Etiket: eğitim sistemi

  • Devlet okullarında ‘bağış’ krizi

    Devlet okullarında ‘bağış’ krizi

    Yeni dönem kayıtları için okullara giden aileler, bağış miktarlarından şikayetçi.

    Çocuğu ilkokula ve ortaokula yeni başlayacak anne-babalar, kayıt için gittikleri okullarda istenen yüksek bağışlardan muzdarip durumda.

    Bin liradan başlayan kayıt paraları, semte, okulun popülerliğine ve sağlanan olanaklara göre 25 bin liraya kadar çıkabiliyor. Kimi veliler, daha az öğrencili sınıf, daha iyi eğitim, daha çok fiziksel olanak umuduyla bu paraları ödüyor. Parası olan veliye “adrese kayıtlı” olsa da olmasa da kapılar açılıyor. “Öğretmen tercihleri” için de esktra para isteniyor. 5 bin lira veren veli çocuğunu istediği öğretmenin sınıfına kayıt yaptırıyor.

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, okullar arası, bölgeler arası eşitsizliğin, Türkiye tarihinde görülmemiş şekilde derinleştiğini vurgulayarak, “Adrese dayalı kayıt sistemi nedeniyle veliler adres bölgesinde okulların donanımı yetersiz ise adres dışındaki okullara çocuğunu kayıt etmek istemektedir. Adres dışında bulunan okullara kayıt sırasında da okul idarecileri tarafından velilerden yüklü kayıt paraları istenmektedir. Şu an memleketin her yerinde asıl gerçeklik; paran varsa o da yetmez paran kadar eğitimdir. Hükümet anayasaya aykırı bir şekilde kamusal eğitim sorumluluğundan vazgeçmekte ve suç işlemektedir” dedi.

    Cumhuriyet’ten Figen Atalay’ın haberine göre, Eğitim-Sen İstanbul 1 No’lu Şube Yürütme Kurulu üyesi Murat Durmuş, özellikle ortaokula kayıtta büyük bağışlar istendiğine dikkat çekerek, velilerin karşı karşıya kaldıkları durumları şöyle anlattı:

    “PARAN YOKSA İMAM HATİBE TESLİM OLACAKSIN”

    “Örneğin Zeytinburnu gibi çok sayıda imam hatip ortaokulunun bulunduğu semtlerde yaşayan veliler, laik, akademik eğitim istiyorlarsa çocuklarını Bakırköy, Ataköy, Yeşilköy gibi semtlerdeki ortaokula kayıt yaptırmak istiyor. Okullarda istenen bağışlar 5 bin liradan başlıyor 12-13 bine kadar çıkıyor. Paran yoksa imam hatibe teslim olacaksın. Geçen yıl bir okul 4 yıl için 20 bin lira istemişti velilerden. Okulların parası yok. Devlet okullarında ağırlıklı İngilizce eğitimi verilmiyor. Bazı okullar bunun için bir şirketle anlaşıyor. ‘Devletin vermediği dil eğitimini verdiğim için parayı buna harcıyorum, sosyal etkinliklere harcıyorum’ diyor. LGS’de İngilizce sorularında sıfır çeken 101 bin öğrenci var. Veli ‘bir soru bile doğru yapsa şu kadar öne geçecek’ düşüncesiyle bu parayı veriyor. Özellikle ilkokulda belli bir öğretmen tercih ediliyorsa ayrıca para isteniyor. Adrese dayalı sistemde ya 6 aylık fatura götüreceksin ya bağış vereceksin. Fatura varsa, gerçekten o adreste oturuyorsan o zaman 500 lira-bin lira arası isteniyor. Bağış süreci okul aile birliği üzerinden yürüyor ama müdür ve müdür yardımcılarının inisiyatifi dışında olamaz. Paran varsa adres, fatura sorulmadan kayıt yapılıyor.”

  • Fırat: Eğitim hizmetini demokratik ve laik biçimde istiyoruz

    Fırat: Eğitim hizmetini demokratik ve laik biçimde istiyoruz

    PİRHA- Mevcut eğitim sistemine tepki gösteren Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı ve İmam Rıza Ocağı dedelerinden Celal Fırat, Türkiye’deki gerici eğitim sistemine dikkat çekerek, “Laik eğitim şart ve vazgeçilmezdir. Bu nedenle eğitim hizmetini eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve laik biçimde istiyoruz” dedi. 

    Alevi Dernekler Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı ve İmam Rıza Ocağı dedelerinden Celal Fırat mevcut eğitim sistemini eleştirdi.

    Pir Haber Ajansı’na gönderdiği açıklamada Fırat, Türkiye’de toplusal yaşamın her alanında özellikle eğitimde gericiliğin diz boyu olduğunu belirtti.

    Fırat, “Çağdaş eğitim, laik olmalı; özgür düşünce ve özgür harekete uygun bir nesil yetişmeli ve bu özgürlük tüm topluma ön koşulsuz sunulmalı” dedi.

    “LAİKLİK İLKESİNE UYGUN EĞİTİM OLMALI”  

    “Ana sınıfı, çocuğun soyut düşünme gücünün yeni gelişmeye başladığı bir dönemdir. Bu dönemden önce soyut yargıların aktarılması, çocuğun özgür düşünme gücünü kısıtlar hatta engeller, onu belli bir kalıba girmeye zorlar” diyen Fırat, şunları kaydetti:

    “Çocuğa vicdan özgürlüğü bakımından soyut yargıların zihinsel gelişimi tamamlama sürecinde verilmesi daha yerinde  olur. Çünkü bu düzeyde birey dış baskılar olmadan, ön yargısız, kendi isteğiyle ilgi duyduğu alanlara yönelerek, zihinsel düzeyde konuları kavrayabilir. Yani bireyin koşullanarak, ele aldığı konulara tek yönlü bakması önlenebilir. Bu eğitim laiklik ilkesine uygun, tarafsız, kesin bir tutumla verilmelidir.”

    “BASMAKALIP DÜŞÜNEN BİR NESİL AMAÇLANIYOR”

    Türkiye’de eğitimin biat kültürü ile devam ettiğini ifade eden Celal Fırat Dede, “Evrensel insani bakış açısına ters, diğer inançlara, kültürlere göre üstünlük duygusu, kendi ahlak bilgisini dayatan anti-laik sistem, kurumlarda dini ön plana koyarak, görünmeyen bir maneviyat ile sinsi asimilasyon yapmakta. Toplumsal uyumu ve sevgiyi, hoşgörüyü ret eden, hor gören, ön yargılardan kurtulmayan basmakalıp düşünen bir nesil öngörülmekte, amaçlanmaktadır” dedi.

    “LAİK EĞİTİM ŞART VE VAZGEÇİLMEZDİR” 

    ADFE Genel Başkanı ve İmam Rıza Ocağı dedelerin Celal Fırat, dini cemaat ve grupların çocuklar üzerinde kötü etkiler yarattığını dile getirerek şunları ifade etti:

    “Köktenciliği kedi çıkarları için kullanıp toplumu sömüren birçok dindar cemaat, grup bulunmakta. Kendi güç arayışlarını okul çocuklarına yönelten bu odaklar toplumda şiddet döngüsünün oluşmasına neden olmakta. Bu nedenle laik eğitim şart ve vazgeçilmezdir. Bu nedenle eğitim hizmetini eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve laik biçimde istiyoruz. (HABER MERKEZİ)

  • Aytekin: 80 darbesiyle gelen zorunlu din dersi devam ettiriliyor-VİDEO

    Aytekin: 80 darbesiyle gelen zorunlu din dersi devam ettiriliyor-VİDEO

    PİRHA – MEB’in Anadolu Liselerine yönelik yeni düzenlemesiyle birlikte matematik seçmeli ders olmaktan çıkartıldı, din kültürü dersi ise zorunlu hale getirildi. “Zorunlu din dersi meselesi 80 darbesi ile birlikte geldi” diyen Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Var olan iktidar 80 darbesi ile hesaplaşma üzerinden dil kurarken 80 darbecilerine rahmet okutur bir süreç işletiliyor” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıkladığı Anadolu liselerine getirilen yeni sistem, eğitimcilerin eleştiri odağı oldu. Yeni düzenlemeyle birlikte din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunlu dersler arasında kalırken, matematik, felsefe, tarih gibi dersler ise seçmeli hale geldi.

    EĞİTİM SİSTEMİ MUĞLAKLIKLAR SORUNU

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “1980 Darbesi ile değiştirilen eğitim hakkı ihlali olan meselenin devam edeceğini gördük” diyerek şunları söyledi:

    “Aslında zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi uygulamasına devam ettirildi. 1980 Darbesi ile değiştirilen eğitim hakkı ihlali olan meselenin devam edeceğini gördük. Öncelikle MEB’in açıklamasında çok ciddi muğlaklıklar olduğunu söyleyebilirim. Ortak dersler arasına 10. ve 11. sınıfta sadece din kültürü ve ahlak bilgisi, Türk dili ve edebiyatı ile bilgi kuramı dersi alınmış durumda. Onun dışındaki spor ve sanat dersleri ise seçmeli ders olarak tanımlanmış. Fen bilimleri, sosyal bilimler, yabancı dil gibi alanlara dair çok net ifadeler vurgulanmış. Ama Matematik neden ortak dersler arasına alınmadı, temel bir soru olarak önümüzde duruyor. Ya da fen bilimleri grubunda yer alan derslerde olmazsa olmaz olarak ifade ettiklerimiz neden ortak dersler arasında yer almadı? Bunlar muğlaklığını koruyor.”

    DÜZENLEME SADECE ANADOLU LİSELERİNİ KAPSIYOR

    Aytekin, temel sorunlardan bir diğerinin ise derslerin birleştirilmesi durumunun olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Örneğin 9. sınıf için ‘doğa bilimleri’ ya da ‘sosyal bilimler’ denilmiş. Sosyal bilimler içerisine baktığımızda tarih mi, coğrafya mı, psikoloji mi, sosyoloji mi? Bu dersler kim ve hangi branşlar tarafından verilecek temel bir sorun. Bu proje 2020 yılında hayata geçirilecek. Her ne kadar öğrenciler bu dersleri seçecek denilse de biz bunu önceki dönemlerde de yaşamıştık. O zamanlarda da dramadan matematik uygulamalarına kadar çok sayıda seçmeli ders vardı ama seçmeli adındaki din derslerinin fiilen zorunlu olarak okul yönetimleri tarafından öğrenciler yönlendirildi. Biz buna tanıklık ettik var olan okul yönetimlerinin bu haliyle ortak dersler dışında tanımlanan derslerin seçimi nasıl olacak soru işareti. Hem öğretmenler arası ciddi bir eşitsizliğin ortaya çıkma durumu var hem de öğrencilerimizin ilgi ve yetenek becerileri doğrultusunda yönlendirilme riski var. Çok fazla okul türü mevcut ve açıklama sadece Anadolu Liseleri üzerinden yapıldı. Diğer okul türlerinde bunun uygulaması nasıl olacak başlı başına muğlak bir açıklama. Artık hem öğrencilerin hem eğitimcilerin hem velilerin kaygıları eğitimde yaşanan Tüm bu olumsuzluklarla o kadar büyük bir boyuta ulaştı ki muğlaklık içeren bir açıklamanın yapılmasını anlamakta zorluk çekiyoruz.”

    “HİÇBİR BİLİMSELLİĞİ OLMAYAN MÜFREDAT”

    MEB’in son düzenlemesi ile bilimsel eğitimden vazgeçildiğini de ifade eden Feray Aytekin Aydoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “2012’den bu yana bizler her atılan adımda bunu görüyoruz. Evrim konusu müfredattan çıkarıldı ve değerler eğitimi adı altında hiçbir bilimselliği olmayan müfredat ile karşı karşıyayız. Örneğin müfredatın omurgasında; ‘şükür, kanaat, ibadet’ gibi kavramlar var ama cumhuriyet ile yönetildiğimiz ifade ediliyor. Fakat laiklik yok. Barış yok. Demokrasi yok. Çocuk hakları yok. Ders saatleri çizelgesi üzerinden bir değişim algısı yaratmaya çalışılıyor. Neden bu tür süreçler öğretmenlerle birlikte yürütülmüyor? ‘Tüm kesimlerle görüşüldü’ deniliyor ama Eğitim-Sen olarak bilgimiz yok.”

