Etiket: emek

  • Tarlada çalışan kadınlar: Ayaklarımızın üzerinde durmak zorlukları unutturuyor

    Tarlada çalışan kadınlar: Ayaklarımızın üzerinde durmak zorlukları unutturuyor

    PİRHA- Mersin’de sabahtan akşama kadar tarla ile uğraşan kadınlar, bütün  zorluklara rağmen kendi paralarını kazandıkları için mutlu olduklarını dile getirdi. 

    Mersin de yaz sıcaklarına rağmen evine ekmek götürmek için her sabah tarla yolunu tutan kadınlar, akşama kadar çalışmalarına rağmen emeklerinin karşılığını alamıyorlar.

    5 yıldır tarla işinde çalıştığını ifade eden Şükran Tanrıverdi, ‘’Karın tokluğuyla her gün sabah 7’den akşam 4’e kadar kavurucu güneşin altında çalışıyoruz. Kazancımız belli olmuyor işin durumuna göre değişiyor. Okuma yazmam olmadığı için kadın olarak farklı bir iş bulamıyorum. Çocuklarımız tarlalarda çalışarak okurdu. Evin geçimine destek vermek için tarlada çalışmak zorundayım’’ dedi.

    “KENDİ AYAKLARIMIN ÜSTÜNDE DURMANIN MUTLULUĞU, ZORLUKLARI UNUTTURUYOR”

    Tarlada çalışmak zorunda olan 37 yaşındaki Remziye Kart da, kadın olarak kendi ayaklarının üstünde durabiliyor olmanın kendisini mutlu ettiğini belirterek şunları ifade etti:

    “Evlendiğimden beri tarlalarda çalışıyorum. Genelde yaz aylarında biber, maydanoz, roka kış aylarında ise bezelye, fasulye ve benzeri şeyler ekiyoruz. Yazın kendi kiraladığım tarlada kendi yetiştirdiğim ürünleri satarak geçimimi sağlıyorum. Kışın da başka tarlada çalışarak evin ekonomisine destek oluyorum. Ekmek parası kazanmak için yapacak başka seçeneğimiz yok. Tarlalardaki ürünlerin tarlaya harcadığımız masrafı karşılamıyor. Zirai ilaçlarında çok pahalıdır. Tarladan gelen gelirlerin çoğu ekiminde kullandığımızı malzemelere gitmektir. İyi tarafı kendi tarlamız olmasıdır. Evde oturmak yerine kendi paramı kazandığım için tarladaki zorlukları görmezden geliyorum. Kadın olarak kendi ayaklarımın üstünde durmanın mutluluğu zorlukları unutturuyor.”

    Diren KESER-Abdullah ÖZKILAVUZ/MERSİN

  • ‘Hasankeyf’e yapılacak olan Ilısu barajı siyasi bir projedir; umudumuzu dinamitleyemezsiniz’-VİDEO

    ‘Hasankeyf’e yapılacak olan Ilısu barajı siyasi bir projedir; umudumuzu dinamitleyemezsiniz’-VİDEO

    PİRHA – Ankara Kızılay’da Sakarya Caddesi’nde biraraya gelen emek, meslek ve Alevi kurum temsilcileri, demokratik kitle örgütleri, Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan yıkım ve HES’lere ilişkin kamuoyunun dikkatini çekmek için ortak basın açıklaması gerçekleştirdiler. Açıklamada, 199 yerleşim alanının su altında kalacağı belirtilerek, “Umudumuzu dinamitleyemezsiniz” denildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Ilısu Barajı nedeniyle su altında kalacak olan tarihi kent Hasankeyf’teki tahribat sürüyor. 12 bin yıllık antik kentteki Darphane Kalesi’nin dinamitlerle patlatılması, ardından iş makineleri ile başlayan yıkım sürerken, son olarak Hasankeyf Kalesi içerisinde bulunan büyük kaya kütlesinin düşürülmesi için çalışmalara başlanmıştı.

    Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan son gelişmelere ilişkin yapılan basın açıklamasına Ankara Dersimliler Derneği, KESK Anakara Şubeler Platformu,  Alevi Birlikleri Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı, Kızılırmak Köy Dernekleri Federasyonu, Divriği Kültür Derneği, Artvinliler Derneği, Artvinliler Çevre Platformu, TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu, Munzur Koruma Kurulu, ÖDP, HDP, HDK, EMEK, Halkevleri, AKADER, Alınteri, Sosyalist Meclisler Federasyonu gibi demokratik kitle örgütleri katıldı. Ortak basın açıklaması metnini Hasankeyf gönüllüleri adına Ankara Dersimliler Derneği Başkanı ALİli Ekber Çelik  okudu.

    “199 YERLEŞİM ALANI SU ALTINDA KALACAK”

    İlk defa 1954 yılında DSİ’nin saha araştırmalarında ortaya atılan ve 2019 yılında tamamlanması planlanan Ilısu Barajı Hidro Elektrik Santrali her alanda geri dönüşü olmayan zararlara neden olacağı belirtilen açıklamada, bu projeyle 250″ye yakın höyük, 5 binden fazla mağara ve çok sayıda kültürel varlık; 199 yerleşim alanı sular altında kalacak. 10 binden fazla insan göç edeceği, masa başında imal edilmiş TOKİ’leri ve Ilısu Barajı’nı aratmayan “katil” projelerin yapıldığı kentlere taşınmak zorunda kalınacağı ifade edildi.

    “DİCLE VADİSİ’NİN EKOSİSTEMİ TAHRİP EDİLECEK”

    Açıklamada, ayrıca şunlar vurgulandı:

    “Dicle Vadisi’nin ekosistemi tahrip edilecek; rakamlarla ifade edilemeyecek kadar çok canlı bu süreçten etkilenecek; yaşam alanlarından sürülecek veya burada suların altında yok olmaya mahkûm kalacak. Bazıları sonsuza kadar bir tür olarak yeryüzünden silinecek. Sadece Ilısu Baraj Gölü’nün kaplayacağı 331 km karelik alan değil; Dicle’nin güneye doğru özgürce aktığı her yer; benzer kaderi paylaşacak. Bir ceylan, tıpkı kendinden öncekileri gibi su içtiği yere gittiğinde Dicle Nehri’nin özgürce akmadığını görecek: sazlıkların arasında dolaşan balıklar susuzluktan ölecek; bostanlarını sulayamayan köylüler, kuruyan sebzelere bakacak… Veya tıpkı Atatürk Barajı gibi bir tehdit aracı olarak kullanılan kapaklarının açılmasıyla güneydeki her şey sular altında kalacak. Evet çünkü bu proje bir tehdit aracı aynı zamanda. Bu yüzden de siyasi bir proje olduğu vurgulandı.”

    “İNSANLARA TOKİ’LERDE EV VERECEKLERİNİ SÖYLÜYORLAR”

    Baraj alanına su tutulmadan 8 kültür varlığını taşıyacaklarını vaat edildiğine dikkat çekilen basın metninde, “İnsanlara TOKİ’lerde ev vereceklerini söylüyorlar. Ama yaşam Zeynel Türbesi’nin taşınması gibi “kısacık” bir zamanda oluşmaz. Ilısu Barajı “Katliam Projesi’nin altında kalacak Hasankeyf ve diğer yerler Güçlükonak’tan Siirt’e binlerce yıllık tarihin, emeğin ürünüdür. Bir kaç on yılda oluşamaz. Ama bir kaç on yıllık ömürlü baraj için geri dönüşü olmayan bir şekilde Kürtlerin, Ezidilerin, Arapların yaşam alanları… Yok edilebileceği ifade edildi.

    “GELECEK YOK OLURKEN BİRİLERİ ZENGİN OLACAK”

    Hasankeyf için sivil toplum örgütlerinin Ankara Kızılay Sakarya Caddesi’nde ortak hazırlanan basın metninde, “Su tutulduğunda, tıpkı diğer baraj alanlarında olduğu gibi, artık her şey için çok geç olacak. Tarih, yaşam alanları, ekosistem bir çamur yığının içinde boğulurken; yani gelecek yok olurken birileri zengin olacak. Evet, sermaye bu barajın yapımından, buralarda sözüm ona üretilecek, yurt dışına pazarlanacak enerjiden para kazanacak; sonra halklara karşı silah olarak kullanacak. Doğal alanların katliamından, kültürel varlıkların yok edilmesinden, canlıların yerinden edilmesinden: yani ölümden ürettiği enerji ile ihya olacak. Ölümün ismine ise sadece kendisinin inandığı bir isim koyacak: KALKINMA”  ifadeleri kullanıldı.

