandığı dosyanın ilk duruşması, 30 Ekim 2024 tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesi’nde görülecek.
Ayten Öztürk, nasıl ki 6 ay boyunca kendisine en aşağılık işkenceleri yapıp vücudunda 898 yara açanlara teslim olmayıp, tüm dünyaya teşhir ettiyse, bu dava süreci boyunca da kendisine yapılan işkenceleri, kurulan komploları tüm dünyaya duyuracak. Tüm basın emekçilerini, Ayten Öztürk davasını takip etmeye, Ayten’in yaşadığı hukuksuzluğu tüm dünyaya duyurmaya çağırıyoruz” denildi.
PİRHA – Cumartesi Anneleri’nin 950. hafta buluşması nedeniyle AYM’nin hak ihlali kararına rağmen açılan davanın dördüncü duruşması Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde görüldü. Mahkeme, Cumartesi Anneleri hakkında suç unsurları oluşmadığından beraat kararı verdi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle her cumartesi Galatasaray Meydanı’nda eylem düzenleyen Cumartesi Anneleri’nin 10 Haziran 2023 tarihinde yaptıkları 950. hafta buluşmasında gözaltına alınan 20 kişi hakkında, ‘toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu’na muhalefet’ suçundan 1.5 yıldan 3 yıla kadar hapis istemiyle açılan davanın duruşmasına bugün devam edildi.
Cumartesi Anneleri’nin 950. Hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilgin, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner hakkında “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” iddiasıyla dava açılmıştı.
Davanın dördüncü duruşması, savunması alınmayan Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın dinlenmesi için İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Cumartesi Anneleri ve hak savunucularının yargılandığı davada daha önce beyanda bulunmayan Cüneyt Yılmaz, Oya Meriç Eyüpoğlu ve Hünkar Hüdai Yurtsever beyanda bulundu.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği(MLSA), P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu, Uluslararası Af Örgütü ve CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu duruşmayı izlemek için katıldı.
YILMAZ: HERHANGİ BİR SUÇLAMA KABUL ETMİYORUM
İlk olarak Cüneyt Yılmaz savunmasını yaptı. Yılmaz, “Herhangi bir suçlama kabul etmiyorum. Cumartesi Anneleri her hafta devam eden bir eylemdir. Ben de zaman zaman gidiyorum. Yakınlarını kaybeden insanlara destek amacıyla gidiyorum. Bize o gün herhangi bir uyarı yapılmadan gözaltına alındık” dedi.
Hünkar Hüdai Yurtsever de savunmasında “Hiçbir uyarı ve belge gösterilmeden dağılmamıza dahi izin verilmeden bazı haftalar ters kelepçeyle bazı haftalar işkenceyle gözaltına alındık. Bizi “Bu emri nereden aldınız, neden bu eyleme katıldınız” diyerek akla hayale sığmayacak şekilde ifade almaya zorladılar. Bu bizim yasal hakkımız, bu hakkımızı engelleyenlerden de şikayetçiyim” ifadelerini kullandı.
Oya Meriç Eyüpoğlu ise savunmasında şunları söyledi:
“Ben avukatım ama Cumartesi Anneleri eylemlerine 1995’ten beri katılıyorum. Cumartesi Anneleri eylemi en uzun süren sivil itaatsizlik eylemidir. Bir sefer değil çok fazla gözaltına alındım. Ben bu 29 hafta içinde toplam 5 kere alındım. Keşke her hafta gidebilseydim. O kadar keyfi uygulamalarla karşı karşıyayiz ki, 700’ncü hafta eylemi için Anayasa’nın 3 kere hak ihlali kararı var. Ona rağmen gözaltı yapılıyor. Bu şöyle oluyor: İstiklal’den çıkarken etrafımız polislerle sarılıyor. Bize teorik olarak yasaklama kararından söz ediliyor, biz de kararı göster diyoruz ama yasak kararını tebliğ etmiyorlar biz de tamam diyoruz. Sert bir gözaltıydı. Otobüsten indirmeden bırakıyorlar. Yaptıkları şey suç çünkü. Buna rağmen kendimiz araca yürüyerek bindiğimiz halde ters kelepçe takılarak araca bindirildik. 3 tane Anayasa Mahkemesi kararı var. Buna rağmen keyfi yasaklama yapılıyor. Gerçekten soruyorum biz niye buradayız? Tüm bunlarla ilgili şikayetlerimize rağmen herhangi bir işlem yapılmadı.”
Esas hakkındaki mütaalasını sunan savcı, toplantı kanuna aykırı olsa da suçun tüm unsurları oluşmadığından tüm sanıklar hakkında beraat istedi.
EREN KESKİN: BU YARGILAMANIN ÇOK ÖNCEDEN BİTİRİLMESİ GEREKİRDİ
Avukat Eren Keskin, yaptığı savunmada “Savcı beyin mütalaası hakkında istemeyerek de olsa beraat talep ediyoruz gibi bir anlam çıkardım. Biz her zaman yargının bağımsız olmadığını savunduk. Şu anda savcı beyin verdiği mütalaada tamamen devletin uyguladığı güvenlikçi politikaların yansımasıdır. Aslında bizim ifade özgürlüğümüz yasaklanıyor. Bu ne 2911 Sayılı Kanun kapsamına giriyor ne de suç teşkil ediyor. Bu yargılamanın çok önceden derhal bitirilmesi gerekirdi” dedi.
AV. KARTAL: EYLEM SUÇ OLUŞTURMUYOR
Avukat Mehmet Kartal da “Savcılık makamının mütalaasına baktığımızda toplantının kanuna aykırı olmadığını söylemekten kaçınmakta. Böyle bir mütalaa evet doğrudur ama gerekçesi kabul edilebilir değil. Anayasa Mahkemesi kararları gözetilerek bu eylemin suç oluşturmadığı teşkil etmektedir ve bu sebeple kararın verilmesini talep ediyoruz” ddiye belirtti.
Avukat Jiyan Tosun ise mütalaanın gerekçesini kabul etmediklerini belirterek mahkemeye İstanbul 14. İdare Mahkemesi’nin Beyoğlu Kaymakamlığı hakkındaki işlemin iptali kararını sundu.
AV. ÇELİK: MÜTALAANIN GEREKÇESİNİ KABUL ETMİYORUZ
Avukat Murat Çelik, savcının mütalaasını dinleyince üzüldüğünü ifade etti. Çelik, “Böyle bir iddianamenin kabul edilmemesi gerekir. Sizin mahkemeniz tarafından kabul edildi ve 4 duruşmadır sürüyor. Hukuk bilgisi olan ve vicdanıyla hareket eden birisi bu gerekçeyle beraat kararı istemez. Bu davanın hiç açılmaması gerekiyordu” dedi.
SAVCI VE AV. MURAT ÇELİK ARASINDA ‘VİCDANSIZ’ TARTIŞMASI
Avukat Murat Çelik’in savunmasının ardından Savcı, Çelik’e “Bana vicdansız diyemezsin. Kimse burada Türk milletinin savcısına, hakimine vicdansız diyemez” dedi. Avukat Çelik’in itiraz etmesinin ardından duruşma salonu boşaltıldı.
Avukatlar verilen aranın ardından savunma yaparak Savcılığın mütaalasının gerekçesine katılmayarak Cumartesi Anneleri’nin beraatini talep etti.
Mahkeme, suç unsurları oluşmadığından Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın beraatine karar verdi.
PİRHA- ÇHD Genel Merkez yöneticisi Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ile Seda Şaraldı’nın yargılandığı davanın duruşması görüldü. Duruşma öncesi açıklama yapan hukuk meslek örgütleri, avukatların mesleklerini yaptıkları için tutuklanamayacaklarını belirterek, serbest bırakılmalarını istedi. Duruşma, Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı’nın tutukluluk halinin devamına karar verilerek 6 Aralık’a, Av. Seda Şaraldı’nın ise 11 Aralık’a ertelendi.
Adalet için Hukukçular, Çağdaş Hukukçular Derneği, Demokrasi için Hukukçular, Katılımcı avukatlar, Özgürlükçü Demokratik Avukatlar, Özgürlük için Hukukçular Derneği, Sosyal Hukuk, Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, 6 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştirilen polis operasyonu sonucunda haklarında hiçbir delil olmaksızın tutuklanan ÇHD Genel Merkez yöneticisi Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ile ÇHD üyesi Av. Seda Şaraldı’nın görülecek duruşmaları öncesinde İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.
Duruşma öncesi hukuk meslek örgütleri tarafından yapılan açıklama ve konuşmalarda Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı ile ÇHD üyesi Av. Seda Şaraldı’nın, mesleki faaliyetlerinden ötürü tutuklandığına ve avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmesi yasağına aykırı bir şekilde tutuklandığına dikkat çekilerek, meslektaşlarının bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundular.
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma, avukatların içeri alınmaması; salonun güvenlik görevlileri ile doldurularak avukatlara yer bırakılmaması ve salon kapılarının kapatılması nedeniyle başlayamadı.
Avukat Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı, avukatlarının salona alınmadığı ve yargılamanın aleniyetinin sağlanmaması nedeniyle tüm avukatların içeri alınmadığı sürece savunmasını yapmayacağını söyledi. Avukatlar salonu terk etti.
Yapılan görüşmelerin ardından Av. Nazan Betül Vangölü Kozağaçlı’nın yargılanmasına başlandı. Mahkeme Av. Vangölü Kozağaçlı’nın tutukluluk halinin devamına karar vererek, bir sonraki duruşmanın 6 Aralık’ta görülmesini kararlaştırdı. Av. Seda Şaraldı’nın duruşması ise 11 Aralık’a ertelendi.
PİRHA- 2019’da Ankara’nın Çubuk ilçesinde CHP’nin eski genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik linç girişimine ilişkin davada yeniden karar verildi. Kılıçdaroğlu’nun sığındığı evin önünde “Yakın o evi” diye bağıran Sevim Gölyeri’ye toplam beş yıl 10 ay hapis cezası verildi.
Kılıçdaroğlu, 21 Nisan 2019’da Çubuk Akkuzulu Köyü’ndeki cenaze törenine katılmış, burada, Kemal Kılıçdaroğlu’na linç girişimi gerçekleşti. Olay sonrası açılan davada 48 kişi yargılandı. Ardından, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin bozma kararının ardından Çubuk 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yeniden yargılama başladı.