    Bakanlığın ‘esnek ve modüler sistem’ adı altında duyurduğu yeni düzenlemenin özünde yeni bir özelleştirme süreci olduğunu da ifade eden Aytekin’in aktarımları şöyle:

    “Esneklik ve Modüler kavramlarını duyduğumuzda ciddi endişeler yaşıyoruz. Buradaki en temel sorun; iktidarın eğitim süresince politik hattı olan dinselleştirme ve özelleştirme uygulamalarıdır. Yani yine bir özelleştirme süreci ile birlikte planlanan bir süreç görüyoruz. Bu ders çizelgesi öğrencilerin seçimi üzerinden tarif edilmek isteniyor. Açıklamaların içeriğine baktığımız kadarıyla öğrencilerin seçimi gibi bir sürecin olmayacağını görüyoruz. Bu ders çizelgesi meselesi ile birlikte son derece kaotik bir süreç yaşatıldı.”

     DÜNYANIN EN MUTSUZ ÖĞRENCİLERİ TÜRKİYE’DE

    MEB’in düzenlemesinde bulunan ders sayısının azaltılması konusunun Eğitim-Sen’in de gündeminde olduğunu söyleyen Aytekin, şöyle devam etti:

    “Fakat bizim şöyle bir önerimiz vardı; okul öncesi eğitim tüm öğrenciler için parasız ve zorunlu olmalı. Sınava dayalı eğitim yapılmamalı. Sporun, sanatın, bilimin, felsefenin ve temel olarak kamusal eğitimin esas alındığı bir eğitim planlaması olmalı ki artık öğrencilerimiz okullarda kendilerini mutlu hissetmiyorlar. Dünyanın en mutsuz ve kaygılı öğrencilerinin ülkemizde olduğu gerçekliği var. Şimdi okul öncesinden itibaren mescit zorunlu ama okul öncesinden itibaren laboratuar, kütüphane, sanat atölyeleri, spor salonları yok.”

    Aytekin, Avrupa ülkelerinde zorunlu din dersi uygulamasının eğitim hakkı ihlali olduğunu da hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Durum bizim ülkemizde de böyleydi. Zorunlu din dersi meselesi 80 darbesi ile birlikte bu noktaya getirildi. Var olan iktidar 80 darbesi ile hesaplaşma üzerinden dil kurarken 80 darbecilerine rahmet okutur bir süreç işletiliyor. Temel eğitim sürecinde hiçbir şekilde farklı okul türü olmamalıdır. ‘Din okulu’ gibi bir kavram hiçbir Avrupa ülkesinde yok. Okullar başlı başına bir yaşam alanı olmalı ki öğrencilerimiz kendilerini mutlu hissetsin ve nitelikli eğitimden bahsedebilelim. Meseleyi sadece matematik dersi olarak da görmüyoruz. Sosyal bilimlerden, fen bilimlerinden bağımsız da düşünülemez. Seçmeli ders olarak tarif edilen derslerin sanat ve spor dersleri olduğunu görüyoruz. 16-17 yılda sanat ve spor dersleri hiç olmadığı kadar kıyım yaşadı. Sürekli hedef alındı.”

    Aytekin, “Böylesi bir eğitim anlayışı ile biat eden sorgulamayan bir gençlik yaratılmak isteniyor” diyerek şunları da ekledi:

    “‘Kindar ve dindar’ olarak da tarif edilmişti. Sorgulamayan, eleştirmeyen, var olanı kabul eden bir gençlik yaratılmak isteniyor. Aynı zamanda yoksul aile çocukları için ‘paran kadar eğitim’ denilerek sınıfsal bir noktaya doğru gidiliyor.”

    Eren Güven / ANKARA

     

     

  • ‘Çocukları istismar edenler ve sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalı’

    ‘Çocukları istismar edenler ve sorumlular en ağır cezaya çarptırılmalı’

    PİRHA -Veli- Der Bergama Şubesi ve İzmir Eğitim Sen şubeleri, İzmir Bergama Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, Türkiye’de özellikle son yıllarda çocuklara yönelik istismar vakalarında artışın yaşandığı vurgulanarak, cemaat yurtlarında veya kurumlarda yaşanan istismar iddialarında etkin soruşturmanın yürütülmediği belirtildi.

    Veli- Der Bergama Şubesi ve İzmir Eğitim Sen şubeleri, İzmir Bergama Adliyesi önünde açıklama yaptı. Açıklamayı  Eğitim- Sen 2 No’lu Şube Başkanı Hasan Ali Kılınç okudu. Açıklamada, “Çocuk istismarı suçunu işleyenler en ağır şekilde cezalandırılmalı, çocuk istismarlarını önlemeye yönelik somut adımlar atılmalı” denildi.

    2017 yılında Dikili Özel Miyase Yılmaz Ortaöğretim Erkek Öğrenci Yurdu’nda hizmetli olarak çalışan Ö.F.E’nin yurtta kalan 9 öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu iddiası üzerine açılan dava için eğitimciler Bergama Adliyesi önünde bir araya geldi.

    “Türkiye’nin dört bir yanında olduğu gibi, Dikili’de de yaşananların asıl sorumlusu, kamusal, bilimsel ve laik eğitimi adım adım tasfiye ederek, okullarımızı, yurtlarımızı köy okullarını, yurtları kapatarak cemaatlere teslim eden Milli Eğitim Bakanlığı ve siyasi iktidardır” denilen açıklamada, Dikili davasının bu yönüyle önemli bir örnek teşkil ettiği vurgulandı.

    “GERİCİ MÜFREDAT PROGRAMLARI İSTİSMARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR”

    Türkiye’de özellikle son yıllarda çocuklara yönelik istismar vakalarında ciddi artışın yaşandığı vurgulanan açıklamada, siyasi iktidarın çeşitli şekillerde destek verdiği, teşvik ettiği farklı cemaatlerce kurulan kimi dini vakıf ve derneklerin yurt ve kurslarında bugüne kadar çok sayıda cinsel istismar iddialarının gündeme geldiği belirtildi.

    İktidarın, çocuklara yönelik olarak okul, yurt ve kurslarda yaşanan istismar vakalarının üzerini örtme çabalarının ve bunun da çocuklara yönelik istismar ve cinsel saldırılarının artmasının nedenleri arasında olduğu kaydedilen açıklamada, eğitimde gerici müfredat programlarının yaygınlaşması ve cemaat yurtlarına tanınan ayrıcalıkların, çocuklara yönelik istismar vakalarının ve diğer ihlallerin önünü açtığı vurgulandı.

    “ÇOCUK HAKLARI İKTİDAR TARAFINDAN İHLAL EDİLİYOR”

    İktidara yakın cemaat yurtlarında veya kurumlarda yaşanan istismar iddialarında etkin soruşturmanın yürütülmediği vurgulanan açıklamada şunlar belirtildi:

    “Ülkemizde çocuk haklarının bizzat iktidar tarafından ihlal edilmesi, çocuklara yönelik istismar vakalarının belirgin bir şekilde artmasına neden olmaktadır. Çocukların sağlıklı gelişimi açısından son derece önemli bir uygulama olan karma eğitim uygulamalarına son verilmeye çalışılmakta, çocuk istismarını önlemek için hiçbir somut adım atılmamaktadır.

    Mahkemelerin çocukları ilgilendiren cinsel sömürü davalarında kararlarını verirken Türkiye’nin kabul ettiği sözleşmeleri hayata geçirmelerinin bir uluslararası ve insani yükümlülük olduğunu hatırlatıyor, Dikili davası başta olmak üzere, ülkenin neresinde yaşanırsa yaşansın çocuk istismarı ile ilgili davaların takipçisi olacağımızın bilinmesini istiyoruz.”

    Açıklamada, siyasi iktidarın dini vakıf ve cemaatlere tanıdığı bütün ayrıcalıklara ve desteklere derhal son vermesi ve çocuklara yönelik istismar vakalarına karışanların ve diğer sorumluların en ağır cezaya çarptırılmaları çağrısında bulunuldu. (HABER MERKEZİ)

  • Ören PSAKD Başkanı: Okullardaki mescit uygulaması öğrencileri ayrıştırır-VİDEO

    Ören PSAKD Başkanı: Okullardaki mescit uygulaması öğrencileri ayrıştırır-VİDEO

    PİRHA-MEB tarafından onaylanan ‘Mescitsiz okul kalmasın’ projesini değerlendiren PSAKD Malatya Ören Şube Başkanı Köse, “Mescitlerle, namaz kılma gibi uygulamalar ayrımcılığı da beraberinde getiriyor. Namaz kılan kılmayan, oruç tutan tutmayan, mescide giden gitmeyen diye öğrenciler arasında ciddi ayrıştırmalara sebep olur dedi. 

    İnsan Vakfı, 2016 yılında “Mescitsiz okul kalmasın” projesi başlattı. Proje, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından onaylandı ve MEB projeye sponsor oldu. İlk etapta 90 okula mescidin yapılmasını öngören bu proje eğitim sistemini nasıl etkileyeceği ve hangi sorunları ortaya çıkaracağı ile ilgili Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Ören Şube Başkanı Mazlum Köse konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “HER GELEN MİLLİ EĞİTİM BAKANI MÜFREDATLA OYNAMIŞTIR”  

    Mazlum Köse, “AKP iktidarı yönetime geldiğinden bu yana her iki yılda bir Milli Eğitim Bakanı  değiştirmiştir. Her gelen bakan da eğitim sistemiyle müfredatla ciddi bir şekilde oynamıştır” hatırlatmasında bulundu.

    Köse, “Herkes kendi düşüncesine göre bir eğitim sistemi yerleştirmeye çalışmıştır. Bu da doğal olarak hem eğitimcilerin hem öğrencilerin öğrenme kabiliyetlerini zora sokmuştur. Farklı sistemler getirdiler. AKP iktidarı sürecinde bunların toplamında ortak değer, AKP’nin başında bulunan zatın da söylediği gibi dindar ve kindar bir nesil yetiştirmektir” dedi.

    “DİNİ TEMELLER ÜZERİNDE BİR YAPI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILIYOR”

    Köse, “Çağdaş, bilimsel, demokratik, ezbercilikten uzak bir eğitim yerine, dini anlayışların, hurafelerin, bilimden uzak bir anlayış yerleştirilmek isteniyor. Bu da ciddi anlamda sorunları da beraberinde getiriyor” ifadelerini kullandı.

    “OKULLARDAKİ MESCİT PROJESİ AYRIŞTIRIR”

    “Dini temeller üzerinde kurulan bir eğitim sisteminin Anayasa’nın eşitlik ilkesine, din ve vicdan hürriyeti ilkesine tamamen ters düştüğünü vurgulayan Köse, şunları kaydetti:

    “AKP iktidarı uygulamaya ve yerleştirmeye çalıştırdığı bu dine dayalı eğitim sistemiyle Anayasal bir suç işlemektedir. Mescitlerle, namaz kılma gibi uygulamalarla yapılan bu gidişat aynı zamanda ayrımcılığı da beraberinde getiriyor. Namaz kılan kılmayan, oruç tutan tutmayan, mescide giden gitmeyen diye öğrenciler arasında ciddi ayrıştırmalarla barıştan yana olan özlemlerimizi çelişkiye dönüştürüyor. Okullarda özellikle Alevi canlarımız namaz kılmadığı zaman, oruç tutmadığı zaman, mescide gitmediği zaman dışlanıyorlar” diye konuştu.

    MALATYA / PİRHA

  • ‘Devlet hem eğitimi hem hayatı dinselleştiriyor’-VİDEO

    ‘Devlet hem eğitimi hem hayatı dinselleştiriyor’-VİDEO

    PİRHA – Özel okullara abdesthane ve mescit zorunluluğu getirilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulunan araştırmacı yazar Ali yıldırım, devletin misyonerlik faaliyetlerini özel okullara kadar taşıdığını kaydetti. 

