PİRHA- NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirveye ve tutuklamalara ilişkin açıklama yapan Antakya Emek ve Demokrasi Platformu, “Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” dedi.
Antakya Emek ve Demokrasi Platformu, NATO’nun 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da gerçekleştireceği zirveye ve tutuklamalara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı platform adına SYKP Hatay İl Eşbaşkanı Mehmet Çelik okudu
“İFADE VE ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜNÜN FİİLEN SINIRLANDIRILMASI KABUL EDİLEMEZ!”
Türkiye’de temel hak ve özgürlükleri hedef alan baskı politikaları giderek ağırlaştığına dikkat çeken Çelik, “NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek günlerdir ev baskınları yapılmakta, çok sayıda kişi gözaltına alınarak tutuklanmakta, toplantı ve gösteri yürüyüşleri yasaklanmakta, demokratik kamuoyu üzerinde baskı kurulmaktadır. Kent yaşamının baskıcı uygulamalarla kuşatılması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün fiilen sınırlandırılması kabul edilemez!” dedi.
NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltı ve yasaklamaların, toplumu susturmaya dönük gözdağı politikasının parçası olduğunu belirten Çelik, “Demokratik hakların kullanılmasının suç gibi gösterilmesine, barış ve demokrasi talebinin baskıyla bastırılmak istenmesine sessiz kalmayacağız” diye konuştu.
“ON MİLYONLARLA OMUZ OMUZAYIZ”
Siyasal iktidarın, kendi siyasal varlığını sürdürmek ve içeride yaşanan ekonomik, toplumsal ve siyasal krizleri yönetmek adına Türkiye’yi NATO’nun güvenlikçi ve saldırgan stratejileriyle daha fazla uyumlu hâle getirmek istediğinin altını çizen Çelik, şunları belirtti:
“Emperyalist merkezlerle kurulan bu bağımlılık ilişkisi, dış politikadan ekonomiye kadar pek çok alanda ülkemizin geleceğinin uluslararası güç odaklarının ve sermaye çevrelerinin çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesine hizmet etmektedir.
Halkın barış, demokrasi ve özgürlük taleplerinin bastırılmaya çalışılması; savaş politikaları ile içerideki baskı politikalarının birbirini beslediğini açıkça göstermektedir.
Emperyalist barbarlığın bedelini ise halklar ödemektedir. Milyonlarca insan yoksulluk, göç, açlık ve ölümle karşı karşıya bırakılmaktadır. Savaşlardan ve gerilimlerden kazanç sağlayanlar silah tekelleri, enerji şirketleri ve uluslararası sermaye çevreleri olurken; bedeli işçiler, emekçiler, kadınlar, gençler ve halklar ödemektedir.
Bizler Antakya Emek ve Demokrasi Platformu olarak, dünyanın dört bir yanında emperyalist savaşlara ve katliamlara karşı mücadele edenlerle, savaş çığırtkanlığı yapan sağcı iktidarlara karşı direnenlerle, soykırımcı İsrail ve HTŞ yönetimine verilen desteğe karşı sokakları dolduran on milyonlarla omuz omuzayız.
Bir kez daha hatırlatıyoruz: Ülkemizin geleceği emperyalist merkezlerde, NATO karargâhlarında ya da uluslararası sermayenin çıkar hesaplarında değil; emeğiyle yaşayan milyonların ortak mücadelesinde, halkın iradesinde, demokraside ve barışta yatmaktadır.”
“EMEK, BARIŞ, DEMOKRASİ VE HALKLARIN KARDEŞLİĞİ MÜCADELESİNİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek sürdürülen gözaltılar, ev baskınları, hak ihlalleri ve tüm antidemokratik uygulamalar derhal son bulması çağrısında bulunan Mehmet Çelik, “Dünyanın kanlı paylaşım savaşlarının hazırlığı olan silahlanma yarışı durdurulmalıdır! Ülkemizdeki NATO üsleri kapatılmalıdır. Türkiye, bir savaş örgütü olan NATO’dan derhal çıkmalıdır. Bu ülkenin emekçilerini, kadınlarını, gençlerini, aydınlarını sesimizi yükseltmeye; tüm yurttaşlarımızı emperyalizme karşı durmaya ve NATO’nun emperyalist savaş zirvesine ve temsilcilerine karşı istenmediklerini göstermeye çağırıyoruz. Savaş politikalarına, emperyalist müdahalelere ve baskı rejimlerine karşı; emek, barış, demokrasi ve halkların kardeşliği mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz” şeklinde ifade etti.
PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Özgür Düşünce Derneği (ÖDD) tarafından Antep’te “Barışın Toplumsallaşmasında Sorunlarımız ve Çözüm Önerilerimiz” konulu bir panel düzenlendi.
İHD Antep Şube Başkanı Bahri Oğuz’un moderatörlüğünü yaptığı panele; TTB Eski Başkanı Şebnem Korur Fincancı, KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ve DEM Parti Vekili Saruhan Oluç konuşmacı olarak katıldı. Panelde barış süreçlerinin toplumsal, hukuki ve ekonomik boyutları masaya yatırıldı.
“SAVAŞ BU KADAR KOLAYKEN BARIŞ NİYE BU KADAR ZOR?”
Panelin açılışını yapan İHD Antep Şube Eş Başkanı Bahri Oğuz, 1 Ekim 2024’ten itibaren başlayan sürece ve toplumda yerleşik hale gelen temkinli yaklaşımın nedenlerine değindi. Barış hakkının tüm temel hakların zeminini oluşturduğunu belirten Oğuz, şu ifadeleri kullandı:
“Barışın toplumsallaşması dediğimiz konu çok zorlu bir konu. Zaten 1 Ekim 2024’ten itibaren başlayan ve bugüne gelen süreçte, üzerinde bir türlü ilerleme kat edilemeyen temel konu da barışın toplumsallaşmasıydı. En başından beri kamuoyu araştırmalarında, insanların süreçle ilgili temkinli bir iyimserliği olduğu deniliyordu. Geçmiş deneyimler bir güvensizlik ortamı oluşturduğu için toplum hep temkinli bir noktada durdu. Halen geldiğimiz noktada da sanırım bu temkinliliği aşmış sayılamayız. Barış hakkı, özellikle bizim İnsan Hakları Derneği’nde en fazla üzerinde durduğumuz çok değerli bir konudur; çünkü diğer hakların doğrudan buradan bağlantılı olduğunu düşünüyoruz.”
Konuşmasında Bertolt Brecht’in savaş karşıtı duruşuna ve umuduna da atıfta bulunan Oğuz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Barış hakkı tüm hakların temelindeyse, neden toplumun temel gündemi haline gelmiyor? Aslında biraz bunun üzerine düşünmek, sürekli bunun üzerine kafa yormak lazım: Savaş bu kadar kolayken, barış niye bu kadar zor? Ben Bertolt Brecht’i çok severim. O iki dünya savaşı görmüştür ama bence tarihteki en iyi savaş karşıtı figürlerden biridir. Buna karşı hiç umudunu yitirmemiştir. Savaşın bir tabiat kanunu olmadığını söyler. Öyleyse, yani bir tabiat kanunu değilse, doğal bir felaket değil de bir tercihse, biz barışı neden tercih edemiyoruz? 1 Ekim 2024’ten bu yana geçen süreçte; çatışmasızlık ve kısmi silahsızlanmayla bir yönüyle negatif barış sağlanmış durumda. Gelinen noktada bunu pozitif barışa nasıl evirebiliriz? Bunu biraz konuşmamız gerekiyor.”
“ASIL TEHLİKELİ OLAN SESİNİ ÇIKARMAYANLARDIR”
TTB Eski Başkanı Şebnem Korur Fincancı, barış hakkının yaşam hakkının da önünde gelebileceğini, çünkü savaşın doğrudan yaşam hakkını ortadan kaldırdığını ifade etti. Küresel ve ulusal ölçekte yaşanan hak ihlallerine, hapishanelerdeki duruma ve anti-demokratik uygulamalara dikkat çeken Fincancı, şunları kaydetti:
“Şimdi gene bir durgunluk dönemi var. Haklı olarak birtakım değişimlerin gerçekleşmesini bekliyor çatışan taraflardan biri ama bu değişim gerçekleşmiyor. Hiçbir yasal düzenleme yapılmış değil. Hapishanelerin ne durumda olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. İnsanların infazları yakılarak hala hapishanede tutuluyorlar. Sağlık hakkı hiçe sayılıyor.”
Savaşın insani bilançosuna ve zorunlu göç dalgalarına da değinen Fincancı, Antep’in bu durumu yakından deneyimlediğini vurguladı:
“Savaş sadece öldürmüyor. İnsanları yerinden ediyor. Antep’te bunu en iyi siz hissetmiş olmalısınız. Suriye’den göç etmek zorunda kalanlar; hem savaşta göç etmek zorunda kalıyorlar hem de ırkçılığın nesnesi haline getiriliyorlar ne yazık ki yerinden edildiğinde. Geçtiğimiz yıl dünyada 1 milyar insan, yani toplam dünya nüfusunun 8’de biri zorla yerinden edilmiş durumda.”
Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan katliamlarla yüzleşilmediğini belirten Fincancı, Primo Levi’nin sessizlik eleştirisine atıfta bulunarak toplumsal sorumluluk çağrısı yaptı:
“Bugün 103 yıllık bir cumhuriyete sahibiz. Cumhuriyetin ilk yüzyılında da biliyorsunuz pek çok suçla karşı karşıya kaldık; Çorum katliamından Maraş katliamına, Sivas’a kadar pek çok katliam yaşandı. Bunlarla yüzleştik mi? Hayır, yüzleşmedik. Yani cumhuriyetin ilk yüzyılında zaten bir yüzleşme eksikliğimiz var. Kaldı ki onun öncesiyle de hiç yüzleşmemiştik. 1800’ler, hatta daha geriye gidelim 1500’ler… Alevi katliamlarıyla başlayan o tarihsel süreçleri dillendirmedik bile. Şimdi bu yüzleşmeler olmadan bir barış süreci ne kadar kolay olabilir? İşte bunu yeniden düşünmek gerekiyor elbette. Asıl tehlikeli olanlar canavarlar değil, sesini çıkarmayanlardır. O yüzden bizim ses çıkarmaya ihtiyacımız var.”
“BARIŞ ANCAK TOPLUMSAL ADALETİN VE DEMOKRASİNİN YAŞATILABİLDİĞİ ZEMİNDE OLUR”
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, dünyadaki ve Türkiye’deki örnekler üzerinden etnik ve mezhepsel çatışmaların her zaman emek sömürüsüyle doğrudan bağlantılı olduğunu anlattı. Kürt illerinde yaşanan güvencesizleşme ve kimliklerin yok sayılması süreçlerine değinen Koçak, şunları söyledi:
“Sistemin içerisine girdiğinizde varlığınızı yok ediyor ya da siz ancak varlığınızı, dilinizi, tarihinizi, köklerinizi ve kültürünüzü yok sayarak içeri girebiliyorsunuz. Bunun dışında sistemin içerisinde yer alma şansınız yok. Dolayısıyla sistemin dışına itilme meselesi, aslında bir tarafıyla emek sömürüsünün çok yoğunlaştığı bir süreci beraberinde getiriyor ve insanları örgütlenmenin de dışına itiyor. İşte bu yüzden emekçiler açısından barış her zaman olmazsa olmazdır ve bunun birden fazla haklı gerekçesi vardır.”
10 Ekim Ankara Gar Katliamı öncesindeki kapsayıcı barış iradesini hatırlatan ve ana dilde eğitim hakkının barış mücadelesindeki önemine vurgu yapan Koçak, konuşmasını şu sözlerle sürdürdü:
“O dönem bu sürece daha çok ‘barış süreci’ diyorduk. Barış sürecinin ortadan kaldırılmasına, yani Dolmabahçe’deki masanın devrilmesine ve aynı zamanda Suriye genelinde yaşanan katliam süreçlerine karşı Türkiye genelinde 300 civarında sendika, meslek odası ve demokratik kitle örgütü bir araya gelerek barışta ısrar ettiklerini ifade etmek istediler. Örneğin bu taleplerden bir tanesi, bizim yıllardır sendikalarımızda mücadelesini verdiğimiz ana dilde eğitim meselesidir. Eğitim alanında buradan başlamak ve kamusal hizmetlerin ana dilinde verilmesini savunmak, kendisi zaten bir barış mücadelesidir. Biz konuya böyle bakıyoruz. Kaldı ki dilini kabul etmediğin, anlamadığın, duymadığın ve tanımadığın bir toplumla ortak yaşamı örgütleyemezsin, birlikte yaşayamazsın ve barışamazsın zaten.”
“BARIŞ İKTİDARLARIN GERİ ADIM ATMASININ KARŞISINDAKİ ÖNEMLİ BİR SİGORTADIR”
DEM Parti Milletvekili Saruhan Oluç, barış süreçlerinin kalıcı olabilmesi için toplumsallaşmanın kaçınılmaz bir rolü olduğunu belirtti. Barışın yalnızca iktidarların inisiyatifine bırakılamayacak kadar hayati bir mesele olduğunu ifade eden Oluç, tarihsel deneyimlerden yola çıkarak şunları kaydetti:
“Toplum bu süreci sahiplenecek ki barışı bütün hücrelerinde yaşatıp geliştirebilsin ve böylece barış kalıcı hale gelsin. Yoksa bugün moda deyimiyle bir ‘negatif barış’ yaşanıyor diye ‘her şey oldu bitti artık’ demek mümkün değil. Esas mesele, pozitif barış sürecinin nasıl gelişeceği meselesidir ve orada da toplumsallaşma çok önemli bir role sahiptir. Barış dediğimiz şey, şu ya da bu partiyi kastetmeden genel olarak söylüyorum, bir ülkedeki iktidarın eline bırakılabilecek bir konu değildir. Çünkü hangi parti olursa olsun hiçbir iktidar, nihayetinde kendi varlığını sürdürmesini engelleyecek veya pozisyonunu tehlikeye atacak bir adımın atılmasını istemez. Dolayısıyla her iktidar, kendi iktidarının devamını nasıl sağlayacağı düşüncesiyle bu konuları tartışır. Eğer gelişmeler kendi iktidarını tehlikeye atıyorsa, o süreçten geri dönmenin yollarını arar ve bulur.”
Muhalefetin barış meselesini ertelemeci bir yaklaşımla ele almasını eleştiren Oluç, mecliste kurulan komisyon raporuna ve barış için atılması gereken yasal adımlara dikkat çekti:
“Kimse bize, ‘Hele bir iktidara gelelim de o zaman sizin meselenizi de çözeceğiz’ diye anlatmasın, anlatamaz da. Barış, günün birinde iktidar değişsin de o zaman sağlarız diyebileceğimiz, ertelenebilir bir konu değildir. Ertelenemeyecek bir konu olduğu için de bu tartışmayı kim başlatırsa başlatsın, biz de o tartışmanın içinde yer alıyoruz. Ve şunu hep söyledik: İktidar bu konuyu bir kere tartışıyorsa, muhalefet üç kere tartışmalıdır.”
Sürecin yasal bir çerçeveye kavuşturulmasının aciliyetini komisyon raporundaki maddeler üzerinden açıklayan Oluç, yapılması gereken özel yasaya dair şu vurguları yaptı:
“İlk defa Meclis bir komisyon kurarak bu konuyu gündemine aldı. O raporun, özellikle bundan sonra yapılması gerekenlere dair olan 6. ve 7. bölümler gibi çok önemli ortak noktaları var. Bu iki bölüm; esas itibarıyla atılması gereken yasal adımların, demokratikleşme hamlelerinin neler olduğunu, hukuk ve siyaset alanında hangi adımlarla ilerlenebileceği sorularının cevaplarının arandığı ve ortaklaşılan bölümlerdir. Bugün çok tartışılan 6. bölüm; onların ‘özel yasa’ ya da ‘çerçeve yasa’ diye tarif ettikleri, bizim ise ‘barış yasası’ demeyi tercih ettiğimiz konuya dairdir. O bölüm; kendini fesheden, silahlarını kullanmayacağını söyleyip bırakan bir örgütün mensuplarının sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alana nasıl dahil olacaklarının ve bundan sonra hayatlarını nasıl sürdüreceklerinin yasal güvencesinin konuşulduğu bölümdür.”
Oluç, meclis çatısı altında yürütülmesi gereken bu yasal sürecin kapsayıcı ve ayrım gözetmeyen bir içerikte olması gerektiğinin altını çizerek konuşmasını tamamladı.
PİRHA – Emek Partisi İzmir İl Örgütü ve Emek Gençliği, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı idam edilişlerinin 54’üncü yılında İzmir’de düzenlenen etkinlikle andı. Anma konserinde Metin Kemal Kahraman, Levn-i Band ve Grup Yeldeğirmeni sahne aldı.
Emek Partisi İzmir İl Örgütü ve Emek Gençliği, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı idam edilişlerinin 54’üncü yılında İzmir’de düzenlenen etkinlikle andı. Bornova Aşık Veysel Rekreasyon Merkezi Açık Hava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen anma konserinde Metin Kemal Kahraman, Levn-i Band ve Grup Yeldeğirmeni sahne aldı.
“MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”
Anmada konuşan Emek Gençliği MYK Üyesi Deniz Gökmen, Denizlerin mücadelesinin bugün hâlâ güncel olduğunu vurgulayarak anti-emperyalist mücadelenin işçi sınıfı ve gençliğin birleşik mücadelesiyle büyütülmesi gerektiğini söyledi.
Dünyada emperyalist paylaşım mücadeleleri ve savaş politikalarının sürdüğünü söyleyen Gökmen, “Bugün dünya yeni emperyalist paylaşım mücadelelerinin, savaş politikalarının ve silahlanma yarışının gölgesinde şekilleniyor. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya kadar halklar emperyalist savaşların yıkımıyla karşı karşıya bırakılırken NATO başta olmak üzere emperyalist bloklar dünya halklarına yoksulluk, göç, ölüm ve geleceksizlik dayatıyor. Halkların kaynakları eğitime, sağlığa ve barınmaya değil; savaş bütçelerine ve silah tekellerine aktarılıyor” ifadelerini kullandı.
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, anmada yaptığı konuşmada anti-emperyalizm, bağımsızlık, işçi sınıfı mücadelesi ve siyasi baskılara karşı direniş vurgusu yaptı.
