Etiket: ekonomik kriz

  • SAMER raporu: Alım gücündeki düşüş pazarlara yansıdı!

    SAMER raporu: Alım gücündeki düşüş pazarlara yansıdı!

    PİRHA- SAMER Saha Araştırmaları Merkezi’nin Diyarbakır’da 142 pazar esnafıyla yaptığı araştırma, ekonomik krizin semt pazarlarına yansımasını ortaya koydu. Araştırmaya göre yurttaş daha az ürün alıyor, daha ucuz ürünlere yöneliyor, pazarcı esnafı ise artan maliyetler nedeniyle kâr edememekten şikâyet ediyor.

    SAMER Saha Araştırmaları Merkezi, ekonomik krizin semt pazarlarına etkisini ortaya koymak amacıyla Diyarbakır’da gerçekleştirdiği “Semt Pazarı Araştırması”nın sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. 2-9 Haziran tarihleri arasında dört farklı semt pazarında faaliyet yürüten 142 esnafla yüz yüze yapılan görüşmelerde, artan maliyetlerin hem esnafı hem de tüketiciyi zorladığı tespit edildi.

    Araştırmada, pazar yerlerinde çok dilli iletişimin yaygın olduğu görüldü. Katılımcıların önemli bir bölümü Türkçe ve Kürtçe’yi birlikte kullandığını belirtirken, yalnızca Kürtçe konuştuğunu söyleyenlerin oranı da dikkat çekti. Raporda ayrıca müşterilerin büyük bölümünü kadınların oluşturduğu belirtilerek, hane halkı tüketim kararlarında kadınların belirleyici rol oynadığına işaret edildi.

    ESNAF HER GÜN YENİ ZAMLA KARŞILAŞIYOR

    Araştırmaya katılan esnafın yüzde 34,5’i ürünlere neredeyse her gün zam geldiğini belirtirken, yüzde 13,4’ü haftada bir, yüzde 16,9’u ise ayda bir fiyat artışı yaşandığını ifade etti. Esnafın yüzde 81’i ise fiyat artışları nedeniyle müşterilerden tepki gördüğünü söyledi.

    Satışların nasıl etkilendiğine ilişkin sorularda da tablo dikkat çekti. Katılımcıların yüzde 59,3’ü satışlarının düştüğünü, yüzde 31,4’ü ise çok ciddi düşüş yaşadığını belirtti.

    MÜŞTERİ DAHA AZ ÜRÜN ALIYOR

    Araştırmada tüketici davranışlarındaki değişim de ortaya konuldu. Esnafın gözlemlerine göre müşteriler artık daha az ürün satın alıyor, daha ucuz ürünlere yöneliyor ve alışveriş sıklığını azaltıyor.

    “Son bir yıl içinde tüketicinin alım gücü nasıl değişti?” sorusuna katılımcıların yüzde 49,3’ü “azaldı”, yüzde 43’ü ise “çok azaldı” yanıtını verdi. Bu sonuç, pazarcı esnafının büyük çoğunluğunun vatandaşın satın alma gücündeki gerilemeyi doğrudan gözlemlediğini ortaya koydu.

    MALİYET ARTIŞININ BAŞLICA NEDENİ MAZOT

    Araştırmada ürün fiyatlarındaki artışın nedenleri de esnafa soruldu. Katılımcıların yüzde 37,2’si zamların temel nedeni olarak mazot fiyatlarındaki yükselişi gösterirken, yüzde 21,5’i üretimdeki azalmayı, yüzde 18,4’ü ise ekonomik politikaları işaret etti.

    Bazı esnaflar ise tarladan pazara ulaşana kadar ürün fiyatlarının katlanarak arttığını belirtti. Katılımcıların bir bölümü, bazı ürünlerin fiyatının beş kata kadar yükseldiğini ifade etti.

    “SEMT PAZARLARI EKONOMİK KRİZİN AYNASI”

    Araştırmanın sonuç bölümünde semt pazarlarının yalnızca alışveriş yapılan yerler olmadığı vurgulandı. Değerlendirmede, ekonomik kriz ve yoksullaşma süreçlerinin en görünür şekilde semt pazarlarında hissedildiği belirtilerek şu tespitlere yer verildi:

    “Enflasyon ve maliyet artışları pazarcı esnafını ciddi biçimde zorlamakta, tüketicilerin alım gücü giderek düşmektedir. Daha az ve daha ucuz ürün satın alma eğilimi yaygınlaşırken, esnafın satış yapmasına rağmen kârlılığı gerilemektedir. Semt pazarları özellikle düşük ve orta gelir grupları için önemli bir gıda erişim kanalı olmaya devam etmektedir.”

    Araştırmada ayrıca semt pazarlarının ekonomik krizlerin, yoksulluğun, kültürel çeşitliliğin ve gündelik yaşam mücadelelerinin gözlemlenebildiği önemli toplumsal alanlar olduğuna dikkat çekildi.

    HABER MERKEZİ

  • Dersimli yurttaşlar: Asgari ücret kazanan bir insan 25 bin TL kirayı nasıl ödesin?-VİDEO

    Dersimli yurttaşlar: Asgari ücret kazanan bir insan 25 bin TL kirayı nasıl ödesin?-VİDEO

    PİRHA-Kiralık ev fiyatlarının çok yüksek olduğunu belirten Dersimli yurttaşlar, “Asgari ücret kazanan bir insan 25 bin TL kirayı nasıl ödesin? Devletin bu duruma bir an önce el atması lazım. Dersim’de kiralar yürümüyor, uçmuş durumda” dedi.

    Dersim’de ev kiralarının artması ve kiralık ev bulunmaması, büyük bir sorun haline gelmeye başladı. Dersim’de kira ve konutların durumu halk için sorun olmaya başlarken, halkın şikayetleri de artıyor.

    Kira artışlarında %25 sınırının kaldırılması ardından Dersim’de asgari ücretli ve emekliler zor günler yaşıyor. Halk kiralarını ödemekte güçlük çekiyor.

    Dersim’deki ev kiralarının durumunu yurttaşlara sorduk.

    “KİRALAR ÇOK PAHALI”

    Dersim’e gelen yabancı memurlar ve yurtdışındakilerin ev satın alıp kiraya vermedikleri için fiyatların çok yüksek olduğunu belirten Metin Akbayır, “Dersim’de evler çok pahalı. Elazığ’da merkezi yerlerde doğalgazlı evlerde ucuz ama burada en ücra yerlerde bile 10 bin TL’den başlıyor” dedi.

    Kiraların çok pahalı olduğunu vurgulayan Hüseyin Gül, “Vatandaş ne yapsın, evinde 4-5 nüfus olan birisi nasıl geçinsin? Kiralar çok pahalı, biraz normalleşmesi lazım. Dersim’de her şey çok pahalı, bir düzen yok burada” diye belirtti.

    “BAZI EV SAHİPLERİ VİCDANSIZ”

    Pahalılığa dikkat çeken Binali Turhan ise, “Bankaların verdiği kredilerin faizleri çok yüksek olduğu için herkes ev alamıyor. Bu nedenle ev fiyatları yüksek. Dersim’de ev fiyatları 5,5 Milyon TL iken Elazığ’da ise 2 Milyon TL. Burada yeterince denetleme olmadığından dolayı kaynaklanıyor. Devletin bir an önce bu duruma el aması gerekiyor. Benim evimde de kiracı var onu çıkardıktan sonra ben de kirayı %100 artıracağım. Geçimim aldığım kiraya göre, artık her şey çok pahalı. Herkes kendi açısından haklıdır” diye ifade etti.

    Kiraların talebe göre şekillendiğini ifade eden Hıdır Coşkun, “Çok ev olmadığı için kiralar da yükseliyor. Ama tabi ki bazı yerlerde fahiş fiyatlar var. Bazı ev sahipleri de vicdansız” şeklinde konuştu.

    “ASGARİ ÜCRETLE ÇALIŞAN BİR İNSAN 25 BİN TL KİRAYI NASIL ÖDESİN?”

    Kiraların çok pahalı olduğunu dile getiren Metin Bulut, “Dersim’de 20-25 bin TL’ye kiralık ev olamaz. Burası dar gelirli bir yer, herkes o paraları veremez. Polis ve askerin parası vardır, o paraları verebilir ama asgari ücretle çalışan birisi o paraları nasıl versin?” dedi.

    8 yıldır yaşadığı evinde 15 bin TL’ye oturduğunu belirten Selçuk Çığlık, “Asgari ücret kazanan bir insan 25 bin TL kirayı nasıl ödesin? Artık bir yıllık peşin kira, komisyon ve depozito isteyenler oluyor. Kiracılar zor durumda, tabi ki ev sahipleri kiraları artırsın ancak her şeyin de bir ahlaki boyutu var. Ev sahipleri, %300-%500 kira zammı yapmasın. Dersim’de her yerde kiralar çok yüksek. Bizim bu duruma karşı yapacak bir şeyimiz olmayabilir ama devletin bu duruma bir an önce el atması lazım. Ama devlet, devletliğinden vazgeçmiş ise ona bir şey diyemem” diye konuştu.

    “İSTANBUL VE DERSİM’DEKİ KİRA FİYATLARI AYNI”

    Dersim’de ev kiralarının çok yüksek olduğunu söyleyen Hülya Aydoğdu, “2017 yılında Dersim’e geldiğimde 600 TL’ye kirada oturuyordum ama şu anda bizim binada kiralar 28-30 bin TL’yi bulmuş durumda. Kiraların bu kadar yükselmesinin nedenini gurbetçilere bağlıyorum. Burada ev satın alıp oturmuyorlar, ev fiyatlarının yükselmesine sebebiyet veriyorlar. Kira fiyatları konusunda bir önlem alınmalı” diye ifade etti.

    Kiraların yüksek olduğunu ifade eden Oktay Kaçar, “İstanbul’daki kiralarla Dersim’deki kiralar aynı. Bizler kiraların düşmesini isteriz ama elimizden bir şey gelmiyor” diye vurguladı.

    “EV SAHİPLERİNİN BİRAZ MERHAMETLİ OLMASI LAZIM”

    ‘Dersim’de ev kiraları çok yüksek ancak bu durum vicdan meselesi’ diyen Hüseyin Bulut, “Memurlar, yüksek kiraları verebiliyor diye kiraları yüksekten veriyorlar ancak öğrenciler o kirayı verebiliyor mu? İnsanların da biraz merhametli olması lazım” diye konuştu.

    Kirasının 3.500 TL’den 10 bin TL’ye çıktığını dile getiren Nadide Yallı, konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “Ev sahipleri evlerini yaparken emeklerini ortaya koymuşlar ama her şeyin fiyatı artıyor diye kiralar niye bu kadar artıyor. Una ve emek gücüne zam yapıldığı için ekmeğe zam yapılıyor ama eve niye zam geliyor. Buraya gelen Almancılar kiraları çok yükselttiler. Şimdi ev almanız mümkün değil. Asgari ücretle geçinen insanların aldığı maaş ile 20 bin TL kira nasıl versin. İnsanların en doğal hakkı olan barınma ihtiyaçlarının bile bu kadar pahalı olması çok korkunç. Bazen gidip çadır kurup yaşayalım diyorum. Koşullarımıza baktığımızda Dersim’de ev de yok ve bu durum ev sahiplerinin fırsatına dönüyor. Ev yok, ben kiramı yüksek tutarım diyorlar. İnsanlar hep birlikte bunun karşısında durmalı. Dersim’de kiralar yürümüyor, uçmuş durumda.”

    PİRHA/DERSİM

  • Milletvekili Fırat: Bu ülkenin siyasi darbelere değil, iç barışa ihtiyacı var-VİDEO

    Milletvekili Fırat: Bu ülkenin siyasi darbelere değil, iç barışa ihtiyacı var-VİDEO

    PİRHA – DEM Partili Celal Fırat, AKP hükümetinin kayyım ve tutuklama politikalarını eleştirdi. Yapılan operasyonların ekonomik etkilerine işaret eden Fırat, “Türkiye her gün demokrasiden, hukuktan ve adaletten uzaklaşıyor. Bu ülkenin siyasi darbelere değil, daha fazla hukuka, daha fazla demokrasiye, daha fazla iç barışa ihtiyacı var” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Meclis Genel Kurulunda gündeme ilişkin söz aldı. Belediyelere yönelik operasyonlar ardından yapılan protestolara değinen Fırat, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’yla birlikte belediye başkanlarının, gazetecilerin, belediye meclis üyelerinin tutuklanması sonrasıyla başlayan Türkiye çapında birçok olaylarda umut ediyoruz ki üniversite öğrencileri ivedilikle serbest bırakılır. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyoruz. Milletin iradesine saygı gösterilmelidir” dedi.