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın son zamanlarda tartışmalara neden olan uygulaması; özel okullara abdesthane ve mescit zorunluluğuna ilişkin PİRHA’ya konuşan yazar Ali Yıldırım, hükümetin dinselleştirme politikasının her geçen gün kendisini başka bir alanda gösterdiğini kaydetti.

    “ÖZEL OKULLARDA EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Devletin bütünüyle eğitim alanından elini çekmiş ve onu ticari işe dönüştürmüş durumda olduğunu ifade eden Yıldırım, “Fakat o kadarla da yetinmiyor, ne yapıyor? Özel okuldaki eğitimi de tamamen dinselleştirmeye çalışıyor.  Maalesef din bilgisi öğretmenleri de bir misyoner gibi davranıyorlar. Buna yönelik çok duyum alıyoruz yani; bir din kültürü, Dinler Tarihi, din anlayışları anlatmak yerine bizzat bir dinin eğitimini misyoner edası ile çocukların kafasına sokarak, çocuklara kendi bildiklerini aşılamaya çalışıyorlar” diye konuştu.

    Yıldırım, bu uygulamanın devlet okullarında zaten var olduğunu, özel okullarda da uygulanmaya başlarsa orada da çocukların akademik değerlendirmesinin bu koşullarda yapılacağını belirtti.

    “ÇOCUK HAKLARI VE İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE AYKIRI”

    “Şimdi bunu ‘bize ne’ diye geçemeyiz. Çünkü üniversite sınavlarında da biliyorsunuz liseye giriş sınavlarında da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden ciddi biçimde soru soruluyor ve çocuklar hiç muhatap olmaması gereken bir misyonerlik faaliyeti ile tırnak içinde kendileri ile uyuşmazlık içinde olan bir bilgi ile yüz yüze bırakılıyorlar” diye konuşan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunun gerek eğitim öğretim özgürlüğü ile gerek çocuk haklarıyla gerekse inanç özgürlükleri ile bağdaştırılması mümkün değil. Bunlar sonuçta çocuk. 17 yaşına kadar insanlar Türkiye’deki hukuka göre çocuk olarak değerlendiriliyor. Çocuklara bu anlamda maddi ya da manevi cebir ile kendi inançları dışında, ailesinin inançları dışında bir inanç empoze edilmesini kabul etmek mümkün değildir. Yani bir duygu anlamında değil; Avrupa İnsan Hakları sözleşmesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de kararlarında bunu net bir şekilde söylemiştir. Devlet, okul, okul yönetimi ve idareler dahil hiçbir kurum çocuklara anne ve babası dışında din eğitimi veremez diyor vermemelidir diyor. Bu gerek çocuk hakları sözleşmesinde gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır diyor. Fakat Türkiye’de son 10 yılda giderek yoğunlaşan eğitimin dinselleştirilmesi noktasında bundan 20 yıl önce aklımıza hayalimize gelmeyecek her bir adım ısrarlı bir şekilde atılıyor. Burada laiklik meselesinin ne kadar hayati bir önem taşıdığını bir kez daha fark ediyoruz.

    “DEVLET HEM HAYATI HEM EĞİTİMİ DİNSELLEŞTİRİYOR”

    Aydınların, sosyalistlerin, solcuların, Kemalistlerin önemsemediği laikliği devletin tekeline vererek kendilerini bu işten sıyırmaya çalıştıkları bir alanda devlet dini, gericiliği denetliyor. Halbuki görünen odur ki devlet adım adım bütün bir alanı bizzat denetlemeyi Diyanetle ve Milli Eğitim Bakanlığı ile hayatı da eğitimi de dinselleştiren bir faaliyet içinde bulunuyor.”

    “LAİKLİK SORUNU, TÜRKİYE’DEKİ DEMOKRASİ SORUNUNUN ÇOK ÖNEMLİ BİR AYAĞIDIR”

    Laiklik sorununun Türkiye’de demokrasi sorununun çok önemli bir adımı ve ayağı olduğunu dile getiren Yıldırım, devletin kendine tek bir dini ve inancı seçtiği noktada diğer diğer dinlere ve inançlara açıkça bir ayrımcılık ve ötekileştirme olduğunu belirtti. Devletin misyonerlik faaliyetlerini özel okullara kadar yaydığı bir sistemle karşı karşıya olduklarını kaydeden Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

    “Devlet okullarında itiraz etme olanağı daha fazladır ama  özel okullarda iş ‘vur deyince öldür’ noktasına kadar gidebilir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersini mescitte yapmaya kadar işi götürebilirler. Burada açık ve net bir şekilde gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne gerekse de çocuk hakları sözleşmesine net bir aykırılığını görebiliriz.

    “DEVLET BU ALANLARDAN ELİNİ ÇEKMELİDİR”

    Hayatın dinselleştirilmesi, eğitimin dinselleştirilmesi demokrasi mücadelesinde itiraz etmemiz gereken temel noktalardan biridir. Çünkü eşitsizlik, ötekileştirme, ayrımcılık üreten bir durum. Daha birinci noktada devlet bir inancı kendine resmi inanç seçtiği noktada karşımıza çıkıyor. Yurttaşları arasında eşitsizlik, ayrımcılık yaratan, bir devletin demokratik bir devlet olması da mümkün değildir. O nedenle yalnız solcuların, Alevilerin, sosyalistlerin değil Kemalist, Atatürkçü, liberal, CHP’li,  kendisini çağdaş olarak tanımlayan ve başkalarının inancına karışmayıp, yalnızca kendi inancını yaşayan bütün insanlara, bütün yurttaşlara burada görev düşmektedir. Devlet bu alanlardan elini çekmelidir, bu demokrasinin zorunluluğudur, temel şartıdır.

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ/ANKARA

  • ‘AKP bilimsel eğitimi rejim değişikliğine giden yolda en büyük engel olarak görüyor’-VİDEO

    ‘AKP bilimsel eğitimi rejim değişikliğine giden yolda en büyük engel olarak görüyor’-VİDEO

    PİRHA-Okullarda zorunlu hale getirilen mescit projesine tepki gösteren Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şube Başkanı Hasan Altun, “Bu gerici bağnaz ve asimilasyoncu eğitim sistemine dur denilmeli; parasız, bilimsel, ana dilde eğitimin ve diğer tüm anayasal hakları siyasi iktidarların kendilerine seçim malzemeleri yapmalarının önüne geçilmelidir” dedi. 

    MEB’in kurum açma, kapatma ve ad verme yönetmeliğinde yaptığı yeni düzenlemeye göre, yeni açılacak okullar için abdesthane ve mescit zorunluluğu getirilmişti. Kurumların açılabilmesi için her kurumda abdesthane ile doğal aydınlatmalı uygun mekanda kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere mescit bulunması zorunlu tutulmuştu. Konuya dair PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Mamak Şubesi Ana Fatma Cemevi Başkanı Hasan Altun, AKP iktidarının bilimsel eğitimi rejim değişikliğine giden yolda en büyük engel olarak gördüğünü kaydetti.

    “EŞİTLİK İLKESİNE AYKIRI”

    Bu tür uygulamalarla ülkenin tüm ötekilerinin yok sayılarak halklar ve inançlar arasında kutuplaştırmanın derinleştirildiğini ifade eden Altun, “‘Okumuşlar bu ülkeye daha çok zarar veriyor’ diyerek eğitimin seviyesinin düşürülmesi sağlanmıştır. En son Çankaya Üniversitesinde akademisyen Ceren Damar’ın odasında öldürülmesi kız çocuklarının okumasını engelleyen zihniyetin yansımasıdır” dedi. Okul açmak için getirilen mescit zorunluluğunun anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu söyleyen Altun, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aynı zamanda Alevi çocuklarının özel okullarda eğitimini engelleyen bir uygulamadır. Ayrıca yaz tatili ve sömestr tatillerinde öğrencilere toplu namaz kıldırma uygulaması anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. Sınıflarda haremlik selamlık uygulaması, Alevi çocuklarına namaz kıldırılması, okullarda mescit açılması mahalle baskısının yerini sınıf baskısına bırakmak olur ki eğitime emanet ettiğimiz çocuklarımız kültürel değerlerine düşman birer birey olarak karşımıza çıkar.”

    “ZULME SESSİZ KALAN BİR ALEVİLİK VAR”

    “İlkokul çağındaki kız çocuklarını cinsel obje olarak gören, bundan tahrik olan bir zihniyete karşı değerlerimize daha sıkı sarılarak dururuz.  At izinin it izine karıştığı bir anlayıştan uzaklaşıp net bir tutum gösterilmediği sürece kültürel yok oluş kaçınılmazdır” diyen Altun, günümüzde zulme sessiz kalan bir Aleviliğin olduğunu belirtti. Altun, “Devletin çıkarlarını gözeterek yol ve erkan yürüten bir Alevilikle karşı karşıyayız. Kendisini katleden faşistlere oy veren, plaket veren, fotoğraf çektiren, el veren, önlerinde semah dönen bir Alevilikle karşı karşıyayız. Tek din, tek devlet, tek millet düşüncesini ya benimseyecek biat edeceksiniz, kul olacaksınız, dindar nesil içinde yer alacaksınız ya da bedeli neyse ödeyeceksiniz dayatmasıyla karşı karşıyayız. Sorun da burada başlıyor. İzlenecek yol, sergilenecek tutum ne olmalı?” şeklinde konuştu.

    “AKP ÜLKEYİ KAOTİK ORTAMA SÜRÜKLEYEREK TOPLUMU REHİN ALDI”

    16 yıllık AKP iktidarının ülkeyi kaotik bir ortama sürükleyerek toplumu rehin aldığını vurgulayan Altun, “Baskı ve sindirme politikaları üzerinden beslenerek rejimini ayakta tutan AKP, sonucu şimdiden belli olan bir seçimi önümüze koyarak oyalama taktiği yürütmektedir. Dün yaptığı gibi bugün de polemikleriyle yani asıl en temel sorunlarımız olan siyasi ve ekonomik krizi, kirli savaş politikalarını bir yana bırakıp toplumu seçim tartışmaları içine sokarak asıl hedefine gidecek her türlü engeli ortadan kaldıran torba yasalar gibi pratiğini önümüze koyacaktır” diye belirtti.

    “BAĞNAZ EĞİTİM SİSTEMİNE DUR DENİLMELİ”

    DAD olarak Alevi inancının tahakküm altında alınmasının önüne geçmek için yolda birlik çalışmalarını önemsediklerini dile getiren Altun, “Bu gerici bağnaz ve asimilasyoncu eğitim sistemine dur denilmeli; parasız, bilimsel, ana dilde eğitimin ve diğer tüm anayasal hakları siyasi iktidarların kendilerine seçim malzemeleri yapmalarının önüne geçilmelidir. Eşit yurttaşlık hakları anayasal güvenceyle teminat altına alınmalıdır. Zorunlu din dersleri kaldırılmalıdır” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Adıyaman Eğitim-Sen Başkanı: Laik, bilimsel ve anadilinde kamusal bir eğitim olmalı-VİDEO

    Adıyaman Eğitim-Sen Başkanı: Laik, bilimsel ve anadilinde kamusal bir eğitim olmalı-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’deki eğitim sistemi ile ilgili açıklamalarda bulunan Eğitim -Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren, “Türkiye’de laik, bilimsel, demokratik; zorunlu din derslerinin olmadığı ve anadilinde kamusal bir eğitimin yapılması gerekiyor” dedi.

    Son yıllarda sürekli değişen eğitim sistemi ile eğitimin giderek bilimsellikten uzaklaşması ve okullarda dini eğitimin daha çok yaygınlaşması, eğitim sisteminde birçok sorunun ortaya çıkmasına sebep oldu.

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın derneklerle yaptığı protokollerle eğitim sisteminin giderek dinselleşmesi, dini eğitimin kreşlere kadar inmesi ve bazı okulların bahçesinde okutulan mevlitlere öğrencilerin katılımının zorunlu hale getirilmesi ile ilgili Eğitim- Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren PİRHA’ya konuştu.

