Etiket: emek

  • Adıyaman’da tütün ekimi için hazırlıklara başlandı-VİDEO

    Adıyaman’da tütün ekimi için hazırlıklara başlandı-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın en büyük geçim kaynağı olan tütün ekimi ile uğraşan çiftçi Nazım Görmez, “Başka çaremiz olmadığı için tütün ekiyoruz. Mazot ve gübre fiyatları çok yüksek, bu nedenle sıkıntı yaşıyoruz. Çiftçi olarak çok zor ve çaresiz bir durumdayız” dedi.

    Adıyaman’ın en büyük geçim kaynağı olan tütün için dağdaki karın erimesi ile birlikte sadır ekimine başlandı. Sonbaharın sonlarında sadır ekimi için tarlanın çapası, Şubat ayında da ekimi yapılır. Tütün fidesinin ekime hazır hale gelmesi iki ay sürüyor. Binlerce ailenin tek geçim kaynağı olan tütün ekimine ise Mayıs ayında başlanıyor.

    Yaklaşık 40 yıldır Adıyaman merkeze bağlı Karakoç köyünde çiftçilik yapan tütün ile geçimini sağlayan Nazım Görmez, konu ile ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “HAYATIMIN BÜYÜK BİR KISMI TÜTÜN İLE UĞRAŞMAKLA GEÇTİ”   

    Adıyaman Merkeze bağlı Karakoç köyünde çiftçilik yapan 56 yaşındaki Nazım Görmez, “Kendimi tanımaya ve çalışmaya başladığım günden bu yana tütün ekiyorum. Yaşantımın büyük bir kısmı tütün ile uğraşmakla geçti. Daha önce ektiğimiz sarmalık tütün satışında sıkıntılar olmaya başladığından dolayı bu sene İzmir tütünü ekeceğiz” dedi.

    “ŞUBAT AYINDA TÜTÜN SADIRINI EKİYORUZ”

    “Mayıs sonunda ekimine başlanacak olan tütünün ilk aşaması olan sadır ekimi için sonbaharın sonunda traktör ile tarlayı sürerek hazır hale getiriyoruz” diyen Görmez, “Traktör ile sürülen tarla birkaç ay boyunca yani Şubat’ın ortasına kadar öyle kalır. Daha sonra sadırın ekileceği toprağı küreklerle ya da geniş ise tekrar traktör ile çapasını yaparak sadır ekimi için hazır hale getiriyoruz. Hazırlanan toprağa hayvan gübresi atarak karıştırıyoruz. Bu işlemlerin ardından da sadır tohumunu atıp can suyunu veriyoruz. Bunun ekime hazır hale gelmesi, fide olması için yaklaşık iki- üç ay gibi bir süre geçiyor. Bu sürede sulamasını yapıp nitrat gübre atıyoruz” dedi.

    “ŞİRKET SAHİPLERİ TÜTÜN FİYATINI BELİRLİYOR”

    “Nisan ayının son haftası ya da mayısın ilk haftasından itibaren hazırlanan tarlalarda tütün ekimine başlıyoruz” ifadelerini kullanan Görmez, “Eskiden insan gücü ile ektiğimiz tütünü şimdi ise traktörün arkasına taktığımız makinalar ile yapıyoruz. O dönem şirket ile anlaşıyoruz. Tütün büyüdükten sonra yapraklarını toplamaya başladığımızda şirket sahipleri bizlere kutular getirir güneşte kuruttuğumuz tütün yapraklarını yumuşatarak kutulara yerleştirip şirkete teslim ederiz. Sattığımız ürünün fiyatını şirket sahipleri belirliyor. Bu da tam olarak emeğimizin karşılığını alamıyoruz” diye konuştu.

    “EMEĞİMİZİN KARŞILIĞINI ALAMIYORUZ”

    “İki yıl boyunca ektiği sarmalık tütünün ambarda olduğunu, daha satamadığını ve bunun için sıkıntı yaşadığına” vurgu yapan Nazım Görmez, “Başka çaremiz olmadığı için tütün ekiyoruz. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz. Arpa ve buğdayda masrafını çıkarmıyor. Mazot ve gübre fiyatları çok yüksek bu nedenle sıkıntı yaşıyoruz. Çiftçi olarak çok zor durumdayız. Çaresiz bir durumdayız” dedi.

    Mustafa YÜKSEL-ADIYAMAN

  • Doğa ile alışveriş içinde bir stand: Düş Kapanı -VİDEO

    Doğa ile alışveriş içinde bir stand: Düş Kapanı -VİDEO

    PİRHA- İzmir’in en işlek caddelerinden bir olan Sevgi Yolu’nda renkleri ve desenleriyle dikkat çeken ‘Düş Kapanı’ standında el emeği ürünlerini satan Sevilay Akduman, ekonominin bozulmasından şikayet ederek daha çok natürel çalışmalara önem verdiğine dikkat çekiyor. Akduman, evlerde dekoratif olarak kullanılan ve Kızılderili kültüründe kötü rüyaları kovduğuna inanılan düş kapanını yaparken doğayla alış veriş içinde olduğunu da ekliyor.

    İzmir Çankaya’da bulunan ve trafiğe kapalı olan Sevgi Yolu Caddesi, kitap kokularının sardığı, hediyelik eşya stantlarıyla dikkat çeken bir sokak. Özellikle öğrencilerin ve turistlerin uğrak yeri olan caddede renkleriyle dikkat çeken, evlerde dekoratif olarak kullanılan el emeği ile yapılan düş kapanları dekorasyona meraklı olan yurttaşların ilgi odağı oluyor.

    Sevgi Yolu Sokağı’nda tasarım ürünlerin satıldığı ‘Düş kapanı’ standını işleten 27 yaşındaki Sevilay Akduman, öğrencilik yıllarında çokça geldiği bu sokakta iş yapmanın heyecan verdiğini söylüyor. Akduman, sokaktaki en dikkat çekici standın ‘Düş kapanı’ olduğunu ürünlerinin desenli ve renkleriyle ilgi çektiğini belirtiyor.

    Akduman, Sevgi Yolu Sokağı’nın eskiden kitapçılar olarak bilindiğini ancak zamanla etnik ürünlerinde satıldığı bir sokak haline geldiğini kaydediyor.

    “DOĞADAN ALDIĞIM HER ŞEYİ DEĞERLENDİRMEYE ÇALIŞTIM”

    Beş yıldır bu işle uğraşan Sevilay Akduman, daha önce yanında çalıştığı birinden bu işi öğrenmiş ve dükkân açmaya karar vermiş.

    Akduman, severek yaptığı işi şöyle anlatıyor;

    “İki yıl başkasının yanında çalıştım. Daha sonra kendi işimi yapmaya başladım. Severek bu işi yapıyorum. İlk başta detaylarını öğrendim daha sonra kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Zaten ürettikçe devamı gelen bir iş. Severek yaptığınız sürece de başarılı olunuyor. Zevk alarak yapıyorum.

    İlk başta natürel olan ürünlerle başladım. Daha sonra daha büyüklerini yapmaya başladım, daha sonra etnik hale getirip dantellerle birleştirdim. Doğadan aldığım her şeyi değerlendirmeye çalıştım ve ürünler bu şekilde ortaya çıktı.”

    KIZILDERİLİLERDEN GELEN BİR İNANÇ: DÜŞ KAPANI

    Akduman, dükkanın adını nereden esinlendiğini ise şöyle anlatıyor:

    “Düş Kapanı, Kızılderililerin inançlarına göre kötü rüyaları kovduğuna inanılan bir gereç. Onlar doğadan aldığı malzemelerle içine ağ örerek genelikle bebeklerinin çadırların başlarına asıyorlarmış, onları rüyasında korusun diye. Kötü rüyalar içindeki ağa takılıyor ve geçmesini engelliyor. İyi rüyalar ise ağdan içeriye süzülüp geçmesini sağlıyor.

    Türkiye’de daha çok dekoratif amaçlı kullanıldığını belirten Akduman, düş kapanının yanı sıra bileklik, küpe gibi takıları da satıyor.

    DOĞAYLA ALIŞ VERİŞ HALİNDE

    Daha çok kendi yaptığı ürünleri satışa sunan Sevilay Akduman, doğada bulunan malzemeleri de değerlendirerek maliyetini düşürmeye çalışıyor:

    “Her malzemeyi değerlendirmeye çalışıyorum. Saç ipi örüyoruz, son birkaç yıldır rövanşta olan bir şey. İpleri değerlendiriyoruz. Bir ipten on tane ürün çıkarıyoruz. Küpe, kolye, gözlük ipi gibi…

    Tüyden saç ipi yapıyoruz. Bu Kızılderililerden gelen bir şey onlar kartal tüyü kullanıyor biz de kartal tüyü olmadığı için bazen hazır tüyler kullanıyoruz bazen de sağda solda kuşların tüylerini toplayarak  boyayarak değerlendirdiğim oluyor.

    Sabahları geçerken bir bardak yem atıyorum kuşlar çırpınınca tüyler yere düşüyor ben de yerlere düşen tüyleri toplayıp temizleyip ürünlere katıyorum. Bu şekilde maliyeti düşürüyorum hem de doğayla alış veriş olmuş oluyor. Ya da sarmaşıklar budandığı zaman onları alıp çember yapıyorum. Onları değerlendiriyorum.”

    “KADINLARIN ÜRETİMİ ENGELENMEMELİ”

    Her sabah dükkana ayrı bir keyifle geldiğini ve üretmenin güzel olduğuna işaret eden Akduman, ürettiklerini insanların beğenmesinden mutlu oldukça mutlu.

    Ekonomideki son zamların işlerini etkilediğini belirten Sevilay Akdamar, zamlardan daha fazla etkilenmemek için doğada olan şeyleri değerlendirmeye çalıştığını anlatıyor:

    “Dört beş aya kadar aldığımız ürünlerde nereden baksan yüzde 3-4 üstüne kondu ve biz de tabi zorlanıyoruz ürün almakta. O sebeple daha çok naturele döküyorum, daha çok doğadan ne alabilirsem neyi uyguna getirebilirsem diye düşünüyorum. Maliyeti düşürmeye çalışıyorum. Şu an için küçük esnaf olduğumuz için çok etkilemiyor böyle giderse evet işlerimiz haliyle etkilenecek. Zamanında bu sokak çok güzelmiş baya iyi işler oluyormuş ama şimdi çok sakin. Kitap sezonunda bile eskiden kuyruk olurdu ama şimdi kuyruk olmuyor. Çünkü her şey çok pahalı.”

    Sevilay Akduman, son olarak kadınların üretmesi gerektiğini ve üretimin engellenmemesi gerektiğinin altını çiziyor. Akduman, bu işi öğrenmek isteyen herkese de destek olacağını da sözlerine ekliyor.

    Sevim KAHRAMAN-Semra ACAR / İZMİR

  • İşçi kadınlar 10 Mart’da İşçi Kadın Kurultayı’nda buluşuyor

    İşçi kadınlar 10 Mart’da İşçi Kadın Kurultayı’nda buluşuyor

    PİRHA – 10 Mart’ta İstanbul’da düzenlenecek olan İşçi Kadın Kurultayı’nda her sektörden işçi kadınlar bir araya geliyor. İki temel başlık altında düzenlenecek kurultayın ilk bölümünde farklı sektörlerden işçi kadınlar sorunlarını ve deneyimlerini aktaracak, ikinci bölümde örgütlülüklerini konuşacaklar.

    10 Mart’da İstanbul’da İşçi Kadın Kurultayı düzenlenecek. Kurultay öncesi İstanbul Emekçi Kadınlar’ı yayınladıkları bildiri ile kurultaya çağrıda bulundu. Her sektörden işçi kadınların katılacağı kurultay iki başlık altında düzenlenecek. İlk bölümünde farklı sektörlerden işçi kadınlar sorunlarını ve deneyimlerini aktaracak, ikinci bölümde örgütlülüklerini konuşacaklar.

    İstanbul Emekçi Kadınlar (EKA) yaptığı açıklamada, “Biz kadınlar ne istiyoruz?” sorusunun kadınlara sorulmadığını kaydetti. Hayatın tüm zorluklarını, sömürüyü, baskıyı ve gerici saldırılara maruz kalan kadınların, haklarını aradığında işten kovulan, mezhebinden, etnik kökeninden dolayı kıyıma uğrayanlardır.

    Emekçi kadınların sorunlarının yaşamsal ve derin olduğu belirtilen açıklamada, çözüm yolunun da köklü olması gerektiği vurgulandı.

    “TOPLUMSAL EŞİTLİĞİN OLDUĞU SİSTEMİ İNŞA ETMEK İSTİYORUZ”

    Açıklamada, biz emekçi kadınlar ne istiyoruz? sorusu sorularak şöyle devam edildi:

    “Ucuz iş gücü olarak görülmek, işsizlikle tehdit edilip mobbinglere maruz kalmak istemiyoruz! Bize dayatılan yoksulluğu ve sömürüyü kabul etmiyoruz! Mutfağın ahmaklaştırıcı işleri içinde boğulduğumuz ev yaşamını istemiyoruz! Cinsimiz ve sınıfımız üzerinden uygulanan her türlü gericiliğin baskısını ve saldırlarını kabul etmiyoruz!

