Etiket: ekoloji

  • Vartolular JES’e karşı: Köklerimizin olduğu topraklardan vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    Vartolular JES’e karşı: Köklerimizin olduğu topraklardan vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Varto’da yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesinin politik bir proje olduğunu belirten yurttaşlar, bunun bölgeyi insansızlaştırmaya yönelik bir girişim olduğunu söyledi. Yurttaşlar, “Bu topraklarda köklerimiz var. Ziyaretlerimiz, mezarlarımız var. Bu nedenle ne olursa olsun mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz” dedi.

    Varto ve Karlıova’da yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine yönelik tepkiler giderek büyüyor. JES projesinin hayata geçirilmek istendiği Çalıdere Köyü’nde bir aydan uzun süredir sürdürülen çadır nöbeti devam ederken, farklı kentlerde yaşayan yurttaşlar da bulundukları yerlerde eylemlerini sürdürüyor. Son olarak İgniş Şirketi’nin Urla şubesi önünde bir araya gelen yurttaşlar, projeye ilişkin tepkilerini PİRHA’ya anlattı.

    “JES PROJESİ POLİTİKTİR”

    Varto’da yapılmak istenen JES projesinin politik bir proje olduğunu söyleyen Güncem Taş, bunun bölgeyi insansızlaştırmaya yönelik bir uygulama olduğunu belirtti. Projenin halka herhangi bir fayda sağlamayacağını, aksine doğaya ve çevreye ciddi zararlar vereceğini ifade eden Taş, bu nedenle projeyi istemediklerini söyledi.

    Köylerinde kutsal mekanların ve ziyaret yerlerinin bulunduğunu vurgulayan Taş, JES projesinin hayvancılığı da bitireceğini dile getirdi.

    Aydın insanların yoğun yaşadığı Ege ve Doğu Anadolu bölgelerinde bu tür projelerin bilinçli olarak hayata geçirildiğini öne süren Taş, mücadelelerini sonuna kadar sürdüreceklerini belirtti.

    “EKOLOJİ MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Veli Bingöl Tekin ise JES projesinin doğaya, canlılara, hayvanlara ve insanlara zarar vereceğini söyledi. Dünyanın birçok yerinde JES projelerinin olumsuz sonuçlar doğurduğunu belirten Tekin, bu nedenle her yerde bu projelere karşı mücadele edilmesi gerektiğini ifade etti.

    İgnis gibi şirketlere çağrıda bulunan Tekin, “Lütfen bu topraklardan ve doğadan elinizi çekin. Doğa sömürüsünden vazgeçin. Canlıları sömürmekten vazgeçin” dedi.

    Tekin, JES projelerine karşı ekoloji mücadelesini sürdürmeye devam edeceklerini vurguladı.

    “PROJE BÜYÜK BİR GÖÇE SEBEP OLACAK”

    “Varto’daki topraklar çocuklarımızın geleceğidir” diyen Fazilet Aydın da mücadelelerini süresiz sürdüreceklerini söyledi.

    JES yapılmak istenen alanların verimli tarım arazileri olduğuna dikkat çeken Aydın, projenin yaratacağı tahribatı şöyle sıraladı:

    “Bu proje büyük bir göçe sebep olur. Verimli tarım arazilerimiz yok olacak. Hayvancılık bitecek. Yer altı sularımız yok olacak. Bu, bütün doğaya zarar verecek bir projedir.”

    “KÖKLERİMİZ BU TOPRAKLARDA YAŞIYOR”

    Ümit Koç ise Varto’daki JES projesinin ruhsatlandırıldığını belirterek, “Biz topraklarımızda JES istemiyoruz” dedi.

    Bu toprakların kendilerine atalarından miras kaldığını söyleyen Koç, kültürel ve inançsal değerlere dikkat çekti.

    Topraklarını rant ve talan politikalarına açık şirketlere vermeyeceklerini ifade eden Koç, “Bizim orada ziyaretlerimiz, mezarlarımız, inanç mekanlarımız var. Kültürel köklerimiz bu topraklarda yaşıyor. Bu nedenle bizler bu topraklardan vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    İktidarın rant politikalarını eleştiren Koç, “Türkiye’nin birçok yeri rant ve talana açıldı. Şimdi sıra bizim topraklarımıza geldi” diyerek mücadele çağrısında bulundu.

    Koç, “Devlet orada yaşayan halk için yararlı bir şey yapmak istiyorsa o bölgede yapılan tarım ve hayvancılığın önünü açmalıdır. Doğamızı ve toprağımızı yok edecek projeler istemiyoruz” dedi.

    Semra ACAR / İZMİR

     

  • Dersim’in Gurik Köyü’nde yüzlerce yurttaş haykırdı: Maden projesi istemiyoruz!-VİDEO

    Dersim’in Gurik Köyü’nde yüzlerce yurttaş haykırdı: Maden projesi istemiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik (Karagöz) Köyü başta olmak üzere 7 köyü kapsayan krom madeni projesine karşı eylem yapan yurttaşlar, maden projelerini istemediklerini belirterek, toprağın üstünün altından daha değerli olduğunu vurguladılar.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik (Karagöz) Köyü başta olmak üzere 7 köyü kapsayan krom madeni projesi yeniden gündeme geldi. Şirketin 2024 yılında Bakanlığa yaptığı başvuru sonrası başlatılan ÇED süreci, halkın tepkisi üzerine geri çekilmişti. Ancak şirket aynı projeyi tekrar hayata geçirmek istiyor.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Gurik (Karagöz) Köyü ve çevre köyleri içine alan maden projesine karşı Karagöz ve Çevre Köyleri İnsiyatifi’nin çağrısıyla yüzlerce yurttaş Gurik Köyü’nde bir araya geldi.

    Maden projesinin yapılmak istendiği alana yürüyüş düzenleyen yurttaşlar, maden projelerinin durdurulmasını istedi.

    “ÜRETEREK YAŞADIK”

    Yürüyüşün ardından Karagöz ve Çevre Köyleri İnsiyatifi adına açıklama yapan Uğur Tepe, maden projesi olarak belirlenen coğrafyada yüz yıllardır cümle canlı ile beraber suyu, toprağı, yaşam alanlarını paylaşarak, her daim üreterek yaşadıklarını belirtti.

    “ÜRETEN VE DOĞAYI KORUYARAK VARLIĞINI SÜRDÜREN CANLILARDIR”

    Yaylasına, çeşmesine, dağ başına ziyaretgahlar kuran; dağdaki keçisini kutsal sayan, yolu üzerindeki yılana, ayıya “Sen ona bir şey yapmadı mı o sana yapmaz” diye yaklaşan, bu yaşamsallığı binlerce yıllık bir döngünün, paydaşlığın ve sürekliliğin ürünü olduğunu vurgulayan Tepe, “Bugün de asıl gözetilmesi gereken bu yaşamsallık ve onun devamlılığıdır. Asıl hak sahibi ve belirleyici olması gereken; bu kültür ve paydaşlık ile bu topraklarda binlerce yıldır birlikte yaşayan, üreten ve doğayı koruyarak varlığını sürdüren canlılardır, insanlardır” dedi.

    YOK ETME PROJESİ!

    Proje sahasının Türkiye’nin tarafı bulunduğu Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne (BERN SÖZLEŞMESİ) göre kesin koruma altında bulunan Yaban Keçisi, Çengel Boynuzlu Dağ Keçisi, Ayı, Vaşak, dünyada neslinin tükendiği sanılan Anadolu Parsı da habitat bulduğunu belirten Tepe, şunları ifade etti:

    “Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşama Ortamlarını Koruma Sözleşmesi’ne göre koruma altında bulunan flora ve fauna türlerinin habitatlarında kesin proje yasağı ve habitat tahribatı yasağı bulunmaktadır. Bölgemiz; sabit ve konar göçer yaylacılık ile zehir görmemiş meralarında ve dağlarında hayvanlarımızın otlayıp toprağına gübresini bıraktığı; peynirin, tereyağının yapıldığı yüzlerce yıllık bir sürekli üretim döngüsüne; temiz, nitelikli ve zengin gıda üretimi gücüne sahiptir.

    Dimin Madenciliğin Karagöz köyümüzdeki Maden projesinin proje bedeli 7 milyon 827 bin 500 tl dir. Ancak bu tutarın ilgili projenin yaratacağı tahribatı önlemek için gerekli önlemleri sağlama yükümlülüklerini dahi karşılamayacağı açıktır. Bu yönüyle bu proje daha başından yüksek rant, yüksek talan ve yüksek tahribat projesidir. Yine her sene bölgemiz yaylalarında üretilen tulum peynirinin, tereyağının katma değeri dahi bu bedellerin çok üstündedir. Bu yönüyle de bu proje daha en başından bir kalkınma projesi değil bölge üretim gücünü ve üretim alanlarını yok etme projesi anlamı taşımaktadır.”

