PİRHA- Dersim’in Ovacık Havacur köyü doğumlu Ali Aslan vasiyeti üzerine, devlet tarafından 1992 yılında zorla boşaltılan köyünde hakka uğurlandı. Aslan’ın, Dersim’in muhteşem coğrafyasında kızakla götürülen cenazesi 4 saatte köye ulaştı.
1960 Ovacık Havacur köyü doğumlu Ali Aslan vasiyeti üzerine cenazesi, devlet tarafından 1992 yılında zorla boşaltılan köyüne muhteşem görüntüler eşliğinde götürüldü. Doğup büyüdüğü köyde yaşamını sürdüren ve tüm köylülerin yardımına koşmak ve sorunlarıyla ilgilenmekle bilinen Ali Aslan, 1992 yılında devletin zorla köyü boşaltması sonucu Elazığ’a yerleşti.
Burada yaşamını sürdüren ve köyünün özlemiyle yanıp tutuşan Aslan son yıllarını kanser hastalığı ile boğuşarak geçirdi. Geçtiğimiz günlerde hakka yürüyen Ali Aslan ölmeden önce, “Ölürsem beni köyüme götürün” diye vasiyet etmişti.
Hak yolculuğunda devrini bir başka donda sürdürme sürecini yaşarken ona yaşam veren, onu şekillendiren topraklarda olmak, Munzur vadisini son bir kez daha boydan boya geçmek, Munzur gözelerine niyaz olmak, görkemli dağlarını selamlamak, ziyaretlere, kutsal mekanlara yüz sürmek istemişti.
ZORLU YOLCULUK DÖRT SAAT SÜRDÜ
Türkiye metropollerinde ve Avrupa’da yaşayan birçok yakını Elazığ’da bir araya gelip cenazeyi alarak araçlarla Dersim Ovacık’a oradan da yolu açık olan yakın bir köye doğru yola koyuldu. Sonrası ise artık insan gücüne bağlıydı çünkü bu köyden Havacur’a yaklaşık 20 kilometre yol vardı ve bu yol kar nedeniyle kapalıydı.
Rahat götürebilmek için sabahın erken saatlerinde yola koyulmaları gerekiyordu. Aksi takdirde yumuşayan kar yürümelerini zorlaştıracaktı. Önceden hazırlık yapan köylüler yanlarında getirdikleri kızağa bindirerek sabah saat 05.30 gibi yola koyuldular. Olası bir kar batması ihtimaline karşı yanlarında lekan (hedik) getirmeyi de ihmal etmediler.
Dersim’in muhteşem coğrafyasında yapılan bu zorlu yolculuk yaklaşık 4 saat sürdü. Geride muhteşem fotoğraf kareleri ve amatör videolarla çekilmiş görüntüleri bıraktı. Kendi toprağının ruhundan ve kültüründen hiçbir zaman kopmayan Ali Aslan ağıtlar eşliğinde hakka uğurlandı.
PİRHA- Geçtiğimiz hafta gözaltına alınan ve tutuklama kararı çıkarılarak Malatya Cezaevi’ne götürülen eski Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir yaşadığı hukuksuzluğu anlattığı bir mektup gönderdi.
KHK ile işinden ihraç edilen eski PSAKD İstanbul Kartal Şube Başkanı Songül Tunçdemir geçtiğimiz hafta sabahın erken saatlerinde evine yapılan baskınla gözaltına alınmıştı. Malatya Adliyesi’ne götürülerek hakim tarafından ifadesi alındıktan sonra adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Ardından da daha Malatya Adliyesi’nde kimliğini almak için beklerken savcılık tarafından tekrar tutuklama kararı çıkarılarak hakim karşına çıkarılmış ve daha sonra Malatya Cezaevi’ne götürülmüştü.
Tutuklanarak Malatya Cezaevi’ne götürülen Songül Tunçdemir yaşadığı sürece ve karşılaştığı hukuksuzluğa dikkat çekmek için dostlarına mektup gönderdi.
“HIZIR’I HER ZAMANKİNDEN DAHA ÇOK YÜREĞİMDE HİSSETTİM”
Mektubuna bu zor süreçte kendisini yalnız bırakmadıkları için teşekkür ederek başlayan Tunçdemir, “Hızır ayının içinden geçerken darda, zorda olanların imdadına yetişen Hızır’ı her zamankinden daha fazla yüreğimde hissettim. Bu yıl Hızır’ı her zamankinden daha çok çağırdım. Hızır’ı sadece kendim için değil haksızlığa uğrayan tüm canlar için çağırdım.” dedi.
12 Şubat 2019 Salı günü sabah saat 5:25 de evine ani polis baskını yapılarak gözaltına alındığını hatırlatan Tunçdemir, tutuklanma sürecini, yaşadığı hukuksuzlukları ve kendisine yönelik yapılan suçlamaları mektubunda şöyle aktardı:
“Malatya Cumhuriyet Savcılığı hakkımda yakalama kararı çıkarmış. İki gün Yakacık Karakolu’nda bekletildikten sonra Malatya TEM’e getirildim. İlk ifadem burada alındı. Ben iki buçuk yıl öncesine kadar Maltepe’de yaşıyordum. Dört dönem Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde Malatya şube başkanlığını yaptım. Suçlamalar o dönemle ilgili. Facebook hesabımdan suç unsurları çıkarmak için epey bir çaba sarf edilmiş. Benim ‘Hurşit Külter nerede?’ paylaşımım, başkalarının paylaşımına attığım 4 beğeni ve bana bol bol yapılan ama onaylamadığım etiketlemeler.
En büyük suçlamalardan biri de başkanlığını yaptığım Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya şubesinin de içinde bulunduğu Malatya Emek ve Demokrasi Platformu’nun eylemlerine katılmak. Bunu yaparken de her kurumun kendi renkleri ile katıldığı elimde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği flamaları taşımama rağmen taşımadığım flama, pankart, fotoğraflar, dövizler ve atmadığım sloganlar için örgüt üyesi olmakla suçlanıyorum.”
“YAŞANAN BU DURUM SKANDAL VE BİNDE BİR YAŞANILAN BİR DURUM”
Daha önce Eğitim-Sen Malatya Şube Başkanlığı yapmış öğretmen arkadaşı ile birlikte eş zamanlı olarak gözaltına alındıklarını ve bir gün sonra savcılığa götürüldüklerini belirten Tunçdemir, şöyle devam etti:
“Cumhuriyet Savcısı dosyaları inceledikten sonra bizi tutuklama talebiyle hakime sevk etti. Hakim dosyamızı inceleyip bizi tekrar dinledi ve denetimli olmak kaydıyla serbest bıraktı. Çıkmak için kimliklerimizin getirmesini beklerken savcının alınan karara itiraz edip jet hızıyla yakalatma kararı çıkardığını öğrendik. Adliyeden çıkmadan tekrar gözaltına alınıp yine jet hızıyla bir üst mahkeme hakiminin karşısına çıkarılıp tutuklandık. Skandal olmasının yanında binde bir yaşanan bir durum bu. Bunu tarih bir kenara yazacak.”
YER OLMADIĞI İÇİN ADLİ SUÇLULARLA AYNI KOĞUŞTU
Tutuklu yargılama sürecinin başladığını mektubunda dile getiren Tunçdemir, cezaevi koşullarını şöyle ifade etti:
“Burada siyasi kadın tutsaklar için koğuş olmadığından adli suçlular ile aynı koğuşta kalıyorum.Yakın bir zamanda da Elazığ Kapalı Kadın Cezaevi’ne gönderilebilirim. Adli suçluların bulunduğu koğuşu bir cümle ile değerlendirecek olursam şunu söyleyebilirim: Bu ülkede suçu değil de suçluları öldürüyorlar. Bu koğuş bu yataklar daha çok tutsaklar görecektir. Ta ki asıl meselenin suçlular olmadığı öğrenilene kadar.”