    Üzerimizdeki tahakkümü parçalamak istiyoruz. Kendimizle ilgili kararları vermek, egemen sınıfı ve onun eril zihniyetini yok etmek istiyoruz! Özgürlük istiyoruz! Biz emekçi kadınlar; sınıfların olmadığı, toplumsal eşitliğin sağlandığı bir sistemi inşaa etmek ve hatta yönetime ortak olmak istiyoruz. Toplumsal üretimin içinde yaşamı var etmek, bu büyük bütünün önemli yarısı olmak istiyoruz! Bizler gücümüzün farkına varıp, örgütlenerek mücadele ettiğimizde isteklerimizi gerçekleştirebilir, özgürleşeceğimiz dünyayı kendi ellerimizle yaratabiliriz. Ve bunun bir adımı olarak her sektörden, çalışma kolundan kadınlar olarak kurultayda toplanıyoruz. 10 Mart’ta toplanacak İşçi Kadın Kurultayı’nda sorunlarımızı dile getirip, çözümlerimizi bulacağız. Tüm sorunlarımızı birlikte haykıracağımız İşçi Kadın Kurultayı’nda buluşuyor, kadınları bu kurultayı birlikte örgütlemeye davet ediyoruz.”

    Kurultay, 10 Mart 2019 Saat: 11:00 – 18:00 arasında Petrol İş Sendikası Genel Merkezi’nde yapılacak.

  • Narlıdere Cemevi’nde kadınlar yaptıkları takılar için pazar alanı bulamıyor-VİDEO

    Narlıdere Cemevi’nde kadınlar yaptıkları takılar için pazar alanı bulamıyor-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de kadınlar katıldıkları takı kursunda hem ekonomik olarak ailelerine katkıda bulunuyor hem de yeni şeyler öğrenmenin tadını çıkarıyor. Türkiye’deki ekonomik krizin onları etkilediğini belirten kadınlar, yerel seçimlerde kadınlara yönelik projelerin olmamasından ve ürettiklerine pazar alanı bulmamaktan şikayetçi. 

    İzmir Narlıdere Cemevi’nde Halk Eğitim Merkezi tarafından görevlendirilen öğretmenin katkılarıyla verilen takı kursuna ilgi yoğun. 30- 60 yaş grubu arasında kadınların katıldığı kursta güzel dostluklar kurulmuş. Kurs dışında da bir araya gelen kadınlar düzenledikleri kahvaltı programları ve gezi turlarıyla da ilişkilerini pekiştiriyorlar.

    Kadınlar üretimin önemine dikkat çekerek yaptıkları takılar için pazar olanı bulamamaktan şikayetçi. Yerel seçimlerde kadınlara yönelik projelerin de azlığından şikayet eden kadınlar, üretime ve sosyalleşmeye dikkat çekiyor.

    “KADINLARIN YAPTIKLARINI SERGİLEYEBİLECEĞİ PAZAR ALANI OLMALI”

    15 yıldır Halk Eğitim Merkezi’nde öğretmenlik yapan Rayile Ural, üç yıldır Narlıdere Cemevi’nde 17 kişilik bir gruba ders veriyor. Kursta imitasyon takıların yanı sıra gümüş, bakır ve altın işleme takıları da yapılıyor.

    Kursiyerlerin takıları yaparken hem kendilerine hem de ailelerine katkı sunmak amacıyla yaptığına dikkat çeken Ural, “Birkaç arkadaşımız gece pazarlarında stant açıp yaptığı ürünleri satıp ailesine katkıda bulunabiliyor” dedi.

    Kadınların takı kursunda kendilerini tanıdıklarını ve meslek edindiklerini söyleyen Rayile Ural, kadınların ürettiklerini satabileceği yerlerin olması gerektiğinin altını çizdi. Ural, “Narlıdere’de bir gece pazarı olabilir, kadınların yaptıklarını sergileyebileceği bir kooperatif olabilir. Ama şu anda öyle bir şey söz konusu değil” dedi.

    Ural, son olarak öğrencilerinden çok memnun olduğunu, onlarla dostane ilişkiler geliştirdiklerini söyledi.

    “HALK EĞİTİM KURSLARI BANA TERAPİ GİBİ GELİYOR”

    50 yaşındaki Sevilay Özden de bir yıldır takı kursuna geliyor. Daha önce Halk Eğitim Merkezi ahşap boyama kursuna giden Özden, uzun süredir kanser hastalığı ile mücadele ediyor.

    46 yaşında kansere yakalanan Özden’in, ahşap kursuna ve ardından takı kursuna gelmesi kendisine terapi gibi gelmiş.

    “Halk eğitim bana bir terapi gibi geldi. Sorunlarımı unuttum kendimi yeniden keşfettim” diyen Sevilay Özden şöyle devam etti:

    “Ben normal çocuklarıyla ilgilenen bir anneydim. Halk Eğitim kursları çok iyi. Bir şeylerle uğraşmayı seviyorum, o esnada kendi ağrılarımı unutuyorum. Bu kurs bana tekrar yaşamımı verdi. Hayatıma çok olumlu katkıları oldu. Burada ürettiklerimin çoğunu hediye ediyorum çünkü pazarlama işini çok beceremiyorum. Satmak da istiyorum ama yer yok. Birine kendi ürettiğim şeyi vermek beni mutlu ediyor.”

    Ürettiklerini satabilecekleri bir pazar alanı isteyen Özden, herkesin bu kurslara katılması gerektiği çağrısında bulundu.

    YILLARCA ÖĞRETEN BİRİ OLARAK ÖĞRENMENİN TADINI ÇIKARIYOR

    Emekli Öğretmen olan Nuran Türközü de yıllarca öğreten biri olarak bir şeyler öğrenmenin tadını çıkarıyor. İki yıldır takı kursuna geldiğini ve güzel dostluklar kurduğunu kaydeden Türközü, “Burada üretici olmak çok güzel. Evde sürekli toz almak, çamaşır yıkamak, pencere silmek yerine burada bir şeyler üretmek, bir şeyler öğrenmek yıllarca öğreten bir kişi olarak öğrenmenin tadını yaşıyorum” dedi.

    Zamanı doğru kullanmak açısından hayatına katkısı olduğunu kaydeden Türközü, ticari olarak beklentilerinin olduğunu belirtti.

    “DOLARIN ARTIŞI ÜRETİMİMİZİ ETKİLİYOR”

    Ekonominin bozulduğuna işaret eden Türközü, Kemeraltı’ndan aldığı ürünlerin pahalılığından şikayetçi. Altın, gümüş işlemeleri yapmak istediğini ancak her şeyin çok pahalı olduğunu kaydeden Nuran Türközü, şöyle devam etti:

    “Pazar alanı bulamıyoruz. Girişimlerde bulunduk stant ücretleri emekli için çok pahalı. Yetkililer özellikle yerel yönetimler bize bir yer ayarlasa en azından haftanın belirli günlerinde yaptıklarımızı orada sergilesek çok daha iyi olsa güzel olur. Ürünleri Kemeraltı’ndan alıyoruz. Maalesef son dolar artışından sonra fiyatlarda da çok artış var. O fiyatlar da bizim üretimimizi etkiliyor, çünkü istediğimiz her şeyi alamıyoruz. Bir şeyler alırken de fiyatlara bakıyoruz. Gümüşten işler yağmak istiyorum ama gümüş çok pahalı. Doğal taşlar pahalı. Onların hepsi dolar ile fırladı. Geçen seneki fiyatların neredeyse bir buçuk katına çıktı.”

    Mahalledeki kadınlara çağrıda bulunan Türközü, kadınlar bu tür kurslara giderek zamanlarını daha iyi değerlendirebileceklerini söyledi.

    “TAKI KURSU TERAPİ GİBİ GELİYOR”

    Songül Bazkara da cemevinde kadın kollarında çalışıyor. Uzun süredir takı işleriyle uğraştığını belirten Bazkara, “Ben uğraşmayı seviyorum, el becerisi gelişiyor. Kendime cep harçlığı çıkarıyorum. Bildiklerime daha fazla şey ekliyorum. Terapi gibi oluyor. Şimdi artık gümüş yapmaya başladım. Burada güzel zaman geçiriyorum. Güzel dostluk da oluşuyor. Cemevini bilmeyenlerde bu kursa gelerek bizim kültürümüzü de öğreniyorlar. Onlara bunu aktarmaya çalışıyoruz.  Merak ettikleri için anlatıyoruz” diye konuştu.

    Takı malzemesini Kemeraltı’ndan aldıklarını ancak fiyatların biraz pahalı olduğunu kaydeden Bozkara, “Bunların toptan yeri İstanbul olunca İzmir’e normal satıştan geliyor. Doların artışından sonra da fiyatlar daha da arttı. Burada güzel işler çıkarıyoruz. Mayıs ayında Narlıdere’nin bir festival programı oluyor orada stant açabiliyoruz. Bize fırsatlar tanınsa daha çok satışlarımız daha iyi olur” dedi.

    Pazar alanı bulamadıklarından şikayet eden Songül Bozkara, yerel yönetimlere çağrıda bulunarak kadınlara yönelik projeler üretmeleri gerektiğinin altını çizdi.

    53 yaşındaki Cemile de bir yıldır kursa geldiğini söyledi. Üç ay içinde takı yapmayı öğrendiğini belirten Cemile, sosyalleşmek anlamında takı kursunun hayatına katkısı olduğuna dikkat çekti.

    Semra ACAR/İZMİR

     

  • TARİŞ direnişçileri kararlı: Eylemi sonlandırmayacağız-VİDEO

    TARİŞ direnişçileri kararlı: Eylemi sonlandırmayacağız-VİDEO

    PİRHA – İzmir Çiğli’de TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası’nda DİSK/Gıda-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan 7 işçinin fabrika önünde başlattıkları direniş 28. gününde. İşçiler, patronların tüccar mantığında olduğunu belirterek, sendikal haklarını ve işe iade edilene kadar fabrika önünde direnişlerini sürdüreceklerinin vurguladılar. 

    İzmir Çiğli Organize Sanayi’de bulunan TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası’nda DİSK/Gıda-İş Sendikası’na üye oldukları için işten atılan 7 işçinin fabrika önünde başlattıkları direniş 28. gününde devam ediyor. Fabrika önünde açtıkları ‘Atılan işçiler geri alınsın, sendika hakkımız tanınsın’ pankartının  önünde her sabah saat 06.00’da oturmaya başlıyorlar. İşçilerden önce gelip onlar çıktıktan sonra evlerine giden direnişçi işçiler hakları verilinceye kadar oturma eylemine devam edeceklerini söylüyor.

    Öte yandan TARİŞ direnişçilerine destekler de devam ediyor. Önceki gün eski CHP Milletvekili Zeynep Altıok ziyaret ederken, CHP İzmir Milletvekili Kani Beko da mecliste işçilerle birlikte yaptığı konuşmada, “Ne işçiler, emekçiler ne de onların sözcüsü olarak karşınızda olan bizler haklarımızdan, taleplerimizden ve bunları dile getirmekten vazgeçmeyeceğiz. Aksini düşünenler çok yanılırlar” diyerek TARİŞ direnişini anlattı.

    PİRHA olarak TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası önünde eylem yapan işçilere mikrofon uzattık. 18 yıldır çalıştığı işinden çıkarılan 51 yaşındaki İlhan Sarıoğlu, çıkarılmadan önce sendikalaşma hareketlerinin olduğunu, fabrikada toplamda çalışan 150 kişiden 120 kişinin sendikaya üye olduğunu kaydetti.

    Sarıoğlu, Temmuz’da çıkış kağıtlarının ellerine geçtiğini ancak zam yapılırsa işçilerin sendikadan ayrılacaklarını düşünüp çıkışlarının ertelendiğini söyledi.

    “SENDİKA HAKKIMIZ TANINSIN”

    Kasım ayında 7 arkadaşıyla birlikte işten çıkışlarının verildiğini belirten Sarıoğlu, “Arkadaşlarımızdan 60 tanesi neden işten çıkarıldığımıza dair iş verenden açıklama beklediler ve fabrikayı terk etmediler. Fakat hakkınızda işlem yapılmayacak denildi, bizler de onlara güvenerek dışarıya çıktık ve hep beraber göz altına alındık” dedi.

    İşten çıkarılma sebeplerinin sadece sendikaya üye olmaları olduğunu söyleyen Sarıoğlu, annesinin de bu şirketin ortağı olduğunu, aslında annesinden bu şirketin ona kalacağını söyledi.

    İşverenin fabrikayı tüccar mantığıyla bir kişinin malıymış gibi yönettiğini kaydeden Sarıoğlu, “Sendika hakkımız tanınsın, işten çıkarılan arkadaşlar işe iade edilsin” talebinde bulundu.

    Direnişlerinin sonuna kadar devam edeceklerini söyleyen İlhan Sarıoğlu, umutlu olduklarını söyledi.

    “İÇERİDEKİ İŞÇİLERE MOBİNG UYGULANDI”

    İşçilerden destek olduğunu fakat tepkisel olarak hala bir destek göremediklerini belirten Sarıoğlu, şunları söyledi:

    “İşçilere ilk hafta çok baskı yapıldığını biliyoruz. Hatta işçilere telkinde bulunulduğunu, sendikadan çıkmaları için baskılar uygulanmış. Bir iki hafta işçiler selam bile vermedi, sonradan daha iyi oldular. Sendikamızın sayısı şu anda içeride oturum hakkına yeterli. Sadece iş verenin gelip oturmasını bekliyoruz. İçeride bir mobing uygulandı. ”

    SARIOĞLU: TARİŞ, KÖYLÜNÜN ORTAK MALI

    Son olarak İlhan Sarıoğlu, patrona seslenerek şunları söyledi:

    “Burasını babasının çiftliği olarak görmesin. Burası köylünün ortak bir malı. Sermayesi köylünündür kendi cebinin değildir. Atılan işçilerin tekrar işe alınıp sendikanın tanınmasını talep ediyoruz.”

