Etiket: FEDA

  • FEDA ve DAKB: Katliamlarla yüzleşmeden toplumsal barış mümkün değildir

    FEDA ve DAKB: Katliamlarla yüzleşmeden toplumsal barış mümkün değildir

    PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı açıklamada, tarih boyunca Alevilere yönelik katliamların unutulmadığını vurgulayarak, gerçek toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirtti.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),Sivas Katliamı’nın 33. yıldönümü vesilesiyle basın açıklaması yayınladı.

    Açıklamada, Kerbela’dan bugüne kadar Alevilere yönelik saldırıların sürdüğü ifade edilerek, tek millet, tek din ve tek kimlik anlayışıyla farklı halkların, inançların ve kimliklerin hedef alındığı kaydedildi. Yaşananların, acıyı unutmamayı, direnmeyi ve ortak mücadeleyi büyütmeyi öğrettiği vurgulandı.

    KOÇGİRİ DİRENİŞİ VE ALİŞER EFENDİ İLE ZARİFE HATUN ANILDI

    FEDA ve DAKB, Kerbela’nın ardından Alevilerin yaşadığı tarihsel kırımlardan birinin Koçgiri olduğunu belirterek, 1920’de gerçekleştirilen Koçgiri Kırımı’nı hatırlattı. Açıklamada, Koçgiri direnişinin öncülerinden Alişer Efendi ile eşi Zarife Hatun’un 9 Temmuz 1937’de Ovacık’taki Tujik Dağı mağaralarında pusuya düşürülerek katledildiği ifade edildi.

    Alişer Efendi’nin özgürlük mücadelesinin, Zarife Hatun’un emeği, cesareti ve fedakarlığıyla birleştiği belirtilen açıklamada, Besê’nin direnci, Zarife Hatun’un kararlılığı ve Alevi kadınlarının mücadelesinin bugüne miras kaldığı vurgulandı. FEDA ve DAKB, Alişer Efendi ile Zarife Hatun’u saygıyla andıklarını ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına olan inançlarını dile getirdi.

    ÇORUM VE MADIMAK KATLİAMLARI 

    Açıklamada, Alevilere yönelik bir diğer katliamın ise Çorum’da yaşandığı belirtilerek, Mayıs 1980’de başlayan ve 4 Temmuz’a kadar süren saldırılarda 57 kişinin katledildiği hatırlatıldı. Çorum’da yaşamını yitirenlerin saygıyla anıldığı açıklamada, katliamcı zihniyet ve sistemle er ya da geç yüzleşileceği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliamın da Alevi halkının hafızasında derin bir yara olduğunu vurguladı. Açıklamada, aralarında ozanların, yazarların, sanatçıların, aydınların ve gençlerin bulunduğu 33 kişinin göz göre göre yakılarak katledildiği belirtilerek, Madımak Katliamı’nın yalnızca yaşamını yitirenleri değil, eşitliği, özgürlüğü, birlikte yaşam umudunu, insanlık vicdanını, Alevi inancını, kimliğini, dilini ve kültürünü hedef aldığı ifade edildi.

    Açıklamada, Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Madımak’ta yaşanan katliamların aynı inkar ve imha anlayışının sonucu olduğu belirtilerek, “Yezid ve beraberindeki zalimler düzenlerini korumak için hak ve hakikat yolcularını yok etmekten vazgeçmedi” değerlendirmesine yer verildi.

    “HAKİKAT MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR”

    Açıklamada, tarihin yalnızca acıları değil, direnişi de öğrettiği belirtilerek, hakikat yolunda yürüyenlerin hiçbir zaman zulme boyun eğmediği ifade edildi. Koçgiri’nin, Dersim’in, Maraş’ın, Çorum’un ve Madımak’ın unutulmadığı belirtilen açıklamada, “Madımak’ın ateşi hakikati küle çeviremedi” denildi.

    Direnişin anaların gözyaşları, pirlerin nefesi, hakikat yolunda yürüyenlerin anıları, semahlar ve hak talepleriyle bugün de sürdüğü belirtilen açıklamada, katliamlarda yaşamını yitirenlerin anıları önünde saygıyla eğilindiği ve hakikatin, adaletin ve özgürlüğün sesi olmaya devam edileceği vurgulandı.

    “DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİ’NİN YANINDAYIZ”

    FEDA ve DAKB, bütün bu katliamlarla yüzleşmek için Demokratik Barış Süreci’nin yanında olduklarını açıkladı. Açıklamada, “Katliamlarla yüzleşilmeden, sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden ve eşit yurttaşlık yasalarla güvence altına alınmadan gerçek bir toplumsal barışın mümkün olamayacağını söylüyoruz” ifadelerine yer verildi.

    Devletin işlediği katliamlarla er ya da geç yüzleşeceğinin ifade edildiği açıklama, “Unutmadık, affetmedik, vazgeçmedik. Hakikat kazanacak, adalet kazanacak, halklar kazanacak” sözleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

     

  • FEDA ve DAKB’den Kiel’de Alevi mezarlığına saldırıya tepki: Toplumsal barışı hedef alıyor

    FEDA ve DAKB’den Kiel’de Alevi mezarlığına saldırıya tepki: Toplumsal barışı hedef alıyor

    PİRHA- Almanya’nın Kiel kentindeki Südfriedhof Mezarlığı’nda bulunan Alevi mezarlığında mezarlara kırmızı boyayla işaretlenmesi tepki çekti. FEDA ve DAKB, saldırının yalnızca mezar taşlarını değil, Alevi inancını, toplumsal barışı ve birlikte yaşam kültürünü hedef alan bir provokasyon olduğunu belirterek sorumluların ortaya çıkarılmasını istedi.

    Almanya’nın Kiel kentindeki Güney Mezarlığı’nda bulunan Alevi mezarları saldırıya uğradı. Mezarlara kırmızı boyayla çarpı işaretleri konulduğu belirtilirken, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ortak bir açıklama yayımlayarak saldırıyı kınadı.

    FEDA ve DAKB tarafından yapılan açıklamada, mezarlara konulan işaretlerin sıradan bir vandallık olarak değerlendirilemeyeceği vurgulandı. Açıklamada, Alevilerin tarih boyunca inançları nedeniyle hedef gösterildiği, dışlandığı ve katliamlarla karşı karşıya bırakıldığı hatırlatılarak Maraş, Çorum, Sivas, Gazi ve Madımak katliamlarına dikkat çekildi.

    Açıklamada, “Bütün inançların, halkların ve kimliklerin özgürce, eşitçe ve bir arada yaşamasını savunan biz Aleviler, bu işaretlerin ne anlama geldiğini çok iyi biliyoruz” ifadelerine yer verildi.

    “YOLUMUZA VE İNANCIMIZA YÖNELİK PROVOKASYON”

    Mezarların yalnızca defin alanları olmadığına dikkat çekilen açıklamada, Hakk’a yürüyen canların mezarlarının Alevi Yol’unun, hafızasının ve ikrarının emaneti olduğu belirtildi.

    Saldırının, yalnızca mezar taşlarını değil, Alevi inancını, halkların kardeşliğini, toplumsal barışı ve demokratik yaşam umudunu hedef alan tehlikeli bir provokasyon olduğu ifade edildi.

    “KORKUTMA VE SİNDİRME GİRİŞİMLERİNE BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    FEDA ve DAKB, açıklamalarında Alevilerin tarih boyunca zulme karşı direnen bir geleneğin temsilcileri olduğunu vurgulayarak, “Bugün Demokratik Barış Süreci’nin öznesi olan biz Alevileri korkutmak, sindirmek ve ötekileştirmek isteyenlere karşı duruşumuz nettir. Bu tür provokasyonlara gelmeyeceğiz” dedi.

    Açıklamada, nefret ve ayrımcılığa karşı barışın, eşit yaşamın ve birlikte yaşam kültürünün savunulmaya devam edileceği belirtilirken, “Hakk’a yürüyen canlarımız sahipsiz değildir. Yol’umuz sahipsiz değildir. Alevi halkı haklıdır ve güçlüdür” denildi.

    SORUMLULARIN BULUNMASI ÇAĞRISI

    Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Kiel’deki Alevi mezarlığına yönelik saldırıyı en güçlü biçimde kınadıklarını belirterek, olayın faillerinin bir an önce tespit edilmesini ve gerekli işlemlerin yapılmasını talep etti.

    PİRHA/ALMANYA

    İLGİLİ HABERLER

    Kiel’de Alevi mezarlarına saldırı

  • Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından FEDA ve DAKB’den açıklama: Halk kendi değerleriyle buluştu!

    Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından FEDA ve DAKB’den açıklama: Halk kendi değerleriyle buluştu!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Frankfurt’ta düzenlenen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’ne ilişkin yaptıkları açıklamada, festivalin Dersim halkının kültürel, inançsal ve tarihsel değerleriyle yeniden buluşmasına önemli katkı sunduğunu belirtti.

    FEDA ve DAKB, 5-6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleştirilen 16. Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin ardından yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, festivalin yalnızca bir kültür etkinliği olmadığı aynı zamanda hakikat, dayanışma, eşitlik ve ortak hafıza temelinde şekillenen güçlü bir toplumsal buluşma olduğu vurgulandı.

    Açıklamada, Avrupa Dersim Kültür Festivali’nin Alevi toplumunun ve Dersim halkının tarihsel hafızasını, inançsal değerlerini ve kültürel mirasını yaşatmayı amaçlayan en önemli ortak çalışmalardan biri olduğu belirtilerek, Rea Heq öğretisinin gelecek kuşaklara aktarılmasında önemli bir rol üstlendiği ifade edildi.

    Festivalin, Avrupa’nın birçok ülkesinden gelen binlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirildiğine dikkat çekilen açıklamada, Dersim’in binlerce yıllık kültürel ve inançsal birikiminin geniş kitlelerle buluşturulduğu kaydedildi.