    FIRAT: TÜRKİYE HER GÜN DEMOKRASİDEN UZAKLAŞIYOR

    Milletvekili Fırat, konuşmasında kayyım politikaları ve hasta tutsaklar sorununu da gündeme getirdi. Fırat, şunları söyledi:

    “Türkiye bir an önce bu kayyum politikalarından, bu yapılan operasyonlardan uzaklaşmalı, baharın başlangıcını yaşadığımız bugünlerde, bu mevsimde barışın, demokrasinin önünü açacak adımları hızlıca atmalıyız. Yapılan bu operasyonlar hem hukuk devletine hem de seçme seçilme hakkına saygı göstermemektir. Suçlamalar arasında yer alan CHP ve DEM PARTİ arasında yapılan “kent uzlaşısı” gibi demokratik bir kavramın suç sayılması abesle iştigaldir.

    Sevgili Mahir Polat hakkında ev hapsi kararı verildi biraz önce; bu çok sevindiricidir. Umut ediyoruz ki diğer hasta tutsaklar da olmak üzere tez zamanda özgürlüklerine kavuşurlar. “Adalet her işte Hakk’ı bilmektir.” der Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli. Türkiye her gün demokrasiden, hukuktan ve adaletten uzaklaşıyor. Bu ülkenin siyasi darbelere değil, daha fazla hukuka, daha fazla demokrasiye, daha fazla iç barışa ihtiyacı vardır. Biz demokratik siyasete yönelik her türlü baskıya karşı durmaya devam edeceğiz. İstanbul halkının ve Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren tüm kesimlerin yanında durmaya devam edeceğiz.”

    “VAHİM TABLO DAHA DA KÖTÜLEŞTİRECEKTİR”

    DEM Partili Fırat, ekonomi ile demokrasi arasındaki ilişkiyi de vurguladığı konuşmasında şu cümlelere yer verdi:

    “19 Mart siyasi darbe girişimi Türkiye ekonomisinde büyük bir tahribat yaratmıştır. Akaryakıt zamları, döviz yükselişleri, elektrik zamları Türkiye vatandaşlarını, emekliyi, asgari ücretliyi nefes alamaz duruma sürüklemiştir. Bakınız, ekonomi ile siyaset arasına ve dolayısıyla ekonomi ile demokrasi arasında doğrudan bir ilişki vardır. Türkiye’nin siyasal yapısında hayata geçirilen her antidemokratik uygulamalar ekonomik alanda da riskleri artırmaktadır. Halkın iradesini, demokratik taleplerini dikkate almamanın ekonomiye etkisi İstanbul Belediyesine yapılan operasyonla birlikte gittikçe katmerli hâle gelmiştir, gelmeye de devam edecektir. Sadece operasyonun yapıldığı sabahın ilk saatlerinde dolar 41 TL’yi aşarak rekor kırmıştır. Merkez Bankası doların yükselişini durdurmak için 30 milyar doları eritmek zorunda kalmıştır. Enflasyonun bir an önce ülkemizin gündeminden sorun olmaktan çıkarılması; asgari ücretli, emekli, geçim sorunu yaşayanlar için ayrıca önem taşımaktadır. Buna karşılık, iktidarın sene başında emekçilerin maaşlarına yaptığı zamlar üç ayda buhar olmuş, uçup gitmiştir. 19 Mart operasyonu gibi demokrasiye aykırı adımlar kronik hâle gelmiş enflasyon sorununu daha da büyütecektir, bu vahim tablo daha da kötüleştirecektir. Bu sebepten dolayı, bu yapılan operasyonların ekonomik etkilerinin araştırılması, oluşan tahribatın giderilmesi, vatandaşlarımızın oluşabilecek tüm risklere karşı korunmasına yönelik kalıcı politikaların oluşturulması büyük önem taşımaktadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Her 3 basın emekçisinden biri 30 bin TL’nin altında maaşla çalışıyor!’

    ‘Her 3 basın emekçisinden biri 30 bin TL’nin altında maaşla çalışıyor!’

    PİRHA – Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK Basın-İş), basın emekçilerinin ücret ve çalışma koşullarını raporlaştırdı. Mart 2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması’nın sonuçları doğrultusunda, 65 farklı medya kuruluşunda çalışan 125 basın emekçisinin katılımıyla, sektördeki ağır çalışma koşullarını ve düşük ücret politikaları kamuoyu ile paylaşıldı.

     Mart 2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması’nın sonuçlarına göre basın çalışanlarının yalnızca %5’i yoksulluk sınırının üzerinde ücret alıyor. 2025 yılı için hesaplanan yoksulluk sınırı 75.973 TL iken, her 3 basın emekçisinden biri 30 bin TL’nin altında maaşla çalışıyor.

    5 yıl deneyimi olan basın emekçileri bile 33.526 TL ortalama maaş ile büyük kentlerde barınma maliyetlerini karşılamakta zorlanıyor.

    Sektörde ortalama bir iş yerinde çalışma süresi yalnızca 2,7 yıl olup, çalışanların %88’i aynı işyerinde 5 yıldan az süreyle çalışıyor. 10 yıl ve üzeri çalışanların oranı ise yalnızca %6’da kalıyor.

    2025 YILINDA MAAŞ ARTIŞLARI YETERSİZ KALDI

    Mart 2025 Basın Çalışanları Taban Ücret Araştırması’ndan öne çıkanlar şu şekilde:

    Sektörde ortalama zam oranı %28’de kaldı ve bu oran, yükselen enflasyon karşısında çalışanların alım gücünü korumaktan oldukça uzak.

    Her 4 basın emekçisinden 3’ü, asgari ücretin yalnızca 2 katından daha düşük ücret alıyor.

    Katılımcıların ortalama maaş beklentisi 58.334 TL olup, bu beklenti mevcut ortalamadan %47 daha yüksek. Ancak bu rakam dahi yoksulluk sınırının oldukça altında.

    29 basın emekçisi ise yılın ilk çeyreğinde henüz herhangi bir zam almadığını belirtiyor.

    DİSK BASIN-İŞ’İN TALEPLERİ!

    Taban ücret uygulaması: Asgari ücret yerine, mesleğe yeni başlayan bir basın emekçisinin maaşı asgari ücretin en az iki katı olmalı.

    Deneyime göre ücret artışı: Her basın emekçisi, her yıl asgari ücret artışı kadar zam almalı. Ayrıca, her yıl için %3 deneyim farkı ve aynı iş yerinde geçirilen her yıl için %5 kıdem zammı uygulanmalı.

    Toplu taşıma ücretsiz olmalı: Basın emekçilerinin kurum kartlarına, tüm şehirlerde toplu taşıma araçlarında ücretsiz geçiş hakkı tanınmalı.

    Saha harcırahı: Sahada çalışan gazetecilere günlük en az 750 TL saha harcırahı ödenmeli.

    Büyükşehirlerde ek destek: Büyükşehirlerde çalışan basın emekçilerine, yaşam maliyetlerindeki artış göz önüne alınarak %25 büyükşehir tazminatı eklenmeli.

    Sendikal haklar güçlendirilmeli: Basın sektöründe örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalı, basın emekçilerinin sendikal hakları korunmalı ve genişletilmeli.

    (HABER MERKEZİ)

  • Emekçi Hareket Partisi, Ekonomi Buluşma Noktaları’nda asgari ücretin nasıl eridiğini anlattı!

    Emekçi Hareket Partisi, Ekonomi Buluşma Noktaları’nda asgari ücretin nasıl eridiğini anlattı!

    PİRHA – EHP, İstanbul’da kurduğu Ekonomi Buluşma Noktaları’nda yüksek enflasyon sebebiyle asgari ücretlilerin alım gücündeki azalmaya başladığına dikkat çekti. Türkiye’deki enflasyonun diğer ülkelerle kıyaslandığında savaşta olan ülkeleri bile geride bıraktığının altı çizildi.

    Emekçi Hareket Partisi (EHP), enflasyona bağlı olarak asgari ücretin alım gücündeki düşüşünü ortaya koyan bir rapor hazırladı. Söz konusu çalışma kapsamında 15-16 Mart’ta İstanbul’da Bahçelievler, Sancaktepe, Kadıköy, Kağıthane ve Şişli’de Ekonomi Buluşma Noktaları’nın açılışı yapıldı.

    Açılan stantlarda yüksek enflasyon nedeniyle yılın ilk iki ayında asgari ücretin alım gücünün 1640 TL düştüğüne dikkat çekildi. Grafiklerle asgari ücretteki düşüş ortaya konarak, Türkiye’deki enflasyonun diğer ülkelerle kıyaslandığında savaşta olan ülkeleri bile geride bıraktığının altı çizildi.

    “ÜRETEN BİZİZ, PAYLAŞAN DA BİZ OLACAĞIZ”

    Alım gücünün 1.640 TL düştüğünün vurgusunu yapan EHP, asgari ücretin 51.640 TL olması gerektiğini savundu.

    Ekonomi Buluşma Noktaları’nın İstanbul’un diğer ilçelerine ve Ankara, İzmir, Eskişehir gibi illerde de kurulacağını duyuran EHP, tüm emekçileri ve emeklileri, ekonomideki gidişatı tartışmak ve çözüm yollarını konuşmak üzere bu noktalara davet etti. Yazılı paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Emekçilerin geçimi değil, patronların karı iktidarın gündeminde. Alım gücünün iki ayda bin 640 TL azaldığı bu düzenle davamız divana kalmayacak. Siyasi iktidar, milli gelire ve alım gücünün düşmesine göre bir ücret veremeyecekse, ceketini alıp gidecek ve iktidarı bu ücreti verebilecek olanlara bırakacak. Eğer halk üretiyorsa, ürettiğinden yararlanan da halk olacak. Eğer halk üretiyorsa, ürettiğini paylaşan da halk olacak. Eğer üreten halk ise yöneten de doğrudan da o olacak. Bu yolda yürüyenler olarak, iki ayda alım gücünün bin 640 TL azaldığını, asgari ücretin ve emekli aylıklarının 51 bin 640 TL olması gerektiğini yere göğe yazacağız. Üreten biziz, paylaşan da biz olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Çoşkun: Yanlış politikalar yüzünde halk yoksullaştı-VİDEO

    DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Çoşkun: Yanlış politikalar yüzünde halk yoksullaştı-VİDEO

    PİRHA-Ekonomik krizin büyümesiyle birlikte halkın gittikçe yoksullaştığını belirten DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Çoşkun, ekonomik krizin siyasi yönetimle ayrı düşünülemeyeceğini ifade ederek, “Yanlış ekonomik politikalar sonucunda derin bir yoksulluk oluştu” diye konuştu.

    Birleşik Kamu İş Konfederasyonu’nun şubat araştırmasına göre açlık sınırı 24 bin 210 TL’ye, yoksulluk sınırı 75 bin 342 TL’ye yükseldi. 22 bin 104 TL olan asgari ücret, açlık sınırının 2 bin 106 TL altında kaldı.

    Enflasyon artışının bir baskı olarak vatandaşların üzerindeki etkisinin devam ettiğini söyleyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Çoşkun, “Enflasyon oranların yüzde 70’lerde olduğu bir dönemde asgari ücrete yüzde 30 zam yapmak artış değil tam tersine milyonlarca işçinin, emekçinin cebinden bu meblağların alınmasıdır” diye ifade etti.

    “EKONOMİK KRİZ SİYASETTEN AYRI DÜŞÜNELEMEZ”

    Ekonomi krizin büyümesinin nedenini siyasetten ayrı düşünülemeyeceğini ifade eden Çoşkun, demokrasinin ve hukukun işlemediği bir ülkede ekonominin de etkileneceğini ifade ederek şöyle konuştu:

    “Genel anlamda baktığımızda ekonomik kriz siyasi yönetimden ayrı düşünülemez. Siyaset, sosyal yapı, ekonomik sıkıntılar hepsi zincirin birer halkası. Uzun zamandır demokrasinin, hukukun işlememesi, ekonomik sıkışmışlığa da neden oluyor. Ülkede yaşanan siyasi sorunlardan dolayı dışardan herhangi bir yatırım yapılmıyor. Bu şekilde devam ettiğinde işsizlik artacak, esnaf sorun yaşayacak. Bu aslında ekonomi ve siyasetin birbirinden bağımsız olmadığının göstergesidir. Yanlış ekonomik politikalar sonucunda derin bir yoksulluk oluştu. Her iki yılda bir ekonomi bakanı değişti, merkez bankasına müdahale edildi. Ekonomik politikalarındaki bu öngörülemezliğin faturası da masum halka yansıdı.”

    ASGARİ ÜCRETİN ARTILMASI GEREKİYOR

    Asgari ücretteki artışla enflasyon oranlarının dengesiz olduğunu kaydeden Çoşkun, “2025’te asgari ücret 17 bin liradan 22 bin liraya çıkarıldı. Buna bir artış sağlandı diyemeyiz. Enflasyon oranlarının yüzde 70’lerde olduğu bir dönemde asgari ücrete yüzde 30 zam yapmak bir artış değil tam tersine milyonlarca insanın cebinden bu meblağın alınmasıdır. Enflasyon yüzde 70 iken yüzde 30’luk asgari ücret artışı kabul edilebilir değildir. Ülkemizde milyonlarca asgari ücretli varken bu rakam açlık sınırının çok çok altındadır. Milyonlarca insanın bu rakamlarla geçinmesi beklenemez. Aileleri de bunun içine kattığımızda bu rakam daha fazla sayılara ulaşıyor. Bundan dolayı bir kere asgari ücretin temmuz ayında artırılması gerekiyor” ifadesinde bulundu.