    DİSK/Gıda-İş Sendikası Ege Bölge Başkanı Gürsel Köse de her gün sabah işçilerle beraber oturup akşam onlarla evine gidiyor. Çalışan işçilerin sendikalı olmak için illada bir nedenin olması gerekmediğini, bunun anayasal bir hak olduğunu belirtti.

    Köse, “Eylemde olan işçiler iş yerine bir zarar vermediler, makinasını kırmadı, üretime zarar vermedi. sadece anayasal haklarını kullanarak sendikaya üye oldu” dedi.

    “BURANIN PATRONU ZEYTİN ÜRETİCİ KÖYLÜLER”

    İşçilerin suçluymuş gibi kapının önüne konulduğunu ve bunların şirketin ortağı olduklarını belirten Köse, “Buranın patronu zeytin üreticisi köylüler. Burada yönetime seçildikten sonra noterden imza sirküleri alınıyor ve yönetim, burada mal edinme, mal satın alma, işçi çıkarma ve alımında genel kurulda yetki aldığı için bunu kullandı.”

    Burada haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe  izin vermeyeceklerini söyleyen Gürsel Köse, “Atılan işçiler geri alınsın, işçilerin sendikal hakları tanınarak üye oldukları sendika yöneticileriyle masaya oturup buranın çalışma koşulları birlikte belirlesinler diye taleplerimiz var” dedi.

    Buradaki işçilerin demokratik hakkını kullandığını belirten Köse, “Buradaki zulüme, Flormardaki, Gripinde mağdur olan tüm işçilere hiç kimse gözlerini kapatmasınlar” dedi.

    Türkiye’de yaşanan ekonomik krizi de değerlendiren Köse, “Yaşanan krizin faturasını işçilere, emekçilere ödettirmek ahlaki değil. Bu krizi yaratanlar faturayı ödemeli” diye konuştu.

    Semra ACAR/İZMİR

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Güngördü: İşsizlerin ve aç yatan milyonların çığlığıyım, işimi, ekmeğimi geri verin

    Güngördü: İşsizlerin ve aç yatan milyonların çığlığıyım, işimi, ekmeğimi geri verin

    PİRHA – İstanbul Zeytinburnu Belediyesi’nde çalışırken  güvenlik soruşturması gerekçesiyle işinden atılan Kenan Güngördü, direnişinin 231. gününde AKP Zeytinbrnu İlçe Teşkilatı önünde basın açıklaması yaptı. Güngördü, yaptığı açıklamada, “İşsizlerin ve aç yatan milyonların çığlığıyım. Tekrar ediyorum, işimi, ekmeğimi geri verin” dedi.

    Zeytinburnu Belediyesi’ndeki işinden atılan Kenan Güngördü, eylemine AKP Zeytinburnu İlçe Teşkilatı önünde devam ediyor.

    Direnişinin 231. gününde basın açıklaması gerçekleştiren Güngördü, “Ekonomik kriz ile boğuşurken milyonlarca halkımız gibi ve üstelik illegal örgütlerle ilişkilendirilip atılmak dünyadaki en zor şeydir. 20 yıllık AKP iktidarı hiçbir zaman işçiden yana olmamıştır. Sermayeden, patronlardan yana olan AKP, bunu bu dönem daha açıktan yapmaktadır” diye konuştu.

    Güngördü, açıklamasına şöyle devam etti:

    “8 aydır işsizim. Milyonların çığlığı olmaya çalışıyorum meydanlarda.

    -Beni işten atanlar, iktidardan aldığınız güçle saldırdığınız emekçiler bir gün mutlaka yıkacaktır. Öfkemizi sınamayın. Öfke olduğumuzda sesimiz ve çığlığımız 3. Havalimanında patlar, sel olup sizi boğarız.

    Ben havalimanında tutukladığınız emekçilerin çığlığıyım. yüzbinlerce KHK’li emekçinin, maden ocaklarından çıkan cenazelerin, işsizlerin ve aç yatan milyonların çığlığıyım. Tekrar ediyorum, işimi, ekmeğimi geri verin.”

    (HABER MERKEZİ)

  • BES: İş güvencesizliğine karşı eylemliklerimize devam edeceğiz-VİDEO

    BES: İş güvencesizliğine karşı eylemliklerimize devam edeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de yaşanan ekonomik ve siyasi krizin faturasının emekçilere kesilmeye çalışıldığını belirten Büro Emekçileri Sendikası Başkanı Serpil Akpınar, kamusal emeklilik sisteminin tasfiyesine, esnek çalışma ve iş güvencesine yönelik saldırılara karşı eylem ve etkinliklerini devam ettireceklerini söyledi. 

    Büro Emekçileri Sendikası olarak  “Krizin Bedelini Ödemeyeceğiz” şiarıyla Genel Merkez Binasında basın toplantısı gerçekleştirdi. Basın açıklaması metnini BES MYK adına Genel Başkan Serpil Akpınar okundu.

    Akpınar, 24 Haziran seçim sonuçlarının ardından yeni sistemle ilgili olarak çıkarılan son OHAL KHK’leri ve Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri (CBK) ile ‘parlamenter sistem’ döneminden kalan tüm yasalar, yönetmelikler ve diğer mevzuatlar baştan aşağı değiştirilerek, “Tek Adam” sistemine uygun hale getirildiğini söyledi.

    Yeni sistemin adının ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ olarak ifade edildiğini ancak ortada ne bir hükümet, ne de bir sistemden bahsetmek mümkün olmadığını vurgulayan Akpınar, “Ülke yönetimiyle ilgili bütün yetkilerin tek bir kişide toplandığı, denetimden yoksun tipik bir ‘otoriter rejim’ ile karşı karşıya olduğumuz açıktır. Yeni sistem açısından net olan tek şey, ülke yönetiminde doğrudan ya da dolaylı olarak rol alan ne kadar kurum, kuruluş, kurul vb varsa, neredeyse tamamının tek bir kişiye bağlı hale getirilmiş olmasıdır” dedi.

    Siyasi iktidarın 2018 küresel krizi için “ülkemizi teğet geçti” diyerek gerçeklerin üstünü örtmeye çalıştığını belirten Serpil Akpınar, yaşanan ekonomik kriz açıkça ifade edilmediğini, “Yeni Ekonomi Program” adı altında açıklanan Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Program ve 2019 Bütçesi küresel finans kuruluşları ve IMF’nin önerileri doğrultusunda hazırlanan kriz dönemine ilişkin planlamalar olduğunu kaydetti.

    Yaşanan ekonomik ve siyasi krizin faturasının emekçilere kesilmeye çalışıldığını belirten Akpınar, “IMF’nin nisan ayında yayınladığı Türkiye raporunda yer alan öneriler doğrudan YEP’te yerini bulurken, kamusal emekliliğin tasfiyesi, esnek çalışma, kıdem tazminatının tasfiyesi, enflasyon farklarının gaspı gibi kazanılmış haklarımıza yönelik topyekun saldırılar ile karşı karşıya olduğumuz bu dönemde, emekçileri zorlu bir süreç beklemektedir” şeklinde konuştu.

    Akpınar, 2019 bütçe sürecinde yapacakları eylem ve etkinlikleri şöyle sıraladı:

    – 2019 yılı bütçesinin harcama kalemlerine bakıldığında kamu yatırımları, sosyal güvenlik ve sosyal yardımlarda tasarrufa gidildiği bütçeden aslan payını daha önceki yıllarda olduğu gibi Milli Savunma ve İç İşleri Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığının aldığı görülecektir.

    -Bütçenin gelir kalemleri incelendiğinde ise 2019 yılında vergi gelirlerinin en az yüzde 20 oranında artırılması öngörülürken, vergi gelirlerinin büyüklüğü sıralamasında KDV (237 milyar lira), Gelir Vergisi (172 milyar lira), ÖTV (163 milyar lira) ve Kurumlar Vergisi (74 milyar lira) ilk dörtte yer almaktadır. Böylece halktan daha fazla KDV ve ÖTV adı altında vergi toplanırken ve ücretlilerden daha fazla Gelir Vergisi alınırken, sermayeden alınacak Kurumlar Vergisinin sınırlı tutulacağı anlaşılmaktadır.

    -Emekçilerden toplanan vergilerin sermayeye, savaşa kaynak olarak aktarılmaması kamu yararına kullanılması için sendikamız mücadele etmeye devam edecektir.

    -Bütçeye ilişkin planlamamızda, kadın erkek eşitsizliklerini yeniden üreten cinsiyet körü kamu politikalarına karşı, kadınların iktisadi kaynaklara, kamusal alana erişimini kolaylaştıran, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe hakkı özellikle vurgulanacaktır.

    Akpınar, enflasyon farkının zam olmadığını, aksine açıklanan enflasyon farklarının gerçek enflasyonu yansıtmamakta olduğunu belirterek, kamu emekçilerine enflasyon farkları ve ek zammın yapılması çağrısında bulundu.

    Bütçeye ilişkin ise, ek zam, enflasyon farkının ödenmesi ve vergi dilimlerinin yeniden düzenlenmesi taleplerine öncelik vereceklerini belirten Akpınar, bütçe döneminde kampanyaların düzenlenmesi emek ve meslek örgütlerine çağrıda bulunarak işçi ve kamu emekçilerinin taleplerinin ortaklaştırılması ve mümkün olan en geniş çevreyle eylemin ortak yapılması planlandığını belirtti.

    “İŞE İADE EDİLMESİ İÇİN ETKİN FAALİYET YÜRÜTÜLECEK”

    Akpınar, ihraç edilen üyelere ilişkin de biran evvel göreve iade edilmesi için kamuoyu oluşturma ve mücadele yöntemleri ortaya koyma konusunda sendikanın etkin faaliyet yürütmeye devam edeceklerini vurguladı.

    “KRİZ VE GÜVENCESİZLİK KADINLARI DAHA ÇOK ETKİLİYOR!”

    Emeğin, sermaye çıkarlarına uygun biçimlendirilmesine dayanan, kuralsız, esnek, güvencesiz ve örgütsüz çalışmanın öncelikle kadınlar üzerinden yapıldığını kaydeden Serpil Akpınar, “Ucuz ve güvencesiz iş gücü olarak sermayenin her daim sarıldığı kadın emeği, ancak iş ve aile yaşamını uyumlaştırma anlayışıyla, istihdamda kendine yer bulabiliyor. Özellikle yarı zamanlı çalışma, toplumda var olan cinsiyete dayalı iş bölümünden dolayı, en çok kadın çalışanları zorda bırakacaktır. Kadınlara evin yolunu gösteren yarı zamanlı çalışma, mali ve sosyal hakların, emeklilik süresi hesabının yarıya inmesi demektir. Diğer yandan, kamusal hizmet olması gereken çocuk ve yaşlı bakım sorumluluğu her daim kadınların omzuna yüklenmektedir.  Bir yandan da, milliyetçi, tekçi, dinci muhafazakâr politikalar, cinsiyet ayrımcılığını pekiştirmekte, kadın cinayetlerini, kadına yönelik şiddeti, tacizi ve mobbingi arttırmaktadır. Krizler, kadınların günlük yaşamını iyiden iyiye esir almış, her zaman olduğu gibi kadınlar ekonomik krizin en yakıcı sonuçlarını yaşamaktadır.”

    Kamusal emeklilik sisteminin tasfiyesine, esnek çalışma ve iş güvencesine yönelik saldırılara karşı eylem ve etkinliklerini devam ettireceklerini söyleyen Akpınar, “İş güvencemizin gasp edilmesine karşı, vergide ve ücrette adalet sağlanması, dolaylı vergilerin kaldırılması, ücretlerimizdeki gelir vergisi oranının düşürülerek, vergi dilimi artışından etkilenmeyecek şekilde düzenlenmesi, aynı masalarda aynı işi yapanlar arasındaki ücret farklılıklarının kaldırılması, taleplerimiz için mücadelemiz devam edecektir” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Kadınların emeği, Zeytin Dalı Kooperatifi’nde can buluyor – VİDEO

    Kadınların emeği, Zeytin Dalı Kooperatifi’nde can buluyor – VİDEO

    PİRHA -Yaklaşık 18 senedir kadın çalışmaları içerisinde yer alan Zeytin Dalı Kadın Kooperatifi’ni kuran kadınlar aynı zamanda 3 ayrı şubede, gümüş işletmeciliği, mantar üretimi ve çanta imalatı yapıyor. Pir Haber Ajansı’na konuşan Zeytin Dalı Kooperatifi ortaklarından Nurcan Yalçın, “Tuzluçayır’daki yoksul kadınlara ulaşmak için çalışmalarını Tuzluçayır’da yaptıklarını ve sadece iş olarak örgütlenmediklerini, kadının güçlendirilmesi için gönüllü olarakta danışmanlık yaptıklarını” söyledi. 

    Ankara’nın en çok göç alan bölgelerinden biri olan Tuzluçayır’da beş yıldır kurulan Zeytin Dalı Kadın Kooperatifi, burada oturan kadınlara ulaşmak ve kadınların güçlenmesi için yapılan bir çalışma. ‘Naylon poşete hayır’ sloganıyla yola çıkan kooperatifin çalışanları, sadece iş yapmıyorlar, bir dayanışma merkezi olduklarını da söylüyorlar.

