Etiket: ekoloji

  • GÜNCELLENDİ/Karakoçan’da ‘Demokratik Toplum Çağrısı, İnanç ve Ekoloji’ paneli düzenlendi-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Karakoçan’da ‘Demokratik Toplum Çağrısı, İnanç ve Ekoloji’ paneli düzenlendi-VİDEO

    PİRHA-2’nci Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali’nin ikinci gününde “Demokratik Toplum Çağrısı, İnanç ve Ekoloji” paneli gerçekleştirildi. Birey, toplum ve doğa arasındaki ikrarlı ilişkinin aynı zamanda ekolojik bir ilişki olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Kainat bizim için öteki değil, egemen zihniyetin denetimindeki bir mülk değil bizim bir parçamızdır. İnancımız, pirlerimiz, mürşitlerimiz, rayberlerimiz bireyi, toplumu ve doğayı kendi dışında saymamış ve cümle canla ikrarlı yaşamış” dedi.

    Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde düzenlenen 2’nci Karakoçan Doğa ve Kültür Festivali; Karakoçan Belediyesi Belediyesi ve Kiğı-Karakoçan-Adaklı-Yayladere-Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY-DER), Karakoçan Dernekler Federasyonu ( KAR-DEF) ve Avrupa Karakoçanlılar Derneği (AV KARDEP) öncülüğünde düzenleniyor.

    Festivalin ikinci gününde Karakoçan Belediyesi Konferans Salonu’nda “Demokratik Toplum Çağrısı, İnanç ve Ekoloji” paneli düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü Müjgan Halis yaparken panele Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete konuşmacı olarak katıldı.

    “PİRLERİMİZ, CÜMLE CANLA İKRARLI BİRE ŞEKİLDE YAŞAMIŞ”

    Birey, toplum ve doğa arasındaki ikrarlı ilişkinin aynı zamanda ekolojik bir ilişki olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, “Kainat bizim için öteki değil, egemen zihniyetin denetimindeki bir mülk değil bizim bir parçamızdır. Rea Haq Alevi inancında ekolojik model dişil evren modeli üzerine kuruludur. Bugün başta Kürdistan’da ve özelinde de yaşadığımız coğrafyada HES’ler ve maden çalışmalarıyla o bölgedeki cümle canın kendi varlığını devam ettirmesi yasası ihlal ediliyor. Ayrıca o coğrafyadaki yaşanan bütün mikroorganizma dahil endemik bitkiler dahil bütün varlığın varoluş yasası da yok ediliyor ve kendi hakikati içerisinde de Hakk’a yürümüyorlar. Dış müdahale ile canlılar yok ediliyor. İnancımız, pirlerimiz, mürşitlerimiz, rayberlerimiz bireyi, toplumu ve doğayı kendi dışında saymamış ve cümle canla ikrarlı yaşamış” dedi.

    “BARIŞI İNŞA SÜRECİ BİR MÜCADELEDİR”

    Barışı inşa sürecinin bir mücadele olduğunu dile getiren DEM Parti İstanbul Milletvekili Cengiz Çiçek, “Demokratik toplum çağrısı sadece devlet ile Kürtler arasındaki ilişkinin tekrardan düzenlenmesi değil aynı zamanda insan insan ilişkilerinin, doğa insan ilişkilerinin ve devlet toplum ilişkilerinin tekrardan özüne uygun bir şekilde düzenlenmesi çabasıdır. Sistemi gerçekten köklü olarak dönüştürmek istiyorsak meseleyi sadece Kürt, Alevi ve kadın meselesine değil bu sorunları ortaya çıkaran sistemle çözümü aramak belki de en kalıcı ve en sağlıklı çözüm arayışlarından birisi olacaktır. Kürt ve Alevi meselesi gibi bütün sorunların inkârı üzerine dayalı sistem bir bütün olarak politika alanını ve siyasal alanı bir yabancılaşma zeminine çekiyor. Bizim çözüm arayışımız aynı zamanda kendi doğasına yabancılaşmaya karşı da bir mücadele olarak değerlendirilmeli” diye konuştu.

    Panel soru-cevap bölümüyle sona erdi.

    PİRHA/KARAKOÇAN

  • ‘Torba yasa ile Türkiye’ye yeni İliç’ler yaşatılacak’- VİDEO

    ‘Torba yasa ile Türkiye’ye yeni İliç’ler yaşatılacak’- VİDEO

    PİRHA- ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ panelinde konuşan TMMOB üyesi Çevre Mühendisi Dersim Gül, “Torba yasayla birlikte ülkeye yeni İliç’ler yaşatılacak” dedi.

    23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında yapılan ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ panelinin ikinci oturumu yapıldı.

    Moderatörlüğünü Gamze Yentür’ün yaptığı panelde Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisi Dersim Gül ve Polen Ekolojik Kolektifi’nden Ziraat Mühendisi Umut Şener konuşmacı olarak yer aldı.

    “YENİ DOĞA FACİALARININ ÖNÜ AÇILIYOR”

    TMMOB üyesi Çevre Mühendisi Dersim Gül, İklim kanunu ile torba kanunun doğa tahribatı açısından büyük tehlike olduğunu belirterek, “Torba kanunun içinde yer alan maden yasasıyla koruma altında olan ormanlar, meralar Anayasa delinerek korumaları delindi. Devlet yerli ve yabancı sermayelere peşkeş çekti doğayı. Bu iki kanun bu anlama geliyor. Bunun acilen Anayasa tarafından iptal edilmesi gerekiyor. İklim Kanunu’nda da doğaya, iklime dair olumlu tek bir şey yok. Torba yasa bu ülkeye yeni İliç faciaları yaşatacak. Burada önemli bir nokta var; Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) üstün yetkilerle donatılmış durumda. İlerleyen zamanlarda Anayasa’yı delen bir kamu kurulu olarak önümüze çıkacak. Halkın ve doğanın menfaatine ters düşecek, halk sağlığını bozacak işler yapılmasına alan açacak. Buradan MAPEG’i uyarmış olalım; ekolojik yıkıma karşı yapacağınız her türlü işin karşısında olup, yargılanmanız konusunda elimizden geleni yapacağız” dedi.

    “DOĞA TALANINA KARŞI MÜCADELEYİ BÜYÜTMELİYİZ”

    Polen Ekolojik Kolektifi’nden Ziraat Mühendisi Umut Şener, doğanın tüketilmesinin yaşamların gasp edilmesine yol açacağını vurguladı. Şener, “Yasa onaylandıktan sonra köylerin, meraların üzerinde dronelar uçuruluyor, buralarda ölçüm değerlendirme faaliyetleri yapılıyor, yabancı kişiler buralarda dolaşıyor. Yeni dönemdeki nereleri talan edeceklerini tespit etmek için güncelleme çalışmaları yapılıyor. Doğaya karşı açılmış bu savaşa karşı yerellerde direnişi, birleşik mücadeleyi örgütlemek lazım. Olumsuz koşula rağmen buralarda direnç gösterip, mücadeleyi bırakmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Panel, soru ve cevapların ardından sona erdi.

    PİRHA/ DERSİM

  • Dersim’de ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ paneli yapıldı- VİDEO

    Dersim’de ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ paneli yapıldı- VİDEO

    PİRHA- 23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 4. gününde ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ paneli yapıldı. İlk oturumda madencilik yasası, Dersim coğrafyasındaki ekolojik tahribat ve İliç’teki maden faciası konuşuldu.

    23. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin son günü iki oturumlu ekoloji paneliyle başladı.

    1. oturum ‘Madencilik, Doğa Talanı ve Ekolojik Tahribat’ başlığıyla yapıldı. Sanat Sokağı’nda yapılan panelin 1. oturumunun moderatörlüğünü Hasan Şen yaparken; Munzur Çevre Derneği’nden Hatun Esen, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak ve İliç Çevre Felaketi Avukatı Ümit Altaş konuşmacı olarak yer aldı.

    “İLİÇ, ADIM ADIM GELİYORUM DİYEN BİR FELAKETTİ”

    İliç Çevre Felaketi Avukatı Ümit Altaş, İliç’teki maden faciasının tarihsel sürecini anlattı ve madenlerin önlenmemesi halinde nasıl felaketlerin yaşandığına dikkat çekti.

    “İliç’teki facianın arka planında adaletsizliklerin sonucunda gelinen çaresizlik var” diyen Altaş, “Erzincan’a bağlı Çöpler Köyüne ‘sizin kaderinizi değiştireceğiz’ diye geldiler. Maden için köyü taşımak isterken arazilere baktılar, pahalı geldi köyü mera alanına taşıdılar. Bu da köydeki hayvancılığı bitirdi ve buradaki insanların tamamını maden ocağına işçi olarak alıp, halk madene bağlı bir hale getirildi. Türkiye Mimar Mühendisler Odası her genişlemeye karşı dava açtı. Çünkü facianın adım adım geldiği çok açıktı. Oraya gidip dava açmak isteyen avukatlara halk, ‘madeni istiyoruz’ diyerek geri gönderdiler. Aynısını Sabırlı köyünde de yaptılar. Sonucunda 9 insanın hayatını kaybettiği, Fırat nehrinin siyanürle dolduğu bir facia yaşandı. Maden kapandı, 9 insan öldü, ölen insanların ailelerine ‘para verelim şikayetçi olmayın’ denildi. İnsanların adalete inancının olmadığı bir yerde de ailelerin çoğu tazminatı kabul etti. Görülecek davanın takipçisi yalnızca 2 aile oldu. İliç halkı çaresizliğe sürüklendirilerek madenlere mecbur bıraktılar. Faciadan sonra da çevre illerdeki madenlere çalışmaya gitti insanların çoğu. Bu adaletsizlikler sonucu hala yargılama devam ediyor. Sonuç belli değil. Altın madeni girişine izin verdikten sonra bazı noktalara engel olamıyorsunuz. Ve bir yerden sonra çaresizlik noktasına geliyorsunuz. Bunun olmaması için başından bu yana bunun önüne geçmek lazım” dedi.