Temmuz ayında yapılacak NATO zirvesine değinen Aslan, “Biliyorsunuz 7-8 Temmuz’da dünya halklarına, dünya işçi ve emekçilerine karşı yeni savaş planlarının, yeni programların yapıldığı bir zirve olacak. Türkiye’deki işbirlikçiler, saray rejimi bu zirvenin sorunsuz geçmesi için şimdiden canla başla çalışmaya devam ediyorlar. Yeni havalimanları yapılıyor, yeni yollar yapılıyor. O emperyalist, o barbar haydutları karşılamak için Türkiye’nin işçilerinin ve emekçilerinin alın terinden biriktirilen paraları bu emperyalist barbarlar için harcıyorlar” diye konuştu.
“KÜRT HAKLININ BARIŞ TALEBİNE SESSİZ KALMAYIN”
19 aydır devam eden sürece dair bir tek adım atılmadığını kaydeden Aslan, “Kürt halkının barış, eşitlik, demokrasi, eşit koşullarda bir arada yaşama talebine karşı adeta üç maymunu oynuyorlar; görmüyorlar, duymuyorlar, konuşmuyorlar. O yüzden buradan diyoruz ki Kürt halkının eşitlik, özgürlük talebi, demokrasi talebi karşısında artık sessiz kalmayın. Bir an önce başta Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ olmak üzere bütün siyasi tutukluları serbest bırakın. Halkın seçtiği belediye başkanlarının, halkın seçtiği meclis üyelerinin, belediye başkan yardımcılarının göreve dönmesini sağlayın bir an önce. Artık sabah operasyonları istemiyoruz. Artık gözaltılar istemiyoruz” diye konuştu.
Son olarak mücadeleyi büyütme çağrısı yapan Aslan, “Bu ülkenin devrimcileri, sosyalistleri ve halkları olarak; işçilerin, emekçilerin olarak bu saray rejimini yıkmadan, bu saray rejimindekileri alaşağı etmeden bize rahat olmayacağını görmemiz gerekir. Mücadelemizi daha fazla büyütmemiz, daha fazla yükseltmemiz gerekiyor” diyerek sözlerini tamamladı.
Aslan’ın konuşmasının ardından Metin Kemal Kahraman, Levn-i Band ve Grup Yeldeğirmeni sahne aldı. HABER MERKEZİ
PİRHA- 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’ne dair açıklama yapan Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, tüm halkı meydanlara çağırarak, “Bu ülkenin emekçileri, adaletli bir düzeni, barışı ve demokrasiyi kuracak güçtedir. Yeter ki tek başına kurtuluş olmadığını bilelim. Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim. Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır” dedi.
Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’ne dair açıklama yaptı. Açıklama Attalos Heykeli önünde yapılırken, açıklamayıTertip Komitesi adına DİSK Akdeniz Bölge Temsilcisi Vedat Küçük okudu.
İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma gününde emeğin hakkı için; gelirde, vergide, ülkede adalet için; yurtta ve dünyada barış için; gerçek bir demokrasi için tüm yurttaşları 1 Mayıs meydanlarına çağıran Vedat Küçük,”Bu düzene itirazımız var! Çünkü biz çalışıyoruz, biz üretiyoruz; ancak emeğimizin karşılığını alamıyoruz” dedi.
“VERGİDE ADALET SAĞLANSIN”
Mevcut düzende vergide adaletin olmadığını, işçilerin patronlarından fazla vergi ödediğini vurgulayan Vedat Küçük, şunları belirtti:
“Bu düzende bizden alınan vergiler de bizim için harcanmıyor; kaynaklar halkın refahı için kullanılmıyor. Bu düzen, umudu kalmayan gençlere yurt dışına çıkmak dışında bir hayal bırakmıyor. Bu düzende yaşamın her alanında eşitsizlikle ve şiddetle karşı karşıya kalan kadınlar güvencesiz bırakılıyor. Bu düzende emeklilere saygı yok, insanca yaşam hakkı yok. Bu düzende doğa talan ediliyor, kentler rant uğruna yok ediliyor; deprem bölgelerindeki. zeytinliklerimiz, meralarımız dahi sermayeye peşkeş çekiliyor. Depremlerde on binlerce insanımızın yaşamını yitirmesine yol açan rantçı politikalar olduğu gibi devam ediyor.
Oysa bir avuç ayrıcalıklı kesimin çıkarları değil, halkın ihtiyaçları esas alındığında; gelirde ve vergide adalet sağlandığında, bu ülkenin kaynakları hepimizi insanca yaşatmaya yeter.”
“BARIŞI BİRLİKTE İNŞA ETMEK İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Sendikacılar, belediye başkanları, siyasetçiler, gazeteciler, gençler ve kadınlar yaşanan olumsuzluklara itiraz ettiği için gözaltına alındığını ve tutuklandığını ifade eden Vedat Küçük, “Bu düzende demokrasi yok; bu düzende muhalefete ve itiraza yer yok. Bizlere hak, hukuk, adalet, demokrasi vadedemeyen düzen; yıllarca bizi bölerek, parçalayarak, ayrımcılıkları körükleyerek ayakta kaldı. Barış ve demokratik toplum çağrısı çerçevesinde yürütülen sürece rağmen iktidar bırakalım adım atmayı siyasal operasyonları tüm muhalefet çevrelerini de kapsayacak şekilde daha da artırdı. Günü geldi, laikliği hedef alarak inançlar üzerinden de bizleri bölmeye çalıştı. Bu nedenle barış ve kardeşlik; en fazla biz işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin ihtiyacıdır. Bizler her zaman barışı savunmaya, daha da önemlisi barışı birlikte inşa etmek için mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
“BİRLEŞELİM, DEĞİŞTİRELİM!”
Kapitalist sistemin bugün dünya halklarına savaş, barbarlık, yoksulluk ve diktatörlük dayattığını dile getiren Vedat Küçük, “Bizler sadece ülkemizde değil, dünyada da barışı savunmaya; emperyalist barbarlığa karşı halkların omuz omuza mücadelesini güçlendirmeye devam edeceğiz. Tüm dünyada 1 Mayıs’lar, işçi sınıfının ve emekçi halkların barış talebinin yükseleceği alanlar olacak. Çünkü; bu ülkenin emekçileri, adaletli bir düzeni, barışı ve demokrasiyi kuracak güçtedir. Bu karanlık tabloya, ağır hak ihlallerine rağmen bu düzeni değiştirecek irade ve kararlığa, umuda sahibiz. Yeter ki tek başına kurtuluş olmadığını bilelim. Yeter ki birleşelim, yeter ki örgütlenelim. Bugün ayrıştırmaya, bölmeye, yalnızlaştırmaya karşı birlikte durmanın; birlikte üretmenin, birlikte mücadele etmenin zamanıdır. Gücümüzün birliğimizden geldiğini Türkiye’nin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında gösterelim. 1 Mayıs Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü’nde çağrımızı omuz omuza yükseltelim: Birleşelim, Değiştirelim!” ifadelerine yer verdi.
PİRHA – Mersin’de mikrofon uzattığımız emekliler, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik darboğazda açlık sınırının çok altında yaşamaya mahkûm edildiklerini belirterek iktidara sert tepki gösterdi: “Emekliler aç ve sefil. Kaynaklar bir avuç insana gidiyor, yeter artık!”
Türkiye’de asgari ücretin 28 bin TL, açlık sınırının ise 32 bin TL olarak hesaplandığı bir dönemde, 20 bin TL aylıkla geçinmeye çalışan milyonlarca emekli varlığını sürdürme mücadelesi veriyor. Mersin’de ajansımıza konuşan emekliler, haklarının iadesi için meydanları terk etmeyeceklerini vurgulayarak taleplerini ve yaşadıkları zorlukları anlattı.
“PAZARA GİTMEK İÇİN AKŞAM SAATİNİ BEKLİYORUZ”
Ülkenin en ücra köylerinde 30 yıl boyunca hizmet vermiş bir eğitim emekçisi, içinde bulunduğu beslenme krizine dikkat çekti:
“30 sene bu ülkeye hizmet etmiş bir eğitim emekçisiyim ama ne yazık ki ayın sonunu getiremiyorum, beslenemiyorum. Beslenemediğim için hastalıktan kurtulamıyorum, bir ayağım doktorda. Emekli pazara gitmek için akşam saatini bekliyor. Bu durum bize reva mı? Maaşlarımızın artırılmasını ve yaşam şartlarımızın derhal düzeltilmesini istiyoruz.”
“TORUNLARIMIZA KARŞI MAHCUBİYET YAŞIYORUZ”
Bir diğer emekli ise normal şartlarda emekliliğin keyfini sürmesi gereken bir yaşta neden alanlarda olduklarını şu çarpıcı sözlerle anlattı:
“Aslında şu an evimde çayımı, kahvemi içiyor olmam gerekirdi. Ancak açlık sınırında yaşamanın zorluğunu çeken ve çocuklarına, torunlarına harçlık verememenin mahcubiyetini yaşayan emekliler olarak hep alanlardayız. Türkiye emeklilerin sayesinde bir yere geldi, bunları unutmasınlar. Halka bütçe ayırsınlar.”
“BELEDİYE KARTI OLMASA EVDEN ÇIKAMAYIZ”
Emeklilerin sosyal hayattan tamamen koptuğunu belirten bir başka yurttaş ise ulaşım desteğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Emekliler hakkını istiyor, sürünmek istemiyor. Belediye kartı olmasa emekli evinden çıkamaz hale geldi. Hak, hukuk, adalet ve seçim istiyoruz. Haklı olan hakkını alamıyor, haksız alıyor. Ayda elimize 20 bin lira geçiyor; evimizi, çocuğumuzu zor besliyoruz. Emekliler aç, emekliler sefil!”