    “BİZİM UMUDUMUZU DİNAMİTLİYEMEZSİNİZ”

    Birçok demokratik kitle örgütünün Anklara Kızılay Sakarya Caddesi’nde bir araya gelerek Munzur ve Hasankeyf’te yaşanan son gelişmelere ilişkin hazırlanan ortak basın metninde son olarak şunlar kaydedildi:

    ” Hasankeyf nezdinde Ilısu projesine karşı mücadele verenler, Dicle Nehri’nin özgür akan sularında kendi siluetlerini gördü; betonlaştırılmış, dokusu bozulmuş kentlerde göremediği toprağın kokusunu içine çekti, umutları binlerce yıllık tarihin içinde gezindi. Ve en önemlisi buralardan beslendi. Bu yüzden Hasankeyf’i yaşatmak için verilen mücadele, sermayenin inanamayacağı kadar kuşakları aştı. Bu yüzden güçlüyüz ve bizim umudumuzu dinamitleyemezsiniz. Dinamitleriniz kendi yalanlarınızı gün yüzüne çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Tekçi siyasete karşı barış mücadelemiz sürecek-video

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Tekçi siyasete karşı barış mücadelemiz sürecek-video

    PİRHA – 1 Eylül Dünya Barış Günü savaşın gölgesinde kutlandı. Mersin Emek ve Demokrasi Platformu yaptığı basın açıklamasında “kan ve gözyaşı dışında bir sonuç yaratmayan ve yaratmayacak ırkçı, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi siyaset terk edilmelidir” denilerek içeride ve dışarıda “ama”sız barış çağrısı yapıldı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla özgür çocuk parkında basın açıklaması yaptı. Platform adına açıklamayı okuyan Eğitim-Sen Mersin şube başkanı Sinan Muşlu, bölgede devam eden savaş ve içerde 15 Temmuz darbe girişimine dikkat çekerek şunları ifade etti;

    “Bu bir yıllık süreçte anti-demokratik, hukuksuz uygulamalar artmış, demokratik siyaset başta olmak üzere örgütlenme, düşünce, ifade özgürlüklerimiz tamamen ortadan kaldırılmıştır. Şüphesiz ki bunun altında yatan en temel etken, hükümetin yıllardır izlediği eşitsiz, ayrımcı, otoriter, baskıcı ve yasakçı politikalardır. Sokağa çıkma yasakları, hukuka aykırı şekilde ilan edilen güvelik bölgelerinin yaygınlaştırılması, doğal varlıklara, insanlığın tarihsel miraslarına dönük yıkım ve katliamlar, işkence vakaları, toplu gözaltı ve tutuklamalar, devletin “rutin uygulamaları” haline getiriliyor. Başta Aleviler olmak üzere farklı inanç grupları baskı altında tutulurken devletin en üst makamlarında farklı cemaat ve tarikat üyelerine kadrolar dağıtılıyor.”

    Savaşta ve barışta, iktidardan ve sermayeden barış, özgürlük, eşitlik beklenemeyeceğinin farkındayız diyen Muşlu, “kan ve gözyaşı dışında bir sonuç yaratmayan ve yaratmayacak ırkçı, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi siyaset terk edilmelidir. Eşit, özgür, insanca ve kardeşçe yaşayacağımız bir ülke ve dünyayı kendi ellerimizle kurana kadar mücadele etmeye ve mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz” dedi.

    Diren Keser/MERSİN

  • BES Kadın Sekreteri Müftülüklere nikah yetkisini ve doğuracağı sonuçları değerlendirdi-VİDEO

    BES Kadın Sekreteri Müftülüklere nikah yetkisini ve doğuracağı sonuçları değerlendirdi-VİDEO

    PİRHA -İl ve İlçe Müftülüklerine nikah kıydırma hakkına tepkiler devam ediyor. BÜRO Emekçileri Sendikası MYK Üyesi Genel Kadın Sekreteri Banu Aykaç Müftülüklere nikah yetkisi ve yeni düzenlemelerin özellikle kadın ve çocuklar açısından doğuracağı olumsuz sonuçları değerlendirdi.

     

    “Yaşam ve toplumda eşitsizlikleri tahakkümü üreten en eski ve en köklü mekanizma erkek egemen sisteme ve onun ektiği toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı kadınların türlü direnme yollarıyla türlü bedellerle türlü mücadelelerle elde ettiği kazanımları bugün siyasal iktidarın sistematik saldırıları altındadır” diyen BÜRO Emekçileri Sendikası (BES) MYK Üyesi Genel Kadın Sekreteri Banu Aykaç Müftülüklere nikah yetkisi ve yeni düzenlemelerin özellikle kadın ve çocuklar açısından doğuracağı olumsuz sonuçları Pir Haber Ajansı’na değerlendirdi.

    “ATAERKİL VE CİNSİYETÇİ İDEOLOJİ TECAVÜZ KÜLTÜRÜNÜ BESLİYOR”

    Aykaç “Siyasal iktidar bir yandan da kendi ideolojisi tezahürü politikalarıyla cinsiyetçiliği her geçen gün derinleştirmeye devam ediyor. Ataerkil ve cinsiyetçi ideoloji tecavüz kültürünü besliyor, ebedi erkekliği teşvik ediyor, kadınları yok sayıyor ve hatta yok ediyor.

    Şimdi karşı karşıya olduğumuz kadınlardan korkan, özgür kadından korkan bir zihniyettir. İçinde bulundukları bu cinnet hali insana, doğaya, tüm hakikatlere aykırıdır. Tek tek yasal değişikliklere karşı gard alarak bu süreci atlatamayız elbette. Zihniyetin kendisi ile bir sorunumuz var. Bu tasarıyı özgürlükler bağlamında ele almak gereksiyor” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİ VE GAYRİ MÜSLİMLERİ YOK SAYAN BİR DÜZENLEME”

    Şimdi öncelikle tasarıyla nikâh kıyma yetkisinin müftülüğe verilmesine böyle bir düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu buradan bakmak gerekiyor diyen BES MYK Üyesi Aykaç şu noktaların altını çizdi.

    Tasarıya hazırlayanlar işte evlenme işlemlerinin kolaylaştırmak seri bir şekilde hizmet sunmak gibi gerekçelendirme yapmışlar. Genel gerekçelendirmelerinde ancak hala hazırda 81 ilde 919 ilçede evlendirme daireleri var. 18 binden fazla köy muhtarları zaten nikâh kıyabiliyorlarken yine de yeterli değilse resmi görevli bulunan başkaca ünvanlı kişilere tabiî ki verilebilirdi bu yetki.

    Müftü bir din görevlisidir. İslam dininin suni nesebine karşılık gelen bir din görevlisidir Toplumda din görevlilerinin nikâh kıyma yönünde bir ihtiyaç var mıdır? Var ise de gerekçe bu mu olması gerekiyordu. Bunun saptanması gerekiyordu. Kaldı ki toplumda yine böylesi bir ihtiyaç saptanmış ise böyle var sayarsak olması gereken üzerinden Alevileri ve gayri Müslimleri görmeyen yok sayan tekçi anlayışı biz hiçbir zaman kabul etmedik. Bundan sonrada bu günde kabul etmeyeceğiz.

    Bu değişikliği laiklik açısından bu kapsamda değerlendiriyoruz, değerlendirmemiz gerekiyor. Tekçi dayatmacı anlayışın faturasını bu ülkenin halkları ziyadesiyle çok ağır bedeller ödedi. Ödemeye de devam ediyor. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Esasen toplum adına topluma rağmen eril kafaların toplum mühendisliği yapmalarına tüm kadınların karşı çıkması gerekiyor.

    “YAŞAMIMIZA DAİR KARARLARIN ÖZNESİ OLMAK İSTİYORUZ”

    Biz ne istiyoruz kadınlar olarak, İhtiyacımız nedir? Bunu bilmek ve bunu yaşamsallaştırma çabası içinde olmak gerekiyor. Yaşamımıza dair kararların öznesi olmak, kararlılığından vazgeçmememiz gerekiyor diyen Aykaç Türkiye’nin çocuk yaşta evlilikler konusunda dünyadaki ilk 10 sıra içinde yer aldığını belirti.

    Aykaç şöyle konuştu; “Diğer taraftan çocuk yaşta zorla evlendirilmelere ilişkin polis verilerine baktığımızda, evlendirilen kız çocuklarının 3/1 birden fazlası kuma, her yıl 300 bin evlilik yapılıyor bunun 100 bini çocuk. Evlilik yaşı kız çocuklarında 13 yaşına kadar düşüyor. Çocuk yaşlarda evliliklerde Türkiye dünyadaki ilk 10 sırada.