    “DERSİM’E KAZMA VURULURSA COĞRAFYAMIZDAN ESER KALMAYACAK”

    Munzur Çevre Derneği’nden Hatun Esen, Dersim’in inancı, kültürü, dili sebebiyle uzun yıllardan bu yana yok edilmek istendiğini söyleyerek topraklarının da aynı sebepten dolayı aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Dersim topraklarının kendileri için kutsal olduğunu belirten Esen, “Sermaye sahipleri bakkaldan bir şey alır gibi ÇED raporu alıyorlar, artık ona bile gerek duymuyorlar. Coğrafyamızda Munzur bir inanç merkezidir. Neden Munzur yok edilmek isteniyor, neden inanç yerlerine kazma vuruluyor? Dilimiz, kültürümüz, inancımızdan dolayı sürekli yok etme politikasıyla karşı karşıyaydık. Dersimin ormanlarını yakıp yok etmek istediler başaramadılar. İnsanlarımızı soykırıma uğratmaya çalıştılar. Bu halk tüm zorluklara rağmen yönlerini bu topraklara çevirdiler. Bu topraklar bizler için kutsaldır. Buraya madenden dolayı kazma vurulursa coğrafyamızdan eser kalmayacak” diye konuştu.

    “MADEN YASASIYLA TÜM ÜLKE MADEN SAHASINA DÖNÜŞTÜRÜLECEK”

    Son olarak konuşan Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, madencilik yasasıyla birlikte bütün ülkenin dev bir maden sahasına dönüştürüldüğünü belirterek, şunları söyledi:

    “Bu yasa sadece zeytinlik alanları ile sınırlı değil. Bu yasayla her yerin bütün yaylaları, meraları, ormanları, maden şirketlerinin hizmetine sunmuş oldu. Tüm ülkenin maden sahasına çevrileceği anlamına geliyor bu. Bugünün bir numaralı zengini Koç Holding, servetinin önemli bir kısmını madencilik faaliyetleriyle elde etti. Ama bu madenlerin bulunduğu köylerdeki insanlara içecek su vermiyorlar. Köylüler içme suyu için dava açmış durumda. Zenginler daha zengin olurken halk içme suyunu bile kaybediyor.

    Sermaye için her şey maden. Ormanlar, su, rüzgar, güneş, jeotermaller. Sermaye bütün bu madenleri değerlendirirken pek çok şeye ihtiyaç duyuyor. Bu kadar orman yangınından sonra ‘Burayı imara açacaklar’ kaygısı oluyor halkta ama imara açmasalar bile bu ormanlardan para kazanıyorlar. Yanmış ormanların ihalesini alıp, kesimini yapıyorlar ve yurtdışına satıyorlar. Bütün bunlara karşı mücadeleyi tek tek bulunduğumuz yerlerde kendi özgün sorunlarımızı dile getirerek büyütemeyiz. Topyekün bir şekilde, hep beraber ve her yer için mücadele edersek bütün bu saldırıları bertaraf edebiliriz.”

    PİRHA/ DERSİM

  • Celal Fırat: Bu yasa doğa katliamına vurulan son kepçe darbesidir- VİDEO

    Celal Fırat: Bu yasa doğa katliamına vurulan son kepçe darbesidir- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen “Maden, Enerji ve Çevre Kanunları”nda değişiklik öngören torba yasa teklifine tepki göstererek, “Bu yasa doğa katliamına vurulan son kepçe darbesidir” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, çevre ve doğa savunucularının eylemlerine dikkat çekerek, görüşülmekte olan yasa teklifinin geri çekilmesini talep etti. Fırat, “Muğla’nın İkizköy Mahallesi’nden gelen insanlar açlık grevindeyken, Meclis’in ve iktidarın bu sese kulak vermemesi kabul edilemez” dedi.

    İKİZKÖY DİRENİŞİNE DESTEK

    Fırat, son günlerde Meclis kapısında süren çevre eylemlerine dikkat çekerek, “birkaç gündür özellikle Meclis kapısının önünde yüzlerce doğa savunucusu eylem yapıyorlar, hatta birçoğu açlık grevindeler. Muğla’nın İkizköy Mahallesi’nden yola çıkıp buraya gelen insanların seslerine ses vermemiz lazım” ifadelerini kullandı.

    Görüşülen yasa teklifini eleştiren Fırat, teklifin halkın yararına olmadığını belirterek, “Bu yasa teklifinde bir tane halkın lehine bir madde var mıdır? Bu acımasız yasa teklifi derhal geri çekilmeli. Halkın düşüncelerine, sözlerine kulak vermemiz lazım. Görüşmekte olduğumuz 5’inci maddede sahaların rehabilitasyon bedelinden bahsedilmektedir. Sözde, bu düzenlemeyle çevrenin korunacağı iddia ediliyor. Biz de diyoruz ki: Külliyen bu bir yalandır; rehabilitasyon, sadece parayla ölçülebilen bir şey değildir sevgili dostlar. Tahrip edilen doğadaki canlılar, insanlar, yaşam, her şey yok edildikten sonra bir araya gelip parayla geri getirebilecek doğaüstü güçlere ihtiyaç vardır, onun da kimsede olmayacağını hepimiz biliyoruz. Rehabilitasyon söylemi bir kandırmacadır; doğa tahribatının parasal değeri de olmaz diyoruz. Kazdağları’ndan kesilen binlerce ağacın yerine dikilen fidanlar, ekolojik çeşitliliği, su tutma kapasitesini, toprağın canlılığını hemen yerine koymamış, koymayacaktır da” dedi.

    “HER YERDE DOĞA TAHRİBATI VAR”

    Türkiye’nin dört bir yanında devam eden doğa tahribatı örneklerini sıralayan Fırat, şunları söyledi:

    “Ankara Gölbaşı’nda Eymir, Mogan Gölleri’nin su toplama havzasına kömür maden projeleri, Malatya Pütürge’de sürdürülen profilit madenciliği, Ardahan Göle’de Koza Altın Şirketi’nin maden projesi, Erzincan’ın Ergan köyü civarında kalker ocağı ve santral yapılmak istenmesi, Dersim’in Hozat ilçesinde Derviş Cemal Türbesi’nin olduğu bölgeye maden ocağı yapılması istenmesi, Çemişgezek’te Tagar Çayı üzerindeki HES projesi, pomza kum ocakları, Ovacık’ta Cevizlidere bölgesindeki yeni maden ocakları, Sivas Bakırtepe Ziyareti’nin maden arama sahası içine alınması; Zara’da, İmranlı’daki krom madeninin diğer maden sahalarına yarattığı tahribat; Tokat’ın Günçalı, Killik, Güzelce, Aydoğdu köylerini etkileyecek siyanürlü maden alanları, Adıyaman’ın içme suyu ihtiyacını karşılayan Havşeri su kaynağı ile Alevi vatandaşlarca kutsal sayılan Zerban bölgesindeki demir ocağı ve taş kırma eleme ruhsatı verilmesi, Börkenek köyündeki çimento fabrikaları, Kömür beldesindeki mermer ocağı, Ulubaba ziyaretinin dibindeki maden ocağı, Maraş’ta Çöçelli köyünde çimento geri dönüşüm fabrikası kurulmak istenmesi… Daha saymakla bitmeyecek yüzlerce örnek verebilirim. Eymir ve Mogan göllerinin havzalarına kömür madeni, Dersim’de kutsal sayılan alanlara maden ocağı, Erzincan Ergan’da kalker ocağı, Kazdağları’nda binlerce ağacın kesimi… Saymakla bitmeyecek kadar çok örnek var. Hepsi doğayı yok ediyor.

    “BU TARİHİ YANLIŞTAN DÖNÜLMELİ”

    Fırat, Meclis’e ve kamuoyuna çağrıda bulunarak, “Şimdi çıkarmak istediğiniz bu yasa doğa katliamına vurulan son kepçe darbesidir. Gelin, bu tarihi yanlıştan hepimiz hep beraber dönelim; doğayı tüketmeyelim, ekolojik dengeyi hep birlikte koruyalım. Doğa bizim nefesimizdir, doğa bizim tarihimizdir, doğa bizim evimizdir ve hepimizin geleceği olmalıdır. Gelin, doğayı incitmeyelim, onunla hep beraber bir olalım, onun sesine kulak verelim” diye konuştu.

    PİRHA/ ANKARA

  • Mersin Çevre Platformu: Doğamızı ranta kurban ettirmeyeceğiz- VİDEO

    Mersin Çevre Platformu: Doğamızı ranta kurban ettirmeyeceğiz- VİDEO

    PİRHA- Mersin Çevre Platformu, TBMM’de görüşülen doğa koruma alanlarını madencilik ile enerji projelerine açmayı öngören yeni torba yasasına tepki gösterdi. Platform, yasayla birlikte halkın yaşam kaynaklarının büyük bir tehdit altına gireceğini belirterek yasanın derhal geri çekilmesini talep etti.

    Mersin Çevre Platformu, TBMM’de görüşülmekte olan yeni torba yasa teklifine karşı basın açıklaması yaptı. “Torba yasayı geri çekin, zeytinime dokunmayın” yazılı pankartın açıldığı eylemde “Havama, suyuma, toprağıma dokunma”, “Talan yasası geri çekilsin” ve “AKP yasanı al başına çal” sloganları atıldı. Açıklamada zeytinliklerin, meraların, ormanların ve doğal sit alanlarının madencilik ve enerji projelerine açılmasının kabul edilemez olduğu vurgulandı.

    Basın metnini platform adına Kemal Göksoy okudu.

    “YASA GEÇERSE DOĞA KATLİAMI KAÇINILMAZ OLUR”

    Kemal Göksoy, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşülmekte olan yeni torba yasanın doğa talanını meşrulaştıracağını söyledi. Göksoy, “Bu yasa ile zeytinlikler madenciliğe, meralar, sit alanları, milli parklar ve ormanlar enerji projelerine açılacak. ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) süreçleri etkisiz hale getirilecek, halkın görüşleri yok sayılacak” ifadelerini kullandı.

    Yasanın geçmesi durumunda enerji ve maden şirketleri için ‘acele kamulaştırma’ yöntemiyle halkın geçim kaynağı olan toprakların elinden alınacağına dikkat çeken Göksoy, bunun yaşam hakkının gaspı anlamına geldiğini söyledi.