    “ÖĞRENCİ BİLİMSEL YÖNTEMLERLE GELECEĞİNE IŞIK TUTAR”

    Dağdeviren, “Bazı bilgileri açıklamakta fayda var. Siyasi iktidarın, bugüne önüne koyduğu iki hedef var. Biri dini eğitim aracılığıyla okullarımızın daha çok ticarileştirilmesi ve ticarileşme sonuncunda da özelleştirmenin tam anlamıyla yaşatılmasıdır” dedi.

    Dağdeviren şu ifadeleri kullandı:

    “Bütün hepsinin ana kaynağında da şu olduğunu görüyoruz: Aslında iş güvencemizin elimizden alındığı, esnek çalışma modelinin dayatılmaya çalışıldığı bir süreci yaşamaktayız. Dini eğitim aracılığıyla örüldüğü özelleştirme politikalarına hızla yön verildiği bir sürecin içerisindeyiz. Uzun bir süredir Milli Eğitim Bakanlığı kimi derneklerle protokol anlaşması yaptı. Bu protokollerle daha çok dini eğitim üzerine öğrencilerin yönlendirilmesini sağlayan bir şey. Ama işin özü böyle değil. Biliyoruz ki eğer bir öğrencide gereken bir hedefe ulaşılmak isteniyorsa bunun yolu yöntemi bilimsel yöntemlerdir. Öğrencinin de bilimsel yöntemlerle geleceğine ışık tutabileceği gerçeği önümüzde duruyor.”

    “DİNİ EĞİTİMİN KREŞLERE KADAR İNDİRİLMESİ TARTIŞILAN BİR DURUM”

    “Eğitim-Sen bir ay önce Ensar Vakfı ile yapılan sözleşmeyi örgün eğitim boyutuyla kaldırdı. Diğer derneklerle ve müftülüklerle yapılan çalışmaların da iptal edilmesi ile ilgili çalışmalarımız sürmektedir” diyen Dağdeviren şöyle devam etti:

    “Hepimizin de bildiği gibi 1980 darbesi ile birlikte 4’üncü ve 5’inci sınıflara din dersi getirildi. Darbenin ürünü olan 4’üncü ve 5’inci sınıflara din dersi uygulaması yeterli görülmemiş olacak ki; darbeye karşı tutum sergileyenlerin de bu süreci kaldırmak yerine ana sınıflarına kadar, hatta kreşlere kadar indirmesi şu anda en çok tartışılan konulardan bir tanesi. Biz Eğitim-Sen olarak çağdaş, bilimsel, lâik ve anadilinde eğitimden yanayız. Elbette ki ailelerin inançları boyutunda çocuklarını yetiştirmek istedikleri bir alan varsa bundan daha doğal bir şey olamaz. Zaten laikliğin esası da budur. Devletin bütün inançlara eşit mesafede durmasıdır. Bizim ülkemizde de eğer aileler çocuklarını dini değerler doğrultusunda yetiştirmek istiyorlarsa elbette ki devletin bu insanlara her türlü anlamda destek olması gerekir. Fakat bu inancı ya da bu inanç sistemi üzerinden çocuklarının eğitim almasını istemeyen insanlara da hoşgörüyle yaklaşılmaması çok doğru bir yaklaşım değil.”

    “DEMOKRATİK, LAİK VE ANADİLİNDE EĞİTİM İNSANLARI GÜVENDE HİSSETTİRİR”

    “İmam hatip okullarına öğrenci kayıtlarının yeterli olmadığı ve okulların doluluk oranının TEOK ve LGS yerleştirmelerine göre beklenmiş olan kontenjanların % 50’lik oranında hatta bu yılın istatistikleri yayınlandığında çok daha düşük kayıtların yapıldığını görebiliyoruz” ifadelerini kullanan Dağdeviren şunlara vurgu yaptı:

    “Hepimizin bildiği gibi eğer ülkeler demokratikse insanlar istedikleri inancı, istedikleri düşünceyi savunabilirler. Ama demokratik olmayan zeminlerde eğer insanlar kendini güvende hissetmiyorsa elbette ki adı ne olursa olsun ya da yönelimi ne olursa olsun bu tarz eğitim durumlarında çekinceli davranmakta, kendilerini ifade edebilecek bir yönelime girmemektedirler. Doğrusu, yapılması gereken şey, Eğitim-Sen’in ısrarla savunduğu şey Türkiye’de laik, bilimsel, demokratik ve anadilinde kamusal bir eğitimin yapılması. Eğer bu yapılırsa insanlar kendilerini gerçekten güvende hissederler. İstedikleri inanç boyutuyla kendilerini ifade edebilecekler.

    “OKULLARDA DİNİ EĞİTİMİ DAYATMAK ÇOCUKLARI DİNDEN UZAKLAŞTIRACAKTIR”

    “Aleviler üzerinde değerlendirme yaptığımızda ise AİHM’in bir kararı var zorunlu din dersleri ile ilgili. Bugün baktığımızda da ana sınıflarında şöyle bir çalışma var. ‘Eğer çocuğunuz ve aileler istemiyorsa bir dilekçe verin, çocuğunuz bunu almaz’ ibaresinden yola çıkılıyor” diyen Eğitim -Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren, şunlara dikkat çekti:

    “Fakat çocuk bu derse girmediği zaman yalnız kalabiliyor. Bir de bunun bilimsel yönünü araştırmakta fayda var. Yani 4 yaşındaki çocuğun ya da 5 yaşındaki çocuğun soyut kavramlar üzerinde ille de bu öğretiyi alsın algısını oluşturmanın pedagojik açıdan ve eğitim dili açısından hiç yararı ve faydası olmayacaktır. Belki ilerleyen süreçlerde bunu herkes kendisi daha iyi görecektir. Bu çocuklar dine sarılmak ya da dini eğitime sarılmak yerine daha da uzaklaşacaktır. Nitekim imam hatip liselerinde kimi okullarda yapılan çalışmalarda deizmin artmasının ya da ölçülebilir bir duruma gelmesinin temel nedeni de bu olsa gerek.”

    MUSTAFA YÜKSEL/ADIYAMAN

  • BAF Başkanı Erbil: 1 milyon Alevi meclis önüne gidelim-VİDEO

    BAF Başkanı Erbil: 1 milyon Alevi meclis önüne gidelim-VİDEO

    PİRHA- Türkiye’deki eğitim sistemini değerlendiren Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil, “Aleviler olarak 1 milyon kişi meclis önüne mutlaka gidip haklarımızı talep etmemiz gerekiyor, barışı talep etmemiz gerekiyor, yaşamı, özgürlükçü bir laikliği talep etmemiz gerekiyor” dedi. 

    Britanya Alevi Federasyonu (BAF) Başkanı İsrafil Erbil, Türkiye’deki eğitim sistemini değerlendirdi. Erbil, gelinen noktada ülkemizdeki eğitimin tamamen dinselleştirildiği ve şeriat kurallarının matematik derslerine bile yansıtıldığını vurguladı.

    “BİR AN ÖNCE MÜCADELEYE BAŞLANMALI”

    Erbil şöyle konuştu:

    “Aslında üç yıl öncesine kadar ülkemizde olmaz dediğimiz her şey yaşanmış durumda. Bunlara karşı Alevilerin, Alevi örgütlerinin, örgütlü bireylerin ve kurumların bir an önce artık sokağı da kullanması gerektiğine inanıyorum. Aksi takdirde diplomasinin, bürokrasinin çok fazla işlemediğini en yakın ülkelerde Suriye’de, Irak’ta yakın çevrelerimizde de gördük. Fakat bizim kendi ülkemizde hala bize olmaz gibi bir yanılgı var. Evet bize de olabilir. Olmayacaksa da bizim çabalarımızla ve mücadelemizle olmamalıdır. Bu nedenle biz bir an önce mücadeleye başlamak zorundayız.”

    “SOKAKLARA ÇIKMAMIZ LAZIM”

    Bir milyon kişiyle meclis önünde Alevilerin hak talebinde bulunması gerektiğini vurgulayan Erbil, “Kurumlar, bireyler ve Alevi toplumu olarak bu ülkenin laikliği, bu ülkenin özgürlüğü, bu ülkenin birlikte yaşamını savunabilecek her tür argümanımızla sokaklara mutlaka çıkmamız lazım” dedi.

    Türkiye’de 20 milyona yakın Alevinin yaşadığını ancak bunların hepsinin örgütlü olmadığına dikkat çeken Erbil, “Bu anlamda eğitimde itaatsizlik, askerlikte itaatsizlik, kamu düzeninde itaatsizlik yapılabilse mutlaka radikal bir karar olur. Fakat bunun karşılığı şu andaki Alevi toplumunda yok” diye konuştu.

    “MECLİS Mİ YOKSA SARAY MI?”

    Alevi örgütlerinin Alevi toplumunun tamamına hitap etmediğini ifade eden Erbil, yine bu Alevi örgütlerinin alacakları kararların da sembolik kalacağını da ekledi. 2019 seçimlerinde “Meclis mi yoksa saray mı” seçeneklerinin oylanacağını kaydeden Erbil, “Sarayla mı yönetileceğiz, 700 yıllık Osmanlı imparatorluğu tekrar mı geliyor yoksa Aleviler başta olmak üzere bütün toplumsal tarafların mücadelesiyle, bedelleriyle kazanılmış olan herkesin oy kullanabildiği, seçme seçilme hakkı olduğu meclis sistemine, demokratik bir cumhuriyete tekrar mı döneceğiz bunun oylamasıdır önümüzdeki seçimler. Seçimlerden önce harekete geçmeliyiz ki seçimler bizi tekrar Ortaçağ karanlığına sürüklemesin” şeklinde konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • Seçmeli olan din dersleri zorunlu kılındı

    Seçmeli olan din dersleri zorunlu kılındı

    Eğitim Sen İstanbul Şubeleri, milli eğitim müdürlüklerinin okul müdürlerine seçmeli dersler arasından bulunan din dersinin zorunlu seçilmesi için baskı kurduğunu açıkladı. 

    Eğitim Sen İstanbul Şubeleri, ilçe milli eğitim müdürlüklerinin okullarda seçmeli din derslerinin zorunlu olarak seçimi için okul idarelerine baskı yaptığını açıkladı. Eğitim Sen 3 Nolu Şube binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Eğitim Sen İstanbul 4 Nolu Şube Başkanı İzzet İldeş, din dersinin zorunlu kılındığını kaydetti.

    “ÇOCUK HAKLARINI YOK SAYIYOR”

    Hükümetin eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin haklarını, tercihlerini yok saydığını dile getiren İldeş, “Uygulanan gerici eğitim uygulamaları çocuklarımızı olumsuz etkilemeye devam etmektedir. MEB’in resmi verilerinde ‘toplum temelli kurumlar’ adını verdiği ve aslında 4-6 yaş arasındaki çocuklara ‘Kur’an Kursu’ olarak hizmet sunan bin 552 sübyan mektebi bulunmaktadır. Burada 51 bin 327 çocuğa kurs verilmektedir. Belirtmek isteriz ki; soyut kavramları idrak etme yeteneği gelişmemiş bu çocuklara MEB ve Diyanet İşleri Başkanlığı arasında yapılan protokolle verilen bu kurslar, çocuk haklarını yok saymakta ve çocukları AKP’nin ideolojik seferberliğinin nesnesi haline getirmektedir” dedi.

    “KARMA EĞİTİME MÜDAHALE EDİLİYOR”

    Farklı ilçelerde baskıcı uygulamanın ağırlaştırarak devam ettiğine dikkat çeken İldeş “Öyle ki İlçe Milli Eğitim müdürleri, okul müdürleriyle özel toplantılar düzenleyerek özellikle seçmeli derslerde ve hatta daha ileri giderek karma eğitime müdahale eder pozisyonlara girmişlerdir” diye ifade etti.