Mahkeme, 27 sanığa 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Bununla beraber, Gurbet Sarıyer, Sevim Gölyeri, Mustafa Gülebakan ve Osman Kılıç ise toplamda 5 yıl 10 ay hapis cezası aldı.
CEZADA ERTELEME
Sanık Engin Yüce, 20 ay 18 gün hapis cezası aldı. Öte yandan, mahkeme, Yüce’nin pişmanlık duyması nedeniyle cezasını erteledi. Bununla birlikte, sanık Cevdet Sarıtaş ve Halis Daştan, “Cebir ve Tehdit Kullanarak Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma” suçundan 5 yıl 5 ay hapis cezası aldı. Ayrıca, Vahit Delibaş toplamda 7 yıl 15 gün hapis cezası aldı.
Bununla beraber, sanık Mustafa Ayaz, “Kamu görevlisine karşı basit yaralama” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası aldı. Öte yandan, mahkeme Ayaz’ın cezasını da erteledi. Ayrıca Halil İbrahim Topçu, toplamda 4 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası aldı. Suça sürüklenen çocuklar hakkında verilen cezalar da ertelendi.
Öte yandan mahkeme, davada suça sürüklenen çocuklar B.S., M.Y., N.K. ve Y.G. hakkında verilen hapis cezaları ise erteledi. Davada tek beraat eden sanık ise Ayhan Onbaşı oldu. Kılıçdaroğlu’na yumruk atan Osman Sarıgün’e “suç işlemeye tahrik” suçundan verilen 2,5 yıl hapis cezası kesinleştiği için usulden bozulan ve yeniden görülen davada Sarıgün ile birlikte toplam 20 sanık yargılanmadı.
KARAR İSTİNAFA TAŞINACAK
Ardından, kararı değerlendiren avukat Celal Çelik, kararı İstinaf’a taşıyacaklarını belirtti. Çelik, yargılamanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılması gerektiğini savundu. Ayrıca, “Linç girişimi adam öldürmeye teşebbüs suçunu içerdiği için Asliye Ceza Mahkemesi yetkisizdir” dedi.
PİRHA- Cumartesi Anneleri ve insan hakları savunucularının yargılandığı davanın duruşması, mütalaa hazırlanması için ertelendi.
Eylemlerinin 700’üncü haftasında toplandıkları Galatasaray Meydanı’nda polis saldırısı sonrası gözaltına alınan 46 Cumartesi Annesi ve insan hakları savunucusu hakkında “Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” iddiasıyla açılan davanın 13’üncü duruşması görüldü. Duruşma, salonun küçük olması nedeniyle Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 21’inci Asliye Ceza Mahkemesi yerine 27. Ağır Ceza Mahkemesi salonunda görüldü.
Haklarında dava açılan bazı isimler ile avukatlar duruşmada hazır bulundu. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), Uluslararası Af Örgütü, PEN Norveç Türkiye Danışmanı Caroline Stockford ve PEN Norveç Direktör Yardımcısı’nın da aralarında olduğu bir heyet de duruşmayı izledi.
İddia makamı, esas hakkındaki mütalaanın hazırlanması için dosyanın tarafına gönderilmesi talebinde bulundu.
Mahkeme, savunması alınmayan iki isim yönünden dosyanın ayrılmasına, esas hakkındaki mütalaa hazırlanması için dosyanın iddia makamına gönderilmesine karar verdi. Duruşma, 10 Ocak 2025’e tarihine ertelendi.
PİRHA- Hopa’da 23 yıl önce polisin sıktığı biber gazı sonucu kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Metin Lokumcu davasının bugünkü duruşmada mahkeme, aile avukatlarının yeniden keşif talebini reddetti.
Hopa’da 2011 yılında polisin sıktığı biber gazı sonucu kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Metin Lokumcu davasında savcı verdiği mütalaasında “taksirle ölüme neden olmak” suçundan yargılanan tüm sanık polislerin beraatini istemişti. Dava avukatları sundukları bilgi ve delillerin mütalaada bir cümlede dahi yer almadığını ifade etmişti.
Trabzon 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen 14’üncü duruşmada Lokumcu ailesinin avukatı Meriç Eyüboğlu, “Biz maddi gerçeğe ulaşalım istiyoruz. Biz Türkiye’de bu kararları vermenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Savcının mütalaasına rağmen sizden hukuki bir karar bekliyoruz. Biz tüm rapor ve delillerin yeniden incelenmesini, mahkeme heyetinden bir kez daha keşif talebinde bulunuyoruz” dedi.
Eyüboğlu’nun yeniden keşif talebi, mahkeme tarafından reddedildi.
Lokumcu’nun ailesinin ifadeleri sonrasında duruşmada yer alan diğer avukatlar da konuştu. Duruşmada savcı, esas hakkındaki açıkladığı mütalaada yargılanan 13 polis için ayrı ayrı beraat talebini yinelerken, ifadelerin ardından mahkeme heyeti, duruşmaya ara verdi.
PİRHA – Hopa’da 23 yıl önce polisin sıktığı biber gazı sonucu kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Metin Lokumcu davasının bugünkü duruşmasında kararın açıklanması bekleniyor. Duruşma Trabzon Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Hopa’da 2011 yılında polisin sıktığı biber gazı sonucu kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren Metin Lokumcu davasının bugünkü duruşmasında karar çıkması bekleniyor.
11 Haziran’da görülen duruşmada savcı verdiği mütalaasında “taksirle ölüme neden olmak” suçundan yargılanan tüm sanık polislerin beraatini istemişti. Dava avukatları sundukları bilgi ve delillerin mütalaada bir cümlede dahi yer almadığını ifade etmişti.
Bu duruşmada dava avukatları mütalaaya dair son sözlerini söyleyecek.
PİRHA-Taksim’e yürümek isteyenlere yönelik 21 Mayıs sabahı yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 34 kişinin yargılandığı davanın ilk duruşmasında 4 kişi daha tahliye edildi. Dosya kapsamında tutuklu kalmadı.
1 Mayıs’ta İstanbul Fatih’te bulunan Saraçhane Parkı’ndan Taksim’e yürümek isteyenlere yönelik 21 Mayıs sabahı yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan, aralarında Gazete Patika muhabiri Ali Kadir Güler’in de bulunduğu 34 kişinin ilk duruşması görüldü.
“Görevi yaptırmamak için direnmek”, “kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen dağılmamak”, “kasten yaralama”, “kamu malına zarar vermek” iddialarıyla açılan dava, Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 47’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 4 kişinin tutuklu 30 kişinin tutuksuz yargılandığı davanın duruşması kimlik tespitiyle başladı.
Duruşmada ilk olarak söz verilen iddia makamı, tutuklu bulunan 4 kişinin tahliye edilmesini talep etti.
Tutuklu yargılanan Hüdanur Keser, 1977 yılının 1 Mayıs’ında katledilen işçileri anıp savunmasına başladı. İşçilerin haklı olduğunu belirten Keser, İşçi ve Emekçi Bayramı’nı kutladıkları için yargılandıklarını ifade etti. Keser, “Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı 1 Mayıs alanı Taksim Meydanı’dır diyor. 1 Mayıs’ı kutlamak için polisin arama noktalarından geçerek Saraçhane Meydanı’na girdik. Polisin orantısız gücüne maruz kaldım. Fiziksel zarar gördük. O gün orada yasaları çiğneyen biz değildik. Ama biz yargılanıyoruz. 1 Mayıs hak arama günüdür. Anayasal bir haktır. 1 Mayıs alanı Taksim Meydanı’dır. Hukuksuz ve haksızca cezalandırılıyoruz. Tahliyemi talep ediyorum” dedi.
“ÇALIŞMAK ZORUNDAYIM”
Tutuklu yargılanan Cemalettin Apa da 30 yıldır açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşamaya çalıştığını ifade ederek, 1 Mayıs’ı AYM kararları çerçevesinde kutlamak için Saraçhane’ye gittiğini belirtti. Apa, “30 yıldır emek veren bir işçiyim. Ben çalışmak zorundayım çalışmasam geçinemem. En çok vergiyi biz ödedik. Çalışmak zorundayım kaç aydır kiramı faturalarımı ödeyemiyorum” diyerek, tahliyesini istedi.
“İŞÇİLERİN KAZANDIĞI BİR HAK”
Tutuklu yargılanan Ömer Faruk Taştan ise şöyle konuştu: “Birçok emekçi ile sözlerimizi, taleplerimizi yükseltmek için Saraçhaneye gittim. 1 Mayıs işçilerin kazandığı bir haktır. Dayanışma içinde 1 Mayıs’ı kutlamak istedik. Taksim’e gitmek istedik. 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutlamak suç sayılıyor. Tahliyemi talep ediyorum.”
“İNSANCA YAŞAMI TALEP ETMEK SUÇ DEĞİLDİR”
Tutuklu yargılanan Ümit Deniz, Saraçhane’de polis şiddetine maruz kaldığını vurgulayarak, “Anayasa Mahkemesi kararına rağmen polisin şiddetine maruz kaldık. Polis yoğun gaz ile müdahale etti. Alanı kitleler halinde terk ettik. Bugün burada suçlanan 1 Mayıs’tır. 1 Mayıs’ta dillendirilen talepleri, insanca çalışmayı, insanca yaşamı talep etmek suç değildir. 1 Mayıs’a katılmak, 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak suç değildir. Tahliyemi talep ediyorum” şeklinde konuştu.
“HABER ALMA HAKKI DA ENGELLENDİ”
Ardından söz alan Gazete Patika Muhabiri Ali Kadir Güler, Saraçhane’de haber takibi için gittiğini ve çok sayıda görüntü ile fotoğraflar çektiğini vurguladı. Gazetecilerin alanda polis şiddetiyle karşılaştığını belirten Güler, “Hemen hemen her eylemde ya da basın açıklamasında olduğu gibi söz konusu 1 Mayıs’ta da basın emekçileri olarak polis şiddetine maruz bırakıldığımızı ve işimizi yapma noktasında engellendiğimizi ifade etmek istiyorum. Muhalif basının engellendiği 1 Mayıs günü, ana akım yandaş medya ve bu medyaya mensup kişilerin sanki 1 Mayıs’a katılmak suçmuş gibi 1 Mayıs’a katılanları hedef göstermişlerdir. Ancak alanda gerçek haberi yapmaya çalışan muhalif devrimci basın çalışanı birçok muhabir arkadaşımız polis şiddetine maruz kalmıştır. Bu anlamıyla 1 Mayıs günü sadece insanların 1 Mayıs’ı kutlama hakkı değil, insanların en temel haklarından olan haber alma hakkının da kısıtlandığı ortadadır” ifadelerini kullandı.