    “YAŞAM HAKKIMIZI SAVUNACAĞIZ”

    Göksoy, doğanın ve doğal varlıkların enerji ve maden projeleri uğruna yok edilmesine karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, “Ormanlar, meralar, zeytinlikler ve doğal sit alanları bizim yaşam kaynaklarımızdır. Topraklarımızı, sularımızı, ormanlarımızı ve zeytinliklerimizi rant uğruna feda ettirmeyeceğiz. Yeni maden yasası geri çekilmelidir. Biz halkız ve güçlüyüz. Bu yasanın uygulanmasına asla izin vermeyeceğiz. Demokratik ve yasal mücadelemiz devam edecektir” dedi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Cevizlidere köyünde maden keşfi yapıldı, köylüler tepki gösterdi: Maden istemiyoruz-VİDEO

    Cevizlidere köyünde maden keşfi yapıldı, köylüler tepki gösterdi: Maden istemiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinin Merxo (Cevizlidere) köyünde gelen madencilere tepki gösteren Cevizlidere köyü muhtarı Cihan Keskin, “Biz köyümüzde maden istemiyoruz. Bu güzelim coğrafyamızı niye kirletilsin ki?” diye konuştu.

    Türkiye’de yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasında bulunan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor.

    145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.

    Maden projesinin uygulanacağı yerlerden birisi olan Ovacık’ın Cevizlidere (Merxo) köyünde birkaç gün önce maden şirketi yetkilileri köylüler ile görüştü.

    Cevizlidere (Merxo) Köyü muhtarı Cihan Keskin, konuya ilişkin konuştu.

    “KÖYÜMÜZDE MADEN İSTEMİYORUZ”

    3 gün önce köye madencilerin geldiğini belirten Cihan Keskin, “Valilikten ve Elazığ’dan geldiklerini söylediler. Cevizlidere köyünün Biçim mezrasında sondaj çalılması yapacaklarını ifade ettiler. Madenciler sürekli köyümüze geliyor, biz köyümüzde maden istemiyoruz. Şimdi gelenler sondaj çalışmasının 1,5 yıl süreceğini, bakır madenciliği yapacaklarını ve bütün izinleri yetkililerden aldıklarını belirttiler. Biz köyümüzde maden istemiyoruz. Bu güzelim coğrafyamızı niye kirletilsin ki? Niye bozsunlar ki? Köyüne geri dönmek isteyen insanlar var. İnsanlar maden lafını duyduklarında ürküyorlar. İnsanları rahatsız etmesinler. Bu insanlar zaten 1994 yılında yerinden, yurdundan edildiler. Tekrar köylerine geri dönmek istiyorlar” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    PİRHA- Tarım Orkam-Sen ve Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, zeytinlik alanların maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemenin geri çekilmesi için çağrıda bulunarak, “Bu yasa geçerse yalnızca zeytin değil gelecek de kararacak. Bu yüzden bu yasaya razı olmayacağız” dedi.

    Mersin’de Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) öncülüğünde Mersin Emek ve Demokrasi Platformu’nun da katılımıyla zeytinlik alanların maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemenin geri çekilmesi için Özgür Çocuk Parkı’nda açıklama yapıldı. Açıklamada “İhanet yasasına hayır. Ormanlarımızı, topraklarımızı, suyumuzu ve zeytinliklerimizi koruyacağız” pankartı açıldı. Kitle sık sık “Kurtuluş yok tek başına” ve “Zeytin bahçeleri torbaya sığmaz” sloganları attı.

    Tarım Orkam-Sen Mersin Şube Başkanı Yusuf Demirci, düzenlemenin halkı değil, sermaye çevrelerini önceleyen bir anlayışla kaleme alındığını belirtti. Demirci, ekolojik tahribata karşı verilen mücadeleye işaret ederek, şu talepleri sıraladı:

    “- Yasa teklifi derhal geri çekilmelidir.
    – Yasam alanları enerji yatırımlarına kapatılmalı, anayasal güvence güçlendirilmelidir.
    – ÇED süreçleri bağımsızlaştırılmalı, halkın katılımı sağlanmalıdır.
    – Kaçak yatırımlara getirilen aflar iptal edilmelidir.
    – Enerji politikalar kamusal, demokratik ve doğayla uyumlu şekilde yeniden yapılandırılmalıdır.
    – Enerji, maden, tarım, su ve ekosistem yönetimi gibi alanlarda alınan kararlar; merkezi bilimsel kurulların rehberliğinde, yerel halkın, meslek örgütlerinin ve çevre hareketlerinin katılımıyla şekillenmelidir.”

    PİRHA/ MERSİN

  • Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanun Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanun Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    PİRHA- Mersin Çevre Platformu, zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanun teklifinin TBMM’den geçmesini protesto ederek, “Bir zeytin ağacının gölgesi, bin tane maden şirketinin kârından değerlidir. Yasayı derhal geri çekin” çağrısında bulundu.

    Mersin Çevre Platformu, zeytinlik alanlarda madencilik yapılmasına yönelik kanun teklifininin Meclis Komisyonu’ndan geçmesini protesto etmek için Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. “Zeytinlikleri yok edecek torba yasası geri çekilsin” pankartı açılan eyleme Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri ile çok sayıda çevreci katıldı.

    Basın metnini platform adına Veyis Yiğit okudu.

    “ZEYTİNLİKLER SERMAYE UĞRUNA TALAN EDİLİYOR”

    Yiğit, zeytinliklerin tarım alanı olmasının yanı sıra toplumsal hafıza ve direnç sembolü olduğunu belirterek, “Zeytin ağaçları, yalnızca bir tarım ürünü değil; kültürdür, yaşandır, dirençtir. Bu ülkenin güneşinde olgunlaşan, emekle büyütülen, gövdesine nice emekçinin alnının teri sinmiş olan zeytinlikler, bir kez daha sermayenin çıkarları uğruna talan edilmek isteniyor. 2017 yılında çıkarılmak istenen yönetmelik değişikliği halkın büyük tepkisiyle karşılaşmıştı. Aynı plan şimdi torba yasa içine saklanarak halkın gözünden kaçırılmak isteniyor. Ama biz buradayız. Gözümüz açık, hafızamız diri” dedi.

    “YASAYI GERİ ÇEKİN” ÇAĞRISI

    Söz konusu yasanın derhal geri çekilmesi çağrısında bulunan Yiğit, şunları söyledi:

    “Bir zeytin ağacının gölgesi, bin tane maden şirketinin karından değerlidir. Çünkü zeytin, barıştır; zeytin, emektir; zeytin, hayattır. Bu yasa teklifini derhal geri çekin. Zeytinliklerimize, yaşamımıza dokunmayın. Bizler direnişi büyüteceğiz. Tıpkı Kazdağları’nda, İkizdere’de, Akbelen’de olduğu gibi zeytinliklerimizi de koruyacağız. Bu topraklarda hiçbir şirket, halktan büyük değildir.”

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Milletvekili İbrahim Akın: Samandağ’daki beton santrali derhal kapatılmalı- VİDEO

    Milletvekili İbrahim Akın: Samandağ’daki beton santrali derhal kapatılmalı- VİDEO

    PİRHA- Milletvekili İbrahim Akın, Samandağ ilçesinde kaçak kurulan beton santraline ilişkin yapılan toplantıya katıldı. Akın, “Toplum sağlığını tehdit eden ve doğada geri dönüşü imkansız tahribatlara yol açacak beton santrali derhal kapatılmalıdır” dedi.

    Samandağ ilçesindeki kaçak beton santraline ilişkin yaklaşık bir yıldır devam eden itirazlara karşı yetkili kurumlardan henüz bir yaptırım gelmedi. İmar planına aykırı ve ruhsatsız kurulduğu söylenen beton santraline dair yöre halkı bir kez daha bir araya gelerek durumun ciddiyetine dikkat çekti.

    1 Haziran’da yapılan toplantıda santralin çevreye, sağlığa ve tarıma verdiği zararları dile getirildi. Katılımcılar, santralin ruhsatsız olarak kurulduğunu, yapı kullanma izni ve faaliyet ruhsatı olmadan çalıştığını belirterek, santralin derhal kapatılması gerektiğini vurguladı.

    “DOĞAYA AÇIK BİR TEHDİTTİR”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili İbrahim Akın da yapılan toplantıda yer aldı. Milletvekili Akın, toplantı sonrası yaptığı basın açıklamasında “Bu santral halk sağlığına ve doğaya açık bir tehdittir. Kanunlara ve çevre mevzuatına aykırı olarak kurulan bu tesisin kapatılması bir zorunluluktur” ifadelerini kullandı.

    “ÇEVRESEL IRKÇILIK YAPILIYOR”

    Atatürk, Yeşilada ve Yeni Mahalle kesişim noktasında yer alan santralin sadece hukuki değil aynı zamanda sosyal eşitsizlik anlamında da bir “çevresel ırkçılık” örneği olduğunu ifade eden İbrahim Akın, özellikle yoksul ve tarımla geçinen kesimlerin yaşadığı bölgede kurulan santralin, bu mahalleleri yaşanmaz hale getirdiğini belirtti.

    Santralin, imar planında “konut alanı” olarak belirlenmiş bir bölgede kurulduğuna dikkat çeken Akın, “Okul ile arasındaki 200 metre, en yakın ev 140 metrede. Nehir ve göl kıyısında beton santrali kurulamaz olmasına rağmen kurulmuş. Bütün çöp ve atıkları, beton çamuru, kullanım fazlası beton, mikserlerin yıkanmasından çıkan çöp beton ve bütün kirlilik Asi Nehri’ne boşaltılıyor. Yer üstü suyunu, dolayısı ile yer altı suyunu ve su yolu ile bütün Asi ovasının yer altını ve yer üstünü kirletiyor. Hatay da ve Samandağ’da sera altı sebze üretiminin en yoğun olduğu bölge de beton santrali kurulmaması gerekir. Beton santrali bu bölgede seracılığı, narenciye ve zeytinciliği bitirecek. Tarımdan geçimini sağlayan on binler işsiz kalacak ya da yurt dışına, gurbete mahkum olacak. Çok su tüketen beton santrali, dünyadaki son sulak yaşam alanlarından olan Asi Nehri yatağını, ekosistemin içi ve çevresinde yaşayan endemik canlıların neslini tüketiyor, zehirliyor, kurutuyor, çölleştiriyor” diye konuştu.