     “OKUL MÜDÜRLERİ TEHDİT EDİLİYOR”

    Sultangazi İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün okul müdürleriyle düzenlediği toplantıda seçmeli dersler arasında din ağırlıklı derslerin seçilmesi noktasında baskı uyguladığını vurgulayan İldeş, özellikle Gazi Mahallesi’nde bulunan okul müdürlerinin “Kız ve erkek öğrencilerin ilköğretimde dahi yan yana oturtulmasını kabul etmiyorum ya okullarda seçmeli din dersleri ile ilgili gerekli çalışmaları yaparsınız ya da koltuğunuzdan olursunuz” diye tehditlerde bulunulduğunu söyledi.

    Alevilerin yoğun oturduğu bölgelerde bu uygulamaların yoğunlaştığını dile getiren İldeş, “Merkezi ders seçim sisteminde öğrencilerin ders seçimlerini iptal ederek, din ağırlıklı derslerin seçimini açık bırakıp geri kalanını kapatarak ‘velileri bu derslere ikna edin’ şeklinde uygulamalar geliştirmiştir” diye konuştu.

  • Bozgeyik: Laik-demokratik eğitim mücadelesini sürdüreceğiz-VİDEO

    Bozgeyik: Laik-demokratik eğitim mücadelesini sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA – KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, eğitim sistemi ve müfredata ilişkin PİRHA’ya konuştu. Bozgeyik, “Türkiye’de özellikle bilimsel, demokratik, laik eğitimin ortadan kaldırılmasına yönelik 16 yıllık AKP Hükümeti döneminde de yoğun olarak eğitimde müfredat düzenine müdahaleler oldu” dedi.

    Eğitim sistemi ve müfredatın 16 yıllık AKP hükümeti döneminde uğradığı değişikliklere yönelik PİRHA’ya konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “4+4+4 yasası ile birlikte ülkemizdeki eğitim sistemi daha fazla muhafazakârlaştırılarak dinsel öğelerin müfredata yedirilmesi ve bu anlamda müfredat oluşturulması ile birlikte tamamen Türkiye’deki tüm okulların imam hatipleştirilmesine yönelik bir adım atıldı” diye konuştu.

    Bozgeyik, şunları kaydetti:

    “Özellikle bu Fetocu cemaat yapısıyla 15-16 yıllık süreç içerisinde eğitimin tamamen onlara devredilmesi,  hem müfredat boyutu ile hem kadro boyutu ile Fetocuların eğitimde ağırlıklı olarak kadrolaşması nedeniyle de eğitimde hem Alevi toplumun üzerinde, hem faklı inançlarda gayri Müslimlerin çocuklarının üzerinde de okullarda yoğun bir dinsel, özellikle hanifi mezhebinin propagandasının yapıldığı, hem de kitapların içeriği açısından baktığımızda özellikle inançlar üzerinde baskıların giderek daha fazla artığı bir dönemi yaşadık.”

    “HANEFİ MEZHEBİNDEN OLMAYANLARA YOĞUN BASKI POLİTİKASI”

    “15 Temmuz darbe girişiminden sonra özellikle bu cemaat yapısının eğitimden dışlanması ve kurumların kapatılmasından sonra da bugün gelmiş olduğumuz noktada farklı cemaat ve tarikatlar yine özellikle okullarda. İslamın Hanefi mezhebinden olmayan toplumsal kesim üzerinde de yoğun bir baskı politikası ile bugün karşı karşıyayız” diye belirten Bozgeyik, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Özellikle yaygın olarak imam hatiplerin her yerde, her mahallede birden fazla imam hatip açılması, özellikle sınav sistemiyle çocukların zorunlu olarak imam hatiplere yönlendirilmesi sistemi ile karşı karşıyayız.

    Yine bugün birçok okulda ve özellikle okulun içerisinde medreselerin, ibadethanelerin açılması açısından da baktığımızda başta Aleviler ve farklı etnik kimlikte inançtan olan kesimler üzerinde de psikolojik baskı ve asimilasyonla karşı karşıyayız. Doğal olarak buna karşı biz öteden beri bilimsel, demokratik, özgürlükçü ve ana dilinde laik bir eğitim sistemini savunan kurumların başında geliyoruz.”

    “LAİK VE DEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Bozgeyik, Türkiye’de var olan muhafazakar ve giderek dinselleştirilen müfredata karşı, hem de bu vakıfların, tarikatların okullarda protokol aracılığı ile örgütlenmelerine karşı başta Eğitim-Sen olmakla birlikte ortak bilimsel, laik, demokratik, ana dilinde eğitim mücadelesini önümüzdeki dönemde sürdüreceğimizi buradan bir kez daha ifade ediyoruz” diye konuştu.

    “VELİLERE SORUMLULUKLAR DÜŞÜYOR”

    Bozgeyik, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Özellikle burada farklı inançta olan farklı kimlikte olan velilerimize de önemli sorumluluklar düşüyor. Onlarda bu gerici muhafazakar eğitim politikalarına karşı kendi haklarını demokratik bir şekilde savunarak milli eğitim ve hükümet üzerinde baskı oluşturmaları gerekiyor diye belirtebiliriz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

     

     

  • ‘Veliler de öğretmenlerle birlikte bu eğitim sistemine karşı mücadele etmeli’-VİDEO

    ‘Veliler de öğretmenlerle birlikte bu eğitim sistemine karşı mücadele etmeli’-VİDEO

    PİRHA-Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı’nda “Eğitim sistemi nereye gidiyor?” adıyla panel düzenlendi. Panele konuşmacı olarak katılan Eğitim-Sen 7 Nolu Şube Başkanı Özlem Tolu ve Avukat Efkan Bolaç, gerici eğitim sistemine karşı öğretmenlerin ve velilerin hep birlikte mücadele etmeleri gerektiğini vurguladılar.

    Haberin Videosu

    Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı konferans salonunda “Eğitim sistemi nereye gidiyor?” konulu panel düzenlendi.

    Moderatörlüğünü Eğitim-Sen İstanbul 7 Nolu Şube Örgütlenme Sekreteri Eren Ertin’in yaptığı panele konuşmacı olarak Eğitim-Sen 7 Nolu Şube Başkanı Özlem Tolu ve Avukat Efkan Bolaç katıldı.

    Katılımın yoğun olduğu panelde açılış konuşmasını Erenler Cemevi gençliğinden Sevtap Amagur yaptı. Eğitimciler ve eğitim şehitleri adına 1 dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    Ardından kısa bir konuşma yapan Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Yavuz Selçuk, geç kalmış olan bu panelin zorunlu bir ihtiyaç olduğunu kaydetti.

    Ardından söz alan moderatör Eren Ertin, tablonun he zamankinden daha karanlık bir tablo olduğunu belirterek OHAL ve KHK’lere karşı çıkarak içinde bulunulan karanlığın dağıtılması gerektiğine vurgu yaptı.

    EĞİTİMDEKİ 5 TEMEL SORUN

    Ertin’in ardından söz alan Eğitim-Sen 7 Nolu Şube Başkanı Özlem Tolu, eğitimle ilgili beş temel sorunu belirlediklerini söyleyerek bu sorunları şöyle sıraladı:

    -Eğitim emekçilerinin iş ve yaşam koşulları
    -Eğitim yatırımlarına bütçe
    -Müfredat
    -Sınav sistemi
    -Okul öncesi eğitim

    “EĞİTİM SİSTEMİ HİÇBİR ZAMAN LAİK OLMADI”

    Hükümetin eğitim politikalarındaki tercihi ve bunları tüm itirazlara rağmen dayatmalarının toplumun geleceğini tehdit ettiğini ifade eden Tolu, hükümetin eğitim sisteminde sürekli yapmaya çalıştığı şeyin eğitimdeki laikliği bozmak olmadığını, zaten eğitim sisteminin hiçbir zaman laik olmadığını kaydetti.

    “ÇOCUKLAR BİAT KÜLTÜRÜYLE YETİŞTİRİLİYOR”

    Eğitim sisteminde birden bire yapılan değişikliklerin aslında planlı ve programlı bir şekilde yapıldığına dikkat çeken Tolu, TEOG’un ardından getirilen yeni sisteme de değindi.

    Yeni sistemde sadece bir grubun sınava girerek düzeyi iyi okullara gönderileceğini, geri kalanların ise adrese dayalı sisteme göre evine en yakın okula gönderileceğini ve evlere en yakın okulların da İmam Hatipler ve Meslek liseleri olduğunu kaydeden Tolu, çocuklarını İmam Hatiplere göndermek istemeyenlerinse özel okullara mecbur bırakıldıklarını ve şuanki eğitim sisteminde çocukların biat kültürüyle yetiştirildiğini belirtti.

    “EĞİTİM TEK BAŞINA ÖĞRETMENLERİN İŞİ DEĞİL”

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın çeşitli vakıflarla imzaladığı protokollere de değinen Tolu, devlet okullarında sınıflara İHH’ya yardım toplamak amacıyla kumbaralar koyduklarını, zaten okula 2 lirayla gelen öğrencilerden bunun 1 lirasını o kumbaralara atmalarını istediklerini ve buna karşı çıkan öğretmenlere de soruşturma açtıklarını vurguladı.

    Bu İHH projesinde “Vicdanlı insanların vicdanına seslenerek kendi gemilerini yürütüyorlar” diyen Tolu, eğitimin tek başına öğretmenlerin işi olmadığını, velilerin de öğretmenlerle birlikte bu sisteme karşı mücadele etmeleri gerektiğini ifade etti.

    “EĞİTİM SİSTEMİ YAPBOZA DÖNÜŞTÜRÜLDÜ”

    Tolu’nun ardından söz alan Avukat Efkan Bolaç, OHAL rejiminde kırmızı çizgi denilen tüm çizgilerin üstüne defalarca basarak geçtiklerini belirtti. Hükümetin kendi istediği yasaları geçirmek için meclisi baypas ettiğini ifade eden Bolaç, eğitim sisteminin tam anlamıyla yapboza dönüştürüldüğünü ve cahilin ferasetine güvenerek bir sistem oluşturulmaya çalışıldığını kaydetti.

    “OHAL REJİMİ OLAĞAN HALE GETİRİLDİ”

    Bu sistemde hukuki olarak hiçbir şey yapılamayacağını söyleyen Bolaç, gerici eğitim sistemine karşı hep birlikte mücadele edilmesi gerektiğini, OHAL rejiminin olağan hale getirildiğini ekledi.

    Panelin ardından sanatçı Vedat Baran’ın katıldığı bir müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erenler Cemevi Genel Sekreteri: Eğitim sistemi her sene daha yoğun dincileşiyor-VİDEO

    Erenler Cemevi Genel Sekreteri: Eğitim sistemi her sene daha yoğun dincileşiyor-VİDEO

    PİRHA – Eğitim sistemine tepki gösteren Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Yavuz Selçuk, eğitim sisteminin her sene biraz daha dincileşerek devam ettiğini vurguladı. 

    HABERİN VİDEOSU

    Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Genel Sekreteri Yavuz Selçuk eğitim sisteminin dincileşmesine tepki gösterdi. PİRHA’ya konuşan Selçuk, özellikle ilköğretimde eğitim yaşının düşürülmesinden sonra dincileşmenin yoğun bir şekilde devam ettiğini vurguladı.

    “ALEVİLERİN ASİMİLASYONUNU GETİRECEK”

    Eğitim sistemine muhalefet eden kurumların ve insanların daha aktif bir muhalefet yapmaları gerektiğini ifade eden Selçuk, mecliste de bunun yapılması gerektiğini öbür türlü çocukların 5-6 yaşlarındayken ellerinden kayıp gideceğini ve bunun Alevilerin asimilasyonunu da getireceğini kaydetti.