    “NAYLON POŞETE HAYIR SLOGANIYLA BAŞLADIK”

    Ankara Zeytin Dalı Kadın Kültür ve İşletme  Kooperatifi’n Sorumlusu Nurcan Yalçın, 18 senedir kadın çalışmaları içinde olduğunu söyledi. Yalçın, birlikte yapılan işlerin önemine değinerek, “Çağdaş Kadın ve Gençlik Vakfı’nın Hacettepe Üniversitesi ve halkın birlikte almış olduğu evde çalışan kadınları güçlendirip ekonomik hayata katma projesiydi. Projede eğitimler iki yıl devam etti. Böyle bir çalışmanın içerisinde yer aldım. 2 yıl devam ettikten sonra burayı kooperatif olarak açtık. Amacımız evde çalışan kadınların kendisini tanımasıydı. İşçi olduğunu bilmesi, sadece eşe dosta verilmeyeceğini, emek gücünün paraya dönüştürülmesini sağlamaktı” dedi.

    ‘Naylon poşete hayır’ sloganıyla yola çıktıklarını belirten Yalçın, bez poşetler üretmeye başladıklarını bu konuda TMMOB’un iki yıl sosyal sorumluluk projesi adı altında konferans çantalarını diktirdiklerini söyledi.

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nün de (İLO) çok katkısı olduğunu belirten Yalçın, ilk kurdukları kooperatifin liderlik çekişmesinden dolayı kapandığını belirterek kadınlara eleştiride bulundu. Yalçın , “Kadınların bir araya gelip iş konusunda dayanışma oluyor ama örgütlülük konusunda liderlik konusunu nedense kadınlar olarak başaramıyoruz” dedi.

    “GÖÇ ALAN BÖLGEDE ÖRGÜTLENMEK İSTEDİK”

    Beş yıldır Zeytin Dalı Kadın Kooperatifi’ninde ortağı olarak çalıştığını belirten Yalçın, kooperatifin amacını ve neden Tuzluçayır’da kurulduğunu şöyle açıkladı:

    “Zeytin Dalı Kooperatifi’nin amacı, daha çok kadına ulaşmak, ama ortaklık payını çok fazla tutmamak, atölyeleri çoğaltmak. Çok büyük iki tane proje kapsamında çalışmamız var. Biri mantar projesi, bir diğeri ise evde hasta bakım projesi ile de çok insanlara ulaşan bir kooperatif.

    Tuzluçayır Ankara’da en çok göç alan bir bölge. Aynı zamanda Alevilerin de çok yoğun olduğu bir bölge. Bizler de Alevi olarak burayı tercih ettik. Genel merkez Bahçeli, Ayrancı bize hitap etmiyordu. Bizim asıl amacımız Mamak’lı, Tuzluçayır’ lı olduğumuz için Tuzluçayır’da yoksul kadınlara ulaşmaktı. O açıdan da Tuzluçayır’da kurduk. Biz sadece iş olarak örgütlenmiyoruz, aslında kadının da güçlenmesini istiyoruz. Arkadaşlarla gönüllü olarak da danışmanlık yapıyoruz. Çünkü kadın içeri giriyor ‘bana iş verir misiniz’ diyor, sonrasında kadın içini döküyor. Yani bu kadın dertli, bu kadın sadece yoksullukla mücadele etmiyor, kadın yoksulluk şiddeti ile de mücadele ediyor.”

    Kooperatif sayesinde daha çok kadına ulaşmaya çalıştıklarını söyleyen Yalçın, pazar alanı bulamadıklarını,  yaptıkları işlerin değerlendirilmesini istedi.

    “BİZ ÜRETİYORUZ, BİZ ÜRETİMDEYİZ”

    “Kooperatifin kurulmasındaki amaç aracıları ortadan kaldırmaktı” diyen Nurcan Yalçın, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu atölye kurulduğu zaman gitmediğimiz kapı kalmadı. Sendikalardan hiç bir destek görmedik. Sendikalar da devletten yardım almadığı için onları da anlıyorum. Nerede ucuz ürün varsa oradan talep ediyorlar. Bizim gücümüz 10 tane çanta siparişi gelirse, 10 tane çanta kumaşı alıyoruz. Ama şirketlerin kumaşları yığılı, şirketlerin atölyeleri var. Büyük atölyelerin içerisinde 150-200 kişi çalışıyor ve maaşlı çalışıyor. Çantaları 5 kuruşa dikebiliyor. Ama biz onu burada yapamıyoruz. Biz üretiyoruz, biz üretimdeyiz”

    Altı yıldır kooperatifte çalışan Fatma Ağaoğlu da iş yerinin aile ortamı gibi olduğunu, kooperatiften aldığı parayla ev ekonomisine katkıda bulunduğunu kaydetti.

    Ağaoğlu, daha önce döşeme işinde nakış işinde çalıştığını belirterek, boş zamanını burada değerlendirdiğini söyledi.

    “EV EKONOMİSİNE DESTEK OLUYORUZ”

    Zeytin Dalı Kooperatifi ortaklarından Derya Gümüş  üç arkadaşıyla bu kooperatifte çalıştıklarını söyledi. Gümüş, zor şartlarda birbirlerine destek olduklarını belirterek, “Amacımız kadın dayanışması, kadınların birbirlerine destek vermesi, hem kendi aile ekonomimize, hem de arkadaşlarımızın ekonomisine katkıda bulunmak ve bu zor şartlarda birbirimize destek vermek” dedi.

    Kadınlarla ilgili proje yapmanın zor olduğunu vurgulayan Gümüş, “Çok desteğe ihtiyacımız var. Özellikle pazara ihtiyacımız var. Çünkü üretip üretip bir yere yığmakta bir şey ifade etmiyor. Kadınları bu konuda bilinçlendirmek gerekiyor. Pazar bizim için çok önemli. Bu yüzden de destek alarak kendi çabalarımızla ayakta duruyoruz, kendi öz sermayemizle” dedi.

    “PAZARDA SIKINTI YAŞIYORUZ”

    Hülya Ülger de Zeytin Dalı Kooperatifi’nin ortaklarından.Ülger de amaçlarının kadınlara destek vermek ve ev ekonomilerine katkıda bulunmak olduğunu söyledi.

    Üretimde çok iyi olduklarını söyleyen Ülger, pazarlamada sıkıntı yaşadıklarını belirterek tüketiciye ulaşmanın zor olduğunu dile getirdi.

    “BİRBİRİMİZE DESTEK OLUYORUZ”

    Bahtiyar Atakay da kooperatifte üç yıldan bu yana çalıştığını kaydetti. Daha önce dikiş dikmeyi bilmediğini söyleyen Atakay, şöyle devam etti:

    “İğneyi, tığı elime almayan bir insandım. Daha sonra bu tarz şeylere meyilim olduğu için bir şekilde buraya adımımı attım. Ve çok sevdim burayı, birçok şeyler meşgul oluyorum. Yeni yeni şeyler öğreniyorum. 2 tane çocuğum var onların eğilimine katkıda bulunmak ve evde oturmamak adına bir sosyal faaliyetim olsun bu tarz şeyleri bilen insanlardan öğreneyim diye buraya geldim.

    Bana burada ablalık, öğretmenlik yaptılar. Daha sonra da Tuzluçayır civarındaki ikincisi olan eğitim ve öğretim atölyemizi açtık. İlk olarak kültür mantarıyla başlayarak eğitimimizi aldık. Şimdiki hedefimizde daha büyük bir alanda mantar yetiştirmek, sonrasında da organik tarıma el atmak. Birlikten kuvvet doğar diye birbirimize daha da destek vererek ilerleyeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • 568 gündür eylem yapan Konuk: Sokağa çıkın – VİDEO

    568 gündür eylem yapan Konuk: Sokağa çıkın – VİDEO

    PİRHA- KHK ile işinden ihraç edilen ve işine geri dönmek için 568 gündür iş yerinin önünde eyleme devam eden Mahmut Konuk, KHK ile işine son verilen tüm emekçileri iş yerleri önünde işlerine geri dönmek için mücadeleye çağırdı.

    KHK ile ihraç edilen SES Eski MYK üyesi sağlıkçı Mahmut Konuk, “Hiçbir haklı gerekçeleri olmadan, yalan söyleyerek, sahtekarlık yaparak, bizim ekmeğimize, işimize son verdiler, el koydular, çocuklarımızın nafakasına alın terimize 40 yıllık emeğimize el koydular” dedi.

    “Biz bunların yakasına yapışacağız” diyen Konuk, “Gücümüz ne tankla, topla, silahla, sopayla bunlara saldıracak gücümüz yok. Biz yüreğimizle, vicdanımızla bunların karşısında durmaya devam edeceğiz bizi hiçbir şekilde susturamazlar” ifadelerini kullandı.

    Şimdilik haftanın 2 günü de Yüksel direnişine destek veren Konuk, KESK sokakta olduğu sürece KESK’ in düzenlediği bütün eylemlere katıldı.

    “Yasada yazılı olan yol şu işten haksız bir şekilde atıldığınızda idare mahkemesine oradan üst mahkemeye Danıştay’a başvuruyorsunuz olmadı anayasa mahkemesine olmadı, AHİM’e başvuruyorsunuz. Biz o süreçlerin tamamını tükettik” diyen Konuk, 12 Eylül hukukunun bile kalmadığını vurguladı.

    “OHAL BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLERİ ENGELLİYOR”

    Konuk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Burada 1915 hukukundan söz edebiliriz. Yani düşman bellediklerini hiçbir hukuk yolu bırakmadan yok etmek hukuku uygulanıyor. Ermenilere yaptıklarının aynısını Pontus Rumlarına yaptıklarının aynısını muhalif bellediklerine yapıyorlar. Hiçbir hukuk yolu bırakmıyorlar. Anayasa mahkemesi, yüksek yargı organlarının yöneticileri hepsi teslim olmuş durumda. Cumhurbaşkanının muktedirin karşısında cübbelerinin olmayan düğmeleri olmayan cübbeyi ilikleyenlerden bir direniş, bir hukuki duruş beklemek mümkün değil. Ya da onun çağrısı üzerine seçim bölgesine gidip çay bahçelerinde çay toplamak bir hukuk adamının kendi içine sindirebileceği bir şey değil.

    Danıştay başkanımın KHK’lar OHAL bireysel özgürlükleri engellemiyor sözü abesle iştigaldir. Anayasa Mahkemesi’nin biz haklar hakkında biz yetkili değiliz demesi abesle iştigaldir. O zaman Uganda Anayasa Mahkemesi mi yetkili diye sormamız lazım.

    AHİM bile Türk siyasal iktidarına teslim oldu. 2 nedenle 1.Suriye’den gelen göçmenler kapıyı açarım üzerinize salarım diye tehditte bulundu. 2 biz burada canlı bombalarla uğraşırken siz rahat mı duracaksınız dedi demesinin üzerinden 2 gün sonra Almanya’da, Fransa’da Avrupa’nın değişik kentlerinde canlı bombalar patladı. Avrupa teslim oldu. Bir gerekçeyle AHİM olduğunu unuttu, devletler mahkemesi olduğunu düşündü o da teslim oldu.

    Dolaysıyla bizim önümüze bir komisyon kurulmuş, bu utanç verici bir durum. Bizi işten atan, hiçbir sorgu hiçbir gerekçe, göstermeden işten atan siyasal iktidar bir komisyon kuruyor ve bütün hukuk mercileri o komisyonun vereceği kararı bekliyor. Binde bir haksız yere işten atılmış olan bazı arkadaşlar işe geri dönüyor o komisyonun kaç yıl süreceği incelemesinin süreceği belli değil. O komisyon da ‘sen başvurmadım, bu yolu tüketmedin’ demesinler diye başvuruda bulundum ve o komisyondan hiçbir umudum yok.”

    “ÇOCUKLARIMIZIN NAFAKASINI GASP ETTİNİZ”

    Konuk, “Bu da olmadığı içinde ben fiili meşru mücadele yolunu seçtim Japonların bir atasözü var, ‘Taşı delen suyun şiddeti değil, damlaların sürekliliğidir’. Ben o ilke ile hareket ediyorum. Damlalar sürekli akacak, taş delinecek, o taş delininceye kadar ben damla olarak o taşın üzerine tıp, tıp, tıp dökmeye devam edeceğim ve onların yakasına yapışmaya devam edeceğim ve siz hırsızsınız, bizim ekmeğimizi çaldınız, çocuklarımızın nafakasını gasp ettiniz demeye devam edeceğim. ‘Siz yağmacısınız, talancısınız, zorbasınız, haramisiniz, diktatörsünüz, kölecisiniz firavunlaşma yolunda ilerliyoruz’ demeye devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

    “SOKAĞA ÇIKIN”

    “Sokağa çıkın. Sokağa çıkan, insan sayısı artsın, işyerlerinize gidin işyerlerinizin önünde oturma eylemine devam edin” sözleriyle mücadeleye çağrı yapan Konuk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ben gidip anayasa mahkemesi önünde kendimi zincirlemesini de bilirim. Ama o tür eylemleri yapmıyorum niye bilerek yapmıyorum İhraç edilen her arkadaşın yapabileceği bir iş yapıyorum. Ben iş yerimin önünde gidip ben ekmeğimi çaldınız diye basın açıklaması yapmak en doğal insani bir haktır alıp götürüyorlar yarım sat sonra serbest bırakıyorlar. Eskiden olduğu gibi işkence ile baş edecek durumda değiller. Şimdilik avukatlar gözaltı işlemi yapmıyor, savcılar gözaltı işlemi yapmıyor, tutuklama yapmıyor. Çünkü yaptığınız işin bir anayasal hak olduğunu onlarda biliyorlar. Sahtekarlıkla kabahatler kanununa sokarak kabahatler kanununun içinde imiş gibi yaparak yapıyorlar. İşinden atılmış ekmeği çalınmış bir insana kabahatler kanunundan ceza yazmak ne yazar.