    “HASTALIK VE KANSER SANTRALİ”

    Toplantıya katılan vatandaşlar, santralin bölgedeki tarımı, seracılığı, narenciye ve zeytinciliği bitirme noktasına getirdiğini, çok yoğun su tüketimiyle Asi Nehri’ni kuraklığa ittiğini ve halkı hastalıklarla karşı karşıya bıraktığını belirtti. Yöre halkı, var olan nedenlerle santrali “hastalık ve kanser santrali” olarak nitelendirdi.

    Samandağ halkı ve Milletvekili Akın, hukuksuz kurulan bu beton santralinin bir an önce kapatılmasını, çevreye ve topluma daha az zarar verecek bir alana taşınmasını talep etti.

    PİRHA/ HATAY

  • Çevrecilerden “Metzamor Nükleer Santrali’ni kapatın” çağrısı- VİDEO

    Çevrecilerden “Metzamor Nükleer Santrali’ni kapatın” çağrısı- VİDEO

    PİRHA- Doğa ve Yaşam Savunucuları, Metzamor Nükleer Santrali’nin kapatılması çağrısıyla Ermenistan’a “Çernobil ve Fukuşima yaşanmadan Metzamor’u durdurun” mesajı verirken, Türkiye’deki yetkili kurumlara da acil önlem alma çağrısında bulundu.

    Doğa ve Yaşam Savunucuları, Ermenistan sınırına 16 kilometre, Iğdır’a ise yalnızca 30 kilometre uzaklıkta bulunan ve dünyanın en riskli nükleer santralleri arasında gösterilen Metzamor Nükleer Santrali’nin kapatılması talebiyle Iğdır’da basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı grup adına Sabahat Aslan okudu.

    Basın açıklamasında, Metzamor Nükleer Santrali’nin 1976 ve 1980 yıllarında faaliyete giren iki reaktöründen oluştuğu, santralin deprem riski yüksek bir bölgede yer alması nedeniyle büyük bir tehlike arz ettiği vurgulandı. Aslan, Sovyet bilim insanlarının dahi santralin yapım sürecinde projeye karşı çıktığını, özellikle fay hattı üzerindeki konumu ve su kaynaklarına sızma riskinin ciddi kaygılar yarattığını ifade etti.

    “NÜKLEER FACİAYA DAVETİYE”

    1988’de Ermenistan’da meydana gelen Spitak Depremi’nin ardından santralin kapatıldığını hatırlatan Aslan, 1995 yılında yeniden faaliyete geçirilen Metzamor’un 2005’te ömrünü tamamladığı halde, işletim süresinin defalarca uzatıldığını belirtti. Bugün hâlâ çalışan santralin, Ağrı Dağı ile Alagöz Dağları arasında bulunan Aras Havzası’nda, Doğu Anadolu fay hattı üzerinde yer aldığına dikkat çeken Aslan, “Bu santral, Çernobil’in yol açtığı felaketin bir benzerini bölgemize yaşatabilir” dedi.

    “ÇERNOBİL VE FUKUŞİMA’NIN ETKİLERİ HALA SÜRÜYOR”

    Çernobil ve Fukuşima örneklerinden yola çıkarak nükleer kazaların yarattığı yıkımın kuşaklar boyu süren etkilerine vurgu yapan Aslan, “Dünya tarihinin en büyük nükleer santral kazası olan Çernobil faciasının zararlarını dünya 39 yıldır hala çok ağır ödüyor. Bütün dünya ülkelerinde yaşayan, milyonlarca insan kazadan sonra yayılan radyasyondan çok olumsuz etkilendi. Çocuklar sakat ve lösemili doğdu. Kazanın ardından geçen 39 yıllık süre içinde bölgede yaşayan insanların vücutlarında bağışıklık sisteminde yetersizlikler ve genetik yapının bozulması ile kanser oluşumunun hızlandığı, ölümlerin arttığı ve o bölgede radyasyon kirliliği yüzünden tarımın, hayvancılığın çok olumsuz etkilendiği araştırma sonuçları olarak dünya kamuoyuna yansıdı. Fukuşima radyasyonundan öleceklerin sayısı henüz belli değil. Çernobil ve Fukişimanın yaratmış olduğu ekonomik ve sosyal kayıplar hesap bile edilemiyor. Bu kazaların sonuçları dünya kamuoyundan gizleniyor” diye konuştu.

    “BÖLGE ÜLKELERİ TEHDİT ALTINDA”

    Sabahat Aslan, Metzamor Nükleer Santrali’nin sadece Ermenistan’ı değil; Türkiye, Azerbaycan, Nahçıvan ve İran başta olmak üzere tüm bölge halklarını tehdit ettiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

    “Bu santral, teknolojisi eski, ömrü dolmuş ve deprem kuşağında yer alıyor. En kısa sürede kapatılması insanlık ve doğa adına bir zorunluluktur. Özellikle Iğdır halkı büyük risk altındadır. Nükleerle ilgili bütün Uluslar arası kurumlara ve Ermenistan hükümetine sesleniyoruz. Ermenistan Çernobil ve Fukuşima olmadan Metzamor Nükleer Santralini kapatın. Bu santralin kapatılması için Ülkemizin ilgili kurumları acilen harekete geçmelidir.Metzamor Nükleer Santrali kapatılana kadar mücadelemiz devam edecektir.”

    PİRHA/ IĞDIR

  • Mağaracık’ta mahkemeye katılım çağrısı: Topraklarımızı birlikte kazanalım!- VİDEO

    Mağaracık’ta mahkemeye katılım çağrısı: Topraklarımızı birlikte kazanalım!- VİDEO

    PİRHA- ‘Acil kamulaştırma’ gerekçesiyle tapulu topraklarının ellerinden alınmasını yargıya taşıyan Mağaracıklı yurttaşlar “Mahkeme günü gelin sesimize ses, gücümüze güç olun. Birlikte direnelim, yaşam alanlarımızı birlikte kazanalım” diyerek duruşmaya katılım çağrısında bulundular.

    Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Mağaracık ve Hıdırbey mahallelerinde, “Acil kamulaştırma” gerekçesiyle halkın tapulu arazilerine devletin el koyması üzerine başlayan direniş, yargıya taşındı. Mahalle sakinleri, 7 aydır süren mücadelelerinin ardından 20 Mayıs Salı günü saat 10.00’da Antakya 3. İdari Mahkemesi’nde görülecek olan davaya katılım çağrısı yaptı.

    “BİRLİKTE DİRENELİM”

    Mağaracık Mahallesinden yurttaşlar, 7 aydır süren direnişle ilgili şu açıklamayı yaptı:

    “Haksızca, hukuksuzca, zorla topraklarımızın elimizden alınmasına karşı 7 aydır nöbetimiz, direnişimiz el konmalara karşı direniş platformu olarak dayanışma ve kararlılıkla devam ediyor. Bugüne kadar onlarca kez yürüyüşümüz, açıklamalarımız, nöbetlerimiz oldu. Şirketlerle birlikte topraklarımıza girmeye çalışan kolluk kuvvetlerinin karşısında durduk, kepçelerin önüne yattık ve çalışmaları durdurduk. Ülkenin her bir tarafından mücadelemizi destekleyenler, yanımızda olanlar, ziyaretimize gelenler oldu. Şimdi sırada açtığımız davaların mahkemeleri var. Bizleri destekleyen, yanımızda olan herkese buradan sesleniyoruz; mahkeme günü gelin, sesimize ses, gücümüze güç olun. Birlikte direnelim, yaşam alanlarımızı birlikte kazanalım. 20 Mayıs Salı günü saat 10.00’da Antakya 3. İdari Mahkemesi’nde gerçekleşecek olan mahkememize bütün herkesi çağırıyor, bekliyoruz. Direne direne kazanacağız!”

    PİRHA/ HATAY

  • Dikmece’de dava sonuçlanmadan zeytin ağaçları sökülmeye başlandı- VİDEO

    Dikmece’de dava sonuçlanmadan zeytin ağaçları sökülmeye başlandı- VİDEO

    PİRHA- Dikmece’de ‘acil kamulaştırma’ gerekçesiyle halkın zeytinliklerine konut yapma davası sürerken iş makinaları arazilere girerek zeytinlikleri sökmeye başladı. Dikmece halkı direniş çağrısı yaparak, “Şirket yetkilileri köyümüzde yine suç işliyor. Açtığımız dava sürerken zeytinlikleri sökmeye gelen şirket yetkilileri suç işliyor. Bu hukuksuzluğa karşı mücadele edeceğiz” dedi.

    Antakya ilçesine bağlı Arap Alevi köyü Dikmece’de ormanlık alanların ve zeytinliklerin konut yapımı için imara açılmasına karşı başlatılan hukuk mücadelesi 2023 yılından bu yana sürüyor. Hala devam eden yargı sürecine rağmen iş makinaları zeytinliklere girerek ağaçları sökmeye başladı. Arazilerine kanunsuz bir şekilde girildiğini ve bunun bir gasp olduğunu belirten Dikmeceliler zeytinliklerini korumak için nöbete başladı.

    Yurttaşların kurmuş olduğu Dikmece Direniyor oluşumu, konuya dair şu açıklamayı yaptı:

    “Bugün köyümüzde yine suç işlemeye gelen şirket yetkilileri ile mücadeledeyiz. Zeytinliğin hali hazırda devam eden davası olmasına ve suç duyurusunda bulunmamıza rağmen hukuk dinlemeden zeytin ağaçlarını söküyorlar. Herkesi bu dayanışmayı ve mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.”

    Zentinliklerin kesildiği alanda konuşan Meryem Kutlu adlı yurttaş, verimli alanların yok edildiğinin altını çizerek, tüm duyarlı yurttaşları doğa kıyımının yaşandığı Dikmece’ye davet etti.

    PİRHA/ANTAKYA

    İLGİLİ HABER:

    -Dikmeceli köylüler: Ceberrut iktidara karşı topraklarımızı savunuyoruz

    -Dikmece’de toprak gaspı sürüyor: İstimlak kararı çıkmayan tarlalara iş makinaları girdi

    -Büyük Dikmece Buluşmasında ‘Toprağımıza sahip çıkacağız’ mesajı

    -Dikmeceliler, Çevre Şehircilik Bakanlığı ve TOKİ’ye dava açtı

    -Dikmece direnişinde olumlu gelişme: Mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi

     

  • Tire Çayırlı köylüleri doğa katliamına karşı nöbette!-VİDEO

    Tire Çayırlı köylüleri doğa katliamına karşı nöbette!-VİDEO

    PİRHA- Acele kamulaştırma kararıyla başlatılan Tire- Belevi yol çalışması güzergahında bulunan, çam, incir ve zeytin ağaçlarının kesilmesine tepki gösteren Çayırlı köylüleri, “Gerekirse dozerin önüne yatarız” dediler.