“KAYNAKLAR BİR AVUÇ İNSANA GİDİYOR”
Ülkenin kaynaklarının adaletsiz dağıtıldığını savunan emekliler, ekonomik krizin faturasının kendilerine kesilmesine isyan etti:
“Gerçekten ülkenin kaynakları bir avuç insana gidiyor. Bir avuç insanın çıkarı için milyonlarca emekli aç bırakılıyor. Biz bunu protesto ediyoruz.”
“SANDIKTA HESABINI SORACAĞIZ”
Mikrofonu uzattığımız emekliler sadece ekonomik talepler değil, hukuki adaletsizlikleri de gündeme getirdi. Sendikal haklarını aradıkları için tutuklanan Mehmet Türkmen ve Başaran Aksu’ya selam gönderen emekliler, iktidara seçim uyarısında bulundu:
“Doğasına, ülkesine sahip çıkan herkes tutuklanıyor. Biz önce ülkede adaletin olmasını istiyoruz. İktidar o kadar kendine güvenmesin. Emekliler, yapılanların hesabını sandıkta mutlaka soracaktır.”
Mersinli emekliler, “İnsanca yaşamak istiyoruz” diyerek, talepleri karşılanana dek seslerini yükseltmeye devam edeceklerini ifade etti.
PİRHA- Mersin’de bir araya gelen binlerce emekli, iktidara seslenerek, 20 bin lira seyyanen zam talep etti.
Emekliler, Mersin’de bölgesel miting düzenledi. “Emekliler yürüyor, mücadele büyüyor” şiarıyla Mersin İdman Yurdu Meydanı’nda toplanan emekliler, Özgecan Aslan Barış Meydanı’na yürüdü. Yürüyüş boyunca sık sık, “Emekliyiz haklıyız, kazanacağız”, “Direne direne kazanacağız” sloganı atan emekliler, taleplerini dile getirdi.
Miting şair-müzisyen Ali Kenan Naçar’ın seslendirdiği şarkı ve okuduğu şiirlerle başladı.
“SANDIKTA İKTİDARI GÖNDERECEĞİZ”
DEM Parti Mersin Milletvkeili Ali Bozan ve Emek ve Demokrasi Platformu bileşeni kurumların destek verdiği mitingde konuşan Tüm Emekliler Sendikası Genel Başkanı Zeynel Abidin Ergen, 6 ilde sokağa çıktıklarını belirterek, iktidarın emeklilerin haklarını birer birer elinden aldığını söyledi. Buna karşı birleşme çağrısında bulunan Ergen, “Demokrasi mücadelesi vererek, sandıkta iktidarı göndereceğiz” dedi.
“BİRLEŞELİM”
Tüm Emekliler Sendikası Mersin Şube Başkanı Ahmet Karakuş ve Mezitli Şube Başkanı Murat Akkaya, emeklileri birleşmeye çağırarak, “Gücümüzü birleştirerek taleplerimizi iktidara kabul ettirelim” diye belirtti.
DEM Parti Mersin Milletvkeili Ali Bozan da, Meclis’te emekliler için verdikleri önergelerin AKP’li milletvekilleri tarafından rededildiğini söyledi.
Bozan, emeklilerin 20 bin tl seyyanen zam talep ettiklerini ifade ederek, “20 bin TL ile geçim sağlanıyor diyorsanız gelin cumhurbaşkanının bir aylık maaşını 20 bin TL yapalım. Biz buna varız AKP’de buna var mı? 24 yıldır elleri sizin cebinizdedir. Emekliler 31 Mart’ta iktidarı ikinci parti yaptı. Önümüzdeki seçimde de gönderecek. İktidar emeklinin gücünden korkuyor. Bizlerde yan yana gelerek, birleşerek iktidarı göndereceğiz” diye belirtti.
Mersin Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü Savaş Gürkan ise, emeklilerin taleplerinin ve mücadelesinin aynı zamanda emekçilerin, memurların, işçilerin talebi ve mücadelesi olduğunun altını çizdi.
Gürkan, son olarak Mersin’de yapılacak olan 1 Mayıs İşçi Bayramı’na emeklileri davet etti.
Miting Rüya Şah’ın seslendirği şarkılarla son buldu.
PİRHA- Mersin’de KESK’e bağlı sendikalar artan yoksulluk, düşük ücretler ve hükümetin ekonomi politikalarına karşı iş bırakma eylemi yaptı. Yapılan eylemde insanca bir yaşam için emeğin gerçek karşılığını talep eden KESK’liler “İnsanca bir yaşam için bugün hizmet üretmiyoruz” dediler.
Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK) Türkiye genelinde iş bıraktı. Bir çok kentte sokağa çıkan KESK üyesi emekçiler, “Vergide adalet istiyoruz, sefalette eşitlenmek istemiyoruz” dedi.
Mersin’de de KESK’ bağlı sendikalar, hükümetin ekonomi politikaları ve derinleşen yoksulluğa karşı iş bırakma eylemi gerçekleştirdi. Özgür Çocuk Parkında yapılan eylemde “Vergide adalet istiyoruz, sefalette eşitlenmek istemiyoruz”, “TÜİK rakamları yalan, yoksulluk gerçek”, “KHK’ler gidecek biz kalacağız” pankartları açıldı. Eyleme Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri katıldı. Basın açıklamasını KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Doğan Yarlıkaş okudu.
“SOFRAMIZDAN ÇALINANLARLA ZENGİN OLUYORLAR”
Emeğin karşılığı için ülkenin dört bir yanında grevde olduklarını belirten Doğan Yarlıkaş, “Bu ülkenin işçisine, asgari ücretlisine, emeklisine, kamu emekçisine insanca yaşam koşulları sunmak için yeterince kaynağı vardır. Ama bu kaynaklar çalışanlara, yoksullaştırılan halka değil, bir avuç asalağa faiz, teşvik, hazine garantisi olarak aktarılmaktadır. Yıllardır bizi yoksullaştıranlar, bir avuç azınlığı zenginleştiriyor. Hem de bunu bizim vergilerimizle, bizim soframızdan çalınanlarla yapıyorlar” dedi.
KESK olarak taleplerini dile getiren Yarlıkaş,“Maaşlarımızda hemen şimdi, ocak ayından itibaren ek yüzde 20 artış yapılmasını istiyoruz. 2023 Temmuz’dan itibaren hayata geçirilen “İlave seyyanen ödeneğin taban maaşlarımıza yansıtılmasını istiyoruz. Verilen sözlerin gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge, ilave seyyanen ödenek tutarının mevcut emekli aylıklarına eklenmesini, mülakatın kaldırılmasını istiyoruz. Haziran ayına kadar 4688 sayılı yasa başta olmak üzere mevcut mevzuatın Grevli Toplu Pazarlık hakkımızın önündeki engellerin kaldırılması başta olmak üzere evrensel sendikal normlarla uyumlu hale getirilmesini istiyoruz. En geç haziran ayı sonunda gerçek bir toplu pazarlık masası kurulmasını istiyoruz. En düşük kamu emekçisi maaşının yoksulluk sınırı üzerine çıkarılmasını, kira, kreş ve yol desteği istiyoruz” diye konuştu.
Doğan Yarlıkaş, son olarak dayatılan yoksulluğun ortağı olmamak için herkese mücadele çağrısı yaptı.
PİRHA- KESK Dersim Şubeler Platformu, toplu sözleşme taleplerine ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Grev hakkıyla donatılmış, tahkimle sınırlandırılmamış toplu sözleşme hakkını elde etmek için birlikte mücadele etmek ve örgütlenmek zorundayız” denildi.
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Dersim Şubeler Platformu, toplu sözleşme taleplerine ilişkin Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Basın metnini KESK dönem sözcüsü SES Dersim Şube Eş Başkanı Serap Kahraman okudu. Açıklamada, ‘Haklarımız, taleplerimiz ve geleceğimiz için grevli toplu sözleşme istiyoruz’ pankartı açıldı.
Açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.
“KİRA PARAMIZI DAHİ ÖDEYEMEZ HALE GELDİK”
Tüm emekçilerin derin bir ekonomik çıkmazın içine itildiğini ifade eden Serap Kahraman, “Enflasyon ve vergi yükü altında cüzdanlarımız dolmadan boşalmakta, kira paramızı dahi ödeyemez hâle gelmiş bulunmaktayız. İşçi ve emekçilerin aldığı ücretler, insanca yaşamdan çok, asgari düzeyde yaşamaya mahkûm edilmiştir. Sendikal hareketin başarısının temeli, sahip olduğumuz güçlerdir. Üye sayımız, güç birliğimiz, bağımsız hareket edebilmemiz, toplu sözleşme ve grev hakkımız en önemli güç kaynaklarımızdır. Bizi işlevsiz ve savunmasız bırakan grevsiz toplu sözleşme yerine; grev hakkıyla donatılmış, tahkimle sınırlandırılmamış toplu sözleşme hakkını elde etmek için birlikte mücadele etmek ve örgütlenmek zorundayız” dedi.
-Performans, ek ödeme, taban, teşvik, ilave zam değil; tüm kamu emekçilerine yoksulluk sınırı üzerinde, emekliliğe yansıyan temel ücret verilsin.
-Son toplu sözleşmede ilave ek zam olarak verilen, emekliliğe ve emeklilere yansıtılmayan ve emekliliği daha da hayal hâline getiren uygulamaya son verilsin. İlave ek zam, emekliliğe ve tüm kamu emeklilerine yansıtılsın.