    YOKSUL HALK GÖRÜLMEZDE GELİNİYOR

    Hükümetin yoksul halka yönelik bir politika geliştirmediğine dikkat çeken Çoşkun, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu konuyla ilgili iktidarın pek sıcak bakmadığın biliyoruz ama mesele kendileri olunca bu rakamların çok çok üstünde artışlar yapıldığını biliyoruz. Yoksul, emekçi vatandaşlar ise görmezden geliniyor. Açlığın yoksulluğun bu kadar arttığı bir dönemde de bu rakamlarla ne işçilerin ne de memurun geçinmesi mümkün değildir. Bununla ilgili olarak ciddi bir artış yapılması gerekiyor.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

     

  • Antepli yurttaşlar: Fakirin hali perişan, zengin keyfine bakıyor! -VİDEO

    Antepli yurttaşlar: Fakirin hali perişan, zengin keyfine bakıyor! -VİDEO

    PİRHA-Ekonomik krizin derinleştiği Türkiye’de alım gücü düşerken, asgari ücrete ve emeklilere verilen zam, alım gücünü karşılamıyor. Yurttaşlar, cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizin yaşandığını vurgulayarak, “Adaletin olmadığı yerde ekonomi düzelmez. Fakirin hali perişan, zengin keyfine bakıyor” dediler.

    Resmi Gazete’de “Asgari Ücret Tespit Komisyonu Kararı” yayımlandı. Buna göre, 01.01.2025 tarihinden itibaren uygulanacak asgari ücret tutarı; brüt 26.005,50 TL, net 22.104,67 TL olarak belirlenmişti. Asgari ücretin açıklanmasından önce vergi, harç ve cezalara yeni yılda yüzde 43,93 zam yapıldı. Diğer yandan akaryakıta da Özel Tüketim Vergilerine de (ÖTV) yüzde 6 zam getirildi. Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırma Merkezi (BİSAM) Kasım 2024’te açlık sınırının 20 bin 967 TL, yoksulluk sınırının ise 72 bin 524 TL olduğunu söyledi.

    Antep’te yaşayan yurttaşlar ekonomiden duydukları kaygıları Pir Haber Ajansı (PİRHA) mikrofonuna anlattı. Cumhuriyet tarihinin en kötü krizi yaşandığı söyleyen yurttaşlar, gelir dağılımının eşitsiz bir şekilde dağlatıldığını söyledi. Kimi yurttaş, asgari ücretin az olmasından dolayı geçinemezken kimi yurttaş da emeklilere verilen zammın çok yetersiz olduğunu ifade etti.

    “GÜNEŞİN DOĞMAYACAĞINI BİLİYORUZ”

    Emekli maaşı yetmediği için çocuklarından gelen parayla geçinmek zorunda kaldığını belirten Ahmet Bozkuş, “15 bin ev kirası alınan maaş 22 bin lira. Bu halde nasıl geçim sağlanır. Evim kira olmamasına rağmen çocuklar yardım etmezse ben kendi geçimimi sağlayamam” dedi.

    Çocuklarının ikisini yurt dışına gönderen Bozkuş, diğer çocuğunu da göndereceğini söyledi. Bozkuş, yurtdışına gönderme nedeni olarak da ‘Güneşin doğmayacağını biliyoruz’ dedi. Bozkuş, ülkenin karanlık olduğunu, bir ülkede her şeyin güzel gitmesi için ‘adaletin olması’ gerektiğini savundu.

    “AKŞAM NE YİYECEĞİMİ DÜŞÜNÜYORUM”

    Hatay’daki depremden etkilenen Gamze Alman, “4 çocuk annesiyim, yarını değil, akşam ne yiyeceğimi düşünüyorum. Depremden en çok biz etkilendik. Konteynerde 6 kişi kalıyoruz, orada bir hayat yaşamaya çalışıyoruz. Koşullar çok zor; konutlar yapılıyor deniliyor ama ben kiracıyım, herkes evine girecek bize de ev yok. Daha evi yıkılanlara ev vermediler, bize nasıl verecekler. 4 tane çocuk okutuyorum, kendimizi sıkarak geçinmeye çalışıyoruz. Eve et alamıyorum” diye konuştu.

    “ÜLKEYİ YÖNETENLERİN DEĞŞİMESİ LAZIM”

    Üniversite öğrencisi olan Erkan Ünalkan, sınava girdiği halde atanamadığını belirterek, iş bulamadığı için çalışmadığını dile getirdi. Ünalkan, “Bu yaşa gelmişim babamdan para istemeye utanıyorum. Çok yeri geziyorum iş yok. Ekonominin iyi olması için yönetenlerin değişmesi lazım. Değişiklik her zaman iyidir. Başka biri gelirse ülkeyi toparlayabilir. Üniversitede okuyan bir öğrenci ise üniversitede zor şartlarda eğitimini sürdürdüm. 6 yıl boyunca çalıştım gidip inşaatlarda çalışamam” ifadesinde bulundu.

    “HERKES BİRBİRİNDEN ÇALIYOR”

    Ekonomi krizden etkilenen Ekrem Kılıç adlı yurttaş ise geçimini sağlamak için başka işlerde çalışmak zorunda kaldığını belirtti. Kılıç, “Bu kadar hırsızın olduğu bir memlekette çözüm üretilmez. O ondan çalıyor diğeri bir başkasında çalıyor. Ne olacak peki. Altta kalanın canı çıksın” diye konuştu.

    Ayda yılda bir et aldığını ifade eden bir kadın yurttaş, “Ekonomi eskisi gibi değil. Eskiden ekonomi daha güzeldi” diyerek geçmişi aradıklarını söyledi.

    “20 SENEDİR OY VERİYORDUM ARTIK VERMEYİ DÜŞÜNMÜYORUM”

    20 seneden beridir AKP’ye oy verdiğini söyleyen bir dğer yurttaş, bu süreçten sonra oy vermeyeceğini ifade ederek, şöyle konuştu:

    “18 yaşından beridir oy veriyordum bu süreden sonra vermeyi düşünmüyorum. Bu yıl öyle bir şey düşünmüyorum. Çünkü biraz vatandaşın da cebinin düşünmeleri gerektiğini düşünüyorum. Asgari ücretli ve emeklilerin oylarıyla başa geldiğini ama bunları da göz ardı edildiğini düşünüyorum. Herkes torpille bir yere geliyor. Tanıdığım birisinden duyduğum birisi bana kuzenin 2 ay içerisinde bir yere geldiğini söyledi. Neden çünkü torpille bir yere geldi. Ben 1,5 yıldır canımı dişime takıyorum ama bir yer gelemiyorum.”

    “KÖMÜR VERİYORLAR ONUN İÇİNDE DE TAŞ ÇIKIYOR”

    Mustafa Çetinkaya adlı yurttaş, ekonomiden şikayetini şu sözlerle belirtti:

    “İnsanlar makarna için oyunu veriyor. Kömür veriyorlar, kömürün içinde taş çıkıyor. Ev kiraları 15 bin lira olmuş, bize veriyorlar 14 bin lira. Kendileri lüks içinde yaşarken bize de su satın, simit satın diyorlar. Sosyal devletin böyle olması mı lazım.”

    “ÜRETEMEYEN HER TOPLUM YOK OLMAYA MAHKUMDUR”

    Ülkenin üretimde geri kaldığını belirten yurttaş şunları söyledi:

    “Üretmeyen her toplum yok olmaya mahkumdur. Sadece tüketiyoruz. Hiçbir şey üretmiyoruz, ürettiğimiz her şey çöpe gidiyor. Çiftçilerle restleşerek nereye kadar gidilebilir. Emeklileri yok sayarak nereye kadar gidebiliriz. Konya Ovası Türkiye’nin yarısını besliyordu. Çiftçiler mazota gücü yetmiyor, işçi paraları almış başını gidiyor. Dünyanın savaşa hazırlandığını düşünün… Herkesin insafına bıraktık ülkeyi. Ben vatandaşlık görevini yaparken cezalandırılıyorum. Sonradan da Suriye’nin elektriğini ben sağlayacağım diyorlar. Kendi vatandaşının sorununu çözmeden başka bir ülkenin sorununu çözmeye çalışıyorlar.”

    Kamber YILDIZ/ANTEP

  • Dersim’de kayyımın işten çıkardığı işçiler: Yoksullukla terbiye edilmek isteniyoruz-VİDEO

    Dersim’de kayyımın işten çıkardığı işçiler: Yoksullukla terbiye edilmek isteniyoruz-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediyesi’ne atanan kayyım 31 Aralık’ta 9 işçiyi işten çıkardı. İşten çıkartılan işçilerden Zeki Yıldırım, “İnsanlar yılbaşı gecesini ailesiyle birlikte mutlu bir ortam ister ama yılbaşı gecesi bile bizlere çok görüldü ve ekmeğimiz elimizden alındı. İnsanlar açlık ve yoksullukla terbiye edilmek isteniyor” derken Berna Çelebi ise, “Biz emekçiler olarak bulunduğumuz kentte var olan kurumların bu haksızlık konusunda bize destek olmalarını istiyoruz. Eğer bugün bir sahiplenme olmazsa mağduriyetler yaşanmaya devam edecek” diye konuştu.

    22 Kasım’da İçişleri Bakanlığı kararıyla Dersim ve Ovacık belediyelerine kayyım atanmıştı. Dersim Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, 31 Aralık 2024 tarihinde 9 belediye işçisini işten çıkardı.

    İşten çıkartılan işçilerin isimleri şu şekilde: Celal Aydın, Gökhan Türkkan, Ali Ercan, Zeki Yıldırım, Bedri Akyol, Berna Çelebi, Nazlı Çelik Öz, Veli Nakış, Cemal Güngörmüş.

    Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın işten çıkardığı işçilerden Zeki Yıldırım ve Berna Çelebi, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “YILBAŞI GÜNÜ BİLE BİZE ÇOK GÖRÜLDÜ VE EKMEĞİMİZ ELİMİZDEN ALINDI”

    2016 yılında Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın da kendisini işten çıkardığını ifade eden Zeki Yıldırım, “2016 tarihinde kayyımın atandığında 53’ü şirket çalışanı olmak üzere 72 kişi işten çıkartılmıştı. O dönem 72 kişinin çıkartılmasını Kerbela ile özdeşleştirmiştik. O zaman adeta insanları aileleriyle birlikte açlığa ve susuzluğa terk edildi. 31 Aralık 2024 tarihinde 9 işçinin eline bir belge tutuşturup işimize son verildiği söylendi. İnsanlar yılbaşı gecesini ailesiyle birlikte mutlu bir ortam ister ama yılbaşı gecesi bile bizlere çok görüldü ve ekmeğimiz elimizden alındı. Ekonomik şartlar çok kötü durumda ve adeta ekmeği aslanın midesinden çıkartıyorsunuz. Belediye bütçesinin 79’u işçi giderlerine gittiği gerekçe gösterilerek işimizden olduk ama bize sundukları gerekçeler inandırıcı gelmiyor çünkü cumhurbaşkanlığının bütçesi bile yılda iki defa yenileniyor. İşçi çıkartarak bütçenin %40’ın altına çekilmeye çalışılıyor. İşçi çıkartılarak bütçenin düzeltilmesi hesaplanıyorsa demek ki yüzlerce işçi işinden olacak. İnsanlar açlık ve yoksullukla terbiye edilmek isteniyor. Kamuoyunun oluşmaması için işçiler parça parça işinden olacak” dedi.

    “ÜYESİ BULUNDUĞUMUZ SENDİKA BU SÜREÇTE YANIMIZDA OLMAYACAĞINI BEYAN ETTİ”

    Üyesi bulundukları DİSK Genel-İş’in bu süreçte kendilerine destek olmamasını eleştiren Yıldırım, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Bu süreç içerisinde asıl darbeyi üyesi bulunduğumuz sendika DİSK Genel-İş’ten yedik. Üyesi olduğumuz sendikanın bu sürece öncülük edip, demokratik tepkiyi örgütlemesi gerekirken sendika demokratik tepkinin önüne geçip bunu engelleme çabası içerisine girdi ve bu süreçte yanımızda olmayacağını beyan ettiler. Bir sendikaya üye olma nedenimiz yaşayacağımız hak gasplarının karşısında örgütlü gücümüzü açığa çıkartmak için öncülük etmesini beklersiniz.”