    Bu gerçekleri görmeyen aksine besleme riskli yüksek bir düzenlemedir bu. Yine ayrıca anayasa mahkemesi biliyorsunuz 2015 yılında nikâhsız birlikte yaşayanlara TCK herhangi bir ceza öngörmezken resmi nikâh yaptırmadan dini nikâh yaptıranlara hapis cezasını öngörmesi anayasanın eşitlik maddesine aykırı olması gerekçesiyle iptal etti. Bu kararla imam nikâhı ile resmi nikâh eşitlenmişken imam nikâhına karşı bir yaptırım yokken resmi nikâhın artacağına ilişkin bir idia da mesnetsiz bir idiadır.”

    “TECAVÜZCÜLERİ CESARETLENDİREN YASALARA HAYIR DİYORUZ”

    Diğer bir madde düzenlemesi ise sözlü beyana dayanarak nüfus kaydının yapılmasıdır, zaten bu yasada mevcuttu sözlü beyan. Ancak burada ufak bir değişiklik yapılmış, yaptırımı olmayan bir değişiklik. Şöyle diyor sağlık personeli kayıttı dışında doğan çocukların doğum bildirimi nüfus müdürlüklerine sözlü beyanla yapılır diyen Aykaç “Beyanı teyit amacıyla mülki idare amirinin emri ile aile hekimliğinin aracılığı ile araştırma yapılır. İyileştirme sayılabilecek ufak yaptırımsız bir düzenlemedir, dedik.

    Beyan mülki idari amirin emriyle yapılacak araştırmaya bırakıyor. Çocuk istismarı vakalarının erken yaşta zorla evliliklerin çoğu doğum nedeni ile gidilen hastanelerde ortaya çıkıyorken sözlü beyanın tamamen ortadan kaldırılması aslında şarttır.

    Savaş koşularında yaşayan kadınların, göçmen kadınların. Sağlık hizmetlerinden yararlanmadığı gözden kaçırmamak gerekir. Dolayısıyla en çok tecavüz mağduriyeti yaşayan, istenmeyen gebelik yaşayan kadınları öncelemeyen, korumayan tecavüzcüleri cesaretlendiren bir yanı da var, bu beyanın o zaman kaldırılması gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “KADINLAR EVLENMEDEN ÖNCEKİ SOYADLARINI ÖZGÜRCE KULLANABİLMELİ”

    Aykaç şöyle devam etti “Bir diğer değişiklikte tabii kadının soyadı meselesi ile ilgili düzenleme. Burada ki düzenleme de mahkeme yükünün azaltılmasına yönelik bir dilekçe ile başvuruların nüfus müdürlüklerine yapılabileceği şeklindeki değişiklik sadece kendi iş yüklerini azaltılmasına yönelik değişiklik.

    Bir yenilik yok, bizim talebimiz çok nettir. Kadınlar evlenmeden önceki soyadlarını her halükarda özgürce kullanabilmelidir. Değişiklik bu şekilde olmalıdır.

    Bizim kabul edemeyeceğimiz bir diğer değişiklikte Türkiye vatandaşlığına genel ahlak kriteri getiriyor. Erkeklerin genel ahlak problemleri var mı? Yok, Yine kadınların aleyhine kullanılacak ve bizi etkileyecek bir değişikliktir.”

    “ÖZGÜRLÜKLER GELECEKSE ANCAK KADIN ELİYLE GELİR ÜLKEYE”

    BES Kadın Sekreteri  Banu Aykaç son olarak şunları belirti;

    Kazanımlarımıza sahip çıkacağız, istismarcılara ve çocukların evlendirilmesine karşı mücadelemizi sürdüreceğiz. Kadınların yaşamlarını ne tek ne çok adamla, onların inisiyatifine bırakmayacağız. Bir yandan da demokratik çoğulcu, kadın özgürlükçü bir toplumsal sözleşmenin tarafı ve dahil olma çabamızı, mücadelemizi mutlaka yükselteceğiz.

    Özgürlükler gelecekse ancak kadın eliyle gelecektir ülkeye…

    Cebrail ARSLAN/ANKARA 

     

  • 16 yıldır Kıbrısta yaşayan Hatice Gök: Kadınlar hayatın her alanında üretmeli- VİDEO

    16 yıldır Kıbrısta yaşayan Hatice Gök: Kadınlar hayatın her alanında üretmeli- VİDEO

    PİRHA – Maraş’ın Elbistan ilçesinde dünyaya gelen 40 yaşındaki Hatice Gök 2001 yılında evlenerek Kıbrıs’a yerleşmiş. Ekonomik olarak geçimin zor olmasından kaynaklı ve eşine yardımcı olmak için evde tereyağı yapıp sattığını, el işiyle yaptığı bileklik gibi takılarla, kimi zaman da pazarda gözleme yaparak ailesine yardımcı olup çocuklarını okuttuğunu söylüyor Hatice Gök. Ve ekliyor: Kadınlar hayatın her alanında üretiyor. Pazarda gözleme yaparak, el işi yaparak ve tereyağı yaparak aileme destek olmaya çalışıyorum.

    Haberin Videosu

    Maraş Elbistanlı olan 40 yaşındaki Hatice Gök, 16 yıldır Kıbrıs’ta yaşıyor. Kıbrıs’ta çalışma hayatının olduğunu söyleyen Gök, 10 yıla yakın bir süre çocuklarını büyüttüğü için çalışmadığını ifade etti. Evde olduğu süreçlerde boş kalmadığını söyleyen Gök, hem çocuklarını büyütüp hem de eşine yardımcı olmak için yaptığı işleri şöyle anlatıyor:

    “10 yıla yakın zaman çalışmadım. Çalışmadığım süre içinde el işleri yapmaya başladım. Boncuk ve dantel yaptım. Tereyağı yapıp satıyordum. Hala devam ediyorum tereyağı satmaya. Pazara çıkıp börek ve gözleme yapıp satıyorum. Bir şekilde geçinmeye çalışıyoruz” dedi.

    “KIBRIS’TA HAYAT ÇOK PAHALI”

    “Kıbrıs’ta çalışma hayatı olmayınca olmuyor” diyen Gök, “Tek kişinin çalışmasıyla geçim zor oluyor. İki kişi çalışmak zorunda, çünkü burada hayat çok pahalı” dedi.

    Evde kaldığı zamanlarda komşuyla muhabbet etmek gibi bir şansının olmadığını söyleyen Hatice Gök, “Çünkü çevredekilerin çoğu Kıbrıslı. Türkiyeliler var ama uzak her zaman gidip gelemiyoruz” dedi.

    “KIBRIS PSAKD’YE KATILDIKTAN SONRA SOSYALLEŞTİM”

    Kıbrıs Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne gittiğini söyleyen Hatice Gök, dernekte yaptığı etkinlikleri şöyle anlatıyor:

    “Dernekte geçen senelerde etkinlikler yapardık.  Çay partileri, sinema geceleri yapardık. Çocuklara eğlence olsun diye mısır patlatırdık, kuru yemiş getirirdik.  Çok güzel zamanlar geçirirdik. Tabi her hafta olmuyordu bu etkinlikler, on günde bir, ayda bir oluyordu” dedi.

    Kıbrıs PSAKD’ye katıldıktan sonra daha sosyalleştiğini belirten Gök, Kıbrıs’ta imkanların kısıtlı olduğunu vurgulayarak, “Burada cemevimiz yok. Cemevine ihtiyacımız var. Dernekte Aşure günlerimiz oluyor. Hıdırellezi kutluyoruz. Kalo Gağan’da ben erkek kılığına girdim. Biraz para topladık. Topladıklarımızı alıp derneğe geldik. Davul zurna çalındı güzel şeyler yaşıyoruz ama devamı gelmiyor. İnsanlarımız biraz duyarsız, birliğimiz beraberliğimiz yok” dedi.

    “İNANCIMIZI RAHATLIKLA YAŞAYABİLİYORUZ”

    Kıbrıs’ta inancını rahatlıkla yaşadığını söyleyen Gök, “Herhangi bir kısıtlamamız yok. Yaptığımız cemde güvenliğimizi sağlayacak ya da bize işkence yapacak ya da Türkiye’de ki gibi dağıtıp, coplayacak bir polisimiz yok. Etkinliklerde de polis karışmaz sadece uzaktan izler bizi “diye konuştu.

    Hatice Gök bir yıldır yeni başladığı lokantada elinin lezzetiyle yemek yapmaya başlamış. Bu işe ise elinin lezzetine güvendiği için başladığını söylüyor. İş için geldiğinde patronla konuşup anlaştığını ve ertesi gün geldiğinde ise tencereyi alıp yemek yapmaya başladığını söylüyor Hatice Gök…

    Gök, “Şu anda gelen müşterilerim çok memnun. Bu iş yerinin temizliği, yemeği, kasası her şeyi benim elimde. Arkadaşımla beraber çalışıyoruz hiçbir sorunumuz yok” diyor.

