Etiket: emek

  • DİB: Ambarlarda çürüyen patates ve soğanı dağıtarak suçunuzu örtemezsiniz

    DİB: Ambarlarda çürüyen patates ve soğanı dağıtarak suçunuzu örtemezsiniz

    PİRHA- DİB, yazılı bir açıklama yapıp, İktidarın sermaye ve yandaşlarının çıkarından başka bir şey düşünmediğini vurgulayarak, “Ne muhalefete saldırarak, ne parti binalarına asılan pankartları polis zoruyla indirerek, ne de yanlış tarım politikaları yüzünden ambarlarda çürüyen patates, soğanı halka dağıtarak suçunu örtemiyor” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik (DİB) gündemdeki gelişmelere ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açlığın, yoksulluğun, salgından verdiğimiz her canın sorumlusunun salgını yönetemeyen iktidar olduğunu belirten DİB, “Demokratik bir ülke ve yaşam için sesimizi ve gücümüzü birleştirelim” çağrısında bulundu. Ortada patates soğanla, muhalefete tehditler yağdırmakla örtülecek bir manzara yok.”

    “ORTADA PATATES SOĞANLA, MUHALEFETE TEHDİTLER YAĞDIRMAKLA ÖRTÜLECEK BİR MANZARA YOK”

    “128 milyar dolar nerede” sorusunu iktidarın yanıtlayamadığının dile getirildiği “Toplumun eğitim, sağlık, beslenme, barınma ihtiyaçları için kullanılacak milyarlarca dolarını saray beslemelerine, ayrıcalıklı kesimlere aktarıldığı gerçeğini saklayamıyor. Ne muhalefete saldırarak, ne parti binalarına asılan pankartları polis zoruyla indirerek, ne de yanlış tarım politikaları yüzünden ambarlarda çürüyen patates, soğanı halka dağıtarak suçunu örtemiyor. Ortada patates soğanla, muhalefete tehditler yağdırmakla örtülecek bir manzara yok.”

    “İŞSİZLİK, AÇLIK ALMIŞ BAŞINI GİDİYOR, YANDAŞLARA ÜÇER DÖRDER MAAŞ VERİLİYOR”

    Koronavirüsten bir günde kaybedilen can sayısının resmi rakamlarla göre 300’e ulaştığının vurgulandığı açıklamada, “Salgının yayılmasında dünya birincisiyiz. İşsizlik, açlık almış başını gidiyor. Millet pazardan çürük sebze meyve toplarken, güç bela açlık ücretlerinde iş bulabilirken, kamu kurumlarında yandaşlara üçer dörder maaş veriliyor. İnsanlık dışı çalışma şartlarına itiraz eden, sendikalaşmaya çalışan emekçiler patronların eline verilen ahlaksız Kod-29 silahıyla tazminatsız işten çıkarılıyor” diye aktarıldı.

    “ÜLKENİN GELECEĞİNDE BİZİM DE SÖZÜMÜZ VAR”

    Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “Sağlık ve emek örgütlerinin, yerel yönetimlerin ve toplumun diğer örgütlü kesimlerinin aktif bileşeni olduğu bir kurulun salgın yönetimde söz sahibi olması, salgına karşı mücadelenin başarısı için elzem. En az 14, tercihen 28 günlük bir tam kapanma doğrudan gelir desteğiyle birlikte acilen uygulanmalı. Aşı tedarik ve dağıtım süreci toplumla şeffaf olarak paylaşılmalı. Yaşam hakkımız, sağlık hakkımız başta olmak üzere hak ve özgürlüklerimizi korumak, hatta hayatta kalmak için tek çare demokrasi mücadelesini güçlendirmek. Özgürlük, Ekmek Adalet Buluşması”nın güç birleştirmek için zemin sağlayacağına vurgu yapılan açıklamada,  “Ekmek, Özgürlük ve Adalet Buluşması’nın amacı ülkenin her yerinde iktidarın baskılarına rağmen susmayan, itiraz etmekten vazgeçmeyen irili ufaklı tüm hak örgütlerinin, direniş ve mücadele dinamiklerinin buluşabileceği bir zemin yaratmak. Tek tek seslerin, birlikte daha güçlü bir şekilde duyulmasını sağlamaktır. Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var, diyenler bu konferanstan nasıl bir ülkede yaşamak istediğimize dair ortak taleplerini içeren bir programla çıkacak. Demokrasi güçlerinin birliğini ve halkın yakıcı sorunlarına dayanan bir seçeneği hayata geçirebilmek için her alanda mücadele eden bütün hak örgütlerini ve demokrasi güçlerini hazırlık sürecine katılmaya çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Din dersi dayatmasına tepki: Seçmeli derslerde zorlama kabul edilemez!-VİDEO

    Din dersi dayatmasına tepki: Seçmeli derslerde zorlama kabul edilemez!-VİDEO

    PİRHA- Tarsus Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklama yapan, Eğitim-Sen Tarsus Şube Başkanı Yasemin Yücel, öğrencilerin din dersini zorunlu seçmesini isteyen MEB ve milli eğitim müdürlüğüne tepki gösterdi. Yüsel, “Farklı inanç gruplarını, farklı dil ve kimlikleri, kültürleri reddeden, tek tip insan yetiştirmenin fırsatına dönüştürülen, adı seçmeli ama aslında zorunlu olan ders uygulaması kabul edilemez” diye konuştu.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve il Milli Eğitim Müdürlükleri seçmeli derslerin eşit koşullarda tanıtması gerekirken, dini içerikli derslerin seçilmesi için çalışma yürütüp, velileri teşvik ediyor.

    Alevilerin zorunlu din dersinin kaldırılması için verdiği hukuksal mücadele sonucu Alevi öğrencilere verilemeyeceği yönünde karar olmasına karşın uygulanmazken, aynı zamanda din derslerinin sayısı arttırılıyor.

    2021-2022 Eğitim-Öğretim yılı için seçmeli ders tercihi dönemi 04 Ocak Pazartesi günü başladı, 22 Ocak Cuma gününe kadar devam edecek.

    MEB, İl Milli Eğitim Müdürlükleri üzerinden, uzaktan eğitimin sürdüğü dönemde boş durmayarak, internet üzerinden çalışmalar yürütüp, tüm dersler yerine din derslerini seçmeleri için yönlendirme yapıyor.

    Tarsus Emek ve Demokrasi Güçleri de konuya dair basın açıklaması yaptı.

    Eğitim-Sen Tarsus Şube Başkanı yine Yasemin Yücel, MEB’in okullara gönderdiği yazıda öğrencilerin seçmeli ders seçmediği hallerde ders seçimini okul yönetiminin yapacağı belirterek, “Pandemi koşullarında bu kararın nasıl sonuçlar ortaya çıkaracağını tahmin etmek zor değildir” dedi.

    “ADI SEÇMELİ AMA ASLINDA ZORUNLU OLAN DERS UYGULAMASI KABUL EDİLEMEZ”

    Yücel, bazı gerekçeler öne sürülerek seçmeli derslerin ‘zorunlu seçmeli’ hale getirilmek istendiğine dikkat çekerek, “Farklı inanç gruplarını, farklı dil ve kimlikleri, kültürleri reddeden, tek tip insan yetiştirmenin fırsatına dönüştürülen, adı seçmeli ama aslında zorunlu olan ders uygulaması kabul edilemez” diye konuştu.

    “DAYATMACI ZORUNLU SEÇMELİ DİN DERSLERİ UYGULAMASI İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    İzmir, İstanbul, Ankara başta olmak üzere diğer illerde Milli Eğitim ve okul müdürlükleri vasıtasıyla öğrencilerin seçmeli derslerde dini nitelikli dersleri seçmeleri konusunda, okul idarelerinin iletişim kurularak öğrenciler ve veliler üzerinde baskı oluşturmalarına Tarsus’ta da yaşandığını ifade eden Yücel, şöyle devam etti.

    “Öğrencinin ilgi, beceri, istekleri göz ardı edilerek tek tip insan, tek tip inanç dayatmasının somutlaşmış bir göstergesidir. Var olan imam hatip okullarını veli ve öğrencilerin tercih etmediği, kontenjanların boş kaldığı gerçeği ortada iken, zorunlu seçmeli din dersleri ile her okul imam hatipleştirilmek istenmektedir. Dayatmacı zorunlu seçmeli din dersleri uygulaması için meşru-hukuki her platformda mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “ÖĞRENCİDEN HABERSİZ YAPILAN DERS SEÇİM TERCİHLERİ KABUL EDİLEMEZ”

    Camilerde hutbe okutarak ders seçme zorlaması, seçenekleri okul idarelerince önceden doldurulmuş dilekçeler, öğrenciden habersiz yapılan ders seçim tercihlerinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Yücel, şunları kaydetti:

    “Laik, bilimsel, demokratik, kamusal, cinsiyet ayrımsız, eşit, ana dilinde eğitim anlayışının tezahürü olarak bu dayatmacı uygulamaları reddediyoruz. Geçmişte defalarca yapıldığı gibi veli ve öğrenciler adına ders seçen okul yöneticileri suç işlediklerini bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Seçmeli derslerin belirlenmesi sürecinde hangi nedenle olursa olsun mağdur edilen veli ve öğrencilerimizin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtiyor, eğitim politikalarına ilişkin her konuda olduğu gibi, bu konuda da her türlü siyasal ve ideolojik yönlendirmenin  karşısında duracağımızın, seçmeli ders seçimi sürecini yakından takip edeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Velilerimizi ve öğrencilerimizi de bu tür dayatmalara karşı durmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/TARSUS

     

     

  • KHK’li Öğretmen Dersulu: Adalet yoksa mücadele vardır; işimi istiyorum-VİDEO

    KHK’li Öğretmen Dersulu: Adalet yoksa mücadele vardır; işimi istiyorum-VİDEO

     

    PİRHA – KHK ile işinden uzaklaştırılan Öğretmen Mehmet Dersulu, Ankara Yüksel Caddesi’nde 1247’nci kez, “İşimi geri istiyorum” dedi. Dersulu, “Adalet yoksa mücadele vardır. Mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. 

    Haberin videosu:

    Eğitimin ve öğretmenlerin kıymetinin en çok anlaşıldığı bu süreçte bir öğretmen Ankara Yüksel Caddesi’nde kendisine yapılan haksızlığı haykırmaya devam ediyor.

    Birçok emekçiyi haksız yere işinden eden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) kıyımlarından birini yaşayan Öğretmen Mehmet Dersulu, hakkının ve mesleğinin mücadelesini 1247 gündür duyurmaya çalışıyor. Mehmet Dersulu Öğretmen “Adalet yoksa mücadele vardır” dedi. 

    Ankara’da Yüksel Caddesi’nde açıklama yapmasına polis tarafından izin verilmeyince açıklamasını başka bir yerde yapan Öğretmen Mehmet Dersulu, “Hakkımı ve İşimi geri istiyorum” dedi.

    KHK ile işine son verilen Öğretmen Mehmet Dersulu, bugün 1247’nci kez, polisin engellemesine rağmen “İşimi geri istiyorum” dedi.

    Dersulu, “Halk sağlığı diyenlerin halk sağlığını düşündüğü yok. Ataması yapıladığı için markette çalışan bir öğretmen evlere servise zorlanarak işten atıldı. Ekmeğin eşit bir şekilde dağıtılması gerekiyor, eğer ekmek eşit dağıtılmıyorsa adalet yok değildir. Adalet yoksa mücadele vardır. Mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Zorbalıklarına baskılarına hiçbir zaman boyun eğmedik eğmeyeceğiz” diyerek açıklamasını sonlandırdı. 

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD: Kadınlar her türlü zulme karşı örgütleniyor

    PSAKD: Kadınlar her türlü zulme karşı örgütleniyor

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar vesilesiyle basın metni yayımladı. Yapılan açıklamada Türkiye’de her gün yüzlerce kadının katledildiğine dikkat çekilerek, kadınların yaşanan zulme karşı örgütlendiğini ve mücadelesini sürdürdüğünün altı çizildi. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar vesilesiyle basın metni yayımladı. “8 Mart kutlama değil mücadele ve dayanışma günüdür!” başlığıyla yayımlanan açıklamada iktidarın gerici, cinsiyet ayrımcılığını esas alan, çağ dışı bir anlayışla ülkeyi kadınlar için bir cehenneme çevirdiği belirtildi.