-Grevli toplu sözleşmeli, özgür pazarlık hakkı içeren sendika yasası çıkarılsın.
-Sağlık hizmetleri ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) yıllık 90 gün üzerinden tam olarak tüm emekçilere ödensin ve geçmiş yılları da kapsasın.
-Çalışma yaşamının demokratikleşmesinin ilk adımı olarak, idarecilerin atanması yönteminden vazgeçilsin. Liyakati uygun olanların aday olacağı ve yöneticilik yapacağı, emekçilerin oylarıyla bir ya da iki yıllığına seçimle belirlensin.
-Nöbet, icap ve fazla çalışma ücretleri iki kat arttırılsın.
-Tüm kamu emekçilerine yönelik şiddetin son bulması için “şiddet üreten çalışma sistemi” değiştirilsin.
-İş yerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerine uyulsun. Emekçileri temsilen isteyen her sendika, “işçi sağlığı ve güvenliği” kuruluna bir üye versin.
-Haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan ihraç kamu emekçileri derhal göreve başlatılsın.
-Kamuya atamalarda ve göreve yükselmelerde liyakat esas alınsın. Mülakata dayalı atamalar son bulsun. Sözleşmeden kadroya geçirilirken yaratılan mağduriyetler giderilsin. 3600 ek gösterge ile ilgili düzenleme, bütün kamu emekçilerini kapsayacak şekilde yapılsın.
KESK Dersim Şubeler Platformu’nun, toplu sözleşme taleplerine ilişkin yaptığı açıklamanın ardından Tarım, Orman Çevre ve Hayvancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) Dersim İl Temsilciliği Meclis’te yarın görüşülecek Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ne tepki göstererek basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Tarım Orkam-Sen Dersim İl Temsilcisi Ayhan Kahraman okudu.
“BU YASA GEÇERSE YALNIZCA ZEYTİN DEĞİL, GELECEK DE KARARACAK”
16 Haziran’da kamuoyunda hiçbir tartışma yapılmadan, alelacele Meclis’e sunulan yasanın sermayeden yana olduğunu belirten Ayhan Kahraman, “Yüzeyde “yenilenebilir enerji yatırımlarının önünü açmak” amacıyla hazırlandığı söylenen bu yasa teklifi, gerçekte doğanın, tarımın ve kırsal yaşamın topyekûn tasfiyesini hedefleyen bir yağma planıdır. Bu yalnızca bir enerji meselesi değil; bir demokrasi, bir eşitlik ve bir gelecek meselesidir. Meclis üyelerine sesleniyoruz; Bu ülkenin doğasını, köylüsünü, işçisini yok edecek bir yasaya evet demek; bu suça ortak olmaktır. Vicdanla, halkla, doğayla hareket edin. Bu yasa geçerse yalnızca zeytin değil; gelecek de kararacak. Bu yüzden dur demek zorundayız” diye konuştu.
PİRHA- Emek ve Dayanışma Platformu, 1 Mayış İşçi Bayramı’nı Cumhuriyet Meydanı’nda kutlayacaklarını açıklayarak, tüm kesimleri barış, adalet, özgürlük için alanlara çağırdı.
Antalya’da emek ve meslek örgütleri 1 Mayış İşçi Bayramı’nın programını açıkladı. Anttalos heykeli önünde yapılan açıklamayı, Emek ve Dayanışma Platformu adına Cemil Ünal okudu.
Cemil Ünal, 2025 1 Mayıs’ında da işçiler olarak, hakları, adalet, demokrasi, barış için 1 Mayıs meydanlarında buluşacaklarını belirterek, “Köle zihniyetli taşeronlaşmaya karşı, işsizliğe karşı, kayıt dışılığına, yoksulluğa karşı Güvencesiz işçiliğe karşı hayat pahallığına karşı 1 Mayıs meydanlarında direneceğiz. Adaletsiz vergi sistemine karşı, hukuksuzluğa karşı İnsanca yaşam ücreti için 1 Mayıs meydanlarında olacağız” dedi.
Yılın 365 günü ezilen, sömürülen, horlanan ve yok sayılan milyonlar olarak, 1 Mayıs alanlarında kendilerini ifade edeceklerin, taleplerini, tepkilerini dile getireceklerini ifade eden Cemil Ünal, “Bu ülkenin tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, gençlerin, kadınların hesap sorma ve değiştirme iradesini güçlü bir biçimde ortaya koyduğu, siyasi iktidarın yoksullaştırıcı ekonomi politikalarına ve hukuksuzluklarına dur dediği bir dönemde 1 Mayıs meydanlarında buluşacağız. Ekmeğimizin her gün küçüldüğü; gelirde, vergide ve ülkede adaletsizliklerin arttığı; hak ve özgürlüklerimizin alabildiğine kısıtlandığı bu süreçte, hükümetin yoksullaştırıcı ekonomik programına karşı 1 Mayıs meydanlarında buluşacağız” diye konuştu.
EKMEK İÇİN 1 MAYIS’a!
Dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye gıda enflasyonunda birinci olduğunu hatırlatan Cemil Ünal. “Bankalar, holdingler, şirketler karlılık rekorlarında birinci. Emekçilerimiz, asgari ücretlilerimiz, emeklilerimiz açlık sınırlarında birinci. Çiftçimizin tarlası, boş traktörü rehinde. Bizleri bunu reva görenler için 1 Mayıs meydanlarında buluşacağız. Oğlumuzun düğün parası, kızımızın çeyiz parası için ömrümüzü verdiğimiz kıdem tazminatlarımız için meydanlarda olacağız” diye belirtti.
ADALET İÇİN 1 MAYIS’a!
Cemil Üna, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Mücadelemiz sadece ekmek mücadelesi değil! Demokrasi işçinin ekmeğidir, hukuk ve adalet işçinin halkın güvencesidir. Bozulan hukuk ve bozulan adalet için 1 Mayıs meydanlarında olacağız. O yüzden 1 Mayıs 2025’te Anayasa’mızda tanımlanan demokratik laik sosyal hukuk devleti için mücadele edeceğiz, meydanlarda buluşacağız.
HÜRRİYET İÇİN 1 MAYIS’a!
Ülkemizde tüm hak ve özgürlükler gibi örgütlenme özgürlüğü, ifade özgürlüğü, hak arama özgürlüğü için 1 Mayıs Meydanlarında olacağız. Sendikalaşma, ifade, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakları başta olmak üzere tüm temel hak ve hürriyetler baskıcı otoriter rejimin altından kurtarmak için 1 Mayıs meydanlarında olacağız. Bizler, işçiler, emekçiler, emekliler, asgari ücretliler, esnaflar, çiftçiler, ülkenin büyük çoğunluğuyuz. Bizler üretiyoruz, bizler çalışıyoruz, insanca yaşamak istiyoruz, alın terimizin karşılığını istiyoruz. Bunun içinde ülkemizin dört bir yanındaki 1 Mayıs alanlarında birleşme zamanıdır diyoruz!
İşsizliğe, yoksulluğa, kayıt dışılığına, adaletsiz vergi sistemine, hayat pahalılığına, köle zihniyetli taşeronlaşmaya, hukuksuzluğa karşı birlik olma zamanı. Şimdi mücadele zamanı! Şimdi dayanışma zamanı! 1 Mayıs Meydanlarında Buluşma Zamanı, hepinizi 1 Mayıs saat 10.00’da Cumhuriyet Meydanı’nda bayramımıza bekliyoruz.”
PİRHA-DEM Parti ve Emek ve Demokrasi Güçleri, “Demokrasi ve halk iradesine sahip çıkıyoruz” sloganıyla İstanbul-Maltepe’de düzenlenecek mitinge katılım çağrısı yaptı.
İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek için “Demokrasi ve halk iradesine sahip çıkıyoruz” sloganıyla İstanbul’un Maltepe ilçesinde düzenleyeceği mitinge katılacağını belirterek desteğini açıkladı.
DEM Parti İstanbul İl Örgütü’nün hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi:
“İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri olarak 29 Mart Cumartesi günü saat 12:00’de Maltepe Mitinginde buluşuyoruz.
Demokrasiye ve halk iradesine sahip çıkıyoruz!”
Açıklamada, İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin saat 11.00’da Marmaray’ın İdealtepe durağından bir araya gelerek, kortej şeklinde saat 12.00’de miting alanına gideceği belirtildi.
PİRHA – İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin Taksim Hill Otel’de düzenlediği deklarasyonda herkesi 16 Kasım’da belediyelere atanan kayyımlar için Esenyurt’ta yapılacak buluşma ve 8 Aralık’ta Kartal’da yapılacak İnsanca Yaşam Mitingi’ne katılmaya çağırdı.
İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 16 Kasım’da belediyelere atanan kayyımlar için Esenyurt’ta yapılacak buluşma ve 8 Aralık’ta Kartal’da yapılacak İnsanca Yaşam Mitingi’ne ilişkin Taksim Hill Otel’de basın toplantısı düzenledi.
Basın metnini Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros okudu.