    “BİRÇOK ÜLKENİN TOPLAM BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİNİN ÜZERİNDE…”

    Bölge yaylalarının ‘iyi mera’ vasfı ile tescilli olduğunu dile getiren Tepe, bu vasfından ötürü Dağbek köyündeki Krom Çinko Ocağı projesi sonlandırıldığı bilgisini paylaştı.

    Tarım Bakanlığı tarafında yürütülen Hel Dağı bölgesini de içeren Munzur Havzası’nda, UBENİS PROJESİ kapsamında yapılan çalışmalarda 2.250’nin üzerinde bitki türü saptandığını, anılan bitki türlerinin de beşte birinin endemik durumda olduğunu vurgulayan Tepe, açıklanan rakamların, tarımsal üretim gücü ile de öne çıkan birçok ülkenin toplam bitki çeşitliliğinin üzerinde olduğunu belirtti.

    “PROJE BİR AN ÖNCE SONLANDIRMALIDIR”

    Toprakların üstünün altından daha değerli olduğunu ifade eden Tepe, “Bugün maden yağması ile karşı karşıya bırakılan yaylalarımız, mera ve dağlarımız bölgemizde üretimin, yaşamımızı sürdürmenin asli unsurlarıdır.  Aksi bu bölgenin insansızlaştırılması yahut kendi üretip kendi kazanması değil de kara toprağın altında köleleştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle bizler Pülümür Karagöz/Gurik, Kocatepe/Askireg, Boğalı/Zımage, Kovuklu/Harşi, Çakırkaya/Pancıras, Dağbek/Dağbeg, Kaymaztepe/Meçi, Mezra ve diğer civar köyleri halkı olarak, kamu yararıyla alakası olmayan; doğanın, bölgenin ekonomik kaynaklarını ve zenginlikliklerini yok edecek Pülümür Karagöz köyünde yürütülmesi planlanan bu projeyi istemediğimizi bir kez daha yineliyoruz. Son olarak Projeyi yürüten Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tüm bu hususlar ve İl Tarım Müdürlüğünün raporuna istinaden projeyi bir an önce sonlandırmalıdır” şeklinde konuştu.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ İÇİN HEP BERABER MÜCADELE EDECEĞİZ”

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, iktidarın maden yasalarını 22 kez değiştirerek nasıl sermayeye şirketlere peşkeş çektiğinin altını çizerek, “Özel kamulaştırma yasaları çıkardılar. Bununla zeytinliklere, meralara, topraklara el koydular. Elbette parlamentoda bir boyutuyla mücadele yürütüyoruz. Ama aslı olan herkesin beraber kenetlenerek mücadeleyi büyütmesidir. Bizler yaşam alanlarımızı korumak için hep beraber örgütleneceğiz, bir arada olacağız ve mücadele edeceğiz” dedi.

    “İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Munzur Çevre Derneği adına Hatun Esen ise, yaptığı konuşmada şunlara yer verdi:

    “Biz bugün buraya sadece insanlar için değil, bu coğrafyada yaşayan bütün canlılar için buradayız. Duyduk ki emparyalist şirketleri, taşeronu Dimin Madencilik buralara maden açmak istiyor. Doğamızı delik deşik etmek istiyor. 81 ilde olduğu gibi  talan projesiyle dağlarımızı yok etmek istiyor. Buna izin vermeyeceğiz.”

    Madenciliğin yapıldığı zaman sularımız kirleneceğini, toprakların zehirleneceğini ve tekrardan göç yollarına düşüleceğini ifade eden Esen, “Geri gelecek topraklarımız kalmayacak. Bu göç yollarında giderken büyük travmalar yaşayacağız. Çünkü bu dağlarda atalarımızın ayak izleri var. Bu sularda, jar u diyarlarda büyük annelerimizin duaları var. Burada direnenlerin emeği var. Çocuklarımızın geleceği var. Bu topraklar kutsaldır. Bu topraklarda bizim geçmişimiz var. Biz gidip geri döndüğümüz zaman bu yere öpe öpe burada yaşamları inşa etmiş insanlarız. Biz o kâmil insanlardan çok şey almışız. Onlara vefa borcumuz var. Biz mücadele edersek doğa kazanacak, yaşam kazanacak, çocuklar kazanacak, gençlik kazanacak” diye belirtti.

    Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, DEDEF adına Ali Rıza Bilir, Dersim Koyun ve Keçi Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan ve eylemde söz alan köylüler, maden projesinin istemediklerinin altını çizdiler.

    PİRHA/DERSİM

     

     

     

  • Vartolu kadınlardan JES’e karşı direniş çığlığı: Başımız gitse bile vazgeçmeyiz-VİDEO

    Vartolu kadınlardan JES’e karşı direniş çığlığı: Başımız gitse bile vazgeçmeyiz-VİDEO

    PİRHA – Varto’da yapılması planlanan JES projesinin doğaya ve yeraltı sularına zarar vereceğini söyleyen Vartolu kadınlar, “Başımız gitse bile biz mücadelemizden, doğamızdan vazgeçmeyeceğiz” dediler. 

    Varto’da 20 Mayıs’ta ilk sondaj çalışması planlanan Jeotermal Enerji Santrali’ne ilişkin halkın kaygıları giderek artıyor. 3 Mayıs’tan bu yana eylem çadırında nöbet tutan köylülerin mücadele kararlılığı ise sürüyor.

    “ATALARIMIZ BAŞ EĞMEDİ BİZDE EĞMEYİZ”

    Bölgede yaşamını sürdüren kadınlar JES projesinin yaşam alanlarına zarar vereceğini belirtti. Kadınların kaygıları giderek artarken, “Atalarımız nasıl ki bu vatan için başını eğmedi bizde toprağımız için başımızı eğmeden mücadelemize devam edeceğiz” dediler.

    Köyleri ve yaşamını sürdürdükleri toprakları için çağrı yapan kadınlar, “Canımızı, ciğerimizi onlara vermeyiz. Başımı keserim ama yine de vermem” dedi.

    Bu toprakların atalarından, dedelerinden kaldığını belirten kadınlar, “Biz nereye gideceğiz. Bu topraklar bizim” diyerek tepki gösterdi. Köyde hayvancılık yaparak yaşamını sürdürdüklerini kaydeden kadınlar, “Elimizdeki üç beş hayvanı da satarsak ne yer ne içeriz. Bizim geçim kaynağımız bunlar. Bizim evlerimiz burada, nereye gideriz” dedi.

    Son olarak kadınlar kadim inanç yerleri olan Alevi ziyaretlerinin arkalarında olduğunu, onları koruyacaklarını belirtti. Kadınlar hep beraber dua etti.

    HABER MERKEZİ

  • Varto’daki JES projesi durdurulabilinir mi?

    Varto’daki JES projesi durdurulabilinir mi?

    PİRHA- Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerini kapsayan bölgede yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı hukuk cephesinden kritik bir açıklama geldi. Diyarbakır Barosu Çevre Komisyon Başkanı Avukat Ahmet İnan, projenin planlandığı sahanın uluslararası düzeyde koruma altında olan bir bölge olduğunu duyurdu.

    Planlanan JES projesinin bölgede ciddi bir ekolojik kıyıma yol açacağı belirtilirken, projenin hayata geçmesi durumunda yerel halkın temel geçim kaynakları olan tarım ve hayvancılığın geri dönülemez şekilde zarar göreceği vurgulanıyor.

    “BÖLGE ULUSLARARASI DÜZEYDE ÖNEMLİ DOĞA ALANI”

    Diyarbakır Barosu Çevre Komisyonu tarafından yapılan detaylı araştırmalar sonucunda, jeotermal faaliyetlere açılmak istenen köylerin, Türkiye’nin de bakanlık düzeyinde üyesi olduğu Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından Önemli Doğa Alanı (ÖDA) olarak tescillendiği ortaya çıktı.