    Türkiye’de her yıl yüzlerce kadının katledildiğine ve binlerce kadının ise taciz ve tecavüze maruz kaldığına dikkat çekilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Ülkemizde her yıl yüzlerce kadın katlediliyor, binlerce kadın tacize ve tecavüze maruz kalıyor. Egemen sistem ise iktidarıyla, yargısıyla, medyasıyla kadınlara dönük şiddeti teşvik edip kadın düşmanlığını toplumsal, siyasal ve ekonomik hayatın tamamına yayıyor. Yargı katilleri ve tecavüzcüleri ya aklamaya çalışıyor, aklayamadığı koşullarda ise çeşitli bahanelerle önemli ceza indirimlerine gidiyor. İktidar yetkilileri sürekli olarak kadınları aşağılayan nefret söylemlerinde bulunuyorlar. Yandaş medya ise kadın cinayetleri ile kadınlara dönük cinsel saldırıları aşağılık bir tavırla, içini boşaltıp magazinleştirerek haber yapıyor.

    “KADINLAR HER TÜRLÜ ZULME KARŞI ÖRGÜTLENİYOR”

    Yaşamı yaratan kadınlar yaşamın her alanından dışlanıyorlar. Gerici ve cinsiyetçi iktidar kadınlara kaç çocuk doğurmaları gerektiğinden tutun nasıl gülmeleri gerektiğine kadar akla gelebilecek her konuda dayatmalarda bulunuyor. İsteniyor ki; kadınlar eve kapansınlar, eğer çalışma zorunlulukları varsa da toplumsal yaşamda görünmez olsunlar. İsteniyor ki; kadınlar egemenlere ucuz iş gücü olması için çocuk yapsınlar ve çocuk yetiştirsinler. İsteniyor ki; kadınlar cinsiyet ayrımcılığına dayalı, ilkel arkaik ve çağ dışı karanlık bir zihniyetten beslenen gerici ve ataerkil bir sömürü düzenine itaat etsinler. Ama kadınlar itaat etmiyorlar. Kadınlar yaşamın her alanında özgürlükleri için savaşıyorlar. Kadınlar her türlü zulme karşı örgütleniyorlar. Kadınlar hiç kimsenin kendilerine ne yapmaları, nasıl davranmaları gerektiğini söyleyemeyeceğini haykırıyorlar. Kadınlar ailenin korunması ve yüceltilmesi bahaneleriyle kendilerine biçilen geleneksel toplumsal rolleri kabul etmiyorlar. Kadınlar erkek baskısına ve şiddetine boyun eğmiyorlar. Egemenlere boyun eğmeyen ve itaat etmeyen, onların kendilerine biçtikleri kalıpları reddeden kadınlar egemenler tarafından sürekli bir şekilde hedef alınıyorlar.

    Bunun en son örneğini Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüzün kadın emekçileri ve yöneticileri özelinde de yaşadık. Örgütümüzde çeşitli aşamalarda görev yapmış ve halen görev yapmakta olan kadın yoldaşlarımız hakkında çeşitli bahanelerle davalar açıldı. Gözaltına alınan ve tutuklanan arkadaşlarımız oldu. Sarıyer Şube başkanımız Zeynep Yıldırım tamamen haksız, hukuksuz ve keyfi bir uygulamayla, asılsız ve temelsiz suçlamalarla halen tutukludur. Erkek şiddetine karşı kadınları koru(ya)mayan devlet, söz konusu olan Alevi-ilerici-muhalif kadınlar olunca deyim yerindeyse aslan kesildi. Zeynep Yıldırım ismini taşıdığı Zeynep Ana’nın direngenliğini ve boyun eğmez duruşunu günümüze taşımıştır. Zeynep Yıldırım’a dönük zulme son verilmeli derhal serbest bırakılmalıdır.”

    “ALEVİ KADINLARI ALANLARA DAVET EDİYORUZ”

    Açıklamada son olarak  “Pir Sultan Abdal örgütlülüğü olarak bütün Alevi kadınlarını 8 Mart’ta alanlarda buluşmaya, zulme uğrayan, eziyet gören; cinsel ayrımcılığa, haksız ve hukuksuz uygulamalara maruz kalan bütün kadınlarla meydanlarda dayanışmaya ve birlikte mücadeleye davet ediyoruz” denildi. (HABER MERKEZİ)

  • Çiçekçi kadınlar: Dünyayı kadınlar güzelleştirecek-VİDEO

    Çiçekçi kadınlar: Dünyayı kadınlar güzelleştirecek-VİDEO

    PİRHA- Çiçekçi kadınlar, çiçeklerin mutluluk, huzur ve sevgi dağıttığını belirtip, kadınların gücünün her şeye yeteceğini vurgulayarak, “Var olsun kadınlar. Dünyayı kadınlar kurtaracak” dedi.

    Haberin videosu;

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü tüm dünyada mücadele günü olarak tanımlanıp kutlanıyor. Mikrofonu uzattığımız, çiçekçi kadınlarda, hem 8 Mart’a dair hem de çiçeklere dair konuştu.

    Mezitli Belediyesi tarafından Viranşehir Mahallesi Cengiz Topel Caddesi’nde oluşturulan çiçek pazarında çiçek yetiştirip satana Neşe Teyze, çiçekleri nasıl yetiştirilmesi gerektiğini anlatırken, çiçeklerle devamlı konuştuğu ve çiçeklerin de zikir halinde olduğunu belirterek, “Herkes fidan diksin, çiçek alıp yetiştirsin. Kadınlar her işi yapar. Yeter ki istesinler. Kadının gücü her şeye yeter” dedi.

    Çiçekleri ve doğayı çok sevdiğini söyleyen Nevriye teyze de, “Hem çiçekleri seviyorum, hem de ekonomik nedenlerle başladım. Emekli birinin bu ülkede geçinebilmesi zor. Mesela bu kış doğalgaz zamlandığı için yakmadım” diyerek “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü hepimize kutlu olsun. Gündüz burada, akşamda feminist yürüyüşe katılacağım. Var olsun kadınlar. Dünyayı kadınlar kurtaracak” diyerek sözlerini tamamladı.

    Diren KESER/MERSİN

  • Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Doğan’dan 8 Mart çağrısı

    Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Doğan’dan 8 Mart çağrısı

    PİRHA – 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla İstanbul’da bulunan Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan, tüm kadınları alanlara davet etti. Kadına yönelik her türlü şiddetin son bulmasını isteyen Doğan, “Daha çok olalım, daha güçlü duralım” dedi.

    Kadın cinayetlerinin en çok yaşandığı ülkelerden biri olan Türkiye’de kadın örgütleri 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne hazırlanıyor. Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan, taciz ve tecavüzlere karşı tüm kadınları 8 Mart’ta alanlara davet etti.

    “KADIN CİNAYETLERİNİ NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ”

    Devlet tarafından kadın cinayetlerinin durdurulmasının karşısında iktidar yetkililerinden kadın cinayetlerini normalleştirilmesi adına yapılan açıklamaları eleştiren Adile Doğan, “Devletin her türlü sindirme, unutturma ve olmamış gösterme tavrına karşılık elimizden geldiğince karşı durmaya çalışacağız. Kadın cinayetlerini normalleştirmeyeceğiz. Dayanışmayı büyüterek örgütlülüğü genişleteceğiz. Dertlerimiz ve sorunlarımız ortak. Çözümleyecek taleplerle 8 Marta doğru yürüyoruz” dedi.

    KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDETİN SON BULMASINI İSTİYORUZ

    Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği Başkanı Adile Doğan, “Kreş talebinden, kadına yönelik her türlü şiddetin son bulması için, krizin yükünün krizi çıkaranlara faturalandırılması için meydanlarda olacağız. Savaşa karşı barışa olan hasreti en çok hisseden biz kadınlarız. Çocuklarımızı bize ait olmayan savaşlarda kaybetmek istemiyoruz. Sınır kapılarında yeni yaşam umudu ile türlü zorluklarla mücadele edenler biz kadınlarız. Bu şiarla meydanlarda sesimizi yükselteceğiz” diye konuştu.

    “DAHA ÇOK OLALIM, DAHA GÜÇLÜ DURALIM”

    Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde büyük buluşmalar gerçekleştiren Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği, bu yıl da yoğun katılımlı bir program düzenlemek istiyor. Adile Doğan, “En önemli sorunlarımızdan birinin karşısında duracağız. Kadınlar savaşmak istemiyor. Bu 8 Mart bizim için daha farklı bir önem daha farklı bir anlam taşıyor. Bu korkunç savaşı kabul etmeyeceğiz. Barış talebi ile dayanışmamızı büyüteceğiz. Daha çok olalım, daha güçlü duralım, diyoruz. Tüm kadınları alanlara bekliyoruz. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne tüm kadınları bekliyoruz” dedi.

    Düzgün BULUT/ İSTANBUL

  • HDP’li Kenanoğlu: Tır ve kamyon şoförlerine uygulanan zulümden vazgeçilmeli – VİDEO

    HDP’li Kenanoğlu: Tır ve kamyon şoförlerine uygulanan zulümden vazgeçilmeli – VİDEO

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Tır ve Kamyon şoförlerinin sorunlarını ve taleplerini  Meclis kürsüsünden yaptığı konuşma ile gündeme getirdi. Karayolu Taşımacılığı yapan nakliyecilere getirilmek istenen zorunlu takograf uygulaması, veri tabanına bildirim yükümlüğü ve e-fatura kesilmesi gibi yaptırımların, zaten zor durumda olan sektörün işlerini daha da içinden çıkılmaz hale getireceği üzerinde durarak, bu uygulamaya bir an önce son verilmesi çağrısında bulundu.

    Haberin Videosu

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, HDP Grubu adına mecliste yaptığı konuşmada Tır ve Kamyon şoförlerinin sorunlarına değindi.

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından yayınlanan yönetmelikle dijital takograf zorunluluğu getirdiğini ancak bunun çözüm olmadığını belirtti.

    “KAMYONCULAR BİRÇOK İLDE EYLEMDE”

    Avrupa Birliği standartları ölçü alınarak bu yapıldığı ancak kamyoncuların ise bu konuda verdiği örnekleri paylaşan Kenanoğlu, şöyle devam etti;

    “Bununla ilgili şu an çok yoğun protestolar var, kamyoncular birçok ilde, bölgede eylemler yapıyor. Bir kere, akaryakıt zamları, cezalar ve düşük ücret nedeniyle geçinemez hâlde olduklarını ifade ediyorlar. Örneğin şunu söylüyorlar: Uygulamanın sürücülere günlük dokuz saat verdiğini belirtiliyor. “Avrupa’ya ayak uyduralım diyorsunuz ama Avrupa’daki kamyoncular dokuz saatte 800 kilometre yol gidebiliyorlar, biz, Türkiye’de dokuz saatte 350-400 kilometre ancak yol alabiliyoruz.” diyorlar. Dolayısıyla Avrupa standartlarına uydurma konusundaki kriterle zaten burada ciddi anlamda bir uyuşmazlık söz konusu.

    İkinci bir konu da “Buradan yükü yüklediğimizde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı veri tabanına altı saat içerisinde bildirmemiz gerekiyor. Bunun altyapısı hazır değil, bu fiilen de mümkün değil.” diyorlar. Yine e-fatura uygulaması… Kamyonculara e-fatura kesme zorunluluğu getiriliyor ve kamyoncular diyor ki: “Vallahi biz bu akıllı telefonları, tuşlu telefonları dahi zor kullanıyoruz. Bunu biz nasıl ulaştıracağız, nasıl yapacağız? Yirmi dört saat çalışıyoruz, para kazanamıyoruz, dokuz saatte nasıl para kazanacağız?” diye veryansın ediyorlar ve bu konuyla ilgili olarak da birçok eylem ve etkinlik içerisinde bulunuyorlar.”