    Kadınların hayatın her alanında üretiğini söyleyerek, yemek yapmanın yanı sıra ek iş olarak hala el işi yapmaya da devam ettiğini belirtiyor Hatice Gök, “Ek iş yapıyorum, el işi yapıyorum, pazara çıkıyorum. Kendi emeğim, kendim yapıyorum, kendi harçlığımı kazanıyorum. En azından  elimi eşimin önüne açmıyorum, kendi elimde harçlığım oluyor, çocuklarıma harçlıklarını veriyorum. Bu beni daha çok mutlu ediyor ve daha çok bağlanıyorum işime” diye konuştu.

    Pazara da çıktığını belirten Hatice Gök, “Kadınlar yaptığım gözlemelerime bayılıyor. Öğrenciler de çok beğeniyorlar. Bir hafta pazara gitmediğimde de arıyorlar. Pazardaki yerin sahibi Tuğçe Hanım’ı aradığımda yer için “tamam abla yerin hazır” diyor. İlk olarak da  gözlemelerimi o yer ve çok beğenir” dedi.

    Masaya koyduğu takıları, bileklikleri ise evde boş zamanlarında örüyor Gök. Ördüklerini tığ ile dondurma kalıbıyla ve örgüyü örerek yapıyor.  Örgülerini ise üniversiteli kız öğrencilerin aldığını söyleyen Hatice Gök, “Ev işlerimi yapıyorum, çocuklarımın derslerini bitirdikten sonra boş zamanlarda bunları yapıyorum. Sağlığım olduğu sürece üretmeye devam edeceğim” dedi.

    Kadınlara çağrıda bulunan Gök, “Kadınlar evde oturmasın kimseye el açmasın kendileri üretsin, kendi harçlığını kendi kazansın” diyor.

    Semra ACAR- KIBRIS

     

  • Kayyum atanan belediyenin kadın emeğine tahammülsüzlüğü: Pazarı yıkıyor

    Kayyum atanan belediyenin kadın emeğine tahammülsüzlüğü: Pazarı yıkıyor

    PİRHA- Akdeniz Belediyesi tarafından kadınların emeğini değerlendirmesi için 2016 yılında açılan “Kadın emeği değerlendirme pazarı”nın, atanan kayyum tarafından yıkılma kararı alındı. Yıkıma karşı direneceklerini belirten kadınlar, belediyenin kararından vazgeçmesini istedi.

    Bir yıl önce, Akdeniz Belediyesi’ne bağlı Kadın Müdürlüğü tarafından 4 yıllık bir çalışmanın ardından açılan “Kadın emeği değerlendirme pazarı”, atanan kayyum sonrası yıkılmayla karşı karşıya.

     “KADIN ARKADAŞLARIMIZDAN BİRİSİ, KANSERİ BURANIN SAYESİNDE YENDİ”

    Kadın emeği değerlendirme pazarında tezgâhı olan Maşallah Nas, kadınların yan yana gelmesine tahammül edilmediğini belirterek şunları ifade etti:

    “Yaklaşık 8 aydır emeğimizi değerlendirmek için Akdeniz belediyesi tarafından açılan pazarda tezgâhımızı açtık. Kayyum atanmasının hemen ardından, zabıta gelip Pazar yerini boşaltmamızı istedi. Burada bulunan kadınlar olarak, birbirimizle dayanışarak emeğimizi değerlendiriyoruz. Aynı zamanda kadınlar, yan yana gelerek sorunlarını gideriyorlar. Kadın arkadaşlarımızdan birisi, kanseri buranın sayesinde yendi.”

    “BİZLER YIKIMA KARŞI DİRENECEĞİZ”  

    “Şimdi ise zabıtalar sözlü olarak gelip, belediyenin yaptığı bir alanı, imara aykırı deyip Pazar alanını boşaltmak istiyor” diyen Maşallah Nas şunları söyledi:

    “Tezgâhlarımızı boşaltmadığımız takdirde, polis zoruyla boşaltacaklar. Pazarda bulunan kadınlar olarak, girişimlerde bulunduk ancak sonuç almadık. Bir hafta önce AKP il binasında konuya ilişkin bir toplantının yapıldığını ve dönemin bakanlarından Zafer Çağlayan’ın da hazır bulunduğu toplantıda, yıkımın olmayacağının söylenmesine rağmen, belediye yıkım kararı çıkardı. Bizler yıkıma karşı direneceğiz.”

    Akdeniz Belediyesi’ne kayyum atanmasının ardından, kadın çalışmalarına dönük bir tahammülsüzlüğün olduğunu belirten Maşallah Nas, “Kadın emeğinin ortaya çıkardığı güzel sonuçları, kadınlara çok gördüler. Polis ve zabıta zoruna karşı, birlik olursak sonuç alabiliriz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

  • KESK Eş Başkanı Bozgeyik PİRHA’ ya konuştu: Muhalefet birlikte mücadele etmeli

    KESK Eş Başkanı Bozgeyik PİRHA’ ya konuştu: Muhalefet birlikte mücadele etmeli

    PİRHA – KESK 9. Olağan Genel Kurulu yeni yönetimini seçti. Eş Genel Başkanlığa seçilen  Mehmet Bozgeyik, CHP’nın başlatmış olduğu Adalet yürüyüşünden sonra toplumsal mücadelenin nasıl yürütülmesi gerektiğini PİRHA’ya anlattı. Bozgeyik, “Türkiye’de muhalefet birlikte mücadele etmeli” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK)  Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik PİRHA’ya konuştu. Türkiye’de uzun süredir emekçilere, iş kollarına ve KESK’e yönelik baskı ve hak ihlallerinin olduğunu ifade eden Bozgeyik, özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL ve KHK’lerle tüm toplumsal kesimlere yönelik demokratik olmayan bir baskının yapıldığını söyleyerek şunları belirtti:

    “Demokratik siyaset alanına yönelik gazetecilere, basın çalışanlarına, akademisyenlere, bilim insanlarına yönelik de Türkiye’de yoğun bir baskı, gözaltı ve tutuklanma süreci yaşandı. Özellikle parlamentoda milletvekillerinin dokunulmazlıkların kaldırılması yine eş başkanların, milletvekillerinin,  gözaltına alınıp tutuklanması, milletvekilliklerinin düşürülmesi, belediye eş başkanlarının tutuklanması ve yaşanan kayyum süreciyle birliktede Türkiye’de çok ciddi tepki süreci gelişemedi.”

    “AKP’NİN BASKILARINA İSTENİLDİĞİ DÜZEYDE CEVAP VERİLEMEDİ”

    CHP’nin başlatmış olduğu Adalet Yürüyüşünün Türkiye’deki toplumsal kesimler açısından önemli olduğunu vurgulayan Mehmet Bozgeyik, başından beri CHP’nin dokunulmazlıklarla ilgili tutumu Türkiye de hem Kürtlere yönelik, hem emekçilere yönelik, diğer toplumsal kesimlere yönelik, AKP’nin baskılarına yönelik istenildiği düzeyde cevap olamaması nedeniyle de çok yoğun bir tepki süreci geliştirilemediğini dile getirdi.

    Mehmet Bozgeyik, “Bu yürüyüşte her kesimin, ötekileştirilen tüm kesimlerin, emekçilerin, Alevilerin, Kürtlerin ve CHP’nin bir bütünlüklü olarak bu sürece ortak müdahil olmasının önemli bir çıkış olduğunu belirtmek gerekiyor” dedi.

    “EN KİTLESEL MİTİNGLERDEN BİRİYDİ”

    Türkiye’de gerçekten Cumhuriyet tarihinde en kitlesel mitinglerden biri olan Adalet mitingi sonrasında tüm toplumsal kesimler açısından bunu sürdürmek gerektiğini vurgulayan Bozgeyik, “Önümüzdeki dönemde bu baskıcı, otoriter tüm toplumsal kesimleri mağdur eden, demokratik siyaset alanını tıkayan, hukuksal normları ortadan kaldıran, AKP’nin baskıcı tutumlarına karşı ortak asgari müştereklerde bir araya gelen hem siyasal parti, hem emek ve meslek örgütlerinin ortak bir programla birleşik bir mücadele hattının oluşturulması Türkiye’de yeniden demokrasinin inşa edilmesi noktasında önemli görev ve sorumluluklar var” ifadelerini kullandı.

    “ADALET TALEPLERİMİZ SÜRECEK”

    Bozgeyik, KESK olarak önlerindeki dönemde üzerine düşen sorumlulukla hareket edeceklerini, Türkiye’nin demokratikleşmesi için hukuksal normlara dönülmesi için adalet taleplerini sürdüreceklerini belirtti.