    İNANÇ VE KÜLTÜREL DEĞERLER ÖNE ÇIKTI

    Festival boyunca Rea Heq inancının temel değerlerinin ve Dersim kültürünün çeşitli etkinliklerle görünür kılındığı belirtilen açıklamada, semahlar, deyişler, zakirlerin nefesleri, anadil çalışmaları, inanç erkanları, paneller, söyleşiler ve sanat etkinliklerinin kültürel aktarım açısından önemli bir işlev gördüğü ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, festivalin farklı kuşaklardan Dersimlileri, Alevileri ve dostlarını bir araya getirerek tarihsel köklerle bağların güçlenmesine katkı sunduğunu vurguladı. Açıklamada özellikle gençlerin kendi kültürleri, inançları ve tarihleriyle buluşmasının geleceğe dair umutları büyüttüğü belirtildi.

    KADINLARIN EMEĞİ VURGULANDI

    Festivalin her aşamasında kadınların örgütlü emeğinin belirleyici olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Rea Heq öğretisinin taşıyıcıları olarak kadınların kültürün, inancın ve toplumsal hafızanın yaşatılmasındaki öncü rolünün bir kez daha görünür hale geldiği ifade edildi.

    Açıklamada, festivalin kadınların eşit ve özgür temsiliyetini güçlendiren önemli bir dayanışma zemini oluşturduğu da kaydedildi.

    “KÜLTÜREL MİRASA YÖNELİK TEHDİTLERE KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    FEDA ve DAKB, açıklamalarında Dersim’in kutsal mekanlarının, ziyaretlerinin, doğal yaşam alanlarının ve kültürel mirasının halkın ortak değeri olduğunu belirterek, bu değerlerin korunmasının temel sorumluluklardan biri olduğunu vurguladı.

    Açıklamada, “Coğrafyamızın hafızasına, kutsallarına, doğasına ve kültürel varlıklarına yönelik her türlü tahribat, talan ve asimilasyon politikalarına karşı demokratik, meşru ve kararlı mücadelemizi sürdüreceğiz” denildi.

    Festivalin gerçekleşmesinde emeği geçen tertip komitesine, kurum temsilcilerine, Pir ve Analara, sanatçılara, yazarlara, kadınlara, gençlere ve katılım sağlayan tüm canlara teşekkür edilen açıklama, “Hizmetleri Hak katında kabul ola. Aşk ile” ifadeleriyle sona erdi.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Kimlikleri aşağılayan ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez!’

    ‘Kimlikleri aşağılayan ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez!’

    PİRHA- Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dair söylediği ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemine tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Kimlikleri aşağılayan, halkları birbirine karşı ötekileştiren ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez. Tüm kamuoyunu; ayrımcı, cinsiyetçi ve etnik kimlikleri hedef alan söylemlere karşı ortak bir tutum almaya çağırıyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) Rahmi Koç’un Kürt kadınlarına dair söylediği ayrımcı, cinsiyetçi ve nefret içerikli söylemine tepki gösterdi.

    Yapılan açıklamada, Rahmi Koç tarafından dile getirilen ve Kürt kadınlarını hedef alan ifadelerin, yalnızca Kürt kadınlarını değil; eşitlik, insan hakları, demokrasi ve toplumsal barış değerlerine inanan herkesi derinden yaraladığını ve incittiğini ifade etti.

    “HALKLAR ARASINDA DÜŞMANLIĞI KÖRÜKLEMEKTE”

    Kürt kadınlarının, yüzyıllardır inkâr, asimilasyon, ayrımcılık, savaş ve yoksulluk politikalarına karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “Kimliklerini, dillerini ve kültürlerini koruyarak onurlu bir direniş geleneği yaratmıştır. Bugün Kürt kadın hareketi, örgütlülüğü, özgürlük mücadelesi ve toplumsal dönüşümdeki öncü rolüyle yalnızca bulunduğu coğrafyada değil, dünyanın birçok yerinde kadınlara ilham veren önemli bir deneyim olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Kürt kadınlarını küçümseyen, onları cehalet veya geri kalmışlıkla özdeşleştiren her türlü alçakça söylem; cinsiyetçi ve etnik ayrımcılığı yeniden üreten, toplumsal önyargıları besleyen bir anlayışın yansımasıdır. Mizah kisvesi altında dile getirilen bu tür ifadeler, kadınların onurunu yapılmış saldırıdır ve halklar arasında düşmanlığı körüklemekte ortak yaşam kültürüne zarar vermektedir” denildi.

    “KAMUOYUNU; AYRIMCI, CİNSİYETÇİ VE ETNİK KİMLİKLERİ HEDEF ALAN SÖYLEMLERE KARŞI ORTAK BİR TUTUM ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Alevi kadınlar olarak biliyoruz ki kadınlara, halklara ve inançlara yönelik ayrımcı dil; toplumsal barışı, birlikte yaşam iradesini ve demokratik değerleri zayıflatır. Kimlikleri aşağılayan, halkları birbirine karşı ötekileştiren ve kadınları hedef alan hiçbir yaklaşım kabul edilemez. Kürt kadınları bu coğrafyada yaşamı yeniden üreten, emeğiyle toplumu ayakta tutan, barışı savunan ve özgürlük mücadelesinin ön saflarında yer alan kadınlardır. Onların mücadelesi küçümsemeyi değil,  saygıyı ve dayanışmayı hak etmektedir. Rahmi Koç gibi insanlıktan, onurdan ve ahlaktan nasibini almamış olanlar,   Kürt kadınının bu değerlerinin  önünde bırakalım saygısızlık yapmayı, saygıyla ile eğilmek durumundadır.

    Bizler Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak, Rahmi Koç’un sarf ettiği sözlerinde yansıyan nefretin ve düşmanlığın yarattığı toplumsal rahatsızlığın farkına varmasını, özrünü açık, samimi ve doğrudan Kürt kadınlarına yönelik biçimde ifade etmek zorundadır, bunu istiyor ve bekliyoruz. Aynı zamanda tüm kamuoyunu; ayrımcı, cinsiyetçi ve etnik kimlikleri hedef alan söylemlere karşı ortak bir tutum almaya çağırıyoruz. İnsan onurunu, eşit yurttaşlığı ve toplumsal barışı savunmak; vicdani, ahlaki ve demokratik bir sorumluluktur.”

    HABER MERKEZİ

     

     

  • FEDA ve DAKB’den 16. Dersim Kültür Festivali’ne çağrı

    FEDA ve DAKB’den 16. Dersim Kültür Festivali’ne çağrı

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 5–6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta düzenlenecek 16. Dersim  Kültür Festivali’ne katılım çağrısı yaptı. Açıklamada, Dersim’in direnişin, ortak yaşamın ve hakikat arayışının simgesi olduğu belirtilerek, festivalin barış, demokrasi, inanç özgürlüğü, kadın mücadelesi ve doğa savunusunun ortak buluşma alanı olduğu vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 5–6 Haziran tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleştirilecek 16. Dersim  Kültür Festivali için çağrı yaptı. Yapılan açıklamada, Dersim’in yalnızca bir coğrafya olmadığı, direnişin, rızalığın, kültürün ve ortak yaşamın simgesi olduğu vurgulandı.

    “DERSİM TARİHSEL HAFIZANIN ADI”

    Açıklamada, Dersim’in insanla toplumun, toplumla doğanın bütünleştiği kadim bir yaşam anlayışını temsil ettiği belirtilerek, Alevi inancının tarih boyunca en ağır katliam ve soykırımlarla yüzleştiği hafızalardan biri olduğuna dikkat çekildi.

    FEDA ve DAKB, Dersim’in yalnızca Dersimlilerin değil, inancı, dili, kimliği, kültürü, doğayı ve özgür yaşamı savunan herkesin ortak değeri olduğunu ifade etti.

    “FESTİVAL DAYANIŞMA VE BULUŞMA ALANI”

    Festivalin, farklı halklardan, inançlardan ve toplumsal kesimlerden insanların bir araya geldiği önemli bir dayanışma zemini olduğunun altı çizilen açıklamada, günümüz koşullarında bu buluşmanın daha da anlam kazandığı belirtildi.

    Açıklamada, savaşların, ayrımcılığın, kadın düşmanlığının ve doğa talanının arttığı bir dönemde Dersim’in çoğulcu, demokratik ve özgürlükçü değerlerinin öneminin büyüdüğü kaydedildi.

    BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM SÜRECİNE VURGU

    FEDA ve DAKB, barış ve demokratik toplum sürecinin yaşandığı tarihsel bir dönemde Dersim Festivali’nin çok daha önemli hale geldiğini belirtti.

    Festivalin yalnızca kültürel bir etkinlik olmadığı ifade edilen açıklamada, “Dersim Festivali, hakikate, inanç özgürlüğüne, kadınların mücadelesine, doğaya ve halkların ortak yaşam iradesine sahip çıktığımız; ortak hafızamızı canlı tutup ortak geleceğimizi birlikte kurduğumuz bir dayanışma alanıdır” denildi.

    Açıklamada, Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin, Alevi yolunun eşitlikçi değerlerini, kadın özgürlüğünü, demokratik çözüm arayışını, doğayla uyumlu yaşam anlayışını ve hakikatin izini sürenlerin barış ve demokrasi taleplerini esas aldığı vurgulandı.

    FRANKFURT’TA BULUŞMA ÇAĞRISI

    FEDA ve DAKB, 5–6 Haziran tarihlerinde iki gün sürecek festivalde tüm canları ve dostları Frankfurt’ta bir araya gelmeye çağırdı.

    Yapılan çağrıda, “Sazımızla, sözümüzle, deyişlerimizle, ana ve pirlerimizle Frankfurt’ta buluşalım. Dersim dayanışmadır. Dersim ortak hafızamız ve ortak geleceğimizdir” ifadelerine yer verildi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA-DAKB: Kurban Bayramı’nda barışı büyütelim!

    FEDA-DAKB: Kurban Bayramı’nda barışı büyütelim!

    PİRHA-Demokratik Alevi Kadınlar Birliği ve Demokratik Alevi Federasyonu, bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, rızalığın ve toplumsal barışın büyütülmesi gereken önemli günlerden biri olduğu vurgulayarak, “Gerçek bayram; halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Bayrama barışla girmek, yaşamı bayram gibi barış içinde kurmak için tüm halkları bu barış mücadelesini desteklemeye  çağırıyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) ve Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Kurban Bayramı’na dair açıklama yaptı.