    Avukat Ahmet İnan, söz konusu alanların statüsel olarak korunması gerektiğine dikkat çekerek şu detayları paylaştı:

     “Bölge, dünyada eşine az rastlanan değerli endemik flora (bitki örtüsü) ve fauna (hayvan varlığı) türlerine ev sahipliği yapıyor. Önemli Doğa Alanı statüsünün mahkemeler nezdinde bağlayıcı bir niteliği bulunuyor”

    DANIŞTAY KARARLARI EMSAL OLACAK

    İnan, projenin durdurulması noktasında hukuki dayanakların güçlü olduğunu ifade ederek, Önemli Doğa Alanları ile ilgili daha önce verilmiş emsal Danıştay kararlarının bulunduğunu hatırlattı. Bu kararların, Varto ve Karlıova’daki doğa talanına karşı açılacak davalarda belirleyici bir rol oynaması bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • Varto ve Karlıova’da JES’e geçit yok: Nöbet köyler bazında sürecek!

    Varto ve Karlıova’da JES’e geçit yok: Nöbet köyler bazında sürecek!

    PİRHA- Muş’un Varto ve Bingöl’ün Karlıova ilçelerinde yapılması planlanan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesine karşı başlatılan çadır nöbeti, 5. gününde yeni bir planlama ile devam ediyor. Xarike (Çaldere) köyünde sürdürülen merkezi eylem, alınan kararla birlikte artık bölgedeki köyler tarafından sırasıyla devralınarak sürdürülecek.

    Projenin çevreye vereceği zararlara karşı çıkan bölge halkı, direnişin sürekliliğini sağlamak amacıyla nöbet eylemini köyler bazına yaydı. Yeni planlamaya göre; her köy belirlenen takvim dahilinde nöbeti  üstlenecek ve eylem bu döngüyle devam edecek.

    Doğasını korumak için bir araya gelen köylüler, JES projesine karşı geri adım atmayacaklarını ifade ederek eylemin kararlılıkla süreceği mesajını verdi. Direnişi sürdüren bölge sakinleri, kamuoyuna ve çevre örgütlerine dayanışma çağrısını yineledi.

    HABER MERKEZİ

     

     

     

  • Alişan Turan’dan 24 Nisan mitingine çağrı: Doğa katliamına geçit vermeyelim! – VİDEO

    Alişan Turan’dan 24 Nisan mitingine çağrı: Doğa katliamına geçit vermeyelim! – VİDEO

    PİRHA – Varto-Der İskenderun Şube Başkanı Alişan Turan, 24 Nisan’da Varto’da gerçekleştirilecek ekoloji mitingi öncesi açıklamalarda bulundu. JES projelerinin doğa üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çeken Turan, tüm duyarlı kesimleri “katliama hayır” demeye davet etti.

     

    Vartolular Kültür ve Dayanışma Derneği  (Varto-Der) İskenderun Şube Başkanı Alişan Turan, Varto’da planlanan JES projesine dair konuştu.

    Alişan Turan, JES projesinin bölgeyi insansızlaştıracağını belirterek, “İkinci bir 66 depremi yaşatılmasın. Doğamızı, suyumuzu katledenlerin ellerini çekmesini istiyoruz” dedi.

    “BU BİR DOĞA KATLİAMIDIR”

    Varto’nun temel geçim kaynağının tarım ve hayvancılık olduğunu hatırlatan Turan, doğanın tahrip edilmesinin zorunlu göçü tetikleyeceğini vurguladı. Türkiye’nin farklı bölgelerindeki ekolojik yıkımları örnek gösteren Turan, şunları kaydetti:

    “Bugün Çanakkale’ye, Bergama’ya, Aydın’a bakalım. Her tarafı talan ettiler. Bitki, ağaç, yeşillik, kuş, su kalmadı. Bu resmen bir katliamdır. Varto’da 1966’da bir deprem yaşandı, halkımıza ikinci bir 66 depremi yaşatılmasın.”

    “ŞİRKETLER ELİNİ DOĞAMIZDAN ÇEKSİN”

    JES projesinin arkasındaki yabancı firmalara tepki gösteren Turan, yerel halkın ve tüm insanların ortak mücadele etmesi gerektiğini belirtti:

    “Türkiye’yi talan eden bu şirketlerin kirli ellerini doğamızdan, suyumuzdan ve arazimizden çekmesini istiyoruz. Sadece Vartoluları değil; Dersimlisi, Maraşlısı, Akdenizlisi ve Karadenizlisiyle bütün canları 24’ünde Varto’daki mitinge bekliyoruz.”

    Cevahir FINDIK/İSKENDERUN

  • İstanbul’dan Varto’ya ses verildi: Doğama, suyuma, toprağıma dokunma-VİDEO

    İstanbul’dan Varto’ya ses verildi: Doğama, suyuma, toprağıma dokunma-VİDEO

    PİRHA-Varto’da yapılmak istenen JES projesine karşı İstanbul’da bir araya gelen doğa savunucuları, “Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” dedi.

    Varto’da yapılmak istenen JES projesine karşı İstanbul’da bir araya gelen Vartolular ve doğa savunucuları basın açıklaması yaptı.

    Yapılan açıklamada, “Doğama, suyuma, toprağıma dokunma” denilirken, yetkililere şu çağrıda bulunuldu:

    “- Deprem riski taşıyan bölgemizde yer altı dengesini bozacak JES projeleri derhal iptal edilmelidir.

    – Köylerimizi kuşatan maden ruhsatları geri çekilmeli, önemli doğa alanları koruma altına alınmalıdır.

    -Halkın rızası olmayan hiçbir proje “kamu yararı” olarak sunulamaz. Gerçek kamu yararı, sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkıdır.”

    “VARTO SAHİPSİZ DEĞİLDİR”

    24 Nisan’da Varto’da gerçekleştirilecek mitinge katılımın sağlanması istenirken, “Toprağımızı, suyumuzu ve geleceğimizi şirketlerin kâr hırsına kurban etmeyeceğiz. Akbelen’den Kaz Dağları’na, İkizdere’den Kuzey Ormanları’na uzanan bu ortak mücadele hattında, biz de Varto’dan ses veriyoruz: Doğamızdan, yaşam alanlarımızdan ve geleceğimizden vazgeçmeyeceğiz. Depremlerle yıkılmayan, sürgünlerle yok olmayan halkımız, doğasının talan edilmesine de izin vermeyecektir. Hukuki ve meşru mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz” denildi.

    EMEP yöneticisi Levent Tüzel’de yaptığı konuşmada, doğa savunucularının yanında olduklarını belirtti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti’li Akın: Doğayı savunmak aynı zamanda bu talan düzenine itiraz etmektir!

    DEM Parti’li Akın: Doğayı savunmak aynı zamanda bu talan düzenine itiraz etmektir!

    PİRHA- DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, sermayenin ve ona yol veren iktidarın doğa kırımına ve bu karşı verilen mücadeleye dikkat çekerek, “İtirazları ve çıkacak sesleri, sadece bir projeye değil, bir bütün bu talan düzeninin tamamına karşı yükseltmek zorundayız. Doğayı, suyu, toprağı savunmak, aynı zamanda eşit, adil ve yaşanabilir bir ülke talebini dile getirmektir” dedi.

    Akbelen’den Gabar’a, Munzur’dan Kazdağlarına, Varto’dan Aydın’a bir çok alanda yapılan çeşitli projelerle doğa talan ediliyor. Doğa talanı ve kırımına karşı çevreciler ve yurttaşlar mücadelesini sürdürüyor.

    DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, sermayenin ve ona yol veren iktidarın doğa kırımına ve bu karşı verilen mücadeleye dair sorularımızı yanıtladı.

    “DOĞAYI SAVUNMAK AYNI ZAMANDA BU TALAN DÜZENİNE İTİRAZ ETMEKTİR”

    PİRHA: Anadolu ve Mezopotamya’nın onlarca noktasında doğa talanı sürüyor. Buna karşı direnenler ise baskı altına alınıyor, tutuklanıyor. Son yıllarda bunun artmasını nasıl yorumluyorsunuz?

    İbrahim Akın: Anadolu ve Mezopotamya’nın dört bir yanında yaşananlar tekil olaylar değildir. Aksine bunlar bütünlüklü, sistematik ve ideolojik bir tercihin sonucudur. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, yeraltı ve yerüstü varlıkların sermayenin ve şirketlerin sınırsız kullanımına açıldığı bir talan rejimidir. Bu rejim, yalnızca doğayı değil, o doğayla birlikte yaşayan toplumları da hedef alıyor. Direnen köylülerin, çevre savunucularının baskı altına alınması, gözaltılar ve tutuklamalar bu yüzden artıyor.  Çünkü doğayı savunmak aynı zamanda bu talan düzenine itiraz etmektir.