“TÜRKİYE ADIM ADIM UÇURUMA SÜRÜKLENİYOR”
Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, AKP-MHP iktidarının emekçilerin en önemli kazanımlarına ve bütün sosyal/ekonomik haklarına bir avuç sermayedarın çıkarı uğruna açtığı savaşın büyüdüğüne dikkat çekerek Türkiye’nin adım adım uçuruma sürüklendiğini söyledi. Barbaros, devamında şunlara yer verdi:
“Bakan Şimşek, ağzını her açtığına “vergiyi tabana yaymaktan” bahsediyor. Neymiş, vergilendirilmeyen alanların vergilendirilmesiyle sorunlarımız çözülürmüş! Şimşek programının uyguladığı vergi politikası ortada; Türkiye yandaşlar, bankalar, karaborsacılar, mafyalar için bir vergi cennetine döndü! Sermaye kesimlerinin, iktidar yandaşı ve destekçisi patronların vergileri bir bir “affediliyor.” Koca koca sanayi odası başkanlarının şirketleri kâr rekorlarına rağmen tek kuruş vergi ödemiyor! “Kaynağımız yok” diye “tasarruf” diye emekçinin servisine, okulların temizlik giderlerine, çocukların yemek hakkına göz diken iktidar, 2024’te “vergi indirimi, muafiyeti, istisnası” adı altında 2.1 milyar TL’lik vergi gelirinden vazgeçiyor! Ancak mesele emekçilere gelince durum değişiyor. “Vergi kılıcı” emekçinin üzerinde sallanıyor.
Ortalama bir işçinin ücretinin neredeyse üçte biri vergilerle geri alınıyor. İktidar için vergi demek “emekçiye soygun” demek, “vergide adalet” demek ekonomik sorunların bütün yükünü emekçiler ödesin, vergi yüküyle ezilsin demek! Dur diyelim! Vergide adalet için, yoksulluk sınırının altındaki ücretlerin vergi dışı tutulması için, artan oranlı servet vergisi için birleşelim!
BU İKTİDAR PROGRAMINA KARŞI BİRLEŞMEYE ÇAĞIRIYORUZ
2025 bütçesi meclise getirildi, 17 bakanlığın bütçesi komisyonda tartışılmaya başlandı. Daha komisyona gelmeden bile 2025 bütçesinin halktan alınıp yandaşa, sermayeye hortumla aktarılmasının bütçesi olduğunu görüyoruz! Geçen yıl 7,4 trilyon olan vergi gelirlerinin 11,2 trilyona çıkarılması amaçlanıyor. Şirketlerin, sermaye sahiplerinin, bankaların vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı sadece %12 iken neredeyse %50 oranında vergi artışı planlanıyor. O zaman kim karşılayacak bu artışı? Tabi ki işçiler, emekçiler! İktidar sözcüleri “aslan payını eğitime ve sağlığa ayırıyoruz” diye böbürlenirken okullara temizlik personeli bile atanmıyor, yurttaşlar devlet hastanelerinden randevu almak için üç aylık sıralara giriyor. İki bakanlığın da bütçesinin merkezi plandaki payı yerinde sayarken Savunma Sanayi bütçesi geçen seneye göre %80 artışla 1,6 trilyon, Diyanet’in bütçesi 6 bakanlığı sollayarak 130 milyar TL olarak planlanıyor. 2025 bütçesinde iktidar yine “muafiyet, istisna, teşvik” adı altında 2,8 trilyon TL’lik gelirden yandaşları, sermayeyi memnun etmek adına vazgeçiyor. 2025 bütçesi, iktidarın emekçilere, halka açtığı savaşın belgelerinden biridir. 2025 bütçesi, emekçilerin sosyal/kamusal haklarına çökmenin, nedense hep emekçileri vuran “tasarruf” yalanının, bütçe açığının vergi soygunuyla telafi edilmesinin bütçesidir!
Artık yeter! Bu ülke bir avuç iktidar bürokratının, yandaş, işbirlikçi sermaye gruplarının, holdinglerin, vurguncuların, soyguncuların, para babalarının, suç örgütlerinin çiftliği değildir. Bu ülke, emeğiyle hayatta kalmaya çalışan, alın teriyle geçinen emekçilerindir! Emekten, demokrasiden, barıştan yana olan herkesi, ülkemizi uçuruma, emekçileri savaş, sömürü ve işsizlik cenderesine sürükleyen bu iktidar programına karşı birleşmeye çağırıyoruz. Dur diyelim! Bu savaş bütçesine karşı, sağlık ve eğitim başta olmak üzere emekçilerin, halkın yararına bir bütçe için birleşelim!
31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından Hakkari ile başlayan, Esenyurt Belediyesi ile devam eden saray iktidarının kayyım darbesine Mardin Büyükşehir Belediyesi, Batman Belediyesi ve Halfeti Belediyesi de eklendi. Bütün bu yaşananlar iktidarın ve arkasındaki sermaye güçlerinin sömürülen ve ezilen halk kitlelerine yönelik saldırılarını artıracağını gösteriyor. Erdoğan ve cumhur ittifakı tüm devlet imkanlarını, medyayı ve yargıyı kullanarak muhalefeti bölmeyi, zayıflatmayı amaçlıyor ve “terörle mücadele” manipülasyonu ve aldatmacası ile siyasal alanı dizayn etme girişimlerini sürdürüyor. Halkın iradesini gasp eden kayyım darbesi de bu amaç için kullanılan başlıca yöntemlerden biri olarak karşımızda duruyor.
Kayyımlara geçit yok, irademize sahip çıkıyoruz diyerek mücadele eden emek-barış ve demokrasi güçleri olarak, sermayenin saray iktidarının topyekûn saldırıları karşısında muhalefet güçlerinin en geniş zemindeki ortak mücadelesinin çok önemli olduğunu biliyoruz. Herkesi Esenyurt’ta sürdürülen Demokrasi Nöbeti’ni güçlendirmeye ve 16 Kasım’da Esenyurt Meydanı’nda buluşmaya çağırıyoruz.
Gerçek bir demokratikleşme, halklar arası eşitlik ve kalıcı bir barış ancak birleşik ve örgütlü mücadele ile sağlanabilir. Geleceğimiz için, demokratik hak ve özgürlükler ve adalet için mücadele birliğini güçlendirelim! Bu düzeni değiştireceğiz! Kayyımlara, düşük ücretlere, vergi soygununa karşı; halk için demokrasi, halk için bütçe! 8 Aralık’ta Kartal’da insanca yaşam mitinginde buluşalım!”
PİRHA- İstanbul’da 1 Mayıs eylemine katılanlara yönelik üçüncü kez yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 27 kişi tutuklandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında üçüncü kez yapılan ev baskınlarında 27 kişi gözaltına alınmıştı. 3 gün önce yapılan operasyonda gözaltına alınanların tamamı savcılık ifadelerinin ardından tutuklama talebiyle sulh ceza hakimliğine sevk edildi. 21 Mayıs sabahı gözaltına alınan 27 kişinin tamamı tutuklandı.
Gözaltına alınanlara ilişkin Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri İstanbul Adliyesi önünde eylem ve basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada konuşan Avukat Ezgi Önalan, “Taksim eylemleri gerekçesiyle 74 kişi tutuklandı. 1 Mayıs’ta Anayasa Mahkemesi’nin, tarihimizin açın dediği Taksim’i kapattılar ve o yüzünü Taksim Meydanı’na dönen herkese karşı bir cadı avı başlatıldı. Bu 74 kişi ipe sapa gelmez iddialarla şu anda tutuklular. Hakimler, ifadeleri doğru düzgün dinlemeden, kafalarını önlerindeki kağıtlara gömerek, 2 dakika ara bile vermeden, üzerine düşünmeden aniden karar açıklandı” dedi.
PİRHA-Dersim’de 11 kadın, Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi bünyesinde bir araya gelerek istiridye mantarı üretimi ve meyve kurutma yapıyor. Altı ay önce aktif olarak çalışmaya başladıklarını ifade eden Meral Boy ve Ceren Yıldız, ürünlerde katkı maddesi kullanmadıklarını belirterek, Dersim halkının kendilerini desteklemesini ve satışa katkıda bulunmalarını istediler.
Dersim’de kadınlara istihdam sağlamak amacıyla İl Özel İdaresi ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nce 2022’de “Üreten Kadınlar Güçlü Yarınlar Projesi” hayata geçirildi. Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) çerçevesinde Fırat Kalkınma Ajansı’na sunulan proje, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nca onaylandıktan sonra 1 milyon 938 bin 420 lira destek aldı.
Çalışmalar sonunda Dersim’de Atatürk Mahallesi’ndeki tek katlı atıl bir bina, istiridye mantarı üretimi ve meyve kurutma tesisi haline getirildi. Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi bünyesinde bir araya gelen 11 kadın da gerekli başvuru ve eğitimlerinin ardından tesiste çalışmaya başladı.
Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi bünyesinde çalışan kadınlardan Meral Boy ve Ceren Yıldız, yaptıkları çalışmalara dair PİRHA‘ya konuştu.
11 kadın olarak projeye başvuru yaptıklarını söyleyen Meral Boy, “Başvuru sonucunda üç ay boyunca hem teorik olarak hem de pratik olarak eğitim aldık. Sekiz kadın aktif olarak şu an çalışıyoruz. Ananas, mandalina, portakal, kırmızı pancar, elma, armut, kivi gibi 11 taneye yakın kuru meyvemiz var. Kadınların bir araya gelmesi bizim için önemli. Dayanışma içerisinde olmak, kolektif bir çalışma alanı içerisinde olmak kendi şahsım adına gurur verici bir şey. Belki şu an sekiz kişi çalışıyoruz ama ilerde belki sayımız otuz, kırk olabilir. Burada sadece kuru meyveyle kalmayacağız. Daha çok çalışma alanı yaratıp ürettiğimiz ürünleri piyasaya daha kaliteli bir şekilde koyma hedefimiz var. Kurduğumuz işletmenin birçok kişi tarafından bilinmemesi nedeniyle satış yapma konusunda biraz zorlanıyoruz. Ürettiğimiz ürünlerde hiçbir şekilde katkı maddesi kullanmıyoruz. Dersim halkının bizleri desteklemelerini ve satışımıza katkıda bulunmalarını istiyoruz” dedi.