    Türkiye’de muhalefetin birlikte mücadele etmekten başka bir yolu olmadığına vurgu yapan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “Özellikle 3500 üyemiz ve 100 bine yakın kamu çalışanının işlerine iade edilmesi ve mağduriyetlerinin, hak kayıplarının ortadan kaldırılması ile birlikte taleplerimiz diğer kesimlerle birlikte sürdürülecek, Türkiye muhalefetinin birlikte mücadele etmekten başkada bir yolu olmadığını bir kez daha burada belirtmek istiyoruz” dedi.

    Cebrail ASLAN – ANKARA

  • ‘Kıdem tazminatı işçi sınıfının kırmızı çizgisidir’-VİDEO

    ‘Kıdem tazminatı işçi sınıfının kırmızı çizgisidir’-VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin kıdem tazminatlarını fona devrini öngören girişimine karşı, işçiler seslerini yükseltmeye hazırlanıyor. DİSK’in çağrısıyla 7 Haziran Çarşamba günü Türkiye genelinde yapılacak olan eyleme ilişkin PİRHA’ya konuşan Disk Genel-İş Mersin şube başkanı Kemal Göksoy, kıdem tazminatının işçi sınıfının kırmızı çizgisi diyerek, hükümeti uyardı.

    HABERİN VİDEOSU

    Kıdem tazminatının fona devrine dönük hükümetin hazırlık yapmasına işçilerden tepki var. PİRHA’ya konuşan Disk Genel-İş Mersin şube başkanı Kemal Göksoy, 7 Hazirandan sonra Türkiye farklı bir dönemece girildiğine dikkat çekerek şunları belirtti, “Bu dönemeçte örgütlü ve muhalif  toplum istenmiyor. Örgütlü toplumun bir parçası olan DİSK’in mücadele hattı kırılmak isteniyor. DİSK ise bütün örgütlü gücüyle bu sürece, gücünü işçiden alarak karşı duruşunu ortaya koymaktadır. İşçinin özlük ve geçmişten günümüze gelene kadar büyük bedeller ödeyerek kazanmış olduğu haklarını korumakla yükümlüdür.”

    “KIDEM TAZMİNATI İŞÇİ SINIFININ KIRMIZI ÇİZGİSİDİR”

    Göksoy, kıdem tazminatının işçi sınıfının kırmızı çizgisi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi, “Kıdem tazminatına dönük her hükümet döneminde saldırılar yapılmaktadır. Buna karşı yapılan eylem ve itirazlarla hükümetlere geri adım attırılmıştır. 15-16 Haziran direnişi bunun en önemli örneğidir. İşçi sınıfı direnişe hazırdır. Yeter ki bir kıvılcım olsun. Eğer işçi sınıfının güvencesini ve geleceğini elinden alırsanız, yeni 15-16 Haziran işçi direnişlerine davetiye çıkarırsınız. Üreten, emek veren bizsek, üretimden gelen gücümüzle, kalkındırdığımız ülkeye de, dünyaya da söyleyecek sözümüz olacaktır. Söyleyeceklerimiz kapitalizmin, sermayenin ve onların temsilcileri hükümetlerin işine gelmeyebilir. Ancak işçiler büyük bedeller ödeyerek kazandığı haklarını, DİSK olarak bedeli ne olursa olsun koruyacağız.”

    “KIDEM TAZMİNATINA GÖZ DİKMENİZE İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Fona ayrılan paralar hükümetçe gasp edilip, sermaye gruplarına aktarılıyor. Türkiye’de kurulan fonların hiçbirisi başarıyla sonuçlanmadı diyerek şunları ifade etti, “Kıdem tazminatının fona aktarılması bir oyundur. Bu oyunun gerçek aktörleri uluslararası kapitalist güçlerdir. Hükümetin uluslararası güçlere vermiş olduğu taahhütlerin sonucu, işçilerin emekleri kapitalist güçlere peşkeş çekilmek isteniyor. Biz işçiler emekçiler, hükümetlerin kötü yönetimlerin faturalarını ödemek zorunda değiliz. Kıdem tazminatına göz dikmenize izin vermeyeceğiz. DİSK genel başkanı Kani Beko’nun “bu süreç genel greve kadar gidebilir” sözünün işçiler arkasındadır.”

    Göksoy son olarak, çarşamba günü Türkiye genelinde olduğu gibi Mersin’de de eylemde olacaklarını belirterek, tüm işçileri, emekçileri, demokrasiden ve hak’tan yana olan kesimleri eylemlerine destek vermeye çağırdı.

    Diren Keser/MERSİN

     

  • Kadınlar üretiyor, ihraca boyun eğmiyor-VİDEO

    Kadınlar üretiyor, ihraca boyun eğmiyor-VİDEO

    PİRHA- Kadınlar mevcut kapitalist sistem tarafından üretimden uzaklaştırılmaya çalışılsa da, yan yana gelerek ve üreterek kadın düşmanı politikaları boşa çıkarıyor. Ülkemizde yaşanan darbe girişimi sonrası çıkarılan KHK’ler ile ihraç edilen kadınlar hakları aramaya devam ederken, emek ve sanatla olan bağlarını da güçlendiriyor.

    27 yıl boyunca kamu hizmeti üreten ve bir gece çıkan KHK ile işinden olan Büro Emekçileri Sendikası (BES) Mersin şube yöneticisi Muhbet Taş, yalnızlaştırılmaya karşı, daha fazla üreterek duruyor. El sanatlarıyla tanışmasını ihraca borçlu olduğunu belirten Taş, şunları ifade etti;

    “İhraç olduktan sonra boş durmayı kendime yakıştırmadım. Ne yapabilirim diye düşünürken, arkadaşların yönlendirmesiyle el sanatlarıyla tanıştım. Evde tek başıma kalmak yerine, içimdeki yeteneği ortaya çıkardım ve emek vererek üretmeye başladım. Hem psikolojik olarak, hem de sosyal olarak daha iyi hissetmeme vesile oldu.”

    Yalnızlaştırılmaya çalışıldıklarını ifade eden Taş, “çalıştığımız yerlerden ihraç edilmiş olabiliriz ancak toplumdan ihraç edilmedik. Toplumda yoğun bir sahiplenme gördük. İhraçlara karşı dayanışmanın yükseldiğini gördük” dedi.

    Diren Keser/MERSİN

  • ‘İnsanı insan yapan temel ölçülerden biri emeğidir’

    ‘İnsanı insan yapan temel ölçülerden biri emeğidir’

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, kaldığı cezaevinden 1 Mayıs İşçi Bayramı için mesaj gönderdi. Demirtaş,  “İnsanı insan yapan temel ölçülerden biri kuşkusuz ortaya koyduğu emektir.” dedi. 

    1 Mayıs dolayısıyla Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan Demirtaş, şu mesajı gönderdi:

    “İnsanı insan yapan temel ölçülerden biri kuşkusuz ortaya koyduğu emektir. Emeğe ve emekçiye saldırıların ve hak gasplarının sınır tanımadığı bu zorlu dönemde inatla ve cesaretle emeğin mücadelesini sürdüren ve emekçinin yanında yer alan herkesi saygıyla selamlıyorum. Bütün dünya emekçilerinin 1 Mayıs Bayramını kutluyor, halklarımızın gelecekte adil, özgür ve eşit birliğine olan inancımla, bu zor ama paha biçilmez yolda hepinize başarılar diliyorum. Sevgi ve saygılarımla.”

    HDP Eş Başkanı Demirtaş, 4 Kasım 2016’da tutuklanmıştı. Diğer HDP Eş Başkanı Figen Yüksekdağ dahil partinin 11 vekili farklı cezaevlerinde tutuklu bulunuyor.

  • 1 Mayıs’ta yollar kapatıldı, vapur seferleri iptal!

    1 Mayıs’ta yollar kapatıldı, vapur seferleri iptal!

    PİRHA-İstanbul Taksim’e çıkan yollar saat 05.00’ten itibaren araç trafiğine kapatıldı. İstanbul Valiliği 1 Mayıs nedeniyle vapur ve motor seferlerini durdurdu.

    1 Mayıs’ta işçi ve emekçilere kapatılan Taksim’de güvenlik önlemleri artırıldı. Taksime çıkan yollar saat 05.00’ten itibaren kademeli olarak trafiğe kapatılmaya başlandı. Araçlar ise daha önceden belirlenen diğer güzergahlara yönlendirildi.

    1 Mayıs nedeniyle Taksim Meydanı’nın kutlamalara yasaklanmasıyla birlikte günler öncesinden meydana getirilen bariyerler sabaha karşı belirlenen noktalara konuldu. TOMA’lar ve polis ekipleri meydandaki çeşitli noktalara konuşlandırıldı.