Diğer bir kısım yargılanan da yaptıklarının suç olmadığını belirterek, beraat talebinde bulundu.
4 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Kararını açıklayan mahkeme, tutuklu bulunan Hüdanur Keser, Cemalettin Apa, Ömer Faruk Taştan ve Ümit Deniz’in tahliyesine karar vererek, kalan savunmaların tamamlanması için duruşmayı 4 Aralık’a erteledi.
PİRHA- Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın mitinglerdeki konuşmalarının suçlama konusu yapıldığı davanın karar duruşması bugün Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Demirtaş savunmasında davanın siyasi bir dava olduğunu, faşist bir siyasetçi olsaydı yargının kendisini koruyacağını vurguladı. Mahkeme heyeti Demirtaş hakkında, “Hükümet ve devlet organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında Ankara, Diyarbakır, Mardin ve Mersin’deki çeşitli konuşmaları nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davanın duruşması Mersin 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Demirtaş, Edirne Cezaevi’nden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla duruşmaya katıldı. Duruşma, Demirtaş’ın kimlik tespiti ile başladı. Demirtaş’ın avukatları, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan ve çok sayıda avukat da duruşmada hazır bulundu.
“7 YILDIR SÜRÜYOR, BU DAVA SİYASİ AMAÇLIDIR”
Demirtaş mütalaaya karşı savunma yaptı. Selahattin Demirtaş, suçlamalara karşılık şunları söyledi:
“Son savunma kopyala yapıştır bir mütalaa, noktalama işaretleri bile aynı. Herhangi bir ülkede bir hukukçunun önüne koysak mütalaadan hiçbir şey anlamaz. Mütaalada hukuk adına tek bir satır mütalaa yok. Konuşma hangi bağlamda yapılmış, Selahattin Demirtaş kimdir? Buna dair hiçbir şey yok. İddia makamına göre Sarı Çizmeli Mehmet Ağa… Selahattin Demirtaş bu sözleri konuşmuş. Bir tarafta Kürt terörist Selahattin Demirtaş bir tarafta devlet. Burada devlet Selahattin Demirtaş’a karşı karşıyayken tabi ki devletten yana bir karar çıkacak. Bu nedenle siyasi amaçlıdır bu dava. AİHM 14. Madde ihlali çıkacak.
“FAŞİST BİR SİYASETÇİ OLSAYDIM YARGI BENİ KORURDU”
7 yıldır bu dava sürüyor. Devlet işkence de yapmış olsa iddia makamına göre Selahattin Demirtaş bu bedeli ödemelidir. Bu nedenle siyasi amaçlıdır bu dava. AİHM 14. Madde ihlali çıkacak. 7 yıldır bu dava sürüyor. Devlet işkence de yapmış olsa iddia makamına göre Selahattin Demirtaş bu bedeli ödemelidir.Kürt dememin nedeni şudur. Irkçı bir siyasetçi olsam Ankara’nın göbeğinde birini öldürtsem yetmez, bunun üzerine tehdit etsem bana dava bile açmazdınız, tam tersi hepiniz beni korurdunuz. Faşist bir siyasetçi olsaydım yargı beni korurdu. Ama Kürt siyasetçi olduğum için, eleştiri hakkını kullandığım için yargılanıyorum. 55 yıl ceza verildi sadece konuşmalarımdan dolayı.
“TERÖRİST SİZİN BABANIZDIR”
Tahir Elçi’yi, Hrant Dink’i öldüren katiller serbest bırakıldı. Selahattin Demirtaş 55 yıl ceza aldı. Bir kadını katletmiş bir erkek olarak çıksaydım en fazla 25 yıl ceza alırdım. Kürt siyasetçi Selahattin Demirtaş değil de Pınar Gültekin’i öldürmüş bir erkek olarak çıksaydım 25 yıl ceza alırdım. Musa Orhan bir kadına tecavüz etti. Bir gün bile ceza almadı. Bana verilen 55 yıl cezalarında tek bir iyi hal bile uygulanmadı. Türk yargısı bariz bir şekilde bize ayrımcılık yapıyor. Somali Cumhurbaşkanı’nın oğlu olsaydım bir kuryeyi öldürseydim para cezası alacaktım. Bana hakaret edenlere yargı aynı muameleyi yapmış mı? 143 kez Cumhurbaşkanı Erdoğan bana ‘katil terörist’ demiş. Soylu 50’den fazla ‘katil’ demiş bana. Bunlar suç değil diyorsanız ben de seri katil demişim neden yargılanıyorum? Bana hakaret edenlere yargı aynı muameleyi yapmış mı? 143 kez Cumhurbaşkanı Erdoğan bana katil terörist demiş. Soylu 50’den fazla katil demiş bana. Bunlar suç değil diyorsanız ben de ‘TC seri katil’ demişim, neden yargılanıyorum? Olcay Kılavuz bana defalarca ‘katil terörist’ dedi. Tek birine dava açtıramadık. Olcay Kılavuz’u yargıçlar, savcılar özellikle korudular. Ülkü ocakları denen yapı terörist Selahattin Demirtaş pankartı açtı, avukatlarımız o pankart hakkında işlem yaptıramadı. Haftalarca asılı kaldı. Beştaş gibi ‘terörist sizin babanızdır’ diyorum.
“BÜTÜN DEVLETLER KATİLDİR”
Bütün devletler katildir. Devlet dediğimiz tüzel kişidir, ona hakaretin cezası nasıl olabilir. İpin ucu kaçar, biz cezalandırmazsak en ufak eleştiriyi yaptığımız tüm suçlar ortaya çıkar diye söylediklerimiz rahatsız ediyor. Gidin Alevilere, Alevi derneklerine bir sorun! TC size haksızlık zulüm yaptı mı diye sorun! Yavuz Selim’den başlayan katliamlardan Çorum, Sivas, Dersim… Kim yaptı bu katliamları? Devlet bu katliamları yapmadı mı? Hukukun işi devleti korumak değil, insanları toplumu korumaktır. E bu devlet işkence yapmış, köy yakmış, infaz yapmış.
Hükümetin yargı organlarını eleştiririm. … Daha ağır cümle kurma hakkı vardır. O dönem ne yaşanmış, bu adam durduk yere mi bağırmış, katil demiş, sivillere işkence demiş. Var mı? böyle bir iddia diye baksaymış. Tekrar göstereceğim önceki celse gösterdiklerimi. Durduk yere iftiramı atmışım. Durup dururken celallenmiş miyim yoksa o konuda bir şeyler oluyor ve ben o acıları anlatmaya mı çalışıyorum? Bize oy veren insanlar başta olmak üzere insanları baskı altından kurtarmaya çalışıyorum. Bu anlamaya çalışılsaydı bu iddianame hazırlanmazdı.
“MAFYA BOZUNTUSU ALAATTİN ÇAKICI OLSAYDIM HAKKIMDA NE KARAR VERİLİRDİ?”
Mesela mafya bozuntusu Alaattin Çakıcı olsaydım, Kılıçdaroğlu’nu ölümle tehdit etseydim, hakkımda ne kadar verilirdi. İnternette duruyor. Ana muhalefet liderini ölümle tehdit etti. Bir soruşturma dahi açılmadı. Sedat Peker denilen zat olsaydım, şunu demiş olsaydım; ‘Dünyanın şah damarını keserek oluk oluk kan akıtacağız’ deseydim Rize’de faşist bir Türk ırkçısı olsaydım, Kürt siyasetçi olmasaydım bana takipsizlik kararı verirdiniz. Daha sonra ne dedi Peker? Biz bunları devletin koordinesinde yaptık, bunları bizden istediler. Bir kişi soruşturma açmaya cesaret edemedi.
“BEN KÜRT SİYASETÇİYİM, SEDAT PEKER VE ALAATTİN ÇAKICI MAFYA VE IRKÇI”
Farkımız nedir Sedat Peker ve Alaattin Çakıcı ile? Ben Kürt siyasetçiyim, onlar mafya ve ırkçı. Her halde Türk devleti onları koruyacak beni değil. Ama problem şurada; ben de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Ben vergi veriyorum onlar vergi de vermiyor. Vergi kaçırıyor, adam vuruyor, uyuşturucu kaçırıyorlar. Bunları yaparken de devleti arkasına alıyorlar. Ben bugüne kadar trafik cezası dahi aldığımı hatırlamıyorum. Hukukçuyum, yasaları eleştirsem de saygılıyım. Yasaları değiştirmek için mücadele etsem de saygılıyım. Türkiye Cumhuriyetinin her hangi bir devlet organına, işleyişine zarar verecek bir şey yapmadım. 12 yıl yasama Meclisinde çalıştım. Hem yargı ayağında adliyelerde mahkeme salonlarında bulundum hem de yasama ayağında yasa koyucu görevinde Meclis’te bulundum. Mesela ‘ırmağının akışına ölürüm Türkiyem’ diyerek, ırmaklarını yabancılara satmadım. Ben böyle bir Türk ırkçısı, milliyetçisi değilim. ‘Irmağının akışına ölürüm Türkiyem’ diyerek, Karadeniz’in bütün ırmaklarına HES yapıp, milliyetçi müteahhitlere peşkeş çekmedim. ‘Irmağının akışına ölürüm’ diyerek zenginlikleri Kanadalılara satmadım. Bunlar ne iş? Bunları yapanları devlet koruyor, biz devleti bölüyoruz, zarar veriyoruz öyle mi?
“SEDAT PEKER’E CEZA VERMİYORSUNUZ BANA 55 YIL CEZA VERİYORSUNUZ”
Sedat Peker attığı twitte; “Oluk oluk kan akıtacağız söyleminden habersizdik diyemezsiniz. O dönemden birkaç gün önce yaptığım telefon görüşmelerinde çıkacaktır HTS kayıtları. Kanla ilgili söylemiş olduğum olayların hepsi söylendiği dönemde hükümetin lehinedir. Çünkü o zaman korku iklimi oluşturmak lazımdı” diyor. Bunu söylediği zaman benim bu konuşmaları yaptığım zamandı. Hendek-barikat dönemi, Ankara Gar, ve Suruç Katliamı yaşandığı zaman bu adam bu görevi almış. Kirli olan bu adam baskı iklimi yarat denilerek hükümetten talimat almış. Ben bunu durdurmak isteyen bir siyasetçi olarak, siyaset yapmaya çalışıyorum. Sedat Peker’e ceza vermiyorsunuz bana konuşmalarımdan dolayı 55 yıl ceza veriyorsunuz öyle mi?