    Bayramların paylaşmanın, dayanışmanın, rızalığın ve toplumsal barışın büyütülmesi gereken önemli günlerden biri olduğu vurgulanan açıklamada, “Ancak bugün halkların yaşadığı coğrafyada savaş, baskı, yoksulluk ve eşitsizlik derinleşmektedir. Öte yandan Suriye’de Alevi halkına yönelik tehdit hâlâ devam etmektedir. Mezhepçi politikalar, silahlı çetelerin saldırıları ve savaşın yarattığı güvensizlik ortamı nedeniyle Alevi halkı ciddi bir yaşam tehdidi altında bulunmaktadır. Ayrıca bayram öncesi dönemde Düzgün Baba ve Elif Ana Türbesi gibi inanç merkezlerine yönelik Alevi toplumunun kutsallarına ve hafızasına saldırılar ciddi endişe yaratmıştır” denildi.

    “BARIŞ, HALKLARIN GERÇEK BAYRAMIDIR”

    Doğa talanı, JES projeleri ve benzeri uygulamalarla Alevi coğrafyasının ve yaşam alanlarının yok edilmek istenmesine dikkat çekilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “Bilinmelidir ki Alevi inancında doğa kutsaldır; iktidarlık, tahakküm ve doğayı yok sayan anlayışlar bu inancın özüne terstir. Bizler bu yıkım politikalarını görüyor ve kabul etmiyoruz. Eğer demokratik barış süreci hayata geçirilir, eşitlikçi ve özgürlükçü yasalar çıkarılırsa; işte o zaman bayram gerçek anlamına kavuşacaktır. Çünkü barış; halkların demokratik bir ortamda huzur içinde yaşaması, gençlerin geleceğe umutla bakması, kadınların özgür olması, inançların eşit kabul edilmesi ve toplumun zamanla ekonomik refaha ulaşması demektir. İşte gerçek bayram budur.

    BARIŞ TALEBİNİ DAHA GÜÇLÜ SAHİPLENMEK TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR

    Demokratik çözüm ne kadar gecikirse; baskılar, hukuksuzluklar, yoksulluk ve antidemokratik uygulamalar da o kadar derinleşmektedir. Türkiye’de demokratik alan giderek daraltılırken, muhalefete yönelik baskılar ve antidemokratik uygulamalar toplumsal huzuru tehdit etmektedir. Cumhuriyet Halk Halk Partisi’ne yönelik siyasi baskılar, bağımlı yargı eliyle muhalefeti dizayn etme girişimleri ve halk iradesini hedef alan uygulamalar kabul edilemezdir. Bu nedenle halkın, demokratik kurumların, kadınların ve tüm toplumsal muhalefetin barış talebini daha güçlü sahiplenmesi tarihsel bir sorumluluktur.

    BAYRAMI BAYRAM YAPAN BARIŞTIR

    Alevi inancında esas olan; zalimin zulmüne karşı hakikatin yanında durmak, lokmayı paylaşmak ve rızalık temelinde yaşamı büyütmektir. Bayramlar ancak adaletin, eşitliğin ve özgürlüğün olduğu yerde anlam kazanır. Bizler FEDA ve DAKB olarak; her türlü hile ve baskı politikalarına rağmen bu bayramda bir kez daha “onurlu ve demokratik barış” diyoruz. Çünkü gerçek bayram; yalnızca takvimlerde kutlanan günler değildir. Gerçek bayram; halkların eşit, özgür ve kardeşçe yaşayabildiği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Bayrama barışla girmek, yaşamı bayram gibi barış içinde kurmak için tüm halkları bu barış mücadelesini desteklemeye  çağırıyoruz. Bayramı bayram yapan barıştır ve barış halkların gerçek bayramıdır.”

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB: Düzgün Baba ve Elif Ana mekanlarına yönelik saldırılar sistematik düşmanlığın örneğidir!

    FEDA ve DAKB: Düzgün Baba ve Elif Ana mekanlarına yönelik saldırılar sistematik düşmanlığın örneğidir!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Dersim ve Maraş’ta bulunan Alevi inanç merkezlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara tepki gösterdi. Yapılan ortak yazılı açıklamada, inanç merkezlerinin tahrip edilmesine sert tepki gösterilerek acilen yasal önlemler alınması çağrısı yapıldı.

    Açıklamada, Dersim’deki Düzgün Baba Mekânı’na yönelik saldırıya dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Değerli canlar, Dersim’in Qisle (Nazımiye) ilçesinde bulunan ve Alevi inancı açısından en kutsal merkezlerden biri olan Düzgün Baba Mekânı’na yönelik gerçekleştirilen saldırı, hepimizin yüreğinde derin bir yara açmıştır. “Ayak İzleri” olarak bilinen kutsal nişanelerin kazınarak tahrip edilmesi; yalnızca bir taşın değil, bir halkın hafızasının, inancının ve tarihinin hedef alınmasıdır.”

    Maraş’ın Pazarcık  ilçesindeki Elif Ana Türbesi yerleşkesine yönelik saldırıya da değinilen açıklamada, doğa ve inanç arasındaki kadim bağ vurgulanarak şöyle denildi:

    “Aynı şekilde Maraş’ın Pazarcık ilçesinde bulunan Elif Ana Türbesi yerleşkesindeki Mehmet Baba heykeline yönelik saldırı da Alevi halkının kutsallarına dönük sistematik düşmanlığın bir başka örneğidir. Çünkü biz Aleviler için dağ, taş, su, ağaç yalnızca doğa değildir; inancımızın kendisidir. Bu topraklarda binlerce yıldır varız. Taşımızla, toprağımızla, suyumuza ve ormanımıza bağlı bir hakikat yolunun taşıyıcılarıyız. Düzgün Baba’ya uzanan el aynı zamanda Dersim’in dağlarına, halkımızın hafızasına ve ortak yaşam kültürüne uzanmıştır.”

    “CEZASIZLIK YENİ SALDIRILARIN ÖNÜNÜ AÇMAKTADIR”

    Devlet yetkililerine faillerin bulunması için çağrıda bulunulan açıklamada, cezasızlık politikasının yeni saldırılara zemin hazırladığı şu cümlelerle ifade edildi:

    “Devlet bu saldırıları derhal soruşturmalı, failleri açığa çıkarmalı ve kutsallarımıza yönelik nefret saldırılarının karşısında sessiz kalmamalıdır. Sessizlik cesaret vermektir. Cezasızlık ise yeni saldırıların önünü açmaktadır.”

    Demokratik barış sürecine ve ortak yaşam iradesine vurgu yapan FEDA ve DAKB, provokasyon girişimlerine karşı demokratikleşme yasalarının acilen çıkarılması gerektiğini belirtti:

    “Bizler demokratik barış sürecinin en önemli öznesi olduğumuzu biliyoruz. Yıllardır acılarla, inkâr politikalarıyla ve saldırılarla sınanmış bir halk olarak; barışın, eşit yurttaşlığın ve ortak yaşamın savunucusuyuz. Tam da böylesi kıymetli bir süreçte kutsallarımıza yönelik gerçekleştirilen saldırılarla toplumu galeyana getirmek, halkları karşı karşıya bırakmak ve barış umudunu sabote etmek isteyenler bilsin ki; boşuna uğraşıyorlar. Şunu söylüyoruz; barış ve demokratik sürecin tartışıldığı bu koşullarda demokratikleşme yasalarının acilen çıkartılması, Alevilere yönelik saldırıları önleyecek yegane yoldur.”

    “PROVOKASYONLARA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Açıklamanın devamında, inanç ve doğaya sahip çıkma kararlılığı yinelenerek birlik olma çağrısı yapıldı:

    “Değerli canlar, bizler provokasyonlara teslim olmayacağız. Barış gibi büyük bir değeri, halkların ortak geleceğini ve birlikte yaşam umudunu kimsenin karanlık hesaplarına kurban etmeyeceğiz. Şu iyi bilinmelidir ki; biz Aleviler ne doğamızdan ne de inancımızdan vazgeçeriz. Kutsallarımıza, ziyaretgâhlarımıza, hafızamıza ve hakikat yolumuza sahip çıkmaya devam edeceğiz. Düzgün Baba da, Elif Ana da, bu kadim toprakların hakikatidir ve bu hakikat asla yok edilemeyecektir. Bugün her zamankinden daha fazla birlik olma zamanıdır. Alevi halkının birliği; inancımıza, kültürümüze, kadınların öncülüğüne, doğamıza ve ortak yaşam değerlerimize sahip çıkmanın en güçlü güvencesidir. Çünkü biliyoruz ki birlik olan bir halkın hafızası da, inancı da, hakikat yolu da yok edilemez.”

    “BU SALDIRILARIN TEKİL SALDIRILAR OLMADIĞINI BİLİYORUZ”

    Saldırıların pervasızca yapıldığına dikkat çekilen açıklamada, kurumsal olarak sürecin takipçisi olunacağı şu sözlerle duyuruldu:

    “Devletin kimliği belirsiz kişiler dediği şahıslar, kendilerinde bu gücü nereden buluyorlar? Kim ya da kimler, Alevi halkının kutsallarına saldırmayı bu kadar pervasızca göze alabiliyor? Bu saldırıların tekil saldirilar olmadigini biliyoruz. Yıllardır Alevi inancı, kültürü, dili, doğası ve yaşam felsefesi hedef alınmaktadır. Bugün kutsal mekânlarımız tahrip edilirken aslında bizim doğayla kurduğumuz kadim bağ koparılmak istenmektedir. Biz Demokratik Alevi Federasyon FEDA ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği DAKB olarak yapılan bu saldırıyı şiddetle kınıyor ve bu saldırıların hesabının verilmesi için takipçisi olacağımızı ilan ediyoruz. Barışın ve ortak yaşamın savunucusu olmaya devam edeceğiz. Ya Xizir, Ya Hak, Ya Hakikat!”