    “ÇİFT CEZA UYGULAMASINDAN VAZGEÇİLSİN”

    Kenanoğlu, tır ve kamyoncuların taleplerini ise şöyle sıraladı:

    • Biz kilometre üzerinden gelir elde etmek istiyoruz. K belgesi verirken taban fiyatı uygulanması vardı, hiçbir zaman uygulanmadı, bunun kontrol edilmesini istiyoruz.
    • C2 belgeli araçların yurt içinde çalışmamasını istiyoruz. Vergi, SGK borçlarının düzenlenerek faizsiz olarak taksitlendirilmesini istiyoruz.
    • Akaryakıtta indirim yapılmasını ve çift ceza uygulamasından vazgeçilmesini istiyoruz.
    • Yanlış kantardan dolayı biz ceza yemek istemiyoruz.
    • Nakliye komisyonculuğu yapan firmaların da bizler kadar denetlenmesini istiyoruz.
    • Yemek, yıkama, lastik tamiri, sanayi işçiliği ve benzeri birçok giderlerimiz var ancak gider olarak gözükmüyor, gider olarak gözükmesini istiyoruz.
    • Yollarda tesis yetersizliğinden dolayı süre uzuyor ve dağ başlarında dinlenmek zorunda kalıyoruz, yeterli dinlenme tesisi istiyoruz.
    • Avrupa standartları belgesi isteyenlerden aynı standartlarla ücret istiyoruz.

    HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, tır ve kamyon şoförlerine uygulanan bu zulümden vazgeçilmesi çağrısında bulunarak konuşmasını tamamladı. (HABER MERKEZİ)

  • Emekçiler Gündoğdu’dan seslendi: Saraya değil emekçiye bütçe – VİDEO

    Emekçiler Gündoğdu’dan seslendi: Saraya değil emekçiye bütçe – VİDEO

    PİRHA- KESK’in “İnsanca Yaşam, Demokratik bir ülke istiyoruz” talebiyle birçok ilde düzenlediği mitinglerin finali İzmir’de binlerce emekçinin katılımıyla gerçekleşti. Gündoğdu Meydanı’ndan seslenen emekçiler, saray değil emekçiye bütçe istedi. 

    Cumhuriyet Meydanı’na toplanan emekçiler, ‘Halk için bütçe’, ‘Savaşa değil emekçiye bütçe’ ‘Savaşa hayır, barış hemen şimdi’ sloganları ile Gündoğdu Meydanı’na doğru yürüdü. Katılım gösteren kurumlar arasında Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’na (KESK) bağlı Kütahya, Aydın, Manisa, Balıkesir ve Denizli Ege bölge şubeleri, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Maden İş, Emekli Sen, Haber Sen, Tarım Orkam Sen, Yapı Yol Sen gibi pek çok sendika üyesi katıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü ve Eş başkanları, İzmir Milletvekili Serpil Kemal, Emek Partisi (EMEP) İzmir İl Örgütü, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) İzmir İl Örgütü, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sol Parti ve Toplumsal Özgürlük Partisi İzmir İl Örgütü gibi pek çok siyasi parti de miting alanında yer aldı.

    Sendikaların pankartlarına ‘Halk için Bütçe’, ‘Saraya Değil Emekçiye Bütçe’, ‘Vergide Adalet İstiyoruz’, ‘Krizi Biz Çıkarmadık, bedelini biz ödemeyeceğiz’ gibi talepler yansırken, kanun hükmünde kararnamelerle ihraç edilen emekçiler de ‘Geri Döneceğiz’ talepleriyle alanda yer aldı.

    Mitingin açılış konuşmasını Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç yaptı. Kılıç, konuşmasında, “Kuyucaklı Yusuf’un, Börklüce Mustafa’nın, Torlak Kemal’in yoldaşları, zalime, zulme karşı efe, işgale karşı eşkıya, gericiliğe karşı bilimin ışığı olanlar, demokrasi beşiği bu topraklarda direniş mayası ile yoğrulanlar, ülkemin güzel insanları hoş geldiniz, sefa Getirdiniz” diyerek emekçilerin insanca yaşam talebiyle bir araya geldiğini belirtti.

    “DÖNEMİN YEZİTLERİ KÖLE GÖRÜYOR BİZİ”

    “Bu dönemin Yezitleri, Dehakları kendilerini devletin sahibi, bizleri de köle olarak görüyor” diyen Kılıç, iktidarın hak hukuk dinlemeden pek çok alanda keyfi uygulamalar yaşattığını belirtti. Anayasanın tamamen ortadan kaldırıldığını vurgulan Kılıç, “Aşiret devletine döndük. Askeri vesayet diyorlardı, şimdi en alasından kendi vesayetlerini kurdular. Kendilerinden olmayana bir tas suyu, bir lokma ekmeği dahi çok görüyorlar” dedi.

    “TALEPLERİMİZ ONLARIN İNSAFINA KALMAZ”

    Kılıç, emekçilerin kimseden hakkı olmayan bir şeyi talep etmediğini vurgu yaparak , “Taleplerimiz de ne onların insafına kalmış ne de mülkiyetlerinde olan şeylerdir. Vergimizi veriyor muyuz? Veriyoruz! Dolaylı vergilerde dünyada rekor düzeyde anında ödüyor muyuz? Ödüyoruz! Dünyanın en pahalı benzinini biz alıyor muyuz? Alıyoruz! Askerlik vakti gelince marş marş deyip alıp götürüyor musun? Götürüyorsun! Geçmediğimiz yolun, tünelin, köprünün parasını bile alıyor musun? Alıyorsun!” diye konuştu.

    “KHK’LAR BİTENE KADAR ALANLARDA OLACAĞIZ”

    Binlerce emekçinin işinden edilmesine neden olan KHK’lere de değinen Kılıç, “15-20 sene okuyup türlü türlü sınavlardan, güvenlik soruşturmalarından, arşiv araştırmalarından, bin bir badireden sonra girdiğimiz işten bir satırlık yazıyla ihraç edildik. Sonra da dalga geçercesine üyelerini kendilerinin atadıkları komisyondan adalet beklememizi istediler. Ne sizden merhamet bekliyoruz, ne de talimatınızla işleyen organlardan bir beklentimiz, bir talebimiz var. Bizler “hak verilmez alınır” diyen bir geleneğin içinden gelenleriz. Bizler, “Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.” diyen Nazım Hikmet’in yoldaşlarıyız. Bizler, İkram Mihyazların, Necati Aydınların, Zübeyr Akkoçların, Aziz Yuralların hevalleriyiz. 130 haftadır alanlardayız. Tek bir KESK’li dahi dışarıda kalmayıncaya kadar gerekirse bir 130 hafta, bir 130 hafta daha alanlarda oluruz” ifadelerini kullandı.

    Kılıç, konuşmasını “Haksızlığa, zulme, adaletsizliğe, yolsuzluğa ve yoksulluğa, krize, güvencesizliğe, zamlara, keyfiliğe, kadın kırımına, çocuklara yönelik istismara, gericiliğe, emeklileri devlete yük gören köhnemiş yalaka zihniyete isyanımız her gün biraz daha büyüyor. Büyüyor içimizdeki yangın. Büyüyor direnişimiz. Gelin bu direniş ateşini hep birlikte harlandıralım. Gelin kendilerini vazgeçilmez, zulümlerini bitimsiz zannedenlere hep birlikte bir dur diyelim” sözleriyle sonlandırdı.

    “GELECEĞE UMUTLARIMIZI KARARTMAK İSTİYORLAR”

    Kılıç’ın ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, Türkiye’nin adım adım ekonomik, siyasal, toplumsal bunalıma içine itildiğine dikkat çekti.

    “Bir avuç mutlu azınlığın dışında kalan herkesin, hepimizin geleceğe ilişkin umutları karartılmak isteniyor” diyen Gezen, AKP ekonomi politik tercihlerinin ülkeyi her gün biraz daha fazla uçuruma sürüklediğini ifade etti. Gezen, “Yeni yıla yine rekor kıran işsizlik oranlarıyla, yüksek enflasyonla, hayat pahalılığıyla girdik. Ülkemizi uluslararası mali sermayenin yağmasına açanlar, ucuz iş gücü cenneti yaratanlar emekçiler için ise cehennemin taşlarını döşediler” diye belirtti.

    “ÇARŞI PAZAR EL YAKIYOR”

    Gezen, KHK’larla on binlerce kamu emekçisinin işinden, ekmeğinden edildiğini hatırlatarak, “Ağaç kökü yesinler dedikleri KHK’lilerin seyahat, eğitim hakkını gasp ettiler, banka hesabı açmayı dahi yasakladılar. Seçme ve seçilme hakları gasp edildi, halkın iradesini yok sayarak atadıkları kayyumlar eliyle emekçiler işlerinden edildi” dedi.

    Borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı ekonomik modelin çöktüğünü vurgulayan Gezen, krizin faturasını emekçilerin ve halkların sırtına yıkılmak istendiğini belirtti. Gezen sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Son bir yıl içinde elektriğe yüzde 45, doğalgaza yüzde 44, peynir, süt, yoğurt gibi süt ürünlerine yüzde 35, çaya yüzde 32, köprü geçiş ücretlerine yüzde 47, toplu taşıma ve ulaşıma, tütün ürünlerine ve bebek mamasına yüzde 40, bebek bezine yüzde 35, akaryakıta yüzde 22 zam yapıldı. Son iki yıl içinde ise elektriğe yapılan zam oranı yüzde 75’i, doğalgaza yapılan zam oranı ise yüzde 65’i geçti. Yılın daha ilk haftasında Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim Köprülerinin geçiş ücretlerine yüzde 14 zam yapıldı. İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere büyük şehirlerde ekmeğin fiyatı son sekiz ayda yüzde 50 zamlandı. Çarşı, pazar el yakıyor.”

    Emekçilerin ücretlerinden kesilen vergilerle oluşturulan bütçeden iktidarın 2020 vergi adaletsizliğini derinleştirmeye devam ettiğini belirten Gezen, “Bizim yarattığımız kaynakları, ihtiyaçlarımızı ve taleplerimizi karşılamak yerine vergi afları, alınmaktan vazgeçilen vergi tutarları ve teşviklerle sermayedarlara peşkeş çekiyor. Güvenlik ve savunma sanayi harcamaları adı altında silahlanmaya, savaş politikalarına aktarıyor. Yatırım yok, üretim yok, istihdam, iş güvencesi yok, insanca yaşanacak bir ücret yok. Toplumsal cinsiyet eşitliği körü bu bütçede bir tek bu bütçeyi oluşturanlara pay yok” dedi.

    “AKP TALEPLERİMİZİN ÜSTÜNÜ ÖRTMEK İÇİN SAVAŞA SARILIYOR”

    AKP artık ülkeyi yönetemediğinin altını çizen Gezen, ekonomik, toplumsal, siyasal krizini aşmak için ise baskı, şiddet ve savaş politikalarına başvurmaktan çekinmediğini vurguladı. AKP’nin Yeni Osmanlıcılık hayalleriyle girdiği Ortadoğu’da paylaşım savaşlarından pay kapmak, içeride ise kendi ömrünü uzatıp emekçilerin asıl gündemini perdelemek için Libya tezkeresine sarıldığını ifade eden Gezen, “Milliyetçi, gerici, şoven politikalarla bizleri birbirimizin düşmanı haline getirerek bu ülkenin asıl gündemini, işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği, geçim derdini, hayat pahalılığını, KHKleri, hukuksuzlukları konuşulamaz hale getirmeye çalışıyor” şeklinde konuştu.