    “DERSİM’DEKİ KURUMLARIN YAŞADIĞIMIZ HAKSIZLIK NEDENİYLE BİZLERE DESTEKLERİNİ BEKLİYORUZ”

    2016’den yılından itibaren devam eden mağduriyetimiz atanan belediyeye atanan kayyım ve işçilerle ilgili aldığı karar doğrultusunda kaldığı yerden devam edeceğini belirten Berna Çelebi, şunları dile getirdi:

    “Bütçe gerekçe gösterilerek iş akdimize son verildi ancak hiçbir belediyede şuan %40 kriterinin sağlanabildiğini düşünmüyorum. Çünkü yeni seçilen belediye yönetimimiz 2017 yılında kayyım tarafından işinden edilen tüm arkadaşların 8 yıldır yaşanan hak gaspına son vermek için yeniden sözleşme imzaladı, yaşanan mağduriyet göz önüne alındığında bütçeden kaynaklı işimize son verilmesi kabul edilemez. Yaşanan hukuksuzluk, hak ve emek gaspı göz önüne alındığında kayyımdan hemen sonra seçilerek göreve gelen yeni yönetim bu konuda hassasiyet gösterip bu mağduriyete son verebilirdi ve bugün yaşanan durumun önüne geçebilirdi. Ancak geçmişte de yaşadığımız mağduriyet hiçbir şekilde sahiplenilmedi bugünde yaşadığımız durum çok farklı değil. Biz emekçiler olarak bulunduğumuz kentte var olan kurumların bu haksızlık konusunda bize destek olmalarını istiyoruz. Eğer bugün bir sahiplenme olmazsa bir önceki dönemden farksız bir durum yaşanmayacak ve mağduriyetler yaşanmaya devam edecek.”

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de kayyım, 9 belediye işçisini işten çıkardı
    -Kayyımın 9 işçiyi işten çıkartmasına sendikadan tepki: Yaşam hakkına açık bir saldırı-VİDEO

  • KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor -VİDEO

    KESK Eş Genel Başkanı Koçak: Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor -VİDEO

    PİRHA- KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, ekonomik krizin bir şiddete dönüştüğünü, bundan da en çok kadınların etkilendiğini ifade ederek, “Ekonomik kriz kadınlara şiddet olarak dönüyor” dedi. Koçak, “Hayatlarımızı, haklarımızı, geleceğimizi koruyabilmek adına 25 Kasım’da tüm kadınlarla sokaklarda buluşalım” diyerek kadınlara çağrı yaptı. 

    Türkiye’de artan derin yoksulluk kadınlara ekonomik şiddet olarak dönüyor. Yoksulluk, kadınların şiddete ve istismara maruz kalma riskini artırdığı gibi, ayrımcılığa ve toplumsal baskılara daha açık hale getiriyor.

    25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne yaklaşırken en çok dile getirilen fiziksel şiddet oluyor ancak ekonomik şiddet, fiziksel şiddetin zeminini yaratıyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Başkanı Ayfer Koçak, konuya ilişkin PİRHA’ya konuşarak, iş yaşamındaki kadınlar ile erkekler arasında gelir eşitsizliği ve düşük ücretlere dikkat çekti.

    CİNSİYETE DUYARLI BÜTÇE

    Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçelendirmenin kadına yönelik şiddeti engelleme noktasında önemli bir nokta olduğunu belirten Ayfer Koçak, kadınların istihdamda var olmalarının önemine vurgu yaptı. Ekonomik krizin bir şiddete dönüştüğünü dile getiren Koçak, “İş yerlerindeki kadına yönelik şiddet ve mobbingi önlemede etkili olacak olan İLO 190 sözleşmesi hala imzalanmış değil. Öte yandan kadınları erkek şiddetinden koruyan İstanbul Sözleşmesi bir gecede kaldırıldı. Bu sözleşmenin kaldırılması bile bir şiddetti” dedi.

    25 KASIM’A ÇAĞRI

    İş yaşamında toplumsal cinsiyete duyarlı bütçenin oluşturulmasını, kadının istihdamında pozitif bir yaklaşımın ortaya çıkartılmasını, kreş meselesinin çözülmesini talep eden Koçak, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne giderken de tüm kadınlara şu çağrıyı yaptı:

    “25 Kasım’da her zaman olduğu gibi alanlarda olacağız. Biz kadınlar amasız tüm kesimlerle yan yana gelme koşulunu yaratabildik. Hayatlarımızı, haklarımızı, geleceğimizi koruyabilmek adına 25 Kasım’da tüm kadınlarla sokaklarda buluşalım.”

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Ankara’da İşçi-Emekçi Buluşması: Emek düşmanı politikaları kabul etmiyoruz -VİDEO

    Ankara’da İşçi-Emekçi Buluşması: Emek düşmanı politikaları kabul etmiyoruz -VİDEO

    PİRHA- Ankara’da 17 Kasım İşçi-Emekçi Buluşması bileşenleri bir araya geldi. Yapılan açıklamada, ” İnşa etmeye çalıştıkları servet sefalet kutuplaşmasını daha da derinleştirecek emek düşmanı bir rejimdir. Haklarımız, geleceğimiz ve onurumuz için sokaklarla olmaya devam edeceğiz” denildi. 

    78’liler Hareketi Ankara, Alınteri, Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi, Ankara İşçi Meclisi, BDSP, DAD, DEM Parti, Devrimci Parti, EHP, ESP, Emekliler Meclisi Sendikası, Halk-Der, HDK Emek Meclisi, Sosyalist Parti, SYKP, Kaldıraç, Partizan; 17 Kasım İşçi-Emekçi Buluşması bileşenleri olarak Ankara Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi.

    “Krizin ve savaşın faturasını reddediyoruz” şiarıyla buluşma düzenleyen Yüksel Caddesi’nde toplanarak Sakarya Caddesi’ne yürüdü.

    “Krizin ve savaşın faturasını reddediyoruz. İnsanca yaşamak istiyoruz” yazılı pankart açılırken “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz “, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek ” söz, yetki, karar işçilere” sloganları atıldı.

    Bileşenler adına açıklamayı Songül Doğan okudu.

    “MAHKUM EDİLDİĞİMİZ AÇLIK, YOKSULLUK, SEFALET VE SAVAŞ DÜZENİNİ KABUL ETMİYORUZ”

    “Tüm zenginlikleri yaratanlar olarak içinde yaşamaya mahkûm edildiğimiz açlık, yoksulluk, sefalet ve savaş düzenini kabul etmiyoruz” diyen Doğan, “Bizler; emeği azgınca sömürülen işçiler, yoksulluk girdabında boğulmak istenen emekçileriz. Bizler; üç kuruş emekli aylığı ile yaşam hakkı ayaklar altına alınmak istenen emeklileriz. Bizler; doğası, toprağı kapitalistlerin üç kuruş kâr hırsı uğruna yağmalanan köylüleriz. Bizler; geleceği gasp edilen gençler; evde, sokakta, işyerinde baskı, şiddet ve katliamlara uğrayan kadınlarız. Bizler sömürü çarkları dönsün diye en temel demokratik hakları yok sayılan; etnik, dinsel, mezhepsel çatışmalarla birbirine düşman edilmeye çalışılanlarız. Savaş ve saldırganlık politikalarıyla kıyıma uğrayan, yok sayılan halklarız. Türkü, Kürdü, Arabı,Rumu, Ermenisi ile; Alevisi, Sünnisi, Süryanisi ile her dilden ve her renkten emekçiler olarak dünyayı emeği ile var edenleriz” dedi.

    “PATRONLARI ZENGİN ETMEYE DEVAM EDİYORLAR”

    Uyguladıkları programın adı konulmamış bir IMF programı olduğunu vurgulayan Songül Doğan, şunları söyledi:

    “İnşa etmeye çalıştıkları servet sefalet kutuplaşmasını daha da derinleştirecek emek düşmanı bir rejimdir. Çalışma ve yaşam koşullarımız her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Aldığımız ücretlerle bırakın insanca bir yaşam sürmeyi nefes almak bile imkânsız hale geliyor. Enflasyon canavarı belimizi bükmeye, çalışma ve yaşam koşulları ağırlaştıkça iş cinayetleri artmaya devam ediyor.

    Ama onlar, bu ülkede açlık sınırının altında ücretlerle çalışmak zorunda bırakılan milyonlar yokmuş gibi çıkıp enflasyonun nedenini ücret zamları olduğunu iddia ediyorlar. Fedakârlık adı altında bu ülkenin işçisinden, emekçisinden, emeklisinden göz göre göre çalmaya devam ediyorlar.

    Geçtiğimiz haftalarda bir Orta Vadeli Program açıkladılar. Bugünlerde 2025 Bütçe Tasarısı mecliste, önümüzdeki günlerde yeni asgari ücret için tespit komisyonu toplantıları başlayacak. Ve buralarda kurdukları her cümle, yazdıkları her satır ile bizden çalmaya, patronları zengin etmeye devam ediyorlar.

    “KRİZİN FATURASINI KRİZE NEDEN OLANLAR ÖDEMELİ”

    Emeği ile yaşam kavgası veren işçilerden, emekçilerden daha ücreti eline geçmeden vergisi kesilirken, vergi afları ve indirimleri ile trilyonlarca lirayı sermayedarlara hibe ediyorlar. Artan oranlı vergilerle, dolaylı vergilerle işçiler, emekçiler her geçen gün daha fazla yoksullaşırken eğitimi, sağlığı, ulaşımı patronların insafına terk ediyor, kamu hizmetlerine dair sorumluluklarının hiçbirini yerine getirmiyorlar.

    Ve bu emek düşmanı rejim devam etsin diye, sırf patronlar daha da fazla kazansın diye çalışma koşullarını daha da ağırlaştıracak düzenlemeler çıkarmaya hazırlanıyorlar. Ajandalarında yeni esnek üretim saldırıları var. Ajandalarında güvencesiz çalışma biçimleri var. Ajandalarında kıdem tazminatı hakkımızın gasp edilmesi var. Ajandalarında daha az ücret, daha çok sömürü için ne gerekiyorsa o var.

    Bizler, bu emek düşmanı politikaları kabul etmiyoruz. Krizin faturasını doymak bilmez kâr hırsları ile bu krize neden olanlar ödemeli diyoruz.”

    “BASKI VE ZORBALIK İLE BÜTÜN BİR TOPLUMU ÇÜRÜTÜYORLAR”

    İktidarın işçiyi, emekçiyi ırkıyla, mezhebiyle bölüp parçalarken kendisi İsrail’e ticaret gemilerini göndermeye devam ettiğinin belirten Songül, Bu emek düşmanı rejim sadece ücretlerimizi düşürüp çalışma ve yaşam koşullarımızı ağırlaştırmıyor. Ayakta kalabilmek için, sömürü çarkının işlemeye devam etmesi için bir baskı ve zorbalık düzeni tahkim ediyor. Baskı ve zorbalık ile insana dair her şeyi yok ediyor, bütün bir toplumu çürütüyor.

    Emeğinin hakkını istediği için, sendikalaştığı için işçinin karşısına barikat kuruyor; doğasına sahip çıkan köylüye saldırıyor, rezerv alan adı altında evlerine el koyuyor. Soruşturma ve yasaklarla, MESEM adı altında işletilen sömürü mekanizmalarıyla gençliğin, şiddet sarmalı ile kadınların ve LBGTİ+’ların gelecek umudunu yok ediyor. Rant uğruna üç günlük bebeklerimizi çetelerin elinde ölümünü seyrediyor. Seçme seçilme hakkına bile tahammül edemiyor, seçilmiş belediye başkanlarını sudan gerekçelerle görevden alıyor, bir kayyım rejimi inşa ediyor” dedi.

    “SOKAKLARDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    İktidarın toplumda göçmen karşıtlığını kışkırtırken, göçmenlerin emeği üzerinden yeni rant alanlarının hesabını yaptığını belirten Doğan, “Başta Kürt halkı olmak üzere ezilen halkların haklı ve onurlu taleplerini inkâr ve imha politikaları ile yok sayarken kışkırttığı savaş politikaları ile silah tekellerini zengin etmeye devam ediyor. Her yıl ödediğimiz vergilerimizden trilyonlar sırf onları daha çok kazansın diye, sırf işçi ve emekçiler o savaş politikalarının esiri olup baskı ve zorbalık düzenine ses çıkarmasınlar diye peşkeş çekiliyor” diye ekledi.

    İnsanca yaşamak istediklerinin altını çizen Songül Doğan, “Haklarımız, geleceğimiz ve onurumuz için sokaklarla olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “ARTIK BIÇAK KEMİKTE”

    KESK adına konuşan sendika başkanı Ahmet Karagöz, “Umarım bu etkinlik birilerine ders olur. Açık sefalet diz boyu. Ülkeyi yönetemeyenlerin yoksulluğu yönettiği bir dönemdeyiz. Artık bıçak kemikte, artık sabretmeyeceğimizi bildirmek istiyorum.  Bütçelerin bu ülkenin emekçisinin bütçesi olmadığını, öğrencilerin bütçesi olmadığını görüyoruz. Bütçenin patronların bütçesi olduğunu hepimiz biliyoruz. KESK olarak 30 Kasım’da Ankara’da bütçe kapsamında bir miting düzenleyeceğiz. Bu ülkenin bütçesinin sermayeye aktarıldığı bir dönemi yaşıyoruz” diye konuştu.

    10 kişinin işten çıkartılmasının ardından 19 Eylül’den beri grevde olan As plastik işçilerinin mesajı okundu. Grevdeki işçiler mesajlarında direniş çağrısı yaparak birlikte mücadele vurgusu yaptılar.