“ÜYE OLDUĞUM ÖRGÜTE YÜZLERCE SEMAHÇI YETİŞTİRDİM”
Daha önceleri çokça gördüğü, duyduğu ama yaşamadığı pek çok şeyi son bir hafta içinde yaşadığını kaydeden Tunçdemir, sözlerini şöyle sürdürdü:
“TEM yeleği giyinmiş, kadın polisin kolunda kolları kelepçeli bir şekilde Malatya Adliye Sarayı’nın merdivenlerinden indirilirken yüzüme patlayan flaşlar da gördüm. Bir insan nasıl örgüt elemanı yapılır. Her şey o kadar inandırıcı ki neredeyse ben bile inanacağım bu kurguya. Evet itiraf ediyorum. Ben bir örgüt elemanıyım. Bu örgüt için yüzlerce semahçı yetiştirdim, bu örgüt için onlarca basın açıklaması yaptım ve bu örgüt için binlerce kilometre yol kat ettim. Sivas’a gittim, Maraş’a gittim, Çorum’a gittim oralarda katledilen canlarımızı andım. Banaz’a gidip Pir Sultan’ı andım Hacıbektaş’a gittim niyaz ettim. Toplantılara katıldım. Hatta hiçbir toplantı kaçırmadım. Evet sevgili dostlar bunu herkes biliyor aslında. Ben Pir Sultan Abdal örgütünün çok radikal bir üyesiyim. O kadar radikalim ki ülkemizdeki her türlü ayrımcılık ortadan kalkana kadar olanca enerjisini bunun için mücadele etmeye odaklamış bir örgüt elemanıyım.”
“ADALET HERKESE LAZIM”
Çok haksızlıklar gördüklerini yine de kimseye kin tutmadıklarını mektubunda vurgulayan Tunçdemir, Adaletin herkese bir gün lazım olacağını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Biz yine de iftiralarla, kurgularla, yalanlarla, hayatımızı karartmaya çalışanlara inat hak ve hakikatin gücüyle birleşip bütün haksızlıkların karşısında olmaya devam edelim. Elbet bir gün iyiliğin, doğruluğun, güzelliğin, kazanacağı günler gelecektir. Ve kimse unutmasın ki adalet herkese lazım. Şimdi taşıdığın rütbe, bulunduğun makam seni güç sahibi yapabilir. Ve adalet gibi bir kaygın olmayabilir. Bu yüzden Adalet Sarayı diye adlandırdığımız yerlerde adil kararlar verilmiyor olabilir. Terazinin ibresinin bozulması, bunu yaratanların da sorunu haline gelecektir. Bunu hiçbir zaman unutmamak gerekir. Gayemiz kimse ezilmesin tüm farklılıklara rağmen herkes barış ve kardeşlik içinde yaşasın. En kısa zamanda görüşeceğiz. Zafer hak ve hakikat mücadelesi verenlerin olsun.”
PİRHA – Halkların Demokratik Partisi, Karakoçan’da 31 Mart yerel seçim çalışmalarına devam ediyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan İl Genel Meclisi üyesi adayları Veysi Sarıtağ ve Mahmut Okçuoğlu, “Demokrasi için, ilçemiz için çalışmalarımıza devam ediyoruz. Kayyumu gönderip belediyemizi geri alacağız” ifadelerini kullandılar.
Halkların Demokratik Partisi Karakoçan İlçe Örgütü ve Belediye Eş Başkan adaylarının 31 Mart yerel seçim çalışmaları devam ediyor.
Seçim büroları açıldı, mahalle komisyonları kuruldu, esnaf ve kurum ziyaretleri sürüyor.
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan İl Genel Meclis üyesi adayı Veysi Sarıtağ, “Halkın, sisteme, iktidara büyük bir tepkisi olduğunu görüyoruz. Daha önce belediyeler, DBP’deyken kayyum atandı. Buna karşı halkın hem bir tepkisi var hem de kayyum atandıktan sonra olan demokrasiyi de ortadan kaldırdılar. Şu an insanlar belediyeye gidip gelme konusunda tereddütlüler. Belediyenin kapısında silahlı insanlar nöbet tutuyor. Belli aramalardan sonra belediyeye giriliyor. Buna tepki var. Umuyorum bu tepki sandığa yansır” diye konuştu.
“HALKIN İRADESİ HER ŞEYDEN ÜSTÜNDÜR”
Belediye DBP’deyken belli projelerin olduğunu dile getiren Sarıtağ, “Bu projeler içerisinde cemevi vardı. Belli çalışmalar da olmuştu. Kayyum atandıktan sonra bu yarıda kaldı. Belediyeyi kazanırsak bu projelerimizi tamamlamaya çalışacağız. Halk birlikteliğine neler gerekiyorsa çalışmalar yapılacaktır” dedi.
Sarıtağ, Karakoçan halkına şöyle çağrı yaptı:
“Karakoçan, birlikteliğini güçlendirsin. Halkın iradesi her şeyden üstündür. Halkın iradesinin olduğu yerde demokrasi olur. Halk bunu görmeli. Birlikteliğini güçlendirmeli.
Her kesimden insanlar var büromuzda. Karakoçan’ın her köşesinden insanlar geliyor, her inanca mensup insanlar destek veriyor. Bu güzel ve zengin tabloyu görmekten mutluluk duyuyoruz. Halkın iradesi kesinlikle kayyumu götürecektir.”
“KAZANMAK VE KAYBETTİRMEK İÇİN HDP’DE GÖREV ALDIM”
Daha önce Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapan İl Genel Meclis üyesi birinci sıra adayı Mahmut Okçuoğlu ise, “Demokrasi inancımızdan doğan bir sebeple ilçemizde bireysel görüşümle, ilçem için, geleceğim için, ilçemin geleceği için, demokrasiye inandığım için, haksızlıklara, hukuksuzluklara ve adaletsizliğe karşı dur demek için, kazanmak ve kaybettirmek için bu dönemde İl Genel Meclis üyesi adayı olarak görev almış bulunmaktayım” ifadelerini kullandı.
Okçuoğlu, “Çok büyük haksızlıklar görüyoruz. Yetkililere sesimizi duyurmaya çalışsak da duyuramadık. Halkımız bize yetki verirse bizim en büyük projemiz sosyal adalet olacaktır. Sosyal adalet için, hizmet için bize güvenmelerini istiyoruz, bize oy vermelerini istiyoruz” diyerek çağrıda bulundu.
PİRHA- Elazığ merkeze bağlı Şahinkaya köyünün yıllardır çözülmeyen alt yapı, yol ve içme suyu sorunları ile ilgili açıklama yapan köy muhtarı Fevzi Güvenç, “Defalarca yetkililere yaptığımız başvurulara rağmen sorunlarımız çözülmedi. Köy de yaşayanların büyük bir kısmı Dersimli olduğu için yetkililer bizlere farklı bir göz ile bakıyor ve hizmet alamıyoruz” dedi.
Elazığ merkeze bağlı Şahinkaya köyünde, nüfusun büyük bir kısmı yıllar önce Dersim’den göç ederek yerleşen ve farklı inançtan yurttaşlardan oluşuyor. Köyde yol, alt yapı ve su sorunu yıllardır çözülmüyor. Yurttaşlar köy meydanında bulunan çeşmeden içme suyu ihtiyacını karşılıyor.
Köyde yaşayan yurttaşlar, yaşadıkları sorunlara ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“İÇİLMEYEN SUYUN ÜCRETİNİ ÖDÜYORUZ”
Köyün çeşmesinde doldurduğu su bidonlarını her gün yüzlerce metre uzaklıkta bulunan evine taşıyan Arzu Çelebi, “Köyümüzde bulunan bütün evlere su şebekesi için borular çekildi. Ama evlere çekilen borulardan gelen şebeke suyunu içme suyu, çay ve yemek yapmakta kullanamıyoruz. Yağmurda karda her türlü zor şartlarda çeşmeye gidip su getirmeye devam ediyoruz. Eve çekilen içemediğimiz ve yemek yapmakta kullanamadığımız şebeke suyu için de ayrıca Elazığ belediyesine ücret ödüyoruz.” dedi.
Şahinkaya köyünde 10 yıldır muhtarlık yapan Fevzi Güvenç de, “Köyümüz belediye sınırları içinde mücavir bir alan. Özel idare ile belediye arasında sıkışmış, defalarca başvuru yapmamıza rağmen köyün sorunlarının çözümü noktasında hiçbir çalışma yapılmamış ve herhangi bir hizmet görmemiş” diye ifade etti.
“Köyün sorunlarının çözülmesi için 10 yıldır Özel İdare ve Belediye arasında gidip gelmekteyim. Önceki dönem ve mevcut Belediye Başkanı ile defalarca görüştüm köyün mahalle statüsüne alınarak gereken hizmetlerin verileceğinin sözünü vermiş olmalarına rağmen 10 yıldır hiçbir çalışma yapılmadı” diyen Güvenç şöyle devam etti:
“Yollarımız asfaltsız, köy içerinde hiçbir çalışma yapılmamış ve her taraf çamur. Köyün içerisinde gezemiyoruz. 2018 yılının Eylül ayında evlere su şebekesi boruları çekildi. Ama şebeke suyu içilmiyor, yemek ve çayda kullanılmıyor. İnsanlar halen köy çeşmesinden su ihtiyacını görüyor. Köyde yaşayanların büyük bir kısmı Dersimli olduğu için yetkililer bizlere farklı bir göz ile bakıyor. Gereken hizmeti bizlere vermiyor” diye konuştu.