    Emekçilerden alınan kaynaklarla yandaşa sermayeye, savaşa aktarılmasına dayalı, istihdam ve üretim yaratmayan, toplumsal cinsiyet körü bu bütçeyi kabul etmeyeceklerini vurgulayan Gezen, taleplerini şu şekilde sıraladı;

    • Kriz bahanesi ile yaşanan işten çıkarmalara, ücretsiz izinlere
    • İş güvencemizi ortadan kaldırmayı hedefleyen her türlü güvencesiz istihdam uygulamasına son verilmesini istiyoruz.
    • Kadınların sürekli ve güvenceli işlerde istihdam edilmesinin önündeki tüm engellerin kaldırılmasını,
    • Kamuya alımlarda eşitsizliği artıran, torpilin, kayırmanın, kadrolaşmanın önünü açan mülakat, sözlü sınav, güvenlik araştırması ve arşiv kaydı uygulamasına son verilmesini istiyoruz.
    • Elektrik, doğalgaz, su, akaryakıt, ekmek, toplu taşıma gibi temel ihtiyaçlara yapılan zamlar geri alınmalı.
    • Tüm emekçilerin ücretlerinin insanca yaşanacak bir seviyeye çekilmesi için ek zam yapılmalı.
    • Hem kamu emekçilerinin hem işçilerin TÜİK’in resmi hedeflenen enflasyon rakamlarını temel alan toplu sözleşmeleri hükmünü çoktan hükmünü yitirmiştir. Bu toplu sözleşmeler derhal yenilenmeli, maaşlarımızda-ücretlerimizde yaşanan gerçek enflasyon oranında, satın alma gücümüzdeki azalma ve ekonomik büyüme oranları dikkate alınarak artış yapılmalıdır.
    • Demokrasiyi yok eden tüm uygulamalara, hukuksuzluklara, kayyumlara son verilmeli, halkın iradesi tanınmalı.
    • KHK ile ihraç edilenler tüm haklarıyla iade edilmelidir.
    • Kar, faiz ve servet gelirlerine tanınan ayrıcalıklar kaldırılmalı.
    • Asgari ücret vergi dışı bırakılmalı.
    • Temel tüketim maddelerinden alınan KDV sıfırlanmalı, birinci vergi dilimi %15 ten % 10’a düşürülerek, yoksulluk sınırına kadar olan maaşlar-ücretler birinci vergi diliminde sabitlenmelidir.
    • Kamu kaynaklarının kimlerden toplanacağına, hangi ihtiyaçlar için harcanacağına halkın, sendikaların, demokratik kitle örgütlerinin katılımıyla karar verilmeli; süreç açık, şeffaf yürütülmeli ve denetlenebilir olmalı.
    • Toplumsal cinsiyet eşitliği hayatın her alanında olduğu gibi yarattığımız kaynakların harcanmasında esas alınmalı.
    • Özelleştirme soygununa, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılmasına, yağma ve talana son verilmeli, temel kamusal hizmetlerin herkes tarafından eşit, ulaşılabilir, nitelikli bir şekilde sunulmasına öncelik verilmeli, savunma ve güvenliğin daha fazla silahlanmaktan değil, demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işletilmesinden, adaletin tesisinden geçtiği gerçeğinden hareketle kaynaklarımız barış ve demokrasi için kullanılmalıdır. PİRHA/İZMİR

  • Yüksel: Kamu ve işçi sendikaları sınıfta kalmıştır

    Yüksel: Kamu ve işçi sendikaları sınıfta kalmıştır

    PİRHA- KESK Adana Şubeler Platformu dönem sözcüsü Muzaffer Yüksel, enflasyon ve asgari ücret rakamlarının gerçeği yansıtmadığını belirterek “Hükümet her şey den önce zamları geri almalı. alamıyorsa işçilere, emeklilere, kamu emekçilerine gerçek enflasyon farklarını ödemeli, dövizden ve enflasyondan kaynaklı kayıplarını karşılamalıdır” dedi.

    KESK’in kongre sürecine de değinen Yüksel “KESK ülkenin sorunlarını çözecek programlar yapacaktır” diye belirtti.

    KESK Adana şubeler platformu dönem sözcüsü ve aynı zamanda Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri sendikası (SES) Adana şube eş başkanı Muzaffer Yüksel, PİRHA’ya konuştu.

    “DİSK, HAK-İŞ TÜRK – İŞ VE MEMUR-SEN MÜCADELEDE SINIFTA KALMIŞTIR”

    Yüksel, enflasyon ve asgari ücret rakamlarının açıklandığını ve Bakan Selçuk’un da “işçimizi enflasyona ezdirmedik” diyebildiği bir yerde, “Ya bu hesapta bir yanlışlık var yada biz hesap yapamıyoruz” diyerek şunları söyledi;

    “Elektriğe %70, doğal gaza %60 üzerin de zam yapılmış, yeni yılda ekmek %25 zamlanmış, yıllık ev kiralarını artırımı %10 dan  %15’e çıkarılmış, gıda fiyatları artmış. Bu durum da nasıl oluyor da 2019 yılı enflasyon oranı %11.84 olabiliyor. Bilindiği gibi Türk-İş kamu işçileri ile yaptığı sözleşme 2020 yılı için %3 + %3 zam aldı. Kamu emekçileri adına Memur-Sen 2020 yılı için %4+%4 zam aldı. Sanki emekçi ve işçilerle dalga geçer gibi sokak enflasyonu %40’ların üzerinde iken ve iktidar vergilere %22.58 zam yapmasına rağmen asgari ücrete hükümet TİSK’in yanında yer alarak asgari ücrete %15.03 zam yaptı.  Bu sonuçlar kabul edilemezdi. İşçi sendikaları DİSK, HAK-İŞ TÜRK – İŞ mücadelede sınıfta kalmıştır. Aynı durumu kamu emekçileri sendikaları için de söyleyebiliriz.”

    “KAMU EMEKÇİLERİNE,  GERÇEK ENFLASYON FARKLARINI ÖDEMELİDİR”

    Ülkede uygulan asgari ücretin insanca yaşayacak bir ücret olmadığını ifade eden Yüksel, şunları belirtti;

    “Bunu değiştirmek lazım. Gerçek enflasyon oranında zam yapılmalı. Asgari ücret açlık sınırının altında kalmıştır.  Asgari ücretten vergi almayarak biraz olsun rahatlatılabilir. Asgari ücret en az yoksulluk sınırının yarısının üzerin de olmalıdır. Hükümet her şey den önce zamları geri almalı, alamıyorsa işçilere,  emeklilere, kamu emekçilerine,  gerçek enflasyon farklarını ödemeli dövizden ve enflasyondan kaynaklı kayıplarını karşılamalıdır. Sağlık, eğitim, ücretsiz ulaşılabilir, eşit, nitelikli ve  kamusal sunulmalı, toplumsal barış sağlanmalı, vergi  gelire  göre alınmalı, asgari ücretten vergi alınmamalı, yoksulluk sınırına kadar gelirden de %10 vergi alınmalı,  özelleştirmeler durdurulmalı, kamulaştırma yapılmalıdır.”

    “Ülkemiz de işsizlik artmakta genç nüfusta %20’lerin üzerin de kadın işsiz daha fazla kalifiye beyin göçleri artmakta ekonomik sorunlardan intiharlar olmakta” diyen Yüksel, bu tablonun ortadan kalkması için de “istihdamlar iş alanları yaratılmalı, işsizlik olmamalı, işten çıkarmalara son verilmeli, işsizlik fonu yalnız işçilere kullandırılmalı, insanca yaşayacak bir ücret ve herkese iş, adalet, hukuk sağlanmalıdır. Sendikaların birincil görevinin de bu saydığım tablonun ortadan kaldırmasını sağlamak için hükümete baskı yapmalı, işverenle zaman oyalamak yerine işçilerin hakkını aramalıdır” dedi.

    “ÖNCELİKLE BARIŞI SAĞLAMALI VE DEMOKRATİK TÜRKİYE OLUŞTURMALIYIZ”

    KESK’e bağlı sendikalarının şube seçimlerinin yakın zamanda olacağını belirten Yüksel, şunları vurguladı;

    “Kongrelerimizde geçmiş üç yılımızı değerlendirip gelecek dönem için programlarımızı yapacağız. Öncelikle barışı sağlamak, demokratik Türkiye oluşturmak, haksız ve hukuksuzca OHAL ile ihraç edilen üyelerimizin hemen göreve başlatılması, EYT’lilerin haklarının iade edilmesi, ayrıca yıpranma payı, 3600 ek gösterge kamu da şiddet ve kamu emekçilerinin ekonomik ve özlük gibi sorunlarımızı çözmeli, bunun yollarını bulmalıyız. KESK seçimlere giderek delegelerden MYK’ye kadar seçecek ve her kademe de üyelerinin fikirlerini alacak kongrelerinde tartışacak. Sorunlarını çözecek programlar yapacak.”

    PİRHA/ADANA

  • KESK Mersin Dönem Sözcüsü: Sendikalar toplumun umudu olmalı

    KESK Mersin Dönem Sözcüsü: Sendikalar toplumun umudu olmalı

    PİRHA- Türkiye’nin geldiği ekonomik durumu “Elektriğe, doğal gaza, tüketim maddelerine yüzde 50 zam yapıp enflasyonu düşürdüm demek halkın aklı ile dalga geçmektir” diye değerlendiren KESK Mersin dönem sözcüsü Yılmaz Bozkurt, “KESK’in içinde bulunduğu kongre sürecini özeleştiri toplantıları olarak görmek gerekiyor” dedi. 

    Türkiye’de ekonomik kriz gittikçe derinleşiyor. Bazı ekonomistler ekonomik krizin artık kronikleştiğine dikkat çekerken, hükümet kanadından tablo toz pembe gösteriliyor. Diğer tarafta ise sendikaların bu süreçte pasif kalması da toplum tarafından eleştiriliyor.

    Tüm bu gelişmeleri ve ortaya çıkan tabloyu PİRHA’a olarak KESK Mersin dönem sözcüsü ve aynı zamanda SES Mersin Şube Eş Başkanı Yılmaz Bozkurt’a sorduk.

    “HÜKÜMET YANDAŞI ZENGİN ETME ANLAYIŞINDAN VAZGEÇMELİ

    TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarını ve asgari ücretini nasıl değerlendirdiğini sorduğumuz KESK Mersin dönem sözcüsü ve aynı zamanda SES Mersin Şube Eş Başkanı olan Yılmaz Bozkurt, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2019 yılına dair açıkladığı rakamların halkın yaşamındaki enflasyon rakamlarıyla örtüşmediğini söyleyerek şunları belirtti:

    “Elektriğe, doğal gaza, tüketim maddelerine yüzde 50 zam yapıp enflasyonu düşürdüm demek halkın aklı ile dalga geçmektir. Halktan alınan vergiler yüzde 20’nin üzerindeyken AKP iktidarı enflasyon ile mücadele ediyorum demesi inandırıcılıklarının bittiğini göstermektedir. Asgari ücret 2020 yılında geçerli olmak üzere 2.324 TL olarak belirlendi. Günde 10 TL işçilere zam yapmak kabul edilecek bir durum değil. Burada bir yandan AKP iktidarını sorgularken bir yandan da Türk-İş’i sorgulamak gerekiyor. Üç konfederasyonun, Türk İş, Disk ve Hak İş’in bir araya gelmesini önemsedim ama asgari ücret açıklandıktan sonra birlikte hiç bir eylem ve tavır koymamalarını da yadırgadım. Asgari ücretin belirlenmesi sürecinde emekçilerin ortak eylemlilikler içerisinde olması gerekirdi. İşçi sınıfı grev silahını AKP ye hissettirmeliydi. Ülkede ekonomik ve siyasi kriz (yönetememe) var. Ekonomik krizden kurtulmanın yolu tarım ve hayvancılık başta olmak üzere üretim ekonomisine yönelmek gerekiyor. Her şeyin ithal edildiği bir ortamda ekonomik krizden kurtulmak mümkün değil. Bu ülkenin planı ve programı yok. Eğitim, sağlık başta olmak üzere uzun süreli kalkınma programları hazırlanmalı. Yandaş zengin etme anlayışından acilen vazgeçilmeli. Acil olan işsizlik sorununu çözmek gerekiyor.”