    Emekliler Meclisleri Sendikası ise “Emeklilerimizin sefalet ile sınanmaktadır. Emekliler sorunları görmezden gelinmiştir” diyerek emeklilerin sorunlarına vurgu yaptı.

    Buluşma işçilerin konuşmalarının ardından sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Adıyamanlılar dertli, sorunlarına çözüm bekliyor!-VİDEO

    Adıyamanlılar dertli, sorunlarına çözüm bekliyor!-VİDEO

    PİRHA-6 Şubat depreminin ardından birçok can kaybı ve maddi zarar gören Adıyaman’da halk yaşadıkları sorunlardan dolayı mağdur olduklarını söyleyerek yaşanan sorunların giderilmesini istedi. Adıyamanlı bir vatandaş önceki yıllarda alım gücünün daha fazla olduğunu söyleyerek, “2013’te kendi emekli aylığımla 22 torba yem satın alıyordum, şimdi ise 10 torba alabiliyorum” dedi.

    6 Şubat’ta meydana gelen Maraş merkezli depremde ağır hasar alan Adıyaman’da sorunlar devam ediyor.

    Toplu konutların yapım aşaması sürerken yurttaşlar konteynırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Halkın bir birçoğu ekonomik nedenlerden dolayı geçimini sağlayamazken depremin sarstığı şehirde insanlar konteynırlarda kalmaya devam ediyor. Aradan 1.5 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen 1 yılda teslim edilmesi gereken evlerin çoğunluğu hala teslim edilmedi.

    6 Şubat’ta birçok insanın canını kaybettiği Adıyaman’da ekonomik kriz, devamında alım gücünü de düşürdü. Alınan maaş ay sonunu çıkarmıyor. Yurttaşlar geleceğe dair güvenlerinin olmadığını söyledi.

    Adıyaman’lı yurttaşlar, deprem sonrası yaşadıklarını ve ekonomik krizin etkisiyle ortaya çıkan sorunları Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) dile getirdi.

    “KÖYLÜ ARAZİSİNİ BOŞ BIRAKIYOR”

    Çiftçilik işi yapan İsmet Bozkurt, bir işçinin aldığı maaşla harcadığı masrafların aynı oranda olmadığına vurgu yaptı. Bozkurt, “İnsanlar asgari ücretle geçinemiyor. Köyde yaşayan insanlar mazot ve gübre pahalı olduğu için alım yapamıyor.  Tarlalarını sürmeyen köylüler arazisini boş bırakmak zorunda kalıyor” açıklamasında bulundu.

    “ESKİ EMEKLİ AYLIĞIMLA 22 TORBA YEM ALIRKEN ŞİMDİKİ AYLIĞIMLA 11 TORBA ALABİLİYORUM”

    Hayvancılıkla uğraşan Yusuf Akdoğan adlı yurttaş, ekonomik krizden etkilendiğini söyledi. Önceki yıllara göre karşılaştırma yapan Akdoğan, “İki sene önce 11 bin liraya aldığımız ineği bugün 180 bin liraya alamıyorum. 2013’te kendi emekli aylığımla 22 torba yem satın alıyordum, şimdi ise 10 torba alabiliyorum. O günden bugüne alım gücüm azaldı. Hayvan yemine zam geldiği zaman ben de süte zam yapıyorum. Maaşı sabit kalan asgari ücretli bir insan bu durumda bir şey alamıyor, çünkü maaşı yükseltilmiyor” dedi.

    “BÜYÜK ÜRETECİLER KÖYLÜ ÇİFTÇİYİ BİTİRME NOKTASINA GETİRDİLER”

    Ekonomik krizin küçük üreticiye yansıdığını söyleyen Akdoğan, büyük firmaların toptan hayvan ürünlerini satın alırken daha düşük fiyatlara denk getirdiğini şu sözlerle açıkladı:

    “Nasıl ki büyük marketler artıp, bakkalın işini bitirdilerse şimdi aynı şekilde hayvancılıkta da benzer durum var. Devletin hayvancılık için çıkardığı desteklemeler çok iyi görünse de halka yansımıyor. Devletin öne sürdüğü şartları ben bir çifti olarak yerine getiremiyorum. Bu şartları yerine getirecek ekonomik güce sahip değilim. Nasıl ki büyük marketler şehirlerde artış gösterip küçük esnafları bitirdilerse büyük esnaflar da köydeki çiftçilerin işlerini bitirme noktasına geldiler.”

    Depremden sonra kentte değişiklik olmadığını, şehrin toz içinde kaldığını belirten Akdoğan, “Böyle sürerse birkaç sene sonra insanlar veremden ölecek” şeklinde konuştu.

    “ÜLKEYE DAİR UMUDUM YOK”

    Depremde oturduğu apartman yıkıldığı için konteynırda yaşayan Aysel Demir, ekonomik kriz hakkında konuştu. Demir, “Ülkenin geleceği için bir umudum yok. Depremde yakınını kaybedenin canı gitti, mal kaybı olan da bu şehri terk etti. Çağın en büyük ahlaksız sürecini yaşıyoruz maalesef” diye konuştu.

    “ELİMDE EKMEK ALACAK PARA KALMADI”

    Elinde hiçbir işi olmayan bir kadın vatandaş ise pazarda aldığı ürünün pahalığından şikayet ederek, “Devlet bana sadece 3 bin lira veriyor o da bir şey yetmiyor. Şimdi 180 liraya bir kazak aldım. Para kalmadı ki ekmek alayım” diye ifade etti.

    “HEM ÜLKE HEM VATANDAŞ OLARAK ZOR DURUMDAYIZ”

    Toplum Yararına Programlar (TYP) bünyesinde çalışan güvenlik görevlisi işçisi Ahmet Bozkurt da, hem ülke olarak hem yurttaş olarak zor durumda olduklarına dikkat çekerek şu konuşmayı yaptı:

    “Soruna bir sebep aramaktan çok bir çözüm aramak lazım. İşsiz insanlara istihdam sağlanması gerekiyor. Herkes üniversite mezunu olmak zorunda değil. Sanayiye gittiğiniz zaman çalışacak kalifiyeli eleman yok. Bu da giderek üniversiteli işsizlerin sayısını artırıyor. Mesleki alandaki bu eksikliğin önüne geçmek için mesleki alanda istihdam alanı açmak gerekiyor. Önemli olan bizim sosyo-kültürel şekilde eğitilebilir olmamız.”

    Kamber YILDIZ/ADIYAMAN

  • DİSK’ten ‘Büyük İşçi Buluşması’: ‘Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz’

    DİSK’ten ‘Büyük İşçi Buluşması’: ‘Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz’

    PİRHA- DİSK,  Ankara’da yürüyüş düzenledi. “Büyük İşçi Buluşması” için Ankara’ya gelen işçiler, “Gelirde, vergide, ülkede adalet istiyoruz” diyerek Anıtpark’a yürüdü. Yürüyüşün ardından konuşan Arzu Çerkezoğlu, “Bu ülkede enflasyonun nedeni ücretler değil şirketlerin aşırı kârları” dedi.

    DİSK ve DİSK’e bağlı sendikaların “Artık Yeter, geçinemiyoruz” şiarıyla Anıtpark’ta düzenlediği miting için ülkenin dört bir yanından Ankara’ya gelen işçiler, Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi’nde toplanarak Anıtpark’a doğru yürüdü.

    “TÜİK’İN AÇIKLADIĞI RAKAMA İNANAN VAR MI?”

    Yürüyüşün sonunda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, ekonomik krizin ücretli çalışanları ve yoksulları vurduğunu belirtti. Çerkezoğlu şunları ekledi:

    “Kriz bizler için var. Enflasyon, işsizlik, yoksulluk gençler için, kadınlar için var. Görkemli rant binalarının içinde düşük ücretlere 12-13 saat çalışan plaza çalışanları için var. Kriz, tenceresini kaynatamayan kadınlar, sadece bugunü değil geleceği de yok edilen çocuklarımız için var.

    Bu yaşadığımız sıkıntıların sonuna geliyoruz. Enflasyon düşüyor’ diyorlar. Daha bugün açıklandı enflasyon. TÜİK’in açıkladığı rakama inanan var mı? Onlar enflasyon düştü deyince çarşıda, pazarda, manavda enflasyonun düştüğünü, hayat pahalılığının azaldığını gören var mı?

    Enflasyonun nedeni ücretler diye tutturmuşlar. Koca bir yalan. Bu ülkede enflasyonun nedeni ücretler değil şirketlerin aşırı kârları. Biz daha ücretlerimizi almadan vergi verirken milyon dolar kazandığı halde vergilerini sıfırladığınız şirketlerin aşırı kârlarıdır enflasyonun nedeni. Düğününe davet ettiğiniz, kiloyla altınlarını aldığınız bankaların kârlarıdır enflasyonun nedeni.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Vatandaş yasa dışı bahis ve sanal kumar kıskacında!’

    ‘Vatandaş yasa dışı bahis ve sanal kumar kıskacında!’

    PİRHA – Milletvekili Ali Gökçek, yasa dışı bahis ve sanal bahislerin tuzağına düşenlerin oranına dikkat çekti. Gökçek, konuya dair İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “Yasadışı bahis ve sanal kumar konusunda vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi için ne gibi tedbirler alınmaktadır?” sorusunu yöneltti.

    CHP İstanbul Milletvekili ve KİT Komisyonu üyesi Ali Gökçek, ekonomik krizle birlikte tehlikeli bir boyut kazanan yasa dışı bahis ve sanal bahis sorununa dikkati çekti. Konuyla ilgili İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya soru önergesi yönelten CHP’li Gökçek, konunun vakit kaybedilmeden Meclis çatısı altında araştırılması için Meclis Başkanlığı’na da araştırma önergesi verdi.

    “BİR AN EVVEL CİDDİ ADIMLAR ATILMALI”

    CHP’li Ali Gökçek “Ekonomik kriz derinleştikçe vatandaşlar çareyi yasa dışı bahis ve sanal kumar sitelerinde aramaya yönlendiriliyor. Özellikle gençlerin sıklıkla ziyaret ettiği sitelerde yasa dışı bahis ve sanal kumar sitelerinin cazip reklamlar vererek vatandaşları kıskacına almaya çalıştığı görülüyor. Yetkililerin konunun ciddiyetinin farkına varıp bir an evvel gerekli tedbirleri alması şart” değerlendirmesinde bulundu.

    Vatandaşlar arasında yasa dışı bahis ve sanal kumarın yaygınlaştığını dile getiren CHP’li Gökçek, “Başta gençlerimiz olmak üzere her yaştan yurttaşı hedef alan yasadışı bahis ve sanal kumara internet mecraları üzerinden kolaylıkla erişilebilmektedir. Bu siteler yine gençlerin çok sık kullandığı internet sitelerine verdikleri gösterişli, dikkat çekici reklamlar vasıtasıyla gençlerimizin ilgisini çekmekte, kolay yoldan zengin olma vaadiyle vatandaşları yasa dışı bahis ve sanal kumar girdabının içine sokmayı hedeflemektedir. Sistemin içine bir kez giren vatandaş, zararını kapatmak umuduyla günden güne daha büyük bir batağın içine sürüklenmektedir. Vatandaşların esen ve güvenliği için yasa dışı bahis ve sanal kumarla mücadelede bir an evvel ciddi adımlar atılmalı, gençlerimizin bu tuzağa düşmesinin önüne geçilmelidir.” dedi.

    “VATANDAŞLAR, ÇAREYİ YASA DIŞI YOLLARDA ARAMAKTA”

    CHP’li Gökçek, son günlerde sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlara bakıldığında bahis ve sanal kumarın ne denli tehlikeli bir boyuta ulaştığına vurgu yaparak “Gelirlerine nazaran ödeyemeyecekleri büyük meblağlarda borçlanan vatandaşlar, çareyi yine yasa dışı yollarda aramaktadır. İşini kaybeden, yuvası dağılan vatandaşların sayısında büyük bir artış yaşandığı belirtiliyor. Uzmanlar da yasa dışı bahis ve sanal kumar sitelerinin kara para aklama konusunda ciddi bir araç olarak kullanıldığı uyarısında bulunuyor” ifadelerini kullandı.

    “NE GİBİ TEDBİRLER ALINMAKTA”

    CHP’li Ali Gökçek, Bakan Yerlikaya’ya aşağıdaki soruları yöneltti:

    “*İçişleri Bakanlığı olarak yasadışı bahis ve sanal kumar konusunda yapılan çalışmalar nelerdir?

    *Son 5 yılda yasadışı bahis ve sanal kumar sebebiyle hakkında adli işlem başlatılan kişi sayısı ve bu sayının yıllara göre dağılımı nedir?