“BARIŞ AKADEMİSYENLERİNİN ÇOĞU İŞSİZ, HALA ÜNİVERSİTEYE DÖNEMİYORLAR”
Barış Akademisyenleri kan dursun diye ortak bildiriye imza attılar, hala çoğu işsiz, üniversiteye dönemiyorlar. Neden? O akademisyenlerden Barış Ünlü, ‘Türklük Sözleşmesi’ diye bir kitap yazdı, tavsiye ederim. Herkesin okumasında fayda var. Yazan Kürt değil. Barış Ünlü, ‘Türklük Sözleşmesi’nde neyi inceliyor. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana adı konulmamış, zimmi bir sözleşme var. Bu sözleşmenin görünmeyen maddeleri var. Örneği TCK’nın birinci maddesi görünmez. Denir ki burada; devlet kendini korumak için her türlü suçu işler ve cezalandıramazsın devleti. Bu görünmeyen bir maddedir. Türklük Sözleşmesi’de görünmeyen maddelerden oluşuyor. ‘Devletin resmi ideolojisi herkes Türktür, herkesin ana dili Tükçedir, biz Orta Asya’dan at sırtında geldik, atalarımız dedelerimiz birdir, Türkiye Cumhuriyetin’de yaşayan herkes Türktür, devlet yek vücuttur, biz ordu milletiz, bir Türk dünyaya bedeldir, Türk isen övün değilsen biat et’ sözleşmesini imzalayan herkes etnik farkındalıklarına bakılmaksızın devlet nazarında her şey olabilir. Kritik noktalar hariç her yere gelebilirsiniz.
2016 yılında sokağa çıkma yasaklarında yaşanan ölümlere dair fotoğraf gösterip, “Devlet işkence yapıyor, bunun hesabını yargı önünde soracağım demek neye göre hakaret oluyor?” diye sordu. Nusaybin ve Cizre’ye ait fotoğrafları gösteren Demirtaş, İsrail-Filistin benzetmesi yapıp, “Devlet yaptı bunu” diye konuştu.
“KÜRT ÇOCUKLARINI OYUNA KURBAN EDEN HERKESİN HESAP VERMESİ GEREKİYOR”
Demirtaş, devamında şöyle konuştu:
“Bu işkenceyi yapan, duvar yazılarında ‘devlet geldi’ yazıyor. Ben devlet deyince neden suç oluyor? Hukuk askıya girdi. Devletin suçlarını ifşa eden suçlandırılır. Bunlar yaşanırken kimler görevdeydi: Cizre’de bu işkenceleri yapan JÖH, PÖH komutanları FETÖ’den dolayı tutuklu. Bu kadar işkenceyi darbe yapmış olmak için yapmış olamazlar mı? Buz gibi bir gerçek bu. Bunun için yaptılar. Bu FETÖ’cüler devlet adına bunları yaparken Bahçeli, Erdoğan taş üstünde taş bırakmıyordu. Hendek zamanı orada çok büyük bir oyun oynandı. PKK’lisi de askeri de bu oyunun kurbanı oldu. Darbe yapabilmek için Kürt’ün evini yıktı. Eline silah alıp ‘özerk devlet kuruyorum’ diyenler de bu oyuna kurban edildi. Bu Kürt çocuklarını oyuna kurban eden herkesin hesap vermesi gerekiyor.”
Demirtaş savunmalardan oluşan kitaptan özel harekat röportajını okuduğu sırada hakim tarafından, “Kitabın ismini verin burada okumanıza gerek yok” deyip engellenmeye çalışırken, Demirtaş, “Ne kitabı? Bunlar savunma, burada yazılanlar size ağır mı geldi?” diye sordu.
Salondakiler bu durumu alkışlayınca hâkim “burası miting alanı değil” dedi. Bunun üzerine Demirtaş hakime; “Konforlu bir alanınız var, sözümü keserek siz benim savunmama müdahale ediyorsunuz. Savunma kitaptan okunmaz diye bir kural mı var? diye sordu.
“YARGI ELİYLE TÜRKİYE’Yİ ÇÖKERTTİLER; MİLLİYETÇİ, DEVLET YANLISI KİŞİLER DEVLETİ ÇÖKERTTİLER”
Demirtaş son olarak şunları ifade etti:
“144 fezleke, 140’tan fazla iddianame ile yargılandım yıllardır hapis yatıyorum, 55 yıl ceza aldım. Adaleti sağlaması gereken yargı devletin adaletsizlik aparatına dönüşmüş durumda. Bizim içeride yıllarca tutulmamız hukukun katletilmesinin faturası topluma da kesiliyor. Sırf Demirtaş, Kavala içeride kalsın diye yurttaşın cebinden 2 maaş çıkıyor. Tabiri caizse bedelli hapis yatıyoruz. Bedelini de sizler ödüyorsunuz neden? Tarikatlar parayla devleti soysun, mafya düzen devam etsin diye. Yargı eliyle Türkiyeyi çökerttiler. Milliyetçi, devlet yanlısı kişiler devleti çökerttiler. Yargı adaletin çökertilmesiyle toplumsal bir yozlaşma da vuku buldu. Fuhuş, uyuşturucu… İktidar sandıkla nasıl geldiyse sandıkla da gidecek. Bugün cezaevinden sesleniyorum, yarın bakarsınız iktidar olarak sesleneceğim. Selahattin Demirtaş olarak bir gün Türkiye Cumhuriyeti devletini ben yöneteceğim, biz yöneteceğiz. Devran döndüğünde intikamcı davranmayacağız ama bütün bunların hesabını soracağız. Benim cezalandırmam ahlaken de size doğru gelebilir ama devleti seviyorsanız çetelerin siyasi beklentileri doğrultusunda hareket etmektense onları yargılarsınız.”
Demirtaş’ın avukatlarından Özgür Özbek yargılamaya konu olan konuşmaların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, konuşmaların yapıldığı dönemde mevcut koşulların da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Demirtaş’ın bu konuşmaları milletvekili olduğu dönemde yaptığına işaret eden Özbek, bu kapsamda yargılamanın hukuka aykırı olduğunu belirterek ara karar kurulmasını talep etti.
Mahkeme heyeti, tevsii tahkikat talebinin reddine karar verirken, Demirtaş hakkında, “Hükümet ve devlet organlarını alenen aşağılama” suçlamalarıyla TCK 301 ve TCK 216 kapsamında 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.
PİRHA- Maraş’ta görülen davada savunma yapan Britanya Alevi Federasyonu Kurucu Başkanı İsrafil Erbil, Maraş Katliamı’na dair konuşmasının suç olarak gösterilmesinin siyasi bir karar olduğu söyledi. Erbil, “Dünyada örnekleri olduğu gibi T.C. Devleti yetkililerinin resmi olarak Aleviler başta olmak üzere tüm katliam mağdurlarından özür dilemesi gerekiyor” dedi. Mahkeme duruşmayı 23 Ekim’e erteledi.
2019 ve 2020 yıllarında Maraş Katliamı’nı ve katliamcıları lanetlediği konuşmalar nedeniyle gözaltına alınan Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Kurucu Başkanı İsrafil Erbil’in ilk duruşması bugün görüldü.
Maraş Adliyesi 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, İsrafil Erbil’in yanı sıra Hollanda Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Zeynep Cimtay, Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç, Fransa Alevi Federasyonu Temsilcisi Cemal Avcı, Maraş ve Urfa Cemevi yöneticileri katıldılar.
“MARAŞ KATLİAMI’NA DAİR KONUŞMAMIN SUÇ GÖSTERİLMESİ SİYASİ BİR KARAR”
Mahkemede savunma yapan İsrafil Erbil, 2020 yılında Maraş Katliamı’na dair konuşmasının suç olarak gösterilmesinin siyasi bir karar olduğu ifade ederek, “21 Aralık 2020 tarihinde Kahramanmaraş Mağralı Mahallesi’nde düzenlenen Maraş Katliamı’nda katledilen canlarımızın 42. yıldönümü anma etkinliğinde yapmış olduğum konuşma nedeniyle iddianame hazırlanmış. İddianamedeki sözlerim bana aittir fakat bu sözlerin suç olarak gösterilmesini kabul etmiyorum. Bu suçlamanın siyasi bir karar olduğunu düşünüyorum. Savcıya yönelik söylediğim sözler bir kişiyi kast etmekten ziyade yargı ve hukuk sisteminin bir bütün olarak istismar edildiğini ve savcılık makamı görevlerinin kötüye kullanılarak anmalara izin vermek yerine, anmaya gittiğim için bana yakalama kararı çıkaran anlayışa yöneliktir” dedi.
“DEVLET, ALEVİLER VE TÜM KATLİAM MAĞDURLARINDAN ÖZÜR DİLEMELİDİR”
Savunmasının devamında devlet yetkililerinin Aleviler başta olmak üzere tüm katliam mağdurlarından özür dilemesi ve katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Erbil, “Amacım Maraş ve çevresindeki tüm kamu yetkilileri, siyasi sorumlular ve Maraşlılar başta olmak üzere Türkiye’de herkesin 1978 Maraş katliamı ile yüzleşmesi ve yaraların iyileştirilmesidir. Her yıl yapılan anma etkinliklerinin Kahramanmaraş Valiliği tarafından yasaklanmasını kabul etmiyorum. Halen kayıp mezarlarımız var, mezarlarımızın bulunması ve sahiplerine teslim edilmesini talep ediyorum. Maraş Katliamı ve benzeri katliamların tekrar etmemesi ve gelecek nesillere doğru aktarılması için katledilen canlarımız adına bir anıt ve okullarda eğitim olarak anlatılmasını talep ediyorum. Dünyada örnekleri olduğu gibi T.C. devleti yetkililerinin resmi olarak Aleviler başta olmak üzere tüm katliam mağdurlarından özür dilemesi gerekiyor” diye konuştu.
AVUKAT SEYİT SÖNMEZ: TAMAMEN POLİTİK YÖNLÜ BİR DAVA
Duruşma sonrasına adliye çıkışında konuşan İsrafil Erbil’in avukatı Seyit Sönmez, davanın tümüyle politik ele alındığını ifade ederek, “Bu davalar tamamen politik yönü olan davalardır. Burada şahsi bir mesele için değil, 44 yıl önce yapılmış bir katliamın anmasına gelen insanlara izin verilmemesi, onlar hakkında soruşturma başlatmaları, dava açmaları şeklinde gelen bir sürecin içindeyiz. Bizlere düşen bu meselenin politik bir nedenden dolayı açıldığını bilmek ve dayanışma içeresinde olup sahip çıkmaktır” diye belirtti.
“ANIT YAPILIP ÖZÜR DİLENMESİ GEREKİYOR”
Duruşma sonrası konuşan İsrafilErbil de mahkemede yaptığı savunmasını yineleyerek, katledilenler için bir anıt istediklerini belirtti. Erbil, “Maraş Katliamı’nda katledilenlerin anmasında söylediklerimi savunduğumu, suçlu gösterilmeye çalışıldığını ifade ettim. Devletin bu soykırımla yüzleşmesi gerektiğini söyledim. Katledilen insanlar adına burada bir anıt yapmak istediğimizi, talep ettiğimizi söyledik. Bu anıtın önünde devlet yetkililerin diz çöküp özür dilemeleri gerektiğini söyledik” ifadelerini kullandı.
BAF EŞİT BAŞKANI DALKILIÇ: DAYANIŞMA BÜYÜTÜR
Son olarak söz alan Britanya Alevi Federasyonu Eşit Başkanı Müslüm Dalkılıç, mahkemeye gelerek destek verenlere teşekkür ettiği konuşmasında, “İsrafil Başkanı yalnız bırakmayan dostlarımıza, arkadaşlarımıza ve kurum temsilcilerimize teşekkür ediyoruz. Dayanışma büyütür. Alevi Yolu için emek harcayan, bedelini ödemeye çalışan ve mahkemelerde davaları süren birçok kişiye de bir nebze olsun destek oluyorlar” dedi.
PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Kurucu Başkanı İsrafil Erbil, Maraş Katliamı’nı ve katliamcıları lanetlediği konuşmalar gerekçesiyle yargılanıyor. Bugün ilk duruşması görülüyor.
Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Kurucu Başkanı İsrafil Erbil, 2019 ve 2020 yıllarında Maraş Katliamı’nı ve katliamcıları lanetlediği konuşmalar gerekçesiyle gözaltına alınıp, serbest bırakılmıştı.
Erbil’in Maraş Adliyesi 7. Aliye Mahkemesi’nde davası görülüyor. Duruşmaya gelen Alevi inanç kurumlarının temsilcileri de Erbil’ile dayanışma içindeler.
PİRHA – Britanya Alevi Federasyonu kurucu Başkanı İsrafil Erbil’e açılan davanın duruşması 17 Temmuz Çarşamba günü saat 10:00’da Maraş Adliyesi 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Sivas/Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 insanı anma programına katılmak için Türkiye’ye gelen İsrafil Erbil, 1 Temmuz günü İstanbul havaalanında gözaltına alınmıştı.
2019 ve 2020 yıllarında Maraş Katliamı’nı ve katliamcıları lanetlediği konuşmalar gerekçesiyle gözaltına alınan Erbil, İstanbul Havalimanındaki nöbetçi adliyede ifade verdikten sonra serbest bırakılmıştı.
Britanya Alevi Federasyonu kurucu Başkanı İsrafil Erbil’e açılan davanın duruşması 17 Temmuz Çarşamba günü saat 10:00’da Kahramanmaraş Adliyesi 7. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
BAF: İSRAFİL ERBİL YALNIZ DEĞİLDİR!
Britanya Alevi Federasyonu (BAF) ise sosyal medya hesabından şu açıklamayı yaptı:
“Kurucu başkanımız İsrafil Erbil yalnız değildir! Maraş katliamında kaybettiğimiz canlarımızı anmak için 2019 ve 2020 yıllarında Maraş’ta yaptığı konuşmalar bahane gösterilerek İsrafil Erbil’e karşı davalar açılmıştı. 17 Temmuz çarşamba günü saat 10:00’da Maraş Adliyesi 7. Asliye Ceza Mahkemesinde Davası görülecektir. Alevilere yönelik yapılan katliamları kınamaya ve devletin sorumluluğunu hatırlatmaya devam edeceğiz.”
PİRHA – Yazar Ayhan Aydın hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaret iddiasıyla açılan davanın bugün ilk duruşması görüldü ve duruşma 13 Aralık gününe ertelendi. Davayı PİRHA’ya değerlendiren Aydın, Cumhurbaşkanına hakaret etmediğini belirterek, “Ben düşünce, vicdan özgürlüğüyle bu ülkede yazı yazma hakkına sahibim. O yüzden benim bu hakkımı gasp edemezsiniz. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, halka kulak verin, halkın doğrularını yazan gazetecilere aydınlara kulak verin. Onları hapse, zindanlara doldurarak bir yere varamazsınız” dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle Yazar Ayhan Aydın hakkında açılan davanın duruşması Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesi 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Ayhan Aydın’ın beraati talep edilirken, mahkeme heyeti duruşmayı 13 Aralık gününe erteledi.
Alevi hak mücadelesi veren, yıllardır Alevi inancı ve kültürünün geleceğe aktarılması için arşiv çalışmaları yapan, çok sayıda Alevilikle ilgili araştırma kitapları bulunan Yazar Ayhan Aydın, mahkeme sonrası PİRHA‘ya konuştu.
“BEN BİNLERCE AYDIN GİBİ KENDİSİNİ ELEŞTİRDİM”
Ayhan Aydın, “Ülkemiz bugün ağır demokrasi ihlallerinin yaşandığı antidemokratik bir ülke olmuştur. Bunun da birinci sorumlusu ‘ben bu ülkenin yönetiminden, ekonomisinden, ahlakından, futbolundan, okullarından, üniversitelerinden sorumluyum’ diyen Recep Tayyip Erdoğan’dır. Ben de kendisini eleştirdim. Kendisinin ülkeyi yönetme şeklinin vicdanlarda yaralar açtığını söyledim. Bu rejimin halkımıza dost olmadığını söyledim. Dolayısıyla hem şiirimle hem yazılarımla, görüş ve düşüncelerimle binlerce aydın gibi kendisini eleştirdim. Eleştirimi yazılı yaptığım için böyle bir suçlamayla karşı karşıya kaldım” dedi.
“MAĞDUR CUMHURBAŞKANI MI MİLYONLARCA İNSAN MI?”
“Ben ne Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ne de bir başkasına hakaret etmem. Ben bir insanım, ben bir devrimci demokrat insanım, ben bir Alevi-Bektaşiyim. Bizim özümüzde insanseverlik vardır” diyen Aydın şöyle devam etti:
“İnsanlığa ve insanlara karşı olan tutumlara da hoşgörülü değiliz. İnsanca yaşamadan taraf olduğum, derin bir karamsarlıkla vicdanım sızladığı için, ülkemizin geleceği için başta bir vatandaş olarak milyonlarca insanın gelecekten umudunu kestiğini gördüğüm için yüreğimdeki acıyla ben bazı şeyleri yazdım. Tabii ki partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ‘milyonlarca insanın yöneticisiyim’ diyorsa bu eleştirilere kulak tıkamamalıydı. Biz de savunmamızı bu yönde yaptık. Bir hakaret kastı olmadan düşüncelerimi belirtmek istediğimi ifade ettim mahkemede de. Aynı şekilde bana gelen celple mağdur deniyor. Mağdur Recep Tayyip Erdoğan! Şimdi mağdur sayın Recep Tayyip Erdoğan mı milyonlarca insan mı? 13 Aralık’ta da söyleyeceğim. Biz özgürlükleri istiyoruz. Vicdan özgürlüğü istiyoruz. Hapishanelere insanların doldurulmamasını, çocukların da yataklara aç girmemesini istiyoruz. Bir avuç insanın daha da zenginleşmesi uğruna ülkenin mal varlıklarının yağmalanmasını istemiyoruz. Ülkemizin işgalciler altında ezilmesini istemiyoruz. Ve Türkiye’nin demokratik laik bir Cumhuriyet olarak gelişmesini yaşamasını istiyoruz. Okuyan, çalışan, zeki beyinlerin de yurtdışına kaçmasının engellenmesini istiyoruz. Bunları istemek suç mu bunları istemek hakaret mi? Eğer hakaret ise ben bunları hakaret olarak kabul etmiyorum.
“KİM SUÇ İŞLİYORSA ERDOĞAN ÖDÜLLENDİRİYOR”
Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bize teşekkür etmesi gerekir. Çünkü sarayına doldurduğu dalkavuklarla bu ülke yönetilemez. Sarayına yaptığı harcamalarla binlerce çocuğun karnı doyabilir. O yüzden ben bir vatandaşım, insanım, yazarım bu feryatlarım, cumhurbaşkanı duysun diyedir. Sayın Cumhurbaşkanına feryatlarımız vardır. Ülke yanıyor ormanlarıyla yanıyor. Sivas yanıyor. Sivas’ın katillerini affeden Cumhurbaşkanı sen benim cumhurbaşkanım olamazsın. Türkiye’de kim suç işliyorsa Sayın Recep Tayyip Erdoğan ödüllendiriyor. Bizim maksadımız ülkeyi yaşanabilir bir hale getirmektir. Ülkeyi kim yaşanmaz kılıyorsa onlardan da hesap sormak bir vatandaş olarak benim görevimdir. Benim yatağa yattığımda vicdanım rahat uyuyabilmem için Türkiye’de yapılan haksızlıkları haykırmam gerekiyor. Bizler vatandaş olarak yapmamız gerekenleri yapmamışsak bugünkü Recep Tayyip Erdoğan rejimi doğuyor. Milyonlarca insan bir olup Cumhurbaşkanına dava açmış olsalardı, cumhurbaşkanı böyle uydurma nedenlerle binlerce insana dava açamazdı.
“BENİM SÖYLEDİKLERİMİ DİNLEMEK ZORUNDASIN!”