    “SINIRLI İŞ OLANAKLARI YARATILIRKEN, YAŞAM ALANLARI GERİ DÖNÜŞSÜZ BİÇİMDE TAHRİP EDİLİYOR”

    -İktidar mensupları bu talanı savunduklarında “istihdam, enerji ihtiyacı” gibi söylemler kullanıyorlar. Bunun sahadaki karşılığı nedir?

    İbrahim Akın: İktidarın “istihdam”, “enerji ihtiyacı” gibi gerekçelerle bu projeleri meşrulaştırmaya çalışması, gerçekçi değil. İkna edici de değil. Bugün bu projelerin bulunduğu bölgelerde kalıcı, güvenceli bir istihdamdan söz etmek olanaksız. Aksine, kısa vadeli ve sınırlı iş olanakları yaratılırken uzun vadede tarım yok ediliyor, su kaynakları kirletiliyor, yaşam alanları geri dönüşsüz biçimde tahrip ediliyor. Enerji ihtiyacı söylemi ise çoğu zaman ihracata dönük, şirketlerin kârını hedefleyen bir üretim modelinin üzerini örtmek için kullanılıyor. Yani burada kamusal ihtiyaç değil, özel çıkarlar ve şirket çıkarları belirleyici.

    “YALNIZCA BİR ÇEVRE MESELESİ DEĞİL, DOĞRUDAN YAŞAM HAKKI MESELESİDİR”

    -Çevre felaketine yol açan İliç faciasının yankısı sürerken Varto ve Karlıova’da JES yapılmak isteniyor. Deprem bölgesinde böylesi bir çalışma ney yol açar? Buna karşı yapılacak mitinge dair ne söylersiniz?

    İbrahim Akın: İliç’te yaşanan facia henüz hafızalardayken, benzer riskleri barındıran projelerin Varto’da, Karlıova’da, üstelik deprem gerçeğinin bu kadar tehlikeli olduğu bir coğrafyada gündeme getirilmesi, bu anlayışın ne kadar pervasız olduğunu gösteriyor. Burada bilimsel uyarılardan çok şirketlerin yatırım planlarının esas alındığını görüyoruz. Bu, yalnızca bir çevre meselesi değil, doğrudan yaşam hakkı meselesidir.

    Daha geniş bir çerçeveden baktığımızda ise bu tabloyu küresel ölçekte süren paylaşım mücadelesinden bağımsız düşünemeyiz. Enerji kaynakları, madenler, su varlıkları üzerindeki rekabet, bugün dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi bu coğrafyada da doğa talanı biçiminde karşımıza çıkıyor. Bu anlamda yaşananlar, sadece ekonomik bir tercih değildir. Bunlar aynı zamanda çok boyutlu bir savaşın parçasıdır. Doğaya yönelen bu saldırı ile toplumlara yönelen baskı politikaları iç içe geçmiş durumda. Sistem, hem insanı hem doğayı hedef alan bütünlüklü bir tahakküm kurmaya çalışıyor.

    GERİDE SADECE YIKIM VE YOKSULLUK BIRAKILIYOR

    Türkiye’deki uygulamalar da bu küresel eğilimin yerel bir yansımasıdır. Sömürge madenciliği benzeri bir anlayışla, bölgenin tüm değerleri hızla tüketiliyor. Geride sadece yıkım ve yoksulluk bırakılıyor. Bu nedenle mesele sadece çevreyi koruma meselesi değil, aynı zamanda demokratik hakların, yaşam hakkının ve geleceğin savunulması meselesidir.

    Bu yüzden yapılacak mitingler, yükselen itirazlar son derece önemli olacaktır. İtirazları ve çıkacak sesleri, sadece bir projeye değil, bir bütün bu talan düzeninin tamamına karşı yükseltmek zorundayız. Doğayı, suyu, toprağı savunmak, aynı zamanda eşit, adil ve yaşanabilir bir ülke talebini dile getirmektir. Bu mücadele büyüdükçe, bu fütursuz talanın da karşısında daha güçlü bir toplumsal direnç oluşacaktır.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Gazeteci Hakan Tosun iddianmesi kabul edildi, ilk duruşma 6 Mayıs’ta!

    Gazeteci Hakan Tosun iddianmesi kabul edildi, ilk duruşma 6 Mayıs’ta!

    PİRHA- Gazeteci Hakan Tosun’un darp edilerek öldürülmesine ilişkin iddianame kabul edildi. İlk duruşmanın 6 Mayıs’ta görüleceği davada savcılık, şüpheliler için “kasten öldürme”den müebbet hapis istedi.

    Gazeteci Hakan Tosun, İstanbul’da 11 Ekim 2025’te darp edilerek öldürüldü. Tosun’un öldürülmesine ilişkin yürütülen soruşturmada iddianame tamamlandı. Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, savcı şüphelilerin kasten öldürmeden müebbet hapisle yargılanması talep etti.

    11 sayfalık iddianamede tutuklu şüpheliler Abdurrahman Murat ve Adnan Şahin’in saldırıyı “yaralama” değil, doğrudan “öldürme kastı” ile gerçekleştirildiği belirtelerek, sanıkların, Türk Ceza Kanunu’nun 81/1 maddesi uyarınca “kasten öldürme” suçundan cezalandırılmaları talep edildi.

    Davanın ilk duruşması Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 6 Mayıs tarihinde görülecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Siyanürlü madene yargı onayı!

    Siyanürlü madene yargı onayı!

    PİRHA- Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Çetinkaya ve Kalkım köylerinde faaliyet gösteren Bakırtepe siyanürlü altın madeniyle ilgili açılan davada mahkemenin ÇED raporunu onaylamasına tepki gösteren yurttaşlar, maden faaliyetlerinin bölgedeki su kaynaklarını hızla yok ettiğini belirtti.

    Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Çetinkaya ve Kalkım köylerinde faaliyet yürüten Bakırtepe siyanürlü altın madenine ilişkin açılan davada mahkeme, yapılan itirazı reddederek ÇED raporunu onayladı. Karara tepki gösteren yurttaşlar, maden faaliyetlerinin bölgedeki su kaynaklarını hızla yok ettiğini belirtti.

    Sivas İdare Mahkemesi’nin Çetinkaya ve Kalkım halkının yaptığı itirazı reddetmesinin ardından, Bakırtepe’deki siyanürlü altın madeniyle ilgili tepkiler artarak sürüyor. Mahkemenin ÇED raporunu onaylamasına rağmen, Sivas İl Özel İdaresi’nin daha önce maden sahasında dinamitli patlatma yapılamayacağına dair rapor verdiği öğrenildi. Söz konusu rapora karşın şirketin dinamitli patlatmalara devam ettiği belirtilirken, İl Özel İdaresi’nin yaptığı denetimde; yasak olmasına rağmen patlatmaların sürdüğü, Çetinkaya’ya giden suyun bulandığı ve su debisinin ciddi oranda azaldığı tespit edildi.

    Öte yandan Çetinkaya Muhtarlığı’nın, su deposunda biriken çamuru temizleyerek dışarıya vidanjörlerle taşımak zorunda kaldığı, kış ortasında dahi köyde sürekli su kesintileri yaşandığı ifade edildi. Yurttaşlar, mevcut durumun yaz aylarında daha büyük bir krize yol açacağından endişe ediyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemil Aksu: Bu bir kıyamet senaryosu değil, kapitalizmin eseri! – VİDEO

    Cemil Aksu: Bu bir kıyamet senaryosu değil, kapitalizmin eseri! – VİDEO

    PİRHA – “Tabiata Tahakküm ve Direniş” adlı kitabın yazarı Cemil Aksu, kapitalist sistemin çevre üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Küresel çevre politikalarına ilişkin “Bu gidişat, dünyanın Afrikalaşması demek” diyen Aksu, insanlığı bekleyen tehlikenin yalnızca ekolojik değil, varoluşsal bir kriz olduğuna dikkat çekti.

    Yazın dünyasında uzun yıllardır editöryal çalışmaları ve makaleleriyle tanınan Cemil Aksu’nun ilk kitabı Türkiye’de Kapitalizmin Ekolojik Tarihi / Tabiata Tahakküm ve Direniş, Ceylan Yayınları’ndan çıktı. Kitap, çevre sorunlarının kaynağına inerek kapitalist üretim ilişkilerini mercek altına alırken, dünya ve Türkiye çevre hareketlerinin tarihsel mücadelesini de ele alıyor.

    Aksu ile yeni kitabı, ekolojik yıkımın nedenleri ve kapitalist sistemin doğa üzerindeki tahakkümü üzerine konuştuk.