    *Yasadışı bahis ve sanal kumar konusunda gençler başta olmak üzere vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi için ne gibi tedbirler alınmaktadır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Öğrencilerin okul masrafları velileri zorluyor; Her şey çok pahalı!-VİDEO

    Öğrencilerin okul masrafları velileri zorluyor; Her şey çok pahalı!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle birlikte veliler öğrencilerin okul masraflarını karşılayamıyor. 3 tane öğrencisi olan Diren Koç isimli yurttaş, “Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Şu anda en ucuz bir kitabın fiyatı 200-250 TL” derken. Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın ise, “Eğitim ve öğretimin açılışı ve öğrenciler için yapılan alışveriş bir heyecan olmaktan çıkıp bir stres kaynağı haline dönüşmüştür. Çünkü ailelerin çocuklarının masraflarını karşılayabilecekleri bir ekonomik durumları yok” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı.

    Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle birlikte veliler öğrencilerin okul masraflarını karşılayamıyor. 2 üniversite öğrencisi ve bir de 8. sınıf öğrencisi olan Diren Koç, isimli yurttaş ile Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, eğitim ve öğretim döneminde yaşana ekonomik zorluklara dair PİRHA’ya konuştu.

    “BU SENE 9 TANE KİTAP ALDIM 4000 TL VERDİM”

    3 tane kızını okuttuğunu söyleyen Diren Koç, “2 tanesi üniversiteye gidiyor, 1 kızım da 8. sınıfa gidiyor. Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Şuanda en ucuz bir kitabın fiyatı 200-250 TL. Çocuklarımız geleceğini düşünemiyor. 8. sınıfa giden kızım şuanda ekonomiyi konuşuyor. Bu sene sadece 9 tane defter aldım 4000 TL verdim. Ayakkabı, pantolon ve tişört aldım 5000 TL verdim. Daha almam gerekenler var ama tamamlayamıyorum, her şey o kadar pahalı ki. Eskiden daha iyiydi ama gün geçtikçe daha kötü duruma geliyoruz. Şuanda üniversiteye giden kızlarımın geçmişte elbise veya okul ihtiyaçlarını rahatlıkla alabiliyordum ama şimdi 8. sınıfa giden kızımın ihtiyaçlarını rahatlıkla alamıyorum” dedi.

    “EĞİTİME VERİLEN BÜTÇENİN ARTTIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Eğitimde yaşanan pahalılığın gündelik yaşamdan bağımsız olmadığını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Eğitim ve öğretimin açılışı ve öğrenciler için yapılan alışveriş bir heyecan olmaktan çıkıp bir stres kaynağı haline dönüşmüştür. Çünkü ailelerin çocuklarının masraflarını karşılayabilecekleri bir ekonomik durumları yok” şeklinde konuştu.

    İnsanların ekonomik durumlarının olmayışının nedeninin AKP iktidarının yürüttüğü yanlış ekonomi politikaları olduğunu vurgulayan Aşkın, “İktidarın başarısızlığı ekonomik olarak halka dönmektedir. Hayat pahalılığı önemli ölçüde öğrencilerin geleceğini etkilemektedir. Eğer elinizde konuyla ilgili materyaliniz yoksa sanat, spor ve akademik anlamda bir başarı elde etmeniz oldukça zor olacaktır”diye belirtti.

    Eğitim-Sen olarak eğitime verilen bütçenin arttırılmasını istediklerini dile getiren Aşkın, “Arttırılan bütçeyle beraber öğrencilerin kırtasiye giderlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanabileceğini düşünüyoruz. Yapılacak bu desteklerle birlikte hayat pahalılığı veliler üzerinden kısmen de olsa alınmış olacaktır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • 82 yaşındaki Aslaner’den anlamlı şiir: ‘Bizim köye iyi bir hırsız dadandı’ -VİDEO

    82 yaşındaki Aslaner’den anlamlı şiir: ‘Bizim köye iyi bir hırsız dadandı’ -VİDEO

    PİRHA – 81 Yaşındaki Gülkız Aslaner, okuma yazma bilmemesine karşın şiir üretmeye devam ediyor. Eşinin köyü olan Yozgat’ın Deremumlu köyünde yaşayan Şair Aslaner, “Bizim köye iyi bir hırsız dadandı” şiiriyle ülkenin içinde olduğu mevcut hale işaret ettiğini anlattı.

    Çorum’un Alaca ilçesinde 1943 yılında dünyaya gelen Gülkız Aslaner, 13 yaşından beri sevinçlerini, üzüntülerini şiirlerle dile getiriyor.

    Köy koşulları nedeniyle okula gidemeyen Aslaner, okuma yazma bilmeden şiir üretiyor.

    Yayınlanmış üç adet şiir kitabı bulunan Gülkız Aslaner, son şiirini ise PİRHA için kaleme aldı.

    “ŞİİRİ ŞİMDİKİ ORTAMA GÖRE SÖYLEDİM”

    Şiirinin kaybolmaması için yakınlarından yardım isteyen Gülkız Aslaner, “Bizim köye iyi bir hırsız dadandı” isimli şiirinin nasıl oluştuğuna dair şunları söyledi:

    “Televizyonlarda açık oturumları izlerken yiyenler, içenler, doyanlar, aç kalanlar aklıma gelerek bu şiiri oluşturdum. Bu şiiri mevcut ortam için söyledim. Elini uzatanlar alıyor, olmayanlar kalıyor. Yani çok fakir insan var. Yiyip içenler ise belirsiz. Dünyanın hali ortada. Bu şiiri şimdiki ortama göre söyledim.”

    “ŞİİRİ ÜZERİNE ALAN ALSIN!”

    Gülkız Aslaner, ömrü boyunca günümüzdeki gibi zorlu bir döneme rastlamadığının da altını çizdi. Aslaner, şöyle devam etti:

    “82 yaşındayım, bu zamanki gibi bir darlık, zorluk hiç görmedim. Günümüzde parmağı uzun olan balı yiyor. Bizlere ise bir şey yok. Yanımda, çevremde çok perişan insan var. Şu an Ankara’da yaşıyorum ancak köye gelip buradaki halleri gördüğümde birçok şey aklıma geliyor. Onun için de bu şiiri söyledim. Üzerine alan alsın! Eğer o kişinin gözü, kulağı varsa görür, duyar ve fakir fukarayı da düşünür.

    “Bizim köye iyi bir hırsız dadandı”

    Hırsız geldi tepemize oturdu
    Tırnağını gırtlağımıza batırdı
    Ne varsa hepsini götürdü
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Bizim köyde her ne varsa satıldı
    Arsa gitti tarla gitti ev gitti
    Kutular içinde paralar gitti
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Hanlar gitti hamam gitti tas gitti
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı
    Paha biçilmeyen fabrikalar gitti
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Cübbesi sırtında yüzü görünmez
    Kara bassa izleri görünmez
    İnsan mıdır şeytan mıdır bilinmez
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Gitsin bu zalimler canımıza yetti
    Hazine boşaldı tükendi bitti
    Yandaşlar hısımlar yükünü tuttu
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı

    Gülkız söyler bu hırsızı kovalım
    Götürdüğünün hesabını soralım
    Kanunlarla zindanlara koyalım
    Bizim köye iyi bir hırsız dadandı.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • KESK Adıyaman Şubeler Platformu: Güvenli gelecek için omuz omuza verelim-VİDEO

    KESK Adıyaman Şubeler Platformu: Güvenli gelecek için omuz omuza verelim-VİDEO

    PİRHA-KESK Adıyaman Şubeler Platformu, iktidarın halkı yoksullukla yüz yüze bıraktığını dile getirerek, “İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret, adil bir vergi sistemi, halk için, emek için bütçe, güvenceli iş, güvenli gelecek için omuz omuza verelim” çağrısında bulundu. Platform Dönem Sözcüsü Zeynal Polat, “Tüm kamu emekçilerine 14.493 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin emekliliğimize yansıtılması için mevcut taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz” dedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Adıyaman Şubeler Platformu, hükümetin uyguladığı ekonomik politikalara ilişkin basın açıklaması yaptı.

    İktidarın yanlış ekonomi politikalarından dolayı ülkenin yoksullaştırıldığını, iktidar ve çevresinin buna yönelik bir adım atmadığını söyleyen KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Zeynal Polat, “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden biri açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor” dedi.

    “ÇARKLAR BİR AVUÇ ZENGİNİ ZENGİN ETMEK İÇİN DÖNÜYOR”

    Yıllardır halkın iktidarların eliyle planlı, programlı, bilinçli, kasıtlı bir şekilde yoksullaştırıldığına dikkat çeken Polat, “Üstelik iktidar da artık bunu saklama gereği duymuyor. Hatırlayalım. Döviz kuru, enflasyon rekor üstüne rekor kırmaya başlarken dönemin Maliye Bakanı çıkıp aynen şöyle demişti: Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor.
    Bu sözler mevcut sistemde kimlerin baş tacı edildiğini, kimlerin ise yok sayıldığının açık bir itirafı olarak tarihe geçmiştir. Evet, çarklar yıllardır dönüyor. Ama o çarklar halkı, emekçileri, yoksullaştırmak, işsiz bırakmak, bir avuç zengini daha zengin etmek için dönüyor. Çarklar düşük gösterilen TÜİK enflasyonu ile halkın, emekçilerin cebinden alıp bir avuç patrona, yandaşa aktarmak için dönüyor” diye belirtti.

    “HER 4 KİŞİDEN BİRİ İŞSİZ”

    Polat, açıklamaya şöyle devam etti:

    “Bugün Türkiye’de her dört kişiden biri işsizken, çalışan her iki kişiden birisi ise açlık sınırının altında kalan asgari ücretle ayakta kalmaya çalışıyor. Dört kişilik bir ailenin tüm fertleri asgari ücretle çalışsa dahi hane geliri yoksulluk sınırının altında kalıyor. Yoksulluk tüm toplumu sarmış durumda. Her iki kişiden birinin geliri açlık sınırının altında kalıyor. Her 3 emekliden birisi ise açlık sınırının yarısını bulmayan bir aylıkla, sadece 10 bin TL ile yaşam mücadelesi veriyor”

    “Avrupa ülkelerinin en düşük emekli maaşı ortalaması 1294 Euro ile Türkiye’nin 5 katını aşıyor. Türkiye’nin emeklileri barınma, gıda, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını bile karşılamazken Avrupa’nın emeklileri ise aldıkları maaşlarla dünya turuna çıkıyor. Buna rağmen altı aylık TÜİK enflasyon oranı %24,73 olarak açıklandığı için bugün kök aylığı 8 bin TL’nin altında olan 2 milyon emekli, yani her beş emekliden birinin maaşına bir kuruş dahi artış yapılmadı”

    “TÜİK’İN RAKAMLARI GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    “Tüm bunlara rağmen takla attırılan TÜİK enflasyon rakamlarını daha da aşağı çekmek için yıllardır başvurulan hilelere her gün bir yenisini ekliyorlar. Bugün ev kiralarının ülkenin en ücra kasabasında dahi 10 bin TL’yi, metropol illerde ise ortalama 20 bin TL’yi aştığını bilmeyen kalmadı. Ama TÜİK’in enflasyon sepetinde ev kirası sadece 5 bin 845 TL tüm bunlar yetmezmiş gibi iktidar kendi yarattığı ekonomik krizin yükünü yine bizlere yıkan yeni paketler açmaya devam ediyor”

    “SOSYAL HİZMETLER ‘TASSARUF’ DENİLEREK KESİLİYOR”

    “Her zaman olduğu gibi karlarını dörde, beşe katlayanlara “siz de biraz tasarruf edin” demek akıllarının ucundan bile geçmiyor.  Muafiyet ve istisnalarla çalıştırdığı asgari ücretli kadar bile vergi vermeyen firmaların, şirketlerin, faizden, ranttan, dövize endeksli hazine garantilerinden beslenen asalak takımının sırtını sıvazlarken tüm yükü bize yıkmaya devam ediyorlar. Bunun için “tasarruf” adı altında önce okul öncesi öğrencilerin bir öğün ücretsiz yemeğini, ardından 250 bin KİT çalışanının giyecek yardımını gasp ettiler. Bugün ise kamu emekçilerinin servis hakkına, kamu lojman ve sosyal tesislerine göz koyuyorlar. “Maliyeti yüksek” diyerek kamu kreşlerini bile kapatmaya, kamunun elindeki iş makinalarını satmaya tasarruf’ diyorlar”

    “EMEKLİ HESAPLAMASI 2008 ÖNCESİNE GÖRE YAPILSIN”

    Polat, iktidarın politikalarını değiştirmesini isteyerek şu taleplerde bulundu:

    “Öncelikle bugün tüm kamu emekçilerine 14.493 TL olarak verilen ilave seyyanen ödeneğin emekliliğimize yansıtılması için mevcut taban aylık katsayısına dâhil edilmesini istiyoruz. Söz konusu ilave ek ödeneğin tüm emeklilerin kök aylıklarına yansıtmasını, emekli aylıklarından sağlık payı kesilmesine son verilmesini istiyoruz. Emekli aylıklarında yaşanan buharlaşmanın önüne geçilmesi, özellikle 2008 sonrası işe başlayanların yaşadığı, yaşayacağı kayıpların önüne geçilmesi için emekli maaş bağlanma hesaplamasında 2008 öncesine dönülmesini istiyoruz”

    “İKTİDARIN DEĞİL KAMU EMEÇİLERİNİN ÇIKARDIĞI YASALARIN UYGULANMASINI İSTİYORUZ”

    “İktidarın tek taraflı olarak çıkardığı yasalar değil, konfederasyonların, sendikaların kamu emekçilerinin söz ve karar sahibi olacağı demokratik bir çalışma yaşamı istiyoruz. Yandaş konfederasyonlarla yapılan ve yoksulluğumuzu derinleştiren “toplu satış sözleşmeleri” değil, emeklilerin de sendikaları aracılığı ile temsil edildiği grevli gerçek bir toplu sözleşme istiyoruz. Seçim öncesi verilen 3600 ek gösterge ve mülakatın kaldırılması sözlerinin tutulmasını istiyoruz. Tüm kamu emekçilerini, emeklileri yıllardır hepimize kaybettiren bu yoksulluk ve sefalet düzenine karşı insanca yaşayacak ücret, güvenceli iş, güvenli gelecek mücadelesinde omuz omuza vermeye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ADIYAMAN

     

  • Yazar Ayhan Aydın’ın yargılanmasına 9 Temmuz’da başlanacak: Yazdıklarımın arkasındayım!