    “KESK BÜTÜN KAMU EMEKÇİLERİNİN SENDİKASI OLMAK İÇİN MÜCADELE YÜRÜTECEKTİR”

    KESK’in kongre hazırlarına da değine Bozkurt, KESK’e bağlı sendikaların şubeleri Ocak, Şubat ve Mart aylarında genel merkezler Nisan, Mayıs aylarında KESK’te Ağustos ayında genel kurullarını yapacaklarını ifade ederek şunları söyledi:

    “Genel kurullar 3 yıl boyunca yapılan çalışmaların değerlendirildiği, eylem ve etkinliklerin sorgulandığı aslında örgütün kendi muhasebesini yaptığı, özeleştiri verdiği toplantılardır. Geçmiş sürece baktığımızda hem işçi sendikaları hem de kamu emekçileri sendikaları açısından ciddi sorunlar var. Bu genel kurullar sürecinde sorunların tespiti ve çözüm yollarının da tartışmamız gerekiyor. KESK 2020 yılında bütün kamu emekçilerinin sendikası olmak için mücadele yürütecektir. Aynı zamanda bu işin topyekûn çözümü gerçek bir halk örgütlülüğüden geçiyor. Birleşik bir mücadele ile yani işçiler, kamu emekçileri, esnaf, kadınlar, gençler, işsizler biraya gelip mücadele etmeliyiz. İşte örnek İstanbul üniversitesi yemek ücretleri arttırıldı. Gençler birlikte mücadele ettiler bedel ödediler ve kazandılar. Mücadele ederek kazanımlarımızı koruyabilir ve demokratik bir Türkiye yaratabiliriz.”

    Diren KESER/MERSİN

     

  • KESK Mersin Dönem Sözcüsü Bozkurt: İnsanca Yaşamak İstiyoruz

    KESK Mersin Dönem Sözcüsü Bozkurt: İnsanca Yaşamak İstiyoruz

    PİRHA-KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Yılmaz Bozkurt, 21 Aralık’ta saat 15.00’de Cumhuriyet Meydanı’nda yapacakları mitinge katılım çağrısı yaparak”İnsanca yaşamak istiyoruz diyen herkesi mitinge bekliyoruz” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) 21 Aralık’ta Mersin Tevfik Sırrı Gür Stadı Meydanı’nda “İnsanca Yaşamak İstiyoruz” mitingi düzenleyecek. Bölge illerinden katılımın olacağı mitinge kamu emekçileri Mersin’de bildiri dağıtarak katılım çağrısı yaptı.

    Mitinge dair açıklamalarda bulunan KESK Mersin Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Yılmaz Bozkurt, 21 Aralık’ta saat 14.00’te Cumhuriyet Meydanı’ndan, Tevfik Sırrı Gür Stadı Meydanı’nda yürüneceğini ve 15.00’da ise mitingin olacağını belirtti.

    Demokratik, laik, özgürlükçü, eşit ve bir arada kardeşçe yaşamak isteyenleri mitinge davet eden Bozkurt, “KESK olarak, bütçe hakları ellerinden alınan, krizin faturası üzerlerine yıkılmak istenen, antidemokratik uygulamalardan nasibini alan emek ve demokrasi güçleriyle, zamlara, yoksulluğa, yolsuzluğa karşı bir araya gelip sesimizi yükseltelim” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • KESK Eş Başkanı Bozgeyik: Yoksulluğa karşı 8 Aralık’ta alanlarda olalım-VİDEO

    KESK Eş Başkanı Bozgeyik: Yoksulluğa karşı 8 Aralık’ta alanlarda olalım-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Emek ve Demokrasi Güçleri,  krize, yoksulluğa karşı 8 Aralık Pazar günü miting gerçekleştirecek. Mitinge katılım çağrısı yapan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, asgari ücret görüşmelerine değinerek, “Bu yıl, yoksulluk sınırı üzerinden bir ücret yapılandırılması gerekiyor” dedi. 

    Haberin videosu

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) İstanbul Şubeler Platformu, 8 Aralık’ta Bakırköy’de düzenleyecekleri mitinge ilişkin Taksim’de bulunan Makine Mühendisleri Odası Lokali’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Meclis’te kabul edilen 2020 yılı bütçesinin önceki yıl bütçesinden farklı olmadığını belirterek, vergilerin büyük oranda askeri harcamalara ayrıldığını söyledi.

    “AÇLIĞA DOĞRU GİDİYORUZ”

    Toplumun ekonomik krizle boğuştuğunu ifade eden Bozgeyik, “OHAL koşullarında toplu sözleşme görüşmeleri yaşandı. Bu yıl için ön görülen zam artışlarına baktığımızda yüzde 8 gibi bir rakamla karşı karşıyayız. Günlük yaşamda, çarşıda, pazarda karşılaştığımız enflasyon yüzde 30’a dayanmıştır. Son 3 yıldır açlığa doğru gidiyoruz” dedi.

    “BU YIL YOKSULLUK SINIRI ÜZERİNDEN ÜCRET YAPILANDIRMASI GEREKİR”

    Asgari ücret görüşmelerine değinen Bozgeyik, “10 milyondan fazla insan asgari ücretle geçiniyor. Asgari ücretin tespit edilme süreçlerinde sadece Türk-İş’in değil, diğer sendikaların da bu sürece dahil edilmesi gerekiyor. Bu yıl, yoksulluk sınırı üzerinden bir ücret yapılandırılması gerekiyor” diye konuştu.

    “KRİZİ AŞMAK İÇİN SAVAŞ ÇIKARTILIYOR”

    17 yıllık AKP iktidarı boyunca yoksul ile zengin arasında var olan farkın 9 kat arttığını dile getiren Bozgeyik, “AKP yeni bir şey icat etti, ‘yeniden değerlendirme oranı.’ Bunun adı yeni zamlardır. Ocak ayından itibaren tüm tüketim maddelerinde yeniden bir artışla karşı karşıyayız. Bütçeler oluşturulurken kamu yararı esas alınmıyor. Ekonomik ve yönetememe kriziyle savaş politikalarını değerlendirildiğinde, krizi aşmak için lokal bölgesel savaşlar çıkartılıyor” şeklinde konuştu.

    Son olarak Bozgeyik, 2020 bütçesine ilişkin taleplerini dile getirmek için 8 Aralık’ta Bakırköy’de gerçekleştirilecek mitinge katılım çağrısında bulundu.

  • Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı

    Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı

    DİSK İlerici Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve Sosyalist Vatan Partisi MYK üyesi Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı. Anmada yapılan konuşmalarda sermayenin sonunu işçi sınıfının getireceği vurgulandı. 

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) İlerici Deri İş Sendikası Genel Başkanı ve Sosyalist Vatan Partisi MYK üyesi Kenan Budak katledilişinin 38. yılında anıldı.

    Zeytinburnu Silivrikapı Mezarlığı’nda öncelikle DİSK tarafından yapılan anmada konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu “Emeğin Türkiye’sini kuracak güç Türkiye işçi sınıfıdır” dedi.

    SODAP anması ise Kenan Budak şahsında devrim mücadelesinde yaşamını yitirenler adına saygı duruşu ile başladı ve direniş andı okundu.

    İlk konuşmayı SODAP temsilcisi Mert Büyükkarabacak yaptı: Karabacak, “Bir işçi sınıfının neferi olarak, bir emekçi olarak büyük fedakarlıklara imza atarak, büyük bir korkusuzlukla mücadele etti ve hiç kimsenin önünde diz çökmeden, hiç kimseden aman dilemeden bunun bedelini de ödedi. Eğer ki biz bugün yeniden işçi sınıfının sesini, ezilenlerin sesini bu ülkede taraf olarak inşa edeceksek kendi safımız belli olacak şekilde demokrasi mücadelesini yürütürüz. Kimse bizim devrimci önderimiz olan Kenan Budak’ı sıradan bir demokrat olarak lanse etmeye kalkmasın. Kenan Budak’ın anıları çok daha büyüktür.” diye konuştu.

    Daha sonra söz alan HDP Milletvekili Serpil Kemalbay konuşmasında “Sınıf eksenli mücadelenin görünürlüğünü ortaya koymak ve onun öncülüğünü yapabilmemiz için Kenan Budak ve Dr. Hikmet Kıvılcımlı yolumuzu aydınlatıyor.” dedi.

    Son olarak DİSK Dev Turizm İşçileri Sendikası Marmara Şube Başkanı Turgay Özdemir konuşmasında “Sermaye ecelinin işçi sınıfının elinden olacağını gayet iyi biliyor. Ama nasıl bir işçi sınıfının elinden olacak? Kenan Budak’ın yarattığı değerler ve yürüttüğü yoldan yürüyenlerin varlığıyla yok olacaktır.” ifadelerini kullandı.

    Kaynak: Karşı Mahalle

  • KESK, TİS sürecine hazır: Kabustan uyanmak hepimizin elinde-VİDEO

    KESK, TİS sürecine hazır: Kabustan uyanmak hepimizin elinde-VİDEO

    PİRHA – KESK, 2020-2021 Toplu İş Sözleşmesi (TİS) taleplerini kamuoyu ile paylaştı. Yapılan açıklamada “Talebimiz; İnsanca yaşam, güvenceli iş ve güvenli gelecektir” denildi.

    Üye sayısı en çok olan üç konfederasyonun toplu sözleşme tekliflerini en geç yarın mesai bitimine kadar Devlet Personel Başkanlığı’na (DPB) vermesi gerekiyor.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), MYK üyelerinin katılımıyla Ankara’da yaptığı basın toplantısında 2020-2021 TİS taleplerini kamuoyu ile paylaştı.

    KESK Eş Genel Başkanı Aysun Gezen, “2020 -2021 V. dönem toplu sözleşme taleplerimizin başında insanca yaşam, güvenceli iş, güvenli gelecek bulunuyor” dedi.

    “İNSANCA YAŞAMAYA YETECEK ÜCRET İSTİYORUZ”

    Gezen, 3 milyon kamu emekçisini ve 2 milyon kamu emekçisi emeklisini yakından ilgilendiren TİS sürecine dair “Ne yazık ki 5 milyon kamu emekçisi ve emeklisi 1 Ağustos’ta başlayacak toplu sözleşme görüşmelerini artan sorunlarla karşılıyor” diyerek şunları aktardı:

    “Bugüne kadar dört defa kurulan masadan, insanca yaşamaya yetecek bir ücretten güvencesiz, sözleşmeli istihdama son verilmesine, gelir vergisi adaletsizliğinin ve ek gösterge adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasından ek ödemelerin emekli aylıklarına yansıtılmasına kadar hiçbir temel sorunumuz çözülmemiştir. Üstelik iki yıllık OHAL dönemi ve yaklaşık bir yıldır daha da görünür hale gelen ekonomik kriz mevcut sorunlarımızı daha da ağırlaştırmıştır.”

    “İNSANCA YAŞAM, GÜVENCELİ İŞ VE GÜVENLİ GELECEK”

    Gezen, kamu emekçilerinin taleplerinin aslında iki temel başlıkta toplandığını belirterek “Kamu emekçileri ve emeklileri öncelikle bugüne kadar ellerinden alınanları geri istiyor. Bugüne kadar hep ertelenen, fazlası ile hak ettikleri insanca yaşam, güvenceli iş ve güvenli gelecek için haklarının garanti altına alınmasını istiyor” dedi.

    Gezen, tekliflerinin beş ana başlıktan oluştuğunu söyleyerek şu talepleri sıraladı:

    -Halktan yana bir kamu hizmeti

    -Güvenceli istihdam, güvenli gelecek

    -Demokratik, adil bir çalışma yaşamı

    -İnsanca yaşamaya yetecek bir ücret

    -Gerçek bir toplu pazarlık hakkı

    “OHAL İŞLEMLERİ İNCELEME KOMİSYONU OYALAMA ARACINA DÖNÜŞTÜ”

    Kamu emekçileri olarak yaşadıkları en temel sorunlardan birisinin de ‘iş güvencesinin OHAL süreci ile birlikte kullanılamaz hale getirilmesi’ olduğunu söyleyen Gezen şunları dile getirdi:

    “Konfederasyonumuza bağlı sendikalarımızın yönetici ve üyesi toplam 4 bin 570 kamu emekçisi sorgusuz-sualsiz,  hukuksuz ve keyfi olarak işinden ekmeğinden edilmiştir. OHAL’in ilanından yaklaşık altı ay sonra kurulan, çalışmalarına ise OHAL ilanından yaklaşık bir yıl sonra başlayabilen ‘OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’ bir oyalama aracına dönüşmüştür.