    “DAHA TİTİZ VE ÖRGÜTLÜ ÇALIŞMA YAPILMALI”

    Hem cemevlerinin hem de diğer demokratik kitle örgütleri tarafından daha titiz ve örgütlü çalışma yapılması gerektiğine vurgu yapan Selçuk, velilerin de bireysel olarak tepki göstermeleri gerektiğini ekledi. Velilerin çocuklarının okullarda yaşadıklarına karşı muhalefet yapabilecek kurumlara, sendikalara, cemevlerine ve meclise taşıyacak bilgiler verebilmeleri gerektiğini belirten Selçuk, “Net şeyler olması lazım ki ona dayanak gösterilerek kamuoyu ile paylaşılsın. Bu konuda veliler çocuklarının dinci eğitim sistemine geçmesini seslendirerek önünde durmaları lazım” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Adıyaman Eğitim-Sen Başkanı: Alevi öğrencilere de imam hatip liseleri dayatılıyor-VİDEO

    Adıyaman Eğitim-Sen Başkanı: Alevi öğrencilere de imam hatip liseleri dayatılıyor-VİDEO

    PİRHA-Adrese dayalı liselere kayıt sistemini değerlendiren Eğitim -Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren, “Siyasi iktidarın bu piyasacı dinselleştirilmiş eğitimden sıyrılıp, bilimsel yöntemlerle hazırlanmış, test edilmiş ve benimsenmiş eğitim müfredat ve programları hazırlayarak öğrencileri geleceğe hazırlamalıdır” dedi. 

    Haberin videosu

    AKP İktidarı ile birlikte defalarca değiştirilen müfredatlar, Türkiye’deki eğitim ve öğretim sistemini daha geriye götürürken, TEOG sınavının kaldırılmasının ardından yerine getirilen, liselere adrese dayalı kayıt sistemi de tepkilere neden oldu. Eğitim -Sen Adıyaman Şube Başkanı Mehmet Dağdeviren konuyu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KAMUSAL EĞİTİM ZAYIFLATILARAK DİNDAR NESİLLER YETİŞTİRİLECEK”

    Dağdeviren, “Eğitim -Sen olarak 4+4+4 sistemi gelmeden Kamu Reformu Yasa Tasarısı hazırlanırken şu an içinde bulunduğumuz durumu özetleyen açıklamalarda bulunmuştuk. Yasanın geçmemesi için sayısız eylem ve etkinlik düzenlemiştik. Eğitim Sen’in itirazlarına, hükümet yerine bu yasada imzası olanlar cevap vermiş sendikamızı hayalperestlikle suçlamışlardı” dedi.

    Dağdeviren, iktidarın eğitim sistemini kendi siyasal, ideolojik çizgisinde biçimlendirdiğini belirterek,  “Birincisi eğitimde dindar nesiller yetiştirmek, diğeri ise 4+4+4 düzenlenmesinin asıl amacını oluşturan kamusal eğitimi daha da zayıflatmak ve kamu kaynaklarını özel okullara aktararak özel öğretimi büyük ölçüde devlet desteği ile güçlendirmektedir” ifadelerini kullandı.

    “SINAVLARIN GEÇERLİLİĞİ VE GÜVENİRLİĞİ SORGULANIR OLACAK”

    “Milli Eğitim Bakanı eğitim bölgesi ve sınavsız mahalli yerleştirme sistemine geçiş yapılacağını öğrencilerin % 90’nın bu okullara gideceğini belirtmiştir. Öğrencilerin % 10 ise nitelikli okullara sınav ile gidecek” diyen Dağdeviren, şunları ekledi:

    “Haziran ayının ilk haftasında yapılacak sınav, sayısal ve sözel olarak iki bölümden oluşacak. Yapılacak olan sınavda öğrencilerin 60 soruyu 90 dakikada çözmeleri istenecek. Öğrenciler sınava kendi okullarında girecek. Sınavı MEB hazırlayacak ve sınavın geçerliliği ve güvenirliği sorgulanır olacak. Bu % 10 dilimine girebilmek için öğrenciler etüt, özel ders, dershane gibi özel kurumlardan daha fazla ve ciddi şekilde yararlanacaktır.”

    “AİLELER ARASINDA SOSYAL EKONOMİK FARKLILIKLAR ORTAYA ÇIKACAK”

    “Öğrenciler adrese kayıt sistemine göre değil ilgi ve istekleri, başarı durumları dikkate alınarak istediği okula girebilmelidir. Bu okullarda sınavsız olmalıdır” ifadelerini kullanan Dağdeviren, şöyle konuştu:

    “Adrese kayıt sistemi ile aileler Bakanın deyimiyle iyi okulların bulunduğu adreslere taşınacaktır. Bu da aileler arasında sosyal ekonomik farklılıkların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bazı bölgelerde beş okulun bulunmaması ya da okulların İmam hatip lisesi olma ihtimalide yüksektir. Bu durumda İmam hatip liseleri mecbur kılınacaktır. Adıyaman Karapınar mahallesinde bulunan yoğun Alevi nüfusuna baktığımızda burada bulanan öğrencilere imam hatip liselerine gitmeyi dayatmakta, bir nevi asimilasyon politikası olarak ileride ortaya çıkacaktır. Bu sistem ile TEOG süresince doluluk oranına ulaşmayan imam hatip okulları bu yolla dolacaktır.”

    “BİLİMSEL EĞİTİM İLE ÖĞRENCİLER GELECEĞE HAZIRLANMALIDIR”

    “Sınavlarla öğrencileri nitelikli, niteliksiz olduğu anlaşılamayacağı bilinmesine rağmen bir yarış atı, bir robot gibi düşünmek, arkadaşlarıyla rekabet etmesinin kaosu daha da derinleştireceği unutulmamalıdır” diyen Dağdeviren, “Siyasi iktidarın bu piyasacı dinselleştirilmiş eğitimden sıyrılıp, bilimsel yöntemlerle hazırlanmış, test edilmiş ve benimsenmiş eğitim müfredat ve programları hazırlayarak öğrencileri geleceğe hazırlamalıdır” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN

  • İstanbul Üniversitesi öğrencisi Songül Halisdemir: Geleceğimden endişeliyim-VİDEO

    İstanbul Üniversitesi öğrencisi Songül Halisdemir: Geleceğimden endişeliyim-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü son sınıf öğrencisi Songül Halisdemir, öğrencilerin sorunlarını değerlendirerek Türkiye’de tekleştirilmiş ve ezberci bir eğitim sistemi olduğunu ve bu sistemde öğrencilerin var olan yeteneklerinin yok sayıldığını vurguladı.

    Haberin Videosu

    Songül Halisdemir İstanbul Üniversitesi Coğrafya Bölümü son sınıf öğrencisi. Hep edebiyat okumak istemiş Halisdemir ancak öğretmenlerinin edebiyatın Türkiye koşullarında atamasının yüksek olmadığı, coğrafyanın atamasının daha fazla olduğu şeklindeki yönlendirmeleriyle coğrafya okumaya karar vermiş. Yıllar geçtikçe eğitim sistemiyle birlikte coğrafya bölümünün atamalarının da düştüğünü belirten Halisdemir, şöyle devam ediyor: Eğitim sisteminin değişmesi, çökmesiyle birlikte bizim kendi alanımız da daraldı. Eskiden atamalar daha iyiyken şu anda daha düşük seviyede oluyor.

    “BİR KİMLİĞİMİZ YOK”

    Halisdemir’e göre coğrafya öğrencilerinin en büyük sorunu coğrafyacı kimliğiyle TBMM’de tanınmaması. “Bir tarihçinin kimliği varken ya da bir edebiyatçının kimliği varken coğrafya bölümü okuyan birinin TBMM’de kimliği yok” diyen Halisdemir, bununla ilgili imza kampanyaları başlatıldığını ancak çok yararlı olmadığını da ekliyor.

    “ÖNÜMÜ GÖREMİYORUM, GELECEĞİMDEN ENDİŞELİYİM”

    Halisdemir, mezun olduktan sonra Türkiye koşullarında öğretmenlik yapabilmesi için gerekenleri şöyle anlattı:

    “İki dönemlik bir formasyon almam gerekiyor. Tabi bu da yine eğitim sisteminde olduğu gibi ücretli. Formasyondan sonra da KPSS’ye hazırlanacağım. Belli bir puan almam gerekiyor atanmam için. Atanırsam devlet memuru olarak görev yapacağım.”

    Ancak atanamaması durumunda dershanelerde özelde çalışmayı düşündüğünü söyleyen Halisdemir, bunun kendisine getirisinin ne olduğunu bilmediğini vurgulayarak “Önümü göremiyorum. Bölümden mezun olacağım ama ‘Bana şöyle bir iş olanağı sunuldu’ diyemiyorum. O yüzden endişeliyim. Türkiye’de yaşayan bir genç kadın olarak ben geleceğimden endişeliyim” dedi.

    “SADECE DERSLERLE UĞRAŞMIYORUZ, HAYAT MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Öğrencilerin işlerinin sadece öğrencilik olmadığını aynı zamanda yaşam mücadelesi verdiklerini kaydeden Songül Halisdemir, “Eğitim sisteminin ve okuldaki hocaların anlayamadığı bir şey var; bir üniversite öğrencisi sadece derslerle ilgilenmiyor. Yani çalışanlar var, evine bakmak zorunda olanlar var, aileden bir destek göremeyen insanlar var. Öğrencilik sadece pastanın çok küçük bir dilimini kapsıyor. Ondan kaynaklı bir öğrencinin başarısız olması normaldir. Eğitim sistemi sorgulanmalı yani. Biz sadece derslerle uğraşmıyoruz,  hayat mücadelesi veriyoruz” şeklinde konuştu.

    “TEKLEŞTİRİLMİŞ BİR EĞİTİM SİSTEMİ VAR”

    Küçük yaştan itibaren eğitim sisteminin ezberci mantığına maruz kaldığını belirten Halisdemir, “Türkiye’de çok farklı meslek dalından insanlar çıkabileceğini ancak öğrencilere böyle imkanlar tanınmadığını, onların yeteneklerinin gözardı edildiğini vurguladı. Halisdemir, “Sadece tekleştirilmiş bir eğitim sistemi var ve sen doğduğun andan itibaren bazı şeylere itiliyorsun ve bunu yapmak artık normalleştirilmiş.”

    “TEK TİP ÖĞRENCİ MODELİ YARATILMIŞ BİR OKULA DÖNÜŞTÜ”

    Türkiye’de OHAL’in etkilerini hayatının her alanında hissettiğine dikkat çeken Songül Halisdemir, “Okuldan direk örnek vereyim. Ben bundan 5 sene önce İstanbul Üniversitesi öğrencisi olduğum zaman o okul daha modern bir okuldu. Eğitime, bilime daha açık, daha farklı görüşlere sahip okulken şu anda tekleştirilmiş. Tek tip öğrenci modeli yaratılmış bir okula dönüştü. 5. Yılın sonunda bunları gözlemledim. Mesela korku çok beşeri bir duygudur, yalnız bunu insanlara fazlasıyla öğrettiler” şeklinde ifade etti.

    “BİRAN ÖNCE OKULU BİTİRİP GİTMEK İSTİYORUM”

    Okulda eskiye nazaran daha çok baskı olduğunu, öğrencilerin çoğunun sindirilmiş olduğunu söyleyen Halisdemir, “Bir öğrenci olarak biran önce okulumu bitirip gitmeyi istiyorum. Çünkü fazlasıyla sindirilmiş bir kesim görüyorum. Öğrenciler istedikleri gibi kendilerini ifade edemiyorlar. Normalde üniversitenin açılımı farklı görüşlerden olan, farklı görüşü kapsayan mekan anlamındadır. Ama bunu eğitim sistemindeki farklı uygulamalarla unutturdular insanlara” dedi.

    “SEÇME HAKKIM OLSAYDI OHAL’İ YAŞAMAK İSTEMEZDİM”

    “Seçme hakkım olsaydı OHAL’i yaşamak istemezdim” diyen Songül Halisdemir, kendinden sonraki nesillere daha güzel bir ortam bırakmayı istediğini vurguladı.

    İsmet SEFER-Suay ABAK
    İSTANBUL

     

  • Önceki HBVAKV Başkanı Geçmez: Türkiye, Müslüman Kardeşler’in eğitimine teslim edildi-VİDEO

    Önceki HBVAKV Başkanı Geçmez: Türkiye, Müslüman Kardeşler’in eğitimine teslim edildi-VİDEO

    PİRHA – 2017-2018 eğitim- öğretim müfredatında Kur’an derslerinin ana okuluna kadar inmesine tepki gösteren Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) önceki genel Başkanı Ercan Geçmez, Türkiye’de yaşanan durumun Müslüman Kardeşlerin Türkiye versiyonu olduğunu belirtti. 