Ben sana neden hakaret edeyim? Ben sana yaptığın hataları söylüyorum. O zaman siyasi erk olma, cumhurbaşkanı olma. Benim söylediklerimi dinlemek zorundasın. Ben düşünce, vicdan özgürlüğüyle bu ülkede yazı yazma hakkına sahibim. O yüzden benim bu hakkımı gasp edemezsiniz. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, halka kulak verin, halkın doğrularını yazan gazetecilere, aydınlara kulak verin. Onları hapse, zindanlara doldurarak bir yere varamazsınız. Saltanatınız sonsuz değilidir. Saltanatınız halkın vicdanıyla sınırlıdır. Halkın vicdanının sabır taşını taşırmayın. Nasıl ki ülkemiz hala demokrasiyle yönetiliyor diyorsanız seçimlerin de bir gün sizi değiştireceğine inancımız tamdır.”
PİRHA- İstanbul’da 10 Ocak 2023’te evinden gözaltına alınıp örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal, 22 Haziran 2023’te tahliye edilmişti. Kartal bugün İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada beraat etti.
Gazeteci Sezgin Kartal, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde İstanbul’daki evinden polis tarafından gözaltına alınmıştı.
Örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konulan Kartal, 22 Haziran 2023’te Çağlayan’da İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada adli kontrol şartıyla tahliye edilmişti.
İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde bugün görülen duruşmada Sezgin Kartal beraat etti.
Kartal, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınıp tutuklanmıştım. 6 ay cezaevinde kalmıştım. Örgüt üyeliğinden yargılandığım davadan bugün beraat ettim. Avukatlarıma, Alevi kurumlarımıza, destek veren herkese teşekkürler. Darısı diğer gazeteci arkadaşlarımıza” dedi.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün’ün bugün görülen duruşmasında yurt dışına çıkış yasağıyla adli kontrol tedbiri uygulanarak tahliyesine karar verildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün’ün ‘tutuklu arkadaşlarına para gönderme’ ve ‘PSAKD’nin danışma kurulu toplantısı’ suçlamalarıyla yargılandığı davanın duruşması Çağlayan Adliyesi 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Duruşmaya, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, PSAKD Genel Merkez Yöneticisi Hıdır Çam, Grup Yorum üyeleri destek verdi.
Mahkeme, Diyarbakır’dan SEGBİS ile bağlanmak isteyen Beyhan Gün’ün avukatı Cafer Koluman’ı duruşmaya bağlamadı. Duruşmada, Beyhan Gün’ün avukatı Naim Feyzullah Eminoğlu duruşmada hazır bulundu. Tutuklu PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün duruşmaya bizzat katıldı.
FIRAT KAYA: BEN MÜZİSYENİM, BAĞLAMA ÇALIYORUM
Duruşmada ilk olarak 6 Şubat’ta Çağlayan Adliyesi önünde yapılan saldırıda 9 Şubat günü tutuklanan Grup Yorum üyesi Fırat Kaya dinlendi. Kaya, “6 Şubat Soruşturması kapsamında tutuklandığımız söylendi. Ama bana 6 Şubat ile alakalı hiçbir şey sorulmadı. Sonra İdil Kültür Merkezi’ne baskın yapıldı ve gözaltına alındım ve 9 Şubat’ta tutuklandım. Ben müzisyenim, müzik gizli saklı yapılacak bir şey olmadığından, yine 23. yine 26. Ağır Ceza gibi mahkemelere katılıyorum. Sonuçta tutuklanmış ve ben mesleğimi yapamamış oluyorum. Bu adil değil, ben neyden tutuklandığımı biliyorum. Dosya ile soruşturma birbirinden bağımsız. Ben adalet istiyorum. Gizli tanıkların bahsettiği süreçlerle benim hiçbir bağlantım yok. 2019’dan bu yana bütün dünyam müzik. Bağlama çalıyorum. Biz bir şeyleri yok etme derdinde değiliz. En fazla yapılan bestemizin kimsenin eline geçmesini istemediğimiz için yırtmışızdır.”
Tutuklu PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün, “Ben iki yıla yakındır tutukluyum. Zaten üstüme söylenen şeylerin hepsinin üstü çürüdü. Benimle birlikte 12 kişi tutuklandı. Benimle alınan herkes tahliye edildi. Tahliyemi istiyorum” dedi.
BETÜL VARAN: BEN SAVUNMAMI YAPTIM
Tutuklu Grup Yorum üyesi Betül Varan, savunmasında “Ekleyebileceğim bir şey yok. Ben savunmamı yaptım. Gizli tanıkların dosyadaki ifadelerinin tebliğini istiyorum” dedi.
Tutuklu Grup Yorum üyesi Seher Adıgüzel de “Gizli tanıkların dosyadaki ifadelerinin tebliğini istiyorum” dedi.
AVUKAT KEŞKÜŞ: BERK ERCAN’IN DİNLENMEMESİNİ TALEP EDİYORUZ
Tutuklu Grup Yorum üyeleri Fırat Kaya ve Betül Varan’ın avukatı Uğur Esat Keşküş mahkemeye yaptığı savunmada, “Tek bir sorulan soru vardı, ‘eylemcileri tanıyor musun?’ Fırat Kaya’nın tahliyesini talep ediyoruz. Betül Varan ile ilgili Berk Ercan’ın dinlenmesi talebi var. Ancak 2019 yılında Berk Ercan dinlendi. Biz tekrar Betül Varan yönünden Berk Ercan’ın dinlenmemesini talep ediyoruz” diye konuştu.
AVUKAT EMİNOĞLU: MÜVEKKİLİN BİRAN ÖNCE TAHLİYESİNİ İSTİYORUZ
Tutuklu PSAKD Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve tutuklu Grup Yorum üyesi Seher Adıgüzel’in avukatı Naim Feyzullah Eminoğlu yaptığı savunmada şunları söyledi:
“Bu dosya 13 sanıklı bir iddianameyle başladı. Biz o dosyayı incelediğimizde 11 sanığın tahliyesini görüyoruz. Müşteki 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ilk duruşmasında Beyhan Gün’ü tanımadığını söylemişti. Biz son iki üç celsede diğer tanık Serhat Çelik’i dinleyemiyoruz. Bir diğeri telefon konuşmaları, müvekkil PSAKD’nin Gazi Şubesi’ni aramış. Tek başına suç olmayan ancak polisin, savcının suç olarak müvekkile attığı suç var. Bir diğer mesele finans meselesi. Bu para gönderme meselesinde hapishaneye para yatırırsanız suç işlersiniz diye bir şey yok. Dolayısıyla müvekkilin bu aşamada tahliye edilmesini uygun görüyoruz. Müvekkilin biran önce tahliye edilmesini istiyoruz” ifadelerine yer verdi.
Mahkeme, Beyhan Gün, Grup Yorum üyesi Betül Varan ve Seher Adıgüzel’in tahliyesine, Grup Yorum üyesi Fırat Kaya’nın ise tutuklu yargılanmasına karar verdi.
PİRHA-Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın, 950. Hafta eylemi nedeniyle yargılandığı davanın görülen üçüncü duruşması görüldü. Daha önce beyanda bulunmayan Besna Tosun, Sebla Arcan, İrfan Bilge ve Selvi Gülmez beyanda bulundu. Mahkeme, savunması alınmayan sanıklara gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi. Hakim, Avukat Several Ballıkaya’nın soruşturmanın genişletilmesi talebini esasa ilişkin karar verilemeyeceğinden reddetti. Mahkeme, duruşmayı 4 Ekim’e erteledi.
Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için her hafta Cumartesi günü Beyoğlu’nda bulunan Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri hakkında dava açıldı.
Cumartesi Anneleri 950. Hafta eylemine katılan Ali Ocak, Ali Tosun, Besna Tosun, Cüneyt Yılmaz, Hanife Yıldız, Hasan Karakoç, Hatice Korkmaz, Hünkar Hüdai Yurtsever, İkbal Yarıcı, İrfan Bilgin, İsmail Yücel, Leman Yurtsever, Maside Ocak, Meryem Pars, Mikail Kırbayır, Mukaddes Şamiloğlu, Selvi Gülmez, Oya Meriç Eyüboğlu, Saime Sebla Ercan, Ümmügülsüm Aylin Tekiner hakkında “Gösteri ve Yürüyüş Kanuna muhalefet” iddiasıyla dava açılmıştı.
Davanın üçüncü duruşması kalan tanıkların dinlenmesi ve eksik hususların giderilmesi için İstanbul Adliyesi 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecekti ancak avukatların büyük salon talebi üzerine 27. Ağır Ceza Mahkemesi Salonu’nda görüldü.
Cumartesi Anneleri ve hak savunucularının yargılandığı davada daha önce beyanda bulunmayan Besna Tosun, Sebla Arcan, İrfan Bilgin ve Selvi Gülmez beyanda bulundu.
ABD Konsolosluğu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), İnsan Hakları Derneği (İHD), AB Temsilcisi, Af Örgütü, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği(MLSA), AB Türkiye Delegasyonu, Hafıza Merkezi, P24 Bağımsız Gazetecilik Platformu duruşmayı izlemek için katıldı.
SELVİ GÜLMEZ: POLİSLER BİZE DÜŞMAN KESİLMİŞ
İlk olarak beyanda bulunan Hak Savunucusu Selvi Gülmez, “Konuşacak bir şeyim yok hakim bey. Gittiğimiz gibi polisler bizi dövüp kelepçeledi. Biz hırsızlık yapmadık. Gözaltına alındıktan sonra hastane hastane dolaştırıldık. Biz oradaki taşları mı yedik? Biz kayıplarımızı arıyoruz. Polisler bize düşman kesilmiş. Polis bana yumruk da attı. Yumruğa razı oldum ama kelepçeyi çıkartmalarını istedim” dedi.
BESNA TOSUN:BABAMI KAYBEDENLER 29 YILDIR YARGILANMADI, BABAMI ARAMAKTAN ASLA VAZGEÇMEYECEĞİM!
Kayıp yakını Besna Tosun’un mahkemede yaptığı savunma şöyle:
“19 Ekim 1995’te üç sivil polis tarafından evinin önünden gözaltına alınarak kaybedilen Fehmi Tosun’un kızıyım. Aynı zamanda babamın kaybedilmesinin tanığıyım. İnsanlığa karşı işlenmiş bir suçun tanığı olmama rağmen, üçüncü kez sanık olarak hâkim karşısındayım. Babamı kaybedenler 29 yıldır yargılanmadı, kaybetme emrini verenler yargılanmadı. Bu insanlık suçunu işleyenleri koruyanlar yargılanmadı. Sokak ortasında bileğime altı kelepçe takıp bana işkence yapan polis amiri yargılanmadı ve hâlâ görevi başında. Ama babamın akıbetini öğrenmek ve onu kaybedenlerin adil bir yargı önünde hesap vermesini istediğim için bugün bir kez daha yargılanıyorum.