“BU COĞRAFYADA ÜRETMEYEN KADIN KALMASIN”
Tunceli Üreten Kadınlar Kooperatifi olarak altı ay önce aktif olarak çalışmaya başladıklarını ifade eden Ceren Yıldız da şunları ifade etti:
“Şu anda elimizde 11 çeşit kurutulmuş meyve bulunmakta ancak ilerleyen süreçte yelpaze daha da genişleyecek. Kurutulmuş meyvelerin yanı sıra istiridye mantarı üretimi de yapıyoruz. Hiçbir katkı maddesi kullanmadan meyvelerimizi kurutuyoruz. Hem yeni olduğumuzdan kaynaklı hem de bulunduğumuz coğrafya dolayısıyla pazar alanımız küçük. İlerleyen süreçte internet üzerinden de satışlarımız başlayacak. Sermayemizi geliştirdiğimiz zaman ürünlerimizi üreticiden almak gibi bir hedefimiz var ancak bunun içinde biraz zamana ihtiyacımız var. Biz kadınlar olarak bir araya gelince bir şeyler yapabiliyoruz. Bu coğrafyada üretmeyen kadın kalmasın. Yaşadığımız coğrafyadan çoğu ürünü doğadan karşılayabileceğimiz ürün yelpazesine de sahibiz.”
PİRHA- Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Ocak 2024’e ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. TÜİK’e göre işsizlik, bir önceki aya göre 0,2 puan artarak yüzde 9,1 oldu
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) işsizlik verilerini açıkladı. TÜİK verilerine göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2024 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre 85 bin kişi artarak, 3 milyon 214 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,2 puan artarak yüzde 9,1 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 7,7 iken kadınlarda yüzde 11,7 olarak tahmin edildi.
Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaş grubunda işsiz sayısı, Ocak 2024’te bir önceki aya göre 85 bin kişi artarak 3 milyon 214 bin kişi oldu.
GENÇ İŞSİZLİK ORANI ARTTI
Verilere göre geniş tanımlı işsizliği tanımlayan âtıl işgücü oranı önceki aya göre 1.7 puan artış gösterdi ve yüzde 26.5 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 18,2 iken işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 18,3 olarak tahmin edildi. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı ise yüzde 9,1 seviyesinde gerçekleşti.
Verilere göre 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki aya göre 1,1 puan artarak yüzde 16,6 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 14,1, kadınlarda ise yüzde 21,1 olarak tahmin edildi.
PİRHA–Adıyaman’da bir araya gelen Adıyaman Emek ve Demokrasi Platformu üyeleri, son bir senedir depremde yaşanan hak ihlallerini açıkladı. İktidarın Adıyaman’a gitmediğini belirten platform üyeleri, “Affetmek yok, helalleşmek yok, unutmak yok” pankartı açtı.
Adıyaman’da deprem birinci yılını doldururken Emek ve Demokrasi Platformu, kentte bir basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Yönetimi, Adıyaman, Batman, Van, Urfa İnsan Hakları Dernekleri (İHD) Şubeleri, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) bağlı bölge il, ilçe ve şubeleri, Devrimci Halk Partisi il ve ilçe yönetimleri, Petrol İş Sendikası da dahil oldu.
Basın açıklamasında konuşan kurum temsilcileri, depremden bu yana yaşanılan ihlaller hakkında bilgi verdi. Depremde yaşamını yitiren insanlar saygı duruşunda bulunulurken, sık sık ‘Ranta, sermayeye kurban edildik. Unutmadık, unutmayacağız, helalleşmeyeceğiz’ şeklinde sloganlar atıldı.
Açıklamada hükümete seslenen SES üyeleri platformu, “Depremden sonra milli dayanışma paketini çıkardınız. Temmuz 2023’te 762 milyar lirasını depremle ilgili harcamalara ayırmak üzere 1 trilyon 120 milyarlık ek bütçe yaptınız; aradan geçen bir yıla rağmen, deprem bölgesinde hala tek çivinin çakılmadığını, molozların dahi kaldırılmadığını görüyoruz. Barınma, sağlıklı beslenme ve eğitim sorunları başta olmak üzere; en temel ihtiyaçların karşılamasındaki sorunlar devam ediyor” ifadelerini kullandı.
“ADIYAMANA TEK BİR ADIM ATILMAMIŞ”
Daha önce Hatay’da yaptığı bir yerel seçim konuşmasında “Yerel yönetimler ile merkezi yönetimler uyumlu çalışmalıdır. Yoksa hizmet gelmez” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a da tepki gösteren TTB Konsey Başkanı Şebnem Korur Fincancı, “Peki Adıyaman’da merkezi yönetimler ile yerel yönetimler uyumlu çalışmıyor muydu? Aynı partinin insanları değil miydi? Adıyaman’a tek bir adım atılmamış, hala hasarlı binalar duruyor ve enkazların, molozların arasından geçerek yaşamını sürdürmek zorunda bırakılıyor” dedi.
“DEVLET ENKAZ ALTINDA KALDI”
Devletin üç gün boyunca deprem enkaz alanlarına gelmediğine dikkat çeken İHD Eş Genel Başkanı Hüseyin Küçükbalaban ise, şunları kaydetti:
“Enkaz altında kalan bir devletten bahsediyoruz. Bunu cumhurbaşkanı Adıyaman’a geldiğinde itiraf etti. Daha depremin ilk gününden itibaren ayrımcılık, güvenlikçi politikalar, olağanüstü hal ile depremde tepki gösterenlerin sesini bastıralım anlayışıyla bir OHAL ilan edildi.”
Küçükbalaban ayrıca, AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Kurum’un bir televizyonda 130 bin insan öldüğü açıklamasına da tepki göstererek, “Daha geçen hafta Ankara’da depremzedeler bir açıklama yaptı. Binlerce kayıplarının olduğunu söyledi. Devletin derhal kayıplar bulmasını, kayıp varsa, yakınları varsa bunlarla ilgili bilgi vermesini talep ediyoruz.” dedi.
“BAKANLIK BİR SİYASİ KURUM GİBİ ÇALIŞTI”
SES Adıyaman Şube Eş Başkanı İbrahim Halil Aydın da, “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın korumaya yönelik çalışma yapması gerekirken o dönemde yardım dağıtan bir yer haline geldi. Siyasi partinin çalışmalarını yürüten bir kurum durumuna geldi. Deprem döneminde en çok kadınlar mağdur oldu. Hala kayıplarına ulaşamayanlar var. Bakanlık herkese ulaşıldı dese de böyle bir bilgi yok” diye belirtti.
PİRHA-Urfa’da 58 gündür işlerine geri dönmek için eylem yapan Özak Tekstil işçileri, eylemlerini İstanbul’a taşıdı. Özak Holding’in önünde açıklama yapan işçiler, “Gücümüzü patronlara gösterdik ve artık bizden daha fazla korksunlar. Biz yanımızda ve karşımızda kimlerin olduğunu 2 ay boyunca gördük. Urfa’da verdiğimiz mücadeleyi artık İstanbul’a taşıdık. Direnişimizi Özak Holding’in önünde sürdüreceğiz” dedi.
Urfa Organize Sanayi Bölgesi’nde (OSB) faaliyet gösteren Özak Tekstil’de çalışan işçiler, sendikal hakların tanınması ve fabrikadaki çalışma koşullarının iyileştirilmesi için 58 gün önce başlattıkları direnişi, holdingin merkezinin olduğu İstanbul’a taşıdı. Marmaray Zeytinburnu durağında buluşan işçiler, Kazlıçeşme’deki Özak Holding binası önünde basın açıklaması yaptı.
İşçiler, Özak Holding önünde yaptıkları açıklamada “Sendika seçme hakkımız engellenemez” yazılı pankartı taşıyarak geldi. İşçiler, sık sık “Patrona köle olmayacağız”, “Özak işçisi yalnız değildir” sloganları attı.
Açıklamaya Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, HDP’nin eski Milletvekili Musa Piroğlu, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Sputnik direnişçileri, KESK İstanbul Şubeler Platformu ve çok sayıda sendika katıldı.
“MÜCADELEMİZİ ARTIK İSTANBUL’A TAŞIDIK”
Döktükleri alın terine karşılık insanca muamele görmek istediklerini söyleyen Özak Tekstil işçisi Funda Bakış, “Gücümüzü patronlara gösterdik ve artık bizden daha fazla korksunlar. Biz yanımızda ve karşımızda kimlerin olduğunu 2 ay boyunca gördük. Urfa’da verdiğimiz mücadeleyi artık İstanbul’a taşıdık. Direnişimizi Özak Holding’in önünde sürdüreceğiz. İstediğimiz sadece işimize geri dönmek ve insanca muamele görmek istiyoruz” dedi.
BİRTEK-SEN BAŞKANI: İŞÇİLERİN TALEPLERİNİ KABUL EDİN
Özak işçilerinin direnişinin ucuz emek ve kölelik düzenine karşı öfkesi birikmiş binlerce işçinin haykırışı ve isyanı olduğunu belirten BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ise, “Özak işçilerinin isyanı ve direnişi aynı zamanda bölgede on binlerce işçiye dayatılan kölelik düzenine itirazın sesidir. Buradan Özak Holding’e yeniden çağrı yapıyoruz. İşçilerin haklı taleplerini kabul edin, işçileri işe geri alın, işçilerin sendika seçme haklarına saygı duyun ve yasadışı tavrınıza son verin” diye belirtti.