    Haberin Videosu

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) önceki başkanı Ercan Geçmez, Türkiye’deki eğitim sistemini PİRHA’ya değerlendirdi.

    Türkiye’de eğitimin giderek dinselleştiğini belirten Geçmez, Alevilerin eğitim sorununa kendi açılarından bakmadığını, bu sorunun Türkiye’nin laik, demokratik bir devlet olma sorunu olduğunu kaydetti. Alevilerin yıllarca eşit yurttaşlık için mücadele ettiklerini söyleyen Geçmez, iktidarın bunu anlamak ve görmek istemediğini ve şu anda da Türkiye’de kindar ve dindar bir nesil yetiştirmeye yönelik adım adım ilerlediklerini vurguladı.

    “DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NIN ÖNÜNE GEÇMİŞ”

    Türkiye’nin içinde bulunduğu durum için “Müslüman kardeşlerin Türkiye versiyonu” diyen Geçmez, eğitimin her kademesinin devlet eliyle dinselliğe indirilmek istendiğini ve bunun da vakıflar, dernekler ve diyanet ile ortaklaşa yapıldığını belirtti. Diyanet işleri başkanlığının şu anda Milli Eğitim Bakanlığı’nın önüne geçmiş bir bakanlık gibi göründüğüne dikkat çeken Geçmez, Milli Eğitim Bakanlığı’nın fonksiyonunun sadece bina yapıp o binaların içlerine doğal gaz ve tesisat döşemek haline geldiğini, eğitimin ise Diyanet’e ve tarikatlara devredildiğini ifade etti. Tarikatlar ve Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yaptıkları protokoller sonucu Kur’an kurslarının ana okullarına kadar indiğini söyleyen Geçmez, “Türkiye’nin altına değil dinamit bence dinamitin daha çok yukarısına bir bomba koydular. Bu patlama öyle bir patlama olacak ki 20 yıl, 30 yıl sonra bütün nesillerimizin bunların altında kalacağı aşikardır” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN KARANLIĞA GÖMÜLDÜĞÜNÜN GÖSTERGESİ”

    İnancın kişilere ait olduğuna vurgu yapan Geçmez, devletin inançla ilgilenmemesi, eşit ve uluslararası hukuk çerçevesinde kontrol noktasında olması gerektiğini, bu kontrol noktasında da bir inancın başka bir inancı, topluluğu kötüleyen, kin ve nefret içeren bir noktada olursa müdahale etmesi gerektiğini kaydetti. Devlet eliyle dini eğitimin yapılmasının Türkiye’nin karanlığa gömüldüğünün göstergesi olduğunu söyleyen Geçmez, “Türkiye Müslüman kardeşlerin eğitimine teslim edilmiş durumdadır” şeklinde ifade etti.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Alevi Dedesi Emrah Çolak’tan müfredat tepkisi: Eğitimi hallaç pamuğuna çevirdiler-VİDEO

    Alevi Dedesi Emrah Çolak’tan müfredat tepkisi: Eğitimi hallaç pamuğuna çevirdiler-VİDEO

    PİRHA – Samsun Terme’de yaşayan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Emrah Çolak, son zamanlarda gündemde olan eğitim sisteminin değişmesini ve buna bağlı olarak toplumda değişimin nasıl olduğunu PİRHA’ya değerlendirdi. Türkiye’de toplumsal değerlerin değişmesinin eğitim sisteminin değiştirilmesiyle yapıldığını vurgulayan Çolak, “Müftülüklerin kıyacağı nikah, kadını yok etmenin en büyük  adımıdır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Samsun Terme’de yaşayan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Emrah Çolak PİRHA’ya konuştu. Çolak, aydınların, “Eğer siyasi liderler iktidara gelirken ellerinde projeleri yoksa; insana, doğaya, dünyaya dair muhtemelen ellerindeki en etkin proje dindir” sözünü hatırlatarak, dinin en etkin morfin olduğunu kaydetti.

    “15 YIL İÇİNDE EĞİTİM SİSTEMİ HALLAÇ PAMUĞUNA DÖNDÜ”

    Siyasi iktidarın 15 yıl içinde eğitim sistemini hallaç pamuğuna çevirdiğini belirten Çolak, “Her yeni gelen ilk önce Milli Eğitimle, müfredatla uğraşıyor. Din Bilgisi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi onu da bırakın artık tarihsel süreç değişti. Bunu çökertince ne olacak, dünyanın dışında yeni yaşam tespit edilmeye çalışılırken biz Ramazan geldiğinde insanların karnı aç mı tok mu diye sormayız ama oruç musun diye sorarız. Veya üç cumaya gitmezsen cenaze namazın kılınmaz denir. Bir takım böyle söylemlerle insanların beyin gücü erozyona uğrayınca nerede, neye tapacağı, inanacağı belli olmaz” dedi.

    İnsanları idare etmenin yolunun eğitimi yok ederek başladığını söyleyen Çolak, “Eğitimi yok edince beyin hücrelerini öldürmeye başlarsın. Kendini tanıyamaz, tanımlayamaz bir takım şeylere bağımlı kalırsın. Birileri onun elinden tutmak zorundadır. Güneşi görmek istemez” dedi.

    “KADINI YOK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Eğitim sistemine bağlı olarak bu toplumda kadınında yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Çolak, kadının yok edildiği bu toplumda evrensel nitelikte çocuk yetişemeyeceğini, yetiştirilemeyeceğini belirtti. Çolak, “Çünkü kadın bir çocuğun gelişiminde en ana etkendir. Eğitimin birinci merkezidir” dedi.

    “KADININ HİÇBİR YERDE YERİ YOK”

    Türkiye’de yapılanları İslam’la ilişkilendirdiklerini söyleyen Çolak, Ortadoğu’yu örnek gösterdi.

    “Ortadoğu en bariz örneğidir. Kan gövdeyi götürüyor. Yani İslam’ın olduğu hiçbir ülkede barış yok. Huzur ve sükûnet yok.  Paylaşım yok, kan var, vahşet var, katliam var ötesinde hiçbir şey bulmak mümkün değil” dedi.

    Türkiye’de bunu yaşıyoruz diyen Çolak, Türkiye’de kadınlar dışlanarak bu süreci hazırlamaya başladıklarını aktardı.

    “Kadının hiçbir şekilde yeri yok. Paylaşımda, ekonomide, çalışmada hayata dair hiçbir yerde kadın yok” diyen Çolak, bunu da  Hz. Peygamber dönemine ve İslama bağladıklarını söyleyerek şunları kaydetti:

    “Hz. Muhammed döneminde doğan kız çocuklarını öldürüyorlar genelde. Yaşamasına olanak sağlamıyorlar. Belli bir sürece kadar bu böyle devam ediyor. Ve Hz. Muhammed bir şey yapıyor. Kızı Fatıma ana dünyaya geldiğinde onu alır günlerce başının üstünde gezdirir. Benim kızım, evladım oldu diye. Bu bir mesajdır. Kadının önemini, kutsiyetini ön plana çıkarır. İslam aleminin en tepedeki zatı başına çocuğunu gezdiriyor. Bugünkü zihniyetle değerlendirirsek tabi. Onun orada vermek istediği mesaj, kadın bu toplumun olmazsa olmazıdır. Kadın bu toplumun %5o’sidir. Kadın bu toplumun toprağıdır. Biz 1500 yıl sonra o dönemden beş bin yıl daha geriye gittik kadını yok ettik.”

    “MÜFTÜLÜK NİKAHI, KADINI YOK ETMENİN EN BÜYÜK ADIMIDIR”

    Son zamanlarda gündeme gelen ve meclise yasa tasarısı olarak sunulan müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesine ise Çolak, “Müftülüklerin kıyacağı nikah, kadını yok etmenin en büyük  adımıdır” dedi.

    Nedenini ise şöyle açıkladı:

    “Türk medeni kanununda bir şey var. Nikahın gerçekleşmesi için reşit olması gerekir. Ama diğer tarafa gittiğinizde muta nikahı kıyılır. Yaşları 10, 12, 15 olur ve 20 yaşına geldiklerinde hayata küserler ve bir yerlerde canlarına kıyarlar. Bütün kadınların, annelerin, buna duyarlı davranıp topyekûn o çığlıklarını duyurmak lazım. Yoksa bu gidişin sonu uçurumdur. Kadını hem yaşamdan hem de hayattan koparmaktır. Adını silmektir. ”

    “BUNA DUR DEMEK SİZİN ELİNİZDE”

    Tüm kadınlara çağrıda bulunan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Emrah Çolak, “Buna müsaade etmemek lazım. Buna dur demek sizin elinizde, kabul etmemek sizin elinizde direnişi hep beraber başlatın bizlerde size el verdiği ölçüde destek vermeye varız. Müftülerin kıyacağı nikaha hayır diyoruz” dedi.

    Semra ACAR-Sevim KAHRAMAN

    SAMSUN – TERME 

     

  • HDP’li Vekil Toğrul’dan, eğitim müfredatı ile ilgili soru önergesi: Yeni rejime uygun müfredat

    HDP’li Vekil Toğrul’dan, eğitim müfredatı ile ilgili soru önergesi: Yeni rejime uygun müfredat

    PİRHA-HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul yeni eğitim müfredatı ile ilgili TBMM Başkanlığı’na araştırılması için soru önergesi verdi. Toğrul, özellikle başkanlık sistemi ile kurulmaya başlanan “yeni rejime” uygun bir müfredat yapısı oluşturulmaya çalışıldığı anlaşıldığını belirtti. 

    Hazırlanan yeni eğitim müfredatına toplumun birçok kesimi tarafından tepki gösterilirken, HDP Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, “Yeni müfredatın eğitim sisteminin ihtiyaçlarından çok, büyük ölçüde siyasal iktidarın 2023 vizyonuna, eğitimin ve toplumsal yaşamın bütün alanlarında etkisini hissettiren siyasal-ideolojik çizgisine göre yapılmak istendiği açıktır” dedi.

    Toğrul, özellikle başkanlık sistemi ile kurulmaya başlanan “yeni rejime” uygun bir müfredat yapısı oluşturulmaya çalışıldığı anlaşıldığını belirterek,   eğitim müfredatının, ders kitapları ve diğer materyallerin tekçi, cinsiyetçi ve şoven içerikten arındırılması amacıyla” Anayasanın 98. TBMM İç tüzüğünün 104 ve 105. Maddeleri gereğince Meclisin Araştırması için soru önergesi verdi.

    Toğrul’un verdiği soru önergesinde gerekçeler şöyle belirtildi:

    -Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2017-2018 Eğitim Öğretim yılında 1, 5. ve 9. sınıflarda uygulanacağı açıklanan yeni müfredat, İlkokul ve ortaokul düzeyinde 17, lise düzeyinde 24, İHL’ler de 10 olmak üzere toplam 51 ayrı müfredat programı yenilenmiştir. Yeni müfredat programı bilimsellikten uzak bir anlayış çerçevesinde hazırlanmıştır. Hazırlanan yeni müfredatın pilot uygulaması yapılıp bilim insanları, eğitimciler, veliler ve uzmanlarca izleme, inceleme ve değerlendirilmesi yapılmadan uygulanması bilimsel ve pedagojik açıdan sakıncalıdır.

    -Öğretim programları yenilenirken, tıpkı 4+4+4 eğitim yasası çıkarılırken yapılan tek taraflı çalışma benzeri bir çalışma yürütülmüş, eğitim sendikaları, üniversitelerin eğitim fakülteleri gibi kurumsal yapılardan direk katkı istenmemiş, sadece internet sitesi üzerinden görüş verilmesi istenmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredat program taslakları ile “öneri alma” sürecini 20 günlük bir zaman dilimi içine sıkıştırması, değerlendirme sürecini “sembolik” hale getirmiştir. Verilen görüşlerin ne derece dikkate alındığı bilinmemektedir. Bu anlamda öğretim programlarının hazırlık süreci saydam olmamıştır. Programları hazırlayan kişi ve kurumlar kamuoyuyla paylaşılmamış, alanlarında ulusal ve uluslararası planda kendilerini kanıtlamış bilim insanları sürece dâhil edilmemiş, kendilerinden görüş alınmamıştır.