Öyleyse yargılama konusu olan Cumartesi Anneleri’nin 950. Haftası ve Galatasaray’a çıkış sürecimle ilgili bir özet geçeyim.
“NEDEN GALATASARAY’A ÇIKTIM VE DİRENİYORUM?”
Neden Galatasaray’a çıktım ve neden orada kalmak için direniyorum? 19 Ekim 1995’te akşam eve giderken babamın üç kişiyle birlikte evimizin önünde durduğunu gördüm. Babam bitkin görünüyordu ve ayakta durmakta zorlanıyordu. Yaklaştığımı gören iki kişi, babamın koluna girdi ve onu evimizin yan tarafında bulunan bahçeye indirdi. Bir kişi bahçenin önünde duran beyaz, 34 UD 59 plakalı aracın bahçe tarafındaki kapılarını açık tutmuş, bekliyordu. Bahçenin önüne geldiğimde eğilip baktım ama bahçe ışıklandırması olmadığı için oradakileri göremedim. Aracın yanında bekleyen kişiyi babamın arkadaşı sanıp yüzüne baktım, birbirimize gülümsedik… Ben eve çıktıktan birkaç dakika sonra babam Fehmi Tosun, İstanbul-Avcılar’daki evimizin önünden, annemin, kardeşlerimin, benim ve komşularımızın gözü önünde, silahlı ve telsizli olduğunu gördüğümüz üç kişi tarafından zorla bir araca bindirilerek götürüldü. Ve bir daha babamdan haber alamadık. İnsan Hakları Derneği ile birlikte tüm yasal yollara başvurduk ancak babamın gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. Olaya karışan aracın plakasının araştırılması talebimiz ise “özel yaşamın gizliliği” gerekçesiyle reddedildi.
“HÜKÜMET BİRLEŞMİŞ MİLLETLER ÖRGÜTÜNE DE GERÇEK DIŞI BİLGİLER VERDİ”
İç hukuktan sonuç alınamayınca davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdık. 2003 yılında sonuçlanan davamızda AKP hükümeti AİHM’e verdiği savunmada, “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. Maddesi’nin (yani yaşam hakkının) ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti. Ancak hükümet, bu taahhüdünü yerine getirmediği gibi babamın akıbetini soran Birleşmiş Milletler Örgütü’ne de defalarca gerçek dışı bilgiler verdi.
Yargılamamızın konusu bu değil diyebilirsiniz ama ne yazık ki konumuz tam da bu. Galatasaray’a çıkma nedenlerim bunlar. Babamın akıbeti açıklansaydı, failleri yargılansaydı, yani adalet sağlansaydı ne ben ne de diğer kayıp aileleri 1001 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’na çıkardık. Bugün de burada yargılanmazdık.
Tanıklığımıza, delillerimize, AİHM’in tespitlerine ve hükümetin suçu üstlenmesine rağmen dosyamız iç hukukta etkin bir soruşturma yapılmadan, zamanaşımından takipsizlik kararı verilerek kapatıldı. Takipsizlik kararına yapılan itirazımız reddedildi. Anayasa Mahkemesi’ne taşınan davadan da bir sonuç alamadık. Yani bütün hak arama yolları bize kapatıldı. Bizler de 1001 haftadır kayıplarımızın bulunması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geliyoruz.
Bugün yargılama konusu olan 950. haftamız için iddianamede “kolluk görevlileri tarafından yasaklama kararı iletilmesine rağmen yapmış olduğu izinsiz protestoyu kendi rızaları ile sonlandırmaması üzerine şüpheliler hakkında soruşturma işlemlerine başlanıldığı” yazıyor.
Sayın hâkim, Anayasa’nın 34. Maddesi’nde, önceden izin almadan herkesin barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme hakkına sahip olduğu net bir şekilde ifade edilmiştir.
AİHM, AYM, Yargıtay içtihatlarına göre de toplanma ve gösteri özgürlüğü izne tâbi değildir ve yer seçmeyi de içerir. Kısacası suç olan Galatasaray’da yapmak istediğimiz barışçıl buluşmalarımız değil, suç olan barışçıl buluşmalarımızın polis şiddetiyle engellenmesidir.
700. haftamızdan itibaren Galatasaray bizlere ve tüm topluma kapatılmış durumda. AYM, Galatasaray Meydanı’na yönelik yasaklamayla ilgili 2018’den beri yürüttüğümüz hukuki mücadele sonucu, 2023 yılında verdiği iki ayrı kararda Cumartesi Anneleri’nin engellenmesini, Anayasa’nın 34. Maddesi’nde güvenceye alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali olarak hükme bağladı.
“29 SORUŞTURMA AÇILDI”
AYM’nin verdiği ihlal kararlarına rağmen, 8 Nisan-11 Kasım 2023 tarihleri arasında Galatasaray Meydanı’nda basın açıklaması yapma girişimimiz her seferinde polis şiddeti ile engellendi. Mevcut yasalara göre suç unsuru olmamasına rağmen hukuka aykırı olarak 29 kez gözaltına alındık, bu süreçte hakkımızda 29 soruşturma açıldı. Soruşturmalardan 28 tanesi hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilirken, tamamen benzer koşullardaki 950. Hafta için bu dava açıldı.
“84 YAŞINDAKİ ANNELERİMİZE KELEPÇE TAKILDI”
950. Haftamızda Galatasaray’a daha varmadan İstiklal Caddesi üzerinde yürürken polis çemberine alındık. Eylemin Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı söylendi. Yasaklama kararını görmek istediğimizde ise “Kaymakamlık sitesinde” olduğu söylendi. 29 hafta boyunca aynı gerekçe ile yasaklama kararı gösterilmedi ve söylendiğinin aksine karar hiçbir hafta Beyoğlu Kaymakamlığı sitesinde yayımlanmadı. Aramızda 74, 84 yaşında yaşlı anneler olmasına rağmen dağılmamız için koridor açılmadı. Gözaltı işlemine direnmediğimiz halde 84 yaşındaki annelerimiz dahil hepimize kelepçe takıldı ve saatlerce kelepçeli halde klimasız, havasız araçlarda bekletildik.
29 yıl önce babamı aramaya başladığım yol beni bu duruşma salonuna getirdi. İsterdim ki bugün burada yargılanan, babamı bizden alırken yüzümüze gülen o insanlık suçunun failleri olsun; ama onlar değil, ben yargılanıyorum.
29 yıldır hayatımın akışını değiştiren, daha doğrusu hayatımı cehenneme çeviren o gülümseme ile baş etmeye çalışıyorum. Kimseyi düşmanlaştırmadan, nefret etmeden, kırıp dökmeden yaşamaya çalışıyorum ama izin vermiyorsunuz. Bu ülke bir hukuk devleti olsaydı, adil bir yargılama faaliyeti yürütülseydi babamın başına ne geldiği, nerede olduğu tespit edilir, cenazesi usulüne uygun bir şekilde bize teslim edilirdi ve babamı kaybeden fail, politik sorumluları yargılanarak cezalandırılırdı.
“ZORLA KAYBEDİLEN SEVDİKLERİMİZİN NEREDE OLDUĞUNU BİLMEYE HAKKIMIZ VAR”
Zorla kaybedilen sevdiklerimizin nerede olduğunu bilmeye hakkımız var. Hakikati bilme hakkımız var. Adalete ulaşmaya hakkımız var. Bu haklarımızı talep etmeyi suçmuş gibi gösterenler insanlığa karşı suç işleyenlerin hesap vermesini engelliyor.
“ADALETE OLAN İNANCIMI BU YARGILAMALARLA ZEDELEYEMEZSİNİZ”
29 yıldır babamı kaybedenler, yani insanlığa karşı suç işleyenler cezasızlıkla ödüllendirilirken; ben hapis cezası istemiyle yargılanıyorum. Bunca haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen adalete olan inancımı bu yargılamalarla zedeleyemezsiniz.
Hiçbir hukuki dayanağı olmayan keyfi yargılamalarla adalet talebimiz susturmak isteniyor, susmayacağım! 29 yıldır aradığımız mezarsız sevdiklerimizi unutmamız isteniyor, unutmayacağım!Bir gün babamı kaybedenlerle adil bir yargı önünde hesaplaşmanın umuduyla, babamın kaybedildiği günü unutmamak için hafızamı milyon kere zorluyorum ve unutmayacağım! Babamı aramaktan, adalet talep etmekten vazgeçmeyeceğim! Babamı kaybedenleri, kaybetme emrini veren Tansu Çiller’i, Süleyman Demirel’i, Mehmet Ağar’ı, Nahit Menteşe’yi, Reşat Altay’ı ve onları cezasızlıkla koruyanları asla affetmeyeceğim. Söyleyeceklerim bu kadar.”
Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon Üyesi Sebla Arcan da savunmasında şunları dile getirdi:
“Ben bir insan hakları savunucusuyum ve 30 yılı aşkın bir süredir İnsan Hakları Derneği’nde gönüllü olarak çalışmaktayım. 10 Haziran 2023 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’nin Cumartesi Anneleri’nin kayıpların bulunması için Galatasaray’da basın açıklaması ve oturma eylemi yapmalarının anayasal bir hak olduğu ve bu eylemlerin engellenmesinin bir ihlal olduğuna karar verdiği Maside Ocak Kışlakçı ve Gülseren Yoleri kararlarına dayanarak, anayasal hakkımızı kullanmak üzere Galatasaray Meydanı önünde basın açıklaması yapmak istedik. Ancak polis, bariyerlerle abluka altın aldığı meydana yaklaştığımızda etrafımızı kalkanlarla çevirdi. Dağılın anonsu yapıldı ama dağılmamız için herhangi bir çıkış koridoru açmadı. Gazeteciler ve gözlemciler hızlı bir şekilde yanımızdan uzaklaştırarak görevlerini yapmaları engellendi. Polis amirleri, basın açıklaması yapmamıza izin vermeyeceklerini ve Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasaklama kararı olduğunu söylediler. Yasaklama kararını görmek istediğimizde, “emniyette görürsünüz!” diyerek göstermediler. Bu yasaklama kararı, Beyoğlu Kaymakamlığı’nın Web sitesinde de yayınlanmadı. Gözaltına alındığımızda, yasaklama karının olup olmadığı ya içeriği hakkında hiçbir bilgimiz yoktu.