    İzmir’in Tire ilçesine bağlı Çayırlı köyünde, Karayolları tarafından yapılmak istenen Tire-Belevi karayolu genişletme projesini prostesto etmek için Çayırlı köyü sakinleri Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada “Yol yakınken geri dönün. ağacıma, köyüme çayırlıya dokunma” pankartı açılırken sık sık “Hak hukuk adalet”, “İktidar halka hesap verecek” sloganları atıldı.

    “100 YILLIK AĞAÇLARIMIZ KESİLİYOR”

    Burada konuşan Çayırlı köyü sakinleri tapulu arazilerinde yaşanan ağaç kıyımına tepki gösterdi. Çayırlı köyünden Zehra Yıldırım, gasp edilen arazinin geçim kaynakları olduğunu vurgulayarak, “Ağaçlarımızın kesilmemesi için buradayız. Vali yardımcısı ile görüştük.  Bugün öğleden sonra saat 15:00’da karayolları ile de bir görüşmemiz olacak. Ona göre de bir bildiri hazırlayacağız sizlere. Önceliğimiz ağaçlarımızın kesilmemesi, zeytin ağaçlarımıza dokunulmaması, ormanlarımıza zarar verilmemesi.  Bizlerin yüreği yanıyor. 150 değil, 350 değil yol boyunca zeytin ağacı katliamı oldu. Bu zeytin ağaçları 15-20 senelik fidan değil, 100 yıllık ağaçlardır. Bunun bilinmesini ve bu katliamın durdurulmasını istiyoruz. Bunun için mücadele edeceğiz. Çam ağaçlarımızdan, zeytin ağaçlarımızdan, incir ağaçlarımızdan asla vazgeçmiyoruz” dedi.

    “DOZERE SİPER OLACAĞIZ”

    Tarım-Sen Başkanı Umut Kocagöz ise, Çayırlı köyü sakinlerinin dozerin önüne geçip siper olduklarını belirterek, “Biz dozer gelirse dozeri durduracağımıza söz verdik ve sonuna kadar mücadele edeceğiz. Burada bir adaletsizlik var; 2017’den beri yapılmış bir yol projesi aniden değiştirilerek köylüler mağdur ediliyor. Mağduriyet kolayca giderilebilir. Valilikte de belirttiğimiz gibi daha fazla ağacın kesilmesini istemiyoruz” diye konuştu.

    Açıklama yapan İzmir Kent konseyi ise, “Biz yolu değil adaletsizliği reddediyoruz. Mevcut yol genişletilebilecekken binlerce ağacın kesilmesini gerektiren bir yol güzergahını kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    Açıklama alkışlarla sona erdi.

    PİRHA/İZMİR

  • Milletvekili Perihan Koca, Tisan yarımadasındaki rantı Meclis’e taşıdı

    Milletvekili Perihan Koca, Tisan yarımadasındaki rantı Meclis’e taşıdı

    PİRHA- DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Tisan yarımadasında yapımı süren inşaatlarla ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na önerge vererek, “Özel koruma bölgelerinin imara açılması ve müteahhitlerin buradan devasa rant elde etmesi bakanlığınızın özel olarak ilgilendiği projeler midir” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Perihan Koca, dünyanın en güzel 13. koyu olarak bilinen Mersin’in Silifke ilçesindeki Tisan Yarımadası’nın büyük bölümüne yapılmakta olan inşaatları TBMM gündemine taşıdı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından yanıtlanması istemiyle bir soru önergesi veren Koca, bakanlığa şu soruları yöneltti:

    “1.Hazine arazilerinin satışlarında bakanlığınızın uyguladığı kriter nedir? Bu arazileri alacak tüzel ve gerçek kişiler için uygulanan kriter nedir?

    2.BERN sözleşmesi kapsamında koruma altına alınan ‘Akdeniz foklarının Yaşam ve Üreme’ bölgesi olan Tisan Adası ve kıyıları hangi yasal düzenlemeye dayanarak satışa sunulmuştur?

    3.Özel koruma bölgelerinin imara açılması ve müteahhitlerin buradan devasa rant elde etmesi bakanlığınızın özel olarak ilgilendiği projeler midir?

    4.Bir doğa harikası olarak ifade edilen koyun korunması ile ilgili bakanlığınızın bir çalışması var mıdır?

    5.Bölgede Akdeniz foklarının yaşama ve üreme bölgesi olduğu, tarafı olduğunuz BERN sözleşmesi ile sabit bulanmaktadır. Sözleşme kapsamında bölgedeki doğal yaşamın korunması konusunda bakanlığınızın ne gibi çalışmaları vardır?”

    PİRHA/ ANKARA

  • İHD Hatay Şubesi: TOKİ eliyle Samandağ’da demografik yapı değiştirilmek isteniyor

    İHD Hatay Şubesi: TOKİ eliyle Samandağ’da demografik yapı değiştirilmek isteniyor

    PİRHA- 6 Şubat depremleri sonrası Hatay’da ‘Acele Kamulaştırma’ kapsamına alınan ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca (TOKİ) konut yapılması planlanan Hatay’ın Samandağ İlçesi’nde ki Hıdırbey-Mağaracık-Yoğunoluk-Kurtderesi ve Vakıflı  Mahallelerine ilişkin raporunu kamuoyuna açıklayan İHD Hatay Şubesi, halkın demografik yapının değiştirilme endişesi taşıdığını belirterek, “Derhal bu haksız, hukuksuz “Acele Kamulaştırma” kararından vazgeçilmesini öneriyoruz” dedi.

    6 Şubat depremleri sonrası Hatay’da acele kamulaştırma kapsamına alınan ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca (TOKİ) konut yapılması planlanan Hatay’ın Samandağ İlçesi Hıdırbey-Mağaracık-Yoğunoluk-Kurtderesi, Vakıflı Mahallelerinde 12 binin üzerinde konut İnşa edilmesi planlanmaktadır.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay Şubesi, yaşanan hak ihlallerine dair basın açıklaması yaptı.

    Abdullah Cömert Parkı’nda yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği Hatay Şube Eş Başkanı Mürsel Tonguç Salmanoğlu okudu. Salmanoğlu, bir heyet oluşturarak alanda çalışmalarda ve tespitlerde bulunulduklarını belirterek, “Yaptığımız araştırmalarda Samandağ ilçesi Hıdırbey-Mağaracık-Yoğunoluk-Kurtderesi, Vakıflı  mahallerinde şu an itibari ile 1. Etap 424 Adet Konut inşaatı ile Alt yapı ve Çevre düzenleme işi,2. Etap ta aynı şekilde 750  Adet konut,3. Etapta 1112 Adet konut ve 2 adet 10 dükkanlı Ticaret merkezi ve 4. Etapta 1138 olmak üzere toplamda 3424 adet konut inşaatı alt yapı ve çevre düzenlemesi işinin ihalesi yapılmış olup çalışmalara başlanmıştır. 6 Şubat depremleri sonucu Samandağ İlçesinde resmi rakamlara göre 10700 hak sahipliğinin olduğu da tarafımızca tespit edilmiştir” dedi.

    “DEMOGRAFİK YAPININ DEĞİŞTİRİLECEĞİNE YÖNELİK KAYGILAR VAR”

    İlgili sayılı Hatay İli Samandağ İlçesi Hıdırbey-Mağaracık-Yoğunoluk iskan alanı kamulaştırma işlemi haritasında özel mülkiyetteki taşınmazların oranı, proje alanının yaklaşık yarısına denk geldiğini aktaran Salmanoğlu, şunları ifade etti:

    “Bu alanlardaki özel mülkiyet sahipleri ile yaptığımız görüşmelerde Acele Kamulaştırma kararı ile depremzedeler için yapılması planlanan TOKİ konutlarına karşı olmadıklarını fakat yapılması planlanan TOKİ konutlarının geçim kaynakları olan mandalina ve zeytin ağaçlarının olduğu alanlara tekabül ettiği, istimlak edilen yerlerin Samandağ ilçesindeki 1. sınıf tarım arazileri olduğu, Acele Kamulaştırma Kararı sonucu kendi adlarına kayıtlı tapulu arazileri ile ilgili hiçbir şekilde devlet yetkileri tarafından bilgilendirilmedikleri, e-Devlet üzerinden tapu kayıtlarının düşürülmüş olduğunu, bir kısmının da hesaplarına para yatırıldığı, yatırılan paranın rayiç bedellerinin çok altında olduğu hatta dörtte biri kadar olduğu,  proje kapsamının nereleri kapsadığı nasıl gelişeceği hakkında bilgi sahibi olmadıkları, proje alanının günübirlik değiştiğini, bu yüzden arazileri istimlak edilmeyen kişilerinde tedirgin olduğu, kendi topraklarında kendi arazilerinde kendilerine hiç haber verilmeden görüşleri alınmadan yapılan bu Acele Kamulaştırmanın kamu yararı gözetmediğini, bir kısım arazi sahibinin arazilerine sulama sistemleri kurma, kuyu açma ve havuz yapma gibi yatırımlar yaptığı,  mağdur edildikleri dile getirilmiştir.