    “YURDUN HER TARAFI CEHENNEM KUYUSUNA ÇEVRİLİYOR”

    Aksu, kitabının yalnızca Türkiye çevre hareketinin tarihini anlatmadığını vurgulayarak, bugün yaşanan ekolojik krizin küresel kapitalist sistemle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtti. Dünyanın hem iklim krizi hem de yeni bir sömürgecilik dalgasıyla karşı karşıya olduğunu söyleyen Aksu, özellikle madencilik ve enerji yatırımlarının Türkiye’de ekolojik yıkımı derinleştirdiğine dikkat çekti.

    Türkiye’de tarım alanlarının, ormanların, meraların ve nehirlerin büyük ölçüde maden şirketlerine ruhsatlandırıldığını ifade eden Aksu, bazı kentlerin yüzölçümünün yüzde 90’ının maden sahası ilan edildiğini hatırlattı. “İliç’te yaşanan felaket, ülkenin geneline yayılmış durumda. Yurdun her tarafı bir cehennem kuyusuna çevrilmek isteniyor” dedi.

    Bu projelerin yalnızca birkaç şirketle sınırlı olmadığını vurgulayan Aksu, yaşanan ekolojik yıkımın küresel kapitalizmin ve Türkiye’deki sermaye birikim modelinin bir sonucu olduğunu belirtti.

    EKOLOJİK YIKIMIN ASIL SORUMLUSU KİM?

    Çevre sorunlarının bireysel tüketim alışkanlıklarına indirgenmesini eleştiren Aksu, asıl sorumluların küresel şirketler ve onların politikalarını uygulayan devletler olduğunu söyledi. “Ekolojik yıkım, kapitalizmin doğuşuyla birlikte gelişti. Doğanın ve emeğin sınırsız sömürüsü bu krizi yarattı” diyen Aksu, emperyalist ülkelerin Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar pek çok coğrafyada ekolojik ve insani yıkımın baş aktörü olduğunu ifade etti.

    AKP DÖNEMİ: ŞİRKETLER İÇİN ‘ALTIN YILLAR’

    Aksu’ya göre Türkiye’de ekolojik yıkımın ivme kazanması 12 Eylül sonrası neoliberal politikalarla başladı, AKP döneminde ise zirveye ulaştı. İnşaat, enerji ve madencilik sektörlerinin kalkınma adı altında büyütüldüğünü belirten Aksu, özellikle Kürt illerinde ekolojik tahribatın ciddi boyutlara ulaştığını söyledi.

    Buna karşın çevre direnişlerinin de AKP döneminde yaygınlaştığını ifade eden Aksu, ekoloji mücadelesinin ülke genelinde daha görünür ve çeşitli hale geldiğini vurguladı.

    “BU GİDİŞAT, DÜNYANIN AFRİKALAŞMASI”

    Dünyayı bekleyen tehlikeyi “insan eliyle yaratılmış bir kıyamet” olarak tanımlayan Aksu, nükleer savaş tartışmalarından uzay madenciliğine kadar birçok gelişmenin kapitalist sistemin çıkmazını gösterdiğini söyledi. “Bu gidişat, dünyanın Afrikalaşmasıdır” diyen Aksu, insani felaketlerin, kuraklığın ve savaşların küresel ölçekte derinleştiğini ifade etti.

    Aksu, insan türünün dahi yok olabileceği bir savaş ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, Suriye’deki saldırılar ve Türkiye’deki hak ihlallerinin bu karanlık tablonun parçaları olduğunu dile getirdi.

    TÜRKİYE’DE EKOLOJİK YIKIMIN BOYUTLARI

    Polen Ekoloji Kolektifi ve MTA verilerine işaret eden Aksu, Tekirdağ büyüklüğünde bir alanın maden ruhsat sahası ilan edildiğini, sulak alanların yüzde 70’inin yok edildiğini söyledi. Menderes, Gediz, Fırat ve Ceyhan gibi nehir havzalarının ise sanayi ve kentsel kirlilik nedeniyle “ölü nehir” haline geldiğini vurguladı.

    Aksu, ekolojik yıkımın yalnızca orman kaybıyla sınırlı olmadığını, gıdaya erişim, su kıtlığı ve halk sağlığı sorunlarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini belirtti.

    RANT ODAKLI KENTSEL DÖNÜŞÜM VE TARIM

    Kentsel dönüşüm politikalarının barınma hakkını değil rantı esas aldığını söyleyen Aksu, inşaat sektörünün tetiklediği madencilik ve enerji yatırımlarının ekolojik yıkımı daha da derinleştirdiğini ifade etti.

    Tarım politikalarına ilişkin değerlendirmesinde ise Karl Marx’ın “toprağı soyma sanatı” tanımını hatırlatan Aksu, bugün tarımın birkaç kimya şirketinin denetimine girdiğini söyledi. Yapay gübreler, pestisitler ve GDO’lu tohumlarla toprağın hızla tükendiğini belirten Aksu, artan kanser vakalarının da bu sürecin sonucu olduğunu dile getirdi.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Çevreciler protesto etti, jandarma müdahale etti: Doğa şirketlere peşkeş çekiliyor-VİDEO

    Çevreciler protesto etti, jandarma müdahale etti: Doğa şirketlere peşkeş çekiliyor-VİDEO

    PİRHA- Mersin’in Arslanköy Mahallesi’nde yapılması planlanan maden ocağına karşı çıkan Mersin Çevre Platformu üyeleri, ÇED toplantısında jandarmanın müdahalesiyle salondan çıkarıldı ve darp edildi. Platform bileşenleri Veyis Yiğit ve Kenan Semen, toplantıdaki müdahale için “Halkın sesini duymak yerine, jandarmanın müdahalesiyle sesimizi kısmaya çalıştılar. Tüm bunlar doğanın şirketlere peşkeş çekilmesi için yapıldı” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    Mersin’in Toroslar ilçesine bağlı Arslanköy Mahallesi’nde, Berus Maden İşletmeleri A.Ş. tarafından boksit ocağı kapasite artışı ve kırma-eleme tesisi kurulması için yapılan ÇED toplantısında söz almak isteyen Mersin Çevre Platformu üyeleri, jandarma tarafından salondan çıkarıldı. Platform üyeleri, kendilerine fiziki müdahalede bulunulduğunu ifade etti.

    ÇED toplantısında darp edilen Mersin Çevre Platformu bileşenlerinden Yeşil Sol Parti Mersin İl Sekreteri Veyis Yiğit ve Yeşil Sol Parti Toroslar İlçe Eş Sözcüsü Kenan Semen yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    “HALKIN BİLGİLENDİRİLME HAKKI JANDARMAYLA ENGELLENDİ”

    Veyis Yiğit, ÇED toplantısında yaşananları şöyle aktardı:

    “Arslanköy’de yapılmak istenen maden ocağının bilgilendirme toplantısına Mersin Çevre Platformu olarak TEMA Vakfı ile birlikte katıldık. Orada maden alanının genişletilmesini istemediğimizi ifade ettik. Bilgilendirme için maden şirketi salona geldiğinde, onları alkışlarımızla, düdüklerimizle ve sloganlarımızla protesto ettik. Protestomuz bir süre devam etti ve toplantı yaklaşık 45 dakika boyunca başlatılamayınca jandarma kuvvetleri çağrıldı. Jandarma tarafından itilip kakılarak toplantı salonundan dışarı çıkarıldık. Arslanköy muhtarı şirket temsilcileriyle daha önce konuşulmuş ve uzlaşılmış gibi ‘Bu maden Arslanköy’e kaç kilometre uzaklıkta?’ şeklinde bir ‘çanak soru’ sordu. Hemen ardından 25 kilometre yanıtı verilerek, “Uzak, ses, gürültü, patlama duyulmayacak” denildi. Muhtarların tutumu nedeniyle dışarı atılmamız ve jandarmanın müdahalesi, bunun meşru ve yasal bir ÇED toplantısı olmadığını; halkın bilgilendirilme hakkının jandarma eliyle engellendiğini söyleyerek toplantıyı protesto edip salonu terk ettik.