    1 Mayıs nedeniyle Taksim’i polis ablukasına alan İstanbul Valiliği, Beşiktaş, Kabataş ve Karaköy iskeleleri ile Avrupa Yakası’ndan Anadolu Yakası’na, Anadolu Yakası’ndan Avrupa Yakası’na deniz motoru seferleri durdurdu. Kadıköy’de bulunan iskeleler ve çevresine polis yığıldı.

  • Aleviler 1 Mayıs’ta alanlarda olacak

    Aleviler 1 Mayıs’ta alanlarda olacak

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Alevi Kültür Dernekleri ve Demokratik Alevi Derneği 1 Mayıs’ta emek sömürüsüne karşı alanlarda olacaklarını duyurdu. 

    1 Mayıs’ta İşçi Bayramı İstanbul’da Bakırköy Halk Pazarı olmak üzere Türkiye’nin pek çok yerinde alanlarda kutlamalar yapılacak. Alevi kurum yöneticileri de yaptıkları açıklamalar ile 1 Mayıs’ta alanlarda olacaklarını duyurdu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yaptığı yönetim toplantısında 1 Mayıs’ta Emek örgütleri ile sendikalarla beraber alanlarda olma kararı aldıklarını kamuoyuyla paylaştılar.

    PSAKD açıklamasında: “Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, örgütü her zaman, her alanda emekçinin yanında olmuştur. Aynı kararlılıkla olmaya devam edecek. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği inanç kurulu olmasının yanı sıra her zaman emek sömürüsüne karşı Pir Sultan duruş ve direnişini sergilemiştir. 1 Mayıs’ta her yıl olduğu gibi bayraklarımızla ve file mallarımızla kortejde yerimizi alacağız” ifadelerini kullandı.

    Demokratik Alevi Derneği DAD ise sosyal medyadan 1 Mayıs’a çağrıda bulunarak, ”Hak İçin Emek, Halk İçin Gayret, Cümle Can İçin Rıza Gerek.1 Mayıs Pazartesi günü saat 11.00’de Bakırköy Halk Pazarı’nda buluşuyoruz” denildi.

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Doğan Demir’de sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Alevi Kültür Dernekleri olarak bütün örgütlerimiz ile işçi ve emekçilerin, emek ve demokrasi mücadelesinde birlikte olacağız” ifadelerine yer verdi. (S.A)

     

  • ‘TV10 ‘bir arada yaşanabilir’ dediği için kapatıldı’VİDEO

    ‘TV10 ‘bir arada yaşanabilir’ dediği için kapatıldı’VİDEO

    PİRHA-HDP’nin Alevi vekillerinden İstanbul Milletvekili Erdal Ataş, TV10’un kapatılmasını PİRHA’ya değerlendirdi. Ataş, “TV10 yaratılan fay hatlarına karşı, bir arada yaşamanın mümkün olabileceğini kanıtladığı için kapatıldı” dedi. 

    PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ataş, TV10’un kapatılmasını değerlendirdi. Tv10’un bu ülkenin fay hattı sayılan sorunlarını  dile getirdiğini belirten Ataş, “Bunlardan biri Alevilikti. Devlet tarafından inkar edilen bu sorunu özgürlükçü laiklik temelinde sahipleniyordu. Tv10 bu ülkede yaşayan Alevilerin Sunnilerin, Ezidilerin, Hıristiyanların, materyalistlerin tümünün eşit haklar temelinde bir arada kardeşçe yaşayabileceğini ifade ediyordu” dedi. TV10’un bu yanıyla hedef alındığını ifade eden Ataş,  diğer bir fay hattının da ana dil sorunu olduğuna işaret etti.

    “TV10 BİR ARADA KARDEŞÇE YAŞANABİLİR DİYENLERİN SESİYDİ”

    “TV10 bu ülkedeki bütün dillerin kardeşliğini savunarak yani Kürt, Türk, Laz,  Çerkez,  Arap, Abaza yani ne kadar dil varsa bunları zenginlik görerek, bir arada kardeşçe yaşanabileceğini, birinin diğerinin varlığını tehdit etmediğini ifade ettiği için kapatıldı” diyen Ataş, TV10’un iktidarları rahatsız eden bir diğer özelliği ise emek cephesine yaklaşımı olduğunu da vurguladı. Ataş, TV10’un bu ülkede emekten yana, çalışandan yana, yaşamı var edenlerden yana bir tutum aldığına işaret ederek, “işçi ve emekçilerin daha adil bir paylaşım mücadelesinde onların sesi olmaya çalışıyordu. Bu da hedef alınması için önemli bir neden oluşturdu” dedi.

    TV10 DEMOKRTİK BİR HAYATI SAVUNUYORDU

    “Dahası TV10 demokratik bir hayatın oluşması için çaba sarf ediyordu” diyen Ataş, “Bu ülkede kardeşçe bir arada yaşamanın önündeki engelin 12 Eylül anayasası olduğuna” vurgu yaparak, TV10’un bunun yerine daha demokratik bir toplumsal sözleşmeyle sorunların çözülebileceğini ve bir arada güvenli bir şekilde yaşanabileceğini ifade eden bütün kesimlerin sesi olmaya çalıştığını, kısacası Tv10’un bütün bu doğru ve tarafsız temelde sürdürmüş olduğu yayın politikası nedeniyle hedef haline geldiğini ifade etti.

    Ahmet Bakır/ DERSİM

    VİDEO

     

  • ‘Halk, despotik bir rejime mahkum edilmek isteniyor’

    ‘Halk, despotik bir rejime mahkum edilmek isteniyor’

    AKP’nin MHP’nin desteğiyle yapmak istediği Anayasa değişikliğine tepki gösteren EMEP, “OHAL anayasası değil, demokrasi istiyoruz” dedi.

    CHP ve HDP’nin itirazlarına rağmen AKP ve MHP 18 maddeyi içeren anayasa değişikliği Meclis Genel kuruluna geliyor. Yapılmak istenen anaya değişikliğine tepkiler de sürüyor. EMEP, yapılmak istenen değişiklikle ilgili açıklama yaptı.

    Ülkenin geleceğinin belirleneceği anayasa düzenlenmesiyle halk despotik bir rejim altında yaşamaya mahkum edileceğini belirtilen açıklamada “Son çıkartılan kararnameler tam bir istihbarat ve polis devleti, istibdat rejimi uygulaması olarak yurttaşlara dayatılıyor” denildi.

    “İKTİDAR İHTİYAÇLARININ BİR DAYATMASIDIR”

    Olağanüstü koşulların hukuksuzluğu altında bir hukuk ve sistem oluşturulamayacağı ortada olduğu ifade edilen açıklamada şu uyarılar yapıldı:

    “Bu anayasa değişikliği toplumun farklı kesimlerinin ihtiyacının sonucu olarak taleplerini karşılamak üzere gündeme getirilen bir düzenleme değildir. Tam tersine iktidarın ihtiyaçlarının bir dayatmasıdır. Rıza göstermemiz istenen rejim, partili Cumhurbaşkanlığı adı altında bir parti devleti, tek adamın iradesine dayalı Başkanlık düzenidir. Getirilmek istenen bu rejim Türkiye’de son yüzyıllık siyasal tarihinde, bütün eksikliklerine ve antidemokratik yanlarına rağmen parlamenter sistem üzerinde gelişen demokrasi geleneğine, birikimlerine, toplum yapısına, çoğulcu kimliğine uymamaktadır. Yanı sıra bütün güçleri elinde toplayan bir iktidar yapısının diktatörlüğe dönüşme ihtimali tarihteki örneklerinden ve mevcut iktidarın politik hedeflerinden anlaşılacağı üzere gözardı edilemeyecek bir tehlikedir. Bu düzenleme ne pahasına getirilmektedir? Kutuplaşma, Kaos, Kan dökme, yıkım ve geleceksizlik.”

    “DEMOKRASİ İSTİYENLER SUSTURULMAK İSTENİYOR”

    Demokrasi isteyenlerin susturulmak istendiğini ifade edilen EMEP açıklamasında “Bunu kabul etmeyeceğiz. Türkiye’nin ihtiyacı sorunları biriktiren ve büyüten değil çözen bir siyasi iradedir. İşçi sınıfının, emekçilerin toplu sözleşme, örgütlenme hakkını güvence altına almayı, Kürt sorununun eşit haklara dayalı demokratik çözümünü, kadınların hak eşitliğini,  inanç özgürlüğünü, toplumun tüm çeşitliliğiyle haklarıyla birarada yaşamasının güvencesi olan laikliği, gençlerin geleceğinin güvence altına alınmasını esas alan, halkın egemenliğine, hak ve özgürlüklerin kullanılmasına dayanan bir barış siyasetini iktidar yapmaktır” ifadelerine yer verildi.