    Biz KESK olarak, güvenceli istihdam, güvenli gelecek için

    • Hukuksuz ve keyfi olarak OHAL-KHK’leri ile işinden, ekmeğinden edilen kamu emekçilerinin görevlerine iade edilmesini,
    • İş güvencemizi fiilen kullanılamaz hale getiren tüm düzenlemelerin kaldırılmasını,
    • Sözleşmeli, taşeron, ücretli, vekil gibi hür türlü güvencesiz istihdama son verilmesini, tüm kamu emekçilerinin güvenceli-kadrolu istihdam edilmesini,
    • Performans, esnek çalışma gibi kamu hizmetlerinde niteliği düşüren, kamu emekçilerini birbirinin rakibi haline getiren uygulamalara son verilmesini,
    • Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin öğrenim durumlarına göre diğer hizmet sınıflarına sınavsız atanmalarını,
    • Ayrımsız tüm çalışanları kapsayan, meslek hastalıklarının tanımlandığı yeni bir İşçi Sağlığı ve Güvenliği Yasasının hayata geçirilmesini,
    • 0-6 yaş grubundaki çocuklarımız için tüm kamu kurumlarında bir an önce ücretsiz kreşlerin açılmasını istiyoruz.

    Arıca;

    • Tüm kamu emekçilerine Türkiye genelinde kamu ulaşım araçlarından faydalanacağı ücretsiz aylık abonman kartı verilmesini,
    • Tüm kamu emekçilerine yılda iki kez brüt asgari ücret tutarında ikramiye verilmesini,
    • Göreve ilk başlayan kamu emekçilerine iki maaş tutarında ‘Hoş Geldin İkramiyesi’ verilmesini,
    • Ücretsiz kamu kreşleri açılıncaya kadar 0-6 yaş arasındaki her çocuk için 750 TL tutarında kreş yardımı verilmesini,
    • Bugün mevcut bütçe cetveli uyarınca kamu emekçilerine çalıştıkları her fazla saat için 2,13 TL tutarında fazla çalışma ücreti (fazla mesai ücreti) ödenmektedir. Eve dönüş minibüs parasını bile karşılamaya yetmeyen söz konusu tutarın kamu emekçisinin maaşının aylık çalışma saati olan 140’a bölünmesi sureti ile bulunan tutara çıkarılmasını,
    • Asgari ücretin vergi dışı bırakılmasını, maaşlarımızın asgari ücret tutarını aşan kısmı için gelir vergisinin ilk dilim oranın uygulanmasını,
    • Lisans ve ön lisans mezunu tüm kamu emekçilerinin ek göstergesinin 3600’e çıkarılmasını, bunun dışında kalan tüm kamu emekçilerinin mevcut ek göstergelerinin 800’er puan artırılmasını,
    • Ek gösterge konusunda en mağdur kesim olan Yardımcı Hizmetler Sınıfı personelinin ek gösterge cetveline dahil edilmesini,
    • Tüm ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını,
    • Zorunlu BES kesintisinin kaldırmasını,
    • Mevcut emekli maaşlarının artırılmasını,
    • EYT haksızlığına son verilmesini,
    • Kadın çalışanların 20 hizmet yılı, erkek çalışanların 25 hizmet yılı dolduğunda yazılı talepleri halinde emekli olma hakkı kazanmasını,
    • Kademeli geçişle ilgili yaş hadleri uygulanmamasını, 5510 sayılı kanunda kademeli geçiş süresinin sonundan itibaren öngörülen yaş hadleri yerine kadınlarda 50, erkeklerde 55 yaşın dikkate alınmasını,
    • Ek ödeme adaletsizliğinin ortadan kaldırılmasını, farklı kamu kurumlarında aynı ünvanda çalışan tüm kamu emekçileri arasında ücret eşitliğinin sağlanmasını,
    • 4/C den 4/B ye geçen personelin mevcutta %20 olan ek ödeme tutarının kademeleri temel alınarak %70 ile %105 bandına çekilmesini talep ediyoruz.

    KESK olarak yıllardır verdiğimiz mücadele sonucunda kurulan masanın kamu emekçilerinin ve emeklilerinin haklarının değil, ‘yetkili’ olarak oturanların şahsi çıkarlarını temel alan bir zemine dönüştürülmesine seyirci kalmayacağız.

    • Beş milyon kamu emekçisinin ve kamu emeklisinin ortak ekonomik, sosyal, demokratik, özlük ve mesleki hak ve çıkarlarını temel alan,
    • İktidarın hem işveren olarak tarafı hem hakemi olmadığı,
    • Her sendikanın, konfederasyonun kendi üyeleri adına masaya oturabildiği,
    • Kadın kamu emekçilerinin kendi talepleri ile masada temsil edildiği,
    • Başta ILO sözleşmeleri olmak üzere uluslararası sözleşmelerle, evrensel sendikal hak ve özgürlüklerle uyumlu,
    • Grev hakkı ile tamamlanmış gerçek bir toplu sözleşme talebimiz bu dönemde temel talebimiz olmaya devam edecektir.

    Ancak bu endişelerden kurtulmak, yıllardır süren bu kabustan uyanmak sizin, bizim, hepimizin elinde. Yeter ki hangi sendikanın üyesi olursak olalım hep birlikte haklarımız için omuz omuza verelim.”

    PİRHA/ANKARA

  • İşçilere sendika değiştirme baskısı

    İşçilere sendika değiştirme baskısı

    PİRHA – DİSK Enerji-Sen sendikasına örgütlü Aksa işçilerine işveren tarafından TES-İŞ sendikasına geçme baskısı yapılıyor. Sendika değiştirme baskısına karşı işçiler yaptıkları açıklamayla duruma tepki gösterdi. Kazanılmış haklarının ellerinden alındığını ifade eden işçiler talepleri karşılanmazsa yarın tekrar eylem yapacaklarını dile getirdiler.

    DİSK Enerji-Sen sendikasına örgütlü Aksa işçilerine işveren tarafından TES-İŞ sendikasına geçme baskısı yapılıyor. Sendika değiştirme baskısına karşı işçiler yaptıkları açıklamayla duruma tepki gösterdi. Kazanılmış haklarının ellerinden alındığını ifade eden işçiler talepleri karşılanmazsa yarın tekrar eylem yapacaklarını dile getirdiler. Açıklamaya Emek Partisi (EMEP) İl yönetimi de katılarak destek verdi.

    “HAKLARIMIZ ELİMİZDEN ALINIYOR”

    Açıklamayı yapan  Deniz Mak, “Yıllardır çalıştığımız bu işyerlerinde her geçen gün çalışma koşulları ağırlaşan, az işçi ile çok iş yaptırılmaya zorlanan Aksa işçileriyiz ama aynı zamanda da yaşanan hak ihlallerinin karşında, kazanılmış haklarımızın yasa dışı yollar ile gasp edilmesinin karşısın da emekten ve alın terimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Tüm Dersim halkının ve ülkenin dört bir yanında ki emekçilerin de şahit olduğu 2013 yılında hep birlikte çalışma koşullarımıza karşı kazanmış olduğumuz haklarımız üzerinden geçen altı yılın sonunda, Aksa şirketi tarafından yok sayılarak geri alınmıştır. Buda yetmeyerek sendikalar ve toplu iş sözleşme kanununun 36. Maddeside yok sayarak vardiya tazminatımız, iş kaza riski tazminatımız gibi haklarımızın da yine Aksa şirketi ve sarı sendikalar aracılığı ile kağıt üzerinde oynanan oyunlar ile elimizden alındığını görüyoruz”diye konuştu.

    “KAZANILMIŞ HAKLARIMIZ İÇİN SÖZ VERİLMİŞTİ”

    Hepimiz iyi biliyoruz ki bu kazanılmış haklarımız için Aksa şirketi bizlere söz vermişti diyen Mak,”Çalıştığımız süre içerisinde bütün bu haklar tarafınıza ödenecek denmişti.

    (36. madde 1. Bölüm) Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Toplu iş sözleşmesinde iş sözleşmelerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde ise iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir. 36. madde2. BölümSona eren toplu iş sözleşmesinin iş sözleşmesine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadar iş sözleşmesi olarak devam eder diye belirtilmiştir “dedi.

    “HAKLARIMIZI GERİ ALANA KADAR MÜCADELE EDECEĞİZ”

    “Yapılan kesintiler yasa dışıdır” diyen Mak,”38 günlük yürüttüğümüz direniş yok sayılmıştır. Bizlere verilen sözler unutulmuştur. Yasa kanun tanımayanlara çalışan işçilerin emeğine göz koyanlara karşı asla teslim olmayız. Tüm kazanılmış haklarımızı geri alana kadar da mücadele etmeye devam edeceğiz. Buradan Aksa şirketini uyarıyoruz. Unutmayın ki karşınıza aldığınız işçiler birkaç gün bağırır gider sanıyorsanız yanılıyorsunuz dün bu haklarımızı nasıl kazandıysak bugünde aynı haklarımızı nasıl kazanacağımızı iyi biliyoruz. Haklarımızın geri ödenmesi için sizlere 48 saat süre veriyoruz. Kazanılmış haklarımız ve toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan haklarımız tarafımıza yatırılmadığı taktirde ise Çarşamba günü tekrar burada olacağız. Sendikamızın yöneticileri ile burada olacağız. Dersimin tüm kurumları ile burada olacağız. Tüm seçilmişler ile birlikte burada olacağız ve beş yıl öncesinde nasıl birlikte mücadele edip bu hakları kazandıysak tekrar mücadele ederek haklarımızı sizden tek tek geri alacağız” diye ifade etti.

    Ardından söz alan EMEP GYK üyesi Mustafa Taşkale,”Aksa işçilerinin duygu ve mücadele birliğini 5 yıl önceden biliyoruz. Bu tehditlere boyun eğmeyeceğiz onurlu yaşayacağız, işçi sınıfı onuruna sahip çıkacaktır. İşçi  sınıfının mücadele ruhuna uygun davranacağız kimsenin şüphesi olmasın, hepinize başarılar diliyorum” diyerek desteklerini dile getirdi.

  • “Özerk, katılımcı, şeffaf, yerel yönetim anlayışını savunuyoruz” – VİDEO

    “Özerk, katılımcı, şeffaf, yerel yönetim anlayışını savunuyoruz” – VİDEO

    PİRHA – TÜM BEL-SEN yerel seçimler öncesi tutumunu açıkladı. Belediyelerde yaşanan sorun ve taleplerini kamuoyu ile paylaşan emekçiler, “Seçimlere eşitsiz ve adil olmayan şartlarda giriyoruz” dedi.

    Belediye emekçilerinin Kızılay Sakarya Caddesi’nde yapmak istediği basın açıklamasına emniyet güçleri izin vermedi. Tüm Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) üyeleri, yapılan müzakereler ardından Mithatpaşa Caddesi’ne yönelerek 31 Mart Seçimleri’ne dair açıklama yaptı. Ortak basın metnini 2 Nolu Şube Başkanı Devrim Kahraman okudu.

    Kahraman, “Kendimizi çalıştığımız belediyelerin asli unsurları olarak görüyoruz” diyerek belediye çalışanlarının emeğinin yok sayıldığını ifade etti.

    “BELEDİYELERDE EMEĞİMİZ VAR”

    Devrim Kahraman “Belediyelerde emeğimiz var” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayatımızı buradan kazanıyoruz. En zor koşullarda görev yapıyoruz. Bu nesnel duruma karşın biz emekçilerin görüş ve düşünceleri alınmamakta, adeta bizler yok sayılmaktayız. Belediye başkan adaylarının tüm görsel propaganda malzemelerinde sadece belediye başkanlarının isimleri öne çıkmakta, yapılan hizmetlerde çalışanların emeği de yok sayılmaktadır.”