    Doğanın uluslararası sermaye eliyle şirketlere peşkeş çekildiğini dile getiren Yiğit, “Daha dün İliç’te yaşanan olaya “doğa felaketi” denildi ama o bir doğa felaketi değildi; insan eliyle yapılan bir faciaydı. Sivas’ın Kangal ilçesinde Alacahan’da altın bulunmuş, köylüler seviniyor köyümüzde altın çıkacak, zengin olacağız diye… Oysa gerçekte durum böyle değil. Orada çıkarılan altından devletin aldığı pay sadece yüzde 2 halka ise siyanür gölleri ve kimyasal atıklar kalacak. Uluslararası yabancı şirketler, yerli işbirlikçileriyle bizim yeraltı ve yerüstü zenginliklerimizi sömürerek bunu yurt dışına taşıyacak. Biz bu doğayı ve çevreyi çocuklarımıza en az hasarla devretmekle yükümlüyüz” şeklinde konuştu.”

    “ANAYASAL HAKKIMIZ İHLAL EDİLDİ”

    Kenan Semen ise ÇED toplantısında Arslanköylülerden bazılarının kendilerine “Ne için buradasınız? Gidin kendi yerleşkenizi koruyun, burayı niye koruyorsunuz?” diye tepki gösterdiğini belirterek, “Biz arkadaşlara şunu anlattık; bu maden ocakları yalnızca Arslanköy özelinde bir mesele değil. Çok yakın bir tarihte İliç maden faciası yaşandı. Orada ölümlü bir kaza oldu ve daha vahimi, siyanürün nehre aktığı bilindiği halde toplumun büyük bir kısmı bu tür olaylardan habersiz bir şekilde yaşamaya devam etti. Bizim, canlı yaşamının sürdüğü her yerdeki olumsuzluklara karşı tepki göstermemiz ve bunlara ilişkin cevap vermemiz kaçınılmaz bir zorunluluktur” dedi.

    ÇED toplantısında yaşananların Anayasa’ya aykırı olduğunu vurgulayan Semen, “Anayasa’nın 56. maddesi de bize bu hakkı ve yetkiyi tanır. Anayasa hiçe sayılarak bu müdahaleler gerçekleştiriliyor. Halkla birlikte biz bu sermaye sınıfına karşı mutlaka cevabımızı vereceğiz. Bu ülkenin sahibi sermaye sınıfları değildir. Bu ülkenin gerçek sahipleri üretenlerdir” ifadelerini kullandı.
    Semen, mücadeleyi sürdüreceklerinin altını çizerek, “Bu ülkenin gerçek sahipleri, üretenlerin kendisinin yönettiği bir dünyayı tasarlayanlardır. Bu nedenle bizler ses yükseltmeye devam edeceğiz. Her türlü olumsuz koşul içinde de varlığımızı sürdürmeyi sürdüreceğiz” dedi.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Yürütmeyi durduran karar hiçe sayıldı: Külliye inşaatı başladı- VİDEO

    Yürütmeyi durduran karar hiçe sayıldı: Külliye inşaatı başladı- VİDEO

    PİRHA- Ordu’da, Melet Irmağı ile denizin birleştiği noktada yapılması planlanan İslam Kültür Merkezi’ne karşı Ordu Çevre Derneği ve diğer sivil toplum kuruluşları dava açtı. Dernek Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, projeye ilişkin, “Buraya yapılacak herhangi bir bina, büyük bir felakete yol açabilir” diyerek, çevresel risklere dikkat çekti.

    Ordu’da Melet Irmağı’nın denize döküldüğü noktada inşa edilmek istenen İslam Kültür Merkezi projesi, çevre örgütlerinin ve sivil toplumun tepkisini çekiyor. Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol yaparak başlattığı külliye projesine karşı, Ordu Çevre Derneği öncülüğünde dava açıldı. Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi ancak belediye inşa faaliyetlerine devam etti. Çevreciler, bölgenin eski bir çöp döküm sahası olduğunu ve burada metan gazı riski bulunduğunu belirtiyor.

    Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, alana yapılacak yapının hem doğaya hem insan hayatına zarar vereceğini vurgulayarak, “Buraya yapılacak herhangi bir bina, büyük bir felakete yol açabilir” uyarısında bulundu.”

    “BURASI METAN GAZI DOLU BİR ALAN”

    Ertuğrul Gazi Gönül, projenin yapılacağı alanın geçmişte vahşi çöp döküm sahası olarak kullanıldığını ve ciddi riskler barındırdığını hatırlattı. Çöplüğün üstünün yıllar önce ağaçlandırılmaya çalışıldığını ancak doğanın kendini yeniden yapılandırdığını vurgulayan Gönül, bölgede yaşayan canlıların da tehdit altında olduğunu söyleyerek, “Bu alan, yıllarca Ordu’nun çöplüğüdür. Toprağın altında metan gazı var. Üzerine yapılacak her bina, tıpkı yıllar önce Ümraniye’de yaşandığı gibi büyük bir patlama riski taşıyor. Bu sadece çevre felaketi değil, insan hayatı için de tehdit demek. Ordu Büyükşehir Belediyesi ise tüm bu tehlikelere rağmen mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararını yok sayıyor. Şantiye kurulmuş, çalışmalar sürüyor” dedi.

    Öte yandan bölgenin aynı zamanda doğal bir yaşam alanı haline geldiğini ve korunması gerektiğini belirten Gönül, “Yıllar içinde bu alan, kendiliğinden bir kuş cenneti haline geldi. Burada 127 farklı kuş türü tespit edildi. Göçmen kuşlar burada konaklıyor. Bu kadar zengin bir yaşam alanını yok etmek, doğaya karşı işlenmiş bir suçtur” ifadelerini kullandı.

    “TARİKATLARA ALAN HAZIRLANIYOR”

    Gönül, külliye projesinin sadece bir ibadet alanı olmadığını, dini eğitim amaçlı yatılı bir yapı olarak tasarlandığını ve çeşitli dini gruplara tahsis edileceği yönünde bilgiler aldıklarını da aktardı.

    “8 bin kişilik kapasiteyle planlanan bu yapı, sadece bir cami değil. Dini kuruluşlara, yani aslında tarikatlara alan hazırlanıyor. Ordu halkı böyle bir yapıya ihtiyaç duymuyor.”

    “MÜCADELEDE KARARLIYIZ”

    Ertuğrul Gönül, yalnızca kendi adlarına değil, birçok sivil toplum kuruluşu ve siyasi partinin de desteğiyle davalar açtıklarını ve mücadeleyi sürdüreceklerini dile getirerek, “Biz bu projeye karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Ordu’nun kıyıları, çöplükten dönüştürdüğümüz bu doğal alan, rant projelerine kurban edilemez. Burası korunmalı, halka ve doğaya kazandırılmalı. Bu sadece bir yapılaşma karşıtlığı değil; bu, doğanın, hukukun ve halk sağlığının savunulmasıdır” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ ORDU 

     

  • İHD Dersim Şubesi: Dersim’in doğası saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir-VİDEO

    İHD Dersim Şubesi: Dersim’in doğası saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, son dönemde Dersim’de artan ekolojik yıkım projelerine tepki göstererek, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda” dedi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, ‘Doğamızı, Yaşam Alanlarımızı ve Geleceğimizi Savunuyoruz’ şiarıyla dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ TİCARİ ÇIKARLAR UĞRUNA SİSTEMATİK OLARAK YOK EDİLİYOR”

    Son dönemde Dersim’in birçok bölgesinde artan maden projeleri, HES inşaatları, orman tahribatı ve çevre kirliliği nedeniyle ekolojik yıkımın derinleştiğini vurgulayan Nurşat Yeşil, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda. Dersim’de ekolojik yıkımın planlı, çok yönlü ve kalıcı hale getirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu projeler yalnızca çevresel değil, aynı zamanda insan hakları ihlali boyutundadır. Çünkü temiz suya erişim, sağlıklı bir çevrede yaşama, kültürel mirasın korunması ve geçim kaynaklarının sürdürülebilirliği, temel insan hakları kapsamındadır” dedi.

    “YAŞAMIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ekolojik yıkımın tüm canlı yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Yeşil, “Dersim’in doğası, tarihi, kültürü ve toplumsal hafızası bu saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir. Ayrıca tüm demokratik kurumları, meslek odalarını, çevre örgütlerini ve kamuoyunu Dersim’deki ekolojik mücadeleyle dayanışma göstermeye davet ediyoruz. Bu mücadele yalnızca Dersim’in değil, tüm yaşam savunucularının ortak mücadelesidir. Unutulmamalıdır ki, doğaya yönelik her saldırı insan yaşamına yöneliktir. Dersim’in dağları, nehirleri, ormanları, inanç mekanları ve köyleri, yalnızca bu kentin değil, insanlığın ortak mirasıdır. Bizler bu mirası savunmaya, doğanın ve yaşamın sesi olmaya devam edeceğiz. Yaşamı, doğayı, insanı savunuyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de çevre mücadelesi birleşiyor: Sekasur Platformu’ndan Geyiksuyu’na ziyaret!