    Herkese diyorum ki çıkın sokağa çıkmaya devam edin. Ben ısrarla herkesin yapabileceği bir işi yapmaya çalışıyorum. Yoksa daha ekstrem işler yapabiliriz. Meclisin önüne gidip kendimizi kilitlemek gibi ya da anayasa mahkemesi önünde Danıştay önünde bu tür şeyler aklımdan geçmedi değil, ama bunları bilerek yapmadım. Mahmut Konuk ‘fevri, bireysel eylemler yapıyor’ demesinler diye. Herkesin yapması gereken işi yaptım herkese bunu öneriyorum.

    “AYM SAHTEKARLIK YAPIYOR”

    Hiç bakmadım hiç ilgilenmiyorum, arttığını biliyorum 40-50 bin olmuştur herhalde. Kesinleşen birkaç tanesi hakkında anayasa mahkemesine dava açtık. Anayasa mahkemesi olumlu görürse ki açıkça anayasal bir hakkı kullanmayı kabahatler kanuna sokarak sahtekarlık yapıyorlar.

    Eğer Anayasa Mahkemesi’nde bir parça hukuk kalmışsa, bir parça hukuk namusu kalmışsa, bunu düzeltirler düzelmezse de AİHM yoluna gideriz.

    Oradan çıkar çıkmaz ayrı ben ödemeyeceğim. Benim zaten ödeyecek bir paramda yok,  ev bana ait değil, evimde götürebilecekleri, çalabilecekleri malzemede yok. Ben ödemeyeceğim.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Kötü çalışma koşullarını protesto eden 24 havalimanı işçisi tutuklandı

    Kötü çalışma koşullarını protesto eden 24 havalimanı işçisi tutuklandı

    Savcılığa çıkarılan işçilerden 43’ünün ifadesini almayan savcı, 15 işçi için adli kontrol istedi, 28 işçiyi tutuklama talebiyle nöbetçi hakimliğe sevk etti. Savcılık tarafından tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilen 28 havalimanı işçisinden 24’ü tutuklandı.

    Kötü çalışma koşullarını protesto ettikleri için 15 Eylül’de gece yarısı baskınıyla gözaltına alınan işçilerden emniyetteki ve savcılıktaki işlemlerinin ardından tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilen 28 işçiden 24’ü tutuklandı, 4’ü ise adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakıldı.

    Gözaltına alınan 400’den fazla işçiden bir kısmı emniyetteki sorgularının ardından serbest bırakılmıştı. İşçiler, dün ikişerli gruplar halinde Gaziosmanpaşa (GOP) Adliyesi’ne getirilmişti. İşçilerin ifadesini almayan savcı, 43 işçiden 15’inin adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılmasını istedi, 28 işçiyi ise tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk etti. Sabah 7.15’ye ilk kararını açıklayan mahkeme, savcının adli kontrol şartıyla tahliyesini talep ettiği 15 işçi için aynı yönde karar verdi. Ardından verilen kararda ise tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilen 28 işçiden ise 24’ü tutuklanmasına, 4’ünün ise adli kontrol uygulamasıyla serbest bırakılmasına hükmedildi.

    Tutuklanan işçilerin isimleri şöyle: Akif Altınışık, Anıl Deniz Gider, Bilal Topcu, Birkan Topcu, Cihan Sarıbulak, Deniz Aslan, Fatih Mukan, Ferhat Uyar, Hasan Çetin, İlker Kurt, Mehmet Cemal Demir, Muhammet Yiğen, Murat Altuntaş, Musa Karakuş, Mustafa Atay, Özkan Özkanlı, Ramazan Gözel, Rıdvan Gönül, Selami Saribuğa, Servet Gözel, Teyip Kırğın, Uğur Karadaş, Yunus Özgür, Yusuf Yılmaz.

    İŞÇİLER KARARA TEPKİ GÖSTERDİ

    Karara tepki gösteren işçilerin sinir krizi geçirdiği bilgisi geldi. Avukatlar, işçilerin tutulduğu nezarethaneden bağrış ve kapıya, demire vurma sesleri geldiğini aktardı. Bir grup avukat, bilgi vermek için nezarethaneye geçti.

  • Üçüncü havalimanı işçileri taleplerini yönetime iletti

    Üçüncü havalimanı işçileri taleplerini yönetime iletti

    Üçüncü havalimanı inşaatında işçiler kötü çalışma koşulları sebebiyle iş bıraktı. İGA yönetimi ilk görüşmede işçilere taleplerinin kabul edildiğini söyledi. Ancak İGA ile görüşen İnşaat-İş Sendikası, ‘yönetimin taleplerini kabul etmediğini oyalayıcı ve öteleyici bir tutum sergilediğini’ açıkladı.

    İş cinayetleriyle gündeme gelen üçüncü havalimanında iki gün önce yaşanan ve 17 işçi yaralanmasıyla sonuçlanan servis kazası sonrası işçiler eylem başlattı. Sabah erken saatlerde başlayan eylem kısa sürede yaygınlaşarak kitleselleşti. TOMA’ların yardımıyla havalimanına giren jandarma biber gazı kullanarak işçilerin yürüyüşlerini engellemeye çalıştı.

    Eylemin büyümesini ardından İGA Havalimanı İşletmesi, işçilerin kendi aralarından seçtikleri temsilcilerle görüştü. Şirket yetkilileri işçilere ‘taleplerinin kabul edilerek, eylemin sonlanması’ gerektiğini söyledi. Ancak İGA yöneticileriyle görüşen İnşaat-İş Sendikası temsilcileri, ‘taleplerin kabul edilmediğini, yöneticilerin oyalamacı tutum sergilediklerini’ açıkladı.

    İGA: ÇÖZÜM YOLLARI İÇİN ÇALIŞACAĞIZ

    İGA Havalimanı İşletmesi de işçilerin eylemine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada bu sabah erken saatlerde işçileri inşaat alanına götürmesi gereken servislerin, kötü hava koşulları nedeniyle gecikmesi sonucu işçilerin yağmur altında bekledikleri sırada mağdur oldukları ve bu durumu protesto ettikleri belirtildi. Olayı yakından izlediğini iddia eden İGA yönetimi ve ilgili resmi makamların işçilerle diyalog halinde olduklarını açıkladı. Eylemin büyümesinin ardından İGA temsilcileri, işçilerle bir araya geldi.

    “TEPKİNİZİ GÖRDÜM MESAJI ALDIM”

    Şirketin açıklaması sonrası işçi temsilcileriyle şirket arasında görüşme gerçekleştirildi. Görüşme sonrası Evrensel’den Vedat Yalvaç’a konuşan işçiler şirketin taleplerini kabul ettiğini ifade etti.

    Görüşmeye ilişkin açıklama yapan İnşaat-İş Sendikası temsilcileri ise talepleri şirket yöneticilerine ilettiklerini ancak; yöneticilerin oyalamacı bir tutum içerisine girdiğini belirtti.

    İnşaat-İş’ten görüşme sonrası yapılan yazılı açıklamada “Sendika temsilcilerimiz ve işçilerin belirlediği heyetin katılımıyla gerçekleşen görüşmede işçiler şirket yönetimine 15 maddelik talep listesini sundular. İşçilerin en doğal haklarının talepleştirilmesinin bile abes olduğu bu koşullarda Samsunlu, patronların her zamanki oyalamacı tutumunu sergilemenin ötesinde somut bir şey söylemedi.Kölece koşullarda çalıştırılan, insanlık dışı barınma-beslenme ve ulaşım koşullarına maruz kalan, her gün en az ikisinin kanının aktığı bu köle-ölüm kampında işçi arkadaşlarımızın “artık yeter” isyanının basıncıyla görüşmeye gelen İGA direktörü, “Tepkinizi gördüm, mesajı aldım. Fakat bu sorunlar bir anda çözülemez, zaman vermelisiniz” gibi oyalayıcı ve öteleyici bir tutum sergiledi. Görüşme somut hiçbir öneri ve kabulün olmadığı bu tutumlarla sona erdi.” denildi.

    İşçilerin şirket yönetimine ilettiği taleplerin listesi:

    – Eyleme katılan işçiler işten atılmayacak.

    – Habersiz şekilde işten atılanlar işe iade edilecek

    – Servis sorunu çözülecek

    – Yatakhane, lavabo, banyo temizlikleri düzenli olarak yapılacak, tahtakurusu sorunu çözülecek

    – Revir personelinin işçilerle ilgilenmesi, gerekli sağlık malzemelerinin temin edilmesi sağlanacak, işçilere dönük aşağılayıcı muamele engellenecek

    – Maaşların tamamı hesaba yatırılacak, elden maaş ödemesi yapılmayacak

    – Geçmişe dönük ödenmeyen ücretler ödenecek

    – İşçi ve formenler aynı yemekhanede yemek yiyecek

    – Sorunlara sebep olan İGA yetkilileri görevden alınsın

    – Talepler basın karşısında okunacak

    – İş cinayetleri çözülecek

    – 6 aydır maaşları yatırılmayan işçilerin ödemelerinin yapılması

    – Bayram ikramiyesi verilmesi

    – Azerbaycanlı işçilerin bulunduğu ekibin başı Selim Öztürk’ün yarattığı mağduriyet dolayısıyla işten atılması

    – İşçi kıyafetlerinin verilmesi (Kaynak: Evrensel)

  • Bir yıllık emekleri için gün doğmadan tarlaya gidiyorlar-VİDEO

    Bir yıllık emekleri için gün doğmadan tarlaya gidiyorlar-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın birçok bölgesinde yurttaşların en büyük geçim kaynağı olan sarmalık tütün yapraklarının toplanmasına başlandı. Tütün ile ilgili son bir yıldır çıkartılan yasalarla birlikte sıkıntı yaşayan yurttaşlar, “Tütün yasası ile birlikte de tütün satışı yasaklı hale getiriliyor. Çevre illere gönderdiğimiz tütünler araçlarda yakalanıp el konuluyor ve büyük para cezaları veriliyor. Bir yıllık emeğimiz boşa gidiyor” ifadelerini kullandılar.

    Dağdaki karın erimesi ile birlikte Mayıs ayının ilk haftasında sadırı toprağa atılan tütün, Haziran sıcağında toprağa ekiliyor. Ekiminden sonra can suyu verilip çapası yapılarak içindeki yabani otlar toplanıyor. Ağustos ayında verilen emeğin karşılığını almak için, yurttaşlar tütün yapraklarını toplayarak altı yada yedi ay olmak üzere uzun bir süre tarlalarda çalışıyorlar.

    Adıyaman Çelikhan ilçesine bağlı Bulam beldesinde halkın en büyük geçim kaynağı olan tütün toplama zamanın gelmesi ile birlikte yediden yetmişe yüzlerce aile sabahın erken saatlerinde daha güneş doğmadan tarlaya giderek  sıcaklığın en yüksek olduğu öğle saatlerine kadar tarlada tütün topluyorlar. Yurttaşlar, bazı günlerde 40 derece sıcağın altında tütün tarlasında toplama işlemine devam ediyor. Yerel halk dilinde “tütün biçme” olarak tanımlanan toplama işlemi, hava sıcaklığının düştüğü saat 18:00 gibi tekrar başlayıp, gün batımına kadar devam ediyor.

    Tütün biçme işlemlerinin ardından, yurttaşlar evlerine yakın hazırladıkları gölgeli alanlara topladıkları tütün yapraklarını getirerek şişlere saplıyor. Şişe saplanan tütünler ipe dizilerek güneş sıcaklığının en yoğun his edildiği yerlerde ağaçlarla hazırlanan alanlarda kurutularak satışa hazır hale getiriliyor.

    “TÜTÜNDEN BAŞKA HİÇ BİR ÜRÜN MASRAFINI ÇIKARMIYOR”

    Tütünün birçok aşamalardan geçirilerek büyük emekler verilip satışa hale geldiğini ifade eden Sabri Torun, şu ifadeleri kullandı:

    “Mart ayında sadırları ekiyoruz. Mayıs’ın ikinci haftasından itibaren de tütün ekimine başlıyoruz. Yapılan sulama ve çapa işlemlerinin arından da Ağustos ayından itibaren başlayarak Eylül ayına kadar biçimini gerçekleştirip kurutuyor ve ambarlara koyuyoruz. Bütün bu işlemlerin ardından hazır hale gelen tütünü tüccarlara satıyoruz. Ama son yasaklarla birlikte büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Tütünümüz satılmıyor. Gecen seneki ürünümüz bu gün hala ambarlarda ama bu yıl yine ektik. Çünkü arazilerimiz çok küçük bu nedenle tütünden başka hiçbir ürün masrafını çıkarmıyor” ifadelerini kullandı.

    “KOOPERATİFLEŞME İLE BİZLERDEN BÜYÜK VERGİLER ALINACAK”

    “Kooperatiflerin kurulacağı söyleniyor” diyen Torun, “Kooperatifleşme ile birlikte sattığımız tütünün büyük bir kısmından vergi alınacak bize kalacak olan para ise tarladaki masraflarımızı çıkaramayacak ve zarar edeceğiz. Böylede olursa arazilerimizi boş bırakmak zorunda kalacağız. Yetkilere çağrımız bu sorunların çözülmesi için derhal yasalarla yeni düzenlemeler yapılarak sorunlarımıza çözüm bulsunlar” dedi.