    “KAMU KAYNAKLARI İKTİDAR PARTİSİNİN HİZMETİNDE”

    31 Mart yerel seçimlerine adil olmayan şartlarda girildiğini belirten Kahraman, tüm kamu kaynaklarının iktidar lehine kullanıldığını söyleyerek şunları dile getirdi:

    “Özellikle TRT ve yandaş medya muhalefeti görmezden gelmekte, siyasi iktidar kendisine oy vermeyecek seçmenleri ötekileştirmekte, yereli ilgilendiren bu seçimi ‘Beka sorunu var’ söylemiyle referandum havasına sokmakta, seçimlerde kamu gücü ve kamu kaynakları iktidar partisinin hizmetine sunulmaktadır. 16 yıllık AKP iktidarının yerel yönetimlere ilişkin politikalarını değerlendirdiğimizde gelinen aşamada yerel yönetimlerin Kanun Hükmünde Kararname’lerle by-pass edildiği, halkın seçtiği yöneticilerin yerine kayyum atandığı ya da belediye başkanlarının istifaya zorlandığı, ‘mega – çılgın projeler’ adı altında kamunun ihtiyaçlarından çok rantiyenin ve yandaşların ihtiyaçlarının dikkate alındığını, kentlerin beton yığınına dönüştürüldüğünü görürüz. Elbette ki bu politika ve uygulamalar bizlere ulaşımdan sağlığa, eğitimden altyapıya sorunlar olarak dönmekte kentlerimiz her geçen gün yaşanılmaz hale gelmektedir.”

    “HİZMET PLANLANMASINDA KATKI SUNMAK İSTİYORUZ”

    Kahraman, “Yerel yönetimlerde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini biliriz” diyerek Ankara’da yaşanan sorunlara da şu sözlerle dikkat çekti:

    “Ulaşım, temiz su, alt yapı, yeşil alan, sosyal tesisler, engellilerin kent hizmetlerinden faydalanamaması, kadın, gençlik, çocuk ve yaşlılar gibi sosyal sınıfların ihtiyaçlarının kent hizmetlerinin planlanmasında yeterince dikkate alınmaması, hava kirliliği, çarpık kentleşme ve sokak hayvanlarının barınma sorunları gibi yaşamsal sorunları sıralayabiliriz. Ayrıca yapılan planlamaların rantiye ve yandaşların ihtiyaçlarına göre sürekli değiştirilmesi, planlamada kentin ekolojik durumunun göz ardı edilmesi, kentteki sendikaların, meslek odalarının ve sivil toplum kuruluşlarının görüş ve önerilerinin dikkate alınmaması, yapılan harcamaların gelir-gider ve mali raporların halka bildirilmemesi de sorunların devam etmesine neden olmaktadır. Sendikamız demokratik, özerk, katılımcı, şeffaf, hesap verebilen, halkçı yerel yönetimler anlayışını savunmaktadır. Yerel yönetimlerde hizmet üreten ve yer alan emekçiler olarak kentte ve çalıştığımız belediyelerde alınacak kararların, verilecek hizmetlerin planlanması aşamasında katkı sunmak istiyoruz. Ülkemizde demokrasinin gelişmesi ve yerleşmesi için yerel yönetimlerin şeffaf ve demokratik bir işleyişe kavuşabilmesi için mücadelemize devam edeceğiz.”

    Basın açıklaması ardından söz alan TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt ise valiliğin eylem yasağı kararını eleştirerek “Taleplerimizi kamuoyu ile paylaşmak için bir araya geldiğimizde kalan ufacık alanları dahi bizlere güvenlik gerekçesiyle kapattılar. Tehdit ve şantajın kol gezdiği bu günlerde belediye emekçilerini sürgüne, mobbinge zorlayanlara elbette sandıkta söyleyecek sözümüz var” dedi.

    PİRHA / ANKARA

     

  • Dersim’de 8 Mart: Mücadele kadınları birleştirir, kadınlar dünyayı özgürleştirir-VİDEO

    Dersim’de 8 Mart: Mücadele kadınları birleştirir, kadınlar dünyayı özgürleştirir-VİDEO

    PİRHA – Dersim Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü coşkuyla kutladı. Yapılan açıklamada, 8 Mart’ın ücretli izin günü sayılması talep edilirken, yüzlerce kadının açlık grevinde olduğuna dikkat çekilip açlık grevlerinin sonlandırılması için iktidara gerekli adımların atılması çağrısı yapıldı. 

    Dersim Kadın Platformu, 8 Mart’ı coşkuyla kutladı. Yapılan açıklamalarda Leyla Güven’in açlık grevine dikkat çekildi. Kutlamada halaylar çekildi, ‘Jin jiyan azadi, kadın yaşam özgürlük’ sloganları atıldı. Programa kurum temsilcileri, kadın belediye başkan adayları ve çok sayıda Dersimli yurttaş katılırken ortak açıklamayı Fatoş Yiğit okudu. Yiğit, “8 Mart 1857’de Amerika’nın New York kentinde, tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın, düşük ücretlerini, uzun çalışma saatlerini ve insanlık dışı çalışma koşullarını protesto etmek için grev başlattı” diyerek şöyle devam etti:

    “Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olmak yolunda verdiği bu mücadelede, polisin grevdeki işçilere saldırması ve fabrikaya kilitlemesiyle çıkan yangın sonucunda 129 işçi can verdi. İşçilerin cenaze törenine on bini aşkın kişi katıldı. Bu olaylardan 52 yıl sonra Danimarka’nın Kopenhag şehrinde, Kadın Sosyalist Enternasyonal toplantısında, Clara Zetkin’in önderliğinde 8 Mart, ölen işçilere ve mücadelelerine atfen ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ ilan edildi.”

    Ataerkil sistemin karşısında olduklarını vurgulayan kadınlar, “Özgür yaşam kadınların mücadelesi ile kurulacak” diyerek kadın emeği üzerinde kurulan sermayenin de her geçen gün arttığına vurgu yaptı.

    “YAŞAM HAKKIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ”

    Açıklamada, kadınların esnek ve güvencesiz iş politikalarına karşı mücadele çağrısı da yapıldı. Yiğit, metnin devamında şunlara dikkat çekti:

    “Esnek, kuralsız, güvencesiz, kayıt dışı ve düşük ücretlerle sömürülmeye, ekonomik krizle birlikte daha fazla yoksullaşmaya, çalışma yaşamının ayrılmaz parçası haline getirilmiş baskı, şiddet ve mobbinge, kreşleri kapatıp kadınlara yüklenmeye çalışılan bakım hizmetleri nedeniyle ücretli işlerde çalışmamızı engelleyen politikalara karşı durmaya,  ev içerisinde görünmez kılınıp değersizleştirilen emeğimize sahip çıkarak mücadelemizi yürütüyoruz.

    Ceza kanunu ve Medeni kanunda bin bir emek ve mücadeleyle elde ettiğimiz kazanımlarımızın geriletilmesine, nafaka düzenlenmesini ve 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi yasasını aileyi dağıttığı, erkeği mağdur ettiği gerekçesiyle değiştirmek isteyenlere, haksız tahrik indirimlerine hız kesmeden devam eden eril yargı mekanizmasına ve yaşam tarzı bahanesiyle kadın cinayetlerini meşru gösterenlere karşı var gücümüzle mücadele etmeye kararlıyız.

    Halkları düşmanlaştıran, kutuplaştırıcı, ayrımcı politikaların ve savaşın gölgesinde yaşamlarımızın yok edilmesine, savaştan, yoksulluktan kaçan mülteci kadınların uğradığı katmerli sömürüye ve şiddete,  bizi her geçen gün daha da yoksullaştıran, yaşam koşullarımızı zorlaştıran ekonomik krizdeki sorumluluklarını mermi fiyatlarıyla örtbas etmek isteyen militarist söylemlere, kendi gibi düşünmeyen herkesi vatan haini gören ve hedef gösterenlere karşı barış içinde yaşam hakkımıza sahip çıkıyoruz.”

    Ortak açıklamada ayrıca açlık grevinde olan Leyla Güven ve diğer yurttaşların taleplerine karşılık verilmesi gerektiğine de vurgu yapıldı.

    “ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER YERİNE GETİRİLMELİ”

    Açıklamada 8 Mart’ın ücretli izin günü sayılması gerektiğini söyleyen kadınlar taleplerini şöyle sıraladı

    *Eşit işe eşit ücret sağlanmalı.

    *İş yerinde şiddeti, ayrımcılığı ve mobbingi önleyen düzenlemeler yapılmalı.

    * Esnek-güvencesiz-kayıt dışı ve taşeron çalışmaya, kiralık işçilik uygulamasına son verilmeli,  güvenceli iş güvenli yaşam koşulları sağlanmalıdır.

    *Kapatılan kamu kreşleri açılmalı, kadın veya erkek olduğuna bakılmaksızın en az 50 çalışanın bulunduğu iş yerlerinde gündüz bakım evi ve kreşler açılmalı.

    *Doğum izinleri 24 haftaya çıkarılmalı, devredilemez babalık izni düzenlenmeli, süt izninin kullanımı önündeki keyfi engeller kaldırılmalı ve ücretli-ücretsiz doğum izninden dönen kadınların statü kaybı yaşaması engellenmeli.

    * Kadın Bakanlığı kurulmalı, Kadınlara ve lgbti+’ lara yönelik her türlü şiddeti ve ayrımcılığı önleyici yasal düzenlemeler acilen yapılmalı.

    *Grevli toplu sözleşme hakkı, sendikal hak ve özgürlüklerimiz önündeki engeller kaldırılmalı,  Kamu kurumlarının bütçeleri toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle hazırlanmalı.

    *OHAL komisyonu derhal lağvedilmeli, KHK’lerle haksız hukuksuz yere işten çıkarılan tüm emekçiler görevlerine iade edilmeli,

    *Kadınlar için daha fazla yoksulluk, şiddet, göç ve ayrımcılık anlamına gelen savaş politikaları son bulmalı. Eşit ve özgür biçimde barış içinde bir arada yaşamın sağlanacağı demokratik koşulların oluşması sağlanmalı.

    *Eğitim ve sağlık alanı başta olmak üzere kamusal alanın tümüne yayılan dinselleştirme politikalarından vazgeçilmeli.

    *İstanbul sözleşmesi başta olmak üzere kadınlardan yana imza atılan uluslararası sözleşmelerin gereklikleri yerine getirilmelidir.

    PİRHA /DERSİM

  • Türkiye, kadınların iş gücüne katılım oranının en düşük olduğu ülke

    Türkiye, kadınların iş gücüne katılım oranının en düşük olduğu ülke

    PİRHA – Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayınlanan raporda, üye ülkeler arasında kadınların iş gücüne katılım oranının en düşük görüldüğü ülkenin Türkiye olduğu açıklandı.

    OECD raporuna göre, 2017 rakamları temel alındığında kadınların iş gücüne katılım oranı Türkiye’de yüzde 33,6. Kadınların Türkiye’de 1990 yılında iş gücüne katılım oranı  yüzde 34.2 olarak kayıtlara geçmişti.

    OECD verilerine göre kadınların iş gücüne katılım oranının en az olduğu ülkeler içinde Türkiye’nin ardından yüzde 43 ile Meksika, yüzde 44,7 ile Yunanistan izliyor.

    KADIN İŞ GÜCÜNÜN MERKEZİ İZLANDA

    Kadınların iş gücüne katılım oranının en fazla olduğu ülke ise yüzde 78.7 ile İzlanda’da bulunuyor. Bu ülkeyi, yüzde 70 oranıyla İsveç, yüzde 67,2 oranıyla Estonya ve yüzde 67,1 oranıyla Norveç izliyor.

    HABER MERKEZİ

  • Ayten Demir için evde ekmek pişirmek ve anadili vazgeçilmez-VİDEO

    Ayten Demir için evde ekmek pişirmek ve anadili vazgeçilmez-VİDEO

    PİRHA- 26 yıl önce köyden şehre göç eden Ayten Demir için bazı tatları ve alışkanlıkları bırakmak hiç de kolay olmuyor. Onlardan biri ekmeği evde pişirmek diğeri de ana dilini konuşmak.