    Yazar Ayhan Aydın’ın yargılanmasına 9 Temmuz’da başlanacak: Yazdıklarımın arkasındayım!

    PİRHA- Yazar Ayhan Aydın, “Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması” nedeniyle 9 Temmuz’da mahkemeye çıkacak. Ayhan Aydın, duruşma günü yapacağı savunmaya ilişkin açıklama yaptı. Aydın’ın mahkemeye vereceği ifadede “Halkın feryatlarına kulaklarını tıkayıp, ‘ben kendi bildiğimce ülkeyi yönetirim’ diyen bir cumhurbaşkanı gerçek anlamda ne benim cumhurbaşkanım olabilir, ne de halkının cumhurbaşkanı olabilir” cümleleri yer aldı.

    Yazar Ayhan Aydın hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle dava açıldı. Aydın, 9 Temmuz Salı günü saat 09.30’da İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nde ifade verecek.

    “YAZDIKLARIMIN ARKASINDAYIM”

    Yazar Ayhan Aydın, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan dava sebebiyle 31 Mayıs 2023’te Emniyet Genel Müdürlüğü’nde ifade verdiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ‘Cezalandırılmam’ TCK 53’ten, ‘Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmam’ için 2023 /61463 dosya numaralı yazısıyla bana dava açıldı. Milyonlarca sessiz çığlığın sesi olarak, ülkeyi yaşanmaz hale getiren, çocukların yatağa aç girmesinden bir numaralı sorumlu ve yetkili kişiye eleştiri maksatlı yazdığım yazıların, yorumların, şiirlerin her daim arkasındayım. Benim hiç kimseye hakaret kastım olmadı, olamaz. Bir siyasi kimlik olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan, kendisine yönelen her türlü eleştiri, yorum, öneriye açık olmak zorundadır. Bu ülkede yaşayan 85 milyon kişinin ve benim bir vatandaş olarak, onunla eşit haklarımız vardır.”

    “TÜM YAZI VE YORUMLAR KENDİ ÖZGÜR İRADEMİN ÜRÜNLERİ”

    Ayhan Aydın, 9 Temmuz’da mahkeme heyetine sunacağı yazıyı da paylaştı. Aydın şunları aktardı:

    “Sayın Mahkeme Heyetine,

    Yaratılıştan ve mensup olduğum kültürel çevreden dolayı her daim özgürlükçü bir dünya görüşüm oldu. Kendimi her zaman, her yerde, her ortamda rahatlıkla ifade edebilme, düşüncelerimi dile getirebilme, görüşlerimi yazabilme ayrıcalığına ve mutluluğuna sahip oldum.

    Üzerinde yaşadığımız topraklar ve manevi bağla bağlı olduğum Balkanlar’da yüzyıllar boyunca insanlar kendi kimlikleriyle var olabilmek için büyük bedeller ödemişlerdir. Ayrıca yüzyıllar boyunca bu dünyanın en büyük medeniyetlerine ve kültürlerine ev sahipliği yapan bu kadim öğretilerin yurdunda büyük düşünürler, devlet adamları, ozanlar yetişmiştir. Her zaman dile getirildiği gibi gerek Selçuklularda, gerek Osmanlı idaresinde, yıkılış devirleri dışında, yurduna, insanlığa hizmet eden gerçek devlet adamlarını da her zaman tarihler yazmıştır.

    Sayın Mahkeme Heyeti, şu anda huzurunuzda ülkenin Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan için sosyal medya hesaplarımdaki bazı yazı ve yorumlarım, yazdığım şiirlerimden dolayı bulunuyorum.

    Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hür ve özgür irademle, hiçbir siyasi parti ve oluşuma üye olmayan bir birey olarak söylüyorum ki, gerek iddianamede bulunanlar gerekse de ondan önce ve sonrasında yazdığım tüm yazı ve yorumlar kendi özgür irademin ürünleridir.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan, ülke yönetimine talip olduğu günden bugüne, çok büyük sarsıntılar geçiren bir kimlik sergileyerek, binlerce konuşmasında, beyanında, yazısında, talimatında, uygulamasında olduğu gibi, ne insan haklarının uluslararası normlarına, ne bu ülkenin ve ne de Türk töre, gelenek, devlet yönetme düsturlarına uygun olmadan, sürekli kendisiyle çelişen uygulamalarla bu ülkeyi yönetmektedir.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan bir partili cumhurbaşkanı olarak; binlerce söz, yazı, konuşma, talimatlarıyla, kendi siyasi görüşü dışındaki hemen tüm görüşleri ‘batıl, haşhaşi, terörist, hain, çapulcu, geri zekâlı, çağ dışı, ülke düşmanı, din düşmanı’ gibi ifadelerle nitelendirerek, kendisinden olmayanı düşmanlaştıran bir devlet adamı görüntüsü vermiştir.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan, sürekli Selçuklu’yla, Osmanlı’yla, İslam Uygarlığı’yla övünüp dururken, herkesi bu hasletlere bağlı olmaya çağırırken, tüm eylemleri, konuşmaları, ülke yönetimiyle devletleri yıkıma sürükleyen zihniyetlerin uygulamalarını kendisine rehber edinmiş bir şekilde ülkeyi yönetmektedir.

    Ne Selçuklu, ne Osmanlı, ne de İslam adına ortaya konulan medeniyet ürünlerine sahip çıkmak yerine sürekli şiddeti, ayrıştırmayı, ötekileştirmeyi önceleyen tutum ve davranışlarıyla, yüzlerce konuşmasıyla halkın zihninde derin yarılmalar, boşluklar, endişeler yaratmıştır.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yirmi iki yıllık iktidarında vatandaş Ayhan Aydın ve milyonlarca Türk vatandaşı bu toprakların kültüründen elde ettiği tüm maddi, manevi birikimleri, gelecek umutlarını yok etmeye başlamış, insanları derin bir karamsarlıkla hem Türkiye’nin, hem de kendi geleceklerinin ne olacağını kestiremez bir şekilde çok ciddi endişelere sürüklenmiştir.

    “HEPİMİZİN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT ALTINA SOKMUŞTUR”

    Ülkemizde, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke yönetme şeklinden dolayı, ırkçılık, dinci gericilik hortlamış, mezhepçilik baş göstermiş, laiklik, insan hakları, demokrasi kavramları ‘Türkiye, Türklük, İslamlık düşmanı’ kavramlar olarak yerleştirilmeye başlanmış, çağdaş değerleri savunan yüz binlerce insan 12 Eylül Faşist Askeri Cuntası dönemindeki gibi işinden edilmiş, zindanlara doldurulmuştur.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan yönetimi; bu arada Taliban, Hizbullah, Hamas militanlarının da içinde olduğu milyonlarca göçmeni Türkiye’ye doldurmuş, bunu sadece ekonomik olarak değil siyasi ve ülke bütünlüğünü tehdit edecek boyutlarını hiçe sayarak, kendince bir politika yürüterek hepimizin güvenliğini tehdit altına sokmuştur.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm yetkilerini, etki alanını akıl almaz şekilde arttırmış, dinsel değerler adı altında bir devlet kurumunu, devlet içinde bir devlet yaratarak ülkemizin laik ve demokratik yapısı için bir tehdit unsuru haline getirmiştir.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan, her daim Abdülhamit’in yolundan gittiğini söylemiş onu kutsamak, yüceltmek için halkın parasıyla devlet olanaklarıyla türlü filmler, diziler çektirmiş, kitaplar yazdırtmış, Taliban Şeyhi Hikmetyar’ın dizinin dibinde resim çektirmiştir. Ben bunu bir şiirimde yazınca bu suç fiili sayılmıştır.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘Türkiye’deki tüm gelişmeler benden sorulur’ diyerek, ekonomiyi ele almış, ülkenin yüz yıllık tüm serveti olan devlete ve halka ait olan çok büyük işletmeleri yok pahasına kendi görüşlerine yakın şirketlere, oluşumlara, yabancılara çok ucuza satmış, daha doğrusu aktarmıştır.

    Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘Türkiye ekonomisini en iyi ben bilirim, ben yönetirim’ diyerek, kendisine yakın şirketlere dünyanın en büyük ihalelerini vermiş, vatandaşın cebinden hayatları boyunca hiç binmedikleri uçakların havalimanlarının, geçmedikleri köprülerin paralarını aktarmıştır.

    Tüm bunlar olurken vatandaş Ayhan Aydın ve milyonlarca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, yokluk, yoksulluk içine düşmüş, ülkenin para birimi Türk Lirası, ülkenin pasaportu, dünyadaki en değersiz kategoriye gerilemiş, yüz binlerce çocuğun yatağa aç girdiği ciddi araştırmalar sonucunda ortaya çıkmıştır.

    “BİZİM GİBİ ELEŞTİRMENLERE TEŞEKKÜR ETMESİ GEREKİR”

    Sayın Mahkeme Heyeti,

    Ben, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hiçbir zaman hakaret maksadıyla bir şeyler söylemedim, yazmadım. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bizim gibi vatansever eleştirmenlere çok teşekkür etmesi gerekir.

    Vatandaşların gözyaşlarının bedeli olarak harcamalarıyla vicdanları sızlatan sarayına çağırdığı dalkavuklar yerine halka, halkın sorunlarını dile getiren gerçek yazarlara, gazetecilere daha çok kulak vermelidir. Halkın feryatlarına kulaklarını tıkayıp, ‘ben kendi bildiğimce ülkeyi yönetirim’ diyen bir cumhurbaşkanı gerçek anlamda ne benim cumhurbaşkanım olabilir, ne de halkının cumhurbaşkanı olabilir.

    Sayın Mahkeme Heyeti,

    Sonuçta, benim Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret maksadıyla yazılmış bir yazım, ifadem, yorumum yoktur. Tüm yazdıklarım Türkiye’nin geldiği hale içten içe derin bir şekilde üzülen, kaygılanan bağrı yanık bir insanın, üstelik bu konularda yazı yazması, görüş bildirmesi bir ölçüde sorumluluğu olan bir yazarın ifadeleridir.

    Saygılarımla…”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Dersim işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun en yüksek olduğu yerlerden biri’-VİDEO

    ‘Dersim işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun en yüksek olduğu yerlerden biri’-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi Dersim İl Örgütü, zamlara ve hayat pahalılığına dikkat çekmek için Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüp, basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Temel tüketim mallarına her gün gelen zamlar, zaten düşük olan alım gücümüzü daha da düşürerek, insanca yaşam sürmemizi olumsuz yönde etkiliyor” denildi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, zamlara ve hayat pahalılığına dikkat çekmek için parti binasının önünden Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş gerçekleştirip, basın açıklaması yaptı. Yürüyüşte sık sık “Zam zulüm işkence işte AKP, İnsanca yaşam istiyoruz, Vergide adalet istiyoruz” sloganları atıldı.

    “BİRLİKTE MÜCADELE VERELİM”

    Dersim’in işsizliğin, açlığın ve yoksulluğun en yüksek olduğu illerden biri olduğunu belirten EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “Temel tüketim mallarına her gün gelen zamlar, zaten düşük olan alım gücümüzü daha da düşürerek, insanca yaşam sürmemizi olumsuz yönde etkiliyor. Kamu kurumlarında çalışanların bile ödemekte zorlandığı konut fiyatlarındaki artışlar, asgari ücretle yaşamaya çalışan halkımızı sefalete sürüklemeye devam ediyor. 17 bin lira asgari ücretle geçinmeye çalışan bir Dersimli, en düşüğü 10-15 bin lira olan kira ücretleriyle karşı karşıya. Çocuklarının okul ihtiyaçları, temel gıda maddelerine ulaşmaksa mümkün değil. Bu durum kıt kanaat geçinmeye çalışan Dersim’ de yaşayan emeklilerimiz içinde geçerli. Açlık sınırının çok altında ücretle yaşamaya mahkûm edilen emeklilerimize adeta ‘aç kalın’ deniyor. Kentin bugün en temel sorunlarından biri ucuz ve sağlıklı konuta erişim sorunu. Dersim’de yaşayan bütün kiracılara sesleniyoruz, gelin ucuz ve sağlıklı konutlarda yaşama mücadelesini hep birlikte verelim” dedi.