    “ADIYAMAN TÜTÜNÜ İKİ RANTÇIYA TESLİM EDİLECEK”

    Tarlasında çocukları ile birlikte bir yıllık emeği ve alın teri olan tütünü toplayan Yusuf Horoz, “Tütün yapraklarının gelişmesi için ucundaki çiçeklerini kırdıktan sonra alttan sararan yapraklarını toplamaya başlıyoruz. Bu yaprakları topladıktan sonra yeniden bir can suyu veriyoruz. Daha sonra üç kat halinde sıra ile yaprakları toplamaya başladıklarını” belirtti.

    Sadır ekimi ile birlikte başlayan ilk aşamanın ardından tütüne çok büyük emekler vererek ve zahmetler çekerek satışa hale getirdiklerini ama verdikleri emeğin karşılığını alamadıklarını ifade eden Yusuf Horoz, şöyle devam etti:

    “Bütün bunlarla birlikte son çıkarılan tütün yasası ile birlikte de tütün satışı yasaklı hale getiriliyor. Çevre illere gönderdiğimiz tütünler araçlarda yakalanıp el konuluyor ve büyük para cezaları veriliyor. Bir yıllık emeğimiz boşa gidiyor. Sorunu çözümü anlamında Adıyaman AKP milletvekillerini aradığımızda tütün için bizi rahatsız etmeyin deniliyor. Biz bunları sorunlarımızı çözmeleri için meclise gönderdik ama buna da cevap olmuyorlar. Bir iki dönüm arazimiz var tütünden başka bir şey eksem masrafını çıkarmaz. Ailemin bütün geçim kaynağı ve çocuklarımın okul masraflarını bununla karşılıyoruz. Tütün üzerindeki yasak devam ederse aç kalacağımızdan dolayı ekonomik ihtiyaçlarımızı karşılamak için suça teşvik edileceğiz” dedi.

    Yusuf Horoz, “Kooperatifleşmenin ne olduğunu bilmiyoruz. İki rantçı gelecek burada bir kooperatif kuracak istediği fiyattan tütünümüzü alacak. Bunun örneğini tekelde görmüştük. Eksperlerin inisiyatifine göre fiyat veriliyordu. Bazen de bir yıllık emeğimiz yakılıyordu” diye konuştu.

    “EN BÜYÜK EMEĞİ KADINLAR VERİYOR”

    “Bu bölgede tek geçim kaynağımız tütündür. On yıllardır atalarımızdan bu yana bu işle uğraşıyoruz. Son dönmelerde sıkça konuşulan bir şey var. Tütünün yasaklanacağı söyleniyor” diyen Feride Sucu, “Sabahın erken saatlerinde gün doğmadan tarlaya gidip tütün yapraklarını topluyor ve eve getirip ipe dizip kurutuyoruz. Her emek alanında olduğu gibi tütünde de büyük bir kadın emeği var. Buradaki elde etiğimiz gelirle çocuklarımız okutuyor ve evlendiriyoruz. Eve alacağımız bir torba tuz ya da bir kilo çayı bile bununla alıyoruz” dedi.

    Kooperatifleşmenin nasıl olacağını bilmediklerini ifade eden Sucu, Bununla ilgili bizlere verilen herhangi bir bilgide yok. Biz kooperatifleşme istemiyoruz, ifadelerini kullandı.

    TÜTÜN YASAKLANIRSA AÇ KALIRIZ”

    Bölgenin tek geçim kaynağı olan tütünün bu dönem yapraklarını toplama dönemi olduğunu söyleyen Medine Büyükşan, “Altı ve yedi aylık bir süre tütüne emek veriyoruz. Toplama ve kurutma evrelerinin ardından tütün satışa hale geliyor. Ama yasaklardan dolayı tütünümüz satılmıyor. Tütün elimizden alınırsa büyük sıkıntılar yaşarız. Daha önce fasulye ekiyorduk. Fakat fasulyede artık hem bu topraklarda yetişmiyor hem de masrafını çıkarmıyor. Tütün yasaklanırsa aç kalırız” dedi.

    “EMEĞİMİZDEN VE ALINTERİMİZDEN ELİNİ ÇEKSİNLER”

    “Tütünden sadece eken ve satan para kazanmıyor. Tütün toplama dönemi birçok aile buradan aldıkları yevmiyelerle geçimini sağlıyor” diyen İbrahim Büyükşan, “Ama geçen yıl ektiğimiz tütünü satamadık ambarlarda duruyor. Satamadığımız içinde işçinin ve tütünün masrafını verecek parayı bulamıyoruz. Tütün satan iş yerlerine gittiğimizde dışarıdan getirilen yabancı tütün ve sigaralar satılırken bizim tütünümüz satılmıyor. Bunlar yaşandığı için borçlandığımız yerlere borcumuzu ödeyemiyoruz. Geçen seneki tütünümüz satılsaydı bu sıkıntıları yaşamazdık. Eğer tütün satılmazsa ne çocuklarımızı okutabiliriz nede evimizin ihtiyacını karşılayabiliriz.  Yetkililere çağrımız emeğimize karışmasınlar emeğimizden elini çeksinler” diye konuştu.

    MUSTAFA YÜKSEL/ADIYAMAN

  • Tarım ORKAM-SEN Başkanı Kurt: Seçimde irademizi emekten yana kullanacağız-VİDEO

    Tarım ORKAM-SEN Başkanı Kurt: Seçimde irademizi emekten yana kullanacağız-VİDEO

    PİRHA-OHAL döneminde kamuda yaşanan özelleştirmelerden dolayı işçilerin büyük zarar gördüklerini söyleyen Tarım ORKAM-SEN Genel Başkanı Hamit Kurt, 24 Haziran seçimlerinde emekten yana iradelerini kullanacaklarını kaydetti.

    24 Haziran seçimlerine giderken PİRHA sendikaların nabzını tutmaya devam ediyor. Tarım ORKAM-SEN Genel Başkanı Hamit Kurt, Kamuda Tarım ve Ormancılık Hizmet Kolu’nda çalışanların tarihi seçimde nasıl bir tutum izleyeceğini değerlendirdi.

    “KÖYLERDEKİ SU KAYNAKLARI BİLE ÖZELLEŞTİRİLDİ”

    OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnameler’in yanı sıra kamuda yaşanan özelleştirmelerde büyük sıkıntı yaşadıklarını kaydeden Kurt, özelleştirmeler yüzünden pek çok kişinin işinden edildiğini belirtti. Köylerdeki su kaynaklarının dahi özelleştirilmesinden şikayet eden Kurt, “İşte bu nedenlerle ülkemize olan borcumuzdan dolayı bizler de 24 Haziran tarihinde oyumuzu, irademizi, demokrasiden yana, toplumsal sorunlarımızın demokratik yöntemle çözümünden yana, emekten, hukuktan, barıştan ve en önemlisi bilimsel değerlerden yana kullanacağız.” dedi

    CEBRAİL ARSLAN (ANKARA)

  • HDP Milletvekili aday adayı Kete: HDP, yeni yaşam umudu olanların partisidir-VİDEO

    HDP Milletvekili aday adayı Kete: HDP, yeni yaşam umudu olanların partisidir-VİDEO

    PİRHA –  HDP Milletvekili aday adayı olan Demokratik Alevi Derneği (DAD) Adana Şubesi yöneticilerinden Zeynel Kete, “HDP, farklı etnik yapıların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin ve yeni bir yaşam umudu olanların partisi olduğu için HDP’den aday adayı oldum” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği Adana Şubesi yöneticilerinden Zeynel Kete, HDP’den milletvekili aday adayı olmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Kete, “Bir Alevi piri olarak, Reya Haq yoluna talip olan bir can olarak HDP’de Demokratik Alevi Dernekleri’nin bütün canlarının toplumsal, kurumsal rızalığını alarak aday adayı oldum. Çünkü HDP’yi, farklı etnik yapıların, halkların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin, emek, barış, demokrasi mücadelesi verenlerin bütün olarak yeni bir yaşam umudu olanların partisi olarak düşündük. Çünkü HDP, farklı halklar ve inançları tanımlamaktan ziyade onları tanır bir durumdadır. Onları kendi ikrarlığı, rızalığı, yaşam alanlarını, tarzlarını esas aldığından dolayı orada aday adayı oldum” ifadelerini kullandı.

    Kete, Pir Haber Ajansı’nın sorularını yanıtladı.

    -Neden HDP’den milletvekili aday adayı oldunuz?

    Başta Ortadoğu ve Mezopotamya olmak üzere ülkemizde de birçok coğrafyada savaş yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Zulüm, katmerleşerek devam etmektedir. Reya Haq Alevi inancının mensupları olarak şunu diyebiliyoruz: İnancımızın ahlaki ve politik bir inanç olmasından kaynaklı olarak bu saydığımız coğrafyalarda bütün mazlumların, farklı inançta olanların, farklı etnik yapıda olanların rızkını gayretle kazanmaya çalışanların yoğun bir şekilde baskı altında olduğu, zulüm gördüğü bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreçte de ülkemizde ani bir baskın seçim gündem oldu. Öncelikli olarak şu soruyu sormakta fayda var: Devletin baskıcı ideoloji aygıtları hükümetin elindeyken, her istediğini yaptırırken neden erken seçim?

    Şunu net olarak görüyoruz ki; çok derinlikli bir kriz yaşanıyor. Yönetememe krizi en üst düzeydedir. Bu krize karşı da bizlerin hem bir Alevi piri olarak Reya Haq yoluna talip olan bir can olarak, HDP’den Demokratik Alevi Dernekleri’nin bütün canlarının toplumsal, kurumsal rızalığını alarak aday adayı oldum. Çünkü HDP’nin, farklı etnik yapıların, halkların, inançların, kimliklerin, mevcut sistemin baskısına uğrayan emekçilerin, emek, barış, demokrasi mücadelesi verenlerin bütün olarak yeni bir yaşam umudu olanların partisi olarak düşündük. Çünkü HDP farklı halklar ve inançları tanımlamaktan ziyade onları tanır bir durumdadır. Onları kendi ikrarlığı, rızalığı, yaşam alanlarını, tarzlarını esas aldığından dolayı orada aday adayı oldum. Bizim inancımızın temel dinamikleri; ahlaki, politik ilkeleri, gelinen aşamada HDP’nin yaşam alanına uygun ve yakın olduğunu biliyoruz. İnancımızla, toplumsallığımızla HDP’nin içerisinde temsil edileceğimize inanıyoruz. HDP’de bir kadın özgürlükçü yapı olduğuna inanıyoruz. Reya Haq inancında ocak örgütlenmesi, toplum ve bileşenlerinin bir üst akla ihtiyaç duymadan kendi rızalıklarıyla yönettikleri bir süreç vardır, böyle özerk bir inançtır. Bunun HDP’de olduğuna inanıyoruz. 72 millete bir nazardan bakarak farklı halkların demokratik bir şekilde kendilerini yönettiklerini ve var ettikleri bir inanç olarak inanıyoruz. Bu inancın da HDP ve bileşenlerinin de 72 millete bir nazardan baktığına inanıyoruz. Ulus-devlet anlayışının dışında her etnik yapının kendisini özgürce ifade edeceğine inanıyoruz. İnancımızın önemli bir mihenk taşı olan cem erkanında her canın kendisini doğrudan diliyle, kültürüyle yaşattığı bir inançtan geldiğimiz için doğrudan bir demokrasi kültürünün olduğuna inandığımızdan dolayı HDP’de aday oldum. Sadece bir partinin, bir zümre ve inancın değil; çeşitlilik olan bir niteliği, bir başka inancı baskı aracı haline getirmeden bütün halkları, kültürlerin, kadınların kendini özgürce ifade edebileceği düşüncesinden dolayı HDP’den aday adayı oldum.

    Harde Dewreş dediğimiz coğrafyada; Ana Sakine’nin, Ana Fatma’nın, Ana Zarife’nin mekanında onların direncinden var olduk. Kültürel ve fiziki soykırım eşiğine uğramış bir halkın inancından bahsediyoruz. Dilimiz yok edilmek üzeredir. Ekolojimiz bir bütün olarak HES’lerle, çeşitli yöntemlerle yok ediliyor. Bu çerçevede hem kendi dilimizi hem de inancımızı HDP’nin içerisinde yaşayacağımıza inanıyoruz. Asimilasyondan uzak bir biçimde kendimizi ifade edebileceğimize inanıyoruz.
    Bugüne kadar mevcut siyasi partiler, Alevilerle ilişkilendiler ve Aleviliği tekçi zihniyet içerisinde asimile ederek ya Türk-İslam ya da Şii Aleviliğine götürüp bağladılar.

    “HDP ÜÇÜNCÜ BİR İTTİFAK”

    -Partiler arasında ‘Milli İttifak’ ve ‘Millet İttifakı’ oluşturuldu. Ancak HDP bu ittifakların dışında bırakıldı, buna yönelik ne düşünüyorsunuz?