    -Tüm ülkeyi ve gelecek nesilleri yakından ilgilendiren eğitim müfredatı gibi bir konuda, müfredatın siyasal ve ideolojik olarak iktidara yakın çevrelerin müdahalesiyle daha da geriye götürülmesi, bilime ve aydınlanma düşüncesine karşı adeta bayrak açılması söz konusudur. Ders kitaplarında bir süredir sürdürülen “sadeleştirme” ve “basitleştirme” uygulamalarının doğrudan bilim, felsefe, tarih ve sanat derslerini hedef alması, ünite ve kazanım sayılarının azaltılması ile başta tarih dersleri olmak üzere, büyük ölçüde “dinci” ve “milliyetçi” öğeler ve referanslarla donatılmış bir müfredat oluşturulmuştur. Türkiye’deki bütün eğitim kurumları, iktidarın ırkçı, mezhepçi, ayrımcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle gerçek işlevlerinden hızla uzaklaştırılmıştır. İktidarın eğitim başta olmak üzere, toplumsal yaşamın bütün alanlarında uyguladığı baskı, şiddet ve dayatmacı uygulamalar, eşit, özgür ve demokratik yaşama karşı açık bir meydan okumanın yaşandığını göstermektedir.

    Müfredat değişikliği ilkokulda, ortaokulda, lisede işlenecek derslerin içeriği ve bunlarla ilgili önemli ve tüm toplumu ilgilendiren düzenlemelerdir. Müfredat değişikliklerini içeriğinin ne olacağı, nasıl bir değişiklik önerildiğinin bütün yönleriyle, bilim insanları, eğitim bilimciler ve eğitim sendikalarının görüşleri alınarak, çeşitli yönleriyle tartışılarak belirlenmesi gerektiği açıktır. Müfredatlar eğitim felsefesi anlayışlarından bağımsız olarak düşünülemez. Çünkü bir ülkenin eğitim gerçeğinin temelini eğitim felsefesi oluşturur. İnsanın hangi bilgiler, gerçekler ve değerler üzerinden biçimlendirilmesi isteniyorsa ona uygun eğitim politikaları oluşturulur. Bu politikalara dayalı olarak eğitim planlaması somutlaştırılır ve böylece eğitim uygulamalarına meşruluk kazandırılır.

    -Türkiye’de halklar, inançlar, kültürler açısından var olan çok renklilik, üretici kesimler ve onların toplumsal yaşamdaki gerçeklikleri bugüne kadar hazırlanan eğitim müfredatlarında karşılığını bulmamıştır. Türkiye’de yaşayan farklı kimlikler, inançlar ve kültürler genellikle ya hiç görünmez kılınmakta ya da “karşı”, “düşman” tarafta gösterilmektedir. Bilimsel bilgiyi geri plana iten, eğitim müfredatında sürekli vurgu yapılan bireyci değerlere ek olarak, belli bir inancı ve mezhebi temel alan “dinci” ve tek kimlik yaklaşımı üzerinden “milliyetçi” değerlerin, yoğun bir şekilde eğitim müfredatının içine yerleştirilmesi söz konusudur.

    -Eğitim müfredatı hazırlanırken bilimsel, demokratik, laik, bireyin yanı sıra aynı zamanda toplumsal faydayı da gözeten, insan hak ve özgürlüklerine dayalı eğitim programlarının oluşturulması gereklidir. Bu çerçevede yaratıcı ve eleştirel düşünen, üretici, çevre bilincini kazanmış, toplumsal sorunlara duyarlı, kendine güvenen, demokrasiyi özümsemiş, insan hak ve özgürlüklerini ön planda tutan, eşitlikçi, adalet duygusu gelişmiş bireylerin yetiştirilmesini hedefleyen eğitim programları oluşturmak temel hedef olmalıdır. Bu anlamda eğitim müfredatını, özgürlükçü, laik ve bilimsel bir içerikte yapılandırılması ve anadili temelinde çok dilli eğitimin esas alınması amacıyla meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Yazar Necdet Saraç: Devletin bütçesinin önemli bir bölümü laik ve bilimsel eğitime ayrılmalı

    Yazar Necdet Saraç: Devletin bütçesinin önemli bir bölümü laik ve bilimsel eğitime ayrılmalı

    PİRHA- Gazeteci Yazar Necdet Saraç, “Türkiye’de demokrasinin ve gelişmesinin yolu eğitimin laik ve bilimsel olmasından geçiyor” dedi. Saraç, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak ve kamu yararına eğitimi desteklemek için devletin bütçesinin önemli bir bölümünün laik ve bilimsel eğitime, araştırma-gelişmeye ayrılması gerektiğini kaydetti. 

    İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılan “Laik ve Bilimsel Eğitim Mitingi”nin yankıları sürüyor. On binlerce gerici eğitim karşıtı insanın katıldığı mitingte, laik, bilimsel ve anadilde eğitim talep edildi. Yapılan açıklamada, AKP hükümetine “Çocuklara cihatı değil sevgiyi, saygıyı öğretin” mesajı verildi.

    Geçmiş yıllarda Alevi kurumlarında ve medyasında da görevlerde bulunan Gazeteci Yazar Necdet Saraç, Kartal’da yapılan mitingte binlerce kişinin laik ve bilimsel eğitim istediğini belirterek, “Türkiye’de demokrasinin ve gelişmesinin yolu eğitimin laik ve bilimsel olmasından geçiyor” dedi.

    Sosyal medya hesabından bir açıklama yapan Saraç, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak ve kamu yararına eğitimi desteklemek için devletin bütçesinin önemli bir bölümünün laik ve bilimsel eğitime, araştırma-gelişmeye ayrılması gerektiğini ifade etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • HBVAKV Çorum Şubesi’nde ‘Hak ve adalet arayışı ile eğitim sistemindeki gericileşme’ paneli

    HBVAKV Çorum Şubesi’nde ‘Hak ve adalet arayışı ile eğitim sistemindeki gericileşme’ paneli

    PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Çorum Şubesi’nin gençlere ve çocuklara yönelik hazırladıkları yaz okulu etkinlikleri kapsamında cemevinde yapılan panelde konuşan CHP Ankara Milletvekili ve CHP PM Üyesi Yaşar Seyman, Türkiye’deki adalet anlayışını ve iktidarın eğitim sisteminde yaptığı değişiklikleri değerlendirdiler.

    HBVAKV Çorum Şubesi çocuklara ve gençlere yönelik düzenlediği yaz okulu etkinlikleri kapsamında cemevinde “Hak ve adalet arayışı ile eğitim sistemindeki gericileşme” konulu bir panel düzenledi. Erol İpek’in moderatörlüğünü yaptığı panelde konuşmacılar CHP Ankara Milletvekili Necati Yılmaz ve CHP PM Üyesi Yaşar Seyman’dı.

    Panelde ilk sözü Necati Yılmaz’a veren Erol İpek, Yılmaz’a adalet hakkında neler söyleyebileceğini sordu. Necati Yılmaz “Ne konuşuyorsak hak ve adalet temelinde. Eğitim de bu hak ve adalet kavramının içindedir.” dedi.

    “BÜTÜN TOPLUMSAL KESİMLER SAHİP ÇIKMALI”

    Kılıçdaroğlu’nun, Ankara Güvenpark’ta elinde bir dövizle Adalet Yürüyüşü’ne başladığını ve sadece adalet dediğini belirten Yılmaz, bu dönemde herkesin adalete ihtiyacı olduğunu ve Çanakkale’de herkesin duygularını birleştirerek bir kurultay yaptıklarını söyledi.

    “Bu kurultayda Çanakkale’de o anlamlı mekanın enerjisinden de faydalandık” diyen Yılmaz, Adalet Kurultayı’nda herkesin adalet eksenli ihtiyaçlarını dinlediklerini belirten Yılmaz burada çalışma hayatına dair, emekçilere dair, inançlara dair çalıştaylar yapıldığını anlattı. Bu çalıştayların bundan sonra da devam edeceğini vurgulayan Yılmaz, ama bu çalıştayların sadece CHP’nin yaptığı çalıştaylar olmaktan çıkması gerektiğini, bütün toplumsal kesimlerin bu çalıştaylara sahip çıkması gerektiğini belirtti.

    “EĞİTİM SİSTEMİNİ DEJENERE ETTİLER”

    Cumhuriyetin hala yıkılmadığını, 2019’da AKP’nin büyük bir rövanşa hazırlandığını söyleyen Yılmaz, Cumhuriyeti yıkmak ve yeni paralel devletlerini ilan edebilmek için 2019 seçimlerini beklediklerini kaydetti. Eğitimle ilgili konulara değinen Yılmaz, şunları ifade etti:

    “Bu eğitim müfredatı AKP devletinin müfredatıdır. Dinci referanslarla getirdikleri eğitim müfredatından Atatürk’ü siliyorlar. Bunların iktidarı boyunca her milli eğitim bakanı değiştiğinde eğitim sisteminde yaptıkları değişikliklerle sistemi bozdular, dejenere ettiler. Kendi gerici ve dinci referanslarını çocuklarımıza cihatçılıkla birlikte öğretiyorlar. Çocuklarımızı dindar ve cihatçı bir nesil olarak yetiştirmeye çalışıyorlar.”

    “BİRLİKTELİK KORUNMALI”

    Yılmaz, yıllar içinde bütün eğitim kurumlarının imam hatipleştirilerek imam hatiplerin merkeze alındığı bir eğitim sistemi kurduklarını söyledi. Referandum sonuçlarına da değinen Yılmaz, referandumda aslında Hayır çıktığını vurguladı. Darbe koşullarında yaşadığımızı vurgulayan Yılmaz, ülkede sivil bir darbe gerçekleştirildiğini kaydetti. Referandum sürecinde Hayır cephesinde oluşturulan birlikteliğin korunması gerektiğine vurgu yapan Yılmaz, CHP olarak birbirlerine AKP’den daha fazla karşı olanları bir araya getirdiklerini, HDP, MHP ve CHP’yi bir arada tutmak gerektiğinin altını çizdi.

    Yılmaz’ın ardından söz alan Yaşar Seyman, Cumhuriyetin eseri bir kadın olarak katıldığı her yerde gördüğü coşkuyu ve olayları göze alarak “Koş Yaşar koş diyorum kendime” dedi. Hacı Bektaş Veli’nin “Çocuklarınızı okutun” sözlerini hatırlatan Seyman, Atatürk’ün kadın haklarını verirken Hacı Bektaş felsefesinden feyz aldığını kaydetti.

    SADECE TÜRKİYE’DE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KONUŞMAK ZORUNDA KALIYORLAR

    Türkiye’yi İslam ülkelerinden ayıran tek farkın laiklik olduğunu söyleyen Seyman, cumhuriyet olmasa burada konuşamayacağını belirtti. Açlık grevinde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya değinen Seyman, Nuriye ve Semih’in hak aradıkları için işlerinden ihraç edildiklerini, ‘terörist’ diye cezaevine konduklarını vurguladı.

    Uluslararası PEN Birliği’nin Ankara temsilcisi olduğunu ifade eden Seyman, 2 yıl önce Türkiye’ye gelen PEN başkanının Dünyanın her yerinde öykü ve edebiyat konuştuklarını sadece Türkiye’ye geldiklerinde düşünce özgürlüğünü konuşmak zorunda kaldıklarını söylediğini ve bunun çok acı olduğunu vurguladı. Seyman, örgütlenmenin önemine de dikkat çekti.

    Hacı Bektaş anma etkinliklerine bütün cumhurbaşkanlarının gittiğini bir tek 15 yıllık iktidarı boyunca Recep Tayyip Erdoğan’ın gitmediğini belirten Seyman, Erdoğan’ın bu tavrıyla toplumu ayrıştırdığını kaydetti.

    Panelin ardından panelistler katılımcıların sorularını yanıtladı.

    (HABER MERKEZİ)