    OHAL KALDIRILSIN KHK’LER İPTAL EDİLSİN

    Yeni anayasa yapılmadan önce, bunun koşullarının sağlanması gerektiği belirtilen açıklamada, bunun içinde, OHAL’in kaldırılması ve KHK’lerin iptal edilmesi gerektiği ifade edilen açıklamada şunlar belirtildi: “Kürt sorununda ve dış politikada savaş siyasetine son verilmeli; sınır ötesindeki asker güçleri geri çekilmeli, emperyalist angajmanlara girilmemelidir. Baskı ve şiddet politikasına son verilmelidir. Ancak özgür bir ortamda yapılacak seçimlerden çıkacak bir kurucu meclis halk iradesini ve temsiliyetini sağlama özgüveniyle anayasa yapılabilir.”

    “KARŞI DURMAK ZORUNDAYIZ”

    HDP Kars Milletvekili ve Parti Sözcüsü Ayhan Bilgen, Meclise gelecek anayasa değişikliği ilgili Evrensel’e konuştu. Anayasanın içeriğinden önce, anayasanın içinde geçilen ortama dikkate aldıklarını vurgulayan Bilgen şunları söyledi:

    “Milletvekillerimizin tutuklu yargılandığı, OHAL kararnameleriyle insanların keyfi olarak işten atıldığı, gazetecilerin gözaltına alındığı, uygulandığı, işten atılanların olduğu, gazetecilerin gözaltına alındığı, derneklerin kapatıldığı bir ortamda nasıl bir anayasa tartışması yapılabilir sorusu bizim açımızdan en önemli noktadır. Özelikle Türkiye’nin kamplaştırarak toplumsal gerilimin bir siyasi kazanca dönüştürülmesi arayışı karşısında, bir tarafından temel demokratik talepleri gündemde tutmak, diğer yandan Türkiye’nin kalıcı bir OHAL tek adam, tek parti ve devlet rejimine sürüklenmesine karşı hem parlamentoda hem de toplumsal zeminde karşı durmak zorundayız. Yapılacak kapalı grup toplantısında milletvekillerimiz genel kurul sürecini ele alacaklar. Salı günü gerçekleştirilecek olan MYK toplantımızda da Meclisteki tartışmaların toplumsal kesimlerle ortak bir çalışmaya dönüştürülmesinin zeminini arayacağız.”

  • Köyüne projesiyle döndü

    Köyüne projesiyle döndü

    Sidar Yıldız, 27 yaşında… Maraş Elbistanlı. Alxas Aşireti’nden…  İzmir Ege Üniversitesi Beden Eğitimi bölümünden mezun olan Sidar Yıldız, mantar yetiştiriciliği projesi geliştirerek, Elbistan’ın Hisar köyüne yerleşti.

    Hibe destek projesiyle işe başlayan Sidar Yıldız projeye başlama serüvenini PİRHA’ya şu sözlerle anlattı:

    “Toprak Hisar köyünde bir istirilde mantar yetiştiriciliği projesi geliştirerek bu tesisi kurdum. Tesisi genç çiftçiye hibe destek projesi kapsamında kurdum. Öncelikle desteğe başvurdum ve kazandım.”

    “TESİSİN HER ŞEYİNİ ELLERİMLE YAPTIM”

    “Bu tesisi tek tek her şeyini ellerimle ve köydeki arkadaşlarımın desteğiyle kurdum” diyen Yıldız, “Klimalarını, soğuma sistemini aldım, raf sistemini ayarladım. Daha sonra İlçe tarımdan incelemeye geldiler, inceleme sonrası tesisimi beğendiler ve hak kazandığımı, desteğin gereklerini yerine getirdiklerimi gördüklerinde de bana gerekli desteği taktim ettiler” dedi.

    “MANTAR YEMEKTEN KORKMAYIN”

    Yaklaşık iki buçuk üç  aydır bu tesisten ürün aldığını söyleyen Yıldız, “Aldığım ürünleri piyasada yakınlarım elden alıp tüketiyorlar hemen. Bu çevremizde bildiğimiz kayın mantarı olarak geçiyor. Bu bölgede çok sevilen bir mantar, protein değeri çok yüksek ve talep gören bir mantardır” dedi.

    Sidar Yıldız’ın tüketicilere bir mesajı da var: “Mantar yemekten korkmayın…”

    Semra ACAR- Kemal DEMİR

     

  • Dersim’de 18 KESK üyesi açığa alındı

    Dersim’de 18 KESK üyesi açığa alındı

    Dersim’de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Tarım Ormancılık Hizmet Kolu Kamu Emekçileri Sendikası (Tarım Orkam-Sen) üyesi 18 kişi kendilerine iletilen tebligatla açığa alındı.

    Açığa alınanların isimleri şöyle: Hıdır Demir, Mustafa Ateş, Ayhan Kahraman, Perihan Esra Ulusoy, Özcan Arat, Özlem Yeşil, Eren Turan, İlyas Küçük, Azat Özel, Çağlar Şahin, Çağdaş Çetin, Hacer Kaplan, Hasan Güngör, Özdal Bayer, Eker Aday, Hakkı Metin Karaağaç, Erkan Şirin, Ali Aydın.

    Dersim İl Tarım Müdürlüğünde görevli KESK üyelerinin görevden uzalaştırılma gerekçeleri ise FETÖ/PYD ile ilişkili oldukları iddiası. 

     

  • Eğitim Sen: Bizi sürgünlerle terbiye edemezsiniz!

    Eğitim Sen: Bizi sürgünlerle terbiye edemezsiniz!

    Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube, 29 Aralık grevi sonrası üyelerine yönelik açılan soruşturmaları ve 27 üyelerinin sürgün edilmesini protesto etmek için şube binalarında basın toplantısı düzenlendi.

    Toplantıda konuşan Eğitim Sen İzmir 2 No’lu Şube Başkanı Halan Ali Kılıç, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ülkede estirilen antidemokratik uygulamalarla mücadele eden, direnen ve siyasal iktidarı eleştiren her kesime yöneldiğini belirterek, biat etmeyen üyelerine sendikal faaliyetlerinden dolayı soruşturmaların hiç gündemden düşürülmediğini söyledi.

    ‘İŞ BIRAKMA EYLEMİ SENDİKAL BİR HAKTIR’

    29 Aralık iş bırakma eyleminin demokratik sendikal bir hak olarak değerlendirilmediğini ve üzerinden 1 yıl geçmesine rağmen hala soruşturmaların sürdüğünü söyleyen Kılıç, “Şubemiz de bu soruşturma, ceza ve sürgünlerden nasibini almıştır. 900 civarında üyemiz soruşturma geçirmiş bu soruşturmalar sonucunda 30/1 maaş kesim, kademe durdurma ve yüksek disiplin cezalarına ek olarak, 5 şube yöneticimiz yüksek disiplin kurulundadır. Ayrıca Karşıyaka’da 20 Menemen’de 7 üyemiz sürgün edilmiş, yine Karşıyaka’da 231 üyemize kademe durdurma cezası verilmiştir. Sendikal faaliyetlerimizin demokratik ve anayasal bir hak olduğunu bu hakkı kullanırken bize ceza verenlerin çeşitli cezalara mahkum olduğunu tekrardan hatırlatmak isteriz” dedi.

    Bu çağ dışı uygulamaların bugün hala uygulanıyor olmasının utanç verici olduğunu belirten Kılıç, “Bugün buradan İzmir valisine ve İzmir İl Milli Eğitim müdürüne seslenmek istiyoruz: Bizi soruşturmalarla, cezalarla, sürgünlerle terbiye edemezsiniz. Bu yol yol değildir. Bu yanlıştan bir an önce vazgeçin. İnsan hakları, özgürlükler, demokrasi, sendikal haklar hepimize lazımdır” diye konuştu.

    Daha sonra sürgün edilen ve yüksek disiplin kurunda olan üye ve yöneticiler söz alarak, yapılan uygulamadın hukuksuz olduğunu ve sendika olarak gerekli hukuksal mücadeleyi yürüteceklerini söyledi.

  • ‘Ekmek pahalı, yevmiye az’

    ‘Ekmek pahalı, yevmiye az’

    Mersin’in Akdeniz İlçesine bağlı Dikilitaş Mahallesinde bulunan tarlada narenciye toplayarak geçimini sağlayan tarım işçileri tüm zorluklara göğüs gelerek yaşam mücadelesi veriyor. Sabah güneş doğmadan yola koyulan emekçiler, emeklerinin karşılığını alamazken bu işi ise hayatta kalmak için yaptıklarını ifade ediyor.