“KIŞ AYLARINDA ÇEŞMEDEN SU TAŞIMAK ÇOK ZOR OLUYOR”
“Evdeki şebeke suyu içilmediği ve yemekte kullanılmadığı için çeşmeden su aldıklarını” ifade eden Ayten Biter ise “Evlerimizdeki şebeke suyunu banyo, çamaşır ve bulaşık yıkamada kullanıyoruz. Köydeki kadınlar su ihtiyaçlarını karşılamak için çeşmeden su alırlar. Benim evim çeşmeye yakın ama birçok arkadaşım çok uzaklardan gelip su taşıyor. Özelikle kış aylarında su taşımak çok zor oluyor. Yağmur ve kar yağıyor, çeşmeye gelen kadınlar çok üşüyor” dedi.
PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan Alevi yurttaş’ın (B.Ö.) ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmesini ve “defol dinsiz Alevi” yazılmasını İçişleri Bakanı Soylu’ya sordu.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan Alevi yurttaş’ın (B.Ö.) ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmesini ve “defol dinsiz Alevi” yazılmasını meclis gündemine taşıdı.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması talebiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi veren Kenanoğlu, “Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde yaşayan B.Ö’nün ikamet ettiği dairenin kapısına üç hilal çizilmiş ve “defol dinsiz Alevi” yazılmıştır. Bu saldırının hedefi olan B.Ö, saldırının yaşandığı günden bu yana can güvenliği olmadığı endişesiyle evinden dışarı çıkmakta tereddüt ettiğini ifade etmektedir. Saldırıdan çok kısa bir süre önce, bir sosyal medya hesabı tarafından açık kimliği ve adresi yazılarak hedef haline getirildiğini açıklayan B.Ö., bunu gerçekleştiren sosyal medya hesabının saldırının azmettiricisi ve/veya faili olduğu yönünde şüphelerini dile getirmektedir. Bahsi geçen sosyal medya hesabının sahibi hakkında ise henüz herhangi bir girişimde bulunulmamıştır” dedi.
BİR ÇOK YERDE EVLER İŞARETLENDİ
Milletvekili Ali Kenanoğlu 2012 yılından bugüne kadar işaretlenen evlerin hatırlatmasında bulundu.
“2017 Kasım ayında Elazığ’a sınırı bulunan Malatya’daki Alevilerin evleri işaretlenmiş ve akabinde ilin idari amirlerinin bu saldırıya/provokasyona karşı ciddi bir inceleme başlatmamış olması tepkilere yol açmış ve ilde geniş katılımlı gösteriler düzenlenmiştir. Yakın tarihte meydana gelen benzer saldırıların kronolojik dökümü ise şöyledir:
Ağustos 2012’de İstanbul’un Kartal ilçesinde, Mayıs 2013’te İstanbul’un Maltepe ilçesinde, Ekim 2014’te İstanbul’un Sancaktepe ilçesinde, Mayıs 2015’te Adıyaman’da, Haziran 2015’te Elazığ’da ve İzmit’te, Ağustos 2015’te İstanbul’un Üsküdar ilçesinde, Eylül 2016’da Ankara’nın Mamak ilçesinde, Mart 2017’de Adana’da, Aralık 2017’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde ve Manisa ilinde Alevilere yönelik benzer cinsten saldırılar gerçekleştirilmiştir. Yine, geçtiğimiz Ekim ayında İzmir’in Çiğli ilçesinde yaşamakta olan Alevi bir ailenin evi işaretlenmiş, bu konuda ailenin emniyete yapmış olduğu şikayet ise polislerce kendi başlarının çaresine bakmaları yönünde ifadeler kullanılarak karşılıksız bırakılmıştı.”
Ali Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun cevaplaması için verdiği önergede şu soruları yöneltti:
Daha ciddi sorunlara yol açmadan, saldırıya azmettiren ve/veya eyleyen şahıs hakkında harekete geçilecek midir?
Mevcut siyasi iktidarı eleştiren sosyal medya paylaşımlarına yönelik ışık hızında girişimde bulunulmakta iken, can güvenliğini tehdit eden böylesi bir paylaşımın sorumlusu hakkında henüz bir girişimde bulunulmaması nasıl izah edilmektedir?
Ev işaretlemesi yoluyla Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılara ilişkin bakanlığınızca hazırlanmış bir rapor mevcut mudur?
Bu tür saldırıları engellemek adına bakanlığınız tarafında alınması gereken önlemler konusunda yürütülen bir çalışma var mıdır?
PİRHA – Halkların Demokratik Partisi, Elazığ Hozat Garajı’nda seçim irtibat bürosunu açtı. Halkın yoğun katılımının olduğu açılışa HDP Elazığ Milletvekili adayları Cevdet Konak, Selma Metin ve Nevzat Beritanlı katıldı.
Elazığ’da coşkulu bir şekilde HDP seçim irtibat bürosu açılışı yapıldı. Açılışa DBP, EMEP, ÖDP, KESK temsilcileri ve HDP Elazığ Milletvekili adayları Cevdet Konak, Selma Metin, Nevzat Beritanlı katıldı.
“HALK, BUNLARI 24 HAZİRAN’DA SANDIĞA GÖMECEKTİR”
Açılışta konuşma yapan HDP Elazığ 1. Sıra Milletvekili adayı Cevdet Konak, şunları kaydetti:
“Siyasal soykırım yaptılar, genel başkanlarımızı tutukladılar, iradelerimizi tutukladılar. Belediyelerimize kayyumlar atadılar. Kurumlarımızı kapattılar. Dilimizi ve sesimizi kestiler, basınımızı kapattılar. Bugün de şunu diyorlar; konuşmayın, bu mikrofonu da sizin elinizden alacağız. Sizin gücünüz buna yetmez. Bu halkın mikrofonudur. Bu halk artık emperyalizme, onun yerli işbirlikçilerine, faşizme fırsat vermeyecektir. Bunları 7 Haziran’da olduğu gibi 24 Haziran’da da sandığa gömecektir ve bu ülkede demokrasinin önü açılacaktır.”
“ELAZIĞ’DAKİ KADINLARIN SESİ OLMAK İSTİYORUZ”
HDP Elazığ 2. Sıra Milletvekili adayı Selma Metin ise, “Bizler Elazığ’daki kadınların sesi olmak istiyoruz. 6 yaşındaki çocuğa nikah düşer diyen zihniyet bizi yönetiyor. Her gün onlarca kadın, tacize, tecavüze uğruyor, şiddet görüyor, öldürülüyor. Biz bunlara karşı mücadele edeceğiz. Kravat ve erkeklik yasalarından faydalanmalarını engelleyeceğiz. Herkes yaptığının karşılığını bulmalı, caydırıcı cezalar verilmeli. Kadına karşı şiddet; yapılan yasaların pratikleşmesi sonucudur” diye konuştu.
HDP Elazığ 3. Sıra Milletvekili adayı Nevzat Beritanlı ise eğitimci olduğunu ifade ederek şunlara değindi:
“Hükümet, 11 yılda 12 müfredat ve sistem değişikliği ile bütün sistemi alt üst etmiş durumdadır. Tek amaçları şudur: tekçi anlayışı hakim kılabilme adına gelişmemiş, sorgulamayan, anlamayan bir nesil yetiştirme çabası içerisindeler. Bunlara karşı mücadele edeceğiz.”
Daha sonra Kibar Aslan ve Burhan Berken’in sahneye çıktığı açılışta türküler söylendi, halaylar çekildi.
PİRHA – Elazığ’da 5’ncisi düzenlenen Hıdırellez etkinliği coşkuyla gerçekleştirildi. Etkinliğe ilişkin PİRHA’ya konuşan Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı İmam Taş, “Kültürümüzü korumak ve dayanışma adına, insanları bir arada tutmak, yoz kültüre karşı direnmek adına yaptığımız etkinliktir” dedi.
Elazığ’da Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği’nin düzenlediği 5. Hıdırellez Etkinliği Sığbadem’de gerçekleşti. Yoğun yağışa rağmen coşkuyla geçen etkinlikte halaylar çekildi, türküler söylendi.