“EMEKÇİLERİN SIRTINA ÇÖKENLER YİNE KAYBEDECEKLER”
Türkiye’de karanlık bir sömürü düzeni olduğunu vurgulayan EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan da şunları söyledi:
“Ucuz emek sömürüsüne son vermek ve insanca yaşayabilmek için direnen Özak işçilerinin 2 aydır sürdürdükleri bir mücadele var. AKP iktidarının Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 2 aydır orada yaşananları denetlemek için bir adım bile atmadı. Böyle karanlık sömürü çarklarının dişlerini kırmak için Özak işçileri mücadele etmeye devam ediyor. Emekçilerin sırtına çökenler geçmişte olduğu gibi günümüzde de kaybedecekler.”
PİRHA – İSİG, Aralık ayında toplam 154 iş cinayetinin yaşandığını açıkladı.
İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, her ay yayınladığı iş cinayeti raporunu açıkladı. Buna göre Aralık ayında 4’ü kadın, 150’si erkek olmak üzere toplamda 154 kişi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenler arasında 5 çocuk, 6 mülteci de bulunuyor.
İŞ CİNAYETLERİNDE ORANLAR
Raporda, inşaat ve yol kolunda iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin oranı yüzde 29 oldu.
Taşımacılıkta bu oran yüzde 12, Tarım ve ormanda yüzde 11, ticaret ve büro yüzde 9 ve metal iş kolunda yüzde 8 oldu.
Raporda ölüm sebeplerine göre yapılan oranlamada ise, ezilme ve göçük yüzde 22, trafik ve servis kazası yüzde 21, yüksekten düşme yüzde 19 olarak belirlendi. Raporda, en çok iş cinayetinin yaşandığı kentin İstanbul olduğu belirtildi.
PİRHA- KESK Mersin Şubeler Platformu, bütçe görüşmelerinde taleplerinin dikkate alınmasını isteyerek, emekten ve halktan yana bir bütçe istediklerini vurguladı.
KESK Mersin Şubeler Platformu, 11 Aralık’ta TBMM Genel Kurulu’na getirilecek olan bütçe teklifine ilişkin Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması yaptı. “Halktan yana, demokratik halk bütçesi istiyoruz!” şiarıyla yapılan açıklamaya sivil toplum örgütü temsilcileri, siyasi parti temsilcisileri ve çok sayıda emekçi katıldı.
“BÜTÇE GÖRÜŞMELERİ HALKTAN GİZLİ YAPILIYOR”
Açıklamayı KESK Mersin Şubeler Platformu adına Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül yaptı. Yaklaşık bir aydır TBMM’de 2024 yılı bütçesinin kapalı kapılar ardından, halktan gizli görüşüldüğünü söyleyen Sümbül, emekçilerin hakkına sahip çıkmasının istenmediğine vurgu yaptı.
Sümbül, iktidarın daha önceki dönemlerde “Türkiye dünyada ilk 10 ekonomi arasına girecek” sözlerine karşılık Türkiye halklarının, her geçen gün yoksullaştığını ve güvencesiz hale geldiğini belirterek, “Yeni ekonomi modeli adı altında başlatılan yeni saldırı dalgası işe elimizde kalan son haklarımıza da göz koyuyorlar” dedi.
KESK olarak emekçilerin taleplerini sıralayan Sümbül, iktidarın kendi eliyle yarattığı ve faturasını halka yıkmak istediği bu bütçeyi kabul etmeyeceklerinin altını çizdi.
“BÜTÇE HAKKIMIZIN ÖNÜNDEKİ ENGELLER KALDIRILSIN”
Halktan, emekten yana bir bütçe istediklerini belirten Sümbül, taleplerini şöyle sıraladı:
*Vergide adalet istiyoruz. Az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınmasını, belli bir servet düzeyinin üzerindeki zenginlerden servet vergisi alınmasını istiyoruz.
*Kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, tasfiyesine, özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz.
*Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını istiyoruz.
*Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini istiyoruz.
*Başta depremzedeler ve öğrenciler olmak üzere tüm dar gelirlilere kamusal, güvenli ve sağlıklı barınma olanaklarının sağlanmasını istiyoruz.
*Eğitimin her kademesindeki çocuklarımız için 1 öğün ücretsiz, sağlıklı yemek istiyoruz.
*Emeğe kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz.
*İnsanca yaşamaya yetecek, yoksulluk sınırı üzerinde bir ücret istiyoruz.
*Bütçeden engellilere yönelik kamu hizmetlerinin geliştirilmesi için ayrılan payın arttırılmasını, kamuda engelli istihdamının arttırılmasını istiyoruz.
*Yoksulluğu önleyici, dar gelirlileri koruyucu tedbirlerin hayata geçirilmesi için Temel Gelir Güvencesi istiyoruz.”
PİRHA- 6 Şubat depremden sonra Maraş’tan Mersin’e taşınan ve burada mum atölyesi açan Gülay Tatar, üreterek kendini var ettiğini dile getirdi. “Engelli bir kadın olarak beni sınırlayan tüm ön yargıları üreterek aşıyorum” diyen Tatar, tüm kadınlara yapmak istedikleri işlerden vazgeçmemeleri mesajını verdi.
Çocuklarla ilgili bir araştırma yaptığı sırada pastaların üzerindeki mumlarla ilgili okuduğu hikayeden etkilenerek mum yapımına başlayan Gülay Tatar, bir süre sonra bunu meslek haline getirdi.
6 Şubat Maraş merkezli depreminin ardından ailesiyle Mersin’e taşınan Gülay Tatar, burada ‘No 3 Mum Atölyesi’ kurdu. “Yıllar boyu kurduğumuz hayat, doğup büyüdüğüm kent bir gecede yerle bir oldu” diyen Gülay, yeni bir hayatı üreterek var ediyor.
“HAYATA DEVAM ETMEK ZORUNDAYIZ”
Maraş’tayken sosyal medya hesabı üzerinden ufak çaplı satışlar yapan Tatar, depremden sonra hala üzerinden atlatamadığı şokla bu işe nasıl giriştiğini şöyle anlattı:
“Deprem akşamı dışarı çıktığımızda yanımızdaki binalar tamamen yıkılmıştı. Herkes bir tarafa koşuşturuyordu. Arka sokakta annemlerin evine ulaşmaya çalıştık. Oraya gittiğimizde felaketle karşılaştık, doğup büyüdüğüm şehir yok olmuştu. Nerdeyse ayakta kalan bina kalmamıştı. Daha sonra şehirden çıktık. İlk olarak Kayseri’ye ardından Ankara’ya gittik. Son olarak Mersin’e geldik. Çok fazla kayıp verdik. En acısı da bir haber alamamak ve herkesi kaybetmek oldu.
Depremden sonra bir gelire ihtiyacımız olduğu için atölyeyi açmaya karar verdim. Bir şokla bu işe giriştim ama çabalamak gerekiyor. Çok zor süreçlerdi ama bir yandan da hayata devam etmek zorundayız. Bir süre sonra sosyal medyadan gelen siparişler güç verdi, sonra da dükkanı açtık. Büyükşehir Belediyesi’nin kadın girişimcilere verdiği destekten faydalandım. Çok güzel kucakladılar, kadın stantlarına katılmaya başladım. Yaşadıklarımdan sonra düzelemem diyordum ama bir şekilde dönüyor çarkımız.”
TOPLUMUN ÖN YARGILARIYLA SAVAŞIYOR
Engelli bir kadın olarak toplumdaki ön yargılara ve engellemelere maruz kaldığını dile getiren Tatar, “Engelli bir kadın olarak maalesef ki yapacağınız şeyler sınırlıyken insanların algıları ve ön yargıları yüzünden daha da kısıtlı hale geliyor. Tüm bunlarla savaşmak ve mücadele etmek gerekiyor” dedi.
“YETER Kİ KENDİMİZE İNANALIM”
Erken doğumla dünyaya gelen ve serepral palsi tanısı konulan kas hastası kızının tedavi masraflarını ürettiği mumlarla karşılayan Tatar, kızına örnek olmak istediğini belirtti.
Tatar, “Kızıma ‘Ben başardım sen de başarırsın’ demek istiyorum. Çalışma hayatından zorlandığım anda üretmeye başladım. Bu bittikten sonra başka bir şeyle var olmaya devam edeceğim. Başarı denilen şey çok sınırsız ve çok mutlu eden bir şey. Yeter ki kendimize inanalım” şeklinde konuştu.
PİRHA- HEDEP’in Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ve görev dağılımı belli oldu. Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Mahfuz Güleryüz, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Murad Mıhçı oldu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Parti Meclisi (PM), dün ilk toplantısını gerçekleştirdi. Partinin Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında yapılan toplantıda, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri belirlendi.
MYK üyeleri ve görev dağılımı şöyle:
-Parti Sözcüsü: Ayşegül Doğan
-Kadın Meclisi Sözcüsü: Halide Türkoğlu
-Genel Sayman: Serhat Eren
-Halklar ve İnançlar Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Mahfuz Güleryüz
-Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü: Yüksel Mutlu
-Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi: Murad Mıhçı
-Merkezi Örgütlenme Komisyonu’ndan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı: Vezir Coşkun Parlak