    Yaklaşık 35 yıl önce bölgeden göç ederek Çukurova’ya çalışmak için gelen Çavuş Cemberi Ercenk, tarlaya sabahın erken saatlerinde kalkıp yola koyulduğunu söyledi.
    DİHABER’e konuşan Ercenk “Saat beş gibi evden çıkıyoruz. Tarlada kahvaltı yapıyoruz ve sabah saat yedi gibi iş başı yapıyoruz. Öğlen saatinde bir saat mola veriyoruz o molada ise tekrar yemek yiyip namaz kıldıktan ve dinlendikten sonra akşam saat dörtte iş bırakıyoruz“ dedi. Kışın zorlu şartlarında çalıştıklarını söyleyen Ercenk “Emeklerinin karşılığında ise 50 TL kazandıklarını söylüyor.”

    ‘KIŞ AYLARINDA ÇALIŞMAK DAHA DA ZOR’ 

    Kimi fabrika sahiplerinin de narenciye toplama işini yaptığını ifade eden Ercenk, “ O fabrikalar ile çalışmak çok zor. Onlar işçileri daha çok çalıştırmak için sürekli işçilerin başında duruyor acele ettiriyorlar ” ifadelerinde bulundu. Tarla işçilerinin en zorlandığı mevsimin kış ayları olduğunu aktaran Ercenk, “Kışın yağmur yağdığı zaman perişan oluyoruz, her yerimiz çamur oluyor. Çok soğuk oluyor üşüyoruz ama mecburuz mecburiyetten çalışıyoruz” dedi. Geçen yıllarda topladıkları ürün ile bugün topladıkları ürünün aynı fiyata satıldığını aktaran Ercenk, “Geçen yıllarda mandalinanın kilosu 50 kuruştu bugün de 50 kuruş. Anlayacağınız tarla işinde kar değil zarar var” dedi. Çok önceleri tarla işlerinden para kazanabildiklerini dile getiren Ercenk, “Önceden yevmiyemizle her şeyi alabiliyorduk şimdi alamıyoruz. Ekmek pahalı yevmiye az. Bugün her şey çok pahalı. Bu şartlar altında ancak kendimizi idare edebiliyoruz” diye konuştu.

    ‘TARLA İŞÇİLİĞİ AİLEYİ ZOR GEÇİNDİRİR’

    Narenciye işini yılda dört ay ve sigortasız olarak yaptığını aktaran Raşit Çoban ise, geriye kalan diğer aylarda ise mevsimlik işçi olarak ülkenin farklı yerlerine fındık ya da karpuz topladıklarını dile getirdi. İşe çıkılmadığı her günün yevmiyesinin işçiye verilmediğini aktaran Çoban, kışın yağmurdan kaynaklı yaklaşık olarak ayda ancak yirmi gün çalışılabildiğini bu durumun ise işçiyi çok zorladığını aktardı. Tarla işçiliğinin bir aileyi zorla geçindirdiğini aktaran Çoban, “ Tarla işinde aile geçindirmek zor. Hele hele kişi kiradaysa daha bir zor. Ev kirası, elektrik, su falan derken insanın elinde zaten bir şey kalmıyor” dedi.

    ‘OKUTMAM GEREKEN ÇOCUKLAR,BAKMAM GEREKEN AİLEM VAR’

    Altı kişilik bir ailesinin olduğunu ve iki çocuğunu ise okutmak zorunda kaldığını ifade eden Hasan Güngör de, tarla işinin çok zor olduğunu ve bu işi yapmak mecburiyetinde olduğunu dile getirdi. Güngör “ Tarla işi çok zor ama çalışmak zorundayım okutmam ve bakamam gereken bir ailem var” dedi.

  • Sendikalı 3 işçi daha işten atıldı

    Sendikalı 3 işçi daha işten atıldı

    Kocaeli Belediyesi’nde Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası üyesi (Tüm Bel Sen) 3 işçi Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile işten çıkarıldı.

    Konuya ilişkin açıklama yapan Tüm Bel-Sen Kocaeli Şubesi, 667 sayılı KHK ile Büyükşehir Belediyesi’nden işten atılan 3 üyesinin hukuksuz biçimde görevden ihraç edildiğini dile getirdi.

    Tüm Bel-Sel Şube Başkanı Erdal Karakuş, yönetim kurulu üyeleriyle birlikte yaptığı basın açıklamasında, Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nden (KBB) ihraç edilen üyeleri için sosyal medya üzerinden beğenilerinin sebep gösterildiğini savundu.

    ADİL SORUŞTURMA YOK

    İhraç edilen üyeleri için ‘adil soruşturma yok’ diyen Karakuş  şunları ifade etti:

    “Üyelerimizin, mesnetsiz bir takım iddialar ile işten atıldığına inanıyoruz,çünkü soruşturmaların nasıl yürütüldüğünü biliyoruz. Örneğin Fulya Öztürk KHK ile ihraç edilinceye dek kendisinin ifadesi dahi alınmamıştır. Bizler, KESK ve Tüm Bel-Sen olarak darbe ve darbeci zihniyete karşı on yıllardır mücadele etmiş örgütleriz. Bugünün iktidar yardakçıları 15 Temmuz gecesi (dur bakalım ne olacak) tereddütleri ile köşe bucak saklanırken, biz üyelerimize darbe girişiminin duyulduğu aynı saatlerde (bu antidemokratik bir darbedir, buna teslim olmayın) mesajları attık.”

    Karakuş, iktidarın darbeyi herkese karşı bir fırsata çevirdiğini belirterek, yüz binlerce kamu emekçisinin işten atılmasını hukuksuz bir yaklaşım olarak nitelendirdi.

  • Hangi İnsan Hakları? Film Festivali temel haklarımızı hatırlatıyor

    Hangi İnsan Hakları? Film Festivali temel haklarımızı hatırlatıyor

    PİRHA-Geçmiş yıllarda kadın, çocuk, cezaevi, yaşam hakkı, direniş, işçiler ve mülteciler gibi temalara özel bölüm ayıran Hangi İnsan Hakları? Film Festivali, bu sene ayrım gözetmeden bütün temel haklara dikkat çekmeye çalışacak ve Türkiye’nin yanısıra Pakistan’dan Ekvator’a, Finlandiya’dan Kolombiya’ya, Fas’tan Peru’ya dünyanın dört bir yanından hikâyeleri seyirciyle buluşturacak.

    10-14 Aralık’ta 8’inci kez gerçekleşecek, ana temasını temel insan haklarına ayıran festivalde hak temelli mücadelelere ve ihlallere dair Türkiye’den ve dünyadan onlarca film gösterilecek ve sivil toplum örgütlerinin katılımıyla birçok yan etkinlik gerçekleşecek.

    AÇILIŞ EMEK MÜCADELESİYLE

    Documentarist ekibinin düzenlediği festival 9 Aralık akşamı, Emek Sineması’nın yıkımına karşı yürütülen mücadelenin anlatıldığı “Özgürleşen Seyirci: Emek Sineması Mücadelesi” belgeselinin Türkiye galasıyla açılacak. Herkese açık olan açılış gösterimi saat 20.00’de Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde yapılacak.

    ADALETİ BEKLEYEN İLHAN SAMİ ÇOMAK’IN BELGESELİ DE YER ALIYOR

    Festival programında yer alan filmler arasında, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da gerçekleşen katliamın kurbanlarını yakınlarının gözünden anlatan filmlerden, 22 yıldır cezaevinde adalet bekleyen bir şairin dünyasını bize açan “Gönderen: İlhan Sami Çolak”a; Documentarist 2016’nda Yeni Yetenek Ödülü kazanan “Hatırlıyorum”dan Mali’de İslami cihatçılara direnen müzisyenleri konu alan “Önce Bizi Öldürmeleri Gerekecek”e kadar çeşitli konulara yayılan bir dizi film yer alıyor.

    mr

    Programdaki önemli filmlerden biri de, Honduraslı ekoloji aktivisti Berta Caseres’in bu sene başında katledilmesinin perde arkasını aralamaya çalışan “Berta Yaşıyor” (Berta Vive) adlı belgesel.

    Tarık Akan’ın anısına Yavuz Özkan’ın yönettiği “Maden” filminin de festivalde özel bir gösterimi yapılacak.

    KIYIDAKİLER, KÖPEK

    Beş yönetmen tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen, insan hakları temalı beş kısa öykünün anlatıldığı “Kıyıdakiler” ile İsviçre’de yaşayan Esen Işık’ın İstanbul’da dışlanmışların hikâyelerini birleştirdiği ilk filmi “Köpek” de programda yer alan filmler arasında.

    Gösterim mekanları: SALT Galata, Aynalı Geçit ve Cezayir Salonu.

    Gösterim ve etkinliklerin tamamı ücretsiz olacak.