    Dersim’de çevre mücadelesi birleşiyor: Sekasur Platformu’ndan Geyiksuyu’na ziyaret!

    PİRHA-Hozat ve Pertek arasındaki Sekasur bölgesine pomza maden ocağına karşı mücadele yürüten Sekasur Platformu, Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformunu ziyaret etti.

    Yukarı Fırat havzasında yer alan ve ülkenin en zengin su kaynaklarına sahip olan Dersim coğrafyası maden projeleriyle yok edilmek isteniyor. Onlarca maden projesine ruhsat verilen Dersim’in çok sayıda köyünde madenlere karşı direniş örgütleniyor.

    Hozat ve Pertek arasındaki Sekasur bölgesine pomza maden ocağına karşı köylüler çevre platformu ve direniş çadırı kurdu. Köylüler bölgede köy köy örgütlenerek pomza madenine karşı mücadele ediyor.

    Dersim Merkez’e bağlı Geyiksuyu Sin bölgesinde ise altın madeni açılmak isteniyor. Köylüler bölgede Geyiksuyu ve Çevre Köyleri Doğayı Koruma Platformunu kurarak maden şirketlerine karşı yaşam alanlarını savunuyorlar.

    Bugün Sekasur Platformu Geyiksuyu köyüne ziyarette bulundu. Munzur Çevre Derneği’nin de katıldığı ziyarette Sekasur ve Geyiksuyu platformlarının faaliyetleri hakkında bilgilendirmeler yapıldı. Köylüler tarafından yapılan konuşmalarda Dersim’deki çevre mücadelesinin ortaklaştırılması ve bir yürütme oluşturulması gerektiği ifade edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Doğa bizim varlığımız ve bu varlığı bizden koparmaya çalışıyorlar’-VİDEO

    ‘Doğa bizim varlığımız ve bu varlığı bizden koparmaya çalışıyorlar’-VİDEO

    PİRHA-Alevi köylerinde özellikle kadınların doğayla beraber özgür bir şekilde kendi geçimini sağlayarak yaşadığının altını çizen Polen Ekoloji üyesi Derya Sever, “Aslında doğa bizim varlığımız ve bu varlığı bizden koparmaya çalışıyorlar. Yani o yüzden biz yereldeki mücadelenin çok güçlü olduğunu ve güçlenmeye de ihtiyacı olduğunu görüyoruz” dedi.

    GADEV tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen kitap fuarında birçok yazar, okuyucualrıyla bir araya geliyor. “Hakikate Giden Yol Kitapla Başlar” mesajıyla açılışı yapılan fuarda, “Kapitalist doğa talanında güncel durum ve mücadele” başlıklı panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü Özlem Şakar yaparken, konuşmacı olarak Polen Ekoloji’den Derya Sever yer aldı.

    Derya Sever, Türkiye’deki ekoloji mücadelesine dair örneklere yer vererek başladığı konuşmasında, şunları ifade etti:

    “İktidar tarafından yayınlanan kalkınma planından hemen sonrasında iki tane önemli sermayeye hizmet eden kanun teklifleri geçti. Birincisi iklim kanunu, ikincisi de süper maden yasası. Süper maden yasası aslında kapitalist madenciliğinin önünü şiddetli bir şekilde açıyor. Yani hem enerji sektöründe hem de madencilik sektöründe sermayeye sınırsız, kuralsız yetkiler veriyor ve aslında devlet bir şekilde egemen sınıfın yanında yer alıp bu yasa koyucu şiddetini mülksüzleştirme birikimiyle ve mülklere el koyma şeklinde birikimi de arttırmaya çalışıyor. O nedenle aslında enerji ve madencilik ikisi de çok büyük büyük yıkımlar.

    Tema Vakfı 2021 yılında para vererek veri satın alıyor ve o veriler diyor ki 2021 yılında Dersim’in %62’si madenlere ruhsatlı. Bu demek oluyor ki önümüzdeki yıllarda şimdiki projelerin yanında yüzde 62’si madenlere verilecek.  Bugün daha büyük bir yıkım önümüzde duruyor. İstanbul kadar, neredeyse İstanbul’un yüzde 85’i kadar. Bizim bunun yanında bu geleceği görerek mücadele hattımızı güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.

    “KİMLİKSİZLEŞTİRİYOR”

    Devletin Alevi toplumunun yaşadığı alanlara dair özel bir politika yürüttüğünü belirten Derya Sever, “Alevi köylerinde özellikle aslında bunu şöyle görmeliyiz. Bildiğimiz üzere devletin de bir politikası var. Yani kimliksizleştirme, hafızalaştırma, yerinden etme politikası var. O yüzden hem Alevi köylerinde hem Kürt illerinde bunu çok büyük bir şekilde görüyoruz. Yani bir maden şirketi geldiğinde köy halkı göçe zorlanıyor. Doğayla olan özellikle Alevi kültüründe kutsalları, kutsal mekanlarımızı bir meta yani bir kaynak, eşya gibi ruhsat numarası verip şirkete veriyor. Yani değersizleştiriyor, kimliksizleştiriyor” dedi.

    “DOĞA BİZİM VARLIĞIMIZ”

    Alevi köylerinde özellikle kadınların doğayla beraber özgür bir şekilde kendi geçimini sağlayarak yaşadığının altını çizen Sever, şunları dile getirdi:

    “Eğer bu bağ koparılırsa kadınlar eve hapsedilecek. Şimdi aile yılı mesela sürekli aile yılı aile yılı diyorlar. Aile yılı ne demek? Kadın sadece bir evde bir binanın içinde sadece bir anne olarak ya da da işte bir kadın rolü olarak bir role biçiliyor. Ancak yerellerde doğada böyle değil. Kadın özgür ve kendi yaşamıyla doğa içinde yaşıyor.

    Aslında doğa bizim varlığımız ve bu varlığı bizden koparmaya çalışıyorlar. Yani o yüzden biz yereldeki mücadelenin çok güçlü olduğunu ve güçlenmeye de ihtiyacı olduğunu görüyoruz. Yani işte ekoloji mücadelesinin görevi ve bu yereldeki direnişleri birleştirmek aslında. Çünkü neden? Hem bu kapitalist politikalar hem de devletin şiddet kimliksizleştirme politikası var. Yani bizim aslında bu eksende mücadelemizi birleştirmemiz gerekiyor.”

    Panel soru cevap ile son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Samandağ’da yurttaşlar sökülen ağaçların yerine yenilerini dikti- VİDEO

    Samandağ’da yurttaşlar sökülen ağaçların yerine yenilerini dikti- VİDEO

    PİRHA- Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Kurtderesi Mahallesi’nde, “acil kamulaştırma” gerekçesiyle tapulu arazilere el konularak narenciye ağaçları iş makineleriyle söküldü. Yurttaşlar, yaşam alanlarına sahip çıkarak alana yeniden fidan dikti.

    Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Kurtderesi Mahallesi’nde, devletin “acil kamulaştırma” kararıyla halkın tapulu arazilerine el konuldu. Kamulaştırma süreci tamamlanmadan iş makineleriyle arazilere girilerek yıllardır emekle yetiştirilen narenciye ağaçları söküldü.

    “YAŞAM ALANLARIMIZ DA YOK SAYILIYOR”

    Portakal ve mandalina ağaçlarının kepçelerle yok edilmesine tepki gösteren mahalle sakinleri, direnişlerini toprağı yeşerterek sürdürdü. Yurttaşlar, ağaçların söküldüğü alana ellerinde fidanlarla giderek yeni ağaçlar dikti. Mahalle halkı yaptıkları konuşmalarda, “Yılların emeğiyle yeşerttiğimiz portakal ve mandalina ağaçları, hiçbir kamulaştırma yapılmadan kepçelerle sökülüyor, eziliyor. Tapulu arazilerimize izinsiz girilerek doğa da emeğimiz de yaşam alanlarımız da yok sayılıyor” diyerek duruma tepki gösterdi.

    “Yaşamı filizlendirmekten, toprağımıza sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz” diyen yurttaşlar, doğa ve yaşam alanlarını savunmaya devam edeceklerini vurguladı.