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB’den 15 Mayıs mesajı: Kürtçe en temel insan hakkıdır

    FEDA ve DAKB’den 15 Mayıs mesajı: Kürtçe en temel insan hakkıdır

    PİRHA- FEDA ve DAKB,  15 Mayıs Kürt Dil Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, Kürtçenin özgürleşmesi, anadilde eğitim hakkının tanınması ve kültürel hakların anayasal güvence altına alınması çağrısı yaptı.

    15 Mayıs Kürt Dil Bayramı. 1932 yılında Kürt dilinin alfabesini yazan Celadet Bedirxan ve dönemin Kürt aydınları tarafından Latin alfabesiyle çıkarılan Kürtçe dergi Hawar’ın ilk sayısının yayımlandığı 15 Mayıs tarihi, 2006 yılından beri Kürt Dil Bayramı olarak kutlanıyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)  ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı dolayısıyla Kürtçe yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada,  Kürtçenin özgürlüğünün en temel insan haklarından biri olduğunu vurgulandı. Açıklamada, anadilin bir halkın hafızası, kimliği ve kültürel varlığı olduğu belirtilerek, Kürtçenin yüzyıllardır baskı, inkâr ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığı ifade edildi.

    “KÜRTÇENİN TÜM ALANLARDA KULLANILABİLMESİ DEMOKRATİK BİR HAK”

    Kürt çocuklarının hâlâ anadilinde eğitim hakkından mahrum bırakıldığına dikkat çekilen açıklamada, Kürtçenin eğitimden hukuka, sağlıktan sanata kadar yaşamın tüm alanlarında özgürce kullanılabilmesinin demokratik toplumun temel koşullarından biri olduğu kaydedildi.

    Lozan Antlaşması sonrası Kürtlerin kimlik ve dil haklarının görmezden gelindiği belirtilen açıklamada, Anayasa’nın 42. maddesinin anadilde eğitimin önünde engel oluşturduğu ifade edildi. FEDA ve DAKB, Türkiye’de kalıcı bir barış ve demokratik toplumun inşası için Kürtçenin anayasal güvence altına alınması ve anadilde eğitim hakkının tanınması gerektiğini vurguladı.

    Açıklamanın sonunda, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne konulan anadil çekincelerinin kaldırılması çağrısı yapılarak, “15 Mayıs Kürtçe Anadili Günü kutlu olsun. Bijî zimanê Kurdî!” denildi.

    Açıklamanın tamamı ise şöyle: 

    Zimanê Kurdî zimanê dayikê ye, nayê qedexekirin!

    Hevalên hêja,
    Em Roja Zimanê Dayikê ya 15ê Gulanê pîroz dikin û dixwazin diyar bikin ku zimanê Kurdî mafê herî bingehîn ê mirovan e ku divê azadiya wî were bidestxistin.

    Hevalên hêja,
    Bi vê sedemê; em hemû kesên ku ji bo ziman, çand û nasnameya xwe têdikoşin, bi taybetî gelê Kurd, bi rêz û silavê pîroz dikin.

    Ziman; bîranîna yek gelê, nasnameya wî, dîroka wî û ruhê wî ye. Zimanê dayikê jî pêwendiya yekem a mirovan bi cîhanê re ye, yekem hest û yekem vegotina ramanê ye. Ji ber vê yekê, karibûna axaftina azad a zimanê dayikê, fêr bûn, hilberandin û veguhestina wê ji nifşên pêşerojê re yek ji mafên herî bingehîn ên mirovî û demokratîk e.

    Hevalên hêja,
    Zimanê Kurdî, wek yek ji zimanên kevnar ên Mezopotamyayê, bi sedsalan berhemeke mezin a çandî afirandiye; ji dengbêjiyê heta edebiyatê, ji folklorê heta dîroka devkî, mîraseke berfireh gihandiye roja îro. Lê bi tevî vê dewlemendiya dîrokî û çandî, zimanê Kurdî ji bo demeke dirêj rastî siyaseta înkarkirin, qedexekirin, zordestî û asîmîlasyonê hatiye.

    Di çarçoveya Peymana Lozanê de mafên hindikên ne-misilman li Tirkiyeyê bi awayekî sînorkirî hatine naskirin; lê ev maf ji aliyê dîrokî ve bi awayekî teng hatine şîrovekirin. Di Lozanê de bi taybetî Kurd, bi şiklê ku di bin nasnameya Tirk û Îslamê de hatine hesibandin, şert û merc ji bo nedîtina mafê fêrbûna bi zimanê dayikê hatine afirandin. Di pêvajoyên piştre de jî rêya asîmîlasyona çandî hatiye vekirin. Wateya vê jî ew e ku mafê zarokên Kurd ji bo fêrbûna bi zimanê dayikê bi demek dirêj hatine înkarkirin an jî bi rêyên qanûnî û siyasî hatine sînorkirin. Madeya 42 ya Destûra Bingehîn a Tirkiyeyê ku dibêje perwerde û fêrbûn bi zimanekî din ji Tirkî re qedexe ye, bi vê rewşê ve tê girêdan. Lê mafê fêrbûna bi zimanê dayikê yek ji bingehên mafên mirovan ên gerdûnî û civaka demokratîk e.

    Îro jî milyonên zarokên Kurd ji mafê fêrbûna bi zimanê dayikê bêpar in; zimanê Kurdî di jiyana giştî, perwerdehiyê, dadgehê, tenduristiyê, hunerê û dezgehên fermî de cihê xwe yê guncaw nabîne. Lê jiyana zimanek tenê bi axaftina nav malê nayê domandin; divê di hemû warên jiyanê de bi azadî were bikaranîn.

    Azadiya zimanê dayikê, mafê fêrbûna bi zimanê dayikê û bikaranîna zimanê Kurdî di hemû warên jiyanê de, ji bo milyonan Kurd ên ku di bin zexta asîmîlasyonê de dijîn, girîngiyeke jiyanî heye. Ev mijar tenê daxwazeke çandî nîne; her wiha bingehê wekheviyê, edaletê û civaka demokratîk e.

    Îro li Tirkiyeyê tê gotûbêj kirin a aşitî û civaka demokratîk, tenê dema ku bi bingehê rast û domdar were avakirin pêkan e; ev jî tenê bi girtina tedbîrên demokratîk ên ku nasname, çand û zimanên gelan diparêzin dikare pêk were. Di şert û mercên ku zimanê Kurdî azad nebe, mafê fêrbûna bi zimanê dayikê neyê nasîn û mafên çandî neyên parastin de, pêkan nîne ku aşitî bi temamî were damezrandin.

    Hevalên hêja, em wek FEDA û DAKB careke din diyar dikin: Zimanê Kurdî şeref, bîranîn û pêşeroja gel e. Parastina zimanê dayikê, di heman demê de parastina demokrasiya, pirrengî û jiyana hevpar e.

    Bi vê sedemê; li gorî ruhê Pêvajoya Aştî û Civaka Demokratîk a ku niha tê meşandin, em bang dikin ku hûn îtîrazê xwe yên li ser madeyên mafê zimanê dayikê di Peymana Mafên Zarokan ya Neteweyên Yekbûyî de rakin.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK’ten ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Asimilasyon politikaları güncelleniyor

    FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK’ten ‘Dedeler Zirvesi’ne tepki: Asimilasyon politikaları güncelleniyor

    PİRHA- FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK, Dersim soykırımının 89. yılında yapılan “Dedeler Zirvesi”ne tepki göstererek “asimilasyon ve soykırım politikaları sürdürülüyor” dedi.

    Dersim Katliamı’nın 89. yıldönümünde, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Dersim’de iki gün süren “Dedeler Zirvesi” gerçekleştirildi. Etkinlik öncesinde açıklamalarda bulunan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin, Dersim’in, ocakların çoğuna ev sahipliği yapması nedeniyle merkez nokta olarak seçildiğini belirtmişti.Yaklaşık 130 dedenin katıldığı belirtilen toplantı, Alevi toplumunda tartışma yarattı. Söz konusu buluşmaya yönelik tepkiler artarak sürerken, birçok Alevi kurumu toplantıyı eleştiren açıklamalar yaptı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) ve Dersim İnşa Kongresi (DİK) tarafından yapılan açıklamada, Dersim’de yaşananların Kürt ve Alevi kimliğine yönelik sistematik bir yok etme politikası olduğu vurgulandı. Açıklamada, “Canlarımız yediden yetmişe, bütün kirli ve kanlı yöntemler kullanılarak katledildiler” denilerek katledilenler saygıyla anıldı, soykırımcı politikalara karşı mücadele kararlılığı ifade edildi.

    “SOYKIRIMCI POLİTİKALAR GÜNCELLENMİŞTİR”

    Açıklamada, Dersim soykırımının yıldönümünde gerçekleştirilen toplantıya dikkat çekilerek, “Devletin yeni soykırım mekanizması olan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, çeşitli dergâh ve ocak temsilcisi olduğu ve 81 ilden geldiği söylenen bir kısım “düşkün” ile bir araya gelmiştir. Böylece soykırım politikalarını güncellemişler, yeni soykırımların yolunu döşemeye çalışmışlardır” ifadelerine yer verildi. Toplantının özellikle 4 Mayıs’ta ve Dersim’de yapılmasının Alevi toplumunun hassasiyetlerine yönelik olduğu kaydedildi.

    “BU TOPLANTI MASUM, İYİ NİYETLİ VE TOPLUMSAL KATKISI OLAN BİR TOPLANTI DEĞİLDİR”

    Açıklamada devamla şu ifadelere yer verildi:

    “Çok net ve açıkça ifade edilmelidir ki, “Alevi-Bektaşi Yol Erkânında İnanç Önderleri İstişare Toplantısı” adıyla gerçekleştirilen bu toplantı, masum, iyi niyetli ve toplumsal katkısı olan bir toplantı değildir. Bu toplantının soykırımın gerçekleştirildiği Dersim’de ve soykırımın başladığı gün olan 4 Mayıs’ta yapılması, Alevileri tahrik ve tehdit etmek, Alevilerin hassasiyetleriyle oynamaktır.Söz konusu kirli faaliyetin bir diğer temel amacı ise asimilasyonu derinleştirmek ve yaygınlaştırmaktır. Bu nedenle 81 ilde katılımın olması istenmiştir. Dersim’in merkez olarak seçilmiş olmasının nedeni ise asimilasyonun ve soykırımın temel hedefi olarak Reya Hak süreğinin belirlenmiş olmasıdır.”

    Açıklamada, geçmişte fiziki katliamlarla yürütülen politikaların bugün asimilasyon, manipülasyon ve ideolojik müdahale araçlarıyla sürdürüldüğü belirtilerek, “Dedeler Zirvesi bu amaçla yapılmış bir saldırıdır” denildi. Yapılanın bir yok etme faaliyeti olduğu vurgulandı.

    “ALEVİLERİN İNANCINI, KİMLİĞİNİ VE GELECEĞİNİ ÇALMAYI AMAÇLAYAN BİR KURUMDUR”

    Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Alevi toplumunun inanç ve kimliğini dönüştürmeyi amaçladığı kaydedilen açıklamada, bu girişimlerin aynı zamanda barış ve demokratik sürece yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, gerçek bir barışın ancak Dersim soykırımıyla yüzleşmekten geçtiği belirtilerek, başta Seyit Rıza ve arkadaşları olmak üzere katledilenlerin mezar yerlerinin açıklanması ve mağduriyetlerin giderilmesi çağrısı yapıldı.

    FEDA, DAKB, MARDEF ve DİK imzasıyla yapılan açıklamada, söz konusu faaliyet sert sözlerle protesto edilirken, Alevi-Bektaşi toplumunun bu tür girişimlere karşı duyarlı olması çağrısı yapıldı. Açıklama, Alevi toplumunun geçmişte olduğu gibi bugün de hiçbir saldırıya teslim olmayacağı vurgusuyla son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

  • FEDA ve DAKB alın teri, inanç ve özgürlük için 1 Mayıs’a çağrı

    FEDA ve DAKB alın teri, inanç ve özgürlük için 1 Mayıs’a çağrı

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 1 Mayıs’a yönelik çağrılarında, emeğin sömürüsüne, eşitsizliğe ve inançlara yönelik ayrımcılığa karşı tüm halkları ortak mücadelede buluşmaya davet etti. Açıklamada, eşit yurttaşlık, barış ve demokratik toplum vurgusu öne çıktı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 1 Mayıs öncesinde yayımladıkları açıklamayla emek, eşitlik ve özgürlük mücadelesine güçlü bir çağrı yaptı.

    Açıklamada, 1 Mayıs’ın yalnızca bir takvim günü değil, emeğin, adaletin, eşitliğin ve rızalığın simgesi olduğu ifade edildi. “Emek en yüce değerdir” vurgusuyla, zulme karşı durmanın ve mazlumdan yana saf tutmanın Alevi inancının temel ilkelerinden biri olduğu belirtildi.

    “SÖMÜRÜ DÜZENİNE KARŞI OMUZ OMUZAYIZ”

    Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan halkların, dil, inanç ve kimlik farkı gözetmeksizin sömürü düzenine karşı ortak bir mücadele yürüttüğüne dikkat çekilen metinde, 1 Mayıs’ın işçilerin kardeşleştiği, halkların rızalık temelinde buluştuğu tarihsel bir gün olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, 1 Mayıs’ın tarihsel arka planına da değinilerek, 8 saatlik iş günü mücadelesinin ağır bedellerle kazanıldığı hatırlatıldı. Türkiye’de de bu mücadelenin yasaklara ve baskılara rağmen sürdürüldüğü belirtilirken, 1977’de katledilenlerin anısı saygıyla anıldı.

    “EMEKÇİLER AĞIR KOŞULLAR ALTINDA YAŞAMAYA ZORLANIYOR”

    Bugün emekçilerin karşı karşıya olduğu tablo sert sözlerle eleştirildi. Ağır çalışma koşulları, düşük ücretler, güvencesizlik ve hayat pahalılığı altında yaşamaya zorlanan emekçilerin susturulmak istendiği ifade edilirken, eğitim ve sağlık emekçilerinin maruz kaldığı şiddet ortamına dikkat çekildi. Gençlerin geleceksizliğe sürüklendiği, kadın emeğinin sömürüldüğü ve emeklilerin yoksulluğa mahkum edildiği vurgulandı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK YOKSA EŞİT YAŞAM DA YOKTUR”

    Alevilere yönelik ayrımcılığın altı çizilen açıklamada, inancın inkarı ve cemevlerinin tanınmamasının adaletsizliğin göstergesi olduğu belirtildi. “Eşitliğin olmadığı yerde emek de özgür değildir” denilerek, eşit yurttaşlık mücadelesinin 1 Mayıs’ın ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, işçilerin özgürce 1 Mayıs’ı kutlayabilmesinin ancak barışın ve demokratik bir toplumun inşasıyla mümkün olduğu belirtildi. Bu nedenle birlik, dayanışma ve örgütlü mücadelenin her zamankinden daha hayati olduğu vurgulandı.

    Ortadoğu’daki gelişmelere de değinilen açıklamada, Suriye’de yaşanan acılar hatırlatılırken, Rojava’da halkların ortak yaşam, kadın özgürlüğü ve demokratik irade temelinde yürüttüğü direnişin umut olduğu ifade edildi.

    “TÜM EMEKÇİLERİN ORTAK MEYDANI: 1 MAYIS”

    Son olarak yapılan çağrıda, Kürt, Alevi, Arap, Türk, Sünni, göçmen, kadın, erkek, genç, yaşlı tüm emekçilerin ortak mücadelede buluşması gerektiği belirtildi.

    FEDA ve DAKB, 1 Mayıs günü alanlarda olma çağrısını yineleyerek, emeğin, inancın, özgürlüğün ve geleceğin savunulması için dayanışmanın büyütülmesi gerektiğini vurguladı. Açıklama, 1 Mayıs’ın uluslararası birlik, kardeşlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi olduğu mesajıyla son buldu.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • FEDA ve DAKB’den ‘Kılıç Artığı’ tepkisi: Bu dil nefreti meşrulaştırıyor

    FEDA ve DAKB’den ‘Kılıç Artığı’ tepkisi: Bu dil nefreti meşrulaştırıyor

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), “kılıç artığı” ifadesinin Alevi toplumunu hedef alan tarihsel bir aşağılamaya dönüştüğünü belirterek, bu dilin yalnızca bireysel bir söylem değil, toplumsal eşitsizliği ve nefreti besleyen bir zihniyetin ürünü olduğunu vurguladı.

    Mine Kırıkkanat’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik dile getirdiği ‘kripto kılıç artığı’ sözleri tepki çekmeye devam ediyor. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),  “kılıç artığı” ifadesine ilişkin yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada, söz konusu ifadenin Alevi toplumunu hedef alan, tarihsel olarak derin acıları ve katliamları hatırlatan bir dil olduğu vurgulandı.

    “BİLMİYORDUM” SAVUNMASI KABUL EDİLEMEZ
    Kurumlar, bir yazar tarafından kullanılan ifadenin eleştirilmesinin ardından “bilmiyordum” şeklinde savunulmasını da değerlendirdi. Bu yaklaşımın kabul edilemez olduğu belirtilen açıklamada, kullanılan dilin sıradan bir ifade değil, ayrımcılığı besleyen ve nefreti meşrulaştıran bir söylem olduğu ifade edildi. Açıklamada, egemen zihniyetin Aleviler, Kürtler, kadınlar ve doğa üzerinden kendini yeniden ürettiği belirtilerek, bu dilin yalnızca sözle sınırlı kalmadığı; aynı zamanda bir tahakküm biçimi olduğuna dikkat çekildi.

    “Kılıç artığı” ifadesinin tarihsel olarak katliamlardan sağ kalanları aşağılamak amacıyla kullanıldığı hatırlatılan metinde, bu söylemin özellikle Alevi toplumuna yönelik derin bir dışlama içerdiği kaydedildi.

    Kadın kimliği taşıyan bir yazarın bu dili kullanmasının ayrıca çarpıcı olduğu belirtilen açıklamada, eril ve dışlayıcı dilin ne ölçüde içselleştirildiğine işaret edildi. Bu durumun yalnızca bireysel bir çelişki değil, aynı zamanda toplumsal olarak sorgulanması gereken bir mesele olduğu ifade edildi.

    “BU SADECE BİREYSEL BİR HATA DEĞİL”
    FEDA ve DAKB, söz konusu söylemin bireysel bir hatadan öte, örgütlü bir sessizlik ve içselleştirilmiş eşitsizlikten beslendiğini belirterek şu soruları yöneltti:
    “Bir toplumu yok sayan, aşağılayan ve nefreti büyüten bir dil nasıl bu kadar rahat kullanılabiliyor? Tarihsel acılarla yoğrulmuş bir halkı hedef alan bu söylem nasıl yeniden üretilebiliyor?”

    Açıklamada ayrıca, geçmişle yüzleşilmeden ve halkların eşitliğini güvence altına alan demokratik bir anayasa oluşturulmadan benzer söylemlerin devam edeceği uyarısında bulunuldu.

    “ALEVİ KİMLİĞİ ONURUMUZDUR”
    Son olarak, bu tür ifadelere karşı örgütlü bir duruş sergilenmesi gerektiği vurgulanan açıklamada, “Hiçbir inanç aşağılanamaz ve hedef gösterilemez. Alevi kimliği onurumuzdur. Aleviler ‘kılıç artığı’ değil, bu coğrafyanın kadim hakikatidir” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • Freiburg  ‘Kadın Güçlenme Kampı’ Neşe Özgen’in sunumu ile devam etti-VİDEO

    Freiburg ‘Kadın Güçlenme Kampı’ Neşe Özgen’in sunumu ile devam etti-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. Neşe Özgen, göçmenlerin ve bireylerin geldikleri yer, meslek, kimlik ve hatta isimleri üzerinden sürekli yeniden kategorize edildiğini belirterek, bu sürecin insanı “kararlaştırılmış bir varlık” haline getirdiğini ve göçle birlikte kimlik, statü ve hafızanın da ciddi biçimde dönüşüme uğradığını vurguladı.

    Almanya’nın Freiburg kentinde Freiburg Alevi Kültür Derneği (Freiburg Alevitischer Kulturverein e.V.), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB)  ve Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu FEDA  tarafından düzenlenen  eğitim kampı devam ediyor.

    24–26 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kampta, kadın özgürlüğü, inanç ve toplumsal eşitlik başlıklarında tartışmalar yürütülüyor.

    Prof. Dr. Neşe Özgen, göç, kimlik ve toplumsal sınıflandırma üzerine yaptığı konuşmada, bireylerin yeni bir ülkeye geldiklerinde nasıl “yeniden tanımlandıklarını” çarpıcı bir dille anlattı.

    Özgen’e göre insanlar, doğdukları yerden itibaren belirli kategorilere ayrılıyor: Geldikleri ülke, şehrin büyüklüğü, ekonomik düzeyi, meslekleri, yaşları ve hatta sahip oldukları beceriler bu sınıflandırmanın temelini oluşturuyor. Bu durum, özellikle göç eden bireyler için daha sert bir biçimde hissediliyor.

    Konuşmasında göç deneyimini kendi yaşamı üzerinden de anlatan Özgen, akademik bir geçmişe sahip olmasına rağmen farklı ülkelerde yeniden “sıfırdan başlamak zorunda kaldığını” vurguladı. Göçmenlerin çoğunun benzer bir anlatıya sıkıştığını belirterek, “neydim, ne oldum” hikayesinin sürekli yeniden kurulduğuna dikkat çekti.

    “İSİM, KİMLİK VE YOK SAYILMA”

    Özgen’in en dikkat çekici vurgularından biri isim ve kimlik kaybı üzerine oldu. İsimlerin yalnızca bir çağrı biçimi değil, aynı zamanda bir iktidar ilişkisi olduğunu ifade ederek, bireylerin çoğu zaman kendi adlarına bile yabancılaştığını söyledi.

    Sümer mitolojisine atıf yapan Özgen, “Bir şeye ad vermek onun ruhunu çalmaktır” anlayışı üzerinden, isimlendirme süreçlerinin insanı yeniden şekillendirdiğini belirtti. Ona göre bu süreç, bireyin kendi tanımını yapabilme alanını da daraltıyor.

    “KARARLAŞTIRILMIŞ İNSAN HALİ”

    Konuşmada dikkat çekilen bir diğer nokta ise bireyin “kararlaştırılmış insan” haline getirilmesi oldu. Özgen, insanların çoğu zaman kendi tanımlarıyla değil, toplumun ve sistemin dayattığı kimliklerle var olmaya zorlandığını ifade etti.

    Kadınlar üzerinden örnekler veren Özgen, kadınların da çoğu zaman tek bir kategoriye indirgenerek tanımlandığını, bunun ise yaşam alanlarını sınırladığını dile getirdi.

    PİRHA/FREİBURG

     

  • Freiburg’da Alevi kadınların ‘Kadın Güçlenme Kampı’ sürüyor-VİDEO

    Freiburg’da Alevi kadınların ‘Kadın Güçlenme Kampı’ sürüyor-VİDEO

    PİRHA- Freiburg Alevi Kültür Derneği, DAKB ve FEDA’nın düzenlediği kadın eğitim kampında,  kadın özgürlüğü, Alevilikte toplumsal cinsiyet ve eşitlik tartışmaları yürütülürken, katılımcılar, erkek egemen yapılar ve asimilasyon riskine dikkat çekti.

    Almanya’nın Freiburg kentinde Freiburg Alevi Kültür Derneği (Freiburg Alevitischer Kulturverein e.V.), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB)  ve Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu FEDA  tarafından kadınlara yönelik düzenlenen  eğitim kampı devam ediyor.

    24–26 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kampta, kadın özgürlüğü, inanç ve toplumsal eşitlik başlıklarında tartışmalar yürütülüyor.

    Kampın ilk günü akşam saatlerinde yapılan tanışma ile başladı. Katılımcı kadınlar, ortak yaşamı kurma ve dayanışma zeminini büyütme hedefiyle bir araya geldi.

    Kampın ikinci günü sabah oturumu, Gülseren Acar Ana’nın okuduğu gulbeng ile başladı.

    Günün moderatörlüğünü Freiburg Alevi Kültür Derneği Eşbaşkanı Nilay Yumuşak üstlendi.

    İlk oturumda gazeteci ve kadın aktivist Çilem Küçükkeleş söz aldı. Küçükkeleş konuşmasında; Alevilikte kadının yeri, kadınların örgütlenme deneyimleri ve karşı karşıya kaldıkları sorunları ele aldı. Oturum, katılımcıların aktif katılımıyla soru-cevap şeklinde ilerledi.

    TARTIŞMALARIN ODAĞI: İNANÇ, KADIN VE EŞİTLİK 

    Kamp kapsamında yürütülen tartışmalarda, inanç, toplumsal cinsiyet ve Alevilik ilişkisi çok yönlü biçimde ele alındı. “Kadın saklanan, erkek görünendir” anlayışı eleştirilirken, talipliğin her canlı için geçerli olduğu vurgulandı. Aleviliğin yalnızca bir inanç değil, doğrudan yaşanan bir yaşam biçimi olduğu ifade edilerek, “Aleviliği gerçekten yaşıyor muyuz?” sorusu tartışmaya açıldı.

    Katılımcılar, asimilasyonun derinleştiğine işaret ederek , inancın “erilleşmesinin” de ciddi bir tehlike oluşturduğunu vurguladı. Alevi kurumlarında erkek egemen yapının gelenekselleştiği, kadınların ise çoğunlukla destekleyici rolde bırakıldığı yönündeki eleştiriler öne çıktı.

    Kamp tartışmalarında güncel gelişmeler de yer buldu. Ortadoğu’da yaşanan süreçler “kadın kırımı” olarak değerlendirilirken, nefret suçlarının toplumsal etkilerine dikkat çekildi.

    Seminerde akademisyen ve sosyolog Neşe Özgen ile sağlık emekçisi ve aktivist Songül Morsümbül de birer sunum yapacak.

    PİRHA/FREİBURG

  • İsviçre’de FEDA dayanışma gecesi düzenlenecek

    İsviçre’de FEDA dayanışma gecesi düzenlenecek

    PİRHA- FEDA, İsviçre’nin Zürih kentinde 18 Nisan 2026 tarihinde düzenlenecek dayanışma gecesi için katılım çağrısı yaptı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) tarafından İsviçre’nin Zürih kentinde 18 Nisan 2026 tarihinde düzenlenecek dayanışma gecesi için çağrı yapıldı.

    Bilinmeyen Hakikat Kaybolur” şiarıyla düzenlenen buluşmanın, Alevi inancının özünde yer alan birlik, rızalık ve hakikat değerlerini büyütmeyi hedeflediği vurgulandı.

    Yapılan çağrıda, bu buluşmanın yalnızca bir etkinlik değil, hakikatin görünür kılındığı, sözün ve lokmanın paylaşıldığı bir meydan olacağını belirtildi. Yapılan açıklamada, toplumsal dayanışmanın güçlendirilmesi ve Alevi yolunun geleceğe taşınmasının ancak ortaklaşmayla mümkün olduğu ifade edildi.

    Saat 15.00’te başlayacak programda müzik ve deyişler yer alacak. Etkinlikte Lale Koçgün, Doğan Çağatay, Şahin Dersim ve Garip Dost sahne alacak. Gülbang ise Pir Mahmut Utebay tarafından verilecek.

    Program kapsamında siyasal ve toplumsal değerlendirmeler de yapılacak. Konuşmacılar arasında DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ile FEDA temsilcileri yer alıyor.

    Yapılan çağrıda, başta Alevi toplumu olmak üzere tüm kesimler eşitlik, demokrasi ve hakikat mücadelesinde yan yana durmaya davet edildi. “Bir olalım, iri olalım, diri olalım” vurgusuyla, dayanışmanın büyütülmesi çağrısı yinelendi.

    HABER MERKEZİ

     

     

  • FEDA ve DAKB: Ezidi halkının kutsal bayramı Çarşema Sor’u coşkuyla kutluyoruz

    FEDA ve DAKB: Ezidi halkının kutsal bayramı Çarşema Sor’u coşkuyla kutluyoruz

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Çarşema Sor vesilesiyle yaptıkları açıklamada Ezidi halkına yönelik tarihsel saldırılara ve inançların yok sayılmasına dikkat çekerek dayanışma çağrısı yaptı. Ezidiliğin korunması, eşit hakların sağlanması ve ortak yaşamın ancak inanç özgürlüğüyle mümkün olacağı vurgulandı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Ezidi halkının kutsal bayramı Çarşema Sor dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, Çarşema Sor’un yalnızca hayatın ve doğanın yenilenmesini simgelemediği, aynı zamanda Ezidiliğin varlığını sürdürmesi ve kültürel kimliğinin gelecek nesillere aktarılması açısından kritik bir öneme sahip olduğu vurgulandı.

    “ORTADOĞU’DA EZİDİLER, ALEVİLER VE DİĞER İNANÇLAR HEDEFTE”

    Açıklamada, Ortadoğu’da inançlarını özgürce yaşamak isteyen Ezidiler, Aleviler, Süryaniler, Dürziler ve diğer ezilen inanç topluluklarının tarih boyunca sistematik katliamlar, soykırımlar ve asimilasyon politikalarıyla yok edilmek istendiği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, toplumsal farklılıklardan korkan devletlerin bu saldırıların sorumlusu olduğunu belirterek, söz konusu yapıların kendi varlıklarını “tekçi” anlayış üzerine kurduklarını kaydetti. Açıklamada, “Kendileri gibi inanmamızı isteyen bu devletlerin dayatmaları, insanlığın bugününü ve geleceğini karartmaktadır” denildi.

    “EZİDİLERİN HER ACISI, İNSANLIĞIN ACISIDIR”

    Açıklamada, bu dayatmaları kabul etmeyen Ezidilik, Alevilik ve Dürzilik gibi inançların hedef haline getirildiği ve her fırsatta saldırıya uğradığı vurgulandı.

    Ezidi halkının tarih boyunca “ferman” olarak adlandırılan çok sayıda soykırım saldırısına maruz bırakıldığı hatırlatılan açıklamada, bu saldırıların yalnızca Ezidilere değil, tüm insanlığa yöneldiği ifade edildi. “Ezidilerin her acısı, insanlığın ve biz Alevilerin acısıdır. Onların her yarası, yüreğimizde açılmış bir yaradır” ifadelerine yer verildi.

    “DAYANIŞMA İNSANLIK GÖREVİDİR”

    FEDA ve DAKB, tüm hak ve hakikat yolcularını Ezidi halkıyla dayanışmaya çağırarak, inançlara ait kültürel ve inançsal mirasın korunmasının hayati bir sorumluluk olduğuna dikkat çekti.

    Açıklamada, Ezidi halkının Çarşema Sor bayramı kutlanırken, Ezidiliğin nesillere aktarılması için gerekli koşulların yaratılması ve eşit haklara sahip olması gerektiği vurgulandı. İnanç özgürlüğü ve toplumsal eşitlik olmadan demokratik ve barışçıl bir ortak yaşamın mümkün olmayacağı ifade edildi.

    “İNANÇ VE KÜLTÜREL KİMLİK YAŞAMSALDIR”

    Bir inancın güçlü ve diri olmasının yalnızca kendi topluluğu için değil, diğer inançlar için de cesaret ve ilham kaynağı olduğu belirtilen açıklamada, inancın kültürel kimliğin korunması ve gelecek nesillere aktarılmasının temel taşı olduğu kaydedildi. Farklı inanç mensuplarının özsavunma, örgütlenme ve dayanışmayı güçlendirmesi gerektiği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, kadın dayanışmasını merkeze aldıklarını belirterek, farklı inançların güvenle, eşit haklarla ve özgürce yaşayacağı bir toplum için mücadele ettiklerini duyurdu. Açıklamada, Ezidi halkının ve özellikle kadınlarının direnişi ile kültürel mirası sahiplenme iradesi selamlandı.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA VE DAKB’den ‘JES’e Hayır’ açıklaması: Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!

    FEDA VE DAKB’den ‘JES’e Hayır’ açıklaması: Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Muş’un Varto ilçesinde yapılmak istenen JES projesine karşı sert tepki gösterdi. Projenin yalnızca doğayı değil, Alevi inancının yaşam alanlarını da hedef aldığı vurgulandı. Halkı göçe zorlama ve ekolojik yıkıma karşı mücadele çağrısı yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Muş’un Varto ilçesinde hayata geçirilmek istenen jeotermal enerji santrali (JES) projesine ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, uzun süredir bölge halkının bu projelere karşı direndiği vurgulanarak, girişimlerin yalnızca teknik bir enerji yatırımı olmadığı, doğaya ve toplumsal değerlere yönelik sistematik bir müdahale olduğu ifade edildi.

    “BU PROJELER BİR ASİMİLASYON GİRİŞİMİDİR”

    Açıklamada, JES projelerinin Alevi halkının yaşadığı topraklarda hayata geçirilmek istenmesine dikkat çekilerek, bunun tesadüf olmadığı belirtildi. Projelerin iyi niyet taşımadığı ve doğrudan bir asimilasyon politikasıyla bağlantılı olduğu ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, projenin hayata geçirilmesi durumunda bölge halkının ciddi sonuçlarla karşı karşıya kalacağını belirtti.”Tarım ve hayvancılıkla geçinen köylüler açısından su kaynaklarının kirlenmesi, toprağın verimsizleşmesi ve meraların yok edilmesi, yaşamın sürdürülemez hale gelmesi anlamına geliyor” denilen açıklamada,  bu sürecin doğrudan zorunlu göçü beraberinde getireceği vurgulandı.

    “DOĞA, ALEVİ İNANCININ ÖZÜDÜR”

    Açıklamada Alevilikte doğanın yeri özellikle vurgulanarak, dağ, taş, su ve toprağın kutsal olduğu, insan ile doğa arasındaki bağın inancın temelini oluşturduğu belirtildi. Bu nedenle doğaya yönelik her müdahalenin aynı zamanda Alevi inancına yönelik bir saldırı olduğu ifade edildi.

    “FAY HATLARI ÜZERİNDE SONDAJ, DEPREM RİSKİNİ ARTIRIYOR”

    Projelerin teknik risklerine de dikkat çekilen açıklamada, sondaj çalışmalarının fay hatları üzerinde yürütülmesinin deprem riskini artırdığı, ekosistemin tahrip edilmesinin ise bölgedeki tüm canlı yaşamını tehdit ettiği belirtildi. Endemik bitkilerin yok olması, havanın kirlenmesi ve suyun zehirlenmesiyle birlikte bölgenin yaşanamaz hale geleceği ifade edildi.

    FEDA ve DAKB, JES projelerinin yalnızca bir enerji yatırımı olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, bunun yaşamın, doğanın ve inancın tasfiyesi anlamına geldiğini vurguladı.

    MÜCADELE ÇAĞRISI: MERSİN VE VARTO’DA MİTİNGLER

    “Suyuma, toprağıma, inancıma dokunma!” denilen açıklamada , JES projelerine karşı sürdürülen mücadeleye dikkat çekilerek, dayanışma çağrısı yapıldı. Bu kapsamda, 11 Nisan 2026’da Mersin’de, 24 Nisan 2026’da Varto’da mitingler düzenleneceği duyuruldu. Başta Vartolular olmak üzere tüm doğa savunucuları, Aleviler ve demokrasi güçleri bu eylemlere katılmaya çağrıldı.

    HABER MERKEZİ

     

  • FEDA ve DAKB’den Colani’nin Almanya ziyaretine tepki: Bu bir meşrulaştırmadır

    FEDA ve DAKB’den Colani’nin Almanya ziyaretine tepki: Bu bir meşrulaştırmadır

    PİRHA- FEDA ve DAKB,  Colani’nin Almanya’ya davet edilip devlet protokolüyle karşılanmasına tepki gösterdi. Bu yaklaşımın şiddeti meşrulaştırdığı ve Ortadoğu’da savaş politikalarını derinleştirdiği vurgulandı.

    Cihatçı HTŞ’nin yönetimde olduğu Suriye’de geçici Cumhurbaşkanı Colani, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in daveti üzerine 30 Mart Pazartesi günü Berlin’e gidecek. Demokratik güçler de Başbakanlık binası önünde Colani’nin Berlin’e davet edilmesini protesto edecek.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı yazılı açıklamada ,  “Batının Colani’yi devlet protokolüyle karşılaması, yalnızca bir diplomatik tercih değil, aynı zamanda ciddi bir meşrulaştırma sorunudur. Bu yaklaşım, farklı inanç ve etnik topluluklara yönelik şiddeti görmezden gelmekte ve uluslararası kamuoyuna tehlikeli bir mesaj vermektedir” ifadelerine yer verildi.

    Colani’nin Almanya ziyaretinin, her yönüyle insanlığa ve insan haklarına karşı bir tutum olduğu belirtilen açıklamada, ” İnsanlık suçu işleyen İŞİD örgütünün uzantısı olan HTŞ’nin geçmişi, Alevilere, Dürzilere, Kürtlere, Hristiyan ve diğer halklara yönelik olarak işlediği sayısız katliamlarla ve soykırımlarla anılmaktadır” denildi.

    “İNSANLIK DÜŞMANI BİR FİGÜRÜN KABULÜ SUÇLARA ORTAKLIKTIR”

    Açıklamanın devamında şu değerlendirmelere yer verildi:
    “İnsanlık düşmanı bir figürün siyasi bir aktör olarak kabul edilmesi, işlenen suçlara ortak olmaktır. Üstelik bu durum, halihazırda devam eden şiddet ortamını daha da güçlendiren bir etki yapacaktır. Dolayısıyla Colani’nin bundan sonra işleyeceği suçlara çanak tutulmaktadır. Kadınlara yönelik saldırılar, zorla yerinden edilmeler ve farklı inanç ve etnik gruplara yönelik katliamlar ve soykırımlar, bölgedeki halkların yaşamını tehdit etmeye devam etmektedir.”

    Almanya’nın politikalarının da eleştirildiği açıklamada, “Almanya, bir yandan mülteci politikalarını sertleştirerek insan haklarını ihlal etmekte, diğer yandan Colani gibi bir ismi meşru siyasal bir figür olarak tanıyarak Ortadoğu’da savaşın derinleşmesi ve halkların acılar içinde dünyaya dağılmasına yol açmaktadır. Almanya’nın izlediği bu politikadaki tutarsızlığı açıkça halk görmelidir” diye belirtildi.

    “ŞİDDETLE ANILAN AKTÖRLERİN MEŞRULAŞTIRILMASINA SON VERİLMELİ”

    FEDA ve DAKB açıklamasında şu çağrı yapıldı:
    “Hiçbir siyasi ya da ekonomik çıkar, insan hayatının ve onurunun önünde tutulamaz. Bu nedenle Almanya’nın bu yaklaşımı yeniden değerlendirmesi gerekmektedir. Çağrımız nettir: Şiddetle anılan aktörlerin meşrulaştırılmasına son verilmeli, insan hakları ve toplumsal barış esas alınmalıdır. Ortadoğu’da krizi yaratan hiçbir kişiye veya güce destek verilmemelidir. O coğrafyada yaşayan halkların güvende yaşamasını sağlayacak bir politika ve tutum izlenmelidir.”

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB, Haydar Sever’in Hakk’a yürümesi sonrası taziye mesajı yayımladı!

    FEDA ve DAKB, Haydar Sever’in Hakk’a yürümesi sonrası taziye mesajı yayımladı!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yayımladıkları mesajda geçtiğimiz gün Hakk’a yürüyen Haydar Sever’in toplumsal hafızadaki yerine ve mücadeleci kimliğine dikkat çekti.

    Dersim’in büyük değerlerinden, toplumun sevilen ismi Haydar Sever’in Hakk’a yürüdüğü haberi üzüntüyle karşılandı.

    FEDA ve DAKB, Haydar Sever’e ilişkin açıklama yaptı.

    Hayatını Kürt kimliği ve onuruyla sürdüren Haydar Sever’in, ana dilin önemine her zaman vurgu yaptığı belirtilen açıklamada, “Haydar Sever büyüğümüz, yaşamını ana diliyle sürdürmeyi hayatının merkezine koymuştur. Kürt edebiyatı ve kültürüne sahip çıkarak, halkımızın değerlerini korumayı kendine görev edinmiştir” denildi.

    Açıklamada ayrıca, Haydar Sever’in Dersim, Kürt halkı ve Reya Haq inancının tarihine gösterdiği özen ve toplumsal sorumluluğuna dikkat çekildi: “Haydar Sever, yakın tarihimizin canlı tanıklarından biri olarak toplumsal hafızamızın da bir parçasıydı. Onun hakka yürümesi, yeri doldurulamayacak büyük bir kayıptır.”

    FEDA ve DAKB, yayımladıkları mesajda başta ailesi olmak üzere tüm Reya Hakk inancı mensupları ile sevenlerine başsağlığı dileyerek, “Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Devri daim olsun” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA ve DAKB: Özgürlük, demokrasi ve barış için Newroz’da buluşalım

    FEDA ve DAKB: Özgürlük, demokrasi ve barış için Newroz’da buluşalım

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Newroz  dolayısıyla yaptıkları açıklamada, Alevilere, Kürt halkına ve tüm muhalif kesimlere yönelik baskıların arttığına dikkat çekerek, Newroz’un direniş, özgürlük ve demokrasi günü olarak sahiplenilmesi çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) 21 Mart Newroz bayramı dolayısıyla yazılı açıklama yayınladı.

    Açıklamada,  Newroz’un farklı inançların, kültürlerin ve halkların kendi anlamlarını yüklediği özel bir gün olduğu vurgulandı. Kimi için doğumun ve manevi başlangıcın simgesi, kimi için doğanın uyanışıyla yeni bir yılın habercisi, kimi için ise zulme karşı direnişin ve özgürlük arayışının tarihsel ifadesi olduğu belirtilen Newroz’un, toplumsal mücadelelerdeki yeri ve önemi hatırlatıldı.

    Açıklamada, bu yıl Newroz’un hem ülkede hem de bölgede zulmün ve baskının zirve yaptığı koşullarda karşılandığı ifade edilerek, Alevi toplumuna, Kürt halkına, demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürütenlere, emekçilere, kadınlara, çocuklara ve tüm muhalif kesimlere yönelik baskıların giderek arttığına dikkat çekildi. Aynı zamanda bölgeyi kan gölüne çeviren savaşlara işaret edilerek, bu çatışmaların en çok ezilen halklara zarar verdiği ve bu süreçte halkların ağır bedeller ödediği vurgulandı. Tüm bu baskı ve savaş politikalarına rağmen Aleviler, Kürtler, kadınlar ve demokrasi güçlerinin kararlı bir direniş sürdürdüğü belirtilerek, Newroz’un bu tarihsel direniş sürecinde karşılandığı ifade edildi.

    “NEWROZ, ZULME KARŞI YENİDEN DİRİLİŞ VE MÜCADELE GÜNÜDÜR”

    Açıklamada, bu yılki Newroz’un Alevi halkı, Kürt halkı, kadınlar ve tüm ezilen kesimler açısından zulme karşı yeniden diriliş günü olacağı vurgulandı. Reya Haq inancına mensup Aleviler olarak bu Newroz’un, Aleviler üzerindeki asimilasyon baskılarına ve soykırım tehditlerine karşı mücadelenin büyütüleceği bir gün olarak ele alındığı ifade edildi. Bu kapsamda, Alevi köylerine cami yapılmasına, Alevi çocuklarına zorla Sünni İslam inancının dayatılmasına, Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarına karşı çıkıldığı belirtildi. Eşit yurttaşlık talebi ile cemevlerinin Alevilerin inanç merkezi olarak tanınması gerektiği vurgulanarak, bu başlıkların Newroz’un temel mücadele gündemleri olduğu ifade edildi. Alevi inancının insan merkezli olduğu ve hak mücadelesini esas aldığı belirtilen açıklamada, bu nedenle Alevilerin ayrım yapmaksızın herkese yönelik haksızlıklara karşı durduğu kaydedildi. Bu çerçevede Kürt halkına yönelik baskılar ve saldırılar kınanırken, Kürt halkının barış ve demokratik toplum taleplerinin kendi talepleri olarak görüldüğü ifade edildi. Kayyumların iptal edilmesi, seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi, siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşması ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasının demokratik talepler olduğu belirtilerek desteklendiği vurgulandı.

    “ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE BARIŞ İÇİN FRANKFURT’TA NEWROZ’DA BULUŞALIM”

    FEDA ve DAKB açıklamasında, Newroz’un aynı zamanda kadınların taleplerinin hayat bulduğu, doğaya yönelik ekolojik saldırıların durdurulduğu, emekçilerin, çocukların ve gençlerin daha özgür bir yaşam sürdüğü bir geleceğin inşası için mücadele günü olduğu ifade edildi. Alevilik inancının gereği olarak bu mücadelenin büyütülmesinin zorunlu olduğu belirtilirken, bu sorumluluğun yerine getirileceği vurgulandı. Açıklamada, Newroz ateşlerinin bütün kötülüklerin yok edilmesi ve iyiliklerin hayat bulması için yakılması çağrısı yapılarak, tüm halklar, Reya Hakk inancına bağlı olanlar ve Aleviler 21 Mart Cumartesi günü Frankfurt’ta düzenlenecek Newroz etkinliğine davet edildi. “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’nda eşitlik, adalet ve barış için buluşalım” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA Eşbaşkanı Polat: Ortadoğu’daki savaş, üçüncü dünya savaşının bir aşamasıdır!

    FEDA Eşbaşkanı Polat: Ortadoğu’daki savaş, üçüncü dünya savaşının bir aşamasıdır!

    PİRHA- FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’daki çatışmaların iki ülke arasındaki bir savaş olarak tanımlanamayacağını belirterek, sürecin küresel kapitalist güçlerin müdahalesiyle şekillenen yeni bir jeopolitik dizilim olduğunu vurguladı.

    Ortadoğu’da İran ile İsrail arasındaki savaş genişleyerek Irak’tan Suudi Arabistan’a kadar yayılıyor. Karşılıklı füze ve İHA saldırıları sürerken, stratejik önemdeki Hürmüz Boğazı İran tarafından gemi geçişlerine kapatıldı. Günlük yaklaşık 20 milyon varil petrolün geçtiği boğaz, savaşın seyrini etkileyebilecek kritik bir faktör olarak görülüyor.

    ABD Başkanı  Donalt Trump, petrol ticaretinden yararlanan ülkelere güvenlik için gemi gönderme çağrısı yaptı ancak yanıt alamadı. Ayrıca İran’ın bölge ülkelerine saldırmasını beklemediklerini ve İran’da lider kadronun etkisiz hale getirildiğini iddia etti. Savaş, hem bölgesel yayılma hem de enerji hatları üzerindeki etkisi nedeniyle küresel risk oluşturuyor.

    FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Polat, mevcut çatışmaların dar anlamda iki ülke arasındaki bir savaş olarak ele alınmasının eksik bir yaklaşım olduğunu ifade etti. Polat, “Esas tanımlama üçüncü dünya savaşının Ortadoğu’da bir üst aşamaya ulaştığıdır” dedi.

    Polat, sürecin kapitalist modernite güçleri ve onların bölgedeki temsilcilerinin Şii ulus devlete doğrudan müdahalesi olduğunu belirterek, bu durumun yaklaşık 40 yıllık bir arka plan ve hazırlığın sonucu olduğunu dile getirdi.

    “AMAÇ YENİ BİR JEOPOLİTİK DİZİLİM”

    Savaşın temel hedeflerinden birinin bölgesel ve ileride küresel ölçekte yeni bir jeopolitik düzen kurmak olduğunu ifade eden Polat, bu sonucun kaçınılmaz göründüğünü söyledi. Polat, “ulus üstü küresel kapitalist sermayenin bu sermayeyi sınırlandıran köhnemiş ulus devletlere karşı müdahalesidir” değerlendirmesinde bulundu.

    Sürecin gidişatına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Polat, mevcut tablonun kapitalist modernite güçlerinin lehine ilerlediğini belirterek, İran’ın uzun süre direnmesinin ya da bu mücadeleyi kazanmasının zor göründüğünü ifade etti. Saddam Hüseyin’in akıbetine de değinen Polat, bunun demokratikleşmeyen ulus devletlerin geleceğine dair bir örnek olduğunu söyledi.

    “KÜRTLER VE EZİLEN HALKLAR İÇİN HEM FIRSAT HEM RİSK”

    Polat, yaşanan gelişmelerin Kürtler ve ezilen halklar açısından hem fırsatlar hem de ciddi riskler barındırdığını belirtti. Kürtlerin birlik oluşturmasının önemli olduğunu vurgulayan Polat, bunun tek başına yeterli olmadığını ifade ederek, diğer halklar ve inançlarla demokratik ve stratejik ittifakların kurulması gerektiğini söyledi.

    Demokratik ulus modeline işaret eden Polat, bu çerçevenin Kürt halkı ve tüm ezilen kesimler için en doğru ve ispatlanmış model olduğunu belirtti. Bu modelle “üçüncü yol” alternatifinin hayata geçirilebileceğini ifade eden Polat, ne kapitalist moderniteye ne de köhnemiş ulus devlet anlayışına mahkum olunmaması gerektiğini vurguladı.

    İran’ın çok dilli ve çok inançlı yapısına da değinen Polat, en uygun çözümün demokratik ulus temelinde geliştirilecek üçüncü yol modeli olduğunu sözlerine ekledi.

    PİRHA/KÖLN