    Alevi inancı iktidarlaşmadığı için ve devlete rağmen bugüne kadar geldi. İttifakla kimlerin bir araya geldiğinden ziyade hangi inancın hangi zihniyetin kime hizmet ettiği bizim için esastır. Gelinen aşamada mevcut ittifaklar arasında bahsettiğimiz MHP ve AKP bileşenleri olarak düşündüğümüzde yıllardır Türk-İslam sentezi inancı bu ülkeyi bir şekilde yönetiyordu. Bu 16 yılık süreçte yönetemediklerini ve yönetememe krizinin derinleştiğini seçime gitmek istemeleri ile görünür oldu. Bunlar hiçbir şekilde bizi temsil edemez. Bunu açık ve net olarak biliyoruz. Yine CHP’nin de içinde bulunduğu diğer ittifaklara da baktığımızda çok üst düzeyde ahlaki ve politik ittifaklar olmaktan ziyade süreci kurtarmaya yönelik ve kişilere yönelik karşıtlıktan oluşan bir ittifaktır. Biz de kişilere yönelik karşıtlıktan ziyade ikrarlık ve rızalığı inşa eden bir kültürden geliyoruz. Bu yönü ile HDP’nin üçüncü bir ittifak olduğunu Emek, barış, demokrasi blokunu temsil ettiğini düşünüyorum. Genele hitap eden kişilerden ziyade sistemsel düşünen ve bütüne hitap ettiği için üçüncü bir ittifak olduğunu düşünüyoruz. Bütün Alevilerin bu yönü ile bu ittifaka destek vermesi gerektiğine inanıyoruz. Gelinen aşamada kilit konumunda bir ittifaktır. Çünkü HDP’nin bileşenleri vardır. HDP tek başına değildir. Türkiyeleşme projesi vardır. Emek, barış, demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren bu mücadelenin hem sanığı hem tanığı hem mahkumu olan Türkiye’nin geneline yönelik yaşanabilir bir ülke olması için mücadele veren bir ittifaktır.

    Zaten bu ittifak olmadan da mevcut kriz aşılmaz. Durum onu gösteriyor. Bu yönüyle de çok üst düzeyde karşıtlık oluşturmaktan ziyade HDP kilit konumundadır, tarihin değişik dönemlerinde emekçiler, Kürtler, Aleviler ülke sorunlarında ciddi görevler almışlardır. Tarihi sorumluluk vardır. Ahlaki politik sorumlulukları vardır. Bu ittifak olmadan bu ittifakın söyledikleri, hakikati ülkeyi kapsadığından dolayı bu görülmeden ülkenin krizi aşılmaz. Kişiler değişebilir ama sorun sadece kişi karşıtlığına indirgeniyorsa mevcut ittifaklar da sorunu çözemez. Böyle düşünüyoruz.

    “BÜTÜN YURTTAŞLARLA HAKİKATI İNŞA EDECEĞİZ”  

    -Eğer milletvekili seçilirseniz nasıl çalışmalarınız olacak? İddianız nedir?

    Bir Reya Haq Alevi inanç mensubu, piri olarak yola ikrar vermiş bir can olarak eğer halkımızın da iradesiyle vekil olursam tabi ki sadece Alevilere yönelik bir projemiz olmayacak. Bugüne kadar çeşitli partilerde biyolojik olarak Alevi olanlar oldu. Ama biz diyoruz ki; sorun Alevilerle değil Alevilikle. Bu çerçevede Aleviliği, mezhep karşıtlığı, din karşıtlığı, kaba materyalist bir anlayış, indirgemeci pozitif bir anlayıştan kurtarmak lazım. Eğer seçilirsek milletvekili olarak söylemlerimiz şu olacak: Hakikat tek yüzlüdür, ortak paydadır. Biz öyle bir hakikat pratiği sergilemeliyiz ki, ülkemizin bir tarafında iktidara bulaşmamış mümin yurttaşlarımızla da bir araya gelebilelim. Komşusu açken kendisi tok olan bizden değildir diyen bir İslami düsturu bize de uyar, bu da hakikattir. Sadece Aleviler değil, bütün inançlarda olan canların ortak hakikati vardır, tek yüzlüdür hakikat. Bu yönüyle kapitalist-modernist anlayış hakikati iki yüzlü yapmıştır. Söylemlerimiz genele yönelik olacak.

    Bir Kürt olmamdan kaynaklı olarak ve bu sorunun içine doğmuş birisi olarak Kürt sorununu iyi biliyoruz. Bir emekçi olarak yıllarca emek, sendika örgütlenmesi içinde mücadele eden ihraç edilen eğitim emekçisi olarak eğitim sorununu iyi biliyoruz, içindeyiz. Hem de bir Reya Haq mensubu olarak ülkenin en önemli sorunu olana Alevi sorununu da içinde olduğumuzdan iyi biliyoruz. Bu yönüyle etnik, emek ve inanç alanında yoğun çalışmalarımız olacak. Karşıtlıktan ziyade bütün mağdurların bir araya gelmesine yönelik çalışmalarımız olacak. İnancımızın tanınmasına yönelik çalışmalarımız olacak. Herkesin düşünce ve kanaat hürriyeti çerçevesinde kendisini ifade edebileceği yine Alevilerin tarihten beri el konulan dergah, ziyaret ve kutsal mekanlarının geri verilmesi konusunda ciddi mücadelelerimiz olacak.

    Bir öğretmen olmaktan kaynaklı tek tipçi, ulusalcı bir eğitim anlayışının dışında bütün farklılıkların ifade edilebileceği demokratik bir eğitim anlayışı ile ilgili çalışmalarımız olacak.

    Daha da önemlisi; ayrıştırarak, bölerek yönetilen bir tarzdan ziyade bütün mağdurların birleşerek, bir araya gelerek ortak bir hat oluşturmaya yönelik çalışmalarımız olacak.

    Kendi yol erkanlarımızın olmazsa olmazı olan cemlerimizin, cıvatlarımızın kendi anadilimizle olması gerektiğine inanıyoruz. Herkesin kendi anadiliyle ibadetini yapması gerektiğine inanıyoruz. Demokratik, laik, bilimsel, anadilde eğitim ile ilgili mücadelemiz olacak. Özgürlükçü bir laiklik anlayışıyla ilgili çalışmalarımız olacak.

    Türkiye genelinde yoğun bir şekilde parçalanan coğrafyalar, ihaleler, HES’ler, ekolojik alanların tahrip edilmesi anlamında çalışmalarımız olacak.

    Kadın özgürlüğü ve temsiliyeti ile ilgili çalışmalarımız olacak. Alevi inancının hakikatçi hattını görünür kılmak zorundayız. Ülkemizde Tahtacı, Çepni, Reya Haq mensubu, Kızılbaş, Bektaşi Alevilerine ve İslamiyet’in demokratik ve toplumcu yönü olan bütün yurttaşlarla hakikati inşa etmeyle ilgili çalışmalarımız olacaktır.

    “SEÇMENLER İRADELERİNİ ÇOK İYİ KULLANMALIDIR”

    Seçmenlere mesajınız nedir?

    Seçmenlere buradan mesajım bir oy denilmesin çünkü bir oyla çok yaşam değişebilir. Ve seçmenlerin öncelikle kendi iradelerini çok iyi kullanması gerekiyor. Bugün tekelleşen bir medya ile karşı karşıyayız. Seçimlerin propagandası eşit bir zeminde yapılmıyor. HDP’nin eş başkanı bir şekilde zindandadır. Merkez medya propagandası dışında derinlikli düşünmelidirler, kendi oylarına sahip çıkmaları gerekiyor ve mutlaka ama mutlaka oylarını kullanmaları lazım. Oylarını kullanırken kime oy vermemeleri gerektiğini, bundan önce yaşanan süreçleri, kendilerine yaşatılanları çok iyi anlamaları lazım. Çünkü iddialar bitmiş, coşku bitmiş ve ülkede yeni bir yaşamın inşa sürecidir. Emek, barış, demokrasi ve hakikat blokuna verilen her bir oy bu ülkenin kendisini yeniden inşa edip zulümden kurtulmak için verilen bir oydur. Bu nedenle oylarına sahip çıkarak mutlaka sandığa gidip oy kullansınlar.

    H. Yaşar SEZGİN-İsmet SEFER

     

  • Tütün üreticileri ekime başladı; mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar-VİDEO

    Tütün üreticileri ekime başladı; mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman’da tütün ekim zamanının gelmesi ile birlikte yüzlerce aile hazırlanan tarlalarda tütün ekimine başladı. Tütün üreticileri, “Tütünü satamadığımız için ekonomik  sıkıntılar yaşıyoruz. Bu durumda olan binlerce aile var. Yetkililer bunun farkında olmasına rağmen ne yazık ki sorunumuzun çözümü noktasında hiçbir şey yapmıyor” diye konuştu.

    Adıyaman’da tütün ekim zamanının gelmesiyle birlikte yurttaşlar güneşin sıcaklığına aldırmadan sabahın erken saatlerinde kalkıp günün geç saatlerine kadar tarlalarda tütün ekiyor. Tütün üreticileri verdikleri emek ve uğraşa rağmen geçen sene satamadıkları tütünlerinin halen ambarda olması nedeni ile zor günler yaşıyor.

    “ŞUBAT AYININ ORATASINDA TÜTÜN EKİM HAZIRLIĞI YAPILIR”

    “Şubat’tın ortalarında hazırlanan toprağa atılan hayvan gübresi ile tütün sadırlarının ekimi başlar. Ekilen sadırlar 40 günde yetişir. Bu sırada sulaması yapılır, içinde bulunan yabancı ve zararlı otlar çekilir” diyen üç çocuk babası Abdullah Özdemir, şunları ifade etti:

    “Tütün tarlalarda iki şekilde dikilir. Bazı yerlerde tarlada hazırlanan küçük kanallara suyun bırakılması ile dikilir. Bazı bölgelerde ise hazırlanan özel demir çubuklara bağlanan su hortumu ile açılan küçük çukurlara dikilir. Demir çubukla ekilen tütünün bakımı daha kolaydır. Su ile kanallarda dikilen tütünlerin bakımı biraz daha zahmetlidir. Dikimin hemen ardından tekrar çapa yapılır. Bu çapa aşaması günlerce devam eder. Çabanın hemen ardından tekrar bütün tarlaya can suyu verilir.”

    “TEK GEÇİM KAYNAĞIMIZ TÜTÜN”

    Özdemir, “Ekilen tütünün toplanması mayıs ayının ortalarında başlar genelde ama bu toplama aşaması sıcak ve soğuk bölgelere göre 10 ya da 15 gün değişmektedir” diyor.

    Özdemir, “Geçen sene ektiğimiz tütünlerin büyük bir kısmı halen ambarlarda duruyor. Yapacak başka bir işimiz olmadığı ve mecbur olduğumuz için tütün ekiyoruz. Başka bir çaremiz yok. Üç çocuğum var. Üniversiteye giden ve liseye giden çocuklarımı bu tütünden kazandığım paralarla okutuyorum. Tütünü satamadığımız için ekonomik anlamda sıkıntılar yaşıyorum. Benim durumumda olan binlerce aile var. Bütün yetkililer bunun farkında olmasına rağmen ne yazık ki sorunumuzun çözümü noktasında hiçbir şey yapmıyor” dedi.

    “TÜTÜNE GETİRİLEN YASAKLAR BİZLERİ MAĞDUR ETTİ”

    “Şubat’ın ortasında hazırladığımız toprağa sadırın tohumunu atıyoruz. Bu tohum 15 günde yeşermeye başlıyor” diyen yaklaşık otuz beş yıldır tütün ektiğini söyleyen dört çocuk babası Mustafa Yücel de, “Sadır yeşerdikten sonra çubuklardan çatı yaparak naylon ile kapatıyoruz. Mayıs’ın başında sıcaklara aldırmadan ekimini yapıyoruz. Tütün yaprakları kırma zamanı geldiğinde ucunda yeşeren çiçeğini kırıyoruz. Bunun sebebi ise yapraklarının gelişmesi daha sonra da üç aşama halinde yapraklarını topluyoruz. Tek geçim kaynağımız tütün. Geçen yıl ektiğimiz tütünlerin bir kısmını satıysak da büyük bir bölümü ambarlarda bulunmakta. Bu son çıkarılan yasa ile tütün satışları durdu ve bu nedenle büyük sıkıntılar yaşıyoruz” diye konuştu.

    Mustafa YÜKSEL/ADIYAMAN

  • Çerkezoğlu: Emeğin haklarının olmadığı yerde demokrasi olmaz-VİDEO

    Çerkezoğlu: Emeğin haklarının olmadığı yerde demokrasi olmaz-VİDEO

    PİRHA- CHP’nin “OHAL değil demokrasi” şiarıyla yaptığı eyleme destek veren DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, “Demokrasi işçinin ekmeğidir. Demokrasinin olmadığı yerde emeğin hakları olmaz. Emeğin haklarının olmadığı yerde de demokrasi olmaz. İşte o nedenle ‘OHAL değil demokrasi’ diyoruz ve buradayız.” dedi. 

    CHP, 7. kez uzatılan OHAL’e karşı 81 ilde dün sokağa çıktı. CHP’nin İstanbul’daki eylemine destek veren DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, sendikalar, emek örgütleri olarak başından beri Olağanüstü Hal’in bir sermaye rejimi olduğunu söylediklerini kaydetti.