Etkinliğe ilişkin PİRHA’ya konuşan Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı aynı zamanda Yıldızbağları Mahalle Muhtarı olan İmam Taş, “Bugün burada yapılan etkinlik; kültürümüzü korumak adına, dayanışma, insanları birarada tutma, yoz kültüre karşı direnme adına yaptığımız etkinliklerdir. Hıdırellez gelenek olarak herkes tarafından bilinen bir şeydir. Biz Hıdırellez’i, bu geleneği ve Hıdırellez ile birlikte kendi kültürümüzü koruyarak dayanışma amacımız vardır. Amacımız budur” ifadelerini kullandı.
“SÜRGÜN EDİLEN İNSANLARI BİR ARADA TUTMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği’nin, Elazığ’da yaşayan Dersimlilerin ve devrimci demokrat kesimlerin kendi kültürlerine sahip çıkma adına kurulduğunu ve faaliyet yürüttüğünü ifade eden Taş, şunları kaydetti:
“Buradaki insanların çoğu 95 göçünden gelen insanlardır. Buraya geldikten sonra kendi kültürlerine bir yabancılaşma hissettiler. Yoz kültür bayağı bir yoğun. Elazığ zaten kültürel olarak belli. Biz de bunu korumak adına elimizden geleni yapıyoruz. Göçlerin nedeni belli; 95’te Dersim, Ovacık, Hozat’ın tüm köyleri hemen hemen yakıldı, yasak bölge ilan edildi. İnsanlar zorla evlerinden edildi. İnsanların birçoğu Elazığ’a, İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e dağıldılar. Burası 50 yıllık mahalle olduğu için, eş dost akraba burada olduğu için buraya gelmişti. Ben muhtarlığa geldiğimden beri bu etkinliği yapıyoruz. 5’ncisini yaptık. Buna benzer etkinlikler var. 8 Mart’ta da 1 Mayıs’ta da yapıyoruz. Kültürümüze, kimliğimize ait ne varsa yapmaya çalışıyoruz. İnsanları birarada tutmaya çalışıyoruz.”
“MUHALİF KİMLİĞE SAHİBİZ, BUNU DEVAM ETTİRECEĞİZ”
Erken seçime yönelik yöre halkının durumuna ilişkin konuşan Taş, “Bizim buradaki kimliğimiz belli, muhalif kimliğiz. Burada olan yine halka olacak. Biz birbirimizi korumak adına elimizden geleni yapacağız. Kim nereye giderse gitsin, ittifak yapılsın diye biz kimliğimizden ödün verip sağa sola savrulacak değiliz. Muhalif kimliğe sahibiz. Bunu devam ettireceğiz” dedi.
Taş, “6 milyonun seçtiği genel başkanlar cezaevinde. Mecliste bizi temsil edecek kimse yok. Temsil edenlerin çoğu cezaevinde. Biz yine muhalif, mağduruz, yine ezileniz” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA – Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katkılarıyla 4.Hıdırellez Etkinliği, 6 Mayıs Pazar Günü saat: 09.00-17.00 arasında Elazığ Sığbadem’de gerçekleşecek.
Elazığ Munzur Kültür ve Dayanışma Derneği’nin katkılarıyla 4.Hıdırellez etkinliği düzenlenecek.
Zeynep Kılıç, Arjen, Munzur Kaya, Ozan Piro, Fikret Gezici, Umuda Türkü ve Aydın Toğtay’ın sahne alacağı etkinlik saat: 09.00-17.00 arasında Elazığ Sığbadem Mevkiinde.
PİRHA – 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı, Erzincan, Elazığ ve Diyarbakır’da coşkulu bir şekilde kutlandı. Sendikalar, siyasi partiler ve birçok sivil toplum örgütünün katıldığı mitinglerde halk halaylar çekerek, sloganlar atarak emek ve dayanışma mesajları verdi.
1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı, Erzincan, Elazığ ve Diyarbakır’da coşkuyla kutlandı. Binlerce emekçinin çıktığı alanlarda sloganlar atıldı, halaylar çekildi.
Erzincan Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen sendikalar, Alevi dernekleri ve siyasi partiler coşkulu bir şekilde kutlama yaparak 1 Mayıs’ı karşıladılar.
Elazığ Perşembe pazarı mevkiinde bir araya gelen kitle ise sloganlar atarak emek ve dayanışma mesajları verdi. Etkinliğe siyasi partiler, sendikalar ve çok sayıda yurttaş katılırken konuşmacı olarak HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir katıldı.
Öte yandan Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda bir araya gelen yurttaşlar ise HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin konuşmacı olarak katıldığı etkinlikte emek ve dayanışma mesajları vererek halaylar, zılgıtlar eşliğinde kutlama yaptı.
PİRHA – CHP, OHAL’e karşı Dersim’de de meydanlara çıktı. 81 ilin merkezinde eş zamanlı olan oturma eylemi saat 12.00’de başladı. CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı’nın katılımıyla gerçekleşen oturma eylemi öncesi yapılan açıklamada, “OHAL değil, demokrasi istiyoruz” denildi.
CHP referandumun yapıldığı 16 Nisan’ın yıl dönümünde 81 ilin kent merkezlerinde oturma eylemi için sokağa çıktı. Dersim’de de Seyit Rıza Meydanı’na gelen CHP’liler yürüyüş ile birlikte sloganlarla alana giriş yaptılar.
Basın açıklamasını okuyan CHP Tunceli İl Başkanı Şükrü Kılıç, “Ülkemizi tek adam rejimine dönüştürme amacıyla hazırlanan ve tarihe mühürsüz seçim olarak geçen 16 Nisan referandumunun üzerinden tam 1 yıl geçti. 15 Temmuz’daki FETÖ darbe girişiminin ardından 20 Temmuz’da ilan edilen OHAL altında gidilen referandum, meşruiyeti olmayan bir rejim değişikliğini ülkemize dayatmıştır. Sivil darbe ortamında, “Evet” demenin devletin tüm kurumlarıyla desteklendiği, “Hayır” demenin ise adeta yasaklandığı bir dönem yaşanmıştır” diye konuştu.
“ÜLKEMİZ 21 AYDIR OHAL İLE YÖNETİLMEKTEDİR”
Kılıç, “Ülkemiz 21 aydır OHAL ile yönetilmektedir, OHAL nedir diyerek şunları aktardı:
“OHAL, 10 Ekim’de katledilen çocuklarını anmak isteyen anne ve babalara sıkılan biber gazıdır.
OHAL, Ahmet Şık başta olmak üzere hayatını FETÖ ile mücadeleye adamış gazetecileri zindanlara atmaktır.
OHAL, işçi grevlerini ertelemek, grev çadırlarına müdahale etmektir.
OHAL, işlerini geri almak için ölümü göze alarak bedenini açlığa yatıran Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ölüm tehlikesini görmeyen hükümet inadıdır.
OHAL, dünyaca ünlü kimi bilim insanlarını FETÖ yalanıyla üniversitelerden atmaktır.
OHAL, tiyatro oyunlarını yasaklamaktır.
OHAL, muhaliflerini “terörist” olarak tanımlayabilme cüretidir.
OHAL, Ankara Kızılay’da İnsan Hakları Anıtı’nı gözaltına almaktır.
OHAL, madende oğlu dört yıldır yatan anaya; artık yürüyemezsin, yasak artık demektir.
OHAL, on binlerce taşeron işçiyi haksız bir şekilde kadro dışı bırakmaktır.
OHAL, Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrencilerin “okuma hakkı”nı elinden alabileceğini söylemek ve öğrencileri tutuklatmaktır.
OHAL, milli iradeyi yok sayarak, belediye başkanlarını görevden uzaklaştırmak, belediyelere kayyım atamaktır.
OHAL, laik eğitim bildirisi dağıtmak isteyen öğrencinin gözaltına alınması, 16 Nisan referandumunda “hayır” propagandası yapan vatandaşın kolunun kırılmasıdır.
OHAL, seçilmiş milletvekillerini hukuksuz bir şekilde tutuklatmak ve yargılatmaktır.”
“OHAL, 12 EYLÜL FAŞİST DARBESİNİN DEVAMIDIR”
Açıklama sonrası konuşma yapan CHP Hatay Milletvekili Hilmi Yarayıcı, asıl darbenin 20 Temmuz’da yapıldığını ifade ederek o günden bugüne akademisyenleri, öğrencileri, doktorları, gazetecileri, sanatçıları, aydınları her türlü gerekçeyle gözaltına alıp tutukladılar” dedi.
Yarayıcı, “OHAL, 12 Eylül faşist darbesinin devamıdır” diyerek şunları kaydetti:
“OHAL’in bir an önce kaldırılmasından yanayız. İnsanlık adına hak, hukuk, adalet taleplerini bugün bir kez daha haykırmaya geldik.
Mesele esir olmamakta; aynı Gazi Mustafa Kemaller gibi, mesele Nazım Hikmetler gibi roman olabilmekte, mesele Yılmaz Güney gibi film olabilmekte, mesele bu ülkenin aydınları, sanatçıları, bütün halkın sesi, soluğu olabilecek şarkılar, türküler, şiirler, romanlar, sinemalar olabilmekte, mesele kendi sandalyesini tekmeleyip yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlığı, yaşasın tam bağımsız Türkiye diyen Denizler gibi olabilmekte, buraya dönmeye değil ölmeye geldik diyen Mahirler gibi olabilmekte, ser verip sır vermeyen İbolar gibi olabilmekte, Dersim’de boyun eğmeyen Seyit Rızalar olabilmekte.
Ve bunların bekçisi, yılmaz savunucusu olarak söz veriyoruz; OHAL’e karşı duracağız. Demokrasiyi bu ülkeye yaşatacağız.”
Açıklama sonrası oturma eylemine geçen kitle, Hilmi Yarayıcı’nın söylediği marşlara alkış ve sloganlarla eşlik etti. Eylem, sloganların ardından son buldu.
ELAZIĞ
CHP, Elazığ’da da OHAL’e karşı alanlardaydı. Partililer, CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker’in katılımıyla Perşembe Pazarı alanında basın açıklaması ve oturma eylemi gerçekleştirdi. Eylemde sık sık ‘AKP halka hesap verecek, OHAL değil demokrasi istiyoruz’ sloganları atıldı.
ERZİNCAN
Erzincan’da OHAL’e karşı oturma eylemi için Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelen CHP’liler, ‘OHAL son bulsun’ pankartı açarak sloganlar attı. Bir saatlik oturma eyleminin ardından eylem son buldu.
Elazığ’da ‘Okul Cami Buluşması’ projesi adı altında ortaokul ve lise öğrencileri camilere götürülüyor.
Elazığ İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile İl Müftülüğü ortaklığında yapılan organizasyonlarda reşit olmayan öğrenciler de bulunmaya zorlanıyor.
Haftanın belirli günlerinde camilere götürülen öğrenciler dün ise Mescidi Rahman Camisi’ne götürüldü.
‘Okul Cami Buluşması’ projesinin sadece dini konularla ilgili olmadığını belirten İl Müftüsü Yusuf Sarıkaya, “Sosyal alanda da hedef, sağlıklı gençlik yetiştirmektir. Diğer bir taraftan imam hatip okullarımız var. Buraları camilerimizi kullansın istiyoruz” ifadelerini kullandı.
2016-2017 eğitim öğretim yılında başlatılan ‘Okul Cami Buluşması’ projesi 2017-2018 öğretim yılının sonuna kadar devam edecek.
PİRHA-Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, savaş karşıtı olmaları dolayısıyla gözaltına alınan dernek üyelerinin derhal serbest bırakılmasını istedi. Türkiye’de ifade özgürlüğünün olmadığını belirten Kaplan, baskı politikalarıyla gözadağı verildiğini vurguladı.
Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin Ankara ve Elazığ’daki çok sayıda yöneticisi ve üyeleri sosyal medya paylaşımlarından dolayı gözaltına alınmasına sert tepki gösterdi.
PİRHA’ya konuşan Kaplan, “İktidarın Afrin’e yönelik operasyonundan sonra sosyal medya paylaşımları nedeniyle birçok arkadaşımız gözaltına alındı. Daha önce Cumhurbaşkanı’nın ‘sosyal medya alanında göz açtırmayacağız’ ifadesinden kaynaklı birçok savcılık bu konuda kendisine görev arzetmiş ve sosyal medya paylaşımlarından dolayı birçok arkadaşımız gözaltında” dedi.
Türk Tabipler Odası’na yönelik linç kampanyasının başlatılmasının ardından bir çok kişinin gözaltına alındığını hatırlatan Kaplan, önceki gece Elazığ’da derneğin eski ve yeni yöneticilerinin de içinde bulunduğu 8 kişinin gözaltına alındığını ancak gerekçesini bilmediklerini söyledi.
“BU BASKILAR DÜNYANIN HİÇ BİR YERİNDE YOKTUR”
Ankara’da da PSAKD’den iki kişinin gözaltına alındığını belirten Kaplan, tepkisini şöyle dile getirdi:
“Bu tip uygulamalar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiştir. Bugün Afrika’nın diktatörlükle yönetilen ülkelerinin hiçbirinde böyle bir uygulama yoktur. Herkes bu ülkede birbirinin fikrinin yanında duracak diye bir şey yoktur. Karşıt görüşler olacaktır, eleştiriler de olacaktır. Bu arkadaşlarımız da sosyal medyadan savaş karşıtlığı eleştiri haklarını kullanmışlardır, bu en doğal haklarıdır. Arkadalarımıza karşı uygulanan gözaltılar insan haklarında da aykırıdır. Bunların bir eylemleri söz konusu değildir. Sadece görüşlerini belirtmişlerdir. Görüşler, ifadeler eyleme dönüşmediği sürece suç unsuru zaten yoktur. Yasalar da bunu böyle der. Gözaltındaki arkadaşların biran önce serbest bırakılmasını bekliyoruz.”
“İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ YOK, GÖZDAĞI VERİLİYOR”
Şu anda Türkiye’de ifade özgürlüğünün varlığından söz edilemeyeceğini ifade eden PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, “Gözaltına alarak arkadaşlarımızın ağzını bantla kapatmak istiyorlar. Barış yanlısı görüşlerini ifade etmeleri ellerinden alınıyor. Gözdağı verilmek isteniyor” diye konuştu.
PİRHA – Dersim’de 30 bölge 1 Kasım 2017’den 1 Eylül 2018’e kadar özel güvenlik bölgesi ilan edildi.
Tunceli Valiliği yazılı açıklama yaparak 1 Eylül 2018’e kadar 30 yerin özel güvenlik bölgesi ilan edildiğini duyurdu. Açıklama şöyle:
“2565 Sayılı Askeri Yasak Bölgeler ve Güvenlik Bölgeleri Kanunu’nun 32/A maddesi gereğince 16.10.2017 tarihli ve 2017/11003 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile 01 Kasım 2017-01 Eylül 2018 tarihleri arasında 30 bölgede ‘Geçici Özel Güvenlik Bölgesi’ kararı alınmıştır.”
1 Kasım tarihine kadar Dersim’de özel güvenlik bölgesi ilan edilen yerler şöyle:
-Hozat İlçesi’ndeki Kinzir Ormanları ve Çığırlı Yaylası.
ELAZIĞ’DA 15 KASIM 2018’e KADAR ÖZEL GÜVENLİK BÖLGESİ İLANI
Öte yandan Elazığ’da da 15 yer 15 Kasım 2018 tarihine kadar özel güvenlik bölgesi ilan edildi. Elazığ Valiliği’nden yapılan açıklama şöyle:
“Elazığ ili Alacakaya, Arıcak, Karakoçan ve Palu ilçe sınırları içerisindeki (15) ayrı bölgede 15 Kasım 2017- 15 Kasım 2018 tarihleri arasında Bakanlar Kurulunun 20.11.2017 tarihli 2017/11025 sayılı kararı ile (1) yıl süre ile özel güvenlik bölgesi ilan edilmiştir.”
Elazığ’da özel güvenlik bölgesi ilan edilen yerler şöyle:
PİRHA – Kalp krizi sonucu 23 Kasım günü hayatını kaybeden, Eğitim Sen’in Dersim ve Bartın Şube Başkanlığını, Tekirdağ sekreterliğini de yapmış olan Kazım Ünlü anısına Elazığ Ehlibeyt Cemevi’nde kütüphane kuruldu. Eğitim-Sen Elazığ Şube Başkanı Musa Doğan kütüphanenin kuruluş aşamasını PİRHA’ya anlattı.
Haberin videosu
Daha önce Eğitim-Sen Dersim ve Bartın Şube Başkanlığı yapmış olan ve son olarak Tekirdağ Şube Sekreterliği görevini yürütürken ihraç edilen Kazım Ünlü 23 Kasım 2017’de kalp krizi sonucu yaşamını yitirmişti.
Eğitim emekçisi Kazım Ünlü’nün vasiyeti üzerine kütüphane kuruldu. Elazığ Ehlibeyt Cemevi’nde kurulan kütüphanenin kurulum aşamasını Eğitim-Sen Elazığ Şube Başkanı Musa Doğan PİRHA’ya anlattı:
“Daha önce KHK ile görevinden ihraç edilen mücadele arkadaşımız Kazım Ünlü’nün anısına kitaplık yapılmıştır. KHK ile ihraç edilen arkadaşımızın kalp krizi sonrası vefat etmesi ve vasiyetiyle bir kütüphane kurulması noktasında; biz KHK ile yaşanan bir cinayet olarak değerlendiriyoruz Eğitim- Sen olarak. Vasiyeti üzerine Tekirdağ’dan, Çorlu’dan, Adana’dan, Hatay’dan çeşitli illerden sendikalı arkadaşlarımızın göndermiş olduğu kitaplarla beraber burada kütüphane vasiyeti, ailesi tarafından yerine getirilmiştir. Kazım hocamızın vefatından sonra bu kütüphane yapılmıştır. Kazım hocanın kütüphanesi oluşturulmuş ve geliştirilecektir. Kütüphane oluşumu anlamında süreç de devam ediyor.”
PİRHA – KESK Elazığ Şubeler Platformu her Cumartesi yaptıkları oturma eylemine devam ediyor. PİRHA’ya konuşan sendika temsilcileri “İhraç edilen arkadaşlarımız işlerine geri dönünceye kadar oturma eylemini sürdüreceğiz” dedi.
Haberin videosu
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun eylemlilik süreci devam ediyor. KESK Elazığ Şubeler Platformu her Cumartesi sendika binasında oturma eylemini sürdürüyor.
Eylemde konuşan sendika temsilcileri mücadelenin sonuç alıncaya kadar süreceğini belirttiler. Eylemde konuşan SES Elazığ Şube Yöneticisi Aynur Öğüt şunları dile getirdi:
“Hepimizin bildiği gibi 15 Temmuz sürecinden sonra OHAL uygulamasının sonuçlarını hep beraber yaşıyoruz KHK’lerle, ihraçlarla ve şimdi yaşadığımız savaş süreciyle. Eğitim-Sen’den 16 arkadaşımız, SES’ten 3 arkadaşımız, Yapı Yol Sen’den de 5 arkadaşımız ihraç edildi.
Bizim her cumartesi yaptığımız oturma eylemimizi arkadaşlarımız geri dönünceye, KHK’ler iptal edilinceye kadar devam ettireceğiz. OHAL sürecinde sadece KHK’lerle işten atılmak değil, OHAL’in hayatımızın her alanında çok ciddi etkilerini görüyoruz. Yaşadığımız şu an savaş süreci, bizlerin üstündeki baskılar OHAL’in sonuçlarıdır. Barış ve emek mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Kazanıncaya kadar her hafta buradayız.”
“SAVAŞA KARŞI BARIŞ FAŞİZME KARŞI DEMOKRASİ”
Eğitim Sen Elazığ Şube Başkanı Musa Doğan iseOHAL Komisyonu’nun işlerine geri dönebilmek için 324 gün açlık grevi yapan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın işlerine iade taleplerini reddetmesine ve komisyon kararlarına ilişkin şunları dile getirdi:
“OHAL Komisyonu bir aldatmacadır demiştik. Evet aldatmacadır, bizi oyalıyor. Çünkü komisyonun verdiği kararlara baktığımızda neye göre veriyor? Kapalı kapılar ardından yeni kararlaşmalar yaşanıyor. Hangi bireyin nasıl ve ne zaman hangi KHK ile ihraç edildiğini ve neye dayanarak karar vermesi gerektiğini, dolayısıyla bizim komisyondan şüphelenmemizin haklılığına varıyor. Çünkü komisyon bireysel ve baştaki kişini kararlarına göre karar almaktadır. Açık ve net olmalıdır.
Savaşa karşı barışı, faşizme karşı demokrasiyi savunduğundan dolayı emekçiler hukuksuz, yargısız bir şekilde ihraç, tutuklama, baskılar, gözaltılar, sürgünler gibi sonuçlarla karşı karşıya kalmıştır. Biz Eğitim-Sen olarak şunu diyoruz: Bilimsel, laik, ana dilde, nitelikli kamusal eğitimi alana kadar emek ve demokrasi güçleriyle devam ettireceğiz. Bu oturma eylemimizin amacı bunlardandır.”
“KESK OHAL DÖNEMİNDE KURULDU MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”
Yapı-Yol Sen Elazığ Şube Başkanı Kenan Korkmaz da OHAL’e neden ihtiyaç duyulduğu konusunda fikirlerini şöyle belirtti:
“Bugün OHAL’in niye geldiği aslında yapılan savaşlarla, baskılarla kendini gösteriyor. 12 Eylül darbesinden sonra OHAL süreci yaşamıştık. KESK tam da o dönemde kurulmuştu. O zaman OHAL sürecini neden getirdiler: sindirilmiş bir topluma ihtiyaç duymuşlardı. Şu anki sürece baktığımızda neden OHAL’e ihtiyaç duydukları bugün yapılan savaş politikalarıyla kendisini göstermektedir. 15 Temmuz darbe sürecini Allah’ın bir lütfu olarak OHAL’i sürdürdüler ve özellikle sendikalarımıza yönelik ihraçlar başladı. İhraçlar tüm kamu çalışanlarının iş güvencelerinin elinden alınmasıydı. Yetkili sendikada bizden daha fazla ihraç oldu. KESK, ihraçlar bizim onurumuzdur, diyor. İhraçlar KESK’e çok şey kattılar hala da yaşayarak öğretiyorlar. Bugün sendikamıza ihraç edilen arkadaşlarımızın gelmesi onur verici.
Ama ne yazık ki kendisini yetkili sendika olarak gören bir sendika kendi ihraçlarını sendika kapısından içeri koymuyor. Kimin sendika olduğu kimin güdümlü, kontra olduğu bellidir. Biz emekçilerin talepleri üzerine kurulan bir örgütüz.”
“ÖLÜMÜ DEĞİL YAŞAMI SAVUNUYORUZ”
Korkmaz, “Biz Solingen’de Türk aile yanarken kendimizi Türk olarak kabul ettik, biz kendimizi Soma’daki işçiler gördük, Roboski’de kendimizi Kürt gördük, Hrant Dink’i öldürdüklerinde kendimizi Ermeni gördük. Bugün yapılan savaş politikasından da yine biz savaşı değil barışı, ölümü değil yaşamı savunuyoruz. Bu konuda ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın biz söyleyeceğimizi söyleriz. İnsanların yaşamından yanayız. İhraç edilen arkadaşlarımızın göreve dönmesini, OHAL’in kaldırılmasını, normal yaşama dönülmesini savunuyoruz” dedi.
“Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 20 Temmuz tarihi itibariyle ilan edilmiş olan OHAL yönetimsel yapısı, OHAL uygulamaları dışında artık normale döndü. Siyasal iktidarın kendi yönetimsel anlayışı OHAL ile birlikte iyice depreşti” diye konuşan KESK Genel Meclis Üyesi Halit Ateş ise sözlerini şöyle sürdürdü:
“Asıl özlerini, niteliklerini, bu ülkeyi nasıl yönetmek istediklerini bütün çıplaklığıyla kendileri açığa vurdu. AKP’nin iktidara geliş sürecinde dönemin başbakanı bugünkü cumhurbaşkanı ‘biz demokrasiyi istasyona ulaşmak için bir araç olarak kullanırız’ gibi beyanları vardı. O dönemden itibaren de KESK’in politik olarak genel değerlendirilmiş olması mevcut siyasal iktidarın giderek toplumsal dokusunu bozmaya dönük, muhafazakarlaştırmaya dönük, milliyetçileştirmeye dönük faşizan bir yönetimsel yapısına evrilmeye dönük bir altyapı çalışması yapmak istediğini, bunu tüm kurumlarıyla toplum üzerinde nüfuz etmek istediğine dair genel değerlendirmeleri vardı. Yapmış olduğumuz değerlendirmeler her geçen gün AKP’nin politik uygulamalarıyla hayat buldu. En son OHAL ilanıyla birlikte kendisini açığa çıkardı.”
“KESK BARIŞÇI ÖZGÜRLÜKÇÜ MÜCADELEYİ YÜRÜTMEYE DEVAM EDECEK”
“OHAL uygulamaları bu coğrafyayı savaş alanına çeviren, kan gölüne çeviren, insanları açlığa mahkum eden, iş güvencelerini elinden alan, psikolojik olarak baskı altında tutan uygulamaların kendisidir” tanımını yapan Ateş, KESK barışçı, özgürlükçü bir toplum aynı zamanda herkesin kendisini ifade edebileceği, kültürü, kimliği, inancıyla ve bunların anayasa güvencesi altına alınabileceği bir mücadele hattını yürütüyor. Bugüne kadar yürüttü, bundan sonra da yürütmeye devam edecek” dedi.
KESK olarak ilk hedefimizin OHAL uygulamalarının kaldırılarak Türkiye’nin demokratik yapısını yeniden inşa etmek olduğunu ifade eden Ateş, şunları kaydetti:
“KESK’in almış olduğu her Cumartesi günü oturma eylemi ve açıklamalarını anlamlı buluyoruz. Bu açıklamalarla bütün toplumsal muhalefeti sokakta harekete geçirebilecek faşist yapıya karşı zemine evrilmek olacaktır.
Yine Türkiye’de özellikle Afrin’e yönelik olan operasyonlarla, giderek Türkiye’deki iç kamuoyunun milliyetçileştirilmiş olduğu, milliyetçi hezeyanların yeniden depreştirilmiş olduğu, insanların çok sağlıklı düşünemediği, çok sağlıklı tartışmalar yürütememiş olduğu bir sürece de girmiş olduk. OHAL uygulamaları ve Afrin operasyonuna karşı, toplumun sağduyusunu yitirmiş olduğu noktada bir çıkış yolu arayabilecek olan zemini yine KESK’in politik mücadele hattı olmuş olduğunu düşünüyoruz. Bunu da KESK’in başarabileceğine inanıyoruz. KESK’in bu eylem öncülüğüyle yeniden toplumu özgürleştiren, yeniden toplumun sağlıklı düşünmesini sağlayabilecek olan bir sürece evrilmesini diliyoruz. Mücadelemiz bu zeminde olacaktır.”
“BÜTÜN FAALİYETLER SORGULANAMAZ HALE GETİRİLDİ”
Eylemde söz alan KESK Genel Meclis üyesi Murat Çelikdal, şunları dile getirdi:
“İktidar darbe girişimini kendi lehine çevirerek KHK’lerle yaşam alanlarını daraltmaya başladı. Açık cezaevi olarak yaşıyoruz toplum olarak. Bildiğiniz gibi kamu kurumları varlık fonu altında birleştirildi. Kamu kurumlarının işleyişi özerk hale getirildi. Sayıştay’ın denetimi dışına alındı. Bütün faaliyetler sorgulanamaz hale getirildi.”
“KURUMLARDA SOSYAL MEDYADA KISITLAMA UYARISI”
Çelikdal, PTT’nin gönderdiği sosyal medya paylaşımları uyarısı hakkında da şunları kaydetti:
“Çalıştığım kurum olan PTT’de, Afrin operasyonuyla ilgili genel müdürlüklerince bir yazı gönderildi, sosyal medya üzerinde büyük bir kısıtlamaya gidildi. Her an arkadaşların tutuklanabileceği üzerine bir yazı gönderildi. ‘Mevcut personelin sosyal medya üzerinden paylaşımları hakkında daha dikkatli olması, kurum adına karşı taraftan teyitlenmeyen yazıların paylaşılmasının suç niteliğini taşıdığını belirten bir yazı. Mevcut durumumuz böyle açık cezaevi gibidir. KESK’in aldığı karar doğrultusunda Cumartesi günleri oturma eylemimizi sürdüreceğiz.”
PİRHA – TSK’nin Afrin’e başlattığı operasyona karşı sosyal medyada paylaşım yapan 8 kişiden 4’ü adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. 3 kişi savcılığa sevk edilirken Dersim’de DBP eski yöneticilerinden Erdal Kotan çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
TSK’nin Suriye’nin kuzeyinde yer alan Afrin bölgesine başlattığı operasyona ilişkin sosyal medyada tepki gösterilmesi gerekçesiyle gözaltılar ve tutuklamalar devam ediyor.
DERSİM’DE TUTUKLAMA
Türkiye’nin Afrin’e başlattığı operasyona karşı sosyal medyada tepki gösterdiği gerekçesiyle 23 Ocak günü gözaltına alınan Pertek DBP eski yöneticilerinden Erdal Kotan, çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.
ELAZIĞ’DA GÖZALTILAR
HDP Elazığ İl Eş Başkanı Baki Yıldırım’ın da aralarında bulunduğu 3 kişi gözaltına alındı. Türkiye’nin Afrin’e yönelik başlattığı operasyona karşı sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarından dolayı “Örgüt propagandası” yaptıkları iddiasıyla alındıkları belirtildi. Gözaltına alınanların İl Emniyet Müdürlüğü’nde ifadeleri alındıktan sonra Adliyeye sevk edildi.
Elazığ’da ayrıca sosyal medya üzerinden örgüt propagandası yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan bir er çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
BİNGÖL’DE 4 KİŞİ SERBEST BIRAKILDI
23 Ocak günü gözaltına alınan HDP Bingöl il yöneticileri Niyazi Azak ve Ramazan Buyruk, HAK-PAR Bingöl İl Başkanı Hasan Asan, yerel sanatçı Nusret Morkoyun emniyetteki işlemlerin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi.
Savcılık tarafından, örgüt propagandası iddiasıyla tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen 4 kişi, adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
MERSİN’DE DOKTOR GÖZALTINA ALINDI
Mersin Tabip Odası üyesi Dr. Zeki Sinan Doğan da bugün sabah saatlerinde emniyet ekiplerince evine düzenlenen operasyonla gözaltına alındı. Avukatı Mersin Barosu eski başkanı Avukat Alpay Antmen, “Henüz iddianame hazırlanmadığından, gözaltı sebebi hakkında bir kesinlik yok. Müvekkilim Dr. Zeki Sinan Doğan’ın yüksek ihtimalle sosyal medya operasyonu kapsamında ‘Savaşa hayır’ paylaşımından dolayı gözaltına alındığını düşünüyoruz” dedi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – KHK ile ihraç edilen öğretmenlerden olan Eğitim -Sen Tekirdağ Şube Sekreterliği görevini yürüten Kazım Ünlü yaşamını yitirdi. Eğitim- Sen Dersim ve Bartın şube başkanlığı yapmış olan Ünlü’nün, Elazığ’da babasının evinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi.
KHK ile ihraç edilen öğretmenlerden olan Kazım Ünlü yaşamını yitirdi. Eğitim- Sen Dersim ve Bartın şube başkanlığı yapmış olan Ünlü, Tekirdağ Şube Sekreterliği görevini yürütüyordu. Ünlü’nün cenazesinin 24 Kasım Cuma günü Elazığ Gülmez Mezarlığı’mnda defnedileceği bildirildi.
Öğretmenliğe doğum yeri Dersim’de başlayan Ünlü, Eğitim -Sen’in Dersim Şube Başkanlığı’nı yaptı. 2001’de Bartın’a sürgün edildi, Eğitim- Sen Bartın Şube Başkanlığı görevini de üstlendi.
Sürgün davasını AİHM’e taşıyan ve Türkiye’yi mahkum eden Ünlü, 2010’da Çorlu’ya tayinini istedi ve Eğitim- Sen Tekirdağ Şube Sekreteri oldu.
PİRHA – Elazığ’da görev yaparken KHK ile ihraç edilen, KESK Genel Meclis üyesi olan Öğretmen Halit Ateş, 29 Ekim 2016 tarihinde 675 sayılı KHK ile ihraç edildiğini söyledi. Ateş, sistemin hedeflemiş olduğu yıldırma, sindirme mantığıyla hukuksuz ve politik olarak almış olduğu bir kararın karşısında boyun eğmediklerini, teslim olmadıklarını ve mücadeleden vazgeçmediklerini belirtti.
Elazığ’da görev yaparken 29 Ekim 2016’da çıkarılan 675 sayılı KHK ile ihraç edilen öğretmen Halit Ateş, ihraçlar karşısında mücadeleden vazgeçmediklerini, boyun eğmediklerini ifade etti. Ateş, Cumhurbaşkanının 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra Türkiye’de tüm toplumsal muhalefeti ve emek mücadelesi alanını hedef olarak önüne koyduğunu belirtti.
SENDİKAL DAYANIŞMA
Şüphesiz ihraç süreci ile birlikte psikolojik, sosyal ve ekonomik sıkıntılar olduğunu, ihraç ile birlikte ilk etapta çalışma yaşamının içerisinde olan, belli bir yaşama alışkanlığı olan, mücadele yürütenler içerisinde bir şok etkisi yarattığını belirten Ateş sözlerini şöyle sürdürdü:
“ Ancak mücadeleden kopmama, sendikal zemin üzerinde gelişen dayanışma aynı zamanda Elazığ’da yine üyelerimizin, arkadaşlarımızın göstermiş olduğu dayanışma, siyasal iktidarın böylesi bir şoku yaşatmayı engellemiş oldu bizde.”
“SİYASAL İKTİDARIN İHRAÇ KARARI POLİTİKTİR”
Siyasal iktidar ihraç kararlarını KHK’lerle yayınlarken bizi kamuoyunun nezdinde suçlu gibi göstermeyi hedefliyordu diyen Ateş, “Ancak bizler yapmış olduğumuz işin doğruluğunu, hukuki zeminde bir suç teşkil etmemesini, siyasal iktidarın almış olduğu bu kararın politik oluşunu bilerek hem kamuoyunda hem de kendi sosyal çevre ve ilişkilerimizde son derece kendimizi rahat hissettik” dedi.
ÖĞRETMENLER TARIM ve ARICILIK ALANINDA ÇALIŞIYORLAR
Ateş; bir yandan sendikamız, ihraç edilmiş olan arkadaşlarımıza katkı sunma amacıyla belli bir miktar katkı sunarken bir yandan da birkaç ay geçtikten sonra arkadaşlarımızın kendi yaşamını idame ettirebilmesi için çeşitli girişimleri oldu diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“İhraç edilen öğretmenlerin ekonomik olarak yaşamını sürdürebilmesi için arıcılık, tarım ve eğitim sektöründe işine devam ediyor.”
Öte yandan sendika mücadelesine devam ettiklerini ve mücadeleden geri adım atmadıklarını belirten Ateş şunları ifade etti:
“Kimi arkadaşlarımız farklı hak arama örgütleri içerisinde çalışmalarını yürütüyorlar. Dolayısıyla sistem hedeflemiş olduğu yıldırma, sindirme mantığıyla hukuksuz ve politik olarak almış olduğu bir kararın karşısında bizim boyun eğeceğimizi, bizim teslim olacağımızı, mücadeleden elimizi ayağımızı çekeceğimizi sanmıştı. Ancak hiçbir arkadaşımız boyun eğmedi. Mücadelesinden geri adım atmadı. Aktif olarak mücadele sürecinin içerisinde yer alıyor, almaya da devam edecek”.
PİRHA- Sultan Sinemilli türbesinin bulunduğu Elazığ’ın Piran köyünde 500 yıl aradan sonra ilk kez etkinlik gerçekleştirildi. Etkinlikte konuşan Sultan Sinemilli Derneği Başkanı Hüseyin Aldoğan, “600 yıl aradan sonra bir araya gelmek çok önemli. Bundan sonra her yıl ocağımızda buluşacağız” dedi.
Sultan Sinemilli Derneği öncülüğünde Sultan Sinemilli türbesinin bulunduğu Elazığ’ın Piran köyünde anlamlı bir buluşma gerçekleştirildi. Buluşmaya bir çok kent ve yöre köylerinden 500 yurttaş katıldı.
Etkinliğin açılışında konuşan CHP Mersin Milletvekili Hüseyin Çamak, “ Bugün burada varlığımızı göstermek, gelecekte de varoluşumuzun devamlılığı açısından çok önemlidir. Sinemilli evlatları olarak başlatmış olduğumuz dayanışma seferberliği ile huzur ortamı yaratmak adına bir sinerji oluşturacağımıza inanıyorum” dedi.
“EVLATLARINIZA ALEVİ KÜLTÜRÜNÜ ÖĞRETİN”
Çamak’ın ardından konuşan Sultan Sinemilli Derneği Başkanı Hüseyin Aldoğan 22 ülkede Sinemilli evladının olduğunu belirterek, “1530’lu yıllarda sürgün edildik. 500 yıl sonra yine buluştuk. Bu yol, bu erkân hiçbir zaman durmaz, bundan sonra da devam edecek. Her yıl Sultan Sinemilli türbesinde bir araya geleceğiz. Buradan ana ve babalara çağrıda bulunmak istiyorum; evlatlarınıza Alevi kültürünü öğretin ve gençler musahip kardeş tutmayı mutlaka gerçekleştirmeliler. Çünkü Aleviliği ayakta tutan temel kurumların başında Musahiplik gelir” dedi.
Konuşmaların ardından getirilen lokmalar pay edildi.
PİRHA – Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre son 2 yılda 11 il ve 45 ilçede 252 kez süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın merkezindeki Sur ilçesinde ilk yasak, 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Yasak defalarca birer gün süreyle uzatıldı. 11 Aralık 2015’te surların çevresindeki mahallelerde yeniden ilan edildi. TİHV raporuna göre Sur yasağı bir yılı geçti. Bu bir dünya rekoru olarak niteleniyor.
Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporuna göre; son 2 yıllık süreçte 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve nüfus sayımına göre; en az 1 milyon 809 bin kişi bu yasaklardan etkilendi. Diyarbakır Sur’da ilk yasak 6 Eylül 2015’te ilan edildi. Surların çevresinde yasak bu tarihten bu yana devam ediyor.
TEMEL SEBEP ÇÖZÜMSÜZLÜK
TİHV, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollardan çözümüne ilişkin bütünlüklü bir program uygulamayan Türkiye’nin yeniden çatışmalı bir ortama girdiği 2015 Ağustos’undan günümüze kadar geçen 2 yıllık süreçte neler olup bittiğini gözler önüne seren bir rapor yayımladı. Rapora göre; süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağının ilk ilan ediliş tarihi olan 16 Ağustos 2015’ten günümüze devam eden 2 yıllık süreçte toplam 11 il ve 45 ilçede 252 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
EN AZ 1 MİLYON 809 BİN KİŞİ ETKİLENDİ
Rapora göre; 2014 nüfus sayımı verilerin esas alındığında en az 1 milyon 809 bin kişi; özgürlük, özgürlük ve güvenlik hakkı, özel ve aile hayatına saygı hakkı, toplanma özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, din özgürlüğü, bilgi alma ve verme özgürlüğü, mülkiyetin korunması hakkı, eğitim hakkı, işkence ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele yasağı, yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü hakkı olmak üzere en temel hakları ihlal edilerek yasaklardan etkilendi.
Süresiz veya gün boyu olmak üzere Diyarbakır’da 136, Mardin’de 42, Hakkâri’de 21, Şırnak’ta 13, Bitlis’te 12, Bingöl’de 7, Muş’ta 7, Tunceli’de 6, Batman’da 5, Elazığ’da 2, Siirt’te 1 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
YASAK BİTMİŞ DEĞİL
Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde de dün gece itibarıyla 22.00 ile 05.00 arasında 5 günlük sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Diyarbakır’ın Kulp ilçesi, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesi ve Muş Merkez ile Varto ilçesinde ise operasyonların sona ermesiyle yasak fiilen sonlandırıldı ancak yasağın kalktığına ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı.
RAPORA GÖRE DÜNYA REKORU SUR’DA
Diyarbakır’un Sur ilçesinin 6 mahallesinde sokağa çıkma yasağı tam 1 yıl 8 ay 23 gündür sürüyor. Sur’da 28 Kasım 2015 tarihinde Cevatpaşa, Fatihpaşa, Dabanoğlu, Hasırlı, Cemal Yılmaz ve Savaş mahallelerinde ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” hâlâ devam ediyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin Dört Ayaklı Minare önünde vurulmasıyla başlayan yasak, dünya tarihinin en uzun süren sokağa çıkma yasağı özelliği taşıyor. Yasak ilanından sonra ilçe, 98 gün süren çatışmalı bir dönem geçirmişti. Resmi Gazete’de yayımlanan “acele kamulaştırma” kararına göre Sur’un 6 bin 300 parseli kamulaştırılmış ve kentte yıkım başlamıştı. Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapora göre, yaklaşık 40 bin insanın Sur’dan göç ettiği belirtilmişti.