    “DERSİM DOĞASI MADENCİLİK PROJELERİYLE YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    Dersim doğasının madencilik projeleriyle yok edilmek istendiğini söyleyen Tekin “Neredeyse her gün yeni bir yerden sondaj çalışması haberleri geliyor. Doğamızı madencilik projeleriyle yok etmek isteyenlere karşı buradan sesleniyoruz; gözümüz üzerinizde! Sermayenin göz diktiği topraklarımızı, ovalarımızı, dağlarımızı ve yaylalarımızı, ranta, talana açmaya çalışanlara karşı mücadelemizi büyüteceğiz. Şirketlerin, gözümüzün içine baka baka, elini kolunu sallamasına müsaade etmeyeceğiz. Mücadelemizi birleştireceğiz, büyüteceğiz ve bu köhne sömürücü düzenin saldırılarına hep beraber son vereceğiz” diye konuştu.

    “İKTİDARIN ELİ İŞÇİLERİN, EMEKÇİLERİN CEBİNDE”

    Mayıs ayından itibaren iktidar tarafından tasarruf tedbirlerinin tartışıldığını söyleyen EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, “Ama elleri işçilerin, emekçilerin cebinde. Diyorlar ki, tasarruf devri, ülke bu açıklanan tedbirlerle düze çıkacak diyorlar. Ancak kendileri itibardan tasarruf olmaz diyorlar. Saray’da günde 53 milyon lira, dakikada 37 bin lira para harcıyor. Emekli kardeşlerim, 10 bin TL ile geçinmeye çalışırken biz şurada konuşmaya başladığımızdan beridir, 150 bin lira parayı saray harcadı bitirdi. 2 asgari ücretin üzerindeki parayı bir dakikada harcıyor bu Saray” dedi.

    “BİRLİKTE MÜCADELE EDECEĞİZ, BİRLİKTE KAZANACAĞIZ”

    Dersim’de, tarımın önemli bir yer tuttuğunu belirten Başkavak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “AKP iktidarı, şimdi de ÖTV’yi arttırdı. Biz diyoruz ki çiftçinin kullandığı mazottan ÖTV alınmasın, AKP iktidarı vergiye zam yaparak ÖTV’yi artırdı. Sadece tarımda kullanılan mazottan 52 milyar lira vergi topluyor. Peki, mazot ve gübre desteği olarak ne veriyor: 21 milyar lira. Verdiğinin iki buçuk katını vergi olarak toplayan AKP iktidarı şimdi bu ülkenin köylüsüne ‘devir tasarruf devri, herkes bu faturayı ödeyecek’ diyor. Biz Dersim’de sesleniyoruz, bu faturayı ödemeyeceğiz. Siz, patronlardan almadığınız vergileri alacaksınız, zenginlere servet vergisi getireceksiniz ve temel tüketim mallarına olan zamları durduracaksınız. Bütün ücretlerin yoksulluk sınırı üzerine çıkartılması gerekiyor. Biz biliyoruz ki AKP’den işçi emekçi köylü yararına politika beklemek ölü gözünden yaş beklemektir. Onun içinde hakkımız olanı almak üzere mücadele çağrısı yapıyoruz. Birlikte mücadele edeceğiz, birlikte kazanacağız.”

    PİRHA/DERSİM

  • DEM Parti’den asgari ücret çıkışı: Emekçiler çalışan yoksullar haline geldi!

    DEM Parti’den asgari ücret çıkışı: Emekçiler çalışan yoksullar haline geldi!

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, asgari ücretin insan onuruna yaraşır bir oranda belirlenmesi ve asgari ücretin Türkiye’de temel ücret olmaktan çıkarılması için TBMM Başkanlığına araştırma önergesi verdi.

    Milyonlarca işçinin Temmuz ayında yapılmasını beklediği asgari ücret zammı konusunda hükümetten açıklama geldi. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan asgari ücrette herhangi bir artışın yapılmayacağını söyledi.

    Aynı gün içerisinde Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nden de (DEM Parti) konuyla ilgili araştırma önergesi geldi.

    “YURTTAŞLAR HER GEÇEN GÜN DAHA DA YOKSULLAŞMAKTA”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli ile Gülüstan Kılıç Koçyiğit, Türkiye büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğu önergede şu hususlara dikkat çekti:

    “Ekonomik sorunların kronikleştiği Türkiye’de enflasyon başta olmak üzere gelir dağılımı adaletsizliği, işsizlik, borçluluk gibi sorunlar gün geçtikçe daha da büyümektedir. Enflasyonun kontrol altına alınamaması dolayısıyla alım gücü düşmekte, emeğiyle geçinen yurttaşlar her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır. Neredeyse her gün iğneden ipliğe gelen zamlar nedeniyle yapılan ücret artışları anlamını yitirmekte, emekçiler için yaşamı daha da zorlaştırmaktadır. Bu nedenle enflasyonun asgari ücretle çalışan milyonlarca emekçi üzerindeki yükünü azaltmak amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104. ve 105. maddelerine göre meclis araştırması açılmasını arz ederiz.”

    “ASGARİ ÜCRETLE GEÇİNMEK İMKÂNSIZ HALE GELDİ”

    DEM Parti’nin araştırma önergesinin ‘Gerekçe’ bölümünde emekçilerin “çalışan yoksullar haline geldiği” ifade edilerek şu cümlelere yer verildi:

    “Ekonomi enflasyon, işsizlik, bireysel borçluluk, gelir dağılımı ve vergi adaletsizliği gibi kronik sorunlar içerisinde debelenip durmaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle birlikte ekonomide pek çok gösterge daha da olumsuz bir seyir izlemiş bu süreçte enflasyon, döviz kurları, dış ticaret açığı, dış borç, dış ödemeler dengesi ülke tarihinin en yüksek seviyelerine ulaşmıştır. Gittikçe dozu arttırılan otoriterleşme, yargının siyasi iktidara daha da bağımlı hane getirilmesi, pek çok alanda temel hak özgürlüklerin rafa kaldırılması, Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklı güvenlik harcamalarında yaşanan devasa artış ülke ekonomisini çökertmiştir. Türkiye ekonomisindeki bu çürüme hali, emekçi halklarımızı büyük bir yoksulluğa ve açlığa mahkûm etmiştir. Emeğiyle geçinen milyonlarca yurttaş için hayat çok daha zorlu bir hale gelmiştir.

    Ekonomik sorunların kronik bir hal aldığı, enflasyonun ve hayat pahalılığının kontrol edilemez noktaya geldiği, emeğin milli gelirden aldığı payın her geçen yıl daha da düştüğü günümüz Türkiye’sinde emekçiler her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır. İğneden ipliğe yapılan süreklileşmiş zamlar nedeniyle yapılan ücret artışları anlamını yitirmektedir. 2002 yılında bir asgari ücretli bir aylık maaşıyla 7 çeyrek altın alabiliyorken bugün bir asgari ücretle ancak 4 çeyrek altın alabilmektedir. AKP iktidarında emekçilerin alım gücü yaklaşık yarıya yarıya erimiş, emekçiler çalışan yoksullar haline gelmişlerdir.

    Resmi rakamlara göre Türkiye’de nüfusun önemli bir çoğunluğu geçimini asgari ücretle sağlamaktadır. 2002’de asgari ücret altında ücret alanların oranı yaklaşık yüzde 25 iken 2024’te bu oran yüzde 50’ye yaklaşmış durumdadır. Milyonlarca işçi asgari geçim için yetersiz olan asgari ücretle geçinmeye çalışırken işçilerin bir bölümü de yasal asgari ücrete dahi erişememektedir.

    AKP’li yıllarda Türkiye’de asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 40 oranında artış göstermiştir.

    Türkiye’de başlangıç ücreti olması gereken asgari ücret artık temel ücret haline gelmiştir. Oysa asgari ücret bizzat Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na göre verilebilecek en düşük ücrettir.

    Dünya genelinde de asgari ücret uygulaması bu temelde hayata geçirilmektedir. Örneğin Hollanda’da asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 3, Almanya’da asgari ücretle çalışanların oranı yüzde 6, Hırvatistan’da yüzde 10, AB ortalaması ise yüzde 9 düzeylerindedir. Ayrıca ülkeler arasında en düşük asgari ücret Türkiye’dedir.

    Türk-İş’in Açlık ve Yoksulluk Sınırı araştırmasına göre Mayıs ayında açlık sınırı 18 bin 969 liraya çıkarak 17 bin 2 lira olan asgari ücretin bin 967 lira üzerinde gerçekleşmiştir. Yoksulluk sınırı ise 61 bin 788 lira olmuştur. Yani asgari ücretle çalışan milyonlarca emekçi yoksulluk sınırının yaklaşık 4’te 1’i maaşla açlığa mahkûm edilmiştir.

    Hayat pahalılığının her geçen gün daha da arttığı ve enflasyonun resmi rakamlara göre yaklaşık yüzde 75, bağımsız araştırmacılara göre ise yüzde 120’lere vardığı bir ortamda asgari ücretle geçinmek imkânsız hale gelmiş, asgari ücretle çalışan milyonların en temel ihtiyaçları dahi karşılaması olanaksız hale gelmiştir. Buna karşılık hem Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı hem de Cumhurbaşkanı asgari ücrete yılda sadece bir kez zam yapılacağını ifade etmişlerdir. Enflasyon sürekli artarken emeğiyle geçinen yurttaşların enflasyon canavarına yem edilmesi, asgari ücretin yılda sadece bir kere yapılacak zamla belirlenmesi asla kabul edilemez.

    Tüm bu gerekçelerle toplumun önemli bir çoğunluğunun hayatını doğrudan etkilediğinden asgari ücretin insan onuruna yaraşır bir oranda belirlenmesi ve asgari ücretin Türkiye’de temel ücret olmaktan çıkarılması için Meclis’te bir araştırma komisyonu kurulmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • BES-AR: Yoksulluk sınırı 70 bin lirayı geçti

    BES-AR: Yoksulluk sınırı 70 bin lirayı geçti

    PİRHA-Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi’nin (BES-AR), Haziran ayı verilerine göre, açlık sınırı 25 bin 374 lira, yoksulluk sınırı ise 70 bin 253 lira oldu.

    Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi (BES-AR) 2024 Haziran açlık ve yoksulluk sınırı verilerini açıkladı. Gıda madde fiyatları üzerinden yapılan hesaplamayı paylaşan BES-AR’a göre, dört kişilik bir memur ailesinin sağlıklı beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Haziran 2024 için 25 bin 374 lira, tek bir (bekâr) çalışanın yaşam maliyetinin ise 30 bin 210 lira.

    Yapılan yazılı açıklamada verilere göre, gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı olan yoksulluk Sınırı ise 70 bin 253 lira oldu.

    “ASGARİ ÜCRET AÇLIK SINIRININ ALTINDA KALDI”

    BES-AR konuya dair yaptığı yazılı açıklamada, kamuda bekar, çocuğu olmayan bir kamu emekçisi gelir vergisi kesintileriyle birlikte 30 bin 715 lira ücret ile 30 bin 210 lira olan yaşam maliyetinin sadece 505 TL üzerinde maaş alarak hayatını idame ettirebilmektedir. 2024 yılında da 17 bin 2 lira alan asgari ücretli, 25 bin 374 lira olan açlık sınırının yüzde 32,99 altında ücret alarak sadece karnını doyurabilmektedir. Sağlıklı beslenmenin maliyeti günlük 845 lirayı geçti, 2024 yılında da asgari ücret açlık sınırının altında kaldı, Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için neredeyse maaşının yüzde 75-80’nini kiraya ödemek zorunda kalıyor, Büyükşehirlerde kamu emekçileri, barınma ihtiyacını karşılamak için öğrenci evi gibi 3 ya da 5 kişi bir arada yaşamak zorunda kalıyor.

    “KİMLER SERVET BİRİKTİRDİYSE, KRİZİN BEDELİNİ DE ONLAR ÖDEMELİDİR”

    Açıklamanın devamında, “Bizleri açlık sınırının biraz üzerinde bir ücrete mahkum edenler, bir kez daha bizleri ‘aynı gemideyiz’ lafazanlığı üzerinden fedakarlık etmeye davet ediyorlar. Buradan bir kez daha sesleniyoruz ve diyoruz ki; bizler sizlerle hiçbir zaman aynı gemide olmadık, olamadık. Çünkü biliyoruz ki sizlerin karlılığı ne zaman düşse, hep aynı gerekçelerle bizleri ve toplumun yoksul kesimlerini seferberlik edasıyla fedakarlığa davet ediyorsunuz. Ancak her kriz sonrasında sizler daha fazla servete kavuşuyorsunuz. Sizlerin yiyip içtiği sofrayı biz kaldırmayacağız. Yaratılan bu krizden kimler servet biriktirdiyse, krizin bedelini de onlar ödemelidir” ifadelerine yer verildi.

    (HABER MERKEZİ)