    “KAZANILMIŞ HAKLAR ORTADAN KALDIRILMAKTADIR” 

    Zaten Türkiye’de çok kısıtlı olan sendikal hakların OHAL gerekçesiyle yaklaşık iki yıldır çok çok kısıtlandığını ifade eden Çerkezoğlu, sözlerini  şöyle sürdürdü:

    “İşçi sınıfının kazanılmış bütün hakları ortadan kaldırılmaktadır. Bu ülkenin cumhurbaşkanı işverenlerle yaptığı toplantıda ‘Olağanüstü halden istifade grevleri de yasaklıyoruz’ diyebilmektedir. Sadece bu söz bile olağanüstü halin sermayenin çıkarları için gündeme getirilmiş olduğunu ve işçi sınıfının tüm haklarının ortadan kaldırılmış olduğunu göstermektedir. Demokrasi işçinin ekmeğidir. Demokrasinin olmadığı yerde emeğin hakları olmaz. Emeğin haklarının olmadığı yerde de demokrasi olmaz. İşte o nedenle ‘OHAL değil demokrasi’ diyoruz ve buradayız.”   (HABER MERKEZİ)

  • Canan Kaftancıoğlu: Kadın emeği hunharca sömürülüyor

    Canan Kaftancıoğlu: Kadın emeği hunharca sömürülüyor

    PİRHA-8 Mart’a ilişkin sorularımızı yanıtlayan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, kadın emeğinin hunharca sömürüldüğünü söyledi. AKP’nin izlediği politikalar yüzünden kadının adının her geçen gün iş hayatından silindiğini belirten Kaftancıoğlu, üretenin kadınlar olduğu bir toplumda yönetenin de kadınlar olacağı bir geleceğin yakın olduğunu vurguluyor. 

    CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    Türkiye’de kadınların durumunun hiç iç açıcı olmadığını vurgulayan Kaftancıoğlu, AKP’nin izlediği politikalar yüzünden kadının adının her geçen gün iş hayatından silindiğini kaydetti.

    Kadın emeğinin sömürüldüğünü dile getiren Kaftancıoğlu, “Eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi haklarından mahrum kadınlar, bir insanın en temel hakkı olan yaşama hakkından mahrum bugün. AKP iktidarı döneminde katlanarak artan kadın cinayetleri bunun en somut örneği” dedi.

    Canan Kaftancıoğlu, “Üretenin bizler olduğu bir toplumda yönetenin de bizler olacağı bir gelecek yakın” diyor.

    İşte  CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun 8 Mart’a ilişkin sorularımıza verdiği yanıtlar:

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşıyor. Türkiye’de kadınların, emekçi kadınların durumunu nasıl özetlersiniz?

    Kadınların haklarını dünyadaki birçok ülkeden erken kazandığı ülkemizde kadınlar olarak gelinen nokta hiç iç açıcı değil. Nüfusun neredeyse yarısını oluşturan kadınlar, eğitim hakkından erkeklerin beşte biri kadar yararlanmakta, çalışma hayatında ise aynı koşullardaki bir erkekten daha az kazanmaktadır. AKP’nin izlediği politikalar yüzünden kadının adı her geçen gün iş hayatından silinmekte, kullanılan siyasi dil sebebiyle kadına çalışma hayatında psikolojik baskı-şiddet uygulamak çalışan tarafından hak görülmektedir. Muktedirin ideolojik yaklaşımından kaynaklı bakış açısı çalışan kadın eşittir “ahlaksız kadın.” Diğer yandan ise eve ve erkeğin tahakkümüne mahkum ederek geçim sıkıntısını kum torbasına dönüştürmekte. Merdiven altı diye tabir ettiğimiz alanlarda kadın emeği hunharca sömürülür hale gelmiştir.

    AKP iktidarıyla kadınların her anlamda haklarından mahrum olduğunu düşünüyor musunuz? Eğer düşünüyorsanız bunun için ne yapılmalı?

    Evet, düşünmekle kalmıyor, bütün kadınlar gibi görüyorum aynı zamanda. Eğitim hakkı, çalışma hakkı gibi haklarından mahrum kadınlar, bir insanın en temel hakkı olan yaşama hakkından mahrum bugün. AKP iktidarı döneminde katlanarak artan kadın cinayetleri bunun en somut örneği. Kendini birey olarak varedemeyen yığınla donanımlı ve akıllı hemcinsim var. Kadın cinayetlerine karşı caydırıcı cezalar uygulanmasını bırakın, teşvik eden söylemler ve cezalar izleniyor. Bunun için yapılacak olan, kadınların yanyana gelip sahip olduğu haklara sahip çıkmalarıdır. Bu toplumu aydınlık yarınlara taşıyacak olan kadınlardır.

    Sizce cinsiyetçi, erkek egemen bakış açısı nasıl yok edilebilir? Nasıl bir mücadele yöntemi izlenmeli?

    Erkek egemen bakış açısının yıkılması için kadınların hayatın her alanında daha görünür olması gerekir. Bunun yolu da biz kadınların her türlü olumsuzluğa rağmen hak verilmez alınır şiarıyla yan yana mücadeleyi büyütmemizden geçiyor. Ancak böylesi bir mücadele ile erkek egemen bakışın egemen olduğu iktidar alaşağı edilebilir. Kadın mücadelesini büyütürken, bu mücadelenin sadece kadınların değil toplumların kaderini değiştireceğini unutmamalı.

    “ÜRETEN KADINLAR YÖNETEN DE KADINLARIN OLACAĞI GELECEK YAKIN”

    Kadınlara ne mesaj vermek istersiniz?

    Kadınlar olarak asla yalnız olmadığımızı ve yalnız yürümediğimizi bilmeliyiz her şeyden önce. Yaşadığımız ve her geçen gün artan onca olumsuzluğa rağmen tarih kadınların dünyayı nasıl değiştirebildiklerinin örnekleriyle dolu. O nedenle korkuluyor ve daha çok saldırılıyor. Daima söylediğim gibi üretenin bizler olduğu bir toplumda yönetenin de bizler olacağı bir gelecek yakın. Tersten bakışla, kadın haklarının bu derece geriletildiği ve dolayısıyla gericileşen bir toplum kadına yeni mücadele alanları açıyor. Ve o mücadelenin sonu tüm insanlık için aydınlık bir gelecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • 3 aydır maaşlarını alamayan işçiler eylem yaptı-VİDEO

    3 aydır maaşlarını alamayan işçiler eylem yaptı-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de çalıştıkları Tekstil fabrikasında 3 aydır maaşlarını alamayan işçiler eylem düzenledi. İcralık olduklarını belirten işçiler “hakkımızı alana kadar patronun peşini bırakmayacağız” dedi. İşyerinden çıkmama eylemi yapan işçiler polisin müdahalesiyle fabrikadan çıkarıldı.

    Haberin videosu

    Mersin’de faaliyet yürüten  Tekstil fabrikası 80 çalışanının maaşlarını 3 aydır ödemedi. Ödenmeyen maaşları için işyerini işgal eden işçiler polis zoruyla fabrika dışına çıkarıldı. Fabrika önünde PİRHA’ya konuşan Dev Tekstil-İş Sendikası Çukurova bölge temsilcisi Ahmet Subaşı, işçiler üç aydır maaşlarını alamadığını belirterek şunları ifade etti;

    “Fabrika sahibi olduğunu söyleyen kişi işçileri toplayarak bekleyin maaşlarınızı getireceğim demesine rağmen getirmemiştir. İşçiler işyerlerinde, alın teri döktükleri yerde beklerken işgalci duruma düşürüldü. İş kanuna aykırı bir şekilde işçiler işyerinden zorla çıkartıldılar. İstedikleri sadece 3 aydır alamadıkları maaşlarıydı, haklarıydı. 90 gündür dişlerini sıktılar, borçlandılar. Biz sendika olarak işçiler haklarını alana kadar yanlarında olacağız.”

    İşçiler ise borçlandıklarını, icralık olduklarını, çocuklarının okul taksitlerini ödeyemediklerini belirterek “paramızı verecekler, emeğimizi gasp edemezler. Adalet istiyoruz” dedi.

    Yapılan konuşmaların ardından karakola yapmak istedikleri şikayet kabul edilmezken, işçiler savcılığa yönlendirildi.

    Diren KESER/MERSİN

  • 71 yaşında yaz kış demeden pazarcılık yaparak ailesine bakıyor-VİDEO

    71 yaşında yaz kış demeden pazarcılık yaparak ailesine bakıyor-VİDEO

    PİRHA –İstanbul Gazi Mahallesinde kurulan Perşembe pazarında küçük tezgahında bağdaş kurarak Maraş’tan getirdiği biberi, dağdan topladığı kekik ve naneyi satıyor 71 yaşındaki Emine Demir. Yaşam koşulları onu bu yaşta pazarda bu işi yapmaya zorlamış.  

    Haberin Videosu

    İstanbul Gazi Mahallesinde kurulan Perşembe pazarında kadın emeğini görüntüledik. Onlarca erkek pazarcı bağırarak ürünlerini satmaya çalışıyor fakat aralarında ince bir ses dikkatimizi çekiyor. Yanına vardığımızda 71 yaşındaki Emine Demir’in ‘Organik biberim, salçam var’ seslenişini duyuyoruz. Tezgâhın üzerine koyduğu mindere bağdaş kurup ürünlerini satmaya çalışıyor. Sabahın 05.00’nde işe başlayan 71 yaşındaki Emine Demir hayatın zorluklarından dem vuruyor. Maraş Elbistan’lı olan Demir, iki yıldır pazarcılık yaparak yedi kişilik ailesine bakıyor.

    Emine Demir, İstanbul’da yaşıyor ama Maraş’a da gidip geliyor. Pazarda sattığı kekik, nane, nar ekşisi, kırmızı biberi ve salçayı memleketinden getirdiğini ve organik olduğunu söylüyor Demir.  “Emeklilik yok, evde tek çalışıyorum. Evde yedi kişiye bakıyorum. Sekiz senedir eşim felçli yatıyor. Diğerleri de çalışmıyor” diyor.

    “Pazarcılık yaparak geçim sağlıyorum” diyen Emine Demir, “Biberi ben ekiyorum, naneyi dağdan topluyorum, nar ekşisini konu komşu veriyor azıcık onlara azıcık da yaparak satıyorum” diye konuşuyor.

    YAZ KIŞ DEMEDEN PAZARDA ÇALIŞIYOR

    “İki senedir pazarlarda geziyorum” diyen Demir, “Fatih, Bakırköy, Beşyüz evlere, Yeşilpınar pazarı da dahil her pazara gidiyorum. Yaz kış demeden buradayım. Kışları buraya kurduğum sobanın önünde oturup satışları yapıyorum” ifadesini kullanıyor.

    “Kazancım belli olmuyor” diyor Demir, “Bazen hiç bir şey kazanamıyorum, bazen de iki yüz, üç yüz kazanıyorum. Biberi kendim ektiğim için geçimimi sağlayabiliyorum” diyor.

    “Sabah saat 05.00’te başlayan işim akşam saat 20.00’ye kadar devam ediyor” diyor Emine Demir, müşterilerin kendisinden memnun olduğunu da ekliyor.

    “MÜŞTERİLER BAZEN SAHTE PARA VERİYOR”  

    Emine Demir komşularla ilişkilerini ve yaşadığı zorlukları şöyle anlatıyor:

    “Tabi ki zorluk yaşıyorum ama yaşasak ne olacak ki mecburen çalışıyoruz. Sabah kalkarken ‘Allah canımı alsın da kurtulayım’ diyorum. O kadar ki yoruldum. Ama buraya gelip çocukları görünce azıcık neşeleniyorum. Yanımdakiler şarkı söylüyor, benimle uğraşıyorlar, seviyorlar beni. Ha bazen müşteriler sahte para veriyor, ben de tanımıyorum o sebeple zor oluyor benim için.”

    Sevim KAHRAMAN – Semra ACAR / İSTANBUL

  • Şişecam işçileri iş, aş ve adalet için İstanbul’a yürüyor

    Şişecam işçileri iş, aş ve adalet için İstanbul’a yürüyor

    PİRHA – İşten atılan ve Kristal İş Sendikası’nın işverenle yaptığı anlaşmaya tepki gösteren Şişecam işçileri, dün Lüleburgaz’dan İstanbul Tuzla’da bulunan Şişecam Genel Merkezi’ne doğru yürüyüşe geçti. 12 gün sürmesi planlanan yürüyüş Şişecam Genel Merkezi önünde yapılacak eylemle son bulacak.

    Şişecam’a bağlı Paşabahçe Kırklareli Cam Fabrikası’nda işten atılan ve Lüleburgaz’da 17 gündür direnişlerini sürdüren 90 cam işçisi, aileleri ve emek dostlarıyla birlikte dün Lüleburgaz’dan İstanbul Tuzla’da bulunan Şişecam Genel Merkezi’ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüşün 12 gün sürmesi planlanıyor.

    Kristal-İş Sendikası Trakya Şubesi Yönetim Kurulu, işverenle yapılan görüşmede anlaşma sağlandığını açıkladı. Açıklamada, işçilerin Eskişehir’deki fabrikaya gönderileceği, Kırıkkale’de fırın açılması durumunda işçilerin geri çağrılacağı belirtilmişti.

    Sendikanın anlaşmayı kendilerine sormadan yaptığını söyleyen işçiler, Şişecam’ın İstanbul’daki genel müdürlüğüne doğru yürüyüş başlattı. İşçiler, Trakya bölgesi dışındaki fabrikalarda işe başlatma tekliflerinin kabul etmeyeceklerini daha önce açıkladıklarını hatırlattılar.

    ‘İş, aş, adalet’ yürüyüşünün ilk gününde işçileri, iş arkadaşları, eşleri, çocukları ile Lüleburgaz halkı yalnız bırakmadı. Bini aşkın kişinin katılımıyla gerçekleşen yürüyüş boyunca sık sık “90 işçi dönecek, bu iş bitecek”, “Direne direne kazanacağız” sloganları atıldı. (HABER MERKEZİ)