    Ayrıca Acele Kamulaştırma Kararı ile Hazine, Vakıf ve Belediye arazilerini her yıl kirasını ödeyerek kullanan kişilerle yaptığımız görüşmelerde aynı şekilde depremzedeler için yapılması planlanan TOKİ konutlarına karşı olmadıklarını, fakat onlarca yıldır hazine arazilerini kullanılacak duruma getirmek için emek verdiklerini ekip biçtiklerini, ağaç diktiklerini, sulama sistemleri gibi bir dizi yatırım yaptıklarını, kendilerine hiçbir şekilde haber verilmeden arazilerindeki ağaçların söküldüğünü, Bilirkişilerin arazilerinde ki ağaçların sayısı ve yaptıkları yatırımları tespit etmek için gelmediklerini, bir kısım arazi sahibinin Tarım İlçe Müdürlüğü gibi ilgili kurumlara gidip dilekçe vererek sökülen ağaçların ve yaptıkları yatırımların taraflarına verilmesini talep ettiklerini, fakat kendilerine herhangi bir şekilde dönüş yapılmadığı, mağdur edildiklerini dile getirmişlerdir.  Ayrıca yatığımız görüşmelerde ve basın taramasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ının 12 mart 2023 tarihinde Samandağ Afet Koordinasyon Merkezi’nde Samandağ’da 17 bin 331 konutun inşa edileceğini söylediği; oysa hak sahipliğinin bile 10700 olduğu hatta bir kısım hak sahibinin yerinde dönüşüme başvuru yaptığı düşünüldüğünde inşa edilecek TOKİ konut sayısının iki kat fazla olduğu, bu konutların kimlere hangi şartlarda verileceğine yönelik resmi bir bilginin olmadığı, bu yüzdende Samandağ halkında demografik yapının değiştirileceğine yönelik kaygıların olduğu tespit edilmiştir.”

    “ACELE KAMULAŞTIRMA” KARARINDAN VAZGEÇİLMESİNİ ÖNERİYORUZ”

    Anayasa, yasalar ve uluslararası hukukun insan haklarına dair en önemli kaynağı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ise mülkiyet hakkı ek protokolde düzenlendiğini vurgulayan Salmanoğlu, “Buradan yetkililere, mülkiyet hakkına dair temel düzenlemelerin bu şekilde olduğunu ve bu hakkın sınırlandırılması ile durdurulmasının Anayasa’da yer alan hükümlere tabi olduğunu hatırlatarak, yaşanacak mağduriyetlerin önüne geçilmesini ve derhal bu haksız, hukuksuz “Acele Kamulaştırma” kararından vazgeçilmesini öneriyoruz” şeklinde konuştu.

    “HÂLİHAZIRDA UYGULANAN PROJELER, ŞEFFAF BİR ŞEKİLDE REVİZE EDİLMELİDİR”

    Salmanoğlu, taleplerini ise şöyle sıraladı:

    “-TOKİ konutlarının inşaat alanlarında yapılan jeoloji ve jeofizik etüt raporları, ilgili kurumlarla paylaşılmalı ve TOKİ konut inşaatlarının denetimi, İnşaat Mühendisleri Odası’na açık olmalıdır.

    -Hâlihazırda uygulanan projeler, demografik yapıyı değiştirmeden, ekolojik dengeye zarar vermeden ve yoksullaşmaya sebep olmadan, şeffaf bir şekilde revize edilmelidir.

    -Acele kamulaştırma kararıyla depremzedeler için yapılması planlanan TOKİ konutlarının inşa edileceği yerlerde halk, katılım ilkesi doğrultusunda tüm sürece dâhil edilmeli ve projeler şeffaf bir şekilde yürütülmelidir.

    – Hatay’ın Samandağ İlçesindeki Hıdırbey-Mağaracık-Yoğunoluk-Kurtderesi, Vakıflı Mahallelerinde Depremzedeler için yapılması düşünülen TOKİ konutlarında halkın geçim kaynağı olan Hazine Vakıf ve Belediyeye ait arazilerdeki portakal mandalina ve zeytinlik alanlara mümkün mertebe dokunulmamalı, ekolojik dengeye zarar vermeyen projeler geliştirilmelidir. Ayrıca TOKİ konutların yapımında gerçek kişiler ile hukuk tüzel kişilerin   Hazine Vakıf ve Belediyeden kiraladıkları arazilerin geri alınmasıyla oluşan hak kayıpları ivedilikle giderilmelidir.

    – Hatay’ın Samandağ İlçesi’ndeki Hıdırbey-Mağaracık-Yoğunoluk-Kurtderesi, Vakıflı Mahallelerinde depremzedeler için yapılması düşünülen TOKİ konutlarında halkın geçim kaynağı olan özel mülkiyete ait arazi ve konutlara müdahalenin, öncelikle hukukî bir dayanağının bulunması, bunun yanında kamu yararına dayalı meşru bir amacının olması ve nihayet müdahalenin ölçülü olabilmesi için kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin sağlanması gerektiğini tekrar vurgulayarak kamulaştırma yoluna gidilmesini, hâlihazırda kamulaştırılarak TOKİ inşaatlarının yapıldığı yerlerde rayiç bedellerinin tekrar ele alınarak gerçek değerleri üzerinden hak sahiplerine ödenmesi sağlanmalı, mağduriyetler giderilmelidir.”

    PİRHA/SAMANDAĞ

     

     

     

     

     

     

  • Ankara’da ‘Adil, eşit, özgür, ekolojik bir yaşam için bütçe’ paneli yapıldı-VİDEO

    Ankara’da ‘Adil, eşit, özgür, ekolojik bir yaşam için bütçe’ paneli yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da “Adil, eşit, özgür, ekolojik bir yaşam için bütçe” başlıklı panel yapıldı. Panelde bütçenin emekçilerin, emeklilerin, kadınların ve toplumun diğer ötekilerinin ihtiyaçları gözetilmeksizin hazırlandığı ve sermayeye hizmet ettiği vurgulandı.

    Yeşil Sol Parti, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) , Sosyalistler Partisi (SOLDEP) ve Emekçi Hareket Partisi (EHP) tarafından; “Adil, eşit, özgür, ekolojik bir yaşam için bütçe” başlıklı panel düzenlendi.

    Tüm Bel Sen binasında gerçekleştirilen panele; Mustafa Çınar’ın kolaylaştırıcılığında Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Parti Meclisi Üyesi Deniz Derinyol, Ekonomist Prof. Dr. Mustafa Durmuş, DEM Parti Milletvekili İbrahim Akın’ın konuşmacı olarak katıldı. Panele; siyasi parti temsilcileri, Alevi kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “AFRİKA ÜLKELERİ İLE YARIŞIR HALE GELDİK ”

    Panelde kolaylaştırıcı olarak yer alan Mustafa Çınar, “Kapitalizmin acımasız yüzünü farklı bir boyuttan tekrar ele almaya çalışacağız. Artık Afrika ülkeleri ile yarışır hale geldik” dedi.

    “BİR ÜLKEDE BÜTÇE HAKKI YOKSA DEMOKRASİ DE YOKTUR”

    Mevcut rejim içinde kaynakların nasıl kullanacağı, nereye kullanacağına Cumhurbaşkanı’nın tek başına karar verdiğinin altını çizen Ekonomist Prof. Dr. Mustafa Durmuş, “Açıkçası bütçe konusunda yapılan tartışmaların daha teknik olduğunu görüyoruz. Bütçe sadece siyasal belge değil, bütçe demokrasinin durumunu gösteren bir karnesi değil, bütçe aynı zamanda dinamik bir şeydir. Biz bütçeyi tartışırken siyasi, toplumsal koşullar nelerdir ona bakarız öncelikli olarak. Yoksa bütçe her sene kendini tekrar eden bir belge olmadan çıkamaz.  Neoliberal kapitalizm olarak adlandırılması artık eksik kalıyor. Nekrokapitalizm olarak adlandırıyorum. Neoliberalizm ile bu olan biteni açıklaması çok zor. Bugün içinden geçtiğimiz süreç artık otoriterle men de çok ilerisine geçmiş durumda. Yeni bir tür faşizm ile karşı karşıyayız. Geç faşizm denilen olgu ile karşı karşıyayız. Eski faşizmlerde olduğu gibi siyasi partiler kapatılmıyor ama etkisiz hale getiriliyor. Yeni faşizmin Türkiye’de Siyasal İslamcı karakteri giderek ön plana çıkıyor. Buna karşı antikapitalist bir mücadele gerekiyor. Eskiden 2017’den önce yapılan bütçeler sarayda yapılmazdı. 2017’de yapılan değişiklikten sonra dar bir kadro içerisinde hazırlanıyor. Bütçenin hazırlanması demokratik değil, bütçede denetleme söz konusu değil. Bütçe hakkı denilen hak nereye gitti?  Bütçe hakkı tamamen ortadan kaldırılmış durumdadır. Bir ülkede bütçe hakkı yoksa demokrasi de yoktur. Eğer savaş istenmiyorsa, bunun karşısına barışın konulması lazım. Bütçe hakkını birçok açıdan tartışabiliriz” dedi.

    “BÜTÇE AÇIĞININ DARALTILMASI BİZİM AÇIMIZDAN KEMER SIKMADIR”

    Varlık Fonu’nun mevcut rejimin paralel hazinesi olarak işlev gördüğünü belirten Mustafa Durmuş, şunları söyledi:

    “Savunma Sanayi Destekleme Fonu militanlaşmanın boyutunu gösteriyor. SSDF hiçbir denetime tabi değildir. Bu işin özünde askeri sanayi karması denilen bir sistemin olduğunun altını çizelim.

    Bütçe açığın daraltılması bizim açımızdan kemer sıkmadır. Halkın bütçesi değil kemer sıkma bütçesi olmaya başlıyor. 1 puan birden arttıracaklar bu da daha çok vergi alacaklarına anlamına geliyor. Böyle bir bütçede emekçiler için çok ciddi bir kemer sıkma var. Vergi yükü 11 trilyonluk bir vergi alınacak. Yüzde 65-70’i dolaylı vergiler olarak halktan alınacak. Semayenin vergisi oldukça düşük. Aynı vergiyi ödeyince eşit olmuyorsunuz, çünkü gelirleriniz eşit değil. Böyle bir vergi halkın refahına aykırı bir şeydir. Ölümü gösterim sıtmaya razı etmeye çalışıyorlar. Faizler için ayırdıkları kaynak bütçe açığından daha fazla. Rant, faiz, kar gelirlerinin maksimize edilmesini hedef alan bir sistem var. Faize ne kadar karşı olduğunu ballandıra ballandıra anlatan iktidar Türkiye Cumhuriyet tarihinin en yüksek faizini ödüyor. Harcımalar içinde en öne çıkan iç ve dış güvenlik harcamaları. Bütçenin en ağırlıklı kalemlerinin biri faize gidiyor, diğeri savaşa gidiyor. Diyanet’e ayrılan kaynak çok yüksek, bu rejimin en önemli sac ayaklarından biri. Bu kadar büyük bütçe alan Diyanet’in Aleviler için ne getirdiği sorusu çok önemli? Peki Kürtlere bütçe var mı? Hayır yok. Ekolojiye bütçe yok. Bu rejimin bütçesi demokratik, değil, faşizan, ekolojiye, kadına düşman.”

    “BÜTÇE BİR SEMAYE TRANSFERİDİR”

    SYKP Parti Meclisi Üyesi Deniz Derinyol, “Bütçe süreçleri bütün dünyada, kapitalist toplumlarda son derece karışık teknik metinler halinde halkın anlamayacağı biçimde önümüze sunulur. Yüzde 50’den fazlasının savaş ve sermaye olduğu ortadır. Vergilerin önemli bir kısmı dolaylı vergilerden elde ediliyor. Vergi kaçırmak bile sınıfsal bir mesele bu ülkede. Verginin her zaman tamamı emekçilerden alınır. Vergi adaleti diye bir şey yoktur, ama vergi isyanları diye bir şey vardır. Sınıf mücadelesinin muharebe alanlarından biridir. Mesele her zaman sermayeyi geriletmektir, mesele burada da, budur. Vergilerin tamamını sermayen alsalar bile sizin birikmiş emeğinizden alacaklar. Bütçe bir semaye transferidir. Tarihimiz, vergi isyanları tarihidir bu bakımdan. Hukuk önünde kadınlar ve erkekler eşittir. Somut olarak eşit olmadığını hepimiz biliriz. Bütçe düşünülürken ‘sokağa kaç lamba yapacağım, kaç tane kreş yapacağım, kaç tane kadın sığınma evi kuracağım, kadın ve kız çocukların eğitimi için ne yapacağım, şiddettin önlenmesi için hangi kurumları kuracağım diye düşünülmeli. Bunların hepsini kalem kalem düşüneceksiniz. Bizim bütçemizde bu özgün sorunlarımız için reva görülen kalemin 38 kuruş olduğunu belirtelim” diye konuştu.

    ” ÜLKEMİZDE BÜTÇEMİZİN ULUSLARARASI GÜÇLER  YÖNETİYOR”

    DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın, bütçe çalışmalarının bir yasamanın kendi doğal akışı içeriside gerçekleşmediğini belirterek, “Biz bütçe meselesini insanlarımızın hayatlarının iyileştirilmesi için, adil bölünmesi için bir tartışma yürüyoruz.  Türkiye karbon salınımı konusunda birinci durumda. Enerji Bakanlığı bu konuda bütçenin arttırılmasını kabul etmedi. Çünkü kendi iradeleri yok. Mevcut tabloya bakıldığında emekçilere, emeklilere ve yoksullara verilecek parayı bu ülke topluyor. Ama bütçe faize ve savaşa gidiyor. Türkiye’nin rejimi değişmiş durumda. Hitler faşizminden farklı olarak sadece seçimlerin yapılabildiğini görüyoruz. Ancak orada da kayyum siyaseti yürütüyorlar. Seçilmiş olanlar görevden alınıyor. Bir çürüme ile karşı karşıyayız. Bireysel silahlanma 12 yaşına inmiş durumda. Türkiye olağan üstü durumlarda darbe olmadan darbe sistemi ile karşı karşıyayız. Demokratik hak arayışları meşru koşullarda yürütülmez durumda. Bu koşullarda en azından mevcut iktidar bizim şimdiye kadar söylediklerimizi meşru olarak söyler durumdalar. İktidar barış açısından bir hamle yaptı ama tartışılmıyor. Çözüm olmayacak bir iş değil. Bu iktidar sıkışmış durumda, güvenini kaybetmiş durumda. Sarılma siyaseti yapıyorlar. Bütçe meselesi hala bitmiş durumd değil. Komisyonda büyük değişiklikler yapamadığımızı gördük. Meclis’te bütün muhalefet buna itiraz ediyor. AKP milletvekilleri gelip sadece oy kullanıyorlar. Bu bütçe meselesi Türkiye’nin bir kere yaptığı bir şey ama iki kere güncelleniyor. Yaptıklarının yetersiz olduklarını görüyorlar biraz da taktik olarak yaptıkları bir durum. Ülkemizde bütçemizi uluslararası güçler de yönetiyor diyebilirim” dedi.

    Panel forum şeklinde devam ederken, konuşmacılar yöneltilen soruları cevapladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ankara’da Kazdağları’nda süren ağaç kıyımına karşı eylem!-VİDEO

    Ankara’da Kazdağları’nda süren ağaç kıyımına karşı eylem!-VİDEO

    PİRHA- Ankara Sakarya Caddesi’nde bir araya gelen ekoloji örgütleri, Cengiz Holding’in Kazdağları’ndaki altın ve bakır madeni projesine tepki göstererek, Danıştay’ın bir an önce yürütmeyi durdurma kararı vermesini istedi.

    Ankara’da bulunan ekoloji örgütleri, Sakarya Caddesi’nde bir araya gelerek Kazdağları’nda süren ağaç kıyımına tepki gösterdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Ekoloji Meclisi’nden Tuğba Kahraman, maden projesi sahibi Cengiz Holding’in hukuki süreç devam etmesine rağmen orman kıyımına başladığını söyledi.

    “YIKIM DURDURULMAZSA 1 MİLYONA YAKIN AĞAÇ KATLEDİLECEK”

    Ekoloji örgütleri adına açıklamayı Polen Ekoloji üyesi Deniz Gümüşel okudu. Gümüşel, orman kesiminin acilen durdurulması çağrısında bulunarak, “Cengiz Holding, Çanakkale Bayramiç ilçesi Hacıbekirler köyünde kurmak istediği 60 bin dönüm ruhsat alanına sahip Halilağa Bakır Madeni projesi için 6 bin dönümlük ÇED alanda, halkın tüm itirazlarına ve hukuki süreç devam etmesine rağmen orman katliamına başladı. 5 bin 200 dönümlük ormanlık alanda yüzbinlerce ağaç ve içindeki tüm canlıları ile birlikte çok büyük bir orman ekosistemi yıkıma sebep olacak, geleceğimizi yok edecek bu projenin derhal iptal edilmesi gerekmektedir. Eğer bu yıkım durdurulmazsa 1 Milyona yakın ağaç katledilecek” dedi.

    “600 DÖNÜMLÜK TARIM ALANI GASP EDİLEREK ŞİRKETE PEŞKEŞ ÇEKİLDİ

    Kesilen sadece ağaçlar değildir, şirket ve bu yıkıma izin veren tüm yetkili kurumlar bilsinler ki kesilen tüm Türkiye’nin nefesi olduğunu vurgulayan Gümüşel, “Eğer bu yıkım projesi gerçekleşirse Kazdağları ekosistemi geri dönüşü olmayacak şekilde zarar görecek. Proje kapsamında 3 köy, onlarca verimli tarım alanı haritadan silinecek. 55 köyün su kaynağı, Kocabaş Çayı’nın sulan maden projesine tahsis edilecek. Madenin yaratacağı kirlilik Bayramiç ve Ezine tanım alanlarını, yaşam alanlarını yüzyıllarca tehdit edecek. Köylerin tarla alanları ile ilgili kamulaştırma davaları açıldı. 600 dönümlük tarım alanı gasp edilerek şirkete peşkeş çekildi ve proje kapsamında yok edilecek” diye konuştu.

    ÇED Olumlu Kararı’nın iptali için 94 davacı ile açılan dava, davacılardan yana olan bilirkişi raporuna rağmen, 3 kişilik mahkeme heyeti tarafından 1 karşı oya ile kaybettirildiğini ve Danıştay’da temyiz sürecinin devam ettiğini belirten Gümüşel, hukuki süreç devam ederken başlanan ağaç kesimleri hukuksuz olduğu ifade edildi.

    PİRHA/ANKARA

  • HDK Eş Sözcüsü Kenanoğlu: İktidar Kazdağları’na Cengiz Holding’i kayyım olarak atadı-VİDEO

    HDK Eş Sözcüsü Kenanoğlu: İktidar Kazdağları’na Cengiz Holding’i kayyım olarak atadı-VİDEO

    PİRHA-Kazdağlarının korunması için Hacıbekirler Köyü’nde bir araya gelerek bu çevre talanına karşı eylem başlatan yurttaşlara destek veren HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, iktidarın bir çok kente kayyım atadığı gibi Kazdağları’na da Cengiz Holding’i kayyım olarak atadığını vurgulayarak, “Bu yağmacılar, talancılar buradan def olup gideceklerdir” dedi.

    İktidarın yıllardır kamu kaynaklarını ve doğayı teslim ettiği ve üstüne bir de vergi borçlarını sildiği Cengiz Holding’in yan kuruluşu Truva Madencilik, Kazdağları’nın eteklerinde altın ve bakır madeni için 1 milyon ağacı katletmeye hazırlanıyor.

    “YAĞMACILAR, TALANCILAR BURADAN DEF OLUP GİDECEKLER”

    Bölge halkı, Hacıbekirler Köyü’nde bir araya gelerek bu çevre talanına karşı eylem başlattı. Eyleme destek veren Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, iktidarın bir çok kente kayyım atadığı gibi Kazdağları’na da Cengiz Holding’i atadığını vurguladı.

    HDK Eş Sözcüsü Kenanoğlu, “Bu ormanların sahipleri buradaki sincaplardır,kurtlardır, börtü böceklerdir. Cengiz Holding de buraya atanan kayyumdur. Bu kayyumları Türkiye’nin her tarafından, ormanlarımızdan da def etmek için mücadele edeceğiz! Buranın gerçek sahipleri, buraya sahip çıkanlar burada yaşamaya devam edeceklerdir. Bu yağmacılar, talancılar buradan def olup gideceklerdir. Eskiden devlet insanlara karşı ormanları korurken, şimdi insanlar ormanlarını devlete karşı koruyor. Bizler yaşam ve barış savunucuları olarak rantçılara, talancılara karşı mücadelemizi büyüteceğiz, kayyımları göndereceğiz” dedi.

    PİRHA/ÇANAKKALE

  • İklim Adaleti Koalisyonu: Kaçak beton santrali sorumluları yargılansın-VİDEO

    İklim Adaleti Koalisyonu: Kaçak beton santrali sorumluları yargılansın-VİDEO

    PİRHA-İklim Adaleti Koalisyonu, Hatay’da doğayı ve canlı yaşamını tehdit eden beton santralinin ruhsatsız bir biçimde faaliyetine devam ettiğine vurgu yaparak, “Hem ruhsatsız ve kaçak çalışan beton santralinin acilen kapatılmasını, hem de sağlıklı bir çevrede yaşama hakları için mücadele eden arkadaşlarımızın can güvenliğinin sağlanmasını için yetkilileri göreve çağırıyoruz” dedi.

    İklim Adaleti Koalisyonu, Hatay’daki beton santralleri ve taş ocaklarının yarattığı halk sağlığı sorunlarına, ekokırım riskine, tarım ve zeytinliklerin yok olması ilişkin basın açıklaması yaptı. Koalisyon adına açıklamayı yapan Demet Parlar, bölge halkının ve uzmanların itirazlarına rağmen beton santralinin kaçak bir biçimde çalışmaya devam ettiğine dikkat çekti.

    “SANTRAL FAALİYETLERİNE KAÇAK OLARAK DEVAM EDİYOR”

    Demet Parlar, santralin ruhsatsız bir biçimde çalıştırıldığını belirterek şunları söyledi:

    “Yerleşim alanlarının ortasında, toz-duman ve gürültü içinde çalışan Gürkal Hazır Beton Santrali; kısa ve uzun vadede başta kanser ve kalp damar hastalıkları olmak üzere ciddi halk sağlığı problemleri, ağır bir ekolojik kırımla Samandağ’ı tehdit ediyor. Ayrıca santralin zaman içinde daha yoğun toksik emisyonlar yayması, burada tehlikeli atıkların da yakıldığı şüphesini artırıyor. Sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı talebiyle santral henüz faaliyete geçmeden defalarca kaymakamlık ve belediyeye doğrudan, ilgili bakanlıklara ise CİMER aracılığıyla onlarca dilekçe gönderildi. Samandağ Belediyesinin santrali mühürlemesi bile 7 Haziran’da ruhsatsız olarak çalışmaya başlamasını engellemedi.

    Santral; yoğun yerleşimli üç mahallenin ortası, bir ilkokulun çok yakını, narenciye bahçeleri ve seraların yanı, Asi nehrinin eski yatağı, endemik benekli kaplumbağaların yaşam alanlarının hemen karşısı, yani mevzuatlarla yasaklanan alanlarda faaliyetine devam ediyor. Üstelik 22 Nisan 2024 tarihinde belediye görevlilerince mühürlenmiş olmasına rağmen kaçak bir şekilde çalışmasını sürdürüyor. Samandağ Belediyesi’nin Encümen kararı ile alınan ve idari mahkemece kabul edilen yıkım kararının uygulanması 12 Eylül 2024 tarihinde Samandağ Emniyet Müdürlüğünce engelleniyor, yıkım yapılamıyor.

    ÇEVRECİLERE BETON SANTRALİ SAHİPLERİNDEN TEHDİT

    İklim Adaleti Platformu bileşenlerinden Samandağ Ekoloji Platformu üyeleri Mevlüd Oruç, Ferit Diker ve Bereket Akçay’ın, sağlıklı bir çevrede yaşam hakkı için sürecin başından beri verdikleri mücadele nedeniyle Gürkal Hazır Beton Santrali şirketinin ortaklarınca hem telefonla hem de yollarının kesilerek tehdit edilmesi, hakaret ve sinkaflı küfürlere maruz kalmaları kabul edilemez. Yaşamı yok oluşa sürükleyen bu santral ve Hatay’da benzer koşullarda çalışan tüm santrallerin, taş ocaklarının durdurulması ve kaldırılması ya da yurt dışında olduğu gibi çevreye ve insan sağlığına zarar vermeden çalışmalarının sağlanması gerektiğini, bunun yapılmaması durumunda buna göz yumanların, izin verenlerin suç işlediklerini hatırlatıyoruz.

    Demokrasi, yaşam ve doğa savunucuları olarak sürecin takipçisi olduğumuzun ve olacağımızın, hem ruhsatsız ve kaçak çalışan beton santralinin acilen kapatılmasını, hem de sağlıklı bir çevrede yaşama hakları yani Anayasal hakları için mücadele eden arkadaşlarımızın can güvenliğinin sağlanmasını beklediğimizi kamuoyuna duyuruyor ve yetkilileri göreve çağırıyoruz.”

    PİRHA/ HATAY

     

  • Ekolojistler, beton santrali sahipleri hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    Ekolojistler, beton santrali sahipleri hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    PİRHA-Samandağ’da yaşam alanlarına yakın olan beton santraline karşı çıktıkları için tehdit edilen yaşam savunucuları Samandağ Adliyesi’ne giderek beton santrali sahipleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Hatay’ın Samandağ ilçesinde depremden sonra yasadışı bir şekilde kurulan beton santrali sahiplerinin, santrale karşı çıkan doğa savunucularına yönelik tehditlerine karşı, Samandağ Belediyesi TİP Meclis üyesi ve HBB Melis üyesi Ferit Diker, Samandağ Ekoloji Platformu üyesi Mevlüd Oruç ve Mahalle sakinlerinden Bereket Akçay, Samandağ Adiliyesi’ne giderek Samandağ Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundular.

    Suç duyurusunun ardından Samandağ Adiliyesi önünde basın açıklaması yapan Ferit Diker, Mevlüd Oruç ve Bereket Akçay’a, Samandağ Emek ve Demokrasi Güçleri temsilcileri de destek verdi.
    Basın açıklamasını okuyan Ferit Diker, tehditlerin kimden ve nerden gelirse gelsin, demokrasi, eşitlik ve ekoloji mücadelesinde sonuna kadar yer alacaklarını belirtti.

    “TEHDİTLERE BOYUN EĞMEYECEĞİZ”
    Gürkal Hazır Beton Santrali şirketinin ortaklarından telefonla tehdit edildiklerini, hakaret ve sinkaflı küfürlere maruz kaldıklarını ifade eden Diker, şunları dile getirdi:

    “İş yerlerimizin ve evlerimizin gidiş geliş yol güzergahı üzerinde yolumuza çıkan kişilerce dövülmek, kırmak, vurmak, pişman etmekle tehdit ediliyoruz. Kaçak beton santralinin yerinin değiştirilmesi taleplerimiz ve hukuki sürece katılmamız nedeniyle önce telefon açarak tehdit ve hakaretlerde bulunmuşlardır. “Sizi dövdürürüz, başına kaza gelir, belanı mı arıyorsun, eğer burası kapanırsa 3 milyon euromu verirsiniz, vermez iseniz Cuma akşamını görmezsiniz” gibi tehdit vari sözler sarf edilmiştir. Yakın bir zamanda motosikletli iki kişinin mahalleye gelerek Ferit Diker’i sordukları, evini öğrenmek istedikleri mahalleli tarafından Ferit Diker’e anlatılmıştır. Şüphelilerin, Ferit Diker’e ana avrat sövdüklerini, gününü göstereceklerini Samandağ’ın muhtelif ortamlarında konuştukları da vakidir.
    Beton Santrali ortakları; yüksek makamlardan destekli/torpilli olduklarını ve Cumhurbaşkanından dahi İmzaları olduğunu vb ifadelerle kendilerine dokunulmazlık sağlamaya çalıştıkları biliniyor. Bunların yetmediği yerde ise tehditle toplumu sindirerek kabul ettirme, rıza devşirme uğraşı içindeler. Beton Santrali şirket ortaklarından Mevlüd Oruç’u telefonla arayarak Cumhurbaşkanından imza olduğunu iddia etti. “Beton Santrali zararlı olsaydı Cumhurbaşkanı imzalar mıydı? v.b. ifadelerle ile, Cumhurbaşkanlığını dahi biz Cumhura karşı tehdit, sindirme ve rıza devşirme aracı olarak kullanmaya çalışıyorlar.
    Yine, Samandağ ilçesinin küçük ve konuşulanların çabuk yayıldığı bir yer olması hasebiyle, Beton Santrali ortakları bizleri tuttukları adamlara dövdürecekleri haberlerini yaymak suretiyle, çevre ve toplum sağlığını korumaya çalışanlara gözdağı vermektedirler.
    Mevlüd Oruç işyerine giderken, işyerine yakın bir yerde yoluna çıkan iki şahıs beton santrali sahiplerinin dövdürteceği haberini verdiğinden, şüphelilerin bir eylem hazırlığında olduklarını göstermiştir. Ayrıca Bereket Akçay’ın evine yakın yerde yoluna çıkan iki şahıs beton santrali sahiplerinin dövdürteceği haberini verdiğinden bu şikayeti yapmamıza vesile olmuştur.
    Bize ve Beton santralini şikayet edenlere yönelik gelecek her türlü olumsuzluk ve saldırının müsebibi Gürkal Hazır Beton ortakları Ali Kallaoğulları, İsmail Kallaoğulları’dır. Biz silahsız  ve korumasız demokrasi, emek, eşitlik, toplum ve doğa savunucusu ekolojistleriz. Ucu kime dokunursa dokunsun zehir santraline karşı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Maalesef; Türkiye’de işler Tersine dönmüş durumda.  Topluma ve doğaya zararlı faaliyetler koruma altına alınır hatta desteklenir olmuştur. Topluma ve doğaya zararlı faaliyetlere karşı durmak, şikayet etmek, durdurulmasını istemenin can ve mal güvenliği yok olmuş maalesef.  Türkiye’de; ekolojistler, demokrasi ve eşitlik mücadelesi içinde olan yurttaşlar; tehdit ediliyor, dövülüyor, kırılıyor ve öldürülüyor. Tehditler kimden ve nerden gelirse gelsin, bütün ülkemiz Türkiye de, ilimiz Hatay’da ve İlçemiz Samandağ da ufkumuz ve gücümüz yettiğince demokrasi, eşitlik ve ekoloji mücadelesine sonuna kadar yer almaya devam edeceğiz. Türkiye Demokrasi, Emek ve Ekoloji güçlerini dayanışmaya davet ediyoruz. Toplumun Ciğerine ve doğanın kalbine Beton Santrali adı altında kurulan Zehir ve kanser Santrali kapatılana kadar mücadele sürecektir. Duyarlı Halkımızı ve duyarlı kuruluşları dayanışmaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/SAMANDAĞ