Polis amirlerine, AYM’nin Beyoğlu Kaymakamlığı’nın yasaklama kararını hukuki dayanakta yoksun bulduğunu ve AYM kararına rağmen engelleme ve gözaltı yapmalarının kanunsuz olduğunuz olduğunu belirttik. Kanunsuz emre uymanın suç olduğunu söyledik. Hiçbir biçimde gözaltı işlemine direnmememize rağmen, araca bindirilmeden önce herkese kelepçe takıldı. Avukatımızın polis amirleri ile görüşme talebi de reddedildi. Bu olaylar 2-3 dakika içinde gerçekleşti.Polisin bizi dağılmaya ikna etmek gibi bir amacı olmadığına, sabırsız bir şekilde gözaltı işlemi yapmak istediğine bizzat tanık oldum. Gün boyunca son derece kötü koşullarda gözaltında tutulduk. Hastanede bir suçlu gibi polis eşliğinde dolaştırıldık, masumiyet karinesi hakkımız ihlal edildi. Kısacası idare, Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamadığı gibi, 950. Haftamızda da Anayasa Mahkemesi kararlarında ihlale neden olduğu kayıt altına alınan tutumlarını sürdürdürdü.
“NEDEN YARGILANIYORUZ?”
08 Nisan-11 Kasım 2023 tarihleri arasında, Cumartesi Anneleri ile ilgili aynı gerekçelerle 29 gözaltı işlemi yapıldı.Bunlardan 28’ inde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi.Tamamen benzer koşullardaki 950 Hafta için iddianame hazırlanmasının ve mahkemenin bu iddianameyi kabul etmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını düşünüyorum.
Mahkemenize soruyorum: İki hafta önce 1000. Haftamızda binlerce kişi ile 11 Kasım 2023 tarihinden itibaren de 10 kişi sınırlaması ile olsa da basın açıklaması yapıyoruz. Basın açıklaması yapmak istememiz suç ise şimdi neden yapabiliyoruz? Suç değilse neden yargılanıyoruz?
Ayrıca belirtmek isterim ki bir insan hakları savunucuları olarak, gözaltında kaybedilenlerin ailelerine devlet eliyle yaşatılan acıların hesabının verilmesi, adaletin sağlanarak geride kalanların yaralarının hafifletilmesi için barışçıl yöntemlerle mücadele etmek bizim görevimizdir. Bu görevimizi yerine getirmemizin gözaltılar, soruşturma ve yargılamalar yoluyla suç haline getirilmesi, Devletin insan hakları savunucularının rahatça çalışmalarını sağlama yükümlülüğüne de aykırıdır.
Sonuç olarak; suç işlemedim ve anayasal hakkımı kullandım. Hakkımdaki suç isnatlarını kabul etmiyorum. Mahkemenizi de bağlayan Anayasa Mahkemesi kararlarının gereği olarak, davada derhal beraat kararı verilerek yargılamanın bir an önce sonuçlanmasını talep ediyorum.”
İRFAN BİLGİN: ESAS SAVUNMA YAPMASI GEREKENLER GÖZALTI TALİMATI VERENLER VE GÖZALTINA ALANLARDIR
Kayıp yakını İrfan Bilgin ise savunmasında şu ifadelere yer verdi:
“Sayın yargıç,
Ben 12 Eylül 1994’de Ankara’da Dikmen otobüs durağında Türkiye Devrimci Komünist Partisi üyesi olması iddiası ile gözaltına alınıp Ankara terörle mücadele merkezine götürülüp ve bir daha onlara ortaya çıkarılmayan yani gözaltında kaybettikleri Kenan Bilgin’in kardeşiyim.
Kenan Bilgin gözaltında kaybedildi diyoruz Çünkü TEM’de Kenan Bilgin ile birlikte gözaltına alınan 12 kişinin tanıklığına dayanarak söylüyorum. Biz Kenan bilginin ailesi olarak bu tanıkların tanıklığı ile devletin tüm kurumlarına başvurularımızı yaptık fakat tüm başvurularımıza “Biz almadık biz de yok” denilerek olumsuz cevaplar verildi. Dönemin insan haklarından sorumlu Bakanı Azimet Köylüoğlu’nun bize verdiği cevap şuydu; “polis almıştır, konuşturmak için işkence yapmışlardır, işkence de ölmüştür, götürüp bir yere gömmüşlerdir” diye cevap vermişlerdir. Başka bir örnek o dönem Cumhuriyet Savcısı olarak dosyayı takip eden Savcı Selahattin Kemaloğlu’nun “ben Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedildiğine kanaat getirdim. Çünkü Kenan’la ilgili kurumlara yazdığım yazıların hiçbirine cevap verilmedi. Yazılar bana geri geldi, üstelik çok ilgilenme tehditleri aldım” şeklindeki sözleridir. 1995 yılında çok yoğun olarak sistematik bir şekilde insanlar gözaltına alınıyor, bir daha kendilerinden haber alınamıyor yani gözaltında kaybediliyordu. Bu durum karşısında biz aileler hiçbir şey yapamıyorduk. Kayıp yakınları olarak 10 aile İnsan Hakları Derneğinde bir araya geldik. Bu hukuksuz durumu insanlara duyurmak gerekiyor. Aksi takdirde bu hukuksuz, adaletsiz ve yaşam hakkının hiçe sayılmasına devam edileceğini konuştuk. Görüşmeler sonucunda kayıp aileleri ve İnsan Hakları Derneği yöneticileri olarak Galatasaray Meydanında her Cumartesi saat 12’de 10 dakikalık sessiz oturma eylemi yapma kararını aldık. 1995 Mayıs ayında Galatasaray Meydanına gitmeye başladık. Bize çok sayıda saldırı yapıldı fakat vazgeçmedik. Çünkü en demokratik haklarımızı kullanıyorduk. Israrlarımız sonuç verdi, uzun bir süre Galatasaray Meydanında engellemeyle karşılaşmadan oturduk ta ki 700. Haftaya kadar. 700. Haftada İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatıyla yüzlerce polis gücü ile alana gelen insanlara gazla copla saldırdı. Bu alan o tarihten sonra karakola çevrildi ve alan bize kapatıldı.
Galatasaray Meydanı bizim için bir hafıza merkezdeydi, annelerin buluşma alanıydı. Biz kayıp yakınları için bu alana gidememek adeta bir zulümdü. Alana yeniden çıkmak için başvurular yaptık ancak hiçbir sonuç alamadık. Biz Anayasa mahkemesine başvuru yaptık. Anayasa Mahkemesi bu alanın kullanılmasının demokratik hakkımız olduğunu, güvenlik güçlerinin bu hakkın kullanımını engelleyemeyeceği tam tersini polisin oraya gelen insanların güvenliğini sağlamakla görevli olduğuna karar verdi. Biz de aileler olarak bu hakkımızı kullanmak için tekrar alana gitme kararı aldık. Ama ne yazık ki Anayasa Mahkemesinin bu kararına da uyulmadı. Anayasa Mahkemesinin kararı tanınmadı 29 hafta daha alana gitmeden İstiklal Caddesi’nde ablukaya alınarak yaka paça otobüslere bindirerek gözaltına alındık ve savcıya çıkarılmadan akşam saatlerinde bırakıldık. Yani biz savunma yapacak konumda değiliz. Çünkü biz aileler olarak suç işlediğimizi kabul etmiyoruz. Biz anayasanın bize tanıdığı demokratik hakkımızı kullanmaya çalıştık. Esas savunma yapması gerekenler gözaltı talimatı verenler ve gözaltına alanlardır. Çünkü Anayasa mahkemesinin verdiği karar tanımayan ve en demokratik hakkımı engelleyenler suç işlemiştir.”
AVUKAT GÜLİZAR TUNCER: BU EYLEM KADAR HİÇBİR EYLEM HAKLI DEĞİLDİR
Savunmaların ardından söz alan Avukat Gülizar Tuncer, kayıp yakını Selvi Gülmez’in maruz kaldığı polis şiddetiyle ilgili anlattıklarını hatırlattı. Hakim, Avukat Tuncer’in anlattıklarının davayla ilgili olmadığını iddia ederek, “Kolluk güçleriyle ilgili suç duyurusunda bulunabilirsiniz” karşılığını verdi. Tuncer, “Hiç kimse bu insanlara oradaki açıklamaya katılmak istediği için “Suçlusunuz” diyemez. İdari bir kararla bir özgürlük nasıl engellenebilir? Daha ilk duruşmada derhal beraat kararı vermeliydiniz ve Selvi anne bugün buraya gelmemeliydi. Ama yıllarca eziyete dönen bir yargılama yaşanıyor. Türkiye’deki yargı işleyişinden bunu beklemiyoruz artık. Hukuk güvenliği yok kimsenin. Bu eylem kadar hiçbir eylem haklı değildir” dedi.
AVUKAT METİN İRİZ: BERAAT KARARI VERİLEBİLİR
Avukat Metin İriz, savunması alınmayan kayıp yakınlarının ve hak savunucularının ifadesinin alınmadan derhal beraat kararı verilebileceğini söyledi.
AVUKAT SEVERAL BALLIKAYA: UNUTMUYORLAR, ÇÜNKÜ BULAMADIKLARI ÇOCUKLARININ MEZARI
Oğlu gözaltında kaybedilen Hanife Yıldız’a polislerin ‘unut gitsin’ dediğini hatırlatarak, bu davanın kolay olmadığını söyledi. Ballıkaya, “Unutmuyorlar, çünkü bulamadıkları çocuklarının mezarı. Galatasaray Meydanı. Eğer bugün beraat kararı vermeyecekseniz soruşturmanın genişletilmesini talep ediyorum” dedi.
Mahkeme, savunması alınmayan sanıklara gelecek duruşmaya kadar süre verilmesine karar verdi. Hakim, Avukat Several Ballıkaya’nın soruşturmanın genişletilmesi talebini esasa ilişkin karar verilemeyeceğinden reddetti. Mahkeme, duruşmayı 4 Ekim 2024 saat 10.00’a erteledi.