    İzmir’in Çiğli İlçesi’ne bağlı Alevilerin yoğun bulunduğu Güzeltepe Mahallesi’nde yaşayan Ayten Demir’i yağmurlu bir havada ekmek yaparken görüntülüyoruz.

    26 yıl önce Muş Varto’nun İçmeler Köyü’nden İzmir’e göç eden Demir ailesi, Alevilerin yaşadığı bir mahallede yaşamanın tadını çıkarıyor. Komşuluk ilişkileri her ne kadar eskisi gibi olmasa da onlar mahallede 3-4 kişi bir araya gelerek ekmek yapıyor. Mahallede bulunan Gülizar Mayda’nın evinin çatısında kurduğu ve ortak kullanılan saçlı sobasında her hafta bir kadın evine ekmek yapıyor. Ekmek yapmak için kimi zaman iki kişi kimi zaman üç kişi bir araya gelip yardımlaşarak haftalık ekmeklerini pişiriyorlar.

    “KÖYLER ŞEHİRLERİ GEÇMİŞ”

    Sabahtan ekmeklerin hamurunu yoğuran Ayten Demir, sacı yaktıktan sonra hamuru yumak yapıp  bir köşeye yığıyor. Daha sonra merdane yardımıyla açıyor ekmekleri. Bir taraftan yağmurun sesi bir taraftan ateşte yanan odunların çıtırtısı iç içe giriyor.

    Ayten Demir, çocukları çok istediği için ekmek yapıyor özellikle. Ekmekleri saca atarken köy anılarını hatırlıyor ve şöyle konuşuyor Demir:

    “Köyün kışı çok soğuktu. Hamurumuz donuyordu. Köyden İzmir’e geldik burası da soğuk ama köy çok daha soğuktu. Kıştı, çobanlar vardı. Makine yoktu, elbiseleri ele yıkıyorduk. Çok eziyet çektik ama şimdi köyler şehirleri geçmiş.”

    TEKNOLOJİ GELDİ İLETİŞİM KOPTU   

    Demir, yine de eski yaşamın daha gerçek olduğunu düşünüyor. Teknolojinin insanlar arasında iletişimi zayıflattığını belirten Demir, “Eskiden televizyon yoktu, bir şey yoktu şimdi telefonlar var hiç kimse kimseyle konuşmuyor ki hep telefon. Eskiden telefon, elektrik yoktu insanlar birbirlerine masal anlatıyordu. Komşular yan yana giderdi ama şimdi hiçbir şey kalmadı” diye de ekliyor.

    Çocuklarını okutabilmek için İzmir’e göç ettiğini söyleyen Ayten Demir, “Köyde hayvanlarımız çoktu. Durumumuz iyiydi. Çobanlar koyunlara gidiyordu. Çocuklar okula başlayınca mecburen göç ettik” dedi. Demir, yine de köyle olan bağını koparmamış. Her yıl ilkbaharda köye gidip sonbaharda geldiklerini söylüyor.

    BİRİ ÇEVİRİYOR, BİRİ ODUN KOYUYOR, BİRİ PİŞİRİYOR

    1993 yılında İzmir’e gelen Demir, “Burası Güzeltepe Mahalllesi. Buranın çoğu Alevi toplumundan oluşuyor. Tabi insan insan olsun, Alevisi, Sünnisi fark etmez” diye belirtiyor.

    Komşuluk ilişkilerinin önemine değinen Demir, “İki üç kişi yan yana gelip ekmek yapıyoruz. Biri çeviriyor, biri odun koyuyor ateşe, biri de pişiriyor. Öylece yapıyoruz. Yaptığım ekmekleri üç aile paylaşıyoruz. Bir hafta yetiyor bize bu ekmek” ifadelerini kullanıyor. Demir, yağlı ekmek, normal saç ekmeği ve tam buğday ekmeği yapıyor.

    “İNSAN ANA DİLİNİ KAYBETMEMELİ”

    Ana dilin önemine de değinen Ayten Demir, evde genellikle Kırmançki konuşuyor. “Ben hep Kırmançki konuşuyorum o sebeple Türkçem çok iyi değil” diyen Ayten Demir, “Çocuklarla da konuşuyorum. Çocuklar anlıyor fakat konuşamıyorlar. Ben kendi dilimi evde konuşuyorum hiç Türkçe konuşmuyorum o sebeple Türkçem zayıf. İnsan kendi dilini kaybetmese iyi olur. Sürekli konuşsa ama gençler artık konuşmuyorlar” diye de serzenişte bulunuyor.

    “TEK MAAŞLA GEÇİM ZOR”

    Demir ile muhabbetimiz dönüp dolaşıp ekonomiye geliyor. Demir, ne tek maaş ile ne de asgari ücret ile geçimin mümkün olacağını düşünüyor. En çok da geçimi zorlaştıran zamlardan dert yanan Demir, “Türkiye’de her şey çok pahalı. Tek bir maaşla biraz zor geçiniyor. Maaşı elektrik, suya veriyoruz elde bir şey kalmıyor. Bir emekli maaşı ne olacak. Zamlar olmasa yine millet geçinir biraz ama bu zam milleti mahvetti. Her gün zam geliyor” diyor.

    Sevim KAHRAMAN-Semra ACAR / İZMİR

  • Emekçi kadınlar ‘İşçi Kadın Kurultayı’na’ katılım çağrısı yaptı-VİDEO

    Emekçi kadınlar ‘İşçi Kadın Kurultayı’na’ katılım çağrısı yaptı-VİDEO

    PİRHA – 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısı ile gerçekleştirilecek İşçi Kadın Kurultayı’na çağrı yapan emekçi kadınlar, “Tüm işçi-emekçi kadınları 10 Mart’ta toplanacak İşçi Kurultayı’nda sorunlarımızı ortaya koyup çözümlerimizi birlikte bulmaya çağırıyoruz” dediler.

    Emekçi kadınların 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısı ile yapacağı İşçi Kadın Kurultayı’na ilişkin, Önsöz Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Songül Yücel Pir Haber Ajansına konuştu.

    Emekçi kadınların yaşama müdahale etmesi gerektiğini vurgulayan Yücel, “Biz kadınlar yaşamın ve hayatın bir öznesiyiz. Hayatın öznesi olarak yaşam koşullarının, iş yaşamı koşullarının ve dünyanın değiştirilmesi için bulunduğumuz her alanda sürece müdahale etmekle yüz yüzeyiz. Ancak biz kadınlar müdahale edersek daha güzel bir dünya daha güzel bir çalışma ve yaşam koşulu sağlanabilir” dedi.

    “KADINLAR ÖZGÜRLÜKLERİ İÇİN HER YERDE AYAKTA”

    Kadınların sesinin çığlığının ve isyanın olmadığı hiçbir hareketin şu anda dünyanın hiçbir yerinde bulunmadığı ve bizim sesimiz olmadan da daha iyi bir dünyanın yaratılamayacağını düşünüyoruz “diyen Yücel sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bugün 21. Yüzyıldayız kadınlar özgülükleri için her yerde ayakta ve özgürlük çığlığımız dünyanın her yerinde yankılanıyor. Ama buna rağmen bugün biz, ülkemizde erkeğin itibarının zedelenmeyen mesleklerde çalışmalı kadınlar ya da evin dört duvarına hapsolmalı, eş olmalı, anne olmalı ve bunun dışında bir modelin kadına sunulmadığı koşulları ve gerici zihniyetleri tartışıyoruz. Ama kim ne yaparsa yapsın asla kadının yükselttiği o özgürlükçü sesi hiçbir şekilde dört duvar arasına ya da farklı gerici duvarlar arasına hapsedilemeyecek.”

    Bu arada, Emekçi kadınlar (EKA) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısı ile 10 Mart Pazar Günü saat 11:00-18:00 arası İstanbul Petrol – İş Sendikası Genel Merkezi Altunizade’de yapılacak olan İşçi Kadınlar Kurultayı’na ilişkin Emekçi Kadınlar Sözcüsü Fatma Yıldırım da yazılı bir açıklamayla  kurultaya katılım çağrısı yaptı.

    “KADINLARIN YAŞAMINA DOKUNMAYA ÇALIŞTIK”           

    İşçi kadın kurultayı kapsamında yapılan çalışmalarda; sektör fark etmeksizin her alandan kadınla iletişime geçip, hazırlanan kısa anketlerle onların ev ve iş yaşamlarındaki sorunlarını dinlediklerini belirten Yıldırım, “Fabrikalarda, tekstil atölyelerinde kadınlarla sohbetler edip, yaşamlarına dokunmaya çalıştık. Ev içi temizlik işçileriyle bir araya gelerek onları yıpratan çalışma koşullarını ve zorluklarını dinledik. Eylemdeki Flormar işçilerini sık sık ziyaret edip kurultay ile ilgili görüşlerini aldık. Onların eyleme geçiş süreçlerini, çalışma koşullarını, bir kadın olarak evde ve işyerinde yaşadığı zorlukları anlatmalarını istedik. Her görüştüğümüzde onların gelişimine de tanıklık ettik” şeklinde konuştu.

    “KADIN GÖZÜNDEN GÖRMEK İSTEDİK”

    Sendika ve odalarda yıllarca örgütlenme faaliyetinde bulunan kadınlarla işçi kadın örgütlenmesi üzerine sohbetler edip, işçi kadınların katılımını sağlamaya çalıştık. Grev yapmış, eyleme geçmiş işçi kadınlardan mücadele deneyimlerini aktarmalarını istedik. Ücretli-işsiz mimarlardan alanlarına yönelik maruz kaldıkları sömürüyü bizimle kurultayda paylaşmalarını istedik. KHK ile ihraç edilen emekçilerin süreçlerini bir de kadın gözünden görmek istedik” diyen Yıldırım şöyle devam etti:

    “Emekçi mahallelerde kurultaya doğru giderken; ev toplantıları, kahvaltılar organize edip, işçi kadınlar ve eşleri ile çalıştay düzenledik. Kurultayda tartışacağımız iki ana madde olan işçi kadınların iş yaşamı ile ilgili sorunlar ve bunların çözümleri yani örgütlenme üzerinden yürütülen çalışmaya ekonomik kriz damgasını vurdu. Var olan hiç bir sorunu ekonomik ve iktisadi yapısından kopuk ele alamayacağımız gibi işçi kadın kurultayını toplamaya iten koşulları görmezden gelemezdik. Bu koşullar ekonomik krizin kendisidir, kapitalizmin yapısal bunalımıdır. Bizi bir varlık yokluk sınırına getiren gelişmelerdir. Büyük bir yıkımı yarattığı gibi kurtuluşumuzun güncel şartlarını da yaratan mevcut koşullardır. Bunu aşmak istiyorsak sınıfın ve işçi kadınların örgütlü bir güce dönüşmesini ön şart olarak kabul etmemiz gerekiyor.”

    “TÜM İŞÇİ-EMEKÇİ KADINLARI KURULTAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Biz işçi, emekçi kadınları sömüren köleleştiren bu sistem nasıl ki doğarken bizim ve çocuklarımızın kanı – emeği üzerinden yükseldi ise yine bizim ve çocuklarımızın kanını emerek, emeğimizi sömürerek batacak” diyen Emekçi Kadınlar Sözcüsü Fatma Yıldırım, son olarak şu çağrıyı yaptı:

    “Bizim sorunlarımız yaşamsal ve derindir, çözüm yolları da bir o kadar köklüdür. Toplumsal kurtuluşumuzu sağlayacak olan yegane sınıf işçi sınıfı ise, yükselen kadın mücadelesini nihai hedefe ulaştıracak olan yine işçi sınıfının kadınlarıdır. Bu nedenle kadın yığınlarının gücünü heba eden, kadın örgütlenmesini kaydığı küçük burjuva zeminden en doğru sınıfsal öze oturtmak gerektiğini, işçi kadın kurultayının da bu özü yakalamaya uygun bir araç olduğunu düşünüyoruz. Tüm işçi-emekçi kadınları 10 Mart’ta toplanacak İşçi Kadın Kurultayında sorunlarımızı ortaya koyup çözümlerimizi birlikte bulmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL