Etiket: emep

  • Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    Meclis’te ‘Suriye’de Alevi soykırımını durdurun’ çağrısı: İmzalar partilere sunuldu!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun desteğiyle yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar TBMM’ye teslim edildi. Meclis’te düzenlenen basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu ile DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Aleviler başta olmak üzere azınlıklara yönelik hak ihlalleri ve kadınlara dönük şiddet iddialarına dikkat çekerek uluslararası topluma acil harekete geçme çağrısında bulundu.

    Türkiye, Avrupa, Amerika ve Avustralya’dan 606 kurumun imzasıyla yürütülen “Soykırımı Durdurun” kampanyası kapsamında toplanan imzalar Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne teslim edildi. Aralarında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), SYKP, Suriye İnsan Hakları Topluluğu temsilcileriyle Samandağ Belediye Başkanı Emrah Karaçay’ın yer aldığı heyet, Meclis’te grubu bulan DEM Parti, CHP, Yeni Yol Grubu ile EMEP ve TİP milletvekilleriyle görüştü. Görüşmenin ardından basın toplantısı düzenlendi.
    “ÖZELLİKLE SURİYE’DE YAŞAYAN ALEVİLERE SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    Basın toplantısında konuşan CHP Hatay Milletvekili Servet Mullaoğlu, Suriye’de rejim değişikliğinin ardından özellikle Alevilere yönelik ağır saldırılar yaşandığını ifade etti. Bu saldırıların zamanla Hristiyanlara, diğer azınlıklara ve laik Sünnilere kadar genişlediğini belirten Mullaoğlu, son dönemde kadınlara yönelik tecavüz, kadın kaçırma ve çocuk kaçırma olaylarının sürdüğünü söyledi.

    Sadece Alevi kimliği nedeniyle insanların işlerinden çıkarıldığını, emekli olanların ise emekli maaşlarının kesildiğini iddia eden Mullaoğlu, farklı siyasi partilerden ve çeşitli toplumsal kurumlardan temsilcilerin ortak bir insani duruş sergilemek amacıyla bir araya geldiklerini ifade etti.

    “72 MİLLETE BİR GÖZLE BAKAN BİR İTİKAT İNANCI MENSUPLARIYIZ”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise Aleviliğin 72 millete bir gözle bakan bir inanç olduğunu kaydederek, zulmün kimden geldiğine bakmaksızın her türlü baskının karşısında durduklarını dile getirdi. Esad döneminde yaşanan hak ihlallerini de hiçbir zaman savunmadıklarını belirten Fırat, kim olursa olsun zulmün karşısında olduklarını söyledi.

    “SURİYE’DE ALEVİLERİN YAŞAM HAKKINI VE HALKLARIN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINI SAVUNUYORUZ”

    Konuşmasının devamında Celal Fırat, dünyanın farklı ülkelerinden bireyler ve kurumlar olarak Suriye’de yaşanan şiddet, baskı ve insan hakları ihlalleri karşısında sessiz kalmayı reddettiklerini belirtti.

    Suriye’de Alevilerin yaşam hakkının korunması, azınlıkların güvence altına alınması ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkının savunulması amacıyla uluslararası bir imza kampanyası yürüttüklerini ifade eden Fırat, sivillere yönelik saldırıların durdurulmasını ve kadınlara karşı işlenen suçların soruşturulmasını talep ettiklerini söyledi.

    “ALEVİ, DÜRZİ VE HRİSTİYAN TOPLULUKLAR SİSTEMATİK ŞİDDETLE KARŞI KARŞIYA”

    Celal Fırat, bugün başta Aleviler, Dürziler ve Hristiyan topluluklar olmak üzere birçok halkın sistematik şiddet, zorla yerinden edilme ve etnik-dinsel temizlik uygulamalarıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Yaşananların tekçi ve köktendinci bir yönetim anlayışının sonucu olduğunu savunan Fırat, HTŞ ve diğer silahlı grupların işlediği iddia edilen insan hakları ihlallerine ilişkin uluslararası raporların her geçen gün arttığını söyledi.

    Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Uluslararası Af Örgütü, Human Rights Watch, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi ve Suriye İnsan Hakları Ağı tarafından yayımlanan raporlara işaret eden Fırat, başta Aleviler olmak üzere seküler yaşam tarzını benimseyen birçok kişinin işlerinden uzaklaştırıldığını, mülksüzleştirildiğini ve ekonomik baskılarla karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “ALEVİ KADINLARA YÖNELİK SALDIRILAR ARTIK SON DERECE TEHLİKELİ BİR BOYUTA ULAŞMIŞTIR”

    Konuşmasının önemli bir bölümünü kadınlara yönelik ihlallere ayıran Celal Fırat, 2025 yılı boyunca çok sayıda Alevi ve Kürt kadınının ağır insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söyledi. Uluslararası kuruluşların raporlarında özellikle Alevi kadın ve kız çocuklarının kaçırılması, cinsiyete dayalı şiddete uğraması, zorla evlendirilmesi ve kimliklerinden koparılması riskinin giderek arttığının ortaya konulduğunu belirtti.

    Kadınların kaçırılmasının “İslam’ı seçti”, “gönüllü ayrıldı” ya da “Allah yolunda gitti” gibi söylemlerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ifade eden Fırat, bu şekilde kaçırma ve alıkoyma olaylarının görünmez hale getirildiğini söyledi.

    “BETÜL SÜLEYMAN ALUŞ VAKASI EN ÇARPICI ÖRNEKLERDEN BİRİDİR”

    Celal Fırat, 29 Nisan 2026 tarihinde kaçırıldığı belirtilen Betül Süleyman Aluş olayının bu sürecin en çarpıcı örneklerinden biri olduğunu söyledi. Ailesinden edinilen bilgilere göre Aluş’un Ceble’de HTŞ kontrolündeki ve Selefi-Vahhabi anlayışın dayatıldığı bir kız yurdu veya eğitim merkezinde tutulduğunun iddia edildiğini aktaran Fırat, genç kadının özgür iradesini kullanıp kullanamadığı ve ailesiyle iletişim kurup kuramadığı konusunda ciddi endişeler bulunduğunu ifade etti.

    Betül Süleyman Aluş ve benzer durumda bulunan kadınlar için sessiz kalmanın yalnızca bireysel bir özgürlük ihlaline göz yummak anlamına gelmediğini belirten Fırat, bunun aynı zamanda Alevi toplumuna yönelik sistematik baskı politikalarının yaygınlaşmasına zemin hazırladığını söyledi.

    “ULUSLARARASI RAPORLARDA BELGELENEN İHLALLER”

    Celal Fırat, Birleşmiş Milletler Suriye Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu ile Human Rights Watch’un raporlarında kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik yöntemler olarak yer aldığını ifade etti.

    Aralık 2024 sonrasında ve Mart 2025’te Alevilere yönelik saldırılarda 1.400’den fazla kişinin hayatını kaybettiğinin raporlara yansıdığını belirten Fırat, işkence vakaları ve sistematik mülk yıkımlarının da belgelendiğini söyledi. Temmuz 2025’te Süveyda’da Dürzi toplumuna yönelik saldırılarda 1.500’den fazla kişinin yaşamını yitirdiğini, Ocak 2026’da ise Halep’te Kürt yerleşim bölgelerine yönelik saldırılar sonucunda yaklaşık 100 ila 150 bin sivilin yerinden edildiğini hatırlattı.

    Kadınların kaçırılması, cinsel şiddete maruz bırakılması ve kötü muamelenin sistematik saldırı yöntemleri arasında yer aldığını belirten Fırat, keyfi tutuklamalar, zorla kaybetmeler, işkence ve gözaltında ölümlerin de yaygın şekilde rapor edildiğini ifade etti.

    “ULUSLARARASI TOPLUMA VE KADIN ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRIDIR”

    Celal Fırat, Suriye’de yaşananların yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, halkların var olma, inançlarını özgürce yaşama ve kendi geleceklerini belirleme mücadelesi olduğunu söyledi. Alevi, Dürzi, Hristiyan ve Kürt toplumlarına yönelik saldırıların ülkenin çoğulcu yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan baskı politikalarının parçası olduğunu belirtti.

    Fırat, Betül Süleyman Aluş ve benzer şekilde kaçırıldığı belirtilen tüm kadınların derhal özgürlüklerine kavuşturulmasını, Suriye’de başta Alevi kadınlar olmak üzere tüm kadınlara yönelik kaçırma, cinsel şiddet, zorla evlendirme ve ideolojik baskı uygulamalarının sona erdirilmesini istedi.

    HTŞ’ye bağlı silahlı grupların Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik işlediği iddia edilen suçların bağımsız uluslararası bir soruşturma komisyonu tarafından araştırılması, sivillere yönelik saldırılar ile etnik ve dinsel temizlik uygulamalarının durdurulması, insan hakları ihlallerinin bağımsız mekanizmalar tarafından izlenmesi ve sorumlular hakkında etkin yargı süreçlerinin işletilmesi çağrısında bulunan Fırat, halkların kendi kaderini tayin etme hakkına saygı gösterilmesi ve azınlıkların güvenliğinin güvence altına alınması gerektiğini belirtti.

    Uluslararası toplumu, insan hakları kuruluşlarını, kadın örgütlerini ve demokratik kurumları Suriye’de yaşanan insan hakları ihlallerine karşı sessiz kalmamaya davet eden Celal Fırat, kaçırılan kadınların özgürlüğüne kavuşturulması ve Suriye’de tüm halkların eşit, özgür ve güvenli yaşayabileceği demokratik bir gelecek için uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi çağrısı yaptı.

    PİRHA/ANKARA

  • EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin’i yaralayan polisin yargılanmasına başlandı

    EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin’i yaralayan polisin yargılanmasına başlandı

    PİRHA- EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin’in katıldığı basın açıklamasında polisin darp etmesi sonucu belinde iki kemik kırılması meydana geldiği olaya ilişkin davanın ilk duruşması Tunceli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin’in 19 Temmuz 2024 tarihinde katıldığı basın açıklaması sırasında yaşanan polis şiddetinde darp edilerek belinde iki kemik kırılması meydana geldiği olaya ilişkin davanın ilk duruşması Tunceli 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık polis  A.E.’nin katılmadığı duruşmada Tekin ve avukatları hazır bulundu.

    Duruşmaya DEM Parti İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Dersim Barosu Başkan Yardımcısı Elif Özer, avukat Fatma Kalsen ve EMEP Dersim İl yönetimi de katıldı.

    “TEKME ATILDIĞINI GÖRDÜM”

    Duruşmada dinlenen tanık Hıdır Yıldız, olay günü alanda bulunduğunu belirterek basın açıklaması sırasında polis müdahalesi gerçekleştiğini, Ergin Tekin’in yere düştüğünü ve bir polis memurunun Tekin’e tekme attığını gördüğünü söyledi.

    Sanık müdafii, tanığın “marjinal gruplara yakın olduğunu” ifade ederek beyanlarını kabul etmediklerini söyledi.

    “OLAY GÜNÜ TUTANAĞI DEĞİŞTİRİLDİ”

    Müşteki vekili Av. Çağla Yolaşan, emniyet tarafından düzenlenen olay tutanağının değiştirildiğini beyan etti. Olay günü düzenlenen tutanakta yalnızca gözaltına alınan S.K. isimli kişi hakkında detaylı bilginin yer aldığını ve bu tutanağın S.K. tarafından imzalandığını fakat dosyaya gönderilen olay tutanağında şüpheli polisin yaralamadaki sorumluluğunu ortadan kaldırmak için olay esnasında Ergin Tekin’in üzerine iki ayrı kişinin düştüğünü ekleyerek yeni bir olay tutanağı düzenlendiğini ve S.K’nın imzasının bulunmadığını belirtti.

    “OLAYDAN SONRA KATILDIĞI ETKİNLİKLERE DAİR DELİL SUNACAĞIZ”

    Sanık polis A.E’nin müdafii,  olaydan sonra ve hastaneye gitmeden önce Ergin Tekin’in bulunduğu yerleri tespit ettiklerini belirterek, bu hususa ilişkin belgeleri sanık polis A.E’nin savunmasının alınmasının ardından mahkemeye sunacaklarını ifade etti. Ergin Tekin’in avukatları ise özel hayatın giziliğinin ihlal edilerek, polis olmanın avantajı ile hukuka aykırı elde edilmiş bu delillerin kabul edilemeyeceğini belirtti.

    Mahkeme, dinlenmeyen tanıkların ve sanığın savunmasının alınması için duruşmayı 18 Haziran 2026 tarihine erteledi.

    HABER MERKEZİ

  • Gazi Katliamı anması: Katliamın hesabı verilmeli!- VİDEO

    Gazi Katliamı anması: Katliamın hesabı verilmeli!- VİDEO

    PİRHA- Gazi Katliamı’nın 31’inci yıldönümünde AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde panel yapıldı. Panelde Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, işçilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığı belirtilerek, birleşik mücadele vurgusu yapıldı.

     

    Gazi Mahallesi’nde 12 Mart 1995 tarihinde çoğu polis kurşunuyla 22 kişinin öldürüldüğü katliamın üzerinden 31 yıl geçti. Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı.

    Başta Alevi toplumu olmak üzere demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler katliamda yaşamını yitirenleri anarken, katliamı yapanların açığa çıkarılması ve adaletin sağlanması çağrılarını sürdürüyorlar.

    AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi tarafından panel düzenlendi. Panelin moderatörlüğünü ABF Örgütlenme Sekreteri Zeynal Odabaş yaparken, panele DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, EMEP İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Avukat Cemal Yücel ve Gazi Şehitleri Aileleri katıldı.

    Alevi kurum, siyasi parti ve yöre derneklerinin yönetici ve üyelerinin katıldığı panele, yurttaşlar yoğun katılım gösterdi.

    Katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan panelde yapılan konuşmalarda, Alevilerin, Kürtlerin, sosyalistlerin, işçilerin geçmişten günümüze katliamlara maruz kaldığı belirtilerek, birleşik mücadele vurgusu yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim’de 21 Şubat söyleşisi: Dil yasakları insan varoluşuna yöneliktir!- VİDEO

    Dersim’de 21 Şubat söyleşisi: Dil yasakları insan varoluşuna yöneliktir!- VİDEO

    PİRHA- Emek Partisi(EMEP) Dersim İl Örgütü, 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle, “Anadilde Eğitim ve Sosyal, Kültürel, Yaşamsal Boyutları” konulu söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşi de, “Dil yasaklarının, insan ve toplum varoluşuna karşı alınmış yasaklar olduğu” ifade edildi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, 21 Şubat Dünya Anadil Günü kapsamında bir söyleşi gerçekleştirdi. Etkinlikte, anadilde eğitimin yanı sıra sosyal, kültürel ve yaşamsal boyutlar ele alındı.

    Söyleşide konuşmacılar, anadilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın ve kültürel kimliğin taşıyıcısı olduğuna dikkat çekti. Anadilde eğitimin önemine vurgu yapılan etkinlikte, dilin yok olmasının kültürel değerlerin yitimi anlamına geldiği ifade edildi.

    “BİZLER İÇİN HÜZÜNLÜ BİR GÜN, KUTLAMA DEĞİL”

    Söyleşide moderatörlük görevini yürüten Eğitim-Sen Dersim Şube Eş Başkanı Mehmet Aşkın, anadil mücadelesinin hüzünlü bir süreç olduğuna dikkat çekerek, dilin yok oluş sürecinde sistemin baskısına ve yerelde oluşan sorunlara vurgu yaptı.

    Aşkın, konuşmasında anadilde eğitimin temel bir hak olduğunu hatırlatarak, Türkiye’deki dil politikalarının asimetrik bir güç ilişkisi yarattığını belirtti: “Bugün içinde yaşadığımız durum tamamıyla asimetrik bir güç ilişkisi. Bir tarafta kendi dilini korumaya çalışan bizler, diğer tarafta hegemonyasını dayatan bir sistem var. Biz varlığımızı sürekli hatırlatmak, dilimizi yaşatmak için mücadele etmek zorundayız” dedi.

    21 Şubat’ın kendisi için bir kutlamadan ziyade hüzün anlamına geldiğini söyleyen Aşkın, dil kaybının yarattığı kırılganlığa dikkat çekti:

    “Ana dil dendiğinde hep bir hüzün yaşanıyor. Çünkü bu, dilin kaybolması, yok olması ve kırılganlığı ile ilgili. Sistem Türkçe dışındaki dilleri normdan sapma olarak görüyor ve bu yok oluşu hızlandırıyor. Bizler bu sürecin sorumlusu değiliz ama paydaşıyız.”

    Aşkın, konuşmasında dilin yaşatılmasında toplumsal tutumun önemini de vurguladı. Kendi deneyimlerinden örnek vererek, özellikle gençlerin anadilde konuşurken hata yapmalarının hoşgörüyle karşılanması gerektiğinin altını çizdi.

    Dilin nesilden nesile aktarımı için hoşgörülü ve demokratik bir öğrenme kültürüne ihtiyaç olduğunu belirten Aşkın, Dersim’de bu konuda eksiklikler yaşandığını ifade etti: “Kirmanckî’yi öğrenmeye çalıştığımda hatalar yaptım ve bu hatalar bazen hor görülerek düzeltilmeye çalışıldı. Oysa dil ancak konuşularak gelişir. İnsanların hatalarına tolerans göstermeden, onları damgalayarak dili yaygınlaştıramayız” dedi ve anadilin yaşatılması için toplumsal dayanışmanın ve hoşgörünün önemine vurgu yaparak, sürecinin demokratik bir öğrenme kültürü oluşturmakla başlayacağını söyledi.

    “ANADİLDE EĞİTİM HAKKI, İNSAN VAROLUŞUNUN TEMELİDİR”

    21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Prof. Dr. Hasan Demirtaş, anadilde eğitimin hem pedagojik hem de hukuki boyutlarını ele aldı. Demirtaş, eğitimde anadil kullanımının önemini vurgularken, anadilde eğitim yapılmamasının bireysel ve toplumsal düzeyde ciddi travmalara yol açtığını belirtti.

    Demirtaş, konuşmasında öncelikle “ana dil” kavramını tartışmaya açtı: “Anadil biyolojik bir miras değildir. Bir Kürt çocuk İngiliz bir aile tarafından büyütülürse anadili İngilizce olur. Anadil, bireyin doğduğu sosyolojik ortamda kendiliğinden ve doğal olarak öğrendiği dili olduğunu” belirtti.

    Anadilde eğitimin yalnızca bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda sosyolojik ve psiko-pedagojik bir konu olduğuna dikkat çeken Demirtaş, dilin iktidar aracı olarak kullanımına değindi: “Bir çocuğa kendi anadilinden farklı bir dille eğitim verdiğinizde, sınıf farkında olmadan iktidarın meşrulaştırıldığı bir mekâna dönüşebilir. Çünkü siz o çocuğa sadece bir dil değil, o dil üzerinden yeni bir kültür ve sosyal sermaye inşa ediyorsunuz.”

    Demirtaş, bu durumun öğrencilerde derin travmalara neden olduğunu ve özellikle okuma-yazma süreçlerini olumsuz etkilediğini ifade etti. Türkiye’de üniversite ve uluslararası sınav sonuçlarının da bu tabloyu desteklediğini belirterek, Hakkâri, Şırnak, Ardahan gibi illerin sıralamalarda sürekli sonlarda olduğunu hatırlattı.

    Prof. Dr. Demirtaş, Türkiye’de anadilde eğitim yapılmasının önünde hem hukuki hem de yapısal engeller bulunduğunu söyledi. Anayasa’nın 42. maddesinin bu konuda belirleyici olduğunu aktardı. Ancak esasen pedagojik kayıpların ve psikolojik travmaların üzerinde durulması gerektiğini vurguladı.

    Kanada, İsviçre, İspanya-Katalonya ve ABD gibi çok dilli eğitim modellerinden örnekler veren Demirtaş, Türkiye’de de kademeli bir geçiş ya da hibrit sistemlerin uygulanabileceğini belirtti.

    “Bir çocuğun kendi anadilinde eğitim alması, onun kimliğini, düşünme ve anlama kapasitesini güçlendirir. Anadilde eğitim hakkı, tıpkı yürümek veya konuşmak gibi insanın varoluşsal bir parçasıdır” diyen Demirtaş, konuşmasını, anadilde eğitimin bireylerin hem akademik başarıları hem de ruhsal bütünlükleri için elzem olduğunu vurgulayarak tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Mersin’de Rojava için ortak çağrı: Ablukayı kaldırın!- VİDEO

    Mersin’de Rojava için ortak çağrı: Ablukayı kaldırın!- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Rojava’daki abluka ve hak ihlallerine ilişkin eylem yapıldı. Burada yapılan konuşmalarda sınır kapılarının açılması ve Rojava üzerindeki ablukaların kaldırılması çağrısı yapıldı.

    Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara, kuşatma ve ablukaya karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi. DEM Parti, EMEP, TİP, TÖP, DBP, ESP, SODAP, SYKP, Devrimci Parti ve YSP tarafından düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasına DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, TÖP PM Üyesi Zeliha Korkmaz, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda yurttaş katıldı.

    “Gerici emperyal kuşatmaya, soykırıma son” çağrısıyla bir araya gelen kitle, Mahmudiye Mahallesi’ndeki Metropol İş Merkezi yanındaki parktan Özgür Çocuk Parkı’na yürüyüş yapmak istedi. Parkın abluka altına alınması ve yürüyüşe izin verilmemesi üzerine kitle, parkın sonuna kadar yürüyüp burada basın açıklaması yaptı.

    “BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sözlerine ESP’ye yapılan gözaltı operasyonlarına değinerek başladı. Rojava eylemlerine katılan her kesimin bu tür baskılarla yıldırılmaya çalışıldığını dile getiren Doğan, “Rojava’ya dönük dayanışma eylemlerini gerekçe göstererek, hiçbir siyasi partiye üye olmayan ama Rojava ile gönül bağı kuran insanlara da gözdağı verilmek isteniyor. Dayanışma göstermeyin mesajı verilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürtlere dönük bu tutum sürdürülürken, diğer yandan Kürtlerle birlikte yürüyen Türkler, devrimciler ve sosyalistler baskı politikalarına maruz bırakılıyor. Onurlu ve kalıcı barış aynı yöntemlerle sağlanamaz. Onurlu ve kalıcı barış, demokratik çözümle mümkün olur” dedi.

    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenen Doğan, şu sözleri kullandı:

    “Artık söylemin ötesine geçin. Bahsettikleriniz doğruysa, o zaman neyi bekliyorsunuz? Siz iktidar ortağısınız. Sayın Öcalan’ın umut hakkı için neden bir buçuk yıldır tek bir adım atılmadı? Demirtaş yuvasına dönsün deniliyor ama kararlar uygulanmıyor. Neden başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanê kumpas davası tutsakları serbest bırakılmıyor?  Akdeniz Belediyesi hala kayyum altındadır. Kürtlerin kazanımlarının Türkiye için bir tehdit olmadığı gerçeğini savunmaktan ve bunu hatırlatmak için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hakkımızda spekülasyon üretmeye çalışanlara da buradan sesleniyoruz; biz barış ve demokratik toplum için onlarca yıldır bedel ödeyerek mücadele ediyoruz.  Barış, özgürlük ve eşitlik değerlerine bağlıyız ve bu değerlerin herkes için uygulanması adına dün olduğu gibi bugün de yarın da mücadele edeceğiz. Çünkü bizim mücadelemiz aynı zamanda insanlık onuru mücadelesidir.”

    “ROJAVA HALKININ YANINDAYIZ”

    SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bu saldırılar, cihatçı çetelerin kendi başlarına cesaret edebileceği saldırılar değildir. Bu saldırılar Fransa’da kurulan masalarda, Amerika’da kurulan masalarda planlanmıştır. Türkiye’de ise Suriye Milli Ordusu’nu besleyen, lojistik ve askeri olarak donatan siyasi iktidar, Suriye’ye dair yaklaşımını derhal ve bir an önce gözden geçirmelidir. Kürdistan’da barış olmazken İstanbul’da da barış olmaz demiştik. Suriyeli Kürtler, Rojavalı Kürtler, Aleviler ve diğer halklar “Artık güvendeyiz” diyene kadar biz de burada, Bakur’da, İstanbul’da, Marmara’da, Ege’de, Akdeniz’de onların sesine ses katmaya devam edeceğiz” dedi.

    Devrimci Parti Sözcüsü ve DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Rojava’daki yurttaşların abluka ile yalnız hissettirilmek istendiğini söyleyerek, “Biz dün olduğu gibi bugün de sokakta, hayatın her alanında ve Rojava’da yan yanayız. Ayrılmadık, ayrılmayacağız. Rojava’dan kopmayacağız, Rojava da bizden kopmayacak. Bugün sonuçlar ağır olabilir, baskılar yoğun olabilir. Ama bu yalnızlığı kabul etmiyoruz. Doğuda her gün yeni bir güneş doğar. Eğer bize doğan güneşten mutlu olmamız engellenirse, gerekirse kendi güneşimizi kendimiz doğururuz. Belki bugün çok yürüyemedik ama bizim tarihimiz uzundur. Biz çok uzun zamandır yürüyoruz. Ne durdurulabiliriz ne de yeniliriz” ifadelerini kullandı.

    “ROJAVA’YI SÜREKLİ DESTEKLEMEK GEREKİYOR”

    Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz, Türkiye’de iktidarın uzun süredir Rojava’yı ve Suriye’yi bir engel olarak gördüğüne işaret ederek, “Eğer gerçekten barış isteniyorsa o zaman bu engeller de ortadan kalkmalıdır. Rojava’da bir anlaşma yapıldıysa, bu büyük ölçüde bu süreçte gösterilen sahiplenmenin sonucudur. Belki tam olarak hepimizin istediği gibi bir anlaşma değildir; ancak orada verilen mücadelenin bir kabulüdür. Bu nedenle Rojava’yı sürekli desteklemek gerekiyor. Yeşil Sol Parti olarak Kürt halkının verdiği mücadelenin bugüne kadar yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

    Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, HTŞ’nin önce Alevileri katlettiğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:

    “Çoluk çocuk, kadın demeden saldırdı. 2026 yılına girerken, 6 Ocak’ta bu kez Kürt halkının kazanımlarına saldırdı. Kürtleri yaşadıkları bölgelerde tasfiye etmeye çalıştılar. Kürt halkını kendi topraklarında etkisizleştirerek, kendilerinin yöneteceği bir düzen kurmak istediler. Bu saldırıların arkasındaki ABD yönetimi, bölgedeki zenginliklerin halklar tarafından yönetilmesine izin vermedi. Bu nedenle su kaynaklarına el koydular, petrol sahalarını kontrol altına aldılar. Amaçları, bu zenginliklerin halklara değil, kendi ceplerine ve çıkarlarına hizmet etmesidir.  Söyledikleri barış, gerçek bir barış değildir. Onların barış anlayışı, halkların egemenliklerinden vazgeçmesi ve tehditlere boyun eğmesidir. Orta Doğu’da halkların söz sahibi olmasını istemiyorlar. Sadece denetlemek, izlemek ve kontrol etmek istiyorlar. Şiddetten, baskıdan ve barbarlıktan yana tavır alıyorlar. Bugün yapılan da budur. Halklar baskı altına alınmakta, dilleri ve kimlikleri hedef alınmaktadır.”

    “KADINLARIN MÜCADELESİNİ YENEMEYECEKLER”

    Halkevlerin Çiğdem Serin, 2014 yılında IŞİD çetelerinin kadınlara dönük yaptığı saldırıları hatırlatarak, bugün de HTŞ eliyle Rojava’daki kadınlara aynı saldırıların yaşatıldığını vurguladı. Serin, “Kürt kadınlarının ölü bedenlerini teşhir ediyor, her türlü şiddeti kendilerinde hak görüyorlar. Bugün HTŞ ve benzeri çeteler, Suriye’de Kürtler, Aleviler, Êzidîler ve kadınlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bir kez daha görüyoruz ki halkların, emperyalizme, siyonizme ve cihatçı çetelere karşı direnmekten başka çaresi yoktur. Halkların birbirinden başka dostu yoktur. Bizim safımız halkların safıdır; emperyalizme ve cihatçı çetelere karşı halkların yanıdır” diye kaydetti.

    Son olarak konuşan TÖP PM üyesi Zeliha Korkmaz, “Türkiye–ABD ittifakıyla Suriye’nin bir kez daha bir savaş cehennemine dönüştürülmek istendiğini biliyoruz. Emperyalist güçlerin Suriye’yi halkların yaşadığı bir savaş alanına çevirmek istediğini biliyoruz. Biliyoruz ki bugün elleri Türkiye’nin lojistik destekleriyle güçlendiriliyor. İçeride desteklenen bu yapılar, dışarıda barış sürecini sevinçle bastırmaya çalışıyor. Türkiye’deki mücadeleye kilit vurmak istiyorlar. Suriye’de kadınların ve çocukların bir arada yaşayamayacağı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen kurmak istiyorlar. Oysa Suriye topraklarında yüzyıllardır Aleviler, Kürtler, kadınlar, Hristiyanlar bir arada yaşıyor. Bu halkların ortak yaşamını dış güçler kendi çıkarları için parçalamaya çalışıyor. Ama bu mücadeleyi yenemeyecekler. Kadınların mücadelesini yenemeyecekler” dedi.

    Eylem, sloganların ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Emek Partisi: Halep’te Kürt mahallelerine yönelik HTŞ saldırıları derhal durdurulmalı!

    Emek Partisi: Halep’te Kürt mahallelerine yönelik HTŞ saldırıları derhal durdurulmalı!

    PİRHA- Emek Partisi (EMEP), Halep’te Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Şêxmeqsûd ve Eşrefiye mahallelerine yönelik HTŞ saldırılarına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, söz konusu saldırıların cihatçı çetelerin halklara karşı yürüttüğü savaşın bir parçası olduğu vurgulanarak, sivilleri hedef alan bu eylemlerin açık savaş suçu niteliği taşıdığı belirtildi.

    EMEP, Kürt mahallelerine dönük saldırıların yalnızca Kürt halkını değil, daha önce Aleviler ve Dürzilere yönelik gerçekleştirilen saldırıların devamı olarak tüm halkları hedef aldığını ifade etti. Açıklamada, Halep’te yaşananların münferit olmadığına dikkat çekilerek, “Amaç Şêxmeqsûd ve Eşrefiye ile sınırlı değildir; hedef Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmektir” denildi.

    Parti açıklamasında, son günlerde saray iktidarı ve Cumhur İttifakı temsilcilerinin SDG’yi ve bölgedeki Kürt kazanımlarını hedef alan söylemlerine de dikkat çekildi. Bu açıklamaların ve askeri yığınakların, cihatçı çetelere verilen desteğin açık göstergesi olduğu vurgulanarak, söz konusu politikanın savaşın genişletilmesi ve derinleştirilmesi anlamına geldiği kaydedildi.

    EMEP, Türkiye’nin izlediği bu politikanın yalnızca Suriye’deki savaşı körüklemediğini, aynı zamanda Kürt sorununun çözümüne dair Türkiye içinde yürütüldüğü iddia edilen süreci de ciddi biçimde tehdit ettiğini belirtti. Açıklamada, saray rejiminin bu tutumunun sürece yaklaşımını net biçimde ortaya koyduğu ifade edildi.

    “Türkiye savaşın aktif tarafıdır” vurgusu yapılan açıklamada, cihatçı çetelerin desteklenmesi ve saldırılara siyasi zemin hazırlanması nedeniyle Türkiye’nin Suriye’deki savaşın sorumlularından biri olduğu belirtildi. Emek Partisi, iktidarın ülke içinde İsrail karşıtlığı üzerinden hamaset yürütürken, HTŞ’nin saldırganlığına verdiği destekle emperyalist güçlerin bölgedeki çıkarlarına fiilen hizmet ettiğini savundu.

    Cihatçı örgütlerle kurulan işbirliğinin daha fazla saldırı ve daha fazla acı anlamına geleceği uyarısında bulunan EMEP, Halep’te Kürt mahallelerine yönelik saldırıların derhal durdurulmasını, cihatçı çetelerin bu bölgelerden geri çekilmesini ve sivillerin güvenliğinin sağlanmasını talep etti.

    Açıklamanın devamında, Türkiye’nin bölgedeki askeri güçlerini derhal geri çekmesi ve HTŞ gericiliğiyle Suriye’yi yayılmacı emeller doğrultusunda dizayn etme politikasından vazgeçmesi çağrısı yapıldı.

    Emek Partisi, Suriye’nin geleceğinin cihatçı örgütlerin ve bölgesel gericiliklerin müdahalelerinde değil, halkların eşitlik, özgürlük ve barış mücadelesinde olduğunu vurgulayarak, savaşa, işgale ve cihatçı politikalara karşı dayanışmanın ve mücadelenin büyütülmesi çağrısında bulundu.

    HABER MERKEZİ

  • Dersim’den 2026 mesajı: Barış için mücadele, özgürlük için ısrar!-VİDEO

    Dersim’den 2026 mesajı: Barış için mücadele, özgürlük için ısrar!-VİDEO

    PİRHA- İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şube Eş Başkanları Nurşat Yeşil ile Özgür Ateş, DEM Parti Dersim İl Eş Başkanları Hümeyra Tusun Yeğin ile Özcan Ateş, ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi ve EMEP MYK Üyesi Orhan Kurul, 2026 yılına dair mesajlarını PİRHA’ya değerlendirdi. Yapılan açıklamalarda barış, demokrasi, özgürlük ve eşit yurttaşlık talepleri öne çıkarken, yeni yıla mücadele vurgusuyla girildi.

    İnkar ve asimilasyon politikalarına karşı uzun yıllardır mücadele yürüten Aleviler, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. Kurum temsilcileri, 2025 yılının da baskı politikalarına karşı mücadelenin sürdüğü bir yıl olduğunu vurgularken, 2026’da bu mücadelenin daha da büyütülmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Dersim’deki kurum temsilcileri yeni yıla dair mesajlarını PİRHA ile paylaştı.

    “DAHA ÖZGÜR YILLARA”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, 2026 yılına dair beklentilerini şu sözlerle dile getirdi:

    “2025 yılında başlayan ‘Barış ve Demokratik Toplum’ sürecini, çıkarılacak yasalarla 2026 yılında daha sağlam temellerle ilerlemesini; kimsenin dilinden, dininden, ırkından, cinsel yöneliminden dolayı ayrıştırılmadığı, tüm insanların onurda ve haklarda eşit olduğu, kadınların ve LGBTİ+’ların daha özgür yaşadığı bir toplumu 2026 yılı için diliyorum, temenni ediyorum.”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Özgür Ateş ise yeni yıl mesajına kültürel ve toplumsal barış vurgusuyla başladı:

    “Öncelikle tüm halkımızın Gağan bayramını kutlayarak başlamak istiyorum. Barışın coğrafyamızda egemen kılınması için, savaşsız, sömürüsüz bir dünya için 2026’ya dair beklentilerimizin bu yönde olmasını diliyor ve temenni ediyorum.”

    “BARIŞIN YILI OLSUN”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Hümeyra Tusun Yeğin, 2025 yılının toplumsal baskılar ve savaşlarla geçtiğine dikkat çekerek, barışın somut adımlarla ilerlemesi gerektiğini vurguladı:

    “Öncelikle 2025 yılını da aslında bir önceki yıllardan çok farksız yaşamadık. Yani genel olarak toplumsal baskı, demokrasinin olmayışı, kadına, çocuğa ve doğaya yönelik yapılan saldırılarla geçti. Diğer yandan dünyada da yaşanan savaşlar bizleri olumsuz anlamda etkiledi. O yüzden 2026 yılının ülkemize, Orta Doğu’ya ve tüm dünyaya öncelikle barış getirmesini istiyorum. Bu atılan barış adımlarının somut adımlarla ilerlemesi toplum açıdan çok önemli. Bunların dışında kadına yönelik şiddetin olmadığı, çocukların şiddete uğramadığı, öldürülmediği, doğanın katledilmediği, emekçilerin hakkını aldığı, güzel, mutlu, huzurlu bir yıl diliyorum.”

    DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş ise tarihsel acılara işaret ederek barış ve kardeşlik çağrısı yaptı:

    “Geçtiğimiz yıllar bu topraklarda katliamlar, zulümler yaşandı. Temennimiz odur ki bundan sonraki yıllarda, bu acı ve katliamların son bulmasıdır. Her halkın kendi diliyle, rengiyle, kimliğiyle, inancıyla özgür yaşamasını istiyoruz. Çocuk çocukluğunu, yaşlı yaşlılığını mutlu ve huzurlu yaşasın. Yeni yıl halkımızın berrak suyunun kirlenmediği, savaşların ve ölümlerin olmadığı, doğanın katledilmediği, börtü böceğin öldürülmediği, barış ve kardeşliğin hakim olduğu bir yaşam diliyorum. Özelde Kürt halkının ve tüm dünya halklarının yeni yılını kutluyorum.”

    “EMEKÇİLERİN ÖZGÜR OLDUĞU BİR YIL OLSUN”

    ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, 2025 yılının emekçiler ve ezilen halklar açısından zorlu geçtiğini belirterek, yeni yıl için mücadele ve umut vurgusu yaptı:

    “2025 yılı, Türkiye işçi sınıfı, emekçileri ve ezilen halklar açısından büyük zorlukların, büyük sıkıntıların ve büyük mücadelelerin olduğu bir yıl oldu. Bu yıldan aldığımız güçle yeni yılı selamlamak istiyoruz. Özellikle başta Kürt halkının, Kürt ulusunun barış ve demokrasi mücadelesinde atmış olduğu yeni bir adım var. Umarım bu karar Kürt halkına, Kürt ulusuna ve ezilen halklara adil, demokratik bir barışı getirir. Diğer yandan grevlerin, direnişlerin, işçi kıyımlarının, çocuk ölümlerinin, çocuk işçi ölümlerinin ve kadın ölümlerinin çokça arttığı bir yılı geride bıraktık. Yeni yılın en azından bunların olmaması ve ezilen halkların, işçi sınıfının, emekçilerin, gençlerin, çocukların ve kadınların özgür olduğu, mutlu olduğu, gerçekten gelecekleri konusunda herhangi bir kaygı yaşamadıkları bir yıl olmasını temenni ediyorum ve yeni yılda da en azından dünya halklarının savaşsız, sömürüsüz bir yaşamı inşa etmesini temenni ediyoruz.”

    “2026 BİZİM YILIMIZ OLACAK”

    EMEP MYK Üyesi Orhan Kurul ise mücadele çağrısını büyüterek 2026’ya dair umutlu bir mesaj verdi:

    “2025 yılını tamamlayarak bir yüzyılın ilk çeyreğini de tamamlamış olduk. Bu yılda da işçiler, emekçiler, ezilen halklar bakımından mücadeleyle dolu bir yıl oldu. Tabii ki egemen sınıflar bakımından da kendi tahakkümlerini arttırmak, kendi tahakkümlerini kurmanın bir yılı olarak devam etti. 2026’nın işçiler, emekçiler, ezilen halklar bakımından mücadelenin kazanacağı bir yıl olacağını umuyoruz. Mücadelemizi birleştirir, beraber hareket eder, vitesi yükseltirsek 2026 yılı bizim yılımız olacaktır. Herkese mutlu yıllar.”

    PİRHA/DERSİM

  • EMEP’ten asgari ücret protestosu: İşçiler sefalete mahkum ediliyor-VİDEO

    EMEP’ten asgari ücret protestosu: İşçiler sefalete mahkum ediliyor-VİDEO

    PİRHA- EMEP Mersin İl Örgütü, açıklanan asgari ücret zammını protesto ederek, “Biz açlık ücretinin bile altında çalışırken, sermaye sınıfı ve temsilcileri servetlerine servet katıyorlar” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Mersin İl Örgütü, asgari ücretin 28 bin 75 lira olarak belirlenmesine tepki göstermek amacıyla Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Asgari ücret insanca yaşayacak bir seviyeye yükseltilmelidir” pankartının açıldığı eylemde “İş, ekmek, özgürlük”, “Kahrolsun ücretli kölelik sistemi”, “Saraya değil emekçiye bütçe” sloganları atıldı. Basın metnini EMEP İl Başkanı Sedat Başkavak okudu.

    “MİLYONLARCA İŞÇİ SEFALETE MAHKUM EDİLİYOR”

    Sedat Başkavak, açlık sınırının 30 bin liraya, yoksulluk sınırının 100 bin liraya dayandığı koşullarda açıklanan asgari ücretin milyonlarca işçi ve ailesini açlık sınırının altında sefalete mahkum ettiğini söyledi.

    Başkavak, “Çalışma Bakanı televizyonlardan gözümüze baka baka ‘çalışanları enflasyona ezdirmedik’ diyor. Dakikada 40 bin 227 lira harcayan saray, işçi ve ailesine 1 ay boyunca 28 bin lira ile yaşamayı dayatıyor. Asgari ücretli sofrasında eti göremezken, saray milyonları harcıyor. Biz çalışıyoruz onlar yiyorlar. Biz açlık ücretinin bile altında çalışırken, sermaye sınıfı ve temsilcileri servetlerine servet katıyorlar” dedi.

    SENDİKALARA VE AKP’YE ELEŞTİRİ

    Sendikaları da eleştiren Başkavak, milyonlarca işçinin sermaye sınıfı karşısında yalnız ve güçsüz bırakıldığını ifade etti. AKP iktidarının sermaye sahiplerinin yanında olduğunu belirten Başkavak, “Emek verip ter dökene yok ama sermayeye var. AKP iktidarı, kimin yanında durduğunu görteriyor. Gitmediğimiz yol, geçmediğimiz köprü, uçmadığımız hava alanı, yatmadığımız hastane için holding patronlarına milyarları ödeyen AKP iktidarı patronlardan yanadır. İşte onun için 2026 bütçesinde  patronların ödeyeceği 3,6 trilyon lira vergiden istisna ve muhafiyet uygulaması ile vazgeçilirrken, işçi emekçilerin üzerindeki vergi yükünü de arttırıyorlar” diye konuştu.

    TALEPLER SIRALANDI

    Emek Partisi olarak taleplerini sıralayan Başkavak, şunları söyledi:

    “Asgari ücret, insanca yaşama koşullarında bir geçimi esas almalı, yılda en az dört kez güncellenmeli ve toplu pazarlık mekanizmaları güçlendirilmelidir. İşçilerin çoğunluğunun özrgütsüzlüğü patronlara cesaret vermektedir. Örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş yasa tasarısı Meclis Genel Kurulu’na getirilerek yasalaştırılmalıdır. İşçi sınıfının ve emekçilerin kurtuluşu; birlikte, örgütlü ve kararlı bir mücadeleyi büyütmekle mümkündür. Tüm işçi ve emekçileri, sefalet düzenine karşı omuz omuza mücadeleye çağırıyoruz.”

    PİRHA/ MERSİN

  • DEM Parti, CHP ve EMEP ‘Çözüm Raporları’nı Meclis başkanlığına sundu!

    DEM Parti, CHP ve EMEP ‘Çözüm Raporları’nı Meclis başkanlığına sundu!

    PİRHA- DEM Parti, CHP ve EMEP komisyon çalışmaları kapsamında hazırladığı raporlarını Meclis’e teslim etti.

    Meclis’te kurulan komisyonda yer alan partiler raporlarını tamamladı. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Meclis Komisyonu’na sunulmak üzere hazırladığı ve Kürt sorunun çözümüne dair öneri ve gerekliliklerin yer aldığı raporunu Meclis Genel Sekreterliği’ne teslim etti. Raporu DEM Parti Grup Başkanvekili ve partinin komisyon koordinatörü Gülistan Kılıç Koçyiğit, diğer komisyon üyeleri Meral Danış Beştaş, Cengiz Çiçek, Celal Fırat ve Saruhan Oluç teslim etti.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ve Emek Partisi’nin (EMEP) de raporlarını teslim ettiği öğrenildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    Komisyon İmralı’ya gidiyor!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Abdullah Öcalan ile görüşmek için bugün İmralı’ya gidiyor.

    İmralı’ya gidecek komisyonda, daha önce isimleri açıklanan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman yer alıyor.

    Meclis’te kurulan Komisyon, geçtiğimiz cuma günü İmralı’ya gitmeyi oylamış, DEM Parti, AKP, MHP, EMEP ve TİP üyelerinin oylarıyla gitme kararı almıştı.

    CHP ve Yeni Yol Grubu İmralı’ya gidecek heyete üye vermezken, CHP’nin tavrı tartışmalara yol açtı.

    PİRHA/ANKARA

  • Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    Barış ve Demokrasi Çalıştayı’nın sonuç bildigesi açıklandı: Mücadeleyi büyütelim!

    PİRHA- Sosyalist örgütler tarafından Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da yapılan Çalıştay’ın sonuç bildirgesi açıklanırken, “Özgürlükler için mücadeleyi büyütmede kararlıyız” denildi.

    Hakların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP)  “Barış ve Demokrasi için Buluşuyoruz Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz” başlığı ile Ankara’da çalıştay gerçekleştirdi.

    Makina Mühendisleri Odası’nda iki gün süren Çalıştay’ın sonuç bildirgesinin okunması ile sona erdi.

    “ÖZGÜRLÜKLER İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTE KARARLIYIZ”

    DEM Parti Örgütlenmeden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı Özlem Gündüz‘ün okuduğu sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “DEM Parti, EHP, EMEP, SMF, TİP ve TÖP olarak düzenlediğimiz ‘Demokrasi ve Barış İçin Buluşuyoruz, Mücadelenin Olanaklarını Konuşuyoruz’ başlıklı çalıştayımızı 1-2 Kasım tarihlerinde gerçekleştirdik. Çalıştayda, Türkiye’de anayasal düzenin bugünkü durumu, hak ve özgürlüklerin geleceği, yerel yönetimlerden parti kongrelerine uzanan kayyum uygulamaları, otoriterleşme ve temsil krizinin boyutları, Türkiye’deki yönetim deneyimleri ve yeni dönemde barış arayışlarının imkanları üzerine kapsamlı tartışmalar yürüttük. Yapılan değerlendirmeler sonucunda çalıştayın sonuç metni aşağıdaki gibi şekillenmiştir.

    Bugün anayasal bir düzenin varlığından söz edilemeyen Türkiye, KHK’ler ve torba yasalarla yönetilen bir hukuksuzluk rejimine sürüklenmektedir. Siyasal iktidarın hukuk tanımaz tutumu, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını uygulamaması, yargı üzerinde kurduğu fiili denetim, adalet duygusunu bütünüyle zedelemektedir. Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Osman Kavala, Can Atalay, Ekrem İmamoğlu gibi siyasi tutsakların özgürlüklerinin gasp edilmesi ve devam eden gözaltı-tutuklamalar, grevlerin yasaklanması, toplu sözleşme hakkının fiilen ortadan kaldırılması, hasta tutsaklara yönelik ihlaller, umut hakkından söz edilmemesi ve yaşam hakkını tehdit eden uygulamalar, bu düzenin adaletsizliğini her gün gözler önüne sermektedir.

    Kayyum uygulamaları halkın seçme ve seçilme hakkının açık ihlalidir. İktidarın seçimle kazanamadığı belediyelere kayyum atayarak el koyması, halkın iradesinin gaspıdır. Bu gasp ve beraberinde gelen tutuklamalar, HDP / DEM Parti’nin kazandığı yerel yönetimlerden başlamış; CHP’nin kazandığı yerel yönetimlere kadar genişleyerek devam etmiştir. Kayyum atamaları, yerelin sosyal ve kültürel dokusunu yok saymakta, halkı kendi kentine yabancılaştırmaktadır. Aynı anlayışla basın özgürlüğüne yönelen saldırılar, Tele1 örneğinde olduğu gibi medya kurumlarının kayyuma devredilmesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün açık biçimde ortadan kaldırıldığını göstermektedir.

    Siyasal iktidar son yıllarda çıkardığı yasalar, eğitimin müfredatı yanında tüm boyutlarına ve düzeylerine yönelik müdahaleler ve 11. Yargı Paketi gibi hazırlığı yapılan yargı paketleri ile tek merkezli, hukuk dışı, cinsiyetçi ve keyfiyete bağlı bir yönetim inşa etmektedir. ‘Hukuk arkadan gelir’ anlayışıyla yürütülen bu fiili yönetim biçimi, toplumsal hakları gasp eden ve doğayı, emeği, halkı hedef alan politikaları kalıcılaştırmaktadır. Ekolojik yıkıma, köylülerin ve emekçilerin mülksüzleştirilmesine ve sermaye ile işbirliğine dayanan bu düzenin otoriter ve faşizan karakteri gün geçtikçe güçlenmektedir.

    Ekonomik alanda ise 12’inci Kalkınma Planı, OVP (orta vadeli program) ve bütçe politikalarıyla işçilerin, üretici köylülerin, emeklilerin, kadınların, gençlerin, küçük esnafın ve yoksul halkın yaşam koşulları daha da ağırlaşmaktadır. İşsizlik, yoksulluk, güvencesiz çalışma ve sefaletin derinleştiği bu günlerde, biliyoruz ki ekmek ve adalet mücadelesi, barış mücadelesinden ayrı değildir. Emek, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesinin birbirinden ayrılamayacağı apaçıktır.

    Bugün içinde bulunduğumuz ağır siyasal ve ekonomik koşullarda, Ortadoğu’daki gelişmelerin de etkisiyle iktidarın hala “barış” olarak adlandıramadığı bir süreci yaşıyoruz. Elbette silahların devreden çıkması, toplumsal ve siyasi olarak çözüm olanaklarının geliştirilmesi için zeminin oluşması önemlidir. Ancak baskıcı, yasakçı, sansürcü ve keyfi politikalarıyla malul siyasi iktidarın, siyasi haklar, cezaevleri ve siyasi tutsaklar bakımından adım atmaması, Kürt halkının anadilinin kullanımı dahil Kürt sorununun demokratik, eşit haklara dayalı barışçı çözümü için gerekliliklerin gündeme bile gelmemesi bu sürecin, demokratikleşmeye değil, demokrasisiz bir barışa doğru evriltilmeye çalışıldığını göstermektedir.

    Bizler biliyoruz ki; sahici barış, hukukun ve adaletin tesis edilmesi ve demokrasi mücadelesinin birlikte yürütülmesi ile mümkündür. Kayyum kararlarının geri çekilmesi, hasta tutsakların serbest bırakılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için hiçbir yasal engel yoktur; yalnızca siyasi irade eksiktir. Bizler, Kürt sorununun eşit haklara dayalı çözümünü ve ülkenin demokratikleşmesini temel alan bir barış hattını önemsiyoruz. Emek, demokrasi ve barış güçleri olarak bugün bu hattı birlikte örmek, demokratik hakları ve siyasal özgürlükleri kazanmak bizim tarihsel sorumluluğumuzdur.

    İktidarın siyasal, ekonomik ve toplumsal düzeyde uyguladığı politikaların tekabül ettiği hattın ve bir bütün olarak muhalefeti dağıtmaya ve daraltmaya yönelik politikalarının farkındalığıyla; ekonomik, demokratik haklar, siyasal özgürlükler için mücadeleyi büyütmekte kararlıyız. Emperyalist güçlerin bölgedeki savaş politikalarına ve halkların kendi kendilerini yönetmesine saygı duymayan, kadın düşmanı, doğa ve çocuk düşmanı, halk sağlığını görmezden gelen, tek mezhep ve inancı hâkim kılmaya çalışan anlayışlara karşı; bölgede ve ülkede halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve demokrasiyi esas alan bir barış hattını güçlendirmeye devam edeceğiz.

    Barış ve demokrasi mücadelesi, iktidardan beklentiyle ve bekleyerek değil; ancak halkın kendi özgücüyle, birleşik mücadelesiyle kazanılabilir.  Demokrasinin güçlenmesi yerelden yükselen bir örgütlenme ve halkın bizzat kendi kendini yönettiği, denetim yetkisine sahip olduğu bir yerel demokrasi anlayışı ile mümkün olabilir. Bu nedenle barış ve demokrasi mücadelemizi, yerel talepler ve yerelin mücadele güçleriyle birlikte büyütmekte kararlıyız. Kürt sorununun eşit haklara dayalı barışçı çözümü, bu mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır.

    Emek ve demokrasi güçleri olarak; partilerin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadın ve gençlik inisiyatiflerinin, inanç örgütlerinin, ekoloji ve köylü hareketlerinin, doğasını, suyunu, toprağını ve varlığını savunan tüm halk örgütleri ile demokrasi ve barışı esas alan siyasi yapıların özgünlükleriyle dahil olduğu ortak-birleşik bir mücadele hattında buluşması gerekliliği her zamankinden daha açıktır. Bugün değiştirici ve dönüştürücü gücü açığa çıkaracak olan, halkın örgütlülüğü ve birleşik mücadelesidir.

    Bu inançla, çağrımız; barışın, demokrasinin ve özgürlüğün ortak mücadele imkanının güçlendirilmesi ve büyütülmesi için bu sorumluluğu duyan tüm toplumsal ve siyasal kesimlere; tarihin, an’ın ve geleceğin dönüştürücü gücünedir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Esenyurt mitingi: Bu fırsat hepimizin, barış 86 milyonundur

    Esenyurt mitingi: Bu fırsat hepimizin, barış 86 milyonundur

    PİRHA- Esenyurt Meydanı’nda bir araya gelen altı parti, “Ekmek, barış, adalet ve özgürlük için birlikte mücadeleye” şiarıyla düzenledikleri mitingde, demokratik çözüm ve toplumsal barış sürecine dikkat çekerek, “Bu fırsat hepimizin” mesajı verdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Ekmek, barış, adalet ve özgürlük için birlikte mücadeleye” şiarıyla İstanbul’un Esenyurt Meydanı’nda düzenlediği miting başladı. Miting alanı, DEM Parti flamaları ile donatıldı. Miting saatinden önce alana gelmeye başlayan yurttaşlar, uzun süre mitingin başlamasını bekledi.

    Mitingde katledilen Gazeteci Hakan Tosun unutulmadı, “İsrail’e tam ambargo nehirden denize özgür Filistin”, “Ekmek”, “Barış” , “Hakan Tosun’a ne oldu”, “Hakan Tosun cinayeti politiktir” dövizleri taşındı.

    TÖP: TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİKLEŞMESİ İÇİN..

    Saygı duruşunun ardından mitingde ilk olarak konuşan TÖP Sözcüsü Juliana Gözen, örgütlülüğün önemine vurgu yaptı. Juliana Gözen, “Mahallemizde, iş yerlerimizde her yerde daha fazla örgütleneceğiz. İşçi sınıfının örgütlülüğünü büyütmek için var gücümüzle çalışacağız. Mahallemizde çeteler, mafyalar örgütleniyor. Bizler adres olmadıkça o gençler mafyaların arkasından girecek. Hakan Tosun’u katlettiler. Örgütlenmezsek Rojin’e, Gülistan’a ne oldu diye sormaya devam ederiz. Geleceğimiz için örgütleneceğiz. Barıştan yanayız ama inşa edeceğimiz barış, onurlu bir barıştır. Bu işi ekmeğimize, onurumuza sahip çıkarak nihayete erdireceğiz. Bu ülkenin demokratikleşmesi için hepimizin yapacağı bir şeyler vardır. Bu büyük bir sorumluluktur” diye belirtti.

    TİP: MUTLAKA KAZANACAĞIZ

    Ardından konuşan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, iktidarın siyasetçileri, belediye başkanlarını, gazetecileri tutukladığını vurgulayarak, “Hiç kimse tereddüt etmesin biz barış istiyoruz. Barışı en çok biz istiyoruz. Çünkü savaşlarda hep en yoksul çocuklar bedel ödüyor. Barış hiç kimsenin bize uzatacağı bir hediye değildir. Barış emektir, halkın kurduğu gelecektir. Biz barışı insanlar konuşsun diye istiyoruz. Barış olacak kayyımlar eve dönecek, cezaevindeki tutsaklar, Selahattinler, Figenler yanımıza gelecek. Barışı, demokrasiyi, özgürlüğü istiyoruz. Mutlaka kazanacağız” dedi.

    SMF: YAN YANA GELECEĞİZ

    SMF Sözcüsü Mahir Gürz, “AKP-MHP iktidarı işçilere, gençlere kadınlara, Alevilere yönelik topyekun bir savaş başlattı. Karşımızda savaştan, ranttan, işgalden beslenen ve iktidarını zorbalık üzerinden yürüten bir iktidar var. Dolayısıyla mevcut iktidarın temsilcisi olduğu kapitalist barbarlığın insanlığa, doğaya, işçiye vereceği bir şey yok. Onlar sadece yoksulluk, sefalet verebilir. Bu bizim kaderimiz değil, kaderimizi değiştirebiliriz. Bunun için yan yana gelip örgütlenmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    EMEP: ÇÖZÜM İÇİN ADIM ATIN

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, TELE1 televizyonuna kayyım atanmasına tepki göstererek, sözlerine başladı. Ülke kaynaklarının emperyalist ülkelere “peşkeş” çekildiğini söyleyen Aslan, “Demokrasi, özgürlük, eşitlik isteyenler mi casus, yoksa bu ülkeye peşkeş çekenler mi? Bu ülkede demokratik hak ve özgürlükler saray düzeninin iki dudağı arasında. Belediyelere kayyım atanmaya devam ediyorlar. Kobanê tutsakları halen cezaevinde. Ne istedi Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ? Eşitlik, barış istediler, yaşamı savundular. Ama bu faşist düzen onları tutsak etti. Siyasi tutsak arkadaşlarımızı mutlaka o cezaevlerinden alacağız. Asgari ücret açlık sınırının altında, kamu emekçilerine sefalet zammı verilerek, ücretlerini artırdıklarını söylüyorlar. İktidara sesleniyoruz; bütçe emekçilerin sırtından toplanıyor ama bütçenin büyük bölümü patronlara kaynak olarak gidiyor. Bunu kabul etmiyoruz. 27 Şubat’ta Öcalan’ın çağrısıyla PKK silah bıraktı. Bir yıldır parlamentoda oluşturulan komisyon, kitle örgütlerini dinliyor. Bu dinlemeler iyidir ama bir an önce bu sorunun çözümü için adım atın. Halkı oyalamayın. Türk ve Kürt halkının adalete barışa ihtiyacı var. Ne istiyoruz. Kayyımlar geri alınsın, siyasi tutsakların bırakılmasını, basın üzerindeki baskıların son bulmasını, bölgede savaştan zarar gören halkın zararlarının karşılanmasını ve genel siyasi affın çıkmasını istiyoruz” diye belirtti.

    EHP: KOŞULLAR DÜZELTİLMELİ

    EHP Genel Başkanı Hakan Öztürk, ülkenin ekonomik anlamda zor durumda olduğunu dile getirerek, ekledi: “Patrona, rantçıya değil, halka yatırım yapmalılar. Kürt meselesinde de büyük sorunlarımız var. Bu devlet aç mısın? diye sormuyor etnik kimliğimiz üzerinde duruyor ve bunun üzerinden ayrımcılık yapıyor. O nedenle Meclis’te kurulan komisyon önemlidir. Ama o komisyon üzerinden tartışmalar yapılıyor ‘kaygı duyuyoruz’ diyorlar. Neyden kaygı duyuyorsunuz. Barış gelecek. Kürt halkı, kendi kimliğini istemeyecek mi, kayyımların geri çekilmesini istemeyecek mi, tutsakların serbest bırakılmasını istemeyecek mi? İsteyecek tabi. Eğer bu koşulları Abdullah Öcalan yürütüyorsa onun koşulları da düzenlenmelidir. Baktılar ki oyları düşüyor, gittiler İmamoğlu’nun diplomasını iptal ettiler. O diplomanın iptal edilmesi demokrasinin iptal edilmesidir.”

    AHMET ÖZER’DEN MESAJ

    Daha sonra konuşan CHP Genel Başkanı Yardımcısı Gökhan Günaydın, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in yerine kayyım atandığını hatırlatarak, “Buraya atadıkları adamları çalışıyor. Biz buna yağma yok diyeceğiz” dedi. Günaydın, daha sonra tutuklu Özer’in mesajını okudu.

    Özer’in mesajında şu ifadeler yer aldı: “Kardeşlerim karanlıklar korkakların sığınağıdır. Hükmü cesurlar ortaya çıkıp ışığı yakana kadardır. Siz bu meydanda ışığı yaktınız. Ayağa kalkıp yürüyeceğiz. Selam olsun özgürlük için savaşanlar, selam olsun insanlık onurunu yükseltenlere. Bu mücadeleyi daha adil bir dünya ve daha özgür bir gelecek için veriyoruz. Bu çerçevede barış sürecini yürekten destekliyorum. Ayrıca süreci destekleyen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, DEM Parti Eşbaşkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğullarına selamlarımı iletiyorum.”

    BAKIRHAN: BU FIRSAT HEPİMİZ İÇİN

    Son olarak mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, emekçilerin, ezilenlerin, kadınların, Alevilerin ve Kürtlerin geleceği için bir araya geldiklerini vurguladı. “Bugün 4 büyük değer için barış, demokrasi, adalet ve özgürlük için bir aradayız” diyen Bakırhan, şöyle devam etti: “Bugün bunların hayat bulması için partililerle bir araya geldik. Türkiye’nin bütün renkleriyle seçilen Ahmet Özer’in yerine kayyım atandı ve cezaevindedir. Bu vesileyle bütün tutsak yoldaşlarımıza selam yolluyoruz. Esenyurt iradesine sahip çıkıyor. Bugün tarihi bir süreçten geçiyoruz. Sayın Öcalan’ın üzerine aldığı tarihi bir fırsat Türkiye’nin önünde duruyor. Bu fırsat hepimiz için. Sayın Öcalan kan dursun, gençlerimiz hayatını kaybetmesin diye önemli bir adım attı. Sayın Öcalan savaşa giden trilyonlarca paranın emekçilerin haklarının yok olmaması, yok olan gençlerin geleceği için bu süreci başlattı. Bu süreç Kürt, Türk, Alevi, Türkiye’nin bütün renklerinin demokratik bir şekilde eşit olmaları için başladı. Bu süreç sadece Kürtlerin değil, tekstilde, fabrikalarda ailelerini geçindirenlerin sürecidir. Barış her zaman iyidir. Barış ekonominin kalkınması, kayyımsız bir Türkiye, kadının katledilmediği, herkesin kendi dili kimliğiyle yaşadıkları bir Türkiye demek. Dolayısıyla siz Esenyurtluların üstüne büyük bir sorumluluk düşüyor. Esenyurt’un bu sürece sahip çıkacağına inanıyorum.

    “BARIŞ 86 MİLYONUNDUR”

    Artık Meclis’teki komisyonunda geçiş yasaları, televizyon kanallarına kayyım atayan, düşüncelerini söyledikleri için cezaevine atan bu anlayışı sonlandıracak düzenlemeleri yapması lazım. 21. yüzyılda TELE1 kanalına kayyım atanması ne demek. Türkiye’nin çatışmaya değil, barışa ihtiyacı var. Sınır ötesi operasyona değil, sınır ötesi halklarla barışa ve müzakereye ihtiyacı var. Barış imzalandığında kayıp mı edeceğiz? Barış olduğunda gençlerimiz ölmeyecek. Barış olduğunda çatışmalara gidecek yatırım işçilere gelecek. Barış olduğunda sağlık hizmetlerini daha kapsamlı alacağız. Demokratik bir eğitim sistemi gelecek. Barış olduğunda başta Kürtler olmak üzere herkes diliyle eğitim görecek. Onun için barış 86 milyonundur.

    “BİZ KAZANACAĞIZ”

    Bu meydan Türkiye’dir. Türkiye’deki emekçilerin, ezilenlerin sesidir. Buradaki talepler 86 milyonundur. Hepimiz bu toprakların evladıyız. Omuz omuza mücadeleyle kazanacağımıza inanıyoruz. Emin olun biz kazanacağız. Uzun olmayan bir vadede Türkiye’de mutlaka kazanacağız. Hakan Tosun arkadaşımız bağımsız, özgür bir gazeteciydi, Esenyurt’ta katledildi. Faillerinin artık bulunması gerekiyor. Rojin Kabaiş’in babası da burada. Onu da selamlıyorum. Rojin’in nasıl yaşamını yitirdiğini bu iktidar bize açıklamalıdır. Sizler var oldukça onurlu bir mücadeleyle daha adil ve demokratik bir cumhuriyet kuracağımıza inanıyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Samandağ’da ‘Topraklarımızı Savunuyoruz’ mitingi: Bu topraklar bizim!

    Samandağ’da ‘Topraklarımızı Savunuyoruz’ mitingi: Bu topraklar bizim!

    PİRHA- Samandağ’da “Topraklarımızı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen mitingde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Bu topraklardan bizi kovmalarına asla izin vermeyeceğiz” dedi.

    Hatay’ın Samandağ ilçesine bağlı Kurtderesi Mahallesi’nde köylüler, deprem sonrası başlatılan “acele kamulaştırma” uygulamalarına karşı, Topraklarımızı Savunuyoruz İnsiyatifi ismiyle, “Tapulu arazilerimiz, doğamızı, yaşam alanlarımızı koruyoruz! Narenciye ağaçları ve zeytinliklerimizin yok edilmesine karşı sesimizi yükseltiyoruz” diyerek miting gerçekleştirdi. Zeytinliklerin, narenciye bahçelerinin ve tarım arazilerinin “yeniden inşa” gerekçesiyle ellerinden alınmasına tepki gösteren köylüler, “Bu topraklar, bu ağaçlar bizim; geleceğimizdir” diyerek kararların durdurulmasını istedi. Yapılan mitinge, TİP, TÖP, SYKP, DEM Parti, EMEP, Kaldıraç, CHP; Antakya, Erzin, Samandağ, Dörtyol ilçelerinden çok sayıda çevre örgütü de köylülerin eylemine destek verdi.

    Miting, 5. Etap TOKİ projesi için kamulaştırılan zeytinlik ve narenciye bahçelerinin içinde yapıldı. Köylüler bahçelerin arasından yürüyerek miting alanına ulaştı. Kurtderesi’nin yanı sıra Vakıflı, Kapısuyu, Mağaracık ve Tekebaşı köylerinde de benzer şekilde acele kamulaştırma kararlarının alındığı, birçok arazinin sahiplerinin haberi dahi olmadan TOKİ’ye devredildiği vurgulandı. Yerel halk ve çevre örgütleri, yargı süreçleri tamamlanmadan ve çevresel etki değerlendirmesi yapılmadan alınan bu kararların tarımsal üretimi, ekolojik dengeyi ve kültürel mirası tehdit ettiğini dile getirdi.

    ‘KAMU ARAZİLERİNE YAPILSIN’

    Tertip komitesi adına yapılan açıklamada, “Bu topraklar, bu ağaçlar bizim. Onlar sadece gelir kaynağı değil, kimliğimiz ve geleceğimizdir. Derhal kamulaştırmalar durdurulsun” denildi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, mitingde yaptığı konuşmada, 6 Şubat depreminin ardından Hatay’ın devlet desteğinden yeterince yararlanamadığının altını çizerek, şunları dile getirdi:

    “Hatay oldu olası iktidarlar tarafından üvey evlat muamelesi gördü. Bu iktidar döneminde de bir fabrika açılmadı, bir yatırım yapılmadı. Halk kendi emeğiyle, alın teriyle ayakta kaldı” dedi. Deprem bölgesinde yapılan rezerv alan ilanlarına dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Hiçbir yerde bu kadar toprağa el konulmadı, bu kadar rezerv alan ilanı yapılmadı. Amaç Hatay’ın demografik yapısını değiştirmek ve halkın toprağı üzerinden ticaret yapmak.

    Bu alan mandalina bahçeleri ve zeytinliklerle dolu. Halk hem geçimini hem kültürünü bu topraklardan sağlıyor. Bu nedenle TOKİ’nin 5. etap projesi derhal başka bir alana kaydırılmalı. Halkın talebini duymak zorundasınız. Selam olsun toprakları için direnen analara, Samandağlılara. Bu topraklardan bizi kovmalarına asla izin vermeyeceğiz.”

    “SELAM OLSUN KURTDERESİ DİRENİŞİNE, SAMANDAĞ’IN DİK DURUŞUNA!” 

    Kazdağları’ndan Karadeniz’e kadar süren ekoloji direnişlerine de selam gönderiyorum. Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine toprağına, suyuna sahip çıkan herkesle omuz omuzayız. Bu mücadele hepimizin ortak geleceği için. Hem Samandağ’da hem şehir merkezinde bulunan taş ocakları sağlığa zararlıdır, bizi kanser ediyor. Derhal kapatılmalıdır” çağrısında bulundu. Konuşmasının sonunda dayanışma vurgusu yapan Tülay Hatimoğulları, “Bizler dayanışma ve mücadeleyle başaracağız. Selam olsun Kurtderesi direnişine, Samandağ’ın dik duruşuna!”

    “VATANDAŞIN TAPUSUNA ÇÖKME!”

    TÖP Sözcüler Kurulu üyesi ve DEM Parti Milletvekili Perihan Koca, iktidarın depremi sermaye projelerine çevirdiğini belirterek, “Depremi bir fırsat kapısı gibi görüp Hatay’ı yağlı projelerin laboratuvarına dönüştürdüler. Afet yasası, maden yasası… Hepsi memleketin kaynaklarını şirketlere peşkeş çekmenin aracı. Biz bu yağmaya karşı memleketi savunmaya geldik” dedi. TİP PM Üyesi İrfan Değirmenci, Can Atalay’ın fotoğrafı ile çıktığı kürsüde yurttaşların mağduriyetini belirterek “Yıllarca yurtdışında çalışıp alın teriyle alınan tapuları tanımıyorlar. Vatandaş ev istemiyor mu? İstiyor. Ama kamu arazilerine yapın diyor. Vatandaşın tapusuna çökme!” diye konuştu.

    Mitingde sanatçılar İlkay Akkaya ve Cevdet Bağca birer eser seslendirerek, direnişteki köylülerin yanında olduklarının mesajını verdi.

    PİRHA/SAMANDAĞ

     

  • Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

    Dersim’de yapılan Ortadoğu ve Barış Konferansı’nın 1. oturumu başladı-VİDEO

    PİRHA-EMEP Dersim İl Örgütü, ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi. Konferansın açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “AKP iktidarının sürecin başladığı günden bu zaman sürecin adını koymakta bile imtina ediyor. Dersim’de halkımızın AKP iktidarının bu tutumuna karşı şüpheyle yaklaşımı devam ediyor. Çünkü karşısında pratik adım atan bir iktidarla karşı karşıya gelmedi” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, Hüseyin Güntaş Konferans Salonu’nda ‘Ortadoğu ve Barış Konferansı’ düzenledi.

    Konferansa yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ve çok sayıda kişi katıldı.

    “İKTİDAR ADIM ATMIYOR”

    Konferansın açılış konuşmasını yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, “AKP iktidarının sürecin başladığı günden bu zamana sürecin adını koymakta bile imtina ediyor. Ana muhalefete saldırılarını sürdüren makul muhalefeti yaratmaya çalışan, kayyımları geri çekmeyen, cezaevleri ile ilgili yasal düzenlemeleri yapmayan, barış annelerinin komisyonda kürtçe konuşmasına izin vermeyen, basın ifade örgütlenme özgürlüğünü yok sayan, bölge ve bölge illerinde Kürt coğrafyasındaki bütün illerde ve özelinde Dersim’de halkımızın AKP iktidarının bu tutumuna karşı şüpheyle yaklaşımı devam ediyor. Bu yaklaşım aslında haklıdır ve bunu devam ettiriyor. Çünkü karşısında pratik adım atan bir iktidarla karşı karşıya gelmedi” dedi.

    Konferansın 1’nci oturumda “Güç ilişkilerindeki değişiklikler ve Ortadoğu’daki gelişmeler” başlığıyla panel düzenlendi.

    Moderatörlüğünü Avukat Çağla Yolaşan’ın moderatörlüğünü yaptığı panelde Munzur Üniversitesi’nden Doç.Dr. Özkan Gökçan, Kürdistan Hewler Üniversitesi öğretim Üyesi Doç.Dr. Arzu Yılmaz ve Gazeteci Fatih Polat konuşmacı olarak yer alırken Gazeteci Fehim Taştekin’de online bağlantı gerçekleştirdi.

    “SURİYE’DEKİ KÜRT MESELESİ 2011 YILINDA BAŞLAMADI”

    Yandaş medyada anlatıldığı gibi Suriye’deki Kürt meselesinin 2011 yılında başlamadığını belirten Doç. Dr. Özkan Gökcan, “Suriye Kürtleri diye bahsettiğimiz Türkiye Kürtleri ile akraba olan kimi kaynaklara göre 10. yy’da Anadolu’dan buraya yerleştikleri tarihçiler tarafından dile getiriliyor. Bugün ne olduğunu anlayabilmek için Kürtlerin özellikle Baas iktidarı sürecinde yaşadıklarına bakmak gerekiyor. Mesele bir reddediş ve bunun karşısında ben buradayım söyleminin bir karşılığını yaşıyoruz” diye belirtti.

    “TÜRKİYE, ORTADOĞU PLANININ DIŞINA ATILDI”

    Gelinen süreçte Ortadoğu’da yeni bir dönemin başladığını vurgulayan Doç. Dr. Arzu Yılmaz, “Türkiye çoktan Ortadoğu planının dışına atıldı. Türkiye’nin yeni dünya düzensizliği içerisinde Karadeniz güvenliği içerisinde anlam buluyor. Türkiye bu güç ilişkilerinde konumlandırıldığı yerle söylediği şeylere baktığımızda ideolojik olarak kendini Ortadoğu’dan alamıyor. Kürtler hayatta kalma güdüsüyle hareket ediyorlar. Hayatta kalmanın temel dayanağı Amerika olamaz, Rusya buna yardımcı olamaz sınırları vardır, bölgesel aktörleri merkeze aldığı bir okumayla yola çıkıyorlar” dedi.

    “ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYLE BARIŞ GERÇEKLEŞİR”

    ABD’nin Ortadoğu’da kendisine bir yol açmaya çalıştığını söyleyen gazeteci Fatih Polat, “İsrail deyince ABD’yi, Almanya’yı, İngiltere’yi görüyoruz. Yapılan tahlillerde eskinin yıkılmış olması ve ABD ‘nin oradaki varlığı başka bir şeye izin verecek tarzında bir yaklaşım var. Bu karşısında bir güç olduğu oranda gerçekleşecek bir durum. Ortadoğu hava sahasına baktığımızda bu dönem en çok savunma sanayi hisseleri yükseldi. Amerika’nın İran’a saldırısı sadece güç gösterisi değildi sığınak saldırı uçaklarını denemek içindi. Sonrasında bakınca kaç ülkenin bu savaş aracı siparişini verdiğini görüyoruz. Halkların örgütlü mücadelesiyle Ortadoğu’da bir barış sağlanacağını düşünüyorum” diye ifade etti.

    “BÜTÜN ORTADOĞU HİZALANMAK İSTENİYOR”

    Fehim Taştekin, ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Güç denklemi İsrail’in Filistin’de giriştiği katliam üzerinden bir baskı, korku ortamı oluşturdu. Daha önce ağır çekim bir soykırım varken eline geçen fırsatla soykırım hızlandırıldı. Lübnan’ da silahlar teslim edilmezse sürekli vurulan bir ülke haline gelebilir. Bir diğeri Suriye, Suriye’nin İsrail’i tehdit edemeyecek bir yapıya getirilmesi çünkü tüm yapıyı İsrail yok etti. Tamamen bağımlı, tehdit edilen bir ülke haline gelecek Suriye. Lübnan ve Suriye’yi bu şekilde bağladı. Sarsıcı sonuçlar ve hedefler arasında bir bağ kurmak kolay değil. Bütün Ortadoğu’yu hizalamak istiyor Türkiye dahil. Ama her şey Amerika’nın istediği gibi de olmuyor, özellikle Katar saldırısı sonrası bölgedeki Amerikan yanlısı güçlerin kendilerinin de korunamayacağını anladı bu yeni bir şey değil.”

    1’nci oturum soru-cevap bölümü ile sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Komisyon 3. kez toplantı: Demokratikleşme paketi, infaz yasası, yasal düzenleme konuşuldu

    Komisyon 3. kez toplantı: Demokratikleşme paketi, infaz yasası, yasal düzenleme konuşuldu

    PİRHA- ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ üçüncü kez toplandı. CHP, komisyona 29 maddelik “demokratikleşme paketi” önerisi sunarken, MHP’li Feti Yıldız ise infaz kanunun herkese eşit uygulanmadığını belirterek, kanunun sil baştan yapılması gerektiğini ifade etti. Komisyonda konuşan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit de yasal düzenlemelerde adım atıması gerektiğine işaret etti.

    Kürt sorunun demokratik çözümü bağlamında Meclis’te kurulan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” üçüncü kez toplandı. Toplantı, grubu bulunan ve bulunmayan partilerin üyelerinden çözüme ve işleyişe ilişkin önerilerin alınmasıyla başladı.

    Söz alan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Ahmet Şık, basında tartışılan silah bırakma sürecine ilişkin yasa hazırlığı iddialarına işaret etti. AKP ve MHP’nin önerilerini sunması gerektiğini belirten Şık, “Hükümetin düzenleme sınırlarının ve amacının ne olduğunu öğrenmemiz, gündemi buna göre şekillendirmemizi ve gereksiz vakit kaybını önlememizi sağlayacaktır” dedi.

    ORTAK BASIN TOPLANTISI ÖNERİSİ

    Ardından söz alan EMEK Partisi (EMEP) Milletvekili İskender Bayhan, amaç ve araç arasındaki ilişkinin önemine dikkat çekerek, komisyonun halkı ikna etmesi için kapalı toplantılarla ilgili dahi uygun bir bilgilendirme yapması gerektiğini söyledi. Bayhan, ortak basın toplantıların yararlı olacağını söyledi.

    CHP’DEN ‘DEMOKRATİŞLEŞME PAKETİ’

    CHP Grup Başkanvekili Murat Emir de, CHP Demokrasi Adalet ve Demokrasi Komisyonu’nun süreçle ilgili hazırladığı 29 maddelik “Demokratikleşme Paketi”ndeki detayları aktardı. 29 maddelik paket, Meclis’te tam yetkili bir “Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu”nun kurulması, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, basın özgürlüğünün güvence altına alınması, infaz mevzuatının insan onuruna uygun hale getirilmesi ve cezaevlerindeki keyfi uygulamalara son verilmesini öngörüyor. Pakette ayrıca, gizli tanık uygulamasının kaldırılması, etkin pişmanlık kurumunun kötüye kullanımına son verilmesi, savunma hakkına yönelik sınırlamaların kaldırılması, KHK ile görevden ihraç edilenlerin durumunun yeniden hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi ve devletin inançlara karşı tarafsızlığının sağlanması gibi maddeler de yer alıyor.

    29 maddenin tamamı ise şu şekilde:

    “*TBMM’de tam yetkili bir ‘Toplumsal Barış, Adalet ve Demokratik Mutabakat Komisyonu’ kurulması,
    *Anayasayı askıya alan bir iktidarın varlığında anayasa yapılamaz,
    *Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması,
    *Toplumsal barışın inşası için ifade özgürlüğü,
    *Kürt sorununun çözümü için demokratik siyaset,
    *Kayyım uygulamasına son verilmesi ve güçlü bir yerel yönetim anlayışı,
    *Siyaseti yargı aracılığıyla dizayn çabalarına son verilmesi, 19 Mart darbe girişimi kapsamında haksızca tutuklanmış olan tüm siyasetçi ve bürokratların derhal tahliyesi,
    *Gezi davası başta olmak üzere toplumsal muhalefeti sindirmeye yönelik davalar nedeniyle cezaevinde tutulanların tahliyesi,
    *Terörle Mücadele Kanununda hukuki belirlilik ilkesi,
    *Güvenlik güçlerinin ve güvenlik bürokrasisinde çalışan sivil memurların özlük haklarının iyileştirilmesi,
    *Cumhurbaşkanına ve kamu görevlisine hakaret suçu sorunu,
    *Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun yeniden düzenlenmesi,
    *Nefret söylemleri ve nefret suçlarının cezalandırılması,
    *Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’nun bağımsız bir yapıya kavuşturulması,
    *İnsanlığa karşı suçlarla ve işkenceyle etkin mücadele,
    *Otoriter yönetimlerden ithal edilen yasa tekliflerinin gündemden kalıcı olarak geri çekildiğinin açıklanması,
    *Kadın ve çocuklara yönelik şiddete karşı etkin bir mücadele,
    *Halkın haber alma hakkı önündeki bir engel olarak erişim engellemesi sorunu,
    *Sansür yasasının yürürlükten kaldırılması,
    *Basın özgürlüğü önündeki kurumsal ve yasal engellerin kaldırılması,
    *Örgütlenme özgürlüğü önündeki kanun ve uygulamadan kaynaklı tüm engellerin kaldırılması,
    *Adil, kapsayıcı, insan onuruna yaraşır bir infaz mevzuatı,
    *Gizli tanık uygulamasının adil yargılanma hakkını ihlaline son verilmesi,
    *Etkin pişmanlık kurumunun iftiracılığa dönüşmesine derhal son verilmesi,
    *Savunma hakkına getirilen sınırlamalardan geri adım atılması,
    *Cezaevleri İdare ve Gözlem Kurullarının keyfi kararlarının önüne geçilmesi,
    *Kanun hükmünde kararnamelerle görevlerinden ihraç edilenlerin durumunun yeniden hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi,
    *Devletin inançlara karşı tarafsız olduğu bir düzenin hayata geçirilmesi,
    *Siyasi soruşturmalarda başsavcılıkların yetki gaspının sonlandırılması.”

    MHP’Lİ YILDIZ: İNFAZ HUKUKU SİL BAŞTAN YAPILMALI

    İnfaz kanunun herkese eşit uygulanmadığını belirten MHP’li Feti Yıldız, “Bunu sil baştan yapmazsak bu işin içinden çıkamayız” dedi.

    İnfaz kanununa ilişkin hatırlatma yapan Yıldız, “İnfaz uygulamasında ayrım yapılmaması gerekir. Buna uyulduğunu zannetmiyorum. Avukatlık yapan üye arkadaşlarımız bunu sık sık görürler. Daha yapacak çok iş var. Bunlardan biri de infaz hukuku. İnfaz hukuku,  ceza yargılamasının bittiği yerde başlar. Bizim infaz hukukumuz yamalı bohçaya döndü. Bunu sil baştan yapmazsak bu işin içinden çıkamayız” diye belirtti.

    DEM PARTİ’Lİ KOÇYİĞİT: EY MECLİS SORUMLULUK AL

    Komisyonda konuşan DEM Partili Gülistan Kılıç Koçyiğit, yasal düzenlemelerde adım atması gerektiğini belirtti. AKP’li Abdülhamit Gül, sivil toplumun dinlenmesi için öneride bulanacaklarını, AKP’li Cüneyt Yüksel, ETA ve IRA süreçlerinin incelenmesini istedi.

    Toplumsal baskılar, ideolojik ve politik motivasyonlar ile parti çıkarları doğrultusunda hareket edilmesi durumunda, bunun tarih ve toplum karşısında suç sayılacağını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, böyle bir durumda herkesin sürecin altında kalacağı uyarısını yaptı. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Hepimiz bu sürecin vebalini almış oluruz. Buna hakkımız var mı? Sorusunu hepimizin hem önce kendimize hem de birbirimize sormamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    “YASAL DÜZENLEMELER YAPILMALI”

    Koçyiğit şunları ifade etti:

    “Bizim burada gereken yasal düzenlemeleri yapmamız; gerçek anlamda bu demokrasiyi, açılan yolu genişleten, ilerleten ve mutlaka kalıcı olmasını sağlayan bir yasal mevzuat tartışması da yapmamız gerekiyor. Bu Meclis, bu komisyon, en özgürlükçü tartışmayı yapan, özgürlükçü fikirleri savunan, en ileri uçtaki şeyleri dinleyebilecek ferasette ve yaklaşımla olmalıdır. 1 Ekim’e kadar ne yapacağımızı ortaya koymamız lazım.”

    AKP’Lİ CÜNEYT YÜKSEL: MEVZUAT TARAMASI YAPILMALI

    Meclis Adalet Komisyonu Başkanı ve aynı zamanda AKP Milletvekili Cüneyt Yüksel de çatışma-çözüm örneklerine değinerek, “ETA ve İRA örnekleri incelenmeli. Mevzuat taraması ve uyumlaştırma yapılmalı. Adil yargılanma ve hukuk güvenliği konuları değerlendirilmelidir. Katılımcılara hem yazılı hem sözlü bilgi verme imkanı tanınması faydalı olacaktır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • 1 Mayıs öncesi İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

    1 Mayıs öncesi İzmir’de ev baskınları: Çok sayıda kişi gözaltında

    PİRHA- 1 Mayıs öncesi İzmir’de sabah saatlerinde birçok ev baskın düzenlendi. Aralarında üniversite öğrencileri, sendikacılar, SOL Parti, EMEP ve TİP üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    1 Mayıs öncesi yapılan ev baskınları ve gözaltılar İzmir’de de sıçradı.

    1 Mayıs’a bir gün kala İzmir’de sabah saatlerinde pek çok yere baskın düzenlendi.

    Aralarında üniversite öğrencileri, sendikacılar, EMEP, SOL Parti ve TİP üyelerinin de olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanlar arasında Eğitim Sen İzmir 5 No’lu Şube Başkanı Savaş Candemir ve eşi Gülsen Candemir de yer alıyor. Candemir, gözaltı haberini kişisel X hesabından yaptığı paylaşımla duyurdu.

    Ayrıca KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) üyesi Necat Sezginer’in de gözaltına alındığı öğrenildi.

    Gözaltıların gerekçesine ilişkin resmi bir açıklama henüz yapılmadı.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz’

    ‘Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz’

    PİRHA – Çok sayıda sol-sosyalist parti ve örgüt, ülke genelinde artan baskı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı. “Dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz” denilen açıklamada “barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz” vurgusu da öne çıktı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Emekçi Hareket Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sol Parti, Toplumsal Özgürlük Partisi ve Türkiye İşçi Partisi, artan gözaltı ve tutuklamalara karşı ortak açıklama yaptı.

    “Baskı ve zorbalık sökmeyecek; ‘tek adam yönetimi’ tarihin çöplüğüne atılacaktır!” başlıklı yazılı açıklamada, muhalif kim varsa gözaltına alınıp soruşturma geçirdiğine vurgu yapıldı.

    İlgili metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Türkiye, iç ve dış politik gelişmeler ve ekonomide yaşanan tıkanıklık nedeniyle iyice köşeye sıkışan Erdoğan, Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler tarafından adım adım karanlık bir tünele doğru sürüklenmektedir.

    İktidarlarının devamını muhalefeti baskı ve zorbalıkla susturmakta gören saray rejimi kitle desteği eridikçe daha fazla otoriterleşiyor ve saldırganlaşıyor. Hukuksuzluk, adaletsizlik, yasa ve anayasa tanımazlık tek adam yönetiminde başat tutum haline gelmiş bulunmaktadır.

    Bu ortamda yargı erki muhalefeti hizaya getirmek ve ‘majestelerinin muhalefeti’ haline dönüştürmek üzere bir sopa gibi kullanılmakta; politikacılar, gazeteciler, belediye başkanları ve çalışanları, aydınlar, sanatçılar, sendikacılar velhasıl muhalif kim varsa gözaltına alınmakta uyduruk gerekçelerle tutuklanmaktadır.

    CHP kurultayından, İstanbul Barosu’na, belediye başkanlarından, politikacılara, gazetecilere, bilim ve sanat insanlarına soruşturmaların ardı arkası gelmemektedir. Öyle ki, 31 Mart Yerel Seçimleri sırasında oluşan ve normal bir seçim ittifakı olan ‘Kent uzlaşısı’ ve yine 2011 yılında kurulan ve Dernekler Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan platform olarak kurulan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) kriminalize edilerek operasyonlara girişilmiştir. Şafak vakti onlarca ev terörle mücadele şubesi ekiplerince basılmış politikacılar, sanatçılar, gazeteciler, yazarlar ‘terörle mücadele kapsamında’ gözaltına alınmıştır. Aynı şekilde ESP üye ve taraftarı 34 kişi tutuklandı, kongresine gelen mesajlardan dolayı ESP’ye soruşturma açıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na konuştuklarından dolayı henüz kürsüdeyken soruşturma açılması yargının içinde bulunduğu garabeti göstermektedir.

    “ÇÖZÜMDEN NE ANLADIĞINI GÖSTERMEKTELER”

    Yapılan açıklamada kayyım kararları da eleştirilerek şöyle devam edildi:

    “Bu uygulama gelinen yerde yargı aracılığıyla bir ‘iktidar gaspı’na dönüşmüş bulunmaktadır. Yerel yönetimlerde halkın sandıkta vermediği yönetme yetkisi atanmış Kayyım aracılığıyla fiilen gasp edilmektedir. Kayyım siyasetinin son hedefi Van Büyükşehir Belediyesi ve Van halkı olmuştur.

    Tek adam yönetiminin bir yandan ‘İmralı süreci’ni ile görüşmeler yapıp bir yandan da Kürt halkının iradesini hiçe sayıp DEM Partili belediyelere Kayyım ataması, Kürt sorununun demokratik çözümü noktasındaki samimiyetsizliğini, çözümden ne anladığını göstermektedir.

    Demokratik hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda saray iktidarının yürütme erki de en az yargı erki kadar hızlı ve işlevseldir. Metal işçilerinin özgür iradeleriyle çıktıkları grevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle yasaklanırken; Gaziantep Başpınar Organize Sanayi Bölgesinde patronların %30 zam dayatmaları karşısında meşru haklarını kullanarak fiilen greve çıkan ve taleplerini dile getiren tekstil işçileri karşılarında devletin kolluk güçlerini bulmuşlardır. Yetmemiş Gaziantep Valiliği 15 gün süreyle kentte eylem yasağı getirmiştir. İşçilerin valiliğin yasak kararını tanımayarak eylemlerini sürdürmeleri üzerine, sendikal haklar ayaklar altına alınarak BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen tutuklanmış ve bu yolla işçilerin birliği parçalanmak ve direnci kırılmak istenmiştir. Vali Kemal Çeber ‘önceliğimiz çarkların dönmesidir’ diyerek kimlerin valisi olduğunu göstermiştir.

    Fakat biz biliyoruz ki, bütün bu saldırganlığın arkasında bir avuç tuzu kuru dışında halk kitlelerinin açlık ve yoksullukla boğuştuğu, ekonomideki kriz ve istikrarsızlığın sürdüğü, dış politikada ‘yeni Osmanlıcı hayaller’in gerçeklerle bir kere daha yüzleşmek zorunda kaldığı vb. olgularla karakterize ülke gündeminin ağırlığı karşısında duyulan çaresizlik bulunmaktadır.

    Bu ortamda Erdoğan yönetimi Cumhur ittifakı ve arkasındaki güçler muhalefeti baskı ve zorbalıkla sindirmek suretiyle bir bakıma çaresizlikten bu yolla bir çare üretmeye yönelmiş görünmektedir.

    “TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEYE GÜÇLERİ YETMEYECEKTİR”

    Yerlerine Kayyım atanan ve bir bölümü tutuklanan belediye başkanlarına ve onları seçen halkımızla, hakları için mücadele eden işçi sınıfımızla, gerçekleri yazdıkları, dile getirdikleri için tutuklanan, soruşturmaya tabi tutulan gazeteciler, politikacılar, sendikacılar, sanat ve bilim insanlarıyla dayanışma içinde olduğumuzu ilan ediyoruz.

    Gözaltılar ve tutuklamalar son bulmalı; gözaltına alınan ve tutuklanan politikacılar, gazeteciler, bilim ve sanat insanları, belediye başkanları ve görevlileri derhal serbest bırakılmalı, soruşturmalar durdurulmalı ve belediye başkanları görevlerine iade edilmeleridir. İşçi sınıfının örgütlenme, serbest toplu pazarlık ve hak arama yollarının önündeki engeller kaldırılmalı, BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen serbest bırakılmalıdır.

    İlan ederiz ki, ne yaparsa yapsın tek adam yönetimi ve arkasındaki güçler kendi çaresizliklerinde boğulmaktan kurtulamayacaktır. Tarihin akışını değiştirmeye güçleri yetmeyecektir. Bizler kırıntılar halinde olsa da var olan demokratik hak ve özgürlükleri sonuna kadar savunmaktan ve gerçek bir demokrasi ve barışı inşa etme mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Ne kayyımları ne de işçi sınıfının hak aramasının önündeki yasakları tanımıyoruz.

    Siyasi parti ve örgütler olarak; ekmek, barış, özgürlük diyen tüm ilerici güçleri gittikçe gericileşen ve otoriterleşen tek adam yönetimine karşı gerçek bir demokrasi, barış ve demokratik bir Türkiye inşa etmek için birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ali Kenanoğlu: Toplumsal muhalefeti bir bütün olarak susturmaya yönelik bir operasyon!

    Ali Kenanoğlu: Toplumsal muhalefeti bir bütün olarak susturmaya yönelik bir operasyon!

    PİRHA – 10 ilde sabah saatlerinde yapılan polis baskınlarında en az 52 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında DEM Parti, EMEP üye ve yöneticilerinin yanı sıra gazeteci ve sanatçılar da bulunuyor. HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, yaptığı açıklamada “Şu an aktif olarak HDK’de görev yapan 3 ya da 4 kişi var. Bunu bir ‘HDK Operasyonu’ olarak görmek doğru değil. Toplumsal muhalefeti bir bütün olarak susturmaya yönelik bir operasyon gibi gözüküyor” dedi.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında, 60 şüpheliye yönelik 10 ilde operasyon yapıldı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan, operasyona dair yapılan açıklamada “Yürütülmekte olan soruşturmada ele geçirilen örgütsel arşivlere göre HDK yapılanmasında İstanbul ilinde faaliyet gösterdiği tespit edilen şahısların deşifre edilmesine yönelik olarak İstanbul ve (9) farklı ilde (60) şüpheliye yönelik 18/02/2025 saat: 06.00 itibariyle eş zamanlı yakalama, gözaltı, arama ve elkoyma icrası kapsamında bu zamana kadar (52) şüpheli gözaltına alınmış olup diğerleri firari konumdadır. Şüphelilerin ikamet ve işylerinde arama işlemleri ile firari şüphelilerin yakalanması çalışmalarına devam etmektedir.” ifadelerine yer verildi.

    “TOPLUMSAL MUHALEFETİ BİR BÜTÜN OLARAK SUSTURMAYA YÖNELİK BİR OPERASYON GİBİ GÖZÜKÜYOR”

    Gözaltı operasyonuna dair Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, PİRHA’ya konuştu. Kenanoğlu, “Alınanlar arasında şu an aktif olarak HDK’de görev yapan 3 ya da 4 kişi var. Bunu bir ‘HDK Operasyonu’ olarak görmek doğru değil” dedi. Ali Kenanoğlu, şu açıklamayı yaptı:

    “Gözaltılara baktığımızda sadece HDK değil; gazeteci, siyasetçi, müzisyen gibi HDK içerisinde aktif rol almamış çok sayıda isim de var. Dolayısıyla geniş bir yelpazeyi kapsayan bir operasyon. Uzun zamandır toplumun farklı kesimlerini susturmaya yönelik bir operasyon dalgası yürütülüyor. Bu da onlardan birisi. Şu anda her alana yönelik böyle baskılar var. Cumhuriyet Halk Partisi’nden tutun sağ partileri ve sol-sosyal partiler de zaten her zaman hedefteydi. HDK’li olmayan isimlerin de alındıklarını görünce bunu bir HDK operasyonu değil de geniş bir operasyon olarak değerlendiriyorum.

    Toplumsal muhalefeti bir bütün olarak susturmaya, kendilerine göre dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaya yönelik, hukuksuzluklarını, kural tanımaz, yasa tanımaz tutum ve yönetim anlayışlarını oturtmaya, kimsenin buna itiraz etmesini engellemeye yönelik bir operasyon gibi gözüküyor. Uzun zamandır siyasetin içerisinde olmayanlar da bu gözaltılar içerisinde var. İlginç olan, 10 yıl öncesine dayanan bir operasyondan bahsediliyor. Son zamanlarda yapılan operasyonların hepsi 10 yıl öncesinin operasyonları olmaya başladı. Sonuç olarak bizler de bu antidemokratik uygulamalar karşısında görevimizi, mücadelemizi sürdüreceğiz. Demokrasinin yanında olmaya, halkın muhalefet hakkını ve bu tip anti demokratik uygulamalara karşı tutumumuzu almaya devam ediyoruz. Bu anlamıyla yapılan operasyonları kınıyoruz.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Sanatçı Pınar Aydınlar’ında aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı

    Sanatçı Pınar Aydınlar’ında aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı

    PİRHA-Sabah saatlerinde İstanbul ve Ankara’da yapılan ev baskınlarında gazeteciler Ercüment Akdeniz ile Yıldız Tar, sanatçı Pınar Aydınlar, EMEP İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, SYKP ve HDK üyesi çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    İstanbul’da merkezli bir 10 ilde yapılan operasyon kapsamında sabah saatlerinde çok sayıda eve baskın düzenlendi. Baskınlarda aralarında Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM), Emek Partisi (EMEP), Devrimci Parti, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Yeşil Sol Parti üyesi birçok kişi gözaltına alındı.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, operasyonun HDK’ye yönelik yapıldığı belirtilerek, soruşturma kapsamında 10 ilde 60 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği, operasyonda şu ana kadar 52 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    Gözaltına alınanlardan ismi öğrenilenler şöyle:

    Aynur Cengiz, Melih Kayhan Pala, Esengül Demir, Sema Barbaros, Mustafa Mayda, Mehmet Turp, Semiha Şahin, Atilla Özdoğan, Erkin Barın Göylüler, Hacı Aslan; DEM Parti Iğdır İl Eşbaşkanı Alya Akkuş, Halit Elçi, Mehmet Saltoğlu, Ahmet Saymadi, gazeteciler Yıldız Tar, Ercüment Akdeniz, Ender İmrek, Elif Akgül ve Ressam Taner Güven, sanatçı Pınar Aydınlar.

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, gözaltılara tepki göstererek şunları ifade etti:

    “Bir gece yarısı operasyonu ile İstanbul İl Başkanımız, Güngören ilçe başkanımız, yönetici ve üyelerimizin de aralarında olduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Bu hukuksuz ve keyfi tutumu kınıyoruz. Türkiye’yi adeta açık cezaevine dönüştürmek isteyen, tek adam iktidarı hedeflerine varamayacaktır. Faşizan uygulamalarla hak alma mücadelesine, sendikal haklara saldıran, sendika başkanlarını tutuklayan, seçilmiş belediye başkanını görevden alıp kayyım atayan bu anlayışa teslim olmayacağız ve mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • EMEP, deprem raporunu açıkladı: Halk, bütün kışı soğukta geçirdi; sorunlar sürüyor!

    EMEP, deprem raporunu açıkladı: Halk, bütün kışı soğukta geçirdi; sorunlar sürüyor!

    PİRHA – EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, açıkladığı deprem raporunda iki yıl geçmesine rağmen tüm sorunların devam ettiğini belirtti. Milletvekili Sevda Karaca ise “İki yıldır söylediğimiz sözü bugün de söylüyoruz; unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” ifadelerini kullandı.

    Emek Partisi (EMEP), Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinin 2. yıl dönümünde depreme dair raporunu açıkladı. EMEP Hatay İl binasında gerçekleşen açıklamada, “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” pankartı açıldı.

    EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan’ın açıkladığı raporda, depremin yoksul halk için afete dönüştüğü belirtildi.

    “BARINMA SORUNLARI SÜRÜYOR”

    Barınma sorunlarının sürdüğünün altı çizen Seyit Aslan, deprem konutlarının teslim durumu, konutu teslim edilen depremzedelerin sorunları, kira yardımları, ulaşım sorunu, rezerv alan uygulamasının sonuçları gibi konulara değindi. Aslan, “Diğer bir sorun da kuralar çekilip konutlar teslim edilmesine rağmen konut maliyetlerinin açıklanmaması. ‘Konutumuz çıktı’ diye sevinen ailelere maliyet bölümü boş bırakılmış, sözleşmeye imza attırıyorlar. Hatay’da Ekim 2023 ve Aralık 2024 tarihleri arasında, 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanununu ihlal ettikleri gerekçesiyle onlarca beton ve demir çelik şirketine ceza kesildi” dedi.

    “ELEKTRİK KESİNTİLERİ NEDENİYLE HALK, KIŞI SOĞUKTA GEÇİRDİ”

    Seyit Aslan, depremde zarar gören esnafın da durumuna dikkat çekti. Aslan, bölgedeki su ve elektrik kesintileri nedeniyle yaşamın durma noktasına geldiğini ifade ederek şöyle devam etti:

    “Küçük sanayi sitesinde 530 işyeri yıkıldı ve bugüne kadar hala yapılmadı. Malatya’da ise 714 işyeri neredeyse hazır denilirken 800 üzeri işyeri için ise proje hazırlandığı belirtiliyor. Konteyner kentler ve sokaklar 8-10 saatleri bulan elektrik kesintileri nedeniyle karanlıkta kalıyor. Hatay’da 15 ilçenin 15’inde de her gün yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle bütün ilçelerde halk, kışı soğukta geçirdi denilebilir. Şehirlerde, deprem sonrası altyapıda önemli bozulmalar meydana geldi. Kanalizasyon ve su sisteminde meydana gelen kırılmaların olumsuz etkisi hala devam ediyor. Belediyelerin su yönetimleri, su şebekelerinde yüzde 85’e varan kayıp kaçakların olduğunu belirtiyorlar. Adıyaman’da bu rakam yüzde 70-80 düzeyinde. Su kesintileri en önemli problem. Hatay’da su aktarımı genellikle yer altı sularından sağlanıyor ve Toroslar Enerjisa elektriği kestiğinde aynı anda su da kesilmiş oluyor. İlde 5-6 hatta 8 saat elektrik kesintileri oluyor ve bu durumda kesinti süresi kadar da su kesiliyor.”

    İNŞAATLAR NEDENİYLE TRAFİK YOLLARI KAPATILDI!

    EMEP deprem raporunda, ulaşım sorununa da değinildi. Hatay’da halkın ulaşım mağduriyeti yaşadığını söyleyen Aslan, şöyle devam etti:

    “Harbiye olmak üzere bazı bölgelerde ulaşım sorunu hala çözülemedi. Depremin üzerinden geçen 2 yıla rağmen halk işe ve okula gidiş-dönüş saatlerinde caddelerde otostop çekerek işyeri ya da evlerine ulaşmaktadır. Malatya’da yıkımlar ve inşaatlar nedeniyle çoğu yollar, caddeler ve sokaklar kapalı durumda. Defne ilçesi Turunçlu Mahallesi başta olmak üzere kimi mahallelerde depremden 23 ay sonra elektriği, suyu bağlı konutların ‘rezerv alan içinde’ diye 4 gün içinde boşaltılması istendi. Malatya Merkezde 56 mahalle rezerv alan olarak ilan edildi. 14 mahallede inşaat çalışmaları devam ediyor, 2 mahalle ihale aşamasında, 4 mahalle de proje aşamasında, geriye kalanların da akıbeti daha belirsiz.”

    “KADINLARIN YÜKÜ ARTTI”

    Deprem bölgelerinde öğrenci sayısı azalarak, çocuk işçiliğinin arttığına işaret eden Aslan, sağlığa erişimin de sınırlı ve sorunlu olduğunu belirtti. Aslan ayrıca depremin ikinci yılında da kadınların bakım yükünün çok fazla artarak, barınma alanlarındaki tüm işlerin kadınların üzerine kaldığını anlattı.

    “UNUTMAK YOK, AFFETMEK YOK”

    EMEP Milletvekili Sevda Karaca ise toplantıda şunları söyledi:

    “Biz Emek Partisi olarak deprem suçlarına karşı halkın yalnız hissetmemesini sağlayıp, hep birlikte, yan yana olmaya devam edeceğiz. iki yıldır ‘unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok’ diyoruz. Yaşadıklarımızın hesabını sormak istediğimizi söylüyoruz. Depremin 3. yılında ‘unutmadık, affetmedik, helalleşmedik ve hesap sorduk’ demek istiyoruz. Halkımızı daha da güçlendiren, bize sürekli ‘siyaset yapmayın’ diye parmak sallayanlar karşısında siyasetin nasıl yapıldığını en yerelden de göstereceğimizin olanaklarını biliyoruz” dedi.

    PİRHA/HATAY