    PİRHA/ SAMANDAĞ

  • Kazdağı Ekofest2025 Sonuç Bildirgesi: Ekolojik yıkıma karşı birleşme çağrısı- VİDEO

    Kazdağı Ekofest2025 Sonuç Bildirgesi: Ekolojik yıkıma karşı birleşme çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Kazdağı Ekofest2025, “Kazdağları’nın Tarımsal, Kültürel, Biyolojik Çeşitliliği, Tehditler ve Mücadele Yöntemleri” temasıyla, çevre aktivistleri ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirdi. Festivalin sonunda yayımlanan sonuç bildirgesinde, bölgedeki ekolojik yıkıma karşı birleşme çağrısı yapıldı.

    Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından, pandemi ve çeşitli yasaklar nedeniyle uzun bir aradan sonra bu yıl düzenlenen Kazdağı Ekofest2025, Havran-Olcay Çiftliği’nde gerçekleştirildi. Festivalin sonunda, çevre ve ekoloji hareketlerinden birçok kurum ve birey, Kazdağları’nın doğal ve kültürel varlıklarının korunması için bir araya gelerek sonuç bildirgesini yayımladı.

    EKOLOJİK TEHDİTLERE DİKKAT ÇEKİLDİ

    Festivaldeki “Kazdağları’nın Tarımsal, Kültürel, Biyolojik Çeşitliliği, Tehditler ve Mücadele Yöntemleri” ana teması, bölgedeki ekolojik tahribatın boyutlarını ve bu tahribata karşı nasıl bir mücadele yürütülmesi gerektiğini tartışmaya açtı. Yayımlanan bildirgede, Kazdağları’nın yüzde 79’unun metalik madencilik projeleri ile işgal edilmiş olduğu ve bölgedeki diğer ekolojik tehditlerin arttığı vurgulandı. Ayrıca, enerji, madencilik ve tarım politikalarının, sürdürülebilir yaşam alanlarına zarar verdiği ve halkı daha da yoksullaştıracağı belirtildi.

    Bildirgede, ekoturizm adı altında yapılan yatırımların kırsal alanlarda yeni talanlar yarattığı, kıyı işgalleri ve deniz kirliliğinin arttığına da dikkat çekildi. Bu projelerle birlikte Kazdağları ve çevresindeki doğal hayatın tahribatının hızlandığı ve buna karşı daha fazla yerel dayanışmanın gerektiği ifade edildi.

    “YEREL DİRENİŞLE GÜÇLÜ BİR MÜCADELE”

    Kazdağı Ekofest2025’te bir araya gelen sivil toplum kuruluşları ve katılımcılar, bu ekolojik yıkım karşısında birleşerek, yerel halkın haklarını savunma ve doğal kaynakları koruma mücadelesine devam etme kararlılıklarını yinelediler. Ekoloji hareketinin, kadınlar, gençler, emek hareketleri ve yerel direnişlerle birleşerek kesişimsel bir mücadele yürütmesinin gerekliliği vurgulandı. Yayımlanan sonuç bildirgesinde, “Yaşam alanlarımızı, müştereklerimizi korumaya çalışıyoruz. Hukuk sisteminin çürümüşlüğüne rağmen, doğal varlıklarımızı savunmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Çevre Platformu’ndan orman yangınlarına tepki- VİDEO

    Mersin Çevre Platformu’ndan orman yangınlarına tepki- VİDEO

    PİRHA- Mersin Çevre Platformu, artan orman yangınlarına tepki göstererek, “Yeni maden yasasının daha büyük ve yıkıcı orman yangınlarının meydana geleceğinin habercisidir” dedi.

    Artan orman yangınlarında ihmallerin etkili olduğuna dikkat çeken Mersin Çevre Platformu, “Enerji ve maden şirketlerine ormanlarımızı teslim etmeyeceğiz. Ormanlarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.

    Mersin Çevre Platformu, son günlerde artan orman yangınlarına ilişkin Pozcu GMK Bulvarı’nda basın açıklaması gerçekleştirdi. “Torba yasayı geri çekin. Ormanına dokunmayın” pankartının açıldığı eylemde, “Ormanıma, havama, suyuma dokunma” sloganları atıldı. Basın açıklamasına Mersin Emek ve Demokrasi Platformu da destek verdi.

    “ORMANLAR ŞİRKETLER İÇİN YAKILDI”

    Basın metnini okuyan Mersin Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Sibel Ünlü, orman yangınlarının büyük bir kısmının yeni maden yasasıyla, şirketlere yeni alanlar açmak için insan eliyle çıkartıldığını ileri sürdü.

    Yeni maden yasasının daha büyük ve yıkıcı orman yangınlarının meydana geleceğinin habercisi olduğunu söyleyen Ünlü, şu ifadeleri kullandı:

    “Kuşlar, memeliler ve diğer canlıların yaşam alanı olan yanan ormanlık alanlarını onarmak ve yeniden düzenlemek hem ekosistemin toparlanması hem de yaban hayatının korunması için önemlidir.Yanan ormanlık alanlarının ekoloji temelli bilimsel kriterlere göre yeniden onarılması gerekmektedir.Ormanlar geleceğimiz ve yaşam kaynağımızdır. Yetkililerin acilen özelleştirme politikalarından vazgeçerek, Yeni Maden yasasını iptal etmelidir. Ormanları koruyan ve yangın ile ilgili yasal düzenlemeler günün şartlarına uygun olarak yeniden düzenlenmelidir.Enerji ve Maden Şirketlerine ormanlarımızı teslim etmeyeceğiz. Ormanlarımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Mücadelemiz hukuksal ve demokratik olarak devam edecektir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Dersim’deki doğa talanına karşı çağrı: Doğamız ve kutsallarımız için direnmeliyiz- VİDEO

    Dersim’deki doğa talanına karşı çağrı: Doğamız ve kutsallarımız için direnmeliyiz- VİDEO

    PİRHA- Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde, Sekasur’da yapılmak istenen pomza kum ocağına karşı başlatılan direniş nöbetine destek veren ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, “Maden şirketlerine karşı toprağımızı, ormanımızı ve inanç alanlarımızı savunacağız” dedi.

    Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Bargini (Karabakır), Zeve (Dorutay), Orcan (Yukarı Gülbahçe) ve Desiman (Ardıç) köylerinin mera alanlarına Arven Doğu Yapı İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. tarafından pomza kum ocağı yapılmak isteniyor. Halk, mera alanlarında başlatılması planlanan maden çalışmasına karşı Hozat Pertek Sekasur Doğa ve Çevre Koruma Platformu öncülüğünde direnişe geçti. Bölge halkı yaklaşık iki aydır alanda nöbet tutarken, farklı çevrelerden de destekler gelmeye devam ediyor.

    Nöbet eylemine destek veren Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Orhan Çelebi, Türkiye genelinde maden yasasının AKP ve MHP oylarıyla Meclis’ten geçirilerek, şirketler için yeni rant kapılarının açıldığını belirtti. Çelebi, bu sürecin doğa ve inanç alanlarının açıkça sermayeye peşkeş çekilmesi anlamına geldiğini vurguladı.

    “İKTİDAR KUTSALLARIMIZI RANTA PEŞKEŞ ÇEKİYOR”

    İktidarın doğayı ve inanç yerlerini koruma gibi bir derdinin olmadığını belirten Çelebi, “Tek dertleri kutsallarımızın, topraklarımızın, ormanlarımızın talan edilerek rant peşkeş çekilmesidir. Dersim’in toprakları da bu rant kapılarından biri olarak görülüyor. Dersim halkı yıllardır maden şirketlerinin bu topraklara girmesini engelleme mücadelesi içerisinde” diye konuştu.

    Dersim’in yüzde 57’sinin maden sahası olarak ilan edildiğine vurgu yapan Çelebi, “Aynı zamanda Dersim Avrupa’nın en büyük altın maden yatağı olduğu söyleniyor. Bu da maden şirketlerine büyük bir cazibe merkezi olarak gösteriliyor. Onun için de biz ne pahasına olursa olsun bu saldırılara karşı büyük bir direnişle mücadele ile karşı duracağız. Halkımızın göstermiş olduğu duyarlılık, maden şirketlerinin Dersim topraklarına girmesini engelleyecektir” ifadelerini kullandı.

    DUYARLILIK ÇAĞRISI

    Çelebi, son olarak duyarlılık çağrısı yaparak şunları dile getirdi:

    “Tüm doğa severlere, tüm insanlığa, tüm hayvanseverlere çağrımız şudur; maden rant için değil, maden toprak altında kalmasıyla kendisini var edecektir. Biz toprak üstünde yaşayanlar olarak bu toprakları koruma ve buradaki canlıların yaşamlarını güzelleştirme görevimiz var. Bunu da direnişimizde başaracağız. Tüm halkımızı duyarlı olmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ DERSİM